Engelli bir erkeğin saha raporu: engel, arzu ve red

Herkese selamlar.

Üç yıllık ilişkim bittikten ve Mahmut Abi ile bir görüşme yaptıktan sonra, geçmişte yaşadığım bazı olayları saha raporu şeklinde sizlerle paylaşmaya karar verdim. Hem kendi tecrübelerimi anlatacağım hem de özellikle engelli arkadaşların kafasını kurcalayabilecek bir meseleye değineceğim.

Ben de burada bulunan birçok kişi gibi, yaklaşık 7-8 yıl önce bir ayrılık sonrasında red pill camiasıyla tanıştım. Daha sonra okumalarım, araştırmalarım ve zaman zaman sorduğum sorular sayesinde kendime bir rota çizmeye çalıştım.

O dönem kafama en fazla takılan sorulardan biri şuydu: “Engelli erkeklerin red pill öğretisindeki yeri nedir?”

Engelli olduğum için bu sorunun cevabını doğal olarak merak ediyordum. Burada adını vermeyeceğim fakat red pillin temsilcilerinden sayılabilecek biri, bana açıkça “Engelliler kadınlarda arzu uyandıramaz” cevabını vermişti.
Şaşırmıştım. Çünkü red pill ile tanışmadan önce de ilişkilerim olmuştu. Bu durumda o kadınların hiçbiri bana arzu duymamış mıydı? Yaşadıklarımın tamamı bir illüzyon muydu? Matrix’in düşük bütçeli Türkiye uyarlamasında mı yaşıyordum?

Birkaç kişiye daha sorunca meselenin o kadar mutlak olmadığını gördüm.

O yıllarda Mahmut Abi ile de bu konuda bir görüşme yapmıştık. Söylediği söz, hatırladığım kadarıyla tam olarak şuydu:

“Kimi kel olmanı kaldıramaz, kimi kısa boylu olmanı, kimi esmer ya da sarışın olmanı. Engel durumun da bunlardan biri. Havuzunda kadın olduğu sürece bu bir problem değil.”

Benim tecrübelerim de büyük ölçüde bunu gösterdi.

Ultra yakışıklı bir adam değilim. Statü ve gelir bakımından da ortalamayım. Dolayısıyla “Senin engelin vardır ama mutlaka bunu telafi eden olağanüstü bir artın bulunuyordur” diyecek olanlar hiç uğraşmasın. Gizli holdingim, malikânem veya Brad Pitt’ten çalınmış bir yüzüm yok.

Nasıl bazı erkekler “Yakışıklı olana kadınlar bakıyor” veya “Parası olana kadınlar bakıyor” diyerek kendilerinin oyunda olmadığı gerçeğiyle yüzleşmekten kaçıyorsa, engeli mutlak yenilgi sebebi olarak görmek de aynı kaçışın farklı bir türü olabilir.

Elbette engeliniz nedeniyle sizi istemeyecek kadınlar olacaktır. Bunun aksini söylemek gerçekçi olmaz. Fakat kısa boylu, kel, kilolu, zayıf, esmer veya sarışın olduğu için elenen erkekler de var. İnsanların tercihleri bulunuyor ve siz herkesin tercihi olmak zorunda değilsiniz.

Aranızda engeli olan ve sürekli bu konuya takılan arkadaşlar varsa, bazılarınız muhtemelen kadınlara yaklaşmamak için engelinizi gerekçe olarak kullanıyorsunuz. Yaklaşmazsanız reddedilmezsiniz; fakat kabul edilmeniz de mümkün olmaz.

Kısacası, elinizde olanla oyuna dâhil olmak, hiç olmamaktan iyidir.

Girizgâhı burada bitirip rapora geçiyorum.
O gün bir arkadaşımla buluşmuş, bir şeyler yiyip daha sonra başka bir yere geçmeyi planlamıştık. Arkadaşım, bir kız arkadaşının yakınlarda olduğunu ve yanımıza gelmesinde sakınca bulunup bulunmadığını sordu.

O sıralarda ilişki düşünecek durumda değildim. Kafamda başka meseleler vardı. Bu nedenle kızı  ilişki anlamında hiç değerlendirmemiştim.

Yanımıza geldiğinde ortalamanın biraz üzerinde bir güzelliği olan bir kızla karşılaştım. Masaya oturur oturmaz: “Bana neden çay söylemediniz?” diye ortaya atladı.

Ben de gülerek:

“Garson orada, kendin söyleyebilirsin,” dedim.

Burada ne söylediğiniz kadar nasıl söylediğiniz de önemli. Aynı cümleyi suratımı asarak söyleseydim muhtemelen hakaret gibi algılanabilirdi. Ben gülerek ve takılarak söylediğim için konuşma oradan devam etti.

Kısa süre sonra arkadaşım üzerinden bana sataşmaya başladı:

“Arkadaşın da çok öküzmüş.”

Bunu birkaç kez tekrarladı. Ben pek pas vermeyince bu defa boyum üzerinden vurmaya çalıştı. Uzun boylu bir adamım ama zaten amacı gerçek bir tespitte bulunmak değil, beni dürtmekti.
“Evet, boyum 1.10,” diyerek takılmasına eşlik ettim.
“Kalk da bir bakayım,” dedi.

Ben de:

“Boyumun kısa olduğunu görmek için buradan çıkmamızı bekleyeceksin. Emir erin yok,” dedim.

Mekândan kalkıncaya kadar buna benzer sataşmalar sürdü. Üzerinden uzun zaman geçtiği için konuşmaların tamamını kelimesi kelimesine hatırlamıyorum. Hatırladığım şey, onun sürekli testler savurduğu, benim de savunmaya geçmeden topu geri çevirdiğim.

Kız devamlı olarak:

“Gitmeyin, beraber takılalım,” diyordu.

Bir noktada arkadaşıma dönerek:

“Bu kızı göndermeyelim, bizimle kalsın.   Başka zaman gideriz,” dedim.

Böylece ilk planı iptal edip beraber mekândan ayrıldık.

Kız kendisine bir kıyafet bakacağını, bizim de onunla gelmemizi istedi. İlk anda karşı çıktım fakat mağaza işini küçük bir oyuna çevirmeden de olmazdı.

“Bu işi on dakika içinde halledemezsin,” dedim.

“On dakikada bitirirsen ne istersen yapacağım. Bitiremezsen geçen her dakika için bana borçlanacaksın.”

Direkt terslemeye kalkınca yanağımı gösterip:
“İçinin fesat olduğunu biliyordum. Ben öyle şeylerden anlamam, iffetimi koruyorum,” diyerek takıldım.

Burada küçük bir parantez açayım: Böyle iddiaları ve şakaları karşıdaki kişinin mizacına ve aranızdaki rahatlığa göre yapmak gerekiyor.

Herkese ezberlenmiş aynı cümleyi söylemek oyun değil, çağrı merkezi metni okumaktır. Karşı taraf rahatsız olursa da uzatmamak gerekir.

Ters tepki vermeyecek, daha rahat biri olsaydı o an kiss close yapılabilirdi mesela.

Mağazaya girdiğimizde olay tam olarak benim öngördüğüm şekilde gelişti. Kredi kartlarını tekrar tekrar denedi ve yalnızca kasada yaklaşık beş dakika kaybetti.

Ben de bu sırada kasiyerle konuşup:

“Sizin de işiniz zor. Böyle müşteriler sizi nereden buluyor? Ben olsam istifa ederdim,” diyerek kızla dalga geçiyordum.

Hatta bir ara kasiyerle sohbet ciddi ciddi ilerleyecek gibi oldu. Kız bana beş dakika daha süre verse kasiyerin numarasını bile alabilirim diye düşündüğümü net hatırlıyorum. 😀

Mağazadan çıktıktan sonra birkaç farklı yere gittik. Akşamı bir arkadaşımın kafesinde bitirdik. Aramızdaki fiziksel yakınlık ve karşılıklı sataşmalar oldukça iyi ilerliyordu. Sürekli kinolara devam ettim.  Kızın ilgisi artık gizlenebilecek durumda değildi.

Ve geceyi kiss close ile kapattım.
Ciddi bir ilişkiye çevirmek gibi bir planım yoktu, olsaydı da bir şey değişmeyecekti muhtemelen.
Nitekim daha ertesi günden itibaren yoğun ilgi göstermeye, çok hızlı gelecek planları kurmaya ve ilişkiyi olduğundan daha ileri bir noktadaymış gibi yaşamaya başladı. İnsanların yanında, kendi annesinin bulunduğu ortamlar da dâhil olmak üzere, benimle  fazlasıyla yakınlaşmaya çalışıyordu.
Ve evet, yanlış okumadınız; annesiyle tanıştım.

Bir gün:

“Sana bir şey göstereceğim,” diyerek beni yanına çağırdı  ve kendimi bir anda annesiyle aynı masada buldum.

Far görmüş tavşan gibi kaldığımı hatırlıyorum.

Velhasıl ilişki, sexin de  bulunduğu yaklaşık iki aylık bir birlikteliğe dönüştü. Fakat aşırı ilgi beklentisi, ilişkinin çok hızlı ilerletilmeye çalışılması ve sürekli üzerimde hissettiğim baskı nedeniyle bir süre sonra ciddi biçimde bunaldım. Sonunda ilişkiyi bitirdim.

Daha fazla saha raporu göndermeyi düşünüyorum.

İlk raporu nispeten kısa tutmak istedim. İyi bir arşivci olduğum için on yılı geçmiş mesajlarım bile hâlâ telefonumda duruyor. Yalnızca bu ilişkiyle ilgili çok daha fazla ayrıntı yazabilirdim fakat ilk yazıdan okuyucuyu roman serisine sokmak istemedim.

Raporların daha uzun ve diyalog ağırlıklı olmasını isterseniz yorumlarda belirtebilirsiniz. Eski mesajları karıştırıp daha ayrıntılı şekilde yazmaya çalışırım. Sorularınız olursa onları da cevaplarım. Tek başına yazı konusu olabilecek kadar kapsamlı sorular çıkarsa Mahmut Abi’ye gönderirim; uygun görürse ayrıca yayımlar diye düşünüyorum.
Bu rapora bakıp oyunu kusursuz oynadığımı da sanmayın. Yazının başında söylediğim gibi, üç yıllık ilişkim yakın zamanda bitti. Engel durumum da dâhil olmak üzere çeşitli nedenlerle birçok kez reddedildim. Üstelik bu reddedilmelerin çoğunun gerçekten engelimden kaynaklandığını bile sanmıyorum.

Ama zaten bunun fazla bir önemi yok.

Mesele hiç reddedilmemek değil; her reddedilişi kişiliğiniz hakkında verilmiş nihai bir hüküm gibi görmemek. Bazen oyun iyi gider, bazen kötü gider. Takılıp kalmadığınız sürece de bu bir sorun olmaz.

YouTube katıla ya da Patreon’a üye olamayanlar için üyelik imkanı

YouTube ve Patreon’a, ödeme kartlarını kabul edemediği için giremeyen arkadaşların isteği üzerine, Patreon 3 aylık üyelik paketi hazırladım.

Üyeliğiniz boyunca:

  • Patreon’a özel videoları izleyebilir,
  • Yalnızca üyelere açık canlı yayınlara katılabilir,
  • Üyelere özel chat alanında soru sorabilir ve diğer üyelerle sohbet edebilir,
  • Herkese açık yayınlarda ele alınmayan konulara ve daha ayrıntılı değerlendirmelere ulaşabilirsiniz.

    Bu paket, Erkek Adam Patreon topluluğuna üç ay boyunca erişim sağlar. Eğer 6 aylık üyelik isterseniz 2 adet, 9 aylık isterseniz 3 adet ve 12 aylık isterseniz 4 adet alabilirsiniz.

Yıllardır arkadaş olduğum kızla birlikte olmaya başladım – Vaka çalışması

Abi selam, ben ve kızımız 24 yaşındayız. Üniversitenin ilk yıllarında tanıştık, çok iyi anlaştık ve 5 yıllık bir arkadaşlığımız var. Beraber ders çalışırdık, derslerden önce ve sonra zaman geçirirdik ve her konuda konuşurduk. Onunlayken kendimi çok rahat hissederdim. Arkadaşlığımızın başlarında fiziksel olarak yakınlaştık ama hiç seks yapmadık.

Bu 5 yıl boyunca onu çekici bulsam da, ona karşı pek bir şey hissettiğimi söyleyemem. Bu 5 yıl boyunca hem ben hem de o başka insanlarla sevgili olduk. Üniversite bitince görüşmelerimiz ve samimiyetimiz azaldı ama bağlantıyı bir şekilde canlı tutmayı başardık. Birbirimize zor zamanlarımızda destek olmaya devam ettik.

Ama son zamanlarda ona karşı hisler geliştirmeye başladım. Bir yakınımın ölümü üzerine bana destek oldu ve onunla ne kadar iyi hissettiğimi ve onun ne kadar da ilişki yaşamak isteyebileceğim bir kız olduğunu tekrar hissettim.

Tam da bu noktada çok hatalı davranmaya başladım. Onu aradım ve ona olan duygularımdan bahsettim ve onunla arkadaştan daha fazlasını istediğimi belirttim.

Bir kadından hoşlanıyorsunuz diye bu hoşlantının peşinden gitmeniz gerekmiyor. Ama madem bu hoşlantının peşinden gidip arkadaşlığını riske atacaksın, o zaman bari açılma. Açılmak pişmanlıktır. Doğal olarak pozitif cinsel gerilim ile bir ilişkiye gelişebilecek sürece fazla yük, fazla sorumluluk ve fazla stres bindirip, pozitif cinsel gerilimin yeşermesine engel olabilir.

Bunun yerine buluşmaları arttırıp seri adımlarla yürümen, iyi vakit geçirip fırsat buldukça işi fiziksele götürmen çok daha iyi olurdu. Bu şekilde bir şeyler yeşermediğinde çaktırmadan geri çekilip duygularını öldürerek arkadaşlığı riske atmayabilirdin. Evet, aşk da diğer duygular gibi kontrol edip söndürebileceğiniz bir duygu.

Bana çok yakın zamanda uzun süreli bir ilişkiden çıktığını, yeni bir ilişkiye hazır olmadığını ama arkadaş kalmak istediğini söyledi. Şimdi bu yaptığımın büyük aptallık olduğunu düşünüyorum ama o zaman duygularıma kapıldığımda bana mantıklı bir şey yapıyorum gibi gelmişti.

Duygularına kapılan herkese aptalca şeyler mantıklı görünürler.

Bu konuşmadan bir hafta sonra bir ortamda görüşmemiz gerekti. Oradan çıkıp takıldık, gece geç saatlerde ona gittik ve ilk defa seks yaptık.

Plot twist oldu ama bunu çıkma teklifi etmeden yapsaydın çok daha güçlü olurdu. Sonuçta iyi vakit geçirip cinsel gerilim ile sonuca gitmişsin ama, çıkma teklifi yaparken kontrol edemediğin duygular, senin bu kızla ilişkini yıkmak üzere pusuda bekliyorlar maalesef.

2 hafta sonra arkadaşlarla beraber tatile çıktık. Arkadaşlarım onu da çağırmam için ısrar ettiler.

Tatilde bana çok ilgiliydi. Sürekli elimi tutuyordu, sarılıyordu ve özellikle yalnız olduğumuz zaman çok daha ileri gidiyordu.

Birincisi, henüz sevgili değilseniz ya da ilişkinin başlarında arkadaşlarla değil baş başa çıkmanız daha iyi. Hatta arkadaş grubunuza girmesi için sevgililiğin ikinci ya da üçüncü ayını bekleyin. Gerçi sizin arkadaşlık durumunuz var ama normalde aranızdaki bağ sağlamlaşmadan arkadaşlarla görüşmenizi tavsiye etmem. Beraber geçirdiğiniz zamanın büyük bir kısmında rahatça fiziksel olamayacaksınız ve bir iki arkadaş olayı sabote edecek şeyler yapabilirler. Normalde sorun olmayacak şeyler, aranızda bağ yokken sorun olabilir.

Bu arada kadınlar konusunda hızlı bir adamsanız, sadece 3-4 ay sevgiliniz olan kızları arkadaş grubunuza getirin, tüm kızları değil. Çünkü sonra ciddi sevgiliniz ile gelirseniz arkadaşlarınız kıza gayrı ciddi davranabilirler ve özellikle kız arkadaşlarınız kıza sizin bir sürü kız getirdiğinizi ve onunda gelip geçici bir kız olduğunu çıtlatabilirler. Arkadaşlarınızın sizin uzun süreli ilişki aralarında yalnız olduğunuz sanmaları, birçok kadınla olan biri olduğunuzu sanmalarından daha iyi. Bu sayede birçok kız arkadaşınız ya da erkek arkadaşlarınızın kız arkadaşları, “gül gibi arkadaşımı bu piçe meze mi edeyim” diyeceğine “Mahmut’u Merve ile tanıştırayım yakışırlar” der.

Neyse değinmek istediğim başka bir konu daha var. Partiyi bozmak istemezdim ama kız erkek arkadaşından yeni ayrıldığı için, önümüzdeki 2-4 ay boyunca duygusal olarak nereye gideceğini bilemeyeceğini var sayman ve kendini fazla kaptırmaman lazım. Eskisine döner ya da onu düşünmeye başlayabilir ya da o olay tamamen bitmiştir seninle devam eder. Kim bilir. Her ne kadar bu yakınlığın anlık tadını çıkarsan da, ilişki bitimi sonrasında bir kadının ne kadar yakın olursanız olun, birden değişik bir yöne gitme ihtimaline açık olun.

Tatilden döndükten sonra da beraber olacağımızın sinyallerini veriyordu.

Birbirinizi uzun süredir tanıyorsunuz, kızın sana romantik ilgisi artıyor ve gönül ister ki bu ilişki devam etsin. Ama teknik olarak bunun yara bandı – rebound ilişki olma ihtimali en yüksek ihtimal olmasa da yüksek ihtimal. O nedenle duygusal yatırımına çok dikkat etmen lazım.

Duygusal yatırımı kontrol etmek bu iş birden biterse uzun sürecek ve acılı bir atlatma sürecini engellemek için önemli çünkü rebound ilişkiler (bu öyleyse tabi) çok ani biterler.

Ama asıl önemli olan bu değil. Kızın yüksek ilgisine kapılırsan ve fazla duygusal yatırım yaparsan, bu işin bitmesine neden olacak derecede itici, zayıf davranışlar gösterebilirsin. Çünkü ayrılık sonrası duygusal dalgalanma döneminde kız uzaklaşabilir ve sen duygusal yatırımı dizginleyemeyen bir kaygılı bağlanan biriysen, buna gerçekten itici tepkiler verebilirsin (peşinden koşmak veya sinirlenmek gibi). Kötüsü, bu geçici uzaklaşmalara itici tepkiler verirsen, kıza eski ilişkisinin daha iyi görünmesine neden olabilirsin ve kızı resmen eskiye özlem duyar hale getirebilirsin.

Arkadaşlarım bile sevgili gibisiniz diyorlardı.

Kızın ilgisi artmakla beraber, biz neyiz olayına henüz gelmemiş. Ayrıca bu “sevgili gibiyiz” lafı çok uğursuz bir laf, keşke hiç edilmeseydi. Çoğu yerde sevgili gibiyiz lafı, söyleyen tarafın karşı tarafa fazla düştüğüne, bu fazla düşme nedeniyle de hata yapmaya başlayacağına işaret. Örneğin kız bir iki gün bıraksan düzelecek bir uzaklaşma dönemine girdiğinde, fazla düştüğün için paniğe kapılıp, üstüne bir de bir şeyler yapmalıyım yanılgısına kapılabilirsin. Ya da kızın “henüz ilişkiye hazır değilim” sözlerini unutup, ilişkinin kadını durumuna geçerek ilişki baskısı yapmaya başlayabilirsin.

Bu aşamada senin fazla kapılmadan, iyi vakit geçirmeye ve fiziksele odaklanman en iyisi.

Benim sorum şu: bundan sonraki adımlarım ne olmalı?

Ben yapma dediklerimi yapıp ilişkiyi berbat ettiğin için yazdığını sanmıştım çünkü çoğu erkek artık geç olduğu bir aşamada yazıyor. Senin sorunu cevaplandırdım aslında.

Olayın keyfini çıkar ama aşk seline kapılma.

Sevgili gibiyiz hayal dünyasından uzak dur ve önümüzdeki 3-4 ay içinde, bu ilişkinin her yöne gidebilmesine hazırlıklı ol.

Uzun süreli ilişkiden yeni çıkan birinin gel gitleri olur. Buna hazır ol ve uzaklaşma anlarında paniğe kapılıp ilişkiyi mahvetme. Uzaklaşma anlarında kaygının yüksekliği, senin yakınlaşma anlarında kendini ne kadar kaptırdığına da bağlı. O nedenle kıza sıcak davran, yakın davran ama aşk böcüğü olup sevgi seline kapılma.

İlişkiye odaklanma, ilişkiye ilişkinin feminen tarafı odaklanır. Daha da kötüsü, ilişkiye odaklanırsan ilişkinin feminen tarafı sen olursun. Feminenleşen bir erkek itici olur.

Ya bu seviyede kalır ve biz neyiz demezse?

O zaman sen de bunun bu seviyede kalacağını kabul edip ona göre plan yaparsın. 2-3 ay verdikten sonra ya ben daha ciddi bir şey arıyorum der bırakırsın ya da böyle iyi der devam edersin.

Eğer aramızdaki şey devam etmezse ve biterse, arkadaşlığımız ne olur?

Arkadaşlığınız biter, bitmeli. Bu işe girdiğin zaman bu iş bittiğinde arkadaşlığın da biteceğini anlaman gerekirdi. Hayatında eskiden yattığın birini arkadaşın olarak tutman, ilerideki uzun süreli ilişkilerin veya evliliğin için gereksiz gerilim yaratacak bir şey.

İlişki istemiyorum dedikten sonra benimle yatması, benimle takıldığı anlamına mı gelir?

Belki. Sadece o anlama geldiğini söyleyemezsin. Evet, o anlama gelebilir ve bu nedenle ihtiyatlı olman lazım. Bu ilişki sevgililiğe de gidebilir, eskiye dönmeyip seni de bırakabilir, eskiye de dönebilir. En yüksek ihtimalli senaryodan en düşük ihtimalli senaryoya göre sıraladım ama ikinci ve üçüncü senaryo ihtimali de az değil.

Aslına bakarsan, şu an bu soruları sorarak da yanlış yapıyorsun ya da en azından yanlış bir zihin yapısındasın. Serseri erkek benimle sevgili mi yoksa sadece yatıyor mu kadını gibi düşünüyorsun. Bunlar senin davranışlarına yansıyacak bir feminen enerjiye neden olurlar. Normalde ilişkiyi, sevgililiği kadın daha fazla düşünür, sevgili olmadığınızdan kadın endişe eder ve kadın olayı sevgililiğe iteler. Yuvayı dişi kuş yapar.

Sen “ya yatarım, basarım, geçerim ya” kafasında ol demiyorum. Fazla efendi erkek, beta erkek, kaygılı bağlanan erkek kafasında olan adamlar, “fazla kapılma” dedin mi “kızı sikine takma” dediğini duyuyorlar. Kadından daha hızlı ve fazla ilişki isteme, ilişkiye odaklanma dedin mi “bas geç gardaş” dediğini duyuyorlar. Daha az duygusal yatırım yap dediğinde “aman ha, sıfır duygusal yatırım yap, duygusal yatırım yapan betadır” duyuyorlar. Kafası aşırı sağcı / solcu olunca, politik merkezi komunist / faşist sanan adam gibi, ilişkisel merkezi kadınları sikip atan piç erkek tavsiyesi sanıyorlar.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın

Canlı yayın – Seni kaybetmekten korkmayan kadına nasıl davranmalısın? (Katıla ve Patreon’a özel)

Patreon ve katıl destekçi üyelerine özel bu canlı yayında, seni kaybetmekten korkmayan kadına nasıl davranmalısın konusunu ele alacağız. Aynı zamanda canlı yayında soru alıp yanıtlayacağız.

Patreon’a katılmak için burayı tıklayın.
Youtube katıl için burayı tıklayın.

Bu yayında, bir kadının seni kaybetmekten korkmamasının ne anlama gelebileceğini ve böyle bir durumda erkeğin nasıl davranması gerektiğini konuşacağız. Amaç karşı tarafı manipüle etmek, kıskandırmak ya da oyun oynamak değil; kadının gerçek yatırım seviyesini doğru okumak, tek taraflı çabayı bırakmak ve ilişkinin bütün yükünü omuzlamamak. Çünkü ilgi azaldığında daha fazla ilgi göstermek, kendini ispatlamaya çalışmak ve karşı tarafı ilişkiye ikna etmeye uğraşmak çoğu zaman erkeği daha da muhtaç bir pozisyona iter.

Yayında ayrıca sınır koymak ile cezalandırmak arasındaki farkı, bir ilişkide karşılıklılığın neden önemli olduğunu ve gerektiğinde kötü bir ilişkiyi bırakabilmenin neden temel bir güç olduğunu ele alacağız. Asıl mesele “beni kaybetmekten korksun” değil; kendi hayatını, standartlarını ve özsaygını koruyarak seni gerçekten isteyen, sana yatırım yapan ve ilişkiyi seninle birlikte taşıyan bir kadınla yoluna devam edebilmektir.

Bir kadına gereğinden fazla “değer vermek”: Muhtaçlıktan öfkeye giden yol – Vaka Çalışması

Bu vaka çalışmasında takipçi, daha doğru dürüst tanımadan sevgilisinin “saf ve masum” olduğunu düşünmüş. Onu hayatının merkezine koymuş, hediyelere boğmuş, her istediğini yapmış ve bütün zamanını ona ayırmış. Fakat ilişkinin daha dördüncü ayında o masum kızın değiştiğini, kendisini küçümsediğini ve verdiği hiçbir şeyin kıymetini bilmediğini düşünmeye başlamış. İlişki bittiğinde de geriye büyük bir öfke ve tek bir soru kalmış: “Bir kadının isteyebileceği her şeyi verdim; neden yetmedi?”

Mesele çok vermek değil, karşılığında ne beklediğiydi. Karşılıksız fedakârlık sandığı şeylerin arkasında görünmez bir borç defteri, hediyelerin altında gizli sözleşmeler, bitmeyen açıklamaların içinde ise onaylanma ihtiyacı vardı. Bu vaka çalışmasında, bir erkeğin kendi yarattığı “masum kadın” fantezisinin nasıl yıkıldığını ve sevgi sandığı muhtaçlığın nasıl öfkeye dönüştüğüne bakacağız.

Mahmut abi, 1 sene boyunca bir tane kız benim peşimden koştu. İlgisi olduğu apaçık belliydi. Daha önce ilişkim olmadı dedi. Ben de onu çok saf masum görüyordum.

Bir kadın saf ve masum olabilir ama 5-6 ay yakından tanımadan bir kıza saf ve masum derseniz, fazla duygusal yatırım yaparsınız. Bir kadının 5-6 aya kadar her bok olabileceğini var sayarsanız daha sağlıklı bir ilişki yaşarsınız. Bir kadını bilmeden etmeden melek diye yaftalayıp sonra kadın kelek çıkınca “orospu” diye yaftalamak, desteksiz hayalleri yıkılınca öfke dolmak, tipik bir AFC / efendi adam toksik kırılganlığıdır. Ayrıca o kadar fantezi ve hayal, kadın kelek çıksa bile bırakamamaya neden olabilir.

Erkek adam tabiri caizse bir kadının kelek olabileceğini var sayar. Kadın gerçekten kelek çıkarsa şaşırmaz,öfkelenmez. Zarardan daha erken ve kolay döner. Kadın “melek” çıkarsa da bir şey kaybetmez.

Kız daha sonra benim de ilgimi çekti ve kıza açıldım. Sevgili olduk.

Açılmak pişmanlıktır. Burada kızın ilgisi yüksek olduğu için büyük zararı olmamış ama zayıf bir başlanıç yapmışsın.

Kız ilişkide nasıl davranması gerektiğini falan hiçbir şey bilmiyordu. İlişkiye başladıktan sonra hep ben onu yönlendirdim, sürekli kendimi ona bir şeyler anlatırken buldum.

Üniversite yıllarında bir tane arkadaşına açılmış ama arkadaşı biz arkadaşız demiş. Ama 5 yıl geçmesine rağmen instagramdan konuşmaya devam etmişler. Benimle ilişkisi varke nde görüntülü konuşmuşlar. Bu durum beni işkillendirdi ve kızla konuştum. Durumu bana anlattı. Ben o adamı instagramdan çıkarttırdım, numarasını sildirdim.

Kız bana hep masum görünüyordu. Daha önce hiç sevilmedim falan demişti ve ben onu hayatımın merkezine aldım. Hayatında görmediği ilgiyi göstermeye başladım. 2 ay sonra ablamla otururlarken bir anda egolu egolu konuşmaya başlamış. İşte kardeşin beni bırakamaz kardeşin çok duygusal dayanamaz falan gibi laflar etmiş.

O götü sen kaldırdın. Kızı hayatının merkezi yaparak, fazla ilgi göstererek ve kızı melek diye putlaştırarak sen kaldırdın.

2 ay sonra kızın hareketleri tavırları bir anda değişmeye başladı ve ben de artık hiçbir olumsuz yanını görmemeye başladım. Her konuştuğumuzda arkadaşları ile ilgili bir şey söylesem arkadaşlarını savunmaya başlardı beni hiç bu kadar savunmamıştı. Bu huyları falan çok dikkatimi çekmeye başladı artık kızı tanıyamıyordum.

Hayır, kızı daha yeni tanıyorsun.

Sürekli ben bir şeyler anlatmaya çalışıyordum ve bana sürekli ben kendi değerimin farkındayım falan deyip duruyordu.

Birine sürekli bir şeyler anlatmaya çalışmak, ona “beni anla” diye yalvarmak demektir. Sürekli bir şeyler anlatmaya çalışan, kendini açıklamaya çalışan tarafı ast, karşı tarafı üst yapar. Bir insan iki, bilemedin 3 açıklamada anlamıyorsa, anlamayacaktır ya da anlamamaktan gelmeye devam edecektir. Bu gerçeği kabul edip buna göre davranın. Kabullenin ve boyun eğin değil. Terk de edebilirsiniz.

Bir kadına sıklıkla bir şeyler anlatmak zorunda kalıyorsanız, muhtemelen onunla uyumsuzsunuzdur ve ayrılmanız lazım. Ya da kız sizi “beni anla” diye yalvartmak için, ast yapmak için bu durumları yaratıyor olabilir ki o zaman hemen ayrılmanız lazım.

Ben de artık dolmuştum. Sürekli her şeyde beni suçluyor ve hep haklı çıkmayı başarıyordu artık.

Kız seni “beni anla” diye yalvartmak için, ast yapmak için bu durumları yaratıyormuş sanki. Klasik suçlu hissettirme de var. Bu aşamada o ilişkide kalarak sen kendin “ben buna layığım, vur bana, ez beni” diye davetiye çıkarıyorsun. Öfkelenmeye, dolmaya hakkın yok.

 O masum kız gitmişti.

Masum kız senin aptalca muhtaç bir fantezindi. Kendin uydurdun, kendine söylediğin yalandan uyandın.

Sürekli ben merkezli davranıyor ve ben tek başıma dışarı çıkamayacak mıyım, arkadaşlarımla sensiz bir yere gidemeyecekmiyim mesela 1 çift 1 bekar 1 de ben sensiz bir ortama giremeyecek miyim gibi sürekli beni test eden sorular soruyordu.

Bunlar ben merkezli ya da test amaçlı sorular değil. Gerçekten bu kadar kısıtlıyorsan, gayet haklı sorular ve bu çerçeveye girmemekte de haklı.

Ben de bu durumdan sıkılmıştım. Sürekli kıskanç olduğumu söylüyordu. Bir arkadaşlarının veda yemeği vardı kızlı erkekli. Oraya yolladım. Bir arabada 2 erkek 2 kız gitmelerine izin verdim.

Lütfetmişsin.

8 gibi gitti ve bana gittiğinde vardığını yazdı. Saat 22.30’a kadar mesaj atmadım o da atmadı. Ve ben de ne yapıyorsun yazdım, o da oturuyoruz dedi. Ben de tamam dedim. Sonra saat 23.50 de yazdım ama cevap gelmedi. 10 dakika sonra aradım. Mekandan kalktıklarını arabaya gittiklerini söyledi, çok ses vardı kapatıyorum dedi. Konuşamadan kapattık ve bana mesaj attı arkadaşların karnı acıktı kokoreç yiyip geleceğiz dedi bende müsait olunca beni arar mısın dedim ama 20 dk geri dönmedi. Sonra bana mesajını görmedim dönüş yolundayız diye mesaj attı eve gelince aradı kavga edeceğiz zannetti

Arkadaşları ile dışarıda olan bir kız için makul bir şekilde mesajlaşmış.

Ama ben uzatmadan iyi geceler dedim.

O zaman o çok kıskançsın, arkadaşlarla çıkamayacak mıyım olayı ne? Sırf manipülatif yalan mı yoksa sen bunlara aşırı karışıyorsun da o gece istisna mıydı?

Ona sürekli hediyeler alıyordum, istediği her şeyi yapıyordum, sürekli birlikte varkit geçiriyor konuşuyorduk ve sürekli veren taraf ben olmuştum.

Ben kişilik olarak, erkek olarak yetersizim ve yetersizliğimi rüşvetle (sürekli hediye), tüm zaman ve kaynaklarımı emrine açmakla yani beta öder olarak kapatmaya çalışacağım diyorsun. Sen ben çekici değilim diye sinyalleyip durduktan sonra, kızın seni itici bulmaya başlamasına şaşırmadın umarım.

Aldığım hediyelere artık tepki bile vermiyordu. İlişkimizin 4. ayında otururken konuşuyorduk ve bana aldığın hediyelere düşmüyorum benim için değişmen önemli dedi.

Rüşvet diye hediye aldığını biliyor ve suratına vurmuş.

Ben de ona aldığım hediyelerin onu düşürmek için olmadığını falan anlatıyordum.

Kendinden başka kimseyi kandıramazsın.

Ama o değişmem gerektiğini söylüyordu. Sonra 2 kız 2 erkek yemeğe gittikleri gün ne hissettiiğimi söyledi. Ben de ona güvendiğimi bir şey hissetmediğimi söyledim. Sonra bana neden 10 dk sonra hemen aradığımı sordu. Ben de ona saat 00.00 ı geçmişti dedim. O da sonuçta aradan yarım saat geçmedi nerede olduğum belli dedi bende ona kendimi yine açıklama yaparken buldum.

Sürekli açıklama yalvarmadır. Kendini ast yapmaktır. Kadınlar ilişkide ast olmaya hevesli erkekleri sevmezler. Ayrıca yalan söyleyip duruyorsun, neden aradığın belli. Kiminle ne yapıyor diye kontrol ediyorsun. Yalan söyleyince de korkak durumuna düşüyorsun.

Saatin geç olduğunu onu merak ettiğimi söyledim. O ise nerede olduğum belli aramam gerektiğini savundu. Ben de öfkeyle bir anda parladım. Sen bunu bana açıklattırıyorsun ya sana hiçbir şey demiyorum deyip ayrıldım. 5 dk sonra öfke ile söylediğimi istersen oturup konuşabiliriz dedim ama o istemedi bitsin dedi. Ben de bitirdim.

Ayrılık kelimesi öyle bir anlık öfke falan dinlemez. Ayrılmak istemiyorsanız, tehdit olsun, sopa olsun diye ayrılalım demeyin. Ayrılalım dediğinizde ilişki telafi edilmez şekilde asar alırsa şaşırmayın.

10 gün sonra içimi döken bir mesaj attım. Beni aradı. Dedi ki mesajını gördüm sen üzülme diye aradım. Biz anlaşamıyoruz sen beni anlamıyorsun sürekli tartışıyoruz falan deyip durdu.

Doğru muhtemelen. Aslında sürekli düğmeye basılmış gibi kendini açıklaman, kızın zorladığı bir şeyden çok senin muhtaçlığın gibi. Sanki kızın toksik olmasından çok, sen efendi adamın toksik kırılganlığına sahipsin.

Onu hayatımın merkezine almama rağmen konuşmalarımızda hala beni haksız göstermeye beni suçlamaya başladı.

Onu hayatının merkezine almana rağmen değil, onu hayatının merkezine alman yüzünden. Herkes senin bunu fedakar bir aziz olduğun için değil, sinsi ve gizli sözleşmeler sonucu yaptığını biliyor. Bir erkek bir kadını hayatının merkezine, ona her yönden sülük gibi yapışıp kafeslemek için alır. Bir kadını soğutmanın en kestirme yollarından biri onu merkeze almaktır zaten.

O gün 10 dakika daha dayanamadın bile dedi. Ve şu an 14 gün oldu. Hala konuşmuyoruz.

Konuşmuyorsunuz, çünkü ayrıldınız.

İnstagramdan çıkardım, artık onu rahatsız etmeyeceğimi söyledim. Ama öfkem çok büyük. Bir kadının isteyebileceği herşeyi verdim. Kızlarla arama mesafe koydum, telefon şifremi verdim, her şeyi yaptım. Bir sözünü 2 etmedim.

Ve bunların hepsini, arka planda bir borç defteri tutarak, “ben sorulmadan bir şey yapayım, borçlu hissetsin ve karşılığını sonra versin” diye yaptın. Tipik gizli sözleşme ve bedava peşkeş çektiğin şeylerin karşılığını tahsil edememenin öfkesi. Klasik bir efendi adamın toksik kırılganlığı vakası.

Ben de ilişkide tecrübesizim ama öfkem çok büyük. Nerede hata yaptım ve şimdi ne yapmalıyım?

Sana tavsiyem Efendi Adamın Toksik KırılganlığıEfendi Adamın Toksik Kırılganlığı kitabını okuman. Başından çok fazla yatırım ve sinsi efendi erkek oyunu ile gelen hüsranı yaşamışsın. Bizim ilişkilerde bağlanma stilleriilişkilerde bağlanma stilleri kitabını da tavsiye ederim.

İlişkimiz 4 ay olmuştu 4.ayında ayrıldım ama fazla bağlanmış gibi hissediyorum ve onunla konuşmak öfkemi anlatmak istiyorum.

Ben burada öfkeni ve hüsranını bir daha bu şeyleri yapmamak üzere derse dönüştürmeni tavsiye ederim. Kıza öfke kusman seni geçici olarak rahatlatabilir ama bu aşamada aynı zamanda kıza kuyruk acını kusarsın ve sonra pişman olabilirsin. En iyisi, tecrübesizliğine verip dersini almak.

Bitirirken, İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabındaki “Efendi Adamın Toksik Kırılganlığı olarak kaygılı bağlanma” bir alıntı yapmak istiyorum:

Efendi adamın – kaygılı bağlanan erkeğin yaptığı her iyiliğin, fedakarlığın arkasında gizli bir beklenti, gizli sözleşme vardır. Efendi adam, “ben senin için 10 şey yaparsam, sen çok mutlu olursun ve benim istediğim şeyi bana büyük bir hevesle verirsin” modunda davranır. “Ben bulaşıkları yıkarsam, seks yaparız”, “şunu yaparsam seks yaparız”, “bunu yaparsam seks yaparız”, vs. “Senin için şunu yaparsam, beni kabul edersin”, “senin için şunları yaparsam bana kızgın olmayı bırakırsın”. 

Böyle bir erkek farkında olmadan annesini memnun etmeye çalışır durur. Böyle bir erkek için sevgilisi – karısı, gizli sözleşmeler aracılığı ile ve sürekli memnun etmeye çalışarak güvenlik almaya çalıştığı bir otorite figürüdür. Adamın karısı veya sevgilisi, bu sözleşmelere imza atmamıştır ve aslında bunların varlığından bile haberdar değildir. 

Kadın, kaygılı bağlanan erkeğin her yaptığı şeyin karşılığında bir şey beklediğini, tüm o nazik ve güya fedakar davranışlar ile onu sürekli borçlu çıkardığını bilmeyebilir ama kadının sinir sistemi, bunları hisseder. 

Karşısındaki insan kendisine sürekli bir şeyler verir ve sonra da beklenti içinde bakar. Her verici davranışında, beklediği şeyi alamaz ve dışarı vuramadığı bir öfke biriktirir. Kadın ne olduğunu anlamayabilir ama bir şeylerin yanlış olduğunu hisseder. Aslında daha kötüsü, bir şeylerin tehlikeli olduğunu hisseder. İçinden bir ses, “benim için sürekli iyi şeyler yapıyor ama ne olduğunu söylemediği beklentiler var ve bana öfke biriktiriyor. Bu öfkeye ne olacak? Ne zaman patlayacak? Güvende miyim?“ 

Lüks bir restorana gittiğinizi düşünün. Masaya oturdunuz ve siz daha menü bile istemeden masaya çok güzel yemekler servis edilmeye başlandı. Siz “bunların fiyatı ne?” diye her sorduğunuzda elemanlar size “siz fiyatı dert etmeyin” dediler. 

Altın tabaklarda sunulan biftekleri yediniz, istakozu yediniz, balıkları yediniz. Sonra yavaş yavaş, size nasıl bir fatura kitleyecekler endişesi ile panik atak yaşamaya başlarsınız. Efendi adamın partnerinde yarattığı duygu da buna benzer bir duygu. Kadınlar nazik şeyler yaptığınız için sizden uzaklaşmıyorlar, sizden dürüst olmadığınız için, manipülasyon yaptığınız için uzaklaşıyorlar. Siz yüce gönüllü olmaya çalışıyorsunuz ama aslında bir insanı sizin ihtiyaçlarınızı karşılaması için manipüle ediyorsunuz ve bu arada sizden gereksinim duyduğu en önemli şeyi, güvenliği sağlamıyorsunuz. Tam tersine, onun güvenliğini tehdit ediyorsunuz çünkü sonunda nasıl bir fatura çıkacağından korkarak yaşıyor.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Eski sevgilimi ben terk ettim ama hala unutamadım – vaka çalışması

Bugün ele alacağımız vaka çalışmasında, takipçi 1 yıl kadar beraber olduğu kadını terk etmiş. Eski sevgilisi toksik, sürekli olarak saygısızlık yapan, birçok alarm veren bir kadın olduğu için, zor da olsa sonunda doğru olanı yapmış. Sonunda diyorum zira bir yıllık ilişkide kadını 3-4 kere bırakmış ama her seferinde geri almış.

Sorun şu ki, bu toksik ilişkinin üzerinden 6 ay geçmesine rağmen, terk ettiği eski sevgilsini unutamamış. Takipçi, ismine  Erkan diyelim, çevresinde bir uydu erkek barındıran ve başka erkeklere mavi boncuk dağıtan bir kadın olduğu için kararının doğru olduğunu biliyor ama yine de onu özlüyor. Bu da takipçiyi oldukça şaşırtan bir durum.

Aslında tabi ki Erkan bu kadını değil, bu kadının olmasını istediği fanteziyi özlüyor. Acı çekmesinin ve kızın aklından çıkmamasının nedeni, gerçekliği henüz kabul edememesi.

Burada bir başka sorun da, yeni ve derin bir ilişki ile biten ilişki arasında ortalama olarak 1.5 sene gibi bir sürenin olması. Birçok erkek maalesef hayatında düzenli ve derin bir bağ olan kadını 2-3 ay içinde bulamazsa, paniğe kapılıyor ve sanki hiç bulamayacakmış gibi hissetmeye başlıyor. Bunun sonuçlarından biri de, ilerde derin bir bağ yoksa, eski bağı özlemek oluyor. Bu özlem özellikle, erkek ilişkiyi hayatının merkezi yapıp ilişkisinin dışındaki sosyal hayatını ve uğraşlarını boşladıysa daha şiddetli oluyor. Erkek sadece hayatının merkezi olan bir bağı kaybetmekle kalmıyor, aynı zamanda o bağ hayatından çıkınca, sosyal bir çöl ile başbaşa kalıyor.

Bu nedenle ilişkiniz olduğunda, hayatınızı ilginç ve sosyal yapan şeylerden uzaklaşmamalısınız. Ve uzaklaşsanız bile, ilişki bittiğinde, içinizden gelmese bile,  hayatınızı ilginç ve sosyal yapan şeylere devam etmelisiniz.

Neyse, fazla uzattım. Erkan’ın hikayesine bakalım.

Abi merhaba. 6 ay kadar önce, 1 yıllık ve oldukça kaotik olan ilişkimi bitirdim. Ben 29 yaşındayım, eski kız arkadaşım ise 27 yaşında.

Aramızda inanılmaz bir bağ vardı. Hayatımda kimseyle bu kadar iyi vakit geçirmedim. Seks harikaydı. Beni o kadar çok, o kadar yoğun seviyordu ki anlatamam.

Bir şeyi çok açık anlatıyorsun ama zerre farkında değilsin. “Gerçek olamayacak kadar güzelse, gerçek değildir” diye bir laf var. Kullandığın abartı kelimeler, toksik ve manipülatif partnerin aşk bombardımanını tamamen yuttuğuna işaret. Aranızdaki muhtemelen derin bir bağ değil, kaotik ilişkinin iniş çıkışları ile aralıklı pekiştirilen bir bağımlılıktı. Seks bombardımanı zaten belli. Yoğun sevgi sandığın şey de, muhtemelen kaotik ve hedonist yapışkanlıktı.

Toksik aşk bombardımanını, gerçek olmadığı için gerçek olamayacak kadar güzel görünen “bağı” olduğu gibi değil de böyle süslü pembe gözlüklerle görürsen, aslında seni manipüle edip kanını emme gibi bir niyeti olmadığından fare kapanına “harika” peynirler koymayan normal bir kadının gerçek sevgisi, sana bayat ve renksiz gelir. Pembe gözlüklerle kendine gerçek diye yutturduğun geçmiş ilişkini özler durursun.

Ama …

Bu harika, inanılmaz, yok böyle bir şey “sevgi” zaten hep “AMA” ile paket olarak gelir.

Problem şu ki, aramızdaki derin aşka ve kimyaya rağmen …

Cinsel azgınlığa ragmen desek daha doğru olur.

balayı aylarından sonra ona olan güvenimi sarsmaya başladı.

Aşk bombardımanı genellikle böyle biter. Cennet bahçesinde yürüdüğünü sanarken, birden ayılır ve kendini bir mayın tarlasının ortasında bulursun.

Aslında rüyadan uyandığında geri dönüp mayın tarlasından çıksan, yine çok hasar almazsın. Ama “bunu düzeltebilirim, gözlerimi kapatıp gül bahçesine dönebilirim” dersen, büyük hasar alırsın.

“Hayır ben bu işi şu abiden ya da şu abiden öğrendim, bu kızı düzeltebilirim!”

Bozuk bir kadını düzeltemezsiniz. Sağlıklı bir kadınla olan ilişkinize yapacağınız yatırım, o kadının daha da iyi olmasını sağlar ama sağlıksız bir kadına yatırım, onun daha da kötü olmasını sağlar.

Onu daha objektif değerlendirmeliydim ama abi ilk aylarda her şey o kadar harika gidiyordu ki!

Paranoyak bir şekilde bir şeylerin kötü gideceği beklentisinde olmanızı tavsiye etmem ama her şeyin harika olduğunu düşündüğünüz anda bunu yakalayıp “bir dakika” demeniz lazım. “Burada bir problem olabilir, gerçek olamayacak kadar güzel ise gerçek olmayabilir”.

Birçok erkek maalesef “ah çok harika, ah mükemmel” diye eriyor ve sonra da aylarca kurtulmaya çalıştıkları şekilde yaralanıyor.

İnsanlar gerçek yüzlerini 3-6 ay kadar saklayabilirler. Yani biriyle beraberliğinizin ilk 3-6 ayında, “dur bakalım bu ne kadar gerçek, ne kadar reklam ya da sahte” şeklinde temkini elden bırakmamalısınız. Kız sonra gerçekten iyi çıkarsa, başlangıçta çok yüksel dürtüsel coşkuların hedonist zevkine tam dalamazsınız ama uzun süreli mutlu olabilirsiniz.

İlişkinin başında önünüzü kış tutun, bırakın yaz gelsin. Çoğu kaygılı bağlanan, sevgi açı erkek, aşk bombardımanı ile önünü bitmeyen yaz sanıyor ve kara kışa toslayınca darmadağın oluyor. Bu konudan, kendimizi kaptırmadan sevemeyecek miyiz yazısında bahsetmiştim.

Sonra, bazı kötü davranışları ortaya çıktı. Bunlar birk ere olan şeyler de değildi, düzenli olarak yaptığı şeylerdi. Mesela eski sevgililerinden konuşuyordu ve birkaç kez gereksiz cinsel ayrıntılara da girdi. Kızdığında bana tehditler, aşağılamalar ile saldırıyordu.

Bu ikisi bile bir kez, geri dönüşsüz ayrılmak için yeterli.

Çevresinde uydu erkek barındırıyordu ve bunlarla sınırlarına zerre dikkat etmiyordu. Bunlardan en samimi olduğu erkeğe, bizim yatak hikayelerimizden bahsetmiş.

Bu kadın bu adamları sadece ilgi kaynağı olarak değil, erkek arkadaşını sopalamak ve hizada tutmak için kullanıyor. Bu çalışır bir taktik olmasa bile, bir kadının bunu yapması, onu kalitesiz ve sevgili yapılmaması gereken bir kadın yapar.

Beni eski sevgilileri ile karşılaştırıyordu ve bunu bazı alanlarda yetersiz olduğumu belirtmek için yapıyordu.

Başlardaki o gerçek olmadığı için gerçek olamayacak kadar harika “aşkın” nedeni tam olarak bu işte. Bulabileceğin en boktan kadınlardan biri, gerçek yüzünü saklamaktan yorulduğunda, o rüya gibi deneyime geri dönme umudu ile üzerine attığı her türlü pisliğe ragmen ilişkide kalman için.

Kızın sonradan yaptıkları da zaten seni sevmediğine, yaptıklarının manipülasyon olduğuna kanıt. Gerçi kişisel algılama, kız sevgi kapasitesi olmayan ve sevmeye değmez bir paçavra, sana özel bir durum değil. Senin burada küçük düşmene neden olan şey, kızı bunlara ragmen seri olarak terk etmemen.

Maalesef suçlandığı zaman refleks olarak kendisini suçlamaya meyilli bir erkeksen, kız arkadaşın seni eski sevgilileri ile karşılaştırıp aşağıladığında, “bu karı malın teki çıktı, seri olarak bırakayım” refleksi göstereceğine, “beni yetersiz görüyorsa yetersizim” demeye başlarsın. Sonra da kendini kıza ispatlamaya çalışırsın.

Normal bir kadın örneğin ona yeterince zaman ayırmıyorsan sana “artık bana çok zaman ayırmıyorsun” gibi bir şey söyler. Arıza bir kadın ise “eski sevgilim hiç böyle yapmazdı” gibi şeyler saçmalar.

Bir süre kadın erkek ilişkileri ile öğrendiklerimi kullanarak, onu düzeltebileceğimi düşündüm.

Hayır, onu düzeltemezsin. Birini düzeltmek veya kurtarmak sizin işiniz değil. Sizin işiniz  uyumlu bir ilişki yaşayabileceğiniz, toksik olmayan birini bulmak ve yolda karşınıza çıkan bu tür toksik kadınları da en hızlı şekilde elemek.

Sorun şu ki, bu tür kadınların oranı daha az olsa da, ilişkilerde dikiş tutturamadıklarından ve büyük bir kısmı da cinsel olarak çok aktif olduğundan, piyasada daha çok bu tür kadınlarla karşılaşacaksınız. Ve eğer aşk bombardımanını yememeyi öğrenmezseniz, arka arkaya toksik ilişkilerde yıllarınızı boşa harcamanız çok kolay.

Ama çabalarıma rağmen bir değişiklik olmadığını görünce, 6. ayımızda onu terk ettim.

Ve kesinlikle de geri dönmemen gerekiyordu.

Defalarca aradı, mesaj attı ve kapıma gelip değişeceği konusunda sözler vererek yalvardı.

Sanırım bir insanın değişmeyeceğinin en önemli göstergelerinden biri, terk edildikten sonra değişeceği konusunda yalvarması.

Bu arada, bir kadın ne kadar çok ağlarsa, ona o kadar az acıyın. Özellikle de böyle kritik ilişki kırılmalarında. Az ağlayana, acısını kendi içinde yaşamaya çalışana acıyın, göstere göstere ağlayana acımayın. Bu konuda bir kadının sizin için çok ağlaması, sizi çok sevdiğini göstermez adlı bir yazı yazmıştım. Bu tür oyuncağını kaybedince “değişeceğim” diye ağlamalar manipülasyondur.

Ama ilişkiye yeniden başladığımızda, eski davranışlarına geri dönüyordu.

Sadece seni ilişkiye çekmek için yalan söylediğini anlıyorsun muhtemelen.

Çok güzel bir kız ve bugüne kadar tüm yaptıkları güzelliği sayesinde yanına kalmış.

Alçak gönüllü olup kendi katkılarını görmezden gelme. Sırf güzel diye yaptığı her şeye rağmen kızı bırakmayan, ödüllendiren senin gibi abazanların sayesinde de. Kız güzel olunca böyle şeylere rağmen bırakmayacak, kendisini sürekli alacak adamlar olduğunu, kıza siz öğretiyorsunuz.

Sonraki 6 ayda terk et – yalvarsın – geri al döngüsüne girdik. Sonunda onu her aldığımda, daha da kötüleştiğini fark ettim.

Adama ne yapsam bırakamıyor diye düşünmesini sağladın. Daha da kötüleşmesi doğal değil mi?

Terk ettiğimde gösterdiği sevgi, ağlamaları ve sözleri geri dönmeme neden oldu.

Bunca zaman sonra bile o gösterdiği şeyin sevgi olmadığını, manipülasyon olduğunu anlamamışsın. Bunca zaman sonra da unutamama sebebin bu. Çok sevildin ve ne olursa olsun çok sevilme deneyimini kaybettin sanıyorsun. Sürekli olarak verilen sözlere inandığın için, kızı geri almasan da masalları gerçek sanmayı kendine öğrettin. Gerçeklikten kopuşun hala devam ediyor ve unutamama sebebin de bu.

Sonunda onu terk ettim ve tüm aramalarını bloke ettim, bana ulaşamamasını sağladım. Bu, bugüne kadar yaptığım en zor şeylerden biriydi.

Bu tür toksik ilişkilerin etkisinin daha kalıcı olma sebeplerinden biri de, aralıklı pekiştirme ile bağımlılık yaratmaları. Senin durumun sadece gerçek olmayan bir mükemmeliği gerçek sanmak değil, aynı zamanda bağımlılık geliştirmen.

Burada en iyisi, bu tür bir ilişkiye girmemek ve girilse bile en kısa sürede ilişkinin ne olduğunu anlayıp çıkmak. Bu nedenle zaten toksik ilişkiler kitabındaki bilgileri toksik ilişkiniz yoksa bile bilmeniz önemli.

Ayrıldıktan sonra kendime odaklandım, işimde ilerledim, yeni arkadaşlar yaptım ve gayet iyi kızlarla görüştüm. Şu an bir kız arkadaşım var ve sosyal olarak çok aktifim.

Fakat bütün bunlara ve aradan geçen onca zamana rağmen, kendimi hala onu düşünürken buluyorum. Onunla yaşadığımız o eğlenceli zamanları, bağı ve aşkı düşünüyorum. Bunlar çok özel şeylerdi.

Bu konuda ne yapabilirim?

Burada gerçekte olan şey şu ki senin özel dediğin bağ, senin boğazına kadar battığın manipülasyondu ve tek taraflıydı. Sen o anlarda büyük bir sevgi ve bağ deneyimlediğine inandın ve bunu yaşadın fakat aranızda bağ ve aşk yoktu. O taraftan sana akan şey manipülasyondu, sen bu zokayı yuttun.

Sen daha o deneyimin yalan olduğunu kabul etme aşamasına gelememişsin. O kızla ilişkin, muhtemelen en az sevildiğin ilişkiydi. Fakat kumar bağımlısının hissettiği o az da olsa büyük kazanma ihtimali seni bağımlı yaptı.

Bu tür aşk bombardımanlarına çoğu erkek düşebilir ama manipülasyon bitip de kızın gerçekte ne olduğu ortaya çıktıktan sonra bile düştüğün tuzağı bağ ve aşk olarak tanımlamak, çocukluktan kalma bir açlık gerektirir. Bence senin bir tarafın kendini hala “o zaman büyük bir aşk yaşadım” yalanıyla doyurmaya muhtaç.

Bakın yanlış anlamayın, büyük bir bağ ve aşk yaşayamazsınız demiyorum. Ama senin anlattığın toksik kızla yaşadığın şeyin, en azından o kız tarafında bağ ve aşk bile olmadığını söylüyorum. Bu tür ilişkilerde en çok duyduğum şey “hiç bu kadar sevilmedim” oluyor. Ve işin trajik yanı, böyle ilişkiler bu adamların hemen hiç sevilmedikleri ilişkiler.

Eğlence kısmına gelirsek, bu kadın gibi kadınlar, sürekli olarak erkeklerle takıldıklarından ve düşüp kalktıklarından, erkeklerle eğlenmeyi, derin muhabbetler etmeyi, normal bir kadına göre çok daha iyi bilirler. Genel olarak erkeklerle çok fazla oranda samimi olan ve ilişki materyali olmayan kadınlar, erkeklerle sınırları olan ve bunları koruyan, ilişkilik kadınlara göre daha eğlenceli, muhabbeti iyi olan kadınlardır. Dayılara bağı bahçeyi sattıran muhabbeti, pohpohlamayı, eğlenceyi evdeki karısının değil pavyondaki pavyon karısının bilmesi gibi.

Erkeklerin de kadınlar gibi bir denge bulması lazım. “Ay biliyorum Aykut serserinin tekiydi, arkamı dönsem aldatıyordu ve bana kötü davranıyordu. Ama onunla yaşadığım o heyecan, o eğlence, o yakınlık! Hele ilişkinin başlarındaki o aşk! Aynısını şu anki sevgilimde bulamıyorum” diyen aptal kadının erkek versiyonu olmayın. Sen maalesef olmuşsun.

Bir başka problemin de, muhtemelen sevgi açlığının sonucu olarak, çok kısa sürede biri ile ilişkiye başlamışsın. Uzun süreli bir bağ kurabileceğin bir ilişki karşına 1.5 senede bir çıkar. 6 ay geçmiş, bir ilişki içindesin ve bu ilişkideki bağ sana bir öncekini unutturmamış. Eski sevgili ile olan yoğın bağı unutman için yoğun sevgi ve bağ içeren bir ilişkiye başlaman gerekli demiyorum. Sadece 4-6 ay sonra bulduğun bir ilişkinin, aceleye getirilmiş, yara bandı bir ilişki olabileceğini söylüyorum. Bu tür yara bandı ilişkiler, yalnız kalıp gerçekleri sindirmekten kaçmanızı sağlarlar ama aynı zamanda sizin “onun gibisi yok” algınızı güçlendirirler.

Zaman bu tür bir ayrılık acısının en büyük ilacı ama sen çok hızlı bir şekilde ilişkiye atlayarak olsun, gerçekliği kabul etmeyerek olsun, bu süreyi çok uzatıyorsun. Yine de bir 6 ay daha geçmeden tamamen aklından çıkma ihtimali yüksek.

Bu deneyimden öğrenmen gereken şey, duygular şelale olunca o duyguların zevkine ve seline kapılmamak. Eğer bu sele kapılmaya karşı koymazsan, bu zevk şelalesini en zirvede yaşarsın ama gerçeklikten koparsın. Partnerini doğru değerlendirememekle kalmaz, onun sonradan sana yaşattığı acılara rağmen ondan kolay kolay kopamazsın. Kopsan bile kendine gelmen kolay olmaz. Karşı koymadığın zevk zirveleri, sonraki dipler ne kadar derin olursa olsun bağımlılık yaratırlar.

Kısacası, öncelikle bu kızla ilişkini neredeyse kutsal bir bağ ve sevgi olarak tanımlamayı bırak. Erkeklerle düşüp kalkmaktan hangi erkeğin hangi zayıflığını kullanacağını, hangi erkek egosunun ağzına hangi balı çalacağını çok iyi bilen bir kadının, tam senin ağzına göre çaldığı manipülasyonu aşk ve bağ sandın.

İkincisi, bu kadar hızlı bir şekilde ilişkiye atlamayı bırak. Şu an beraber olduğun kızla sırf rebound yapıyorsan kızı bırak mesela. Ama kızla rebound değilsen, gerçekten iyi bir ilişki ise bırakma.

Üçüncüsü, zamana bırak. Bir toksik ilişkide kalmaya ne kadar çok ısrar edersen, o ilişki sonrası kendine gelmen o kadar uzun sürer.

Dördüncüsü, bird aha kendine hakim ol ve zevk şelalesine kapılma. Eğer bu ilişkide bunu yapsaydın, şu ana kadar 3 tur unutmuş olurdun.

Beşincisi, bu tür bir açlık terapinin faydalı olabileceği bir zayıflığa işaret. Bu konuda terapi alabilirsin. Bu kızı bırakabilmen o kadar da zayıf olmadığına işaret zira gerçekten zayıf adamlar terk edilene kadar bırakamıyorlar ama terapiden sen de faydanabilirsin.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Bir kadın ve bir erkek arkadaş olabilir mi? Kadın erkek arkadaşlığı mı, friendzone mu?

Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Seti ile tanıdığınız Dr.K’nin son yayınlarından birinin çevirisi.

Bugün, internette en çok geyiği yapılan favori konulardan birini konuşacağız. Kadın erkek arkadaşlığını, daha doğrusu “bir kadın ve bir erkek arkadaş olabilir mi?” sorusunu ele alacağız.

Şimdi, ben bir kadın ve bir erkek arkadaş olabilir diye düşünüyorum. Bir kadın ve bir erkek arkadaş olabilirler ama bu, hepimize öğretilmeyen bir yetenek seti gerektirir.

Bunun yanında diğer uçta da, bir kadın ve bir erkek arkadaş olamaz diyenler var. Bu gruba göre kadın ve erkek arasında her zaman bir çeşit çekim olur ve bu da belli riskler taşır.

Hepiniz şu senaryoyu duymuş, birçoğunuz da yaşamışsınızdır. Biriyle ilişkiye başlarsınız, bu kişinin karşı cinsten bir arkadaşı ya da arkadaşları vardır ve bu arkadaş sizi endişelendirir. İlişkinize “bu arkadaşın senden gizli gizli hoşlanıyor olabilir” dersiniz ama sevgiliniz “hayır, asla, o benim arkadaşım”, “biz yıllardır arkadaşız”, “aramızda bir şey olamaz” der. Sonra bu insanlar ilişkiniz biter ve 3 ay belki 6 ay geçer. Ve tahmin ettiğiniz gibi, eski sevgilinizin bu “arkadaş” ile çıkmaya başladığını öğrenirsiniz.

Korkutucu olan şu ki, bir kadın ve bir erkek arkadaş olamaz düşüncesinin de doğruluk payı var. Bu nedenle “bir kadınla bir erkek arkadaş olabilir mi?” sorusunu ele alırken, bu iki değişik düşünceyi de ele alacağız.

Peki, arkadaşlık nedir? Platonik arkadaşlık neye benzer? Ve friendzone’da uzun süre geçirdikten sonra sevgili olan insanların olayı ne?

Şimdi önce kadın ve erkek arkadaş olabilir diyen tarafla başlayalım. Evet, kadın ve erkek arkadaş olabilir ama bu, herkesin sahip olmadığı bir yetenek setini gerektirir.

Bazı insanlar, karşı cinsten arkadaşlığı düzgün bir şekilde yürütebilen ve bu konuda iyi davranış kalıplarına sahip ebeveynlerle büyürler. Örneğin, yakın erkek arkadaşları olan bir anne ile ya da yakın kadın arkadaşları olan bir baba ile büyüdüyseniz, kadın erkek arkadaşlığı konusunda ebeveynlerinizin kullandığı yetenekleri içselleştirme ihtimaliniz yüksek.

Bu yetenekler oldukça belli belirsiz davranışlar olabilirler. Örneğin annenizin yakın kadın ve erkek arkadaşları olabilir ama kadın arkadaşlarına dokunurken, arkadaşı olan erkeklere dokunmayabilir. Kadın erkek arkadaşlığında, bu tür belli belirsiz sınırlar mevcuttur ve bu sınırların belli belirsiz olması, bazı insanların bunları uygulamakta hiç zorlanmamasına rağmen bazı insanların neden çok zorlandığını açıklar. Çünkü bu sınırlar konusunda birçok şeyin kişi büyürken kişiliğine işlenmesi gerekir.

Peki nedir bu yetenekler? Bunlardan en önemlisi, duygusal düzenleme kabiliyeti.

Biz duygularını düzenleyebilme, yönetebilme kabiliyetinden sıklıkla bahsediyoruz. Şimdi gelin, duygusal düzenleme / yönetim kabiliyeti derken neyi kastettiğimizi anlayalım.

Bir kadın ve bir erkek arkadaş olamaz diyenlerin argümanı nedir? Eninde sonunda, bir tarafın diğer tarafa karşı duygu beslemeye başlayacağı değil mi? Bir süre sonra bir taraf, diğer taraftan hoşlanmaya başlayacak ve belki de aşık olacak.

Şimdi, eğer birine aşık olursanız, bu konuda yapabileceğiniz alternatif şeyler neler? İşte tam burada duygularınızı yönetebilme kabiliyeti devreye giriyor.

Aşk da, sevgi de bir duygu değil mi? Özünde, çoğunlukla bir duygu. Bir duygu olan  öfkenizi kontrol edebiliyorsunuz, öfkenize yenilmeyebiliyorsunuz ve öfkenizi söndürebiliyorsunuz. Birine öfkeleniyorsunuz ve “dik duracağım ve sakin kalacağım, onun seviyesine inmeyeceğim” diyebiliyorsunuz.

Çok üzgün hissetmenize, depresif olmanıza ve yataktan çıkmak istememenize rağmen, bu duyguyu yönetebiliyorsunuz ve yataktan kalkıp işe gidebiliyorsunuz. Öfke, üzüntü, yorgunluk gibi duyguların hayatınızı yönetmesine izin vermeyebiliyorsunuz.

Peki neden aşkı kontrol etmeyesiniz? Neden aşkın hayatınızı yönetmesine izin vermeyesiniz ve birine olan aşkınızı kontrol edip yok etmeyesiniz? Aşkın da bu duygulardan farkı yok ki!

Herkes üzüntü duygusunun yönetilmesi gerektiği fikrini destekliyor. Utanç hissettiğinde, bu duygudan kurtulması gerektiğini biliyor. Öz değeri düşük ise, öz değer kazanması gerektiğini biliyor. Bu duyguların yönetilmesi ve düzenlenmesi ile ilgili teknikler öğrenip uygulamaya çalışıyor.

Ama iş aşka geldiğinde, romantik sevgiye geldiğinde, bu duygunun da yönetilmesi, düzenlenmesi gereken bir şey olduğunu düşünmüyoruz. Bu duygunun yönetilebileceğini ve düzenlenebileceğini, gerekirse kontrol edilip söndürülebileceğini bile bilmiyoruz.

Oysa öfkeyi nasıl yönetip artık sizi kontrol edemeyecek hale getirebiliyorsanız, romantik sevgiyi de yönetip artık sizi kontrol edemeyecek hale getirebilirsiniz.

Peki birine karşı duygular beslemeye başlarsanız, bu duyguları nasıl yönetirsiniz? Bazı insanlar kendilerini geri çekerler ve uzaklaşırlar. Bu sağlıklı bir duygu yönetim stratejisi olabilir çünkü uzak durarak duyguları yönetebiliriz.

Bir diğer önemli yetenek de, konuşma yeteneği. Bir arkadaşınıza duygu beslemeye başladığınızda, ona “sana karşı bir şeyler hissetmeye başladım” diyebilirsiniz. Bunu bir itiraf gibi söylemeyebilirsiniz ki burası önemli. Birçok insan arkadaşına aşık olduğunda, bunu ona söylerken “aşkını itiraf” eder ve bu berbat bir harekettir.

Bu konuşmayı daha doğru şekilde yapabilirsiniz. Örneğin “sana karşı duygu beslemeye başladım ve senin de aynı hissedip hissetmediğini merak ediyorum. Arkadaş olarak, bu konuda ne yapabiliriz?” diyebilirsiniz. Burada arkadaşınıza “ben seninle ilişki istiyorum” demiyorsunuz ki bu da bir başka temel yetenektir. Eğer birine karşı duygu beslemeye başlarsanız, bu duyguların sizi yönelttiği yönde gitmek zorunda değilsiniz. Cinsel olarak azdığınızda, otomatik olarak bu duyguyu gidermeye çalışmıyorsunuz değil mi? 

Karşı cinsle arkadaşlık konusunda başarısız insanlarda gördüğüm ortak problem, konuşma kabiliyetlerinin kısıtlı olması. Bir yandan da duygularını düzenleme yetenekleri kısıtlı. Bu insanlar birine bir şey hissettiklerinde, bu duyguların kendilerini yönlendirdiği yolda gitmeleri gerektiğini sanıyorlar. 

Burada bir başka problem de birçok insanın “bir kere aşık oldum mu, hep aşık kalacağım” sanması. Duyguları büyüyecek, büyüyecek ve büyüyecek sanıyorlar. Bunun bir işkenceye dönüşeceği sonucuna varıp, ilişkiyi sonlandırıyorlar. Bunu yapabilirsiniz ama duygularla ilgili anlamanız gereken şeylerden biri de, duyguların zamanla denge noktasına geldikleri. 

İnsanlar aşık olurlar ve sonra aşkları biter. Bu en az aşık kalmak kadar yaygın bir şey. Ortalama bir insanın birden fazla sevgilisi oluyor. Yani bir insana karşı bir kimya hissediyorlar ve bu bir süre devam ettikten sonra bitiyor. Evliliklerin de %40-45 kadarı boşanma ile bitiyor.

Yani birine karşı duygu beslemeye başlamanız, o duyguların sürekli olacakları anlamına gelmiyor. Ve bu duygular yönetilebilirler. Bu duyguları yönetmek için yapabileceğiniz birçok şey var.

 Bunun yanında araştırmaların bize gösterdiği, birine karşı bir şeyler hissediyorsanız, bu hisleri devam ettirmeniz için, yatırım yapmanız gerektiği. Aşkın ilk seviyesi bol dopamin tarafından yönetiliyor. Onun yanında olmak bile çok heyecan veriyor ve insana kendini iyi hissettiriyor. Ama bu dopamin şelalesi bir yerde bitiyor ve 20 senelik, 30 senelik ilişkiler için dopaminden daha farklı şeyler gerekli.

Uzun süreli ilişki için, dopamin aşkından fazlasına, oksitosin aşkına yani bir bağlanma/bağ hissine ihtiyaç var. Bunların yanında fedakarlık, beraber plan yapmak, birlikte yaşamak, çocuk yetiştirmek, beraber iş kurmak gibi aktiviteleri içeren başka aşk çeşitleri de var. Aşkın çeşitlerinin yanında, romantik ve cinsel çekimin de değişik evreleri var.

Sonuçta aşk da diğer duygular gibi başlıyor, gelişiyor ve sonra sönüyor. 

Peki bir arkadaşınızdan hoşlanıyorsanız, sınırları nasıl korursunuz? Bir arkadaşınızdan hoşlanmaya başlarsanız, o duyguları yeşertecek davranışlardan kaçınabilirsiniz.  Örneğin bu kişi ile başbaşa geçirdiğiniz zamanı sınırlandırabilirsiniz. Akşam yemeğ yerine öğle yemeğinde buluşabilirsiniz. Eğer akşam yemeği yiyecekseniz, fazla içki içmekten kaçınabilirsiniz. Zaten genel olarak hoşlandığınız kişi ile beraberken, fazla içki içmekten kaçınmalısınız.

Bu konuda yapabileceğiniz bir başka şey de, arkadaşlığın içine partnerlerinizi ve çocuklarınızı koymanız. Yani buluşmalara partnerlerin de gelmesi. Böylece daha başından, arkadaşınıza karşı bir şey hissetmekten korunmuş olursunuz.

Şimdi bir kadın ile bir erkek arkadaş olamaz diyen tarafa gelelim. Birçok insanın erkek arkadaşı ya da kız arkadaşının “kıllanman yersiz o benim arkadaşım” dediği ve kıllanmanız gerektiğini gayet iyi bildiğiniz arkadaşlıklara gelelim.

Online tanışmalar dışında kalan organik ilişkilerin %70 kadarı, önce arkadaş olarak başlıyorlar. Bu ilişkiler başlamadan önce geçen arkadaşlık süresi ise ortalama 22 ay. Yani online tanışma dışında tanışan çiftlerin üçte ikisi, sevgili olmadan önce yaklaşık 2 yıl boyunca arkadaşlık ilişkisi içinde oluyorlar.

Peki bu nasıl oluyor ve bunun friendzone ile bağlantısı ne? Organik olarak başlayan ilişkilerin %70 kadarının 2 senelik arkadaşlıktan sonra başladığını öğrenmek, friendzone konusunda hassas insanları tetiklemiş olmalı.

Birçok insan “friendzone berbat bir yer” diyor. “Romantik ilgini hemen belli et ki friendzone diyarına atılma” diyor. Eğer birinden hoşlanıyorsanız “ya sevgili zone ya hiç” diyor. 

Peki bu durumda çoğu ilişkinin arkadaşlıktan başladığı gerçeğini nasıl ele alacağız? Bunun için biyoloji araştırmalarına bakmamız gerekiyor.

Kar leoparı gibi hayvanlara bakarsanız, eş seçme davranışlarının çok da karmaşık olmadığını görürsünüz. Kar leoparları tek başına yaşayan hayvanlardır. Dişi bir kar leoparı, 365 günün birkaç günü kızışır ve bu birkaç gün boyunca bir erkek, bir dişi arar. Bu çift çiftleşir ve sonra kendi yollarına giderler ve bu süreç daha çok ilkel dürtüler tarafından yönetilir.

Ama insanların hayvanlara göre çok daha gelişmiş bir zihni ve psikolojisi var. Bunlar çocukluğumuzdaki deneyimler, kültür, travmatik deneyimler, geçmiş ilişkiler ve medya tarafından şekillendiriliyorlar, Ayrıca insanlarda çok büyük bir genetik çeşitlilik de mevcut.

Yani şimdi ele alacağımız eş seçme ve çiftleşme mekanizmaları oldukça ilginç ve genel olsa da, her kadının ve her erkeğin burada bahsedilecek şekilde davranmadığını hatırlatmak isterim. Biyoloji bilimi büyük bir nüfus içindeki eğilimleri gösteriyor ama bireysel seviyede çok geniş bir yelpazede çeşitlilik ile karşılaşabiliyorsunuz.

Modern zamanlardan önce yaşayan bir erkek düşünün. Bir kadına karşı çekim duyuyor ve o kadın da erkeğe bazı sinyaller gönderiyor. Ama bu sinyaller kadının erkeğe çekim duyup duymadığını tam olarak göstermiyorlar.

Atalarımız zamanında yaşayan bir erkeğin zihni şöyle çalışıyor: “bu kadın benimle ilgileniyorsa ve ben bu sinyalleri gerçekte olduğundan daha olumsuz şekilde değerlendirirsem, bir fırsat kaçırırım. Eşleşme fırsatı kaçırmam benim çocuk yapamaman demek olabilir yani fırsat maliyeti yüksek”.

İlkel erkek beyni, bu nedenle sinyalleri olduğundan daha iyi görmeye meyilli. Yani kadının ilgilenip ilgilenmediği tam belli değilse, ilkel erkek beyni bu sinyalleri “ilgileniyor” olarak değerlendirmeye meyilli.

İlkel erkek beyni için erkek eğer ilgilenmeyen bir kadına yürür ve kadının kendisi ile ilgilenmediğini anlarsa, bunun maliyeti çok yüksek değil. Tabi böyle bir durumda maliyet, modern erkek beyni için oldukça yüksek çünkü yanlış anlama iş yerinde sorun yaratabilir ya da erkeğin kendisini çok kötü hissetmesine neden olabilir. Ama ilkel erkek beyninden bahsediyoruz.

İlkel erkek beyni için kadının kendisine gönderdiği belirsiz sinyali yanlışlıkla negatif olarak değerlendirmenin maliyeti çok yüksek iken, yanlışlıkla pozitif olarak değerlendirmenin maliyeti çok düşük. Yani hata yönetimi teorisi açısından, erkeklerin kendilerine yönelen kadın ilgisini abartmaya meyilli olduğunu söyleyebiliriz.

İlkel kadın beyni için ise olay tam tersi. Kadın eğer bir erkeğin kendisine gönderdiği sinyalleri abartırsa, o erkekle eşleştikten ve hamile kaldıktan sonra erkeğin bırakma riski artar ve bunun maliyeti (eşi olmayan anne) çok yüksek.

Bunun sonuçlarını kadınların ve erkeklerin ilişkiler konusunda şikayetlerinde de görebiliyorsunuz. Kadınlar “ben arkadaşız diye düşündüm ama adam ilişki istiyormuş” şeklinde şikayet ederlerken, erkekler “ben flört ediyoruz sanıyordum ama kadın beni arkadaş olarak görüyormuş” diye şikayet ediyor.

Peki bu dinamik ile, çoğu ilişkinin aylar süren arkadaşlıktan sonra başladığı gerçeği ile nasıl bağdaşıyor?

Öncelikle, arkadaşlıktan sevgililiğe dönen ilişkilerin büyük bir avantajı var: bu insanı yıllardır tanıyor oluyorsunuz. Sizin için doğru biri mi, yanlış biri mi olduğunu az çok biliyorsunuz, en azından yeni tanıdığınız birine göre çok daha güvenilir şekilde biliyorsunuz.

Burada asıl soru, bir arkadaşlıktan ilişkiye geçilip geçilmeyeceğini neyin belirlediği. Bu aslında friendzone alanında birgün sevgili olacağı günü bekleyen birçok insanı hüsrana uğratacak bir faktör ve friendzone olan insanlar bu faktörün farkında bile değiller.

Nedir bu faktör?

 Arkadaşlıktan ilişkiye geçen ilişkiler üzerinde yapılan araştırmalar bize şunu gösteriyor: bu tür ilişkilerde çiftler, daha başından itibaren birbirlerini sevgili olunabilecek biri olarak görüyorlar. Daha başından gizli gizli hoşlanmaktan bahsetmiyorum. Sevgili olunsa olunabilecek biri olarak görüyorlar. Daha doğru bir deyişle, çekici olarak görüyorlar.

Araştırmaların gösterdiği bir başka şey de, bir insan eğer sizi potansiyel bir partner olarak görmüyorsa, bu insanın fikrini değiştirmek için yapabileceğiniz çok fazla şeyin olmadığı. Yani bu durumda bir arkadaştan sevgili yapma ihtimaliniz çok düşük.

Friendzone diyarında acı çeken kitlelerin hatası, “ben bu insandan hoşlanıyorum, bu insan benden hoşlanmıyor ama bu insanla olan ilişkime duygusal, finansal yatırım yaparak, ona zaman ve kaynak harcayarak, onun benden hoşlanmasını sağlayabilirim” diye düşünmek. Burada bir “arkadaşın” diğer “arkadaşın” kendisinden hoşlanması için niyetli çaba göstermesi var. Ama arkadaştan ilişkiye giden çiftlerde olay böyle gelişmiyor. Bu çiftler daha arkadaşken birbirlerinin ilişkide aradığı şeyler listesini doğal olarak karşılıyorlar.

Yani bir insan ile olan ilişkinize yatırım yaparak o insanın sizden hoşlanmasını sağlama ihtimaliniz çok düşük ama maalesef ilişkiler konusunda verilen tavsiyelerin çoğu aynen bunu tavsiye ediyor.

Burada çalışır tavsiye, kişinin arkadaşının duygularını değiştirmek için arkadaşı ile olan ilişkisine değil, kendisini daha çekici biri yapmak için kendisine yatırım yapması. Yani arkadaşlıktan ilişkiye giden yol, karşınızdaki insanın sizden hoşlanmasını sağlamaya çalışmak değil, genel olarak daha çekici biri olmaya çalışmak.

3 yıldır tanıdığı ve gizli gizli hoşlandığı bir kızı arzulayan erkek, o kıza zamanını yatırıyor, hediyeler alıyor, onun dertlerini dinliyor, ona duygusal ve belki finansal destek oluyor. Ve sonunda friendzone’dan sadece arka kapıdan çıkabiliyor. Bu erkek, ilişkiye değil kendisini daha çekici birine dönüştürmeye yatırım yapmalı. Fiziksel olarak daha çekici olmaya, daha hırslı ve hedefleri olan biri olmaya, daha iyi giyinmeye, kişisel bakıma, duygusal regülasyona, daha iyi kokmaya, vs. yatırım yapması lazım. “Onun beni sevmesi için ne yapmalıyım?” zihin yapısını, “nasıl daha çekici biri olurum?” zihin yapısına çevirmesi lazım.

Kaynak: Can Men & Women Be Friends?

İlişkilerde saygı nasıl geliştirilir?

Giriş

İlişkilerde saygı ile ilgili birçok soru alıyorum. 

Bir ilişkide saygıyı ne oluşturur? 

Bir kadın birlikte olduğu erkeğe neden saygı duyar ve bu saygı zaman içinde neden azalabilir? 

Sevgilim karım bana saygı duymuyor, bu konuda ne yapabilirim?

Pek çok erkek, bu soruların cevabını partnerini mümkün olduğunca mutlu etmekte arar. Kadının istediği restorana gider, izlemek istediği programı izler, yapmak istediği planlara uyar ve tartışma çıkmaması için çoğu konuda geri adım atar. Kendi ihtiyaçlarını dile getirmemeyi anlayışlı olmak, sürekli fedakârlık yapmayı ise iyi bir partner olmanın gereği zanneder.

Fakat burada önemli bir sorun var: Bir erkeğin partnerini memnun etmek amacıyla sürekli kendisinden vazgeçmesi, zaman içinde beklediğinin tam tersi bir sonuç yaratabilir. Erkek bu davranışlarıyla sevgiyi, huzuru ve saygıyı artırmaya çalışırken kendi kimliğini ilişkinin içinden yavaş yavaş silebilir.

Bir süre sonra kadın karşısındaki erkeğin gerçekte ne istediğini, hangi konularda hassas olduğunu, nelere inanıp neyi kabul etmeyeceğini bilemez hâle gelir. Çünkü erkek, partnerinin en küçük hoşnutsuzluğunda bile kendi görüşünü değiştirir, hayır demek istediği yerde evet der hatta haklı olduğu durumlarda dahi tartışma sona ersin diye özür diler ya da soğukluk ortadan kalksın diye ilk adımı atar.

Burada kadının erkeğe olan saygısını yok eden şey, anlayış ve uzlaşma sandığı şeyin “duygusal boyun eğme” olmasıdır. Oysa saygı, insanın sürekli olarak karşısındakinin istediği şekle girmesinden değil; bağlantıyı korurken kendi kimliğine de sahip çıkabilmesinden doğar.

Duygusal Boyun Eğme Nedir?

Duygusal boyun eğme, kişinin kendi isteklerini, ihtiyaçlarını, görüşlerini ve sınırlarını karşı tarafın duygularını yönetebilmek için terk etmesidir. Başka bir ifadeyle kişinin, partnerinin üzülmesini, öfkelenmesini veya hayal kırıklığı yaşamasını engellemek amacıyla kendi gerçekliğinden vazgeçmesidir.

Bu davranış farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Erkek “hayır” demek istediği hâlde “evet” diyebilir. Partnerinin yüzünde hafif bir hoşnutsuzluk gördüğü anda görüşünü değiştirebilir. Gerçekte yanlış bir şey yapmadığı hâlde ortam sakinleşsin diye özür dileyebilir. Karşı taraf hatalı olsa da soğukluk ve belirsizlik ortadan kalksın diye ilk adımı atabilir. Arkadaşlarıyla ve ailesiyle görüşmekten, hobilerinden veya kişisel hedeflerinden partneri rahatsız olmasın diye vazgeçebilir.

İlişkilerde zaman zaman fedakârlık yapmak, partnerin tercihine uymak ve ortak bir çözüm için geri adım atmak normaldir. Sorun, bunun ilişkinin devamı için ilişkinin temel çalışma biçimine dönüşmesidir.

Sağlıklı uzlaşmada iki farklı insan ve iki farklı ihtiyaç vardır. Taraflar birbirini dinler ve ortak bir karar verir. Duygusal boyun eğmede ise taraflardan biri kendi ihtiyacını daha en baştan masadan kaldırır. Böylece görünüşte kavga çıkmaz; fakat bedeli kişinin kendi kimliğini kaybetmesi olur.

“İyi Çocuk”/”Efendi Adam” Davranışının Çocukluktaki Kaynağı

Siteyi bir süredir takip ediyorsanız, burada  bahsettiğimiz özelliklerin, iyi çocuk / efendi adam / kaygılı bağlanma stili ile örtüştüğünü fark etmişsinizdir.

İnsanları sürekli memnun etmeye çalışan erkeklerin önemli bir bölümü bu davranışı yetişkinlikte bilinçli olarak seçmezler. Bu kişiler, çocukluk döneminde çevrelerindeki insanların, özellikle de ebeveynlerinin duygularına uyum sağlamanın güvende kalmanın bir yolu olduğunu öğrenmiş olabilirler.

Öfkeli, eleştirel, değişken, ihmal edici veya aşırı kontrolcü ebeveynlerle büyüyen bir çocuk, ortamı sürekli gözlemlemeye başlar. Annesinin veya babasının yüzündeki en küçük değişikliği fark eder. Nasıl davranırsa sorun çıkmayacağını, ne söylerse kabul göreceğini ve hangi ihtiyaçlarını bastırması gerektiğini öğrenir.

Psikolojide bazen “yatıştırma tepkisi” olarak tanımlanan bu davranış, çocuğun kendisini korumak amacıyla çevresindekileri memnun etmeye çalışmasıdır. Çocuk için anlaşılabilir ve hatta gerekli olan bu hayatta kalma stratejisi, yetişkinlikte romantik ilişkilere taşındığında ciddi problemlere yol açabilir.

Erkek artık partnerinin karşısında yetişkin bir birey gibi durmak yerine, sevgi ve güvenlik elde etmek için onun duygularını takip eden bir çocuk gibi davranmaya başlar. Kendi kendisine sürekli olarak şu soruları sorar:

“Nasıl davranırsam bana kızmaz, benden soğumaz, bana gücenmez?”

Oysa sağlıklı bir yetişkin ilişkisindeki temel sorular bunlar değildir. Asıl soru şudur:

“Ben ne istiyorum, neye inanıyorum ve bunu karşımdaki insanı ezmeden nasıl ifade edebilirim?”

Bukalemun Kimliği ve İlişkide Kendini Kaybetmek

Duygusal olarak boyun eğmeye meyilli, aşırı uyumlu insanlar zaman içinde “bukalemun kimliği” geliştirebilirler. Bukalemun çevresine göre renk değiştirdiği gibi, kişi de birlikte olduğu insana göre karakter değiştirmeye başlar.

Böyle bir insan partneri neyi seviyorsa onu sever, ne düşünüyorsa ona katılır ve nasıl bir erkek istiyorsa öyle görünmeye çalışır. Buradaki amaç çoğu zaman bilinçli bir manipülasyon değildir. Kişi yalnızca kabul edilmek, sevilmek ve terk edilmemek istemektedir.

Fakat bunun sonucunda ilişkinin içinde birbirinden ayrı iki yetişkin kalmaz. Taraflardan biri diğerinin uzantısına dönüşür. Erkeğin düşünceleri, planları ve hatta ruh hâli giderek partnerinin düşünce ve duygularına bağlanır.

Bu durum yalnızca saygıyı değil, romantik çekimi de zayıflatabilir. Çünkü uzun vadeli arzu, birbirine bağlı ama birbirinden farklı iki insanın varlığını gerektirir. İki tarafın da kendine ait düşünceleri, hedefleri, ilgi alanları ve kişisel dünyası olmalıdır.

Yakınlık, iki kişinin tek bir insana dönüşmesi değildir. Sağlıklı yakınlık, iki ayrı insanın farklılıklarına rağmen birbirine bağlı kalabilmesidir.

Peki başlıktaki soruya dönersek, ilişkide kadının saygısını nasıl kazanırsınız? İlişkiler konusunda biraz tecrübeniz varsa, bu sorunun cevabının, kadının saygısını kazanmaya çalışmak olmadığını, kadının saygısını kazanmaya çalışmanın, kadının size olan saygısını azaltacağını ya da daha da azaltacağını biliyor olmalısınız.

Şimdi gelin gerçekten nasıl saygı kazanabileceğinizi konuşalım.

Saygının Başlangıç Noktası Özsaygıdır

Başkalarının bize nasıl davranacağını tamamen kontrol edemeyiz. Ancak kendimize nasıl davrandığımızı kontrol edebiliriz ve kendimize olan davranış şeklimiz, çevremizdeki insanlara güçlü mesajlar verir.

Bir insan kendi zamanına, sözüne, hedeflerine ve sınırlarına değer vermiyorsa yalnızca konuşarak başkalarından saygı görmesi zordur. İnsanlar, karşındaki kişinin kendisine verdiği değeri davranışları üzerinden okumaya eğilimlidir.

Örneğin bir erkek her sabah erken kalkıp spor yapacağını söylüyor ama her defasında vazgeçiyorsa, yalnızca bir egzersiz programını aksatmıyor demektir. Aynı zamanda kendi sözüne güvenemeyeceğini hem kendisine hem de çevresine göstermektedir.

Para biriktirmek istediğini söyleyip kontrolsüz harcamaya devam etmesi, sağlığına dikkat edeceğini söyleyip bütün sorumluluğu başkalarına yüklemesi veya ilişkide kabul etmeyeceğini söylediği davranışlara sürekli izin vermesi de aynı etkiyi yaratır.

Özsaygı, insanın kendisini kusursuz görmesi değildir. Kişinin verdiği sözleri mümkün olduğunca tutması, hatalarının sorumluluğunu alması ve kendi değerleriyle ve sınırları ile tutarlı yaşamaya çalışmasıdır.

Bir erkeğin partnerinden saygı beklemeden önce kendisine şu soruyu sorması gerekir:

“Ben şu anda kendi gözümde saygı duyacağım bir insan gibi davranıyor muyum?”

Saygının ön koşullarından birisi, özsaygı ile de alakalı olacak şekilde güçtür. Kadınlar bir erkek ancak güçlü ise ona saygı duyarlar. Fakat güç konusunda erkeklerin yaptığı önemli hatalar var. Bunlardan en önemlisi ve yaygını, birçok erkeğin saygıyı, saldırgan bir güç ve duygusuz davranarak kazanmaya çalışması.

Gerçek Güç Baskıcılık veya Duygusuzluk Değildir

Evet, ilişkilerde güçten söz edildiğinde kavram kolayca yanlış anlaşılabilir. Güçlü olmak; saldırgan davranmak, kadına hükmetmek, her kararı tek başına almak veya partnerinin ihtiyaçlarını önemsiz görmek değildir.

Benzer şekilde duygularını tamamen kapatmak, sürekli sert görünmek ve hiçbir şeyden etkilenmiyormuş gibi davranmak da güç değildir. Bunlar çoğu zaman kişinin incinebilir tarafını saklamak amacıyla taktığı bir maskedir.

Gerçek güç, erkeğin hem partneriyle bağlantıda kalabilmesi hem de kendisini terk etmemesidir. Partnerinin duygularını görebilir, onun hayal kırıklığını anlayabilir ve buna rağmen kendi kararını koruyabilir.

Örneğin şöyle diyebilir:

“Bu planı ne kadar istediğini ve hayal kırıklığına uğradığını anlıyorum. Fakat Cumartesi günü için cevabım yine de hayır. Senin ne istediğin benim için önemli ama bu kez kendi planımı uygulamam gerekiyor.”

Bu yaklaşımda soğukluk yoktur. Partner cezalandırılmamakta, küçümsenmemekte veya terk edilmemektedir. Fakat erkek de karşı tarafın üzülmesine dayanamadığı için kendi kararından vazgeçmemektedir.

Burada sevgi, sıcaklık ve omurga aynı anda bulunmaktadır.

Partnerinizin Hayal Kırıklığına Dayanabilmek

İnsanları memnun etmeye alışmış bir erkek için partnerinin üzülmesi son derece tehdit edici olabilir. Kadının mutsuzluğu, erkeğin zihninde ilişkinin tehlikeye girdiği anlamına gelebilir. Bu nedenle erkek, partnerinin yaşadığı her olumsuz duyguyu hemen ortadan kaldırmaya çalışır.

Oysa her insanın üzülmeye, kızmaya veya hayal kırıklığına uğramaya hakkı vardır. Sağlıklı bir ilişkide taraflar birbirlerinin bütün olumsuz duygularını engellemek zorunda değildir.

Erkek hafta boyunca partneriyle zaman geçirmiş ve hafta sonunda arkadaşlarıyla buluşmak istemiş olabilir. Partneri o günü birlikte geçirmek istediği için hayal kırıklığına uğrayabilir. Bu durumda erkeğin iki seçeneği varmış gibi düşünülür: Ya partnerini seçerek kendisinden vazgeçecek ya da kendi planını seçerek partnerini önemsememiş olacaktır.

Gerçekte üçüncü bir seçenek vardır. Erkek partnerinin duygusunu anlayabilir, sevgisini ifade edebilir ve yine de arkadaşlarıyla buluşabilir. Partnerinin hayal kırıklığına uğraması, erkeğin mutlaka yanlış yaptığı anlamına gelmez.

Bazen bir insanın size saygı duyabilmesi için onu hayal kırıklığına uğratma riskini göze almanız gerekir. Çünkü sınırlar ancak karşı taraf hoşnut olmadığında da korunabiliyorsa gerçek sınırlardır.

Fakat şunu da eklemem gerekiyor ki, kendinizle ilgili, partnerinizi içermeyen her aktiviteye gücenen veya  üzülen bir partner, bu gibi durumlarda sürekli olarak onu önemsemediğinizi söylüyor ya da ima ediyorsa, burada manipülatif ve toksik bir partneriniz olabilir ve üçüncü seçenek de bu tür insanlarda işe yaramaz. Böyle biriyleyseniz, yapmanız gereken ilişkide saygı kazanmak değil ilişkiyi bitirmektir.

İlişkinin Ebeveyn-Çocuk Dinamiğine Dönüşmesi

Duygusal boyun eğme zamanla ilişkiyi iki yetişkinin birlikteliğinden çıkarıp ebeveyn-çocuk ilişkisine dönüştürebilir.

Erkek sürekli olarak partnerinden onay beklediğinde, kendi kararlarını alamadığında ve sorumluluklarını ona yüklediğinde kadın eş olmaktan çıkarak bir yönetici veya anne rolüne geçebilir. Erkeğin planlarını düzenlemek, sorumluluklarını hatırlatmak ve duygusal krizlerini yönetmek zorunda kalabilir.

Bu dinamikte romantik çekimin zayıflaması şaşırtıcı değildir. Çünkü bir insanın aynı kişiye hem ebeveynlik yapması hem de onu eşit bir romantik partner olarak görmesi oldukça zordur.

Bu nedenle erkeğin kendi sorumluluklarını üstlenmesi, ne istediğini bilmesi ve kararlarının sonuçlarını taşıması gerekir. Her davranışı için izin beklemek yerine partnerine bilgi vermeli, onun görüşünü dinlemeli ve sonunda yetişkin bir insan olarak karar verebilmelidir.

İlişkilerde sınır koymayı bilmeyen, sürekli fedakarlık yapan ve bu nedenle de travmatik deneyimler yaşayan erkekler, sınır koyma ve fedakarlık konusunda çözümü, aşırı uçlara kaymakta arayabilirler. Bu nedenle de dengeyi anlamak önemlidir.

Sınır Koymak ile Bencil Olmak Arasındaki Denge

Kendi ihtiyaçlarına sahip çıkmak, yalnızca kendi istediğini yapmak anlamına gelmez. “Ben böyle istiyorum” diyerek partnerin ihtiyaçlarını sürekli görmezden gelmek güç değil, bencilliktir.

İlişkiler uzlaşma, fedakârlık ve karşılıklı anlayış gerektirir. Bazen partnerinizin istediği bir etkinliğe yalnızca onun için katılabilirsiniz. Bazen kendi planınızı erteleyebilir veya ortak bir karar için tercihinizden vazgeçebilirsiniz. Bazen partneriniz ile hiç canınız istemediği halde mesajlaşabilirsiniz ve hatta yorgun olsanız bile seks yapabilirsiniz.

Buradaki önemli ayrım, fedakârlığın bilinçli bir seçim mi yoksa terk edilme korkusundan doğan otomatik bir teslimiyet mi olduğudur.

Kişi sevdiği için gönüllü olarak uzlaşabilir. Ancak her anlaşmazlıkta kendi ihtiyacını yok sayıyorsa bu artık uzlaşma değil, kendini terk etmektir.

Sağlıklı denge, “Benim istediğim olacak” ile “Sen ne istersen o olsun” uçlarının arasında bulunur. İki taraf da konuşabilmeli, gerektiğinde geri adım atabilmeli ve önemli sınırlarını koruyabilmelidir.

Kendini Terk Etmek Yakınlık Değildir

Birçok erkek kendisinden vazgeçmeyi sevgi, bağlılık veya yakınlık zannedebilir. Partneri üzülmesin diye susmayı, kendi ihtiyaçlarını bastırmayı ve bütün enerjisini onun mutluluğuna adamayı sevginin kanıtı olarak görebilir.

Fakat kendini terk etmek gerçek yakınlık üretemez. Çünkü partneriniz sizin gerçek düşüncelerinizle, ihtiyaçlarınızla ve kişiliğinizle karşılaşmıyorsa gerçekte kiminle yakınlık kurmaktadır?

Sürekli uyum sağlayan kişi, partnerinin karşısına gerçek benliğiyle değil, kabul görmek için oluşturduğu bir karakterle çıkar. Bu durum bir süre huzurlu görünebilir; fakat zamanla güvensizlik, kırgınlık ve saygı kaybı yaratır.

Gerçek yakınlık, bir insanın kendisini açıkça ortaya koyabilmesini gerektirir. “Bunu istiyorum”, “Buna ihtiyacım var”, “Bu davranış benim için kabul edilebilir değil” ve “Bu konuda sana katılmıyorum” diyebilmek yakınlığın karşıtı değildir. Bunlar dürüst bir ilişkinin temelidir.

Değişmek İlişkiyi Her Zaman Kurtarmaz

Erkeğin daha tutarlı davranması, sınırlarını koruması ve özsaygısını geliştirmesi ilişkinin mutlaka düzeleceğini garanti etmez.

Kadının geçmiş ilişkilerinden, ailesinden veya mevcut ilişkide daha önce yaşananlardan kaynaklanan çözümlenmemiş kırgınlıkları olabilir. Erkek bugün değişmeye başlasa bile geçmişte verdiği zararların etkisi hemen ortadan kalkmayabilir. Kadının da kendi yaralarıyla yüzleşmesi, sorumluluk alması ve güveni yeniden kurmaya istekli olması gerekir.

Erkeğin değişimi ilişkiye iyileşme fırsatı sunabilir. Ancak bazen bu değişim, ilişkinin artık sürdürülemeyeceğini de ortaya çıkarabilir. Taraflardan biri diğerine hiçbir koşulda saygı duyamıyor veya onun sınırlarını kabul etmek istemiyorsa ilişkinin sona ermesi daha sağlıklı olabilir.

Özsaygının amacı her ne pahasına olursa olsun ilişkiyi kurtarmak değildir. Amaç, kişinin kendisini kaybetmeden sevgi verebildiği ve sevgi alabildiği bir ilişki kurabilmesidir.

Sonuç: Saygıyı Talep Etmek Yerine Saygı Duyulacak Bir Hayat Kurmak

Bir kadının saygısını kazanmak için sürekli daha fazla şey yapmak, daha çok fedakârlıkta bulunmak veya onun bütün isteklerini karşılamak çoğu zaman beklenen sonucu yaratmaz. Çünkü saygı, başkasının onayını elde etmek amacıyla yapılan performanstan değil, insanın kendi karakteriyle kurduğu ilişkiden doğar.

Kendi sözünü tutan, sorumluluk alan, ne istediğini bilen ve bunu açıkça ifade edebilen bir erkek hem kendisine hem de partnerine daha sağlam bir zemin sunar. Gerektiğinde hayır diyebilir; fakat bunu sevgisini geri çekmeden yapar. Partnerinin duygularını anlayabilir; fakat o duyguları yönetebilmek için kendi kimliğini yok etmez.

Gerçek güç, duygusuz veya baskıcı olmak değildir. Gerçek güç, sevdiğiniz insan üzgün olduğunda bile onunla bağlantıda kalırken kendi merkezinizi koruyabilmektir.

Bu nedenle temel soru, “Bir kadının bana saygı duymasını nasıl sağlayabilirim?” olmamalıdır. Çünkü başka bir insanın duygularını ve kararlarını bütünüyle kontrol edemezsiniz.

Sorulması gereken asıl soru şudur:

“Ben kendi gözümde saygı duyacağım bir erkek, eş, partner ve baba gibi davranıyor muyum?”

İnsan, önce kendi sözünün arkasında durmayı, ihtiyaçlarını tanımayı ve değerleriyle uyumlu yaşamayı öğrenmelidir. Bunu partnerinden övgü almak veya ilişkiyi kaybetmemek için değil, olmak istediği insan hâline gelmek için yapmalıdır.

Saygıyı zorla elde edemezsiniz. Fakat kendinize saygı duyacağınız bir hayat kurarak karşılıklı saygının gelişebileceği koşulları yaratabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Daha önce ilişkisi olmuş kadınla ilişki istemiyorum – Vaka Çalışması

Bir arkadaş şöyle sormuş. Hiç bitmeyen bir soru tipi. Çok bayat sıkıcı. Bundan sonra bu soruyu soran herkese bu yazıyı linkleyeceğim.

Abi 2 senedir erkek adam olma yolunda ilerliyorum. Fakat bu konuyu hala çözemedim. Bir çözüm bulamadım. Daha önce birliktelik yaşamış kadınlarla birlikte olmak istemiyorum ama bunu ancak yatağa gittiğimde öğrenebiliyorum. Bu da bazen bir ik ay sürebilir.

“Kız arkadaşımın daha önceden bir sevgilisi olmasını kaldıramıyorum”,”sevgilimin daha önce biriyle birlikte olmasını kaldıramıyorum” diyen adamları anlamıyorum. Daha doğrusu anlıyorum ama kendileri kendi yarattıkları ikilemi anlamıyorlar.

Bekaret isteyebilirsiniz arkadaşlar ama benim takipçilerim arasında bekarete %100 önem veren adamların önemli bir kısmının hiçbir derdi yok. Genç yaşlarda evleniyorlar, çoluk çocuğa karışıyorlar. Yani kriterler ve değerleri ile örtüşen bir hayat yaşıyorlar. Dating piyasasında sevgili yapan, birkaç tane sevgili yapan adamların zaten öyle bir derdi yok pek fazla.

Bir de böyle ortada adamlar var. Yani “ne ondan vazgeçerim ne ondan vazgeçerim” adamları. Her iki dünyanın da en iyisini istiyorlar. Yani hem “ben hem sevgili dünyasında olayım, kız arkadaşlarım olsun, böyle bir modern yaşamım olsun hem de o konuya geldiği zaman hiç sevgilisi olmamış birini bulayım” falan.

Bu tür adamlarla sosyal medyada çok dalga geçiyorlar. “Siz kendiniz çok fazla kadınla birlikte olduğunuz oluyorsunuz ama kadına gelince bakire istiyorsunuz, iki yüzlüsünüz” diye. Hayır bu istek iki yüzlü değil ama yaşam iki yüzlü arkadaşlar. Daha önce ilişkisi olmamış bir kızla birliktelik yaşayıp evlenen adamlar, genelde 25 yaşına kadar evleniyor. 25 yaşını geçtikten sonra da böyle bir kıza ulaşımları astronomik olarak zorlaşmaya başlıyor.

Gerçekten kimseyle birlikte olmamış kadınlar, penisin vajinaya girmesi haricinde her şeyi yapan “bakire” kadınlardan bahsetmiyorum. Öyle kadınlar, erken yaşlarda yine kendileri gibi çok ilişkisi olmamış adamlarla evleniyorlar. Yani en geç 24-25 yaşında piyasadan çıkıyorlar zaten.

“Hem ben modern dünya nimetlerini tadayım hem de geleneksel bir ilişkim olsun” ikilemi içinde bu arkadaşlar. Dünya keşke çalışsa olsa ama çalışmıyor maalesef. Eğer böyle modern dating – sevgililik nimetlerinden yararlanmak için o hayatı yaşıyorsanız o zaman daha önce hiçbir birliktelik yaşamamış kadınla birlikte olma ihtimaliniz 22-23 yaşından sonra çok hızla düşmeye başlar.
Arkadaş sonra demiş ki:

Ben 26 yaşındayım. İlişkilerim yaklaşık 6 ay bir sene sürer ve iki ilişkimin arasında en az bir sene olur genelde. Tanıştığım sevgili olduğum tüm kızlar sosyal çevremde ve arkadaşımın nişanında tanıştım. Ya arkadaşımın sevgisi, arkadaşı gibi direkt onlara gidip bana kız ayarlamasını demiyorum. Denk geliyor bir yerde tutup flörtleşiyorum. Bir şekilde devam ettiriyorum. Olayı bağlıyorum. Bu kızlar genelde çok sevgilisi olmamış insanlar ve yaşları benden bir iki yaş küçük oluyor.
Ne güzel işte. Normal sevgili ve evlilik yapılabilecek kızlar.
Fiziksel ilerletince da ilk seferim diyorlar ya da bir şey demiyorlar. Ondan anlıyor gibiyim. Veyahut evlenmeden olmaz diyorlar.

Şu yazdıklarının asıl sorununla ya da benim cevabımla hiçbir alakası yok. Sen diyorsun ki ben 26 yaşındayım. İlişkiler piyasasındayım. Senin yaşam tarzında istediğin şey bulunmaz ya da bulma ihtimalin düşük. Onu bulan adamlar senin gibi yaşamıyorlar genellikle.

Tekrar ediyorum bu ikilemde kalan insanların çok büyük bir kısmı hem işte modern dating nimetlerini yiyeyim hem de geleneksel nimetleri yiyeyim diye iki dünyada kalmaya çalışıyorlar. Beceremiyorlar yani.

Anlattığın kızlar ne güzel gül gibi kızlar. Ben bu kızlar kötü demiyorum ya da illa sevgilisi olmamış kız bulacaksınız. Ama böyle bir kriterin varsa o kriterin dünyasında yaşayacaksın. Yaşamazsan olmuyor ya da illa ki olanı vardır ama olma ihtimali düşük.

Bu ikilemin sebebi dediğim gibi iki dünyada birden var olmaya çalışan arkadaşlar. Yoksa sadece bir dünyada yaşayan arkadaşların böyle dertleri yok. Benim kendi takipçi çevremden de görüyorum. Muhafazakar arkadaşlar genç yaşta genç bir kızla evleniyorlar. Kendilerinin de çok fazla tecrübeleri yok. Tamam, bana geldiklerinde sorunları oluyor tabii. Herkes gibi sorun çıkabiliyor ama böyle iklemler yaşamıyorlar.

Dating piyasasında olan arkadaşların çok büyük bir kısmı da yaşamıyor bunu. Ortak fikir çok fazla insanla beraber olmamış kız daha iyi olmuşu pek makbul değil ama böyle illa kimse el değmeyecek falan filan. O zaman yanlış paralel evrende yaşıyorsun. Böyle hem ayranın dökülmesin hem de kestane çizilmesin olmuyor işte.
Bu soruyu çok soruyorlar veya gerçekten de saçma bir soru. Hiç de ilgilendiğim bir soru değil. Ama illa bana soracaksanız bence temel derdimiz bu arkadaşlar. Benim tavsiyemi beğenmiyorsanız, bana sormayın, her sorunun cevabı burada yok.

Fakat ne istiyorsanız, ne değeriniz varsa ona göre yaşamanız gerektiği fikri çok da absürt değil diye düşünüyorum. Bazıları için değerlerine uygun paralel evrene geçmek için geç oluyor. O zaman da durumu kabulleneceksiniz. Adam 30 yaşına gelmiş. “Ben hiç evlenmemiş bakire bir kızla hiç böyle sevgilisi olmamış bir kızla evleneceğim” diyor. İnşallah evlenirsin de, bunun ihtimali çok düşük. O kızlar kendilerinden yaşça çok uzak olmayan ya da yaşça bir miktar uzak olsa bile gerçekten çok bir ilişki geçmişi olmayan adamlarla evleniyorlar. Zaten onlarla aynı ortamda, aynı kültürde, aynı mahallede yaşıyorlar ve piyasadan çıkıp gidiyorlar. Eğer böyle bir bekaret takıntınız varsa, daha önceden sevgilisi olmasın takıntınız varsa – takıntı demeyelim, kriter diyelim- buna hakkınız var. Herkes istediğini ister ama o zaman ona göre yaşayacaksınız. Hiç sevgilisi olmasın aman hiç olmasın istiyor olsaydım ben eminim 23-24 yaşında evlenirdim. Yani bunu görememek ilginç bir şey. Hem 26 yaşındayım hem piyasasındayım hem de kaldıramıyorum. Yani bir şey seçmen gerekiyor artık.

Şimdi bir de bunu 30 yaşındayken soran bir arkadaşa bakalım.

Seninle bir derdim mi paylaşmak istiyorum Mahmut abi. 30 yaşındayım. Dinden bağımsız olarak bekaret takıntısı olan bir erkeğim. Her zaman bakire bir kızla evlenmeyi hayal ettim. Kendime çok uyumlu bir kız buldum derken bakire olmadığı için kızdan ayrılmıştım. O kız için neredeyse bir buçuk ay acı çektim. Ancak unutabildim.

Çok da acı çekmemişsin.

Şimdi önüme bakmak istiyorum. Ben her zaman kendi bulduğum, kendi tanıştığım bir kızla evlenmek istedim. Görücü usulü sevmiyorum. Yani görücü usulü biriyle tanışmak bana yetersiz biri olduğumu düşündürüyor.

Ben bununla ilgili bir yazı yazmıştım. Görücü usulü biriyle tanışmak yetersizlik değil arkadaşlar. Yani her yönden saçmalıyorsan hiç kimseyi bulamaz, bekar kalırsın. “O olmaz, bu olmaz, şu olmaz, şu şu öyle olmaz”. Bazen bazılarına bakıyorum ve diyorum ki bu adamlar aslında evlenmemek için ellerinden geleni yapıyorlar. İstiyoruz modunda olmalarına rağmen.

Ben kız bulamamışım da başkası buluyor.
Öyle bir şey yok arkadaşlar. Görücü usulü kız bulunca sanki sanıyorsunuz ki kız ”babam öyle buyurmuş, büyüklerimiz öyle buyurmuş, ben o zaman seninle evleneceğim” diyor. Öyle bir şey yok. Tamam. Tanışma görücü usulü işin hızlı evliğe gitmesi lazım ama yine kadın erkek dinamikleri full çalışıyor arada. Haberiniz olsun.

Herhalde sanıyorsunuz siz böyle görücü usul deyince ağzı var, dili yok. Kız gelecek sizi hemen alacak.

Bu beni mutsuz eder.

Sen kendini mutsuz etmeye programlisın zaten. Ne seni mutlu edecek ki?

Bir ömür kendim seçmediğim bir kızla evlenmek istemiyorum.

Görücü usulü zorla evlilik değil. Kızla seni tanıştırıyorlar. Sen kızı istersen kız seni isterse evleniyorsunuz. Ne demek kendi istemediğim, sevmediğim! Sen de seçiyorsun. Sadece kızı sana bulup getiriyorlar. Bu önyargılar zor senin işin.

Ailem yine de birkaç kız gösterdi. Kızları hem görsel olarak beğenmedim.

Beğensen şaşardım zaten.

Hem de çok muhafazakar oldukları için hoşuma gitmedi. Oh ben de muhafazakar bir aileden geliyorum ama seküler bir hayat yaşıyorum.

Zaten ikilemin muhtemelen ondan kaynaklanıyor. Hem seküler görüşte hem bakire hem de kendi seçtiğim bir kızla evlenmek istiyorum.

Seküler çevreden kız aradığımda ise bakir olarak denk gelme ihtimali düşük.En son ayrıldığım kız çok güzeldi. Bakire değildi. Görücüsü görüştüğüm son kız güzel değildi ama bakireydi. Ben bu işinden işin içinden çıkamıyorum.

Bence çıkamayacaksın zaten.

Bana ne tavsiye edersin abi?

Ben bu adamların başka bir ruhsal problemi olduğunu ama teşhis edilmediğini düşünmeye başladım. Yani o nedenle bir terapist görmeni şiddetle tavsiye ederim.

Tekrar ediyorum. Defalarca söyledim. Benim birçok takipçim bakire kadınla evleniyor. Bunlar muhafazakar insanlar. Kadınlar da muhafazakarlar ya da bunlar seküler insanlar ve genç yaşta evleniyorlar. Kendileri dating piyasasında pek olmuyorlar. Hangi sebepten olursa olsun. Ve 25 yaşına kadar da evlenmiş oluyorlar.

Yine yani birçok takipçim var. Bakire olmayan kadınla evleniyor. Dating piyasasında oluyorlar. 28-32 yaş arasında evleniyorlar. bekarete değil, geçmiş partner sayısına bakıyorlar.

Bir de işte senin gibi böyle hem modern dating dünyasının balını alayım hem de muhafazakar dünya nimetlerinden olmayayım kafasında bir garip grup var. Görücü usulü ve çok da güzel olmasa da bakire olan kızla eğer kız iyi bir kızsa evlen diyeceğim de kıza yazık olacak.

Bence sen evlenemeyeceksin bu kafayı değiştirmediğin sürece. Ya da bu kafadan terapiyle kurtulacaksın.

Yaşın gelmiş 30’a. 30 yaşındaki bir adamın bakire bir kızla evlenme ihtimali düşüktür. Nasıl düşüktür? Mesela 30 yaşında muhafazakar bir adam 22-23 yaşında muhafazakar bir kadınla görücü usulü evlenebilir. Ama senin durumunda hem öyle bir şey yok diyorsun yani öyle bir kadını istemiyorum diyorsun hem de 30 yaşına gelmişsin. Kendin bulacağım diyorsun. Zor. Şimdi sen mesela muhafazakar bir kızla evlen de diyemiyorum dediğim gibi. Çünkü sen o kızla evlensen hiç utanmadan, sıkılmadan kıza da çocuklara da hayatı zehir edersin.

Bakire evlenen kadın 22-24 yaşına kadar kendisine yaşça yakın, çok tecrübesi olmayan bir adamla evleniyor genelde ve piyasadan çekiliyor. Piyasada olmama sebepleri o kızların olmaması değil, erkenden piyasadan çekilmeleri. Türkiye’de kadınların ortalama evlenme yaşı hala 26. Bu ne demek? Kadınların yarısı 26 yaşına gelmeden evlenmiş oluyor demek.

Yani muhafazakar kesimde 30 yaşındaki adam yine 22’lik bakire bulur ama bu durum o kesimde var ve sayıca da çok olduklarını sanmıyorum. Seküler çevrede de dediğim gibi bakire kız çok. O kızlar 25 yaşının altındalar. 25 yaşın altında adamla evlenip piyasadan çekiliyorlar. 30 yaşındaki adamla evlenmiyorlar.

Seküler oldup bekarete bu kadar önem veren adama tavsiyem 25 yaşına kadar evlenmesi. Sende o tren kaçmış. Senin yaşında artık hem piyasa yapacağım, hem güzel olacak, hem muhafazakar olmayacak hem bakirs olacak, her şey olacak. Sizin iş biraz kriter kriter diye kedi annesi olan evlenemeyen kadın olayı. Hani böyle kırmızı hap gibi oluşumlarda eleştiriyorlar ya. Kadınlar kendilerine gelince modern yaşayacaklar ama erkeğe sorumluluk demeye gelince muhafazakar şeyler isteyecekler. İki yüzlü kadınlar falan diye. Onun erkek versiyonu senin durumundaki adamlar.

Kendilerine gelince modern yaşayacaklar ama karşı tarafa sorumluluk yüklemeye gelince muhafazakar şeyler isteyecekler.

Muhafazakarsan muhafazakarsın, değilsen değilsin arkadaş. Böyle işime geldiğinde o olsun işime geldiğinde bu olsun abiler senin dertlerine sahipler.

Bence senin gibi adamların çoğalma sebeplerinden biri de asosyal medyadaki bakire olmayan kadın “çatlak patlak’ embesilleri. Yani bunları yazanlar genellikle bakire olsun ya da olmasın eline kadın eli değmeyen ve asla değmeyecek adamlar. Ya da kırk yılda bir değen kaybedenler. Ve sanki ben kaybettim, hepinizi de kaybettireceğim diye erkek beyni düzmek üzere çalışıyorlar sosyal medyada. Kinleri kadınlara ama zararları erkeklere.

Eski devirlerde bunları böyle toplu halle savaşa sürerlermiş, telef ederlermiş. Yada bunlar toplu isyanla iş savaşlar falan çıkarırlarmış. Şimdi p**no ile beyinleri uyuştuğu için gerçek dünyada toplu bir halt yapamıyorlar. Öyle bir tehlikeleri yok. Ama sosyal medyada resmen kitle imha silahına dönüştüler. On binlerce erkeği baba olmaktan mahrum edecekler bu adamlar.

Asosyal medyaya yanlışlıkla bile olsa girmemeye bak. Hangi tarafta olduğunu da seç. Ona göre de bir tercih yap. Görücü usulü ile ilgili kafandaki şeyler de tamamen saçma sapan şeyler. Sanıyorsun herhalde zorla evlendirileceksin. Arkadaş bir şeyden biraz fedakarlık yapacaksın. Güzellikten yapman gerekiyorsa güzellikten yapacaksın.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Aşk bombardımanına neden düşüyorsunuz?

Sizi tanışır tanışmaz tamamen anlıyor gibi görünen biriyle hiç karşılaştınız mı?

Bu kişi ile aranızdaki bağın daha ilk günden çok güçlü olduğunu hissettiğiniz mi?

Bu kişi başından itibaren size büyük bir ilgi gösteren, çok sıcak davranan ve ilişkinize büyük bir yatırım yapıyor gibi görünen biri miydi?

Bu insan ile aranızdaki bağın çok hızlı kurulduğunu hissetiniz ama sonra aynı hızda, sanki bir düğmeye basılmış gibi işler değişti. Bu kişi kendini geri çekti, size karşı enerjisi değişti. İstikrar kayboldu ve siz de ondan kopacağınıza, onu daha çok düşünmeye, aranızdaki konuşmaları kafanızda oynatıp durmaya, ne olduğunu anlamak için düşünüp durmaya ve başlardaki ilişkiye dönmek için çabalamaya başladınız.

Bu deneyim sizin kafanızı karıştırdıysa, bunun bir nedeni var. Aşk bombardımanını bu kadar istikrarsızlaştırıcı yapan şey, sadece bağlantının çok güçlüymüş gibi hissettirmesi değil, bu güçlü bağın, beyniniz gerçekte olanları anlamaya fırsat bulamadan çok hızlı bir şekilde güçlenip zayıflaması.

Bu bölümde aşk bombardımanına popüler kültür kavramı olarak ya da bir kişilik etiketi olarak değil, bazı beyinlerin özellikle zaafının olduğu bir ivmelenmiş bağlanma örüntüsü olarak, nöron bilimi gözlüklerinden bakacağız.

Çoğu insan aşk bombardımanını, bir ilişkinin başında görülen aşırı yakınlık olarak tanımlar ama bu tanım, altta çalışan mekanizmayı pas geçen bir tanım. Gerçek problem, aşk bombardımanı yapan kişinin ilgi ve yakınlık yoğunluğu değil. Gerçek problem, aşk bombardımanını yiyen kişinin beyninin, bu yoğun yakınlığın, stabil temeli olup olmadığını görecek zamanı vermeden bağ kurmaya başlaması. Aşk bombardımanını asıl güçlü yapan şey bu. Beyniniz kasıtlı olarak bir fanteziye bağlanmıyor. Normalde bağlantı gösteren, ilgi, hemen cevap verme, duygusal açıklık, sık iletişim ve güçlü onay dili gibi davranışlara tepki veriyor. Bunlar nötr sinyaller değiller, beyin için önemliler ve insanların bağlanma sistemlerinin farkına varacağı sinyaller.

Bu nedenle bir insan size bu sinyalleri çok erken ve çok yüksek miktarda verdiğinde, beyniniz bu insanı önemli biri olarak kodluyor. Oksitosin hormonu, bir bağ ve güven yaratıyor. Dopamin hormonu bu insanla deneyiminizi göze çarpan ve dikkat vermeye değer bir deneyim olarak işaretliyor.

Bunlar irrasyonel mekanizmalar değiller ve sinir sisteminiz, yapmak için yaratıldığı şeyi yapıyor. AMA problem şu ki bağ, zamanla oluşması beklenen bir şey. Sağlıklı bir bağ kurulması sürecinde beyin, zaman içerisinde bu sinyallere tekrar tekrar maruz kalıyor.

Bu davranışları değişik durumlarda gözlemleme, bu insanın duygusal olarak stabil, gerçekten güvenilir ve uzun süreli bağ kurabilen biri olup olmadığını anlayabilme şansı buluyor.
Sağlıklı bağ kurma sürecinde verinin yavaş yavaş akması, beynin daha stabil ve gerçek dünyada sağlam temelleri olan bir bağ kurmasını sağlıyor. AMA aşk bombardımanı, bu süreci çok kısa bir süreye sıkıştırıyor, gerçekliğine dair deliller ortada olmadan bir yakınlık hissi yaratıyor. Beyin “bu insanı tanıyorum” demek yerine, “bu insan önemli, bağ gerçek” sonucuna atlıyor. Bu gerçekleştiğinde ise, beynin deneyimlediği bağ gerçek olsa da, bu bağ gerçek hayatta sağlam temellere dayanmıyor.

Aşk bombardımanı ile başlayan ilişkiler bittiğinde, insanların “bunu görebilmem lazımdı” ya da “çok hızlı bağlandım” diye utanmasının sebebi de bu. Ama olaya böyle bakmak, gerçekte olan şeyi anlamanıza engel. Ama olay sağlıksız değerlendirme ya da kötü karar olayı değil. Olay, düşünen beyin olan biteni anlamasına fırsat vermeden, bağlanma sisteminin aktif hale gelmesi.

Aşk bombardımanının ardından ise, bütün bu süreci aşırı ve orantısız yapan şey, aşk bombardımanı yapan kişinin kendisini geri çekmesi geliyor. Bu noktada nöron bilimi özellikle önemli bir hal alıyor.
Yoğun bağlantı birdenbire kesildiği zaman, beyniniz bunu küçük bir hayal kırıklığı olarak işlemiyor. Bunu sosyal bir acı olarak işliyor ki sosyal acı kelimelerini şiirsel olsunlar diye kullanmıyorum. İnsan beyninde fiziksel acı sistemi ile reddedilme, dışlanma ve bir ilişkinin kaybı gibi durumlarda aktif olan sistem arasında kesişme var. Bu ortak paydada anahtar beyin bölümlerinden birisi anterior singulat korteks alanı. Bu bölge sosyal bağlarla ilgili kaygı tepkisinde aktif hale geliyor ve aynı zamanda fiziksel acıyı da işleyen bölgelerden birisi. Yani “ayrılık canımı acıtıyor”, “reddedilmek yaraladı” sözlerinin nörolojik temelleri var. Beyin anlamlı bir bağ aniden kaybedildiğinde, beyin buna önemsiz bir şeymiş gibi bakmıyor. Beyin bunu tehditkar ve acı verici bir şey olarak algılıyor. Bu önemli çünkü beyin acı hissettiğinde, bu durumu çözmeye çalışıyor. Açıklamalar, kapanış, rahatlama ya da çözüm aramaya, dikkatini karşısındakine daha çok vermeye başlıyor.

Yani aşk bombardımanı ardından gelen zihni meşguliyet sadece duygusal toyluktan ya da takıntıdan gelmiyor. Sıklıkla, beynin bağlantının çok hızlı kurulmasına ve birdenbire kopmasına bir açıklama bulmaya çalışmasından geliyor. Bu nedenle de insanlar duruma verdikleri tepkiye şaşırıyorlar. “Bu beni neden bu kadar etkiledi, bu insanı tanıyalı ne kadar zaman oldu ki?” diye düşünüyorlar.
Sorun şu ki beyniniz ilişkiyi takvim üzerinde geçen süre ile ölçmüyor, bağlanma sinyallerinin yoğunluğu ve sıklığı ile ölçüyor. Eğer bağlanma sinyali güçlü ise, bu sinyalin ortadan kalkması güçlü bir etki yaratıyor.
Burada önemli bir konuya değinmemiz gerekiyor. Bazı insanların bu tür davranış kalıplarına, başka insanlara göre daha fazla zaafları var. Bu onların daha zayıf olmalarından ziyade, beyinlerinin hızlı bağlanma sinyallerini çok güçlü algılayacak şekilde organize olmasından kaynaklanıyor.

Bunun nedenlerinden biri, kişinin erken çocukluğunda tutarsız bağlanmaya maruz kalması. İnsanın sinir sistemi erken çocukluk döneminde yakınlığın öngörülemez olduğunu öğrenirse, örneğin bu yakınlık bir yoğun bir tamamen kopuk ise, böyle bir davranış kalıbı kişi için rahatlatıcı olmasa da bilindik bir örüntü haline gelir. Bu durumda beyin bağın yoğunluk kısmına kilitlenmeye daha meyillidir çünkü öngörülemezlik zaten bağlantının bir “parçasıdır”.

Başka bir yatkınlık sebebi de, içsel istikrar ve bağlantının düşük olmasıdır. Siz zaten duygusal olarak aç, görünmez ve belirsiz hissediyorsanız, birdenbire gelen yoğun ilgiyi normalden çok daha güçlü hissedebilirsiniz. Bu sadece iyi değil aynı zamanda yatışmış, ferahlamış hissetmenizi de sağlayabilir. Bir şey size kronik bir kötü hisse karşı ferahlama veriyorsa, o şeyi kaybetmek sizi normalde olması gerekenden çok daha kötü vurabilir.

Burada bir başka problem de kendini kaybetmekle ilgili. Yakınlık çok hızlı bir şekilde başladığında, bu bağ bu seviyede bir etkiyi zerre hak etmese de, benlik algınızın merkezi olabilir. Başka bir deyişle, “ben” henüz yeterince stabil değilken, “biz” oluşmaya başlayabilir. Bu durumda diğer insan kendini geri çekmeye başladığında, bu sadece hayal kırıklığı olarak değil, yönünü kaybetmek gibi, ayağınızın altından koca bir halı çekilmiş gibi hissedilebilir. Bu da bize aşk bombardımanı kalıbının neden sıklıkla aynı adımları izlediğini açıklayabilir.
Birinci adımda, hızlı bir aşk (ve seks) bombardımanı vardır. Çok erken ve çok fazla miktarda etkileşim, onay ve yoğun duygusal yakınlık vardır. Sonrasında ise karşınızdaki kişinin araya mesafe koyması gelir. Karşınızdaki istikrasızlaşır, daha az ulaşılır, daha az etkileşime geçer ve duygusal olarak daha az yakın olmaya başlar. Üçüncü adımda ise, yoğun arzu ve kafa karışıklığı gelir. Siz neyin değiştiğini anlamaya çalışmaya, başlangıçtaki bağı yeniden tesis etmeye çalışmaya başlarsınız. Kendinizi, tam olarak ne olduğunu anlamadığınız bir şeyi tamir etmek zorunda gibi hissetmeye başlarsınız.

Bu acelenin güçlü bir başlangıçtan çok kader ya da kesinlik gibi hissedilmesinin psikolojik bir sebebi de var. Vücudunuz yüksek derecede aktive olduğunda ve bağlantı sinyallerine boğulduğunda, beyninizin bu hissin anlamına karar vermesi lazım. Klasik iki faktörlü duygu kuramına göre, yükselme önce, yorumlama sonra gelir. Önce sinir sisteminiz tepki gösterir ve sonra zihin bu reaksiyon etrafında bir hikaye yazar. Aşk bombardımanı bağlamında, bu hikaye “bu bağ çok özel olmalı, çok derin olmalı” gibi bir şeydir. Ama çoğu zaman zihninizin kaydettiği şey, zamanın testine meydan okumuş bir ilişki değil, sel altında kalmış bir sinir sistemi.
Burada çok önemli olan şey, aşk bombardımanı ile hissettiğiniz şeyin, yakınlık ile aynı şey olmadığı. İki insan arasında yakınlık zaman içerisinde ve yavaş bir tempo ile kurulur. İki insanın birbirlerinin karakterlerine, tutarlılıklarına ve duygusal güvenilirliklerine defalarca maruz kalma sonucunda oluşur.

Aşk bombardımanındaki yoğunluk, yakınlık gibi hissedilebilir ama aslında alakaları yoktur. Yoğunluk hızlıdır, yakınlık ise zaman içerisinde kazanılır. Yoğunluk sinir sisteminizi bunaltır, yakınlık ise sinir sisteminizi istikrarlı bir hale getirir.

Bu ayrım önemli çünkü birçok insan yoğun hisleri, anlamlı bir şeyin kanıtı olarak kullanmaya çalışıyor ama yoğunluk her zaman derinliğe işaret etmez. Yoğunluk bazen bağlanma sisteminizin olması gerekenden çok daha hızlı bir şekilde aktif hale geldiğine işaret eder.
Aşk bombardımanı ile karşılaştığınızda yapmanız gereken ilk şey, bundan anlam çıkarma işini yavaşlatmanız. Eğer aranızdaki bağ, başlarda anormal derecede güçlü görünüyorsa, kendinize şu basit soruyu mutlaka sormalısınız:
Bu insana olan duygularımın gücü, bu insanı tanıma seviyem ile orantılı mı?
Bu soru duygularınızı geçersiz kılmaz, sadece düşünebilen beyninizi yeniden işin içine sokar. Mesela, “bu insanı yıllardır tanıyor gibiyim ama aslında tanıyalı çok kısa bir süre oldu ve bu sürenin çoğu da sadece mesajlaşmadan ibaret” diyebilirsiniz.

İkinci yapmanız gereken ikinci şey, duygusal yoğunluğu davranışsal kanıtlardan ayırmak olmalı. Bu insanı size düzenli bir şekilde nasıl davranışlar gösterdi? Duygusal zirvelerde ya da ilk haftanızda ne dedi ya da ne yaptı değil, zaman içerisinde tekrarlanan davranışlarında ne gördünüz? Bu insan istikrarlı mı? Bu insan tutarlı mı? İlk günlerin balayı havası sönmeye başladığında, sizinle etkileşim seviyesi pek değişmeden devam ediyor mu? Beyninizin doğru bağlantıyı kurması için bu verilere ihtiyacınız var.

Üçüncü yapmanız gereken şey, karşınızdaki kendisini uzaklaştırmaya başladığında, uzaklaşma tepkisinin başladığını fark etmek olmalı. Eğer bu süreçte bağlantıyı korumak, daha yakınlaşmak, işleri düzeltmek zorunda hissediyorsanız, bunun ne olduğunu söze dökün. “Beynim bu soğumayı kayıp olarak kaydediyor.” Bu küçük ama önemli bir adım çünkü, hissettiğiniz yoğun duyguların beyin acı merkezi tarafından abartıldığını anladığınızda, bu acil bir şeyler yapmalıyım hissinin ilişkinin sağlıklı ve değerli olmasından kaynaklanmadığını da anlayabilirsiniz.

Evet, bunu şöyle tekrar edeyim: beyninizdeki acı merkezi, bu ilişkinin yoğunluk hissini abartıyor. Bu nedenle de aranızdaki bağın seviyesi hakkında gerçekçi bir algınız yok. Bu bağın gerçek seviyesi hakkında düşünmek, sinir sisteminizi yatıştırabilir, bu soğumaya gösterdiğiniz aşırı tepkinin, bu insanın biricik, çok önemli olduğuna dair bir delil olmadığını, reaksiyonun gücünün aranızdaki bağlantının gücünden değil, hissettiğiniz ızdıraptan kaynaklandığını anlayabilirsiniz.

Bu yazıdan çıkarmanızı istediğim ders, beyninizin yapmak üzere evrimleştiği şeyi yaptığı için aşk bombardımanının çalışıyor olması. Beyniniz bir bağa tepki veriyor, bir sıcaklık kaynağına bağlanıyor ve acıdan kaçış arıyor. Bunlar kendi başlarına yanlış şeyler değiller ya da sizi muhtaç ya da enayi yapmıyorlar.

Aşk bombardımanının mekanizmasını anlamanız, çekim hissetmeyeceksiniz anlamına gelmiyor. Çekimin aslında neyden ibaret olduğunu bilmeniz anlamına geliyor. Bu mekanizmayı bilmek, sizin hem yoğun duyguyu hissedip hem de işin hızı ile ilgili soruları sorabilmeniz anlamına geliyor. Uzaklaşmanın acısını yaşasanız da, bunun o kişiye geri dönmeniz gerektiğine değil bir nörolojik sürece işaret ettiğini bilmeniz anlamına geliyor.

Kaynak: Why love bombing hurts so much?