3 iş kuralı

Kendini dün ne olduğunla karşılaştır, bugünkü başkaları ile değil yazısında azar azar daha iyiye gitmekten bahsetmiştik. Bugün bunun pratik uygulamalarından birinden bahsedeceğim : 3 iş kuralı. Bu kuralı ben kendim de iş yaşamımda uyguluyorum o nedenle hakkında bir iki laf edecek kadar tecrübem de var.

3 iş kuralı (Rule of 3) aslında üretkenlik alanından bir kavram. J.D. Meier’in Getting Results in Agile Way kitabından. Hedef planlamayı çok basite indirgeyen bu kuralın uygulaması da basit :

  • Bugün bitmeden başarmak istediğin 3 şeyi günün başında yaz.
  • Bu hafta bitmeden başarmak istediğin 3 şeyi haftanın başında yaz.
  • Bu ay bitmeden başarmak istediğin 3 şeyi ayın başında yaz.
  • Bu yıl bitmeden başarmak istediğin 3 şeyi yılın başında yaz.

Pratikte ise gün başında başarmak istediğin sadece 3 şey olmuyor tabii. Öncelikle bitirmek istediğiniz şeyleri hiç ayırt etmeden yazma alışkanlığı edinin. Bu günümüzde basit bir To-Do uygulaması ile çok kolay. Bir işin kafanızdan yazıya dökülmemesi halinde o iş arka planda zihin enerjinizi yiyor.

Kaydettiğiniz ise sonuç olsun, yapılacak şey değil. Örneğin “Mehmet Beyi ara” diye kaydetmeyin. “Mehmet Bey’den faturanın ne zaman geleceğini öğren” diye kaydedin.

Bir kez tüm işleri kaydetme alışkanlığı edindiğinizde yapacağınız yanlış ise her şeyi yapmaya çalışmak. Bunun yerine listeden en önemli ve faydalı 3 işi seçiyorsunuz ve yapıyorsunuz. Başlangıçta elinizde büyük bir liste olacak tabii ve günde 3 iş bitirmek listeyi hemen eritmeyecek. Hatta listeye günde 5 şey giriyorsa liste şişebilir bile. 3ten şaşmamaya çalışın. Zira bir süre sonra düzenli ve azar azar yapmak listeyi eritiyor. Ama illa arttıracağım diyorsanız 4 ya da 5 kuralı uygulayabilirsiniz. Önemli olan sayının az olması ve sabit olması (azar azar ama hergün).

Dönem başı belirlediğiniz 3 başarıya sadık kalmaya çalışın ama eğer daha önemli bir şey çıkarsa onu listeye koyup bir şeyi çıkarmaktan çekinmeyin.

Pareto Prensibi

3 iş kuralı günde sadece 3 iş yapacaksınız anlamına gelmez. Verimlilik açısından 3 işi kesin yapacaksınız anlamına gelir. Vaktiniz varsa diğerlerini de yapabilirsiniz ama bu 3 işi kesin yaparsınız ama diğerlerini yapmayabilirsiniz. Kural Pareto prensibi ile de alakalı.

Pareto prensibine göre yapacağınız işlerin 20%si, üretilen değerin 80%ini üretiyor. Benim okuduğum ve kendi tecrübe ettiğim ise yapılacak işlerin 3’ü değerin 90%ını üretiyor. Benim kendi açımdan günde başarmam gerekenler 8 – 12 ayrı işe bölünebiliyor ve ortalamasına 10 dersek bunların 30%si (3 iş) değerin 90%ını üretiyor. Diğer 7 işi ertelemem çok büyük kayıp değil iken 3 işi ertelemem problem oluyor.

Yine gözlemlediğim bir  şey ise toplantılarda sadece bu 3lülerin sonuçlarının hesabını vermem gerektiği. Patronlar bütün yaptıklarımı takip edemiyorlar ve genelde zaten en tepe 30%un hesabını bekliyorlar.

3 iş kuralı uzun yapılacak işler listesinin bunalımını da alan bir şey. Listeye baktığınızda ne kadar uzun olursa olsun siz sadece 3ünü yapacağınız için gereksiz strese girmiyorsunuz.

Hangi 3?

Yapmanız gereken işlerden 3ünü seçme yöntemi basit. Tüm yapacaklar listenize bakın ve bugün yapabileceklerinizi ayırın. Bu listeden şu soruya cevap 3 iş seçin :

Bunlardan hangi 3ünü bugün yaparsam, gün sonunda iyi bir gün geçirdim derim?

Bu soruya cevap 3 tane işi alın. Tabii ki hatalı seçim yapacaksınız ama bir sürü de doğru seçim yapacaksınız ve doğru seçimleriniz azar azar birikecek. Eğer yukarıdaki soruyu hafta, ay ve yıl (ben çeyrek olarak da yapıyorum) bazında da sorarsanız, uzun yapılacak işler listesinin stresi ile uğraşmadan azar azar ama katlanarak gelişirsiniz.

Kendini dün ne olduğunla karşılaştır, bugünkü başkaları ile değil.

Jordan Peterson’un 12 Rules for Life kitabının en faydalı bölümlerinden biri Kural 4 : Kendini dün ne olduğunla karşılaştır, bugünkü başkaları ile değil.

Bu özellikle Türkiye’de çoğunlukta olan kendini başkaları ile karşılaştırıp sonra da kadere lanet okuyup oldukları yerde sayan insanların dinlemesi gereken bir öğüt.

Kendini bugünkü başkaları ile karşılaştırmaktan pratik bir yarar elde etmeniz kolay değil. Zira kimse hayata aynı yerden başlamıyor ya da bugüne gelene kadar aynı yollardan geçmiyor. Her ne kadar Türkiye’de sanılanın aksine bu adamların sayısı çok çok az olsa da bazıları sizden çok çok daha avantajlı doğuyor, hayat boyu onlara yetişme şansınız çok zor. Bu durum her ne kadar az sayıda insanda pozitif bir hırs oluştursa da büyük çoğunlukta kendini oldukları yere çivileyen bir öfke ve kin olarak gösteriyor. Öte yandan kendinizi sizden çok çok geride başlamış ve hala geride olanlarla karşılaştırmak da sahte bir başarmışlık duygusu yaratıp yerinizde saymanıza neden olabilir.

Kendinizi başkaları ile karşılaştırmanızın bir zararı da oyunu sıfır toplamlı görmenizdir. Birinin kazanması için diğer(ler)inin kaybetmesi lazımdır oyunu. Oysa günümüz dünyası son 200 yıldır oyunun bu olmadığını anlayanlar sayesinde hemen herkesin toprak köylüsü olduğu bir ortamdan bugüne geldi.

Kendinizi dünkü sizle karşılaştırmanız naif ve faydasız görünebilir ama çoğu insanın bunu yapmama ve bundan çeşitli sebeplerle kaçma nedeni tam tersidir : kendini dünkü senle karşılaştırıp hergün azar azar daha iyileştirmek, senden daha iyilere bakıp lanet okumaktan ya da büyük adımlar peşinde koşmaktan çok daha zordur.

Evet, kendinizi dünkü sizle karşılaştırmanız zordur ama pratiktir. Zira size basit bir uygulama listesi ortaya koyar :

1 – Şu an yapmakta olduğun ama yapmaman gerektiğini bildiğin şeyler ile yapmadığın ama yapman gerektiğini bildiğin şeyler listesi çıkar (tamamen kendi kriterlerinle)

2 – Bu listedeki şeyleri yapmayarak / yaparak 5 yıl sonra olabileceğin iyi durumu gözünde canlandır. Aynı şekilde yapmaya / yapmamaya devam ederek içinde bulunacağın kötü durumu gözünde canlandır. Bu durumları kağıda dök.

3 – Her gece ya da her sabah bir 15 dakika kendine şu soruyu sor ve cevapları yaz : “yarın akşam / sabah bu soruyu sorma saatinde bugüne göre az da olsa daha iyi durumda olmak için neleri yapmam / yapmamam lazım.

Yukarıdaki listede ortaya çıkan yapmanız gereken ama yapmak istemediğiniz şeyler, muhtemelen en hızlı şekilde yapmanız gerekenlerdir. Bu konuda benim çok faydalı bulduğum bir alışkanlık, en yapmak istemediğim şeyleri kendime zorla ilk olarak yaptırmaktır.

Dünyanın en kuvvetli değişim gücü azar azar ama eklenerek meydana gelen değişimdir. Einstein’ın “dünyanın en büyük gücü” dediği bileşik faiz gibi çalışır. Kendinizi her sene bir önceki yıla göre 10% daha iyi duruma getirmek (ki bugüne kadar yan gelip yattı iseniz ilk yıllarda değişim 100%lere bile çıkabilir) sizi başlangıç durumundan çok daha öteye atacaktır.

Bu pratik oldukça basit adımlardan oluşsa da disiplin ve sabır gerektirdiği için çok zor. Özellikle de Türkiye gibi ikisinin de insanların kişiliğinde olmadığı ülkelerde. Bu zor yola girmek yerine kaynak dağılımı adil değil diye ağlamak daha kolay ki zaten herkesin yaptığı bunu sanki gerçekçilikmiş gibi dile getirmek.

Evet kaynak dağılımı eşit değil, hiç olmadı ve olmayacak da. Başından kaynak bolluğunda doğan adam seviyesine gelememe ihtimaliniz yüksek. Ama bu sizin kendinizi 5e katlamanızı anlamsız yapmaz.

Çöp toplayarak karnını doyuran adam muhtemelen hiçbir zaman üniversite okuyan yaşıtı ile aynı seviyeye gelemeyecek ama bu onun hergün biraz daha iyiye giderek bir fabrikada işe girmeye terfi etmesini anlamsız yapmaz. Daha önce tweetlemiştim :

2000 TL maaştan 6000 TL maaşa çıkmak için çalışıp başarabilecek iken “adam babasından 50000 TL harçlık alıyor ben 6000 TL kazanmışım neye yarar” diyen adam gerçekçi değil aptaldır. 6K ile 2K arasındaki fark öyle anlamsız falan değildir çünkü.

Örneğin lisede çalışıp ODTŬye girebilecek iken “çalışsam ne olur kaynak dağılımı adil değil ki” diyen ve saşma sapan bir üniversiteye giren adam gerçekçi değil aptaldır. Zira ODTU mezunu bir hayat ile tabela üniversitesi mezunu hayat aynı değildir.

Siz kendinizi dünkü sizle karşılaştırıp azar azar gelişirken, bu tip gerçekçi “kaynak dağılımı eşit değil, sömürü, dayın / paran yoksa boşa kasıyon” insanlar sizinle dalga geçecek ya da size öfke duyacaklar. Bu adamlara aldırmayın. Bunlar kaale alınacak insanlar değiller. Biliyorum Türkiye’de çoğunluk bunlar ama unutmayın öncelikli motivasyonları sizi boşa çabadan kurtarma nezaketi değil. Kendilerinin disiplin ve sabır gösterme kabiliyleri olmadığından hayat boyu yerlerinde sayacaklarını bilmelerinin öfkesi. Buna bir de yavaş yavaş gelişebilen ya da en azından bu yola girmeyi göze alan insanlara karşı duyulan kindar kıskançlık eklendiğinde, çevrenizden hemen atmanız gereken bir düşünce asalağı elde edersiniz. Böyle adamlar “ama hayat adil değil, ne yaparsan yap eğer kötü bir yerden başlarsan hiçsin” derken aslında şunu söylüyorlar : “ama hayat adil değil, ben ne yaparsam yapayım kötü bir yerden başladıysam hiçim“.  Kendi çaresizliklerini yansıtmaya çalışıyorlar. Sizin bu adamlarla laf dalaşına girme gereğiniz yok zira onların yapamaması sizin yapamayacağınız demek değil, sizin probleminiz değil.

Jordan Peterson’a göre bu teknik özellikle 30 veya 40 yaşının üstündekiler için faydalı :

“20 yaşındakiler kendilerini yine diğer 20 yaşındakilerle karşılaştırabilirler belki. Zira tüm 20 yaşındakiler hemen hemen aynı seviyededir. Ama 40 yaşındakiler ve hatta 30 yaşındakiler birbirlerinden oldukça farklı yerlerdedirler.

Şöyle meditasyon tipi bir pratik edinebilirsiniz : Sabah kalktığınızda ya da akşam yatmadan önce kendinize şunu söyleyin : günümü öyle düzenlemek istiyorum ki gün bittiğinde, hayatım günün başına göre az da olsa daha iyi bir düzende olsun. Sadece biraz daha iyi. Zira azar azar artışlı süreç çok çok etkilidir zira üstel meyveler verir. Bileşik faiz veren banka hesabı gibidir. Azar azar artma süreci zaman içinde katlanarak artmaya dönüşür.

Yani sabah kalktığınızda “hayatımda bugün düzene koyabileceğim şeyler var” diye düşünün. Bunlar genelde yapmak istemediğiniz şeyler. Şöyle devam edin “hayatımı biraz daha düzene sokmak için yapmam gereken ve yapmak isteyeceğim şeyler neler?” Kendinize sormanız lazım ve hatta hangi koşullarda yapacağınızın kendinizle pazarlığınızı yapmanız lazım. Kendinize dikte edemezsiniz, kendinizle pazarlık edebilirsiniz. Bunu yapınca mesela kendinize ödül verebilirsiniz. Bunların soru olması önemli, elinize kırbaç alıp kendinizi kırbaçlayamazsınız. Böyle yaparsanız kendinizin berbat bir efendi ve aynı zamanda berbat bir köle olduğunuzu anlayacaksınız.

Özellikle yeterince aşağılara bakarsanız daha iyi sonuçlar alırsınız. Carl Jung’un bir lafı vardır : “Modern insan Tanrı’yı göremiyor zira yeterince aşağıya bakmıyor.” Modern insan yeterli alçakgönüllülüğe sahip değil.

Ne istediğiniz hakkında düşünün. Etrafınızda neyin doğru olmadığına bakın. Etrafınızda doğru olmadığını düşündüğünüz şeylerin bir listesini yapın. Ve bu listedeki kolay ve bariz şeyleri yapmaktan başlayın. Sizin şu anki haliniz gibi disiplinsiz bir aptalın bile yapabileceği şeylerden başlayın. Bu sizi olmanız gereken yöne doğru hizalayacaktır. Kendinizin bir kaybeden olduğunuza karar vermeden önce bunu 1 sene deneyin ve görün.

Ama bunu 1 sene boyunca hergün yaparsanız kendinizi şu ankinden gözle görülür derecede iyi bir yerde bulacaksınız. 20 yaşında iseniz 60, 40 yaşında iseniz 40 seneniz var. Bunu sürekli yaparsanız, 30 ya da 40 yaşında başlasanız bile büyük yol alırsınız.

Ve son olarak da bir kere bu yola girdiğiniz zaman, geçmişte yaptığınız hatalar, yaşadığınız yenilgiler veya kaybettiğiniz zaman konusunda kendinizi olması gerekenden daha fazla dövmeyin.

 

 

Ustalık gerektiren kafaya takmama sanatı

Bugün farkına vardım. Eski PUAlardan (evlendi sanırım) Mark Manson’un “The Subtle Art of Not Giving a F*ck” (Sikine Takmamanın İnce Sanatı) daha edepli bir isimle Türkçe’ye çevrilmiş : Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı. Ben bu kitabı İngilizcesinden okudum o nedenle Türkçe çevirisi nasıl bilemeyeceğim ama mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

Mark Manson’un kitabı sıradan bir self – helf kitabı sanılabilir ama Napoleon Hill’den beridir (Secret akımı diyorum ben buna) devam eden Polyanacılık tadındaki self – help akımından farklı olarak bizim burda Jordan Peterson’ın Mutluluk ve Hayatın gerçeği videosundaki gibi daha ayakları yere basan bir düşünce sahip. Ayrıca yine Jordan Peterson’un üstünde çok durduğu sorumluluk kavramı üzerinde inşaa edilmiş bir kitap. Kitabın tanıtımı, kitabın iyi bir özetini sunmuş.

“Büyük Güç Büyük Sorumluluklar Getirir.” Doğru. Ama bu sözün daha iyi bir akış açısı var, ve gerçekten derin bir bakış açısı. Tek yapmanız gereken sözlerin yerini değiştirmek: “Büyük sorumluluklar büyük güç getirir.”

“Her şeyi iyi tarafından görmek” gibi bir şey iyi gibi görünse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir. Negatif duyguları inkâr etmek daha derin ve daha uzun ömürlü negatif duygulara ve duygusal bozukluğa neden olur. Sürekli pozitif olmak hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkâr biçimidir.

Doğru değerleri seçerseniz, bu sorunlar size zindelik, kuvvet ve şevk verir. Dedemin zamanına dönersek, kendini çok kötü hissettiğinde şöyle düşünürdü, “Bugün berbat bir günümdeyim. Ama n’apalım hayat böyle, ben samanları havalandırmaya devam etmeliyim.” Ama ya şimdi? Şimdi beş dakikalığına bile kendinizi çok kötü hissetseniz son derece mutlu ve harika hayatları varmış gibi sunan insanların 350 fotoğrafıyla bombardıman ediliyorsunuz, bu durumda hatanın sizde olduğunu hissetmemeniz imkânsız kuşkusuz.

Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir. Dünyayı kurtaracak olan şey budur. Dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek yaşamak gerek. Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak.

Sosyal medyada her gün milyonlarca kere paylaşılan “Nasıl Mutlu Olunur” tarzı saçmalıklarda yanlış olan ve kimsenin fark etmediği şey şudur: Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir.

Pokerde elinde korkunç kağıtlar olan biri çok güzel eli olan birini yenebilir. Elbette eli güzel olanın kazanma ihtimali daha büyüktür, ama sonunda kazanan her oyuncunun oyun süresinde yaptığı seçimlerle belirlenir. Hayatı da aynı şekilde görüyorum. Hepimize dağıtılmış bir el var. Bazılarının eli daha iyi. Sadece kağıtlara bakarak berbat durumda olduğumuzu söylemek kolaysa da, gerçek oyun o kağıtlarla yapacağımız seçimlere, almaya karar verdiğimiz risklere ve birlikte yaşamayı seçtiğimiz sonuçlara bağlıdır. İçinde bulundukları duruma göre sürekli en iyi seçimleri yapanlar tıpkı pokerde olduğu gibi hayatta da öne çıkarlar ve illa da eline en iyi kağıtlar gelmiş olmaları gerekmez.

 

Hemen şimdi değişmek …

Yeni bir alışkanlığı veya perspektifi edinmeye çalışan insanlarla ilgili en hayran verici (!) şeylerden biri de olayın bokunu çıkarmaları, aşırıya kaçmalarıdır.

Daha önce hiç ağırlık kaldırmamış bir erkek, hızlıca sonuç almak için haftada 6 gün, günde 2 saat ağırlık çalışmaya kalkar ve sonunda bir tarafını incitir. Oysa yavaş yavaş arttırarak başlamanız ve sabırlı olmanız lazım.

Daha önce aşırı şeker bağımlılığı olan ve fast food ağırlıklı beslenen adam, birden bire hergün su, tavuk ve haşlanmış brokoli yemeye kalkar.

Bu aşırılık, yapmak istediğiniz şeyi başaramamanızı garantiler.

 

Değişimin kalıcı hale gelme şansına sahip olması için, hayatınızı yavaş yavaş ilave edilmesi gereklidir. Bunu yapsanız bile çeşitli nedenlerle ayağınız kayacak ve eski alışkanlıklarınıza döneceksiniz.

Hayatın akışına dalarsınız, kötü bir gün geçirirsiniz, biri sizi yanlış yönlendirir, vs … Kimse mükemmel değildir.

Uzun vadede bir şeye 100% uyum imkansızdır. Bir şeye 90% uygun davranmak kısa vadede oldukça yönetilebilirdir ama uzun vadede mümkün değildir. Uzun vadede bir şeye 80% uyumluluk yönetilebilir ve gerçekçidir.

Peki insanlar neden bu tür aşırılıklara kaçarlar?

Nedeni basit : zira HEMEN ŞİMDİ ÇOK BÜYÜK SONUÇLAR istiyorlar! Ama yılların ihmal edilmişliğini 2 – 3 hafta abanarak telafi edemezsiniz.

İyi haber şu ki çoğumuzun aslında öyle bir acelesi yoktur ve hergün azar azar yükselerek ilerlemek en büyük değişime neden olan yöntemdir.

Çeviri : Black Label Logic

Jordan Peterson – Bir yaşam rehberliği – Bölüm 3

Jordan Peterson’un konuşma ve derslerinden derlenen A Guide to Life videosunun Türkçe’ye çeviriminin üçüncü ve son bölümü. Birinci ve ikinci bölüm.

Bölüm 6 – Kendine iyi davran.

Kendine inan ve kendin için pazarlık yap.
Başarını sahiplen.
Sheryl Sandberg

Sevdiğin, iyi davrandığın birini kafanda canlandır ve kendine de öyle davranmaya çalış. Kendini kendinden biraz soyutla ve şöyle düşün : “Ben diğer insanların arasında bir insanım ve en az diğerleri gibi saygıyı hakediyorum. Kalan zamanımda kendimi hor görmek ve kendime zarar vermek yerine potansiyel olarak değerli bir insanmışım gibi kendime yardım edeceğim.

Bu zor bir şey. İnsanlar kendilerine gerektiği gibi özen göstermezler. Bunu ahlaki açıdan söylemiyorum. Demeye çalıştığım, aslında değerli biri olabileceğiniz konusunda kendinize bir şans verin. Odanızı toplayın, işlerinizi halledin ve kendinize biraz saygınız olsun. Sizin bir sürü potansiyeliniz var ve yapabileceğiniz bir sürü şey var. Siz gereklisiniz … evet düşündüğünüzden daha gereklisiniz. Eğer ard arda kötü tercihler yaparsanız, işler kötüye gider. Sadece sizin için değil. İşler kötüye gider. Bu nedenle de ne yaptığınız önemli. Yapmanız gereken şeylerden biri de kendinize, yaptığı şeyler önemli biri gibi gibi davranmanız. Bu nedenle de kendinize biraz saygınız olmalı.

Son Bölüm – Kendini geçmişten kurtar.

Hayat budur : bireylerin sürekli birbiri ile kesiştiği ve diğerlerinin hayatını farkında olmadan etkiledikleri zincirleme reaksiyonlar.

Sizin için çok önemsiz görünen bir karar, dünyanın kaderi için anıtsal olabilir.
J.D.Stroube

Genç insanlar, dünyayı değiştirmenin yollarını düşünmeyi severler. Ve bu aslında onların gelişiminin pozitif bir tarafı. Bu, gelişimsel psikolog Jean Piaget’in mesih aşaması dediği gelişimsel dönemdir ve Piaget bu dönemi geç ergenlik dönemi ile ilişkilendirir. Genç insanlar dünyayı değiştirmek isterler ama burada problem şu ki bu enerji başkalarını değiştirmeye çalışmaya kanalize olur.

Ama yapmanız gereken şey bu değil. Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsanız önce kendinizi değiştirmelisiniz. Aleksandr Solzhenitsyn’ın Sovyetler Birliğini analiz ettikten sonra söylediği gibi : “İyi ile kötüyü ayıran sınır çizgisinin politik görüşler, ülkeler arasında uzandığını düşünmeyin. Bu sınır ruhunuzun tam ortasından geçer. Ve dünyayı düzene koymak istiyorsanız yapmanız gereken şey kendinizi düzene koymaktır. Bu ciddi bir iş. Derler ki kendinizi yönetmek bir şehri yönetmekten daha zordur. Zira siz karmaşıksınız ve güçlü ve yararlı biri olmadan önce içinizde evcilleştirilmesi, hizaya gelmesi ve boyun eğmesi gereken canavarlar var.

Dışarı çıkıp dünyayı değiştirmek için başka kötü insanları değiştirmeye çalışmak yerine, insanlar önce içlerine bakıp kendi içlerini doğru şekilde düzene sokmalılar.

Eğer 18 aydan daha eski bir anınız varsa ve o anıyı hatırladığınızda hala duygusal tepki veriyorsanız, bu o anıyı açık seçik söze dökememişsiniz demektir. O anıyı neden – sonuç ilişkisinde yeterince analiz edememişsiniz ve kendinizi o anının pençesinden kurtaramamışsınız demektir.

Ve siz o anıyı sanki ağırlıkmışçasına taşıyorsunuz. Bu tip ağırlıklardan ne kadar çok taşıyorsanız o kadar fazla kortizol (stres hormonu) salgılarsınız. Kortizol sizi yaşlandırır.

Hayatınızı 6 devire ayırın. Doğumdan anaokulu sonuna, anaokulu sonundan ilkokul sonuna, vs … Nasıl yapmak isterseniz öyle ayırın. Sonra her devrin içindeki önemli duygusal olayları yazın. Ve sonra da onların sizin üzerinizdeki etkilerini yazın. Sonra da o durumda nasıl tepkiler verdiğinizi, neleri farklı yapabileceğinizi ve gelecekte neleri daha değişik yapabileceğinizi yazın. Geçmişinizi düzeltmek için.

Eğer geçmişi düşünüyorsanız bu neden – sonuç zincirini analiz etmediğinizi gösterir. Söyle düşünün, neden geçmişi hatırlıyorsunuz? Örneğin bu soruya geçmişin nesnel bir kaydını tutmak için cevabı verebilirsiniz. Ama bununla alakası yok. Geçmişi hatırlamanızın tek bir nedeni var : geleceğe hazır olmak. Geçmişi bu nedenle hatırlıyorsunuz.

Yapmanız gereken şey, geçmişi almak ve ondan bilgelik çıkarmak. Bilgelik ise körlemesine tümseklere takılmama yeteneğidir. “Şu, geçmişimde korkunç bir tümseğe körlemesine ve kafadan daldığım bir olay … bunun sonucunda bana korkunç şeyler oldu … ” O olayı parçalarına ayırmak ve olayın meydana gelişinde sizin işbirliğiniz oldu mu, oldu ise nasıl oldu anlamanız lazım. Gönüllü ya da gönülsüz işbirliği. Bu korkunç sonuç sizin katılımınızla nasıl ortaya çıktı? O şey neden oldu ve o şey olurken siz daha farklı nasıl tepki verebilirdiniz?

Bunu yaptığınız zaman beyniniz bu anıyı bırakacak ve anı takıntı olmaktan çıkacaktır. Zira beyninizin stres / endişe üreten bölgeleri size nerelerde engeller olduğunu söylemeye çalışıyor. “Oraya gitme, orada ateş var!” Belki, ama belki ateşin yöneticisi olacaksınız. Böylece ateşin efendisi olacaksınız, kurbanı değil. Birçok durumda tehlike, o durum üzerindeki ustalığınıza bağlı olarak aslında tehlike değildir. Hayat böyledir.

Sonuç olarak bir anıya bağlı negatif duygu, sizin o konuda ustalaşmanız için bağırmaktadır. Ve yazmak bu konuda size çok yardımcı olacaktır. Otobiyografik şekilde yazı yazarken beyninizi yeniden düzenliyorsunuz.

Duyguları düşünün. Anılar beyninizin değişik seviyelerinde depolanabilirler. Beynin ilkel, sürüngenler çağından kalma, fotografik ve oldukça duygusal derinliklerinden en tepeden söze dökülmüş gelecek planlarına kadar seviyelerde depolanabilirler. Negatif ve duygusal olan her şeyi alıp bunları geleceğiniz için açıkça dile dökülmüş bir vizyona çevirmek istersiniz.  Bu sizi geçmişten kurtaracaktır. Geçmişi düşünmüyor olmanız lazımdı.  80 yaşında iyi yaşanmış bir hayata dönüp bakıyorsanız tamam, o başka bir şey. Ama eğer 35, 30 hatta 25 yaşında iseniz ve zamanınızın çoğu geçmişi düşünmekle geçiyor ise bu sanki ruhunuz orda geçmişte tutsak kalmış gibi bir şey.Ruhunuzu araştırma ile kurtarmanız lazım. Burada metafizik dil kullanmak da uygun. Bir anlamda yaptığınız bu, geçmişe hapsolmak. Tüm kaynaklarınızı geleceğe yürümek adına kullanmak için bu durumdan kurtulmanız lazım.

Sıklıkla düşünürüm, insanlar kendilerini diğer insanlara kıyasla çok fazla sevmelerine rağmen, nasıl olurda kendi düşüncelerine diğerlerinin düşüncelerinden daha az değer verirler.

– Bitti –

Zorba

Ortaokul (eskiden ortaokul vardı) yıllarında sınıfımızda  Mert diye bir zorba (bully) vardı. Bu eleman hepimizden daha iri ve daha güçlü idi. En büyük zevklerinden biri de çevresinde topladığı ufak çetesi ile bizleri fiziksel olarak sık sık ezmekti. Dayak değil ama sudan sebeplerle kol bükmek, itip kakmak, acıtacak şekilde el sıkmak, ayaklarından ters çevirip sallandırmak (yaratıcı velet) vs … Kötüsü bunu kızların önünde de yapardı, rezil olurduk.

15 yaş civarında iken bir kızdan hoşlanıyordum. Çıkma teklif ettim ama kabul etmedi. Ben de o konuda canım sıkkın iken bu eleman kızın önünde (kızın önünde olması özel değil tesadüftü) çetesi ile benim kolumu büküp duvara yapıştırınca benim için bardak taştı. Zaten dolmuştum ama bu konuda bir şeyler yapmaya karar verdim.

Sınıfta gym’e giden bir arkadaşım var. Kaslı ve güçlü olursam Mert ile başedebileceğime karar verip ona danıştım. Ondan biraz tavsiye aldıktan sonra gym’e başladım. O zaman gyme gitmeme sebebim çöp gibi olmam ve dalga geçilmekten korkmamdı. Gerçekten de okuldan birkaç eleman da orada olduğu için başında ciddi de dalga geçildim. Ama 4 – 5 ay düzenli gym bile çok etkili bir şekilde beni kaslandırmıştı.

Sonra birgün televizyonda Van Damme’ın dövüşçü filmini izledim. Thai box radarıma girmişti. Tamamen sportif amaçlarla. Mert’i okul bahçesinde Tong Po gibi topuk manyağı yapma hayalleri kurmaya başladım (meğersem Van Damme orada Tekvando ve bale karışımı bir şey yapıyormuş ama onu yıllar sonra Wikipedia’dan öğrenecektim).

Aradım, taradım ama şehirde tek bir salon bulamadım.Benim peder bey gençliğinde boks yapmış. Kafaya bak, dedim ki tekvandoya gideyim, peder de bana boks öğretsin. İkisi beraber kick box olsun.

Amca o zaman 40 – 41 yaşlarında götü göbeği bırakmış ama hala kelebek gibi uçup arı gibi sokacak kondisyonda. “Baba bana boks öğret” deyince istekle işe koyuldu fakat adamda ciddi sabır problemi olduğu için 2 – 3 dersten sonra sinir harbimizin yumruklaşmaya gideceğine karar verdik ve ben de peder beyi resimden çıkardım.

Sonra öğrendim ki yakın bir şehirde bir adet thai boks salonu var. Yaz tatilinin başında oraya yazıldım ve haftada 3 – 4 gün otobüsle antrenmana gitmeye başladım. O yaz aynı zamanda üniversiteye çalışmaya başladığım yaz olduğundan inanılmaz bir tempoyla çalışmak zorunda kaldım. 10:00 – 12:00 ve sonra 12:30 – 15:30 arası 4 saat ders çalışıyor, 16:00’da evden çıkıp 17:30 antrenmanına gidiyor, eve 19:30’da geri varıp yemek yedikten hemen sonra 20:00 – 10:00 arası 2 saat daha çalışıp yatıyordum.  Yaz sonunda Van Damme split yapabilir hale gelmiştim 😀

O ilk yazın bitiminde okula geldiğimde duruşumdan konuşmama herşey değişmişti. Kafamda bunlar bana sataşacak ve ben de kızlarla Van Damme dansı yaparaktan hepsini yere sereceğim hayali var ama 3 – 4 aylık antrenmanla nereye kadar. Ha Mert bir yumruk vursa savururdum belki ama yerim Van Damme splitini, ben Van Damme olsam ne yazar. Adam Chuck Norris.

Fakat ilginç bir şekilde elemanlar bir türlü bana bulaşmıyorlar. Fiziksel olarak gelişmemden muhtemelen. Sonunda birgün çetenin tıfıllarından biri öne çıkıp koridorda beni sıkıştırıp itip kalkmaya kalktığında elemanı duvara çarpan tek bir yumruk attım ve ondan sonra da bir daha hiçbir şey yapmam gerekmedi. Hepsi çetenin önünde olmuştu ama diğerleri hiçbir şey yapmadılar. Mert bana bir daha hiç bulaşmadı. Diğer elemanları sıkıştırmaya devam etti.

Dediğim gibi herif istese yine beni çok rahat iter kakardı. Bunu yapmama sebebi muhtemelen muay thai hocamın anlattığı bir hikayedeki ana fikirle alakalı.

Safariye çıkan 2 eleman grubu kaybetmişler, savana da ellerinde silah da olmadan yürüyorlar. Birden uzaktan bir aslan bunlara koşmaya başlamış. Elemanlardan biri hemen çantasından spor ayakkabısını çıkarıp bağlamaya başlamış. Diğeri “aslandan hızlı koşabileceğini mi sanıyorsun” diye sorunca da “senden hızlı koşayım yeter” demiş (Gerçekçi adamdı. Muay Thai’nin en yararlı tarafı kondisyon çalışmalarıdır zira sokakta size saldırırlarsa o kondisyonla öyle bir kaçabilirsiniz ki elemanların hiçbiri sizi yakalayamaz derdi).

Yani eleman daha kolay hedefler varken muhtemelen benimle uğraşmanın riskine değmeyeceğine karar verdi. Her ne kadar olay hiç beklemediğim şekilde çok kolay çözülse de bu sonuca gelene kadar neredeyse 1 yıl deli gibi ter dökmüştüm.

Bully (zorba) konusunda görüşüm tamamen tukaka değil. Çocukluk yaşlarında yaşıtlarınca alaya alınmak, ezilmek her ne kadar çok rahatsız edici olsa da, bildiğim çoğu arkadaş bu kötü durumdan aile veya öğretmen müdahalesi olmadan kendi başlarına kurtuldular. Bully berbat biri ve bazıları gerçekten müdahale gerektirse de bugün zorbalık karşıtı kampanyalarda hepsi bir kefeye konularak büyükler tarafından engelleniyor. Oysa çocukluk yıllarında karşılaşılan ve aşılan zorbaların çoğu çocuk için, özellikle de erkek çocuk için, önemli bir güçlenme fırsatı.

Bugün maalesef ideal çocuk tipi kız çocuğu olduğundan ve erkekler de defolu kız gibi yetiştirildiğinden, çoğu erkek çocuğundan bu tür zorbalıklar karşısında hemen duygusal davranmaları, kendini bu durumdan kurtaracak stratejiler geliştirmek ve çaba harcamak yerine de ebeveynleri müdahaleye çağırmaları bekleniyor. Tekrar ediyorum bazı zorbalık durumları bu tür müdahale gerektirebilir ama çoğu durum aslında standart erkek grubu zorluklarıdır.

Zorbalar, hayatın her alanında karşımıza çıkabilecek insanlar. Özellikle okul ve iş gibi bu zorbalarla sürekli aynı mekanda bulunmamız gereken ortamlarda oldukça çekilmez insanlar. Bu tür insanların minyatür versiyonları olan okul zorbaları örneğin insana ilerde daha ciddi zorbalarla başa çıkmayı öğretebilir.

Bir zorba ile karşı karşıya kalan kişinin ilk öğrenmesi gereken şey, ne kadar öyle görünmese de “olayın kişisel olmadığı ve olayı kişisel algılamamak” gerekliğidir. Olayı kişisel algılamamak demek aslında olaydan kendinizi duygusal olarak koparmak demektir. Bu önemli. Zorba siz onu kişisel algılamıyorsunuz diye daha az can sıkıcı olmayacak ama zorbaya zihin enerjisi tüketmeyeceksiniz.

Bundan sonra ise zorbanın çoğu duygusal olan saldırılarını etkisizleştirmek için ne yapacağınızı düşünmek ve bir plana göre soğukkanlı bir şekilde çalışmak gerekli. Bu çalışma olayı çok çok emek ister ama zaten tam da bu nedenle insan gelişip zorbayı aşabilir.

Bence duygusal zorbalar konusunda bunun en sağlam yolu zorbanın duygusal manipülasyonlarından etkilenmemek veya en azından etkilendiğini ona belli etmemektir. Ya da alaya karşı alay ile cevap vermek. Kısacası coolunu kaybetmemek en önemli karşı saldırı. Hatta bazı durumlarda kişi aslında zorbayı tahrik eden şeyin kendi duygusal zayıflığı olduğunun farkına varacaktır. Örneğin erkek shit testi yazısından bahsettiğimiz erkek takımlarının birbirlerini itip kakmasını zorbalık sayıp olayı gerçekten kendi eliyle zorbalığa çeviren zayıf erkekler gibi.

Günümüzde özellikle bu tür duygusal zayıflığa meyilli erkek sayısı oldukça arttı. Erkek shit testi denilen itip kakmayı anlamadıkları gibi, zaten okul sistemi de bu tür erkek takımı dinamiklerini kaka hareketler kategorisine sokuyorlar. Zira günümüzde okul sisteminin altın standardı kız öğrenci davranışlarıdır.

Tekrar ediyorum bazı zorbalıklar çizgiyi aşacak olsa da çoğu zorbalık aslında kişinin kendisini zorlayarak geliştirmesi için bir fırsattır. Özellikle ergen yıllarında karşılaşılanlarla kendiniz baş edemeyeceğinize karar vermeden, ya da duygusal tepkiler vermeden önce bunun aşılınca bir gelişim fırsatı olabileceğini en azından göz önüne alın. Mert olmazsa ben şimdi bile  yararını gördüğüm gym ve muay thai’ye başlamazdım bile. Hatta sonradan üniversite hazırlıkta kullandığım disiplini de bu tempolu yıldan aldığımı düşünüyorum.

Kırmızı hap mantığı: Tehlikeli huylar – Bölüm 2

Kırmızı hap mantığı: Tehlikeli huylar – Bölüm 1‘in devamı.

Özet ve Sonuç

Hayat boyu, her insan hedeflerine ulaşabilmelerini sınırlayan huy ve inançlar edinecektir. Bunların çoğu, zihinsel yazılımımızdaki bazı açıklar nedeniyle, bilinçsiz olarak yapılır.

Hayatınız, iyi huylarınız ile kötü huylarınızın toplamının net değeridir. Yıllar önce, Olimpik halter takımına girmek için çalışan bir adamın yaşamı okuduğumu hatırlıyorum. Adam bu sırada şişmanlamış zira çok sıkı bir antrenman yapmasına rağmen, kendisini antrenmandan sonra cheeseburger, kızarmış patates ve kola ile ödüllendirme huyu edinmiş. Kötü antrenman pratiğini iyi bir diyet ile kompanse edebilirsiniz ama kötü bir diyetin sonuçlarını antrenman ile yokedemezsiniz.

“Mavi hap anlatısı” o kadar içselleşmiş inançlar üzerine kuruludur ki, bir erkek kırmızı hap yolculuğu boyunca bunlar üzerinde çalışıp bunları reddetmelidir. Örneğin, “kadınlar erkeklerin nasıl göründüğünü hiç önemsemezler” inancına sahip bir erkek, obez, pis ve herhangi bir giyim stiline sahip olmayışına çok rahat bahane bulabilir ve hala HB10 ruh ikizinin birgün kendisini bulacağına inanmaya devam edebilir. Bunun tersine “tüm kadınlar erkeklerin nasıl göründüğünü çok önemserler” inancına sahip biri ise kendi kişiliğini ve entellektüel gelişimini tamamen boşvererek 100% nasıl göründüğüne odaklanabilir.

Kişisel gelişim çoğunlukla uzun bir yolculuktur ve bu yolda ilerleme, yola baş koyan erkeğin istediğinden çok daha yavaştır. Bu yoldan dönmemek için, süreci sekteye uğratabilecek inançları ortaya çıkarıp, süreci destekleyecek fedakarlıkları destekleyecek inançları güçlendirmeniz lazımdır.

Hayatımın birkaç alanında neredeyse sürekli olarak kendimi geliştiriyorum ve bu konuda en çok karşılaşılan güçlüklerden biri de Red Pill Reddit’te “(endişe trolü) concern trolling” denilen şey. Yani size yakın birinin metod ve motivasyonlarınızı, “senin için endişeleniyorum” bahanesi ile sorgulaması. Geçmişte “vur ensesine al lokmasını” olan birinin kendi sınır çizgilerini dayatmaya başlaması, hayır demeyi öğrenmesi, her yaptığını hayatındaki herkese açıklamak zorunda olmadığını öğrenmesi, genellikle çevresindekilerin onun artık “kendisi gibi olmadığı” bahanesi ile saldırıyla karşılanır.  Zira bu kişinin kendini geliştirme süreci, onu kullanan insanları negatif etkileyecektir. Geçmişte şişman olan erkekler, zayıflama süreci boyunca, endişeli kişilerden “bu yaptığın sağlıklı mı?”, “kendine zarar vermeyesin” ya da hala 20% üstünde yağa sahipken “yeterince zayıfladın” gibi şeyler duyacaklardır. İroni şudur ki bu kişiler erkek kendisini fast fooda ve msır şurubuna boğarken hiç endişe belirtmemişlerdir.

Rational Male erkeklere kendi zihinsel odakları haline gelmelerini söylemekle gurur duyar ama erkeğin kontrol kaynağının dışardan olması gerektiği üzerine kurulu inanç, huy ve davranışları varken bu çok zordur. Dışsaldan içsel kontrol kaynağına geçişte, kişi egosunun ve IDin gücünü arttırırken, süper-egonun gücünü sınırlamalıdır.

Mavi hap anlatısının muhtemelen en sinsi yanı, sosyal olarak desteklenen ve belirtilen davranışların, sonuçları önceden görülür şekilde etkileyeceği anlatısıdır. Kısaca, mavi hap anlatısını takip ederek alacağınız ödül, sosyal makine içinde ne kadar iyi işleyen bir vida olmanıza bağlıdır. Mavi haplı erkek, kadınla konuşurken güçlü bir cinsel çerçevesi olmasının kötü olduğuna inanır. Sosyal baskıya rağmen kendi inanç ve değerlerinde diretmenin kötü olduğuna inanır. Cinsel ilgisini saklamanın ve toplumun öğretisi ile bağdaşmayan kendi değer ve inançlarını feda etmenin iyi olduğuna inanır.

Bu durumda, basit bir etki – tepki ilişkisi anlatının bir parçasıdır. “Toplumun senden istediğini yaparsan ödüllendirileceksin”. Ama insan durup da sosyal sözleşmeyi biraz analiz ederse, bunun tarihte büyük çoğunluk için doğru olduğunu ama son yıllarda tamamen değiştiğini görecektir. 1940 veya 50lerde yaşayan erkekler, zanaat öğren – iş bul – çok çalış – evlen ve Amerikan Rüyasını yaşa sosyal planını takip edip de ödüllendirilse de, bu senaryo günümüzde tamamen ölüdür fakat yine de “doğru yaşam tarzı” olarak büyük bir şevkle erkeklere pazarlanmaktadır.(*)

Manipülasyon yöntemleri genellikle korku, buyruk, utandırma ve suçluluk duygusu üzerine kuruludur. Bu nedenle kendi ahlak anlayışınızı geliştirmeniz hayatidir. Eğer hala sizi geride bırakan ahlak anlayışı ile yaşıyorsanız, kötü yazılım parçasının beyninize ulaşması için kolay bir giriş noktası var. Kendi ahlak kodunuzu geliştirerek, bir nevi kendi anti-virüs yazılımınıza sahip oluyorsunuz. Bu ahlak kodu da aynı zamanda çerçeveniz için bir çapa noktasıdır ve dışardan gelen saldırılara karşı firewall görevi yapar.

(*) Çevirenin Notu :

“Yanlış olan, kadınları evliliği bozduğu için utandıran geleneksel baskılar tamamen kalkmış iken, bir erkeği sosyal ve kültürel baskı ile, utandırarak, ‘bağlanmaktan korkmakla’ suçlayarak ya da ‘Peter Pan Kompleksi’ gibi uyduruk şeylerle evlenmeye zorlamaktır. Boşanmaların yüzde 90’ı kadınlar tarafından başlatılmasına rağmen. Dahası, bir kadın bağlılığı yokettiğinde, çocuklar büyük zarar görürler ve kadın şimdi ve gelecekte terk ettiği erkekten para talep eder. Evlenmeyi reddeden bir erkek ne masum küçüklere zarar veriyor ne de yıllarca bir kadına para ödemek zorunda kalıyor. Bu absürt çifte standardın, topluma gözle görünmeyen ama büyük zararları var.”

Erkek Düşmanlığı Balonu (The Misandry Bubble) – Bölüm 1 – Kültürel Kriz

Çeviri : Red Pill Logic: Dangerous Habits

Kırmızı hap mantığı: Tehlikeli huylar – Bölüm 1

Geçen hafta, yeni başladığı düşük karbonhidratlı diete sadık kalmada problem yaşayan bir adamla muhabbet ettim. Stres olduğunda bu stresi, diet kriptoniti olan yemeklerle yatıştırdığını anlattı, yani bol yağlı ve işlenmiş karbonhidratlı yiyeceklerle. Konuşmamız devam ettikçe, bu huyunun nereden geldiğini bulmak için Sokratik metodu kullanarak beyninin içine daldım.

Bu, kendisini geliştirmeye odaklanmış her erkeğin arada bir yapması gereken bir şey. Oturup, hedeflerinize ters ya da verimsiz olduğunu düşündüğünüz huylarınızı masaya yatırıp, bunların neden kaynaklandığını bulmaya çalışın. Scott Adams’ın dediği gibi, bizler biyolojik bilgisayarlarız ve işletim sistemimizin nasıl çalıştığı üzerine büyük etki eden küçük kod parçalarını sıklıkla içselleştiririz.

Kendimi geliştirmeyi ilk denediğimde, fena sıçmıştım ve bu çoğunlukla alışkanlık olan davranışlarım yüzündendi. Bu nedenle, kendimi kendime “psikoanaliz” yaparken ve bu davranışların kaynaklarını belirlemeye çalışırken buldum.  Dahası, bu davranışlarımın nereden geldiğini bulup, hedeflerime ters başka davranışları da içselleştirmeyi önlemeye çalıştım.

Çocukluğunuzda aldığınız görünürde zararsız mesajlar, sizinle hayat boyu kalabilirler ve on yıllarca davranışlarınızı pozitif ya da negatif şekilde etkileyebilirler. Bazıları savunma mekanizmalarının yararsız bir şekilde kullanımını öğrenirler, bazıları kendi kendilerini sabote ederler, banal bir yaşamı kabul ederler ve kendi rahat alanlarından öteye geçmek için kendilerine bir kere bile meydan okumazlar.

Alışkanlıklar nereden geliyorlar?

Doğduğumuz andan itibaren, alilemiz, arkadaş grubumuz ve diğer birçok etken tarafından sosyalleştiriliriz. Klasik “TV tarafından yetiştirilen çocuk” örneğin, çoğunlukla uyumlu bir mesaj vermek için hazırlanan kurmaca bir çevre tarafından sosyalleştirilir. İnsanlar diğer insanları taklit ederek, diğer insanların değerlerini ve kafa yapılarını içselleştirerek ve diğer insanlardan gördükleri tepkilerle öğrenirler.

4 yaşındaki size olan bir şey, bilinçaltınızda halen varolup sizin 20, 30 veya 40 yıl sonraki halinizi etkileyebilir ve bazen daha da uzun süre etkisini sürdürebilir. Freud süper-egodan, bu tip içselleştirilmiş çocukluk olaylarından ve mesajlarından bahsediyordu. Bunlar içsel kural-koruyucunuza entegre olup, sizin dengeli bir ego ve ID kazanmanız için gerekli gelişmeyi engelleyebilirler.

Her birine örnek vermek için, kendisine değersiz olduğu söylenen biri, çoğunlukla buna önceden tahmin edilebilecek 2 şekilde tepki gösterir, ya üstünlük kompleksi ya da aşağılık kompleksi geliştirir. Bu nedenle de ya bir narsisist ya da bir bağımlı olarak büyür. İlkinde egosu tarafından yönetilmektedir, ikincisinde de süper-egosu.

Yemek yemeyi kendini yatıştırmak için huy edinmiş kişi, bunu muhtemelen çevresindeki birinden ya da bir akrabasından görüp öğrennmiştir. Bir kişi “tüm ailem şişman, bu bizim genlerimizde var” diyebilir ama bu yarı doğrudur. Zira bu yemeği hayatla başa çıkabilme mekanizması olarak kullanma huyu edinmiş bir aile de olabilir. Burada hem egoyu, hem de süper-egoyu bastıran bir ID vardır.

Oyuna Etkisi

Oyun ve baştan çıkarmaya baktığımızda, burada da içselleşmiş huy ve anlatımlarla uğraşıyoruz. Mavi hap çerçevesini benimsemiş bir erkek, “mavi hap oyunu” diye etiketleyebileceğimiz huylar geliştirir. Burada huyları, süper-egosunun çocuklukta içselleştirdiği anlatılardan kaynaklanır.

Bunlar, “sadece kendin ol” ve “ruh ikizi miti” gibi ‘gerçekleri’ de kapsar. “Eğer kıza yürümen başarısız oldu ise, kızın doğru kız olmaması” defolu mantığı, iki cinsiyetin de aynı şekilde çalıştığını ve düşündüğünü sanan eşitlikçi miti, ve bir çoğu. İçseleştirdiği bu mit ve yanlış inanışlar, davranışlarının temelini oluşturur. Ve defalarca tekrarlanan davranışlar da huy halini alır.

Bu nedenle, mavi haplı erkek manosphere’e geldiğinde, bu bloga ya da başka bologa veya redpill reddit’e gelsin farketmez, içselleştirdiği ve hayatı boyunca sahip olduğundan bihaber olduğu bazı ‘gerçekleri’ kafasından atması gereklidir. Bu, birçok açıdan travmatik bir olaydır ve erkek çoğunlukla acının 5 aşamasından geçmek zorunda kalır. Aynı zamanda da, davranışlarının doğallaşması için yeni huyları içselleştirmesi gerekir.

Erken PUA dönemi “2 – 3 tane açılış öğrenin ve bunları kullanarak 100 kere yürüyün” tavsiyesinin nedenlerinden biri budur. Zaman içinde bu, erkeğin doğal tepkisi haline gelecektir ve aynı zamanda onun yürüme korkusunu aşmasına yardımcı olacaktır. Temelde bu, mavi haplı erkekler için bilişsel davranış terapisidir. Ama bu noktaya gelebilmek için, erkeğin kendisini bağlayan huyları ve içselleştirdiği inançları belirlemesi gerekir.

Huyların Sokratik Metodu

Sokratik metodu bilmeyenler için anlatalım. Sokratik metod, kritik düşünceyi ve  altta yatan varsayım ve fikirleri ortaya çıkarmak için müşterek diyalog içeren, sorular sorma üzerine kurulu epistemolojik yöntemdir. Klasik metotta, sorular, sorgulanan hipotezleri zayıflatmak için içsel tanım ve çelişkileri ortaya çıkaran hipotezler ortaya koyar.

“Rich Dad, Poor Dad” yazarı Robert Kiyosaki, zengin baba ile fakir baba arasındaki algı farkını zıtlaştırarak, iş paraya ve varlığa gelince perspektiflerin ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Eğer kişi varlıklı birinin ya kötü biri olduğuna ya da servetini ahlaksızlık ve yolsuzlukla yaptığına inanırsa, bunun doğal sonucu olarak kişi servet edinirse, kendisini ahlaksız biri olarak yargılamalıdır. Bu genelde, para konusunda insanın kendi ayağına sıktığı davranışlara neden olur ve kişinin finansal olarak amaçladığı hedeflere ulaşmasını engeller.

Aynı şekilde, kişinin cinsel ilişkiler alanında içselleştirdiği inançlar, bu alanda kişinin kendi ayağına sıkıp geride kalmasına neden olabilir. Bunun klasik örneği, kendi niyetini saklayıp kadının kendisinin ne kadar “harika bir erkek” olduğunu yavaşça keşfetmesini sağlayarak ve bu sırada da hiç harekete geçmeyerek (açıkça yürümeyerek), kadın onun üzerinden reddedilme yükünü alacağına ve kendisinin ruh ikizi olduğunu anlayacağına inanan uydu erkektir.

Eğer erkek, kadınlarla oldukça başarılı olan “Piçin”, bu başarısını ahlaksızca davranmasına (ve kötü çocuk olmasına) borçlu olduğuna inanırsa, bunun doğal sonucu olarak da “iyi” bir çocuk olmak için, “Piç”in cinsel başarı için kullandığı tüm davranışları reddetmelidir. Eğer ilişkilerde “Piç” ya da “kötü çocuk” olarak anılan kişiyi, para konusundaki “zengin baba”ya benzetirsek, erkek ahlaklı olmak için, başarıya gidecek tüm değerleri, kafa yapısını ve davranışları yoketmelidir.  Yani temelde, “piçin karşıtına” dönüşen erkek, baştan çıkarmanın tam tersi şekilde davranmayı içselleştirir.

Bu içselleşmiş inanç genellikle erkeğin annesi, kız kardeşi veya diğer kadın kadın akrabaları ile başlar ve alfa erkek modelinin yokluğunda, amaç erkeği gelecekteki “gelin” için uygun bir “beta öder” olarak yetiştirmektir. Bu kadınlar erkeği, kadınların ve kendilerinin istediğini söylediği erkeğe çevirecek şekilde yetiştireceklerdir,  davranışlarıyla aslen istedikleri görülen erkek tipinde yetiştirmeyeceklerdir.

Eğer kişi Sokratik yöntemi kullanarak bu huyuna saldırmak isterse, “kadın erkek ilişkileri hakkında neye inanıyorum?” sorusu ile başlamalıdır. Bu şekilde ortaya çıkan listeyi eline alan erkek, bütün bu inançları gözden geçirerek kurtulması gereken inanç, huy ve özelliklerini içeren ikinci bir liste hazırlamalıdır (*)

Çevirenin Notu :  Kadınlar piçlere ve kendilerine kötü davranan erkeklere verirler diye bir inancınız varsa, o çocukların gerçekten o kadar da piç ve kötü mü olduğunu, yoksa sizin ‘kadın’ çıkarını değil de kendi çıkarını merkeze alan erkeğe (kendi çıkarınızı kadın çıkarı için feda etmenizi sağlamak için) kötü demeyi mi içselleştirdiğinizi ciddi ciddi sorgulayın. Bir ipucu vereyim : mavi taraftan kırmızı tarafa geçen birçok erkek, aslında o çocukların yaptıklarının çoğunun kötülük olmadığını, kadını üzmek gibi bir özel çabalarının olmadığını, sadece kadına değil kendine öncelik verdiklerini ve erkeğin önceliği olmaya çalışan kadının kendi kendine üzüldüğünü görürler. Ahlaklı ve iyi çocukların ise sinsi ve içten pazarlıklı olduklarını ve bunu Nietzche’nin köle ahlakındaki mekanizma gibi, ahlak maskesi ile (beceremediğin şeyi yapamıyorum dememek ama o şeyi yapmak ahlaksızlık demek) kapattıklarını görürler. Para kazanmaya imkanı olan ama bunu yapacak çabayı gösteremeyen memur zihniyetli orta sınıfın (gerçekten fakir olan insanlardan çok daha fazla oranda), zenginleri ahlaksız ve havadan para kazanan kötü insanlar olarak görmesi gibi.

Devamı Kırmızı hap mantığı: Tehlikeli huylar – Bölüm 2

Çeviri : Red Pill Logic: Dangerous Habits

Eric Thomas – Kendine borcun var

Kendine bir açıklama borçlusun!

Kendine aynada bakıp şöyle söylemelisin : “Neden sadece %50ni veriyorsun? Senin sorunun ne?”

Kendini cezalandırman lazım.

Kendine şunu söylemelisin :

“Artık televizyon izlemek yok”

“Artık abur – cubur yok, tatlı yok”

Artık ‘hayır şimdi olmaz’ yok.”

“Şimdi gidip ağırlık kaldırıyoruz.”

“Artık alkol yok, şimdi olmaz, HAYIR,  bununla şimdi başa çıkamam.”

Kendine şunu söylemelisin : “Kendime borcum var.”

Bir kere bile aynada kendi gözlerinin içine bakıp, “beni yarı yolda bırakan kişi BENİM” demedin!

O noktaya gelene kadar, sana ihanet eden sensin.

Hiçbir zaman denemedin. Yeterince cesur değilsin. Başkasını suçlamaya çalışıyorsun.

“Başarılı olmama sebebim patronum”.

Kendine aynada bakıp şöyle söyledin mi hiç :

“Zamanında yataktan kalkmıyorum.”

“İşe zamanında gitmiyorum.”

“İşte iken kendimi işe %120 vermiyorum.”

“Beni yarı yolda bırakan yine benim!”

Değişen ne? Ben değiştim. Mağduru oynamayı bıraktım.

“Başıma güzel şeyler gelmesini bekliyorum” demeyi bıraktım.

“Gidip savaşacağım.”

“Gidip çalışacağım.”

“Gidip bastıracağım.”

“Gidip öğreneceğim.”

“Gücümün sınırlarına dayanıp gereken ne ise yapacağım”.

Hergün, ama hergün, gücümün son damlasına kadar kaybeden değil kazanan olmak için çalışacağım.

Evliliğin nasıl olsun istiyorsun?

Oğlun nasıl olsun, kızın nasıl olsun istiyorsun?

Sağlığın nasıl olsun istiyorsun?

Finansal olarak ne istiyorsun?

Mesela, yılda ne kadar para kazanmak istiyorsun?

Nasıl bir araba kullanmak istiyorsun?

Nasıl bir hayat yaşamak istiyorsun?

Her sabah kazara oradaymış gibi uyanma. NE ISTIYORSUN?

Ve ne yapmak istediğini bulunca, doğal hayatının geri kalanını, yataktan kalkıp o istediğin şeyin peşinde koşmak için harca.

Tam potansiyeline ulaşmadan yaşamanın bir bahanesi yok.

Bahane yok.

“İşleri yarına bırakma” kavramına inanmıyorum.

O kavrama gerçekten inanmıyorum.

Avustralya’da iken, “işleri erteleyen ve yarına bırakan biri olduğunu söyleyen genç bir kadına sordum :

Bak, eğer sana “yarın sabah saat 5:00’te benimle buluşursan, sana 3 milyon Dolar vereceğim” desem. Ne yapardın?

Bana dedi ki “yarın sabah 4:59’da burada olurdum!”

“O 3 milyon doları almak için hazır olarak.”

Ben de dedim ki “bak, işleri yarına bırakmak diye birşey yok.”

Olay şu ki senin yaptıklarının senin için bir önemi yok.

Doğru mu? Senin için anlamlı değil.

Senin için önceliği veya acelesi yok.

Bir şeyin aciliyeti yoksa, onu sonra yaparsın.

Eğer senin için bir anlamı ve önemi yoksa, senin için bir önceliği de yok.

Yani senin yapman gereken, hayatını nasıl anlamlı ve önemli yaparsın, nasıl bir amaç bulursun?

Eğer bunları cevaplayabilirsen, sana söz veriyorum, erken kalkacaksın, erkenden orda olmak için koşacaksın ve o hedefini gerçekleştirmek için ne gerekiyorsa yapacaksın.

Miskinlik diye bir şey yok, senin amacsiz ve anlamsiz hayatin senin için önemli değil. Olay bu.

Eric Thomas

 

 

 

 

Jordan Peterson – Bir yaşam rehberliği – Bölüm 2

Jordan Peterson’un konuşma ve derslerinden derlenen A Guide to Life videosunun Türkçe’ye çevirimine devam ediyoruz. Birinci bölüm şurada : Jordan Peterson – Bir yaşam rehberliği – Bölüm I

Bölüm 4 – Verimli Ol

Umutsuz durum diye bir şey yoktur.
Hayatınızın her koşulu değişebilir.
Rhonda Byrne

Sizden olmayı istediğiniz yeri ana hatları ile belirlemeniz istendi. Bu sizin arzuladığınız gelecek. Aynı zamanda herşeyin darmadağın olmasına izin verirseniz kendinizi bulacağınız yeri de tanımlamanız istendi. Ki anksiyetiniz sizi kovalarken, yaklaşma sistemleriniz sizi ileri doğru çekecek.  Böylece en üst seviyede motivesiniz. Bu önemli çünkü aksi takdirde peşinde koşmak istediğiniz şeylerin peşinde koşmaktan korkabilirsiniz. Ve bu çok yaygın. Sonra vaadedilen sizi ileri çekerken korku sizi ele geçirir ama bu sizi güçsüzleştirir zira korkuyorsunuzdur. Korkunuzu arkanıza almak istersiniz, sizi itsin diye. Yapmak isteyeceğiniz, hedeflerinizin peşinde koşmamaktan daha fazla korkmaktır.

Kendinizi meydan okuyan bir zihin yapısına koymak, psikofiziksel olarak çok daha kolaydır.  Genel stres tepkisine girmezsiniz. Sizin keşfe ve aramaya programlı sistemlerinizi açıyorsunuz ki bunlar dopaminergik sistemlerdir. Bu da pozitif duygular yaratır. Yani eğer bir şeyin sizi kovalaması yerine onunla gönüllü olarak yüzleşirseniz, bu sizin için psiko-fizyolojik açıdan çok daha iyidir.

Bu kısmen sizin ejderhayı gidip ininde avlamanızın olduğunuz yerde onun sizi yemesini beklemenizden daha iyi olmasının sebebidir. Özellikle de ejderhayı ininde avlarsanız, onu sizi kesinlikle yokedecek canavar değil de daha bebekken bulabileceğiniz fikrini eklerseniz. Orada olduğunu bildiğiniz küçük problemlerden kaçmayın. Onlarla yüzleşin. Çünkü onlar kendi hallerine bırakıldıklarında büyük problemlere dönüşecekler.

Örneğin farzedin ki vergi dairesi size, 300 Dolar borcunuz olduğunu söyleyen küçük bir not gönderdi. Bu can sıkıcı, belki mektubu açmak bile istemediniz. Açtıysanız bile rafa kaldırdınız. Ama o şey o rafta küçük bir kağıt parçası gibi oturmayacak. Onu 5 – 6 yıl ihmal ederseniz bir sürü korkunç şeyle bağlantılı hale gelecek. Ve onu yeterince uzun süre ihmal ederseniz … Ana fikri anladınız. Üzerine bir not yazılmış bir kağıttan bambaşka bir şeye dönüşecek.

Hayattaki birçok problem böyledir. Çirkin yüzlerini ara ara gösterirler ve siz her seferinde kafanızı çevirip onlar hakkında düşünmemek istersiniz. Onları görmezden gelmenin en kolay yolu budur. Onlarla ilgilenmezsiniz.

Eğer hayatınız 3 – 5 yıla istediğiniz şekilde olsa idi, kendinize gerektiği gibi bakıyor olsa idiniz, arkadaşlıklarınızdan ne isterdiniz? İlişkinizden ne isterdiniz? Ailenizi nasıl yapılandırmak isterdiniz? Kariyerinizden ne beklerdiniz? İşten arta kalan zamanınızı nasıl kullanmak isterdiniz? Zihinsel ve fiziksel sağlığınızı nasıl düzenleyeceksiniz? Belki alkol ve uyuşturucu kullanımınızı da … yontmak isteyeceğiniz şeylerden biri bu olabilir zira alkolizm, insanların 5 – 10%sini siler geçer. Bunu kontrol altında tutmalısınız.

Sonra belki hayatınızın nasıl olmasını istediğiniz ile ilgili bir vizyon geliştirirsiniz ve bir kere hedef saptandıktan sonra onu uygulayabileceğiniz mikro süreçlere bölersiniz. Mikro süreçler, hedefle sebepsel ilişkileri nedeniyle ödüllendirici hale gelirler. Bu ise sizin içsel ödül sisteminizle içiçe geçer ve sizi ileri doğru hareket etmeye iter. Şöyle ki bu sistem eğer sizin hedefe doğru yürüdüğünüzü görünce pozitif duygular yaratarak daha iyi çalışır. Bunun ima ettiği nedir? Değerli bir hedefe sahip olmanız daha iyidir. Aksi takdirde çalışırken pozitif motivasyon alamazsınız. Hedef ne kadar değerli ise, prensipte, onunla alakalı mikro süreçler de o kadar çok pozitif yüklenirler. Bunun anlamı da sabah kalkarsınız ve o günle ilgili heyecan duyarsınız. Günü yaşamaya hazırsınız. Yani uzun vadeli idealinizi saptayın. Belki de uzak durmak istediğiniz bir yeri de saptayın ki kazanmaktan heyecanlandığınız kadar kaybetmekten de korkun. Zira bu da çok yararlıdır.

Hedefinizi tanımlayın ve bunu özgün bir birey olarak yapın : “Eğer kendi çabalarımla bunu gerçekleştirebilirsem buna değer”. Çünkü soru şu : neden bir şey yapayım ki? Çünkü bir şey yapmamak kolay. Sadece oturup hiçbir şey yapmaman yeterli. Çok kolay. Gerçek soru, neden herhangi birşey yapasın ki? Bu soru cevaplanmalı zira siz bir şeyin yapmaya değer olduğuna karar verdiniz.

Birincisi, hedeflerinizi tanımlayın. Zira ne olduğunu bilmediğiniz bir şeyi nasıl nişan alıp vuracaksınız? Böyle bir şey olmayacak. Ve çoğu zaman insanlar hedeflerini tanımlamayı sevmezler zira kaybetmenin kriterlerini tanımlamayı sevmezler. İşleri belirsiz ve sisli tutarsanız ki bu çok kolaydır zira bu da hiçbir şey yapmayarak başarılabilir, yenildiğiniz zaman farkına varmazsınız. Ve insanlar şöyle diyebilir “kaybettiğim zaman bunu bilmek istemem zira bu bana acı verir. Bu nedenle yenilgi konusunda kafamı kuma gömeceğim”. Tamam, güzel de … bunu yaparsanız sürekli yenilirsiniz. Sadece yenildiğinizi bilmezsiniz.  Ta ki sizi bitirecek yenilgiye uğrayana kadar.

Bir kere hedef yapınızı kurduktan sonra “tamam, bu hayata sahip olursam, bu hayat yaşamaya değer olabilir” dersiniz. Yolda kaygı ve tehlike uyandırıcı olmasına, içinde biraz ızdırap çekme ve kayıp olmasına rağmen.

Hedefiniz hayatınızla ilgili öyle bir hedefiniz olmalı ki, tüm herşey göz önüne alındığında, bu hayat emeğinizi haklı çıkarsın.

Peki sonra ne yapacaksınız? Mikro süreçlere döneceksiniz. Tamam hedefim bu diyeceksiniz. Bu gün – gün, hafta – hafta, ay – ay nasıl örneklenecek? Burada çizelge gibi bir şey inanılmaz yararlı olabilir. Google Calendar gibi.

Bir çizelge yapın ve ona sadık kalın!

Peki çizelge ile ilgili kural ne? Çizelge bir hapishane değil. İnsanların yaptığı ilk hata bu ve bu nedenle de bir çizelge takip etmeyi sevmiyorlar. Sanki … ne tür bir çizelge yaratıyorsun? “Şunu yapmalıyım, sonra şunu yapmalıyım ve sonra şunu yapmalıyım. Sonra gidip biraz bilgisayar oyunu oynarım. Çünkü bu yapmam gereken şeyleri yapmayı kim ister ki!”

YANLIŞ! Çizelgeyi öyle kur ki, istediğin günü yaşa.

Bölüm 5 – Kendinle pazarlık yap

Potansiyelimizin kilidini açacak anahtar güç ve zeka değildir, sürekli çalışmaktır.
Winston Churchill

Doğru sorumluluğun / ödül oranı nedir? Bunu sanki sizin için çalışan biriyle pazarlık yapıyormuş gibi kendinize sorabilirsiniz.

– “Yarın çalışman lazım. Yarın benim için çalışmanı istiyorum.”

– “Tamam. Benim için ne yapacaksın ki yarın senin için çalışayım?”

Bunu kendinize sorabilirsiniz. Belki 1 saat sorumluluklarınızla uğraşırsınız ve sonra 15 dakika bilgisayar oyunu oynarsınız. Ya da artık sizi ne harekete geçirirse. Ama kendinizle pazarlık yapmalısınız, kendinize zorba hükümdarlık yapmamalısınız. Sanki önemsediğiniz, verimli ve iyi bir hayatı olmasını dilediğimiz biri ile pazarlık yapıyormuşsunuz gibi. Çizelge böyle yapılır.

Güne bakarsınız ve “eğer o gün şunu yaparsam çok iyi olacak” dersiniz. Mükemmel. Biliyorsunuz yararsız ve işe yaramaz birisiniz ve bunu ancak 70% yerine getirebileceksiniz. Ama bu sıfırdan kat be kat iyidir. Eğer sadee %50sini yapabilirseniz, bir başka kural da, gelecek hafta %51 uymayı hedefleyin … %50.5 uymayı hedefleyin. Çünkü böylece döngünün pozitif şekilde makaraları döndürdüğü ve sizi tepeye taşıyacak başlangıç noktasını yakalayacaksınız.

Kendi işine bağlılığınız üzerinde çalışmanın yollarından biri budur. Sahip olmak istediğiniz bir hayatı planlayın. Kendinizle sanki kendinizi tanımıyormuş gibi bir toplantı ayarlayın. Çünkü nasıl biri olduğunuzu biliyorsunuz. Size söyleneni yapmayacaksınız, kendinize yapmanız gerektiğini söylediğiniz şeyleri yapmayacaksınız. Bunun çoktan farkına varmış olmanız lazım. Sanki aynı anda hem kötü bir çalışan, hem de ondan daha kötü bir patron gibisiniz. Ne yapmanız gerektiğini bilmiyorsunuz ve zaten ne yapmanız gerektiğini bilip kendinize söyleseniz yapmayacaksınız. Kendinizi kovup olmak istediğiniz başka birini bulun gibi :p … Ama benim demek istediğim, siz kendinizin uşağı değilsiniz. Siz kendinizle pazarlık yapmanız gereken birisiniz.

Kendinize, iyi bir yaşam sürme fırsatını vereceğiniz biri gibi gibi davranmalısınız. Bu insanlar için çok zor bir şey zira insanlar kendilerinden pek hoşlanmazlar. İnsanlar kendilerini kırbaç yağmuruna tutup sonra kenarda işleri yarına bırakırlar ve sonra yine kırbaç yağmuru, işleri erteleme … Tanrım. Ne kadar sıkıcı ve hayatını harcamak için ne kadar hastalıklı bir yol! Bunun nasıl olduğunu biliyorsunuz zira siz de muhtemelen günde 6 saati çöpe atıyorsunuz. Bununla ilgili daha önce ekonomik hesaplama yapmıştık.

Sizin saatiniz muhtemelen 50 Dolar. Tamam bugün bu kadar kazanmıyorsunuz ve gençsiniz. Bu, yatırım yapma devri. Bugün yaptıklarınızın değeri ilerde katlanacak. O yüzden 50 Dolar gayet makul. Eğer günde 6 saat boşa harcıyorsanız, haftada 2,000 Doları çöpe atıyorsunuz ve bu da yılda 100,000 Dolar eder. Bunun size maliyeti bu. Zamanınızın ne kadar para ettiğini bilmeniz lazım. Diyelim ki 50 değil 30. Her ne ise. Belki 100. Skalada bir yerde.

Zamanınızı kullanırken şunu sormanız lazım : bu saati satın almak için birine 50 Dolar verir miydim?  Eğer cevabınız hayır ise o saati değerlendirecek başka bir şey bulun. Bu sizin zamanınızın değerini bilip bilmediğiniz ile alakalı. Ama bunu kabul etmemek ile ilgili komik olan şey şu : eğer zamanınızın değerli olduğunu düşünmüyorsanız, öyle sorumsuzca oturup keyfinize bakmazsınız. Bunun yerine varoluşsal bir ızdırap çekersiniz. Bu aptalca bir çözüm gibi görünüyor.

Üçüncü bölüm.