Disiplinin Pratiği – Bölüm 1 – Motivasyonu siktir edin sizin disipline ihtiyacınız var.

Çevirenin Notu : İşleri sürekli erteleyen insanların temel paradigma problemini özetleyen güzel bir yazı. Ben şahsen motivasyon gibi duygu ve hislerle ilgili bir şeyin disiplin gibi iş yapmakla ilgili bir şeyin önüne geçmesinin, toplumun feminenleşmesi ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Gerçeklerden, iş yapmaktan önce hisler ve ruh hali!

Bir şey yapmanız gerektiğinde bunu kendinize yaptırmanın temelde iki yolu var :

Birincisi, daha popüler ama kahredici şekilde yanlış opsiyon, kendinizi bu işi yapmaya motive etmeye çalışmak.

İkincisi, hiç popüler olmayan ama tamamen doğru opsiyon ise disiplin kazanmak.

Bu, değişik bir perspektif kazandığınız anda hemen daha iyi sonuçlar aldığınız şeylerden birisi. Paradigma değişimi kavramının kullanıldığı çok az yer, bu kavramın hakkını verir. Motivasyon – disiplin paradigması, bu yerlerden biridir.

Peki motivasyon ve disiplinin farkı nedir?

Motivasyon, çok kabaca söylersek, bir işi tamamlamak için belli bir zihinsel ve duygusal halin gerekli olduğu gibi bir yanlış varsayım üzerinde hareket eder.  Bu tamamen yanlış bir varsayımdır.

Disiplin ise tam tersine, dışsal fonksiyonaliteyi ruh halinden ve duygulardan ayırır. Bunun yarattığı fark ise çok büyüktür.

Bir işin başarılı bir şekilde tamamlanması, işleri sürekli erteleyenlerin işe başlamak için gerektiğini düşündüğü ruh halini sağlar! Şöyle bir benzetme yapalım : antrenmana başlamak için mükemmel sporcu vücuduna sahip olmayı bekleyemezsiniz. Antrenman ile sporcu vücuduna sahip olursunuz.

Eğer harekete geçmenin ön koşulu duygular olursa, doğru ruh halini beklemenin kendisi işleri ertemelenin sinsi bir versiyonu haline gelir.Bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyorum maalesef. Keşke zor yoldan kendim keşfedeceğime, 20, 15 ya da 10 yıl önce biri bana bunu öğretse idi.

Eğer bir şeyler yapabilecek ruh hali gelene kadar beklerseniz, sıçarsınız. Bu tam olarak korkunç erteleme döngüsünün ortaya çıkmasını sağlayan şeydir.

İşleri erteleme döngüsü

Motivasyonu beklemenin temelinde, sadece yapmayı istediğimiz şeyleri yapmamız gerektiğini düşünen çocukça bir fantazi vardır. Bu nedenle de problemi şöyle tanımlarız : “Mantiki olarak yapmam gerektiğine karar verdiğim şeyleri yapacak havaya nasıl girerim?” YANLIŞ!

Doğru soru şudur : “Duygularımı takmadan, bilinçli olarak yapmaya karar verdiğim şeyleri, mızmızlanmadan nasıl yaparım?”

Demek istediğim, duygular ile hareketler arasındaki ilişkiyi kesin ve ne hissettiğinize aldırmadan sadece yapın! Ancak yaptıktan sonra iyi, enerji dolu ve istekli hissedeceksiniz.

Motivasyon yanlış bir yöntem. Bu yanlış çerçevenin, gelişmiş ülkelerde hızla yayılan “iç çamaşırlarıyla odada oturup bilgisayar ya da sikiyle oynama” salgın hastalığının sebebi olduğuna 100% eminim.

Motivasyona dayanmanın psikolojik problemleri de var.

Gerçek hayatta, gerçek dünyada insanların yapması gereken şeylerin çoğu, aklı başında hiç kimsenin büyük bir istekle yapmak isteyeceği şeyler değiller. “Motivasyon”, kendi başına hiçbir istek yaratma şansı olmayan işleri yapmak için büyük bir engel yaratır. Bu soruna kaytarmak haricindeki tek çözüm ise, insanlara istemeseler de yapmaya yönlendirmek. Bu korkunç görünen ama neyse ki aldatıcı bir ikilem.

Temelde ruh sıkıcı ve kasvetli bir aktiviteye büyük bir istek boca etmeye çalışmak, bir çeşit kendi kendine psikolojik zarar vermek ve gönüllü deliliktir. BU EXCEL DOSYALARINI DÜZENLEMEK İÇİN ÖYLE BÜYÜK BİR İSTEK DUYUYORUM Kİ, YILLIK MAAŞLARIN GELECEK YILLARDA DEĞERİNİ HESAPLAYACAK FORMÜLLERİ YAZMAK İÇİN SABIRSIZLANIYORUM. İŞİMİ ÇOK SEVİYORUM!!!!”

Orta şiddette manik depresif ruh halini kendi kendine dayatmanın optimal bir insan aktivitesi olduğunu düşünmüyorum. Bunun depresif episodlarla dengelenmesi kaçınılmaz zira insan beyni süresiz olarak zorlanmaya dayanamaz. Güvenlik vanaları açılacak, hormonal akşamdan kalmalar yaşanacaktır.

Başınıza gelebilecek en kötü şey, yanlış şeyi başarmaktır – geçici olarak. Daha üstün bir senaryo ise, ruh sağlığınızı korumaktır ama bu maalesef ahlaki bir problem olarak algılanır. “Yine de bütün gün kağıtları destelediğim işimi sevmiyorum, bende bir sorun olmalı.” “Hala pastayı salataya tercih ediyorum ve kilo veremiyorum. Ben zayıf biriyim.” “Motivasyon hakkında başka bir kitap almalıyım”. Saçmalık. Temel problem zaten bu sorunlara motivasyonun varlığı veya yokluğu çerçevesinde yaklaşmak. Cevap disiplin, motivasyon değil.

Motivasyonun bir problemi daha var : raf ömrü kısa ve sürekli yenilenmesi gerekli. Motivasyon, krank milini sürekli elle çevirmeye benzer. En fazla bir miktar enerji depolayabilir. Bazen başından ciddi bir zihinsel enerji depolamanın gerekli olduğu uç durumlar tabii ki var. Olimpik bir müsabakadan veya hapishaneden kaçmadan önce mesela. Ama bu, gündelik yaşam için kötü bir strateji.

Disiplin ise motor gibidir. Bir kere çalıştırıldı mı, sisteme sürekli enerji sağlar.

Verimliliğin ön koşulu olan bir ruh hali yoktur. Sürekli ve uzun vadeli sonuçlar için, disiplin motivasyona galip gelir, toz yutturur, nal toplatır, anasını siker.

Özetlersek, motivasyon bir şeyler yapacak gibi hissetmeye çalışmaktır. Disiplin ise yapmayı istemesen de yapmaktır. Yaptıktan sonra iyi hissedersin.

Disiplin bir sistemdir, motivasyon ise hedeflere benzer. Aralarında simetri vardır. Disiplin az çok kendi kendini besleyen ve sabit bir güçtür, motivasyon ise parlayıp sönen bir şey.

Peki nasıl disiplin kazanırız? Alışkanlıklar kazanarak – önce yönetebileceğiniz küçük alışkanlıklar, ne kadar göze görünmez olursa olsun kazanmak ve oradan kazanılan momentumu başka ve bir tık daha büyük bir alışkanlığa yatırarak olur. Azar azar rutininizde daha büyük, daha zor değişiklikler yaparsınız ve pozitif geribesleme döngüsü yaratırsınız.

Motivasyon, verimliliğe karşıdır. Aslolan disiplindir.

Devamı 2. bölümde : Disiplinin Pratiği – Bölüm 2 – Küçük ve aşamalı değişiklikler

Çeviri : Screw motivation, what you need is discipline.

Share this...
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Author: Mahmut Abi

Sitenin 30luk Mahmut Abisi ve admini. Kendisini şimdilik sadece buradan ve sitenin twitter hesabından takip edebilirsiniz.

17 thoughts on “Disiplinin Pratiği – Bölüm 1 – Motivasyonu siktir edin sizin disipline ihtiyacınız var.”

  1. Mesela askerliği düşünün.
    Adam gelip şike şike 5:30-6:00 arası kaldıracak. İstemesen de yatağın jilet gibi traş tamam botlar ve elbisen temiz olacak.
    Ruh halin iyi olmasa bile eğitimlere ve günlük faaliyetlere katılacaksın.
    Disiplinin en kemik örneği askeriye .

  2. Tam ihtiyacım olan bir yazıydı. Şu an bana hayatında ne lazım deseler direk disiplin derim.

    Her şeyi nasıl yapacağımı niye yapacağımı biliyorum fakat yapmıyorum. Motive odaklı bir insanım. Eve gelmeden dışarda eve gidince şunları bunları yapıcam süper olucak diye gaza getiriyorum kendimi eve bi gidince kanepeye yatıp dizi izliyorum ertesi gün kendime kızıyorum bu sefer başka olacak diyorum eve gidince yine kanepe. Kısır bir döngü gerçekten bu yazıda da bahsedildiği gibi…

    Bir işi kafasına koyup da direk yapan insanlara çok imreniyorum.

  3. Mahmut abi, ufak bişey gönderecektim ama sanırım hesap kartını kabul etmiyor. İllaki kredi kartı olacak sanırım. Pattaya değil de Londra olsa olma mı?:)

    1. Sağolasın. Pattaya daha güzel. MGTOW amcalar cenneti. Dünyanın başka hiçbir yerinde parasıyla yaptığı halde hayatının erkeğini yiyor gibi yiyen genç hatun bulamazsın.

  4. askerlikle ilgili benzetmeye katılıyorum, orada öyle bir disiplin var ki kısa sürede sizi sarıp değiştiriyor ve asker oluyorsunuz..

    ana şu da var insanoğlu amaçsız hareket etmekte zorlanabilir yani bir hedef amaç bir manevi nirengi noktası olmazsa olmaz, bence motivasyon yerine hedef koyma daha manalı geliyor. 1 ayda şu kadar spor yapma hedefim var diyip ona ulaşma çabası göstermek gibi..

  5. bir kitaptan, konuyla oldukça alakalı bir alıntı:

    *******************
    1- İçten motive olma yolu: “Bir şeyi yapmam için, onu yapmayı istemem gerekir” varsayımına dayanır. Kişi o görevi yapma isteğinin (motivasyon) içinde oluşmasını bekler veya kendi kendini içten motive ederek o isteği üretmeye çalışır. Kendi kendini motive edemeyenler, isteğin içlerin­den gelmesini bekler dururlar. Bu da bir tür atalete tesli­miyet demektir.

    2- Dıştan motive edilme yolu: Kişi kendi içinde motivasyon üretemeyip kaba tabirle ‘gaza getirici’ bir dış motivatör bulur. Bu, bir kişi ya da bir kitap olabilir. Bu yolu seçenler, “Birileri ya da bir şey beni motive edecek, bunu yapmayı isteyeceğim,” diye düşünür. Bu yöntem, hareketi başlatmakta etkilidir ama kesintisiz sürdürülebilir değildir. Hiçbir motivasyon hali sonsuza kadar sürmez.

    3- İç disiplin yolu: İrade gücünü kullanarak, kendini içten zorlayıp o işi kendisine yaptırabilmektir. Kişi kendi ken­dine, “Bu işi yapmam gerekiyor, yapmak istesem de istemesem de yapacağım,” der.

    4-Dış disiplin yolu: Bu gruptakiler başlarında bir ‘otorite’ ol­madan çalışamazlar. Bu kişilerde bir tür ‘sopa / otorite / dış disiplin bağımlılığı’ vardır. Okulda öğretmenleri, evde an­ne babaları, askerde komutanları onları zorlamadan ça­lışamazlar. Bir görev karşısında akıllarına gelen ilk tep­ki kaytarmaktır.

    Benim favorim üçüncü yol. Her zaman, her yerde, en fazla işe yarayan yol kesinlikle iç disiplin yoludur. Ataletin en büyük panzehiri, irade gücüdür. Birinci gruptakiler masa başında ilham getirecek motivasyon perisini bekleyerek, ikinci gruptakiler beyaz atlı motivatörlerini bekleyerek, dördüncü gruptakiler korkuyla karışık saygı duyabilecekleri bir otorite bekleyerek başarıları nı dış faktörlere bağımlı hale getirirler. Yelkenli gemiler gibi, rüzgâr estikçe ilerlerler. Üçüncü yolu seçenler, içten motorlu ge miler gibidir; rüzgâra bağımlı değildirler. Gerekirse, yelkenini açarak rüzgârdan da yararlanabilirler.

    ‘Her şey seninle başlar’ın anlamı tam olarak budur. Bir dış gücün sizi ileri itmesini beklemeden, içinizdeki irade gücünü kullanarak kendinizi ileri itebilmek demektir.

    Bu noktada, kritik bir bilgi vereceğim. Duran bir nesneyi hareket ettirmek için gereken enerji, hareket eden bir nesnenin hareketini devam ettirmek için gerekenden daha fazladır. Buna fizik biliminde atalet momenti (hareketsizliğin gücü) denir. Zor ve önemli olan ilk harekettir. Ondan sonrası kartopu gibi büyüyebilir.

    Unutmayın, insanlar arasındaki başarı ve başarısızlık farkını belirleyen, sevdikleri işi değil, sevmedikleri işi yapma şekilleri­dir. Sevdiği işi herkes aynı şekilde yapar. Oysa ‘yapmak isteme­diğiniz ama yapmak zorunda olduğunuz’ işler karşısındaki tu­tumunuz sizin kazananlardan mı yoksa kaybedenlerden mi ola­cağınızı belirler.

    Bir öğrenci matematik sınavına hazırlanıyor. Yapması gere ken ders çalışmak ama o ders çalışmak istemiyor. Yapması gere ken ile yapmak istediği çatışıyor. Bu an, öğrencinin kaderiyle randevu anıdır. Üniversite sınav anından daha önemlidir, çünkü bu Hayatın Seçme Sınavı’dır (HSS). Üniversite sınavını hayatta bir gün yaşarsınız, HSS’yi ise her gün yaşayacaksınız.

    Başarılılar, yapılması gerekli işleri, yapmak istemeseler de yaparlar. Kaybedenler, yapılması zevkli işleri hemen yapar, yapılması gerekli olan ama yapmak istemedikleri işler karşısında ise önce birilerini suçlar, sonra birilerine söver, sonra kendi kendine söylenir, sonra kıvranır, sonra erteler, sonra kendilerini suçlar, sonra da ‘son dakikada’ işleri yetiştirmeye çalışırlar.

    Böyle insanların başarısız, mutsuz, yoksul yaşamasına şaşırmamak gerekir. Her insan geçmişinde yapması gerektiği hal de yapmadıkları ve yapmaması gerektiği halde yaptıklarıyla hak etti ği hayatı yaşar.

    Hayatta önümüze gelen tüm işler zevkli olmak zorunda de ğildir. Başarı öyküsünü zevkle okuduğunuz insanlar, o başarıya ulaşmak için hiç de zevkli olmayan o kadar çok iş yaptılar ki. Edison’m dediği gibi, “başarı güzel görünüşlüdür ama çoğun lukla ter kokar!”

    Kendinizi çok fazla şımartmayın 🙂 İsteklerinizi bu kadar önemsemeyin. İstekleriniz gölgeniz gibidir, peşinden koştukça daha fazlasını ister, ona sırtınızı dönüp yürüdükçe, peşinizden gelirler. Gözünüzü hayal ettiğiniz hayata dikin ve yürüyün, göl geniz peşinizden ister gelsin, ister gelmesin.

    *******************

    1. Forum açılınca yeni üyelerin , eski üyelerden aldığı davetiye koduyla giriş yapabildiği bir site kurulabilse güzel olur pua cemiyetinden daha farklı bir konsept olması tek temennim .oradan baya şey öğrendik tamam da son durumu baya kötü

      1. Benlark’ın dediği gibi davet yöntemiyle gayet güzel olabilir. Herkes kendi saha raporlarını paylaşarak çok daha etkileşimli olabilir.

      2. BenLark dediğin güzel olurdu. fakat forum açılmasa dahi siteye yazıları ve de yorumları (+) (-) şeklinde oylama getirilebilir. bazen en az yazı ve çeviriler kadar güzel yorumlar oluyor. böylece bunlar öne çıkar, kıyıda köşede kalmamış olur.

        reddit benzeri blog-reddit karışımı bir sistem hiç de fena olmaz.

        •siteye üyelik olur.
        •yazı ve yorumlarda oylama olur.
        •kullanıcılar birbiri arasında mesajlaşabilir.
        •bir kullanıcının profiline tıkladığında tüm yazdıklarını görebilirsin.
        •arkadaş ekle / takip et özelliği gelebilir.

        Deus Ex Machina ‘nın yorumu üzerine biraz düşündüm de forum fikri sahiden iyi olmayabilir bu platform için. fakat üstte söylediklerim olmalı bence. ne düşünüyorsunuz?

  6. Hocam eski çağlarda geçen filmlerdeki kabile reisleri gibi bi kafa yapımız olsa, aynı zamanda da medeni olsak bu bize ne kadar başarı sağlar? (Konu burada kendimizi geliştirmek değil)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *