Sizden gelen sorular – Ekim 2026

Soru #1: Dövmeli ve piercingli kıza neden kırmızı bayrak diyoruz?

Mahmut Abi selamün aleyküm. Uzun zamandandır site de bunları görüyorum ama hiç sormuyorum. Abi dövmeli ve piercingli kıza kırmızı bayrak diyoruz. Bunun nedeni tam olarak nedir ? Yani bilinçaltında bedenini sevmeyip oynadığı kendisiyle uğraştığı için mi ? Suça meyilli olması mı tam olarak sebepleri nedir ?

Dövmeden çok büyük dövmeler kişinin kişilik bozukluğu olduğuna, en öncelikli olarak uzun vadeli düşünemeyen ve dürtüsel biri olduğuna işaret. Bu tip insanlar içsel acılarını dövme, kendini kesme gibi ekstrem yöntemlerle dışa vururlar ki bu seviye içsel acı da ruhsal probleme işaret. Büyük dövmeler aynı zamanda kişilik bozukluğu olan insanların dışarıya tehlikeli biriyim benden kork işaretidir.

Bu arada aynı seviye dövme erkekte de kırmızı alarm ve kadınlara da bu adamlardan uzak durmalarını tavsiye ederim. B tipi kişilik bozukluğuna işaret. Kadınlarda daha çok borderline, erkeklerde antisosyal kişilik bozukluğu olarak çıkan bozuklukla daha doğrusu bu bozukluklara neden olan negatif kişilik özellikleri ile alakalı.

Nedir bunlar? Düşük dürtü kontrolü (low conscientiousness), yüksek negatif duygu yatkınlığı (high neuroticism) ve yüksek geçimsizlik / norm ve kural uyumsuzluğu (low agreeableness). Çok dövmeli bir erkek mesela yüksek geçimsizliğe sahip olmadığı için kriminal olmayabilir ama dürtü kontrolü ve yüksek negatif duygular nedeniyle ilişki yaşaması zor olabilir. Aynı şekilde yüksek negatif duygu yatkınlığı olan kadın dürtü kontrolü sayesinde borderline olmayabilir ama nevrotizm ve geçimsizlik nedeniyle ilişkide çok zor olabilir.

Büyük dövmelerin ne olduğu, nasıl kriminal erkek tipleri ile ilişkili olduğu tarihsel olarak bilinen bir şeydi. Şimdi bunun kadınlar tarafından da yapılıyor olması, dövmenin işaret ettiği şeyi değiştirmiyor.

İyi de abi millet moda diye yapıyor şeklinde itiraz eden olacaktır. Küçük dövmeler için bunu diyebiliriz ama büyük dövmeler öyle moda ile vücuda konulacak şeyler değiller.

Bu arada internette kudurmuş kadın düşmanı manosphere radikallerinin yazdığı “şurada şu şekil küçük dövme “ay mikildim”, şurada şu dövme “ay zencilerle hopladım” demek” tarzındaki fanteziler gerçek dışı.

“2. Soru: Bu crop giyme, piecing, dövme vs varsa o kız kesin arıza mıdır ? Yani kaçarı yol ondan uzak mı dur diyoruz.” 

Hayatta kesinliği, dışarı çıkması mucize olacak kadar kaygılı adamlar ararlar. Bir şeyin tehlikeli olma ihtimali yüksek iken, “bu sefer farklı” diyecek kadar kendini kandırmaya meyilli kaybedenler ararlar. Kesin mi sorusunun kendisi saçma.

“3. De abi geçmişte bunlar varsa ama dövmelerini silmişse, piercing çıkarılmışssa. Daha uysal feminen tavır takılıyorsa bunlara rağmen ondan uzak mı durmalıyoz? Yani o kız geçmiş te çok şey yaşamıştır uzak mı dur dersin?” Belki değişmiştir belki değişmemiştir. Biri size sadece bu kızın sonradan eskiye dönme ihtimali yüksek diyebilir.

—
Mahmut Abi ile görüşme ve tavsiye
—

Soru #2: Kız arkadaşımın her ay gece kulübüne gitmesi beni rahatsız ediyor. Bu konuda ne yapmalıyım?

Kız arkadaşımla 3 aydır birlikteyiz. 22-23 yaşlarındayız. Güzel giden bir ilişkimiz var. Birbirimizi sevip mutlu ediyoruz, fakat bir sorun var. En az ayda bir kızkıza cluba gidiyolar, bundan rahatsız olduğumu biliyo, defalarca tartışmasını yaptık. Fakat biz böyle eğleniyoruz, kız kızayız zaten, bana karışma tribinde. Beni aldatmadığına, sadece eğlendiğine vs eminim. Ama yine de sevgilisi olan birinin bence cluba gitmesi hoş değil.

Normalde yapmam gereken bence kızı aşırı ciddiye almadan ilişkiye devam etmek, çünkü yeni kız bulmak vs uğraştırıcı şeyler. 

Kızı aşırı ciddiye almadan ilişkiye devam etme sebebin yeni kız bulmanın uğraştırıcı olması ise, o kızı ciddiye almadan ilişkiye devam edemezsin.

Fakat yapmasını istemediğim bi şeyi yaptığı için de kendime özsaygım yok gibi hissediyorum. Siz olsanız ne yapardınız?(bu konu haricinde kızla herhangi bi sorunum yok, gayet ilgili ve beni seven iyi bi kız)

Öncelikle sevgilinizin bu kadar çok gece kulübüne gitmesi, onu sevgili materyali olmaktan çıkarır. Burada olay kızın dışarıya verdiği görüntü, kendini açtığı ortam. Bir kadın kendini bu ortama açmamalı.

Bu kızın iyi olması ve seni sevmesi, bu kızı sevgili materyali yapmaz. Benim tavsiyem “5-6 ay takılırız sonra zaten biter” kafasıyla casual olabilir ama bu 3 sene olmaz, 2 sene olmaz 1 sene bile olmaz. Bir de bunu yaparken kafan rahat değilse olmaz. Yani sözel olarak “kardeş kızı ciddiye almıyorum zaten gitsin” deyip için içini yiyecekse kızı bırak daha iyi.

—
Erkek Adam Patreon üyelik
—

Soru #3: Narsist kişilik bozukluğu olan ya da borderline kişilik bozukluğu olan kadından birini illaki seçecek olsaydık, kiminle ilişki daha mantıklı olurdu?

Hocam, narsist kişilik bozukluğu olan ya da borderline kişilik bozukluğu olan kadından birini illaki seçecek olsaydık, kiminle ilişki daha mantıklı olurdu?  Karşıma problemsiz kadın çıkmıyor. Birini seçeceksem de borderline seçerim heralde bu yüzden sormak istedim.

Öncelikle piyasada herkesin karşısına daha çok problemli insan çıkar (kadınlar için de durum aynı). Çünkü problemsiz insanlar genellikle piyasada değillerdir. Ya uzun süreli ilişkidedir ya da kadınsa özellikle çok fazla insanla görüşmez. Problemli insanlar ilişkide dikiş tutturamadıklarından ve çok fazla insanla görüştüklerinden karşınıza daha çok çıkarlar.

Bu ne demek? Bu, eğer ilişki istiyorsanız, bir ilişkiye kadar karşınıza çıkacak 2-3 problemli kadına hayır demeniz demek. En azından problemli kadınla kısa süreli ilişkiden fazlasını yapmamanız demek.

Sorun şu: bazı erkekler, problemli kadınların aşk bombardımanı gibi aslen tuzak olan yıkama yağlama servislerine kapılacak kadar problemliler (mesela sevgiye ve ilgiye muhtaçlar). Bu muhtaçlıkları onları problemsiz kadınlara itici, problemli kadınlara ise çekici bir av yapıyor.

Bkz. İyi çocuklar neden narsist kadınları kendilerine çekerler? Bu yazıyı narsist kadınlar değil, toksik kadınlar diye de okuyabilirsiniz.

Sonuç olarak asıl senin gibi adamların her ikisinden de uzak durması, bundan sonra kadınsız yaşayıp ölecek olsam da böyle kadınlardan uzak duracağım diye yemin etmesi lazım. Çünkü bunlar hepimizin karşısına çıkan tuzaklar. Sağlıklı bir erkeğin senden farkı bunlara düşmemesi. O da bunlara düşse, karşısına problemsiz kadın çıkmaz.

Bu kadınlar, bu kadınlara düşmene neden olan muhtaçlığı besliyorlar. Beslediğin şeyi büyütürsün. Beslemeyi bıraktığın şey ölmeye başlar. Beslemeyi bırakmak tek başına çözüm olmayabilir ama mecburi ilk adımdır.

Soru #4: Kızı nextlememek için öpüşme yeter mi?

Mahmut Abi 5 buluşmada bir şey olmuyorsa bırakın derken kastettiğin şey, 5 buluşmaya kadar cinsellik olmaması  durumu mu? Yoksa kızı nextlememek için öpüşme yeter mi?

Bahsettiğin şey şu: Eğer bir kızla buluşuyorsanız, kız sıcaksa 5 buluşmada, değilse 3 buluşmada bir şeyler olmuyorsa bırakın. Burada bir şeyler yerine cinsellik demek daha doğru.

Ama bahsettiğim sadece seks değil. Öpüşme veya sarılma da olur.

Bu kuralın amacı, erkeğin friendzone olmadan bir kıza yürüme, kadının ise seks yapılıp bırakılma korkularını dengelemek. Bir kadın bakire olmasa bile, sizinle 3-5 kere buluşmadan sizinle yatmayabilir. Bunun tam olarak arzuyla alakası yok, kendini korumak için dürtü kontrolü – arzu kontrolü ile alakası var. Bir kadının arzusunu kontrol edecek kadar olgun olması, arzusuz olduğu anlamına gelmez.

3 veya 5 rakamları da bu noktada devreye giriyor. Yani abi kadının arzusuz mu yoksa arzusunu kontrol eden biri mi olduğunu nereden anlayacağız? Kızın sıcaklığına göre 3-5 buluşmada bir şey olmuyorsa ne olduğunu anlarsınız.

Aslına bakarsanız, bir kadının romantik ve cinsel ilgisisini ilk 1-2 buluşmada görmeseniz bile 3- 5 buluşmada kabak gibi görebilirsiniz. Sıcak kadına 2 tane daha buluşma şansı vermeniz, o sıcaklığın 3 buluşmada yakınlaşma olmamasına rağmen kadına kredi sağlaması.

Ama 5 buluşmada da “emin değilim” ya da “sevgili gibiyiz” diyorsanız, olmadığına emin olabilirsin.

Biliyorum, bu tür olaylara sayı koymak bazen kurunun yanında yaşı da yakacak ama şunu unutmayın ki standart efendi erkek – beta erkek kafası zaten düşmemesi gereken friendzone’a hemen her zaman “abi dediğin genelde doğru ama bu sefer farklı” diye düşüyor.

Soru #5: Eski sevgili sizden sonra ilişki yaptıysa yada biriyle yattıysa sonradan geri dönerse kabul etmek nasıl olay?

Eski sevgili sizden sonra ilişki yaptıysa yada biriyle yattıysa sonradan geri dönerse kabul etmek nasıl olay? Benim midem kaldırmıyor.

Bir kadın sizden ayrıldıktan aylar sonra biriyle olduysa, bu onu sevgili olmayacak ya da yeniden sevgili olmayacak biri yapmaz. O nedenle yeniden alanı yargılamam. Ama çoğu erkek, bu gruba ben de dahilim, böyle bir durumda eski sevgiliyi geri almaz. Bazı durumlarda kimsenin suçlu ya da hatalı değildir ama biten biter.

Soru #6:  Hiç ilişkim olmadı. Sizce ciddi bir ilişki mi yaşamalıyım yoksa takılmalı mıyım?

Merhaba hocam, 21 yaşındayım. Bu zamana kadar hiç sevgilim olmadı, sadece flörtlerim oldu. Pek sosyal biri de değildim. Üniversiteye yeni başlıyorum; sizce ciddi bir ilişki mi yaşamalıyım yoksa takılmalı mıyım? 

Sen önce gerçek bir ilişki yaşa da ciddi mi, değil mi sonra düşün. Bence bunlar tesadüf sorular değiller. Anlamsızlar ama yoktan kaygı yaratmak zorunda kalan zihnin bu şekilde hükmü olmayan sorularla meşgul oluyor.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sosyalleşme ve yalnızlıktan kurtulma rehberi

Sosyalleşme, özellikle son yıllarda birçok erkeğin sandığından daha büyük bir problem haline geldi. İş, okul, ev, internet, oyunlar ve sosyal medya arasında gerçek dünyadaki insan etkileşimi azalırken; sosyal kaygı, yalnızlık ve insanlarla nasıl tanışacağını bilememe problemleri giderek daha sık karşımıza çıkıyor.

Üstelik sosyal hayat eksikliği sadece arkadaşlıkları etkilemiyor. Kadınlarla tanışma, ilişki kurma, özgüven, sosyal beceriler ve genel yaşam kalitesi de bundan doğrudan etkileniyor.

ErkekAdam.org’da yıllar içinde bu konuda çok sayıda yazı yayınladık. Bu sayfada, sosyalleşmeye sıfırdan başlamak isteyen biri için en faydalı olduğunu düşündüğümüz yazıları belirli bir sıraya koyduk.

Amaç, yalnızca daha fazla insanla tanışmanız değil. Kendi sosyal hayatınızı kurmanız, sosyal kaygınızı azaltmanız, çevrenizi genişletmeniz ve insanlarla daha doğal ilişkiler geliştirebilmeniz.

Bölüm 1 – Yalnızlıktan ve Asosyallikten Çıkmak

Yalnızlıktan nasıl kurtulursunuz?

Yalnızlık problemini yalnızca “dışarı çıkıp insanlarla tanışmak” seviyesinde ele almak çoğu zaman yeterli değildir. Bu yazı, yalnızlık ile sosyal kaygı arasında oluşan döngüyü ve insanlarla yeniden bağlantı kurmanın farklı bir yolunu ele alıyor.

Eğer asosyal ve yalnız biriyseniz… bunları yapın

Bazı insanlar yalnız olmaktan şikâyet ederken aynı zamanda diğer insanlarla vakit geçirmekten de kaçınıyorlar. Bu yazıda, hem yalnızlık hisseden hem de sosyalleşmeyi yorucu veya anlamsız bulan birinin bu kısır döngüden nasıl çıkabileceği anlatılıyor.

Dışarı çık ve sosyalleş, gerisi gelir bro

“Dışarı çık ve sosyalleş” söylemesi kolay bir tavsiye. Fakat sosyal kaygısı veya düşük stres toleransı olan biri için asıl mesele dışarı çıkmak değil, rahatsızlık hissetmesine rağmen dışarıda kalabilmek ve etkileşime devam edebilmek.

Bölüm 2 – Sosyal Kaygıyı ve Utangaçlığı Aşmak

Sosyal kaygıyı, sosyal ortamda garip ve uyumsuz olmayı nasıl engellersiniz?

Sosyal ortamlarda sürekli “nasıl görünüyorum, ne söylemeliyim, garip mi davranıyorum?” diye düşünmek insanı daha da kasabilir. Bu yazıda dikkati sürekli kendinize vermek yerine dış dünyaya ve konuştuğunuz insana yöneltmenin önemi anlatılıyor.

Tanımadığınız bir insanla karşılaştığınızda neden doğal bir şekilde konuşamıyorsunuz?

Arkadaşlarınızla rahatça konuşurken tanımadığınız biri geldiğinde bir anda kilitleniyorsanız bunun arkasında yalnızca “sosyal beceri eksikliği” olmayabilir. Yazı, yabancı insanlarla etkileşim sırasında devreye giren stres tepkisini ve bunun nasıl azaltılabileceğini ele alıyor.

Kendinizi sosyal ortamdaki en sosyal adamlarla karşılaştırmayın

Sosyalleşmeye yeni başlayan birinin kendisini ortamın en dışa dönük ve rahat insanlarıyla karşılaştırması kolayca moral bozabilir. Ama hedefiniz bir gecede sosyal kelebeğe dönüşmek değil, kendi başlangıç seviyenizden ilerlemektir.

Kadınların yanında çok utangaç olmaktan nasıl kurtulurum?

Utangaçlık, içe dönüklükle aynı şey değildir. Özellikle kadınların yanında normalde olduğundan çok daha çekingen davranıyorsanız, bu yazı utangaçlığın ne olduğunu ve davranışlarınızı nasıl etkilediğini anlamanıza yardımcı olabilir.

Bölüm 3 – Sosyal Bir Hayat ve Çevre Kurmak

Sosyal hayatınızı geliştirin

Sitedeki sosyalleşme yazılarının temel taşlarından biri. Birçok erkeğin kadınlarla tanışma probleminden önce aslında ciddi bir sosyal hayat problemi olduğu, izolasyonun sosyal becerileri nasıl körelttiği ve gerçek hayattaki etkileşim miktarının neden artırılması gerektiği anlatılıyor.

Sosyal oyunun üçüncü hali – ağ kurucu

Sadece başkalarının düzenlediği etkinliklere katılmak yerine zaman zaman insanları bir araya getiren kişi olmak sosyal hayatınızı tamamen değiştirebilir. Arkadaş gruplarını birbirine bağlamak, etkinlikler düzenlemek ve sosyal ağınızın merkezine doğru ilerlemek bu yazının ana konusu.

Arkadaş grubunun en önemsiz insanı olmaktan nasıl kurtulursunuz?

Arkadaşlarınız olabilir ama grubun kenarında kaldığınızı, siz gelmediğinizde kimsenin fark etmediğini veya insanlara verdiğiniz önemin karşılığını alamadığınızı hissedebilirsiniz. Yazı, sosyal gruplarda daha merkezi ve güçlü bağlantılara sahip biri olmanın yollarını ele alıyor.

İlişkilerde sosyal yaşamın sadece kız arkadaşa indirgenmesi

Bir ilişkiye başladığınızda bütün sosyal hayatınızı kız arkadaşınıza bağlamak uzun vadede ciddi problemlere yol açabilir. Sağlıklı bir sosyal yaşamda partnerinizle geçirdiğiniz zamanın yanında ortak sosyal çevreniz ve partnerinizden bağımsız kendi sosyal hayatınız da bulunmalıdır.

Bölüm 4 – Sosyal Ortamlarda Nasıl Davranılır?

Sosyalleşme ve sosyal ortamlarda nasıl davranmalı yayını

Sosyalleşmenin ne olduğundan başlayarak yeni insanlarla tanışmaya, sosyal kaygıya ve insanların sosyal ortamlarda yaptığı yaygın hatalara kadar konuyu genel hatlarıyla ele alan bir yayın. Özellikle sosyalleşmeye nereden başlayacağını bilmeyenler için iyi bir genel çerçeve sunuyor.

Sosyal Ortamda Yapmaman Gereken Yasaklı Hareketler

Sosyal ortama girdikten sonra yapılan bazı davranışlar, özellikle tecrübesiz erkeklerin kendi şanslarını baltalamalarına neden olabiliyor. Sosyal istikrar, kadın ilgisine verilen tepkiler, fazla hızlı hareket etmek ve acemi davranış kalıpları bu yazının temel konuları arasında.

Bölüm 5 – Sosyal Hayattan Kadınlarla Tanışmaya

Reddedilme korkusu ve kadınlarla tanışmayı küçümsemek

Kadınlarla tanışma konusundaki isteksizliğin altında bazen bunun “gereksiz” olduğuna dair düşüncelerden çok reddedilme korkusu bulunabilir. Yazı aynı zamanda günümüz erkeklerinin yabancı insanlarla daha az konuşması ve yüz yüze sosyal hayattan giderek uzaklaşması üzerinde duruyor.

Bonus – Sosyal Hayatı Kadınlarla Tanışmaya Taşımak

Aşağıdaki yazılar genel sosyalleşme rehberinin zorunlu parçaları değil. Fakat sosyal hayatınızı geliştirmeye başladıktan sonra, bu sosyal ortamları kadınlarla daha doğal şekilde tanışmak için nasıl kullanabileceğiniz konusunda faydalı olabilirler.

Kadınlarla tanışmada gülümsemenin önemi

Göz teması ve doğal bir gülümseme gibi son derece basit davranışlar, insanlarla ve özellikle hoşlandığınız kadınlarla iletişime girerken düşündüğünüzden daha fazla önem taşıyabilir. Yazı, bu küçük sosyal sinyallerin kadınlarla tanışmadaki rolünü ele alıyor.

Sosyal ortamlarda beğendiğimiz kıza nasıl yürüyebiliriz?

Kulüp, kurs, okul veya arkadaş çevresi gibi tekrar tekrar karşılaşacağınız insanların olduğu ortamlarda doğrudan ve hızlı hareket etmek her zaman doğru yaklaşım değildir. Bu yazı, sosyal ortamlarda tanışmayı zamana yaymanın ve karşılıklı ilgiyi gözlemlemenin nasıl yapılabileceğini anlatıyor.

Spor salonunda kızlarla nasıl tanışılır?

Spor salonu, bar veya gece kulübünden farklı sosyal kuralları olan, aynı insanları tekrar tekrar gördüğünüz bir ortamdır. Bu nedenle kadınlarla tanışırken hızlı bir yaklaşım yerine önce ortamın doğal bir parçası olmak ve normal sosyal etkileşim kurmak daha uygun olabilir.

Sonuç: Önce Sosyal Bir Hayat Kurun

Kadınlarla tanışmak için sosyal hayat kurmaya çalışmakla, zaten iyi bir sosyal hayata sahipken bu hayat içerisinde kadınlarla tanışmak arasında büyük fark vardır.

Amaç yalnızca daha fazla kadının bulunduğu ortamlara girmek olmamalı.

Arkadaşlarınız olsun. Yeni insanlar tanıyın. Birden fazla sosyal çevreniz olsun. İnsanları birbirleriyle tanıştırın. Etkinliklere katılın, zaman zaman etkinlikleri siz düzenleyin. Bir topluluğun yalnızca tüketicisi değil, parçası olun.

Başlangıçta bunların hiçbiri doğal gelmeyebilir. Özellikle uzun süre izole yaşadıysanız ilk sosyal ortamlarınızda gergin, sessiz veya beceriksiz hissedebilirsiniz.

Bu normal bir başlangıç noktasıdır.

Sosyal beceri, sosyal hayattan önce kazanmanız gereken bir özellik değil; sosyal bir hayat yaşamaya başladıkça geliştirdiğiniz bir beceridir.

Narsist olması ile borderline olmasının bir farkı yok.

Bu makale, Dr. Tara J. Palmatier, PsyD’nin Help for Men YouTube kanalındaki “Why BPD and NPD Differences Don’t Matter” başlıklı yayınından çevrildi.

Borderline kişilik bozukluğu olan kişilerdeki istismar davranışlarını narsisistik, histrionik ve diğer B kümesi kişilik bozukluklarıyla birlikte ele aldığımda, hemen her defasında benzer yorumlar alıyorum:

“Borderline olanlarla narsisistler aynı değildir. Borderline kişiler sizi bilerek manipüle etmez. Psikolojik olarak hayatta kalmaya çalışırlar. Terk edilmekten korkarlar. Empati kurabilir, suçluluk ve gerçek pişmanlık hissedebilirler. Böyle davranmalarının nedeni acı çekmeleridir. Üstelik borderline tedavi edilebilir. Onları neden narsisistlerle aynı gruba koyuyorsunuz?”

Ardından genellikle klinik ayrımları yeterince gözetmediğim söyleniyor. Bazen buna azar, utandırma ve benim hakkımda amatör psikolojik çözümlemeler de eşlik ediyor.

Peki, şöyle düşünelim: İki kişi denize giriyor. Birine kaplan köpekbalığı, diğerine büyük beyaz köpekbalığı saldırıyor. İkisi de bir bacağını kaybediyor. Sonra bir deniz biyoloğu, kaplan köpekbalığının saldırdığı kişinin hastane odasına girip şöyle diyor:

“Bir dakika. Burada biraz daha dikkatli ayrım yapmalıyız. Kaplan köpekbalıklarıyla büyük beyazlar aynı değildir. Aynı nedenlerle saldırmazlar. Size saldıranın içsel motivasyonu tamamen farklıydı. Onları aynı gruba koymak haksızlık.”

Çok ilginç. Ama adamın bacağı hâlâ yok.

Benim üzerinde durduğum mesele de bu: Siz istismara uğrarken, karşınızdaki kişinin davranışını açıklayan tanısal farklılıklar, o anda ne yapmanız gerektiği sorusunun ne kadarını cevaplıyor?

Farklı tanılar, benzer zararlar

Borderline kişilik bozukluğu ile narsisistik kişilik bozukluğunun farklı tanılar olduğunu biliyorum. Uzun zamandır psikoloğum. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimimde bu ayrımlar işlendi. Birbirleriyle örtüşen ilişki davranışlarını tartışmak, iki bozukluğun psikolojik açıdan özdeş olduğunu ileri sürmek değildir.

Farklı psikolojik mekanizmalar, ilişkilerde çok benzer sonuçlar doğurabilir. Başka bir ifadeyle, farklı yollar aynı yere çıkabilir.

Yıllar önce yazdığım bir makalede bunu arsenik ve siyanür üzerinden anlatmıştım. Kimyasal olarak farklıdırlar ama ikisi de zehirdir. Köpekbalığı örneğinde de aynı durum geçerli. İki türün farklı olması, ikisinin de ciddi zararlarını birlikte konuşmamıza engel değil.

Üstelik gerçek insanlar, tanı kitaplarındaki kategorilerin kusursuz ve birbirinden yalıtılmış örnekleri de değiller. Bir kişide farklı şiddetlerde çeşitli özellikler bulunabilir. Birden fazla kişilik bozukluğunun ölçütlerini karşılayabilir. Her biri için tam tanı ölçütlerini karşılamadan da belirgin narsisistik, borderline, histrionik, paranoid veya antisosyal özellikler gösterebilir.

İçsel yapı farklı olabilir. Terk edilmeye duyarlılık, hak görme, empati güçlükleri, kimlik sorunları ve davranışa ilişkin farkındalık düzeyi de farklı olabilir. Fakat istismar içeren bir ilişkiden söz ediyorsak, özellikle de istismara uğrayan kişinin pozisyonundan bakıyorsak, koltukta oturup istismarcıya tanı koymaya çalışmaktan daha önemli sorularımız var.

Partnerinize hayır dediğinizde ne oluyor? 

Bir sınır koyduğunuzda nasıl tepki veriyor? 

Olayları onun anlattığından farklı hatırladığınızı söylediğinizde ne yaşanıyor?

Arkadaşlarınızla veya ailenizle vakit geçirmek istediğinizde başınıza ne geliyor?

Sizin ayrı bir insan olmanıza, kendi kararlarınızın bulunmasına tahammül edebiliyor mu?

Sizi incittiğinde gerçek bir sorumluluk alabiliyor mu? 

Kendi istekleri karşılanmadığında da size empati gösterebiliyor mu? 

Reddedildiğini, eleştirildiğini, kıskandığını veya terk edildiğini hissettiğinde misillemeye başvuruyor mu?

Öfkeyi, suçluluk hissettirmeyi, tehditleri, geri çekilmeyi, asılsız suçlamaları, maddi baskıyı, çocukları, cinselliği veya kendine zarar verme tehditlerini sizi istediği gibi davranmaya zorlamak için kullanıyor mu? 

İlişkiyi bitirmeye çalıştığınızda ne oluyor?

Bunlar, her gün gerçekte neyle yaşadığınızı anlamanıza yardım eden sorular. “Ama borderline ile narsisizm farklıdır” demek, bu çok daha önemli soruların hiçbirini cevaplamıyor.

Partneriniz size vuruyorsa şiddet uyguluyordur. Sizi cezalandırmak için çocukları kullanıyorsa onları çatışmanın ortasına çekiyordur. Ayrılmanızı engellemek için intihar tehdidini kullanıyorsa, şantaj ve tehdit ile baskı ve kontrol kurmaya çalışıyordur. Bunun altında terk edilme korkusu, narsisistik incinme veya birkaç farklı etken bulunması, davranışın size feci derecede verdiği zararı ortadan kaldırmaz.

Çifte standart: Borderline kadında sebeplere, narsist erkekte davranışlara odaklanmak

Bu tartışmalarda dikkatimi çeken başka bir şey var. Borderline bir kadın çoğu zaman iç dünyası üzerinden anlatılıyor: Travması var, duygularını düzenleyemiyor, kendini kontrol edemiyor, böyle olmayı kendisi seçmedi.

Narsisistik bir erkek ise dışarıdan görülen davranışlarıyla anlatılıyor: Kontrol ediyor, sevgi bombardımanı yapıyor, cezalandırıyor, istismar ediyor.

Bu anlatım yüzünden borderline kadın daha fazla şefkat uyandırıyor. Birinin yaşadığı sıkıntıyı, diğerinin yaptığı kötülükleri anlatıyorsunuz. Oysa dışarıdan bakıldığında bu iki insan grubunun davranışlar ve verdikleri zararlar birbirlerine çok benziyorlar, hatta çoğu zaman aynılar.

Bakış açısını değiştirdiğimizi ve narsist erkeği de iç dünyası üzerinden anlattığımızı düşünelim. “Eleştirildiği için öfkeye kapılıp eşini duvara çarptı” demek yerine, aynı erkeği de şöyle anlatabilirsiniz: “Kırılgan benlik saygısı, dayanılmaz bir utanç ve aşağılanma duygusuyla sarsıldı; psikolojik olarak dağılmaya karşı ilkel savunmaları harekete geçti.”

Bir anda daha anlayışlı bir açıklama elde ettiniz. Fakat bu, adamın eşini duvara çarpmış olduğu gerçeğini değiştirmedi.

Şimdi tersini yapalım. “Partneri ayrılmak istediğinde yoğun terk edilme korkusu yaşadı ve duygusal kontrolünü kaybetti” yerine, kadının yaptıklarını anlatalım: Eşi ilişkiyi bitirirse kendisini öldürmekle tehdit etti. Çocukları götürmesine izin vermedi. Telefonunu kırdı, kollarını tırmaladı ve ardından polisi arayıp yalan söyledi, onu istismarla suçladı.

İçeride yaşanan dehşetle dışarıdaki yıkıcı davranışlar aynı anda var olabilir. Bu iki anlatım birbirini dışlamaz. Değişen şey, hikâyenin hangi bölümünü öne çıkardığınız ve dinleyicide hangi duyguyu oluşturduğunuzdur.

Partnerinizin travması, size uyguladığı istismarı daha az istismar hâline getirmez. Yalnızca davranışı gerçekleştiren kişinin sıkıntısına odaklanırsanız, hemen her yıkıcı davranışı daha fazla şefkat uyandıracak biçimde anlatabilirsiniz.

Benim sorum şu: Psikolojik açıklama hangi noktada yararlı bir bağlam olmaktan çıkıp sorumluluktan muafiyet sağlayan bir mazerete dönüşüyor?

Altta yatan psikolojiyi anlamanın tanı, tedavi ve risk değerlendirmesi açısından değeri vardır. Ama köpekbalığını anlamakla, saldırıya uğrayan insanı köpekbalığından kurtarmak aynı iş değil. Saldırıya uğrayan insanın asıl yapması gereken şey köpekbalığından kurtulmak, onu anlamak değil.

Toksik partnerin neden böyle davrandığını anlamaya çalışmayın

İstismara uğrayan danışanlarla çalışırken, partnerlerinin neden böyle davrandığını anlamaya çalışmaya saplanıp kalmalarını genellikle teşvik etmiyorum. Çünkü toksik bir insanın toksik davranışını anlamak için dikkate almaları gereken açıklamalardan en önemlisi ve muhtemelen tek bilmeleri gereken şu: Bu davranışı yapıyor zira bu davranış sizi kontrol etmesini, sizden istediği sonucu almasını sağlıyor.

Partneriniz gerçekten sıkıntı yaşıyor diyelim. Peki, neyin sıkıntısını yaşıyor? Kendisine hayır denmesinin mi? Sorumluluk almasının istenmesinin mi? Yeterince ilgi görmediğini düşünmesinin mi? Sizin sınırlarınızın olmasının mı? Ondan bir yetişkin gibi davranmasını beklemenizin mi?

Onun sıkıntısının gerçek olması, sizin ona haksızlık yaptığınız veya bu sıkıntıyı sona erdirmekten sorumlu olduğunuz anlamına gelmez.

Öfke, tehdit, suçlama ve diğer zorlayıcı davranışlar tekrar tekrar güvence, ilgi, kontrol veya karşı tarafın boyun eğmesiyle sonuçlanıyorsa, bu davranışların devam etmesini sağlayan bir düzen oluşur. Bunun ne kadarının bilinçli olduğu, ne kadarının öğrenilmiş davranışlardan veya başka psikolojik süreçlerden kaynaklandığı, sizin ve çocuklarınızın üzerindeki aşırı zararlı etkiyi ortadan kaldırmaz.

Üstelik “Neden böyle davranıyor?” sorusu her zaman yalnızca anlamaya yönelik değildir. Bazen inkâr ve pazarlığın bir parçasıdır.

“Aşık olduğum kadına ne oldu? Ne değişti? Ben neyi yanlış yaptım? Başka türlü davransaydım bunlar olmaz mıydı? İlişkinin başındaki hâline dönmesi için ne yapabilirim?”

Çünkü şu anda gördüğünüz davranışları kabul etmek, sahip olduğunuzu sandığınız ilişkiyi bırakmak anlamına gelebilir. Başlangıçtaki aşk bombardımanı sırasında tanıdığınızı sandığınız kişiyi geri getirecek bir formülün sizin elinizde olmadığını kabul etmek zorunda kalabilirsiniz.

Bu sırada partneriniz değişmesinin nedeninin siz olduğunuzu söylüyor olabilir:

“Sen daha ilgili olsaydın böyle olmazdım. Beni gerçekten sevseydin bunları yaşamazdık. Beni bu hâle sen getirdin.”

Bir süre sonra bu yalana siz de buna inanmaya başlayabilirsiniz. Onu siz değiştirdiyseniz, belki yaptığınız hatayı bulup düzelterek eski hâline döndürebilirsiniz. Köpekbalığını durmadan çözümlemeye çalışmanın tuzağa dönüştüğü yer burasıdır.

Anlamak, ne zaman mazeret üretmeye dönüşüyor?

Çocukluğunu öğreniyorsunuz. Travmalarını, bağlanma biçimini, tetikleyicilerini ve kişilik özelliklerini araştırıyorsunuz. Sonra düşünceleriniz şu yönde ilerlemeye başlıyor:

“Belki eleştirilmek ona çok ağır geliyor. Belki o kadar gerginken duygularımı anlatmamalıydım. Belki kendisini öldürmekle tehdit etmesi manipülasyon değildi; yalnızca çok çaresizdi.”

Gerçekten çaresiz hissetmiş olabilir. Fakat çaresizlik ile zorlayıcı kontrol birbirini dışlayan şeyler değildir.

Sonra şu sonuca geliyorsunuz: “Ona yeterince güvende olduğunu hissettirebilirsem bir daha yapmaz.” Böylece yeniden başladığınız yere dönüyorsunuz. Kendi davranışlarınızı, onun size kötü davranmasını engellemek etrafında düzenliyorsunuz. Hâlâ onun istismarının durması için sizin neyi farklı yapmanız gerektiğini soruyorsunuz.

Anlamak açıklamaya, açıklamak gerekçelendirmeye, gerekçelendirmek mazeret üretmeye, mazeret üretmek uyum sağlamaya dönüşebiliyor. Sonunda uyum sağladığınız şey, istismara maruz kalmaya devam ettiğiniz bir hayat oluyor.

Empati kurmak veya anlamaya çalışmak kendiliğinden istismarı sürdürmek anlamına gelmez. Ancak danışanlarımın önemli bir kısmında sorun, istismar eden partnere karşı empati eksikliği değil. Tam tersi.

Muhtemelen onun hakkında zaten çok şey biliyorsunuz. Hangi konuların açılmaması gerektiğini, hangi arkadaşların sorun çıkaracağını, ne zaman hiçbir yanlış yapmadığınız hâlde özür dilemeniz gerektiğini biliyorsunuz. Onun duyguları daha büyük ve daha önemli sayıldığı için kendi duygularınızı ne zaman bastıracağınızı da biliyorsunuz.

Ruh hâlindeki küçük değişiklikleri, ses tonunu, beden dilini, hatta iç çekişini bile takip ediyor olabilirsiniz. İstismar içinde yaşayan insanlar bunu öğrenir. Sevgi dolu bir ilişkide yaşamak için sürekli böyle tetikte olmak gerekmez.

Kontrolün oluşması için her şeyin önceden planlanması gerekmez

Bir başka itiraz şu: “Narsisistler bilinçli olarak manipüle eder. Borderline kişiler ise bilerek yapmaz; yalnızca duygularını düzenleyemez.”

Oysa olasılıklar bu iki seçenekten ibaret değildir. Zorlayıcı kontrolün oluşması için birinin sabah kalkıp “Bugün partnerimi nasıl yönlendireyim?” diye ayrıntılı plan yapması gerekmiyor.

Diyelim ki arkadaşlarınızla buluşmak istediğiniz her seferinde partneriniz öfke patlaması yaşıyor. Belki sizi bilinçli olarak yalnızlaştırmaya çalışıyor. Belki gerçekten terk edilme paniği yaşıyor. Belki ikisi birden var.

Bu yeterince tekrarlandığında arkadaşlarınızı görmeyi bırakıyorsunuz. Çünkü giderseniz ne olacağını biliyor ve bir kez daha aynı olaylarla uğraşmak istemiyorsunuz. Artık size açıkça “Arkadaşlarınla görüşemezsin” demesi gerekmiyor. Arkadaşlarınızı görmenin bir bedeli olduğunu öğrendiniz.

Her itiraz ettiğinizde öfkeleniyorsa, bir süre sonra itiraz etmekten vaz geçiyorsunuz. Telefonunuzu ve şifrelerinizi vermediğinizde sizi aldatmakla suçluyorsa, sonunda mahremiyetinizden vazgeçiyorsunuz. İşe gitmek için evden çıktığınızda kendisine zarar vermekle tehdit ediyorsa, sabah alarmını duymaktan bile korkar hâle gelebiliyorsunuz.

Öğrendiğiniz ders şu oluyor: “Kendi kararımı verirsem kötü bir şey olacak. Onun tepkilerinden ben sorumluyum. Yanlış bir hareket yaparsam yeniden patlayacak.”

Bunun oluşması için sizin gerçekten yanlış yaptığınıza inanmanız bile gerekmiyor. Bir sonraki öfke nöbetini, suçlamayı veya çocukların önünde yaşanacak sahneyi önlemek, sonrasındaki cezayla uğraşmaktan daha kolay görünmeye başlıyor.

Davranışlarınız onun tepkilerini önlemek etrafında şekilleniyorsa, bu düzenin kontrol edici ve istismar edici olması için her ayrıntının bilinçli tasarlanmış olması şart değildir.

“Ne yaptığının farkında değil” açıklaması yeterli mi?

Pek çok danışanım, partnerine davranışlarının etkisini anlatmayı defalarca denedi. Öfkenin, tehditlerin, suçlamaların kendilerini nasıl etkilediğini açıkladılar. Sakin konuştular, empati kurdular, kelimelerini büyük dikkatle seçtiler. Bazen de tükenmişlik içinde ne düşündüklerini açıkça söylediler.

Benim karşılaştığım örneklerde, nasıl anlattıklarından bağımsız olarak bu konuşmalar çoğu zaman iyi gitmiyor. Partnerleri öfkeleniyor, söylenenleri reddediyor, onların fazla hassas olduğunu ileri sürüyor veya sınır koymayı kendisine yapılan bir kötülük gibi sunuyor.

“Sen beni suçluyorsun. Asıl bana kötü davranan sensin. Senin yanında kendimi güvende hissetmiyorum.”

Böylece davranışın etkisini anlatmanız, size yöneltilen yeni saldırının gerekçesine dönüşüyor. Konuşma yeniden onun mağduriyeti etrafında dönmeye başlıyor.

Bir insan neden böyle tepki verdiğini anlamıyor olabilir. Bu, ne yaptığı ve bunun sizi nasıl etkilediği kendisine hiç söylenmemiş demek değildir. İkisini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Siz yıkıcı davranışı dile getiriyorsunuz; o davranışı konuşmaya çalışmanız cezalandırılmanızın yeni nedeni oluyor. Tanı farklılıkları, bu örüntünün size ne yaşattığını değiştirmiyor.

Empati kapasitesi ile empatik davranmak aynı şey değil

“Ama empati kurabiliyor” deniyor. Peki, sizinle anlaşamadığında, size öfkelendiğinde, sizi kendi sıkıntısının nedeni olarak gördüğünde de bu empatiyi sürdürebiliyor mu?

Empati kapasitesinin bulunmasıyla tutarlı biçimde empatik davranmak aynı şey değildir. Bazen gerçek pişmanlık da yaşanabilir. Ancak kendi çalışmalarımda sıkça gördüğüm başka bir durum var: Kişi, size yaptığından çok, yaptığının kendi hayatında doğurduğu sonuçlar için üzülüyor.

Sizi incittiği için üzülmek ile sizi kaybetmekten, sonuçlarla karşılaşmaktan veya istediğini elde edememekten dolayı üzülmek aynı değildir.

Pişmanlık da tek başına sorumluluk almak değildir. Asıl soru şu: Davranışının sorumluluğunu taşımaya tahammül edebiliyor mu? Çünkü sorumluluk alınmadan anlamlı değişim ve gelişim beklemek güçleşiyor.

Değişmeyi gerçekten isteyebilir. Fakat değişmek istemekle, bunun gerektirdiği zor işi yapmak farklı şeylerdir. Pazar sabahı içtenlikle ağlayıp pişmanlık gösterebilir ve pazar öğleden sonra aynı davranışı tekrarlayabilir. Burada yalnızca gözyaşlarının gerçek olup olmadığını tartışmak yeterli değildir. Anlamlı ve kalıcı olarak neyin değiştiğine bakmanız gerekir.

“Tedavi edilebilir” sizin ilişkiniz için bir garanti değildir

Bir başka savunma da “Borderline tedavi edilebilir” ifadesi. Bu sözden, tek başına taşıyabileceğinden çok daha fazla sonuç çıkarılıyor.

Anlamlı değişim; bir sorun olduğunu kabul etmeyi, sorumluluk almayı, tedaviye düzenli katılmayı, zorlayıcı geri bildirimlere tahammül etmeyi, duygusal olarak zorlanırken yeni davranışları uygulamayı ve bunları yeterince uzun süre sürdürmeyi gerektirir. Üstelik yalnızca terapistin odasında değil, günlük yaşamda da.

Tedavi edilebilir olmak, ilişkinin başındaki sevgi bombardımanına geri döneceği anlamına gelmez. Şu anda sizin için güvenli bir partner olduğunu veya belirli bir süre sonra mutlaka güvenli olacağını da göstermez.

Belirtilerin azalmasıyla yaşamın ve ilişkilerin sağlıklı işlemesi aynı şey değildir. Bir kişinin artık tanı için yeterli sayıda ölçütü karşılamaması, ilişkilerinde, işinde ve hayatında iyi işlev gösterdiğini tek başına kanıtlamaz.

Tedavi araştırmalarına katılan, sürece devam eden ve tamamlayan kişiler hakkında elde edilen sonuçlar, sizin partnerinizin ne yapacağını söylemez. Terapiye yalnızca terapistin sizi düzelteceği beklentisiyle gelen biriyle, kendi davranışları üzerinde dürüstçe çalışmaya hazır biri aynı durumda değildir.

Sizin için önemli olan, partnerinizin dürüstçe katılım gösterip göstermediği, sorumluluk alıp almadığı, davranışlarını değiştirip değiştirmediği ve bu değişimin terapi odasının dışında sürüp sürmediğidir.

Partnerinizin empati kapasitesi bulunması, pişmanlık göstermesi veya değişmek istediğini söylemesi, tedavinin işe yarayıp yaramayacağını görmek için istismar içeren bir ilişkide kalmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.

Şu sorulara ihtiyacınız var: Bu ilişki şu anda benim için güvenli ve sağlıklı mı? Gerçek bir davranış değişimi nasıl görünürdü? O değişim, güvenebilmem için yeterince uzun süredir devam ediyor mu?

Klinik ayrıntılara dikkat etmek, istismara mazeret bulmayı gerektirmez

Borderline kişilik bozukluğu olan biriyle çalışıyor olsaydım, terk edilme korkularını, duygularını düzenlemekteki güçlüklerini, kimlik sorunlarını ve travma geçmişini elbette anlamak isterdim. Ama bunu, bu sorunlar üzerinde çalışabilmek için yapardım. Çevresindeki herkesin daha fazla anlayış göstermesi ve yıkıcı davranışlara uyum sağlaması gerektiğini söylemek için değil.

Travmatik bağlarla ilişkide kalan, başkalarını kurtarmaya çalışan ve diğer yetişkinlerin duygularının sorumluluğunu üstlenen danışanlarımla da benzer bir yaklaşım izliyorum. Neden gereğinden fazla sorumluluk üstleniyorsunuz? Neden kurtarmaya çalışıyorsunuz? Neden tahammül etmemeniz gereken davranışlara tahammül ediyorsunuz?

Bu örüntülerin nereden geldiğini anlamak yararlıdır. Ancak bir noktada, kendi davranışlarınız içinde neleri değiştirebileceğinize geçmeniz gerekir. Anlamak, çalışmanın başlangıcıdır; tamamı değildir.

Farklı kişilik yapıları, davranışları farklı etkenlerin harekete geçirdiği ve tedavide farklı konuların ele alınması gerektiği anlamına gelir. Bir tanının, kişinin içsel acısı sürekli öne çıkarıldığı için sorumluluktan muaf tutulması gerektiği anlamına gelmez.

Benim bu konudaki çalışmalarımın odağında istismara uğrayan kişiler var. Bir adam “Bana zarar veriyor” dediğinde, konuşmanın hemen ona zarar veren kişinin ne kadar acı çektiğine dönmesi başlı başına dikkate değer.

İstismara uğrayan kişinin gördüğü zararı konuşurken de aynı şey yapılıyorsa, onun deneyimi yine arka plana itiliyor. Köpekbalığının davranışını anlamak, saldırı hikâyesinin başkahramanını köpekbalığı yapmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.

Ona kıyıdan da şefkat duyabilirsiniz

Birinin terk edilme korkusunu anlayabilir ve kendi iyilik hâlinizi bu korkuya teslim etmeyebilirsiniz. Şefkati ve etkili psikolojik yardımı hak ettiğini düşünebilir, partnerinin de aynı şeyleri hak ettiğini kabul edebilirsiniz.

Başka birinin travmasının, sizi tekrar tekrar travmatize etme hakkı vermediğine karar verebilirsiniz. Kendinizi korumayı seçmeden önce ona kusursuz bir tanı koymanız gerekmez. Borderline olabilir, narsisistik özellikler taşıyabilir, birden fazla sorun yaşayabilir veya hiç tanı almamış olabilir. Yine de size gerçekte ne yaptığına bakabilirsiniz.

Bu nedenle yalnızca “Bunu neden yapıyor? Neyi tetikledim? Onu durdurmak için ne yapmalıyım? Başlangıçtaki kadını nasıl geri getiririm?” sorularıyla kalmanızı istemiyorum. “Beni bu ilişkide tutan ne? Bana tekrar tekrar zarar veren birine bağlı kalmamın altında ne var?” sorularını da sormanızı istiyorum. Yalnızca “Çünkü onu seviyorum” demek, bunları yeterince açıklamıyor.

Benim önceliğim, suda kanayan ve hâlâ saldırıya uğrayan kişiye yardım etmek. Bazen önce neden sudan çıkması gerektiğini anlaması üzerinde uzun süre çalışıyoruz. Bazen çocuklar, para veya başka gerçek koşullar yüzünden hemen tamamen çıkamıyor. Bazen de ilişkinin bitmesi, özellikle ortak çocuklar varsa, diğer kişinin hayatından çıkması anlamına gelmiyor.

O zaman elimizdeki koruma imkânları üzerinde çalışıyoruz: sınırlar, kısa ve konuya odaklı iletişim, yaşananları kayıt altına alma, gri kaya yaklaşımı, paralel ebeveynlik ve iletişim uygulamaları gibi maruziyeti azaltabilecek yollar.

Ben tanıları aynılaştırmıyorum. Birbirleriyle örtüşen istismar davranışlarını, bunlara maruz kalan kişi açısından taşıdıkları önem üzerinden birlikte ele alıyorum.

Köpekbalığına kıyıdan da üzülebilirsiniz. Birinin acısını kabul etmek için onun size zarar vermeye devam edebileceği yerde kalmanız gerekmez.

Kalp krizine giden yol 20’li yaşlarda başlıyor

Kalp hastalığının ileri yaşlarda ortaya çıkan bir sorun olduğunu düşünmeye alıştık. İnsanların zihninde kalp krizi; 50’li, 60’lı, 70’li, hatta 80’li yaşlarda karşılaşılabilecek bir olay. Fakat kalp hastalığı çoğu zaman kalp krizinin yaşandığı gün başlamıyor. O gün, yıllardır sessizce ilerleyen bir sürecin görünür hâle geldiği gün oluyor.

Peki kalp hastalığı gerçekten ne zaman başlıyor?

Gençlerde aterosklerozun nedenlerini inceleyen bir çalışmada araştırmacılar, trafik kazalarında hayatını kaybeden, 15 ile 34 yaşları arasındaki yaklaşık 3.000 gencin otopsilerini değerlendirmiş. İncelenen gençlerin damar sistemlerinin bir bölümünde erken aterosklerotik değişiklikler görülmüş. Buna ergenler de dahil. Gençler 20’li yaşlarına ulaştıklarında, damarın içindeki kan akış alanına doğru çıkıntı oluşturmaya başlayan plaklar, azımsanamayacak bir bölümünde çoktan ortaya çıkmaya başlamış.

Bogalusa Kalp Çalışması da iki yaşından 39 yaşına kadar uzanan bir yaş grubunu incelenmiş. Otopsiler, damarlardaki hastalığın yaygınlığının kişinin yaşamı boyunca taşıdığı kalp ve damar risk faktörlerinin sayısıyla doğrudan arttığını gösteriyor ki bu ilişki çocuklarda bile görülüyor.

Güncel ulusal verilerde, en azından ABD’de, kalp krizlerinin yaklaşık beşte birinin artık 35 yaşın altındaki kişilerde görüldüğü belirtiliyor. Üstelik bunların dörtte birine kadar olan bölümünde geleneksel risk faktörleri bulunmayabiliyor. Yani genç olmak tek başına koruyucu bir kalkan değil. İnce görünmek, spor yapıyor olmak ya da daha önce yüksek tansiyon tanısı almamış olmak da damarların içinde hiçbir şey yaşanmadığı anlamına gelmiyor.

INTERHEART adlı, 52 ülkede yaklaşık 30.000 kişiyi kapsayan bir çalışmada, değiştirilebilir dokuz risk faktörünün ilk kalp krizi riskinin yaklaşık yüzde 90’ını açıkladığı görülmüş. Genetiğin elbette bir rolü var; ancak günlük hayatın etkisi çok daha büyük. Ve bu aynı zamanda iyi haber. Çünkü yaşamınızda değişiklik yapmaya ne kadar erken başlarsanız, bu değişikliklerin olumlu etkisi zamanla o kadar fazla birikir.

Ateroskleroz nedir ve damarınızın içinde ne olur?

Bahsettiğimiz sürecin tıbbi adı ateroskleroz. Damarların içinde birikme ve sertleşme sürecinden söz ediyoruz.

Koroner arterler, kalbin çevresini saran ve kalp kasına kan ile oksijen taşıyan küçük damarlar. Kalp kasının çalışabilmesi ve kan pompalayabilmesi için bu damarlardan sürekli beslenmesi gerekiyor. Koroner damarlardan biri tıkandığında ortaya çıkan olay, basitçe ifade edersek, kalp krizi.

Bir atardamarı bahçe hortumu gibi düşünün. Hortumun içinden akan su, kanınız. Hortumun iç yüzeyi ise endotel adı verilen, tek katlı ve canlı bir hücre tabakasıyla kaplıd. Bu tabaka adeta yapışmaz bir kaplama gibi davranıyor. Sürekli olarak nitrik oksit adlı bir molekül üretiyor ve nitrik oksit damarların gevşek ve açık kalmasına yardım ediyor, inflamasyonu da mümkün olduğunca sınırlı tutuyor.

Acil serviste bu mekanizmadan ilaç olarak yararlanılıyor. Kalp krizi geçiren bir hastaya ilk verilen ilaçlardan biri GTN, yani gliseril trinitrattır. Bu ilaç koroner damarlarda güçlü bir nitrik oksit etkisi oluşturarak damarların hızla açılmasına yardım ediyor. Damarlarınızın her saniye ürettiği bu molekül o kadar önemli ki acil tıpta onun sentetik etkisinden yararlanılıyor.

Şimdi yeniden bahçe hortumuna dönelim. Yıllar boyunca o hortumun içinden çok sıcak, şekerli ve hafif aşındırıcı bir sıvı geçirdiğinizi düşünün. Zamanla hortumun iç yüzeyi hasar görüyor, yapışmaz kaplama pürüzlenmeye, bazı yerlerde bozulmaya başlıyor. Daha az nitrik oksit üretiliyor, hortum sertleşiyor ve esnekliğini kaybediyor.

Damarın iç yüzeyi hasar gördüğünde bağışıklık hücreleri o bölgeye geliyorlar ve hasarlı noktaya takılıyorlar. Sonra da damar duvarına geçen LDL kolesterolü içine almaya başlıyor. Zaman içinde kolesterolle dolmuş bu bağışıklık hücreleri; kalsiyum ve lifli dokuyla birleşerek plak dediğimiz yapıyı oluşturuyorlar.

Daha önce bahsettiğimiz çalışmada, 15-19 yaş grubunun tamamında, plağın en erken biçimi olan yağlı çizgilenmeler görülmüştü. 25-34 yaş grubuna gelindiğinde ise kanın aktığı alana doğru yükselen plaklar yaklaşık yüzde 20 oranında mevcut. Bir insan 40 yaşında kalp krizi geçirdiğinde, o krize zemin hazırlayan plak çoğu zaman ergenlik yıllarından beri sessizce büyüyor.

Modern hayat damarları neden daha hızlı yıpratıyor?

Ateroskleroz, hasara karşı uzun yıllar devam eden bir tepki ve günümüzde bu hasarın birden fazla kaynağı aynı anda devrede. Üstelik bunların bir bölümü, bir ya da iki nesil önce bugünkü yoğunlukta olmayan nedenler.

Gençlerde hastalığı ilerlettiği gösterilen yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, glikoz intoleransı, obezite ve sigara kullanımı gibi riskler son yıllarda daha belirgin hâle geldi. Genç yetişkinlerde metabolik sendrom oranı yaklaşık 20 yıldır artıyor. Birçok ülkede obezite ya da tip 2 diyabet görülen gençlerin oranı 2000’li yılların başından bu yana kabaca iki katına çıktı.

Fakat mesele yalnızca geleneksel risk faktörlerinden ibaret değil. Kalp krizi geçirmiş 40 yaş altındaki kişilere odaklanan yakın tarihli sistematik incelemelerde, hastaların dörtte birine kadar olan kısmında bu geleneksel faktörlerin hiçbirinin bulunmadığı görülüyor. Bunların yerine kronik psikolojik stres, kötü uyku, hareketsiz çalışma, uyarıcı madde kullanımı, sosyal izolasyon, otoimmün hastalıklardan ya da tedavi edilmemiş diş sorunlarından kaynaklanan kronik inflamasyon gibi yeni etken kümeleri karşımıza çıkıyor. Genç kadınlarda ise bazen hiç plak bulunmadan, koroner damar duvarında yırtılma anlamına gelen spontan koroner arter diseksiyonu görülebiliyor.

Genç insanların kalbini aynı anda etkileyen beş şey

Modern yaşam genç bir insanın damarlarında aynı anda beş temel baskı oluşturuyor. Üstelik bu beş unsur birbirini güçlendiriyor.

1. Yediklerimiz

Ultra işlenmiş gıdalar, rafine karbonhidratlar, ilave şeker ve endüstriyel tohum yağları bakımından zengin; lif ve bitkisel besinler bakımından fakir modern beslenme düzeni kötü kolestrolü yani LDL kolesterolü yükseltiyor, düşük düzeyli kronik inflamasyonu ve damar sertliğini destekliyor. Damarların iç yüzeyi için doğrudan zararlı olan tekrarlayan kan şekeri yükselmelerine neden oluyor.

Bu beslenme biçimi aynı zamanda karın boşluğunun derininde, iç organların çevresinde biriken visseral yağın artmasını teşvik ediyor. Bu yağ dokusu yalnızca pasif bir enerji deposu değil. Sürekli inflamatuvar moleküller salgılayarak damarlar üzerinde baskı oluşturuyor.

2014 yılında JAMA Internal Medicine’da yayımlanan bir meta-analizde, günlük kalorilerinin yüzde 25’inden fazlasını ilave şekerden alan yetişkinlerin kalp-damar kaynaklı ölüm riskinin, bu oranı yüzde 10’un altında tutanlara kıyasla yaklaşık üç kat daha fazla olduğu bulundu.

2. Nasıl uyuduğumuz

Gecede altı saatten az uyumanın koroner kalp hastalığı riskini yaklaşık yüzde 48 artırdığını biliyoruz.

Derin uyku sırasında kan basıncınızın doğal olarak düşmesi gerekir. Sempatik sinir sistemi sakinleşir, inflamasyon göstergeleri azalır ve kalp-damar sistemi gerçek anlamda dinlenir. Beş saat uyuduğunuzda bu düşüş gerektiği gibi gerçekleşmeyebilir. Kalp gece boyunca tam olarak toparlanamaz. Bu durum yıllar ve on yıllar boyunca tekrarlandığında kalp sağlığı üzerinde ciddi bir yük oluşturur.

3. Nasıl hareket ettiğimiz ya da etmediğimiz

Genç bir ofis çalışanı günde yaklaşık sekiz ila on iki saat oturabiliyor. Oturmak yalnızca egzersiz yapmamak değildir; başlı başına farklı bir fizyolojik durumdur. Bacaklardaki ve kalbe dönen kan akışı azalır, kas faaliyeti düşer ve glikozun işlenmesi bozulur.

Aerobik egzersiz, damarların endotel tabakasını onarmak için sahip olduğumuz en güçlü araçlardan biridir. Artan kan akışı damar duvarında “shear stress” adı verilen mekanik bir etki oluşturur. Bu sinyal endotele daha fazla nitrik oksit üretmesini söyler. Yani hareket yalnızca kalori yakmaz; damarınızın iç yüzeyine nasıl çalışması gerektiğini de hatırlatır.

4. Kronik stres

Stres bedeninizde iki sistemi devreye sokar ve kronikleştiğinde bu sistemleri açık bırakır. Bunlardan biri kortizol, diğeri ise adrenalin üretir.

Kortizol kan şekerini yükseltir, yağın iç organların çevresinde depolanmasını destekler, kan basıncını artırır ve inflamasyonu yükseltir. Adrenalin kalp hızını yüksek, damarları gergin ve kandaki trombositleri daha yapışkan tutar. Bu da kanın pıhtılaşma eğilimini artırarak kalp krizi gibi olaylara katkıda bulunabilir.

Görüntüleme çalışmaları, beynin stres merkezlerindeki faaliyetin yıllar sonra yaşanabilecek gerçek kalp krizlerini öngörebildiğini gösteriyor. Bu nedenle kronik stres artık kendi başına bir kalp-damar risk faktörü olarak, yüksek tansiyonla aynı ciddiyet düzeyinde ele alınıyor.

5. Sosyal izolasyon

İki milyondan fazla kişiyi kapsayan 90 çalışmalık bir meta-analizde sosyal izolasyon, kalp-damar kaynaklı ölümlerde yüzde 34 artışla ilişkilendirilmiş. Yalnızlık hissi ise herhangi bir nedenden ölüm riskinde yüzde 14 artışla bağlantılı.

Mekanizma aslında daha önce anlattıklarımızla benzer: stres tepkisinin sürekli aktif kalması, daha fazla inflamasyon, daha kötü uyku ve sağlıksız alışkanlıklar.

İnsanlar yakın topluluklar içinde yaşamak üzere evrimleşti. Modern hayat, özellikle de teknolojiyle birlikte artan sosyal kopukluk, kalbimiz açısından biyolojik olarak oldukça tuhaf bir ortam yaratıyor.

Kalp sağlığı için RESET yöntemi

Bu tabloya yaklaşırken RESET adını verdiğim bir çerçeveyi kullanabiliriz. RESET, kanıtların kalp-damar riski üzerinde sürekli etkili olduğunu gösterdiği beş alandan oluşuyor: Rest, Eating, Social connection, Exercise ve Thought/Mood. Türkçe karşılıklarıyla dinlenme, beslenme, sosyal bağ, egzersiz ve düşünce/ruh hâli.

R – Rest: Dinlenme ve uyku

Dinlenmeyi ilk sıraya koyuyorum; çünkü uykusuz kaldığınızda diğer her şey dağılmaya başlıyor. Yiyecekler karşısındaki öz denetiminiz zayıflıyor, egzersiz motivasyonunuz kayboluyor, ruh hâliniz bozuluyor ve inflamasyonunuz artıyor.

Hedef, hafta sonları da dahil olmak üzere her gece yaklaşık aynı saatlerde yedi ile dokuz saat uyumaktır. Uyku konusunda uzmanlaşmaya çalışın. Uykunuzu beslenmeniz ve egzersiziniz kadar önemli görün.

Uyandıktan sonraki ilk saat içinde ya da güneş doğar doğmaz sabah ışığı almaya çalışın. Öğleden sonra kafeini kesin; çünkü kafeinin yarı ömrü yaklaşık beş-altı saattir. Saat 15.00’te içtiğiniz kahve, 21.00’de yatağa hazırlanırken hâlâ kanınızda olabilir. Yatak odanızı karanlık ve serin tutun. Uyumadan önceki son yarım saatte telefon, televizyon ve diğer ekranları bırakın. Telefonu başka bir odada tutmak ve sıradan bir çalar saat kullanmak bu işi kolaylaştırabilir.

Yüksek sesle horluyorsanız, yorgun uyanıyorsanız ya da eşiniz gece nefesinizin durakladığını fark ettiyse uyku apnesi açısından değerlendirilmelisiniz. Uyku apnesi kötü uykunun en sık gözden kaçan ve düzeltilebilir nedenlerinden biridir; aynı zamanda kalp-damar hastalığının önemli bir itici gücüdür.

E – Eating: Beslenme

En güçlü kanıta sahip beslenme düzenlerinden biri Akdeniz tipi, yani tam gıdalara dayalı beslenmedir. Bu aslında Güney Avrupa’daki insanların yaklaşık 50 yıl önce yediği biçime oldukça benzer.

PREDIMED çalışmasında kalp-damar riski yüksek olan ve sızma zeytinyağı ya da kuruyemişle desteklenmiş Akdeniz tipi beslenen kişilerde, Akdeniz tipi olmayan düşük yağlı bir diyet uygulayanlara göre kalp krizi gibi önemli kalp olayları yaklaşık yüzde 30 daha az görüldü.

Öğünlerinizi üç temel unsurun etrafında kurun. Birincisi protein: yumurta, balık, tavuk, mercimek, fasulye, yoğurt ve zaman zaman kırmızı et. Öğün başına yaklaşık 20-40 gram protein hedeflenebilir. İkincisi sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, otlar, baharatlar, kuruyemiş ve tohumlar gibi bitkisel besinlerdir.

Bir hafta içinde yaklaşık 30 farklı bitkisel gıda tüketmeye çalışın. Bu ilk bakışta çok görünebilir; fakat otların, baharatların ve kuruyemişlerin de bu sayıya dahil olduğunu unutmayın.

Üçüncüsü sağlıklı yağlar. Temel yağınız kaliteli sızma zeytinyağı olsun; haftada birkaç kez yağlı balık tüketmeye çalışın.

Aynı zamanda üç şeyi ciddi biçimde azaltın: ultra işlenmiş gıdalar, özellikle gazlı içecek ve meyve suyu gibi sıvı biçimde alınan ilave şeker ve tek başına tüketilen beyaz ekmek ya da hamur işi gibi rafine karbonhidratlar.

Bir gıdayı neyle birlikte tükettiğiniz de önemlidir. Yumurta, avokado ve roka ile yenilen ekmek; tek başına yenilen beyaz ekmekle aynı öğün değildir. Kuruyemiş ya da yoğurtla tüketilen meyve de tek başına yenilen meyveye göre daha küçük bir glikoz yükselmesi oluşturur. Fakat varsayılan olarak ultra işlenmiş gıdaları hayatınızdan çıkardığınızda, zarar veren unsurların büyük bölümünü de çıkarmış olursunuz.

S – Social Connection: Sosyal bağ

Bazı analizler yalnızlığın kalp-damar üzerindeki maliyetini günde 15 sigara içmeyle aynı aralıkta değerlendiriyor. Kronik yalnızlık kortizolü, inflamasyonu ve kan basıncını yükseltirken uykuyu kötüleştiriyor.

Haftanın çoğu gününde gerçekten sevdiğiniz ya da hoşlandığınız biriyle en az bir yüz yüze etkileşim kurmayı hedefleyin. Telefon ya da görüntülü görüşmeler de değerlidir. Sosyal zamanı spor salonuna gitmek ya da haftalık alışveriş yapmak gibi takviminize yerleştirin. Çünkü yetişkinlikte insanlar çoğu zaman bilinçli bir karar nedeniyle değil, hayatın akışı içinde istemeden birbirinden uzaklaşıyor.

Bir zamanlar çok yakın olduğunuz biriyle bağınızı kaybettiyseniz ona mesaj gönderin. Ailenizden, yeni işinizden ya da son zamanlarda yaptığınız bir şeyden söz edin. İnsanların büyük kısmı böyle bir mesaj almaktan memnun olur. Çoğu zaman karşı taraf da ilk adımı sizin atmanızı bekliyordur.

En yakın ilişkinizin niteliği, kalp-damar sisteminiz üzerindeki en büyük sosyal girdilerden biri olabilir. Sürekli tartıştığınız ya da destek görmediğinizi hissettiğiniz bir partnerle yaşamanın gerçek bir biyolojik bedeli vardır. Bu ilişki üzerinde çalışmak, kelimenin gerçek anlamıyla bir kalp-damar müdahalesi olarak düşünülebilir.

E – Exercise: Egzersiz

Şu anda yaptığınızdan daha fazla hareket edin ve bunu üç farklı biçimde yapın.

Birincisi koşu, yokuş yukarı yürüyüş, bisiklet, yüzme ya da tempolu yürüyüş gibi aerobik egzersizdir. Temel budur. Genel hedef haftada 150 dakika orta yoğunlukta egzersizdir. Bu, haftada beş gün yaklaşık 30 dakikaya karşılık gelir. Yoğunluğunuz, derin nefes almadan uzun bir konuşma sürdürmenin zorlaştığı bir seviyede olmalıdır.

Aerobik egzersiz damarların iç yüzeyini onarmaya yardım eder, HDL kolesterolü yükseltir, kan basıncını düşürür ve insülin duyarlılığını iyileştirir.

İkincisi yüksek yoğunluklu aralıklı egzersiz, yani HIIT’tir. Bu, aerobik çalışmanın üzerine özellikle VO2 maksimumu geliştiren ek bir etki koyar. VO2 maksimum, yaşam süresiyle ilgili sahip olduğumuz en güçlü göstergelerden biridir. Haftada iki kısa HIIT seansı, yalnızca 10-15 dakika sürse bile yeterli olabilir.

Üçüncüsü direnç egzersizidir. Eskiden kas çalışmasını kalp sağlığından ayrı düşünürdük; ancak kanıtlar değişti. Kas, kandaki şekeri içine çeken başlıca dokulardan biridir. Daha fazla kas, insülinin çalışma biçimini doğrudan iyileştirir. Kuvvet antrenmanı aynı zamanda kemikleri korur, 30’lu yaşlardan sonra yavaş yavaş başlayan kas kaybını sınırlar ve herhangi bir nedenden ölüm riskini azaltır. Mümkünse haftada iki seans yapın; bacaklar, omuzlar, göğüs ve merkez bölgesi gibi büyük kas gruplarını çalıştırın.

T – Thought and Mood: Düşünceler ve ruh hâli

Buradaki amaç kronik stres tepkisini kesintiye uğratmaktır. Sinir sisteminizin gün içinde düzenli olarak savaş ya da kaç durumundan çıkıp dinlenme ve sindirim durumuna, yani parasempatik sinir sistemi hâline dönmesini istersiniz.

Bunu destekleyen üç basit yaklaşım var. Birincisi, nefes verişin nefes alıştan daha uzun olduğu yavaş nefes egzersizidir. Bu, vagus sinirini doğrudan etkinleştirir. Beş dakika bile kalp hızı değişkenliğinde, stres durumunuzla bağlantılı olumlu değişiklikler oluşturabilir.

İkincisi, özellikle yeşil ve doğal alanlarda düzenli olarak dışarıda zaman geçirmektir. Yaklaşık 20 dakikalık bir süre bile kortizolü belirgin şekilde düşürebilir.

Üçüncüsü ise mümkün olduğunda stresin gerçek kaynağıyla ilgilenmektir. Bu sizi tüketen bir iş, sizi aşağı çeken bir ilişki ya da geceleri uyanık tutan maddi bir sorun olabilir. Bir videoda bunları söylemenin, gerçek hayatta çözmekten çok daha kolay olduğunun farkındayım. Fakat bunların her biri doğrudan kalp-damar sisteminize yansır.

Sürekli düşük ruh hâli, kaygı ya da depresyon belirtileri yaşıyorsanız bunu bir kalp-damar risk faktörü olarak da ele alın. Çünkü depresyon gençlerde kalp hastalığı riskinin yaklaşık iki katıyla ilişkilidir.

Bugün başlamanız neden önemli?

Bu yazıdan çıkarmanızı istediğim temel mesaj şu: Kalp hastalığı gerçekten ergenlikte ve 20’li yaşlarda başlayabilir. Otopsilerin gösterdiği şey budur. Damarlarınızın iç yüzeyinde hissedemeyeceğiniz, göremeyeceğiniz ve standart bir testte hemen ortaya çıkmayabilecek bir hasar gelişir. Sonuç bazen ancak onlarca yıl sonra görünür olur.

Modern yaşam bu süreci kötü beslenme, yetersiz uyku, hareketsizlik, kronik stres ve özellikle teknolojiyle artan sosyal izolasyonun birleşimiyle gençlerde hızlandırıyor. Bu unsurların hepsi sonuçta aynı yola bağlanıyor: endotel hasarı, inflamasyon ve damarlarda plak birikimi.

Fakat bütün bunların cesaret verici bir tarafı var. Değişim için önünüzde geniş bir pencere bulunuyor. RESET yöntemindeki alanların her biri değiştirilebilir. Her biri, çoğu zaman haftalar içinde ölçülebilen müdahalelere yanıt verir. Üstelik bunların büyük kısmı ücretsizdir.

Aerobik egzersiz damarların iç yüzeyini onarmaya yardım eder. Uyku kalbin toparlanmasına izin verir. Beslenmeniz inflamasyonu ve kolesterolü değiştirir. Sosyal bağ kortizol düzeyini düşürür. Stres yönetimi sinir sistemini yeniden dengeye getirir. Bunlar için takviye ürün satın almanız ya da mutlaka reçeteli bir ilaca başlamanız gerekmez. Başlangıç noktalarının çoğu şu anda elinizdedir.

Eğer 20’li ya da 30’lu yaşlarınızdaysanız, her gün yaptığınız hangi şeylerin kalbinize çok yavaş biçimde zarar verebileceğini düşünmeye başlamalısınız. Bunu şimdi yaparsanız önünüzde, alışkanlıklarınızı değiştirebileceğiniz uzun yıllar var. Amaç yalnızca bugün daha iyi hissetmek değildir. Amaç, ileride yaşanabilecek bir kalp krizinin daha en başından hiç gerçekleşmemesi için elinizdeki zamanı kullanmaktır.

Kaynak: Doctor Alex – Stop Ignoring This: The Real Reason 30-Year-Olds Are Having Heart Attacks

 

Mesajlaşmada sık yapılan hatalar – Vaka çalışması

Bir takipçi, mesajlaşma sırasında en çok yapılan 2 hatayı yapmış ve bir kızla konuşması başlamadan bitmiş. Gelin mesajlaşmasına beraberce bakalım.

Mahmut abi sürekli gördüğüm, selamlaştığımız arada ufak sohbetler ettiğimiz bir kız vardı ancak bir türlü yalnız yakalayıp numarasını alamıyordum kızın. Ya onun arkadaşları ya benim arkadaşlarım sürekli bozuyordu işi. İnstadan yazdım. Hiç bekletmeden döndü. 

Aramızda geçen konuşma şöyle:

Ben: “Naber x?”

Kız: “İyiyim teşekkür ederim senden naber?”

Ben: “Ben de iyiyim. Sınavdan sonra iyi olacağını zannetmezdim :d

Kız: “Sadece sınavım kötü geçti dünyanın sonu değil neden kötü hissedeyim :))”

Ben: “Kötü görünüyordun, sana kopya çekmeyi öğretsem bunlar olmazdı işte.”

Kız: “Kötüydüm ama toparlandım sorun yok yani, kopyayla işim olmaz.”

Ben: “Prenses 😀 kopyasız sınav mı olurmuş?”

Kadınlara özellikle başlarda prenses, küçük hanım, hanımefendi gibi hitaplar yalakalıktır, uzak durulmalı. Ayrıca kız senin espri enerjine soğuk dikkat edersen, bu kopya konusu çalışmıyor. Bu aşamada konu değiştirmen lazımdı. Bakalım sen ne yaptın?

Kız: “Tabii ki olur, kendi bildiğim neyse o yani.”

Ben: “Vay be, helal olsun valla. Seni bir iki sene sonra göreceğiz.”

Kız: “Ben neysem oyum, ne biliyorsam onu işaretlerim hayalimin mesleği diye uzun paragraf attı burada.”

Ben: “Valla helal olsun, hayatında hep böyle misin sen?”

Kız: “Evet, dürüst birisiyim.”

Garip bir konuşma süreci içindesin. Bir yandan kızın konuya katılmadığı bariz ama sen ısrarla devam ediyorsun. Bir yandan da kız konuya katılmadığı için kıza yersiz “hayranlık” gösteriyorsun.

Ben: “Ben de seni kötü tarafa çekmeye çalışan şeytanım. gel bunu deneyelim bakalım x günü y de buluşalım.”

Birincisi, sürekli esprili olmaya çalışıyorsun yani klasik pozitif cinsel gerilimin bokunu çıkarma hatasını yapıyorsun. Esprili konuşma, konuşmanın %30’unu geçerse (1) karizma değil cıvık görünürsünüz, (2) kıza espri kasarak yalakalık yapıyor görünürsünüz, (3) kızı hiç iplemiyor görünürsünüz ve (4) aranızda bir bağlantı kurulmaz. Sen bodoslama espri modundasın ve %100 bu modda kalarak iyice cıvıyorsun.

İzin versen kızın aslında seninle konuşmaya niyeti var. Tanışıyorsunuz o nedenle konuşma niyeti, sana bir ilgisi olduğuna işaret değil ama “tutmayın küçük enişteyi” modunda dalmasan, buradan verimli bir muhabbet çıkardı.

İkincisi, aranızda hemen hiç muhabbet yok, kız bariz mesafeli, konuşma iyi gitmiyor ve sen pat diye buluşalım diyorsun. Zamanlaman berbat. Çok yersiz, çok erken, çok saçma.

Kız: “Çekemezsin o yüzden denemesen de olur, teşekkür ederim şeytanlara müsait değilim :)))”

Ben: “Bu şeytanı hep bulamazsın ama 🙂”

Reddedildin ve hemen ardından ısrar ediyorsun. Bu da olmadı. Bir kere reddedildiniz mi ısrar etmeyin. Bu tür gelişine vuruş ısrar değil diyebilirsin ve haklı olabilirsin. Ama ben olsam yapmazdım.

Kız: “Şeytana ihtiyacım yok.”

Gereksiz yere iki kere reddedildin.

Ben: “Peki.”

Peki biraz fazla itaatkar olmuş. Konuyu değiştirsen daha iyi olurdu.

Benim için önemli olan diye uzun bir paragraf attı.

Evet, o an konuşmayı değiştirsen çok çok iyi olurmuş.

Ben: Peki, hayırlısı diyelim.”

O ne be, “kısmetse olur” der gibi.

Kız: “İyi akşamlar.”

Ben: “İyi akşamlar.”

Abi konuşma bu. Ben mesaj işinden anlamıyorum. 

O belli.

Kitabından okuduğum birkaç bilgi dışında kötüyüm yani hatalarımı söylersen sevinirim.

Birincisi, pozitif cinsel gerilim yeniden yazısına bak. Esprinin bokunu çıkarmışsın. Onu törpülemen lazım. Buluşma teklifi de çok erken, çok yersiz ve çok bedava. Bedava derken kız henüz mesafeli, bir sıcak mesajlaşma yani kızdan yatırım yok ve pat diye buluşalım diyorsun. Bu, bedavalık, muhtaçlık sinyaller.

Sizinle iletişime, en azından sıcak bir iletişim ile yatırım yapmayan kıza, can havliyle buluşma teklif etmeyin. Ne kaybederim diyorsunuz ama kendinizi bedava vermeye çalışarak özdeğer kaybediyorsunuz. Kırk yılda bir, bir kıza kendinizi böyle satmaya çalışırsanınz belki çok zarar görmeyebilirsiniz ama siz yine de yapmayın.

İlk olarak bu kopya muhabbeti arada döndürdüğümüz bir muhabbetti. Açıkçası kıza dair hiçbir şey bilmediğim için konu açamadım. buradan yürümek geldi aklıma. Ek olarak kız yazdığım her cevaba direkt dönüyordu bekletmiyordu beni hatta istemeden birkaç kez ben onu beklettim. 

Kız aslında bir yere gidebilecek biriymiş. Çok acele ve çok sulu mesajlaşma işi bozmuş.

Konuşurken aklıma şu cümlen geldi” bir kızı mesajlaşarak etkileyemezsiniz, fiziksel buluşma gerek.” ondan buluşmaya çağırdım. 

Etkilemek kelimesini kullandıysam ayıp etmişim. Bir kızla karşılıklı romantik ilgi yüzyüze kurulur ama mesajlaşma ile başladıysan böyle pat diye çağırılmaz.

3/4 gün bekler yine bi mesaj atarım kıza. Bir daha dener nextlerim.

Yanlışlıkla 2 kere reddedilmişsin ve kız sana uzun uzun ne yazdı bilmiyorum. Muhtemelen seni istemiyorum anlamına gelecek bir şey yazdı. Muhtemelen bir şey çıkmaz ama bir atak daha yapılabilir.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımısaplantilizı da takip etmeyi unutmayın.

Engelli bir erkeğin saha raporu: engel, arzu ve red

Herkese selamlar.

Üç yıllık ilişkim bittikten ve Mahmut Abi ile bir görüşme yaptıktan sonra, geçmişte yaşadığım bazı olayları saha raporu şeklinde sizlerle paylaşmaya karar verdim. Hem kendi tecrübelerimi anlatacağım hem de özellikle engelli arkadaşların kafasını kurcalayabilecek bir meseleye değineceğim.

Ben de burada bulunan birçok kişi gibi, yaklaşık 7-8 yıl önce bir ayrılık sonrasında red pill camiasıyla tanıştım. Daha sonra okumalarım, araştırmalarım ve zaman zaman sorduğum sorular sayesinde kendime bir rota çizmeye çalıştım.

O dönem kafama en fazla takılan sorulardan biri şuydu: “Engelli erkeklerin red pill öğretisindeki yeri nedir?”

Engelli olduğum için bu sorunun cevabını doğal olarak merak ediyordum. Burada adını vermeyeceğim fakat red pillin temsilcilerinden sayılabilecek biri, bana açıkça “Engelliler kadınlarda arzu uyandıramaz” cevabını vermişti.
Şaşırmıştım. Çünkü red pill ile tanışmadan önce de ilişkilerim olmuştu. Bu durumda o kadınların hiçbiri bana arzu duymamış mıydı? Yaşadıklarımın tamamı bir illüzyon muydu? Matrix’in düşük bütçeli Türkiye uyarlamasında mı yaşıyordum?

Birkaç kişiye daha sorunca meselenin o kadar mutlak olmadığını gördüm.

O yıllarda Mahmut Abi ile de bu konuda bir görüşme yapmıştık. Söylediği söz, hatırladığım kadarıyla tam olarak şuydu:

“Kimi kel olmanı kaldıramaz, kimi kısa boylu olmanı, kimi esmer ya da sarışın olmanı. Engel durumun da bunlardan biri. Havuzunda kadın olduğu sürece bu bir problem değil.”

Benim tecrübelerim de büyük ölçüde bunu gösterdi.

Ultra yakışıklı bir adam değilim. Statü ve gelir bakımından da ortalamayım. Dolayısıyla “Senin engelin vardır ama mutlaka bunu telafi eden olağanüstü bir artın bulunuyordur” diyecek olanlar hiç uğraşmasın. Gizli holdingim, malikânem veya Brad Pitt’ten çalınmış bir yüzüm yok.

Nasıl bazı erkekler “Yakışıklı olana kadınlar bakıyor” veya “Parası olana kadınlar bakıyor” diyerek kendilerinin oyunda olmadığı gerçeğiyle yüzleşmekten kaçıyorsa, engeli mutlak yenilgi sebebi olarak görmek de aynı kaçışın farklı bir türü olabilir.

Elbette engeliniz nedeniyle sizi istemeyecek kadınlar olacaktır. Bunun aksini söylemek gerçekçi olmaz. Fakat kısa boylu, kel, kilolu, zayıf, esmer veya sarışın olduğu için elenen erkekler de var. İnsanların tercihleri bulunuyor ve siz herkesin tercihi olmak zorunda değilsiniz.

Aranızda engeli olan ve sürekli bu konuya takılan arkadaşlar varsa, bazılarınız muhtemelen kadınlara yaklaşmamak için engelinizi gerekçe olarak kullanıyorsunuz. Yaklaşmazsanız reddedilmezsiniz; fakat kabul edilmeniz de mümkün olmaz.

Kısacası, elinizde olanla oyuna dâhil olmak, hiç olmamaktan iyidir.

Girizgâhı burada bitirip rapora geçiyorum.
O gün bir arkadaşımla buluşmuş, bir şeyler yiyip daha sonra başka bir yere geçmeyi planlamıştık. Arkadaşım, bir kız arkadaşının yakınlarda olduğunu ve yanımıza gelmesinde sakınca bulunup bulunmadığını sordu.

O sıralarda ilişki düşünecek durumda değildim. Kafamda başka meseleler vardı. Bu nedenle kızı  ilişki anlamında hiç değerlendirmemiştim.

Yanımıza geldiğinde ortalamanın biraz üzerinde bir güzelliği olan bir kızla karşılaştım. Masaya oturur oturmaz: “Bana neden çay söylemediniz?” diye ortaya atladı.

Ben de gülerek:

“Garson orada, kendin söyleyebilirsin,” dedim.

Burada ne söylediğiniz kadar nasıl söylediğiniz de önemli. Aynı cümleyi suratımı asarak söyleseydim muhtemelen hakaret gibi algılanabilirdi. Ben gülerek ve takılarak söylediğim için konuşma oradan devam etti.

Kısa süre sonra arkadaşım üzerinden bana sataşmaya başladı:

“Arkadaşın da çok öküzmüş.”

Bunu birkaç kez tekrarladı. Ben pek pas vermeyince bu defa boyum üzerinden vurmaya çalıştı. Uzun boylu bir adamım ama zaten amacı gerçek bir tespitte bulunmak değil, beni dürtmekti.
“Evet, boyum 1.10,” diyerek takılmasına eşlik ettim.
“Kalk da bir bakayım,” dedi.

Ben de:

“Boyumun kısa olduğunu görmek için buradan çıkmamızı bekleyeceksin. Emir erin yok,” dedim.

Mekândan kalkıncaya kadar buna benzer sataşmalar sürdü. Üzerinden uzun zaman geçtiği için konuşmaların tamamını kelimesi kelimesine hatırlamıyorum. Hatırladığım şey, onun sürekli testler savurduğu, benim de savunmaya geçmeden topu geri çevirdiğim.

Kız devamlı olarak:

“Gitmeyin, beraber takılalım,” diyordu.

Bir noktada arkadaşıma dönerek:

“Bu kızı göndermeyelim, bizimle kalsın.   Başka zaman gideriz,” dedim.

Böylece ilk planı iptal edip beraber mekândan ayrıldık.

Kız kendisine bir kıyafet bakacağını, bizim de onunla gelmemizi istedi. İlk anda karşı çıktım fakat mağaza işini küçük bir oyuna çevirmeden de olmazdı.

“Bu işi on dakika içinde halledemezsin,” dedim.

“On dakikada bitirirsen ne istersen yapacağım. Bitiremezsen geçen her dakika için bana borçlanacaksın.”

Direkt terslemeye kalkınca yanağımı gösterip:
“İçinin fesat olduğunu biliyordum. Ben öyle şeylerden anlamam, iffetimi koruyorum,” diyerek takıldım.

Burada küçük bir parantez açayım: Böyle iddiaları ve şakaları karşıdaki kişinin mizacına ve aranızdaki rahatlığa göre yapmak gerekiyor.

Herkese ezberlenmiş aynı cümleyi söylemek oyun değil, çağrı merkezi metni okumaktır. Karşı taraf rahatsız olursa da uzatmamak gerekir.

Ters tepki vermeyecek, daha rahat biri olsaydı o an kiss close yapılabilirdi mesela.

Mağazaya girdiğimizde olay tam olarak benim öngördüğüm şekilde gelişti. Kredi kartlarını tekrar tekrar denedi ve yalnızca kasada yaklaşık beş dakika kaybetti.

Ben de bu sırada kasiyerle konuşup:

“Sizin de işiniz zor. Böyle müşteriler sizi nereden buluyor? Ben olsam istifa ederdim,” diyerek kızla dalga geçiyordum.

Hatta bir ara kasiyerle sohbet ciddi ciddi ilerleyecek gibi oldu. Kız bana beş dakika daha süre verse kasiyerin numarasını bile alabilirim diye düşündüğümü net hatırlıyorum. 😀

Mağazadan çıktıktan sonra birkaç farklı yere gittik. Akşamı bir arkadaşımın kafesinde bitirdik. Aramızdaki fiziksel yakınlık ve karşılıklı sataşmalar oldukça iyi ilerliyordu. Sürekli kinolara devam ettim.  Kızın ilgisi artık gizlenebilecek durumda değildi.

Ve geceyi kiss close ile kapattım.
Ciddi bir ilişkiye çevirmek gibi bir planım yoktu, olsaydı da bir şey değişmeyecekti muhtemelen.
Nitekim daha ertesi günden itibaren yoğun ilgi göstermeye, çok hızlı gelecek planları kurmaya ve ilişkiyi olduğundan daha ileri bir noktadaymış gibi yaşamaya başladı. İnsanların yanında, kendi annesinin bulunduğu ortamlar da dâhil olmak üzere, benimle  fazlasıyla yakınlaşmaya çalışıyordu.
Ve evet, yanlış okumadınız; annesiyle tanıştım.

Bir gün:

“Sana bir şey göstereceğim,” diyerek beni yanına çağırdı  ve kendimi bir anda annesiyle aynı masada buldum.

Far görmüş tavşan gibi kaldığımı hatırlıyorum.

Velhasıl ilişki, sexin de  bulunduğu yaklaşık iki aylık bir birlikteliğe dönüştü. Fakat aşırı ilgi beklentisi, ilişkinin çok hızlı ilerletilmeye çalışılması ve sürekli üzerimde hissettiğim baskı nedeniyle bir süre sonra ciddi biçimde bunaldım. Sonunda ilişkiyi bitirdim.

Daha fazla saha raporu göndermeyi düşünüyorum.

İlk raporu nispeten kısa tutmak istedim. İyi bir arşivci olduğum için on yılı geçmiş mesajlarım bile hâlâ telefonumda duruyor. Yalnızca bu ilişkiyle ilgili çok daha fazla ayrıntı yazabilirdim fakat ilk yazıdan okuyucuyu roman serisine sokmak istemedim.

Raporların daha uzun ve diyalog ağırlıklı olmasını isterseniz yorumlarda belirtebilirsiniz. Eski mesajları karıştırıp daha ayrıntılı şekilde yazmaya çalışırım. Sorularınız olursa onları da cevaplarım. Tek başına yazı konusu olabilecek kadar kapsamlı sorular çıkarsa Mahmut Abi’ye gönderirim; uygun görürse ayrıca yayımlar diye düşünüyorum.
Bu rapora bakıp oyunu kusursuz oynadığımı da sanmayın. Yazının başında söylediğim gibi, üç yıllık ilişkim yakın zamanda bitti. Engel durumum da dâhil olmak üzere çeşitli nedenlerle birçok kez reddedildim. Üstelik bu reddedilmelerin çoğunun gerçekten engelimden kaynaklandığını bile sanmıyorum.

Ama zaten bunun fazla bir önemi yok.

Mesele hiç reddedilmemek değil; her reddedilişi kişiliğiniz hakkında verilmiş nihai bir hüküm gibi görmemek. Bazen oyun iyi gider, bazen kötü gider. Takılıp kalmadığınız sürece de bu bir sorun olmaz.

Patreon’a üye olamayanlar için üyelik imkanı

Patreon’a, ödeme kartlarını kabul edemediği için giremeyen arkadaşların isteği üzerine, Patreon 3 aylık üyelik paketi hazırladım.

Üyeliğiniz boyunca:

  • Patreon’a özel videoları izleyebilir,
  • Yalnızca üyelere açık canlı yayınlara katılabilir,
  • Üyelere özel chat alanında soru sorabilir ve diğer üyelerle sohbet edebilir,
  • Herkese açık yayınlarda ele alınmayan konulara ve daha ayrıntılı değerlendirmelere ulaşabilirsiniz.

    Bu paket, Erkek Adam Patreon topluluğuna üç ay boyunca erişim sağlar. Eğer 6 aylık üyelik isterseniz 2 adet, 9 aylık isterseniz 3 adet ve 12 aylık isterseniz 4 adet alabilirsiniz.

Yıllardır arkadaş olduğum kızla birlikte olmaya başladım – Vaka çalışması

Abi selam, ben ve kızımız 24 yaşındayız. Üniversitenin ilk yıllarında tanıştık, çok iyi anlaştık ve 5 yıllık bir arkadaşlığımız var. Beraber ders çalışırdık, derslerden önce ve sonra zaman geçirirdik ve her konuda konuşurduk. Onunlayken kendimi çok rahat hissederdim. Arkadaşlığımızın başlarında fiziksel olarak yakınlaştık ama hiç seks yapmadık.

Bu 5 yıl boyunca onu çekici bulsam da, ona karşı pek bir şey hissettiğimi söyleyemem. Bu 5 yıl boyunca hem ben hem de o başka insanlarla sevgili olduk. Üniversite bitince görüşmelerimiz ve samimiyetimiz azaldı ama bağlantıyı bir şekilde canlı tutmayı başardık. Birbirimize zor zamanlarımızda destek olmaya devam ettik.

Ama son zamanlarda ona karşı hisler geliştirmeye başladım. Bir yakınımın ölümü üzerine bana destek oldu ve onunla ne kadar iyi hissettiğimi ve onun ne kadar da ilişki yaşamak isteyebileceğim bir kız olduğunu tekrar hissettim.

Tam da bu noktada çok hatalı davranmaya başladım. Onu aradım ve ona olan duygularımdan bahsettim ve onunla arkadaştan daha fazlasını istediğimi belirttim.

Bir kadından hoşlanıyorsunuz diye bu hoşlantının peşinden gitmeniz gerekmiyor. Ama madem bu hoşlantının peşinden gidip arkadaşlığını riske atacaksın, o zaman bari açılma. Açılmak pişmanlıktır. Doğal olarak pozitif cinsel gerilim ile bir ilişkiye gelişebilecek sürece fazla yük, fazla sorumluluk ve fazla stres bindirip, pozitif cinsel gerilimin yeşermesine engel olabilir.

Bunun yerine buluşmaları arttırıp seri adımlarla yürümen, iyi vakit geçirip fırsat buldukça işi fiziksele götürmen çok daha iyi olurdu. Bu şekilde bir şeyler yeşermediğinde çaktırmadan geri çekilip duygularını öldürerek arkadaşlığı riske atmayabilirdin. Evet, aşk da diğer duygular gibi kontrol edip söndürebileceğiniz bir duygu.

Bana çok yakın zamanda uzun süreli bir ilişkiden çıktığını, yeni bir ilişkiye hazır olmadığını ama arkadaş kalmak istediğini söyledi. Şimdi bu yaptığımın büyük aptallık olduğunu düşünüyorum ama o zaman duygularıma kapıldığımda bana mantıklı bir şey yapıyorum gibi gelmişti.

Duygularına kapılan herkese aptalca şeyler mantıklı görünürler.

Bu konuşmadan bir hafta sonra bir ortamda görüşmemiz gerekti. Oradan çıkıp takıldık, gece geç saatlerde ona gittik ve ilk defa seks yaptık.

Plot twist oldu ama bunu çıkma teklifi etmeden yapsaydın çok daha güçlü olurdu. Sonuçta iyi vakit geçirip cinsel gerilim ile sonuca gitmişsin ama, çıkma teklifi yaparken kontrol edemediğin duygular, senin bu kızla ilişkini yıkmak üzere pusuda bekliyorlar maalesef.

2 hafta sonra arkadaşlarla beraber tatile çıktık. Arkadaşlarım onu da çağırmam için ısrar ettiler.

Tatilde bana çok ilgiliydi. Sürekli elimi tutuyordu, sarılıyordu ve özellikle yalnız olduğumuz zaman çok daha ileri gidiyordu.

Birincisi, henüz sevgili değilseniz ya da ilişkinin başlarında arkadaşlarla değil baş başa çıkmanız daha iyi. Hatta arkadaş grubunuza girmesi için sevgililiğin ikinci ya da üçüncü ayını bekleyin. Gerçi sizin arkadaşlık durumunuz var ama normalde aranızdaki bağ sağlamlaşmadan arkadaşlarla görüşmenizi tavsiye etmem. Beraber geçirdiğiniz zamanın büyük bir kısmında rahatça fiziksel olamayacaksınız ve bir iki arkadaş olayı sabote edecek şeyler yapabilirler. Normalde sorun olmayacak şeyler, aranızda bağ yokken sorun olabilir.

Bu arada kadınlar konusunda hızlı bir adamsanız, sadece 3-4 ay sevgiliniz olan kızları arkadaş grubunuza getirin, tüm kızları değil. Çünkü sonra ciddi sevgiliniz ile gelirseniz arkadaşlarınız kıza gayrı ciddi davranabilirler ve özellikle kız arkadaşlarınız kıza sizin bir sürü kız getirdiğinizi ve onunda gelip geçici bir kız olduğunu çıtlatabilirler. Arkadaşlarınızın sizin uzun süreli ilişki aralarında yalnız olduğunuz sanmaları, birçok kadınla olan biri olduğunuzu sanmalarından daha iyi. Bu sayede birçok kız arkadaşınız ya da erkek arkadaşlarınızın kız arkadaşları, “gül gibi arkadaşımı bu piçe meze mi edeyim” diyeceğine “Mahmut’u Merve ile tanıştırayım yakışırlar” der.

Neyse değinmek istediğim başka bir konu daha var. Partiyi bozmak istemezdim ama kız erkek arkadaşından yeni ayrıldığı için, önümüzdeki 2-4 ay boyunca duygusal olarak nereye gideceğini bilemeyeceğini var sayman ve kendini fazla kaptırmaman lazım. Eskisine döner ya da onu düşünmeye başlayabilir ya da o olay tamamen bitmiştir seninle devam eder. Kim bilir. Her ne kadar bu yakınlığın anlık tadını çıkarsan da, ilişki bitimi sonrasında bir kadının ne kadar yakın olursanız olun, birden değişik bir yöne gitme ihtimaline açık olun.

Tatilden döndükten sonra da beraber olacağımızın sinyallerini veriyordu.

Birbirinizi uzun süredir tanıyorsunuz, kızın sana romantik ilgisi artıyor ve gönül ister ki bu ilişki devam etsin. Ama teknik olarak bunun yara bandı – rebound ilişki olma ihtimali en yüksek ihtimal olmasa da yüksek ihtimal. O nedenle duygusal yatırımına çok dikkat etmen lazım.

Duygusal yatırımı kontrol etmek bu iş birden biterse uzun sürecek ve acılı bir atlatma sürecini engellemek için önemli çünkü rebound ilişkiler (bu öyleyse tabi) çok ani biterler.

Ama asıl önemli olan bu değil. Kızın yüksek ilgisine kapılırsan ve fazla duygusal yatırım yaparsan, bu işin bitmesine neden olacak derecede itici, zayıf davranışlar gösterebilirsin. Çünkü ayrılık sonrası duygusal dalgalanma döneminde kız uzaklaşabilir ve sen duygusal yatırımı dizginleyemeyen bir kaygılı bağlanan biriysen, buna gerçekten itici tepkiler verebilirsin (peşinden koşmak veya sinirlenmek gibi). Kötüsü, bu geçici uzaklaşmalara itici tepkiler verirsen, kıza eski ilişkisinin daha iyi görünmesine neden olabilirsin ve kızı resmen eskiye özlem duyar hale getirebilirsin.

Arkadaşlarım bile sevgili gibisiniz diyorlardı.

Kızın ilgisi artmakla beraber, biz neyiz olayına henüz gelmemiş. Ayrıca bu “sevgili gibiyiz” lafı çok uğursuz bir laf, keşke hiç edilmeseydi. Çoğu yerde sevgili gibiyiz lafı, söyleyen tarafın karşı tarafa fazla düştüğüne, bu fazla düşme nedeniyle de hata yapmaya başlayacağına işaret. Örneğin kız bir iki gün bıraksan düzelecek bir uzaklaşma dönemine girdiğinde, fazla düştüğün için paniğe kapılıp, üstüne bir de bir şeyler yapmalıyım yanılgısına kapılabilirsin. Ya da kızın “henüz ilişkiye hazır değilim” sözlerini unutup, ilişkinin kadını durumuna geçerek ilişki baskısı yapmaya başlayabilirsin.

Bu aşamada senin fazla kapılmadan, iyi vakit geçirmeye ve fiziksele odaklanman en iyisi.

Benim sorum şu: bundan sonraki adımlarım ne olmalı?

Ben yapma dediklerimi yapıp ilişkiyi berbat ettiğin için yazdığını sanmıştım çünkü çoğu erkek artık geç olduğu bir aşamada yazıyor. Senin sorunu cevaplandırdım aslında.

Olayın keyfini çıkar ama aşk seline kapılma.

Sevgili gibiyiz hayal dünyasından uzak dur ve önümüzdeki 3-4 ay içinde, bu ilişkinin her yöne gidebilmesine hazırlıklı ol.

Uzun süreli ilişkiden yeni çıkan birinin gel gitleri olur. Buna hazır ol ve uzaklaşma anlarında paniğe kapılıp ilişkiyi mahvetme. Uzaklaşma anlarında kaygının yüksekliği, senin yakınlaşma anlarında kendini ne kadar kaptırdığına da bağlı. O nedenle kıza sıcak davran, yakın davran ama aşk böcüğü olup sevgi seline kapılma.

İlişkiye odaklanma, ilişkiye ilişkinin feminen tarafı odaklanır. Daha da kötüsü, ilişkiye odaklanırsan ilişkinin feminen tarafı sen olursun. Feminenleşen bir erkek itici olur.

Ya bu seviyede kalır ve biz neyiz demezse?

O zaman sen de bunun bu seviyede kalacağını kabul edip ona göre plan yaparsın. 2-3 ay verdikten sonra ya ben daha ciddi bir şey arıyorum der bırakırsın ya da böyle iyi der devam edersin.

Eğer aramızdaki şey devam etmezse ve biterse, arkadaşlığımız ne olur?

Arkadaşlığınız biter, bitmeli. Bu işe girdiğin zaman bu iş bittiğinde arkadaşlığın da biteceğini anlaman gerekirdi. Hayatında eskiden yattığın birini arkadaşın olarak tutman, ilerideki uzun süreli ilişkilerin veya evliliğin için gereksiz gerilim yaratacak bir şey.

İlişki istemiyorum dedikten sonra benimle yatması, benimle takıldığı anlamına mı gelir?

Belki. Sadece o anlama geldiğini söyleyemezsin. Evet, o anlama gelebilir ve bu nedenle ihtiyatlı olman lazım. Bu ilişki sevgililiğe de gidebilir, eskiye dönmeyip seni de bırakabilir, eskiye de dönebilir. En yüksek ihtimalli senaryodan en düşük ihtimalli senaryoya göre sıraladım ama ikinci ve üçüncü senaryo ihtimali de az değil.

Aslına bakarsan, şu an bu soruları sorarak da yanlış yapıyorsun ya da en azından yanlış bir zihin yapısındasın. Serseri erkek benimle sevgili mi yoksa sadece yatıyor mu kadını gibi düşünüyorsun. Bunlar senin davranışlarına yansıyacak bir feminen enerjiye neden olurlar. Normalde ilişkiyi, sevgililiği kadın daha fazla düşünür, sevgili olmadığınızdan kadın endişe eder ve kadın olayı sevgililiğe iteler. Yuvayı dişi kuş yapar.

Sen “ya yatarım, basarım, geçerim ya” kafasında ol demiyorum. Fazla efendi erkek, beta erkek, kaygılı bağlanan erkek kafasında olan adamlar, “fazla kapılma” dedin mi “kızı sikine takma” dediğini duyuyorlar. Kadından daha hızlı ve fazla ilişki isteme, ilişkiye odaklanma dedin mi “bas geç gardaş” dediğini duyuyorlar. Daha az duygusal yatırım yap dediğinde “aman ha, sıfır duygusal yatırım yap, duygusal yatırım yapan betadır” duyuyorlar. Kafası aşırı sağcı / solcu olunca, politik merkezi komunist / faşist sanan adam gibi, ilişkisel merkezi kadınları sikip atan piç erkek tavsiyesi sanıyorlar.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın

Canlı yayın – Seni kaybetmekten korkmayan kadına nasıl davranmalısın? (Katıla ve Patreon’a özel)

Patreon ve katıl destekçi üyelerine özel bu canlı yayında, seni kaybetmekten korkmayan kadına nasıl davranmalısın konusunu ele alacağız. Aynı zamanda canlı yayında soru alıp yanıtlayacağız.

Patreon’a katılmak için burayı tıklayın.
Youtube katıl için burayı tıklayın.

Bu yayında, bir kadının seni kaybetmekten korkmamasının ne anlama gelebileceğini ve böyle bir durumda erkeğin nasıl davranması gerektiğini konuşacağız. Amaç karşı tarafı manipüle etmek, kıskandırmak ya da oyun oynamak değil; kadının gerçek yatırım seviyesini doğru okumak, tek taraflı çabayı bırakmak ve ilişkinin bütün yükünü omuzlamamak. Çünkü ilgi azaldığında daha fazla ilgi göstermek, kendini ispatlamaya çalışmak ve karşı tarafı ilişkiye ikna etmeye uğraşmak çoğu zaman erkeği daha da muhtaç bir pozisyona iter.

Yayında ayrıca sınır koymak ile cezalandırmak arasındaki farkı, bir ilişkide karşılıklılığın neden önemli olduğunu ve gerektiğinde kötü bir ilişkiyi bırakabilmenin neden temel bir güç olduğunu ele alacağız. Asıl mesele “beni kaybetmekten korksun” değil; kendi hayatını, standartlarını ve özsaygını koruyarak seni gerçekten isteyen, sana yatırım yapan ve ilişkiyi seninle birlikte taşıyan bir kadınla yoluna devam edebilmektir.

Bir kadına gereğinden fazla “değer vermek”: Muhtaçlıktan öfkeye giden yol – Vaka Çalışması

Bu vaka çalışmasında takipçi, daha doğru dürüst tanımadan sevgilisinin “saf ve masum” olduğunu düşünmüş. Onu hayatının merkezine koymuş, hediyelere boğmuş, her istediğini yapmış ve bütün zamanını ona ayırmış. Fakat ilişkinin daha dördüncü ayında o masum kızın değiştiğini, kendisini küçümsediğini ve verdiği hiçbir şeyin kıymetini bilmediğini düşünmeye başlamış. İlişki bittiğinde de geriye büyük bir öfke ve tek bir soru kalmış: “Bir kadının isteyebileceği her şeyi verdim; neden yetmedi?”

Mesele çok vermek değil, karşılığında ne beklediğiydi. Karşılıksız fedakârlık sandığı şeylerin arkasında görünmez bir borç defteri, hediyelerin altında gizli sözleşmeler, bitmeyen açıklamaların içinde ise onaylanma ihtiyacı vardı. Bu vaka çalışmasında, bir erkeğin kendi yarattığı “masum kadın” fantezisinin nasıl yıkıldığını ve sevgi sandığı muhtaçlığın nasıl öfkeye dönüştüğüne bakacağız.

Mahmut abi, 1 sene boyunca bir tane kız benim peşimden koştu. İlgisi olduğu apaçık belliydi. Daha önce ilişkim olmadı dedi. Ben de onu çok saf masum görüyordum.

Bir kadın saf ve masum olabilir ama 5-6 ay yakından tanımadan bir kıza saf ve masum derseniz, fazla duygusal yatırım yaparsınız. Bir kadının 5-6 aya kadar her bok olabileceğini var sayarsanız daha sağlıklı bir ilişki yaşarsınız. Bir kadını bilmeden etmeden melek diye yaftalayıp sonra kadın kelek çıkınca “orospu” diye yaftalamak, desteksiz hayalleri yıkılınca öfke dolmak, tipik bir AFC / efendi adam toksik kırılganlığıdır. Ayrıca o kadar fantezi ve hayal, kadın kelek çıksa bile bırakamamaya neden olabilir.

Erkek adam tabiri caizse bir kadının kelek olabileceğini var sayar. Kadın gerçekten kelek çıkarsa şaşırmaz,öfkelenmez. Zarardan daha erken ve kolay döner. Kadın “melek” çıkarsa da bir şey kaybetmez.

Kız daha sonra benim de ilgimi çekti ve kıza açıldım. Sevgili olduk.

Açılmak pişmanlıktır. Burada kızın ilgisi yüksek olduğu için büyük zararı olmamış ama zayıf bir başlanıç yapmışsın.

Kız ilişkide nasıl davranması gerektiğini falan hiçbir şey bilmiyordu. İlişkiye başladıktan sonra hep ben onu yönlendirdim, sürekli kendimi ona bir şeyler anlatırken buldum.

Üniversite yıllarında bir tane arkadaşına açılmış ama arkadaşı biz arkadaşız demiş. Ama 5 yıl geçmesine rağmen instagramdan konuşmaya devam etmişler. Benimle ilişkisi varke nde görüntülü konuşmuşlar. Bu durum beni işkillendirdi ve kızla konuştum. Durumu bana anlattı. Ben o adamı instagramdan çıkarttırdım, numarasını sildirdim.

Kız bana hep masum görünüyordu. Daha önce hiç sevilmedim falan demişti ve ben onu hayatımın merkezine aldım. Hayatında görmediği ilgiyi göstermeye başladım. 2 ay sonra ablamla otururlarken bir anda egolu egolu konuşmaya başlamış. İşte kardeşin beni bırakamaz kardeşin çok duygusal dayanamaz falan gibi laflar etmiş.

O götü sen kaldırdın. Kızı hayatının merkezi yaparak, fazla ilgi göstererek ve kızı melek diye putlaştırarak sen kaldırdın.

2 ay sonra kızın hareketleri tavırları bir anda değişmeye başladı ve ben de artık hiçbir olumsuz yanını görmemeye başladım. Her konuştuğumuzda arkadaşları ile ilgili bir şey söylesem arkadaşlarını savunmaya başlardı beni hiç bu kadar savunmamıştı. Bu huyları falan çok dikkatimi çekmeye başladı artık kızı tanıyamıyordum.

Hayır, kızı daha yeni tanıyorsun.

Sürekli ben bir şeyler anlatmaya çalışıyordum ve bana sürekli ben kendi değerimin farkındayım falan deyip duruyordu.

Birine sürekli bir şeyler anlatmaya çalışmak, ona “beni anla” diye yalvarmak demektir. Sürekli bir şeyler anlatmaya çalışan, kendini açıklamaya çalışan tarafı ast, karşı tarafı üst yapar. Bir insan iki, bilemedin 3 açıklamada anlamıyorsa, anlamayacaktır ya da anlamamaktan gelmeye devam edecektir. Bu gerçeği kabul edip buna göre davranın. Kabullenin ve boyun eğin değil. Terk de edebilirsiniz.

Bir kadına sıklıkla bir şeyler anlatmak zorunda kalıyorsanız, muhtemelen onunla uyumsuzsunuzdur ve ayrılmanız lazım. Ya da kız sizi “beni anla” diye yalvartmak için, ast yapmak için bu durumları yaratıyor olabilir ki o zaman hemen ayrılmanız lazım.

Ben de artık dolmuştum. Sürekli her şeyde beni suçluyor ve hep haklı çıkmayı başarıyordu artık.

Kız seni “beni anla” diye yalvartmak için, ast yapmak için bu durumları yaratıyormuş sanki. Klasik suçlu hissettirme de var. Bu aşamada o ilişkide kalarak sen kendin “ben buna layığım, vur bana, ez beni” diye davetiye çıkarıyorsun. Öfkelenmeye, dolmaya hakkın yok.

 O masum kız gitmişti.

Masum kız senin aptalca muhtaç bir fantezindi. Kendin uydurdun, kendine söylediğin yalandan uyandın.

Sürekli ben merkezli davranıyor ve ben tek başıma dışarı çıkamayacak mıyım, arkadaşlarımla sensiz bir yere gidemeyecekmiyim mesela 1 çift 1 bekar 1 de ben sensiz bir ortama giremeyecek miyim gibi sürekli beni test eden sorular soruyordu.

Bunlar ben merkezli ya da test amaçlı sorular değil. Gerçekten bu kadar kısıtlıyorsan, gayet haklı sorular ve bu çerçeveye girmemekte de haklı.

Ben de bu durumdan sıkılmıştım. Sürekli kıskanç olduğumu söylüyordu. Bir arkadaşlarının veda yemeği vardı kızlı erkekli. Oraya yolladım. Bir arabada 2 erkek 2 kız gitmelerine izin verdim.

Lütfetmişsin.

8 gibi gitti ve bana gittiğinde vardığını yazdı. Saat 22.30’a kadar mesaj atmadım o da atmadı. Ve ben de ne yapıyorsun yazdım, o da oturuyoruz dedi. Ben de tamam dedim. Sonra saat 23.50 de yazdım ama cevap gelmedi. 10 dakika sonra aradım. Mekandan kalktıklarını arabaya gittiklerini söyledi, çok ses vardı kapatıyorum dedi. Konuşamadan kapattık ve bana mesaj attı arkadaşların karnı acıktı kokoreç yiyip geleceğiz dedi bende müsait olunca beni arar mısın dedim ama 20 dk geri dönmedi. Sonra bana mesajını görmedim dönüş yolundayız diye mesaj attı eve gelince aradı kavga edeceğiz zannetti

Arkadaşları ile dışarıda olan bir kız için makul bir şekilde mesajlaşmış.

Ama ben uzatmadan iyi geceler dedim.

O zaman o çok kıskançsın, arkadaşlarla çıkamayacak mıyım olayı ne? Sırf manipülatif yalan mı yoksa sen bunlara aşırı karışıyorsun da o gece istisna mıydı?

Ona sürekli hediyeler alıyordum, istediği her şeyi yapıyordum, sürekli birlikte varkit geçiriyor konuşuyorduk ve sürekli veren taraf ben olmuştum.

Ben kişilik olarak, erkek olarak yetersizim ve yetersizliğimi rüşvetle (sürekli hediye), tüm zaman ve kaynaklarımı emrine açmakla yani beta öder olarak kapatmaya çalışacağım diyorsun. Sen ben çekici değilim diye sinyalleyip durduktan sonra, kızın seni itici bulmaya başlamasına şaşırmadın umarım.

Aldığım hediyelere artık tepki bile vermiyordu. İlişkimizin 4. ayında otururken konuşuyorduk ve bana aldığın hediyelere düşmüyorum benim için değişmen önemli dedi.

Rüşvet diye hediye aldığını biliyor ve suratına vurmuş.

Ben de ona aldığım hediyelerin onu düşürmek için olmadığını falan anlatıyordum.

Kendinden başka kimseyi kandıramazsın.

Ama o değişmem gerektiğini söylüyordu. Sonra 2 kız 2 erkek yemeğe gittikleri gün ne hissettiiğimi söyledi. Ben de ona güvendiğimi bir şey hissetmediğimi söyledim. Sonra bana neden 10 dk sonra hemen aradığımı sordu. Ben de ona saat 00.00 ı geçmişti dedim. O da sonuçta aradan yarım saat geçmedi nerede olduğum belli dedi bende ona kendimi yine açıklama yaparken buldum.

Sürekli açıklama yalvarmadır. Kendini ast yapmaktır. Kadınlar ilişkide ast olmaya hevesli erkekleri sevmezler. Ayrıca yalan söyleyip duruyorsun, neden aradığın belli. Kiminle ne yapıyor diye kontrol ediyorsun. Yalan söyleyince de korkak durumuna düşüyorsun.

Saatin geç olduğunu onu merak ettiğimi söyledim. O ise nerede olduğum belli aramam gerektiğini savundu. Ben de öfkeyle bir anda parladım. Sen bunu bana açıklattırıyorsun ya sana hiçbir şey demiyorum deyip ayrıldım. 5 dk sonra öfke ile söylediğimi istersen oturup konuşabiliriz dedim ama o istemedi bitsin dedi. Ben de bitirdim.

Ayrılık kelimesi öyle bir anlık öfke falan dinlemez. Ayrılmak istemiyorsanız, tehdit olsun, sopa olsun diye ayrılalım demeyin. Ayrılalım dediğinizde ilişki telafi edilmez şekilde asar alırsa şaşırmayın.

10 gün sonra içimi döken bir mesaj attım. Beni aradı. Dedi ki mesajını gördüm sen üzülme diye aradım. Biz anlaşamıyoruz sen beni anlamıyorsun sürekli tartışıyoruz falan deyip durdu.

Doğru muhtemelen. Aslında sürekli düğmeye basılmış gibi kendini açıklaman, kızın zorladığı bir şeyden çok senin muhtaçlığın gibi. Sanki kızın toksik olmasından çok, sen efendi adamın toksik kırılganlığına sahipsin.

Onu hayatımın merkezine almama rağmen konuşmalarımızda hala beni haksız göstermeye beni suçlamaya başladı.

Onu hayatının merkezine almana rağmen değil, onu hayatının merkezine alman yüzünden. Herkes senin bunu fedakar bir aziz olduğun için değil, sinsi ve gizli sözleşmeler sonucu yaptığını biliyor. Bir erkek bir kadını hayatının merkezine, ona her yönden sülük gibi yapışıp kafeslemek için alır. Bir kadını soğutmanın en kestirme yollarından biri onu merkeze almaktır zaten.

O gün 10 dakika daha dayanamadın bile dedi. Ve şu an 14 gün oldu. Hala konuşmuyoruz.

Konuşmuyorsunuz, çünkü ayrıldınız.

İnstagramdan çıkardım, artık onu rahatsız etmeyeceğimi söyledim. Ama öfkem çok büyük. Bir kadının isteyebileceği herşeyi verdim. Kızlarla arama mesafe koydum, telefon şifremi verdim, her şeyi yaptım. Bir sözünü 2 etmedim.

Ve bunların hepsini, arka planda bir borç defteri tutarak, “ben sorulmadan bir şey yapayım, borçlu hissetsin ve karşılığını sonra versin” diye yaptın. Tipik gizli sözleşme ve bedava peşkeş çektiğin şeylerin karşılığını tahsil edememenin öfkesi. Klasik bir efendi adamın toksik kırılganlığı vakası.

Ben de ilişkide tecrübesizim ama öfkem çok büyük. Nerede hata yaptım ve şimdi ne yapmalıyım?

Sana tavsiyem Efendi Adamın Toksik KırılganlığıEfendi Adamın Toksik Kırılganlığı kitabını okuman. Başından çok fazla yatırım ve sinsi efendi erkek oyunu ile gelen hüsranı yaşamışsın. Bizim ilişkilerde bağlanma stilleriilişkilerde bağlanma stilleri kitabını da tavsiye ederim.

İlişkimiz 4 ay olmuştu 4.ayında ayrıldım ama fazla bağlanmış gibi hissediyorum ve onunla konuşmak öfkemi anlatmak istiyorum.

Ben burada öfkeni ve hüsranını bir daha bu şeyleri yapmamak üzere derse dönüştürmeni tavsiye ederim. Kıza öfke kusman seni geçici olarak rahatlatabilir ama bu aşamada aynı zamanda kıza kuyruk acını kusarsın ve sonra pişman olabilirsin. En iyisi, tecrübesizliğine verip dersini almak.

Bitirirken, İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabındaki “Efendi Adamın Toksik Kırılganlığı olarak kaygılı bağlanma” bir alıntı yapmak istiyorum:

Efendi adamın – kaygılı bağlanan erkeğin yaptığı her iyiliğin, fedakarlığın arkasında gizli bir beklenti, gizli sözleşme vardır. Efendi adam, “ben senin için 10 şey yaparsam, sen çok mutlu olursun ve benim istediğim şeyi bana büyük bir hevesle verirsin” modunda davranır. “Ben bulaşıkları yıkarsam, seks yaparız”, “şunu yaparsam seks yaparız”, “bunu yaparsam seks yaparız”, vs. “Senin için şunu yaparsam, beni kabul edersin”, “senin için şunları yaparsam bana kızgın olmayı bırakırsın”. 

Böyle bir erkek farkında olmadan annesini memnun etmeye çalışır durur. Böyle bir erkek için sevgilisi – karısı, gizli sözleşmeler aracılığı ile ve sürekli memnun etmeye çalışarak güvenlik almaya çalıştığı bir otorite figürüdür. Adamın karısı veya sevgilisi, bu sözleşmelere imza atmamıştır ve aslında bunların varlığından bile haberdar değildir. 

Kadın, kaygılı bağlanan erkeğin her yaptığı şeyin karşılığında bir şey beklediğini, tüm o nazik ve güya fedakar davranışlar ile onu sürekli borçlu çıkardığını bilmeyebilir ama kadının sinir sistemi, bunları hisseder. 

Karşısındaki insan kendisine sürekli bir şeyler verir ve sonra da beklenti içinde bakar. Her verici davranışında, beklediği şeyi alamaz ve dışarı vuramadığı bir öfke biriktirir. Kadın ne olduğunu anlamayabilir ama bir şeylerin yanlış olduğunu hisseder. Aslında daha kötüsü, bir şeylerin tehlikeli olduğunu hisseder. İçinden bir ses, “benim için sürekli iyi şeyler yapıyor ama ne olduğunu söylemediği beklentiler var ve bana öfke biriktiriyor. Bu öfkeye ne olacak? Ne zaman patlayacak? Güvende miyim?“ 

Lüks bir restorana gittiğinizi düşünün. Masaya oturdunuz ve siz daha menü bile istemeden masaya çok güzel yemekler servis edilmeye başlandı. Siz “bunların fiyatı ne?” diye her sorduğunuzda elemanlar size “siz fiyatı dert etmeyin” dediler. 

Altın tabaklarda sunulan biftekleri yediniz, istakozu yediniz, balıkları yediniz. Sonra yavaş yavaş, size nasıl bir fatura kitleyecekler endişesi ile panik atak yaşamaya başlarsınız. Efendi adamın partnerinde yarattığı duygu da buna benzer bir duygu. Kadınlar nazik şeyler yaptığınız için sizden uzaklaşmıyorlar, sizden dürüst olmadığınız için, manipülasyon yaptığınız için uzaklaşıyorlar. Siz yüce gönüllü olmaya çalışıyorsunuz ama aslında bir insanı sizin ihtiyaçlarınızı karşılaması için manipüle ediyorsunuz ve bu arada sizden gereksinim duyduğu en önemli şeyi, güvenliği sağlamıyorsunuz. Tam tersine, onun güvenliğini tehdit ediyorsunuz çünkü sonunda nasıl bir fatura çıkacağından korkarak yaşıyor.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.