The Red Pill, Geleneksel sentez – 1

Toplumsal uzlaşı araçları olan din, yurtseverlik, ahlak, gelenek, görenek gibi kavramları ortadan kaldırmaya çalışmak ve buna özgürlük, çağdaşlık demek son 50 yıldır hızla dünyaya yayılan neo-marksizmin saçtığı zehirlerden en kötü olanı. İnsan, yaşamını tehlikeye atacak yazılı ya da yazısız hiçbir kuralı kendi rızasıyla benimseyebilecek bir varlık değil. Bugün birçok mecrada eleştirilen ve çağdışı olduğu düşünülen kavramlar sayesinde insan bugünkü halini aldı. Evrimle birlikte gelişen toplum olma anlayışı, beraberinde bir takım kuralları getirdi. Böylece her insanın hayattan aldığı tatmin duygusunun maksimize edilmesi ve huzurlu ölürken geride değerli şeyleri miras bırakabilmesi mümkün kılındı. İşte bu değerli şeylerden biri de aile. Feminizmin sürekli yıkmaya çalıştığı ve son 50 yılda inanılmaz bir şekilde zarar verdiği, toplumun temelini oluşturan kurum.

Boşanmaların artması, kadının ve erkeğin doğasından uzaklaşması, kadınların iş yaşamında kendini heba etmesi ve sonucunda hiçbir netice elde edemeden yaşlanarak ölmesi, erkeğin zayıf ve sorumsuz yetiştirilmesi, insanların aşırı bireysel paradigmalara saplanıp kalmasının temelinde hep bu var. Çevrenize baktığınızda kanaatkar olan ve kendini huzurlu hisseden kaç insan görebiliyorsunuz? Orta sınıf, eğitimli nüfusa ” iş yaşamı yorucu ve kesinlikle kadınlara göre değil” dediğinizde aldığınız tepki, durumun vehametini ortaya koyuyor. Cahil ve geri kafalı olmakla mı suçlanıyorsunuz? İnancınızı ya da sizi siz yapan gelenekleri savunduğunuzda çomar mı oluveriyorsunuz? O halde sizi suçlayanların mutsuzluktan ölmek üzere olan, yalnız, aciz tipler olduklarını düşünün. Size böyle ithamlarda bulunanlar tam da böyle tipler işte. Dahası, başarısız, korkak ve nefret dolu tipler. İşte feminizmin ve marksizmin beslendiği şey bu: öfke ve nefret.

Bunları yazan kişi, koyu marksist bir ailede büyümüş, 25 yaşına kadar da komünizm dışında bir ideoloji olmadığını savunan kişi, yani ben. Feminizm için aynısını söyleyemem, zira o topa hiç girmedim. Daha çok yalnız bir kurt gibi yaşadım. Şimdi düşününce zamanında MGTOW’un tüm özelliklerini gösterdiğimi düşünüyorum. Gerçekten de manevi duygulardan yoksun bir ailede büyüdüm. Bununla kastettiğim şey sadece din değil. Saygı, hoşgörü, sadakat, aidiyet, aile olma bilinci… Ailesi dağılmış biri olarak, kadının da erkeğin de ayrı ayrı mutsuzluğa sürüklendiğine tanıklık ettim. Geleneksel aile yapısının bozulduğu yerde kimsenin huzurlu olamadığını gördüm. Bizi biz yapan en önemli şey, aidiyet zarar görüyordu.

Size tavsiyem, sizi siz yapan şeylerin asla karşısında durmayın. Değerlerinizi küçümsemeyin. Milyon yıllık süreçte ortaya çıkmış, insanların tecrübeleriyle şekil almış kavramları, önemsiz diye hayatınızdan çıkarma gafletinde bulunmayın. Dahası, bu kavramların topluma ve insanlara zarar verdiğini söyleyen aptal solculara kulak asmayın. Onlar için yeni olmayan her şey yıkılmalıdır. Yeninin, eski ve şimdinin senteziyle oluştuğunu gözardı edecek kadar cahil ve kör tiplerdir bunlar. Baskıyı, şiddeti ve şövenizmi eleştirip aynı şeylerin kılıf değiştirmiş halini savunurlar.

Share this...
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Author: Sonsuzluk ve Bir Gün

Sonsuzluk ve Bir gün, Türkçe kırmızı hap camiasının en bilinen ve takip edilen yazarlarından biri. Kendisini buradan olduğu gibi twitter hesabından (@sonsuzluk_vbg) ve Ekşi Sözlükten (@sonsuzluk ve bir gun) takip edebilirsiniz.

28 thoughts on “The Red Pill, Geleneksel sentez – 1”

  1. Din öncelikle insanlara işbirliği yapabilmeleri için müthiş bir araç olmuş. H.Sapiens’in (hatta erkeğin) başarısının sırrı da işbirliği yapabilmesi Harrari’ye göre ve çok mantıklı.
    Ancak içeriklerinde her türlü istismara açık durumlar olduğunu şahsen göz ardı edemiyorum. Çocuk çağda verilen dini eğitimin düşünme sistemi üzerinde ciddi zararları olduğunu düşünüyorum. Özellikle nineler,dedeler belli zamanlarda bir köşeye çekip bu eğitimi verirdi biz çocukken. Benim için atlatması kolay olmadı. Ahlak ve diğer konularda bahsettiğiniz herşeye katılıyorum ve bunların din olmadan da çalışacağını düşünüyorum.

    1. Katılıyorum insanın doğru yanlışı ayırt etmesi için küçüklükten bu yana sürekli bir manipülasyon yapıldı. Ben daha 10 yaşlarımdayken din üzerine zorla dini içerikli olan tüm şeylere gönderiliyordum, kitapları onları bunları vsvs sürekli ezberlemek zorundaydım.(1-2 yılım sadece bunun üzerinde geliştirildi). Okullardada aynı sistem var ama lise yıllarımda kabul etmem gerekirki din derslerini sadece 1-2 kızdan başka hiç kimse umursamıyordu. Sanırım zorla öğretilen bilgi bir yerden sonra patlak veriyor. (keşfederek, isteyerek öğrenmek daha kalıcı sizinde bildiğiniz gibi)

  2. Günümüzde inançları ya da savunduğu şeyler üzerinden linç yiyen çok. Günümüz hükümetinin dini kullanarak deyim yerindeyse tüm otoriteyi ellerine geçirmeleri, bu güya “aydın, eğitimli” kesimi dine karşı inanılmaz saldırganlaştırdı. Sekülerlik, tüm dünyayla birlikte Türkiye’de son zamanlarda oldukça arttı; sosyal medyada görebiliyorsunuz. Meriçlerin de hatunları etkilemek için bu yola başvurduğunu söylememe gerek yok. Burada bahsedilen şeylere normalde çok ama çok önem veririm. Aile kelimesine artık insanlar, özellikle de gençler gülüyor, ağır şekilde taşşak yapıyorlar hatta. Buralarda cebini doldurmak, ilerleyip gelişmekten daha önemlidir. Osmanlı’dan kalma bişey bu. Artık öyle şeyler oluyor ki, inanılmaz bir hızla değişiyor tüm dünya. Hükümeti dibine kadar eleştirip, aynı zihniyette olmak da ayrı bi kafa. Kimse içinden geleni söyleyemiyor, kimse içinden geleni yapamıyor. İnsanlık saldırganlaştı. Saf şiddet, cinsellik ve abartı öğelerin olduğu ne varsa çok popülerleşiyor. Hipergami de artık açık açık yaşanıyor. Geçenki postta dünyanın Ortaçağ Londra’sından hallice bir hale dönüştüğünü yazmıştım. Toplumdaki sınıf farklılıkları çok daha barizleşti. Zengin daha zengin, fakirse daha da fakir. Sürekli Hollywood yoluyla bize filmlerde gösterilen cyberpunk post-apokaliptik dünyaya doğru hızla gidiyoruz. Marksist düşünce, nefretten ve kaostan besleniyor; çok doğru bir gerçek. Ben önümüzdeki 20 ila 30 sene içerisinde dünyada bir çeşit uzaylı istilası, biyolojik silahlar ya da deneyler sonucunda salgın hastalıklar (küresel zombi salgını?) ya da tüm insanlığı tehdit edecek başka herhangi bi durumun ortaya çıkacağını düşünüyorum. En kötüsü, klasik komplo teorisi olan üçüncü dünya savaşı, çok abuk meselelerden patlak verebilir. Bence öyle şeyler olacak ki, insanlık, Rihanna’nın götünü konuşup, her akşam partileyip sikişmenin çok saçma olduğunu düşünecek bence. İşte o zaman Sonsuzluk’un bahsettiği gibi, insan olmak, insaniyet, manevi değerler (belki de sadece hayatta kalmak?) tekrar önem arz edecek. İnançlı biri olarak söylüyorum: Allah insanlığı yakın zamanda öyle bişeyle terbiye edecek ki, tüm insanlık “biz ne bok yedik?” moduna girecekler. Hasan Mezarcı gibi konuştuğum için kusuruma bakmayın, bu benim son 5 yıldır hep aklımda dönen şeyler. Belki siz de düşünmüş olabilirsiniz. Malum, insanlığın geldiği nokta belli.

    İnsanlık manyaklaştı.

    1. Hocam ben daha karamsar düşünüyorum :d Dinazorların dünyayı ele geçirdiği ve sistemin belli olduğu bir dünya direk göktaşıyla iptal oluyordu. Şuanki sistemimizide ona benzetiyorum. Yukarıdaki gavat kişilikler ve onların menfaatçi arkadaşları her geçen gün dünyayı dahada zehirliyor. Şahsi düşüncem artık şu amk savaşı çıksında dünya bir restorasyon yaşasın. Ha bu iyi yöndede kötü yöndede gelişebilir ama cidden artık nasıl oluyorsa olsun .

      1. Kardeşim, dünya cidden kritik bi süreçten geçiyor. Bildiğimiz dünyanın bildiğimiz değerleri artık tükenmek üzere. Yeni değerler için, yeni bir düzen gerekir. Ya savaşla, ya uzaylı istilasıyla (ABD’nin yakında bu tip bir Hollywood kurgusuyla tüm dünyada yine işleri istediği gibi yoluna koyması ile ilgili bir komplo teorisi okumuştum, terörist muhabbeti baydı çünkü) ya da kitlesel bir biyolojik silahla (Flakka yazıp Youtube’da bi aratsanıza) yeni düzen bu şekilde kurulacak bence. Dünyadaki kaynaklar da sınırlı. Hepsinden önce temiz su kaynakları asıl sıkıntı. ABD ve Avrupa şu anda başta Ortadoğu, Afrika ve Çin’deki nüfusun hayvani ve gereksiz olduğunu düşünüyor bence. Yaptıkları muameleden de anlaşılıyor bu. Buradaki nüfusu toplasan zaten yaklaşık olarak dünya nüfusunun yarısı demek. İnsan bile değiliz biz bu adamların gözünde. Bazı noktalarda haklılar da. Yakında bahsettiğim bölgelerde gizlice karantinalar başlar. Maalesef, yemek ve içmek, cinsellikten baskın gelen bir ihtiyaç.

  3. Mesele Marksizm ya da komünizm değil. Mesele feminizm de değil. Mesele suçu sürekli başkasına atan ve kendi iddialarını yanlışlayan örnekler olduğu halde hala fikirlerini körü körüne savunmaya devam eden kişilerin olması. Mesele bu kişilerin özgürlükçü olduğunu iddia edip en ufak karşıt fikri hasır altı etmek istemesi.

    1. Sosyal ölçekte mesele Neo-Marksizm (Kültürel Marksizm). Bu derin mevzuu, bir ara yazmak lazım ama 1950 sonrası feminizmin “ataerkil sistem – erkek – kadın” üçlüsünün Marksizmin “kapitalizm – burjuva – işçi sınıfı” üçlüsüne benzer şekilde “baskıcı sistem – ezen – ezilen” üzerinden kurgulanması tesadüfi değil. İşin içinde Nancy Fraser gibi Frankfurt okulunun (kültürel marksizm) üçüncü neslinden feministler var.

      suçu sürekli başkasına atan ve kendi iddialarını yanlışlayan örnekler olduğu halde hala fikirlerini körü körüne savunmaya devam eden kişiler

      bu kişilerin özgürlükçü olduğunu iddia edip en ufak karşıt fikri hasır altı etmek istemesi

      Ve sıkça duyacağın faşist suçlaması. Bunlar öyle havadan gelmiyor.

      1. Mesele o değil derken temel zihniyeti kastediyorum, yoksa senin de dediğin gibi benzer kurgular var. Zaten solcu feminist kız sayısından uyanmamız lazımdı 😁😁

  4. ben de halen bir Marksist olarak bahsettiğiniz neo-Marksizm dene ucubeliğin – aslında biz ona postmodern sol diyoruz onlar da kendilerine radikal demokrasi diyorlar türkiyede hdp az çok temsil ediyor olabilir sanırım- savunuları yerellik, çok kültürcülük, mikro politika, kültürel çatışmalar, kadın hakları vs. bunları karikatürize etmekten ibaret özünde anti-Marksist amaçla uydurulmuş (herbert marcuse) saçmalıklardan ibarettir. Feminizmin de içini boşaltıp saçma sapan bir erkek düşmanlığına çeviren yine bu dangalaklardır. Literatürü araştırırsanız Sovyetler birliğini ağır eleştirdiklerini göreceksiniz (eşcinsellere hak verilmemesi, cinsel devrim ve serbestlik olmaması üzerinden) yani dönüp dolaşıp faturayı sola kesmek doğru değildir. Ben de bir Marksist olarak neo-feminizme son derece karşıyım ve ona karşı bilimsel olmak kaydıyla ideolojik olarak mücadele de etmek istiyorum.

    1. Bu bahsettiğin argümanı İngiliz Marksist Brendan O’Neill bence gayet sağlam bir şekilde ortaya sürüyor. Ben sol görüşlü biri değilim ama neo-Marksizmin O’Neill gibi Marksistler tarafından da garip bir ucube olarak görülme nedenini anlayabiliyorum.

  5. karl marks din, aile vb kurumların kapitalizm içerisinde zamanla sönümleneceğini öngörmüş bunları savunmak amaçlı yazmamış öngörü yapmış sadece. Aldatma, ensest, boşanma vs istatistiksel olarak muhafakazar kesimler de oldukça fazla çıkacaktır. Geleneksel aile yapısı denen şey o kesimlerde de kalmadı emin olun. Benim ayrılmak üzere olduğum eşimin ailesi de muhafazakardır oldukça ama iş kızlarına geldi mi gayet arkasındalar, o nasıl mutlu olacaksa… onun kararı… diyebiliyorlar artık.
    Bunları taksim Beyoğlu Beşiktaş üçgeninden ibaret düşünmeyelim yani.

  6. TRP külliyatının kadın -erkek ilişkilerinde neredeyse %100 haklı ve doğru olduğunu düşünüyorum, en azından tecrübelerim ve gözlemlerimle örtüşüyor. Ancak TRP ne zaman bir ideolojik düzlemde ele alınsa, kişisel düşünceler ile harmanlanmaya çalışılsa tarif edemeyeceğim bir soğukluk hissediyorum. Öncelikle neo-Marksizm dediğin şey aslında liberal sol, ve Marksizm ile alakası pek yok. Hatta hiç yok.
    Din-milliyetçilik-gelenek vs. bunlar evrimin bize mirasları falan da değil, Hariri kitabında tek tanrılı-organize dinlere geçişin neden tarım devrimi sonrasına denk geldiğini çok güzel açıklıyor. Hepsi kendi zamanında insan toplumuna fayda sağlamış “araçlar” ancak din bundan 1000 yıl önce ilerici bir rol oynadı diye bunu bugün savunmanın akla-mantığa sığar hiç bir yanı olmadığı kanısındayım. İnançsızlık ( Ateist-Deist-Agnostik) bugün sadece eski Sovyet bloğunda değil, hemen hemen tüm ileri Batı toplumlarında artıyor, bunun feminizm ile alakası yok, toplum olarak sosyo-ekonomik anlamda ne kadar ileriysen o kadar fazla oluyor, çünkü yüksek refah beraberinde yüksek eğitimi ve kaynaklara erişimi de sağlıyor. Ateistlik sanılanın aksine “sol” a mahsus bir özellik değil pek çok “liberal” kapitalist ateist mevcut, internette “meşhur ateistler” falan diye bir arama yapın çıkan insanların kaçının “devrimci” olduğunu burada tartışalım 🙂
    Marx ve Marksizm’in Sanayi Devrimi sonrası ortaya çıkması tesadüf değil. Das Kapital özünde “medeniyetin” geldiği noktanın iktisadi disiplinle açıklanmasıdır. Çok fazla uzatmak niyetinde değilim ve bunun gibi ideolojik tartışmaların yerinin burası olmadığını düşünüyorum ama Marksizmin aslında işçi sınıfının TRP’dir gibi bir lafın yanlış olmadığı kanaatindeyim. Merak eden tartışmak isteyen olursa da tartışırız, bu sitenin internet çöplüğünün bir parçası olmadığını biliyorum,normalde internette bu gibi konuları tartışmayı bırakalı 10 sene oluyor çünkü 🙂

    Konuyla pek alakalı değil ama Sonsuzluk ve Bir gün’ü ekşide de takip ediyorum, siz ve bir kaç yazarın anti-eşcinsel yazıları hakkında eleştirilerim var.
    Eşcinsel-Biseksüel veya artık takip edemediğim herhangi başka bir cinsel kimliğe sahip değilim, bildiğin düz-heteroseksüelim 🙂 Ancak TRP altında yapılan yorumların bazı temel soruları ortaya çıkardığını düşünüyorum. (Svbirgün’ün paylaşımlarınden yola çıkarak)
    1- Eşcinsellik psikolojik bir sorun olsaydı, doğada görülme sıklığı daha az olmaz mıydı veya daha insana özgü olmaz mıydı ? Doğa’da 500- civarı türde görülen bir olay. Dediğiniz gibi olsaydı Eşcinsel bir aslan veya penguen görmememiz lazımdı ? Evrimle ve evrimsel psikolojiyle bu kadar içli dışlı bir camia’da bunu sorgulamak gerekmez mi?
    2- Eşcinsellik ile pedofiliyi bir tuttuğun bir paylaşımın vardı, evet pedofililerde eşcinsel eğilim daha fazla görülüyor yalnız buradaki korelasyon tartışmaya açık, eşcinseller seçim yapmıyor, zaten hangi rasyonel insan, toplumdan dışlanmayı, baskı görmeyi, aşağılanmayı ve hatta nefret suçlarına kurban gitmeyi isteyerek seçer ki ? Pedofili erken yaşta tacize uğramış veya seksüel travma geçirmiş insanlarda sıklıkla görülüyor ancak bu da bütünü açıklamaya yetersiz. Katolik kilisesinde tespit edilen vakalar %6 seviyesinde, kendi kültürümüze dönelim, İslam peygamberi Ayşe’ile 9 yaşında evlendi. Çok değil 2-3 kuşak önce 13-14 yaşında evlenen kız çocukları son derece normal karşılanıyordu. Eski halk türkülerinde bolca pedofili içeren sözlere rastlarsınız (henüz girmiş 13-14 yaşına vb.) Bütün bunlar o savunduğun “din-gelenek-görenek”‘in bir parçası. Hem pedofiliye kızıp hem “din-gelenek-görenek”‘i savunmak çelişkili olmuyor mu?
    3- Eşcinsellerin tamamı ” efemine” tipler değil, medyada lanse edilen karikatür tipler değil, çok değil bundan 10 yıl önce falan ben de öyle olduğunu düşünüyordum, aslında üzerine fazla kafa da yormamıştım. Ancak bir Amsterdam seyahati bütün şablonlarımı yıkmama yetti, görünüşünde ve tavırlarında zerre kadınsılık içermeyen, gayet “düz” görünen tiplerdi “gay barlarda” takılan tipler. Nereye varacağım, bu adamlar da erkek , ve “erkek hakları ” onlar için neden geçerli olmasın ? Petrol kuyularında, madenlerde onlar da çalışıyor, onlarda asker oluyor ve savaşlarda ölüyor, onlar da “harcanabilir”. Bir çoğu heteroseksüel erkeklerle ortak kadere sahip . (efemine-translar ayrı tutmamın sebebi onlarda cinsel tercihten ziyade kendi cinsel kimliğini kadın olarak görme var ve evet onları kapsam dışı tutabiliriz ) Erkek haklarını savunurken onları da savunmamız gerekmez mi?

    Çok uzun oldu kusura bakmayın, ama önemli hususlar olduklarını düşünüyorum .
    Sağlıcakla ,

    1. Selam. Burada hepimiz herşeyde aynı görüşte değiliz. Gerçi bu yorum bana yönelik değil ama fırsatı çıkmışken kendi görüşümü paylaşayım, ben (Erkek Adam rumuzlu yazar) anti-eşcinsel değilim.

      Nereye varacağım, bu adamlar da erkek , ve “erkek hakları ” onlar için neden geçerli olmasın ? Petrol kuyularında, madenlerde onlar da çalışıyor, onlarda asker oluyor ve savaşlarda ölüyor, onlar da “harcanabilir”. Bir çoğu heteroseksüel erkeklerle ortak kadere sahip .

      Eşcinsel erkeklerin de erkek olduğuna ve birçoğunun heteroseksüel erkeklerle ortak kadere sahip olduğu savına ben şahsen katılıyorum.

      Eğer yurt dışını takip ediyorsanız feminizm – maskülinite savaşında maskülinite tarafında sesi en güçlü çıkan erkekler eşcinseller. Burada Seksodus yazılarını çevirdiğimiz efsanevi şahsiyet Milo Yiannopoulos eşcinsel bir erkek. Bu tür konularda en önemli podcastları yapan ve düzenli takip ettiğim Dave Rubin de öyle.

      İşin ilginci, eşcinsel erkeklerin maskülinite savaşında heteroseksüel erkeklerin safında yer almalarından dolayı bugün feminizm gibi identity politics yapan gruplar, eşcinsel erkekleri de opressive patriarchy içinde saymaya başlayıp onlara da cephe aldı.

      1. Selam, Yurtdışını yoğun olmamakla beraber takip ediyorum, Milo’dan haberdarım. Gerçekten efsanevi yazılara sahip, ancak kendisi sıkı bir cumhuriyetçi ve hatta Hristiyan, hafızam beni yanıltmıyorsa. Bolca çelişki barındırıyor kendi içerisinde ve sağ söylemlerini sığ ve provakatif buluyorum ancak bu çok doğru noktalara parmak basmadığı anlamına gelmiyor.
        3. dalga veya neo-feminizm denen saçmalık bu liberal Sol’un içinde türeyen parazitlerden sadece biri. Yakında kendileri hariç herkesi faşist ilan edecekler 🙂
        Gerçi bu gerzeklikleri bi yandan da insanların kafalarını açmaya yaramıyor değil, oldukça tutarlı ve mücadeleci bir solcu dostum, Vatan Şaşmaz cinayetinin ardından ortaya atılan o saçma sapan yazılardan sonra feminizm ile olan düşüncelerinin oldukça değiştiğini söylemişti 🙂

        MRA ,MGTOW veya TRP hangisi artık size daha uygun geliyorsa, bir farkındalık oluşturduğu aşikar. Böyle de devam edecek, ancak ideolojik değerlendirmeler korkarım ki çok zarar verecek, ve gerçekten faşizan görüşler içinde yeşerdiğinden damgalaması kolay olacak. Temennim bu hale gelmemesi..

  7. İslamcı muhafazakar kesimin söylemiyle red pill söylemleri sanki benziyor gibi ama önemli bir ayrım var bu da kadının kadın olma özelliğini red pill ıskalamıyor İslamcılar ise kadını insan olarak görmüyorlar zaten onlara göre eksik akıllı güçsüz bir varlık red pill e göre ise kendine özgü özellikleri olan bir insan..
    İslamcılar kadının tüm hayattan soyutlanmasını savunurlar ve en açık örneği suudi arabistandır red pill ise asla bunu savunmaz tam tersini savunur ancak kadının rolünü ve değerini abartan yaklaşımlara karşı çıkar, cinsiyet eşitliği adı altında yürütülen erkek düşmanı propagandaya karşı çıkar. benim anladığım red pill öğretisine göre yorumladım tabii ki..

    1. Burda görüşümü yansıtmak istemiyordum ama bu yoruma kayıtsız kalamayacağım.Şahsen yanımda kız arkadaşım diye gezdirdiğim kızın giyimini kesinlikle sınırlarım.İki üç tane ekşi sözlük yazarı bana yobaz demiş, çomar demiş umrumda olmaz.Bugün hepimiz önümüzden geçen mini etekli kızdan gözümüzü alamıyoruz, çünkü biz böyleyiz.Erkeğiz.Özümüz bu ve bunu reddedemeyiz.Benim kız arkadaşım, hele de benim yanımdayken kısa kısa etekler, dar dar pantolonlar giyerse kapıyı göstermek yapacağım ilk iş olur.İnanırsınız, inanmazsınız beni ilgilendirmez ama sırf bu yüzden kadın düşmanı damgası vurmak kesinlikle saldırıdır.Hatta benim gözümde TRP hareketine kadın düşmanı demekle aynı şeydir.

  8. Şu an küreselcilerle silikon vadisi arasında ciddi bir savaş var, bitcoin bunun en önemli kanıtı gibi duruyor. Hangisi kazanır veya ortaya yeni bir sentez mi çıkar onu zaman gösterecek. Dinin gördüğü işlevi dikkate alırsak yeni bir din peydah olması ve bunun teknolojiye dayalı olması mümkün görünüyor. Şu an herhangi bir dine mensup olanların çoğunun da bu yeni dine koşarak gitmesi muhtemel.

  9. Yüzlerce yıldır süregelmiş ve kültürümüzü oluşturan şeyler halkın dinamikleridir. İçinde bulunduğumuz coğrafyanın değerleri bizi evvela biz yapan şeylerdir. Bunlara katılıyorum. Fakat bunları tümüyle “doğru” kabul etmenin ve hayatın ilerleyişinde, insanın medeniyeti içselleştirmesinde tümünün değişimden uzak kalmasını savunmanın bilimsel bir yaklaşım olmadığını kanaatindeyim.

    Onun haricinde bugün “inkar kültürü”nü oluşturan yine kapitalizm değil midir? Kapitalizm bunu yarattığı gibi yönetiyor, kendi lehine kullanıyor. İnsanlar bir şeyleri kendileriyle özdeşleştirmenin yanısıra, bunları kendilerine bir etiket olarak alıyor ve prim sağlamaya çalışıyor.

    Kendinin “solcu” olduğunu iddaa eden gençler hippicilik oynuyor ve hippi eşofmanına 300-400 lira para veriyorlar. Gençler barlara Karl Marx kitaplarıyla hatun kaldırmaya gidiyorlar. Bağımsızlığı, özgürlüğü; başıboşlukta, tembellikte dalkavuklukta bulan, sabah akşam alkol alan ot içen bir “solcu” gençlik yetişiyor.

    Karl Marx bu lavukları görse mezarında ters dönerdi. Gerçek bir solcu idealist olmalıdır, bilimsel olmalıdır. Gerçek “halkçı” olan bir insan, toplumu oluşturan şeylere bozgunculuk yapmaz. Halihazırda toplumun değerlerini yıkmak, dilimizi yıkıma uğratmak toplumu yozlaştırmaksa ki öyle, bu da emperyalizmin işidir. Gerçek bir solcu anti-emperyalisttir.

    Benim anlatmak istediğim bugün ne yazık ki kendini “sol” olarak tanımlayan pek çok insanın toplumu aşağılayarak ve entelektüelliği bunda bularak ego kasma girişimlerini saptamamız ve bunları sol ideoloji üzerinden ele almamamız gerektiğidir.

    1. Selamlar, yazınızda haklı bulduğum ve kesinlikle katılmadığım noktalar var. Devrimcilik “toplumsal değerlere” sahip çıkılarak yapılamaz, çoğu zaman bu değerler köhnemiş, çürümüş ve/veya gerici olmakta. Eğer öyle olsaydı Mustafa Kemal, Türk halkının “değerlerini” korumakla meşgul olsaydı onlarca devrimi yapmazdı, devrimcilik aksine o değerlere ne kadar kutsallık atfedilirse edilsin eğer ki geri-çürümüş ise yıkıp geçmektir. Bu her daim de böyle olmuştur, Fransız ihtilalinde de ,Rus İhtilalinde de …
      Sol’un anti-emperyalist olması gerektiği konusu mühim bir konudur, bu konuda çok kafa patlatılmıştır da, özetle kesinlikle anti-emperyalist olması gerektiği aksinin mümkün olmadığı kanısındayım.
      Toplumu aşağılama meselesi ise değişik bir başlık evet yukarıdan bakmak hiçbir şeye çözüm değil ve samimi değil ama göte göt demek de şart. Bir toplum ki hırsızı baştacı ediyorsa gerektiği gibi eleştirmek ve hırsız sevici fırsatını bulduğunda hırsız olur demek de lazım gelir diye düşünüyorum, bilmem anlatabildim mi .

      1. Hocam dediklerinizin bazılarına katılırken bazılarınaysa katılamıyorum, şöyle;

        Çağdaşlaşma yolunda Mustafa Kemal de geri kalmış birçok kurumu yıkmış ve yerine çağın ötesinde kurumlar yerleştirmiş, devrimler yapmıştır bu konuda haklısınız.

        Lakin devrim yapmak bir coğrafyada var olan değerleri yok etmek değil bu değerlerin oluşturduğu geri kalmış kurumları yıkıp yerine çağa uygun kurumları getirmektir. Fakat çağa uygun yahut çağın ötesinde gördüğümüz kurumlar da yine kendi coğrafyasına hitap eder. Sonuçta devrimcilik çağın ötesinde görülen bir kurumu olduğu gibi almak değil, bunu kendi coğrafyasına uyarlamaktır. Nedeni coğrafyalarda var olan değerlerin, kültürün birbirinden farklı oluşudur.

        Bununla da ilgili Mustafa Kemal’in, devrim eleştirilerine karşı “Efendiler biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz çünkü biz, bize benzeriz.” sözünü alıntılayabiliriz.

        Göte göt demek doğru bir yaklaşım olur ama fayda sağlamaz hocam. Devrim belli zaman aralıklarına değil sürekli kılınmaya çalışılmalıdır ve toplum iyi eğitilmelidir. Ancak bu mücadeleyle hırsızı baştacı etmeyen bir toplum yaratırız 🙂

  10. Toplumsal uzlaşma her erkeğe 1 eş sistemini ayakta tutmaya çalışıyon ama yok o dönem geçti. Kadınlar uyandı yani daha elde tutamazsın.

    Piyasa artık serbest oldu.
    %20’lik erkek grubu hatunların tadına bakıyor. Tuttuğuna vur kaç yapıyorlar. Hatunlar bu erkek grubuyla yemediği bok yok.

    %30 erkek grubu arada kısa süreli ama çoğu zaman uzun süreli ilişkilerle takılıyo. Hatunlar bu adamlara belki veriyor biraz zaman geçince seks oluyor.

    %50 grup ise amsız geçiriyor hayatını çoğu bakir sefil erkekler.

    Sen şimdi bu sistemde ezilen 2 erkekten 1 tanesini kurtarmaya çalışıyon ama yok öyle bi dünya daha kurtaramazsın.

    Evlense ne olucak bu adamlara karıları saygı mı duyuyor? Adam işe gidince sevgilisi eve gelip adamın yatağında karısını analdan pompalıyor. Kocasına anal yaptırmayan kadın sevgilisine veriyor. Kocasını aşağılayarak pompalıyor ve kadında bundan haz alıyor. Kocası karısına para emek zaman harcarken evi onun için dizayn etmişken işler böyle kadın bunu yapıyor.

    %20 erkekle kadınlar seksi seksle takas ediyo. Hemen veriyor bir uzatma bekletme yok.

    %30 erkekle bazen seksi seksle, çoğu zaman seksi ilgi,duygusallık,emek,zamanla yani uzun ilişki materyaliyle takas ediyor.

    %50 erkek içinse seksi anca evlilikle takas ediyor. Yüzük gelmeden o bacaklar ikiye ayrılmıyor bu erkekler için. Yazık gariplerim öyle saf ki ne olup bittiğinden habersizler. Kendileri yalnız saf yaşarken ilerde evlenecekleri Karıları neler yapıyor.

    %50 için kurtuluş yok.

    Bazen aşağıya kayma oluyor. 9 luk adam 7 lik kızı sikiyor. 7 lik adam 5 lik kızı. 5 lik adama da bişey düşmüyor.

    %50 densen allah sabır versin bu hayat böyle geçmez

    1. Birader anladık tepe 20%de en acayip pompayı sen yapıyorsun (!) ama nedense günde 5 posta masturbasyon yapan adam gibi diline vurmuş sürekli bir 50% kurtuluş yok diye tutturdun.

      Senin o yüzde 50 bu siteyi okumuyordur bile… boşuna onları yazma derim.

    2. Ya yeter ahahshhshssjjsjs pareto analizini de geçtim yeni bir şey bu
      Seni kimse bilmesin kardeşim bu nasıl bişey aq

  11. Bir yazının içinde sadece bir damla kadar Marxsizm kelimesi koyarsanız, en ufak bir eleştiriye dahi tahammülü olmayan solcular ortaya çıkmaya başlar. Yazı doğru veya yanlış fark etmeksizin, mutlaka bir yerinden tutup eleştiri yapmaya çalışırlar. Bir de komünist / sosyalist ülkelerde diktatörlük yok diyorsunuz. Arpa tanesi kadar eleştiriyi yok etmek için dağlar kadar laf yetiştiriyorsunuz, bir de gücü elinize aldığınızda yapacaklarınızı düşünsenize…

    1. Eleştiriye tahammülüm gayet var, o yüzden de her şeyi ve herkesi eleştirebilirim, eleştirilebilir olduğunu düşünürüm. Ben yazımda ne yazarı ne de yorumcuları herhangi bir şekilde itham etmedim. İtirazımı ve sorularımı belirttim, tartışma dediğin, düşünce dediğin böyle olur zaten.
      Bomboş bir yazı yazmışsın, varsa söylediklerime itirazın buyur okuyalım seni yoksa sana ayıracak fazladan bir saniyem bile yok, bomboş bir iş çünkü seninki.
      He bir de not olarak, teoride zaten sosyalizm ” proleterya diktatörlüğüdür”, iktidarın sermayeden alınıp işçi sınıfına devridir, komünizm zaten bundan sonra sınıfsız topluma evrilmesidir. Her kim ki bundan gül bahçesi gibi bahsediyorsa romantiktir, siyasal tarih ve iktisadi bilgisi yoktur. Hiç bir argüman öne sürmeden “siz zaten böylesiniz” şeklinde yorumları boş, hatta bomboş buluyorum.
      O yüzden hadi kardeşim işine gücüne bak eminim orada daha verimli olacaksın.

  12. Benibilenbilir,yeter be birader,boynuz mu yedin? nedir bu sinir? yorumun baştan aşağı saçma. türkiye’de bu konular hakkında ilk defa böyle güzel bir site gördüm,onu da bu ergenler yorumlarıyla berbat ediyor.

  13. Ben bu yazıya çok katılamayacağım. Zira gelenekselliğin medeniyeti (medeni olma durumu) engellediği gün gibi aşikar. Geleneksel kafa yapısına sahip olup da medeni olmak öyle çok olabilecek bir şeymiş gibi gelmiyor bana.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *