Reçetesiz antibiyotik red pill

Kadın-erkek ilişki dinamiği üzerine yazılan kitapları, yapılan fimleri, tv programlarını, ailenizin, dostlarınızın tavsiyelerini düşünün. Muhtemelen bunların gerçekçi ve işe yarar tavsiyeler olmadıklarını anlamaya başladınız. Bu zamana kadar başarısız ilişkileriniz oldu hatta belki de ilişkiniz bile olmadı. Kadınlara dair birçok söz duydunuz. Bir kısmı mantıklı geldi. Kendinizi bir dönem kadınlardan bile soyutladınız. Türk kızını Avrupalı kızlarla kıyaslayıp çok şanssız olduğunuzu düşündünüz. Yanlış bir coğrafyada doğdum, eyvah! Türk kızı çok… cümlenin sonunu kafanıza göre tamamlayabilirsiniz. Bu, tamamen öfkenize ve hayalgücünüze kalmış.

Şöyle dediğinizi duyar gibiyim: ” paran varsa, dış görünüşün ortalamanın üzerindeyse şanslısındır, zaten istediğin hatunu elde edersin. ikisine de sahip değilsen hatunlar için böcekten farkın yoktur. onlar elini sallasa ellisi. istediği erkeği istediği zaman elde edebilecek bir canlı beni ne yapsın? ” Kendinize zulmetmeyin. Kendinizi ezmek için bahane aramak ve sonunda öğrenilmiş çaresizliğe boyun eğmektir bu.

Nasıl ki erkek için kadını değerli kılan kıstaslar varsa, kadın için de erkeği değerli kılan kıstaslar var. Bunlar çoğunuzun inanmak istemediği, reddettiği, kendini kandırmak için görmezden geldiği kıstaslar. Hayatta bazı şeyler vardır. Bu şeylerin doğruluğu yadsınamaz ama kimse bu doğrulardan bahsetmez, bahsedemez. Buz gibi ortada olan gerçekler de olsa konuşulmaz bunlar. İşte red pill böyle bir şeydir. İnsanın en gizli kalmış, konuşmaktan en çok imtina edilmiş yanıdır. Babanız, abiniz, arkadaşınız size gerçekte nerede hata yaptığınızı söyleyemez. Sadece kendi tecrübelerinden yararlanarak bazı öğütler verebilir ve çoğu zaman bunlar işe yaramaz.

Red pill kavramına şudur, demek namümkün. Tek bir şey değildir, birçok şeyi içinde barındırır. en doğru tanım, erkeklerin uyanma hareketi, olacaktır. Bir erkeğin, çocukluğundan beri toplumsal, dini, siyasi, sosyal normlarla doğasını yadsıyacak şekilde yontulmasına isyan etmesidir. Tepki akımıdır. Kişi, red pill’i almak ya da almamakta özgürdür, kimse zorlanamaz. İyileşmek isteyen red pill’i alır ve tavşan deliğinin gittiği yeri görür. Bu süreçte de sorularının hepsine yanıt bulur. Hasta olduğunun farkına varamayanlar ya da varmak istemeyenler kendilerini neyin, nasıl yıprattığını bilemezler. Bu insanlar, red pill’i alan azınlığın başarılı olma şansını inanılmaz derecede arttırırlar ve insanlar arası rekabette daima mağlup olurlar.

Share this...
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Author: Sonsuzluk ve Bir Gün

Sonsuzluk ve Bir gün, Türkçe kırmızı hap camiasının en bilinen ve takip edilen yazarlarından biri. Kendisini buradan olduğu gibi twitter hesabından (@sonsuzluk_vbg) ve Ekşi Sözlükten (@sonsuzluk ve bir gun) takip edebilirsiniz.

13 thoughts on “Reçetesiz antibiyotik red pill”

  1. Sonsuzluk ve bir gün’ün ekşideki çoğu entrysi favorilerimdedir, arasıra açar okurum. Ama buradaki postla ilgili olarak,

    “Paran varsa, dış görünüşün ortalamanın üzerindeyse şanslısındır, zaten istediğin hatunu elde edersin.”
    Maalesef doğru. Önceki postlarda bahsettiğim üzere hipergaminin en büyük kriteri maalesef bence para. Paranın kendisi değil yanlış anlaşılmasın, tabii ki de paranın sağladığı imkanlar. Skeptico’ya bunu sormuştum, asıl sorun para olmayabilir, ama diğer çoğu kişinin baya bi önüne geçirdiği su götürmez bir gerçek.

    “İkisine de sahip değilsen hatunlar için böcekten farkın yoktur. onlar elini sallasa ellisi.”
    Check. Ha sen, ha sokak köpeği. Bakımsız, kilolu, selülitli ve bir kız, bir erkek için nasıl görünüyorsa, bu ikisine sahip olmayan erkekler de kadınlara böyle görünüyor. Onlar için hizmetlerini yapabilecek kadar rezil seviyelere geliyorsunuz.

    “İstediği erkeği istediği zaman elde edebilecek bir canlı beni ne yapsın?
    Türkiye gibi cinselliği Afrika’sı olmuş yerde opsiyonları hep çift rakamlı olacak. Ayrıca bunun sonu yok. Hipergaminin yani.

    Erkek değer ürettikçe değerli olur demişsiniz, doğrudur. “Türk kızı böhühü :(” diyenlerden değilim ama diğer ülkelerin hatunlarıyla aralarında tam olarak da bu konuda bariz bir fark var. Normalin üstünde bir gelirinizin olması da artık Türk kızlarının çoğunluğunu tatmin etmiyor. Baya ünlü bir film yıldızı, pop yıldızı veya Elon Musk gibi bi herif olmanız gerekebiliyor (abartmıyorum, varoşta yaşayan, götü kanepe gibi olmuş kız bile bunu istiyor, emin olun)

    Yakın zamanda 1f’yi de buralarda görmek isteriz. Elinize sağlık.

    1. Hocam tersi dinamiği de çok görürsün. Geleceği parlak bir mühendis oyunsuzluktan yıllarca yalnız gezerken bunu reddeden kızları dövmeli, parasız ve tipsiz bir serserilerin kucağında görürsün.

      Gençsiniz sizi uyarmak görevimiz. Varoşlarda Elon Musk bekleyen plaj topu formundaki kız, ileri derecede narsisit biridir. Ve sosyal medyada bu tipler çok çok öne çıkıp diğer kadınları radardan siliyor. Bunların sayısı ve oranı elbet arttı. Devir bunların devri.

      Her kadının içindeki narsisizm de arttı. Ama ben hala çoğunlukla daha ayakları yere basan kadınlarla karşılaşıyorum. Sadece görünürlükleri azaldığından aramak gerekiyor.

      Çok parası ve iyi tipi olan erkekler taş çatlasa yüzde 3 falandır. Geri kalan tepe yüzde 17yi bu ikili açıklamaz. Amma velakin para olarak da dip 20de olan için ortam şu an berbat.

      1. Öncelikle hoşgeldin.Erkek Adam , Hocam yolda hedef seçerken farkediyorum da narsistlerin yürüyüşü bile başka oluyor.O yüzden ne kadar güzel olursa olsun yanına yanaşmıyorum.Kimisi de var sakinliğiyle , güzelliğiyle , zarifliğiyle gel yürü bana EEEEY Storm diyor adeta.Ayrıca hipergami mevzusu bence yalan isteyen bir mevzu.Yoksa yakışıklı olupta hatun yüzü görmemiş çok adam var.

  2. ben de naçizane bir görüş belirteyim bir fikir vermesi açısından. daha önce son yaşadığım rezil tecrübeyi yazmıştım, ilişki işini sıçıp sıvadım o ayrı ama özellikle belirteyim şimdiye kadar minimum 10 üzerinden 7-8 kızlarla çıktım. tipim vasat, çirozum para konusu da tam bir facia, yıllardır öğrenciyim:) tek kurtardığım yan ilişki haricinde ‘alfa’ takılmak ve genel kültür sahibi olmak ancak totalde durumum hiç iç açıcı değil. ammma bu oyun işini farkına varmadan beceriyormuşum meğer. özellikle girdiğim ortamdaki güzel kıza pek pas vermem, hatta bir-iki terslerim bu sayede bilhassa aynı ortamda bulunduğum kızlar kolayca yapışıyordu bana. parası pulu olan yakışıklı hatta benden daha fazla gelecek vaat eden adamlar bile boş boş bakınırken ben, baya güzel kızlarla takıldım. şunu unutmamak lazım burada verilen taktikler çok detaylı ve faydalı ayrıca temel mantığı kavramayı gerektiriyor ama şahsi gözlemim: ilk aşama için (hatunu ayarlama) söylenen her şeyi harfiyen yapmanıza gerek yok, esas mantığı kavrarsanız geri zekalı olmadığınız müddetçe kızlar üzerinize yapışır. bakın samimi söylüyorum kavranması gereken yegane konu kızın dış görünüşü karşısında erimemek. bunu yaptığınızda hatunun kafası geçersiz bir işlem yürütüp kapatılıyor. o kadar alışmışlar ki pohpohlanmaya siklenmedikleri ve hatta terslendiklerinde otomatik olarak çekim alanına giriyorlar. ha bu mesafeli ve sert duruşu vasat kızlar da yutuyor, yani her hatun modelinde iş görüyor bu bence.

    bir örnek anlatayım. okuduğum sınıfta kızıl saçlı afet bir hatun vardı. part time modeldi kendisi, bu benim lisans döneminde 3-4 yıl öncesi. ortak arkadaşlar vasıtasıyla aynı masada otururken buna ‘senin saçların yağlanmış o ne ya’ deyip sırıtmıştım, sonra politika konuşurken bir de laf soktum. üç hafta sonra hatun 4 yıllık ilişkisini bitirip bana geldi, bu esnada sürekli çay kahve taşıtıp yemek aldırdığım başka bir kız ( kız vasattı 5/10) bana ilan-ı aşk etti.

    kıssadan hisse halka açık yerlerde hatuna yaklaşma metotları üzerine ben de okuyorum ama bilhassa aynı ortamdaysanız ve hatuna soğuk yapıyorsanız sonuç almama şansınız yok gibi.

  3. Sonsuzluk ve Bir Gün buradaysa bu büyük bir olay demektir. Hoş gelmiş kendisi. Ekşi’de ve Twitter’da uzun süredir takip ettiğim bir yazar.

    Büyüyeceğiz. Belki bir gün 1f, honorious, dies irae de buraya gelir ve belki Skeptico abimiz de. Gerçi kendi sitesi var ama…

    Buranın açıkçası Meriç, SJW, White Knight, Fem*nist kitleler tarafından bilinmesini istemiyorum çünkü ortalık bombok oluyor bildiğiniz gibi. O yüzden yönetici abilerim:

    Bu oluşumların yorumlarını yayınlamayın. Ben buraya tartışma, ad hominem, ezik 31’ciler yaftası okumak için gelmiyorum. Buradaki yorumlar bile bazen yazılar kadar değerli oluyor.

    Duyar kasacak olan yallah ekşiye.

  4. Bir sıkıntımı yazmak istiyorum.

    Bekarsan, seni öldürene veya sen ölene kadar seni evlendirmek isteyecek insanlarla karşılacaksın.

    Erkekler için yazdığımı belirteyim. Üçüncü paragrafta da olsa… Türk toplumunda Türk gençliğinin mentalitesi, “life goal”ü çok düşük bir zihin seviyesinde. Bunu Türk gençliğini, Türk toplumunu aşağılamak için yazmıyorum.

    Bunu toplu bilinçten tiksindiğim için yazıyorum. Toplumsal bilinç ayrı konu…

    Tek gayesi okulu bitir>iş bul>evlen>çocuk sahibi ol>mal mülk sahibi ol>öl olan bir zihin yapısına saygı duymuyorum. Duyamıyorum. Kendimi zorladım, olmuyor.

    Şimdi burada aylardır yazdığım yorumlara ters düşmüş görünebilirim. Değilim. Bir yerlerde halen “lan bunca şeye değer mi” sorusu dolanıyor. Bu da belki MGTOW’a belki anarko-nihilistliğe geçişin emareleridir. Bilemiyorum.

    Hayatın tek gayesinin seks olmadığını biliyorum. Ancak toplumsal bilinçte seksin çok çok önemli bir yer tutmasını kabullenemiyorum. Bana çok saçma geliyor. Bunun nedeni klasik “cinsel açlığın Afrikası” muhabbetinden geliyor olabilir.

    Evlenmemiş erkek, gay olmadığı etrafındaki erkeklerce anlaşıldığı andan itibaren evlenmek üzerine söylev, iğneleme, nasihatlere maruz kalıyor. Kalmıyor mu?

    Evli erkek çocuk sahibi olmadığı zaman, çocuğun”fazileti ve bereketi” üzerine söylev, iğneleme ve nasihatlere maruz kalıyor. Kalmıyor mu?

    Bunun nedenini yanlış din eğitimine ve hatta dinin kendisine bağlıyorum. Dogmaya. Özel olarak herhangi bir dine değil. Bir insanın dininin başka bir insanı ilgilendirmesi dallamalığı ayrı paragraflar konusu.

    İsteği cinsel ilişki olan sürüyle erkek, evlenmek için tonla borcun altına giriyor. Nikah denen şey totalde bir borçlar sözleşmesi, şirket kurmak gibi bir şey. Ataerkil toplum diye hönküren şuursuzlar burayı iyi okuyun. Ataerkil toplum erkeğin köküne kibrit suyu döküyor.

    Temelde bence tek bir istek var. Ancak gerçekleşen seremonilere baktığımızda bunun ne kadar da abartıldığını görüyoruz.

    Tarım toplumuna geçiş insanlığın bilinç seviyesi olarak sonu oldu. En yüksek noktasıydı. Nanoteknolojiyi, bitcoini ya da verem aşısını geliştirmemiz bunu çürütmeyecektir. Buzul Çağı’nda yaşadığımız yüzbinlerce yılda yaşadığımız evrimsel değişim bizi nasıl bir sürecin içine ittiyse artık. Bugünkü geldiğimiz noktada postmodern toplum her tarafı kangren olmuş bir mutant gibi. Tanrıları abuk sabuk, inancı defolu, her biri psikolojik vaka olan hasta milyonlar sokakta kendi bildiğinin ve inandığının doğru olduğunu zannederek yaşıyor. Biz de öyleyizdir belki. Ancak kuantum bilenler bunu anlar. Değişime açığız.

    Kırmızı Hap işte bu yüzden nefret edilen bir şey. Çünkü amiyane tabirle göte göt diyor. Hakikati açıklayan, felsefi düşünceleri açıklayan filozoflar gibi ipe götürülmeye çalışılıyor. Zannediyor musunuz ki bugün tapılan peygamberler, fikirleri ile büyük devrimler yapmış alimler, filozoflar, liderler zamanında çok seviliyordu. Sürüyle sevmeyeni, dalga geçeni de vardı. Belki de yüzlerce yıl sonra Kırmızı Hap erkeklerin dini olacak. Okuduğumuz, çevirisini beklediğimiz metinler, o forum sayfaları belki bir kutsal metin gibi korunacak. Bilemeyiz.

    Zannediyorlar ki bu bir din.
    Zannediyorlar ki bu şaşmaz düşmez bir dogma.
    Zannediyorlar ki bu termodinamik yasası ya da kütleçekim gibi varlığı her koşulda reddedilemez bir bilimsel kanıt.

    Değil.

    Yanlışlanabilen, zamanla doğru bilinenleri evrim geçiren; savunanları ve uygulayanlarının deneyim ve gözlemi sonucunda kuralları ve yapısı doğrulanan bir sistem.

    Bu yüzden pseduescience değil. Science da değil.
    Bu yüzden din değil.
    Bu yüzden sınırları aşılmaz duvarlarla örülü bir kale değil.

    Bence yani.

    Toplumsalın içindeki erkek zihniyeti için önce dinlerin gerçeklerini, felsefeyi öğretmek gerekiyor. Korkak bir nesil var. Dini sorgulamaktan korkan. Belki de hep öyleydi. Gelinen noktada bakarsak dinler hiç sorgulanmamış. Size vaat ettiği en büyük şey, kurallara uyup çile çekmeniz, buradaki ömrünüzü yakmanız ancak ölümden sonra sonsuza kadar müthiş bir hayat.

    Haram diye seks yapamayan ve evlenince de sorun yaşayan…
    Başına gelen olumsuz olayları kendi kontrolündeki, etkisindeki, sorumluluğundaki kısmını kader diyerek geçiştiren sorumluluk alamayan, başkaları için başkalaşan insan yığınları. Sonuçlar ortada. Radikal terörizm bugün dünyanın hem finanse ettiği hem de yok etmek için uğraştığı bir hastalık haline getirdi.

    Red Pill bize dünya barışı getirmeyecek. Dünya barışı denen şey hayal çünkü. Red Pill sağlıklı bir toplum vaat ediyor. Ben bu vaadi gördüm. Erkekliği iğdiş edilen bir nesli ayağa kaldırmayı hedefliyor. İsteyene… Zorla değil. Düşmüşe… Zaten yürüyene değil. Dibe vurmuşa… Suyun üstünde halihazırda yüzene değil.

    Bir şeyler çok yanlış gidiyordu değil mi bunu okuyan sen her kimsen. Bir yerlerde yanlış bir şeyler vardı ve bildiğin gerçekler sana yetmiyordu. Travman, yaşadıklarım çok ağır gelmeye başlamıştı. Kandırıldığını görünce…

    Hep seks değil mevzu. MGTOW ya da Black Pill(Japonya’daki versiyonları gibi) belki toplumsal ölçekte karşılık bulmayacak ancak azınlıklarca destek görecektir. Ancak Keşiş Modu gibi uygulaması cidden zor, sabır ve metanet, disiplin isteyen bir süreç bir erkeğin gelişimine katkı sağlayacaktır.

    Başa dönelim. Sen bekar kaldıkça birilerinin gözünde hep tehdit, hep bir baltaya sap olamamış, kimseyi tavlayamamış biri olarak görüneceksin belki de.

    Evlendin diyelim. Bir insanı neden bu dünyaya getirir ki insan? Soyum yürüsün, işlerime o baksın, ben yaşlanınca borcumu ödesin vs vs gibi düşüncelerin yoksa… Getirmeme kararı aldın. Dedikodular dönecektir. “Kısırmış” “şöyleymiş böyleymiş” diye.

    Toplum dediğimiz yapı bir kanserdir. Hastalıklı bir ur, düzeltilemeyecek eşiği geçmiş bir bataktır.

    Bu düzen içerisinde tabii ki 30’unda çocuğu ile yaşayan bekar anneler de olur, 30’larında ne olduğunu anlamadan boşanan erkekler olur.

    Hayat acımasız. İnsanlar daha da acımasız. Dinleri, felsefeleri, “dünyayı anneler yönetsin” “dünyayı güzellik kurtaracak” saçmalığı paylaşımları onları iyi yapmıyor. Erdem üzerine Jordan Peterson’un dediğini hatırlıyorum da… Mevcut düzen orman kanunundan farksız.

    Nasıl olur bilmiyorum. Hayat bir mücadele ve onunla savaşıyoruz. Ya ortada uzlaşacak ve kendini iyice çökmemek mutsuz olmamak için geliştirecek ya da bunları yapıp halen elinden bir şey gelmiyorsa ortada uzlaşacaksın.

    Meramımı anlatamadım. Benden kaynaklanıyor. Aslında bana verilecek tek cevap da zaten Kırmızı Hap’ta saklı: Kimin ne dediği niye umrunda? Faydalı olanı zaten biliyorsun, kulağını tıka…

    Okuyanlar için teşekkür ederim. Böyle uzun bir yorum yapmayı çok da istemezdim ancak yazacak mecram yok.

    1. Selah güzel yazmışsın. Ama çocuk yapmama fikrine katılmıyorum. Madem sağlıklı toplumlara ihtiyacımız var uykuda olan mavi haplı insanlar yerine en çok senin gibi, bizim gibi ve burdaki diğer herkes gibi insanlarin çocuk yapmasi ve o çocuklara rol model olmasi gerekmez mi? Sonra da o çocuklar sınıf arkadaşlarına, ordan da daha fazla uyanan erkeklere. Zaten sıradan bir erkeğe bak red pill diye birşey var git araştır dersen uykudan uyanır eğer süper doz meriç değilse.

      1. Doğru söylüyorsun. Bilgi mutlaka aktarılmalı. Olaya çok da “eeh niye varız ne yapsak boş” havasında yaklaşmamalı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *