Kendini dün ne olduğunla karşılaştır, bugünkü başkaları ile değil.

Jordan Peterson’un 12 Rules for Life kitabının en faydalı bölümlerinden biri Kural 4 : Kendini dün ne olduğunla karşılaştır, bugünkü başkaları ile değil.

Bu özellikle Türkiye’de çoğunlukta olan kendini başkaları ile karşılaştırıp sonra da kadere lanet okuyup oldukları yerde sayan insanların dinlemesi gereken bir öğüt.

Kendini bugünkü başkaları ile karşılaştırmaktan pratik bir yarar elde etmeniz kolay değil. Zira kimse hayata aynı yerden başlamıyor ya da bugüne gelene kadar aynı yollardan geçmiyor. Her ne kadar Türkiye’de sanılanın aksine bu adamların sayısı çok çok az olsa da bazıları sizden çok çok daha avantajlı doğuyor, hayat boyu onlara yetişme şansınız çok zor. Bu durum her ne kadar az sayıda insanda pozitif bir hırs oluştursa da büyük çoğunlukta kendini oldukları yere çivileyen bir öfke ve kin olarak gösteriyor. Öte yandan kendinizi sizden çok çok geride başlamış ve hala geride olanlarla karşılaştırmak da sahte bir başarmışlık duygusu yaratıp yerinizde saymanıza neden olabilir.

Kendinizi başkaları ile karşılaştırmanızın bir zararı da oyunu sıfır toplamlı görmenizdir. Birinin kazanması için diğer(ler)inin kaybetmesi lazımdır oyunu. Oysa günümüz dünyası son 200 yıldır oyunun bu olmadığını anlayanlar sayesinde hemen herkesin toprak köylüsü olduğu bir ortamdan bugüne geldi.

Kendinizi dünkü sizle karşılaştırmanız naif ve faydasız görünebilir ama çoğu insanın bunu yapmama ve bundan çeşitli sebeplerle kaçma nedeni tam tersidir : kendini dünkü senle karşılaştırıp hergün azar azar daha iyileştirmek, senden daha iyilere bakıp lanet okumaktan ya da büyük adımlar peşinde koşmaktan çok daha zordur.

Evet, kendinizi dünkü sizle karşılaştırmanız zordur ama pratiktir. Zira size basit bir uygulama listesi ortaya koyar :

1 – Şu an yapmakta olduğun ama yapmaman gerektiğini bildiğin şeyler ile yapmadığın ama yapman gerektiğini bildiğin şeyler listesi çıkar (tamamen kendi kriterlerinle)

2 – Bu listedeki şeyleri yapmayarak / yaparak 5 yıl sonra olabileceğin iyi durumu gözünde canlandır. Aynı şekilde yapmaya / yapmamaya devam ederek içinde bulunacağın kötü durumu gözünde canlandır. Bu durumları kağıda dök.

3 – Her gece ya da her sabah bir 15 dakika kendine şu soruyu sor ve cevapları yaz : “yarın akşam / sabah bu soruyu sorma saatinde bugüne göre az da olsa daha iyi durumda olmak için neleri yapmam / yapmamam lazım.

Yukarıdaki listede ortaya çıkan yapmanız gereken ama yapmak istemediğiniz şeyler, muhtemelen en hızlı şekilde yapmanız gerekenlerdir. Bu konuda benim çok faydalı bulduğum bir alışkanlık, en yapmak istemediğim şeyleri kendime zorla ilk olarak yaptırmaktır.

Dünyanın en kuvvetli değişim gücü azar azar ama eklenerek meydana gelen değişimdir. Einstein’ın “dünyanın en büyük gücü” dediği bileşik faiz gibi çalışır. Kendinizi her sene bir önceki yıla göre 10% daha iyi duruma getirmek (ki bugüne kadar yan gelip yattı iseniz ilk yıllarda değişim 100%lere bile çıkabilir) sizi başlangıç durumundan çok daha öteye atacaktır.

Bu pratik oldukça basit adımlardan oluşsa da disiplin ve sabır gerektirdiği için çok zor. Özellikle de Türkiye gibi ikisinin de insanların kişiliğinde olmadığı ülkelerde. Bu zor yola girmek yerine kaynak dağılımı adil değil diye ağlamak daha kolay ki zaten herkesin yaptığı bunu sanki gerçekçilikmiş gibi dile getirmek.

Evet kaynak dağılımı eşit değil, hiç olmadı ve olmayacak da. Başından kaynak bolluğunda doğan adam seviyesine gelememe ihtimaliniz yüksek. Ama bu sizin kendinizi 5e katlamanızı anlamsız yapmaz.

Çöp toplayarak karnını doyuran adam muhtemelen hiçbir zaman üniversite okuyan yaşıtı ile aynı seviyeye gelemeyecek ama bu onun hergün biraz daha iyiye giderek bir fabrikada işe girmeye terfi etmesini anlamsız yapmaz. Daha önce tweetlemiştim :

2000 TL maaştan 6000 TL maaşa çıkmak için çalışıp başarabilecek iken “adam babasından 50000 TL harçlık alıyor ben 6000 TL kazanmışım neye yarar” diyen adam gerçekçi değil aptaldır. 6K ile 2K arasındaki fark öyle anlamsız falan değildir çünkü.

Örneğin lisede çalışıp ODTŬye girebilecek iken “çalışsam ne olur kaynak dağılımı adil değil ki” diyen ve saşma sapan bir üniversiteye giren adam gerçekçi değil aptaldır. Zira ODTU mezunu bir hayat ile tabela üniversitesi mezunu hayat aynı değildir.

Siz kendinizi dünkü sizle karşılaştırıp azar azar gelişirken, bu tip gerçekçi “kaynak dağılımı eşit değil, sömürü, dayın / paran yoksa boşa kasıyon” insanlar sizinle dalga geçecek ya da size öfke duyacaklar. Bu adamlara aldırmayın. Bunlar kaale alınacak insanlar değiller. Biliyorum Türkiye’de çoğunluk bunlar ama unutmayın öncelikli motivasyonları sizi boşa çabadan kurtarma nezaketi değil. Kendilerinin disiplin ve sabır gösterme kabiliyleri olmadığından hayat boyu yerlerinde sayacaklarını bilmelerinin öfkesi. Buna bir de yavaş yavaş gelişebilen ya da en azından bu yola girmeyi göze alan insanlara karşı duyulan kindar kıskançlık eklendiğinde, çevrenizden hemen atmanız gereken bir düşünce asalağı elde edersiniz. Böyle adamlar “ama hayat adil değil, ne yaparsan yap eğer kötü bir yerden başlarsan hiçsin” derken aslında şunu söylüyorlar : “ama hayat adil değil, ben ne yaparsam yapayım kötü bir yerden başladıysam hiçim“.  Kendi çaresizliklerini yansıtmaya çalışıyorlar. Sizin bu adamlarla laf dalaşına girme gereğiniz yok zira onların yapamaması sizin yapamayacağınız demek değil, sizin probleminiz değil.

Jordan Peterson’a göre bu teknik özellikle 30 veya 40 yaşının üstündekiler için faydalı :

“20 yaşındakiler kendilerini yine diğer 20 yaşındakilerle karşılaştırabilirler belki. Zira tüm 20 yaşındakiler hemen hemen aynı seviyededir. Ama 40 yaşındakiler ve hatta 30 yaşındakiler birbirlerinden oldukça farklı yerlerdedirler.

Şöyle meditasyon tipi bir pratik edinebilirsiniz : Sabah kalktığınızda ya da akşam yatmadan önce kendinize şunu söyleyin : günümü öyle düzenlemek istiyorum ki gün bittiğinde, hayatım günün başına göre az da olsa daha iyi bir düzende olsun. Sadece biraz daha iyi. Zira azar azar artışlı süreç çok çok etkilidir zira üstel meyveler verir. Bileşik faiz veren banka hesabı gibidir. Azar azar artma süreci zaman içinde katlanarak artmaya dönüşür.

Yani sabah kalktığınızda “hayatımda bugün düzene koyabileceğim şeyler var” diye düşünün. Bunlar genelde yapmak istemediğiniz şeyler. Şöyle devam edin “hayatımı biraz daha düzene sokmak için yapmam gereken ve yapmak isteyeceğim şeyler neler?” Kendinize sormanız lazım ve hatta hangi koşullarda yapacağınızın kendinizle pazarlığınızı yapmanız lazım. Kendinize dikte edemezsiniz, kendinizle pazarlık edebilirsiniz. Bunu yapınca mesela kendinize ödül verebilirsiniz. Bunların soru olması önemli, elinize kırbaç alıp kendinizi kırbaçlayamazsınız. Böyle yaparsanız kendinizin berbat bir efendi ve aynı zamanda berbat bir köle olduğunuzu anlayacaksınız.

