Sizi tanışır tanışmaz tamamen anlıyor gibi görünen biriyle hiç karşılaştınız mı?
Bu kişi ile aranızdaki bağın daha ilk günden çok güçlü olduğunu hissettiğiniz mi?
Bu kişi başından itibaren size büyük bir ilgi gösteren, çok sıcak davranan ve ilişkinize büyük bir yatırım yapıyor gibi görünen biri miydi?
Bu insan ile aranızdaki bağın çok hızlı kurulduğunu hissetiniz ama sonra aynı hızda, sanki bir düğmeye basılmış gibi işler değişti. Bu kişi kendini geri çekti, size karşı enerjisi değişti. İstikrar kayboldu ve siz de ondan kopacağınıza, onu daha çok düşünmeye, aranızdaki konuşmaları kafanızda oynatıp durmaya, ne olduğunu anlamak için düşünüp durmaya ve başlardaki ilişkiye dönmek için çabalamaya başladınız.
Bu deneyim sizin kafanızı karıştırdıysa, bunun bir nedeni var. Aşk bombardımanını bu kadar istikrarsızlaştırıcı yapan şey, sadece bağlantının çok güçlüymüş gibi hissettirmesi değil, bu güçlü bağın, beyniniz gerçekte olanları anlamaya fırsat bulamadan çok hızlı bir şekilde güçlenip zayıflaması.
Bu bölümde aşk bombardımanına popüler kültür kavramı olarak ya da bir kişilik etiketi olarak değil, bazı beyinlerin özellikle zaafının olduğu bir ivmelenmiş bağlanma örüntüsü olarak, nöron bilimi gözlüklerinden bakacağız.
Çoğu insan aşk bombardımanını, bir ilişkinin başında görülen aşırı yakınlık olarak tanımlar ama bu tanım, altta çalışan mekanizmayı pas geçen bir tanım. Gerçek problem, aşk bombardımanı yapan kişinin ilgi ve yakınlık yoğunluğu değil. Gerçek problem, aşk bombardımanını yiyen kişinin beyninin, bu yoğun yakınlığın, stabil temeli olup olmadığını görecek zamanı vermeden bağ kurmaya başlaması. Aşk bombardımanını asıl güçlü yapan şey bu. Beyniniz kasıtlı olarak bir fanteziye bağlanmıyor. Normalde bağlantı gösteren, ilgi, hemen cevap verme, duygusal açıklık, sık iletişim ve güçlü onay dili gibi davranışlara tepki veriyor. Bunlar nötr sinyaller değiller, beyin için önemliler ve insanların bağlanma sistemlerinin farkına varacağı sinyaller.
Bu nedenle bir insan size bu sinyalleri çok erken ve çok yüksek miktarda verdiğinde, beyniniz bu insanı önemli biri olarak kodluyor. Oksitosin hormonu, bir bağ ve güven yaratıyor. Dopamin hormonu bu insanla deneyiminizi göze çarpan ve dikkat vermeye değer bir deneyim olarak işaretliyor.
Bunlar irrasyonel mekanizmalar değiller ve sinir sisteminiz, yapmak için yaratıldığı şeyi yapıyor. AMA problem şu ki bağ, zamanla oluşması beklenen bir şey. Sağlıklı bir bağ kurulması sürecinde beyin, zaman içerisinde bu sinyallere tekrar tekrar maruz kalıyor.
Bu davranışları değişik durumlarda gözlemleme, bu insanın duygusal olarak stabil, gerçekten güvenilir ve uzun süreli bağ kurabilen biri olup olmadığını anlayabilme şansı buluyor.
Sağlıklı bağ kurma sürecinde verinin yavaş yavaş akması, beynin daha stabil ve gerçek dünyada sağlam temelleri olan bir bağ kurmasını sağlıyor. AMA aşk bombardımanı, bu süreci çok kısa bir süreye sıkıştırıyor, gerçekliğine dair deliller ortada olmadan bir yakınlık hissi yaratıyor. Beyin “bu insanı tanıyorum” demek yerine, “bu insan önemli, bağ gerçek” sonucuna atlıyor. Bu gerçekleştiğinde ise, beynin deneyimlediği bağ gerçek olsa da, bu bağ gerçek hayatta sağlam temellere dayanmıyor.
Aşk bombardımanı ile başlayan ilişkiler bittiğinde, insanların “bunu görebilmem lazımdı” ya da “çok hızlı bağlandım” diye utanmasının sebebi de bu. Ama olaya böyle bakmak, gerçekte olan şeyi anlamanıza engel. Ama olay sağlıksız değerlendirme ya da kötü karar olayı değil. Olay, düşünen beyin olan biteni anlamasına fırsat vermeden, bağlanma sisteminin aktif hale gelmesi.
Aşk bombardımanının ardından ise, bütün bu süreci aşırı ve orantısız yapan şey, aşk bombardımanı yapan kişinin kendisini geri çekmesi geliyor. Bu noktada nöron bilimi özellikle önemli bir hal alıyor.
Yoğun bağlantı birdenbire kesildiği zaman, beyniniz bunu küçük bir hayal kırıklığı olarak işlemiyor. Bunu sosyal bir acı olarak işliyor ki sosyal acı kelimelerini şiirsel olsunlar diye kullanmıyorum. İnsan beyninde fiziksel acı sistemi ile reddedilme, dışlanma ve bir ilişkinin kaybı gibi durumlarda aktif olan sistem arasında kesişme var. Bu ortak paydada anahtar beyin bölümlerinden birisi anterior singulat korteks alanı. Bu bölge sosyal bağlarla ilgili kaygı tepkisinde aktif hale geliyor ve aynı zamanda fiziksel acıyı da işleyen bölgelerden birisi. Yani “ayrılık canımı acıtıyor”, “reddedilmek yaraladı” sözlerinin nörolojik temelleri var. Beyin anlamlı bir bağ aniden kaybedildiğinde, beyin buna önemsiz bir şeymiş gibi bakmıyor. Beyin bunu tehditkar ve acı verici bir şey olarak algılıyor. Bu önemli çünkü beyin acı hissettiğinde, bu durumu çözmeye çalışıyor. Açıklamalar, kapanış, rahatlama ya da çözüm aramaya, dikkatini karşısındakine daha çok vermeye başlıyor.
Yani aşk bombardımanı ardından gelen zihni meşguliyet sadece duygusal toyluktan ya da takıntıdan gelmiyor. Sıklıkla, beynin bağlantının çok hızlı kurulmasına ve birdenbire kopmasına bir açıklama bulmaya çalışmasından geliyor. Bu nedenle de insanlar duruma verdikleri tepkiye şaşırıyorlar. “Bu beni neden bu kadar etkiledi, bu insanı tanıyalı ne kadar zaman oldu ki?” diye düşünüyorlar.
Sorun şu ki beyniniz ilişkiyi takvim üzerinde geçen süre ile ölçmüyor, bağlanma sinyallerinin yoğunluğu ve sıklığı ile ölçüyor. Eğer bağlanma sinyali güçlü ise, bu sinyalin ortadan kalkması güçlü bir etki yaratıyor.
Burada önemli bir konuya değinmemiz gerekiyor. Bazı insanların bu tür davranış kalıplarına, başka insanlara göre daha fazla zaafları var. Bu onların daha zayıf olmalarından ziyade, beyinlerinin hızlı bağlanma sinyallerini çok güçlü algılayacak şekilde organize olmasından kaynaklanıyor.
Bunun nedenlerinden biri, kişinin erken çocukluğunda tutarsız bağlanmaya maruz kalması. İnsanın sinir sistemi erken çocukluk döneminde yakınlığın öngörülemez olduğunu öğrenirse, örneğin bu yakınlık bir yoğun bir tamamen kopuk ise, böyle bir davranış kalıbı kişi için rahatlatıcı olmasa da bilindik bir örüntü haline gelir. Bu durumda beyin bağın yoğunluk kısmına kilitlenmeye daha meyillidir çünkü öngörülemezlik zaten bağlantının bir “parçasıdır”.
Başka bir yatkınlık sebebi de, içsel istikrar ve bağlantının düşük olmasıdır. Siz zaten duygusal olarak aç, görünmez ve belirsiz hissediyorsanız, birdenbire gelen yoğun ilgiyi normalden çok daha güçlü hissedebilirsiniz. Bu sadece iyi değil aynı zamanda yatışmış, ferahlamış hissetmenizi de sağlayabilir. Bir şey size kronik bir kötü hisse karşı ferahlama veriyorsa, o şeyi kaybetmek sizi normalde olması gerekenden çok daha kötü vurabilir.
Burada bir başka problem de kendini kaybetmekle ilgili. Yakınlık çok hızlı bir şekilde başladığında, bu bağ bu seviyede bir etkiyi zerre hak etmese de, benlik algınızın merkezi olabilir. Başka bir deyişle, “ben” henüz yeterince stabil değilken, “biz” oluşmaya başlayabilir. Bu durumda diğer insan kendini geri çekmeye başladığında, bu sadece hayal kırıklığı olarak değil, yönünü kaybetmek gibi, ayağınızın altından koca bir halı çekilmiş gibi hissedilebilir. Bu da bize aşk bombardımanı kalıbının neden sıklıkla aynı adımları izlediğini açıklayabilir.
Birinci adımda, hızlı bir aşk (ve seks) bombardımanı vardır. Çok erken ve çok fazla miktarda etkileşim, onay ve yoğun duygusal yakınlık vardır. Sonrasında ise karşınızdaki kişinin araya mesafe koyması gelir. Karşınızdaki istikrasızlaşır, daha az ulaşılır, daha az etkileşime geçer ve duygusal olarak daha az yakın olmaya başlar. Üçüncü adımda ise, yoğun arzu ve kafa karışıklığı gelir. Siz neyin değiştiğini anlamaya çalışmaya, başlangıçtaki bağı yeniden tesis etmeye çalışmaya başlarsınız. Kendinizi, tam olarak ne olduğunu anlamadığınız bir şeyi tamir etmek zorunda gibi hissetmeye başlarsınız.
Bu acelenin güçlü bir başlangıçtan çok kader ya da kesinlik gibi hissedilmesinin psikolojik bir sebebi de var. Vücudunuz yüksek derecede aktive olduğunda ve bağlantı sinyallerine boğulduğunda, beyninizin bu hissin anlamına karar vermesi lazım. Klasik iki faktörlü duygu kuramına göre, yükselme önce, yorumlama sonra gelir. Önce sinir sisteminiz tepki gösterir ve sonra zihin bu reaksiyon etrafında bir hikaye yazar. Aşk bombardımanı bağlamında, bu hikaye “bu bağ çok özel olmalı, çok derin olmalı” gibi bir şeydir. Ama çoğu zaman zihninizin kaydettiği şey, zamanın testine meydan okumuş bir ilişki değil, sel altında kalmış bir sinir sistemi.
Burada çok önemli olan şey, aşk bombardımanı ile hissettiğiniz şeyin, yakınlık ile aynı şey olmadığı. İki insan arasında yakınlık zaman içerisinde ve yavaş bir tempo ile kurulur. İki insanın birbirlerinin karakterlerine, tutarlılıklarına ve duygusal güvenilirliklerine defalarca maruz kalma sonucunda oluşur.
Aşk bombardımanındaki yoğunluk, yakınlık gibi hissedilebilir ama aslında alakaları yoktur. Yoğunluk hızlıdır, yakınlık ise zaman içerisinde kazanılır. Yoğunluk sinir sisteminizi bunaltır, yakınlık ise sinir sisteminizi istikrarlı bir hale getirir.
Bu ayrım önemli çünkü birçok insan yoğun hisleri, anlamlı bir şeyin kanıtı olarak kullanmaya çalışıyor ama yoğunluk her zaman derinliğe işaret etmez. Yoğunluk bazen bağlanma sisteminizin olması gerekenden çok daha hızlı bir şekilde aktif hale geldiğine işaret eder.
Aşk bombardımanı ile karşılaştığınızda yapmanız gereken ilk şey, bundan anlam çıkarma işini yavaşlatmanız. Eğer aranızdaki bağ, başlarda anormal derecede güçlü görünüyorsa, kendinize şu basit soruyu mutlaka sormalısınız:
Bu insana olan duygularımın gücü, bu insanı tanıma seviyem ile orantılı mı?
Bu soru duygularınızı geçersiz kılmaz, sadece düşünebilen beyninizi yeniden işin içine sokar. Mesela, “bu insanı yıllardır tanıyor gibiyim ama aslında tanıyalı çok kısa bir süre oldu ve bu sürenin çoğu da sadece mesajlaşmadan ibaret” diyebilirsiniz.
İkinci yapmanız gereken ikinci şey, duygusal yoğunluğu davranışsal kanıtlardan ayırmak olmalı. Bu insanı size düzenli bir şekilde nasıl davranışlar gösterdi? Duygusal zirvelerde ya da ilk haftanızda ne dedi ya da ne yaptı değil, zaman içerisinde tekrarlanan davranışlarında ne gördünüz? Bu insan istikrarlı mı? Bu insan tutarlı mı? İlk günlerin balayı havası sönmeye başladığında, sizinle etkileşim seviyesi pek değişmeden devam ediyor mu? Beyninizin doğru bağlantıyı kurması için bu verilere ihtiyacınız var.
Üçüncü yapmanız gereken şey, karşınızdaki kendisini uzaklaştırmaya başladığında, uzaklaşma tepkisinin başladığını fark etmek olmalı. Eğer bu süreçte bağlantıyı korumak, daha yakınlaşmak, işleri düzeltmek zorunda hissediyorsanız, bunun ne olduğunu söze dökün. “Beynim bu soğumayı kayıp olarak kaydediyor.” Bu küçük ama önemli bir adım çünkü, hissettiğiniz yoğun duyguların beyin acı merkezi tarafından abartıldığını anladığınızda, bu acil bir şeyler yapmalıyım hissinin ilişkinin sağlıklı ve değerli olmasından kaynaklanmadığını da anlayabilirsiniz.
Evet, bunu şöyle tekrar edeyim: beyninizdeki acı merkezi, bu ilişkinin yoğunluk hissini abartıyor. Bu nedenle de aranızdaki bağın seviyesi hakkında gerçekçi bir algınız yok. Bu bağın gerçek seviyesi hakkında düşünmek, sinir sisteminizi yatıştırabilir, bu soğumaya gösterdiğiniz aşırı tepkinin, bu insanın biricik, çok önemli olduğuna dair bir delil olmadığını, reaksiyonun gücünün aranızdaki bağlantının gücünden değil, hissettiğiniz ızdıraptan kaynaklandığını anlayabilirsiniz.
Bu yazıdan çıkarmanızı istediğim ders, beyninizin yapmak üzere evrimleştiği şeyi yaptığı için aşk bombardımanının çalışıyor olması. Beyniniz bir bağa tepki veriyor, bir sıcaklık kaynağına bağlanıyor ve acıdan kaçış arıyor. Bunlar kendi başlarına yanlış şeyler değiller ya da sizi muhtaç ya da enayi yapmıyorlar.
Aşk bombardımanının mekanizmasını anlamanız, çekim hissetmeyeceksiniz anlamına gelmiyor. Çekimin aslında neyden ibaret olduğunu bilmeniz anlamına geliyor. Bu mekanizmayı bilmek, sizin hem yoğun duyguyu hissedip hem de işin hızı ile ilgili soruları sorabilmeniz anlamına geliyor. Uzaklaşmanın acısını yaşasanız da, bunun o kişiye geri dönmeniz gerektiğine değil bir nörolojik sürece işaret ettiğini bilmeniz anlamına geliyor.
Kaynak: Why love bombing hurts so much?

