Kadın – erkek kutuplaşması ve ızdırabı paraya çeviren makine

Duydunuz mu bilmiyorum ama, uzun süredir devam etmekte olan bir savaş var?
Bu savaş Ortadoğu’da değil, yorum köşelerinde, asosyal medya zaman akışınızda ve az önce birinin Jordan Peterson klibi yollayıp birilerinin buna çıldırdığı grup muhabbetlerinde devam ediyor.

Bahsettiğim savaş, cinsiyetler arasındaki savaş. Bu oldukça yorucu savaşta bombalar değil, bitmek bilmeyen yorumlar ve cevaplar kullanılıyor. Bu savaş, modern erkeklerin mağdur olduğunu düşünen bir taraf ile, bu önermenin dünyanın en defansif cümlesi olduğunu düşünenler arasında devam ediyor.

Hangi tarafta olduğumu anlamanız için size bu konuda ne düşündüğümü, daha konuya girmeden söyleyeceğim: bence birileri iki tarafı da fena oyuna getiriyor. Aslına bakarsanız bu rahatlatıcı bir gerçek çünkü insanları aynı güç tarafından düzüldüklerini, karşı tarafın kendilerini düzdüğünü sanan grupların, birbirlerini düzmediklerini ama bu düzüşten tonlarca para kazanan başka bir grup tarafından düzüldüklerini anlamaları kadar onları bir araya getirecek başka bir gerçek var mı?

Ben burada bunu size bilimi, kanıtları ve gerçekleri kullanarak ispatlayacağım. Kanıtlar ve gerçekler dememden ne kadar ciddi olduğumu anlayabilirsiniz çünkü kanıtlar ve gerçekler kelimeleri, ruh halinizi mahvetmek üzere olduğuma işaret. Ama neyse ki herkesin ruh hali zaten boktan.

Şimdi size bazı rakamlar vereceğim. Bu rakamlar benim yargılarım değiller, gerçekleri yansıtıyorlar. Bu rakamları vererek başlamamın bir nedeni var ve bu bölümün sonunda bu rakamlara geri döneceğim.

Erkek intihar oranları, kadın intihar oranlarının yaklaşık olarak 3 katı. Erkeklerde her 100 bin kişide 17.4 ve kadınlarda her 100 bin kişide 5.7. Bu rakamlar Ulusal İstatistik Ofisinden geliyorlar, manosphere sitelerinden değil. İngiltere’de 50 yaş altındaki erkeklerin en büyük ölüm nedeni intihar.
2024 yılında, üniversiteye giren kadınların sayısı, erkeklerin sayısının 44 bin fazlasıymış. Yüksek Eğitim Politika Enstütüsü geçen on yılda, doğum oranlarını da dikkate alarak, üniversiteye gitmesi gereken yarım milyon erkeğin üniversiteye giremediğini hesaplamış. Bu dönemde de çalışmayan ve okumayan genç erkek oranı %13’ten %17’ye çıkmış.

Bu rakamları size, bir şeylerin gerçekten yanlış olduğunu göstermek için okuyorum.

Burada nöron biliminin anlatacak bir hikayesi var. UCLA’dan Naomi Eisenberger, sosyal olarak dışlanmanın ve ekonomik belirsizliğin, fiziksel acı ile aynı nöron ağlarını tetiklediğini gösteren çalışmalar yapmış:

“Beyin reddedilmeyi nasıl işler? Bu konuyu araştırmak için denekleri fMRI makinesine soktuk ve Cyberball denilen bir bilgisayar oyunu oynattık. Bu sanal oyunda denekler başka bir insanlara karşı oynadıklarını sanıyorlardı ama aslında bilgisayara karşı oynuyorlardı. Oyunda bir noktada bilgisayarın kontrol ettiği iki oyuncu, artık deneğe top atmamaya yani onu oyundan (sosyal olarak) dışlamaya başlıyor. Biz de tam bu durumda beyinde ne olup bittiğini görüntüledik.

Ben veriyi analiz ederken, yan masada oturan bir meslektaşım da, kronik fiziksel acı ile ilgili beyin görüntülerini inceliyordu. Bir zaman sonra, ekrandaki verilerin birbirlerine ne kadar da benzediklerini fark ettik. Aslında veriler o kadar benzerlerdi ki, hangi çalışmanın sonucuna baktığımız belli bile olmuyordu.

Bu bize, sosyal reddedilmenin, fiziksel acı işleme merkezlerini tetiklediğini düşündürdü. Aslına bakarsanız, evrimsel açıdan baktığımızda bu pek de şaşırtıcı değil.”

Sosyal bağların insanların ve aslında memelilerin hayatta kalmaları için ne kadar önemli olduğunu düşünürseniz, sosyal ağın içinde olmamızı garantilemeye çalışan sistemin, fiziksel acı sisteminin üzerinde çalışması son derece mantıklı. Yani fiziksel bütünlüğümüz tehdit altındayken hissettiğimiz acı sinyalleri, sosyal ilişkilerimiz tehdit altındayken de kullanılmak üzere ödünç alınıyorlar.
Bunu biraz düşünelim. Birine “erkek ol” demek, ayağı kırık birine “koş” demek ile neredeyse aynı şey. Bir insan işini, statüsünü, amaç hissini kaybettiğinde, bunu sadece zayıflık ya da kırılganlık olarak değil, fiziksel ızdırap gibi hissediyor.

Herhangi bir tarafın yandaşı olmadan şunu söyleyebilirim ki, manosphere denilen şey, gerçek bir probleme tepki veriyor. Acı gerçek, kriz gerçek. Ama manosphere denilen şeyin bu gerçeklerle ilgili açıklamalarına gelirseniz, işler gerçekten ilginçleşiyor.

Sosyal psikolog Henri Tajfel’in 1970’lerin sonlarında yayınladığı araştırmalar, grup kimliğinin, nasıl ön yargıya dönüştüğünü anlamamızı sağlıyorlar. Tajfel’in araştırmaları, insanların doğal olarak nasıl da kabilesel olduğunu gösteriyorlar.
Bu bir defo değil, bir hayatta kalma mekanizması. Çünkü insanlık tarihi boyunca kabile içine kabul edilmek güvenlik, dışlanmak gerçekten ölüm demekti. Bu nedenle de beyin, grup aidiyeti konusunda aşırı duyarlı olacak şekilde evrimleşti.

“Biz ve onlar.”
“Benim grubuma mı dahilsin yoksa şu ya da bu gruba mı?”

Şimdi rahatsız edici tarafa gelelim.

Henri Tajfel, aşiret tepkisi oluşturmak için bir tarihçeye, ideolojiye ya da gerçek bir çatışmaya gerek olmadığını gösterdi. Tamamen rastgele ve anlamsız şeyler üzerinden insanları gruplara bölse bile, grup aidiyetinin kurulduğunu gördü. Grupları ayıran özellik anlamsız ve küçük olsa bile, insanların kendi gruplarına ait insanları, diğer gruplara ait insanlara göre kayırdıklarını gördü:

“Her sene sınıfıma 20 kadar öğrenci gelir ve hep aynı deneyi yaparım. Öğrencilerden, bir kavanozdaki fasulye sayısını tahmin etmelerini isterim ve sonra da öğrencileri “fazla tahmin edenler” ve “az tahmin edenler” diye iki gruba ayırırım. Gerçekte kavanozda kaç fasulye var bilmiyorum. Sayıyı tamamen kafadan sallıyorum. Aslında sınıfı rastgele ikiye ayırıyorum ama öğrenciler gerçek bir şeye göre ayrım yapıldığını sanıyorlar.

Ama ayrım gerçek olsaydı bile oldukça minimal. Irk değil, cinsiyet değil, ayakkabı numarası bile değil. Tamamen anlamsız ve gereksiz bir ayrım.

Bundan sonra öğrencilere bazı kaynakları sınıf içinde dağıtmalarını söyledik. Herkes kimin kendi fasulye grubundan olduğunu biliyordu. Sonuçta öğrencilerin %90’ı, kaynakları kendi gruplarında olan öğrencileri kayırarak dağıttılar.”

Aslına bakarsanız, kendi grubunuzu kayırmanız kötü bir şey olmak zorunda değil. Sonuçta grubunuzun dışındakiler kıt kaynakların acısını çekebilirler ama siz bunu onlara saldırmak için yapmıyorsunuz. Fakat uygun koşullar altında bu grup kayırma, başka gruplara karşı düşmanlığa dönüşebiliyor. Bu noktada ön yargı, sözel saldırı, alay, hakaret gibi şeyler başlıyor. Beyniniz sırf sizi bir gruba atadığı için, o grubu kurtlar gibi savunmaya başlıyorsunuz. Bu da insanların kendi taraflarını online dünyada, Ortaçağ’da kalelerini savunan askerler gibi savunduğunu açıklıyor.

Kimliğiniz, aidiyetiniz tehdit edildiğinde, beyniniz karmaşık mekanizmalara başvurmuyor. Basitçe bir düşman yaratıyor.

Şimdi 2026 yılında genç bir erkek olduğunuzu düşünün ve belki de öylesiniz. Ekonomik olarak oldukça belirsiz bir durumdasınız. Hayat pahalılığı krizi var. Kültürel olarak görünmez hissediyorsunuz. Ana akım politikada kimse sizinle konuşmuyor, deneyimlerinize uygun bir dile sahip değil.

Şimdi online dünyada toplumda dışlanmış, sorunlarına sırt çevrilmiş bu erkeklerin oluşturduğu bir gruba girdiğinizi düşünün. Bundan sonra harekete geçecek olan süreç hiç de tesadüfi değil.

NYU Sosyal Medya ve Politika Merkezinden araştırmacılar, algoritma tarafından içerik tavsiye etme mekanizmasının, insanların radikalleşmesi konusunda içeriğin kendisinden bile daha önemli, tek başına en önemli ateşleyici olduğunu bulmuşlar. Tekrar söyleyeyim, sosyal medya algoritmaları, radikalleştirme konusunda içeriğin kendisinden daha önemliler.

İnternete giriyorsunuz ve “neden zorluk çekiyorum?” diye arama yapıyorsunuz. Algoritma size, erkeklerin harcanabilir cinsiyet olduğu hakkında bir video sunuyor. Siz bu videoyu atlamayıp izlediğinizde, algoritma size biraz daha radikal bir video sunuyor. Bunu da izlediğinizde, algoritma size biraz daha radikal bir video sunuyor.

Her adımda bir 30 saniye daha fazla kalıyorsunuz, biraz daha öfkeleniyorsunuz, biraz daha ikna oluyorsunuz, spesifik bir düşmana biraz daha odaklanıyorsunuz. Bu, komplo teorisi değil, optimizasyon. Bu, bilinçaltı bir seviyede, sizin ızdırabınız üzerinde çalışan, gerçek zamanlı bir A/B testi (bölünmüş test).

Bu tünelin ucunda ise, Bugatti’sine kıçını dayamış bir şekilde Andrew Tate ya da ona benzer biri, sizi ve ızdırabınızı anladığını söyleyerek, kolları açık bir şekilde sizi bekliyor.

Andrew Tate, ismini sonradan Gerçek Dünya (Real World) olarak değiştirdiği, Hustler Universitesini kurdu (hustler kelimesi hem girişken hem de dolandırıcı demek). Bir insanın başkalarına milyoner olmayı öğreten dersler satması ile milyoner olması her zaman çok ilham verici (!) bir şey değil mi? “Ayda 50 dolar verirseniz size nasıl erkek olacağınızı ve size karşı kurulmuş düzende nasıl kazanacağınızı öğreteceğim!” Bu online eğitim sisteminin en tepe noktasında 200 bin abonesi vardı. Evet, küçük bir ada ülkesinin gayrı safi milli hasılası kadar para, nemlendirici kremlerin feminist komplosu olduğunu düşünen bir adama gidiyordu. Yanlış anlamayın, nemlendirici kremler elbette feminist komplosu.

Bütün bunlar olurken de sosyal medya, izlenen her kayıtlı yayın saatinden kendi payını alıp durdu. Milyarlarca görüntülemeden kazanılan para ve dolandırıcı ile sosyal medyanın simbiyotik varoluşu! Biri acı çeken kitleyi sağlıyor ve diğeri de bu kırılgan kitlenin emeceği öfkeyi. Sonuçta her ikisi de kazanıyor.

Ama burada da bitmiyor. Bundan sonra ne başlıyor? Andrew Tate’in ne kadar aşağılık biri olduğu ile ilgili reaksiyon videoları, podcastlar, feminist tepki videoları, vs. vs. Milyonlarca saat izlenme üreten yüz binlerce video. Hepsi para üreten ve karlı bu videolar, aynı algoritmaların tıpatıp aynı etkileşim sinyallerine servis ediliyorlar. Tarihte her iki tarafın da HelloFresh tarafından finanse edildiği ilk savaş bu.

Molly Crockett adlı bir nöron bilimci, 2017 yılında Nature Human Behavior adlı prestijli bir yayında, Dijital Çağda Ahlaki Öfke (Moral outrage in the digital age) bir araştırma yayınladı ve bu araştırmada, sosyal medya platformlarının, ahlaki öfkeyi insanların doğal olarak göstereceklerinin çok üstünde bir seviyede, sistematik bir şekilde abarttığını gösterdi.

Dijital medyanın, öfkeyi tetikleyen uyarıcıları nasıl etkilediğine bakalım. Ahlaki öfke, sosyal normların ihlal edildiğinin algılanması üzerine ortaya çıkar. Gelişmiş demokrasilerde, sosyal normların ihlal edildiğine direkt şahit olma ihtimaliniz neyse ki düşük. Gündelik Hayatta Ahlak (Morality in everyday life) adlı bir araştırmada Wilhelm Hoffman ve ekibi, insanlardan şahit oldukları ve duydukları ahlaksız eylemleri cep telefonu kullanarak bildirmeleri istemişler. Araştırma sonucunda ise insanların gün içinde gerçek hayatlarında maruz kaldıkları veya şahit oldukları ahlak dışı eylemlerin, toplam bildirilen ahlak dışı eylemlerin %5’i olduğu ortaya çıkmış. İnsanların bildikleri ahlak dışı eylemlerin çoğu, duydukları eylemler. Peki bunları nereden duyuyorlar? Bu duyumların ezici çoğunluğu, internetten geliyor ve az bir kısmı da diğer medya yayınlarından. Dijital medya ahlaki öfke tetikleyen uyaranlara maruz kalma oranımızı önemli ölçüde artırıyor.

Aynı zamanda ahlaki öfkenin tarihte ve günümüzde ne için kullanıldığını da karşılaştırmamız lazım. İnternet öncesi tarihte, sosyal ağlar içerisinde güvenilir veya güvenilmez haberler, dedikodu ile yayılıyordu. Bu dedikodu bilgisi, insanların kendi toplulukları içinde kime güvenip kime güvenmeyecekleri konusunda değerli bilgiler içeriyordu.

Günümüzde ise sosyal medya platformları, bilgi dağıtımından reklam geliri elde ediyorlar ve haber besleyici algoritmaların temel amacı, insanlar arasında güven ve işbirliği sağlayıp sağlamadığına bakılmadan, en çok paylaşılacak ve etkileşim yaratacak bilgiyi yaymak. Peki bir online içeriği viral yapan özellik nedir?

Jonah Berge ve Katy Milkman, Online İçeriği Viral yapan nedir? (What Makes online Content Viral?) adlı çalışmalarında, New York Times makalelerini incelemişler ve bir makalenin yarattığı öfke seviyesinin, o makalenin viral olup olmayacağını tahmin eden en büyük gösterge olduğunu bulmuşlar.

Başka araştırmalar da aynı şeyi gösteriyorlar. Öfke viral olma potansiyelini arttırıyor ve viral içerik de çok paylaşıldığı için kazanılan parayı.

Sosyal medya algoritmaları, insanların gerçek hayatta doğal bir şekilde deneyimlemeyecekleri kadar yüksek öfke yaratıyorlar ve sosyal medya şirketleri de bundan para kazanıyorlar. Sosyal medya platformunun cinsiyeti yok, ahlaki ve toplumsal değerleri yok. Tek bir amacı var o da daha fazla para kazanmak. Bunun için de sizin ızdırabınızın en iyi yatay içerikle mi dikey içerikle mi sömürüleceği üzerine 17 değişik A/B testi var.

Sosyal medya ne kimin öfkeli olduğu ile ilgileniyor ne de neden öfkeli olduğu ile ilgileniyor. Sosyal medyanın tek ihtiyacı olan şey öfke. Öfkenin kendisi, sosyal medya için sadece ve sadece, para kazandığı bir ürün.

Manosphere olayında da elimizde olan bu. Ekonomik olarak gelecek güvencesi olmayan ve bunu kronik fiziksel ızdırap gibi hisseden bir erkek nesline, öfke yakalamak ve yükseltmek üzere en iyilenmiş algoritmalar tarafından, hazır düşman veriliyor. Aynı algoritmalar, kendi cinsiyetlerine özgü ızdıraplar yaşayan kadınlara da, acılarını yakalamak ve yükseltmek üzere hazır düşman veriyor. İki taraf da birbiri ile çatışıyor ve kendilerinin haklı olduğunu düşünüyor. Bütün bu klavye savaşları sürerken de sosyal medya platformları, tonlarca para kazanıyor.

Platformun kendisi nötr. Ne kadınların geleceği ile, ne de erkeklerin geleceği ile, ne de abartı paralar kazanmak için abarttığı öfkenin bu insanlara ne yaptığı ile ilgileniyor. Ama bu klavye savaşlarını yapan kadınlar ve erkekler, savaşı sürdürerek kazanılan karı görmüyorlar ya da görseler bile bu haber akışlarında pek görünmüyor. Sizin sömürülmenizi durduracak gerçekler pek karlı değiller.

Bu arada da platformlarla simbiyotik ilişkide olan, erkeklerin ızdırabını gerçekten dindirmekte finansal çıkarları olmayan bazı erkekler, gerçek erkek ızdırabından gerçek paralar kazanıyorlar.

Bu insanların amacı kendileri için daha fazla para kazanmak. Sistemin içindeki herkes, platform sağlayıcılarının ve içerik üreticilerinin hepsinin, savaşın sonsuza dek sürmesinden kazanç sağlıyorlar. Siz, içerik tüketicileri ve klavye savaşının piyonları hariç tabi ki.

Bu noktada size, psikolog ve ekonomist Anne ve Angus Deon çiftini tanıtmak istiyorum. Bu ikili Princeton üniversitesinden, nobel ödüllü bilim adamları ve çaresizlik ölümlerindeki artışın kadın ve erkeklerde paralel olduğunu bulmuşlar.

Kadınların uyuşturucudan, alkolden ve intihardan ölüm oranları, erkeklerin ölüm oranlarına göre daha az tarih boyunca hep daha azdı. Ama son yıllardaki artış paralel. Belki erkeklerde ve üniversite mezunu olmayanlarda artış biraz daha fazla ama artış hemen hemen paralel.

İkili kitaplarında, Amerikan kapitalizminin, 4 yıllık üniversite mezunu olmayan Amerikalılar için çalışmadığını söylüyor ki bu, 25-64 yaş grubundaki Amerikalıların %23’ü demek. İkili antikapitalist olmadıklarını, kapitalizme inandıklarını ama kapitalizmin rayından çıktığını söylüyor.

Maaşların reel olarak artmaması, endüstrinin yurt dışına çıkması, toplulukların çökmesi, her türlü ekonomik güvenliğin yavaşça ortadan kalkması gibi ortak nedenlerle güdülenen cinsiyetler arası savaşın iki tarafı var. Sınıflar arası savaşta ise cinsiyetler aslında aynı taraftalar. Ve sınıflar arası savaşın cinsiyetler arası savaşa dönmesinden kar edenler, bu savaşın içinde değiller.

Bu online platformları işletenler, araştırmaları bilmiyor değiller. Bu platformların davranışlar konusunda uzman, insan algısını en üst seviyede anlayan bilim adamları ile dolu departmanları var. Ve bu bilim adamları tüm zekalarını, daha fazla HelloFresh ya da o günün VPN’i neyse o VPN’in reklamını görmeden platformdan çıkmamızı garantilemek için kullanıyorlar.

VPN demişken tam da bu nedenle ben de bu günün sponsoru Otomatik Portakal VPN’i kullanıyorum. Algoritmanın sosyal medya ana sayfama kustuğu aşırı korku ve öfke içeriğini tüketirken gözü mü bile kırpmamak için, hangi zaman diliminde ya da ülkede olursam olayım, bu zehire sülük gibi yapışmamı sağlayan Otomatik Portakal VPN’ kullanıyorum.

Platform sağlayıcıları, bu savaşı bitirmemenin, bitirmekten daha karlı olduğuna karar verdiler. Ve haklılar da. Bu kazara vardıkları bir karar değil. Bu, kendileri ve yaşadıkları fildişi kule hariç herkes üzerinde nasıl sonuçları olduğunu çok iyi bilen, bu konuda araştırmaları okuyabilen bir çalışan ordusuna sahip platform sağlayıcılarının, ekonomik bir iş tercihi.

Cebinizden zihninize akan bu korku ve öfke hattını manosphere inşa etmedi. Manosphere’in tek yaptığı şey, bu hat üzerinde size bir şeyler satmak. Bu hat, hattın ürettiği lağımın kesinlikle etkilemeyeceği insanlar tarafından üretildi, en iyilendi ve işletiliyor.
Durumun çok karanlık olduğunu biliyorum ama bununla mücadele etmenin bir yolu var. Nobel ödüllü Daniel Carnean, 1970’li yıllarda beyinde 2 düşünce modunun olduğunu buldu.

Sistem 1, hafızanıza otomatik olarak gelen şeyler. Size annenizi belirttiklerinde ortaya çıkan otomatik duygu gibi. Bu sistem üzerinde kontrolünüz yok. Sistem 1 istemsiz ve otomatik.

Sistem 2 ise yavaş, emek isteyen ve istemli düşünce sistemi.
Karar verirken genellikle Sistem 2 çalışıyor deriz. Çoğumuz yaptığımız şeylerin nedenleri olduğunu düşünürüz. Ama yaptığımız şeylerin çoğunu, farkında olmadığımız nedenlerle yapıyoruz. Bize neden yaptığımız sorulduğunda, buna cevap olarak nedenler söylüyoruz ama söylediğimiz nedenler, yaptıklarımızın sebepleri olmak zorunda değil.

Sistem 1 duygusal, otomatik ve kabilesel. Bir Andrew Tate ya da Jordan Peterson videosu görünce anında öfke ya da saygı hisseden tarafınız sistem 1. Asosyal medyada bir yorum okuyunca öfkelenip bununla çatışmak isteyen tarafınız da sistem 1. Ve en önemlisi, algoritmanın sizi içerde tutmak üzere kullandığı, kullanmak için tasarlanıp en iyilendiği tarafınız da sistem 1. Sistem 1, paranın kazanıldığı yer.

Sistem 2 ise yavaş, analitik, çaba harcayan ve çok paylaşılmayan içeriklerin çoğunu üreten, kullanıcıları platformda tutma konusunda berbat bir sistem. Sistem 2 viral olmuyor, trend olmuyor ve kimse tarafından kesilip biçilip TikTok’a konulmuyor. Sistem 2’nin tıklanma oranının yanında, kurumakta olan boya videosu sansayonel haber gibi.

Ama sistem 2 aynı zamanda bütün bu sosyal medya lağım hattından kimin çıkar sağladığını soran, algoritmaların arkasındaki yapısal gücü sorgulayan ve “şu an bu içerik bu platform tarafından neden önüme çıkıyor?” diyebilen taraf. Sistem 1, o sonradan yüzünüzü kızartan yorumu yazdıran taraf. Sistem 2 ise daha sonra o yorumu okuyup “ben en iyisi estetik yaptırıp başka şehre taşınayım” diye utanan taraf.

Manosphere ve ürettiği her şey, sistem 1 için üretilmiş ve tasarlanmış şeyler. Aynı zamanda manosphere’in ne kadar berbat olduğunu anlatmak için üretilmiş her şey de sistem 1 ürünü. Çünkü ancak bu tür ürünler algoritma tarafından ödüllendirilip dolaşıma sokuluyorlar. Sistem 2 moduna geçtiğiniz anda, savaş meydanının kimin olduğunu, savaştan kimin çıkar sağladığını, sizin öfke dolmanız ile kimin ekonomik çıkarlarının karşılandığını sorduğunuz anda, karşı cinsten öfkelendiğiniz kişinin değil ikinizi de o meydanda savaştıran gücün düşman olduğunu görüyorsunuz. Bu sizi “makine” için daha az kullanışlı yapıyor. Siz platformdan çıktığınız için değil, daha az manipüle edilir olduğunuz için daha az kullanışlı yapıyor.

Manosphere bir erkek nesline düşmanın kadınlar, feminizm ya da modernlik olduğuna dair bir sürü içerik üretti. Feminizm ve modernlik de kadınlara düşmanın erkekler, maskülenite ve manosphere olduğunu anlatan bir sürü içerik üretti. Ama tüm bu zaman boyunca asıl haber maaşların erimesi, endüstrinin yurt dışına kaçması, çalışan sınıf kimliğinin içinin boşaltılması ve sosyal medya platformlarının insan ızdırabından devasa miktarda para kazanmasıydı. Asıl hikaye her zaman gözümüzün önündeydi.

Bu yayını yapma sebebim, kadınlarla ve erkeklerle aynı kalp kırıcı konuşmayı defalarca yapıyor olmam.

“Erkeklerden nefret etmeyin.
Kadınlardan nefret etmeyin.
İnsan ızdırabının inanılmaz derecede etkileşim alan bir içerik olduğunu kazara fark eden, ve o günden beridir de tamamen kar motivasyonu ile, sizin üzerinizde ve size ne olduğunu zerre umursamadan çalışan algoritmadan nefret edin.”

Kaynak: The Manosphere Isn’t About Men. Or Women

Kadınlar neden bir ruh ikizi bulamazlar?

“Kaygılı bağlanma stiline sahipseniz, aşık olduğunuz bir insan değil, bir fantezidir.”

Bir kadın takipçi:

“Femcel olmaktan korkan, yalnız bir kadınım. Çok yalnızım ve femcel olmanın kıyısındayım. Bir kadın olarak internette gezinirken, kadın düşmanlığının mayın tarlasında yürüyor gibi hissediyorum. Her alan incellik lağımına ve empati çölüne dönüşüyor. Bu lağımın bir kısmı beynime akıyor. YouTube’da pembe hap (pinkpill) videoları, romantik komedilerin pop kültürü analizlerini ve Jung psikolojisinin anime yansıtması içeriklerini tüketiyorum.

Aslında mesleğim ve bilgisayar oyunu gibi erkek egemen ilgilerim nedeniyle çok fazla erkek ilgisi alıyorum ama hiçbir zaman gerçekten görünüyor gibi hissetmiyorum. Beni olduğum gibi sevecek birini bulamıyorum. Her zaman arzulandım ama hiçbir zaman sevilmedim. Her zaman bir seçenek oldum, hiçbir zaman “o kişi” olmadım.

Arkadaşım olan erkekler, bu kadar çok ilişki yaşamama ve Bumble’da 37 bin beğeniye sahip olmama rağmen, nasıl olup da femcel olduğuma anlam veremiyorlar. Bir kişi sırf çekici biri diye, reddedilme ve izolasyon yaşamaz sanıyorlar ki ben çekici biri bile değilim, ortalama biriyim. Ama profilim oldukça eğlenceli.

Çekicilik, ilişki inşa etmenin tek faktörü değil ve ilişkileri sadece çekiciliğe indirmek, asıl olayı tamamen görmezden gelmek demek. İncel kelimesini ilk kez bir kadın ortaya attı ve bu kadın bugünkü looksmaxxer inceller gibi tipe odaklı değildi. Amacı, anlamlı bağlar kurmanın zorlukları hakkında konuşmaktı. Günümüzde ise bu, tip, cinsel organlar ve yatılan insan sayısı, alfa – beta – sigma erkek gibi yüzeysel tartışmalara indirgendi.

Bir erkeğin bana çekim duyması konusunda hiçbir zorluk çekmiyorum ama aramızdaki bağ her zaman çok sığ oluyor. Sanırım erkekler beni değil, bana yansıttıkları fantezilerini görebiliyorlar. O fantezi tükendiğinde ise, ben sevilemez birine dönüşüyorum.

Bazen o kadar çok intikam duygusu ile doluyorum ki, beraber olduğum tüm erkekle beni seviye atlamak için kullanıp sonra da sanki aptal bir erkek merkezli romantik komedideki manyak peri – rüya kızı gibi çöpe atıyorlar gibi hissediyorum.

Erkekleri hayatımın merkezinden çıkarmam gerekiyor ama aynı zamanda sevilmek, görülmek ve anlaşılmak istiyorum. Sürekli kutuplaşan duygular arasında yaşanan çatışmanın arasında kalmışım gibi hissediyorum. Her sabah, bugün hangi duygunun öne çıkacağından ve beni tükenmiş ve kafası karışmış bir şekilde bırakacağından emin olmadan uyanıyorum.

Şu an, 17 yaşından beridir en uzun bekar dönemimi yaşıyorum ve bu yıl, hem romantik hem de cinsel olarak tam bir enkaz oldu. Geçenlerde benden yaşça büyük bir kuzenimin düğününe gittim ve bu bende bazı çocukluk yaralarını kaşıdı. Çocukluğumda, hep onlar gibi güzel, feminen, zarif, gamsız ve mutlu olmak isterdim ama kendimi hiçbir zaman böyle bir hayata ait hissedemedim.

Neden normal, mutlu biri olamıyorum diye çok düşündüm. Ergen yaşlarımda, başa çıkma mekanizması olarak, onlardan daha iyi olduğum için anormal ve mutsuz olduğumu düşünürdüm. Bu düşünce maalesef hem arıza hem de tamamen yanlış ama o zamanlar, bugün bundan utansam da, “beni alın” modunda bir erkek Fatmaydım.

Onlardan tavsiye istedim ve bana, çenemi kapamamı ve tüm iyi erkekler o yolda oldukları için görücü usulü evlenme yoluna gitmemi tavsiye ettiler. Ama sevilmesi zor biri olduğum için mutlu olamayacağımdan korkuyorum. Yani evliliğe hayır dersem ve kendimi hayat boyu bekar olacağıma ikna edersem, bir femcel oluyorum.

Bütün bu romantik komedi analizlerini fazlaca izliyorum. Bunlar üzerinde Jungcu analiz yaparsanız, bu dizilerin iki kategoriye ayrılabileceğini görebiliyorsunuz. Anne problemleri olan bir erkeğin tuhaf bir kızla karşılaştığı, erkeği düzelttiği ve sonra da erkeğin onu terk ettiği anima filmleri birinci kategori. Bir kadının animus dünyasına atıldığı, oyuncakları ile arkadaş olmak zorunda kaldığı ve hayvanı evcilleştirip evin hanımı olduğu Güzel ve Çirkin (Beauty and the Beast), animus filmleri de ikinci kategori.

Bu filmlerde kadınların aşkı bulduktan sonra bile mutlu olamamaları, her zaman ya doğum sırasında ölmeleri ya da erkek kendini gerçekleştirdiğinde çöpe atılmaları o kadar ruh karartıcı ki.

Bir kadının kendini izole etmesi neden her zaman ilişki bağımlılığına çıkıyor? Kadınlar ilişkiye başladıklarında neden her zaman arkadaşlarını kaybediyorlar?

Kaygılı bağlanma stilim benim hayatımı mahvediyor ve bunu düzeltmeye çalışıyorum. Ama son 1.5 yıldır kronik depresyon ile boğuştuğum için bu çok zor. Bir terapistim ve bana destek olan bir ailem var ama takıntılı aşk – ilişki bağımlılığı – izolasyon döngüsünden çıkamıyorum.

Erkekleri hayatımın merkezinden çıkarmam lazım ama tutkuyla sevmek benim karakterim. Kalbimin kırılmasından korkmuyorum, Fleabag dizisini yeniden izliyorum ve orada şöyle bir söz vardı: “Senin hepimizden daha iyi sevdiğini biliyorum. Zaten bu nedenle sevmeyi daha acı verici buluyorsun.” Kadınlar, fabrika ayarlarında bu acı ile doğuyorlar.

Ruh ikizim çok depresif biri olduğum için beni terk edene kadar, umutsuz bir romantiktim. Artık ruh ikizine inanmıyorum ve bu da hayatı daha kötü yapıyor. Eski sevgililerimde özlediğim şeyler, aslında hiç var olmadılar.

İyi erkekler neredeler? Aslında iyi bir erkek bulmayı umursamak istemiyorum, bunu nasıl başarırım? Tek istediğim huzur, feminen bilgelik ve daha fazla kadın arkadaş.

Bence sağlıklı bir ilişki bulma konusunda anlamamız gereken ilk şey, sağlıklı bir ilişkinin zamana ihtiyacı olduğu. Yaptığımız en büyük hata, belli birini aradığımızı varsaymak. “Tüm iyi erkekler neredeler?” sorusunu çok duyuyorum. Bu soru soranlar, doğru erkeği bulmanın doğru ilişkiye gideceğini düşünüyorlar. Ama bir ilişkiyi doğru yapan şey, medya bunu ne kadar size empoze ederse etsin, mükemmeli bulmak değil.

Ruh ikizinizle bir ilişkiye başlamanız, “sonsuza kadar mutlu yaşadılar” hikayesi anlamına gelmez. “Sonsuza kadar mutlu yaşadılar” hikayesi, “ruh ikizinizle” beraber ne inşa ettiğinize, beraber nasıl insanlara dönüştüğünüze bağlı.

Asıl iş, iyi bir erkek bulmak değil. Asıl iş, o iyi erkeği bulduğun zaman nasıl değiştiğin, ilişkinin yürümesi için ne yaptığın, o erkeği daha da iyi bir erkek olmak için nasıl teşvik ettiğin. Bu kişiyi bulmak sadece ilk adım. İlişki ise yıllar içinde inşa edilen bir şey.

Doğru meyveyi yetiştirmek için doğru tohuma ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz ve bu doğru. Ama doğru tohumu bulmak, gerekli olan ilk adım. Tohumun sağlıklı bir ağaca dönüşmesi, sağlıklı bir meyve almak için yapmamız gereken birçok şey var.

Şimdi söyleyeceklerim birçok insanın hiç hoşuna gitmeyecek. “Ruh ikizinizi” bulabilirsiniz ama siz tohum ile sağlıklı bir meyve ağacı yetiştirmeye ne kadar uygun birisiniz? Takipçinin yazdıklarını okurken aklımdan hiç de empatik olmayan bazı düşünceler geçti ve bu düşünceleri sizinle paylaşacağım.

Aşk ve sevgi ile karşılaşsa bile, bunu farkında olmayacak birçok insanla çalıştım.  Kaygılı bağlanma stiline sahip biriyseniz, aşk size çok korkutucu görünebilir. Takipçi, saplantılı aşktan da bahsediyor ki bu da sıklıkla rastlanan bir problem.

Kaygılı bağlama stiline sahipseniz, saplantılı aşka yatkın biriyseniz, bir insana değil bir fanteziye aşık olursunuz.

Romanik dizilerin Jungcu analizlerini yapmanın bir değeri var elbet ama bu gerçeklik değil. Ama takipçinin yazdıklarına dikkat edin, bu tür düşüncelerin ağına düşmemek için çok dikkatli olmalısınız. Takipçi, erkeğin sonunda kadını çöpe attığından bahsediyor. Bu hikayelerde kadınlar ya doğumda ölüyorlar, erkek kahraman kendini gerçekleştirdiğinde çöpe atılıyorlar.

Peki ya doğumda ölmeyen onca insan? Seçim önyargısının bu kadarı çok garip değil mi? Bu kişi erkek egemen alanlarda takılıyor ama sürekli olarak yanlış erkekleri seçmeyi başarıyor. Bu da bir seçim önyargısı.

Tüm o Jungcu analizleri bir kenara bırakın. Zaten bu dizilerin Jungcu analizlerini kim tüketir ki? Bu insanın bağlanma stilini tahmin etmek ne kadar zor olabilir ki? Tüm o Jungcu analizleri bir kenara bırakın. Bu dizileri de bir kenara bırakın, bu diziler gerçek hayat bile değiller. Gerçek hayatta kaç ilişki, doğumda ölüm ile bitiyor? İnsanların belki yarısı boşanıyor, yarısı ölene kadar beraber kalıyor ama gerçek hayatta doğumda ölüm oranı çok düşük.

Aradığımız tohumu kabul etmeye gerçekten hazır ya da uygun olup olmadığımız konusunda gerçekten dikkatli olmamız lazım. Tüm suç sende demiyorum, internette kadın düşmanı bir sürü çöp içerik var. Ama bu içeriğin çoğu sadece internette başlıyor ve orada yaşıyorlar.

Dünya nüfusunun yüzde kaçının incel kelimesinin anlamını bildiğini bir düşünün. Bir araya geldiğimiz günlerde, çocuklarımın arkadaşlarının ebeveynlerinden 20 tanesine incel kelimesinin anlamını bilip bilmediklerini sormuştum. Sadece bir tanesi kelimenin anlamını biliyordu.

Sağlıksız bir vücuda nasıl sahip olursunuz? Kötü beslenme ve hareketsizlik, sağlıksız bir vücuda sahip olmanın en hızlı yolları.Bunu hemen herkes biliyor ama çok fazla sayıda insan, sağlıksız bir zihne nasıl sahip olabileceklerini bilmiyor.

Vücudunuzu sağlıksız gıdalarla doldurursanız, sağlıksız bir vücuda sahip olursunuz. Zihninizi sağlıksız fikirlerle doldurursanız, sağlıksız bir zihne sahip olursunuz. İncel forumlarını okuyan biriyseniz, zihninize ne olacak sanıyorsunuz?

Çoğu insanın, bu takipçi gibi zihniniz çöple doldurduğunu görüyorum. Takipçi sürekli olarak izlediği bir Youtuber’dan bahsediyor. Bu kişiyi bilmiyorum, içeriği iyi mi kötü mü blmiyorum. Ama sağlıksız beslenmenin bir çeşidi de, hep aynı şeyi yiyip durmak. Eğer çoğunlukla benim içeriğimi tüketiyorsanız, sze gidip daha değişik içerikler tüketmenizi söylerim.

Zihninizin olduğu durumdan, düşüncelerinzden ve duygularınızdan memnun değilseniz, zihniniz ne ile beslediğinize çok dikkat edin ve zihninizi doğru şeylerle beslemeye başlayın.

Peki ama, zihninizi doğru şeylerle beslemek ne demek?

“Ne yani, internetten çıkıp yalın ayak çimlerde mi yürüyelim diyorsun?”

Hem evet hem de hayır. Çünkü size internetten çık ve çimlerde yalın ayak yürü demem bir işe yaramaz. Size sadece “hergün spor” yap demenin otomatik olarak işe yaramaması gibi. “Şöyle yapın, böyle yapın” demek ne motivasyon sağlar ne de aksiyon almanızı sağlar. Size aynı zamanda neden böyle yapmanız gerektiğinin de söylenmesi lazım çünkü asıl davranış değişikliğine sebep olacak şey bu.

Nedenleri öğrendikten sonra internetten çıkmanız gerektiği fikrine kendiniz varmanız, davranışlarınızı değiştirerek internetten çıkma ihtimalinizi önemli ölçüde arttırır.

Eğer sürekli olarak işlenmiş gıda yer ve kabız olursam, kabız olmaktan kurtulmanın yolu basittir: yediğim şeyleri değiştirmek. Eğer zihninizin olduğu durumu beğenmiyorsanız, zihniinize soktuğunuz şeyleri değiştirmeniz gerekli.

Peki bunu yapmak neden bu kadar zor? Çünkü zihniniz, zihninize soktuğunuz o çöp içeriklere karşı büyük bir çekim duyuyor. İşlenmiş gıdalara çekim duymak çok kolay çünkü bu zararlı gıdalar çok lezzetliler. İnternetteki zararlı içerik de çok lezzetli.

İnternetteki içeriğin çoğu çöp ama çok lezzetli. Yani deneyimlerimize ve eğilimlerimize paralel. Takipçi, femcel olmaya eğilimli ve bu tür içerik onun için çok lezzetli. İncel yankı odaları bu nedenle varlar çünkü içindeki insanlar için çok çekiciler. Sanki çikolata  büfesi gibiler. Yiyecek olarak çöp ama çok lezzetli içerikler.

İnternette bu tür içerikleri tüketirken, bu çöpü tüketmenin sizin içinizde tatmin olmaya çalışan bir şeye çok lezzetli geldiğini anlayın. Ama bu çöp içerik bizi tatmin ediyormuş hissi verse de bizi hemen hemen hiçbir zaman tatmin edemez. Geçici olarak iyi hissetmemiz sağlar sadece.

Twitter gibi verip veriştirme alanlarında insanlar söylenip duruyorlar ama bu onları daha iyi yapmıyor. Aşırı derecede işlenmiş gıda gibi, zevk veriyorlar, kalori veriyorlar ama besin değeri olarak tamamen çöpler.

Hızlı yiyecekler sağlıksızlar çünkü firmalar besin değeri değil zevk üzerinden yarışıyorlar. İnternette de tüm o şirketler en zevk veren içeriği sağlamak için birbirlerini yiyorlar ve herkes her geçen gün daha dibe doğru yarışıyor. Herkes duygusal etkileşim peşinde. Bu nedenle de internette çöp içeriklere sürekli geliyoruz ve bu da bizim zihnimizi şekillendiriyor.

Kadın erkek ilişkilerindeki gerçek problemlerden birisi, insanların çoğunun masaya çok fazla miktarda problem getirmeleri ve aradıkları şeyi bulamadıkları zaman büyük bir hüsrana uğramaları.

Takipçi, depresyonda olduğu için terk edildiğinden bahsetmiş. Bazı araştırmalara göre erkeklerin eşleri kanser olduğunda eşlerini bırakma ihtimalleri, kadınların eşleri kanser olduğunda eşlerini bırakma ihtimallerinden daha fazla. Kadınlar eşlerini hastalandıklarında değil, işsiz kaldıklarında terk etmeye daha fazla eğilimliler.

Şimdi bir erkeğin seni depresyonda olduğun için terk etmesi aşırı göt bir davranış gibi görünebilir ama ben hikayenin diğer tarafını da çok dinledim. Terk eden çoğu zaman terk ettiği insan depresyonda olduğu için değil, depresyondan çıkmak için gerekli çabayı göstermediği için terk ediyor. Ama depresyondayken bunu görmek, siyah – beyaz düşüncenin dışına çıkmak çok zor.

Bu, bağımlılık konusunda da geçerli. Birçok insan partnerinden bağımlı olduğu için değil terapiye gitmeyi bıraktığı için, yeniden kötü arkadaşlarla takıldığı için, vs. terk ediyor. Ama terk edilene sorsanız partneri onu bağımlı olduğu için terk etmiş oluyor.

Peki şu an içinde bulunduğun durumdan çıkmak için ne yapabilirsin?

Yapman gereken ilk şey, internetteki toksik içerikten uzak durmak. İnternette kadın düşmanı birçok içerik üreticisi var ama pozitif içerik üreten birçok erkek de var. İlişkilerle ilgili kanallarda pozitif insanlar yok değil ama buralarda daha çok ilişkiler konusunda problemli insanlar takılıyorlar. Sağlıklı ilişkiler içinde olan pozitif erkekler genellikle ilişkilerle ilgili kanallarda takılmıyorlar, genellikle ilişkilerini yaşamakla meşguller.

İnternetin en önemli problemi, internette seçim yanlılığının (selection bias) çok güçlü olması. Bu seçim yanlılığı, asosyal medyanın algoritmik içerim sunumu mantığı nedeniyle çok daha kötü bir noktaya geldi. Reddit, Twitter, YouTube algoritmaları bir kez çöp içeriğin zevkine vardığınızı fark ettiğinde, size daha fazla, her geçen gün daha da çöpleşen çöp içerik sunuyor. Bu sadece beyninizin çöple dolup, zihninizin çöp içerik üretmesine neden olmuyor. Aynı zamanda çöp içeriğin, sağlıklı içeriği internetten atmasına da neden oluyor.

Siz hazır yemek restoranlarına gittikçe, sebze – meyve satan dükkanlar kapanmaya başlıyor ve bir süre sonra, 20 kilometre yolculuk yapmayı göze almadığınız sürece tek alternatifiniz hazır yemek restoranları oluyor. Siz çöp içeriğe öncelik verdikçe, tüm internet daha çok çöp içerik ile doluyor.

Sen birçok şeyi doğru yapıyorsun. Psikiyatriste, terapiste gidiyorsun. Kaygılı bağlanma stiline sahip olduğunun farkındasın. Bütün iyi erkekler nereye kayboldu diye düşünüyorsun. Ama yapman gereken bir başka şey de, dünyaya baktığında gördüğün gerçekliğin, gerçeklikten kopuk olduğu. Çünkü gerçeklik algınız, çok büyük oranda kendi algınıza bağlı. Özellikle de saplantılı düşüncelere sahipseniz.

İnsanlar beni çekici buluyorlar ama hiçbir zaman onların özel kişisi olmuyorum diyorsun. Ama o özel, biricik kişiyi arayanlar, genellikle imkansız beklentiler içinde oluyorlar. Kayıtsız koşulsuz sevilmeyi bekliyorlar. Partnerlerinin zihinlerini okumasını ve ona göre davranmasını bekliyorlar.

Seninle ilişki sürdürmenin ne kadar zor olacağını tahmin bile edemiyorum. Sen romantik komedi analizleri ile kendi kafanda yarattığın standartları, LoL oynayıp duran bir elemanın bilmesini, zihninden okumasını ve ona göre davranmasını bekliyorsun.

Sen erkeklere baktığında, gerçek insanları görmüyorsun. Kendi saplantılı aşk objeni üstüne yansıtacağın fantezler görüyorsun. Bu obje gerçek insanlardan çok, Güzel ve Çirkin gibi içeriklere dayanıyor.

İlişkiler konusunda problem yaşamanın, gerçek erkeklere bağlanma konusunda çok zorlanmanın sebebi, ilişkilerin Edward Cullen ile manic pixie dream girl arasında değil, gerçek insanoğulları ve kızları arasında olması.

Şu anki durumunun tamamen senin suçun olduğunu söylemiyorum. Şu an içinde bulunduğun durumun kimin suçu olduğunu bilmiyorum. Kaç yaşındasın, kaç ilişkin oldu bilmiyorum. Ama çoğu zaman gördüğüm, içinde bulunduğun durum kısmen kişinin kendi suçu ve kısmen de kendi suçu değil.

Peki kaygılı bağlanma ve yoğun saplantılı aşk içinde biri ne yapabilir? Öncelikle şunu söyleyeyim, bir insan saplantılı aşka, kaygılı bağlanma stiline sahip olduğu için düşmez.

Bir insan, ebeveynleri tüm duygusal ihtiyaçlarını karşılamadıkları zaman, kaygılı bağlanma stili geliştirir. Yani kendine güven geliştirmezler ve başkalarının kendileri ile ilgilenmesi, ihtiyaçlarını karşılaması için drama yaratmaya meyilli olurlar. Çocukluklarında terk edilme korkusu ve sonucunda da “sen odadan çıktığında ağlarım, ağlamazsam beni bırakırsın” mantığı geliştirirler. Sürekli olarak hayatlarındaki insanların kendilerini terk edeceğinden korkarlar.

Ama kaygılı bağlanmanın üstüne bir de saplantılı aşk eğilimi geliştirmek için, ebeveynler harici üçüncü bir bakıcı gerekir. Çocuk ebeveynlerinden ihtiyacı olanı tam alamazken, arada bir bu üçüncü kişi hayatına girip tüm duygusal ihtiyaçlarını karşılar. Örneğin çocuğun ebeveynleri onu cesaretlendirmek için bir çaba harcamazken, çocuğun hayatının bir döneminde onu cesaretlendiren bir koç olur.

Bu tür bir deneyim sonucu beyin, orada bir yerlerde kendisine istediği her şeyi verebilecek bir üçüncü şahıs olduğu düşüncesini yaratır.

Sorun şu ki, bu üçüncü şahıs aslında bir fantezidir. Senin tüm umut ve hayallerini üstüne yansıtmaya çalıştığın gerçek insanoğulları, senin fantezi erkeğinle rekabet edemezler. Hiçbir gerçek erkek, senin beklentilerini karşılayamaz.

Eğer hayatını değiştirmek istiyorsan, zihninin çalışma şeklini değiştirmen ve bunun içinde zihnini beslediğin içerikleri değiştirmen gerekli. İkinci yapman gereken şey ise, başkalarından beklentilerine ve onlar için ortaya koyduğun standartlara karşı dikkatli olmak.

Kaygılı bağlanan insanlarda sıklıkla gördüğüm şey, karşılarındaki insanın aslında hep istedikleri şeyi onlara vermeye çalıştıkları ama bunu verme şekilleri, kaygılı bağlanan kişinin beklentilerinden farklı olması nedeniyle kaygılı bağlanan tarafın aslında istediği şeyi alabileceğini göremediği.

Yayınlarını daha iyi bir yaşam için serisinde derlediğimiz, ailemizin psikiyatristi Dr.K’nın şu yayınından çeviri:

Kaynak: Why women cannot find a soulmate?

Psikolog Hüseyin Parlakyıldız ile erkek mental sağlığı, bağımlılıklar, yaşam tarzı ve süreklilik üzerine söyleşi – Podcast

Psikolog Hüseyin Parlakyıldız ile erkek mental Sağlığı, bağımlılıklar, yaşam Tarzı ve süreklilik üzerine söyleşi yaptık. Daha önce yaptığımız söyleşi, ilişkilerde bağlanma stilleri üzerineydi ve bizim kanalda yayınladı:

Bkz. Psikolog Hüseyin Parlakyıldız ile bağlanma stilleri üzerine söyleşi – Podcast

Yayının YouTube kaydı aşağıda. Yayını bizim Spotify kanallarımızda da dinleyebilirsiniz.

Sizden gelen sorular – Nisan 2026

Soru : Ayrıl barış ilişki bitti. Arkadaşlarım onu seks için tut diyor, ben bunu yapmak istemiyorum. Yapmamam hata mı?

Bir yıllık ilişkimde en az beş altı kez ayrıl barış oldu. 

Bir yılda bu kadar ayrılık, bir saat bile durmamanız gereken kötü bir ilişkide olduğunuza işaret. Ne yaparsanız yapın da kurtarmaz. Eğer kötü olan sizin davranışlarınızsa, değişmeye başlasanız bile bu ilişki kurtarmaz, sonrakilerde daha iyi ilişki yaşayabilirsin belki.

Bkz. Ayrıl barış ilişkiler – bir vaka çalışması

2-3 ayrılıktan sonra bitirmen gerekiyordu.

2 kere ben ayrıldım, o hata yaptığını söyledi, döndü ve özür diledi. Ben de kabul ettim. Son üçünde de o ayrıldı. Ben ikna ettim, benim hatalarım sonucunda oldu. Onun bir hatasına karşılık benim bir hatam oldu.

En sonunda benden süre istedi ve sonra sana hiç bişey hissetmiyordum artık dedi ve ayrıldı. Ben de tamam dedim ve sonra her yerden engelledim. Bir hafta sonra arkadaşından ulaştı ve biraz konuştuk. Benim işim var dedim ve kapadım. Sonra bana mesaj atmaya başladı.

Ben bu noktada çelişki yaşıyorum. Arkadaşlarım onu seks için kullanmamı ve çok duygusal olduğumu söylüyorlar. 

Arkadaşların saçma sapan insanlar ya da saçma sapan biri olmayı marifet sanıyorlar. Dedikleri zavallıca ve gülünç yani seninle seks yapmak nasıl kullanılmak oluyor? Seninle seks değersiz bir şey mi? Bunlar kızları Yeşilçam filmlerindeki saftirik şeyler sanıyorlar herhalde.

Sen ilişki olmayacağını söylersin, o da eğer kabul ederse bir şeyler yaparsınız. Etmezse yapmazsınız. Sanırım bunlar kızı kandırmaktan bahsediyorlar ki seks yapmak için birini kandırmak zorunda olan zavallılardan olmayın yahu.

Böyle lafta alfaa errrrkek ergenler, sana böyle derler ama aynı durumda salya sümük olmaya en yatkın adamlardır.

Bende onlara omurgalı davranmak istediğimi onu hiç bir şekilde kabul etmiyeceğimi söylüyorum. Hata mı yapıyorum sizce, teşekkürler.

Doğru yapıyorsun. Arkadaşların aslen ezik ve duygusal olan insanlar.

Şunu da ekleyeyim, muhtemelen kıza çok fazla duygusal yükün var. Bu kadar duygusal yükün olan bir kızla sadece seks olan bir ilişki kuramazsın artık, bu eşiği geçmeyecektin. Çünkü senin saftirik arkadaşlarının sandığının aksine, eğer kız seninle sadece seks ilişkisini kabul ederse, o da seni seks için kullanır. Yani pat diye başkasına atlar giderse ki bu genellikle olur, pek umrunda olmayacaksa bunu yapabilirsin.

Ben yapmanı tavsiye etmem, yapman için bu kadar duygusal yatırımın olmaması lazımdı.

Soru: Kızı stalklamayı yeni kestim, ne kadar sürede iyileşirim?

İlişkinin ilk başlarında uzun bi süre kaygım yokken sonrasında kaygılı ve depresif bi ruh haline büründüm ve karşımdakinin ne olduğunu da videolardan öğrenince daha fazla kurcalamadım. Bahsettiğin ayrılık acısı süresi stalkı kesene kadar devam eder demiştin stalkı kestikten sonra da gene aynı süreci mi yaşayacağız? Çünkü şu an onu karşı bir sevgi bağımın olmadığına eminim lakin günümün çalışırken dahi aklıma geliyor. 

Ne dediğine değil ne yaptığına bakacaksın. Eğer bağım yok diyorsan ama stalklıyorsan, bağım yok kısmı tamamen kendini kandırma oluyor. Evet stalk yaptığın sürece, bağı yüksek biri gibi davrandığın için, geriye sayım stalk yapmanın bitişinden başlar, ilişkinin bitişinden değil. Nasıl davranıyorsan öylesindir, ağzından çıkanın davranışının yanında bir hükmü yok.

Ayrılık acısı değil daha çok zihinsel olarak unutmakta zorlanıyorum. Onu unutmuş gibi davranmam gerektiğini biliyorum lakin bi şekilde beynim sürekli beni oraya itiyor ve beni çok rahatsız ediyor. Tramva bağı olduğunu biliyorum iletişimi kestikten onu zihnimde döndürüp durmadan, ne yapabilirim? Hayat anlamsız ve gri geliyor keyif alamıyorum. Yaptığım hiçbir şeyden vücudum dopamin salgılamıyor gibi hissediyorum. Eski hobilerim keyif vermiyor, tat alamıyorum. Bana önerebileceğin bir şey var mı? Bu arada abi stalkı keseli 10 gün oldu teşekkür ederim.

Uzun süre stalkladıysan, unutması da uzun sürecek. Birebir değil ama uzun sürer. Stalklama süresince sürekli dibe iniyorsun, bunun bedeli de uzun süre tatsızlık olacak.

Bkz. Ayrılık acısı ne kadar sürer?

Soru: İlişki bitince, kızda gözü olan bir adamı eklemiş. Ne yapmalıyım?

Abi bizim ilişkimizden önce niyeti belli olan bir erkek var. Adamı benimle ilişkiye başladığında friendzone’a attı ve 2.5 yılda bu çocuk kız arkadaşımı ara ara yokladı.

Nasıl da normal bir şey gibi anlattın? Belki olay senin dediğin gibi değil bu senin yorumun ama, bir kadının bu şekilde yörüngeden inmek, delip geçmek için bekleyen bir uydusu olmamalı. Anlattığın gibiyse sen 2.5 sene neden bu kızla çıktın?

Niyeti belli çocuğu benle ayrıldıktan sonra takiplemiş, tesadüfen öğrendim. Benim rahatsız olduğum birisi ve niyeti belli, öncesi var olayın. İlişki içinde bile yapmış olabilir veya daldan dala atlama yapmış olabilir diyerekten eximi her yerden engelledim. Doğru mu?

İster engelle, ister engelleme. Doğru olan bir daha almaman. Hiçbir şey yapmamış olabilir ama ayrılıktan hemen sonra başkası ile konuşmaya başlayan, eski bir flörtü ya da yürüyeni engelleyen, karşı tarafın güvenini feci şekilde zedeler. Sen de yapsan aynı, o da yapsa aynı. Yani bu hatadan sonra geri dönüşsüz bırakılmayı hak etti.

Siz de eğer yeniden olma niyetindeyseniz, 2-3 ay flört, eski ile görüşme falan yapmayın.

Soru: Beni aldattı, kalbim ağrıyor. Bu ağrı nasıl geçer?

İlişkide ilgisizdim. İlgisizliğimin nedeni de eski kız arkadaşımın tartışma esnasında benim canımı yakacak cümleler söylemesi bunu yapmaması gerektiğini tartışırken de birbirimize olan saygımızı yitirmememiz gerektiğini söylediğimde “ben senin canını yakmak istiyorum o an diyordu.”

Senin derdin ilgisizlik değil, sevgili olmaman gereken birini bırakacak, yalnız kalmayı göze alacak yüreğinin olmaması.

Buna ilave olarak sürekli konuyu ayrılığa getiren biriydi ve benim gönül alma çabamla devam eden bir ilişki haline gelmişti.

Böyle saçma sapan birinden kendisi ayrılamayan, böyle saçma sapan birine ayak paspası olan, keşke ayrılsaydım diyeceği bir şekilde terk edilir.

Düzelip barıştığımızda ise bir zaman sonra ben yaşadıklarımızı unutamıyorum tarzı cümleler kurup tekrar başa sarmamıza neden oluyordu. Benim ilk ilişkimdi onu seviyordum benim için yanlış olmasına rağmen bazı şeyleri görmezden geldim.

Bu ezikliği sevgi diye kutsamayın. Eğer bunu yaparsanız, bu ezikliği defalarca yaparsınız. Bu eziklik, kaygılı bağlanma. Sevgi değil, kurtulmanız gereken bir problem.

Bkz. İlişkilerde Bağlanma Stilleri

Ben erkeklerle daha iyi anlaşıyorum tarzı cümleler kurardı.

Bu hemen her zaman kadınlar benim ne mal olduğumu bilip beni dışlıyorlar, ben de o nedenle sadece benimle yatmak için zaman kollayan abilerle “arkadaş” olabiliyorum” demek. Kendisi kızlarla anlaşamıyor ama bu kendi tercihi değil. Diğer kızların kendisini dışlaması.

Bir insanın hemcinsleri ile değil karşı cinsle daha iyi anlaşması bir kırmızı alarmdır.

Yakın erkek arkadaşlarına çok samimi davranırdı. Ben ona güveniyordum ama güvenmemek gerekirmiş.

Güveniyorum demeye elin mahkum. Kızı bırakamıyorsun.

Çünkü üniversiteye başka bir şehire gittikten sonra orada da başka erkeklerle tanıştı.Bana sadece arkadaşım diyordu ama o erkeklerle baş başa ders çalışıp aktiviteler yapıyordu ve en sonunda beni bir şeylerle suçlayıp kendi vicdanını rahatlatıp,o arkadaşlarından birisiyle sevgili oldu hem de biz ayrıldıktan 2 hafta sonra.

Beklenen son.

Bu durumu nasıl atlatabilirim? İlişki boyunca hep sadıktım yaptığı davranışlar nedeniyle ilgimi kaybettiğimi ve soğuduğumun farkına vardım.Ama aldatılmak kalbime ağır geliyor.

Bu durumu, narsist bir kartanesi olmayı bırakarak, azıcık hatanı kabul edip ders alarak atlatabilirsin. Yazdıkların tamamen mağdur ağzından, her yaptığın sevgi adına. Ciğeri beş para etmez bir kızı bırakamayan sensin, devam edip bu noktaya gelen sensin. Hatanı kabul et. Sen kimsin, nasıl bir kartanesisin, bize ne üstünlüğün var ki hata yapınca bedeli olmayacak, bedelini ödemeye gelince “kalbime ağır geliyor” zart zurt diye ağlıyorsun?

Ağır gelecek tabii ki, ne gelecekti? Şimdi azıcık erkek adam ol, ben ettim ben buldum cezam neyse çekip çıkacağım diye kabul et. O zaman bir şeyler değişir, iyileşmeye başlarsın.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.