Özellikle yeterince aşağılara bakarsanız daha iyi sonuçlar alırsınız. Carl Jung’un bir lafı vardır : “Modern insan Tanrı’yı göremiyor zira yeterince aşağıya bakmıyor.” Modern insan yeterli alçakgönüllülüğe sahip değil.

Ne istediğiniz hakkında düşünün. Etrafınızda neyin doğru olmadığına bakın. Etrafınızda doğru olmadığını düşündüğünüz şeylerin bir listesini yapın. Ve bu listedeki kolay ve bariz şeyleri yapmaktan başlayın. Sizin şu anki haliniz gibi disiplinsiz bir aptalın bile yapabileceği şeylerden başlayın. Bu sizi olmanız gereken yöne doğru hizalayacaktır. Kendinizin bir kaybeden olduğunuza karar vermeden önce bunu 1 sene deneyin ve görün.

Ama bunu 1 sene boyunca hergün yaparsanız kendinizi şu ankinden gözle görülür derecede iyi bir yerde bulacaksınız. 20 yaşında iseniz 60, 40 yaşında iseniz 40 seneniz var. Bunu sürekli yaparsanız, 30 ya da 40 yaşında başlasanız bile büyük yol alırsınız.

Ve son olarak da bir kere bu yola girdiğiniz zaman, geçmişte yaptığınız hatalar, yaşadığınız yenilgiler veya kaybettiğiniz zaman konusunda kendinizi olması gerekenden daha fazla dövmeyin.

 

 

Share this...
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Author: Mahmut Abi

Sitenin 30luk Mahmut Abisi ve admini. Kendisini şimdilik sadece buradan ve sitenin twitter hesabından takip edebilirsiniz.

34 thoughts on “Kendini dün ne olduğunla karşılaştır, bugünkü başkaları ile değil.”

  1. Bundan sonra kişisel gelişim yazılarının altına yazılan “abi konuyla alakasız ama bir kız var …” yorumları silinecektir. O tür soruları ilgili olduğu bir yazının altına yazın.

    1. Halkın desteği arkanda abi. 🙂

      Güzel bir yazı teşekkürler. Jordan’ın yeni kitabını okumak istiyorum ama Ingilizcem henüz yeterli seviyede değil. Umarım yakın zamanda Türkçeye çevrilir.

      Jordan ile ilgili merak ettiğim bir şey var. Hani bu adam diyor ya “odanı toplamaktan başla” falan. Pratik olarak odayı toplamanın insana bir faydası yok. Acaba diyorum bunun altında mental bir sebep mi var? Toplu ortamda daha iyi falan mı motive oluyoruz yaptığımız işe? Siz ne düşünüyorsunuz?

      Ben toplamıyorum odamı zira akşamdan akşama geliyorum onda da yatağa uzanıp takılıyorum malum. Negatif etkisi var mıdır bilemiyorum ancak geçenlerde Sinan Canan diye bir adamı keşfettim, gerçekten müthiş bir herif. Sinir bilimci ve birkaç tane TED konuşması falan var.

      Adam bir programda (yanılmıyorsam HaberTürk’te) “rahat koltuklar almayın, insan bedeni rahat ortama alışık değil, fizyolojik olarak rahat ortamda uykumuz gelir ve beyin aktivitesi azalır” diyor. Bir de ben bu “avcı-toplayıcı bedenindeki modern insan” bazlı açıklamara ayrıca sempati duyuyorum o yüzden mi mantıklı geliyor bilmiyorum ama yakın zamanda odama sert bir koltuk alacağım. Hali hazırda bir yatak ve bir bilgisayar koltuğu var.

      Bir konuşmasında öğrenmenin dinamiklerinden bahsediyor, aklımda kalanlar:
      1. Tutku: Birinci motivasyon kaynağı, istekli isek çok daha hızlı öğreniyoruz.
      2. Seyretme: Ayna nöronlarından ve onların öğrenme üzerinde pozitif etkilerinden bahsediyor. Örnek olarak da kendisinin rock gruplarının gitaristlerini izleyerek bir gitarı olmadan gitar çalmayı öğrendiğinden bahsediyor. (Burası biraz uçarı gelebilir ama bahsi geçen TED videosunu izlerseniz bağlam içinde daha mantıklı geliyor)
      3. Tekrar: Yaptığımız şeyi tekrar ettikçe beynimizin fiziksel olarak değiştiğini söylüyor. Bu değişim nöronlar arası yeni bağlantılar kurulması ile gerçekleşiyor. Nasıl ki her akşam evinize kafanızı telefondan kaldırmadan gidebiliyorsanız, yeterince süre gitar çalarsanız (ya da herhangi bir iş) o işlem artık üst beyinden omurilik seviyesine alınıyor. (omurilik dedim çünkü bilmem ne korteks falan anlamıyorum pek, ama ana fikir: işlem artık otomatikleşiyor ve onu gerçekleştirmek için düşünsel eylem gerekmiyor)

