Sesin Seni Anlatıyor

Biz bu dünyada 4 şeyle değerlendirilir ve sınıflandırılırız: Ne yaptığımız, nasıl göründüğümüz, ne söylediğimiz ve nasıl söylediğimiz! Kırmızı Hap ile tanışan ve şu an bu sitede bulunan herkes ne yapması gerektiğinin bilincine varmış durumda, karmaşık gözüktüğü dönemler muhakkak vardır ve olacaktır fakat herbirini irdelemektense birkaç cümle bunun için yeterli; Ne yaptığımızdan kasıt benliğimize yakışır, irademize ve varoluş amacımıza öncelikle kendi saygımızı yönelterek yaşamak. Bunları açacak olursak kariyer, genel kültür, spor, sağlıklı beslenme. Nasıl göründüğümüzü sağlıklı beslenme, spor, belki bir nebze giyim ve kuşamla çözebileceğimizden hepimiz haberdarız. Ne söylediğimize gelecek olursak; Oyun dediğimizde herbirimizin aklına tamamen dişi odaklı, seks içerikli, kaldırmalı, vurmalı, parçalamalı film şeritleri yansıyor fakat büyük bir detayı kaçırıyoruz. Şahsi değerlendirme yapmam gerekirse bunu kimse bilmediğinden ve artık itiraf etmemin iyi olacağına inandığımdan açık yüreklilikle söyleyebilirim; İyi bir kariyer fırsatını, iyi bir maaşı, gelecek vaadeden bir konumu yaklaşık beş ay kadar önce yukarıda bahsi geçen kavram karmaşası nedeniyle kaybettim. Oyun, hayatın kendisine karşı verdiğimiz mücadeleyi nasıl yürüttüğümüzle ilintili. Hayatımız ise kadınlardan ibaret değil. Onlar bizim derecelendirme yapmamız adına önümüze koyulan birer basamaktan ibaret. Oyun, bir kadına karşı değil tüm insanlığa karşı kendi değerimizi ortaya koymamıza yarayan bir içsel gelişim sürecinin dışa vurumu. Ne söylediğimiz ile ilgili tüm bunları topladığımızda ortaya içinde bulunduğumuz ve oynamaktan kaçınmayacağımıza kendimizi ikna ettiğimiz oyun çıkıyor. Bugün ele alacağımız konu ise nasıl söylediğimiz. Sesimiz kimliğimizdir. Sesimizi kontrol etmeyi çok küçük yaşta öğreniriz. Yeni doğmuş bebek binlerce değişik ses çıkartabilir. Fakat 6 aylıktan itibaren bu sesler genellikle ana dillerinin sesleriyle sınırlanır. İngilizce’de tahminen herbiri üç saniye süren 50 ses vardır. Bu sesler soluk, fonasyon, rezonans ve telâffuzun birleşmesiyle oluşur.  Nefes ve Duruşunuz sağlıklı olmadığı, bu iki dinamikte problemleriniz varolduğu mühletçe diyaloğa hakim olmanız pek mümkün değil. Siteyi uzun zamandır takip ettiğinizi, kadınlara açılacak ve onlarla tanışacak kadar özgüven sahibi olduğunuzu tahmin ediyorum ve bu nedenle herbirinizi kadınlara açılma cesaretini gösteren fakat konuşma başlangıcında problemler yaşayan bireyler olarak ele alıyorum, bu yazıyı yazmakta ki başlıca amacım budur. Eğer hala bir kadına açılmakta zorlanıyorsanız, gidin tüm yazılanları baştan sona tekrar okuyun. Aramızda hala kadınlara açılmakla ilgili problemleri olanlara tek söyleyebileceğim; OYNAMAZSANIZ KAZANAMAZSINIZ.

Hükmen mağlup olmayı kim ister ki? O halde yukarıda belirttiğim üzre bir randevu, bir iş görüşmesi, bir toplantı, bir aile yemeği her nerede olursanız olun, konuşmaya anlam katmanıza ve dinlenmenize yardımcı olacak birkaç ipucu ve kendi şahsi görüşümü buraya bırakıyorum.

Konuşmaya başlamadan önce derin bir nefes alın, bu ciğerlerinizi olabildiğince dolduracak ve söylediklerinize dolgunluk katacaktır. Derin nefes aldığınız esnada göğsünüz değil karnınız yükselmelidir. Bunu yeterince iyi yapabilmek için bir egzersiz paylaşmam gerekirse;

Eğik pozisyonda çalışırken benchin sağlam olması oldukça ehemmiyetli. Sizi ve ağırlıklarınızı desteklemesi gerekiyor. Eğik çalışmak ile düz çalışmak arasında olabildiğince fark olduğunu sporla ilgili arkadaşlar çok daha iyi kavrayacaktır. Bu egzersiz boyunca diyaframınızı olduğu kadar kollarınızı ve vücudunuzun çeşitli bölgelerinide olabildiğince kullanacaksınız. Egzersiz esnasında sonlara yaklaştıkça baskı oldukça artacaktır, yoğunluğun oldukça arttığı gösteren bir emaredir. Minvali şudur ki; Diyaframınız hemen göğüs kafenizin altına konumlanmaktadır. Bu egzersiz ile diyaframınızı açılmaya, genişlemeye, hareket etmeye zorluyorsunuz. Ve bu sizi nefes alıp vermeye mecbur bırakacak. Diyaframınız buna ayak uydurmak ve kendini buna göre ayarlamak zorunda kalacak. Diyaframınızı kullanmaya başlamanın en hızlı yolu yukarıda verdiğim linkte saklı. 

Bunun yanında yanlış duruş pozisyonu hem vücut diliniz, hemde ses tonunuz açısından oldukça tehlikeli. Sizi nasıl gösterdiğine ilerleyen zamanlarda değineceğim fakat şimdilik dik durmak için sadece hayali bir ipin kafatasınızın üstünden, kuyruk sokumunuza dek uzandığını hayal etmenizi istiyorum. İpi başınızın üzerinden çekin, fazla germeyin. Rahat olun fakat rahatlık omuzlarınızı, belinizi, başınızı öne eğmeyecek bir rahatlık olsun. Kısık ve Yumuşak bir ses tonuna sahip olabilirsiniz. Bunun için sesinizin hacmini dikkatle odaklamanız gerekmekte. Büyük ve geniş bir oda ve telefonunuzun ses kaydedecisi pratik yapmanız için yeterli.  Ses kayıt cihazını açın ve üç adım uzaklaşarak tekrar edin; “ Bunu bağırmadan söyleyebilir ve yine insanların duymasını sağlayabilirim “ Tekrar et, diyaframına derin bir nefes al. Nefesini tut. Sonra yavaşça ver. İki derin nefes daha al ve ver. Bu defa sesini, kaydedecinin arkasında bir kadın hayal ederek o noktaya yönlendir ve yukarıda yazılanları tekrar et. Şimdi bir kez daha üç adım geriye git, olabildiğince uzaklaş. Çığlık atmadan, bağırmadan yazılanları tekrar et. Ses hacmini yükseltene hatta yükselttikten sonra dahi haftada en az bir kez bu egzersizi devam ettir. Bir diğeri hızlı ve dengesiz konuşmadan, kelimeleri yutmadan diyalog kurabilmek için daha dingin bir ses tonu yakalamanıza yarayacağını düşündüğüm oldukça faydalı bir egzersiz. Öncelikle yine diyaframınıza derin bir nefes alın ve yavaş yavaş verin. Son bir nefes ile diyaframınızı doldurun ve olabildiğince hızlı bir şekilde; “ Artık hızlı konuşmayacak ve tüm kelimelerimi tek bir nefese sığdırmaya çalışmayacağım çünkü kafamda bir sürü düşünce var ve hepsini bir kerede atmaya çalışıyorum ve eğer durursam insanların dinlemeyi bırakacaklarından korkuyorum “

Özellikle kadınlarla konuşmaya başladığımız esnada beynimizde birden fazla düşünce oluşur ve sıkı bir sirkülasyon başlar. Ne söylemeliyim? Nasıl söylemeliyim? Duruşum, pozisyonum, saçım, başım, gülüşüm derken duygu yoğunluğu konuştuklarımıza yansır ve “Nasıl söylediğin önemli” kısmında sıçarız. Egzersize dönecek olursak, bir kez daha kısa bir nefesi diyaframınıza doldurun ve uzun esler vererek yukarıda yazılanları tekrar edin. Bunu ortalama bir konuşma alışkanlığı edinene dek tekrar edin. Esleri kısaltarak, stabil bir diyaloğa kendinizi hazırlayın.

Şimdi beyin pırtlarına göz atalım. Günlük bir konuşma esnasında kendinizi dinleyin. Hatta mümkünse gündelik hayatınızda sesinizi kaydedin ve akşam eve gidin, dinleyin. Birden fazla “ Iıııı, şey, yani, ondan sonra “ gibi beyin pırtlarının konuşmanızda aralara sıvıştığını fark edeceksiniz. Bunlar ilgiyi ve dikkati kaybetmediğinizi garanti etmek için kullandığınız duraklamalardır. Fakat bu duraksamalar insanlarda “Güvensiz” olduğunuz intibası yaratır. Bunun için yapabileceğin en iyi pratik kendinizi dinlemek, konuştuklarınızın bilincinde olmaktır. Ben beyin pırtlarımı kahvenin yanında sigara arayan bir müptela gibi her konuşmamda didikliyorum, hatta gün içerisinde dinleyicilerimi (Eş, dost, müşteri, bakkal her kim olursa) maruz bıraktığım her beyin pırtı için kumbaraya birkaç lira atıyorum, ay sonunda ise biriken paralarla bu eziyete maruz bıraktığım yakınlarıma, dostlarıma birer bira ısmarlıyorum. Kendimce geliştirdiğim ve baya eğlendiğim bir yöntem hatta bunu bir açıcı olarak kullanıp tüm geceyi içerek geçirdiğim ve üç kez tekrarlanan date ile kapanan bir saha raporunuda ilerleyen dönemde sizinle paylaşacağım, şimdilik konuyu dağıtmayalım. Bir başka problemimiz monoton ve sıkıcı bir ses tonuna sahip olmak. İyi bir anlatım sesiniz olduğunu anlayabilmek için öncelikle kısa bir hikaye bulun ve sesinizi kaydedin, hikayeyi bir çocuğa anlatır gibi tekrar, tekrar, tekrar kaydederek gerekli anlatım düzenini yakalayın. Eğer bu konuda kendini eksik hissediyorsan televizyon, radyo ya da bir youtube kanalı aç ve sevdiğin bir komedyeni, sunucuyu, spikeri, televizyon yıldızını pürdikkat dinle. Anlattığı konuya nasıl hakim olduğunu, sesinin nasıl enerji, sıcaklık ve netlikle çıktığını fark et. 

Son olarak dinleyiciye onay arar ve soru gibi gelen ifadeleri toparlayalım. Kayıt cihazını aç ve onu balık sevmeyen bir arkadaşın olarak hayal et. Şimdi onu Sushi yemeye ikna etmeni istiyorum. Aslında bunu ben değil Neill Strauss istiyor. Sesinin tonunun bildirimsel cümlelerin sonunda yükseldiğini fark ettiysen, bunun seni kendinden emin değilmiş gibi gösterdiğini bilmen gerek. Olumlama bekleyen sorular sormak yerine görüşünü ortaya koyan, belirleyici ifadeler kur. Düşüncelerini belirt ve konuşmayı kes. Kesin ve güçlü bir sona ulaştığından emin ol, neden bahsettiğini biliyor gibi her söylediğine inan. Kıssadan hisse sesiniz benliğinizdir, sizi anlatır. Hakim olmadığınız her konu, yaklaşma korkunuzu tetikler. Ve inandığım bir gerçek var o da şu; “ Nasıl söyleyeceğini bilen birinin, ne söylediği önemli değildir “ Duygusal veya cinsel bir birliktelik hedefi ile değil, eğlenmek için kadınlara yaklaşın. Kendinizi şartlamayın, reddedilmenizin size bağlı olmayan yüzlerce nedeni olabilir. Bizim yaptığımız kendinizin neden olabileceği reddedilme yollarını tıkamak ve kabul görmenize yarayacak küçük bilgileri sizinle paylaşmak. Siz bir kadınla ya da iş, eğitim, sosyal yaşantı esnasında herhangi biriyle konuşur halde, ona bir şeyler anlatırken sesinizde sizi anlatıyor. Şimdilik bu kadar, ilerleyen dönemde bu konu üzerine tekrar eğileceğiz, bu süre zarfında sesinizi ile ilgili gelişim sürecinizi benimle paylaşmayı, ilgi çekici tecrübelerinizi aktarmayı unutmayın. 

Share this...
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Author: Dante

Dante, Türkiye’de Pick up Artist kavramını irdeleyen ve bunu kendi hayatında pratikleştiren bir yazar. Kendisini buradan olduğu gibi Twitter hesabından (askdante) takip edebilirsiniz.

51 thoughts on “Sesin Seni Anlatıyor”

  1. Merhaba. Sevgilinin instagramı konusundaki tavır ne olmalı. Kapattırmalı mıyız? Fotoğraf atmamasını mı söylemeliyiz? Yoksa hiç karışmamalı mıyız?

    1. Bana kalırsa karışma. Karışmaktan kastım bırak kendi aklına ne eserse yapsın. Sevmediğin bir şey yaparsa, uyar. İkinci kez yaparsa ilişkiyi gözden geçir. Gözden geçirirken ne yaptığın sana bağlı bir şey. Ben yavaştan ayrılmak hakkında düşünmeye başlardım.

      Uydu erkekler ile çektiği fotoğraflar senin için bir uyarı olmalı.

    2. ufffff ıfffffff puffff. Kapattırmak ne demek kimseye zorla bir şey yaptıramazsın. Fotoğraf atmasını engellemek ne demek ilişkilerle dominantlığı diktatörlükle sağlayamazsın diyelim ki sağladın bu ne kadar sürecek ? Muhtemelen seni rahatsız eden şey sevgilini instagram yüzünden kaybetme korkusu. Öyle bi adam ol ki sevgilinin gözü senden başkasını aramasın , öyle bi adam ol ki sevgilini kaybetmekten korkma. Yanlış anlama dediklerimi bunları senin şahsında kendime ve diğerlerine diyorum.

    3. Hipergamisini pazarlamiyorsa (poposunu ve memelerini öne çıkaran fotolar), teke tek akrabası veya çok eski çocukluk arkadaşı erkeklerle buluşmuyorsa, uydularının reklamını yapmıyorsa neyi kapatacaksın, niye kapatacaksın.

  2. Kalın ses maskulunite midir?
    Cinsine göre tiz sesli olmak olumsuz bir etken dimi?
    Kafama taktığımdan değil konusu açılmışken sorayım Dante ve Mahmut abi.

    1. Maskülinite demeyelim, bir dezavantaj diyelim. Maskülinite geniş kapsamlı bir değerlendirme, sadece ses tonuna dair bir ayrıştırma kabul etmez. İnce ses bir dezavantajdır bana kalırsa fakat ses terapileri, hacim çalışmaları, diyafram egzersizleri ile belli bir seviye toparlanabilir.

      1. benim sesim büyük ihtimalle testosteronum düşük olduğundan ya da anne tarafımın genetiğinden dolayı çok ince uzun zamandır spor ve diksiyon çalışmaları yapıyorum. trt spikeri oldum ancak anasını avradını siktiğimin sesinde insan içine karışacak düzeyde bir kalınlaşma olmadı hale gerçekten ağır aşağılık kompleksine ve depresyona sokuyor puberfoni falan yok bildiğimiz ince. ergenlik mergenlik kalmadı zaten yaş oldu 18 üniye gideceğim çok güzel manyak özgüvenliğim

    2. Kalın ve derin ses kadınlara çok çekici gelir ve genelde de maskülenite ile ilintilidir. Ama bu yoksa maskülenite olmaz diye bir şey yok. Değiştiremeyeceğin şeyleri takmayacaksın. Boy gibi.

      Benim sesim mesela hiç kalıbıma yakışacak gibi değil ama takmıyorum. Herkesin bir kusuru var, o kusura rağmen ilerlemek lazım.

    1. – Sushi yemeye gidelim mi? (Oldukça bayağı, bildirimsel tonlamaya uygun, erkeksi yanı olmayan bir soru öbeği)

      Örneği paylaşmamın nedeni bu soruyu yöneltirken vücudunuzun aldığı şekli, sesinizin tonunu hayal etmeniz. Bunun tam zıttı ise bahsettiklerimin tersidir, soru sormaktan uzak tutum. Ben gidiyorum, gelirsen eğlenirsin gelmezsen ben tek eğlenirim gibi vurdumduymaz bir tavırla eşdeğer bir hal.

  3. Yazı için teşekkürler. Bir diksiyon kursuna giderek spikerler kadar düzgün konuşabilir miyiz? Üniversitedeki diksiyon derslerinin hiç faydalı olmadığını hatırlıyorum.Hiç kursa gitmemiş ama çok düzgün konuşan insanlarla karşılaştım. Bu adamlar nasıl böyle diksiyonlu konuşabiliyorlar?

    1. Para tuzağı, vakit kaybı. Yukarıda belirtilen egzersizler diksiyonunu toparlamana yardımcı olur, eğer profesyonel bir ağızdan eğitim almak istiyorsan akşam haberlerini dinle ve spikerin söylediklerini kaydet ardından boş bir odada spikerin söylediklerini tekrar et. Böylelikle ses hacmi, tonlama, diksiyon ve hitap yeteneğini gayet geliştirebilirsin. Gidip yüzlerce lira bayılmak yersiz.

      1. Değil. Şişli’de bunun eğitimini veren bir işletme var. Sahibi Kadir Özübek. Eğitmenler de, Aydoğan Temel, Berna Başer, Murat Şen ve TV’de duyduğumuz neredeyse tüm dublaj sanatçıları. İleri düzey bir eğitim alıyorsunuz ve sonuçları gerçekten de çok iyi. Diksiyon, dublaj, seslendirme ve reklamcılıkla ilgili eğitimler veriliyor. Ücreti de pek fazla değil. Ben maddi kısmını hallettikten sonra başlamayı düşünüyorum.

  4. Dante, yorumunuzdan kalın ses dezavantajdır gibi bir anlam da çıkıyor, yeniden göz gezdirin isterseniz, kalın ses avantajdır demek istediğinizi düşünüyorum

    1. Yazım yanlışı. İlk belirtilen dezavantaj değil, avantaj olacak. Kalın ses bir avantajdır fakat tamamen masküleniteyi kapsamaz.

  5. Eski sevgilimle kurallara aykırı ama yine görüştüm, 15 gun sonra yine bilindik son… ayrıldık. Bir gün sonra mesaj attı, hastanedeymiş arkadaşının annesini ziyarete gitmiş, haber verdi ve dostuz diye ekledi. Hocam ayrılan o, ama bu mesajla ne demek istiyor? Kafama takmamam lazım biliyorum ancak, beni uydu yapmaya mı çalışıyor (asla uydu olmam), yedek mi tutmak istiyor, kararsız mı, yoksa gerçekten sadece dost olarak mı görüyor?

    1. Cevabı sen vermişsin. Zaten açık açık yazmış artık pipini tanımadığını (dostuz). Asıl mesele kızın ne yapmak istediğinden sana ne? Senin yapman gereken eski sevgiliden uzak durmak. Eski sevgili senin aşkından ölse bile (ki heveslenme 95% uydu isteğidir bu).

      1. Hocam tüm sosyal medya hesaplarından ve telefon aramalarından engelledim, haber vermedim. Sizce doğru mu yaptım, kendimi küçük mü düşürmüş oldum?

        1. Engellemek kendini tutamayıp aramaktan iyidir. Küçümsese ne olacak? Hatun sana dostuz demiş bitti gitti. Hatunun hakkında ne düşündüğü artık dert değil.

          Bilinç altın hala birinin sana bunun bir yolu var demesi için çırpınıyor. Küçümseme falan takman bundan. Asıl şimdi burada bırakıp gitmezsen küçük düşeceksin.

  6. Mahmut Abi ve sevgili Erkek Adamlar,
    Her sabah 05.30’da Beşiktaş duraklardan başlayarak Sarıyer’e bisiklet süren bir grubumuz var. Bitirişi de Beşiktaş’ta yapıyoruz ve günlük 50 km sürmüş oluyoruz. Grupta yalnızca erkekler var ve yaş ortalaması 30-35 civarı, kariyerinde son derece iyi olan ve vakit geçirilmesi gereken insanlar olduklarını düşünüyorum. Ben de 21 yaşında bir Boğaziçi öğrencisiyim.
    Sürüş sonrası bebekte bir kahve içip sohbet etme şansımız oluyor ardından okul/ işlere dağılıyoruz.
    Tanıştığım insanlardan hem kariyerim hem de hayata bakışım konusunda aldığım büyük dersler oldu.
    Sizi de davet ediyorum. Bu sitede yaptığımız güzel sohbetleri/ kardeşliği gerçek hayatta da tatmayı çok isterim.
    Mahmut Abi senin de Beşiktaş-Kadıköy civarında yaşadığın gibi bir bilgi aklımda kalmış.
    Tanışmayı çok isterim 🙂
    Sevgiler,
    BisikletE

      1. Tabii, arada bu yorumları takip edeceğim. Haber bekliyorum. Ola ki göremezsem yağmursuz bir pazartesi günü 5.30’da Beşiktaş (Ortaköy’e giden otobüs) durağında olacağım.

          1. Maximus,
            Ne yazık ki Twitter kullanmıyorum. Mail adresini yazarsan bugün içinde telefonlarımızı almış oluruz 🙂

  7. Hocam bir sorum olacak;

    Mastürbasyon yapmadan ve porno izlemeden, penise bazen dokunmak veya sabah ereksiyonunda yatağa sürtünmek falan testosteronu etkiler mi?

    1. Yatağa sürtünerek boşalmanın adı “Travmatik Mastürbasyon Sendromu”dur. Normal 31’den daha zararlı. Buna bağımlı olanlara “normal 31’e alışarak kurtulun” gibi tavsiyeler verilmektedir ki, ne berbat bir şey olduğu bundan daha iyi anlatılamaz sanırım.

      1. Ula ben harbi bittim ya. 8-9 aydir buna alisigim. Normal durusta ya da sirtustu yatista elimi surmemeye basladim ayni zevk olmuyor diye. Biraz araştiricam ama senin bir onerin var mi

  8. Mahmut abi bi aralar pipet kullanmayın dediğini hatırlıyorum, aklımda kalmış her ayran alışımda aklıma geliyor. Peki bunun sebebi ne ?

    1. Teşekkürler. Durum böyle ise sigara da aynı kapıya çıkar, zaten eskiden kadınlarda toplum içinde sigara içmek ayıp sayılıyormuş(pipi).

  9. Beyler burada sanırım Mahmut Abi dahil kimse farketmemiş. Bizim alfa olabilmekten çok daha büyük problemlerimiz var.

    Eski zamanlarda yazılan kitapları ve tarihi inceleyecek olursanız o zamanlar savaş,hastalık ve kötü yönetim harici toplumun rahatını bozan birşey yok dahası “zengin” olmaya da çok ihtiyaç yok lüks sayılabilecek şeyler günümüze göre çok çok az. Yani sadrazam ile normal vatandaş arasındaki fark ile bugünün fakir ile zengini farkı arasında uçurumlar var. Eskiden feminizm saçmalığı yoktu her cinsiyet yerini biliyordu ve sağlam toplumsal kurallar vardı böylece (hepiniz biliyorsunuz ki üreme bizim en büyük amaçlarımızdan biri) aldatma gibi durumlar yoktu ve en betası bile mutlu bir hayat yaşıyordu. Kadınlara o kadar sert biçimde yeri öğretilmişti ki isteseler de oradan çıkamıyorlardı (ha bu muamele yüzünden pişman olduklarını düşünmüyorum)

    Padişahı ve ailesini alfa alt tarafı beta sayarsak betalar bile insani şartlarda yaşadığı ve alfa’ya itaat ettikleri sürece başlarına birşey gelmeyeceği inancıyla yetiştiği için herkes işini yapıyordu ve alfada sorun yoksa toplum doğru şekilde işliyordu.

    Nitekim Fransız hatunlar nazilerin kucağına atlarken Kurtuluş Savaşı’nda bizim nenelerimiz çocuklarını (EVET ÇOCUKLARINI HANİ NORMALDE KORUMASI GEREKTİĞİ VARLIKLARI) bile boşverip savaşa katkıda bulundular.

    Biri hala toplumsal kuralların sıkı olduğu bir toplum diğeri bugünkü kadar olmasa da “özgür” bir toplum.

    Peki bugün ne var elimizde
    -Maskülenlik oyunu oynayan feminikler
    -Kezbanlar
    -Erkeklere “Ben beta istiyorum” diyip piç ve alfalarla yatan kadınlar.

    Çok değil ha bunların büyük büyük anneleri çocuklarını ölüme terketti vatanı için ve gerçek kadınlardı onlar.

    Feminizm akımı tepedekilerin işine yarayacaktı. Bir taşla üç kuş vuracaklardı

    -HB 9 tayfası onların olacaktı. Yeni nesli betalıkla kandırırken onlar alfa olacakları için rekabet azalacaktı
    -Erkekler isyan etmeyeceklerdi çünkü kadınlar gibi daha büyük dertleri olacaklardı
    -İmparatorluklarını daha da büyüteceklerdi

    Ama bu arkadaşlar çok ciddi iki şeyi unuttutlar
    -Toplumun çoğunun zaten isyan etme gibi derdi yoktu yani gereksiz yere triggerlandılar.
    -Birsürü tembel eleman oluşturdular

    Bunun ceremesini şimdi herkes çekiyor. en geç iki nesle insan ırkı yok olacak.

    Annelerimiz ve babalarımız son tembel olmayan nesildir. Onların zamanında insanlar kapasitesine uygun işler yapıyordu. Şimdiki neslin çoğu insanlığa ve kendine katkıda bulunmayan tembeller sürüsü. Adamın IQ puanı 120 çalıştığı iş max 95 IQ puan istiyor. Adam yüksek zekalı ama hem sosyal hem kadın hayatında beceriksiz olduğu için çaba göstermeyi reddediyor. Oysa o “kurallara uyan iyi çocuk” tu bir aşkı vardı herşeyin en iyisini hakediyordu çünkü toplum ne dediyse aynen de uymuştu. Sonra hayal kırıklığına uğradı ve sikerim toplumu dedi. Ve bunlardan 3 milyardan fazla var. Erken nüfusunun neredeyse %99 u.

    Şimdi bunlardan banane dediniz anlatayım:

    Doğuştan alfa ve zengin olun ne hayaliniz varsa gerçekleştirin.
    Siz bu durumdayken

    -Çöpçülük
    -Amelelik
    -Nakliyat
    -Şirkette düşük konumdaki işler
    -Temizlik

    İle ilgilenir misiniz? Peki çekerim emaneti sikerim adaleti diyen insanlara bu işi nasıl yaptıracaksınız acaba? Hayatındaki en büyük amacı evli mutlu çocuklu olan insanın evliliğini mutluluğunu haliyle çocuğu olma ihtimalini çaldılar bu adam neden çarklardaki işini yapsın? Deli mi sikti bu adamı? Neden herkesten 140 IQ, ölümüne dominantlık ve liderlik bekliyorsunuz? Herkes lider olsa kimi yöneteceksiniz?

    Biz olması gerekeni bilen tek kişileriz, o yüzden hiyerarşiyi yerine koyma işi bize düşüyor. Evet alfayız lideriz ve sorumluluğumuz diğerlerine göre çok daha büyük o yüzden HB7-9 arası bizim olmalı ve aslan payı bizim olmalı haklısınız ama zaten az birşey (HB5-6 arası kadın, çocuk ve ortalama maaş) isteyen çalışanlara/alttakilere istediklerini vermeden liderliğinizi kabul ettiremezsiniz, zorba alfa ilk zayiflğında öldürülür.

    Bir diğer meseleye, yüzde 3 kuralına gelelim. Bilimsel olarak 16 kişilik tipi var ve bunlardan biri “The Logician” (Mantıkçı). Tahmin edin mantıkçıların oranı kaç: %3 ve bunların arasında Bill Gates ve yanlış hatırlamıyorsam Albert Einstein gibi dahiler var.

    Bizim alfalıktan başka dertlerimiz de var beyler yönettiğimiz kişiler kazan kaldıracaklar söyleyeyim

    1. Sizin derdiniz alfa olmak olabilir, benim derdim maskülen ve disiplinli olmak. Alfa, kendini zihin merkezinde tutan ve kandırmayan erkek davranışlarına sıfattır deyip duruyoruz ama siz ısrarla bunu bir demografi olarak algılıyorsunuz.

  10. Ses tonu, benim şahsen götüme güvendiğim konulardan biri. Hitabet, vurgu, tonlama, sesteki iniş ve çıkışlar, neredeyse hayati önem taşır. İkna kabiliyetindeki en önemli faktörlerden biri de konuşma ve sestir. Ülkenin yarısının peşinden gittiği Tayyip Erdoğan, buna en güzel örnektir. Konuşurken sürekli boştaki elini, avuç içi insanlara dönük şekilde göstermesi de, konuştuğu kitleyi rahatlatmak için yapılan, zekice bir hareket. Prompter ekranından konuşur veya konuşmaz, orasında değilim. Çoğu muhalif belki beğenmez kendisini ama ben bu konuda çok ama çok iyi olduğunu düşünüyorum.

    Aynı şekilde konuşma ve ses tonunuz da, aynı iyi görünüş ve para gibi diğer kusurlarınızı örtebilecek bir özelliktir. İkna kabiliyeti, sahip olduğunuz ve sürekli olmaya çalıştığınız o “alfa erkekten” daha güçlü bir kabiliyettir, aklınızda olsun.

    Bakın bu konuda yapabileceğiniz en güzel şey, benim gibi film izlemeyi seviyorsanız ve boş vaktiniz de varsa, filmlere dublaj yapabilirsiniz. Ciddiyim. Bunun için montaj programları var, Windows Movie Maker bile olabilir. Ben Sony Vegas Pro kullanıyorum. Hepiniz dublajlı filmler izliyorsunuz, kendi kendinize oradaki dublaj sanatçılarının seslerine dikkat edip, kendi dublajınızı yapabilirsiniz.

    Bir diğer konu, akıcı, teklemeden ve harika diksiyonlu konuşan birini dinlemek istiyorsanız, youtube’dan cübbeli ahmet hoca’nın videolarını izleyin, bunda da ciddiyim, gülmeyin. Herifte konuşurken en ufak bir tekleme, duraklama veya bozulma yok. Hitabeti ve konuşması müthiş kuvvetli olduğu için peşinden gelen müritleri çok.

    Cosmopolitan’dan fırlamış gibi olacak ama, kadınların ses tonu ve diksiyonu güzel olan adamları ciddi şekilde çekici buldukları bir gerçek. Kalın ses maskülendir, doğru. Davudi ses denilen o kalın ve tok erkek sesini erkekler de hoş bulur. Çocuklar Duymasın’daki Çaycı Hüseyin’i bilirsiniz. Adam hormonal bozukluğundan dolayı kısa boylu ama herif bildiğin kükrüyor.

    Örnekler çoğaltılabilir. Amatör dublaj işini bir deneyin, baya kıyak bişeydir.

  11. Bu konuda konuşma ustaları diye bir gruba katılıyorum. Konuşmalarınız sirasında aaa ımmm sey gibi gereksizleri sayıyorlar ve değerlendiriyorlar tavsiye ederim.

  12. Nur Subaşı keza davudi denilen o tok erkek sesine sahip erkeklerin başında gelir,
    Ayhan Kahya, Günyol Bakoğlu, Ali Gül gibi seslendirme sanatçıları örnektir.

    Verdiğim örnekler ses rengi kalın ve tok olanlar, Cem Adrian gibi kalın seslere inebilmeden bahsetmiyorum çünkü gerçek hayatta gözlemliyorum sesi ince olan erkekler, daha erkeksi, daha çekici gözükmeye çalışmak için sesini kalınlaştırmaya çalışıyor, kasıntı durduklarının farkında olmadan.

    Cemiyetten JoKeR bile bunu yapıyor 🙂

    Allah vergisi bir şey sahip olanların durumu, sizse ağlamak yerine kötü yanları törpüleyeceksiniz.

  13. Ses tellerinizi olabildiğince gevşetin. Yutkunduğunuzda kasılan bölgedeki kaslarınızı komple gevşetin. Bunu yaptığınızda otomatik olarak bütün vücudunuz gevşer. Zaten olay rahatlığınızın sesinize yansıması. Dikkat edin gergin olduğunuzda sesiniz daha tiz çıkar. Çünkü tüm vücudunuzla birlikte ses telleriniz de gerilir.
    Ses renginizin bir leonard cohen olması şart değil. Önemli olan rahatlığınızı (çerçeve) ses tonunuzla karşıya verebilmeniz.
    Ülkemizde çoğunluk, olması gerekenden 2-3 perde tizden konuşur. Çünkü gergin bir milletiz. Olması gereken yere çalışarak çekilebilir. Diksiyon veya şan eğitimi tabii ki şahane olur. Ancak günümüzde internetten öğrenilemeyecek konu yok gibi.

  14. Ben bu egzersizleri evde calismaya utanıyorum ailem yuzunden,ama onlarin bi sucu yok problem benin kafamda.Sahaya ilk cikisiniz gibi yani.Napmaliyim ?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *