2026 yılında artık yapmayı bırakmanız gereken 10 şey

Bugün 2026 yılının hayatınızın en iyi yıllarından biri olması için yapmayı bırakmanız gereken 10 şeyden bahsedeceğiz.

2025 yılı belki yoğundunuz ama sizi tatmin etmedi. Belki disiplinliydiniz ama emeğiniz tam olarak doğru yönde harcanmadı. Belki de kendinizi inanılmaz seviyede çalışırken buldunuz ama istediğiniz alanlarda kazançlar elde edemediniz. Eğer bunlardan birkaçı sizi tanımlıyorsa, bu yazı tam size göre.

Bu bölümde motivasyondan ve daha fazla motivasyondan bahsetmeyeceğiz. Tatmin edici bir hayata ve hayatı doğru yönde yaşamaya giden en etkili yöntemlerden birinden, yapmamanız gerektiğini bildiğiniz halde yaptığınız şeylerden kurtulma sürecinden bahsedeceğiz. Ve bu bölümde, bir erkeğin 2026 yılında hayatından çıkarması gereken 10 şeyden bahsedeceğiz.

#1 Hareketi ilerleme ile karıştırmayı bırakın.

Meşgul olmak ile ilerlemek, gerçek bir ilerleme kaydetmek aynı şeyler değiller.

Birçok erkeğin tükenmiş bir halde olduğunu görüyorum. Bunun sebebi de hayatın zor olmasından çok bu erkeklerin çok fazla alana dağılmış olmaları. Enerjileri, emekleri birçok alanda harcanıyor.

Takviminizin sürekli dolu olmasına rağmen hayatınız istediğiniz yönde gitmiyorsa, istediğiniz ve elde etme kapasitesine sahip olduğunu bildiğiniz sonuçları vermiyorsa, ihtiyacınız olan şey daha fazla disiplin değil. İhtiyacınız olan şey daha fazla odak, enerjinizi daha az yönde kanalize etmek.

2026 yılında, hayatınızı istediğiniz yönde ilerletmeye katkısı olmayan şeylere “evet” demeyi bırakın. Günlerinizi, sonuç almanıza katkı sağlayacak ama aynı zamanda rahatsız edici sorulardan, sıkıntı veren işlerden kaçmak için bir sürü gereksiz şeyle doldurmayı bırakın. Amacınız için çalışmaktan kaçmak için, verimliliğin arkasına saklanmayı bırakın.

Bazen inanılmaz ölçüde meşgul ama istedikleri yönde sonuç almalarını sağlayacak işler onları kötü hissettirdiği için yapmaları gereken zor şeylerden kaçan ve istedikleri sonuçları alamayan erkeklerle karşılaşıyorum.

Başarı istiyorsanız, rahatsız edici duygulardan, bu duyguları uyandıran işlerden kaçmayı bırakın. Rahatsız edici duygulara gönüllü olarak göğüs gerin.

Şimdi söyleyeceğim soruyu bir kenara yazın ve bu konuda en geç yarın günlüğünüze cevap yazın:

Kendimi hangi yönde ilerlemeye adamak istiyorum?

Bu yön finansal bolluk ya da özgürlük olabilir. Fiziksel olarak sağlığınızı tepeye çıkarmak olabilir. Çok iyi bir ilişki bulmak ya da ilişkinizi iyi bir seviyeye çıkarmak olabilir. 2026 yılında, hangi yönde ilerlemeye kendinizi daha öncelikli olarak adayacağınızı yazın.

#2 Zor konuşmalardan kaçmayı bırakın.

Birçok erkeğin sorunu, cesaret eksikliği değil. Birçok erkeğin sorunu, anlaşmazlık yönetme ve çözme eksikliği. Korktuğu, endişelendiği, kaygı duyduğu şeylerle yüzleşememek.

Birilerinin sizi yargılamasından korkuyorsunuz, size kızmasından korkuyorsunuz, hayal kırıklığına uğramasından korkuyorsunuz. Bu nedenle örneğin karınıza ya da kız arkadaşınıza gerçeği söylemekten kaçıyorsunuz. İş yerinde ve evde sınırlarınızı çizmekten kaçıyorsunuz. Size yıkılan bazı sorumluluklara, ihtilaf yaratacağı belli olduğu için hayır demekten kaçıyorsunuz. İçinizde yükselen öfkeyi, patlamadan önce dile getirmekten kaçıyorsunuz.

Anlaşmazlıklardan kaçmak size barış getirmez, kaos ve çürüme getirir. Bu nedenle 2026 yılında o kadar da yumuşak başlı olmayı bırakın. Bazı insanları hayal kırıklığına uğratmak, belki de kaybetmek pahasına da olsa standartlarınız olsun. Bunu yapmamak, size bütünlüğünüze mal oluyor.

Unutmayın. Barış açıklıktan gelir, sessizlikten değil. Evet bazen doğada sessizliği bulmak barış getirebilir. Ama ilişkilerde, işte ve misyonunuzu gerçekleştirmek için çıktığınız yolda, barış sessizlikten değil, açıklıktan ve gerçeği konuşmaktan gelir.

#3 Dopaminin hayatınızı yönetmesine izin vermeyin.

Ne yaptığınızı, nasıl yaşadığınızı görüyorum, biliyorum.

Ben de oradaydım, sizin gibi oldum.

Yaptığım her şeyin kontrolü dopamin hormonundaydı.

Eğer yerinizde duramıyorsanız, kendinizi kontrol edemiyorsanız, örneğin bu yazıda buraya gelene kadar başka internet tarayıcı sekmeleri açıp onlara baktıysanız, bir yandan başka şeyler yapıyorsanız, telefonda mesaj atıyorsanız, hayatınızın ipleri muhtemelen dopaminin elinde. Bir yayını yorumları okumadan başından sonuna dinleyemiyorsanız, o yayından o yayına atlıyorsanız, aynı yayını metin olarak okumak sizin için işkence ise, hayatınızın ipleri muhtemelen dopaminin elinde.

Bir zaman diliminde bir şeye odaklanamıyorsunuz. Dikkatiniz sürekli olarak dağınık.

Sonu gelmeyen ekran kaydırmalarına, p**noya, şekere, alkole, sürekli olarak uyarılmaya saplanıp kalmış bir şekilde yaşıyorsunuz. Bunlar sizi rahatlatmıyorlar. Bunlar sizi uyuşturuyorlar.

2026 yılında, sinir sisteminizi, sizin hayatınıza ne yaptığını zerre umursamayan sosyal medya şirketi algoritmalarına, p**rno endüstrisine ya da madde tüccarlarına köle etmeyi bırakın. Can sıkıntısı sizin düşmanınız değil. Sizin derinliğe açılan kapınız.

Ben bunu kendi çocuğumla yapıyorum. Bazen doğada bir iki saat öylesine yürüyoruz. Cep telefonlarımızı yanımıza almıyoruz, müzik dinlemiyoruz, kitap okumuyoruz. Sadece öylesine yürüyoruz. 80’lerde ve 90’ların başında büyüyenler, o zamanlar can sıkıntısı için bol bol vakit olduğunu hatırlayacaktır.

Kendi sinir sistemini düzenleyebilen, sakinleştirebilen bir erkek, güçlü bir erkektir. Odaklanabilen, disiplinli kalabilen, dürtülerini kontrol edebilen erkek, geleceği domine eder çünkü günümüzde erkeklerin çoğunun sinir sistemi, sürekli olarak dopamin peşinde koşmanın kölesi olmuş vaziyette.

#4 Vücudunuza, zihninizden ayrıymış gibi davranmayı bırakın.

Vücudunuz bir yan proje değil, zihinsel gücün üzerinde yükseldiği somut temellerin ta kendisi. Psikolojide, fil ve fil binicisi denilen, vücudunuzu ve zihninizi temsil eden bir şey var. Vücudunuz, bilinçaltınız, duygularınız ile beraber fil, zihniniz ise fil binicisi.

Bu neden önemli? Çünkü eğer fil ile binicisi arasında iyi bir ilişki varsa, binici nereye gidebileceklerine karar verip istediği gibi kontrol edebilir. Ama fil kontrol dışı ve vahşi bir hayvansa, sürekli kaygı içindeyse, sürekli olarak nereden bir kaplan zıplayacak, nerede bir çukur olacak diye endişe edip duruyorsa, binicinin ne dediğinin, ne istediğinin bir önemi kalmaz. Fil çok daha büyük ve güçlü bir hayvan olarak, kontrolü eline alacaktır.

Bu nedenle vücudunuza zihninizden ayrı bir varlık gibi değil de, zihin sürecinizin bir parçası gibi davranın. Eğer sağlam biri olmak, amaç sahibi olmak, özgüvenli olmak, iyi hissetmek istiyorsanız, vücudunuzla sağlıklı ve direkt bir ilişkinizin olması lazım. Birçok insan, aslında güç, duygusal düzenleme, nefes egzersizi gibi şeyler gerektiren sorunları, düşüne düşüne çözmeye çalışıyor.

2026 yılında, vücudunuza bir makine gibi davranmayı bırakın. Vücudunuzu tükenene ya da bozulana kadar zorlamayı bırakın. Zayıf bir vücut, cesareti çok maliyetli hale getirir. Güçlü bir vücut, disiplini daha da kolaylaştırır. Henüz yapmıyorsanız düzenli spor yapmaya başlayın. Nefes egzersizleri, meditasyonu yapmaya başlayın. Düzenleme (embodiment) egzersizleri yapın (bedensel hisleri gözlemleyerek, onları yorumlamadan, öz farkındalık kazanma alıştırmaları).

#5 Şimdi içinde bulunduğunuz durum için geçmişi suçlamayı bırakın.

Geçmişiniz gerçekten de sizin ne olduğunuzu belirler. Yaptığınız tercihleri, hoşunuza giden ve gitmeyen şeyleri belirler. Ama bunu, bundan sonra da sizin için yanlış olduğunu bildiğiniz şeyleri tercih etmeye bahane olarak kullanmayın.

Evet, çocukluğunuz önemli, sizin üzerinizde etkili. Acınız, varsa travmanız gerçek ve katlanması zor. Ne yaşadıysanız, başınıza ne geldiyse, bunu kabul etmeniz lazım. Bunun üzerinde çalışmanız lazım. Ve bir noktada da, kendinizi iyileştirmeniz, kendinize liderlik etme moduna geçmeli, kendini analiz edip durma modunda kalmamalı.

Sadece analiz edip duramazsınız. Bir noktada kendinizi daha iyi bir noktaya yönlendirmeniz, kendinize liderlik etmeniz lazım.

Ve lütfen 2026 yılında, harekete geçmeden önce iyileşmeyi beklemeyi bırakın. Bunu yapan o kadar çok erkek görüyorum ki! Kendilerini iyi hissetmeyi, sevmeyi bekliyorlar. Sanki bir şekilde kendilerini iyi hissedip kendilerini sevmeye başlayacaklar ve sonra harekete geçecekler gibi.

Dünya, insan, doğa böyle çalışmıyor. Davranışlarınız sizi iyileştirir, sizin iyileşmeniz davranışlarınızı değil. Bu özellikle de erkekler için geçerli. Kendinizi uzun süre boyunca bok gibi hissetmeye devam edecek olmanıza rağmen, sevmeyecek olmanıza rağmen, omzunuza oturmuş olan o şeytan sürekli olarak “herkes yapar sen yapamazsın?” diye size işkence etmesine rağmen harekete geçmelisiniz. Doğru yönde aylarca yürüdükten sonra o şeytan pes edecek, kendinizi iyi hissetmeye başlayacaksınız ve hatta kendinizi sevmeye başlayacaksınız.

#6 Başka herkes gibi olmaya çalışmayı bırakın.

Onaylanma ihtiyaçlarını dışarıdan karşılamaya çalışan erkeklere genellikle saygı duyulmaz, kendileri de kendilerine saygı duymazlar. Her şeye nötr olmak için inşa edilmediniz. Prensip sahibi olmak üzere inşa edildiniz.

2026 yılında, onay peşinde koşayım derken, kendi gerçeklerinizi eğip bükmeyi bırakın. Eğer modern anlatıdan sapan herhangi bir gerçekliğiniz varsa, bu nedenle saldırıya uğrayabilirsiniz. Bazı insanlar sizinle arkadaşlık etmeyi bırakabilirler, sizin böyle düşündüğünüze ay inanamıyorum olabilirler.

Standartlarınız olduğu için özür dilemeyi bırakın. Gerilimlerden kaçmak için kendi değerlerinizi sulandırmayı bırakın. Bir miktar gerilim, anlaşmazlık, hayatın bir parçası. Güçlü erkekler, aslına bakarsanız erkekler, gerektiğinde – gereksiz değil gerektiğinde – sürtüşme yaratırlar ve bu sürtüşme ise kendilerine duyulan saygıya katkı sağlar.

#7 Düzenlenmemiş, yatıştırılmamış bir sinir sistemi ile yaşayıp durmayı bırakın.

Aslına bakarsanız, bu madde birinci ve en önemli madde olmalıydı. Çünkü diğer her şey, bu maddenin gerçekleştirilmesine bağlı. Stres altında bile rasyonel düşünebilen, muhakeme yeteneğini muhafaza edebilen ve ayakları yere sağlam basabilen bir erkek, geleceği kazanan erkektir. Çünkü insanlar her geçen gün daha fazla reaktif, duygu ve dürtü patlaması yaşayan, sinir sistemleri kaos içinde olan varlıklara dönüşüyorlar.

Bunun sonucunda düzenin çatlayıp yıkılmaya başladığını görebiliyoruz. Bildiğimiz yapı ve altyapı, çözülmeye başladı. Dünya bir geçiş dönemine girdi. Buradan nereye gideceğimizi analiz etmeye, adlandırmaya gerek yok. Bu geçiş dönemini, eskinin yok olmaya başladığını herkes hissedebiliyor.

Olanlar karşısında reaktif, kaygılı, aşırı analiz yapan, panik içinde biriyseniz, ayaklarınız yere sağlam basmıyorsa, kendinize liderlik edemeyeceksiniz.

2026 yılında, herkesin ve her haberin, sinir sisteminizi rehin almasına izin vermeyi bırakın. Ayaklarınızı yere basmaya, eleştirel düşünmeye ve muhakeme yeteneğinizi geliştirmeye odaklanın.

2026 yılında, içinizde olan şeylere odaklanarak, şimdi ve burada kalmaya daha fazla önem verin. Vücudunuzdan gelen işaretlerin, sinir sisteminizin rehin alındığını anlamanıza yardım etmelerine olanak verin.

Günlük nefes alıştırmaları ile, ayaklarınızı yere sağlam basmayı, zihninizi sakinleştirmeyi öğrenin.  Sinir sistemizi sakin- rahat modundan (parasempatik), savaş – kaç – don moduna, hayatta kalma moduna (sempatik sinir sistemi) fırlatan şeyleri anlamaya başlayın.

Stres karşısında bile kendini sakinleştirmeyi, sinir sistemini düzenlemeyi bilen biri, gelecekte çok güçlü bir pozisyonda olacak. Bu yeteneğe bugün çok daha az insan sahip ve çok az insan bunu kazanmak için çalışıyor. Çoğu insan, sinir sistemini yatıştırmayı, düzenlemeyi öğrenemiyor ve bunun yerine, sinir sistemini uyuşturarak, patlamaya hazır bir negatif basınç biriktiriyor.

#8 Anlamı kadınlara, onaylanmaya ve belki de işe havale etmeyin.

İlişkiler önemliler ama hiçbir ilişki, hayatınızdaki amacı taşımayacak. Partnerinizi hayatınızın anlamı yaptığınız an, muhtaç ve güvensiz biri olmaya başlarsınız.

2026 yılında, içinizde üretmeniz gereken takdir edilmeyi ve onaylanmayı dışarıdan ithal etmeyi bırakın. Özdeğer ve özgüveni ancak böyle inşa edebilirsiniz.

Birçok erkeğin, kendi başarılarını, dışardan takdir ve onay almadığı sürece takdir edemediğini, kendilerini bu başarı ile onaylayamadıklarını görüyorum.

Hayatta anlam sorumluluk almaktan, başarısızlıklarınızın da sorumluluğunu almaktan ama aynı zamanda hem emeğiniz hem de başarılarınızı kendi kendinize takdir edip onaylamanızdan geçer.

#9 Her şeyi yalnız yapmayı bırakın.

Bağımsızlık, izolasyon anlamına gelmemeli. Her geçen gün daha fazla erkek, kendi köşesinde ve izole bir şekilde hayatta bir yerlere gelmeye çalışıyor. Çoğu erkeğin diğer erkeklerle ilişkileri yüzeysel. Havadan sudan şeyleri konuşuyorlar ama daha derin konuları, felsefi ve manevi şeyleri konuşmuyorlar.

Çevrenizde sizi arada bir kalibre edecek erkek grubu olmazsa, kendi kötü alışkanlıklarınızı rasyonelize etmeye, bahaneler üretmeye başlarsınız. Sizi eleştirecek, size gerektiğinde rahatsız edici yanlarınızı söyleyecek birileri olmadığında, çoğu zaman perspektifinizi kaybetmeye başlarsınız.

2026 yılında, kendinize dürüst olabileceğiniz ama sizi gerektiğinde hunharca eleştirebilecek bir komünite bulun. Başka erkeklerin sizin hayatınıza katkı sağlamasına, gerektiğinde sizi pataklayarak, rahatsız ederek de olsa hizaya sokmalarına izin verin.

Güçlü erkekler kardeşlikler yaratırlar, komüniteler yaratırlar. Yalnız kurt olmak romantik bir çekiciliğe sahip olsa da, hemen her zaman tükenmeye, yoldan sapmaya gider. Kurdun gücü, kurdun sürüsünden gelir.

#10 O bir günü beklemeyi bırakın.

“Bir gün spor salonuna gitmeye başlayacağım.”

“Bu konuyu onunla bir gün mutlaka konuşacağım.”

“Bir gün o kadına merhaba diyeceğim.”

O günü beklemeyi bırakın.

O kadar çok erkek, o kadar çok şey için, o kadar çok bekliyor ki!

“Bir gün X, Y ve Z olursa evleneceğim.”

“A, B ve C olduğunda, bir gün o tatile çıkacağım.”

Hayır. Bugün başlamanız lazım. Belki bugün evlenmeyeceksiniz, işi gücü bırakıp tatile çıkmayacaksınız ya da merhaba demek için hemen okula gidip o kızı aramayacaksınız. Ama bu yolda çalışmaya hemen başlayın. X, Y, Z, A, B, C olacak diye beklemeyin.

Somut bir plan yapmaya başlayın. Çalışmak için plan yapın, planı yolda çalışın. Kervanı düzmeye başlayın ve kervanı yolda düzün.

En iyi yılınız, daha fazla şey yapmanızla yaşanmayabilir. En iyi yılınız, yapmamanız gerektiğini bildiğiniz halde yaptığınız şeyleri yapmayı bırakarak da yaşanabilir. Sizi zayıflatan şeylerden kurtulun.

Yeterince motivasyonum yok diyebilirsiniz. Belki de yeterince motivasyonunuz yok değil, yanlış yönde çok fazla motivasyonunuz var. Belki zor şeylerden kaçmak için boş şeyler yapmaya, dopaminerjik zevkler kovalamaya, onay peşinde koşmaya çok fazla motivesiniz. Belki de ihtiyacınız olan, doğru yönde daha çok değil, yanlış yönde daha az motivasyon.

Daha iyi bir yaşam için psikoloji ve nöron bilimi temelli ipuçları setine de bakmanızı tavsiye ederim. Bu setten bölümleri YouTube katıl alanında ve Patreon’da seslendiriyorum.

Kaynak: 10 Things Men Need to STOP Doing in 2026 to Have Their Best Year Yet

‘Toksik Maskülenite’ ve Erkek Olmanın Güçlü İkiliği

Erkekler, geçenlerde  Amerikan Psikoloji Derneği tarafından yayınlanan ‘Erkekler için Psikolojik Pratikler Rehberi’ adlı raporun içerisindeki tavsiyelere uymamalılar. Bu tavsiyeler ‘Geleneksel Erkeklik’ dediğimiz; stoacılık, rekabetçilik, dominantlık ve atılganlık gibi şeylerin zararlı olduğunu ima ediyor (*).

Bu tavsiyeler yanlış.

Stoacı duygu kontrolü gereklidir. Rekabetçi ruh size başarıyı getirir. Dominantlık ve dominant olmak için gereken fiziksel ve duygusal güç, sizin başkaları tarafından domine edilmenize neden olacak bir güçsüzlükten çok daha onurludur.

ŞU AN, ERKEKLERİ UYANDIRIP BU HASTALIKLI DÜŞÜNCE YAPISIYLA MÜCADELE ETMENİN TAM ZAMANI

Ve atılganlık, amacınıza giderken kullanacağınız bir araçtır. Cesurca eylemler olmadan, bu eylemleri gerçekleştiren bir başkasının cesaretine boyun eğmek zorunda kalırsınız.

Elbette bu ‘Geleneksel Erkeklik’ özelliklerinin çağ dışı ve gereksiz olduğu bir evrende yaşamak güzel olurdu.  Belki de bu hayali evrende herkes duygularını rahatça dışarı vurabilirdi.

Bu evrende rekabet olmazdı, herkes her daim kazanırdı. İnsanlar birbirlerini domine etmek yerine işbirliği yapıp tamamiyle eşit yaşarlardı. Ve son olarak bu hayali evrende atılgan davranışlar da olmazdı, insanlar birbirlerine sarılır ve geçinip giderlerdi.

Ama böyle bir evren yok. Olsa iyi olur muydu? Olurdu. Ama yok.

Dünya zorlu bir yer. Hayat acımasız. İnsanoğlu her zaman kibar ve iyilik sever değil. Hayırseverlik, hoşgörü ve merhamete bel bağlayamazsınız.

Eğer duygularınızı belli ederseniz, avantajınızı kaybedersiniz. Duygusal kararlar alırsanız, bu kararların sizi yanlış yöne sevk etmesi muhtemeldir.

Eğer mücadeleci ruhtan yoksunsanız, işe girme, girdikten sonra yükselme, maaşınız hakkında pazarlık yapma ve hatta kendinize bir eş bulmak gibi bir çok konuda kaybeden konumunda olursunuz.

Son olarak, eğer yeterince atılgan değilseniz karşınıza çıkan fırsatları iyi değerlendiremezsiniz. Hayatta güzel şeyler size gökten yağmaz, onlara saldırmalı ve onları ‘fethetmelisiniz’. Bunları yapmazsanız tonla fırsat kaçıracaksınız. Siz hayatınızı değil, hayat sizi kontrol edecek.

Yani: Stoacı olun, rekabetçi olun, dominant olun, atılgan olun.

Ama o kadar da basit değil, işlerin karmaşıklaştığı yer de zaten tam burası. Bu özelliklerin hiçbirinde aşırıya kaçmamanız çok önemli.

Deniz kuvvetlerinden takım arkadaşım (**) Leif Babin’le beraber çıkardığımız son kitabım ‘Liderlik İkiliği’nde yazdığım gibi: Bir lider dengede kalmak için çaba göstermeli, bir erkek de.

Eğer duygularınızı tamamen kapatıp Stoacılığın dozunu kaçırırsanız hiç kimseyle duygusal bir bağ kuramazsınız. Ayrıca insanlara liderlik edemezsiniz çünkü insanlar duygularını hiçbir şekilde belli etmeyen bir lideri takip etmezler.

Ayrıca, eğer duygularınızı tamamen kapatırsanız sizi başarıya iten o eğlence ve mutluluk duygusunu tecrübe edemezsiniz. Hayatı yaşamaya değer kılan bu pozitif duygulardan yoksun kalırsınız.

Eğer fazla rekabetçiyseniz, hiçbir şeyden zevk almadığınız bir konuma doğru sürüklenebilirsiniz. Kazanmaya takıntılı hale gelirsiniz ve kafayı yersiniz. Tek bir mağlubiyet sizin bütün ilerlemenizi yerle bir eder.

Kısa vadede kazanmak için ahlaksızca ve yasal olmayan şeyler yapmak size cazip gelir. Bu hareketler de bir gün gelir mutlaka canınızı yakar. Uzun vadede ise sizi bitirir.

Domine etme isteği de kontrol altında tutulmalıdır. Her türlü durumu domine etmeye odaklanırsanız, bu pek de sizin yararınıza olmayacaktır. Eğer tek amacınız domine etmekse insanları dinlemeyeceksiniz ve böylece kendi fikirlerinizden daha iyi olan fikirleri duyamayıp kaçırmış olacaksınız.

Zamanla insanların hoşgörüsü azalacak, ilişkileriniz zarar görecek ve tüm liderlik kredinizi tüketeceksiniz. Hiç kimse, işlerin sadece kendi istediği yoldan halledilmesini isteyen birinin etrafında bulunmak istemez.

Son olarak, aşırı atılgansanız da kendinizi yakarsınız. Çok fazla risk alırsınız, çok fazla köprü yıkarsınız ve tüm cephanenizi bir anda harcarsınız.

Bir lider ve erkek olarak; ne zaman geri çekilip, toparlanıp, tekrar organize olacağınız zamanı da anlamanız gerekiyor ki başka bir vakit tekrar gelip savaşabilesiniz.

Bu ikilemler uzar gider; bir lider ve erkek olarak sizin sürekli dengeyi gözetmeniz gerekiyor. Siz; deli dolu değil cesur olmalısınız, diktatör değil kararlı olmalısınız, kaskatı değil disiplinli olmalısınız, açık fikirli ama aynı zamanda da ilkeli olmalısınız.

Yani size, erkeksi özelliklerinizi bastırmanızı söyleyen medyayı dinlemeyin. Erkek adam gibi davranmanın kötü olduğunu söyleyen reklamları umursamayın.

Ama aynı zamanda da bu veya diğer başka özelliklerin sizi uçlara sürüklemesine de izin vermeyin. Yoksa bir lider, erkek ve insan olarak kaybedersiniz. Bunun yerine, sizi bir zıt kutuptan diğerine fırlatan bu ikilemleri dengede tutun.

Ve bu dengeyi nasıl sağladığınızı oğullarınıza ve kızlarınıza öğretin çünkü bu sözümona ‘Erkeksi Özellikler’ sadece erkeklere ait olması gereken özellikler değiller.

Çeviri: Ex-Navy SEAL Jocko Willink: ‘Toxic masculinity’ and the powerful dichotomy of being a man

Çeviren: Thomas Aquinas

(*) APA aslında açıkça  “geleneksel maskülenite, psikolojik olarak zararlıdır diyor. Şurada bir başka eleştirisi var (İngilizce).

(**) Çevirenin Notu: Bu makalenin yazarı Jocko Willink, ABD Deniz Kuvvetleri’nin elit birliği olan ‘Navy SEALS’ın eski bir üyesi.)

Mahmut Abi’nin notu: Evet, bu sitede yayında bulunan 1000 numaralı yazı oldu ve bu köşe taşı için de çok güzel bir yazı oldu.

Oğlan çocuklarından soya oğlanlara

Modern erkeğe ne olduğunu burada tekrar yazmam gereksiz. Eğer bu blogu takip ediyorsanız benliğin bastırılması, maskülen tüm destek ağlarının yok edilmesi ve erkeklerin dövüle dövüle hastalıklı hayatlara hapsolması konusunu biliyorsunuz.

Fiziksel ve ruhsal olarak çektiği acılardan kurtulmaları konusunda genellikle erkeklere reçete sunmaya odaklanıyoruz. Bir erkeğe gerçek doğasını ortaya koymasını, karşı cinsi daha iyi anlamayı, zihnini, vücudunu ve ruhunu yeniden kontrol altına alması için gerekli kaynakları öğretiyoruz.

Peki ya oğlan çocukları?

Doğumundan itibaren maskülenitesinden utanan ve sürekli dilenen budala babasını izlemekte olan genç erkek ne olacak?

Fişten yeni çekilen erkeklerin erkek çocuklarını da maskülen ifadenin pek yürünmemiş yolunda yanına almasını sağlamak için ne yapıyoruz?

Bu zavallı çocuklar, babalarının her hareketini izlediler. 5 – 6 yaşına kadar bu çocuklar sizi, babalarını, sarsılmaz birer idol varsayarak izlerler. Siz onlar için yenilmez ve gerçek kahramanlarsınız, Zeus’un vücut bulmuş halisiniz.

Peki sonra?

1. Sizi sürekli TV başında kanepede yatarken görüyorlar.
2. Sizi kenarda, takımlarına hiç koçluk etmeden öyle seyredirken görüyorlar.
3. Süpermen vücuduna sahip olmadığınızı görüyorlar.
4. Yere oturup ya da dışarı çıkıp onunla oynamak yerine “git oyna” dediğinize şahit oluyorlar.
5. Sürekli telefonunuzla meşgul olduğunuzu görüyorlar.
6. Sürekli tıkındığınızı görüyorlar.
7. Kendi duruşunuzu savunmak yerine duvarın ardına çekilip teslim olduğunuzu görüyorlar.
8. Kendinizi uyuşturmak için sürekli alkol aldığınızı görüyorlar.
9. Sizi telefondan TV’ye, TV’den tablete ve sonra ordan yine telefona, kendinizi gerçek dünyaya hiç koymadan sürekli zihninizi uyuştururken izliyorlar.
10. Herşeyi izliyorlar ve sizin ortaya koyduğunuz örneği takip edecekler, ağzınızdan çıkan tavsiyeleri değil.

Bu oğlan çocukları onları tuttuğunu koparan, güçlü yaratıklar yapmak üzere tasarlanmış bir yazılım ile doğdular. Onları güçlü, hızlı, cinsel olarak çekici ve neşe dolu bir hayatı yaşayan bireyler yapabilecek bir yazılım ile.

O yazılım silindi gitti.

O yazılım, kendi öz babaları tarafından silindi gitti.

Siz, babalar, kendi eksikliğinizden kalan boşluğu, toplumun girip doldurmasına izin verdiniz.

Kendi çocuğunuza eğitim vermek için zaman ayırmak yerine, okul sisteminin onların eğitiminden tamamen sorumlu olmasına izin verdiniz.

Modern yaşamın rahatlığını, kendi çocuğunuzdan daha fazla sevdiğinize karar verdiniz.

Bir bir argüman değil, bir gerçek.

Eğer çocuğunuzu seviyor olsa idiniz şunları yapardınız :

  • Aşırı kilo almaya başladığını gördüğünüzde müdahale ederdiniz.
  • Önlenebilir sağlık sorunlarından, zayıflıktan ve özgüven eksikliğinden müzdarip olduğunu gördüğünüzde insiyatifi elinize alır ve onu harekete geçmeye zorlardınız.
  • Efendi çocuk tuzağına düşmemesi için onu kanatlarınız altına alır ve kadınlar konusunda öğrenmesi gerekenleri öğretirdiniz.
  • Oğlunuzun toplumun geri kalan zayıf kitlesi gibi bastıracağına maskülenitesini doğal olarak ifade etmesini sağlamak için onun yanında olurdunuz.

Bunların hiçbirini yapmadınız, zira siktiğimin rahatınız yerinde idi.

Bu nedenle günümüz erkekleri, fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak zayıflar.

Durumları üzücü zira doğal dürtüleri ve gerçek benlikleri zihinlerinin derinliklerinden çığlık atıp duruyor. Gerçek bir erkek gibi açığa çıkmak için, masum olduğunu bilen ama mühebbet hücre hapsi almış biri gibi yalvarıp iknaya çalışıyor.

Bu oğlanlar güçlü, fit ve irrasyonel şekilde kendine güvenli olmaları gerektiğini biliyorlar ama öyle değiller ve neden öyle olmadıkları konusunda en ufak bir bilgileri yok.

Bir aslanı doğuştan köpekmiş gibi yetiştirin, birgün suratınızı parçalar.

Neden?

Çünkü aslan aslandır.

Oğullarımızın içinde aslan yürekleri var ama bu hayvanı ortaya çıkarmak biz babalara bağlı. Doğalarını bastırırsanız, bu güç  başka bir yerden vahşice patlar. Bunlar içtiklerinde kavgaya tutuşmak isteyen, ilişkilerinde dominant olmak yerine şiddete ve zorbalığa başvuran erkeklerdir.

Peki bir çözüm var mı?

Evet bu duruma sadece tek bir çözüm var ve bu da maküleniteyi açığa çıkarmak. Burada da babalara büyük iş düşüyor.

Klişe olacak ama gerçek şu : siz onların tek umudusunuz.

Çocuklarınız sizin örneğinizi takip edecekler, sizin tavsiyelerinizi değil. Ve çocuklarınız sizin kabul ettiğiniz standartlara yükselecekler, beklediğiniz değil.

Kendinizi düzeltin önce, onlar sizi takip edecekler.

Önce kendiniz için çıtayı yüksek tutun ve en ağır yükü sizin en önce kaldırıp en son sizin yere koymanızdan kimsenin şikayetçi olmadığını izleyin.

Siz onların liderisiniz.

Siz bu genç erkekleri pişmanlık, sefalet, depresyon ve kaygı dolu hayatlar yaşamaktan kurtarabilecek tek varlıksınız.

Kadınların oğullarımıza nasıl birer erkek olmaları gerektiğini söylemelerine asla izin vermeyin. Eğitim sisteminin, toplumun ve medyanın çocuklarınızın kafalarını doldurmalarına izin vermeyin.  Siz onların babasısınız ve bu eşiniz ile yanyana yapmanız üzere sizin işiniz.

Genç nesillerin zayıflıkları ile dalga geçmeye bayılıyoruz ama onların zayıflıkları bizim zayıf liderliğimizin direkt sonucu.

Fişten çekilip kendinizi bok çukurundan çıkmaya adadığınızda, sizi yıllardır izlemekte olan o gözleri unutmayın. Onlara Hunter ya da Craig yardım etmeyecek, o rolü siz oynayacaksınız.

Gelecekte ümit var arkadaşlar.

Hayata dair pozitif bakışım yüzünden sürekli alay ediliyorum ama ben böyleyim ve hep böyle olacağım.

Umuda inanıyorum.

Size inanıyorum.

Maskülenitenin hayatta kalacağına ve bunun sizin gece – gündüz ortaya koymaya istekli olduğunuz çabaya bağlı olduğuna inanıyorum. Bildiğimiz anlamda batı toplumunu, toplumdaki fişten çekilmeyi seçen aile babaların kurtaracağına inanıyorum.

Bunu okurken öfke ve pişmanlık hissedebilirsiniz. Bırakın bunu, geçmiş geçti gitti.

Sevgiye ihtiyacımız var. Sevgi bu zorlukların üstesinden gelmenize, oğullarınızı yanınıza alıp harekete geçmenize yardım edecek.

Hadi hep beraber “Büyük Soya”yı alaşağı edelim ve oğullarımız ile onların oğullarını kurtaralım.

Çeviri : From Boy to Soy

Maskülenitenin evrimi

İnsanlar karşılarına çıktığında, masküleniteyi bilirler ve onu hissederler. Ona tepki gösterir ve onu ölçerler. Buna rağmen çoğu erkeğe masküleniteyi tarif etmelerini söylediğinizde, bir sürü karışık ve çelişkili cevap alırsınız.

Çoğunlukla, maskülenite tanımı diye ahlak ve “gerçek bir erkeğin” ne yapması, ne yapmaması, ne giymesi ve ne giymemesi gerektiği ile ilgili bir ders dinlersiniz. Cevaplar da, sosyal sınıftan sınıfa ve kültürden kültüre değişir. O kadar ki çoğu insan, maskülenitenin hiçbir anlam ifade etmediğini bile düşünür. Onlara göre maskülenite, toplumsal bir yapılandırmadır. Kendi görüşlerini doğrulamak için de değişik erkek gruplarının maskülenite hakkındaki değişik fikirlerini öne sürerler.

Fakat bu çeşitli gibi görünen maskülenite tanımlarında, erkekler için oldukça önemli olan ortak değerler vardır. Tarih boyunca ve dünyanın çeşitli yerlerinde yaşamış ve yaşayan erkeklerin maskülenite ile ilişkilendirdikleri değerleri listelediğinizde, çoğu erkeğin şu noktalarda hem fikir olduğunu görürsünüz :

  • Erkek güçlü olmalıdır.
  • Erkek cesur olmalıdır.
  • Erkek yetkin olmalıdır.
  • Erkek onurlu olmalıdır.

Bunlar taktik erdemlerdir :

  • Güç
  • Cesaret
  • Ustalık
  • Onur

Bunlar, erkeklerin bir ölüm – kalım senaryosunda birbirlerinden isteyecekleri, ihtiyaç duyacakları, talep edecekleri özelliklerdir.

İçinde bulunduğunuz binanın birdenbire zombilerce çevrelendiğini düşünün. Bu değerler, bir anda sizin yanınızdaki erkeklerde olmasını isteyeceğiniz değerler olacaktır.

Güç, cesaret, ustalık ve onur sadece erkeklerin tekelinde değil. Ama tarih boyunca bir erkeğin bu değerlere sahip olması daha önemli olmuştur.

İnsanoğlu, yüzbinlerce yıllık bir süreçte, bugün içinde yaşadığımızdan çok çok daha tehlikeli bir çevrede evrimleşti. Bu uzun süreçte erkeklerin birinci görevi, grubu doğadan, dış dünyadan, tehlikelerden ve diğer erkeklerden korumaktı. Kabilenin sınırlarını korumak ve gerektiğinde tehlikeyi göze alarak o sınırların dışına çıkıp kabilenin ihtiyaçlarını bulup ele geçirmekti.

Eşeysel seçilim (kadınların erkekleri ve erkeklerin kadınları nasıl seçtiği), Darwin’in kuramında doğal seçilimle beraber, türlerin değişimini yöneten-açıklayan temel bir prensip olarak üzerinde çok yazılan ve çizilen bir teori. Ama maskülenite, kadınların erkekleri nasıl elediği kadar erkeklerin birbirlerini nasıl elediği ile de alakalı. Maskülenite, erkeklerin kendilerini diğer erkeklere ispat etmesi ile de alakalı. Maskülenite, erkeklerin kendilerinin takımın vazgeçilmez bir parçası olduğunu ispat etme çabası ile de alakalı.

İnsanoğlu her zaman sosyal bir hayvan olmuştur ve açık seçik cinsel rollerin olduğu gruplarda evrimleşip hayatta kalmışlardır. Ortak atadan 6 milyon yıl önce ayrıldığımız şempanzeler de sosyaldir ve açık seçik cinsel rollerin olduğu gruplarda yaşarlar, ürerler, mücadele ederler ve hatta savaşırlar.

Avlanmak, savaşmak ve kabilenin sınırlarını korumak tarih boyunca erkeğin işi olmuştur. Yeterince güçlü, cesur ve yetkin olmayan erkekler, diğer erkeklerin kendileri hakkındaki görüşlerine dikkat etmeyen erkekler, herhangi bir nedenden dolayı kendi yüklerini taşıyamayan ya da taşımaya gönüllü olmayan erkekler; basitçe takımın bir parçası olmayan erkekler ya kadınlar ve çocuklarla beraber diğer erkeklerin bakmaları gereken insanlar oldular ya da kabileden şutlandılar. Bir insanı öldürmek ve yemek üzere tasarlanmış, çok tehlikeli bir dünyada yapayalnız ve tek başlarına kaldılar. Bu erkeklerin büyük çoğunluğu, muhtemelen hayatta kalamadı ve genlerini geleceğe geçiremediler.

Birbirlerine güçlü, cesur, yetkin ve onurlu oduklarını ispat eden, takımın değerli bir parçası olan erkeklerin ise genlerini gelecek nesillere geçirme şansları muhtemelen çok daha fazla idi. Bugün dünyada yaşayan her erkek, kesintisiz bir şekilde on binlerce nesilde hayatta kalan ve genlerini gelecek nesillere geçirebilen bu başarılı takım oyuncularının oğulları.

Bugün çok azımız avlanmak, savaşmak ya da sınırları korumak zorundayız. Önemli bir kısmımız yataktan, sandalyeye, sandalyeden koltuğa, koltuktan yatağa bir hayat yaşıyoruz. Yaşadığımız çevre tarihte hiç görülmediği kadar güvenli. Bugün yaşayan bir erkeğin şişmanlıktan ölme ihtimali, savaş, cinayet, açlık ya da hastalıktan ölme ihtimallerinin toplamının kat be kat üstünde. Fakat bu yüzbinlerce yıllık evrimsel geçmişi bir kalemde silip atamıyor. Bu çevre bizim güçlü, cesur, yetkin ve onurlu bir erkek olma arzumuzu bir kalemde silip atamıyor. İnsanlığın artık hayatta kalmak için bolca çocuk yapma ihtiyacının olmamasının bizim içimizdeki seks arzunu zerre kadar silip atmadığı gibi.

….

Evet, günümüz toplumunun, sizin maskülenitenize ihtiyacı yok ya da toplum öyle sanıyor. Günümüz toplumunda, maskülenite opsiyonel, ya da çoğu erkek öyle sanıyor. İnsanlığın uzun geçmişinin %99u boyunca büyük bir ihtiyaç olan maskülenite, artık %90ımız için ihtiyaç değil. Erkeklerin tarih boyunca bizzat oynadığı roller, bugün az sayıda erkeğe ve teknolojiye havale edilmiş durumda.

Günümüz toplumunda hayat çok kolay. Maskülen olmak ise zorluk gerektiren bir şey. Maskülen olmak için hayatınızı zorlaştırmanız lazım. Bir kasın gelişmesi için nasıl ağırlığa ihtiyacı varsa, maskülinitenin gelişmesi için de “dirence” ve “baskıya” ihtiyacı var. Aynı şekilde hiçbir ağırlığa maruz kalmayan bir kasın erimesi gibi, tamamen kolay ve zorluktan arınmış bir ortamda maskülinite de erir.

İyi haber şu ki, bir erkek hiç kullanmadığı için erimeye bıraktığı maskülenitesini, kas geliştirir gibi geliştirebilir. Başlangıçta hafif ağırlıklarla başlayıp, ağırlığı zamanla arttırarak, maskülenitesini güçlendirebilir.

İyi de bunu neden yapsın ki? Hayatta kalmak için buna ihtiyacı yok. Genlerini gelecek nesillere aktarmak için bile masküleniteye ihtiyacı yok. 30larına kadar sabrederse, güvenlik ve kaynak ihtiyacı, maskülenite ihtiyacını geçmiş bir kadınla üreyebilir.

Fakat bir erkek için, maskülen olmak, doğanın içine kodladığı ve gerçekleştirerek en doğal ve doyumlu halini bulabileceği durumdur. Bir erkek için, içindeki maskülenitenin yükselişine şahit olmasından daha güzel bir deneyim yoktur. Güçlükleri aştığını görmesi, yapabileceğini bilmediği bir şeyi yapabilmesi, kahramanca davranması, içindeki ateşten ve iradeden başka bir şey kalmasa dahi “dayan” diyerek meydan okuması kadar güzel bir deneyim yoktur. Bu neredeyse manevi bir deneyimdir. Maskülenite bir seçim ve bir erkeğin hayattan gerçekten tatmin olabilmesi, kendi potansiyelini gerçekleştirebilmesi için neredeyse tek yol.

Bir erkeğin bu deneyimi yaşaması, toplumun umrunda değil. Çoğu insan için bir erkeğin rahat ortamında, kendisini olduğu gibi kabul edip sevmesi daha kabul edilir bir davranış. Bu nedenle, masküleniteyi geliştirmek için gerekli zorluğu, erkeğin kendisinin arayıp bulması gerekli.

Ağırlık kaldırmak ve gym, sadece kasları geliştiren değil, maskülenite için gerekli zorluk olarak da faydalı olan bir aktivite. Ve bu sitede gerekliliğini defalarca dile getirdik. Ama daha etkili bir zorluk erkeğin kendisine, sadece  erkeklerden oluşan ve kendisinden güç, cesaret, yetkinlik ve onur talep eden ve bu konuda da erkeğe karşı acımasız olan bir takım bulması. Bu bir spor takımı da olabilir, bir av takımı da. Ama bu takımın karşısında erkeğin olduğu takımın cesaret, güç (fiziksel ve duygusal) ve yetkinlik ile yenebileceği başka erkek takımları ya da doğa olmalı. Bu nedenle örneğin ipli zirve tırmanışı yapan bir dağcılık takımı maskülenite için gerekli zorluğu yaratacaktır ama Counter Strike takımı bir boka yaramayacaktır.

Eğer gerçekten maskülin olmak istiyorsanız, gidip bu takımı bulun. Bulamazsanız ise kendiniz yaratmaya çalışın. Sizin içinizdeki masküleniteyi bu takım ile beraber mücadeleden daha hızlı geliştirecek bir şey yoktur.