  2. mark manson kitabında şöyle yazmıştı şartların eşit olmaması hakkında “fakir ailenin evladı olmak senin suçun değil ama bundan kurtulmak senin sorumluluğun”

    kitabı okumanızı tavsiye ederim

    1. Bilmiyorum bu abiden mi esinlendi ama Cem Uzan’ın şöyle bir sözü var: “Fakir doğmak sizin suçunuz değil ama fakir ölmek sizin suçunuz”. Hayat mottom bu söz sanırım. 🙂

      Kitaptan biraz daha bahseder misin neler içeriyor?

  3. Ben bazen koc,sabanci vb ailelerinin yaşadigi hayati görünce duyunca oturdugum yerde kalakaliyorum. Ofke nobetimi depresyon mu bu yasadigim duygu bilmiyorum. “Ne yaparsam yapim zaten baştan kaybettim” düşüncesi bir kere aklinizi kurcalamaya basladimi geri donusu yok. blackpill dedikleri bu oluyo galiba.

    1. Senden çok var. Çoğunuzda bu aslında harekete geçip yenilmeyi göze alma ve çok çalışmanın yükünü omuzlama korkusunun bahanesi.

  4. Mark Manson un kitabındaki bir anektod:

    Adam 1 yıl boyunca her şeyin sorumluluğunu alcam diyor…

    Sonra dünyanın en önemli psikyatrı oluyor…

  5. Abi lise son sınıfım disiplinimdekş artışı görmek için ders çalışırken saat tutmalı mıyım?(Konu bitirme odaklı çalışıyorum)

  6. Yaş mevzusu da var arkadaşlar. Bi insan redpili ne kadar cabuk ogrenirse o kadar iyi olur hayati icin. ben 24 yasinda ogrendim. yani is isten gectikten sonra. En buyuk uzuntulerimden biri budur.

    1. Bu düşüncenin altında yatan sebep bizlere bugüne kadar anlatılan “hayat sadece 20li yaşlarda güzeldir ve sonrası boştur” ve “çok çalışıp oneitis’i kendine bağlayıp performans zorunluluğundan kurtulmak” şeklindeki mavi hap hikayelerinin sonucu olmalı. Hapı çok daha önce alan erkeğin de 24 yaşında yapacağı şey kendine yatırım yapmaya devam etmek değil midir? Kırmızı hapı 15 yaşında yutmuş(abi bi kız varcılar değil) bir eleman 24 yaşına kadar kendisine çok fazla yatırım yapabilir. Fakat bunlar 24 yaşından sonra elde edilemeyecek, geri dönüşü olmayan şeyler değil. Sadece 24 yaşına kadar da daha kararlı bir iç dengeye sahip olmak, biraz daha güzel bir hayat yaşamış olmak dışında bir şey kaçırmış olamazsın. Hayat uzun, kaçırdığın zaman ise onu düşünürken bundan sonrasını da kaçırmaya değmeyecek kadar kısa.

  7. Sayın sinif ogretmeni ben de 24 yaşındayım reddpille yaklaşık 1 yıl önce tanıştım. 1 yılda her gün ortalama bir saatimi ayırarak iyi derecede olmasa da 2 dil öğrendim.hukuk fakültesinde iki yılın derslerini sadece 1 yılda verdim(toplamda 21 ders). Şu an fakültede son sınıfım aynı zamanda 2 işte çalışıyorum. Geçen sene eğitimim için bana para yollayan aileme 2-3 aydır ben para veriyorum. Bu kadar kısa zamanda başardıklarımı düşününce 40 yaşında ölsem bile Sabancı’ya başladığım yerden epey bir yaklaşmış olurum diyorum.

    1. Sen ciddimisin ya 🙂 bende hem çalışıp hem üni sınavına çalışıroum ve şikayet ediyordum. Artık şikayet yok

  8. Üniversiteye gelmeden önce sürekli derece yapan ve el üstünde tutulan biriydim. Bulunduğum şehir orta büyüklükte bir Anadolu şehriydi o yüzden hiyerarşinin tepesinde ben vardım ve her şey yolundaydı. Üniversiteye gelmem ile beraber zeki ve çalışma disiplini olan insanlarla çevremin dolduğunu fark ettim. Bu insanlarla kendimi kıyasladıkça canım sıkılıyordu. Mücadeleden kopmaya başladım. Disiplinli ve sürekli çalışanlar başarılı oluyordu. Ben ise düzensiz ama motive çalışmalarla işlerimi halletmeye alışmıştım. Bunu ciddi bir düşüş evresi izledi çünkü başarısızlık döngüsü motivasyonumu kırdı ve hiç çalışmamaya, derslere gitmemeye başladım.
    Son birkaç haftadır kendimi zorlaya zorlaya ders çalışmaya başladım ve şunu fark ediyorum, ilk başlangıçtaki çalışmalar işin en zor kısmı. Adeta bir cismin maruz kaldığı statik sürtünmeye benzetiyorum bunu. Gereken enerji başta çok yüksek ama o statüko bir kez yıkıldı mı ivmelenerek gelişmeye başlıyor insan. Spor da yapıyorum, onun dışında red pill’in diğer kısımlarına geçmedim. Önce kendimi disiplin ve duygusal güç bakımından yeterli seviyeye ulaştırayım, sonra kadınlara geçerim diye düşünüyorum.

    1. Dünyada o kadar insan varki hepsiyle kendini kıyaslamaya ömür yetmez. Sen kendini dünkü halinle karşılaştır.

  9. Red pilli 30 yaşımda öğrendim. 8 ay önce. Bu 8 aylık süre zarfında 20 kilo verdim, ve ingilizcemi elemetaryden intermediate a getirdim. Sence sizce iş işten geçmiş mi?

  10. KH ile 4 ay önce tanıştım. 25 yaşındayım. Bu süreçte 12 kg verdim, sabit bir gelirim var iken yeni gelirler elde etmek adına yeni işler almaya başladım, birikimlerimi banka hesabımda öylesine yatmaya bırakırken dolar alıp satmak gibi yatırım işlerine girdim. Bunu yazma sebebim de yukarıda kendi “hikayelerini” yazan arkadaşların hikayelerini okuyunca disiplinle kendimi geliştirme işine olan düşkünlüğüm artıyor. Belki birileri de benim hikayemi okuyup kendi hayatını yoluna koymaya, kendini disipline etmeye, işe yarar bir şeyler yapmaya karar verir.

  11. Benim yapmam gereken ilk işin diksiyonumu düzeltmek olduğunu düşünüyorum. Online bir kaç eğitim videosu izledim gerekli alıştırmaları da yaptım ama yeterli olmadı eskiye nazaran daha yavaş konuşsam da kelimeleri hala yuvarlıyorum. İsmekin bir kursuna kaydoldum ama müsait olduğum günlere dair program ancak martta başlıyor. O zamana kadar bu sorun ile ilgili kendi başıma düzeltebileceğim bir yöntem biliyor musunuz. Yardımcı olursan sevinirim @Mahmut Abi.

    Bir de yaptığınız antrenmanla ilgili bir yazı bekliyorum. Haftada kaç gün gidiyorsunuz, ne kadar zaman kalıyorsunuz, kalabalıkla nasıl çıkıyorsunuz, kardiyo süreniz ne kadar genel bilgi edinmek istiyorum.

    1. Haftada 3 gün en az ve en az 1 saat
      Hiç mi esin duymuyorsun mesela ki çoğu kez söve söve gidilir antrenmanlara! En azından söve söve bile olsa gir gym de en az iki istasyon yapacağım de mevcut programını yapamayacağını düşünsen bile! Sonrasında açığa çıkan hormon seni tetikliyor ve kalıyorsun zaten.

  12. Selamlar Mahmut abi. Gerçekten güzel bir yazı zira fakir bir aileden gelmiş biri olarak uzun uzun kafa yordugum konulardı bunlar. Daha önce demiştin ki “bu çağın erkeklerin de başkalarını kıskanmak gibi bir feminen özellik var” hakikaten de öyle . 500 liraya ayakkabı alan oda arkadaşım varken ve asgari ücret ile çalışan babam aklıma geldiğinde gerçekten sikeyim bu duzeni demiştim kendime. Ama şu da var ki o çocuğa o rahatlığı sağlayan yine çalışan doğru yatırım yapan alfa bir baba. Kısacası çalışmamız lazım fakir olmak utanılacak bir şey değil ama övünülecek bir şey de değil. Ayrıca bu tarz insanların içinde kendine acıma duygusu da bulunur bir zaman bende de olan bir duyguydu bunu yok etmek gerekir.

    1. Bakın Türkiye gibi yozlaşmış toplumlarda çalışmadan tanıdık falan yolunu bulan da çok. Ama çalışmak ve disiplinle hedefe yürümek de hala bir sınıf atlama yöntemi ve özellikle başka şansın yoksa ne yapacaksın ki? Benim babam çocukken mevsimlik tarım işçisiymiş ben doğru kararları sayesinde (okulu bitirmek gibi) görece orta sınıf ve okulu bırakan amcamın çocuklarına göre çok rahat büyüdüm. Kendi çocuğun 500 tllik ayakkabı alsın diye bile çalışmaya değer.

      1. Kesinlikle. Benim kendime geliştirdiğim mantık şu “madem çok zor sende çok çalış , ne kadar zorsa o kadar çalış” zorluk bizi daha çok çalışmaya itmeli çünkü dediğin gibi başka bir çaren yok ya ufak bir maaşla karın doyuran bir insan olmayı kabulleneceksin ya da çalışacaksın. Henüz 22 yaşında bu makaleleri okuduğum için bile şanslı sayılırım çünkü hala uyanamamış insanlar var. Gelişimin yavaş yavaş olması da insana sıkıcı geliyor ama zaman öyle hızlı geçiyor ki sen yatsan da çalışsan da zaman geçiyor. 10 sene içinde gelirini iki katına çıkarmak başarıdır illa nusret olmaya da gerek yok ha olabiliyorsan ol o ayrı.

  13. Jordan petersonun bu yazıda bahsettiği “kendini başkalarıyla değil kendinle kıyasla” sözünü ilk duyduğumda biraz garipsemiştim ama düşündükçe çok mantıklı geldi. Hep kendimi başkalarıyla kıyaslaığ yetersiz gören ben dönüp kendime baktığımda 10 yıl önce bir yandan mühendislik okuyan bir yandan part time sanayide çalışan 21 yaşında gençtim. 7 yıl önce yeni mezun demiryolu yapım şantiyesinde şantiye şefi mühendistim ama çok tecrübesizdim. Maaşım yüksekti ama iflas ederek ölen babamın borçlarını ödediğim için hiç para kalmıyordu. 5 yıl önce devlette kontrol mühendisiydim. (Memur maaşı ve borç devam ediyor) 3 yıl evvel devletten istifa edip kendi şirketimi, kendi mühendislik büromu açmış herkesin gülerek baktığı var olan borcun üzerine tekrar borca girmiş iş yapmak bir tarafını yırtan biriydim. Ama bugün yanında mühendisler ve teknikerler çalıştıran kendi alanında piyasayı tekeline almış şirketini zirvelere doğru götüren, borçlarının tamamını ödemiş, şirket malvarlığını çok yükseltmiş, 31 yaşında şirket sahibi mühendisim. Bu başarı hergün azar azar disiplinli çalışma sürekli kendini geliştirmekle oldu. Kendini geliştirme hala devam ediyor ki ben bunun her anlamda ömür boyu devam edeceğini düşünüyorum.Kısaca yazmaya çalıştım yazmamın amacı bana bunu farkettiren kırmızı hapı yutmam oldu. Çünkü kırmızı hap sadece karı kız düşürmek için değil benim anladığım erkeğin özbenliğine, değerinin farkına varması, kendini disipline etmesi, kişiliğine göre ilkelerinden hiçkimse için taviz vermemesi anlamına geliyor. Hayatın garip bir cilvesidir ki disiplinli çalışma, hergün azar azar kendini geliştirme kısa sürede sonuç getiriyor bu bir ters orantı. Yani siz kendinizi azar azar geliştirdikçe bu resmen vura vura oluyor ama sonuç geriye baktığınızda olması gerekenden önce oluyor.

  14. çok aydınlatıcı bir yazı. ben şahsen jordan peterson çevirilerinin buranın en iyi yazıları olduğunu düşünüyorum. çevirilerin devamını bekliyoruz 😊💪🤸

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *