Jordan Peterson – Bir yaşam rehberliği – Bölüm 2

Jordan Peterson’un konuşma ve derslerinden derlenen A Guide to Life videosunun Türkçe’ye çevirimine devam ediyoruz. Birinci bölüm şurada : Jordan Peterson – Bir yaşam rehberliği – Bölüm I

Bölüm 4 – Verimli Ol

Umutsuz durum diye bir şey yoktur.
Hayatınızın her koşulu değişebilir.
Rhonda Byrne

Sizden olmayı istediğiniz yeri ana hatları ile belirlemeniz istendi. Bu sizin arzuladığınız gelecek. Aynı zamanda herşeyin darmadağın olmasına izin verirseniz kendinizi bulacağınız yeri de tanımlamanız istendi. Ki anksiyetiniz sizi kovalarken, yaklaşma sistemleriniz sizi ileri doğru çekecek.  Böylece en üst seviyede motivesiniz. Bu önemli çünkü aksi takdirde peşinde koşmak istediğiniz şeylerin peşinde koşmaktan korkabilirsiniz. Ve bu çok yaygın. Sonra vaadedilen sizi ileri çekerken korku sizi ele geçirir ama bu sizi güçsüzleştirir zira korkuyorsunuzdur. Korkunuzu arkanıza almak istersiniz, sizi itsin diye. Yapmak isteyeceğiniz, hedeflerinizin peşinde koşmamaktan daha fazla korkmaktır.

Kendinizi meydan okuyan bir zihin yapısına koymak, psikofiziksel olarak çok daha kolaydır.  Genel stres tepkisine girmezsiniz. Sizin keşfe ve aramaya programlı sistemlerinizi açıyorsunuz ki bunlar dopaminergik sistemlerdir. Bu da pozitif duygular yaratır. Yani eğer bir şeyin sizi kovalaması yerine onunla gönüllü olarak yüzleşirseniz, bu sizin için psiko-fizyolojik açıdan çok daha iyidir.

Bu kısmen sizin ejderhayı gidip ininde avlamanızın olduğunuz yerde onun sizi yemesini beklemenizden daha iyi olmasının sebebidir. Özellikle de ejderhayı ininde avlarsanız, onu sizi kesinlikle yokedecek canavar değil de daha bebekken bulabileceğiniz fikrini eklerseniz. Orada olduğunu bildiğiniz küçük problemlerden kaçmayın. Onlarla yüzleşin. Çünkü onlar kendi hallerine bırakıldıklarında büyük problemlere dönüşecekler.

Örneğin farzedin ki vergi dairesi size, 300 Dolar borcunuz olduğunu söyleyen küçük bir not gönderdi. Bu can sıkıcı, belki mektubu açmak bile istemediniz. Açtıysanız bile rafa kaldırdınız. Ama o şey o rafta küçük bir kağıt parçası gibi oturmayacak. Onu 5 – 6 yıl ihmal ederseniz bir sürü korkunç şeyle bağlantılı hale gelecek. Ve onu yeterince uzun süre ihmal ederseniz … Ana fikri anladınız. Üzerine bir not yazılmış bir kağıttan bambaşka bir şeye dönüşecek.

Hayattaki birçok problem böyledir. Çirkin yüzlerini ara ara gösterirler ve siz her seferinde kafanızı çevirip onlar hakkında düşünmemek istersiniz. Onları görmezden gelmenin en kolay yolu budur. Onlarla ilgilenmezsiniz.

Eğer hayatınız 3 – 5 yıla istediğiniz şekilde olsa idi, kendinize gerektiği gibi bakıyor olsa idiniz, arkadaşlıklarınızdan ne isterdiniz? İlişkinizden ne isterdiniz? Ailenizi nasıl yapılandırmak isterdiniz? Kariyerinizden ne beklerdiniz? İşten arta kalan zamanınızı nasıl kullanmak isterdiniz? Zihinsel ve fiziksel sağlığınızı nasıl düzenleyeceksiniz? Belki alkol ve uyuşturucu kullanımınızı da … yontmak isteyeceğiniz şeylerden biri bu olabilir zira alkolizm, insanların 5 – 10%sini siler geçer. Bunu kontrol altında tutmalısınız.

Sonra belki hayatınızın nasıl olmasını istediğiniz ile ilgili bir vizyon geliştirirsiniz ve bir kere hedef saptandıktan sonra onu uygulayabileceğiniz mikro süreçlere bölersiniz. Mikro süreçler, hedefle sebepsel ilişkileri nedeniyle ödüllendirici hale gelirler. Bu ise sizin içsel ödül sisteminizle içiçe geçer ve sizi ileri doğru hareket etmeye iter. Şöyle ki bu sistem eğer sizin hedefe doğru yürüdüğünüzü görünce pozitif duygular yaratarak daha iyi çalışır. Bunun ima ettiği nedir? Değerli bir hedefe sahip olmanız daha iyidir. Aksi takdirde çalışırken pozitif motivasyon alamazsınız. Hedef ne kadar değerli ise, prensipte, onunla alakalı mikro süreçler de o kadar çok pozitif yüklenirler. Bunun anlamı da sabah kalkarsınız ve o günle ilgili heyecan duyarsınız. Günü yaşamaya hazırsınız. Yani uzun vadeli idealinizi saptayın. Belki de uzak durmak istediğiniz bir yeri de saptayın ki kazanmaktan heyecanlandığınız kadar kaybetmekten de korkun. Zira bu da çok yararlıdır.

Hedefinizi tanımlayın ve bunu özgün bir birey olarak yapın : “Eğer kendi çabalarımla bunu gerçekleştirebilirsem buna değer”. Çünkü soru şu : neden bir şey yapayım ki? Çünkü bir şey yapmamak kolay. Sadece oturup hiçbir şey yapmaman yeterli. Çok kolay. Gerçek soru, neden herhangi birşey yapasın ki? Bu soru cevaplanmalı zira siz bir şeyin yapmaya değer olduğuna karar verdiniz.

Birincisi, hedeflerinizi tanımlayın. Zira ne olduğunu bilmediğiniz bir şeyi nasıl nişan alıp vuracaksınız? Böyle bir şey olmayacak. Ve çoğu zaman insanlar hedeflerini tanımlamayı sevmezler zira kaybetmenin kriterlerini tanımlamayı sevmezler. İşleri belirsiz ve sisli tutarsanız ki bu çok kolaydır zira bu da hiçbir şey yapmayarak başarılabilir, yenildiğiniz zaman farkına varmazsınız. Ve insanlar şöyle diyebilir “kaybettiğim zaman bunu bilmek istemem zira bu bana acı verir. Bu nedenle yenilgi konusunda kafamı kuma gömeceğim”. Tamam, güzel de … bunu yaparsanız sürekli yenilirsiniz. Sadece yenildiğinizi bilmezsiniz.  Ta ki sizi bitirecek yenilgiye uğrayana kadar.

Bir kere hedef yapınızı kurduktan sonra “tamam, bu hayata sahip olursam, bu hayat yaşamaya değer olabilir” dersiniz. Yolda kaygı ve tehlike uyandırıcı olmasına, içinde biraz ızdırap çekme ve kayıp olmasına rağmen.

Hedefiniz hayatınızla ilgili öyle bir hedefiniz olmalı ki, tüm herşey göz önüne alındığında, bu hayat emeğinizi haklı çıkarsın.

Peki sonra ne yapacaksınız? Mikro süreçlere döneceksiniz. Tamam hedefim bu diyeceksiniz. Bu gün – gün, hafta – hafta, ay – ay nasıl örneklenecek? Burada çizelge gibi bir şey inanılmaz yararlı olabilir. Google Calendar gibi.

Bir çizelge yapın ve ona sadık kalın!

Peki çizelge ile ilgili kural ne? Çizelge bir hapishane değil. İnsanların yaptığı ilk hata bu ve bu nedenle de bir çizelge takip etmeyi sevmiyorlar. Sanki … ne tür bir çizelge yaratıyorsun? “Şunu yapmalıyım, sonra şunu yapmalıyım ve sonra şunu yapmalıyım. Sonra gidip biraz bilgisayar oyunu oynarım. Çünkü bu yapmam gereken şeyleri yapmayı kim ister ki!”

YANLIŞ! Çizelgeyi öyle kur ki, istediğin günü yaşa.

Bölüm 5 – Kendinle pazarlık yap

Potansiyelimizin kilidini açacak anahtar güç ve zeka değildir, sürekli çalışmaktır.
Winston Churchill

Doğru sorumluluğun / ödül oranı nedir? Bunu sanki sizin için çalışan biriyle pazarlık yapıyormuş gibi kendinize sorabilirsiniz.

– “Yarın çalışman lazım. Yarın benim için çalışmanı istiyorum.”

– “Tamam. Benim için ne yapacaksın ki yarın senin için çalışayım?”

Bunu kendinize sorabilirsiniz. Belki 1 saat sorumluluklarınızla uğraşırsınız ve sonra 15 dakika bilgisayar oyunu oynarsınız. Ya da artık sizi ne harekete geçirirse. Ama kendinizle pazarlık yapmalısınız, kendinize zorba hükümdarlık yapmamalısınız. Sanki önemsediğiniz, verimli ve iyi bir hayatı olmasını dilediğimiz biri ile pazarlık yapıyormuşsunuz gibi. Çizelge böyle yapılır.

Güne bakarsınız ve “eğer o gün şunu yaparsam çok iyi olacak” dersiniz. Mükemmel. Biliyorsunuz yararsız ve işe yaramaz birisiniz ve bunu ancak 70% yerine getirebileceksiniz. Ama bu sıfırdan kat be kat iyidir. Eğer sadee %50sini yapabilirseniz, bir başka kural da, gelecek hafta %51 uymayı hedefleyin … %50.5 uymayı hedefleyin. Çünkü böylece döngünün pozitif şekilde makaraları döndürdüğü ve sizi tepeye taşıyacak başlangıç noktasını yakalayacaksınız.

Kendi işine bağlılığınız üzerinde çalışmanın yollarından biri budur. Sahip olmak istediğiniz bir hayatı planlayın. Kendinizle sanki kendinizi tanımıyormuş gibi bir toplantı ayarlayın. Çünkü nasıl biri olduğunuzu biliyorsunuz. Size söyleneni yapmayacaksınız, kendinize yapmanız gerektiğini söylediğiniz şeyleri yapmayacaksınız. Bunun çoktan farkına varmış olmanız lazım. Sanki aynı anda hem kötü bir çalışan, hem de ondan daha kötü bir patron gibisiniz. Ne yapmanız gerektiğini bilmiyorsunuz ve zaten ne yapmanız gerektiğini bilip kendinize söyleseniz yapmayacaksınız. Kendinizi kovup olmak istediğiniz başka birini bulun gibi :p … Ama benim demek istediğim, siz kendinizin uşağı değilsiniz. Siz kendinizle pazarlık yapmanız gereken birisiniz.

Kendinize, iyi bir yaşam sürme fırsatını vereceğiniz biri gibi gibi davranmalısınız. Bu insanlar için çok zor bir şey zira insanlar kendilerinden pek hoşlanmazlar. İnsanlar kendilerini kırbaç yağmuruna tutup sonra kenarda işleri yarına bırakırlar ve sonra yine kırbaç yağmuru, işleri erteleme … Tanrım. Ne kadar sıkıcı ve hayatını harcamak için ne kadar hastalıklı bir yol! Bunun nasıl olduğunu biliyorsunuz zira siz de muhtemelen günde 6 saati çöpe atıyorsunuz. Bununla ilgili daha önce ekonomik hesaplama yapmıştık.

Sizin saatiniz muhtemelen 50 Dolar. Tamam bugün bu kadar kazanmıyorsunuz ve gençsiniz. Bu, yatırım yapma devri. Bugün yaptıklarınızın değeri ilerde katlanacak. O yüzden 50 Dolar gayet makul. Eğer günde 6 saat boşa harcıyorsanız, haftada 2,000 Doları çöpe atıyorsunuz ve bu da yılda 100,000 Dolar eder. Bunun size maliyeti bu. Zamanınızın ne kadar para ettiğini bilmeniz lazım. Diyelim ki 50 değil 30. Her ne ise. Belki 100. Skalada bir yerde.

Zamanınızı kullanırken şunu sormanız lazım : bu saati satın almak için birine 50 Dolar verir miydim?  Eğer cevabınız hayır ise o saati değerlendirecek başka bir şey bulun. Bu sizin zamanınızın değerini bilip bilmediğiniz ile alakalı. Ama bunu kabul etmemek ile ilgili komik olan şey şu : eğer zamanınızın değerli olduğunu düşünmüyorsanız, öyle sorumsuzca oturup keyfinize bakmazsınız. Bunun yerine varoluşsal bir ızdırap çekersiniz. Bu aptalca bir çözüm gibi görünüyor.

Üçüncü bölüm.

Share this...
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Author: Mahmut Abi

Sitenin 30luk Mahmut Abisi ve admini. Kendisini şimdilik sadece buradan ve sitenin twitter hesabından takip edebilirsiniz.

23 thoughts on “Jordan Peterson – Bir yaşam rehberliği – Bölüm 2”

      1. Evet onu çevirip BPS’e atmayı planlıyorum. Efsane videodur kendisi. Bu abi bir süre İstanbul’da çalışmış, şimdi Japonyada. Sürekli takip ettiğim birisi. Herkese de tavsiye ederim.

        1. videoda anlamadığım bir nokta var: J.D. Unwin Sex ve Culture kitabında diyorki “bir toplumda kadın iffetli olursa ve toplum monogamiyi tercih edip farklı insanlardan cinsel ilişki talep etmezse, toplumdaki enerji sanat, teknoloji ve bilime akar böylece toplum yükselir” sonra videodaki kişi bunu islami ülkelere bağlamış bu ülkedeki insanların batıya göç ettiğini ve oradaki düzeni alt üst edeceğini söyemiş. İyi de bunun Unwin teorisiyle alakası yokki? Kuzey afrika ve ortadoğu ülkelerindeki kadınlar iffetli de bu toplumlar uzaya mı çıkıyor? Batı medeniyeti iffetsiz de toplum olarak bilim teknoloji sanat üretemiyorlar mı? Burasını ilişkilendiremedim.

          1. İslami ülkelerde gelişimin olması için sence kadınların iffetli olması mı gerekiyor?
            Türkiye , İran , Arabistan görüyorsun bu ülkeleri sebepleri ortada.
            Adam teori atıyor ama pratik ortada yani tam sıçış
            Manospherede her söylenen doğru değilir bir kısmı sallamasayon fikir bir kısm deneysel olarak desteklenmiş teori .

          2. Müslüman toplumlar monogamik değiller ki? Gücü yeten erkek 4 kadın alıp 3 erkeği eşsiz bırakıyorlar. Bu kadınsız erkekler ise suça eğilimli oluyor ve denge bozucular. Bu nedenle de tarihe bakarsan çoğu müslüman devlet genişleyip kadın da dahil ganimet alamadığı zaman destabilize oluyor. Gerçi bu müslümanlıktan ziyade poligamy sonucu. Poligamy uygulayan her toplum, harem kuran erkekler yüzünden kadınsız kalan adamların tehlike yarattığı, kaos içinde toplumlar. Poligamy nedeniyle müslüman ülkelerin bu enerjiyi toplayıp daha yüksek bir amaca koyma şansları çok kısıtlı.

            Batı medeniyeti iffetsiz de toplum olarak bilim teknoloji sanat üretemiyorlar mı? demişsin de Batı toplumlarının iffetsiz olduğunu nerden çıkardın? Bu müslümanın müslümana propogandasıdır. Batılı olmayan ülkelerin batılıları ahlaksız sanması, wishful thinking. Türkiye’de bu “kaynım bana kaydı” programları ortaya çıkana kadar muhafazakar ve daha fakir kesimin Batı şehirlerinde yaşayan seküler insanları iffetsizlikle suçlamasına benzer. Sonra gördük asıl marjinal kimlermiş.

            Çoğu Batılı yakın zamana kadar gayet iffetli insanlardı, şimdi bu bozulmaya başlasa da. Hala çoğu batılı ortalama bir doğu ülkesi insanına göre iş ahlakı olsun, manevi ahlakı olsun çok daha iyidir.

  1. Ayni kurs yada ayni isyerindeki kadinlarlarla ister istemez samimi oluyoruz bu yakinlasma aramizdaki gizemi yok ediyor. sonunda belki friendzone durumu. Bu konuda ne yapilmali ?

  2. Kesinlikle…JP yine döktürmüş

    “5 sene sonra önem arz etmeyecek bir şey ile 5 dakika bile uğraşmaya değmez”
    Bu konuda acımasız olmak iyi
    Başarılarına çabana zekana hedeflerine yoğunlaşmalısın .
    Trp yi aldım ben yhaaaaa diyip lise sonda sınava 2 ay kala gitmiş daygame yapmaya çalışan gençleri gördükçe , mevzunun sadece ilişkiler olduğunu sanan gençlere üzülüyorum.

    Ayrıca diğer kadın-ilişki tartışmalarının olduğu yazılarda yorumlar savaş alanı gibi oluyor ama bu gibi kişisel gelişim yazılarını kimse siklemiyor gibi geldi.
    Zaman çok değerli …
    Kıymetini bilin gençler…

    “Potansiyelimizin kilidini açacak anahtar güç ve zeka değildir, sürekli çalışmaktır.”
    Winston Churchill
    Bu mentalite dünyanın en başarılı mentalitesi işte
    ALFA MENTALİTESİ…
    Beta kafasındaki adam bakar der ki
    “Kesin şanslı , Torpilli , Asla yapamam , imkansız”

    Alfa Mentalitesi der ki
    “Böyle bir şey yapıldıysa demek ki bu MÜMKÜN.
    O yaptıysa ben de yapabilirim .Eksiğim var belki ama güçlerim de var onlara yoğunlaşabilirim
    “””””YAPABİLİRİM””””””

  3. Stoic bir söz var
    “Eğer iyi olmak istiyorsan bir şeyde
    Önce KÖTÜ olduğunu kabul et “

    Biraz yapınca “tamam yaptım yeter “
    aşırı saçma…
    Hedefine ne oldu ?
    Boşuna mı başladın yani ?
    Bunca çaba bunun için miydi ?
    -“Abi ben o kadar kötü değildim ki aslında iyi sayılırım , bu kadarı bile yeter”
    +Ama olmak istediğim yerden çok uzaksın ??
    -Olsun bu bana yeter

    Yorum yok

  4. Merhabalar,

    Konudan bağımsız şekilde Erkekadam.org sitesi sayesinde öğrendiğim bilgileri pratiğe döktüğüm bir daygame’den bahsedicem.

    O gün staj yaptığım ortamda sürekli bana kaçamak bakışlarla yd atan bir hatun vardı. İyice emin olmak için birkaç bakış daha bekledim-aslında yanlış bir şey farkındayım ama iş yerinde olduğumuz için acele etmek istemedim-. Son kez yanından geçerken bana bakıp gülümseyerek feminen şekilde gözlerini aşağı indirdi yani yaldızlı bir yd aldım. Yanına gidip konuştum. Ve konuşmayı olabildiğince kısa tutup sonuç ve flört odaklı konuştum.

    -Naber?(piç gülüşü suratımda ve rahatım)
    +İyidir senden?(gülümsüyor bu arada sürekli)
    -Adın ne?
    +adım ….. Senin?
    -……
    +Ben senin adını Anıl sanmıştım(Gülümseyerek hakkımda daha önce bir şeyler düşündüğünü söylüyor +kazandırır her zaman)
    +Her kızın yanına gidip böyle konuşur musun?
    -Daha önce böyle cesaretli bir erkeğe denk gelmemiş miydin? (piç sırıtışı her zamanki gibi)

    Burada özgüvenimle ilgili bazı hatırlamadığım shit testler oldu onları da atlattım kolay bir şekilde hatırlamıyorum.

    -Kaç yaşındasın?
    Bu sorudan sonra hatunun benden 6 yaş büyük olduğu ortaya çıktı ama kendisi direkt olarak yaşın bir önemi yok bence diyerek bir kapı daha açtı.

    Konuşmanın bundan sonrasını çok hatırlamıyorum zira çok kısa ve hızlı gelişti. Ancak şu soruyla hatunun niyetini tam olarak anlayabildim. Çünkü staj gereği nöbete kalınan bir iş yapıyorum.

    -Ben birazdan çıkacağım. Nuramanı versene.
    +Ben seni akşamda burdasın sanıyordum..(numarayı verir bu arada. kızın aklından o gece benimle yatmak geçtiğini hemen anladığım için harekete geçmem gerektiğini burda anladım.)

    Sonrasında boş bir odaya geçtik ve oracıkta hallettim işimi. Hatta bir daha ne zaman yaparız gibi sorular bile sordu. Devamını elbette getirdik.

    Buradan benim çıkardığım ders bir kız sizden çok hoşlanmış ve sizle yatmak istiyorsa bile gidip konuşmayıp kazma gibi kendiliğinden bir şeylerin gerçekleşmesini beklerseniz hiçbir şey olmayacağı.. Tabi öğrendiğim bilgiler ışığında sevişme sırasında atlattığım bir sürü shit testi saymıyorum. Kız benden ne kadar hoşlanmış olursa olsun Çerçevemi asla kaybetmedim ve her şeyi ben yönlendirdim. Direkt olarak flört ettim başka bir konuya odaklanmadım bile.

    Teşekkür ederim Erkekadam.org.

  5. Mahmut abey Pua cemiyetindeki Joker sen misin? Yaslariniz filan tutuyor? Konusma tarzinizi da benzettim sanki

  6. “Kendinizi meydan okuyan bir zihin yapısına koymak, psikofiziksel olarak çok daha kolaydır. Genel stres tepkisine girmezsiniz. Sizin keşfe ve aramaya programlı sistemlerinizi açıyorsunuz ki bunlar dopaminergik sistemlerdir. Bu da pozitif duygular yaratır. Yani eğer bir şeyin sizi kovalaması yerine onunla gönüllü olarak yüzleşirseniz, bu sizin için psiko-fizyolojik açıdan çok daha iyidir.”

    Bir erkek hayata nasıl bakmalı, yaklaşmalı sorusunun cevabı şu paragraftır arkadaşlar. Altına imzamı atıyorum.

  7. Ellerinize yüreğinize sağlık, böyle çevirilerin devaminı bekliyoruz . Youtube ve twitterdan da takip ediyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *