Tarihten Hipergami Manzaraları: Nazilerin Kucağına Atlayan Fransız Kadınlar

Evet evet, yanlış okumadınız. Fransa II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası tarafından işgal edilirken Fransız hatunları “madem bizimkiler pert oldu, o zaman Almanlar askeriyle takılalım” diyerek Nazilerin kucağına koşa koşa gitmiş. Tabi bu durum ancak birkaç sene önce ortaya çıkıyor. Şaşırdık mı? Elbette hayır. Savaş gelinlerini biz zaten biliyoruz.

Bu gerçeği ortaya çıkaran ise Patrick Buisson isimli bir tarihçi. Birçok Fransız kadınının Nazi askerleriyle “yakın ilişkileri” olduğunu belirtiyor.

Esas bomba kısım şimdi geliyor: Bu işgal sırasında 2 milyondan fazla Fransız erkeği Naziler tarafından kamplarda çalıştığı halde 1942 yılında Fransa’da doğum oranı rekor seviyeye ulaşıyor ve Alman-Fransız melezi 200.000 çocuk doğuyor. Bazı bölgelerde gayrımeşru doğum oranı yüzde 30’lara ulaşıyor.

Bu haber ortaya çıktığında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı olan Sarkozy de bunun “halı altına süpürülen” tarihi bir “ayrıntı” olduğunu kabul etmiş. Neden “ayrıntı” acaba? Neden “halı altına süpürüldü” acaba? Feminiklerin utandırma taktikleriyle gazabından korkulduğu için olabilir mi?

Savaş bittikten sonra ise Alman askerleriyle ilişkisi olan kadınların ceza amacıyla saçları kesiliyor.

Bu uygulamanın kökeni İncil’e dayanır. Eski Ortadoğu toplumlarında da zina eden kadınları toplum içinde işaretlemek için saçları kesilirdi.

Tabii ki feminik İngiliz medyası kadınların bilinçaltı dürtüsü meydana çıktığı için buna da bir “kılıf” bulmakta ve meriçleri tatlı uykularından uyandırmamakta gecikmemiş. Bakın bu olayı ortaya çıkaran Patrick Buisson kadınların ihanetine nasıl bir “kılıf” buluyor:

Tarihin bu pek parlak olmayan sayfasıyla yüzleşmek kolay bir iş değil. Bize öğretilenlerin çoğu efsanelerden ibaret. Gerçek şu ki bu insanlar işgale uyum sağlamışlardı.

“İhanet” değil, “uyum”. Yersen. Kadınlar uyum sağlasın da esir erkekler ne bok yerse yesin.

İngiliz feminik medyasının baş aktörlerinden The Guardian da boş durmamış tabi:

Fransız halkı, hatta müttefik kuvvetleri bile Almanlarla işbirliği yapmakla suçlanan kadınlara karşı bu muameleyi tiksindirici buluyordu. Kurbanların büyük bir çoğunluğu sadece mesleğini icra eden fahişelerdi. Çoğu noktada siyasi değil profesyonel sebeplerle bu işe girmişlerdi. Diğerleri de zaten sıkıldığı için Alman askerlerle birlikte olan salak ergen kızlardı. Bazıları da Alman askerlerinin gösterdiği yerde yalnız başına yaşayan kadın öğretmenlerdi ki bunlar metres oldukları suçlamasıyla karşılaştılar. Düşük yapan her kadının Almanlarla ilişkisi olduğu suçlaması vardı.

Çoğu kurban anneydi ve kocaları Almanların toplama kampındaydı. Dolayısıyla savaş sırasında kendilerini geçindirecek güçleri yoktu, tek çareleri Alman askerleriyle ilişki kurup yiyecek ekmek bulmaktı.

Valla bu rasyonalizasyona ben her seferinde hayran kalıyorum.

“Bacım Fransız hatunlar kocalarını satıp Almanlara koşmuş?”

“Hepsi savaş kurbanı ondan öyle.”

“Önüne gelenle yatmışlar ama?”

“Ha onlar orospu ya”.

“Ee orospu olmayanlar?”

“Onlar da canı sıkılan ergen.”

“Peki evli olanlar?”

“Onların da kocası olmadığından işi gücü yok. Aç mı kalsınlar?”

Her şeye bir bahane var. Kadın solipsizmine bundan daha güzel örnek bulamazsınız. Sanki tek zor durumda olan kadınlarmış gibi, sanki toplama kampındaki erkeklerin yiyeceğe ihtiyacı yokmuş gibi sırf maddi kaygılarla bu ihaneti aklamaya çalışıyorlar. Aynı durumdaki erkekler neden Almanlarla işbirliği yapmıyor peki? Çünkü vücudunu kullanıp rahatını sağlamak kolay geliyor, çünkü esir düşen erkeklere karşı zafer kazanan Nazi askerlerine duydukları hipergamik ilgiyi saklamak zor geliyor.

Üstelik bunu yapan 1 değil, 2 değil, yüzbinlerce kadın! Kadının güçlü erkek görünce ahlakı, mantığı, aşkı bir kenara bıraktığının en somut örneği.

Bir daha kadınlar eziliyor vs. diye saçmalayan bir feminik veya “ben paraya bakacak kadar yüzeysel değilim” diyen bir hatun görürseniz bu haberi suratına atın.

Share this...
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Author: Çeviri Manyağı

Sitenin anti-feminist ve gözlemci abisi, kardeşi. Kendisine thalesengeditor@gmail.com adresinden karı-kız meseleleri için ulaşabilirsiniz.

43 thoughts on “Tarihten Hipergami Manzaraları: Nazilerin Kucağına Atlayan Fransız Kadınlar”

  1. “Bir daha kadınlar eziliyor vs. diye saçmalayan bir feminik veya “ben paraya bakacak kadar yüzeysel değilim” diyen bir hatun görürseniz bu haberi suratına atın.” kısmı için umudum yok pek.Yukarıdan kitap inse bunlar yine kabul etmez.

  2. Yani hocam meali:kadın güçlü,acımasız ,kaybetmeyen ,serseri alfa olsun ama tipi pek önemli değil hatta yaşı bile önemli değil(alfa dede yazısından hatırlayalım) yeterki hipergamiyi doyursun. Ben bunu arkaslarımla konuşurken hatunlara haksızlık ettiğimiz şeklinde bir görüş var. Peki öyle bu hatunlar neden piç alfalarla beraberde sizle değil dediğimizde bu meriç kardeşlerim herşeyin zamanı var elbette bizede sıra gelecek diyorlar😂 peki ne zaman…alfalar bu hatunlardan sıkılınca

    1. Doğru söylüyorlar. Onlara da sıra gelecek. Kadın artık yaşlanıp da alfa ilgisi için genç kızlarla rekabet edemediğini anladığında, birden ruhsal bir dönüşüm geçirip o tatlı çocuğun aslında ne kadar uygun bir erkek olduğunu anladığında (!). Tek gecelik ilişki kovalayan 30 yaş üstü erkek gibi birçok yazımızda bu alfa siker beta öder dinamiğini anlatmıştık :

      Modern kadının hipergamisinin bilinç altındaki beklentisi, 30 yaşındaki ortalama bir erkeğin alfa siker beta öder denkleminin beta tarafı olmaya hazır olmasıdır. Ya da daha doğrusu, öncelikle 30 yaşında bile hala işe yarar bir alfa erkeği kafeslemeyi bekler ama o az bulunur olduğundan asıl gerçekçi plan 30luk bir beta kapamaktır).

      30 önemli bir sınır zira 30 yaş, kadınların daha yüksek CPD’nin tadını çıkardıkları 20li yaşlardan sonra kadın – erkek CPDsinin eşitlendiği yaştır. Bu aynı zamanda kadının, alfa ilgisi için artık daha genç kadınlarla rekabet edemediklerinin ve hemen bir betayı kapamazlarsa “duvara” yanlız toslayacaklarının farkına vardıkları yaş civarıdır. Bu yaştan sonra CPD dengesi erkek lehine değişecektir ve erkekler daha yüksek CPDye sahip olacaklardır. Tabii biz erkeğin sağlıksız beslenme – porno – video oyunu üçgeninde plaj topuna dönmediğini ve kendine iyi kötü bir meslek edindiğini varsayıyoruz. Kadın, 30 yaş sınırında ( 27 – 30 arası aslında ama kadının kendine koyduğu psikolojik sınır 30dur) birden kendini keşfetmekle geçirdiği 20lerinin bir hesabını yapar, bunların yanlış olduğuna karar verip hidayete erer ve birden erkekler konusunda önceliklerini değiştirir. Artık yakışıklı, kaslı ve eğlenceli ve maceracı erkek önceliği yerini güvenilir, sadık, iyi baba olabilecek erkek önceliğine bırakır. Kadının içindeki rasyonalizasyon makinesi (ecnebilerin hamster dediği) bunu olgunlaşmanın getirdiği erdemli bir değişim ve biyolojik saat olarak rasyonelleştirir ve beta akım medya da bu değişimi bu şekilde pompalar. Oysa değişim erdemli bir farkına varıştan ve tövbeden ziyade, zaruriyettendir. Burada aslolan kadının artık daha genç kadınlarla rekabet edemediklerini farketmeleridir, biyolojik saatleri değil. Biyolojik saat eğer baskın bir  güç olsa idi kadınlar CPDlerinin ve doğurganlıklarının tepe noktası olan 23-25 yaş arası çocuk yapmak için acele ederlerdi.

      30una giren kadının CPDsi düşmektedir, erkeğinki ise artmakta. Bu nedenle en hızlı şekilde, erkek CPDsinin artık kadına göre arttığının farkına varmadan kapatılmalıdır.

      1. Hocam 30 yaş konusu hakkında konuşmanız çok iyi olmuş.Ben 22 yaşında iken 35 yaşında güzel sayılabilecek bir kadınla 2 senelik bir ilişkim olmuştu.Tip olarak uzun boylu ortalamanın üstünde bir tipim ve mühendisim.Kadın sürekli ciddi bir ilişkimiz olsun muhabbetti yapıp durdu bir sene boyunca sonrasında ben de kadını kaybedeceğimi zannettiğimden kabul ettim sevgili olmayı.Bu red pill olayı ile tanışmadan önce bile kadının dediğiniz gibi beni bir yatırım olarak gördüğünü hissetmiştim.İlişki boyunca kadını sürekli olarak aldatmama rağmen kadın peşimi bırakmadı.En sonunda onunla ciddi bir şey olmayacağını anlayınca aniden bırakıp gitti.Sizce bunun sebebi nedir beta olmam yüzünden mi?

  3. bu olay hipergami ile pek alakalı değil. fransız kadınları, nazi subayları onlara zarar vermesin diye böyle bir yola başvuruyorlar. yoksa fransız erkekleri kaçtı nazi subaylarının kucağına atlayalım diye bir olay yok.

    1. Benim bildiğim kadarıyla alakalı. Bunu yapan önemli sayıda bir kadın nüfusu kadar (hatta sanırım daha fazlası) yapmayan kadın nüfusu da var. İlişkilerin niteliği konusunda okuduğum yerlerde zorunluluk değil samimiyet ön planda idi.

      1. değil hocam yanlışınız var. tarih konusunda bilgim bayağı vardır,sevdiğim bir alandır. ha sizin dediğiniz gibi olan vardır,üniforma fantezisi olan vardır orası ayrı. ama çoğunluk hayatı için böyle bir olaya başvuruyorlar.

          1. birader yukarıda yazdım neden takıldıklarını. benim anlamadığım bu sitede bir yazıyı veya yorumu eleştirdiğin zaman twitter’da ki feministler gibi linç ediyor bazıları. can sıkıyor bu olay.

          2. çeviri manyağı, bu adamın yaptığı ilk parazit değil, son olacak gibi de durmuyor.

            ciddiye almayınız şunu .

        1. Hocam asıl sen ne zaman gelsen ona buna sataşıyorsun galiba farkında değilsin. Ben gördüğümü yazdım, isteyen istediği şekilde inanmakta özgür. Düzgünce iddiaları tartışırken saldırı falan demek komik.

          1. Yahu Allah Allah. Tarihsel bir gerçeği söyledim burada saçma sapan yorumlar gelmiş. Belli oldu buradaki yazıları yorum atmadan takip etmek daha faydalı. Daha evden çıkamayan adamların yorumlarına cevap vermek biraz kafa bozuyor. Blue pill demiş biri de. 😀

          2. Linç nerde dedikten sonra adamı hafif linç etmişsiniz 😮 Karşıt argüman iyidir. Biz bize sırtımızı sıvazlamamızı engeller.

          3. Hocam karşıt argümana tahammül edemesek zaten fişten çekilmezdik. Arkadaşınki karşıt argüman değil göz göre göre gerçeği inkar etmek bence. Gazetecinin “Canı sıkılan bir kaç ergen kız yatmış yeaa gerisi de orospu zaten” lafı, hipergamiyi örtmek için yalan söylendiğine kanıt zaten. Hala mecburiyet tartışması yapmak komik oluyor. “Mecbur kalan asla yoktur” demiyorum ama ortada kolektif bir ihanet var. Bunu görmezden gelen benim gözümde beyni günümüz medyası ile yıkanmış bir erkektir.

      2. Paris’i alan tümenin komutanı Nazi generalin kucağına oturduğu söylenen en ünlü kadın da Coco Chanel’dir. Bugün parfüm, çanta ve aksesuarları hayvani ücretlere satılan Chanel var ya, işte o markanın kurucusu, modacı Chanel. Bunu Savaş Gelinleri postuna da yazmıştım.

        Naziler ilk Polonya’ya girdi orda niye böyle bişey olmadı diyenler için: Polonya’nın nüfusunun büyük çoğunluğu Yahudi’ydi ve Yahudi bir kızla tecavüz için bile birlikte olmak, Wehrmacht mensupları için bir utanç kaynağıydı. Hitler’in “Ari ırk” projesini bilmeyen yoktur.

    2. Öyle var ki anlatsam canınız fena yanar. Anahtar kelimeler:
      Yakup kadri karaosmanoğlu,
      Sodom ve gomore.
      Fişten çekilmemin ilk aşaması bu romandı benim.
      Admin kardeş çeviri sözümü hala unutmadım.

      1. De bruyne nickli kardesim,
        Linç,garez vs. sozkonusu dahi degil uzerine alindiysan uzgunum.
        Burada sahsi meseleleri degil, kadinlarin genel egiliminden bahsediyoruz.Admin kardesimizin bahsettigi kadin prototipi,kendisini toplum,gelenek,din vs. baskisindan soyutlamis kadin modelinin, icindeki ilkel durtu ile neler yaptigina,yapabilecegine birer uç örnek teskil etmekte.ilkel doğasına teslim olan kadinlarin, feminen mekanizma tarafindan nasil kader kurbani olarak gosterimesidir.

        1. önceki yazılarda yazdığım bir kaç eleştiriye ters yorumlar gelmişti ondan bahsettim. sanırım can korkusu ile hipergamiyi bağdaştırmak biraz saçma. dediğim gibi fantezisi olan kadınları ayrı tutuyorum. ama kendilerini korumaları karşığında nazi subaylarıyla yatıyor bir çok fransız kadını. bunun hipergamiyle uzaktan yakından alakası yok.

    3. nazi subayları, kadınları altına almaktan başka onlara nasıl bir zarar verebilir ki? düşünüyorum , bulamıyorum. savaş ortamında kadına yapılabilecek en kötü şey tecavüzdür. ee bu kadınlar direkt kucağa atlamış zaten. sonuç; boş konuşmuşsun sayın çok bilen.

    4. De Bruyne burada doğru olduğunu düşündüğü bir bilgi vermiş. Erkek Adam’ın yorumu gayet normal ama Çeviri Manyağı’nın attığı yorum pek hoş olmamış. Bence zıt fikirlere de açık olmalıyız yoksa gelişemeyiz beyler.

  4. Bugün tekrar izlediğim Pearl Harbor filmi tam da bu konuyu ele alır.

    Asıl eleman yani alfa bir hatunla beraberdir ama savaşta öldü sanılır. Bunun üstüne hatun asıl elemanın çok yakın hatta kardeş olarak gördüğü benim gözümde omega olan adamdan hamile kalır. Omega savaşta ölür, alfamız buruk bir sevinçle yurda döner ve elinde kendinin olmayan bir çocuk ve hatunla hayatına devam eder.

    1. Fury de var. Almanların fransız işgali ve kadınları kaldırmasına karşıt yapılmış bir film. Bu sefer Almanların kadınlarını müttefikler götürüyordu. Efsane bir filmdir tavsiye ederim.

  5. Çeviri manyağı görüşlerini yansıtmamaktadır..olayları olduğu gibi anlatmıştır..kendi görüşlerini de yansıtabilir..zaten hocamın anlattığı şeyleri sahada bolca görüyoruz.kendisinin çevirileri beni çok tatmin ediyor..nokta atışı yorumları var..burada her yorumcu arkadaşa saygım var,en çokta blog sahibi ve çeviri manyağı hocalarıma..böyle bir blog bizler için bulunmaz nimet

  6. Feminizm ayağına neler yapmadılar bu ülkede… Biz de hata yaptık ama bu feminizm tuzağına hiç düşmedik çok şükür.

  7. Kadınların bu özelliği olmasa insanlık soyunu devam ettiremezdi. Onbinlerce yıl savaşlar, felaketler, salgınlar oldu eğer insan dişisi gücünü kaybeden erkeğinin yanında kalsa muhtemelen bebeğini kaybedecekti. Bu durumun farkında olmak güzel ama dikkat edelim doğa optimizasyon üzerine kuruludur kısaca her şeyin fazlası zarardır.

    1. gücü düşen erkeğin yanında olan kadında olabilir dedikleriniz doğru hipergami kadın vücudunda belli tepkiler yaratacaktır ama insanlar her zaman bedensel his ve isteklerinin kölesi olmazlar bazen erkeğiyle yaşadığı anılar ve onunla beraber karakterinin oluşması beden hislerden önde gelir örneğin temmuz sıcağında öğle veya ikindi saatlerinde hepimizin vücudu aşağı aynı şeyi dilenir ” su ” ve eminim büyük çoğunluğumuz bu zamanlarda suya veya soğuk içeceklere koşuyoruzdur fakat oruç denilen adet örneğin bu bedensel hissi durdurmaya en net örneklerdendir buna engel olamasak yaz günlerinde kimsenin oruç tutmaması gerekirdi ki ben inşaat işçilerinin bile o sıcakta oruç tuttuğundan haberdarım bunu kader olarak görmeyelim dediğin hipergamik olgu kadınların önemli bir kısmını kapsayacaktır buna inkar edemem fakat buna uymayan hiç azımsanmayacak sayıda kadın olduğunu da düşünüyorum

  8. Hipergami dürtüsüyle hareket ettiğini kabul edrn hiç kadın görmedim. Hepsi reddediyor ama reddetme sebeplerini kendileride bilmiyor. Buna rağmen 1 dakika durup acaba haklı mı diye kendine sormuyor hiçbiri.

  9. Can korkusu ve hipergami temelde aynı şey değil mi? Hipergami de hayatta kalma güdüsünün bir sonucu. Doğal seçilim denilen hadise güçlünün hayatta kalıp zayıfın yok olması ve kadınların da güçlü neslin devamına imkan sağlayacak şekilde davranarak üremeye çalışması. İnsanların uydurduğu kavramlar ile doğanın yasası çatışınca böyle kavram kargaşası oluyor işte.

  10. Selamlar,
    Evrim ile ilgili bir noktada çoğunlukla hata yapıldığını VEYA yanlış ifade edildiğini düşünüyorum. Doğal seçilim “en güçlünün” ayakta kalmasından ziyade “en iyi uyum sağlayanın” ayakta kalmasıdır. Doğal seçilim bir “birikimli seçilimdir” yani en iyi uyum sağlayanlar hayatta kalır ve genlerini aktarabilir böylelikle uyum sağlayamayanlar genlerini aktaramadıklarından zamanla yokolurlar basitçe özetlersek.
    Bu kimi canlılar için kamufle olabilenler, kimi için hızlı koşabilenler kimi için daha fazla yağ depolayabilenler olabilir.
    Örneğin korkak insan atalarının avantajlı olabileceği, gözü karaların daha erken ölme riski taşıdığından genlerini aktarmakta korkaklardan daha başarısız olabileceğini düşünün. Belki de ilk fırsatta sıvışanlar bizim atalarımız 🙂
    En güçlü olanın ayakta kalması lafı biraz Sosyal Darwinizm’e kapı aralıyor gibi.

    1. Doğru söylüyorsun. Hatta buradan en iyi hayatta kalır gibi bir anlam da çıkarılır ki o da yanlış. Ek olarak survival da yanlış anlaşılıyor. Burada survival (hayatta kalmak) bireyin değil bireyin genlerinin hayatta kalması. Örneğin 1978 yılında 30 yaşında bir baba iken ölen ve bugün çocukları hayatta olan bir adam evrimsel olarak hayatta kalmıştır ama o adamın bugün 70 yaşında olan çocuksuz arkadaşı evrimsel olarak ölüdür.

      Bu nedenle olay en iyinin hayatta kalması değil. Bugün örneğin daha alt sınıfta biri 6 çocuk yapabilir ve devletin sosyal kaynak aktarımı ile hepsini hayatta tutabilirken daha üst sınıfta biri 0 ya da 1 çocuk yapıyor.

    2. Haklısınız, uyum sağlama doğru ifade, uyum sağlıyor çünkü amaç hayatta kalmak. Sonuçta güç nedir? Avantajı temsil eden bir ifade. Yoksa insanoğlundan kaba güç olarak çok daha üstün bir çok canlı var ancak insanoğlunun alt edemeyeceği hiç bir canlı yok. Peki bu durum insanın dünya üzerinde çok daha uzun süre “hayatta kalacağının” garantisi mi? Tabii ki değil.
      İlk sıvışanlar için temkinli diyebiliriz belki ama sürekli sıvışarak da hayatta kalınmaz, bir şekilde mide boş kaldı mı gözler kararıverir 🙂

  11. Bu olayın daha derin bir örneği de kurtuluş savaşı esnasında kara çarşaflarının altında/evlerindr yunan asker/subaylarını saklayan kocaları vatan için savaşırken kendini peşkeş çeken Kütahyalı kadınlardır.Bu ibretlik olayı şahsen ilk ağızlardan dinledim zamanında, başka örnekleri ise güneydogu anadoluda ingilizlere peşkeştir.Sarışın mavi gözlü guneydogulu kız görürseniz şaşırmayın.Bir ara hatırlatında çilingir sofrasınin isminin nereden geldiğini anlatayım.

  12. Selamlar,
    Fransız kadınlarının yaptığı şeyin hipergami ile ilgili olup olmadığı hususunda ciddi şüphelerim var. Savaş-işgal benzeri durumlarda halkın her kesiminden bu veya benzeri hareketler izlenebilir.
    Örneğin kendi tarihimize bakalım, Kurtuluş Savaşı’nda asker kaçağı oranı %40 olduğu iddia ediliyor, Genelkurmay’ın bu konuda açılmış arşiv kayıtları vardı ama zamanım olmadığından kontrol edemedim. Celal Şengör’ün %46 açıklamasını hatırlıyorum, vakti olan kontrol edebilir.
    Çanakkale Savaşı esnasında Von Sanders’in notlarına bakarak kaçak sayısının %20 civarında olduğu ifade edilir (düşman devletlerinde %1 civarındaydı ).
    Yine Kurtuluş Savaşı esnasında , düşmanla direkt veya dolaylı işbirliği içinde bulunan örgütler(cemiyetler) mevcut, ve hatta yazarlar,gazeteciler, bürokratlar olduğunu da biliyoruz. Casusları saymıyorum, açığa çıkmadıkları sürece sayılarını bilemiyoruz doğal olarak.
    Yani işgale karşı bütün erkeklerin mücadele etmediği çok açık, kaldı ki bu bize özgü bir durumda değil, hemen bütün savaşlarda görülebilen bir durum.
    Kadınlar düşmandan korunmak ve/veya işgal durumunda kendi konumlarını muhafaza etmek için cinselliği kullanıyorlar (düşman askerleri erkek), erkeklerin ise böyle bir kozu olmadığından işbirliği,casusluk ve muhbirlik gibi aksiyonlarla bunu yapıyorlar. Asker kaçaklarının bir kısmı can korkusu olduğu gibi bir kısmı çeteleşip halkın malına mülküne saldırıyor.
    Yani on binlerce genç erkek vatan savunmasında çarpışırken yine on binlerce erkek “hainlik” yapıyor.
    Kadın bunu cinselliği ile yapıyor, aradaki fark bu. Hipergami ile bağlantılı olabileceğini düşünmüyorum özetle.

  13. Aynı olay bizde de oluyor. Yakup Kadri Karaosmanoğlu adlı yazarımızın Sodom ve Gomore adlı kitabında işgalci İngiliz subaylarıyla çıkan, onlarla sarmaş dolaş olan genç kızlarımızı anlatır. Hatta biz lisede ders kitabında bu romandan bir pasaj okumuştuk. Cepheden 2 ayağı kesilmiş bir askerimiz elleri üzerinde yürürken bir İngiliz subayının kolundaki Türk kızı bu adamın eline basar. Adam da canhıraş bir çığlık atar. Genç kız gülerek İngilizin koluna daha bir girer.
    Bu roman aynı zamanda zamanın çağdaşı olan yazarımızın bir anılar manzumesidir de. Bu yüzden kitabın adını Sodome ve Gomere koymuştur. Ahlaksızlık ve rezillikte İstanbul’un bu 2 helak olmuş kenti bile geçtiği için.
    Hipergaminin demek 2. Dünya Savaşı öncesin de örnekleri var demek. Fransızlar yine konuşabiliyorlar. Bizde tabu bunlar.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *