Seksodus, Bölüm 1 : Erkekler kadınlardan vazgeçip toplumdan elini eteğini çekiyor

“Benim neslimin erkekleri s..i tuttu” diyor Rupert adlı, video oyunu tutkunu Alman genç. Kendisini son birkaç aydır tanıyorum. “Evlilik öldü. Boşanma hayatının ömürboyu içine edilmesi demek. Kadınlar tek eşlilikten vazgeçtiler ve bu da onları bizim gözümüzde uzun süreli ilişki ve aile kurmak için uygunsuz hale getiriyor. Durum bu. Eğer riski alsak bile, çocuklarımızın bizden olmama ihtimali olacak. Fransa’da, kadının aldatarak yaptığı çocuklara bile bizim para ödememiz gerekiyor.”

“Okulda, erkeklerin hayatının içine ediliyor. Okullar, kadınlara göre dizayn ediliyor. Amerika’da oğlanlara zorla Ritalin gibi Skittles veriliyor, “uysallaştırmak” için. Kotaları doldurmak için kızlara ayrıcalık tanınırken, erkekler ikinci plana itiliyor.”

“Benim neslimdeki kimse anlamlı bir emekliliğe sahip olacağına inanmıyor. Biz, bir önceki neslin elde ettiği servetin sadece üçte ya da dörtte birine sahibiz. Herkes işsizlik ve yoksulluktan kurtulmak için yüksek öğretime kayıyor zira iş yok”

“Acımızı kızlarla dindirebilseydik tüm bunlar bile katlanılabilir olabilirdi. Ama sadece ilgi gösterince bile pedofil ya da tecavüzcü gibi davranılıyoruz. Benim neslim deneydeki “güzeller” (1960 yılında yapılan ve insan ırkının geleceği ile ilgili karamsar sonuçlar ön gören Fare Ütopyası deneyine referans veriyor)”.

Nüfus artışı kontrolden çıktığında, John Calhoun’un “fare evrenindeki” dişi fareler çiftleşmeyi bırakıyor ve erkek fareler diğerlerinden kendilerini soyutlayarak sadece yiyip – içip – yatıp – sıçıp – süslenip yaşadıkları bir hayata çekiliyorlar. Çok parlak kürkleri ama bomboş hayatları olan bu farelere Calhoun “the beautiful ones” yani “güzeller” ismini veriyor (*).

“Aradaki paralellik inanılmaz” diyor Rupert.

Tarihin hiçbir döneminde cinsiyetler arasındaki ilişki bu kadar stres, husumet ve yanlış anlama dolu olmadı. Son on yıllarda toplumda meydana gelen fay hattı kaymasının itici gücü olan radikal feministler için bu bir zafer : toplumun temellerindeki enstütüleri ve güç yapılarını alaşağı etmek istiyorlardı, sonucunda ortaya çıkacak yıkımı zerre kadar düşünmeden. Nihilist bir yıkım, onların yol haritası.

Ama geri kalanlarımız için, küçük ama organize bir kışkırtıcı grup tarafından toplumun yıkıldığını, sıradan kadın ve erkeklerin birbirlerinden soyutlanıp aynı şiddette ızdıraba itilmeleri görmek acı verici. Özellikle, hızla artan sayıda gözlemcinin farketmeye başladığı bir olgu : koca bir neslin – özellikle erkeklerin – bu sosyal mühendislik projesinin enkazı altında kalması.

Sosyal yorumcular, gazeteciler, akademisyenler, bilimadamları ve genç erkeklerin kendileri trendin farkına vardılar : 15 – 30 yaş arası erkeklerin giderek artan sayıda bir kısmı toplumdan tamamen kendilerini çekiyorlar, kadınlardan, seks ve ilişkiden ümidi kesiyorlar ve porno, seks fetişizmi, alkol, uyuşturucu bağımlılığı, video oyunları ve bazen hanzo erkek kültürüne çekiliyorlar. Bunların hepsi bu çekilen erkekleri, modern feministlerin yarattığı düşmanca, yıkıcı sosyal ortamdan soyutluyor.

Onları suçlayamazsınız. Okulda, barlarda, klüplerde ve ötesindeki adaletsiz koşullara isyan ettiklerinde ksaba çocuk-adam, ağlak bebe aşağılamalarına maruz kalan erkekler bir şeyi yapsalar da suçlular, yapmasalarda: saldırgan, gerçeklikten kopuk beklentileri olan kadınların peşinde koşmadıkları zaman bodrum katında yaşayan sivikceli veletleri diye dalga geçilirken, en ufak bir cinsel ilgi gösterdiklerinde tecavüzcü ve kadın düşmanı yaftası yiyorlar.

The Tab adlı öğrenci gazetesinin baş editörü Jack Rivlin, 30 kadar öğrenci gazetesinin arkasındaki kişi olarak bu trendi en iyi gözlemleyebilecek kişilerden biri. Ve o da şimdiki neslin erkeklerinin kadınlarla iletişimi zor bulduklarını kabul ediyor.

“Ergen erkekler her zaman kızlar konusunda başarısızlardı ama bugün gerçekten de iyi niyetli olmanın yetmeyeceği ve eğer beceriksizliğin başınız belaya sokabileceği fikri baskın” diyor Rivlin. “Örneğin, bir öpücük için eğilmek bile sizin beceriksizden ziyade sapık olarak görülmenize neden olabilir.”

Erkeklerin bugün uyması beklenen kuralların ne olduğu onlara hiç açıklanmıyor diye devam ediyor Rivlin. Bu da oğlanları kızlarla etkileşimde stresli ve bilgisiz bırakıyor. “Bu sanki iyi bişeymiş gibi görünebilir zira erkekleri romantik olmayan ama pratik bir şekilde kıza nasıl davranması gerektiğini sormaya itebilir. Fakat bu durum onların oyundan vazgeçip kendi oğlan gruplarına çekilmeye itiyor, kadınlara karşı kaba olmanın grup içinde onayınızı arttırdıpı ve karşı cinsle bire bir etkileşimi tamamen bırakabileceğiniz gruplar.”

“Nasıl davranacaklarını bilmedikleri ve cesaretleri olmadığı için kadınlara yaklaşmayan oğlanlar da var. Kadınlarla başbaşa zaman geçirmemiş oğlanların onlarla ilişkide iyi olmayacaklarını söylemeye gerek yok”.

Rivkin madde bağımlılığında artış olduğunu da gözlemlemiş, özellikle oğlanların sinirlerini yatıştırmak için kullandıkları alkolde. “Birçok erkek öğrencinin hiç ayık seks yapmadıkları ile övündüklerine çokça şahit oldum. Korktukları belli, bu doğal, ama eğer “kuralları” bilseler çok daha az korkak ve işlevsiz olacaklar.”

Sonuç? “Bir sürü iyi ama mahçup erkek kadınlara yaklaşmayı bırakıyor zira onlar için çok kötü bir utandırılmaya uğramadan hata yapma şansı yok.”

Daha kötüsü, bu etki erkeklere ayrılan destek paketlerinin olmadığı daha fakir ve eğitimsiz topluluklarda daha fazla hissediliyor. Benim bulunduğum Cambridge Üniversitesinde bu olgu farkedilir değil diyor Tim Squirrell. “Son yıllarda bir değişim gözlemlemedim. Bu yıl zorunlu rıza seminerleri konuldu ve sanırım bu iyi birşey ve Kadın Gruplarının lad kültürüne karşı kampanyaları devam ediyor. Ama burada atmosfer yine geçen yılki gibi – çoğunluğu kimseye yaklaşacak cesareti olmayan inek erkekler ve kızlara yaklaşmaya cesareti olan küçük bir grup erkek. Kadınlar da erkeklere yaklaşıyor tabii. Kampüste seks kıtlığı olduğuna dair henüz kampüs gazetesinde bir yazı çıkmadı.”

“Sanırım daha önce ne kadar seks yapılıyorsa şimdi de aynı” diye ekliyor. Cambridge University’de bu çok anlamlı olmayabilir tabii. Sosyoekonomik ve sınıfsal nedenlerle Cambridge ve Oxford gibi yerler erkeklerin çatlaklara düşmesinden kendilerini izole etmiş olabilirler.

Ama çoğu orta ve ortanın üstü sınıftan öğrencilerle dolu bu üniversitelerde bile bu zorunlu ve kibirli “rıza” sınıfları hayata geçiriliyor. Ortanın solunda bir feminist olduğunu belirten Squirell bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyor. Ama Camille Paglia gibi akademisyenler yıllardır kampüslerde devam eden “tecavüz kültürü” (**) çığırtkanlığının kadınları daha büyük tehlike altında bıraktığını söylüyor.

Kadınlara bugün mağdur edebiyatı öğretiliyor, saldırgan bir şekilde kırılgan olmaları ve en küçük bakış, yaklaşma ve sözün ya da beceriksiz bir yanlış anlamanın “saldırı”, “istismar” ve “taciz” olduğu anlatılıyor. Bu erkeklerin sadece bir kızın ağzından çıkanlarla akademik kariyerinin mahfolacağı kampüslerde işe yarayabilir.

Ama Paglia’ya göre bu kadınlar gerçek dünyaya adım attıklarında ve üniversitelerin tecavüz komitelerinin koruyucu kanatlarının altından çıktıklarında, gerçekten şiddet içerebilecek erkek cinselliğine karşı tamamen hazırlıksız oluyorlar. Ve ortaya çıkan panik ve korku havası da erkekleri daha da kötü etkiliyor. Toplamda eğitim -öğretim, erkek çocuklar için ızdıraplı bir deneyim haline geliyor.

İngiltere ve Amerika’daki okullarda bugün erkek çocukları utanmazca hastalıklıymış gibi davranılıyorlar, akademisyenlerin 2001den itibaren uyarmaya başladıkları şekilde. Erkeksi ve taşkın olmak artık problem olarak görülüyor ve kız davranışları, bu defolu erkeklerin uyması gereken altın standart olarak kabul ediliyor.  Çözüm ise çoğunlukla ilaç.

Amerika’da her yedi erkek çocuktan birine eğitim hayatının bir yerinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu teşhisi konuluyor. Milyonlarca oğlan çocuğa, Ritalin adlı güçlü bir hiperaktivite ilacı yazılıyor, erkek olarak doğma suçunu işledikleri için. Bu ilacın, ani ölüm gibi çirkin yan etkileri var.

Bütün bunlar olurken de erkekler akademik olarak kızların gerisine düşüyor, belki de son on yıllarda kızların başarılarına odaklanan bonkör fonlar etkisi ile. Bu arada tabii kötü notlar alan, daha başarısız oğlan çocukları tamamen görmezden gelinerek. Batı’da kızlara odaklanma o kadar güçlü ki, erkeklerin akademik problemleri tamamen görünmez halde.

2001 yılında bile kızların gerisine düşen, ihtiyaçları olmayan bir ilaca boğulan, kendine güven problemleri tamamen görmezden gelinen, üniversiteye gitme ihtimalleri de az ve bütün bunların üstüne eğitim sendikalarında ve solcu partilerde yuvalanan feminist birlik tarafından sürekli alaya alınan olan bu oğlanlara ne oldu?

Kısa cevap : büyüdüler, işlevsiz, toplum tarafından ihmal edilmiş, ciddi sıkıntı içinde ve çoğunlukla karşı cinsten tamamen kopuk bir haldeler. 1990 ve 2010 yılları arasında kültür ve okullar tarafından asıl ihanete uğrayanlar erkekler. Bu erkekler benim seksodus dediğim dalganın ilk nesli, kadınlarla sağlıklı bir ilişki kurulamayacağına ya da bu çabaya değmeyeceğine inanmış erkeklerin ana akım toplumdan toplu olarak vazgeçişi.

İkinci dalga seksodus nesli ise şu an yetiştirilmekte. Muhtemelen 3. dalga feminizmi, Kaliforniya’nın “Yes means Yes” yasası gibi kibirli, saçma, çalışması mümkün olmayan ve açık açık erkek düşmanı dolmaları ile Guardian, Vox, Gawker gibi medya organlarında histerik partilerinin son saatlerini yaşıyorlar, kadınların kendileri de bu saçmalıkları reddedip, artık s-kelimesi (sikiş)ten komple kendilerini soyutlamadan önceki son saatler.

***

Sexodus öyle yok yere olmadı ve birçok y kuşağı genci toplumun dışına sürükleyen kuvvetler, bu gençlerin ebeveynlerine de baskı uyguluyor. 30larının sonlarında olan ve bu konuda birkaç aydır görüştüğüm profestonel araştırmacı bir erkek esprili bir şekilde açıklıyor durumu : “En azından son 25 yıldır, bir kadını elde tutmak için sürekli daha fazlasını yapmam gerektiğini duyup durdum. Ama kimse bana onlar beni elde tutmak için ne yapacak söylemedi.”

“Yönetici olarak çalışan, heteroseksüel ve evli ve toplumdan kendini soyutlamamış bir erkek olarak, piliçlerden bana verilen mesajı şöyle özetleyebilirim : ‘çeneni kapamak sadece arzu edilir değil aynı zamanda mecburi’. Herşeyi çeneni açmadan ödemeli ve çalışır halde tutmalısın : ama sen, kendin ve tercihlerin siktirip gidip geberebilirsiniz.”

Son birkaç on yıldır kadınlar erkeklere karmaşık sinyaller gönderiyorlar, oğlanları kadına nasıl davranacakları konusunda tamamen kafası karışık bir hale sokan, belki de bu nedenle bazı erkekler içinde bulundukları durumu bu kadar ağır kelimelerle anlatıyorlar. Kendilerinden daha fazla kazanan ve akademik olarak daha iyi performans gösteren kadınlarca eve ekmek getiren rolü ellerinden alındıktan sonra erkekler ne yapacaklarını sezmeye çalışır halde kaldı, kadınların birbirine zıt olan ne istedikleri ile ilgili söyledikleri ve aslında neyin peşinde koştukları arasında erdemli bir yer bulmaya çalışır bir halde kaldılar.

Erkekler, kadınların dedikleri ile yaptıkları arasındaki uçurumun hiç bu kadar fazla olmadığını söylüyorlar. Erkeklere sürekli feminist yolda kadınlara yoldaş olan kibar, duyarlı erkekler olmaları söyleniyor. Ama iyi, zararsız bir erkek arkadaş istediğini söyleyen kadın eve gidip Game Of Thrones’taki kaslı, testosterona boğulmuş, geniş göğüslü erkekleri ağızlarının suları aka aka izliyor. Erkekler bunu biliyorlar, bu büyük tutarsızlık bütün oyunu çok fazla çaba gerektirir hale getiriyor.(***) Kadınlar ne ister diye anlamaya çalışmaya ne gerek var, maç yapmak, yatak odandan rahat rahat mastürbasyon yapmak veya video oyunu oynamak varken.

Her biri kült bir hit olan erkekler ve maskülinite ile ilgili kitaplar yazan Portland merkezli yazar Jack Donovan, bu fenomenin çoktan yetişkin nüfus içinde endemik olduğunu söylüyor. “Aslında flört edip evlenme opsiyonu varken kadınlardan ümidi kesen bir sürü genç erkek görüyorum” diye açıklıyor. “Ya da aile ve eş edinme fikrinden ümidi kesen. Bu hem geleneksel olarak kadınlar konusunda utangaç olan erkekleri de kapsıyor hem de kadınlarla normalde utangaç olmayan erkekleri de.”

“Bu erkekler maliyet – fayda analizi yapıyorlar ve bunun kötü bir alışveriş olduğunu farkediyorlar. Biliyorlar ki eğer evliliğe ve çocuklara yatırım yaparlarsa, bir kadın bunu istediği zaman yıldırım hızıyla ellerinden alabilir. Bu nedenle Tinder ve OK Cupid gibi uygulamalardan kadın bulup, korunmalı seks yapıyorlar ve kendilerini “oyuncu” sınıfına atıyorlar. Oyunculuktan sıkılınca da en fazla erkek arkadaş oluyorlar.”

Evliliğin Uluslararası Sembolü

Donovan şöyle devam ediyor : “Hemen hemen tüm erkekler zorunlu cinsel taciz ve anti-tecavüz seminerlerine katıldılar ve biliyorlar ki bir kadının kendilerini suçlayıcı sözleri ile bile işlerinden olabilirler ya da tutuklanabilirler. Biliyorlar ki birçok durumda, suçsuzlukları kanıtlanana kadar suçlu muamelesi görecekler.”

Donovan suçun modern feminist hareketinde ve bu hareketin kendi görüşüne göre samimiyetsizliğinde olduğunu söylüyor. “En çok kafası karışık ve zorlanan erkekler ise feministlerin iyi niyetli olduğu varsayımıyla hareket eden erkekler” diyor. “Gerçekte ise modern feministler cinsel, sosyal, politik ve ekonomik statü için sıfır toplamlı bir mücadele içindeler – ve şu an mücadeleyi kazanıyorlar.”

“Medya şu an bütün tartışmaları radikal feministlerin çerçevesine almasına izin veriyor, bu kısmen sansasyonculuğun her türlü adil ve dengeli tartışmaya göre daha çekici olmasından. Kadınlar temel olarak erkekler hakkında her şeyi söyleyebilirler, ne kadar iftira olursa olsun dedikleri alkışlar ve tezahürat ile karşılanır”.

Durum gerçekten de medyadaki bazı gevşek erkek koalisyonları için bu oldu, Dr Matt Taylor’a feministlerin yaptığı saldırıya tepki gösteren bilimadamları da aynı durumla karşılaştı, basın etiği için yürüttükleri kampanya, yalancı aktivist feministler ve “social justice warrior” denilen insanlarca kadın düşmanı nefret söylemi olarak yaftalanmaya çalışılan video oyunu camiası da karşılaştı.

Donovan’ın feministlerin medya savaşlarında kolayca kazanmalarının sebebi konusunda görüşü şu : “Çünkü erkekler içgüdüsel olarak kadınları savunmak ve kahraman olmak için öne atlıyorlar. Bir erkek ucundan da olsa kadınları ve feminizmi eleştiren birşeyler yazsa, hem kadınlar hem de erkekler tarafından radikal bir alçak olarak tanımlanıyor. Açıkça feminizim taraftarı olmayan birçok “erkek çalışmaları” ve “erkek hakları” kitap ve blogları, kadınlardan özür dileyenlerin yorumlarıyla dolu.

The Myth of Male Power gibi kitaplar ve A Voice For Men gibi kitaplar favori öcüler, ama sadece feministlerin “eşitlik” peşindeyiz deyip yaptıklarının ikiyüzlülüğünü yüzlerine vurdukları için.

Cinsiyetler arasına nifak tohumları eken modern feministlerin aksine “Erkek Hakları Aktivistleri” gerçekten cinsel eşitlik peşindeler diyor Donovan. Ama erkek çalışmaları yapan yazarlar ve erkek akademisyenler aşırı radikal görünmemek için attıkları her adıma dikkat etmek zorunda kalıyorlar. Bunun aksine karşılarındaki feministlerin ise böyle bir derdi yok tabii ki. Donovan’ın “hipster feminist” dediği bu kadınlara ve onların umursamaz aşırılıklarına örnek olarak Guardian’dan Jessica Valenti’nin ortalıkta “ERKEK GÖZYAŞLARINDA YIKANIYORUM / I BATHE IN MALE TEARS” yazılı t-shirt ile dolaşmasını örnek veriyor.

Jessica Valenti adlı feminazi ve ERKEK GÖZYAŞLARINDA YIKANIYORUM t-shörtü.

“Ben feminizmi eleştiriyorum” diyor Donovan. “Ama hiçbir zaman üstünde “KADINLARI AĞLATIRIM” yazan bir t-shirt ile dolaşmam. Böyle yapsam öküzün teki ve düpedüz zorba biri olarak görünürüm.”

Akademisyenlerin, sosyologların ve Jack Donovan gibi yazarların görüşüne göre kibirli orta sınıf medya figürlerinden ve bunların işbirlikçisi kafası karışık erkeklerden gelen insafsız, alaycı düşmanlık, kısmen de olsa hiçbir şey bilmek istemeyen erkek neslinden sorumlu.

Bölüm 2’de toplumdan kendilerini çeken, ilişkilerden, kadınlardan vazgeçen ve alkol gazlı lad kültürüne dalan bu erkeklerin bazıları ile görüşeceğiz. Ve modern feminizmin asıl kurbanlarının, daha da yalnız ve tatminsiz bir hayata itildikleri için kadınların ta kendisi olduğunu keşfeceğiz

Çeviri : Efsanevi şahsiyet Milo Yiannopoulos‘un artık klasikleşen 2014 yılında yazdığı  The Sexodus, Part 1 : The men giving up on women and checking out of society yazısı.

(*) – Bu Fare Ütopyası Deneyi ile ilgili bir yazı yazmak lazım. Fareleri içinde yemeğin ve içeceğin sınırsız olduğu bir ütopik kafese kapıyorlar. Herkesin eşit olanakları bulduğu ve kimsenin çalışması gerekmeyen ütopya gerçek olursa ne olur diye. Daha kafesin kapasitesine yanaşamadan hızla üreyen fare toplumu boka sarıyor. Yemek sınırsız olmasına rağmen yamyamlıklar oluyor, dişiler bir grup erkeğe verirken dişisiz kalan erkekler kafesin dibinde toplanıp çeteler halinde cinayetlere başlıyor, dişiler sapıtıp bebelerini öldürüyor. Güzeller (The Beautiful Ones) ise kafesin en tepe bölümlerinde (kafes kat kat), kendilerini sadece yemeye, içmeye ve bütün gün tüylerini yalamaya veren ve bu nedenle de dış görünüş olarak oldukça güzel erkek farelere deneyi yapan elemanların taktığı isim. Toplumu aşağıda bok götürürken bunlar karıdan – kızdan ve toplumdan elini eteğini çekmiş bir yaşam sürüyorlar. Sonunda mutlu mesut bir fare ütopyası olması gereken kafeste farelerin nüfusu hızla azalıyor ve eskiden arttığı seviyelere inmesine rağmen yozlaşma kökleştiği için kafesteki farelerin nesli tükeniyor.

(**) – Rape Culture (Tecavüz Kültürü), şu an Batıda Üniversitelerde radikal feministlerin propogandasını yaptığı birşey. İstatistik Bilimini hiçe sayan (bilim dediğin ataerkil toplumun baskı aracı değil mi zaten (!)) araştırmalar ile kampüste tecavüzün ve cinsel saldırının yüzde 20 gibi bir oranda olduğu yalanı ile (buna göre Amerikada bir üniversitede tecavüz oranı ile tecavüzün savaş aracı olarak kullanıldığı Afrika ülkesi Kongo’daki tecavüz oranı aynı) kendi ajandalarını üniversitelere dayatıyorlar. Örneğin şu an 2 ay önce ayrıldığınız sevgiliniz sizi yeni sevgilinizle görünce bu kampanya sonucu faaliyete geçen üniversite mahkemelerine gidip “biz bu herifle beraberken aslında düşündüm de rızam yokmuş, bu herif bana tecavüz etti” diyebiliyor ve siz de tabii “kadının beyanı esastır” diye yaptırıma uğrayabiliyorsunuz. Bunlar bir 5 – 10 seneye kalmadan Türkiye’ye de gelir merak etmeyin.

(***) – Siz sevgili okurlar ise 2014’te göre daha donanımlısınız ve burada bir tutarsızlık olmadığının farkındasınız. Olan dizginsiz hipergami, alfa siker – beta öder ve iyi çocukları bekleyen betalar olarak tutmak, yeterince beklerlerse en iyisinin kendilerine kalacağını sanan.

Share this...
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Author: Mahmut Abi

Sitenin 30luk Mahmut Abisi ve admini. Kendisini şimdilik sadece buradan ve sitenin twitter hesabından takip edebilirsiniz.

27 thoughts on “Seksodus, Bölüm 1 : Erkekler kadınlardan vazgeçip toplumdan elini eteğini çekiyor”

  1. Aslına bakarsan teknoloji devrinde yaşıyoruz , hertürlü porno internette var.Hatta Vr teknolojisiyle o sektörde coştu.Bin türlü bilgisayar , ps oyunu piyasada.Yani biz erkeklerin vakit geçirmek için çok seçeneği var.Kız milleti de zaten kafayı yüksek statüyle bozmuş.Onlara kolay zaten 2 boya sür , 2 gün squat yap çık dışarı kimse reddetmez.Ama erkeklerin ki öyle değil ki.Güzel kadınların hipergami taleplerini karşılayabilmek için 10 numara bi adam olmak gerekiyor.Gidip defalarca kez reddedilmen gerekiyor ki 30 kişiden 1 tanesi seninle yatsın diye.Buda benim ağırıma gidiyor.Belkide gereksiz mağrurluk yapıyorum ama kadınlar bence reddedilmeye değecek kadar kıymetli değiller hatta zerre kadar kıymeli değiller.Senden iyisi gelince sana tekmeyi basacaksa en mantıklısı senin yaptığın.Bir gece yatıp sonra postalamak.

    1. Güzel kadınların hipergami taleplerini karşılayabilmek için 10 numara bi adam olmak gerekiyor.

      Türkiye’de kadınlarla başarı oranı düşük erkeklerde çok yaygın bir problem var. En tepeye oynamak. Beta erkekler nasıl kadınlar için görünmez ise çok güzel olmayan kadınlar da beta erkekler için o kadar görünmez. Senin bahsettiğin ağır siklet. Daha boks yapmamışken ağır siklet maça çıkarsan 2 saniyede nakavt olursun. 10 numara adam olmak istiyorsan, aşağıdan başla. Standartlarını çok düşür demiyorum ama ortalama Türk betası gibi ille de 8 – 9 olsun yoksa elimi sikerim daha iyi deme. 6.5 – 7.5 olsun ilkin.

      Gidip defalarca kez reddedilmen gerekiyor ki 30 kişiden 1 tanesi seninle yatsın diye.Buda benim ağırıma gidiyor.Belkide gereksiz mağrurluk yapıyorum ama kadınlar bence reddedilmeye değecek kadar kıymetli değiller hatta zerre kadar kıymeli değiller.

      Kadınlara yürümeyi dünyanın en zevkli şeylerinden birini yaşamak için yapıyorsun, yani kendin için. Kadınların kıymetinden ziyade sen kıymetlisin (ya da kendi gözünde olmalısın), neden seks gibi güzel bir deneyimden mahrum kalasın? Alternatif ne? 20li yaşlarda kendini nihilist bir içe kapanmaya,video oyunlarına ve pornoya boğma lüksün var ama sonra birgün 40 yaşında uyanıp da artık istesen de bu hayattan çıkamayacağını, çocuk istediğini farkedince ne yapacaksın?

      Milo’nun yazıları bir soruna işaret etmek için empatik bir şekilde yazılmış. Ben seksodusun sorunlu ve yanlış bir tepki olduğunu düşünüyorum. Nedenini anlasam da.

      Bizim duruşumuz belli, eğer hatunlara değmez dese idik bu site MGTOW felsefesinde olurdu, saha raporu, tabak çevirme, hatunlara yaklaşma gibi yazılar da olmazdı.

      Senden iyisi gelince sana tekmeyi basacaksa en mantıklısı senin yaptığın

      Gençler, hipergami ile ilgili Hipergami üzerine birkaç not yazımıza bakın. Bizim duruşumuz belli. Hipergaminin farkında olun, feminen beta disney masalları ile yan gelip yatmak yerine hipergamiyi kontrol edebilecek güçte bir erkek olun diyoruz. Hipergamiyi görün ve kadınlardan tamamen uzak durun felsefesinde olsak birşey yazmaya gerek yok. O zaten en kolay tepki.

  2. Yazının uzunluğu bence gayet yerinde. Kısa yazılar “şunu şunu yapın”dan ziyade bir “mindset”i bir duruşu, bir evrimsel gelişimi, psikanalitik çözümleme içeren yazıları daha çok seviyorum.

    Hatta daha açık yazayım. Skeptico ve bu sitedeki gibi bu işi tekniğiyle anlatan adamlar hiç yazmamış olsalar ve PUA pick upçılara kalmış olsaydık ben hiçbir şey öğrenemezdim.

    Yazıda Game of Thrones geçiyor. İlk sezonun en başlarında Khal Drogo diye bir savaşçı kabile şefi vardı. Tam bir doğuştan alfa, peşinden gidilecek bir komutan olan bu adam göz göre göre bir kıza tecavüz ediyordu. Kızlar da Khal Drogo’yu öve öve bitiremediler. Niye? Sonradan hafifçe romantikleşti falan.

    Ama kızlara bakıyorsun “tecavüz idamlık suç olsun” diyorlar. Kızlar ben de yıllarca böyle düşündüm ama böyle düşünerek hata mı ettim?

    Konu bu değil. Neyse.

    Seksodüs kelimesi sanırım Exodus’den geliyor. Yahudilerin Babil’den sürgününü anlatan bir kısım kitaplarında. ‘Göç” gibi bir anlamı var. Seksodüs de aynı o anlama geliyor, cuk oturmuş: Erkeklerin -artık mücadele etmek istemeyen erkeklerin- cinsel göçü.

    İkinci yazıyı bekliyorum.

    1. @Selah
      Ben KH’yı ve Skeptico’nun tavsiyelerini öz gelişimim (spor, hobi, vs.) için kullanıyorum . Her ne kadar camia bu feminizim şeysini konuşsa da pek kurcalamadım olayı. Nasıl olsa yurt dışında oluyor olaylar, Türkiye’ye pek bir şey yapabileceklerini sanmıyorum bu manyakların, haksız mıyım?

  3. buraya bu camiaya gelen adamların çoğu kendi içsel değerini kaybetmiş zamanında darbeler yemiş ve değer yargısı toplumsal olarak bitirilmiş insanlar bu camiayı öğrenmeye başlayıp gerçeğin acımasızlıklarını zorluklarını gördükçe de pes edip kendi içine kapanan ve psikolojik sorunlarla boğuşan insanlar olması ayrıca alfa olmaya başladıkça da özellikle kendi çevresinde çok fena dışlamalar yaşayıp yalnızlaştırılarak hayatın meyvelerini yemeğe yakınken pes etmesine sebep oluyor benim sorum bu durumda ne yapmalı kendi içsel değerini nerede bulacak bu adam betalar ezik ezik takılıp kızla arkadaş olunca mutlu oluyor da bu alfa yolunda ilerleyenler neden mutsuz oluyor ?

    1. Kırmızı hap yolunda ilerleyenlerin hepsi mutsuz olmuyor. Hatta çoğunluğu daha mutlu. Burada bir grup okur çok ama çok karamsar. Bu kızgınlık safhası mıdır, başka birşey midir, düşünmekteyim. 10 yıl önce kırmızı hapın öncülü fikirlerle karşılaşan erkeklerin çoğunda “ha demek hatunlar böyle çalışıyormuş ve ondan acı çekmişiz. Şimdi biliyoruz mekanizmayı, meyve yiyelim” iyimserliği oluyordu daha çok. Nasıl olmasın ki? Çoğumuza bu bilgiler daha fazla seks ve daha az hasarlı ilişki olarak geri döndü.

      Şimdi ise sanki “ha demek hatunların aslı bu o zaman bize ne umut var ne de mutluluk” tepkisi yaygın. Bir nesilde ne değişti, yeni nesil neden bu kadar zor karşısında karamsarlığa düşüyor anlamaya çalışıyorum.

      1. Yasam standartlari zorlasti, maddi imkanlar kisitlandi, insanlarin mucadele etmesi gereken alanlar artti onceki kusaktan farkimiz bu herseyle mucadele ediyoruz bir de bununla mucadele etmek o yuzden insana zor geliyor cunku hersey cok zor ve cok emek istiyor insanlar bu madar emek ve zorun ustesinden gelip hala bir sekilde karsi cinsin dikkatini cekemeyince karamsarliga dusuyor. Ferrarisiyle veya Maseratisiyle gelip hepinizin uzerine pisliycem diyen arap bu insanlardan daha cok ragbet goruyor bence yeterli bir aciklama ?

        1. Hocam bize sorsan da sizin nesil için hayat daha kolay 🙂

          insanlar bu madar emek ve zorun ustesinden gelip hala bir sekilde karsi cinsin dikkatini cekemeyince karamsarliga dusuyor. Ferrarisiyle veya Maseratisiyle gelip hepinizin uzerine pisliycem diyen arap bu insanlardan daha cok ragbet goruyor

          Hocam karşı cinsin dikkatini çekmek için de bir çaba lazım, o gösterilse de mi ilgi çekilmiyor. Yani kırmızı hapın temel direkleri olan ağırlık kaldırma, hayatını düzene sokma, hipergami gibi mekanizmaları tanıma, oyun kısmı yapılıyor, hanım kızlara yaklaşılıyor da mı olmuyor.

          Bu ferrarili şeyhlere kaydıracak bir grup hatun var piyasada ama erkekler sadece onlara mı yöneliyor. Zira bu hatunlar hala azınlıklar, Kardashianlar gibi hep ön planda olsalar da.

      2. Böyle postları ben de çok seviyorum. Yazıya sonuna kadar katılıyorum. Ben MGTOW yolunda olduğum için “değmez” diyorum. Tabii oyun, porno ve diğer şeylere gereğinden fazla saplayıp, bunu hayat felsefesi yapmamak gerektiğini düşünüyorum. Buradaki arkadaşlar dedikleri gibi biraz daha olumlu yaklaşıyor. Ben Red Pill’de bahsedilen “acı gerçekler” konusunda daha ısrarcıyım. Yukarıdaki arkadaşın dediği gibi, 7,5 veya 8’lik herhangi bir kız da tepe noktasını düşünüyor, varoş mahalle kızı da en tepe noktasını düşünüyor. Kadın veya erkek, kimseye bu statüyü sağlamak zorunda değilim. Şunda bence hepimiz hemfikir olalım: hipergami olayını kontrol etmek, harekete de geçilse, aslında burada bahsedildiği kadar kolay değil. Hem de hiç kolay değil. Tecrübeler ve saha raporlarını buraları okuyan ve anlamaya çalışan bir grup erkeği cesaretlendirmek için yazıyorsunuz, çok güzel bişey, ama bazı gerçekleri de görmek gerekiyor. Her erkeğin hayali, Pareto Analizi’ndeki %20’lik dilime girebilmek ki bu sandığınız üzere öyle kolay bişey değil. Kadınların hayali de bu %20’lik dilimin haremine girebilmek. %20’lik dilimin nasıl adamlar olduğunu bence biliyorsunuz. Çoğu erkeğin benim gibi elini eteğini ortalıktan çekmesi o yüzden gayet mantıklı gelebilir. MGTOW iyidir.

        NOT: Türkiye gibi eğitimsiz ve vasat bir Ortadoğu ülkesinde olduğumuzu unutmayın. Elinize sağlık.

        1. Gençler sizin için Rollo ustanın şu yazısını çevirdim üşenmedim :

          Kaplan Terbiyecisi

          Yukarıdaki arkadaşın dediği gibi, 7,5 veya 8’lik herhangi bir kız da tepe noktasını düşünüyor, varoş mahalle kızı da en tepe noktasını düşünüyor.

          Bundan bu kadar korkmayın. Ben de hep HB9 – 10 düşünüyorum ama bu kızarkadaşımı / karımı bunların peşine takılmak için terk ederim demek değil.

          Şunda bence hepimiz hemfikir olalım: hipergami olayını kontrol etmek, harekete de geçilse, aslında burada bahsedildiği kadar kolay değil. Hem de hiç kolay değil.

          Kolay değil tabii ama Rollo’nun yazısında belirttiği gibi bunun yöntemleri zaten sizin içinizde var. Bence denemeye değer. İkincisi de evli olmadığın sürece hipergami riski çok yüksek değil. Kız arkadaş dediğinle aranda bir sözleşme yok, çocuk yok. Bu siteyi okuyanların yüzde 90%i 18 – 34 yaşa aralığında, yaklaşık yüzde 44’ü 25 yaş altında. Benim tahminim yüzde 80’i evlilik yaşının öncesinde. Yani bu demografi için eğer salya sümük arabesk aşık olmadığınız sürece hatunun sizi daha iyisi için bırakma ihtimalinin size kalıcı bir zarar verme şansı sıfır. Yani 29 yaşındayken, 29 yaşında bir alfa dulla niye çıkmayacaksın ki? Evlenme tabii ama seks yap falan.

          Her erkeğin hayali, Pareto Analizi’ndeki %20’lik dilime girebilmek ki bu sandığınız üzere öyle kolay bişey değil.

          Türkiye gibi insanların çalışarak bir yere gelinebileceğine inanmadığı bir yerde, sadece çok çalışarak ve iyi bir eğitimle tepe yüzde 20ye 2 – 3 senede girmek mümkün. Hani herkesin deli gibi çalıştığı Kore veya Japonyada yaşasan neyse de, Türkiye’de cidden zor değil. Sen 29 yaşındasın, sen,n yaşından bile başlasan girersin.

          1. Hocam Türkiye’de maaşlı çalışılarak zengin olunacağını hiç sanmıyorum. Konu başkası için terk etmek değil. Hipergamiyle baş edebilmek. Resmi veya toplumsal bir sözleşmenin bulunmadığı bir hatunun hipergamisi, bir erkeği çok da bozmaz. Hatta dediğiniz üzere kadın, erkeği diğer adamlara karşı açık büfe gibi salmış oluyor. Bunda hemfikirim. Gerçekten bahsettiğiniz tepe konuma gelebilmek için çok çalışmanın haricinde üst düzey bir eğitimin gerekli olduğunu düşünüyorum, ki bunu da sağlayan şey hiç kuşkusuz aile. Bir araştırmaya göre zenginliğin çalışılarak değil, aileden geldiği sonucu çıkmış. Bir de, genel olarak nesiller arası bir karmaşa sezinliyorum:) Bir arkadaş bahsetmiş, gerçekten hayat daha da zorlaştı ve sınıflar arasındaki farklar artık çok daha bariz. Böyle bir durumda da hipergami inanılmaz tetikleniyor, şiddetlenip, alevleniyor. Seksodus -2 postundaki eleman gibi düşünüyorum: Biz ümidi kestik. Gerisi MGTOW zaten.

          2. Hocam Türkiye’de maaşlı çalışılarak zengin olunacağını hiç sanmıyorum.

            Süper zengin olmazsın da maaşla iyi para kazanabileceğin bir sürü meslek var. Bir ikinci pilot ayda 14,000 TL, kaptan pilot 25,000 TL kazanır maaşla mesela. Türkiye’de 30larında iyi bir yazılım proje yöneticisi 12 – 20,000 TL arası maaş alır. Finansta üst seviyede çalışanlar, banka şube müdürleri, departman direktörleri, vs.. vs… uzatabilirsin bu listeyi. Bence bu maaşlarla İstanbul’da bile iyi yaşarsın.

            Bir araştırmaya göre zenginliğin çalışılarak değil, aileden geldiği sonucu çıkmış.

            Eksik söyledin sanırım, zenginlerin çoğu mu demek istedin? Zira senin dediğin çalışarak zengin olamazsın anlamına geliyor ki ben öyle olmuş bir sürü insan biliyorum. Babası patates çiftçisi bir arkadaşım var örneğin, sıfırdan 100+ kişilik yazılım şirketi kurdu büyüttü.

            Ben Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinde okudum (parasız, ailem memur). Tek yaptığım lise 1’den itibaren yazları da dahil günde 5 saat sınava hazırlanmaktı. Benim o zaman en yakın arkadaşım gecekonduda yaşardı, baba işçi anne ev hanımı. Ben memur çocuğuyum, ikisi de çalışıyor, imkanlarım daha iyi. O da aynı çalışırdı. İkimiz de aynı bölümü kazandık. Adam şimdi Almanya’da dünya devi bir elektronik firmasında çalışıyor. Ne adamlar gördüm fakir ailelerden şimdi Amerika’da yatırım fonunda director falan benim bir senelik maaşımı 2 -3 ayda kazanıyor. Türkiye’de zordur, oranca azdır ama aileden zengin değilsen zengin olmamazsın diye birşey yok. Özellikle de herkesin senin yukarıda yazdığın şeye inanıp çalışmadığı birülkede. Bak mesela bu Kore’de zordur. Orda herkes hayvan gibi çalışıyor. Gerçi Kore iyi bir örnek değil. Çin bize daha yakın (yolsuzluk ve zenginlerin tepede monopoli kurması açısından). Çinde de herkes tepeye çıkmak için deli gibi çalışır. Orda zordur. Türkiye’de maalesef değil. Yani tamam çok çalışmak kolay değil ama çok çalıştın mı rekabet çok değil en azından.

          3. Bir arkadaş bahsetmiş, gerçekten hayat daha da zorlaştı ve sınıflar arasındaki farklar artık çok daha bariz.

            Sınıflar arası farklar bariz olabilir ama sizin neslin şanssızlığı size tüm medya, diziler, kanaat önderi sanatçılar bas bas “çalışarak bir yere gelinmez, baban olacak, ağan olacak” propagandası yapıyor. Rol modeli diye ortamda gezen mafyamsı tipler, babasından zengin BMWli veletler (dizilerdeki esas oğlanlar), ortamda sosyal medyada dolanan kısa paçalı, çorapsız ayakkabılı, mercedesli beach parti elemanları. Ortamda sadece bunlar var gibi görünüyor zira sosyal medyada bunlar ilgi orospuluğu yapıyor. Şimdi benim öğretmen çocuğu, Boğaziçi burslu, 36 yaşında ayda 30,000 TL kazanan direktörüm gibi adamlar oturup da millete hava atacam diye instagramda falan olmayınca tabii siz gençler böyle başarılı adamlar yok ya da çok az sanıyorsunuz.

            Bu tam olarak sizin suçunuz değil ama sosyal medyanın ve beta akım medyanın perdesini elinizden geldiğince aralamaya çalışın. Kendiniz için yapın bunu.

      3. Yeni nesil zorlanmaya gelemiyor zorlanmadan da gelişme olmuyor. Bir de günümüzde insanlar yanındaki sahip olduğu şeyleri değil uzakta olan ama internet ile varlığından haberdar olduğu “daha iyi” şeylere odaklanmış bir durumda; standartlar yükseldi –> umutsuzluk, tatminsizlik.

        1. Benim söylemeye dilim varmadı ama sen güzel söylemişsin. Eski nesilin klişesidir biliyorum ama yeni nesil zorlamaya yeterince dayanıklı değil. Yani hayat aslında şimdi çok daha kolay ama dediğin gibi elinde herşeyi olan ve hayata başından iyi başlayan o kadar çok öne çıktı ki sanki onlar standart.

          Ben aslında kadın – erkek ilişkilerini askıya alıp Jordan Peterson, Joko Willink falan çevirsem daha iyi.

          1. Hocam o pilotları da gayet “elit beylerden” seçtiklerini iyi biliyosunuz, malum bilmemkaç tonluk aletin sorumluluğu artı marka
            değerini temsil etmek, vs kolay değil. Yazılım proje yöneticiliği için anladığım kadarıyla yazılım-donanım konusunda erken yaşlarda ciddi bir altyapı şart. Ben üç sene kadar bilgisayar servislerinde çalıştım. İleri düzey olmasa da, bulunduğum çevrede herkes bilgisayar ile ilgili sıkıntısını (mobil dahil) bana sorar, ben de çözerim. Ama şirket kuracak kadar yazılım altyapım maalesef yok.

            Zenginlerin çoğu demek istemedim, araştırmayı uzun süre önce okumuştum. Yurtdışı araştırması, bizimkilerin propaganda yapmak için kullandığı safsatalardan değil yani. Linki bulursam, burada tekrar
            paylaşırım. Hayatta insanın başarı ve mutluluğunu etkileyen en önemli faktör şans. Doğduğun ülke, yetiştiğin aile, genetik özelliklerin, ilkokul öğretmenin, mahalle arkadaşların vb daha sayısız şans faktörü. Bir şekilde şans yüzüne gülmüş insanlar bu gerçeği
            genellikle inkar etme yoluna gidiyor, şanssız insanların sorumsuz oldukları için mutsuz ve başarısız olduklarını iddia ediyorlar, ki bu bence algı yönetiminin tillahı. Böyle bişeyin çok apaçık olduğu halde hepimiz hayatımızı yönettiğimize, başımıza ne geliyorsa da hak ettiğimize inanıyoruz. İnanın, hepimiz rastgele ve birbirinden bağımsız değişkenlerin oradan buraya savurduğu insanlarız. Hatayı veya üşengeçliği kabul etmek de, ortadaki problemin üstesinden gelmek için çok önemli bir adımdır. Hataysa hatadır, senin, benim
            bizimdir. Anlatmaya çalıştığım şeyi anladınız sanıyorum. Burayı eskaza görüp de gelen ve okuyan herhangi bir adamın yazılım-donanım veya ekonomi-finans altyapısı olmadığını da düşünün. Müthiş başarı öyküleri tabii ki de motive edici, ama dediğim gibi doğru zamanda doğru yerde olmak ve birden fazla değişkenin sizin lehinize döndüğü o anlar insanın hayatına direkt etki ediyor. Kaderci değilim, sadece şans ve fırsatların çok önemli faktörler olduğunu düşünüyorum.

            Verdiğiniz örnekleri tekrar gözden geçirdim de, sahi, biz aynı ülkede mi yaşıyoruz acaba?

            Boğaziçi burslu direktörünüzün de perde arkasında bahsettiğiniz rol modeli kişilere benzer tavırlar sergilediğini düşünüyorum. Şans önemli. Şans olacak.

          2. Kadın – erkek ilişkilerinde zengin olmaya bile gerek yok biz çok kaymak tepe noktalara çıktık gereksizce.

            THYnin bildiğim en son alımında 4 yıllık üni diploması ve iyi derece ingilizce yetiyordu. Gerçi iyi ingilizce elit bir olay ama sadece elitlerin ulaşabileceği bir lüks değil.

            Sana dediğim maaşları (10000 tl üstü) alan adam sayısı TRda 200 bini geçmez bence. Yetişkin erkek nüfusun yüzde 1’i. Ama bu küçük tepe çok çalışana açıktır. Henüz lisede ve ünide olanlara söyleyeyim.

          3. Sonuçta Tristan dünyada sadece kader / şans geçerlidir çalışarak bir yere geliemez bakış açısına ne diyeceğimi bilmiyorum. Bu açıdan biz zaten bu yazıları yazarak boşa vakit harcıyoruz.

      4. “Bir nesilde ne değişti, yeni nesil neden bu kadar zor karşısında karamsarlığa düşüyor anlamaya çalışıyorum.”

        teknolojinin ipini koparması sebeplerden biri. tam da değindiğiniz şey üzerine:
        https://www.youtube.com/watch?v=iITBzLhKzOA

        yüksek hızlı internetin katkılarıyla seviye atlayan porno en baba nedenlerden biri.
        https://www.youtube.com/watch?v=4oNanepOboY

        zimbardo’nun bitik erkekler kitabında da bu konu üzerinde durulmuş. okumadıysanız tavsiye ederim güzel kitaptır.

        bence bu gerçekten çok amaaa çook önemli bir konu. bunun farkına varan hem çevremden olsun hem de internetten gördüğüm kadarıyla olsun belli bir azınlık var. ancak sorun tespiti yapmak başlangıç için önemli bir adım olsa da kısa vadede bunun bir şey ifade etmediği kesin. çözüm gerek. bayır aşağı felakete sürüklenen bir nesil dolayısıyla toplum var.

  4. Neo Chino biraderim, Erkek Adam’ın dediği gibi bu bir nevi faşizm olan 3.dalga feminizm 10-15 seneye Türkiye’de çok daha fazla yaygınlaşacak. Sebebi yazıda yabancı üniversitelerde okuyan kızlar örneği gibi üniversitelerde artan feminist oranı. Ben iki üç tane video izledim, kendisini taciz ettiğini iddia eden kız yanına toplamış kendi gibi on tane kezofeministi işi şiddete vardıracak eylemlerde, sözlü şiddette bulunuyorlar. Erkek düşmanlığı bunların besini olmuş, kendisini sallamayan, kafesleyemediği erkeklere düşmanlık yapıyorlar. Anca böyle Meriç denen omurgasız yavşaklarla iyi anlaşan, sömürgeci zihniyette ruh hastası karılar bunlar.

    Bunlarla evlenilmez. Bunlarla vakit geçirilmez. Bunlarla uzun süreli ilişki kurulmaz. Tartışmaya girilmez.

    Hepsi hayatın gerçekleriyle ya seve seve ya seve seve yüzleşecek ve erkek düşmanlıklarını bırakacaklar. Ya da kedi, börek, Sezen Aksu şarkıları, Instagram denen bok yuvasında foto paylaşarak “adam bulamadık” modunda ölüp gidecekler. Ama bu olmaz, bulurlar her boka eyvallah diyen romantik bir Meriçi, evlenirler sonra da abazanlığa devam ederler. Tırışkadan bunların erkek düşmanlığı aslında. Erkeklerin hepsi bugün vücut geliştirme, kişisel gelişime (NLP falan değil) başlasın ve kadınları çok da sallamasın tabak çevirsin bak ne feministlik kalıyor ne başka bir halt kalıyor.

    Olur mu? Olmaz.

    Bak öfkeli değilim. Kelimelerim nefret söylemi içermiyor. Kadın düşmanı değilim. Hasta feministlerin tedavi olması gerektiğini düşünen ve onların düşüncelerine karşı biriyim.

    Soruna gelince, “Türkiye’ye bir şey yapamazlar haksız mıyım?” benzeri sormuşsun. Haksızsın biraderim, düşünce öyle lanet bir virüstür ki hele hele bu internet çağında, ateizme ve deizme giden dünyada (ki gitmesi müthiş olay) bu düşünceler yayılıyor zaten. Zaman lazım. Elini çabuk tutan kardeşini arkadaşını kendisini romantizmden, feminenlikten kurtaracak ve KH ile tanıştırıp mutsuz erkeklerin önüne geçecek. Olur mu? Olmaz veya yanlış anlaşılır boku çıkar. Ki boku çıktı bile bu Alfa, beta kırmızı hap muhabbetinin. YouTube’u aç, tonla Türkçe video var hepsi boş fos videolar. Mevzuyu yanlış anlamış Türk gençleri. İşin kökenine, orijinine, mantıksal altyapısına inmeden bu iş Pick Up Artist yani karı kız kaldırma seviyesinde kalır, o da uzun vadede elde patlar.

    Millet bunu bir bilgisayar oyunu zannediyor. “Ben alfa oldum level atladım” diye bir şey yok. Hayata bakışını değiştireceksin. Yan etki olarak dine bakışın da değişecek. Kandırıldığını, yalanlar üzerinde büyütüldüğünü göreceksin.

    Playsman arkadaşa yazıldığı gibi bu hapı yutan, bu düşünce kolektifi ile tanışan herkes mutsuz değil. Ben şahsen kendi adıma konuşuyorum, mutluyum. Hayata bakışım geri alınamayacak derecede travmatik bir olay sonrası değişti bu KH ile ve neyin yanlış olduğunu görüp yol haritamı çizdim.

    Ha belki gidişat beni belki MGTOW olmaya itekler belki de uzun vadeli ilişkime devam ederim ancak stratejiyi ve taktiği kaptım.

    Bu yol Alfa olma yolu değil, bana göre değil altını çiziyorum. Bu yol sana doğduktan sonra kaybettirilen belki de az olan bastırılmış maskülenliğini, iğdiş edilmiş erkekliğini kazandırma metodu. Bir tür mutlu olma sanatı.

    Böyle konuşa tartışa büyümüş bu akım zaten. Fikir kolektifi olması bundan. Biraz daha okumak, biraz daha tefekkür etmek lazım abilerim biraderlerim.

    Selamlar herkese.

  5. Şans işin yüzde 70’i. Kişi bunu değerlendiremezse, zaten önüne en kolay fırsatlar da gelse herhangi bi hükmü yok. Şans gelir, kişi de bunu değerlendirir ya da değerlendir(e)mez. Sadece çok önemli bi faktör.

  6. Tristan kardeşim yaşın 29 galiba sana abi desem daha doğru olur. şans diye bir şey yoktur. Senin yaptığın seçimler seni bir sonuca götürür; iyi ya da kötü.

Leave a Reply to AlphAdayı Cancel reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *