Uzak mesafe ilişkisinde 2 yıl kuralı

Günümüzde görüntülü iletişim ve mesajlaşma çok kolay olduğu için, birçok insan uzak mesafe ilişkisi denilen ve pek de ilişki olmayan bir ilişki türüne giriyor. Pek de ilişki olmayan bir ilişki türü diyorum çünkü bir ilişki yalnızca mesajlaşarak, görüntülü konuşarak ve ayda bir görüşerek bir ilişki olamaz. İlişki aynı zamanda sıklıkla tekrarlanması gereken fiziksel yakınlık, gerçek hayatta beraber yaşanan deneyimler gerektirir. Fiziksel yakınlık derken sadece seksten bahsetmiyorum. El ele yürümekten, sarılıp bir film izlemekten, bir masanın iki ucunda da olsa beraber yemek yemekten bahsediyorum.

Uzak mesafe ilişkisi geçici bir dönemse anlamlı olabilir. Kalıcı yaşam biçimine dönüştüğü anda ilişkiyi yavaş yavaş yemeye başlar.

Peki uzak mesafe ilişkisini, başka her şey iyi olsa bile yemeye başlayan süre nedir?

Bu konuda yıllardır forumlarda dönen ve bazı ilişkiler konusunda içerik üreten şahısların dile getirdiği ve benim de doğru bulduğum bir kural var:

Eğer uzak mesafe ilişkisi yaklaşık iki yıl içerisinde yakın mesafe ilişkisine dönüşmüyorsa, ilişkinin bitme ihtimali ciddi şekilde yükselir.

Hatta iki yılı görmesi bile şart değildir. İlk bir yıl geçmiştir, ikinci yıla girilmiştir ve hâlâ ufukta aynı şehirde yaşamak görünmüyordur. İlişki o noktadan itibaren bitmeye başlayabilir.

Uzak mesafe ilişkisini ayakta tutan şey sevginin büyüklüğünden çok, mesafenin biteceğine dair bilinçli ya da bilinçaltı bir inançtır. O beklenti ortadan kalktığında ilişki de çürümeye başlar.

Burada bir başka kural da şu: Uzak mesafe ilişkisi, 2 sene içerisinde bir arada olma beklentisinin bitmesi ile soğumaya başlarsa, paniğe kapılan tarafın birdenbire aynı şehre gelme planı ya da gelmesi ile bu soğuma durdurulamaz. Yani uzak mesafenin uzaması ile soğuma başladığında, artık genellikle çok geçtir.

Uzak mesafe ilişkisini sürdürmek zorunda değilsiniz ama bu ilişkiyi sürdürecekseniz yakın mesafeye geçmek ilişki kurtarma operasyonu değil, ilişkinin doğal ilerleyişi olmalıdır.

Benim tavsiyem, başından uzak mesafe başlayan ilişkilere hiç girmemeniz. Belki 2-3 ay sonra bir arada olacağınız uzak mesafe istisna olabilir. İkincisi eğer yakın mesafe ilişkiniz uzak mesafeye dönüştüyse ve bu uzak mesafe 1 seneden fazla sürecek ise, ayrılmayı ciddi ciddi düşünmeniz.

Fakat pratikte birçok insan uzak mesafe başlayan uzak mesafe ilişkilerine giriyor ve uzak mesafeye dönen ilişkilerini devam ettiriyor. Bu insanların en azından bahsettiğim geri sayım sayacını bilmeleri gerekiyor çünkü uzun süreli ilişkisi terk etmiş birçok erkeğin, bir yerden sonra bu işin böyle gelip böyle gideceğini sanmaya başladıklarını, eski sevgililerinin soğumadan çok önce başlayan şikayetlerini ciddiye almadıklarını ve ayrılık tokatı ile deliler gibi yakın mesafeye geçmeye çalıştıklarını görüyorum.

Uzak mesafe ilişkisi yaşayan biriyseniz, yaklaşık 2 sene uzunluğunda olan bu sürenin farkında olmanız önemli. Kendi hayatınızı feda edip yakın mesafeye geçin demiyorum. En azından bu tür bir sayaç olduğunu bilerek gafil avlanmayın diyorum.

Bitirmeden konuyla alakalı bir uyarı daha yapayım. Uzak mesafe ilişkilerinin, özellikle uzak mesafe olarak başlayıp devam eden ilişkilerinin en çok bittiği noktalardan biri de yakın mesafeye geçiş. Uzak mesafede çok iyi anlaşan iki insan aynı şehirde yaşamaya başladığında birbirlerine uygun olmadıklarını görebiliyorlar. Dolayısıyla yakın mesafeye geçişi pembe “mutlu son” hayalleri ile değil, ihtiyatla karşılayın.

Uzak mesafe ilişkisinin yakın mesafeye geçtiğinizde bitmesinin en büyük nedenlerinden birisi, uzak mesafe ilişkisinin bir çeşit tatil ilişkisi olması. Örneğin ayda bir buluştuğunuzda kendi gerçek hayatınızda değil, haftasonu başka bir şehre yaptığınız iki – üç günlük gezide buluşuyorsunuz. Sonra aynı şehirde işe gidip gelirken, yorgunken, hastayken ve günlük sorumluluklarla uğraşırken ilişki yaşamaya başladığınızda, uzaktan gayet yürüyen ilişki birdenbire çürümeye başlayabiliyor.

Uzak mesafe ilişkisinin yakın mesafeye geçtiğinizde bitmesinin en büyük nedenlerinden birisi de, uzak mesafenin gizlediği bazı uyumsuzlukların yakın mesafede kabak gibi ortaya çıkması. Günlük hayatını görmediğiniz için kötü huylarını, stres altındaki davranışlarını, para kullanımını, sosyal çevresini ve sıradan günlerde nasıl biri olduğunu yeterince test etmediğiniz biri ile 2 sene uzak mesafe yürüttükten sonra, 2 ay bile beraber yaşayamayabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.  Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımısaplantilizı da takip etmeyi unutmayın.

Aşk Bombardımanı, İntihar Tehditleri ve İtme-Çekme Döngüsü – Vaka çalışması

Hocam  bir kadın geldi, hayatıma girdi. Ben ilk ciddiye almadım hatta. Bana, “sadece senin yanında güvende ve huzurlu hissediyorum, izin ver yanında olayım” dedi. 

Bir kadının size “özel biri olarak seni seçtim Pikaçu sen çok özelsin” lafları (”sadece seninle güvende ve huzurlu hissediyorum demesi), ciddi bir kırmızı alarmdır. Bak dikkat et daha seni tanımadan “senin yanında güvende ve huzurlu hissediyorum” demesi de şüpheli ama burada anahtar kelimeler “sadece senin yanında”.

Bana sürekli yaralarını, yaşadığı acıları ima ediyordu. Ben sorunca anlatıyordu. Yaralı bir ceylan gibiydi ve çok masum görünüyordu.

Aşk bombardımanı ve yaralı kuşu oynayıp çok erkenden yaralarını ve acılarını açması. Senin tuzağa düşmen için manipülasyon bu. Bu lafı duyduğunuzda bu kadının toksik bir asalak olabileceğini düşünmeniz lazım, “ayyy ben o kurtarıcı şovalyeyim” diye erirseniz zokayı yutarsınız.

Bu konuya daha önce çok değinmiştik, örneğin Kırılgan narsist kadınların kullandığı 10 toksik taktik yazısında:

Çok erken evrelerde, size en hassas yaralarını, deneyimlerini ve bilgilerini açmak

Kırılgan narsist kadın size en hassas deneyimlerini ve bilgilerini emanet ederler ve bunu ilişkinin en başlarında yaparlar. Siz sanki özelsiniz de, size daha önce kimseye güvenmediği kadar güvenmiş de, vs. vs. Ama aşk bombardımanı evresi bittiğinde, size açılmakla çok büyük bir hata yapmış gibi davranmaya, sizi, onu önceliğiniz yapmamakla, savunmamakla, mutlu etmemekle, söz verdiğiniz gibi güvende hissettirmemekle, kırılgan ve tehlikede hissettirmekle suçlamaya başlar.

Kendimi seçilmiş ve kurtarıcı gibi hissettim. Bir süre sonra bağlandım bende ona.

Zokayı yuttun yani. Tuzağa düştün. Bundan sonra çıkman zor olacak.

Ama duygularımı gizliyordum. O hep feminen davranıyor ve beni kaybetmekten çok korkuyordu. Sanki hayalimdeki kadın vardı karşımda.

Bu da ciddi bir toksik – asalak kadın alarmı. Bu kadınlar sizi gözlemler, en özelimizi paylaşıyoruz diye sizden özelinizi öğrenirler ve sonra siz ne olduğunu anlamadan size tam hayalinizdeki kadınmış gibi davranırlar. Bu kadın B tipi kişillik bozukluğu özellikleri gösteriyorsa, örneğin sizin konuşmalarınızdan erkeklere yönelik içeriklerden etkilendiğinizi anlar ve “ben geleneksel feminen bir kadınım, erkeğe itaat etmek, evimin kadını olmak istiyorum, her dediğini yaparım, erim yiğidim sensin, modern kadınlar çok bozdu abi” oluverir. Siz solcuysanız solcudur, sağcıysanız sağcıdır. Bu arada geçmişinde özellikle ilişki ile radikal dünya görüşü değişikliği de bir alarm.

Bir yetişkin olarak çok ama çok önemli birkaç savunma mekanizması geliştirmeniz gerekiyor. Bunlardan en önemlisi şunu motto haline getirmek:

“bir şey gerçek olamayacak kadar iyiyse, muhtemelen gerçek değildir”.

Hayallerinizin peyniri genellikle fare kapanında, hayallerinizin faizi genellikle Çiftlik Bank’da, hayallerinizin kadını genellikle toksik asalak kadının aşk bombardımanında olur.  “Sanki hayalimdeki kadın” dediğin yerde “bir dakika bu işte bir hinlik var” diyecek bir yetişkin olmalısın, hayallere balıklama dalan bir “yaşlı çocuk” değil.

1 ayın sonunda artık iki tarafta birbirine bağlandı.

Bir ayın sonunda sen zokayı yuttun.

Aşık hissediyordum.

Toksik – asalak kadının aşk bombardımanı aşk değil, yoğun duygu yüklü tuzaktır. Bu kadınların nevrotik özelliklerini, yoğun duygusal seviyelerini aşk ile karıştırmayın. Fena yanarsınız. Alakası yok çünkü.

Rüyada gibiydim.

Hani filmlerde olur ya adam uyur gezer bir şekilde cennet bahçesinde yürüdüğünü sanarken birden uyanır ve kendisini mayın tarlasının ortasında bulur. Öyle bir rüyadasın.

Oda aynı şekilde.

O seni kayalıklara çeken deniz kızı, sen de o tatlı şarkıyla büyülenmiş denizcisin. Deniz kızı canavara dönüşüp dişlerini senin etine geçirmeden önceki o son anlardasın. “Abi kayalıkların üstünde oturmuş bak ne kadar güzel, ne kadar aşk ile bakıyor.”

Ama ben duygularımı gizliyor ve ağırlığımı koruyordum. 

Bu sana uygulanan aşk bombardımanının uzamasını sağlar sadece. Yoksa sen zokayı yutarsan ki yutmuşsun, bunu bir yerde anlayıp gerçek yüzünü gösterecek. Salya sümük duygusal olarak kapılmandan daha iyi ama yeterli değil.

Bu süre içerisinde o başka bir erkek ufacık bir ilgi gösterdiğinde hemen o erkekle muhabbet etmeye başlıyor yakınlaşıyordu. Bende, bir erkekle bu şekilde samimi olamazsın diyerek tartışıyordum. Kendisini, ne yani beni başkasına mı yakıştırdın ? Ben insanlara mavi boncuk mu dağıtıyorum ? Gibi seyler söyleyip kendini savunuyordu.

Hatunun atlamadığı manipülasyon yok. Gashlighting. Bunu yapan hiçbir açıklama yapılmadan ghostlanmaya layıktır.

Tartışma bittiğinde o kişiyle olan yakınlığını bitiriyordu ama bunu istemeyerek yaptığını hissediyordum. 6 ay sürdü ilişkimiz.

Sınırlarını deniyor. Ufak ufak dürtüyor. Burada yanlış yaptığın şey, sürekli tartışıp durdurarak sınır çektiğini sanman. Oysa başka erkekleri kullanan tekrarlı sınır testi, terk etmeni gerektirir. Senin bunu yapmaman, bu sınırı ihlal edebileceğini düşünmesini sağlıyor.

Ilişki içerisinde ne zaman yakınlığımız artsa ve herşey çok güzel desem mutlaka kendisini geri çekiyordu. Bana gelip boğuluyorum, yanımda ol ama ilişkimizin adı olmasın diyordu.

Burada kız seninle seks yapıyorsa, başkası ile de yaptığını anlayacaksın. Yapmıyorsa, tam teçizatlı beta uydu erkek olduğunu.

Ben de ya tamamen biter yada devam eder diyordum. O gidiyor ve 2 gün içerisinde ağlayarak dönüyordu. Sensiz yapamadım, sensiz nefes alamıyorum gibi şeyler söylüyordu. Bu git gelleri belki 10 defa yaşadık altı ay içerisinde. 

Bir yetişkin erkek olarak öğrenmeniz gereken en önemli kabiliyetlerden biri de, bir kadın ne kadar çok ağlıyorsa ona o kadar az acımanız daha doğrusu daha fazla acımasız olmanız gerektiği. Bir yakının kaybı yüzünden ağlayan kadından değil, tam bu gibi ilişki ayrımlarında yoğun ağlayan kadından bahsediyorum.

Bakın B tipi kişilik bozukluğu özelliklerine sahip toksik-asalak kadınlar, çok abartı duygusal patlamalar ve ağlamalar yaşarlar ama bunlar size olan derin duygularına işaret değil. Bu kadınların duygusal olgunluğu 5 yaşını aşamamıştır ve yoğun ağlamasında tek motivasyon sizden istediğini almaktır. Üzüntüsü ise bunu alamamaktır. Başka bir motivasyonu yoktur.

“Ama üzülüyor abi?” Emin ol üzülüyor. Ama sana tokat attığı için, arkadaşlarınızın önünde seni küçük düşürdüğü için, sürekli gidip gelmesinden bıktığın için, başkası ile oynaşırken yakalandığı için vs. oyuncağını yani seni artık seni kullanamayacağına üzülüyor. Bu kadar. Seni çok sevdiği için değil.

Bu tip yaşlı asalak bebekler, çok genç yaşlarından itibaren, ortamı uzun süreli ağlayarak terörize ederlerse, yetişkinlerin dikkatini çektiklerini ya da onlara istediklerini yaptırabildiklerini öğrenirler. Ergenliği bile geçmiş asalak kadınların çok yoğun ağlama krizleri de budur.

Seks konusunda da evet gayet iyiydi. Kendimi sadece sana ait hissediyorum diyordu ve seks hayatımiz çok iyiydi.

Tecrübeli olduğundan seks gayet iyidir. Kendimi sadece sana ait hissediyorum lafları da bildiğin sırtlan lafları.

“Kendimi (şu an) sadece sana ait hissediyorum Murtaza, dün de Mahmut’a hissediyordum, yarın artık hangi yiğide ait hissedersem”

Seks bombardımanı da aşk bombardımanının bir parçası.

Kıskançlık konusunda, yakınımda hiçbir kadını istemezdi. Kıskanır ve kavga çıkartırdı.

Ben ona, rahatsız oluyorsan görüşmem diyordum. O ise hayır ben ona yapacağı biliyorum. O benim yakınımda olsun diyordu. Onu yolarım paramparça ederim gibi kelimeler kullanıyordu.

Klasik toksik – asalak davranışlar ve birçok saftirik erkek bunu da sevgi sanıyor. Oysa bu sadece tüm kanınızı kendisi emmek istediği için yaptığı bir şey. “Benim oyuncağım o oynamaya kalkanı parçalarım.”

Intihar konusunda, sürekli dile getiriyordu. İstediği olmadığında, ayrılık durumunda vb durumlarda intihardan ve  hastalıktan vb. bahsediyordu sürekli.

Toksik asalak kadınların en pislikleri intihar tehdidine başvurur. Ben bunca senedir bu tehditle rehin alınmış düzinelerce erkekle görüştüm ve daha kızı bıraktığı zaman kızın intihar ettiği bir vaka görmedim. Gerçekten intihar eden insanlar bunu tehditler saçarak değil sessizce ve birden bire yapıyorlar.

Bu tür asalak kadınlara pislik deme sebebim de bu. Gerçek kurbanların acılarına olan insani duyarlılığı, kendi çıkarları için manipülasyon aracı olarak kullanıyorlar. Size daha ilk aylardan geçmiş taciz hikayesini anlatan kadına da pislik deme sebebim bu. Bu tür erken taciz hikayesi paylaşımı ya da intihar tehdidi, bu kadının hayatta en acımasız davranmanız gereken kadın olduğuna işaret. Acımasız derken kalın acımasız davranın değil. Acımadan terk edin ve asla iletişime geçmeyin.

Bir kadının sizi intihar tehdidi ile rehin alması, psikopat bir erkeğin dayak ve öldürme tehdidi ile bir kadını rehin alması ile aynı. Yasal olarak ve verdiği zarar olarak tam olarak aynı olmayabilir ama mantık olarak aynı. İkisinin de amacı sizi korkutup sizi domine etmek. Tüm o kendine zarar verme tehditleri, ağlamalar, vs. yoğun duygusal stresten değil. Bunu unutmayın. Yoğun sevgiden de değil. Allah aşkına bu kadar saftirik olmayın!

Bütün bu yoğun ağlamalar, tehditler, bu şımarık yaşlı bebeklerin, ortamı bu şekilde terörize ederlerse yetişkinleri parmaklarında oyuncak ettiklerini bilmelerinden. Aslına bakarsanız tam bu nedenden dolayı, böyle bir kadını geri dönüşsüz terk etmeniz, onun için 100 seans terapiden daha iyi bir terapi.

Böyle toksik – asalak kadınlar genellikle güzel ve çekici olurlar. Güzel bebekler maalesef yetişkinlerden daha fazla tolerans görürler ve daha da önemlisi güzel kadınlar, amsalaklardan daha fazla tolerans görürler. O kadar genç ve güzel olmayan kadınlara aynı tolerans gösterilmediğinden, o kadar genç ve güzel olmayan kadınlar, sınırlarını öğrenmek, ortamı terörize ederek insanları manipüle etmeye çok daha az başvurmak zorunda kalırlar.

Ağlıyor ki beş saat aralıksız ağladığını biliyorum. 

Bakın burası önemli. Çocuğunuz varsa çocukların istedikleri bir şey olsun diye yaptıkları ağlama şovunu bilirsiniz. Normal bir çocuk 3-5 dakika ağlar ama sonra bir şekilde geri adım atmadığınızı görür ve susar. Bazen belki 10-15 dakika.

Ama bazı çocuklar var, bunlar Beş Faktör Model’nde 2 eksende en kötü seviyelerdedir. Duygusal Denge / Nörotisizm faktöründe aşırı nörotik / duygusal dengesiz ve uyumluluk (agreeableness) faktöründe aşısı geçimsiz. Bunlar sizi domine edip (daha doğrusu terörize edip) saatlerce ağlayabilirler.

Bu kadın tipi toksik – asalak kadınlar, yaşlı bebeklerdir. Sizi domine etmek için ana silahları sizi terörize etmektir (intihar tehditleri, ağlamalar, çığlıklar, fiziksel şiddet). Bunları yaparken gördüğünüz yoğun duygular size olan tutkusundan gelmez, nörotik olmalarından gelir ve bütün bu yoğun terör saldırısı sizi domine edebildiklerini bilmelerinden gelir. Bunlar size olan yoğun sevginin ve tutkulu bir aşkın sonucu değil.

Böyle bir kadının yoğun ağlaması ile karşılaştığınızda tamamen acımasız ve duvar gibi olmanız lazım. Bu kadının acı çektiğinden değil sizi terörize etmek için ağladığını, çocukluk travmalarından kaynaklanan bir duygusal dengesizliği kontrol edemeyen bir kurban değil, ortamı domine etmek için planlı bir şekilde törörize eden bir yılan olduğunu anlarsanız, bunu yapmanız inanın hiç zor değil.

Bu kadınlar masumu koruma sorumluluğunuzu rehin alıyorlar ama bu kadınlarla beraberlikte korumanız gereken masum sizsiniz.

İlginçtir ki bu site ve görüşmeleri sayesinde 5-6 kez bu tür ağlamaları dinledim. Adamların korkudan başıma bir iş gelmesin diye aldığı kayıtları dinledim, birkaç kez de kız adamı ararken canlı dinledim. Dışardan dinlediğinizde ilk hissettiğiniz şey, bu hüngür hüngür ağlayan insan için hiçbir üzüntü hissetmediğiniz oluyor. Daha çok sinir oluyorsunuz çünkü ağlamanın sahte olduğu, planlı olduğu o kadar belli ki.

Bu ağlamalarla ilgili başkalarından da bu hissi duydum. O an terörize olmak yerine biraz kendi hislerinizi dinlerseniz, bunu siz de görebilirsiniz. Karşınızda aşkından ve size olan tutkusundan ağlayan bir kadın değil, size istediğini yaptırmak adına bu yöntem çalıştığı için  tepinen yaşlı bir bebek olduğunu göreceksiniz. Yaşlı bir bebek çok çirkin bir şey. Bunu bir kez görmeye başladınız mı, bu kadın isterse 10/10 olsun, çirkinliği ile midenizi bulandırmaya başlayacak.

Bakın çoğu erkeğin böyle kadınların ağına düşmeme sebebi bu. Bu kadınların çirkinliklerini olduğu gibi görüyorlar. Evet, kurbanlarına aşk bombardımanı tuzağı kurdukları dönemi kullanan ve bok bombardımanı geldiğinde kadını sepetleyen bazı erkekler var, bu kadınlar ava giderken birçok kez av olurlar. Ama size tavsiyem bu kadınlardan uzak durmanız, o tür bir duygusal güç her erkeğin başardığı bir şey değil ve riski almaya değmez.

Masum yaralı kadın rolünü çok iyi yapar. Bir keresinde tartışma sırasında ağladı bi süre sonra burnum kanıyor dedi gitti. Bir gün ulaşamadım. Geldiğinde, doktora gittim. Kalp krizi geçirmişim. Benim üzülmemem lazımmış dedi😂 bende inanmadım ama inanmış gibi yaptım. 

Yalan tabi ki.

İlişkinin sonunda başka bir erkekle samimiyetini yakaladım. İnkar etti. Ayrıldım.

Ne ilişkiniz vardı, neyden ayrıldın pek anlamadım ama hadi gözün aydın.

Ayrılık sonrası, o benim arkadaşım, benden yaşça küçük, beni yine başka birine mi yakıştırıyorsun gibi şeyler söyleyip kendini aklamaya çalıştı. Ben inanmıyorum deyip gitmek istediğimde ağlıyor, seni seviyorum, kendimi sana ait hissediyorum diyordu.

O an seni domine etmek için hazırol vaziyetinde bağıra bağıra Çin Milli Marşını söylemesi çalışır bir yöntem olsaydı, onu da yapardı. Unutma, tek bir amaç var. Asalak gibi kanını emmek. Bunun için de seni domine etmesi lazım. Her hareketinde motivasyon bu.

Ona 1 adım attığımda ise itekliyor yok ilişki istemiyorum, birbirimizi üzüyoruz diyor itekliyordu. Yaklaşık 20 gün boyunca defalarca bu itekleyip geri çekme döngüsünü yaşadık.

Bu kadının amacı için normal. Hem gerektiğinde gelip seni sömürmek istiyor, hem de başka erkeklerle kırıştırmak. Böyle bir kadınla seks yapacaksan, hastalık riskini düşün. Bu kadın sadece seninle seks yapmıyor.

Kendimi arafta ve boşlukta hissediyorum. Sanki duygusal işkence ediyordu bana. 

Böyle bir asalak aynı zamanda sadist olabilir. Sadist değilse örneğin sadece narsist ya da borderline ise, çektiğin işkenceden zevk almaz ama çektiğin işkence umrunda da olmaz.

Ben de engelleyip heryerden hayatımdan tamamen çıkardım.

Geç olmuş ama bir yandan da standart 2 senelik sömürüye göre erken kurtulmuşsun.

Ama peşimi bırakmadı. Sürekli stalklıyor, ortak arkadaşlarımızdan bilgi topluyor, yeni sevgilimi takip ediyor araştırıyor.

Sen buna peşini bırakmamak mı diyorsun? Sen böyle bir manyağın peşini bırakmamasını görmemişsin. İş yerini ve evini basmalar, binlerce mesaj, tehditler, iftiralar, vs.

Her hareketimden haberdar. Ama yazmıyorda. Iletişimde kurmuyor.

Bir daha bulaşma. Bunlar genelde sana birgün gerekirse kanını emerim diye bakarlar. Peşini çoktan bırakmış sadece arada bir senin kafanı karıştırmak için yem atıyor. Üstüne alınma, sadece sana değil, senin gibi paralelinde bir sürü eski kırığına yem atıyordur. Senden 10 tane olsa ne olacak, alt tarafı stalk, bilgi toplama vs. Çok zahmetli bir şey değil. Zahmetli bile olsa böyle kadınlar senin gibi 4-5 erkeği birgün lazım olur mantığı ile arada dürterler.

Senin en büyük yanılgın hala devam ediyor. Hala özelsin sanıyorsun, sana bir sevgi besliyor sanıyorsun. Eminim olayda bir miktar sevgi vardı, kız geniş gönüllü seni, Mahmut’u, Davut’u, Selim’i, Ahmet’i, Mehmet’i aynı anda sevebilen bir pıtırcık.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.  Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımısaplantilizı da takip etmeyi unutmayın.

Narsist olması ile borderline olmasının bir farkı yok.

Bu makale, Dr. Tara J. Palmatier, PsyD’nin Help for Men YouTube kanalındaki “Why BPD and NPD Differences Don’t Matter” başlıklı yayınından çevrildi.

Borderline kişilik bozukluğu olan kişilerdeki istismar davranışlarını narsisistik, histrionik ve diğer B kümesi kişilik bozukluklarıyla birlikte ele aldığımda, hemen her defasında benzer yorumlar alıyorum:

“Borderline olanlarla narsisistler aynı değildir. Borderline kişiler sizi bilerek manipüle etmez. Psikolojik olarak hayatta kalmaya çalışırlar. Terk edilmekten korkarlar. Empati kurabilir, suçluluk ve gerçek pişmanlık hissedebilirler. Böyle davranmalarının nedeni acı çekmeleridir. Üstelik borderline tedavi edilebilir. Onları neden narsisistlerle aynı gruba koyuyorsunuz?”

Ardından genellikle klinik ayrımları yeterince gözetmediğim söyleniyor. Bazen buna azar, utandırma ve benim hakkımda amatör psikolojik çözümlemeler de eşlik ediyor.

Peki, şöyle düşünelim: İki kişi denize giriyor. Birine kaplan köpekbalığı, diğerine büyük beyaz köpekbalığı saldırıyor. İkisi de bir bacağını kaybediyor. Sonra bir deniz biyoloğu, kaplan köpekbalığının saldırdığı kişinin hastane odasına girip şöyle diyor:

“Bir dakika. Burada biraz daha dikkatli ayrım yapmalıyız. Kaplan köpekbalıklarıyla büyük beyazlar aynı değildir. Aynı nedenlerle saldırmazlar. Size saldıranın içsel motivasyonu tamamen farklıydı. Onları aynı gruba koymak haksızlık.”

Çok ilginç. Ama adamın bacağı hâlâ yok.

Benim üzerinde durduğum mesele de bu: Siz istismara uğrarken, karşınızdaki kişinin davranışını açıklayan tanısal farklılıklar, o anda ne yapmanız gerektiği sorusunun ne kadarını cevaplıyor?

Farklı tanılar, benzer zararlar

Borderline kişilik bozukluğu ile narsisistik kişilik bozukluğunun farklı tanılar olduğunu biliyorum. Uzun zamandır psikoloğum. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimimde bu ayrımlar işlendi. Birbirleriyle örtüşen ilişki davranışlarını tartışmak, iki bozukluğun psikolojik açıdan özdeş olduğunu ileri sürmek değildir.

Farklı psikolojik mekanizmalar, ilişkilerde çok benzer sonuçlar doğurabilir. Başka bir ifadeyle, farklı yollar aynı yere çıkabilir.

Yıllar önce yazdığım bir makalede bunu arsenik ve siyanür üzerinden anlatmıştım. Kimyasal olarak farklıdırlar ama ikisi de zehirdir. Köpekbalığı örneğinde de aynı durum geçerli. İki türün farklı olması, ikisinin de ciddi zararlarını birlikte konuşmamıza engel değil.

Üstelik gerçek insanlar, tanı kitaplarındaki kategorilerin kusursuz ve birbirinden yalıtılmış örnekleri de değiller. Bir kişide farklı şiddetlerde çeşitli özellikler bulunabilir. Birden fazla kişilik bozukluğunun ölçütlerini karşılayabilir. Her biri için tam tanı ölçütlerini karşılamadan da belirgin narsisistik, borderline, histrionik, paranoid veya antisosyal özellikler gösterebilir.

İçsel yapı farklı olabilir. Terk edilmeye duyarlılık, hak görme, empati güçlükleri, kimlik sorunları ve davranışa ilişkin farkındalık düzeyi de farklı olabilir. Fakat istismar içeren bir ilişkiden söz ediyorsak, özellikle de istismara uğrayan kişinin pozisyonundan bakıyorsak, koltukta oturup istismarcıya tanı koymaya çalışmaktan daha önemli sorularımız var.

Partnerinize hayır dediğinizde ne oluyor? 

Bir sınır koyduğunuzda nasıl tepki veriyor? 

Olayları onun anlattığından farklı hatırladığınızı söylediğinizde ne yaşanıyor?

Arkadaşlarınızla veya ailenizle vakit geçirmek istediğinizde başınıza ne geliyor?

Sizin ayrı bir insan olmanıza, kendi kararlarınızın bulunmasına tahammül edebiliyor mu?

Sizi incittiğinde gerçek bir sorumluluk alabiliyor mu? 

Kendi istekleri karşılanmadığında da size empati gösterebiliyor mu? 

Reddedildiğini, eleştirildiğini, kıskandığını veya terk edildiğini hissettiğinde misillemeye başvuruyor mu?

Öfkeyi, suçluluk hissettirmeyi, tehditleri, geri çekilmeyi, asılsız suçlamaları, maddi baskıyı, çocukları, cinselliği veya kendine zarar verme tehditlerini sizi istediği gibi davranmaya zorlamak için kullanıyor mu? 

İlişkiyi bitirmeye çalıştığınızda ne oluyor?

Bunlar, her gün gerçekte neyle yaşadığınızı anlamanıza yardım eden sorular. “Ama borderline ile narsisizm farklıdır” demek, bu çok daha önemli soruların hiçbirini cevaplamıyor.

Partneriniz size vuruyorsa şiddet uyguluyordur. Sizi cezalandırmak için çocukları kullanıyorsa onları çatışmanın ortasına çekiyordur. Ayrılmanızı engellemek için intihar tehdidini kullanıyorsa, şantaj ve tehdit ile baskı ve kontrol kurmaya çalışıyordur. Bunun altında terk edilme korkusu, narsisistik incinme veya birkaç farklı etken bulunması, davranışın size feci derecede verdiği zararı ortadan kaldırmaz.

Çifte standart: Borderline kadında sebeplere, narsist erkekte davranışlara odaklanmak

Bu tartışmalarda dikkatimi çeken başka bir şey var. Borderline bir kadın çoğu zaman iç dünyası üzerinden anlatılıyor: Travması var, duygularını düzenleyemiyor, kendini kontrol edemiyor, böyle olmayı kendisi seçmedi.

Narsisistik bir erkek ise dışarıdan görülen davranışlarıyla anlatılıyor: Kontrol ediyor, sevgi bombardımanı yapıyor, cezalandırıyor, istismar ediyor.

Bu anlatım yüzünden borderline kadın daha fazla şefkat uyandırıyor. Birinin yaşadığı sıkıntıyı, diğerinin yaptığı kötülükleri anlatıyorsunuz. Oysa dışarıdan bakıldığında bu iki insan grubunun davranışlar ve verdikleri zararlar birbirlerine çok benziyorlar, hatta çoğu zaman aynılar.

Bakış açısını değiştirdiğimizi ve narsist erkeği de iç dünyası üzerinden anlattığımızı düşünelim. “Eleştirildiği için öfkeye kapılıp eşini duvara çarptı” demek yerine, aynı erkeği de şöyle anlatabilirsiniz: “Kırılgan benlik saygısı, dayanılmaz bir utanç ve aşağılanma duygusuyla sarsıldı; psikolojik olarak dağılmaya karşı ilkel savunmaları harekete geçti.”

Bir anda daha anlayışlı bir açıklama elde ettiniz. Fakat bu, adamın eşini duvara çarpmış olduğu gerçeğini değiştirmedi.

Şimdi tersini yapalım. “Partneri ayrılmak istediğinde yoğun terk edilme korkusu yaşadı ve duygusal kontrolünü kaybetti” yerine, kadının yaptıklarını anlatalım: Eşi ilişkiyi bitirirse kendisini öldürmekle tehdit etti. Çocukları götürmesine izin vermedi. Telefonunu kırdı, kollarını tırmaladı ve ardından polisi arayıp yalan söyledi, onu istismarla suçladı.

İçeride yaşanan dehşetle dışarıdaki yıkıcı davranışlar aynı anda var olabilir. Bu iki anlatım birbirini dışlamaz. Değişen şey, hikâyenin hangi bölümünü öne çıkardığınız ve dinleyicide hangi duyguyu oluşturduğunuzdur.

Partnerinizin travması, size uyguladığı istismarı daha az istismar hâline getirmez. Yalnızca davranışı gerçekleştiren kişinin sıkıntısına odaklanırsanız, hemen her yıkıcı davranışı daha fazla şefkat uyandıracak biçimde anlatabilirsiniz.

Benim sorum şu: Psikolojik açıklama hangi noktada yararlı bir bağlam olmaktan çıkıp sorumluluktan muafiyet sağlayan bir mazerete dönüşüyor?

Altta yatan psikolojiyi anlamanın tanı, tedavi ve risk değerlendirmesi açısından değeri vardır. Ama köpekbalığını anlamakla, saldırıya uğrayan insanı köpekbalığından kurtarmak aynı iş değil. Saldırıya uğrayan insanın asıl yapması gereken şey köpekbalığından kurtulmak, onu anlamak değil.

Toksik partnerin neden böyle davrandığını anlamaya çalışmayın

İstismara uğrayan danışanlarla çalışırken, partnerlerinin neden böyle davrandığını anlamaya çalışmaya saplanıp kalmalarını genellikle teşvik etmiyorum. Çünkü toksik bir insanın toksik davranışını anlamak için dikkate almaları gereken açıklamalardan en önemlisi ve muhtemelen tek bilmeleri gereken şu: Bu davranışı yapıyor zira bu davranış sizi kontrol etmesini, sizden istediği sonucu almasını sağlıyor.

Partneriniz gerçekten sıkıntı yaşıyor diyelim. Peki, neyin sıkıntısını yaşıyor? Kendisine hayır denmesinin mi? Sorumluluk almasının istenmesinin mi? Yeterince ilgi görmediğini düşünmesinin mi? Sizin sınırlarınızın olmasının mı? Ondan bir yetişkin gibi davranmasını beklemenizin mi?

Onun sıkıntısının gerçek olması, sizin ona haksızlık yaptığınız veya bu sıkıntıyı sona erdirmekten sorumlu olduğunuz anlamına gelmez.

Öfke, tehdit, suçlama ve diğer zorlayıcı davranışlar tekrar tekrar güvence, ilgi, kontrol veya karşı tarafın boyun eğmesiyle sonuçlanıyorsa, bu davranışların devam etmesini sağlayan bir düzen oluşur. Bunun ne kadarının bilinçli olduğu, ne kadarının öğrenilmiş davranışlardan veya başka psikolojik süreçlerden kaynaklandığı, sizin ve çocuklarınızın üzerindeki aşırı zararlı etkiyi ortadan kaldırmaz.

Üstelik “Neden böyle davranıyor?” sorusu her zaman yalnızca anlamaya yönelik değildir. Bazen inkâr ve pazarlığın bir parçasıdır.

“Aşık olduğum kadına ne oldu? Ne değişti? Ben neyi yanlış yaptım? Başka türlü davransaydım bunlar olmaz mıydı? İlişkinin başındaki hâline dönmesi için ne yapabilirim?”

Çünkü şu anda gördüğünüz davranışları kabul etmek, sahip olduğunuzu sandığınız ilişkiyi bırakmak anlamına gelebilir. Başlangıçtaki aşk bombardımanı sırasında tanıdığınızı sandığınız kişiyi geri getirecek bir formülün sizin elinizde olmadığını kabul etmek zorunda kalabilirsiniz.

Bu sırada partneriniz değişmesinin nedeninin siz olduğunuzu söylüyor olabilir:

“Sen daha ilgili olsaydın böyle olmazdım. Beni gerçekten sevseydin bunları yaşamazdık. Beni bu hâle sen getirdin.”

Bir süre sonra bu yalana siz de buna inanmaya başlayabilirsiniz. Onu siz değiştirdiyseniz, belki yaptığınız hatayı bulup düzelterek eski hâline döndürebilirsiniz. Köpekbalığını durmadan çözümlemeye çalışmanın tuzağa dönüştüğü yer burasıdır.

Anlamak, ne zaman mazeret üretmeye dönüşüyor?

Çocukluğunu öğreniyorsunuz. Travmalarını, bağlanma biçimini, tetikleyicilerini ve kişilik özelliklerini araştırıyorsunuz. Sonra düşünceleriniz şu yönde ilerlemeye başlıyor:

“Belki eleştirilmek ona çok ağır geliyor. Belki o kadar gerginken duygularımı anlatmamalıydım. Belki kendisini öldürmekle tehdit etmesi manipülasyon değildi; yalnızca çok çaresizdi.”

Gerçekten çaresiz hissetmiş olabilir. Fakat çaresizlik ile zorlayıcı kontrol birbirini dışlayan şeyler değildir.

Sonra şu sonuca geliyorsunuz: “Ona yeterince güvende olduğunu hissettirebilirsem bir daha yapmaz.” Böylece yeniden başladığınız yere dönüyorsunuz. Kendi davranışlarınızı, onun size kötü davranmasını engellemek etrafında düzenliyorsunuz. Hâlâ onun istismarının durması için sizin neyi farklı yapmanız gerektiğini soruyorsunuz.

Anlamak açıklamaya, açıklamak gerekçelendirmeye, gerekçelendirmek mazeret üretmeye, mazeret üretmek uyum sağlamaya dönüşebiliyor. Sonunda uyum sağladığınız şey, istismara maruz kalmaya devam ettiğiniz bir hayat oluyor.

Empati kurmak veya anlamaya çalışmak kendiliğinden istismarı sürdürmek anlamına gelmez. Ancak danışanlarımın önemli bir kısmında sorun, istismar eden partnere karşı empati eksikliği değil. Tam tersi.

Muhtemelen onun hakkında zaten çok şey biliyorsunuz. Hangi konuların açılmaması gerektiğini, hangi arkadaşların sorun çıkaracağını, ne zaman hiçbir yanlış yapmadığınız hâlde özür dilemeniz gerektiğini biliyorsunuz. Onun duyguları daha büyük ve daha önemli sayıldığı için kendi duygularınızı ne zaman bastıracağınızı da biliyorsunuz.

Ruh hâlindeki küçük değişiklikleri, ses tonunu, beden dilini, hatta iç çekişini bile takip ediyor olabilirsiniz. İstismar içinde yaşayan insanlar bunu öğrenir. Sevgi dolu bir ilişkide yaşamak için sürekli böyle tetikte olmak gerekmez.

Kontrolün oluşması için her şeyin önceden planlanması gerekmez

Bir başka itiraz şu: “Narsisistler bilinçli olarak manipüle eder. Borderline kişiler ise bilerek yapmaz; yalnızca duygularını düzenleyemez.”

Oysa olasılıklar bu iki seçenekten ibaret değildir. Zorlayıcı kontrolün oluşması için birinin sabah kalkıp “Bugün partnerimi nasıl yönlendireyim?” diye ayrıntılı plan yapması gerekmiyor.

Diyelim ki arkadaşlarınızla buluşmak istediğiniz her seferinde partneriniz öfke patlaması yaşıyor. Belki sizi bilinçli olarak yalnızlaştırmaya çalışıyor. Belki gerçekten terk edilme paniği yaşıyor. Belki ikisi birden var.

Bu yeterince tekrarlandığında arkadaşlarınızı görmeyi bırakıyorsunuz. Çünkü giderseniz ne olacağını biliyor ve bir kez daha aynı olaylarla uğraşmak istemiyorsunuz. Artık size açıkça “Arkadaşlarınla görüşemezsin” demesi gerekmiyor. Arkadaşlarınızı görmenin bir bedeli olduğunu öğrendiniz.

Her itiraz ettiğinizde öfkeleniyorsa, bir süre sonra itiraz etmekten vaz geçiyorsunuz. Telefonunuzu ve şifrelerinizi vermediğinizde sizi aldatmakla suçluyorsa, sonunda mahremiyetinizden vazgeçiyorsunuz. İşe gitmek için evden çıktığınızda kendisine zarar vermekle tehdit ediyorsa, sabah alarmını duymaktan bile korkar hâle gelebiliyorsunuz.

Öğrendiğiniz ders şu oluyor: “Kendi kararımı verirsem kötü bir şey olacak. Onun tepkilerinden ben sorumluyum. Yanlış bir hareket yaparsam yeniden patlayacak.”

Bunun oluşması için sizin gerçekten yanlış yaptığınıza inanmanız bile gerekmiyor. Bir sonraki öfke nöbetini, suçlamayı veya çocukların önünde yaşanacak sahneyi önlemek, sonrasındaki cezayla uğraşmaktan daha kolay görünmeye başlıyor.

Davranışlarınız onun tepkilerini önlemek etrafında şekilleniyorsa, bu düzenin kontrol edici ve istismar edici olması için her ayrıntının bilinçli tasarlanmış olması şart değildir.

“Ne yaptığının farkında değil” açıklaması yeterli mi?

Pek çok danışanım, partnerine davranışlarının etkisini anlatmayı defalarca denedi. Öfkenin, tehditlerin, suçlamaların kendilerini nasıl etkilediğini açıkladılar. Sakin konuştular, empati kurdular, kelimelerini büyük dikkatle seçtiler. Bazen de tükenmişlik içinde ne düşündüklerini açıkça söylediler.

Benim karşılaştığım örneklerde, nasıl anlattıklarından bağımsız olarak bu konuşmalar çoğu zaman iyi gitmiyor. Partnerleri öfkeleniyor, söylenenleri reddediyor, onların fazla hassas olduğunu ileri sürüyor veya sınır koymayı kendisine yapılan bir kötülük gibi sunuyor.

“Sen beni suçluyorsun. Asıl bana kötü davranan sensin. Senin yanında kendimi güvende hissetmiyorum.”

Böylece davranışın etkisini anlatmanız, size yöneltilen yeni saldırının gerekçesine dönüşüyor. Konuşma yeniden onun mağduriyeti etrafında dönmeye başlıyor.

Bir insan neden böyle tepki verdiğini anlamıyor olabilir. Bu, ne yaptığı ve bunun sizi nasıl etkilediği kendisine hiç söylenmemiş demek değildir. İkisini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Siz yıkıcı davranışı dile getiriyorsunuz; o davranışı konuşmaya çalışmanız cezalandırılmanızın yeni nedeni oluyor. Tanı farklılıkları, bu örüntünün size ne yaşattığını değiştirmiyor.

Empati kapasitesi ile empatik davranmak aynı şey değil

“Ama empati kurabiliyor” deniyor. Peki, sizinle anlaşamadığında, size öfkelendiğinde, sizi kendi sıkıntısının nedeni olarak gördüğünde de bu empatiyi sürdürebiliyor mu?

Empati kapasitesinin bulunmasıyla tutarlı biçimde empatik davranmak aynı şey değildir. Bazen gerçek pişmanlık da yaşanabilir. Ancak kendi çalışmalarımda sıkça gördüğüm başka bir durum var: Kişi, size yaptığından çok, yaptığının kendi hayatında doğurduğu sonuçlar için üzülüyor.

Sizi incittiği için üzülmek ile sizi kaybetmekten, sonuçlarla karşılaşmaktan veya istediğini elde edememekten dolayı üzülmek aynı değildir.

Pişmanlık da tek başına sorumluluk almak değildir. Asıl soru şu: Davranışının sorumluluğunu taşımaya tahammül edebiliyor mu? Çünkü sorumluluk alınmadan anlamlı değişim ve gelişim beklemek güçleşiyor.

Değişmeyi gerçekten isteyebilir. Fakat değişmek istemekle, bunun gerektirdiği zor işi yapmak farklı şeylerdir. Pazar sabahı içtenlikle ağlayıp pişmanlık gösterebilir ve pazar öğleden sonra aynı davranışı tekrarlayabilir. Burada yalnızca gözyaşlarının gerçek olup olmadığını tartışmak yeterli değildir. Anlamlı ve kalıcı olarak neyin değiştiğine bakmanız gerekir.

“Tedavi edilebilir” sizin ilişkiniz için bir garanti değildir

Bir başka savunma da “Borderline tedavi edilebilir” ifadesi. Bu sözden, tek başına taşıyabileceğinden çok daha fazla sonuç çıkarılıyor.

Anlamlı değişim; bir sorun olduğunu kabul etmeyi, sorumluluk almayı, tedaviye düzenli katılmayı, zorlayıcı geri bildirimlere tahammül etmeyi, duygusal olarak zorlanırken yeni davranışları uygulamayı ve bunları yeterince uzun süre sürdürmeyi gerektirir. Üstelik yalnızca terapistin odasında değil, günlük yaşamda da.

Tedavi edilebilir olmak, ilişkinin başındaki sevgi bombardımanına geri döneceği anlamına gelmez. Şu anda sizin için güvenli bir partner olduğunu veya belirli bir süre sonra mutlaka güvenli olacağını da göstermez.

Belirtilerin azalmasıyla yaşamın ve ilişkilerin sağlıklı işlemesi aynı şey değildir. Bir kişinin artık tanı için yeterli sayıda ölçütü karşılamaması, ilişkilerinde, işinde ve hayatında iyi işlev gösterdiğini tek başına kanıtlamaz.

Tedavi araştırmalarına katılan, sürece devam eden ve tamamlayan kişiler hakkında elde edilen sonuçlar, sizin partnerinizin ne yapacağını söylemez. Terapiye yalnızca terapistin sizi düzelteceği beklentisiyle gelen biriyle, kendi davranışları üzerinde dürüstçe çalışmaya hazır biri aynı durumda değildir.

Sizin için önemli olan, partnerinizin dürüstçe katılım gösterip göstermediği, sorumluluk alıp almadığı, davranışlarını değiştirip değiştirmediği ve bu değişimin terapi odasının dışında sürüp sürmediğidir.

Partnerinizin empati kapasitesi bulunması, pişmanlık göstermesi veya değişmek istediğini söylemesi, tedavinin işe yarayıp yaramayacağını görmek için istismar içeren bir ilişkide kalmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.

Şu sorulara ihtiyacınız var: Bu ilişki şu anda benim için güvenli ve sağlıklı mı? Gerçek bir davranış değişimi nasıl görünürdü? O değişim, güvenebilmem için yeterince uzun süredir devam ediyor mu?

Klinik ayrıntılara dikkat etmek, istismara mazeret bulmayı gerektirmez

Borderline kişilik bozukluğu olan biriyle çalışıyor olsaydım, terk edilme korkularını, duygularını düzenlemekteki güçlüklerini, kimlik sorunlarını ve travma geçmişini elbette anlamak isterdim. Ama bunu, bu sorunlar üzerinde çalışabilmek için yapardım. Çevresindeki herkesin daha fazla anlayış göstermesi ve yıkıcı davranışlara uyum sağlaması gerektiğini söylemek için değil.

Travmatik bağlarla ilişkide kalan, başkalarını kurtarmaya çalışan ve diğer yetişkinlerin duygularının sorumluluğunu üstlenen danışanlarımla da benzer bir yaklaşım izliyorum. Neden gereğinden fazla sorumluluk üstleniyorsunuz? Neden kurtarmaya çalışıyorsunuz? Neden tahammül etmemeniz gereken davranışlara tahammül ediyorsunuz?

Bu örüntülerin nereden geldiğini anlamak yararlıdır. Ancak bir noktada, kendi davranışlarınız içinde neleri değiştirebileceğinize geçmeniz gerekir. Anlamak, çalışmanın başlangıcıdır; tamamı değildir.

Farklı kişilik yapıları, davranışları farklı etkenlerin harekete geçirdiği ve tedavide farklı konuların ele alınması gerektiği anlamına gelir. Bir tanının, kişinin içsel acısı sürekli öne çıkarıldığı için sorumluluktan muaf tutulması gerektiği anlamına gelmez.

Benim bu konudaki çalışmalarımın odağında istismara uğrayan kişiler var. Bir adam “Bana zarar veriyor” dediğinde, konuşmanın hemen ona zarar veren kişinin ne kadar acı çektiğine dönmesi başlı başına dikkate değer.

İstismara uğrayan kişinin gördüğü zararı konuşurken de aynı şey yapılıyorsa, onun deneyimi yine arka plana itiliyor. Köpekbalığının davranışını anlamak, saldırı hikâyesinin başkahramanını köpekbalığı yapmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.

Ona kıyıdan da şefkat duyabilirsiniz

Birinin terk edilme korkusunu anlayabilir ve kendi iyilik hâlinizi bu korkuya teslim etmeyebilirsiniz. Şefkati ve etkili psikolojik yardımı hak ettiğini düşünebilir, partnerinin de aynı şeyleri hak ettiğini kabul edebilirsiniz.

Başka birinin travmasının, sizi tekrar tekrar travmatize etme hakkı vermediğine karar verebilirsiniz. Kendinizi korumayı seçmeden önce ona kusursuz bir tanı koymanız gerekmez. Borderline olabilir, narsisistik özellikler taşıyabilir, birden fazla sorun yaşayabilir veya hiç tanı almamış olabilir. Yine de size gerçekte ne yaptığına bakabilirsiniz.

Bu nedenle yalnızca “Bunu neden yapıyor? Neyi tetikledim? Onu durdurmak için ne yapmalıyım? Başlangıçtaki kadını nasıl geri getiririm?” sorularıyla kalmanızı istemiyorum. “Beni bu ilişkide tutan ne? Bana tekrar tekrar zarar veren birine bağlı kalmamın altında ne var?” sorularını da sormanızı istiyorum. Yalnızca “Çünkü onu seviyorum” demek, bunları yeterince açıklamıyor.

Benim önceliğim, suda kanayan ve hâlâ saldırıya uğrayan kişiye yardım etmek. Bazen önce neden sudan çıkması gerektiğini anlaması üzerinde uzun süre çalışıyoruz. Bazen çocuklar, para veya başka gerçek koşullar yüzünden hemen tamamen çıkamıyor. Bazen de ilişkinin bitmesi, özellikle ortak çocuklar varsa, diğer kişinin hayatından çıkması anlamına gelmiyor.

O zaman elimizdeki koruma imkânları üzerinde çalışıyoruz: sınırlar, kısa ve konuya odaklı iletişim, yaşananları kayıt altına alma, gri kaya yaklaşımı, paralel ebeveynlik ve iletişim uygulamaları gibi maruziyeti azaltabilecek yollar.

Ben tanıları aynılaştırmıyorum. Birbirleriyle örtüşen istismar davranışlarını, bunlara maruz kalan kişi açısından taşıdıkları önem üzerinden birlikte ele alıyorum.

Köpekbalığına kıyıdan da üzülebilirsiniz. Birinin acısını kabul etmek için onun size zarar vermeye devam edebileceği yerde kalmanız gerekmez.

Sizden gelen sorular – Eylül 2026

Soru 1: Flörtüme sosyal medyadan umursamaz paylaşımlar yaptım, beni takipten çıkıp engelledi. Ne yapacağım?

Ben de dün engel yedim. Yaklaşık 2 aydır konuştuğum flörtüm sınava çalışıyor ve küçük bir yerde yaşadığımızdan, sınavdan sonra yapalım bişeyler felan diyordu ve buluşmayı reddediyordu. Hem aşırı baskıcı bir ailesi var hem de sınava çalışmasının buna etken olduğunu düşünüyorum. Ama ben artık dayanamadım ve biraz ileri gitmek istedim ilişkiye ilk adımı ben atmak isteyince o çekildi. Sıkıldım napıyım, ben ilerleyince de o çekildi. 

Sıkılmanda bir anormallik yok ama kadından gelmeyen ilişki talebini siz kadından rol çalarak ilerletemezsiniz. Kadından önce ilişki adımı atmayın tavsiyem, “bu işin raconu bu” tavsiyesi değil, bu adımı attınız mı genelde ters tepmesi.

Sen, 2 ayda bir yere gitmeyen şeyin kız istese bir yere gideceğini kabul edip bırakacaktın. Sıkılman normal, bunu bahane ederek yaptığın şey anormal.

Ben her zaman duygularımı kontrol edip belli etmiyordum ama o gün bir paylaşım yaptım. Instadan ve snaptan de umursamaz bir snap atınca galiba zoruna gitti ve ikisinden de beni çıkardı. 

Ne yaptın anlamadım ama seni çıkarmasına bakarak söyleyeceğim. İlişkiyi talep eden erkek olmaktan daha da beteri, asosyal medyadan pasif agresif manipülasyon yapmışsın ve doğal olarak ters tepmiş. Bu da senin duygularını kontrol etmekten ziyade bastırdığını ve sonra bir hışımla pasif agresif saldırganlıkla dışarı kustuğunu kigösteriyor.

Ben ona bazen görüldü atıyor, mesajlarına geç bakıyordum ve bunları düşünmeye başladım ve dedimki ben onun düşüncelerini hiç düşünmedim ve saygı duymamışım, hep kendi duygularıma kapılmışım dedim ve özür dilemek istedim ilk defa.

Bana yaptığın manipülasyon ters tepince kızın peşine düştün gibi geldi.

Çünkü bazen özür dilenecek şeyler yapıp dilemediğim zamanlar oldu o da bunu bana anlatmadı tabiki içine attı. Zamanına saygı göstermedim hep ben dedim bazen ki bunlardan dolayı insta ve snaptan cikarinca özür dileyim dedim aklıma tak etti. Özrümü kabul etmedi sonra ben de bir şey yazmadım. Yazdığı bir cümle vardı onu beğenmiştim instagramdan ve bir gün sonra da beğeni işaretini kaldırıp mavi kalp yaptım. Onu görünce beni engellemiş ve dediğiniz gibi adım atmıyorum. Yapabileceğim bir şey var mı?

Muhtemelen yok. 2 ayda flörtten bir yere gitmeyen şey sonra bir yere gitmez. Yaptığın asosyal medya hareketi her neyse ya çok ağırdı ya da kız zaten seni başından savmak için bahane kolluyordu. 2 durumda da bundan bir iş çıkma ihtimali düşük. Zaten kız engelleyerek bana ulaşma  diyor.

***
Duyuru:
YouTube katıla ya da Patreon’a üye olamayanlar için üyelik imkanı
***

Soru 2: Kız arkadaşımdan nasıl ayrılacağım?

Mahmut Abi, 2 senelik kız arkadaşımla cinsel münasebetimiz son 7 ayda çok ama çok azaldı. Hala beraber iyi vakit geçiriyoruz, araması sorması yerinde ama seks neredeyse ayda yılda bir. Bu çözülecek gibi de durmuyor. Bu durumda kız arkadaşımdan nasıl ayrılacağım? Sorunu söyleyerek mi?

Bir kadından nasıl ayrılacağım sorusu çok soruluyor ve bu konuda bir yayın yapacağım. Senin durumda da bu genel kurallar geçerli. Birincisi, ayrılma olayını birdenbire yapmayın. 2-4 hafta kadar iletişimi aşamalı olarak azaltın, başlarda belli mazeretler bulun ve sonra artık her şey bariz hale geldiğinde bırakın. Bu size manipülasyon gibi gelebilir ama bunu karşınızdaki de kendisini ayrılığa hazırlasın, birdenbire terk edilip çok büyük bir acıya düşmesin diye yapıyorsunuz.

İkincisi, bu soğutma sürecinde karşınızdakini, sizi terk etmeye zorlayacak şekilde rencide etmeyin. Yapmanız gereken şey iletişimi yavaş yavaş koparmak, karşınızdakine tahammülsüz davranmak, tepeden bakmak, aşağılamak, hakaret etmek, vs. değil.

Üçüncüsü, “sorun sende değil bende”, “eskisi gibi hissedemiyorum” diyerek ayrılın. Gerçek sebepler kırıcı olabilirler ama daha da kötüsü, eğer belli sebeplerle ayrılırsanız, partnerinizin bunları düzeltmek için sözler vererek peşinizde koşma ihtimalini de azaltırsınız.

Senin durumunu yaşayan birçok erkek olaya yanlış yönden daha doğrusu tek yönden bakıyor. “Kızın bana arzusu düştü, nasıl yükseltirim?” yönünden bakıyor. Bu yönde bir probleminiz varsa düzeltin tabii ki. Örneğin birçok erkek, seksi neredeyse dileniyor, başlatmadan beklemeyi bilmiyor ve daha da itici oluyor.

Ama bu işe sadece bu yönden bakarsanız, kendinizi sizden yukarıda olan birine sevdirmeye çalışan asta dönersiniz. Bu işin bir de karşınızdakinin yetersiz olması boyutu var. Karşınızdaki sevgiliden çok arkadaşınız oluyor ve statüsünü düşürüyor, sevgili olmak için yetersiz birine dönüşüyor. Yetersiz olduğu için terk edilmesi anormal değil.

Bakın, bu konuyu hiç konuşmadan kızı terk edin demiyorum. Konuşma ve çözüm arama ile ayrılığı karıştırmayın diyorum. Önce çekiciliğinizi arttırın, seks dilenmeyi bırakın, bir ya da iki kere konuşun ve bu konuda rahatsız olduğunuzu söyleyin ama ayrılığı masaya koymayın. Bu konuşmalardan ve davranış değişikliğinden sonra artık soğudunuz ve ayrılıyorsunuz. Bu aşamadan bahsediyoruz, artık bu aşamada da konuyu açmayın.

Seksin olmaması ve çok azalması ile ayrılırken, sorunun bu olduğunu söylerseniz ve sonra bu durumu düzelmesi sözü ile bir araya gelirseniz ne olacak? Ayrılık zoru ile seks yapıyorsunuz olacak. Bu duruma düşmemek için ayrılık noktasında bu sebebi konuşmayın.

***
Duyuru:
Patreon üyelerine özel chat alanı
***

Soru 3: Kız arkadaşım kendini geri çekti, iletişim çok azaldı. Ne yapmalıyım?

Mahmut abi merhaba, 2,5 aylık ilişkim var. Kız 25 ben 33 yaşındayım. Son 2 haftadır sevgilim kendini yavaş yavaş geri çekti. Benim yanlış yaptığım bir şeyde yok.

Ya yok, ya da yanlış yapan birçok erkek gibi senin haberin yok. Hadi yok diyelim.

Son bir haftadır daha fena. Öncedende çok az arardı artık hiç aramıyor. mesaj atıyor sadece. Buluşmaya isteksiz önceden haftada 3 buluşurken bu hafta 1 buluşmaya nazlanarak geldi. Teklif etmezsem hiç buluşmak istemiyor. 

Bu durum çoğu zaman kızın çıkışa gittiğine işarettir ve senin de çıkışa gitmeye başlamanı gerektirir. Bunun ilk adımı da ulaşmayı ve buluşma teklif etmeyi bırakmaktır. Bir iki kere arka arkaya o ulaşacak ve buluşmak isteyecek. Siz ulaşınca normal davranın ama kendi işinize bakın.

Bazı yüzsüz kadınlar utanmadan sana “niye ulaşmıyorsun?” diye çıkışırlar. Bunun altında kalmayın. Kendisi arayıp sormayı bıraktığı için işi gücü olabileceğini düşündüğünüzü söyleyin, geri adım da atmayın. Tek taraflı ilişki istiyorsa unutmayın ki o tek taraflı ilişkiyi muhtemelen sizi terk etmeye hazır olama kadar istiyordur.

Arada kızdığım bir konu oldu daha çok mesaj attı öyle gönlümü almaya çalıştı, benimde kızmam geçince konuşalım buluşalım demiştim olur demesine rağmen yine buluşmalara yorguluk yada işlerini bahane ediyor. Aramazsam o da aramıyo sadece mesaj. 

Bir kadın mesaj başlatıyorsa size ulaşıyor demektir. Mesaj ile arama aynı şey bu devirde. Kız sana ulaşıyor demek ki. Sen yine de buluşma teklif etme ve arama. Madem mesajlaşmayı daha aşağı görüyorsun, neden kız sana göre iletişimi aşağı çekmişken, sen yukarda tutuyorsun.

iletişim çok sınırlı. Bende kendimi geri çekersem iletişim sadece sınırlı mesajla ilerliyor. 

Kendini geri çekmek, kaçan kovalanır taktiği değil. Birçok durumda siz de kendiniz geri çekersiniz ve iletişim kopar, ilişki biter. İlişkinin bu şekilde bitmesi, sizi ilişkinin tek taraflı taşıyıcısı olarak aşağılayıp sonra terk etmesinden iyidir.

Bu şekilde devam mı etmek lazım. Yada ne kadar süre bunun normali. İletişimi iki üç ulaşmalık karşı tarafa atma cesaretini gösteremezsen terk edilene kadar böylesin. Yok o cesareti göstereceksen, 1 ay süre verirsin ve düzelme olmazsa blöf yapmadan ayrılırsın.

Soru 4:

Hocam merhaba, arkadaş vasıtasıyla birkaç kez ortamda denk geldiğim kızın numarasını aldım, kıza yazdım 2 gün sonra buluşma teklif ettim kabul etti. Buluşmada 70/30 oranını korudum, alfa oturuşunu yaptım kız bana doğru yaklaşarak konuştu.

Kız buluşmada çok konuşkandı, normalde bu kadar konuşmadığını nasıl bu kadar konuştuğunu anlamadığını söyledi. Yaklaşık 3 saat oturduk ve evine bıraktım fiziksele gitmedim.

Fiziksel mühim değil, eğer kız istekliyse ve sen kaçırdıysan problem olabilir ama çok mühim değil. Tek problem 3 saat oturmanız. İlk buluşma için 90 dakika idealdir. İlk buluşmada o kadar uzun süre konu biter ya da çok samimi olur ve yanlışlıkla arkadaş olabilirsiniz. En iyisi 90 dakika civarı.

Ertesi gün mesaj attım, kısa bir mesajlaşmadan sonra buluşmadan keyif aldığımı en yakın zamanda tekrarlamak istediğimi söyledim, o da olur tekrarlarız şu hastahane işlerim bir bitsin iyi hissetmiyorum çok dedi. ( buluşmada hastahaneye gideceğini söylemişti. Bilgi kesin doğru bu arada ). Ben , tamamdır haber edersin ayarlama yaparız diye dönüş yaptım, 3 gün oldu yazmadım. 

Bu hayati yanlışa burada çok değindim ama o kadar sık yapılıyor ki ara ara değinmek gerekiyor. 2 kere reddeden kıza, next olsun diye, “haber edersin ayarlama yaparız” yazarsın. Bir kere reddedildiğinde bunu yazman, yürümeyi kıza bırakman anlamına geliyor. Bu durumda yapman gereken tamam deyip konuyu değiştirmek, 3-5 gün sonra bir daha çağırmak (daha önceki teklifi yapmamışsın gibi). 

Şimdi buradan sonra ne yapmam gerekiyor hafta sonu tekrar yazmalı mıyım yoksa haber vermesini beklemeli miyim? Yoklama mesajı mı atmalıyım? Şimdiden teşekkürler.

Yoklama mesajı at, hemen buluşma teklif etme. Belki bu muhabbette belki bir iki gün sonraki muhabbete bir daha teklif yap. Bir daha reddederse bundan sonra next uygulaman gerekecek.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Onu unutamıyorum – Saplantılı aşk ya da limerans

Bugün, özellikle ayrılık sonrasında ya da hiçbir zaman doğru dürüst ilişkiye dönüşmemiş bir yakınlığın ardından birçok erkeğin yaşadığı ama adını koyamadığı bir durumdan bahsedeceğiz.

Bir kadınla birkaç kez görüştünüz diyelim. Belki kısa bir şey yaşadınız. Ya da belki aynı iş yerindesiniz. Belki kadın size zaman zaman ilgi gösterdi ama hiçbir zaman bir birlikteliğiniz olmadı. Belki de eski sevgiliniz sizi terk etti ve aradan aylar, hatta yıllar geçmesine rağmen onu kafanızdan çıkaramıyorsunuz.

Sabah gözünüzü açtığınızda ilk aklınıza gelen kişi o. Gece yatarken son düşündüğünüz kişi yine o. Bir şarkı duyuyorsunuz, onu hatırlıyorsunuz. Bir yere gidiyorsunuz, “Buraya onunla gelseydik ne güzel olurdu,” diyorsunuz. Sosyal medyada bir şey paylaşıyor; paylaşımın size gönderilmiş gizli bir mesaj olup olmadığını çözmeye çalışıyorsunuz. Hikâyenize baktı diye umutlanıyor, birkaç saat mesaj atmadı diye çöküyorsunuz.

Siz belki buna aşk diyorsunuz, kara da olsa sevda diyorsunuz. Ama bu aşk değil. Hatta çoğu zaman kadın gerçekten tanıdığınız bile yok. Ortada, zihninizin o kadının üzerine giydirdiği bir karakter var.

Bu durumun adı “takıntılı aşk” ya da “limerence”. Ben burada Türkçe söylenişi kolay olsun diye ve olay aşktan uzak olduğu için “limerans” kelimesini kullanacağım. 

Limerans, bir kişiye karşı duyulan yoğun özlemle, istemsiz ve saplantılı düşüncelerle, sürekli karşılık işareti aramayla ve o kişinin sizi istemesine yönelik güçlü ihtiyaçla tanımlanan psikolojik bir durum.

New York Times bu konuda This Kind of Obsessive Attraction Isn’t Love. But It Has a Name adlı bir yazı yayımladı. Yazının anlattığı vakalardan biri Jordan isimli 35 yaşında bir kadın. Jordan, bir iş arkadaşıyla dışarıdan bakanların gündelik ve pek ciddi görmediği bir yakınlık yaşıyor. Üstelik adamı çok iyi tanımıyor. Buna rağmen onun ruh eşi olduğuna inanıyor ve sekiz yıl boyunca bu adama saplanıp kalıyor.

Evet, yanlış okumadınız. Sekiz yıl!

Jordan her gün onu düşünüyor. Şarkı sözlerinde onu görüyor. Onunla iletişim kurmak için bahaneler yaratıyor. Zihninde, sonunda birlikte oldukları ayrıntılı fanteziler kuruyor.

Şimdi burada çok önemli bir noktayı kaçırmayın. Jordan’ın yaşadığı şeyin yoğunluğu, ilişkinin gerçekliğiyle orantılı değil. Adamı ne kadar iyi tanıdığıyla da orantılı değil. Duygunun büyük olması, ilişkinin büyük olduğu anlamına gelmiyor. Duygunun gerçek olması, zihninizde kurduğunuz hikâyenin gerçek olduğu anlamına da gelmiyor.

Bir insanın en sık düştüğü tuzaklardan biri bu:

 “Bu kadar yoğun hissediyorsam, bu kadın ya da erkek özel olmalı.”

Hayır. Bu kadar yoğun hissediyor olmanız, sizin içinizde bir şeylerin çok güçlü biçimde tetiklendiğini gösterir. Karşınızdaki kişinin ya da onunla aranızdaki şeyin gerçekten olağanüstü olduğunu değil.

Limerans nedir, ne değildir?

Limerans kavramı psikolog Dorothy Tennov tarafından 1970’lerde ortaya atılıyor. Fakat bu, ruhsal bozuklukların sınıflandırıldığı DSM’de ayrı bir hastalık tanısı olarak yer almıyor. Yani internette iki video izleyip kendinize teşhis koymayın. Her hoşlanma limerans değil. Her ayrılık acısı da psikolojik hastalık değil.

Birinden hoşlanırsınız, aklınıza sık sık gelir, heyecanlanırsınız. Bu normaldir. Bir ilişki biter, üzülürsünüz, bir süre yas tutarsınız. Bu da normaldir. Uzun süreli bir ilişkiden sonra iki üç ay kendinize gelemezsiniz, bu da normaldir.

Mesele, bu duygunun aylarca ya da yıllarca hayatınızı ele geçirmesi; işinizi, uykunuzu, iştahınızı, sosyal hayatınızı ve yeni insanlarla bağ kurma becerinizi bozması. Bu durumda siz artık bir duyguyu yaşamıyorsunuz; duygu sizi yönetiyor.

Limerans ile aşk arasındaki temel fark şudur: Aşk, karşınızdaki gerçek insanla ilişki kurar. Limerans ise çoğunlukla belirsizlik ve fantezi üzerinde yaşar.

Aşkta karşınızdakinin güçlü yanlarını da kusurlarını da görürsünüz. Davranışlarına bakarsınız. Size uygun olup olmadığını değerlendirirsiniz. O da sizi gerçekten tanır, seçer ve ilişkinin yükünü sizinle birlikte taşır.

Limeransta ise karşınızdaki insan bir insandan çok sembole dönüşür. Mutluluğunuzun, kurtuluşunuzun, tamamlanmanızın sembolü olur. İçinizden şunu söylersiniz:

“Bu kadın/erkek beni seçerse değerli olduğumu anlayacağım.”

“Bu kadın/erkek geri dönerse hayatım yeniden başlayacak.”

“Onunla olursam artık yalnız, yetersiz ve eksik hissetmeyeceğim.”

Bu nedenle aslında onu istemekten daha fazlasını yapıyorsunuz. Ona, sizi kendinizden kurtarma görevi veriyorsunuz.

Hiçbir insan bu görevi taşıyamaz. Taşımak zorunda da değildir.

Siz ona değil, ihtimale bağımlısınız

New York Times yazısındaki en güçlü ifadelerden biri şu: Limeransı besleyen yakıt belirsizliktir.

Mesela karşınızdaki sizi açıkça istemiyordur ama tamamen de kaybolmuyordur. Bazen mesaj atıyor, bazen ortadan kaybolurdur. Bir gün sıcak, ertesi gün soğuktur. Sizi sevgili olarak seçmez ama ilgiyi de bütünüyle kesmez. Siz de bu düzensiz ilgi kırıntılarının başında beklersiniz.

Bir mesaj gelir, havaya uçarsınız. Mesaj gelmez, çökersiniz. Hikâyenize bakar, “demek ki hâlâ beni düşünüyor,” dersiniz. Bir fotoğrafın altına belli bir şarkı koyar, şarkı sözlerinin sizinle ilgili olduğuna karar verirsiniz. Aynı filmi sevdiğinizi öğrenirsiniz; bunu kaderin işareti sayarsınız.

Özellikle sosyal medyadan sonra, sanal “belirsizlik” büyük bir sorun olmaya başladı. Aslında karşı taraftaki insan gerçek bir belirsizlik olmadan limerans pençesindeki insanı istemiyor. Ama kişi karşı tarafı sanal olarak stalkladığı için, limerans fantezisini belirleyecek imalar ve anlamlı zamanlamalarla mutlaka karşılaşıyor.

Bunların hiçbiri bir ilişkinin kanıtı değildir.

İlişkinin kanıtı açık, tutarlı ve karşılıklı yatırımdır. Karşınızdaki insanın sizi düzenli olarak görmek istemesidir. Size zaman ayırmasıdır. Hayatında yer açmasıdır. Söylediğiyle yaptığının birbirini tutmasıdır. Sizi belirsizlikte bekletmek yerine sizi seçmesidir.

Limerans yaşayan insan maalesef kanıta değil, işarete bakar. Çünkü kanıt ona duymak istemediği şeyi söyleyebilir. İşaret ise istediği her an yeniden yorumlanabilir.

Bu durum kumar makinesine benzer. Makine her seferinde ödül verse bir süre sonra heyecan azalır. Hiç ödül vermese kalkar gidersiniz. Fakat ödülün ne zaman geleceğini bilmezseniz kolu tekrar tekrar çekersiniz.

Bugün mesaj var. Yarın yok. Üç gün sonra küçük bir iltifat var. Sonra iki hafta sessizlik. Tam vazgeçecekken gece yarısı bir “Nasılsın?” mesajı.

İşte beyin bu “belki”ye takılıyor. Çoğu zaman ona değil, bir sonraki ödül ihtimaline bağımlı oluyor.

İşte tam bu nedenle ulaşılmaz kadınlar ya da erkekler limerans için çok elverişlidir. Evli kadın, başka şehirde yaşayan kadın, eski sevgili, sizi yalnızca arkadaş gören kadın, arada sırada yatağa girip ilişki istemeyen kadın, sosyal medyada takip ettiğiniz ama gerçekte tanımadığınız kadın… Gerçek temas azaldıkça zihnin boşlukları doldurma alanı büyüyor.

Kadını yeterince tanımadığınız için kusurlarını göremiyorsunuz. Kusurlarını görmediğiniz için onu idealize ediyorsunuz. İdealize ettiğiniz için gerçek hayattaki hiçbir kadın onunla yarışamaz hale geliyor.

Sonra “Ben başka kimseye karşı böyle hissetmiyorum,” diyorsunuz.

Elbette hissetmezsiniz. Çünkü gerçek kadınların kötü günleri, sınırları, ihtiyaçları, çelişkileri ve kusurları vardır. Zihninizde fanteziye dönmüş kadın ise tamamen sizin senaryonuza göre yaşayan neredeyse kusursuz bir kadındır.

Yoğunluk, uyumluluk değildir

Burada mutlaka anlamanız gereken bir ayrım var: Yoğun çekim ile ilişki uyumu aynı şey değil. Birine çok yoğun bir çekim duyuyor olmanız, o kişinin ilişki anlamında sizinle uyumlu olduğunu göstermez. Başka adaylardan daha iyi olduğunu göstermez. Sizin için iyi olduğunu bile göstermez.

Bir kadın sizi aşırı derecede tetikleyebilir. Onu gördüğünüzde eliniz ayağınıza dolaşabilir. Mesajı geldiğinde kalbiniz hızlanabilir. Onunla birkaç saat konuştuğunuzda kendinizi dünyanın en karizmatik adamı gibi hissedebilirsiniz.

Bunların hiçbiri o kadının size uygun olduğunu göstermez.

Hatta bazen tam tersini gösterir. Sağlıklı ve ulaşılabilir bir kadın size huzur verirken, tutarsız ve ulaşılmaz bir kadın sizde aşırı heyecan yaratabilir. Siz de huzuru “sıkıcılık”, kaygıyı ise “tutku” sanabilirsiniz.

Çocukluğunuzda sevgi tutarsız geldiyse, yani bir gün yakınlık görüp başka bir gün duygusal olarak yalnız bırakıldıysanız, yetişkinlikte de tanıdık olan bu ritme çekilebilirsiniz. Zaten New York Times yazısında, kaygılı bağlanmaya sahip, terk edilmekten korkan ve çocukluğunda duygusal olarak güvenilmez bakım verenlerle büyümüş kişilerin limeransa daha yatkın olabileceği belirtiliyor.

Bu, “Bütün suç çocukluğumda, benim yapabileceğim bir şey yok,” demeniz için anlatılmıyor. Tam tersine, neden sakin ve karşılıklı bir ilişki yerine sizi süründüren belirsizliğe “büyük aşk” dediğinizi fark etmeniz için anlatılıyor.

Tanıdık olan her şey sağlıklı değildir.

Yoğun olan her şey değerli değildir.

Zor olan her şey uğruna savaşılması gereken şey değildir.

Bir kadını kazanmak için büyük engeller aşmanız gerekmesi, o ilişkinin kader olduğu anlamına gelmez. Yasak meyve, rakip erkekler, kadının kararsızlığı, ailesinin karşı çıkması ya da sürekli ayrılıp barışmanız ilişkinizi destansı yapmaz. Bazen yalnızca kötü bir ilişkiyi dramatik hale getirir.

Romeo ve Juliet’i düşünün. Birbirlerini doğru dürüst tanımadan ailelerini, hayatlarını ve sonunda canlarını gözden çıkarıyorlar. Yüzyıllardır bunu büyük aşk diye anlatıyoruz. Oysa bu, gerçeklikten kopmuş, karşılıklı biçimde büyütülen bir saplantıdan başka bir şey değil.

Aslına bakarsanız, bugün büyük aşk hikayesi olarak bilinen hikayelerin hepsi, yoğun ve saplantılı tutkunun insan hayatını nasıl mahvedeceği ile ilgili uyarı hikayeleridir. Leyla ile Mecnun hikayesinde Kays’ın “Mecnun” (iblis tarafından sahiplenmiş demek) lakabını almasının nedeni budur. “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmindeki (Aytmatov’un kısa öyküsü) hikaye, yoğun ve tutkulu aşkın uzun süreli ve sağlıklı ilişki için yeterli olmadığının hikayesidir. 

Bir ilişkinin değeri, ne kadar tutkulu sevdiğiniz, ne kadar kendinizden vazgeçtiğiniz ve uğruna ne kadar acı çektiğinizle ölçülmez.

Gerçek kişiyi değil, kendi filminizi seviyorsunuz

Limerans her ne kadar dışarıda olan birine duyulan yoğun tutku gibi görünse de içe dönük bir deneyimdir. Yani asıl olay iki kişi arasında değil, büyük ölçüde sizin zihninizde yaşanır.

Bu nedenle insan yalnızca bir fotoğrafa, bir sosyal medya profiline, bir ünlüye ya da birkaç kez gördüğü birine bile saplanabilir. Ortada ortak hayat yoktur, yaşanmışlık azdır, karşılıklı emek yoktur. Fakat zihinde dev bir ilişki vardır.

Bazı insanlar, kısa süreli bir ilişki yaşadıkları kadını yıllarca unutamazlar. “Ama aramızdaki bağ çok başkaydı,” derler. Sorarsınız: Ne kadar birlikteydiniz? İki ay. Kaç defa görüştünüz? Beş kez. Sonunda seni seçti mi? Hayır. Güvenilir miydi? Hayır. Size iyi davrandı mı? Bazen. Peki o zaman bu büyük aşk nerede yaşandı?

Büyük kısmı kişinin kafasında yaşandı.

Adam belki açıkça “İlişki istemiyorum,” dedi. Kadın bunu “Şu anda korkuyor,” diye çevirdi. Adam başkasıyla ilişkiye başladı. Kadın “Beni unutmak için yapıyor,” dedi. Adam evlendi. Kadın “Bu evlilik zaten sürmez,” diye beklemeye devam etti.

Gerçeğin üzerine sürekli yeni bir senaryo yazarsanız, hiçbir reddedilme yeterince kesin görünmez.

Çünkü belirsizliği karşınızdaki yaratmasa bile siz yaratabilirsiniz.

“Şimdi olmaz ama belki ileride.”

“Beni istiyor ama hazır değil.”

“Beni seviyor ama gururundan dönemiyor.”

“Doğru zamanda karşılaşmadık.”

Bakın, bazen zamanlama gerçekten kötü olabilir. Bazen iki insan birbirinden hoşlanmasına rağmen ilişki kuramaz. Fakat sağlıklı insan gerçeğe göre yaşar. Hayatını, bir gün gerçekleşebilecek ihtimale ipotek etmez.

Limerans neden bu kadar acı verir?

Normal bir ayrılıkta insan yas tutar. Özler, üzülür, anıları hatırlar; zamanla gerçekliği kabul eder ve hayatına döner.

Limeransta ise kişi sık sık coşku ile yoksunluk arasında gidip gelir. Karşısındakinden en küçük yakınlık, sanal bir ima geldiğinde büyük bir yükseliş yaşar. Yakınlık ve ima kesildiğinde panik, göğüste ağrı hissi, huzursuzluk ve iletişim kurma zorunluluğu yaşayabilir. Mesaj atmak istemez; mesaj atmak zorundaymış gibi hisseder.

Telefonu tekrar tekrar kontrol eder. Son görülmeye bakar. Eski konuşmaları okur. Ortak arkadaşlardan bilgi toplamaya çalışır. Onun gittiği yerlere “tesadüfen” gider. Sahte hesapla profilini izler. Yeni sevgilisinin fotoğraflarını inceler.

Burada net olalım: Acı çekiyor olmanız, sınır ihlalini haklı çıkarmaz. Duygunuz istem dışı olabilir; davranışınız sizin sorumluluğunuzdadır. Israrlı takip, taciz ve mahremiyet ihlali romantik değildir.

Üstelik her kontrol davranışı, kısa süreli rahatlama sağlasa bile döngüyü güçlendirir. Profili açarsınız, yeni bir şey görmediğiniz için rahatlar ya da küçük bir ayrıntı yakaladığınız için umutlanırsınız. Beyniniz “Kaygılanınca kontrol et; kontrol edince kısa süre rahatla,” bağlantısını öğrenir. Ertesi gün tekrar kontrol edersiniz.

Bu nedenle limeransı yalnızca düşünerek değil, onu besleyen davranışları keserek de, aslında onu besleyen davranışları kesmekten başlayarak çözmeniz gerekir.

Limerans çoğu zaman hayattan kaçıştır

Yayındaki önemli yorumlardan biri şu: Limerans çoğu zaman bir kaçınma biçimidir.

İşinizden memnun değilsinizdir. Sosyal çevreniz zayıftır. Kendinizi yetersiz hissediyorsunuzdur. Geleceğiniz konusunda kaygılısınızdır. Gerçek hayatta harekete geçmek emek, disiplin ve başarısızlık ihtimali taşır.

Fantezi ise bedavadır.

Kafanızda onunla mutlu bir gelecek kurarsınız. Bir gün sizi seçtiğinde herşeyin düzeleceğini düşünürsünüz. Bu senaryo size kısa süreli rahatlama verir. Fakat rahatladığınız için gerçek hayatınızdaki soruna dokunmazsınız.

Kariyerinizi düzeltmezsiniz. Sosyal çevre kurmazsınız. Yeni partner adayları ile tanışmazsınız. Yeni partner adayları ile tanışmak için bir şey yapmazsınız. Bedeninize bakmazsınız. Reddedilme korkunuzla yüzleşmezsiniz. Gününüzü değiştirecek işi yapmak yerine, “Acaba o da beni düşünüyor mu?” sorusuyla saatler geçirirsiniz.

Yani limerans yalnızca canınızı yakmaz; hayatınızı askıya alır.

Sonra hayatınız askıda kaldığı için kendinizi daha kötü hissedersiniz. Kendinizi kötü hissettiğiniz için yeniden fanteziye kaçarsınız. Böylece kapalı devre oluşur.

Limerans objesi olan kadın ya da erkek sizin hayatınızın sorunu değildir. Hayatınızın asıl sorunlarına bakmamak için kullandığınız ekran haline gelmiştir.

Onda, kendinizde eksik gördüğünüz şeyi arıyor olabilirsiniz

Yazıda psikologlardan biri, insanların bazen kendilerinde özledikleri ya da kaybettiklerini düşündükleri niteliklere sahip kişilere limerans geliştirdiklerini söylüyor.

Kendinizi güçsüz hissediyorsanız güçlü ve kendinden emin bir kadına saplanabilirsiniz. Hayatınız renksizse yaratıcı, özgür ruhlu bir kadını kurtarıcı gibi görebilirsiniz. Sosyal olarak çekingen biriyseniz kalabalıkların içinde parlayan bir kadını gözünüzde büyütebilirsiniz.

Burada kadın yalnızca kadın değildir. Sizin yaşayamadığınızı düşündüğünüz hayatın temsilcisidir.

Bu önemli bir ipucudur. Kendinize şunu sorun:

“Bu kadında bu kadar büyüttüğüm özellik ne?”

“Onun yanında nasıl biri olduğumu hayal ediyorum?”

“Onun beni seçmesi, benim hakkımda neyi kanıtlayacak?”

“Onu düşünmediğim zaman yüzleşmek zorunda kaldığım hayat problemi ne?”

Belki özlediğiniz şey kadın değil; canlılık duygusudur. Belki onunla yaşayacağınızı hayal ettiğiniz maceradır. Belki sosyal statüdür. Belki arzulanmış hissetmektir. Belki de çocukluktan beri alamadığınız koşulsuz kabulün yetişkin bir kadın tarafından geriye dönük olarak verilmesini bekliyorsunuzdur.

İhtiyacın adını doğru koymazsanız, onu yanlış kişide aramaya devam edersiniz.

“Ruh eşi” hikâyesi neden tehlikelidir?

Limerans yaşayan kişi sık sık metafizik bir hikâye kurar: “Bizim karşılaşmamız tesadüf değildi. Evren bizi bir araya getirdi. O benim ruh eşim. Bir gün mutlaka yeniden buluşacağız.”

Bu hikâye çok romantik gelir, çünkü size beklemek için kutsal bir gerekçe verir.

Kadın sizi seçmiyorsa, bunun adı karşılıksız ilgidir. Fakat “kader henüz zamanını getirmedi” derseniz reddedilmenin yasını tutmanız gerekmez. On yıl daha bekleyebilirsiniz.

Yazıdaki yorumlardan biri, elli yıl önce ilişki yaşadığı kişiyi hâlâ düşündüğünü, 1980’den beri onu görmediği halde internette aradığını ve kırık bir kalple yavaş yavaş öldüğünü hissettiğini söylüyor.

Trajik olan yalnızca elli yıl boyunca birini özlemek değil. Trajik olan, ilk yıl “Belki geri döner,” diye başlayan umudun ikinci yıla, beşinci yıla, sonra onlarca yıla dönüşmesi.

Sosyal medya bu beklemeyi daha da kolaylaştırıyor. Eskiden hayatınızdan çıkan kişi gerçekten çıkardı. Şimdi evlendiğini, çocuk yaptığını, nereye tatile gittiğini, hangi şarkıyı dinlediğini izleyebiliyorsunuz. Kişi hayatından giderken dijital hayaleti cebinizde kalıyor.

Siz de “Belki boşanır”, “Belki bir gün pişman olur”, “Belki bu paylaşımı bana yaptı” diyerek kendi ömrünüzü seyirci koltuğunda tüketiyorsunuz.

Ruh eşi fikrine değil, karşılıklılığa bakın. Sizi seçmeyen biri, sizin için doğru kişi değildir. Ne kadar güzel, zeki, çekici ya da “özel” olursa olsun değildir.

Evlilik limeransı kendiliğinden iyileştirmez

Yorumlarda bir kadın, iyi bir adamla evli olduğunu fakat eşinin ilişki boyunca birkaç farklı kişiye limerans geliştirdiğini anlatıyor. Bu durumun kendisi için çok acı verici olduğunu söylüyor.

Burada özellikle şuna dikkat edin: “Doğru kadınla evlenirsem bu takıntılarım biter,” diye düşünmeyin.

Sorun yalnızca dışarıdaki kadında değilse, evlilik sorunu ortadan kaldırmaz. Bir süreliğine üstünü örtebilir. Sonra iş yerinde yeni biri çıkar, sosyal medyada biriyle tanışırsınız veya eski sevgilinizden mesaj gelir; aynı döngü yeniden başlayabilir.

İnsan bazen kendi zihnindeki saplantıyı “Ben bir şey yapmadım ki,” diye küçümser. Fakat eşinizin yanında başka bir kadınla hayat kurduğunuz hayallere sürekli sığınıyorsanız, bu ilişkinize ayırmanız gereken duygusal enerjiyi başka yere harcar. Davranış fiziksel aldatmaya dönüşmese bile evliliği kemirebilir.

Elbette istemsiz düşünce ile bilinçli sadakatsizlik aynı şey değildir. İnsan aklına gelen ilk düşünceden sorumlu tutulamaz. Ama o düşünceyi beslemek, gizli yazışmalarla büyütmek, sosyal medya takibi yapmak, karşılaşma fırsatları yaratmak ve eşinizden saklanan paralel bir duygusal hayat kurmak artık davranıştır.

Yine aynı ilkeye geliyoruz: Duygunuz her zaman seçiminiz olmayabilir. Onunla ne yaptığınız sizin sorumluluğunuzdur.

Bu döngü nasıl kırılır?

Birincisi, yaşadığınız şeye doğru isim verin.

“Onu çok seviyorum, dayanamıyorum,” demek yerine, “Şu anda onu kontrol etme dürtüsü yaşıyorum,” deyin. “O benim ruh eşim,” yerine, “Zihnim belirsizlikten bir hikâye üretiyor,” deyin.

İsim vermek duyguyu bir anda yok etmez ama sizinle dürtü arasına mesafe koyar. Artık dürtünün içinde boğulan kişi değil, dürtüyü gözlemleyen kişi olursunuz.

İkincisi, gerçek ile fanteziyi ayırın.

Bir kâğıdı ikiye bölün. Bir tarafa bildiğiniz gerçekleri yazın: Kaç kez görüştünüz? Kadın sizi açıkça seçti mi? Tutarlı mıydı? Size saygılı davrandı mı? İlişki için emek verdi mi? Diğer tarafa yorumlarınızı yazın: “Aslında beni seviyor ama korkuyor.” “Bana bakışından anladım.” “Bir gün dönecek.”

İkinci sütunun ne kadar kabarık olduğunu görün.

Üçüncüsü, belirsizliği romantikleştirmeyin.

Makul bir tanışma sürecinden sonra açık ve karşılıklı ilgi yoksa, bunu “belki” olarak değil “hayır” olarak kabul edin. İlla kadından zalimce bir ret cümlesi duymanız gerekmiyor. Sürekli kararsızlık da bir cevaptır. Yatırım yapmamak da bir cevaptır. Sizi hayatında öncelik haline getirmemek de bir cevaptır.

Dördüncüsü, teması ve dijital takibi kesin.

Mümkünse iletişimi kesin. Aynı iş yerindeyseniz iletişimi işle sınırlayın. Profilini kontrol etmeyin. Hikâyelerini izlemeyin. Ortak arkadaşlardan haber sormayın. Eski mesajları tekrar okumayın. Fotoğrafları ulaşılması kolay yerden kaldırın.

Bu bir oyun değil. “Bakalım ben çekilince peşimden gelecek mi?” diye teması kesmiyorsunuz. Onu manipüle etmek için değil, kendi zihninizi iyileştirmek için çekiliyorsunuz.

Beşincisi, kadını insanlaştırın.

Onu kötülemeniz gerekmiyor. Fakat zihninizdeki kusursuz imgeyi gerçekle karşılaştırın. Tutarsızlıklarını, uyumsuzlukları, size iyi gelmeyen davranışlarını ve gerçekten tanımadığınız taraflarını görün. “Bu kadın mükemmel” cümlesi çoğu zaman “Bu kadını yeterince tanımıyorum” anlamına gelir.

Altıncısı, boşluğu doldurun.

Takıntıyı bırakmak yalnızca bir şeyi kesmek değildir. Açılan yere gerçek bir hayat koymanız gerekir. Spor, iş, arkadaşlık, üretim, yeni ortamlar, yeni hedefler… Bunlar basit dikkat dağıtma yöntemleri değil. Zihninizin tek bir kişiye yüklediği anlamı hayatın farklı alanlarına yeniden dağıtmaktır.

Yazıda bir yorumcu, yıllarca dışarıdaki bir kişiye harcadığı enerjiyi artık kendisine ve ailesini büyütürken ertelediği hayallerine yöneltmeye çalıştığını söylüyor. Yapılması gereken tam olarak bu.

Kadını hayatınızın projesi olmaktan çıkarın. Kendinizi yeniden hayatınızın projesi yapın.

Yedincisi, reddedilme kapasitenizi geliştirin.

Bazı insanlar yalnızca uzaktan hayran oldukları kişilere saplanır. Çünkü gerçek bir adım atmazlarsa kesin olarak reddedilmezler. Fantezide ilişki hep mümkündür.

Fakat reddedilmeden kaçarken yakınlıktan da kaçarsınız. Gerçek ilişki, karşınızdaki insanın sizi seçmeme ihtimalini göze almayı gerektirir. Birine açıkça ilginizi gösterirsiniz. Karşılık varsa ilerlersiniz. Yoksa üzülür ama yolunuza devam edersiniz.

Belirsizlikte yıllarca beklemek, net bir reddin birkaç haftalık acısından çok daha pahalıdır.

Sekizincisi, gerekirse profesyonel destek alın.

Takıntı işinizi, uykunuzu, beslenmenizi, evliliğinizi ya da günlük işlevinizi ciddi biçimde bozuyorsa; kontrol etme ve iletişim kurma dürtüsünü yönetemiyorsanız bu konuyu anlayan bir ruh sağlığı uzmanıyla çalışın. Bilişsel davranışçı yöntemler bazı kişiler için yararlı olabilir. İlaç konusuna ise ancak sizi değerlendiren bir hekim karar verebilir; internet videosundan ilaç seçilmez.

Profesyonel destek almak, “Bir kadın yüzünden güçsüz düştüm,” demek değildir. Zihninizde yıllardır çalışan bir döngüyü ciddi biçimde ele almak demektir.

İyileşmek, bir daha hiç hissetmemek değildir

Limeranstan çıkmak, geçmişi hafızanızdan silmek değildir. O kadını zaman zaman hatırlayabilirsiniz. Bir şarkı eski bir anıyı getirebilir. Hatta içinizde bir sızı da olabilir.

İyileşmenin ölçüsü, hiçbir şey hissetmemek değil; hissettiğiniz şeye rağmen hayatınıza devam edebilmektir.

Artık profiline bakmıyorsunuzdur. Mesaj atmak için bahane üretmiyorsunuzdur. Yeni insanları hayalinizdeki kadınla karşılaştırmıyorsunuzdur. Onun bir gün geri döneceği ihtimaline göre yaşamıyorsunuzdur. Kendinizi, onun sizi seçip seçmemesine göre değerli ya da değersiz görmüyorsunuzdur.

Ve en önemlisi, gerçek sevginin karşılıklı olduğunu kabul ediyorsunuzdur.

Gerçek sevgi yalnızca sizin çok güçlü hissetmeniz değildir. İki insanın birbirini görmesi, seçmesi, tanıması, saygı duyması ve birlikte emek vermesidir.

Sizin içinizde büyük bir duygu olması, karşınızdaki insanın size küçük bir yer ayırdığı gerçeğini değiştirmez.

Daisy amaç değil, araçtı

Yorumlardan biri Muhteşem Gatsby üzerinden çok güzel bir şey söylüyor: Gatsby keşke Daisy’nin son amaç değil, bir araç olduğunu anlayabilseydi.

Gatsby, Daisy’yi elde etmek istiyordu. Fakat aslında aradığı şey Daisy’nin kendisinden daha büyüktü: Tamamlanmak, geçmişi geri almak, değerli ve başarılı olduğunu kanıtlamak, içindeki boşluğu kapatmak.

Limerans yaşadığınız kadın da çoğu zaman son amaç değildir. Huzura, bütünlüğe, kabul görmeye ve canlı hissetmeye ulaşmak için kullandığınız bir vekildir.

Siz “Onu istiyorum,” dediğinizi sanıyorsunuz ama aslında “Onun beni seçtiği adam olmak istiyorum,” diyorsunuz.

İşte çalışmanız gereken yer burası. O adam olmak için o kadının onayına ihtiyacınız yok. Hayatınızı kurmanız, bedeninize ve zihninize bakmanız, sosyal cesaret geliştirmeniz, anlamlı hedeflere yönelmeniz ve kendi gözünüzde saygı duyduğunuz bir adama dönüşmeniz gerekiyor.

Kadının sizi seçmesini bekleyerek özgüven kazanamazsınız. Özgüven, seçilmediğiniz zaman da dağılmadan yolunuza devam edebildiğinizde gelişir.

Son söz

Yazıda bir yorumcu yaşadığı şeyi şu anlamda özetliyor: “Her sabah ilk düşüncem, her gece son düşüncem oydu. On yıldır onu görmedim ama hiç gerçekleşmemiş bir ihtimali hâlâ özlüyordum. Bunun aşk olmadığını şimdi anlıyorum. Bu, beni hiçbir zaman özlememiş birine duyduğum özlemdi.”

Limeransın en acı ama en özgürleştirici özeti bu olabilir.

Sizi özlemeyen birini özleyebilirsiniz. Sizi seçmeyen birine çok güçlü duygular besleyebilirsiniz. Bunlar insan olmanın parçasıdır.

Ama bu duyguyu kader, ruh eşi ya da büyük aşk diye kutsallaştırmak zorunda değilsiniz.

Kendinizi suçlayıp ezmeyin. Duygunun ortaya çıkışı her zaman sizin kontrolünüzde olmayabilir. Fakat bundan sonra ne yapacağınız sizin sorumluluğunuzda.

Kadının profilini bir kez daha açmak mı? Eski mesajları tekrar okumak mı? Bir işaret daha aramak mı? Hayatınızı bir “belki”ye teslim etmek mi?

Yoksa gerçeğe dönmek mi?

Gerçek bazen romantik değildir ama özgürleştiricidir. Gerçek şudur: Sizi isteyen kadın sizinle olmayı kolaylaştırır. Sizi seçen kadın sürekli şifre çözdürmez. Sağlıklı ilişki, iki kişinin karşılıklı olarak orada olmasıyla kurulur.

Hayatınızı, sizi seçmeyen bir kadının birgün fikir değiştirme ihtimali üzerine kurmayın.

Onu zihninizde bir tahttan indirirken kendinizi hayatınızın merkezine geri koyun.

Çünkü aradığınız son, o kadına kavuşmak değil. Aradığınız son; o kadın olsun ya da olmasın, kendi hayatınızın içinde sağlam, huzurlu ve bütün olabilmek.

Ve o hayat, bir gün onun geri dönmesiyle başlamayacak.

Siz bugün gerçeğe döndüğünüzde başlayacak.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımısaplantilizı da takip etmeyi unutmayın.

Kadınlar duygularını gösteren erkeklerden neden soğur?

Yayınlarını Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli İpuçları Setinde derlediğimiz Dr.K’nın bir yayınından (kaynak en altta) çeviri.

Bugün erkeklerin duygularını kadınlarına göstermesi meselesinden bahsedeceğiz. Internete bakarsanız, bu konuda erkeklere birbirinin tam tersi iki mesaj verildiğini görebilirsiniz.

Bir tarafta, “Erkekler duygularını bastırmamalı. Ağlamak sizi güçsüz yapmaz. Duygularınız hakkında konuşmanız sağlıklıdır” deniyor. Kadınların bir kısmı da, “Duygusal olarak ulaşılabilir, hassasiyetini göstermekten korkmayan, hislerini ifade edebilen bir erkek istiyorum” diyor.

Diğer tarafta ise çok sayıda erkek şunu anlatıyor:

“Bir kez zayıf anımı gösterdim, kadın benden soğudu.”
“Bana açılmamı istedi. Açıldığımda yüzündeki bakış değişti.”
“Tartışma sırasında anlattığım zayıflıklarımı daha sonra bana karşı kullandı.”

Kadınlardan da şu tür itiraflar geliyor:

“Erkek arkadaşımın duygularını göstermesi önce hoşuma gidiyordu ama artık sürekli ağlaması sinirimi bozuyor.”

Peki hangisi doğru? Erkek duygularını göstermeli mi, göstermemeli mi? Kadınlar gerçekten duygusal erkek mi istiyor, yoksa “duygularını göster” sözü erkeğin düşmemesi gereken bir tuzak mı?

Bu soruya “Erkek asla ağlamaz” diye cevap vermek de, “Aklınıza gelen her şeyi hiçbir ölçü gözetmeden kadının üzerine boşaltın” demek de çocukça olur. Çünkü mesele, duygularınızı gösterip göstermemenizden ibaret değil. Mesele; hangi duyguyu, ne zaman, ne kadar, kime ve nasıl gösterdiğinizdir.

İlk anlamanız gereken şey, duygusal olarak ulaşılabilir olmak ile, duygusal yük olmanın bambaşka şeyler olduğu. Bir kadın “Duygusal olarak ulaşılabilir bir erkek istiyorum” dediğinde çoğu zaman şunu kasteder:

“Ben konuşurken beni anlayabilsin. Hislerimden kaçmasın. Zor bir konuşma başladığında duvar örmesin. Benim duygum karşısında paniğe kapılmasın. Gerektiğinde kendi hislerini de açık ve olgun bir şekilde söyleyebilsin.”

Fakat bazı erkeklerin anladığı şudur:

“O zaman içimde yıllardır biriktirdiğim korkuyu, yalnızlığı, eski sevgili yaralarını, çocukluk travmalarını ve reddedilme kaygısını tek gecede bu kadının üzerine dökeyim. Sonra da beni sakinleştirmesini, toparlamasını ve bütün bunların sorumluluğunu almasını bekleyeyim.”

Bunlar aynı şey değil.

Duygusal açıklık, hislerinizi tanıyıp onları düzgün biçimde ifade edebilmenizdir. Duygusal boşaltım ise düzenleyemediğiniz bütün yükü karşınızdakinin kucağına bırakmanızdır. Birincisi olgunluk göstergesi olabilir. İkincisi ise karşı tarafa, “Bundan sonra benim ruh hâlimi sen idare edeceksin” mesajı verir.

Kadının soğuduğu şey çoğu zaman erkeğin üzülmesi değildir. Erkeğin, kendi iç dünyasının sorumluluğunu bütünüyle kadına devretmesi, kadını kendisine bir anne yapmaya çalışmasıdır.

“Güçlü erkek” duygusuz erkek değildir.

Erkeklerin sık yaptığı hatalardan biri, güç ile hissizliği birbirine karıştırmaktır. Güçlü erkek hiç korkmayan, hiç üzülmeyen, hiç ağlamayan bir robot değildir. Zaten böyle bir insan yoktur. Hissetmediğini iddia eden adam çoğu zaman duygularını tanımıyordur; öfke dışında hiçbir duygunun adını koyamıyordur.

Ama öbür uç da sağlıklı değildir. Her küçük terslikte dağılan, saatlerce aynı şeyi anlatan, sürekli güvence isteyen, ruh hâlini çevresindeki insanların yönetmesini bekleyen erkek de “Duygularımla barışığım” diyemez. Böyle bir erkek duyguları ile barışık değil, onların elinde oyuncaktır.

Olgunluk, duyguyu inkâr etmek değil, duyguyu taşıyabilmektir. Canınız acıyabilir ama yine de ne yapmanız gerektiğini bilirsiniz. Korkabilirsiniz ama korkunun sizi yönetmesine izin vermezsiniz. Yas tutabilirsiniz ama hayatınızın bütün yükünü eşinizin sırtına yıkmazsınız. Gerektiğinde yardım istersiniz fakat karşınızdakini ücretsiz ve tam zamanlı terapistiniz hâline getirmezsiniz.

İşte kadınların önemli bir kısmının “duygusal olarak olgun erkek” derken aradığı şey budur: Duygusu olan ama duygusunun altında ezilmeyen erkek.

Erkeğin görünmeyen duygusal emeği

İlişkilerde kadınların taşıdığı duygusal ve zihinsel yük hakkında çok konuşuluyor. Çocukların ihtiyaçlarını takip etmek, doğum günlerini planlamak, aile içindeki bağları sürdürmek, insanların ruh hâllerini fark etmek gibi işler gerçekten emektir ve küçümsenmemelidir.

Fakat erkeğin geleneksel olarak taşıdığı başka bir duygusal emek türü de vardır. Buna “duygusal sıkıştırma” ya da daha anlaşılır bir ifadeyle “duyguyu içinde tutup ortamı ayakta tutma emeği” diyebiliriz.

İşler kötüye gittiğinde sakin kalması beklenen çoğu zaman erkektir. Ailede bir kriz çıktığında paniği büyütmemesi, etrafındaki insanların duygusunu taşıması, çözüm araması ve güven vermesi beklenir. Çocuk korktuğunda, kadın kaygılandığında veya maddi bir problem çıktığında adamın kaya gibi durması istenir.

Bu da bedelsiz değildir. Kendi kaygınızı bir kenara koyup başkasını sakinleştirmek enerji ister. Siz de korkarken soğukkanlı kalmak enerji ister. Herkes dağılırken ayakta durmak ciddi bir duygusal emektir.

Burada mesele “Erkek her şeyi içine atsın ve sonunda kalp krizi geçirsin” demek değil. Mesele, birçok kadının erkekte yalnızca duygu paylaşma kapasitesi değil, aynı zamanda duygu taşıma kapasitesi de aradığını görmektir.

Kadın, “Beni anlayan bir erkek istiyorum” derken çoğu zaman duygusal fırtınası başladığında kendisiyle beraber savrulacak bir adam istemez. Fırtınayı inkâr etmeyen ama gemiyi de yüzdürebilen bir adam ister.

Bu nedenle bir erkek, kadının karşısında her zor anda dağıldığında kadın şunu hissedebilir:

“Ben zorlandığımda bu adama yaslanamayacağım. Üstelik onu da ben taşımak zorunda kalacağım.”

Çekiciliği öldüren şey gözyaşının kendisi değil, bu ihtimaldir.

Duygu paylaşmak açma-kapama düğmesi değildir

Duygu paylaşımını iki seçenekli düşünmeyin: Ya hiçbir şey söylemeyeceğim ya da içimde ne varsa hepsini dökeceğim.

Duygu paylaşımının dereceleri vardır. Karşınızdaki insanın da bunu taşıma kapasitesi vardır. Sizin anlattığınız yük ile onun o anda kaldırabileceği yük arasında büyük bir fark oluşursa, karşı taraf bunalmaya başlar.

Bunun en güzel örneklerinden biri büyük aşk itirafıdır.

Bir erkek aylarca bir kadına uzaktan ilgi duyar. Kadını kafasında büyütür. Onunla bir gelecek hayal eder. Söylemediği her şey içeride birikir. Erkekte duygunun seviyesi yüz birime çıkar, kadının olan bitene dair bilgisi ise sıfırdır.

Sonra erkek bir gün kadını karşısına alır ve “Seni aylardır seviyorum. Sen hayatımda tanıdığım en özel kadınsın. Seninle bir gelecek hayal ediyorum” der.

Erkek bunu dürüstlük ve cesaret sanır. Kadın ise kendisine nereden geldiği belli olmayan dev bir duygusal paket teslim edildiğini hisseder. Üstelik bu paketin içinde örtük bir beklenti de vardır: “Ben bu kadar yoğun hissediyorum; sen de buna karşılık vermelisin.”

Kadının geri çekilmesi, duygudan nefret ettiği anlamına gelmez. Sıfırdan yüze çıkan yoğunluğun altında kalmak istemediği anlamına gelebilir.

Sağlıklı yakınlık böyle kurulmaz. İlgi küçük adımlarla gösterilir. Karşı tarafın verdiği tepki görülür. O da yaklaşırsa siz biraz daha yaklaşırsınız. Duygusal bağ, iki kişinin karşılıklı ilerlemesiyle kurulur; bir kişinin aylarca kafasında kurduğu ilişkinin diğerine ilan edilmesiyle değil.

Bazı erkekler neden sıfırdan yüze çıkıyor?

Bazı erkekler sıfırdan yüze birdenbire çıkarlar çünkü birçok erkeğin duygusal destek ağı çok zayıftır.

Kadınlar genellikle sıkıntılarını birden fazla kişiyle paylaşırlar. Bir arkadaşlarına başka bir kısmını, kardeşlerine başka bir kısmını, eşlerine başka bir kısmını anlatırlar. Yük çeşitli ilişkilere dağılır.

Birçok erkeğin ise ya hiç yakın arkadaşı yoktur ya da arkadaşlarıyla yalnızca futbol, iş ve gündelik konular konuşur. Adam aylarca hiçbir şey anlatmaz. Sonra hayatına bir kadın girer ve kadın bir anda sevgili, en yakın arkadaş, psikolog, anne, motivasyon koçu ve kriz merkezi hâline gelir. Erkek sustuğu ayların bütün faturasını tek kadına keser.

Bu durumda kadın başlangıçta erkeğin kendisine güvenmesinden hoşlanabilir. Fakat bir süre sonra her buluşmanın terapi seansına döndüğünü fark eder. Erkeğin sorunlarını çözen, onu sürekli sakinleştiren ve her gün ona değerli olduğunu hatırlatan kişi hâline gelir. Romantik ilişki yavaş yavaş bakım veren ile bakıma muhtaç kişi ilişkisine dönüşür.

Böyle bir süreçte, kadının cinsel ve romantik çekiminin azalması şaşırtıcı değil. İnsan, sürekli annelik yaptığı kişiye karşı arzu duymakta zorlanabilir.

Peki kadın karşısında hiç mi ağlamayacaksınız?

Hayır, buradan böyle bir sonuç çıkmaz.

Babanızı kaybetmişsinizdir, çocuğunuz ciddi bir hastalık geçirmiştir, yıllarca emek verdiğiniz bir şey çökmüştür; böyle bir durumda gözünüzden yaş gelmesi sizi değersiz veya kadınsı yapmaz. Hayatın ağır bir darbesi karşısında üzülmek insani bir tepkidir. Hatta bazı durumlarda hiç etkilenmiyormuş gibi davranmanız, yakınınızdaki insana soğuk ve kopuk gelebilir.

Fakat tek bir olay karşısında ağlamak ile her gün duygusal olarak çökmek aynı değildir. Sevdiğiniz bir müzikte gözlerinizin dolması ile alkol tüketiminiz artarken kontrolsüz biçimde sürekli ağlamaya başlamanız da aynı değildir. İkincisi yalnızca “hassas bir erkek” olduğunuzu değil, ele alınması gereken psikolojik ya da fiziksel bir sorun yaşayabileceğinizi gösterebilir.

Burada bağlam, sıklık ve işlevsellik önemlidir. Bir kez ağladınız diye sizden soğuyan kadın olabilir. Her kadın olgun değildir. Bazı kadınlar erkeği insan değil, duygusuz bir güvenlik makinesi olarak görmek ister. En ağır kaybınızda bile gözyaşınızı küçümseyen bir kadın, uzun ilişki için iyi bir eş adayı değildir.

Fakat siz ayda üç kez dağılıyor, sürekli güvence istiyor, her sorununuzu onun çözmesini bekliyor ve sonra da “Beni duygularımı gösterdiğim için reddetti” diyorsanız kendinize hikâye anlatıyorsunuzdur. Kadın duygularınız yüzünden değil, duygusal öz düzenleme beceriniz olmadığı için uzaklaşmış olabilir.

İşlenmiş kırılganlık ile ham kırılganlık arasındaki fark

İki farklı paylaşım düşünün. Birincisi şöyle:

“İşten çıkarılma ihtimalim var. Mahvoldum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Beni bırakmayacaksın değil mi? Ya bir daha iş bulamazsam? Ben zaten hiçbir şeyi beceremiyorum.”

Bu konuşmada adam yalnızca korkusunu anlatmıyor. Kadından hem kendisini sakinleştirmesini hem geleceği garanti etmesini hem de adamın benlik saygısını tamir etmesini istiyor.

İkinci paylaşım ise şöyle:

“Bugünkü görüşmeden sonra işimi kaybetme ihtimalinin gerçek olduğunu gördüm. Açıkçası korkuyorum ve moralim bozuk. Bu akşam biraz konuşmaya ihtiyacım var. Yarın öz geçmişimi güncelleyip üç kişiyle temasa geçeceğim. Birkaç aylık giderimizi de yeniden hesaplayacağım.”

Bu adam da korkuyor. Duygusunu saklamıyor. Fakat duygusunun sorumluluğunu taşıyor ve harekete geçiyor. Kadını kurtarıcı ya da tam zamanlı duygusal destek elemanı koltuğuna oturtmuyor.

Bu ikinci paylaşıma, işlenmiş kırılganlık denir. His vardır, dürüstlük vardır, fakat yön de vardır. Ham kırılganlıkta ise adam duyguyu olduğu gibi karşı tarafa fırlatır ve “Şimdi bunusen yönet” der. Kadınların “Duygularını gösteren erkek istiyorum” derken aradığı çoğu zaman birinci değil, ikinci tür açıklıktır.

Duygularınızı nasıl paylaşmalısınız?

Öncelikle ne hissettiğinizi kendiniz anlayın. Birçok erkek “Kötü hissediyorum” seviyesinden öteye gidemez. Kötü hissetmek ne demek? Korkuyor musunuz? Utanıyor musunuz? Reddedilmiş mi hissediyorsunuz? Öfkeli misiniz? Kontrolü kaybetmekten mi çekiniyorsunuz? Duygunun adını koyamazsanız onu yönetemezsiniz.

İkinci olarak, ilk yoğunluk biraz geçmeden büyük konuşma yapmayın. Özellikle öfkenin, kıskançlığın veya terk edilme korkusunun zirvesindeyken ağzınızdan çıkan sözlerin çoğu iletişim değil, içini kusmaktır. Yürüyün, uyuyun, not alın, spor yapın, bir arkadaşınızla konuşun. Gerekirse profesyonel destek alın. Önce duygunun şiddetini yüz birimden altmışa indirin.

Üçüncü olarak, doğru kişiyi seçin. İki haftadır görüştüğünüz kadına bütün çocukluk travmalarınızı anlatmakla yıllardır yanınızda olan eşinize zorlandığınızı söylemek aynı şey değildir. Güven, bir anda ilan edilmez; zaman içinde sınanır.

Dördüncü olarak, karşı tarafın kapasitesini ve zamanlamayı hesaba katın. Kadın kendi ailesindeki bir krizle uğraşırken iki saatlik bir duygusal boşaltım yapmanız dürüstlük değil, bencillik olabilir. “Şu konuda zorlanıyorum, konuşmak için uygun musunuz?” demek küçümsenecek bir davranış değildir.

Beşinci olarak, neye ihtiyacınız olduğunu söyleyin. Çözüm mü istiyorsunuz, yalnızca dinlenmek mi, biraz yalnız kalmak mı? Karşınızdaki insan zihninizi okumak zorunda değildir.

Altıncı olarak, aynı meseleyi durmadan tekrarlıyorsanız artık paylaşım değil geviş getirme yapıyor olabilirsiniz. Aynı şeyi onuncu kez anlatmak yerine bir karar alın, davranış değiştirin veya destek alın.

Son olarak da destek sisteminizi tek bir kadından ibaret bırakmayın. Yakın erkek arkadaşlarınız olsun. Ailenizle ilişkinizi mümkünse canlı tutun. Spor, yazmak, yürümek, meditasyon ve terapi gibi farklı düzenleme kanallarınız olsun. Bir partner hayatınızın önemli bir parçası olabilir ama bütün psikolojik altyapınız olamaz.

“Duygumu daha sonra bana karşı kullanırsa?”

Bu ihtimal gerçektir. Bazı kadınlar tartışma sırasında erkeğin daha önce anlattığı zayıflıkları silah olarak kullanır. “Zaten baban da seni sevmemiş”, “Sen zaten yetersizlik komplekslisin” gibi sözler söyler. Böyle bir davranışın sonucu “Demek ki hiçbir kadına asla güvenmemeliyim” değildir. Sonuç, karşınızdaki kadının güvenilir olmadığıdır.

Bu nedenle bir kadına güveni kademeli verirsiniz. Küçük bir açıklık gösterirsiniz ve ne yaptığına bakarsınız. Sizi dinliyor mu? Anlattığınızı dedikodu malzemesi yapıyor mu? Sonraki tartışmada kullanıyor mu? Acınızı küçümsüyor mu? Yoksa saygıyla karşılayıp aranızda mı tutuyor?

İnsanları sözleriyle değil, küçük sınavlardaki davranışlarıyla tanırsınız. Daha ilk aylarda güvenilmez olduğu görülen birine en hassas yerlerinizi açıp sonra “Kadınlar böyledir” diye dolaşmanın anlamı yoktur.

“Bunların hepsi rol yapmak değil mi?”

Hayır. Duyguyu düzenlemek ile rol yapmak aynı şey değildir. Aklınıza gelen her şeyi söylememek sahtekârlık değildir. Öfkelendiğiniz anda patronunuza hakaret etmiyorsanız rol yapmış olmazsınız; kendinizi yönetmiş olursunuz. Aynı şekilde bir kadına karşı hissettiğiniz her korkuyu anında onun üzerine boşaltmamanız da sahtekârlık değildir.

Öz denetim, bastırma demek değildir. Bastırmada duyguyu inkâr edersiniz: “Ben üzülmedim, bana hiçbir şey olmaz.” Düzenlemede ise gerçeği kabul edersiniz: “Üzüldüm. Şimdi bunu sindireceğim, gerektiği kadar paylaşacağım ve yapmam gerekeni yapacağım.”

Birincisi duvar örmektir. İkincisi omurga sahibi olmaktır.

Sonuç

Erkeklerin önüne konan iki kötü seçenek var: Ya hiçbir şey hissetmeyen taş bir adam olacaksınız ya da içinizden geçen her şeyi filtresiz biçimde dışarı dökeceksiniz.

İkisini de reddedin.

Duygularınızı tanıyın. Gerektiğinde söyleyin. Ağır bir olayda ağlamaktan utanmayın. Fakat duygularınızı yönetme görevini kadına vermeyin. Sevgilinizi tek arkadaşınız, anneniz ve terapistiniz hâline getirmeyin. Paylaşımın dozunu ilişkinin güven seviyesine göre artırın. Kırılganlığınızı çaresizlik gösterisine çevirmeyin. Hissettiklerinizi anlatırken hayatınızın direksiyonunda hâlâ sizin oturduğunuzu gösterin.

Kadınların önemli bir kısmı duygusuz erkek istemiyor. Kendi duygusunu taşıyabilen, gerektiğinde onun duygusuna da alan açabilen erkek istiyor.

Kısacası mesele, duygularınızı gösterip göstermemeniz değil. Mesele, duygularınızı sizin mi taşıdığınız, yoksa onları taşıması için kadının sırtına mı bıraktığınızdır.

Kaynak: The Secret Reason Why Women Reject You

Engelli bir erkeğin saha raporu: engel, arzu ve red

Herkese selamlar.

Üç yıllık ilişkim bittikten ve Mahmut Abi ile bir görüşme yaptıktan sonra, geçmişte yaşadığım bazı olayları saha raporu şeklinde sizlerle paylaşmaya karar verdim. Hem kendi tecrübelerimi anlatacağım hem de özellikle engelli arkadaşların kafasını kurcalayabilecek bir meseleye değineceğim.

Ben de burada bulunan birçok kişi gibi, yaklaşık 7-8 yıl önce bir ayrılık sonrasında red pill camiasıyla tanıştım. Daha sonra okumalarım, araştırmalarım ve zaman zaman sorduğum sorular sayesinde kendime bir rota çizmeye çalıştım.

O dönem kafama en fazla takılan sorulardan biri şuydu: “Engelli erkeklerin red pill öğretisindeki yeri nedir?”

Engelli olduğum için bu sorunun cevabını doğal olarak merak ediyordum. Burada adını vermeyeceğim fakat red pillin temsilcilerinden sayılabilecek biri, bana açıkça “Engelliler kadınlarda arzu uyandıramaz” cevabını vermişti.
Şaşırmıştım. Çünkü red pill ile tanışmadan önce de ilişkilerim olmuştu. Bu durumda o kadınların hiçbiri bana arzu duymamış mıydı? Yaşadıklarımın tamamı bir illüzyon muydu? Matrix’in düşük bütçeli Türkiye uyarlamasında mı yaşıyordum?

Birkaç kişiye daha sorunca meselenin o kadar mutlak olmadığını gördüm.

O yıllarda Mahmut Abi ile de bu konuda bir görüşme yapmıştık. Söylediği söz, hatırladığım kadarıyla tam olarak şuydu:

“Kimi kel olmanı kaldıramaz, kimi kısa boylu olmanı, kimi esmer ya da sarışın olmanı. Engel durumun da bunlardan biri. Havuzunda kadın olduğu sürece bu bir problem değil.”

Benim tecrübelerim de büyük ölçüde bunu gösterdi.

Ultra yakışıklı bir adam değilim. Statü ve gelir bakımından da ortalamayım. Dolayısıyla “Senin engelin vardır ama mutlaka bunu telafi eden olağanüstü bir artın bulunuyordur” diyecek olanlar hiç uğraşmasın. Gizli holdingim, malikânem veya Brad Pitt’ten çalınmış bir yüzüm yok.

Nasıl bazı erkekler “Yakışıklı olana kadınlar bakıyor” veya “Parası olana kadınlar bakıyor” diyerek kendilerinin oyunda olmadığı gerçeğiyle yüzleşmekten kaçıyorsa, engeli mutlak yenilgi sebebi olarak görmek de aynı kaçışın farklı bir türü olabilir.

Elbette engeliniz nedeniyle sizi istemeyecek kadınlar olacaktır. Bunun aksini söylemek gerçekçi olmaz. Fakat kısa boylu, kel, kilolu, zayıf, esmer veya sarışın olduğu için elenen erkekler de var. İnsanların tercihleri bulunuyor ve siz herkesin tercihi olmak zorunda değilsiniz.

Aranızda engeli olan ve sürekli bu konuya takılan arkadaşlar varsa, bazılarınız muhtemelen kadınlara yaklaşmamak için engelinizi gerekçe olarak kullanıyorsunuz. Yaklaşmazsanız reddedilmezsiniz; fakat kabul edilmeniz de mümkün olmaz.

Kısacası, elinizde olanla oyuna dâhil olmak, hiç olmamaktan iyidir.

Girizgâhı burada bitirip rapora geçiyorum.
O gün bir arkadaşımla buluşmuş, bir şeyler yiyip daha sonra başka bir yere geçmeyi planlamıştık. Arkadaşım, bir kız arkadaşının yakınlarda olduğunu ve yanımıza gelmesinde sakınca bulunup bulunmadığını sordu.

O sıralarda ilişki düşünecek durumda değildim. Kafamda başka meseleler vardı. Bu nedenle kızı  ilişki anlamında hiç değerlendirmemiştim.

Yanımıza geldiğinde ortalamanın biraz üzerinde bir güzelliği olan bir kızla karşılaştım. Masaya oturur oturmaz: “Bana neden çay söylemediniz?” diye ortaya atladı.

Ben de gülerek:

“Garson orada, kendin söyleyebilirsin,” dedim.

Burada ne söylediğiniz kadar nasıl söylediğiniz de önemli. Aynı cümleyi suratımı asarak söyleseydim muhtemelen hakaret gibi algılanabilirdi. Ben gülerek ve takılarak söylediğim için konuşma oradan devam etti.

Kısa süre sonra arkadaşım üzerinden bana sataşmaya başladı:

“Arkadaşın da çok öküzmüş.”

Bunu birkaç kez tekrarladı. Ben pek pas vermeyince bu defa boyum üzerinden vurmaya çalıştı. Uzun boylu bir adamım ama zaten amacı gerçek bir tespitte bulunmak değil, beni dürtmekti.
“Evet, boyum 1.10,” diyerek takılmasına eşlik ettim.
“Kalk da bir bakayım,” dedi.

Ben de:

“Boyumun kısa olduğunu görmek için buradan çıkmamızı bekleyeceksin. Emir erin yok,” dedim.

Mekândan kalkıncaya kadar buna benzer sataşmalar sürdü. Üzerinden uzun zaman geçtiği için konuşmaların tamamını kelimesi kelimesine hatırlamıyorum. Hatırladığım şey, onun sürekli testler savurduğu, benim de savunmaya geçmeden topu geri çevirdiğim.

Kız devamlı olarak:

“Gitmeyin, beraber takılalım,” diyordu.

Bir noktada arkadaşıma dönerek:

“Bu kızı göndermeyelim, bizimle kalsın.   Başka zaman gideriz,” dedim.

Böylece ilk planı iptal edip beraber mekândan ayrıldık.

Kız kendisine bir kıyafet bakacağını, bizim de onunla gelmemizi istedi. İlk anda karşı çıktım fakat mağaza işini küçük bir oyuna çevirmeden de olmazdı.

“Bu işi on dakika içinde halledemezsin,” dedim.

“On dakikada bitirirsen ne istersen yapacağım. Bitiremezsen geçen her dakika için bana borçlanacaksın.”

Direkt terslemeye kalkınca yanağımı gösterip:
“İçinin fesat olduğunu biliyordum. Ben öyle şeylerden anlamam, iffetimi koruyorum,” diyerek takıldım.

Burada küçük bir parantez açayım: Böyle iddiaları ve şakaları karşıdaki kişinin mizacına ve aranızdaki rahatlığa göre yapmak gerekiyor.

Herkese ezberlenmiş aynı cümleyi söylemek oyun değil, çağrı merkezi metni okumaktır. Karşı taraf rahatsız olursa da uzatmamak gerekir.

Ters tepki vermeyecek, daha rahat biri olsaydı o an kiss close yapılabilirdi mesela.

Mağazaya girdiğimizde olay tam olarak benim öngördüğüm şekilde gelişti. Kredi kartlarını tekrar tekrar denedi ve yalnızca kasada yaklaşık beş dakika kaybetti.

Ben de bu sırada kasiyerle konuşup:

“Sizin de işiniz zor. Böyle müşteriler sizi nereden buluyor? Ben olsam istifa ederdim,” diyerek kızla dalga geçiyordum.

Hatta bir ara kasiyerle sohbet ciddi ciddi ilerleyecek gibi oldu. Kız bana beş dakika daha süre verse kasiyerin numarasını bile alabilirim diye düşündüğümü net hatırlıyorum. 😀

Mağazadan çıktıktan sonra birkaç farklı yere gittik. Akşamı bir arkadaşımın kafesinde bitirdik. Aramızdaki fiziksel yakınlık ve karşılıklı sataşmalar oldukça iyi ilerliyordu. Sürekli kinolara devam ettim.  Kızın ilgisi artık gizlenebilecek durumda değildi.

Ve geceyi kiss close ile kapattım.
Ciddi bir ilişkiye çevirmek gibi bir planım yoktu, olsaydı da bir şey değişmeyecekti muhtemelen.
Nitekim daha ertesi günden itibaren yoğun ilgi göstermeye, çok hızlı gelecek planları kurmaya ve ilişkiyi olduğundan daha ileri bir noktadaymış gibi yaşamaya başladı. İnsanların yanında, kendi annesinin bulunduğu ortamlar da dâhil olmak üzere, benimle  fazlasıyla yakınlaşmaya çalışıyordu.
Ve evet, yanlış okumadınız; annesiyle tanıştım.

Bir gün:

“Sana bir şey göstereceğim,” diyerek beni yanına çağırdı  ve kendimi bir anda annesiyle aynı masada buldum.

Far görmüş tavşan gibi kaldığımı hatırlıyorum.

Velhasıl ilişki, sexin de  bulunduğu yaklaşık iki aylık bir birlikteliğe dönüştü. Fakat aşırı ilgi beklentisi, ilişkinin çok hızlı ilerletilmeye çalışılması ve sürekli üzerimde hissettiğim baskı nedeniyle bir süre sonra ciddi biçimde bunaldım. Sonunda ilişkiyi bitirdim.

Daha fazla saha raporu göndermeyi düşünüyorum.

İlk raporu nispeten kısa tutmak istedim. İyi bir arşivci olduğum için on yılı geçmiş mesajlarım bile hâlâ telefonumda duruyor. Yalnızca bu ilişkiyle ilgili çok daha fazla ayrıntı yazabilirdim fakat ilk yazıdan okuyucuyu roman serisine sokmak istemedim.

Raporların daha uzun ve diyalog ağırlıklı olmasını isterseniz yorumlarda belirtebilirsiniz. Eski mesajları karıştırıp daha ayrıntılı şekilde yazmaya çalışırım. Sorularınız olursa onları da cevaplarım. Tek başına yazı konusu olabilecek kadar kapsamlı sorular çıkarsa Mahmut Abi’ye gönderirim; uygun görürse ayrıca yayımlar diye düşünüyorum.
Bu rapora bakıp oyunu kusursuz oynadığımı da sanmayın. Yazının başında söylediğim gibi, üç yıllık ilişkim yakın zamanda bitti. Engel durumum da dâhil olmak üzere çeşitli nedenlerle birçok kez reddedildim. Üstelik bu reddedilmelerin çoğunun gerçekten engelimden kaynaklandığını bile sanmıyorum.

Ama zaten bunun fazla bir önemi yok.

Mesele hiç reddedilmemek değil; her reddedilişi kişiliğiniz hakkında verilmiş nihai bir hüküm gibi görmemek. Bazen oyun iyi gider, bazen kötü gider. Takılıp kalmadığınız sürece de bu bir sorun olmaz.

Yıllardır arkadaş olduğum kızla birlikte olmaya başladım – Vaka çalışması

Abi selam, ben ve kızımız 24 yaşındayız. Üniversitenin ilk yıllarında tanıştık, çok iyi anlaştık ve 5 yıllık bir arkadaşlığımız var. Beraber ders çalışırdık, derslerden önce ve sonra zaman geçirirdik ve her konuda konuşurduk. Onunlayken kendimi çok rahat hissederdim. Arkadaşlığımızın başlarında fiziksel olarak yakınlaştık ama hiç seks yapmadık.

Bu 5 yıl boyunca onu çekici bulsam da, ona karşı pek bir şey hissettiğimi söyleyemem. Bu 5 yıl boyunca hem ben hem de o başka insanlarla sevgili olduk. Üniversite bitince görüşmelerimiz ve samimiyetimiz azaldı ama bağlantıyı bir şekilde canlı tutmayı başardık. Birbirimize zor zamanlarımızda destek olmaya devam ettik.

Ama son zamanlarda ona karşı hisler geliştirmeye başladım. Bir yakınımın ölümü üzerine bana destek oldu ve onunla ne kadar iyi hissettiğimi ve onun ne kadar da ilişki yaşamak isteyebileceğim bir kız olduğunu tekrar hissettim.

Tam da bu noktada çok hatalı davranmaya başladım. Onu aradım ve ona olan duygularımdan bahsettim ve onunla arkadaştan daha fazlasını istediğimi belirttim.

Bir kadından hoşlanıyorsunuz diye bu hoşlantının peşinden gitmeniz gerekmiyor. Ama madem bu hoşlantının peşinden gidip arkadaşlığını riske atacaksın, o zaman bari açılma. Açılmak pişmanlıktır. Doğal olarak pozitif cinsel gerilim ile bir ilişkiye gelişebilecek sürece fazla yük, fazla sorumluluk ve fazla stres bindirip, pozitif cinsel gerilimin yeşermesine engel olabilir.

Bunun yerine buluşmaları arttırıp seri adımlarla yürümen, iyi vakit geçirip fırsat buldukça işi fiziksele götürmen çok daha iyi olurdu. Bu şekilde bir şeyler yeşermediğinde çaktırmadan geri çekilip duygularını öldürerek arkadaşlığı riske atmayabilirdin. Evet, aşk da diğer duygular gibi kontrol edip söndürebileceğiniz bir duygu.

Bana çok yakın zamanda uzun süreli bir ilişkiden çıktığını, yeni bir ilişkiye hazır olmadığını ama arkadaş kalmak istediğini söyledi. Şimdi bu yaptığımın büyük aptallık olduğunu düşünüyorum ama o zaman duygularıma kapıldığımda bana mantıklı bir şey yapıyorum gibi gelmişti.

Duygularına kapılan herkese aptalca şeyler mantıklı görünürler.

Bu konuşmadan bir hafta sonra bir ortamda görüşmemiz gerekti. Oradan çıkıp takıldık, gece geç saatlerde ona gittik ve ilk defa seks yaptık.

Plot twist oldu ama bunu çıkma teklifi etmeden yapsaydın çok daha güçlü olurdu. Sonuçta iyi vakit geçirip cinsel gerilim ile sonuca gitmişsin ama, çıkma teklifi yaparken kontrol edemediğin duygular, senin bu kızla ilişkini yıkmak üzere pusuda bekliyorlar maalesef.

2 hafta sonra arkadaşlarla beraber tatile çıktık. Arkadaşlarım onu da çağırmam için ısrar ettiler.

Tatilde bana çok ilgiliydi. Sürekli elimi tutuyordu, sarılıyordu ve özellikle yalnız olduğumuz zaman çok daha ileri gidiyordu.

Birincisi, henüz sevgili değilseniz ya da ilişkinin başlarında arkadaşlarla değil baş başa çıkmanız daha iyi. Hatta arkadaş grubunuza girmesi için sevgililiğin ikinci ya da üçüncü ayını bekleyin. Gerçi sizin arkadaşlık durumunuz var ama normalde aranızdaki bağ sağlamlaşmadan arkadaşlarla görüşmenizi tavsiye etmem. Beraber geçirdiğiniz zamanın büyük bir kısmında rahatça fiziksel olamayacaksınız ve bir iki arkadaş olayı sabote edecek şeyler yapabilirler. Normalde sorun olmayacak şeyler, aranızda bağ yokken sorun olabilir.

Bu arada kadınlar konusunda hızlı bir adamsanız, sadece 3-4 ay sevgiliniz olan kızları arkadaş grubunuza getirin, tüm kızları değil. Çünkü sonra ciddi sevgiliniz ile gelirseniz arkadaşlarınız kıza gayrı ciddi davranabilirler ve özellikle kız arkadaşlarınız kıza sizin bir sürü kız getirdiğinizi ve onunda gelip geçici bir kız olduğunu çıtlatabilirler. Arkadaşlarınızın sizin uzun süreli ilişki aralarında yalnız olduğunuz sanmaları, birçok kadınla olan biri olduğunuzu sanmalarından daha iyi. Bu sayede birçok kız arkadaşınız ya da erkek arkadaşlarınızın kız arkadaşları, “gül gibi arkadaşımı bu piçe meze mi edeyim” diyeceğine “Mahmut’u Merve ile tanıştırayım yakışırlar” der.

Neyse değinmek istediğim başka bir konu daha var. Partiyi bozmak istemezdim ama kız erkek arkadaşından yeni ayrıldığı için, önümüzdeki 2-4 ay boyunca duygusal olarak nereye gideceğini bilemeyeceğini var sayman ve kendini fazla kaptırmaman lazım. Eskisine döner ya da onu düşünmeye başlayabilir ya da o olay tamamen bitmiştir seninle devam eder. Kim bilir. Her ne kadar bu yakınlığın anlık tadını çıkarsan da, ilişki bitimi sonrasında bir kadının ne kadar yakın olursanız olun, birden değişik bir yöne gitme ihtimaline açık olun.

Tatilden döndükten sonra da beraber olacağımızın sinyallerini veriyordu.

Birbirinizi uzun süredir tanıyorsunuz, kızın sana romantik ilgisi artıyor ve gönül ister ki bu ilişki devam etsin. Ama teknik olarak bunun yara bandı – rebound ilişki olma ihtimali en yüksek ihtimal olmasa da yüksek ihtimal. O nedenle duygusal yatırımına çok dikkat etmen lazım.

Duygusal yatırımı kontrol etmek bu iş birden biterse uzun sürecek ve acılı bir atlatma sürecini engellemek için önemli çünkü rebound ilişkiler (bu öyleyse tabi) çok ani biterler.

Ama asıl önemli olan bu değil. Kızın yüksek ilgisine kapılırsan ve fazla duygusal yatırım yaparsan, bu işin bitmesine neden olacak derecede itici, zayıf davranışlar gösterebilirsin. Çünkü ayrılık sonrası duygusal dalgalanma döneminde kız uzaklaşabilir ve sen duygusal yatırımı dizginleyemeyen bir kaygılı bağlanan biriysen, buna gerçekten itici tepkiler verebilirsin (peşinden koşmak veya sinirlenmek gibi). Kötüsü, bu geçici uzaklaşmalara itici tepkiler verirsen, kıza eski ilişkisinin daha iyi görünmesine neden olabilirsin ve kızı resmen eskiye özlem duyar hale getirebilirsin.

Arkadaşlarım bile sevgili gibisiniz diyorlardı.

Kızın ilgisi artmakla beraber, biz neyiz olayına henüz gelmemiş. Ayrıca bu “sevgili gibiyiz” lafı çok uğursuz bir laf, keşke hiç edilmeseydi. Çoğu yerde sevgili gibiyiz lafı, söyleyen tarafın karşı tarafa fazla düştüğüne, bu fazla düşme nedeniyle de hata yapmaya başlayacağına işaret. Örneğin kız bir iki gün bıraksan düzelecek bir uzaklaşma dönemine girdiğinde, fazla düştüğün için paniğe kapılıp, üstüne bir de bir şeyler yapmalıyım yanılgısına kapılabilirsin. Ya da kızın “henüz ilişkiye hazır değilim” sözlerini unutup, ilişkinin kadını durumuna geçerek ilişki baskısı yapmaya başlayabilirsin.

Bu aşamada senin fazla kapılmadan, iyi vakit geçirmeye ve fiziksele odaklanman en iyisi.

Benim sorum şu: bundan sonraki adımlarım ne olmalı?

Ben yapma dediklerimi yapıp ilişkiyi berbat ettiğin için yazdığını sanmıştım çünkü çoğu erkek artık geç olduğu bir aşamada yazıyor. Senin sorunu cevaplandırdım aslında.

Olayın keyfini çıkar ama aşk seline kapılma.

Sevgili gibiyiz hayal dünyasından uzak dur ve önümüzdeki 3-4 ay içinde, bu ilişkinin her yöne gidebilmesine hazırlıklı ol.

Uzun süreli ilişkiden yeni çıkan birinin gel gitleri olur. Buna hazır ol ve uzaklaşma anlarında paniğe kapılıp ilişkiyi mahvetme. Uzaklaşma anlarında kaygının yüksekliği, senin yakınlaşma anlarında kendini ne kadar kaptırdığına da bağlı. O nedenle kıza sıcak davran, yakın davran ama aşk böcüğü olup sevgi seline kapılma.

İlişkiye odaklanma, ilişkiye ilişkinin feminen tarafı odaklanır. Daha da kötüsü, ilişkiye odaklanırsan ilişkinin feminen tarafı sen olursun. Feminenleşen bir erkek itici olur.

Ya bu seviyede kalır ve biz neyiz demezse?

O zaman sen de bunun bu seviyede kalacağını kabul edip ona göre plan yaparsın. 2-3 ay verdikten sonra ya ben daha ciddi bir şey arıyorum der bırakırsın ya da böyle iyi der devam edersin.

Eğer aramızdaki şey devam etmezse ve biterse, arkadaşlığımız ne olur?

Arkadaşlığınız biter, bitmeli. Bu işe girdiğin zaman bu iş bittiğinde arkadaşlığın da biteceğini anlaman gerekirdi. Hayatında eskiden yattığın birini arkadaşın olarak tutman, ilerideki uzun süreli ilişkilerin veya evliliğin için gereksiz gerilim yaratacak bir şey.

İlişki istemiyorum dedikten sonra benimle yatması, benimle takıldığı anlamına mı gelir?

Belki. Sadece o anlama geldiğini söyleyemezsin. Evet, o anlama gelebilir ve bu nedenle ihtiyatlı olman lazım. Bu ilişki sevgililiğe de gidebilir, eskiye dönmeyip seni de bırakabilir, eskiye de dönebilir. En yüksek ihtimalli senaryodan en düşük ihtimalli senaryoya göre sıraladım ama ikinci ve üçüncü senaryo ihtimali de az değil.

Aslına bakarsan, şu an bu soruları sorarak da yanlış yapıyorsun ya da en azından yanlış bir zihin yapısındasın. Serseri erkek benimle sevgili mi yoksa sadece yatıyor mu kadını gibi düşünüyorsun. Bunlar senin davranışlarına yansıyacak bir feminen enerjiye neden olurlar. Normalde ilişkiyi, sevgililiği kadın daha fazla düşünür, sevgili olmadığınızdan kadın endişe eder ve kadın olayı sevgililiğe iteler. Yuvayı dişi kuş yapar.

Sen “ya yatarım, basarım, geçerim ya” kafasında ol demiyorum. Fazla efendi erkek, beta erkek, kaygılı bağlanan erkek kafasında olan adamlar, “fazla kapılma” dedin mi “kızı sikine takma” dediğini duyuyorlar. Kadından daha hızlı ve fazla ilişki isteme, ilişkiye odaklanma dedin mi “bas geç gardaş” dediğini duyuyorlar. Daha az duygusal yatırım yap dediğinde “aman ha, sıfır duygusal yatırım yap, duygusal yatırım yapan betadır” duyuyorlar. Kafası aşırı sağcı / solcu olunca, politik merkezi komunist / faşist sanan adam gibi, ilişkisel merkezi kadınları sikip atan piç erkek tavsiyesi sanıyorlar.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın

Bir kadına gereğinden fazla “değer vermek”: Muhtaçlıktan öfkeye giden yol – Vaka Çalışması

Bu vaka çalışmasında takipçi, daha doğru dürüst tanımadan sevgilisinin “saf ve masum” olduğunu düşünmüş. Onu hayatının merkezine koymuş, hediyelere boğmuş, her istediğini yapmış ve bütün zamanını ona ayırmış. Fakat ilişkinin daha dördüncü ayında o masum kızın değiştiğini, kendisini küçümsediğini ve verdiği hiçbir şeyin kıymetini bilmediğini düşünmeye başlamış. İlişki bittiğinde de geriye büyük bir öfke ve tek bir soru kalmış: “Bir kadının isteyebileceği her şeyi verdim; neden yetmedi?”

Mesele çok vermek değil, karşılığında ne beklediğiydi. Karşılıksız fedakârlık sandığı şeylerin arkasında görünmez bir borç defteri, hediyelerin altında gizli sözleşmeler, bitmeyen açıklamaların içinde ise onaylanma ihtiyacı vardı. Bu vaka çalışmasında, bir erkeğin kendi yarattığı “masum kadın” fantezisinin nasıl yıkıldığını ve sevgi sandığı muhtaçlığın nasıl öfkeye dönüştüğüne bakacağız.

Mahmut abi, 1 sene boyunca bir tane kız benim peşimden koştu. İlgisi olduğu apaçık belliydi. Daha önce ilişkim olmadı dedi. Ben de onu çok saf masum görüyordum.

Bir kadın saf ve masum olabilir ama 5-6 ay yakından tanımadan bir kıza saf ve masum derseniz, fazla duygusal yatırım yaparsınız. Bir kadının 5-6 aya kadar her bok olabileceğini var sayarsanız daha sağlıklı bir ilişki yaşarsınız. Bir kadını bilmeden etmeden melek diye yaftalayıp sonra kadın kelek çıkınca “orospu” diye yaftalamak, desteksiz hayalleri yıkılınca öfke dolmak, tipik bir AFC / efendi adam toksik kırılganlığıdır. Ayrıca o kadar fantezi ve hayal, kadın kelek çıksa bile bırakamamaya neden olabilir.

Erkek adam tabiri caizse bir kadının kelek olabileceğini var sayar. Kadın gerçekten kelek çıkarsa şaşırmaz,öfkelenmez. Zarardan daha erken ve kolay döner. Kadın “melek” çıkarsa da bir şey kaybetmez.

Kız daha sonra benim de ilgimi çekti ve kıza açıldım. Sevgili olduk.

Açılmak pişmanlıktır. Burada kızın ilgisi yüksek olduğu için büyük zararı olmamış ama zayıf bir başlanıç yapmışsın.

Kız ilişkide nasıl davranması gerektiğini falan hiçbir şey bilmiyordu. İlişkiye başladıktan sonra hep ben onu yönlendirdim, sürekli kendimi ona bir şeyler anlatırken buldum.

Üniversite yıllarında bir tane arkadaşına açılmış ama arkadaşı biz arkadaşız demiş. Ama 5 yıl geçmesine rağmen instagramdan konuşmaya devam etmişler. Benimle ilişkisi varke nde görüntülü konuşmuşlar. Bu durum beni işkillendirdi ve kızla konuştum. Durumu bana anlattı. Ben o adamı instagramdan çıkarttırdım, numarasını sildirdim.

Kız bana hep masum görünüyordu. Daha önce hiç sevilmedim falan demişti ve ben onu hayatımın merkezine aldım. Hayatında görmediği ilgiyi göstermeye başladım. 2 ay sonra ablamla otururlarken bir anda egolu egolu konuşmaya başlamış. İşte kardeşin beni bırakamaz kardeşin çok duygusal dayanamaz falan gibi laflar etmiş.

O götü sen kaldırdın. Kızı hayatının merkezi yaparak, fazla ilgi göstererek ve kızı melek diye putlaştırarak sen kaldırdın.

2 ay sonra kızın hareketleri tavırları bir anda değişmeye başladı ve ben de artık hiçbir olumsuz yanını görmemeye başladım. Her konuştuğumuzda arkadaşları ile ilgili bir şey söylesem arkadaşlarını savunmaya başlardı beni hiç bu kadar savunmamıştı. Bu huyları falan çok dikkatimi çekmeye başladı artık kızı tanıyamıyordum.

Hayır, kızı daha yeni tanıyorsun.

Sürekli ben bir şeyler anlatmaya çalışıyordum ve bana sürekli ben kendi değerimin farkındayım falan deyip duruyordu.

Birine sürekli bir şeyler anlatmaya çalışmak, ona “beni anla” diye yalvarmak demektir. Sürekli bir şeyler anlatmaya çalışan, kendini açıklamaya çalışan tarafı ast, karşı tarafı üst yapar. Bir insan iki, bilemedin 3 açıklamada anlamıyorsa, anlamayacaktır ya da anlamamaktan gelmeye devam edecektir. Bu gerçeği kabul edip buna göre davranın. Kabullenin ve boyun eğin değil. Terk de edebilirsiniz.

Bir kadına sıklıkla bir şeyler anlatmak zorunda kalıyorsanız, muhtemelen onunla uyumsuzsunuzdur ve ayrılmanız lazım. Ya da kız sizi “beni anla” diye yalvartmak için, ast yapmak için bu durumları yaratıyor olabilir ki o zaman hemen ayrılmanız lazım.

Ben de artık dolmuştum. Sürekli her şeyde beni suçluyor ve hep haklı çıkmayı başarıyordu artık.

Kız seni “beni anla” diye yalvartmak için, ast yapmak için bu durumları yaratıyormuş sanki. Klasik suçlu hissettirme de var. Bu aşamada o ilişkide kalarak sen kendin “ben buna layığım, vur bana, ez beni” diye davetiye çıkarıyorsun. Öfkelenmeye, dolmaya hakkın yok.

 O masum kız gitmişti.

Masum kız senin aptalca muhtaç bir fantezindi. Kendin uydurdun, kendine söylediğin yalandan uyandın.

Sürekli ben merkezli davranıyor ve ben tek başıma dışarı çıkamayacak mıyım, arkadaşlarımla sensiz bir yere gidemeyecekmiyim mesela 1 çift 1 bekar 1 de ben sensiz bir ortama giremeyecek miyim gibi sürekli beni test eden sorular soruyordu.

Bunlar ben merkezli ya da test amaçlı sorular değil. Gerçekten bu kadar kısıtlıyorsan, gayet haklı sorular ve bu çerçeveye girmemekte de haklı.

Ben de bu durumdan sıkılmıştım. Sürekli kıskanç olduğumu söylüyordu. Bir arkadaşlarının veda yemeği vardı kızlı erkekli. Oraya yolladım. Bir arabada 2 erkek 2 kız gitmelerine izin verdim.

Lütfetmişsin.

8 gibi gitti ve bana gittiğinde vardığını yazdı. Saat 22.30’a kadar mesaj atmadım o da atmadı. Ve ben de ne yapıyorsun yazdım, o da oturuyoruz dedi. Ben de tamam dedim. Sonra saat 23.50 de yazdım ama cevap gelmedi. 10 dakika sonra aradım. Mekandan kalktıklarını arabaya gittiklerini söyledi, çok ses vardı kapatıyorum dedi. Konuşamadan kapattık ve bana mesaj attı arkadaşların karnı acıktı kokoreç yiyip geleceğiz dedi bende müsait olunca beni arar mısın dedim ama 20 dk geri dönmedi. Sonra bana mesajını görmedim dönüş yolundayız diye mesaj attı eve gelince aradı kavga edeceğiz zannetti

Arkadaşları ile dışarıda olan bir kız için makul bir şekilde mesajlaşmış.

Ama ben uzatmadan iyi geceler dedim.

O zaman o çok kıskançsın, arkadaşlarla çıkamayacak mıyım olayı ne? Sırf manipülatif yalan mı yoksa sen bunlara aşırı karışıyorsun da o gece istisna mıydı?

Ona sürekli hediyeler alıyordum, istediği her şeyi yapıyordum, sürekli birlikte varkit geçiriyor konuşuyorduk ve sürekli veren taraf ben olmuştum.

Ben kişilik olarak, erkek olarak yetersizim ve yetersizliğimi rüşvetle (sürekli hediye), tüm zaman ve kaynaklarımı emrine açmakla yani beta öder olarak kapatmaya çalışacağım diyorsun. Sen ben çekici değilim diye sinyalleyip durduktan sonra, kızın seni itici bulmaya başlamasına şaşırmadın umarım.

Aldığım hediyelere artık tepki bile vermiyordu. İlişkimizin 4. ayında otururken konuşuyorduk ve bana aldığın hediyelere düşmüyorum benim için değişmen önemli dedi.

Rüşvet diye hediye aldığını biliyor ve suratına vurmuş.

Ben de ona aldığım hediyelerin onu düşürmek için olmadığını falan anlatıyordum.

Kendinden başka kimseyi kandıramazsın.

Ama o değişmem gerektiğini söylüyordu. Sonra 2 kız 2 erkek yemeğe gittikleri gün ne hissettiiğimi söyledi. Ben de ona güvendiğimi bir şey hissetmediğimi söyledim. Sonra bana neden 10 dk sonra hemen aradığımı sordu. Ben de ona saat 00.00 ı geçmişti dedim. O da sonuçta aradan yarım saat geçmedi nerede olduğum belli dedi bende ona kendimi yine açıklama yaparken buldum.

Sürekli açıklama yalvarmadır. Kendini ast yapmaktır. Kadınlar ilişkide ast olmaya hevesli erkekleri sevmezler. Ayrıca yalan söyleyip duruyorsun, neden aradığın belli. Kiminle ne yapıyor diye kontrol ediyorsun. Yalan söyleyince de korkak durumuna düşüyorsun.

Saatin geç olduğunu onu merak ettiğimi söyledim. O ise nerede olduğum belli aramam gerektiğini savundu. Ben de öfkeyle bir anda parladım. Sen bunu bana açıklattırıyorsun ya sana hiçbir şey demiyorum deyip ayrıldım. 5 dk sonra öfke ile söylediğimi istersen oturup konuşabiliriz dedim ama o istemedi bitsin dedi. Ben de bitirdim.

Ayrılık kelimesi öyle bir anlık öfke falan dinlemez. Ayrılmak istemiyorsanız, tehdit olsun, sopa olsun diye ayrılalım demeyin. Ayrılalım dediğinizde ilişki telafi edilmez şekilde asar alırsa şaşırmayın.

10 gün sonra içimi döken bir mesaj attım. Beni aradı. Dedi ki mesajını gördüm sen üzülme diye aradım. Biz anlaşamıyoruz sen beni anlamıyorsun sürekli tartışıyoruz falan deyip durdu.

Doğru muhtemelen. Aslında sürekli düğmeye basılmış gibi kendini açıklaman, kızın zorladığı bir şeyden çok senin muhtaçlığın gibi. Sanki kızın toksik olmasından çok, sen efendi adamın toksik kırılganlığına sahipsin.

Onu hayatımın merkezine almama rağmen konuşmalarımızda hala beni haksız göstermeye beni suçlamaya başladı.

Onu hayatının merkezine almana rağmen değil, onu hayatının merkezine alman yüzünden. Herkes senin bunu fedakar bir aziz olduğun için değil, sinsi ve gizli sözleşmeler sonucu yaptığını biliyor. Bir erkek bir kadını hayatının merkezine, ona her yönden sülük gibi yapışıp kafeslemek için alır. Bir kadını soğutmanın en kestirme yollarından biri onu merkeze almaktır zaten.

O gün 10 dakika daha dayanamadın bile dedi. Ve şu an 14 gün oldu. Hala konuşmuyoruz.

Konuşmuyorsunuz, çünkü ayrıldınız.

İnstagramdan çıkardım, artık onu rahatsız etmeyeceğimi söyledim. Ama öfkem çok büyük. Bir kadının isteyebileceği herşeyi verdim. Kızlarla arama mesafe koydum, telefon şifremi verdim, her şeyi yaptım. Bir sözünü 2 etmedim.

Ve bunların hepsini, arka planda bir borç defteri tutarak, “ben sorulmadan bir şey yapayım, borçlu hissetsin ve karşılığını sonra versin” diye yaptın. Tipik gizli sözleşme ve bedava peşkeş çektiğin şeylerin karşılığını tahsil edememenin öfkesi. Klasik bir efendi adamın toksik kırılganlığı vakası.

Ben de ilişkide tecrübesizim ama öfkem çok büyük. Nerede hata yaptım ve şimdi ne yapmalıyım?

Sana tavsiyem Efendi Adamın Toksik KırılganlığıEfendi Adamın Toksik Kırılganlığı kitabını okuman. Başından çok fazla yatırım ve sinsi efendi erkek oyunu ile gelen hüsranı yaşamışsın. Bizim ilişkilerde bağlanma stilleriilişkilerde bağlanma stilleri kitabını da tavsiye ederim.

İlişkimiz 4 ay olmuştu 4.ayında ayrıldım ama fazla bağlanmış gibi hissediyorum ve onunla konuşmak öfkemi anlatmak istiyorum.

Ben burada öfkeni ve hüsranını bir daha bu şeyleri yapmamak üzere derse dönüştürmeni tavsiye ederim. Kıza öfke kusman seni geçici olarak rahatlatabilir ama bu aşamada aynı zamanda kıza kuyruk acını kusarsın ve sonra pişman olabilirsin. En iyisi, tecrübesizliğine verip dersini almak.

Bitirirken, İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabındaki “Efendi Adamın Toksik Kırılganlığı olarak kaygılı bağlanma” bir alıntı yapmak istiyorum:

Efendi adamın – kaygılı bağlanan erkeğin yaptığı her iyiliğin, fedakarlığın arkasında gizli bir beklenti, gizli sözleşme vardır. Efendi adam, “ben senin için 10 şey yaparsam, sen çok mutlu olursun ve benim istediğim şeyi bana büyük bir hevesle verirsin” modunda davranır. “Ben bulaşıkları yıkarsam, seks yaparız”, “şunu yaparsam seks yaparız”, “bunu yaparsam seks yaparız”, vs. “Senin için şunu yaparsam, beni kabul edersin”, “senin için şunları yaparsam bana kızgın olmayı bırakırsın”. 

Böyle bir erkek farkında olmadan annesini memnun etmeye çalışır durur. Böyle bir erkek için sevgilisi – karısı, gizli sözleşmeler aracılığı ile ve sürekli memnun etmeye çalışarak güvenlik almaya çalıştığı bir otorite figürüdür. Adamın karısı veya sevgilisi, bu sözleşmelere imza atmamıştır ve aslında bunların varlığından bile haberdar değildir. 

Kadın, kaygılı bağlanan erkeğin her yaptığı şeyin karşılığında bir şey beklediğini, tüm o nazik ve güya fedakar davranışlar ile onu sürekli borçlu çıkardığını bilmeyebilir ama kadının sinir sistemi, bunları hisseder. 

Karşısındaki insan kendisine sürekli bir şeyler verir ve sonra da beklenti içinde bakar. Her verici davranışında, beklediği şeyi alamaz ve dışarı vuramadığı bir öfke biriktirir. Kadın ne olduğunu anlamayabilir ama bir şeylerin yanlış olduğunu hisseder. Aslında daha kötüsü, bir şeylerin tehlikeli olduğunu hisseder. İçinden bir ses, “benim için sürekli iyi şeyler yapıyor ama ne olduğunu söylemediği beklentiler var ve bana öfke biriktiriyor. Bu öfkeye ne olacak? Ne zaman patlayacak? Güvende miyim?“ 

Lüks bir restorana gittiğinizi düşünün. Masaya oturdunuz ve siz daha menü bile istemeden masaya çok güzel yemekler servis edilmeye başlandı. Siz “bunların fiyatı ne?” diye her sorduğunuzda elemanlar size “siz fiyatı dert etmeyin” dediler. 

Altın tabaklarda sunulan biftekleri yediniz, istakozu yediniz, balıkları yediniz. Sonra yavaş yavaş, size nasıl bir fatura kitleyecekler endişesi ile panik atak yaşamaya başlarsınız. Efendi adamın partnerinde yarattığı duygu da buna benzer bir duygu. Kadınlar nazik şeyler yaptığınız için sizden uzaklaşmıyorlar, sizden dürüst olmadığınız için, manipülasyon yaptığınız için uzaklaşıyorlar. Siz yüce gönüllü olmaya çalışıyorsunuz ama aslında bir insanı sizin ihtiyaçlarınızı karşılaması için manipüle ediyorsunuz ve bu arada sizden gereksinim duyduğu en önemli şeyi, güvenliği sağlamıyorsunuz. Tam tersine, onun güvenliğini tehdit ediyorsunuz çünkü sonunda nasıl bir fatura çıkacağından korkarak yaşıyor.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Eski sevgilimi ben terk ettim ama hala unutamadım – vaka çalışması

Bugün ele alacağımız vaka çalışmasında, takipçi 1 yıl kadar beraber olduğu kadını terk etmiş. Eski sevgilisi toksik, sürekli olarak saygısızlık yapan, birçok alarm veren bir kadın olduğu için, zor da olsa sonunda doğru olanı yapmış. Sonunda diyorum zira bir yıllık ilişkide kadını 3-4 kere bırakmış ama her seferinde geri almış.

Sorun şu ki, bu toksik ilişkinin üzerinden 6 ay geçmesine rağmen, terk ettiği eski sevgilsini unutamamış. Takipçi, ismine  Erkan diyelim, çevresinde bir uydu erkek barındıran ve başka erkeklere mavi boncuk dağıtan bir kadın olduğu için kararının doğru olduğunu biliyor ama yine de onu özlüyor. Bu da takipçiyi oldukça şaşırtan bir durum.

Aslında tabi ki Erkan bu kadını değil, bu kadının olmasını istediği fanteziyi özlüyor. Acı çekmesinin ve kızın aklından çıkmamasının nedeni, gerçekliği henüz kabul edememesi.

Burada bir başka sorun da, yeni ve derin bir ilişki ile biten ilişki arasında ortalama olarak 1.5 sene gibi bir sürenin olması. Birçok erkek maalesef hayatında düzenli ve derin bir bağ olan kadını 2-3 ay içinde bulamazsa, paniğe kapılıyor ve sanki hiç bulamayacakmış gibi hissetmeye başlıyor. Bunun sonuçlarından biri de, ilerde derin bir bağ yoksa, eski bağı özlemek oluyor. Bu özlem özellikle, erkek ilişkiyi hayatının merkezi yapıp ilişkisinin dışındaki sosyal hayatını ve uğraşlarını boşladıysa daha şiddetli oluyor. Erkek sadece hayatının merkezi olan bir bağı kaybetmekle kalmıyor, aynı zamanda o bağ hayatından çıkınca, sosyal bir çöl ile başbaşa kalıyor.

Bu nedenle ilişkiniz olduğunda, hayatınızı ilginç ve sosyal yapan şeylerden uzaklaşmamalısınız. Ve uzaklaşsanız bile, ilişki bittiğinde, içinizden gelmese bile,  hayatınızı ilginç ve sosyal yapan şeylere devam etmelisiniz.

Neyse, fazla uzattım. Erkan’ın hikayesine bakalım.

Abi merhaba. 6 ay kadar önce, 1 yıllık ve oldukça kaotik olan ilişkimi bitirdim. Ben 29 yaşındayım, eski kız arkadaşım ise 27 yaşında.

Aramızda inanılmaz bir bağ vardı. Hayatımda kimseyle bu kadar iyi vakit geçirmedim. Seks harikaydı. Beni o kadar çok, o kadar yoğun seviyordu ki anlatamam.

Bir şeyi çok açık anlatıyorsun ama zerre farkında değilsin. “Gerçek olamayacak kadar güzelse, gerçek değildir” diye bir laf var. Kullandığın abartı kelimeler, toksik ve manipülatif partnerin aşk bombardımanını tamamen yuttuğuna işaret. Aranızdaki muhtemelen derin bir bağ değil, kaotik ilişkinin iniş çıkışları ile aralıklı pekiştirilen bir bağımlılıktı. Seks bombardımanı zaten belli. Yoğun sevgi sandığın şey de, muhtemelen kaotik ve hedonist yapışkanlıktı.

Toksik aşk bombardımanını, gerçek olmadığı için gerçek olamayacak kadar güzel görünen “bağı” olduğu gibi değil de böyle süslü pembe gözlüklerle görürsen, aslında seni manipüle edip kanını emme gibi bir niyeti olmadığından fare kapanına “harika” peynirler koymayan normal bir kadının gerçek sevgisi, sana bayat ve renksiz gelir. Pembe gözlüklerle kendine gerçek diye yutturduğun geçmiş ilişkini özler durursun.

Ama …

Bu harika, inanılmaz, yok böyle bir şey “sevgi” zaten hep “AMA” ile paket olarak gelir.

Problem şu ki, aramızdaki derin aşka ve kimyaya rağmen …

Cinsel azgınlığa ragmen desek daha doğru olur.

balayı aylarından sonra ona olan güvenimi sarsmaya başladı.

Aşk bombardımanı genellikle böyle biter. Cennet bahçesinde yürüdüğünü sanarken, birden ayılır ve kendini bir mayın tarlasının ortasında bulursun.

Aslında rüyadan uyandığında geri dönüp mayın tarlasından çıksan, yine çok hasar almazsın. Ama “bunu düzeltebilirim, gözlerimi kapatıp gül bahçesine dönebilirim” dersen, büyük hasar alırsın.

“Hayır ben bu işi şu abiden ya da şu abiden öğrendim, bu kızı düzeltebilirim!”

Bozuk bir kadını düzeltemezsiniz. Sağlıklı bir kadınla olan ilişkinize yapacağınız yatırım, o kadının daha da iyi olmasını sağlar ama sağlıksız bir kadına yatırım, onun daha da kötü olmasını sağlar.

Onu daha objektif değerlendirmeliydim ama abi ilk aylarda her şey o kadar harika gidiyordu ki!

Paranoyak bir şekilde bir şeylerin kötü gideceği beklentisinde olmanızı tavsiye etmem ama her şeyin harika olduğunu düşündüğünüz anda bunu yakalayıp “bir dakika” demeniz lazım. “Burada bir problem olabilir, gerçek olamayacak kadar güzel ise gerçek olmayabilir”.

Birçok erkek maalesef “ah çok harika, ah mükemmel” diye eriyor ve sonra da aylarca kurtulmaya çalıştıkları şekilde yaralanıyor.

İnsanlar gerçek yüzlerini 3-6 ay kadar saklayabilirler. Yani biriyle beraberliğinizin ilk 3-6 ayında, “dur bakalım bu ne kadar gerçek, ne kadar reklam ya da sahte” şeklinde temkini elden bırakmamalısınız. Kız sonra gerçekten iyi çıkarsa, başlangıçta çok yüksel dürtüsel coşkuların hedonist zevkine tam dalamazsınız ama uzun süreli mutlu olabilirsiniz.

İlişkinin başında önünüzü kış tutun, bırakın yaz gelsin. Çoğu kaygılı bağlanan, sevgi açı erkek, aşk bombardımanı ile önünü bitmeyen yaz sanıyor ve kara kışa toslayınca darmadağın oluyor. Bu konudan, kendimizi kaptırmadan sevemeyecek miyiz yazısında bahsetmiştim.

Sonra, bazı kötü davranışları ortaya çıktı. Bunlar birk ere olan şeyler de değildi, düzenli olarak yaptığı şeylerdi. Mesela eski sevgililerinden konuşuyordu ve birkaç kez gereksiz cinsel ayrıntılara da girdi. Kızdığında bana tehditler, aşağılamalar ile saldırıyordu.

Bu ikisi bile bir kez, geri dönüşsüz ayrılmak için yeterli.

Çevresinde uydu erkek barındırıyordu ve bunlarla sınırlarına zerre dikkat etmiyordu. Bunlardan en samimi olduğu erkeğe, bizim yatak hikayelerimizden bahsetmiş.

Bu kadın bu adamları sadece ilgi kaynağı olarak değil, erkek arkadaşını sopalamak ve hizada tutmak için kullanıyor. Bu çalışır bir taktik olmasa bile, bir kadının bunu yapması, onu kalitesiz ve sevgili yapılmaması gereken bir kadın yapar.

Beni eski sevgilileri ile karşılaştırıyordu ve bunu bazı alanlarda yetersiz olduğumu belirtmek için yapıyordu.

Başlardaki o gerçek olmadığı için gerçek olamayacak kadar harika “aşkın” nedeni tam olarak bu işte. Bulabileceğin en boktan kadınlardan biri, gerçek yüzünü saklamaktan yorulduğunda, o rüya gibi deneyime geri dönme umudu ile üzerine attığı her türlü pisliğe ragmen ilişkide kalman için.

Kızın sonradan yaptıkları da zaten seni sevmediğine, yaptıklarının manipülasyon olduğuna kanıt. Gerçi kişisel algılama, kız sevgi kapasitesi olmayan ve sevmeye değmez bir paçavra, sana özel bir durum değil. Senin burada küçük düşmene neden olan şey, kızı bunlara ragmen seri olarak terk etmemen.

Maalesef suçlandığı zaman refleks olarak kendisini suçlamaya meyilli bir erkeksen, kız arkadaşın seni eski sevgilileri ile karşılaştırıp aşağıladığında, “bu karı malın teki çıktı, seri olarak bırakayım” refleksi göstereceğine, “beni yetersiz görüyorsa yetersizim” demeye başlarsın. Sonra da kendini kıza ispatlamaya çalışırsın.

Normal bir kadın örneğin ona yeterince zaman ayırmıyorsan sana “artık bana çok zaman ayırmıyorsun” gibi bir şey söyler. Arıza bir kadın ise “eski sevgilim hiç böyle yapmazdı” gibi şeyler saçmalar.

Bir süre kadın erkek ilişkileri ile öğrendiklerimi kullanarak, onu düzeltebileceğimi düşündüm.

Hayır, onu düzeltemezsin. Birini düzeltmek veya kurtarmak sizin işiniz değil. Sizin işiniz  uyumlu bir ilişki yaşayabileceğiniz, toksik olmayan birini bulmak ve yolda karşınıza çıkan bu tür toksik kadınları da en hızlı şekilde elemek.

Sorun şu ki, bu tür kadınların oranı daha az olsa da, ilişkilerde dikiş tutturamadıklarından ve büyük bir kısmı da cinsel olarak çok aktif olduğundan, piyasada daha çok bu tür kadınlarla karşılaşacaksınız. Ve eğer aşk bombardımanını yememeyi öğrenmezseniz, arka arkaya toksik ilişkilerde yıllarınızı boşa harcamanız çok kolay.

Ama çabalarıma rağmen bir değişiklik olmadığını görünce, 6. ayımızda onu terk ettim.

Ve kesinlikle de geri dönmemen gerekiyordu.

Defalarca aradı, mesaj attı ve kapıma gelip değişeceği konusunda sözler vererek yalvardı.

Sanırım bir insanın değişmeyeceğinin en önemli göstergelerinden biri, terk edildikten sonra değişeceği konusunda yalvarması.

Bu arada, bir kadın ne kadar çok ağlarsa, ona o kadar az acıyın. Özellikle de böyle kritik ilişki kırılmalarında. Az ağlayana, acısını kendi içinde yaşamaya çalışana acıyın, göstere göstere ağlayana acımayın. Bu konuda bir kadının sizin için çok ağlaması, sizi çok sevdiğini göstermez adlı bir yazı yazmıştım. Bu tür oyuncağını kaybedince “değişeceğim” diye ağlamalar manipülasyondur.

Ama ilişkiye yeniden başladığımızda, eski davranışlarına geri dönüyordu.

Sadece seni ilişkiye çekmek için yalan söylediğini anlıyorsun muhtemelen.

Çok güzel bir kız ve bugüne kadar tüm yaptıkları güzelliği sayesinde yanına kalmış.

Alçak gönüllü olup kendi katkılarını görmezden gelme. Sırf güzel diye yaptığı her şeye rağmen kızı bırakmayan, ödüllendiren senin gibi abazanların sayesinde de. Kız güzel olunca böyle şeylere rağmen bırakmayacak, kendisini sürekli alacak adamlar olduğunu, kıza siz öğretiyorsunuz.

Sonraki 6 ayda terk et – yalvarsın – geri al döngüsüne girdik. Sonunda onu her aldığımda, daha da kötüleştiğini fark ettim.

Adama ne yapsam bırakamıyor diye düşünmesini sağladın. Daha da kötüleşmesi doğal değil mi?

Terk ettiğimde gösterdiği sevgi, ağlamaları ve sözleri geri dönmeme neden oldu.

Bunca zaman sonra bile o gösterdiği şeyin sevgi olmadığını, manipülasyon olduğunu anlamamışsın. Bunca zaman sonra da unutamama sebebin bu. Çok sevildin ve ne olursa olsun çok sevilme deneyimini kaybettin sanıyorsun. Sürekli olarak verilen sözlere inandığın için, kızı geri almasan da masalları gerçek sanmayı kendine öğrettin. Gerçeklikten kopuşun hala devam ediyor ve unutamama sebebin de bu.

Sonunda onu terk ettim ve tüm aramalarını bloke ettim, bana ulaşamamasını sağladım. Bu, bugüne kadar yaptığım en zor şeylerden biriydi.

Bu tür toksik ilişkilerin etkisinin daha kalıcı olma sebeplerinden biri de, aralıklı pekiştirme ile bağımlılık yaratmaları. Senin durumun sadece gerçek olmayan bir mükemmeliği gerçek sanmak değil, aynı zamanda bağımlılık geliştirmen.

Burada en iyisi, bu tür bir ilişkiye girmemek ve girilse bile en kısa sürede ilişkinin ne olduğunu anlayıp çıkmak. Bu nedenle zaten toksik ilişkiler kitabındaki bilgileri toksik ilişkiniz yoksa bile bilmeniz önemli.

Ayrıldıktan sonra kendime odaklandım, işimde ilerledim, yeni arkadaşlar yaptım ve gayet iyi kızlarla görüştüm. Şu an bir kız arkadaşım var ve sosyal olarak çok aktifim.

Fakat bütün bunlara ve aradan geçen onca zamana rağmen, kendimi hala onu düşünürken buluyorum. Onunla yaşadığımız o eğlenceli zamanları, bağı ve aşkı düşünüyorum. Bunlar çok özel şeylerdi.

Bu konuda ne yapabilirim?

Burada gerçekte olan şey şu ki senin özel dediğin bağ, senin boğazına kadar battığın manipülasyondu ve tek taraflıydı. Sen o anlarda büyük bir sevgi ve bağ deneyimlediğine inandın ve bunu yaşadın fakat aranızda bağ ve aşk yoktu. O taraftan sana akan şey manipülasyondu, sen bu zokayı yuttun.

Sen daha o deneyimin yalan olduğunu kabul etme aşamasına gelememişsin. O kızla ilişkin, muhtemelen en az sevildiğin ilişkiydi. Fakat kumar bağımlısının hissettiği o az da olsa büyük kazanma ihtimali seni bağımlı yaptı.

Bu tür aşk bombardımanlarına çoğu erkek düşebilir ama manipülasyon bitip de kızın gerçekte ne olduğu ortaya çıktıktan sonra bile düştüğün tuzağı bağ ve aşk olarak tanımlamak, çocukluktan kalma bir açlık gerektirir. Bence senin bir tarafın kendini hala “o zaman büyük bir aşk yaşadım” yalanıyla doyurmaya muhtaç.

Bakın yanlış anlamayın, büyük bir bağ ve aşk yaşayamazsınız demiyorum. Ama senin anlattığın toksik kızla yaşadığın şeyin, en azından o kız tarafında bağ ve aşk bile olmadığını söylüyorum. Bu tür ilişkilerde en çok duyduğum şey “hiç bu kadar sevilmedim” oluyor. Ve işin trajik yanı, böyle ilişkiler bu adamların hemen hiç sevilmedikleri ilişkiler.

Eğlence kısmına gelirsek, bu kadın gibi kadınlar, sürekli olarak erkeklerle takıldıklarından ve düşüp kalktıklarından, erkeklerle eğlenmeyi, derin muhabbetler etmeyi, normal bir kadına göre çok daha iyi bilirler. Genel olarak erkeklerle çok fazla oranda samimi olan ve ilişki materyali olmayan kadınlar, erkeklerle sınırları olan ve bunları koruyan, ilişkilik kadınlara göre daha eğlenceli, muhabbeti iyi olan kadınlardır. Dayılara bağı bahçeyi sattıran muhabbeti, pohpohlamayı, eğlenceyi evdeki karısının değil pavyondaki pavyon karısının bilmesi gibi.

Erkeklerin de kadınlar gibi bir denge bulması lazım. “Ay biliyorum Aykut serserinin tekiydi, arkamı dönsem aldatıyordu ve bana kötü davranıyordu. Ama onunla yaşadığım o heyecan, o eğlence, o yakınlık! Hele ilişkinin başlarındaki o aşk! Aynısını şu anki sevgilimde bulamıyorum” diyen aptal kadının erkek versiyonu olmayın. Sen maalesef olmuşsun.

Bir başka problemin de, muhtemelen sevgi açlığının sonucu olarak, çok kısa sürede biri ile ilişkiye başlamışsın. Uzun süreli bir bağ kurabileceğin bir ilişki karşına 1.5 senede bir çıkar. 6 ay geçmiş, bir ilişki içindesin ve bu ilişkideki bağ sana bir öncekini unutturmamış. Eski sevgili ile olan yoğın bağı unutman için yoğun sevgi ve bağ içeren bir ilişkiye başlaman gerekli demiyorum. Sadece 4-6 ay sonra bulduğun bir ilişkinin, aceleye getirilmiş, yara bandı bir ilişki olabileceğini söylüyorum. Bu tür yara bandı ilişkiler, yalnız kalıp gerçekleri sindirmekten kaçmanızı sağlarlar ama aynı zamanda sizin “onun gibisi yok” algınızı güçlendirirler.

Zaman bu tür bir ayrılık acısının en büyük ilacı ama sen çok hızlı bir şekilde ilişkiye atlayarak olsun, gerçekliği kabul etmeyerek olsun, bu süreyi çok uzatıyorsun. Yine de bir 6 ay daha geçmeden tamamen aklından çıkma ihtimali yüksek.

Bu deneyimden öğrenmen gereken şey, duygular şelale olunca o duyguların zevkine ve seline kapılmamak. Eğer bu sele kapılmaya karşı koymazsan, bu zevk şelalesini en zirvede yaşarsın ama gerçeklikten koparsın. Partnerini doğru değerlendirememekle kalmaz, onun sonradan sana yaşattığı acılara rağmen ondan kolay kolay kopamazsın. Kopsan bile kendine gelmen kolay olmaz. Karşı koymadığın zevk zirveleri, sonraki dipler ne kadar derin olursa olsun bağımlılık yaratırlar.

Kısacası, öncelikle bu kızla ilişkini neredeyse kutsal bir bağ ve sevgi olarak tanımlamayı bırak. Erkeklerle düşüp kalkmaktan hangi erkeğin hangi zayıflığını kullanacağını, hangi erkek egosunun ağzına hangi balı çalacağını çok iyi bilen bir kadının, tam senin ağzına göre çaldığı manipülasyonu aşk ve bağ sandın.

İkincisi, bu kadar hızlı bir şekilde ilişkiye atlamayı bırak. Şu an beraber olduğun kızla sırf rebound yapıyorsan kızı bırak mesela. Ama kızla rebound değilsen, gerçekten iyi bir ilişki ise bırakma.

Üçüncüsü, zamana bırak. Bir toksik ilişkide kalmaya ne kadar çok ısrar edersen, o ilişki sonrası kendine gelmen o kadar uzun sürer.

Dördüncüsü, bird aha kendine hakim ol ve zevk şelalesine kapılma. Eğer bu ilişkide bunu yapsaydın, şu ana kadar 3 tur unutmuş olurdun.

Beşincisi, bu tür bir açlık terapinin faydalı olabileceği bir zayıflığa işaret. Bu konuda terapi alabilirsin. Bu kızı bırakabilmen o kadar da zayıf olmadığına işaret zira gerçekten zayıf adamlar terk edilene kadar bırakamıyorlar ama terapiden sen de faydanabilirsin.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.