Stilin Üç Temel Kuralı

Erkeklere anlatmak istediğimiz şeylerden biri , stilin/stil giyinmenin amacının içinizdeki en iyiyi çıkartmak olduğu ve nasıl biriyseniz onu yansıtması gerektiği. Bunu yapabilmek için de stil giyim kuralları/kılavuzları kullanıyoruz; ancak bu kurallar/kılavuzlar bu kadar bol iken, erkekler hangisini veya hangilerini uygulayabileceğini nasıl bilecek? Üstelik herkes aynı kuralları takip ederse, bir erkek kendi stilini nasıl kişiselleştirebilecek? Her erkeğin kendine özel karakteristik özellikleri, güçlü ve zayıf noktaları ve kişiliği var. Kurallar kişiden kişiye değişen faktörlerin hepsini nasıl dikkate alacak?

Aynı anda hem fişek gibi hem de güzel giyinebilmenin ince noktası kendi karakterinize uyan kuralları uygulamaktan ve gerektiğinde bazı kuralları değiştirerek “eşsizliğinizi” artırmaktan geçiyor. Bu koşullar stilin üç önemli temel kuralına bağlı kaldığınız sürece gerçekleştirilebilir. Bu
temel kurallar kişisel stilinizin esasını oluşturmalı ve stilinizde uygulayacağınız herhangi bir değişiklik bu temeller ile uyumlu olmalı.

Bu makalede detaylara girmeyeceğim, onun yerine, giyiminiz hakkında herhangi bir karar vermeden önce dikkate alabileceğiniz bir temel oluşturmanıza yardımcı olacağım.

Temel Kural 1: Giyiminiz dikkati yüzünüze çekmeli

Bu kural iyi giyinme konusuna gelince göz önüne almanızı gerektiren en önemli faktörlerden. Dikkati yüzünüze çekmek zaten yapmaya çalışmanız gereken bir şey. Yüzünüz sadece kelimelerinizin çıktığı yer değil, karşınızdakiyle olan iletişiminizin çoğu yüz ifadeleriniz ve gözleriniz ile yapılıyor. Yüz ifadeleri ve gözler kelimelerin anlatabildiğinden daha çok şey anlatır çoğu zaman.

Dikkati yüzünüze çekebilmeniz için, kıyafetlerinizin rengi ve kombini ten renginize uyumlu olmalı. Örnek olarak, dikkati yüzüne çekmek isteyen yüksek kontrastlı bir görünüme sahip (saç ve ten renginin birbirinden oldukça farklı olması) bir erkek, giyiminde de aynı yolu (yüksek
kontrast) takip etmeli. Yani açık saç renkli ve daha soluk bir yüze sahip bir adam; dikkati yüzünden mahrum kılacak koyu renkli, yüksek kontrasta sahip bir kombin kullanmamalı. Bu kombini yüksek kontrastlı bir görünüme sahip biri kullanmalı. Örnek geliyor.

Bu kural iyi giyinme konusuna gelince göz önüne almanızı gerektiren en önemli faktörlerden. Dikkati yüzünüze çekmek zaten yapmaya çalışmanız gereken bir şey. Yüzünüz sadece kelimelerinizin çıktığı yer değil, karşınızdakiyle olan iletişiminizin çoğu yüz ifadeleriniz ve gözleriniz ile yapılıyor. Yüz ifadeleri ve gözler kelimelerin anlatabildiğinden daha çok şey anlatır çoğu zaman. Dikkati yüzünüze çekebilmeniz için, kıyafetlerinizin rengi ve kombini ten renginize uyumlu olmalı. Örnek olarak, dikkati yüzüne çekmek isteyen yüksek kontrastlı bir görünüme sahip (saç ve ten renginin birbirinden oldukça farklı olması) bir erkek, giyiminde de aynı yolu (yüksek
kontrast) takip etmeli. Yani açık saç renkli ve daha soluk bir yüze sahip bir adam; dikkati yüzünden mahrum kılacak koyu renkli, yüksek kontrasta sahip bir kombin kullanmamalı. Bu kombini yüksek kontrastlı bir görünüme sahip biri kullanmalı. Örnek geliyor.

Burada çoğumuzun gözleri direkt Jon Hamm’in yüzüne odaklanıyor çünkü üstte bahsettiğimiz kuralı uygulamış. Kendisi de, giydiği takım elbise de yüksek kontrastlı. Biraz kafa karıştırıcı olabilir, ayrıntılı olarak başka bir makalede değiniriz.

Temel Kural 2: Giyiminiz pozitif özelliklerinizi yansıtırken negatif özelliklerinizi olabildiğince saklamalı

Kendi stilinizi geliştirip şık giyinmenin önemli kısımlarından biri de içinizdeki en iyiyi çıkartacak şekilde giyinmeniz. Bu da giyiminiz sayesinde pozitif özelliklerinizi vurgulamanız ve negatif özelliklerinizi saklamanız/minimize etmeniz mümkün olabilir, estetik olarak hoş gözükürsünüz. Örnek vermek gerekirse, kısa ve tıknaz bir adam mısın? Dikey çizgilere sahip bir kıyafet kullanarak uzun boylu olduğunuz izlenimini yaratabilirsiniz. Yatay çizgilere sahip bir kıyafeti giymeyerek de ne kadar geniş olduğunu dünyaya duyurmamış olursunuz. Mesela Joe Pesci yatay çizgili bir takım elbise giyer miydi? İmkanı yok.

Bu kural estetik dengeyi sağlamakta daha çok yardımcı oluyor. Vücudunuzda oransız bir bölge varsa stilinizi ona göre ayarlamalısınız. Yakında gelecek olan takım elbise ile ilgili makalemizde, takım elbisenizin omzu/omuz pedi sizin omzunuzun bittiği yerde bitmelidir şeklinde yazdık. Ancak daha dar veya daha geniş bir kafanız varsa, bu kuralda ufak bir değişiklik yapabilirsiniz:

Kafanız daha dar ise, elbisenin omzunu biraz daha dar giyebilirsiniz. Daha büyük bir kafanız varsa daha geniş elbise omzu giyebilirsiniz.

Karakteristik özelliklerinizi vurgulama ve estetik bir denge sağlamada en önemli faktörlerden biri de üzerinize uyan kıyafetler giymeniz. Kıyafetleriniz üzerine uymuyorsa iyi giyimli ve stil sahibi biri olamazsınız. Fit giyinmeyi başka makalelerde daha ayrıntılı anlatacağız ama şu an için bilmeniz gereken şey, ikinci temel kuralı karşılamak için üzerinize uyan kıyafetler giymeniz gerektiği.

Temel Kural 3: Giyiminiz kişiliğinizi yansıtmalı

Jersey Shore adlı boktan diziyi hatırlıyor musunuz? (IMDB 3.6) Doğruyu söylemek gerekirse ben birkaç bölüm izledim ve “The Situation” bölümünden bir replik aklımda kaldı: Eğer iyi görünüyorsan, iyi hissedersin. İyi hissedersen, (yaptığın şeylerde) iyi sonuç alırsın. Stil ile ilgili olan kısmına gelirsek, stiliniz hakkında yapacağınız herhangi bir seçim kişiliğinizin bir yansıması olmalı yoksa iyi hissedemezsiniz. İyi hissetmez iseniz, bu durum yaptığınız ve yapacağınız işlere yansır.

Daha muhafazakar biri misiniz? O zaman son zamanların modası dar giyim size uygun olmayabilir. Eğer öyleyse, daha “geleneksel” kesime sahip kıyafetler giymeniz sizin için daha iyi olacaktır. Diğer yandan belki de daha taşkın bir kişiliğe sahipsinizdir. Bunu göze çarpan renklere sahip kıyafetler giyerek yansıtabilirsiniz. Sade bir giyim kuralımız hala geçerli.

Giydiğiniz kıyafetler başkası için güzelse ama sizi rahatsız ediyorsa, o zaman stilin size sağlayacağı avantajlardan birinden feragat ettiniz; o da yıkılmayacak bir özgüven. Kişiliğinizle uyumlu bir görünümünüz olmalı. Bu istediğinizi giyebilirsiniz, hatta eşofman ve sandalet kombinini sizi rahat hissettirdikleri için kişisel üniformanız yapmalısınız anlamına gelmiyor. Belirli kıyafet, renk, desen kombinasyonları diğerlerinden daha çekici ve cazip görünebildiği için stil için kılavuzlar ve kurallar var. Bu çatı altında araştırma yaparak sizi daha iyi gösteren ve içinde rahat edebildiğiniz kıyafetleri seçmek sizin işiniz. Kurallar üzerinde ustalaşıp üzerinizde neyin iyi gözüktüğünü bildikten sonra kuralları eğip bükerek de stilinizi daha iyi bir hale getirebilirsiniz. Deneme yanılmayla öğrenilen bir süre olduğu için hayal kırıklığına uğramanız olası. Size yardım etmek için buradayız.

Başka bir noktayı vurgulamak istiyorum. Stil ve konfor arasında seçim yapmak zorunda değilsiniz. Birçok erkek iyi giyinmenin rahatsız kıyafetler giymek anlamına geldiği şeklinde hatalı bir görüşe sahip. Tabii ki de bazı kıyafetler diğerlerinden daha rahat hissettirecek, herkes işte-okulda giydiği pantolonunu çıkarıp, eve gelip eşofman giydiğinde bir nebze rahatlıyor. Eğer kıyafetleriniz size uyuyorsa, sizi rahatsız etmeyecekler.

Genç Clint Eastwood kapri giyecek birine benziyor mu? Siz de giymeyin.

 

Son Sözler

Well Built Style olarak sade ve basit bir giyimin stiliniz için her zaman daha başarılı olacağına gönülden inanıyoruz. Bu üç temel kuralı esas aldığınız sürece kendinizin terzisi olacaksınız ve stiliniz hakkında aldığınız her karar; karakterinize ve kişiliğinize, özel olarak ısmarlama dikilmiş bir elbise gibi uyum gösterecek.

Kaynak : The 3 Pillars of Style

Çeviren : Murat

Saha Raporu – Beşin biri

Selam,

Günde ortalama 2 açılış ile 3 aydan fazla süredir elimde 3 tabak tutmaya çalışıyorum. Bazen oyunun zevki ile bu sayıyı aştığım oluyor. Bu durumda eskimiş tabaklar da kendiliğinden düşüyor. Her yaklaşmayı not alıyorum, hatalarımı not defterime kaydediyor bir sonraki açılışta dikkat ediyorum. Hatalarından ders almadıkça yeni bir girişim pek bir ileriye götürmez bizleri. Notlarımdan derlediğim birkaç rastgele açılışı paylaşmak istiyorum.

Starbucks seti.

Kahveciler açılış yapmak için çok uygun mekanlar, bu mekanlarda sayısız numara aldım, bunun için spesifik bir yöntem yok sadece gözümü fırsatlara açıyorum. Mekana girer girmez hedefleri göz ucuyla kontrol ettim, pek beni heveslendirecek bir hedef göremediğim için içeriye yöneldim. O gün henüz bir açılış yapmamıştım ve öncelikli hedefim öncelikle biraz laflayarak ağız tembelliğimi aşmaktı. Kahve alırken baristalarla onların konuşmasını sağlayacak ufak konuşmalar yaptım. Oturacak yer ararken uzun masada çalışan HB7 dikkatimi çekti. Koltuklarda boş yer olmadığı için masaya onun iki yanına oturdum ve kitabımı okumaya başladım. Koltuklardan biri boşalınca onunla birlikte koltuğa yöneliyormuş gibi yaptım, sonrasında koltukları paylaşmayı teklif ettim ve kabul etti. Karşısına oturduktan sonra benden konuşmamı beklediğini ve bunun gerginliğini hissettim işin doğrusu. O yüzden bu sessiz gerginlik geçene kadar kendi işime baktım, kahvemi içip kitabımı okudum. Yaklaşık yarım saat sonra okuduğu kitabı sorarak açılışa başladım, ilk etapta çok temkinliydi ve sadece sorduğum sorulara cevap verdi. Ben de okuduğu yazarla ilgili yarım yamalak bir şeyler geveledim. Yaklaşık 5 dakika sonra kendi okuduğum kitapla ilgili birkaç yem attım amacım onun da soru sormasını sağlayarak oyuna dâhil olmasını sağlamaktı. İlgi belirtisi aldıktan sonra “–Ne iş yapıyorsun” sorusu üzerine soruları kişisel alana doğru çektim. Soğuk okuma yaptım. Ortak ilgi alanlarını ortaya çıkarttıktan sonra, daha önce vermiş olduğum ‘zaman sınırlaması’ sebebiyle, (ki gerçekten kalkmam gerekiyordu) hoş biri olduğunu bir ara konuştuğumuz konular üzerine bir etkinlik yapmanın güzel olabileceğini söyledim. “Nasıl haberleşebiliriz” diye sorduktan sonra birkaç shit test aldım, nasıl savurduğumu hatırlamıyorum bunlar artık biraz içgüdü haline geldi ama işin temeli ciddiye almadığımı belli ederek abartarak dalgaya vurdum. Telefonunu aldıktan sonra iki gün sonraki aramama mesajla cevap verdi, birkaç gün süren mesaj oyununu beceremediğim için nextlemek zorunda kaldım.

Kitapevi seti.

Bu sette öncelikle belirtmem gereken şey, Mystery’den öğrendiğim kadarıyla yaklaşmaya zaman sınırlaması koymak ve beden diline dikkat etmek. Beden dilinde dikkat edilmesi gereken şey vücudunun tamamen ona dönük olmaması ve her an gidecekmiş izlenimi verilmesidir. Ek olarak göz temasının onun tarafından bozulması gerektiği gibi çokça detaya şimdilik girmiyorum.

Ufak bir kitapçıda kitaplara bakarak vakit öldürüyorum. Bir bölümde durarak gerçekten ilgimi çeken kitaplarla ilgilenmeye başladım. Bir süre sonra biraz yakınımda bir HB5,5’un olduğunu fark ettim. Göz ucuyla seçtiği kitaba baktım, en ufak bir fikrim dahi yoktu. Hey! diyerek giriş yaptım, – “bugün o yazarın kitabını başka birinde daha gördüm, nasıl bir yazar bugünlerde çok popüler galiba”.

  • Evet iyi bir yazar aslında blablabla…
  • Sanırım X kitabını da yazan kişi değil mi?
  • Evet, falanfilan…
  • Aynı isimde bir tiyatro oyunu izledim geçenlerde, sen izleyebildin mi?

Bundan sonra konu bu kadar çabuk olmasa da kitaptan bağımsızlaşarak sevdiğimiz yazarlara, gittiğimiz oyunlara geldi anladığınız üzere. Bu sırada vücut dili tamamen bana dönük olduğu ve söylediğim komik olmayan şeylere bile güldüğü için benimle ilgilendiğini anlayabildim. Bu sefer laf kalabalığı yapmak yerine ufak sessizliklerin olmasına izin verdim ve önüme dönerek kitapları incelemeye devam ettim ve tahmin ettiğim üzere sessizlikler her seferinde onun tarafından bozuldu. Etraftan bana kulak kabartanlar olduğunun farkındaydım bu beni gerdi ama yansıtmamaya çalıştım. Sonrasında aslında bir arkadaşımla buluşacağımı ama işten çıkamadığı için biraz vaktim olduğunu yakınlardaki Y kahvecisine gitmeyi planladığımı söyledim, eşlik etmesini istedim ve kabul etti. Oturduktan sonra ne iş yaptığımdan başlayarak aralıksız sorular sordu, bunun ilgi olduğunun farkındaydım ancak neredeyse verdiğim cevapları bile dinlemeden sorular peşpeşe geliyordu. Belli bir yakınlığı, aşinalığı kurma ve diğer buluşmanın temelini atma girişimlerinden sonra telefonumu çıkararak – “o halde seni haftasonu ararım” dedim bu noktada sevgilisi olduğunu söyledi, ben de “güzel haftasonuna kadar sana göz kulak olacak biri var anlaşılan” diyerek savuşturdum ve telefonunu aldım. Bundan sonraki buluşmada özellikle doğrudan mekânda buluşmak gibi söze dökmediği bir niyeti vardı. Bu buluşmada biraz saldıraylaşmış olabilirim ya bundan ya da gerçekten kızın sevgilisi olduğundan ikinci buluşmaya taşıyamadım.

Kendi istatistiğimi tuttuğumda yaklaşmaların %50 sinin telefonunu alabiliyor, bunların yarısını ilk buluşmaya götürebiliyor, bunların yarısını da ikinci buluşmaya taşıyabiliyorum. Prensip gereği pek az sayıdaki f-close’ları paylaşmıyorum. Sonuç olarak hayatımı buna adamadım ancak buna uyumlu hale getirdim. Bence işin püf noktası içsel oyun, çerçeve ve fazlasıyla sosyal olmak. Fazla pua bilgileriyle beyninizi yorup atalete kapılmayın. Fırsatlar ayağınıza kadar geliyor emin olun. En sık yaptığım açılışlardan örnekler paylaşmaya çalıştım. En kısa zamanda hatalarımı görme adına başarısız ilk buluşmaları da yazacağım okuyan herkese teşekkürler.

Konuk Yazar : Givemefive

Sıcak İklimlerde Sonbahar/Kış Mevsimi İçin Giyim Önerileri

Okuyuculardan en çok gelen sorulardan biri de sıcak iklimlerde sonbahar ve kış mevsimi için nasıl giyinilebileceği. (Metnin orijinali Güney Kaliforniya, Florida, Texas gibi Amerika’da ılıman iklimlerin yaşandığı bölgelerden bahsediyor, bunun Türkiye versiyonu İzmir, Mersin, Antalya gibi Akdeniz ikliminin yaşandığı kıyı bölgeleri)

Soğuk mevsimlerde ortalama sıcaklığın 15 derece olduğu bir iklimde yaşıyorsanız şu şekilde dışarı çıkamazsınız:

Çok terlersiniz. Gerek yok.

Peki ne yapabilirsiniz?

Dış Giyim

İlk değiştirmeniz gereken şey dış giyiminiz. (Ceket, parka vb.)

Pardesü, yün palto ve parka gibi seçenekler kullanım dışı. Aşırı soğuktan koruma sağlayan ağır bir kıyafete ihtiyacınız yok.

Onun yerine, daha hafif kıyafetler tercih edin. Gömlek ceket, kalın olmayan bomber ceketler ve normal kot ceketler güzel seçenek.

Bu kıyafetlerin en güzel yanı da günlük giyime uyumlu olmalarının yanı sıra, istenildiğinde daha resmi bir şekilde giyilebilmeleri.

Örnek olarak kot ceketi ele alalım. Takım pantolonu ve gömlek ile giyilebileceği gibi, tişört ve spor ayakkabı gibi daha rahat giyim eşyaları ile de giyilebilir. Nasıl giyinmek istediğinize bağlı.

Hem Türkiye’de olup hem de bütçeye uygun opsiyonlardan biri de Mango’nun koyu renkli kot ceketi. Ben de bundan aldım, memnunum.

Bahsettiğim diğer ceket türleri Türkiye’de nerede bulunabilir bilmiyorum ama aklınızda bir fikir oluşturmak için birkaç link atayım.

M-65 türü askeri ceket (Buna Field Jacket de deniyor;, Amerikan ordusunun savaş zamanı giydiği, şu sıralarda sivil giyilen bir ceket türü)

Bomber ceket (Bu daha yaygın, yazarın önerdiği markanın Türkiye’de olan modelini atıyorum. Aynısı değil ama renkler benzer)

Kazaklar

Ceket seçiminde uyguladığınız stratejiyi kazak alırken de uygulamanız gerekiyor.

Bu kalın kazakların ve kalın hırkaların uygun olmayacağı anlamına geliyor.

Onların yerine, merino yünlü kazak, kaşmir kazak ya da direkt pamuk kazak ve kapüşonlu kazak (hoodie) giymek daha mantıklı.

Bu tür kıyafetleri; alta herhangi bir şey giymeden kullanabilirsiniz ya da bir gömlek-tişört üstüne de giyebilirsiniz. Pantolon olarak da aklınıza gelen herhangi bir şey olabilir; kot, chino veya daha klas takılmak istiyorsanız bir takım pantolonu. Size kalmış.

Orijinal metinde kullanılan kıyafet önerisi Türkiye’de yok, o yüzden yine Mango’dan önereceğim. Benim de yakın zamanda almak istediğim bir 100% yün kazak. Renk olarak bordo öneririm. Kıyafette renk seçimi hakkında da bir yazı çevireceğim aynı yazardan.

Pantolon

Ciddi bir değişikliğe ihtiyaç duymayan alanlardan biri. Kot pantolon, chino, takım pantolonu olabilir. Kadife pantolon hakkında bilgim yok. Pantolonlar hakkında en az bir yazı çevireceğim.
Ayakkabı

Kar gibi bir derdiniz olmayacağı için çok ağır bir bota gerek yok. Klasik bot (work boot tarzı) veya temiz beyaz spor ayakkabılar çoğu zaman yeterli oluyor.

Param var ve daha üst seviye bir şey istiyorum derseniz Chelsea botlar ve Chukka botlar var, ikisinin üstünkörü karşılaştırmasını bu linkten inceleyin. Zara’nın erkek bot koleksiyonu almak isteyenler için bir fikir oluşturabilir.

Tüyoları Uygulama Aşaması

Şimdi hepiniz bu tüyoların uygulandığında nasıl gözüktüğünü merak ediyorsunuzdur. İlham almak için birkaç örnek:

Bu tür bir kombin özellikle üniversiteye giden gençler için çok uygun.

Diğer örnekler daha resmi ve yaşı büyük erkekler için:

Son Sözler

Sonbahar/kış mevsiminde pardesü veya palto giyememek boktan bir durum. Erkek adama çok yakışıyorlar güzel giyildiklerinde. Bu tabii ki de İzmir-Mersin gibi bir yerde hiç giyilemeyecekleri anlamına gelmiyor ama bu memleketlerde on iki ayın maksimum bir veya iki ayı kış, bu zamanlarda da hava çoğunlukla eksi dereceleri görmüyor. Özellikle istenmeyen terlemeleri önlemek için daha ince giyinmek mantıklı görünüyor.

Kaynak : How to pull killer fall / winter looks for warm weather

Çeviren : Murat

Saha Raporu – Ansızın gelişen saha raporu ve numara kapanışı

Bugün yakın arkadaşımın eşiyle bir yerlerde oturup bi çay içelim, iki
sohbet edelim dedik. Kendisini kardeş gibi görürüm, kocası da kaç
yıllık yakın arkadaşım, evlenmelerine vesile olmuşluğum var, şükür…

Neyse, olaya geçecek olursam, nerdesin nerdesin, yanımda X var dedi, x
kim dedim kısa bir breefing ardından, biz malum mekana geçiyoruz dedi,
mekanı söyledi, ben de zaten oraya geçin ben gelirim diyecektim dedim.

Bundan sonra, Ben için b, Hedef kız için Hk kısaltmalarını kullanacağım.

Mekana gittiğimde oturuyorlarmış, selam verdim, Hk: elindekileri bana
verebilirsin dedi. Sadece çantayı vereyim lavaboya gidip geleceğim.

Gidip geldikten sonra;
B: Birşey söylediniz mi?
Hk: Seni bekledik sadece sıcak çikolata içiyorduk.

Sohbetler selamlaşmalar falan, kız branşımı, ne öğretmeni olduğumu
sordu, karşılıklı sıcak bir muhabbet.

Bir ara onlar iki arkadaş muhabbet ederken, sessizleştim, kız benimle
muhabbete girdi yine ve neden sessizleştin diye sordu.

Ben: ikiniz muhabbet ediyordunuz, muhabbeti bölmemek için girmedim

Hk: üşüyorum, biri benim titrememe engel olsun.

B: Getir ben engel olurum, elini avcuma aldım, sonra diğer elimi de
koydum üstüne.

Olumsuz hiçbir tepki vermedi, bir süre kaldıktan sonra normal bir
şekilde çekti, ben de yavaşça çektim.

Bir ara kız masadan kalktı, benim arkadaşın eşi olan kadına dedim şu
kızı bana ayarla, ilginçtir normalde böyle birşeyi sıkıntı etmeyecek
olmasına rağmen, bu sefer çok isteksiz gördüm.

Dedim sen sadece buluşmaları arttır, başka birşey yapmana gerek yok.

Dedi sıkıntıları var onun falan, yani öyle tahmin ediyorum.

Neyse sonra kız geldi sohbet devam etti, zaman zaman kız masanın
altından ayağıma vuruyor hafif hafif, muhtemelen bunu farketmeden
yaptı.

Hk: Ya ben senin ayağına mı vuruyorum? farketmedim, özür dilerim.

B: Ayağıma vurduğun her dakika için ellerinle yapacağın yöresel bir
yemek borçlanıyorsun.

Hk: Ne? ben mi yapacağım, ben kendime bile yemek yapmıyorum.

B: Yemek yapmayı bilmiyormusun yoksa?

Hk: pek değil, ama ısmarlayabilirim.

Sonra araya başka şeyler karıştı, sohbet, neg‘ler atıyorum falan.

Hatta birinde şöyle bir sohbet geçti.

Hk: Ya X’in rüzgarına bir türlü alışamadım, yüzümü ısırıyor resmen.

Ben: Aşılarını yaptırdım ben onun merak etme, birşey olmaz, alışırsın.

Her ikisi de kahkahalara boğuldular.

Ha bu arada, damla sakızlı kahve önerdim, kahveyi içemedi, bayağı
dalga geçip, bunu neg aracı olarak kullandım, lakap taktım falan.

Hk: Diline düştük ya artık, kurtulamayız.

Neyse uzun lafın kısası, ben çay aldım, kız bana içemediği kahveden
sonra, çayla eşlik etti, çaylar kahveler falan, kalkmadan hemen önce
bunlar lavaboya gittiler, kız diğerini bırakıp yanıma geldi, ama
, çantasını almak için de gelmiş olabilir, çıkıyoruz diye, o arada
numarasını aldım.

Hesabı ödedim, birlikte çıktık, bunlar iki kız önümden yürüyorlar, ben
arkalarındayım, kaldırıma sığmak mükün olmayacağı için kızın yan
tarafına geçme şansım olmadı, önlerine de geçmedim.

Bu ikisi sohbet ederken hedef kız bana, Haftasonu huzur evine
gidiyoruz sen de gelirmisin dedi, aftaya ertelerseniz gelirim
diye cevap verdim.

Sonra muhabbet arasında kaynadı, otobüs durağının orada durduk ve
hedef kız karşıya geçecek, bizim kardeş orada kalacaktı, sana eşlik
edeyim, birlikte geçelim falan dedemedim, siz artık buradan
gidersiniz, görüşürüz deyip usulünce oradan ayrıldım.

Eski ben olsa, i halt etmiş gibi mutlaka kızla beraber karşıya geçip
geri dönerdi mal gibi, bugün bunu yapmadım.

Sohbet süresince çerçevemi korudum, oldukça rahat ve doğaldım, beden
dilim dik ve imkanlar el verdiğince kıza bakarak konuştum ve asla
eğilmedim.

Şimdi niyetim yarından sonra kıza mesaj atıp aynı mekanda kahveye davet etmek, oradan da bir yerlere ya da en azından kordon boyunda bir yürüyüşe çıkarız diye düşünüyorum (tabii işler istediğim gibi giderse).

Not: 1. kızın genel hali cana yakınmış, bu yüzden mi benimle muhabbet
etti, yoksa ilgilendi mi bunu tam algılayamadım, ama , açıkçası yürüme davetiyesi gibi de geldi.

2. kız başörtülü, doğulu, bizim arkadaş kültüründen dolayı sevgili
mevgili muhabbetlerine açık olmadığını düşündüğünü söledi.

Evet bro’lar, bu benim ilk saha raporumdu, umarım beğenmişsinizdir.

Mahmut bey başta olmak üzere sizler de eğrisiyle-doğrusuyla saha
raporumu yorumlar, bundan sonra neler yapmam gerektiğini,
fikirlerinizi paylaşırsanız memnun olurum.

Sağlıcakla kalın.
Alphaisloading

Saha raporu – Biten uzak mesafe ilişkisinin ardından

Dün hayatımdaki ilk uzak mesafeli ilişkiyi sonlandırdım. Bence sonlandırmakta biraz geç kaldım ama zararın neresinden dönersem kardır diyorum. Bu ilişkinin içindeyken kırmızı hap öğretilerine genel hatlarıyla hâkim olduğum için daha sağlıklı gözlem yapabildiğimi düşünüyorum.

Kızı özetlemem gerekirse tam olarak benim kontrolümde olan, hatta neredeyse bir dediğimi iki etmeyen, kavgasız gürültüsüz ve progresif diyebileceğimiz (dil öğrenmek için türlü yollar deneyen, yanıma gelmek için uçak bileti alması gerekiyordu, bunun için garsonluk yapan, derslerine düzenli çalışan ve sağda solda sürtmeyen) bir kızdı. Hatta tanıştırdığım arkadaşlarım bana sürekli “bu kıza ne yaptın? Ne desen yapacakmış gibi duruyor” tarzı cümleler kuruyorlardı. 3. şahıslardan da bu tarz yorumlar alınca benim de içim iyice rahat ediyordu.(Sanırım ben de burada kendime bir konfor alanı oluşturdum. Güzel bir yüzü ve fiziği, uysal ve feminen tavırları olan ve gece hayatı olmayan Avrupalı bir kızla birliktelikten başka nasıl bir birliktelik isteyebilirdim ki, değil mi?) Aramızda mesafeler varken de sürekli mesaj atıyor, ben sormadan günlerini raporluyor ve en kötü üç günde bir arıyordu.

Şimdi buraya kadar herhangi bir problem yoktu anlayacağınız üzere. Problemler biz eylül sonu tatile gitmeden önce takındığı soğuk tavırlarla başladı. Bu soğukluğunu zaten bir hafta sonra görüşeceğimiz için görmezden geldim ve ciddiye almadım. Tatile gittiğimizde(herkes kendi parasını kendisi ödüyor bu arada, beni yolduğu falan da yoktu) ilk iki gün soğuk davrandıktan sonra benim de çok ilgilenmemem ve düzgün davranmadığı takdirde böyle devam edeceğini söylemem (burada konuşmak bir hata olabilir) neticesinde tekrar eski hale gelmesi; hatta daha da fazla bağlılık göstermesi kafamı iyice kurcalamıştı. Tatilden dönüşte daha da sık araması, sürekli mesaj atması (burada 3e 2’den 5’e 2’ye çıktı ilgi boyutu) derken takribi 10 gün önce son görüşmemizi yaptık. İlginç bir şekilde o günden sonra hiçbir şey olmasa bile bir şeylerin ters gittiğini hissettim ama pek de kurcalamadım, yine tribal bir döneme girmiştir dedim.

Sonrasında bir kere aradım ve geri dönüş olmayınca ertesi gün sıkıntının ne olduğunu sordum ve klasik bir “her şey yolunda, sadece biraz tuhaf hissediyorum” temalı bir cevap aldım. Verdiği cevaptan her şeyin sıkıntıda olduğu açıktı. Cevap vermeyip birkaç gün bekledim ve dün başka bir durumu anlattığım bir mesaj attım ve gerekirse ilişkiyi bitirmek için pozisyon aldım.”Ok” mesajı aldıktan sonra “söyle bakalım sorun ne” dedim. Cevap vermediğini görünce hiçbir şey demeden instagramdan silip engelledim. Hayatımda olmak istemiyorduysa yardımcı olayım dedim bir nevi.

Kırmızı hapı okuyan ve yer yer özümseyebildiğini düşünen biri olarak bir de özeleştiri yapmamda fayda var diye düşünüyorum.

Öncelikle kırmızı hapın düzenli ilişkiye karşı olduğuna inanmıyorum. Kırmızı hapın bize “bak kardeşim, yaşadığın dünya böyle, aklını başına al ve kendini hayatının merkezine koyarak yükselmeye bak. Kadınlar da doğaları gereği böyle canlılar, bunları göz önünde bulundur. Ve herkesin(sadece kadınların değil) ne dediğine değil ne yaptığına bak.” Dediğini düşünüyorum.

Gördüğüm kadarıyla benim hatam sahip olduğum havayı ve gizemi kaybetmeye başlamam ve ilişkinin kontrolüm dışına çıkmaya başladığını görüp panik olmam (aramızda fiziki bir mesafe varken kontrol etmem zaten çok zordu). Bir kere sıkıntı çıkması tamamdı, çözüp olumlu geri dönüşü sağlamıştım. İkincisiyse bunun kronikleştiğini işaret ediyordu ve artık yavaş yavaş rütbesini düşürmesine vesile olmuştu ancak bir yandan da “siktir et git üstüne ve kurtul” kafasındaydım. Bu düşünce yapısı içinde olmak da hatalıydı sanırım. Ama olan oldu, ben de kendime birisinin bu derece saygısız davranmasını karşılıksız bırakamazdım ve verebileceğim en iyi karşılığı vererek hayatımdan çıkardım.

Ayrıca önümüzdeki ay ziyaretime gelmek için biletini almıştı. Durumu düzeltmek için bekleyebilirdim, zira yanımda olduğu zamanki rahatlığını ve mutluluğunu görebiliyordum. (Bununla alakalı gözlemimi daha kısa bir yazıda anlatacağım) Ancak bir durum iki kere gerçekleştiyse bunun düzelmesi için her seferinde çaba harcamayı, ya da böyle bir durumda olmayı, kendimden yemek olarak gördüm ve bitirdim. Bu süreçte kendimi yer yer kötü hissettim ama asla melankoliye kapılıp kendimi dışarıya kapatmak, işlerimi ertelemek/yarım yamalak yapmak ya da sporu aksatmak gibi bana zararı olacak saçma sapan şeyler yapmadım. Kırmızı hapın aynı zamanda bizi “kötü hissetmemeye” programlamadığını, tersine bizim de duygularımız olduğunu, onlarla barışık olmamız ve kaçmamamız gerektiğini ama bu duyguların geçici olduğunu, asla onların akışında gitmememiz gerektiğini ve kontrolü katiyen bırakmamız gerektiğini söylediğini düşünüyorum.

Yaşadığım olay ve sahip olduğum gözlem kabaca bu şekilde. Tabii ki olaya birinci dereceden şahit olmadığınız için detaylı bir yorum yapamayacaksınız ama ufak detaylar dışında bütün ilişkiler birbirine benzer sonuçta.

Hikâyemden diğer arkadaşların da faydalanabileceğini ve faydalı yorumlar yapabileceğinizi düşündüğüm için size göndermeyi düşündüm. Yorumlarınızı takip edeceğim.

Görüşmek üzere.

Konuk yazar : Sontecrübemüzerine

Eskilerden biri

Herkese Selam

Erkek Adam bloğunu 2 ay dan beri yazıları ve yorumları izliyorum. Burada yazılan konular ve yorumlarda geçen terimlerin çoğuna yabancıyım. Okudukça gerçekte ne anlatılmak istendiğini anlıyorum. Yaşım 54. Erkek Adam veya Alfa derken Adamın erkekliği olarak anlıyorum..

Bildiğim şudur. Erkek adam hiç bir kayıtla kayıt altına alınamayan ve veya gücü nispetinde kayıt altına girmeyendir. Kendine ait bir doyum noktası yakalamaya çalışandır. Kendine ait doyum noktası. Bütün mesele bu. Bunu kimse bilmez görmez anlamaz. Anlatamazsın gösteremezsin. Sadece yaşarsın. Doyumsuzlukla yada doyumla. Bu Blogtaki arkadaşlarımız doyumsuzluklarının farkına varıp (kırmızı hap tabiri ile) doymak istiyor(uz).

Gerçekler zordur. Gerçekleri bilmek çok zordur. Gerçekleri yaşamak çok çok zordur. Gerçekleri hazmetmek gerçekten çok çok çooook zordur.Özellikle genç kardeşlerimiz hazır bazı bilgileri alıp matematik kuralları gibi formüller uygulanınca olacak zannediyorlar.

Yaş 54. İlk tokatı (Okul yılları öğretmenlerimizden yediklerimizi saymazsak) terör yıllarında altı üstü benden iki üç yaş büyük birisinden yemiştim. İkincisini de sıkıyönetim zamanlarında bir askerden yemiştim. İlk dayağımı döveceğimi zannettiğim bir yaşıtıma daldığımda yemiştim. gerçekler zordur. Hazmetmek dahada zor. Sonra ne oldu. 54 yaşıma kadar atmadağım yemediğim dayağın hatti hesabı kalmadı. Ve şu oldu. Dayağa doydum artık isteğim kalmadı. Doydum yani. Ama hala içimde kavgalarda gururumun kibrimin zorla kırılışının hüznünü veya iyiki daldım lan iyiki dövdüm lan dediğim sevinçlerim var.

Yaş 54. İlk cinsel temas farkındalığım ortaokulda şakalaşırken bir kızın kalçasına götüne her ne ise hafif bir temas ile ikimizdede bir şeylerin anlık değişimini gözlemlememdir. İlk kız ile çıkışım 16 yaşında çalışmaya başladığım iş yeri karşısındaki fabrikadaki bir kız gördüm o da beni gördü gösterdim kendimi ve yanımdakilere dönüp (yaklaşık 20 kişi kızları seyrediyoruz) şu kıza bakan olursa anasını sikerim lan oldu. Ve kıza 8 ayda 11 kez arkadaşlık teklif ettim. Sonunda kabul etti. Kızı Fabrika çevresinden başka bir yere götüremedim. Zibidi adam ne ister. O zamanlar sinemaya götür orasını burasını ellemek ister. Yada çalı dibine götürüp sikmek. Olmadı o zaman şunun farkına vardım. Ben bunun yanında ne duruyorum lan dedim.ve alternatif ihtiyacı hissettim. Ve kızı sessiz sedasız bıraktım. Alternatifler istiyordum. Çünki silah arkadaşım hücüm hücum diyordu. O zamanlarda erkekçe gibi dergiler vardı. Pembe aşk romanları vardı. Bunları okudum. Bu yüzden mahalle arkadaşlarımdan biraz dışlandım birazda ben istedim. Ve şunu anladım. Kadınlarda erkekler gibi cinselliği var. İstiyorlar yani. onlar istiyor ben istiyorum. Yürü be oğlum (siz yürüme diyorsunuz bakışmayada yürüme davetiyesi) 26 yaş evlenesiye kadar yürüdüm. bu arada çalışmaya devam baba parası yemedim. Arkadaş çevresi değişti. Uğrak mekanlar değişti. Hepsi için artı mücadele gerekti. Kadına doydum mu bilmiyorum.

Evlendiğim kız da fabrikadaki kızdı geldi beni nasip ile kısmet ile buldu.(Uzun hikaye) 3 tane 2 kız 1 erkek evlatımız var. Ben 49 yaşımda iken o kanserden vefat etti. Hanımdan Allah razı olsun bende razıyım. Çünkü erkek olarak kadından alabileceğim herşeyi aldım. Ve CPD (diyorsunuz) ikimizinde düşük değildi. Şunu gördümki feminen kadın ile herkes birlikte olabilir. Doyarmı doyar. Bende doydum.
Şimdi ikinci evliliğimi yapıyorum büyük bir mücadele içindeyim. Çünki feminist erkeksi benimle aynı yaşıt boşanmış 2 çocuğu olan cpd yok denecek kadar az bir kadınla evliyim. Ben istedim onunlada doyuma ulaşacağım.
Yaş 54 ilk müteşebisliğimi 26 yaşımda evlenmeden 3 4ay önce yaptım. İşyeri sahibi oldum. İşimi severek yaptım. Çok çalıştım. 3 iş yeri batırdım. Çok kazandığım zamanlar oldu. 50 kuruşa muhtaç olduğum zamanlar oldu. Şu an 4. işimi kurmalımıyım diye düşünüyorum. Şu var ki çalışma hayatı adamın erkekliğinde en belirgin öğe buradaki doyum ve varlığınız birçok şeyin belirleyicisi oluyor. Mutlaka disiplin şart kendi bedeniniz ve psikolojiniz üzerinde disiplin uygulayamazsanız hemen hemen hiç birşeyde başarıya ulaşmanız mümkün görünmüyor.
Bunları neden burada yazdım bilmiyorum. Galiba burada bana benzeyen adamlar var. Paylaşmak istedim.
Ayrıca Alfa terimine takılıp Alfa olmak isteyen arkadaşlara küçük tavsiyeler

1 – önce dayak yiyeceksiniz. Ve hazmedeceksiniz. dayak yemekten korkuyorsan unut hayal kurma.

2 – Kimseye muhtaç olmayacaksın. Bu yüzden iş hayatımız önemli ister disiplinle ister hedefinle kimseye muhtaç olma.

3 – Kadınlar hiçbir zaman Sümsük, Sürtük, Orospu, Güzel, Hanımefendi,Tatlı olmadılar (Fahişelere karışmam). Onlara bu sıfatları veren (takan değil) erkeklerdir. Çünki onların doğaları gereği potansiyellerinde mevcut. Erkek bunları açığa çıkarır. Ayrıca Kadınlar Kadınlarımız Annelerimiz Hala Teyze Abla Kızkardeş ve Kızlarımızdır. Varın ne söylerseniz şimdi söyleyin.

4 – Sağlığımız ve Zamanımız en büyük sermayemizdir.

Bir anım ile bitireyim bir gün namaz kılıyordum.
Birden aklıma hiç kadınla yatmamış bir erkeğe kadın sıcaklığını nasıl anlatabilirim. diye düşündüm.

Kalın sağlıcakla

Konuk yazar : eskilerdenbiri

Boşanma tecrübesi

Boşanmayla ilgili,hem kendim yaşamış biri olarak,hemde ilgili yasaları takip eden birisi olarak paylaşımda bulunmak, hem beni psikolojik olarak rahatlatacağı için hem de bazı bilmeyen arkadaşlara durumun vehametini anlatabilmek için önemli diye düşünüyorum.

Kendi boşanmamla ilgili süreç sorunsuz oldu desem yeridir, zira anlaşmalı olarak boşandım. Ama ne acıdır ki 13 yıllık evliliğin bitişini hem de en ön sıradan canlı olarak bizzat seyretmek kötü oldu. Öğlen 12:00 de dilekçeyi verip, 15:30 da boşanmak da herhalde örneği pek rastlanır bir durum değildir. Hatta öyle ki,hakim karşısında geçen süre sadece 5-6 dakika filandı, gerisi evrak işleri, hakimi beklemek ,duruşma saatini beklemek v.s. idi. Boşanmak değil ama,maalesef bir yuvanın daha yıkılıyor oluşu beni çok üzdü.

Neticede,mal paylaşmadım, kadına tazminat ödemedim, avukat tutmadım, sadece çocuk için belli bir miktar nafakayı (ki onuda anlaşarak, ki zaten çocuk için nafaka olmalı) ödeme konusunda karar verilerek mahkemem bitti. Ama yanlış anlaşılmasın bu kadar hızlı ve bu kadar zararsız bir boşanma süreci sadece anlaşmalı ayrıldım diye olmadı, birazdan anlatacağım üzere aynı yasalar o günde geçerli idi bu günde geçerli. Hızlı oluşu küçük bir turistlik beldenin az olan nüfusunda ve ondan daha da az olan boşanma davalarının arasında gizliydi. Sorunsuz oluşu ise,hakimin iki defa ısrarla sormasına rağmen kadının kendim için bir şey istemiyorum demesinde gizliydi. Dine bakışınız nedir bilmiyorum ama,mihr bile istemedi.helal ediyorum dedi.

Neden bittiği konusuna gelince, o klasik bildiğimiz karı-kız, içki, kumar, şiddet, kıskançlık vs gibi sebeplerin hiçbirisi yoktu. Onca yıl geçmesine rağmen sebebini tam olarak bende bilmiyordum,çözemiyordum. Belki onda bir cevabı vardır diye düşünüyordum. Sorduğumda ondan da tam bir cevap alamıyordum. Öte yandan her zaman sözüm ona hiçbir sebep yokken bu evliliğin boşanmayla sonuçlanması beni her zaman düşündürmüştü. Boşanmadan sonra adeta tez yazar gibi,bu işler neden oluyor diye araştırırken birşeylerin farkına vardım. Ama araştırmam kendimden ziyade yani kızgınlıktan, hırstan, ya da acı ve üzüntüden değil, tamamen psikolojiye olan merakımdan dolayıydı. Freud , Adler, Jung, Horney gibi isimleri severek okurum.

Tutanaklar, mahkeme kayıtları, üçüncü sayfa haberleri, hukuk siteleri, konuyla ilgili tartışma programları söyleşilere katılma, psikoloji kitapları vs. derken belli bir yol katettim. Kadınların güce ve dominantlığa aslında hayran olduklarını o yıllarda keşfetmiştim, ama neylersin ki boşanmadan sonra bunları öğrenebilmiştim. Meğer ben istemeyerek, farkında olmadan, aslında iyi olacağı umuduyla çok hatalar yapmışım, Tek tek saymanın anlamı yok ama en büyük hata onun mutlu olmasının herkesi mutlu edeceği hatasına düşmüş olmam imiş (en büyük betalık ta bu değil mi zaten). Sitenin neresinde okudum hatırlamıyorum”bizim bunları anlatacak büyüklerimiz yoktu”. O yıllarda, bu arada 90 lı yıllardan bahsediyorum. 25 inde evlensem, 13 yıl evli kalsam, ayrılalı da 10 sene olduysa artık yaşımı tahmin edersiniz 🙂

Bu sitenin bana faydası, benim düşüne düşüne bulmuş olduğum şeylerin, aslında başkaları tarafından da düşünüldüğünü, işin aslının ne olduğunu anlama yardımcı olması oldu. Kendimi düşündüğümde, galiba ben artık bir MGTOW um. Zaman zaman parasız olarak gelenim gidenim olsa da,bu işlerin artık beni kafa olarak yorduğunu hissediyorum.

Uzun oldu biraz biliyorum ve affınıza sığınıyorum. Buraya kadar kendimle ilgili olanı anlattım. Anlattım zira,bu siteninde anlattığı gibi, gelecekte eksik sahaya çıkmanın benim ki gibi neredeyse bir ömüre maloabileceğini görmek açısından önemlidir diye düşünüyorum.

Şimdi arkadaşlar, iki çeşit boşanma türü vardır. Biri anlaşmalı diğeri çekişmeli boşanma. Her iki çeşit boşanmada da erkeğe fayda sağlayacak birşey yoktur, kadının tüm hakları ikisinde de aynen devam eder. Anlaşmalı boşanmanın tek farkı hakimin soracağı soruları tarafların kendi arasında taratışma olmayacak biçimde mahkemeden önce karara bağlamış olmasıdır. Hal böyle olursa da işler daha çabuk ilerler, yalnız dikkat edin daha çabuk diyorum daha az zararlı demiyorum. Zira kadınlar herşeyin etkisiyle,(eş-dost, akraba, feminizmin etkileri, kadınlık içgüdüleri, kızgınlık, acı vs.) her an verdiği sözden cayabiliyor, eğer cayarsa da işte o zamanda iş çekişmeli boşanmaya dönüyor. İş oraya dönünce de,belki hepsinde değil ama bir çoğunda insanı insanlığından utandıracak manzaralar yaşanıyor. Siz siz olun dilemem ama, günün birinde boşanmayla yüzyüze kalırsanız ne yapın edin anlaşmalı olarak ayrılmaya çalışın, zira maddi yıkım her iki boşanma türünde de olacak ama manevi yıkım çekişmeli boşanmalarda çok daha had safhada olabiliyor.

İster çekişmeli ister anlaşmalı boşanma olsun,boşanma davasını kim açarsa açsın,temel olarak hakim 4 şeye bakıyor. Sırasız olarak

1-Kadına verilen nafaka(yoksulluk nafakası).
2-Çocuk için verilen nafaka(iştirak nafakası).
3-Velayet(çocuğun kimde kalacağı).
4-Mal paylaşımı.

Bunun dışında tedbir nafakası yardım nafakası gibi türler de var ama temelde bu 4 maddenin sonuça ulaştırılması mahkemenin birincil görevidir. Mahkemeler özellikle velayet ve iştirak nafakasını tartışmasız biçimde hükme bağlarlar. Diğerleri biraz daha pazarlığa tabi olabilir. İşin teknik ayrıntıları lafa boğulmamak için sonraya bıraktım.

Kardeşlerim, her ne kadar kanun maddeleri eşit ortak iki eşten bahsediyor gibi görünse de, öyle yazsa da, işleyiş, ya da genel teamüller, gerçekten belirgin, geçerli kanıtlar yoksa, örneğin evli bir kadının ben kocamı aldattım demesi ve aldattığı adamın da bunu onaylaması (bu nasıl mümkündür tahmin edin) gibi durumlarda erkeğin lehine işler, bunun dışında tamamen kadının lehine olan birşeydir boşanmak. Bu durum nasıl olur demeyin gerçek bu, bizdeki biraz daha ağır olmakla birlikte gelişmiş dediğimiz toplumların tümünde durum bu. Hatta Kanada da durum o kadar had safhaya vardı ki erkeklerde boşanma sendromu denen bir sendrom oluşmaya başlayınca Kanada yargıtayı boşanmalarda daha adil davranılması şeklinde görüş bildirmiş, uygulanıyor mu yada ne kadar uygulanıyor bilmem. Peki bu durum neden böyle oluyor, neden herşey kadının tekelinde, erkeğe neden bu kadar zalimce davranılıyor, kadın nafakayı neden hakediyor yada haketmiyor gibi soruların cevabı başka bir yazıda olsun.

Şu bir gerçek ki, boşanma davalarında tutacağınız memleketin en iyi avukatı bile sizi tazminat ödemekten kurtaramaz, en fazla yapabileceği sizin,bu soygundan daha az zararla çıkmanızı sağlayabilmektir. Haksızlık etmek istemiyorum ama erkeğin tuttuğu avukat bile,bazı sebeplerden dolayı aslında erkeğin o davayı kaybetmesini için için bekler.
Tek bir yazıda işin hem teknik ve hukuki yönünü hemde psikolojik ve manevi yönünü anlatmak zor olduğu için şimdilik burda kesiyorum. En kısa zamanda tekrar yazmak istiyorum.

Konuk Yazar : Atma ZİYAA

Saha Raporu – 1 aylık set açma raporu

Day game’e 1 ay önce başladım. Yazları ilçedeyim.

Açılan set sayısı : 15
Yaklaşılan yalnız kız sayısı : 7
Yaklaşılan ikili kız grubu sayısı : 7
Yaklaşılan üçlü kız grubu sayısı : 1
Başarılı set/tanışma sayısı : 3
Alınan numara/instagram sayısı : 2
Seks skoru sayısı : 0

Tecrübeler;

  • Bazen yaklaşsam mı yaklaşmasam mı düşüncesi.
  • Özgüvenli atmaca gibi yaklaşınca hakaret etmiyorlar tokat atma tersleme olayı hikaye. Kibarca reddediyorlar.
  • Reddedilince olumsuz bir duygu oluşmuyor içimde nedenini bilmiyorum ve önemsiz. Bakış açısı muhtemelen.
  • Kız/kız grubu yürürken yanlarına yaklaşarak iletişime geçmek verimli değil.
  • Gruba yürüdüğünde diğer kız bok atıyor muhtemelen kıskançlık.
  • Yürüdüğümde aşırı düzeyde olmasa da stres oluyorum.
  • Türk kızı ürkek tedirgin.
  • Etraftakiler cockblock yapamıyorlar göt yemiyor ancak kıskanıyorlar belli bakışlardan.
  • Sokaktan iş çıkmadı AVM’de de reddedildim ancak üçü tanışma da AVM.

erkek adam org da okuduklarımı birebir tecrübe ettim:

  • Kızın sana bakakalması tecrübesiz hatunlarda daha fazla görülüyor.
  • Sen böyle her gördüğün kızla tanışıyor musun, shit test klasik.
  • İstemiyorum anlamında telefonuyla oynamaya başlaması
  • Hipergami yanılmıyor abi.
  • Siyah tişört kutsaldır.

Enteresan olaylar:

  • 28-30 yaşlarında bi abi bi hatun tarafından ciddi terslendi karı bağırdı, eleman pek dominant değildi uysal gibiydi karşı kaldırımdan gördüm, muhtemelen ablamız bana özgüvensizler yaklaşıyor diye gururuna egosuna yediremedi.
  • Otogarda bi kızın masasına oturdum oturabilir miyim demeden, içimden izin istemek gelmedi, yemek yemek için oturdum, ilerleyen dakikalarda kız set açtı garson senin kolanı unuttu galiba diyerek. otobüs saatinden dolayı iş çıkmadı konu kapandı.

Konuk Yazar : Hoodie

Saha Raporu- Tinder Buluşması

Birkaç hafta önce Erkekadam.org ’ta edindiğim bilgiler ışığında ve kendi çapıma güvenerek Tinder eşleşmeleri ve set açmaya odaklandım. İlk bir haftalık süreç hızlı ve etkileyici geçti. Kırmızı Hap’ın 6. Ayında kendimi bu denli güçlü ve çekici hissedeceğimi düşünmezdim. Bir noktaya değinmeden edemeyeceğim, Kırmızı Hap size her kadını kaldırmanız konusunda yardım edecek bir öğreti değil ve hatta birazdan okuyacağınız tecrübeler doğrultusunda Kırmızı Hap size seçici olmayı öğretir, o halde başımdan gelen olaylar silsilesine geçelim.

Bir, iki gün önce Tinder’da bir match yakaladım ve içinde bulunduğum karmaşaya ve eğlence isteğine iyi gelebileceğini düşünerek, oyunu oynamaya başladım. Oyunu bilelim ya da bilmeyelim her Türk erkeğinin bana kalırsa büyük Shit Testlerinden biri olan ‘Geç cevap verenin, zor kız olduğu’ kanısı ile pek de istemeyeceğim bir açılış yaptım fakat hem kendimi hem de öğrendiklerimi sınamak istiyordum. 1 Saat süren cevaplama süresine 12 saat ile karşılık verdim, 20 dakika’ya düşen bekleme süresine 2 saat ile cevap verdim ve dün gece kızımız tam olarak istediğim kıvama geldi. Karşılıklı CV’ler değiştirildi, öğrenilmesi gerektiğine inanılan bilgiler edinildi. Telefon başında olsak dahi birkaç küçük (Ben her ne kadar küçük desem de, özellikle Discord grubundakiler neglerimi ağır buluyor (Bir kıza selülitlerin var demek büyük bir neg sanırım eheh : ) ) ve ardından buluşmak için yola çıkıldı, henüz buluşmadan yarım saat önce bir Drama Queen ile karşı karşıya kaldığımı idrak ettim fakat sabrımı sınamak konusunda takıntılıydım. Küçük detaylar halledildi ve tam olarak istediğim yerde buluşma gerçekleşti, buraya dek her şey güzeldi fakat plansız, programsız işe atıldığımı ve bu konuda yaptığım hatayı da belirtmem gerek. Buluşma yeri, hatunun adaptasyon süreci tamam fakat kendimi ve hatunu ikna edebileceğim sabit bir planım yok. Siz, siz olun kesinlikle plansız bir işe kalkışmayın.

Buluşmaya yanağa öpücük ile başladık, kızımız biraz çekingen davransa da genel olarak iyiydi, diş ağrısını bahane ederek soğuk bir şeyler içmek istediğini söyledi. Burada kendi çapımda bir neg attım, diş ağrısına buz basmak iyi gelir diyorlar dedim. Kendileri müstesna bir hemşire, saygın bir hastanede çalışan bir hemşirenin diş ağrısına soğuk bir şeyin iyi geleceğini düşünmesi, tamamen cehalet olsa gerek. Her neyse, eğitim seviyesinden bana ne istediğim şey oyunu oynamak ve ne kadar birikime sahip olduğumu görmekti. Açık konuşmak gerekirse, % 30 – % 70 kuralını birkaç kez bozsam da karşımda sürekli mızmızlanan ve çocuk gibi “Oraya değil buraya gidelim, aslında şurada iyi bir cafe var, şunlardan mı içsek” gibi beni hem maddi hem manevi test eden bir hatunla karşı karşıyaydım.

Bir kafeye oturduk ve 13.50 TL olan Portakal suyunu gördükten sonra, kızı huzursuz edecek birkaç davranışta bulundum. Çünkü kızımız bir Drama Queen ve ben, bana sürekli ajitasyon kasacak bir hatuna para harcamak istemediğime kendimi ikna ettim. Servis’in kötü olduğu konusunda hemfikir olduk ve cebimden kuruş çıkmadan kalktık, ilerleyen birkaç on dakikanın ardından yağmur bastırdı ve belediye otobüsüne atlayıp büyük bir AVM’ye gittik yol boyunca birkaç ILG ve küçük çaplı bir French Kiss aldım, fakat şuna emin olabilirsiniz bu hayatımda aldığım en kötü öpücüktü. HB 6,5 bir hatunun hiç öpüşmemiş olması ihtimaline inanmak istemiyorum. Hele kendi adıma çok iyi öpüştüğümü düşünüyorsam, bu kabul edilemez. AVM’ye geldik ve burada hatunun değerimin altında olduğunu ve ona hiçbir yatırım yapmayacağını küçük bir ima ile yüzüne vurdum ‘Buraya dek plan benim yönlendirmemle ilerliyordu, fakat bizi buraya getirdiğine göre içeceğimiz kahveleri de karşılayacağını umuyorum’ dedim. Çünkü o kızın bir an evvel siktir olup gitmesini istiyordum. (Beyler, ben Kırmızı Hap’ı götünden fitil olarak almış gözüküyor olabilirim fakat bunun adı tamamen seçicilik, benimle ya da sizinle sevişmek istemeyen yüzlerce kızı hatırlayın ve perspektifinizi değiştirin eheheh : ) )

En nihayetinde bir sigara içme bahanesi ile dışarıda bir yere oturduk ve bu esnada birkaç shit test aldım. ‘Bakayım şu biçimsiz dövmeye, sen sanki biraz kilolu musun?, Dişlerin ayrık mı senin? Saçların yağmurda bozulursa karizmatik gözükmeyeceksin gibi. İnanır mısınız, shit testlere bu kadar hayranlık duyan bir adam olarak her birini Rafael Nadal’ın set karşılamalarına benzer hareketlerle savuşturduğumu hatırlamıyorum. Özellikle Dişlerin ayrık mı senin? Sorusuna verdiğim; ” Evet, hatta tam şu aralıkta iki kişilik bir yatak var ve seni oraya atacağım eheheh” Dedikten sonra kızımızın yüzünde ki o ‘Evet, sen beni çatır çatır…’ çirkinleşmeyeceğim, tamam.

Velhasıl kızımız kahvenin 20, suyun 10 lira olduğu bir mekan seçti ve oraya gitmek konusunda ısrarcı oldu, bu esnada ben ne mi yapıyordum? Discord grubuna oradan ayrılacağımı ve seçici olmaları gerektiğini söylüyordum. En son kızı bir test ettim ve dedim ki, aslında böyle basit bir buluşmadansa, bir şişe şarap alıp sana gelebilirdim. Karşılığında, ” hayır, asla” Gibi bir cevap aldım. Eheheh, az evvel bana sırnaşan hatun, şimdi bembeyaz olmuştu çünkü istediği tamamen drama yaratmak, cebimdeki parayı son kuruşa kadar yemek ve benimle ondan sonra sevişmekti. Sevişmek konusunda eminim zira hatunun kalçalarına dokunduğumda gayet hoş bir tepki aldım. Velhasılı hatunu bir süre boş boş dolandırdıktan sonra o muhteşem sözleri duydum; Ben eve gitmek istiyorum. Sakince ” İyi fikir, benimde arkadaşlarıma sözüm var” dedim ve herhangi bir kapanış yapmadan, topuklarım götüme vurarak uzaklaştım.

Öncelikle Türkiye standartlarında Tinder kullanımı gereksiz ve kadınların egosuna hitap eden bir uygulama, bu konuda bir anlaşalım. Evet, olayın başında 9 date’in 6’sının yatakta bitmiş olması sizi yanıltmasın, ayrıca bir buluşmaya olayın sonu nerede bitecek olursa olsun, benim gibi plansız ve programsız gitmemeye özen gösterin bu her ne kadar benim iplememe seviyemle alakalı olsa dahi, vakit kaybeder ve diğer hedeflerden uzaklaşırsınız. Burada kızımıza tü, kaka demiyorum, elbette Drama Queen ya da değil, her kadının kendisine sağlanmasını istediği güvenceler olabilir, olacaktır da fakat önce bunları hak etmesi gerekiyor.

Ne kadar süredir buradasınız ya da ne kadar tecrübeniz var bilmiyorum fakat seçici olmak her zaman iyidir, Kırmızı Hap bana o ve benzeri hatunlarla tüm günümü öldürüp gece sıradan bir seks yapmamayı öğretti. Kırmızı Hap 1.72’lik sütun gibi hatunları, size yaratabileceği sıkıntı ve tabak olarak değerlendirmeme perspektifini kazandırır, Kırmızı hap hayat kurtarır.

– Eliot-

Saha raporu – Açılış

Blogun uzun zamandır okuyucusu ve takipçisiyim. Kısa ve özet şekilde okuyupta yapamadıklarımı ve yapılması gerekenleri elimden geldiğince yazmak istiyorum. Oneitis hastalığına kapılıp bir kızı oneitisim haline getirdim ki bunu yaparsanız onu kazanma şansınız aynı derecede düşüyor. Sebebi blogta yazan açılışları, beden hareketlerini istediğiniz şekilde yapamıyorsunuz. Birde ona açılmadığınız her gün bunun zararı da aynı şekilde büyüyor. Eğer oneitisiniz varsa bir an önce ne olacaksa olsun sikerler böyle işi deyip açılarak belirsizliği bitirmeniz gerek. Yoksa gereksiz zaman ve enerji kaybı yaşıyorsunuz, bunu yapmayın.

Açılış Yapmak: Bunu kendi yaşadığım ve blogta okuduğum şeylerin özeti olarak yazacağım. Şimdi arkadaşlar ilk açılışımı diyalog halinde yazmadan önce blogtaki önerilen açılış ile karşılaştırarak yazacağım.

Öncelikle karşılıklı diyalog sırasında aklınıza gelebilecek 3 – 5 değişik soruyu önceden belirlemenizde fayda var. Şunu özellikle belirteyim ki belirli bir plan dahilinde yürümek çok önemli. Uygulayabileceğiniz bir plan yoksa eğer konuşma anındaki heyecanla birlikte işler karışıyor ve aklınıza bir şey gelmediği için kaçmaya çalışıyorsunuz. O yüzden önceden planlı olmak çok faydalı, daha detaylı bilgi için “ Londra Gündüz Oyunu” başlıklı makaleyi okuyun.

Kızın Yanına Varış:

Mutlaka değinmem gereken noktalardan birisi bu. Kızın yanına varış süreniz ne kadar az ise o kadar iyi. Özellikle daha yeni açılış yapacak veya yapanlar için söylüyorum, kızın yanına varana kadar ki heyecan sürekli artıyor. Çok fazla heyecan olursa daha yanına varmadan kaçabilirsiniz, dikkat 😊..

Set Açmak Aslında Çok Zevkli:

İşin en zevkli kısmına geldik, kızı durdurduk ve artık karşı karşıyayız. Blogta ki neredeysi tüm saha rapolarını okumuşumdur ki okuyanlarda bilir standart bir açılış var : “ Seni şuradan gördüm, farklı geldin bana tanışmak istedim ben x” gibi.. Bende bu şekilde bir giriş yaptım, ismimi söyleyip elimi uzattım, ama bu sırada gülüyorum ve vücudum ona göre dik pozisyonda bu nedense o sırada sürekli aklımdaydı. O da gülerek ismini söyledi ama ikimizde nedense çok hoş bir şekilde gülüyoruz sürekli. Diyalogu altta yazacağım için çok girmeden burda yaptığım şu hatayı belirteyim. İlk kısımda değindiğim gibi bir planım olmadığı için bir kaç soru dışında aklıma bir şey gelmedi sohbet yaklaşık 2-3 dakika sürdü ki bu süre az. Blogta belirtildiği gibi mutlaka ortalama 5 dakika civarında bir konuşma olması gerek. Benim konuşma kısa sürdü.

Sonuç:

Kıza artık dönmem gerek diyip numarasını istediğim de instagram adresini vermeyi teklif etti bende tamam dedim yazdı instagramını ikimizde gülerek ayrıldık..

Diyalog:

B: Merhaba, bir kaç seferdir görüyorum, bana farklı geldin, artık tanışalım istedim. Ben x

K: (Gülerek) Merhaba, ben xx

B: Sanırım buralarda oturuyorsun, bir kaç seferdir seni buralarda gördüm?

K: Evet, aşağıda oturuyorum.

B: (Hep gülüyoruz :D)  Burada üst yola bakarak biliyorsun yukarıda çalışıyorum, şimdi gitmem gerek bana numaranı ver konuşalım.

K: İnstagramımı vereyim oradan konuşalım.

B: Olur. ( instagram açıp adresini girdirdim.)

1 gün mesaj atmadım kıza, bir gün sonra mesaj attım. Konuşmaya başladık ama çok geç mesajlara dönüyordu, bende mesajlara aynı şekilde geç döndüm. O çabuk cevap verdiğinde ben bir kaç dakika geç cevap verdim. Konuşmaya başladığımızda sürekli iş yerimin ordan geçmeye başladı ama mesajlaşma çok ağır gidiyordu, numarasını aldım ama yine de instagramdan konuştuk.

Bir gün ben şuraya geçicem sende gelicen mi tarzın da mesaj attım, bana göre bahane ama akrabalarının görebileceğini söyledi. Tamam dedim sonra bir daha aynı şekilde buluşma mesajı attım. Saatlerce dönmedi, mesajımı yok sayıp başka bir şey sordu bana kendi ile ilgili bende mesajımı görmedin mi diye sordum, gördüm dedi bende hadi o zaman kendine iyi bak dedim. Sohbeti kestik. Bir daha konuşmadık.

Benim ilk açılışımdı ama devamı gelir o zevki aldım. Ben kendimde gördüğüm hataları yazdım. Zamanla olacak şeyler bunlar, yaşaya yaşaya öğreneceğiz.. :=)

Konuk Yazar : Emre