Toksik eski sevgiliyi unutma aşamaları

İlişki bitti. Size zarar verdiğini biliyorsunuz. Yaşadığınız yalanları, aşağılanmayı, bir gün yakınlık gösterip ertesi gün sizi yok saymasını hatırlıyorsunuz. Buna rağmen kafanızın içinde aynı konuşmaları tekrar tekrar yapıyorsunuz.

“Acaba hata mı yaptım?”

“Şurada başka türlü davransaydım sonuç değişir miydi?”

“Beni sevdiğini söyleyen insan bunları nasıl yaptı?”

Önce şunu anlamanız lazım: Bir insanı düşünmeden duramamanız, onun hayatınızın aşkı olduğunu göstermez. Ayrılmanın kötü bir olay ya da yanlış karar olduğunu da göstermez.

Size zarar veren bir ilişkiden çıktıktan sonra zihninizin ilişkiye takılı kalması, yasla ve yaşadıklarınızı henüz işleyememiş olmanızla ilgili. İlişkiden çıkmanıza rağmen yaşananların etkisinin henüz bitmemiş olması ile ilgili.

Kafanızdaki tekrar, geri dönmeniz gerektiği anlamına gelmiyor

Aynı olayları, soruları ve konuşmaları zihninizde durmadan döndürmeye ruminasyon deniyor.

Buradaki temel çatışma, eski sevgilinizin söylediği kişiyle size davranışlarıyla gösterdiği kişinin birbirini tutmaması.

Sizi sevdiğini söylüyor ama aşağılıyor. Yakınlık kuruyor, ardından küçümsüyor. Bir gün yanınızdan ayrılmak istemiyor, başka bir gün sizi terk etmekle tehdit ediyor.

Siz de bunları aynı insanın nasıl yaptığını anlamaya çalışıyorsunuz.

Üstelik ilişkinin içindeyken yaşadıklarınızı değerlendirecek alanınız olmayabilir. Sürekli bir sonraki kavgayı engellemeye, karşınızdakini sakinleştirmeye, çıkardığı yangını söndürmeye çalışıyorsanız, kendi duygularınıza ne zaman bakacaksınız?

İlişki bittikten sonra, o sırada işleyemediğiniz üzüntü ve şok önünüze geliyor.

Dolayısıyla zihninizin oraya dönmesini hemen “Onu hâlâ istiyorum” diye yorumlamayın. Yaşadıklarınızı anlamlandırmaya çalışıyor olmanızla, o insana geri dönmek istemeniz aynı şey değil.

Bu süreç genelde dört aşamalı ve bunlar geçilecek aşamalar. İçine yerleşip kimliğiniz hâline getireceğiniz yerler değil.

Birinci aşama: “Keşke biraz daha uğraşsaydım”

“Keşke daha sabırlı olsaydım.”

“Keşke o konuşmayı başka türlü yapsaydım.”

“Keşke onun geçmişte yaşadıklarını daha iyi anlasaydım.”

Burada ilişkinin iki tarafının sorumluluğunu da üstleniyorsunuz. Kendi söylediklerinizi ve yaptıklarınızı değerlendirmekle kalmıyor, onun size yaptıklarından da kendinizi sorumlu tutuyorsunuz.

Ama siz kendi davranışlarınızdan sorumlusunuz. Onun davranışlarından da o sorumlu.

Karşınızdaki insanın size zalimce davranmasını, sizin yeterince anlayışlı olamamış olmanızla açıklamak zorunda değilsiniz.

Bu aşamada zihniniz, ilişkinin bütün sırrını çözecek bir hata arıyor. Sanki o hatayı bulursanız her şey anlam kazanacak. Belki ilişki bile kurtulacak.

Eski sevgiliniz artık yanınızda değil ama onun yerine kendinizi suçlamaya devam ediyorsunuz. Kendi algınızdan şüphe ediyor, ortada sorumluluğunuz olmadığı yerde bile suçu üstleniyorsunuz.

Altındaki düşünce şu:

“Yeterince iyi olsaydım bunlar yaşanmazdı.”

Sevgiyi çocukken koşullu veya öngörülemez yaşadıysanız, başkasının duygularını yönetmeyi kendi göreviniz saymayı öğrenmiş olabilirsiniz. Böyle bir durumda kendinizi suçlamak, karşınızdaki kişinin sağlıklı bir yakınlık kuramadığını kabul etmekten daha güvenli gelebilir.

Peki burada ne yardımcı olur?

Öncelikle mesafe. Bu insanla iletişimi kesmelisiniz. Eğer aranızda küçük çocuk gibi bir bağ yoksa bu insana ulaşmayın ve onun size ulaşmasına izin vermeyin. Ortak küçük çocuklar varsa iletişimi çok sınırlı tutmalısınız ve çocuk hariç hiçbir konuda eski sevgiliniz ya da karınız ile muhatap olmayın.

İkincisi, ilişkinin duygusal karmaşasına kapılmamış insanların dışarıdan bakışını alın. Bu tarafsız bir arkadaşınız olabilir, terapist olabilir ya da ilişkiler konusunda tavsiye veren biri olabilir.

Üçüncü olarak da uzun süreli manipülasyon ile kirlenmiş yorumlarınızı somut olaylardan ayırın. “Ben onu kızdırdım” bir yorum. Ne söylediğiniz, onun ne yaptığı, ardından ne yaşandığı ise incelenebilecek olaylar.

Sürekli kendi ses tonunuzu, zamanlamanızı ve kelime seçiminizi didiklemek yerine davranış örüntüsüne bakın. YouTube’da sonsuza kadar “Narsistler neden böyle yapar?” videosu izlemek, yaşadığınız somut olayları değerlendirmenin yerine geçmiyor.

İkinci aşama: “Bir insan bunu nasıl yapar?”

Bir noktadan sonra yalnızca kendinizi suçlamayı bırakıyorsunuz. Bu defa şaşkınlık öne çıkıyor.

“Beni sevdiğini söyleyen biri bana bunu nasıl yaptı?”

“Başta beni göklere çıkaran insan nasıl bu kadar acımasız oldu?”

“Başka birine nasıl bu kadar çabuk geçti?”

Zihniniz, birlikte olduğunuzu sandığınız insanla gerçekten karşılaştığınız davranışları uzlaştırmaya çalışıyor.

Burada kaybettiğiniz yalnızca ilişki değil. O insan hakkında inandıklarınızı, ilişkinin ne olduğuna dair düşüncenizi de kaybediyorsunuz. Aslına bakarsanız gerçekte hiç var olmamış, aşk bombardımanı manipülasyonu ile yaratılmış bir insan tasavvurunun yasını tutuyorsunuz.

Bu aşamada dönüp bakacağınız yer, verilen sözlerden ya da eski sevgilinizin sözleri değil gördüğünüz davranışlar.

Size ne söylediğini, kendini size nasıl anlattığını tamamen unutun. Onların büyük bir kısmı tamamen manipülasyondu. Önemli olan size nasıl davrandığı.

Bir diğer zor adım da sizi tamamen tatmin edecek bir açıklama bulma beklentisini bırakmak. Karşınızdaki insanı yeterince analiz ederseniz bütün çelişkilerin çözüleceğini sanabilirsiniz. Bu arayış, yüzlerce saat içerik tüketmeye dönüşebilir.

Ama onu çözmeye çalışırken kendi kaybınızla ilgilenmeyi erteliyor olabilirsiniz.

Aslında bütün bunlar, onun bir gün değişeceği beklentisine tutunmanızdan kaynaklanıyor. Empati, sorumluluk ve dürüstlük göstermeyen birinin bunları ileride göstereceği umuduyla kendi hayatınızı beklemeye almayın.

Bir de “Son bir kez konuşalım, içimde kalmasın” meselesi var.

Bu amaçla yeniden temas kurmak beklenen rahatlamayı asla sağlamadığı gibi, iyileşme sürecini yeniden başa sarıyor. Aradığınız açıklamayı, size zarar veren kişiden alamayacaksınız.

Üçüncü aşama: Öfke ve size yapılanı açıkça görmek

Sonra öfke geliyor.

Yalanlara, aşağılanmaya, ihanete kızıyorsunuz. Bir yandan da “Ben bunlara nasıl katlandım?” diye kendinize öfkeleniyorsunuz.

Bu öfke aslında sizin özsaygınızın geri geldiğine ve kişisel sınırlarınızın yeniden kurulduğuna işaret. Size öyle gelmeyebilir ama iyileşmekte olduğunuza işaret. Daha önce normalleştirdiğiniz davranışların kabul edilemez olduğunu görmeye başlamanız önemli bir adım.

Ama öfkeyi hayatınızın kalıcı merkezi hâline getirirseniz iyileşmeniz tamamlanmadan takılı kalırsınız. Sürekli öfkeli olmak, sürekli iyileşiyor olmak demek değil. Size yapılan haksızlığı açıkça görebilmek de tek başına yol aldığınız anlamına gelmiyor.

Yasla yüzleşmekten kaçındığınızda öfke, bitmeyen bir haksızlığa uğramışlık duygusuna dönüşebilir. Sonra bütün kimliğinizi size yapılanların üzerine kurabilirsiniz. Her konuşma oraya bağlanır. Her içerik aynı öfkeyi besler. İlişki bitmiştir ama hayatınızın merkezinde hâlâ o vardır.

İnternette toksik bir ilişki sonrası öfke aşamasında yıllardır takılı kalan ve muhtemelen de bu aşamadan çıkmadan yaşlanıp gidecek insanlara sık rastlıyoruz zira bu insanlar yorum olsun, tavsiye olsun diğer insanlara oranla çok daha yüksek içerik üretimine sahipler.

Burada yapılacak şey öfkeyi inkâr etmek değil. Yıkıcı davranışlara dökmeden hissetmek, uğradığınız haksızlığa adını koymak ve bütün kimliğinizi bunun çevresinde kurmamak.

Fiziksel faaliyetler de duygusal gerilimi boşaltmaya yardımcı olabilir.

İzlediğiniz içeriklere de bakın. Başlangıçta öfkenizi fark etmenizi sağlayan bir içerik, bir süre sonra sizi aynı yerde tutmaya başlayabilir. Her gün sizi yeniden kızdıran videolar izliyorsanız bunun size ne yaptığını sorgulayın.

Ve öfkenin altındaki üzüntüye dönün. Kaybettiğiniz ilişkiye, boşa çıkan beklentilere, yaşadığınız hayal kırıklığına. Videonun vurguladığı geçiş burada.

Dördüncü aşama: Hatırlamak ama içine yeniden düşmemek

İyileşmek, eski sevgilinizi bir daha hiç düşünmemek anlamına gelmiyor.

Düşündüğünüzde bütün gününüzün ve bedeninizin o düşüncenin etkisine girmemesi anlamına geliyor.

Bir olay aklınıza geliyor. “Bunu gerçekten yaşamışım” diyorsunuz. Belki hâlâ şaşırıyorsunuz. Ama ardından hayatınıza devam edebiliyorsunuz.

Zihninizde saatlerce süren bir tartışma başlamıyor. Kendinizi savunma, ona bir şey anlatma veya geçmişi bir kez daha çözme zorunluluğu hissetmiyorsunuz.

Bunun için büyük bir affetme töreni gerekmiyor. Eski sevgilinizin karşısına geçip bütün söyleyeceklerinizi söylediğiniz muhteşem bir final sahnesi de gerekmiyor. Eğer söylemek istediğiniz şeyler varsa bunu bir günlüğe veya terapiste söylemeniz çok daha faydalı.

Bu aşamada geçmişi hatırlayabiliyorsunuz ama sürekli açıklamak, haklı çıkarmak veya yeniden yaşamak zorunda kalmıyorsunuz. Hayatınızı da onu anlamaya ya da kurtarmaya çalışmanın çevresinde kurmayı bırakıyorsunuz.

Kendinize dönebildiğinizde şu soruya yer açılıyor: Bu davranışlar o dönemde bana neden katlanılabilir geliyordu? Bir daha bunları kabul edilebilir görmemek için neyi değiştirmem gerekiyor?

Anlamak yetmiyor, yaşama biçiminizin de değişmesi gerekiyor

Farkındalık tek başına yeterli değil. Duyguların işlenmesi ve davranışların değişmesi eşlik etmezse, öğrendiğiniz kavramlarla yeni düşünce döngüleri kurabilirsiniz. Bu defa aynı ilişkiyi daha fazla psikoloji terimi kullanarak düşünürsünüz.

İyileşmenin göstergesi, eski sevgilinizi ne kadar ayrıntılı açıkladığınız değil; onu ne kadar hayatınızdan çıkardığınız, geçmişin bugünün içine ne kadar az girdiği, sizden sonra gelen kişiyle kendinizi kıyaslamayı bırakmanız, duygusal enerjiniz yeniden size ve kendi hayatınıza çevirmeniz.

Toksik bir ilişkiden çıkamayan birçok insandan “abi her şeyin farkındayım” lafını çok duyuyorum. Alkolik de alkolün hayatını yok ettiğinin farkında ama alkolden kurtulma daha fazla farkındalık ile değil alkolü tamamen hayatından ve sonra da zihninden çıkararak oluyor.

İyileşme, beklediğinizden daha sessiz olabilir. Bir gün fark edersiniz: O ilişki artık hayatınızın merkezinde değil. Bunu ilan etmeniz gerekmez. Kendinizi daha iyi hissediyorsunuzdur ve gününüze devam edersiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.  Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımısaplantilizı da takip etmeyi unutmayın.

Aşk Bombardımanı, İntihar Tehditleri ve İtme-Çekme Döngüsü – Vaka çalışması

Hocam  bir kadın geldi, hayatıma girdi. Ben ilk ciddiye almadım hatta. Bana, “sadece senin yanında güvende ve huzurlu hissediyorum, izin ver yanında olayım” dedi. 

Bir kadının size “özel biri olarak seni seçtim Pikaçu sen çok özelsin” lafları (”sadece seninle güvende ve huzurlu hissediyorum demesi), ciddi bir kırmızı alarmdır. Bak dikkat et daha seni tanımadan “senin yanında güvende ve huzurlu hissediyorum” demesi de şüpheli ama burada anahtar kelimeler “sadece senin yanında”.

Bana sürekli yaralarını, yaşadığı acıları ima ediyordu. Ben sorunca anlatıyordu. Yaralı bir ceylan gibiydi ve çok masum görünüyordu.

Aşk bombardımanı ve yaralı kuşu oynayıp çok erkenden yaralarını ve acılarını açması. Senin tuzağa düşmen için manipülasyon bu. Bu lafı duyduğunuzda bu kadının toksik bir asalak olabileceğini düşünmeniz lazım, “ayyy ben o kurtarıcı şovalyeyim” diye erirseniz zokayı yutarsınız.

Bu konuya daha önce çok değinmiştik, örneğin Kırılgan narsist kadınların kullandığı 10 toksik taktik yazısında:

Çok erken evrelerde, size en hassas yaralarını, deneyimlerini ve bilgilerini açmak

Kırılgan narsist kadın size en hassas deneyimlerini ve bilgilerini emanet ederler ve bunu ilişkinin en başlarında yaparlar. Siz sanki özelsiniz de, size daha önce kimseye güvenmediği kadar güvenmiş de, vs. vs. Ama aşk bombardımanı evresi bittiğinde, size açılmakla çok büyük bir hata yapmış gibi davranmaya, sizi, onu önceliğiniz yapmamakla, savunmamakla, mutlu etmemekle, söz verdiğiniz gibi güvende hissettirmemekle, kırılgan ve tehlikede hissettirmekle suçlamaya başlar.

Kendimi seçilmiş ve kurtarıcı gibi hissettim. Bir süre sonra bağlandım bende ona.

Zokayı yuttun yani. Tuzağa düştün. Bundan sonra çıkman zor olacak.

Ama duygularımı gizliyordum. O hep feminen davranıyor ve beni kaybetmekten çok korkuyordu. Sanki hayalimdeki kadın vardı karşımda.

Bu da ciddi bir toksik – asalak kadın alarmı. Bu kadınlar sizi gözlemler, en özelimizi paylaşıyoruz diye sizden özelinizi öğrenirler ve sonra siz ne olduğunu anlamadan size tam hayalinizdeki kadınmış gibi davranırlar. Bu kadın B tipi kişillik bozukluğu özellikleri gösteriyorsa, örneğin sizin konuşmalarınızdan erkeklere yönelik içeriklerden etkilendiğinizi anlar ve “ben geleneksel feminen bir kadınım, erkeğe itaat etmek, evimin kadını olmak istiyorum, her dediğini yaparım, erim yiğidim sensin, modern kadınlar çok bozdu abi” oluverir. Siz solcuysanız solcudur, sağcıysanız sağcıdır. Bu arada geçmişinde özellikle ilişki ile radikal dünya görüşü değişikliği de bir alarm.

Bir yetişkin olarak çok ama çok önemli birkaç savunma mekanizması geliştirmeniz gerekiyor. Bunlardan en önemlisi şunu motto haline getirmek:

“bir şey gerçek olamayacak kadar iyiyse, muhtemelen gerçek değildir”.

Hayallerinizin peyniri genellikle fare kapanında, hayallerinizin faizi genellikle Çiftlik Bank’da, hayallerinizin kadını genellikle toksik asalak kadının aşk bombardımanında olur.  “Sanki hayalimdeki kadın” dediğin yerde “bir dakika bu işte bir hinlik var” diyecek bir yetişkin olmalısın, hayallere balıklama dalan bir “yaşlı çocuk” değil.

1 ayın sonunda artık iki tarafta birbirine bağlandı.

Bir ayın sonunda sen zokayı yuttun.

Aşık hissediyordum.

Toksik – asalak kadının aşk bombardımanı aşk değil, yoğun duygu yüklü tuzaktır. Bu kadınların nevrotik özelliklerini, yoğun duygusal seviyelerini aşk ile karıştırmayın. Fena yanarsınız. Alakası yok çünkü.

Rüyada gibiydim.

Hani filmlerde olur ya adam uyur gezer bir şekilde cennet bahçesinde yürüdüğünü sanarken birden uyanır ve kendisini mayın tarlasının ortasında bulur. Öyle bir rüyadasın.

Oda aynı şekilde.

O seni kayalıklara çeken deniz kızı, sen de o tatlı şarkıyla büyülenmiş denizcisin. Deniz kızı canavara dönüşüp dişlerini senin etine geçirmeden önceki o son anlardasın. “Abi kayalıkların üstünde oturmuş bak ne kadar güzel, ne kadar aşk ile bakıyor.”

Ama ben duygularımı gizliyor ve ağırlığımı koruyordum. 

Bu sana uygulanan aşk bombardımanının uzamasını sağlar sadece. Yoksa sen zokayı yutarsan ki yutmuşsun, bunu bir yerde anlayıp gerçek yüzünü gösterecek. Salya sümük duygusal olarak kapılmandan daha iyi ama yeterli değil.

Bu süre içerisinde o başka bir erkek ufacık bir ilgi gösterdiğinde hemen o erkekle muhabbet etmeye başlıyor yakınlaşıyordu. Bende, bir erkekle bu şekilde samimi olamazsın diyerek tartışıyordum. Kendisini, ne yani beni başkasına mı yakıştırdın ? Ben insanlara mavi boncuk mu dağıtıyorum ? Gibi seyler söyleyip kendini savunuyordu.

Hatunun atlamadığı manipülasyon yok. Gashlighting. Bunu yapan hiçbir açıklama yapılmadan ghostlanmaya layıktır.

Tartışma bittiğinde o kişiyle olan yakınlığını bitiriyordu ama bunu istemeyerek yaptığını hissediyordum. 6 ay sürdü ilişkimiz.

Sınırlarını deniyor. Ufak ufak dürtüyor. Burada yanlış yaptığın şey, sürekli tartışıp durdurarak sınır çektiğini sanman. Oysa başka erkekleri kullanan tekrarlı sınır testi, terk etmeni gerektirir. Senin bunu yapmaman, bu sınırı ihlal edebileceğini düşünmesini sağlıyor.

Ilişki içerisinde ne zaman yakınlığımız artsa ve herşey çok güzel desem mutlaka kendisini geri çekiyordu. Bana gelip boğuluyorum, yanımda ol ama ilişkimizin adı olmasın diyordu.

Burada kız seninle seks yapıyorsa, başkası ile de yaptığını anlayacaksın. Yapmıyorsa, tam teçizatlı beta uydu erkek olduğunu.

Ben de ya tamamen biter yada devam eder diyordum. O gidiyor ve 2 gün içerisinde ağlayarak dönüyordu. Sensiz yapamadım, sensiz nefes alamıyorum gibi şeyler söylüyordu. Bu git gelleri belki 10 defa yaşadık altı ay içerisinde. 

Bir yetişkin erkek olarak öğrenmeniz gereken en önemli kabiliyetlerden biri de, bir kadın ne kadar çok ağlıyorsa ona o kadar az acımanız daha doğrusu daha fazla acımasız olmanız gerektiği. Bir yakının kaybı yüzünden ağlayan kadından değil, tam bu gibi ilişki ayrımlarında yoğun ağlayan kadından bahsediyorum.

Bakın B tipi kişilik bozukluğu özelliklerine sahip toksik-asalak kadınlar, çok abartı duygusal patlamalar ve ağlamalar yaşarlar ama bunlar size olan derin duygularına işaret değil. Bu kadınların duygusal olgunluğu 5 yaşını aşamamıştır ve yoğun ağlamasında tek motivasyon sizden istediğini almaktır. Üzüntüsü ise bunu alamamaktır. Başka bir motivasyonu yoktur.

“Ama üzülüyor abi?” Emin ol üzülüyor. Ama sana tokat attığı için, arkadaşlarınızın önünde seni küçük düşürdüğü için, sürekli gidip gelmesinden bıktığın için, başkası ile oynaşırken yakalandığı için vs. oyuncağını yani seni artık seni kullanamayacağına üzülüyor. Bu kadar. Seni çok sevdiği için değil.

Bu tip yaşlı asalak bebekler, çok genç yaşlarından itibaren, ortamı uzun süreli ağlayarak terörize ederlerse, yetişkinlerin dikkatini çektiklerini ya da onlara istediklerini yaptırabildiklerini öğrenirler. Ergenliği bile geçmiş asalak kadınların çok yoğun ağlama krizleri de budur.

Seks konusunda da evet gayet iyiydi. Kendimi sadece sana ait hissediyorum diyordu ve seks hayatımiz çok iyiydi.

Tecrübeli olduğundan seks gayet iyidir. Kendimi sadece sana ait hissediyorum lafları da bildiğin sırtlan lafları.

“Kendimi (şu an) sadece sana ait hissediyorum Murtaza, dün de Mahmut’a hissediyordum, yarın artık hangi yiğide ait hissedersem”

Seks bombardımanı da aşk bombardımanının bir parçası.

Kıskançlık konusunda, yakınımda hiçbir kadını istemezdi. Kıskanır ve kavga çıkartırdı.

Ben ona, rahatsız oluyorsan görüşmem diyordum. O ise hayır ben ona yapacağı biliyorum. O benim yakınımda olsun diyordu. Onu yolarım paramparça ederim gibi kelimeler kullanıyordu.

Klasik toksik – asalak davranışlar ve birçok saftirik erkek bunu da sevgi sanıyor. Oysa bu sadece tüm kanınızı kendisi emmek istediği için yaptığı bir şey. “Benim oyuncağım o oynamaya kalkanı parçalarım.”

Intihar konusunda, sürekli dile getiriyordu. İstediği olmadığında, ayrılık durumunda vb durumlarda intihardan ve  hastalıktan vb. bahsediyordu sürekli.

Toksik asalak kadınların en pislikleri intihar tehdidine başvurur. Ben bunca senedir bu tehditle rehin alınmış düzinelerce erkekle görüştüm ve daha kızı bıraktığı zaman kızın intihar ettiği bir vaka görmedim. Gerçekten intihar eden insanlar bunu tehditler saçarak değil sessizce ve birden bire yapıyorlar.

Bu tür asalak kadınlara pislik deme sebebim de bu. Gerçek kurbanların acılarına olan insani duyarlılığı, kendi çıkarları için manipülasyon aracı olarak kullanıyorlar. Size daha ilk aylardan geçmiş taciz hikayesini anlatan kadına da pislik deme sebebim bu. Bu tür erken taciz hikayesi paylaşımı ya da intihar tehdidi, bu kadının hayatta en acımasız davranmanız gereken kadın olduğuna işaret. Acımasız derken kalın acımasız davranın değil. Acımadan terk edin ve asla iletişime geçmeyin.

Bir kadının sizi intihar tehdidi ile rehin alması, psikopat bir erkeğin dayak ve öldürme tehdidi ile bir kadını rehin alması ile aynı. Yasal olarak ve verdiği zarar olarak tam olarak aynı olmayabilir ama mantık olarak aynı. İkisinin de amacı sizi korkutup sizi domine etmek. Tüm o kendine zarar verme tehditleri, ağlamalar, vs. yoğun duygusal stresten değil. Bunu unutmayın. Yoğun sevgiden de değil. Allah aşkına bu kadar saftirik olmayın!

Bütün bu yoğun ağlamalar, tehditler, bu şımarık yaşlı bebeklerin, ortamı bu şekilde terörize ederlerse yetişkinleri parmaklarında oyuncak ettiklerini bilmelerinden. Aslına bakarsanız tam bu nedenden dolayı, böyle bir kadını geri dönüşsüz terk etmeniz, onun için 100 seans terapiden daha iyi bir terapi.

Böyle toksik – asalak kadınlar genellikle güzel ve çekici olurlar. Güzel bebekler maalesef yetişkinlerden daha fazla tolerans görürler ve daha da önemlisi güzel kadınlar, amsalaklardan daha fazla tolerans görürler. O kadar genç ve güzel olmayan kadınlara aynı tolerans gösterilmediğinden, o kadar genç ve güzel olmayan kadınlar, sınırlarını öğrenmek, ortamı terörize ederek insanları manipüle etmeye çok daha az başvurmak zorunda kalırlar.

Ağlıyor ki beş saat aralıksız ağladığını biliyorum. 

Bakın burası önemli. Çocuğunuz varsa çocukların istedikleri bir şey olsun diye yaptıkları ağlama şovunu bilirsiniz. Normal bir çocuk 3-5 dakika ağlar ama sonra bir şekilde geri adım atmadığınızı görür ve susar. Bazen belki 10-15 dakika.

Ama bazı çocuklar var, bunlar Beş Faktör Model’nde 2 eksende en kötü seviyelerdedir. Duygusal Denge / Nörotisizm faktöründe aşırı nörotik / duygusal dengesiz ve uyumluluk (agreeableness) faktöründe aşısı geçimsiz. Bunlar sizi domine edip (daha doğrusu terörize edip) saatlerce ağlayabilirler.

Bu kadın tipi toksik – asalak kadınlar, yaşlı bebeklerdir. Sizi domine etmek için ana silahları sizi terörize etmektir (intihar tehditleri, ağlamalar, çığlıklar, fiziksel şiddet). Bunları yaparken gördüğünüz yoğun duygular size olan tutkusundan gelmez, nörotik olmalarından gelir ve bütün bu yoğun terör saldırısı sizi domine edebildiklerini bilmelerinden gelir. Bunlar size olan yoğun sevginin ve tutkulu bir aşkın sonucu değil.

Böyle bir kadının yoğun ağlaması ile karşılaştığınızda tamamen acımasız ve duvar gibi olmanız lazım. Bu kadının acı çektiğinden değil sizi terörize etmek için ağladığını, çocukluk travmalarından kaynaklanan bir duygusal dengesizliği kontrol edemeyen bir kurban değil, ortamı domine etmek için planlı bir şekilde törörize eden bir yılan olduğunu anlarsanız, bunu yapmanız inanın hiç zor değil.

Bu kadınlar masumu koruma sorumluluğunuzu rehin alıyorlar ama bu kadınlarla beraberlikte korumanız gereken masum sizsiniz.

İlginçtir ki bu site ve görüşmeleri sayesinde 5-6 kez bu tür ağlamaları dinledim. Adamların korkudan başıma bir iş gelmesin diye aldığı kayıtları dinledim, birkaç kez de kız adamı ararken canlı dinledim. Dışardan dinlediğinizde ilk hissettiğiniz şey, bu hüngür hüngür ağlayan insan için hiçbir üzüntü hissetmediğiniz oluyor. Daha çok sinir oluyorsunuz çünkü ağlamanın sahte olduğu, planlı olduğu o kadar belli ki.

Bu ağlamalarla ilgili başkalarından da bu hissi duydum. O an terörize olmak yerine biraz kendi hislerinizi dinlerseniz, bunu siz de görebilirsiniz. Karşınızda aşkından ve size olan tutkusundan ağlayan bir kadın değil, size istediğini yaptırmak adına bu yöntem çalıştığı için  tepinen yaşlı bir bebek olduğunu göreceksiniz. Yaşlı bir bebek çok çirkin bir şey. Bunu bir kez görmeye başladınız mı, bu kadın isterse 10/10 olsun, çirkinliği ile midenizi bulandırmaya başlayacak.

Bakın çoğu erkeğin böyle kadınların ağına düşmeme sebebi bu. Bu kadınların çirkinliklerini olduğu gibi görüyorlar. Evet, kurbanlarına aşk bombardımanı tuzağı kurdukları dönemi kullanan ve bok bombardımanı geldiğinde kadını sepetleyen bazı erkekler var, bu kadınlar ava giderken birçok kez av olurlar. Ama size tavsiyem bu kadınlardan uzak durmanız, o tür bir duygusal güç her erkeğin başardığı bir şey değil ve riski almaya değmez.

Masum yaralı kadın rolünü çok iyi yapar. Bir keresinde tartışma sırasında ağladı bi süre sonra burnum kanıyor dedi gitti. Bir gün ulaşamadım. Geldiğinde, doktora gittim. Kalp krizi geçirmişim. Benim üzülmemem lazımmış dedi😂 bende inanmadım ama inanmış gibi yaptım. 

Yalan tabi ki.

İlişkinin sonunda başka bir erkekle samimiyetini yakaladım. İnkar etti. Ayrıldım.

Ne ilişkiniz vardı, neyden ayrıldın pek anlamadım ama hadi gözün aydın.

Ayrılık sonrası, o benim arkadaşım, benden yaşça küçük, beni yine başka birine mi yakıştırıyorsun gibi şeyler söyleyip kendini aklamaya çalıştı. Ben inanmıyorum deyip gitmek istediğimde ağlıyor, seni seviyorum, kendimi sana ait hissediyorum diyordu.

O an seni domine etmek için hazırol vaziyetinde bağıra bağıra Çin Milli Marşını söylemesi çalışır bir yöntem olsaydı, onu da yapardı. Unutma, tek bir amaç var. Asalak gibi kanını emmek. Bunun için de seni domine etmesi lazım. Her hareketinde motivasyon bu.

Ona 1 adım attığımda ise itekliyor yok ilişki istemiyorum, birbirimizi üzüyoruz diyor itekliyordu. Yaklaşık 20 gün boyunca defalarca bu itekleyip geri çekme döngüsünü yaşadık.

Bu kadının amacı için normal. Hem gerektiğinde gelip seni sömürmek istiyor, hem de başka erkeklerle kırıştırmak. Böyle bir kadınla seks yapacaksan, hastalık riskini düşün. Bu kadın sadece seninle seks yapmıyor.

Kendimi arafta ve boşlukta hissediyorum. Sanki duygusal işkence ediyordu bana. 

Böyle bir asalak aynı zamanda sadist olabilir. Sadist değilse örneğin sadece narsist ya da borderline ise, çektiğin işkenceden zevk almaz ama çektiğin işkence umrunda da olmaz.

Ben de engelleyip heryerden hayatımdan tamamen çıkardım.

Geç olmuş ama bir yandan da standart 2 senelik sömürüye göre erken kurtulmuşsun.

Ama peşimi bırakmadı. Sürekli stalklıyor, ortak arkadaşlarımızdan bilgi topluyor, yeni sevgilimi takip ediyor araştırıyor.

Sen buna peşini bırakmamak mı diyorsun? Sen böyle bir manyağın peşini bırakmamasını görmemişsin. İş yerini ve evini basmalar, binlerce mesaj, tehditler, iftiralar, vs.

Her hareketimden haberdar. Ama yazmıyorda. Iletişimde kurmuyor.

Bir daha bulaşma. Bunlar genelde sana birgün gerekirse kanını emerim diye bakarlar. Peşini çoktan bırakmış sadece arada bir senin kafanı karıştırmak için yem atıyor. Üstüne alınma, sadece sana değil, senin gibi paralelinde bir sürü eski kırığına yem atıyordur. Senden 10 tane olsa ne olacak, alt tarafı stalk, bilgi toplama vs. Çok zahmetli bir şey değil. Zahmetli bile olsa böyle kadınlar senin gibi 4-5 erkeği birgün lazım olur mantığı ile arada dürterler.

Senin en büyük yanılgın hala devam ediyor. Hala özelsin sanıyorsun, sana bir sevgi besliyor sanıyorsun. Eminim olayda bir miktar sevgi vardı, kız geniş gönüllü seni, Mahmut’u, Davut’u, Selim’i, Ahmet’i, Mehmet’i aynı anda sevebilen bir pıtırcık.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.  Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımısaplantilizı da takip etmeyi unutmayın.

Narsist olması ile borderline olmasının bir farkı yok.

Bu makale, Dr. Tara J. Palmatier, PsyD’nin Help for Men YouTube kanalındaki “Why BPD and NPD Differences Don’t Matter” başlıklı yayınından çevrildi.

Borderline kişilik bozukluğu olan kişilerdeki istismar davranışlarını narsisistik, histrionik ve diğer B kümesi kişilik bozukluklarıyla birlikte ele aldığımda, hemen her defasında benzer yorumlar alıyorum:

“Borderline olanlarla narsisistler aynı değildir. Borderline kişiler sizi bilerek manipüle etmez. Psikolojik olarak hayatta kalmaya çalışırlar. Terk edilmekten korkarlar. Empati kurabilir, suçluluk ve gerçek pişmanlık hissedebilirler. Böyle davranmalarının nedeni acı çekmeleridir. Üstelik borderline tedavi edilebilir. Onları neden narsisistlerle aynı gruba koyuyorsunuz?”

Ardından genellikle klinik ayrımları yeterince gözetmediğim söyleniyor. Bazen buna azar, utandırma ve benim hakkımda amatör psikolojik çözümlemeler de eşlik ediyor.

Peki, şöyle düşünelim: İki kişi denize giriyor. Birine kaplan köpekbalığı, diğerine büyük beyaz köpekbalığı saldırıyor. İkisi de bir bacağını kaybediyor. Sonra bir deniz biyoloğu, kaplan köpekbalığının saldırdığı kişinin hastane odasına girip şöyle diyor:

“Bir dakika. Burada biraz daha dikkatli ayrım yapmalıyız. Kaplan köpekbalıklarıyla büyük beyazlar aynı değildir. Aynı nedenlerle saldırmazlar. Size saldıranın içsel motivasyonu tamamen farklıydı. Onları aynı gruba koymak haksızlık.”

Çok ilginç. Ama adamın bacağı hâlâ yok.

Benim üzerinde durduğum mesele de bu: Siz istismara uğrarken, karşınızdaki kişinin davranışını açıklayan tanısal farklılıklar, o anda ne yapmanız gerektiği sorusunun ne kadarını cevaplıyor?

Farklı tanılar, benzer zararlar

Borderline kişilik bozukluğu ile narsisistik kişilik bozukluğunun farklı tanılar olduğunu biliyorum. Uzun zamandır psikoloğum. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimimde bu ayrımlar işlendi. Birbirleriyle örtüşen ilişki davranışlarını tartışmak, iki bozukluğun psikolojik açıdan özdeş olduğunu ileri sürmek değildir.

Farklı psikolojik mekanizmalar, ilişkilerde çok benzer sonuçlar doğurabilir. Başka bir ifadeyle, farklı yollar aynı yere çıkabilir.

Yıllar önce yazdığım bir makalede bunu arsenik ve siyanür üzerinden anlatmıştım. Kimyasal olarak farklıdırlar ama ikisi de zehirdir. Köpekbalığı örneğinde de aynı durum geçerli. İki türün farklı olması, ikisinin de ciddi zararlarını birlikte konuşmamıza engel değil.

Üstelik gerçek insanlar, tanı kitaplarındaki kategorilerin kusursuz ve birbirinden yalıtılmış örnekleri de değiller. Bir kişide farklı şiddetlerde çeşitli özellikler bulunabilir. Birden fazla kişilik bozukluğunun ölçütlerini karşılayabilir. Her biri için tam tanı ölçütlerini karşılamadan da belirgin narsisistik, borderline, histrionik, paranoid veya antisosyal özellikler gösterebilir.

İçsel yapı farklı olabilir. Terk edilmeye duyarlılık, hak görme, empati güçlükleri, kimlik sorunları ve davranışa ilişkin farkındalık düzeyi de farklı olabilir. Fakat istismar içeren bir ilişkiden söz ediyorsak, özellikle de istismara uğrayan kişinin pozisyonundan bakıyorsak, koltukta oturup istismarcıya tanı koymaya çalışmaktan daha önemli sorularımız var.

Partnerinize hayır dediğinizde ne oluyor? 

Bir sınır koyduğunuzda nasıl tepki veriyor? 

Olayları onun anlattığından farklı hatırladığınızı söylediğinizde ne yaşanıyor?

Arkadaşlarınızla veya ailenizle vakit geçirmek istediğinizde başınıza ne geliyor?

Sizin ayrı bir insan olmanıza, kendi kararlarınızın bulunmasına tahammül edebiliyor mu?

Sizi incittiğinde gerçek bir sorumluluk alabiliyor mu? 

Kendi istekleri karşılanmadığında da size empati gösterebiliyor mu? 

Reddedildiğini, eleştirildiğini, kıskandığını veya terk edildiğini hissettiğinde misillemeye başvuruyor mu?

Öfkeyi, suçluluk hissettirmeyi, tehditleri, geri çekilmeyi, asılsız suçlamaları, maddi baskıyı, çocukları, cinselliği veya kendine zarar verme tehditlerini sizi istediği gibi davranmaya zorlamak için kullanıyor mu? 

İlişkiyi bitirmeye çalıştığınızda ne oluyor?

Bunlar, her gün gerçekte neyle yaşadığınızı anlamanıza yardım eden sorular. “Ama borderline ile narsisizm farklıdır” demek, bu çok daha önemli soruların hiçbirini cevaplamıyor.

Partneriniz size vuruyorsa şiddet uyguluyordur. Sizi cezalandırmak için çocukları kullanıyorsa onları çatışmanın ortasına çekiyordur. Ayrılmanızı engellemek için intihar tehdidini kullanıyorsa, şantaj ve tehdit ile baskı ve kontrol kurmaya çalışıyordur. Bunun altında terk edilme korkusu, narsisistik incinme veya birkaç farklı etken bulunması, davranışın size feci derecede verdiği zararı ortadan kaldırmaz.

Çifte standart: Borderline kadında sebeplere, narsist erkekte davranışlara odaklanmak

Bu tartışmalarda dikkatimi çeken başka bir şey var. Borderline bir kadın çoğu zaman iç dünyası üzerinden anlatılıyor: Travması var, duygularını düzenleyemiyor, kendini kontrol edemiyor, böyle olmayı kendisi seçmedi.

Narsisistik bir erkek ise dışarıdan görülen davranışlarıyla anlatılıyor: Kontrol ediyor, sevgi bombardımanı yapıyor, cezalandırıyor, istismar ediyor.

Bu anlatım yüzünden borderline kadın daha fazla şefkat uyandırıyor. Birinin yaşadığı sıkıntıyı, diğerinin yaptığı kötülükleri anlatıyorsunuz. Oysa dışarıdan bakıldığında bu iki insan grubunun davranışlar ve verdikleri zararlar birbirlerine çok benziyorlar, hatta çoğu zaman aynılar.

Bakış açısını değiştirdiğimizi ve narsist erkeği de iç dünyası üzerinden anlattığımızı düşünelim. “Eleştirildiği için öfkeye kapılıp eşini duvara çarptı” demek yerine, aynı erkeği de şöyle anlatabilirsiniz: “Kırılgan benlik saygısı, dayanılmaz bir utanç ve aşağılanma duygusuyla sarsıldı; psikolojik olarak dağılmaya karşı ilkel savunmaları harekete geçti.”

Bir anda daha anlayışlı bir açıklama elde ettiniz. Fakat bu, adamın eşini duvara çarpmış olduğu gerçeğini değiştirmedi.

Şimdi tersini yapalım. “Partneri ayrılmak istediğinde yoğun terk edilme korkusu yaşadı ve duygusal kontrolünü kaybetti” yerine, kadının yaptıklarını anlatalım: Eşi ilişkiyi bitirirse kendisini öldürmekle tehdit etti. Çocukları götürmesine izin vermedi. Telefonunu kırdı, kollarını tırmaladı ve ardından polisi arayıp yalan söyledi, onu istismarla suçladı.

İçeride yaşanan dehşetle dışarıdaki yıkıcı davranışlar aynı anda var olabilir. Bu iki anlatım birbirini dışlamaz. Değişen şey, hikâyenin hangi bölümünü öne çıkardığınız ve dinleyicide hangi duyguyu oluşturduğunuzdur.

Partnerinizin travması, size uyguladığı istismarı daha az istismar hâline getirmez. Yalnızca davranışı gerçekleştiren kişinin sıkıntısına odaklanırsanız, hemen her yıkıcı davranışı daha fazla şefkat uyandıracak biçimde anlatabilirsiniz.

Benim sorum şu: Psikolojik açıklama hangi noktada yararlı bir bağlam olmaktan çıkıp sorumluluktan muafiyet sağlayan bir mazerete dönüşüyor?

Altta yatan psikolojiyi anlamanın tanı, tedavi ve risk değerlendirmesi açısından değeri vardır. Ama köpekbalığını anlamakla, saldırıya uğrayan insanı köpekbalığından kurtarmak aynı iş değil. Saldırıya uğrayan insanın asıl yapması gereken şey köpekbalığından kurtulmak, onu anlamak değil.

Toksik partnerin neden böyle davrandığını anlamaya çalışmayın

İstismara uğrayan danışanlarla çalışırken, partnerlerinin neden böyle davrandığını anlamaya çalışmaya saplanıp kalmalarını genellikle teşvik etmiyorum. Çünkü toksik bir insanın toksik davranışını anlamak için dikkate almaları gereken açıklamalardan en önemlisi ve muhtemelen tek bilmeleri gereken şu: Bu davranışı yapıyor zira bu davranış sizi kontrol etmesini, sizden istediği sonucu almasını sağlıyor.

Partneriniz gerçekten sıkıntı yaşıyor diyelim. Peki, neyin sıkıntısını yaşıyor? Kendisine hayır denmesinin mi? Sorumluluk almasının istenmesinin mi? Yeterince ilgi görmediğini düşünmesinin mi? Sizin sınırlarınızın olmasının mı? Ondan bir yetişkin gibi davranmasını beklemenizin mi?

Onun sıkıntısının gerçek olması, sizin ona haksızlık yaptığınız veya bu sıkıntıyı sona erdirmekten sorumlu olduğunuz anlamına gelmez.

Öfke, tehdit, suçlama ve diğer zorlayıcı davranışlar tekrar tekrar güvence, ilgi, kontrol veya karşı tarafın boyun eğmesiyle sonuçlanıyorsa, bu davranışların devam etmesini sağlayan bir düzen oluşur. Bunun ne kadarının bilinçli olduğu, ne kadarının öğrenilmiş davranışlardan veya başka psikolojik süreçlerden kaynaklandığı, sizin ve çocuklarınızın üzerindeki aşırı zararlı etkiyi ortadan kaldırmaz.

Üstelik “Neden böyle davranıyor?” sorusu her zaman yalnızca anlamaya yönelik değildir. Bazen inkâr ve pazarlığın bir parçasıdır.

“Aşık olduğum kadına ne oldu? Ne değişti? Ben neyi yanlış yaptım? Başka türlü davransaydım bunlar olmaz mıydı? İlişkinin başındaki hâline dönmesi için ne yapabilirim?”

Çünkü şu anda gördüğünüz davranışları kabul etmek, sahip olduğunuzu sandığınız ilişkiyi bırakmak anlamına gelebilir. Başlangıçtaki aşk bombardımanı sırasında tanıdığınızı sandığınız kişiyi geri getirecek bir formülün sizin elinizde olmadığını kabul etmek zorunda kalabilirsiniz.

Bu sırada partneriniz değişmesinin nedeninin siz olduğunuzu söylüyor olabilir:

“Sen daha ilgili olsaydın böyle olmazdım. Beni gerçekten sevseydin bunları yaşamazdık. Beni bu hâle sen getirdin.”

Bir süre sonra bu yalana siz de buna inanmaya başlayabilirsiniz. Onu siz değiştirdiyseniz, belki yaptığınız hatayı bulup düzelterek eski hâline döndürebilirsiniz. Köpekbalığını durmadan çözümlemeye çalışmanın tuzağa dönüştüğü yer burasıdır.

Anlamak, ne zaman mazeret üretmeye dönüşüyor?

Çocukluğunu öğreniyorsunuz. Travmalarını, bağlanma biçimini, tetikleyicilerini ve kişilik özelliklerini araştırıyorsunuz. Sonra düşünceleriniz şu yönde ilerlemeye başlıyor:

“Belki eleştirilmek ona çok ağır geliyor. Belki o kadar gerginken duygularımı anlatmamalıydım. Belki kendisini öldürmekle tehdit etmesi manipülasyon değildi; yalnızca çok çaresizdi.”

Gerçekten çaresiz hissetmiş olabilir. Fakat çaresizlik ile zorlayıcı kontrol birbirini dışlayan şeyler değildir.

Sonra şu sonuca geliyorsunuz: “Ona yeterince güvende olduğunu hissettirebilirsem bir daha yapmaz.” Böylece yeniden başladığınız yere dönüyorsunuz. Kendi davranışlarınızı, onun size kötü davranmasını engellemek etrafında düzenliyorsunuz. Hâlâ onun istismarının durması için sizin neyi farklı yapmanız gerektiğini soruyorsunuz.

Anlamak açıklamaya, açıklamak gerekçelendirmeye, gerekçelendirmek mazeret üretmeye, mazeret üretmek uyum sağlamaya dönüşebiliyor. Sonunda uyum sağladığınız şey, istismara maruz kalmaya devam ettiğiniz bir hayat oluyor.

Empati kurmak veya anlamaya çalışmak kendiliğinden istismarı sürdürmek anlamına gelmez. Ancak danışanlarımın önemli bir kısmında sorun, istismar eden partnere karşı empati eksikliği değil. Tam tersi.

Muhtemelen onun hakkında zaten çok şey biliyorsunuz. Hangi konuların açılmaması gerektiğini, hangi arkadaşların sorun çıkaracağını, ne zaman hiçbir yanlış yapmadığınız hâlde özür dilemeniz gerektiğini biliyorsunuz. Onun duyguları daha büyük ve daha önemli sayıldığı için kendi duygularınızı ne zaman bastıracağınızı da biliyorsunuz.

Ruh hâlindeki küçük değişiklikleri, ses tonunu, beden dilini, hatta iç çekişini bile takip ediyor olabilirsiniz. İstismar içinde yaşayan insanlar bunu öğrenir. Sevgi dolu bir ilişkide yaşamak için sürekli böyle tetikte olmak gerekmez.

Kontrolün oluşması için her şeyin önceden planlanması gerekmez

Bir başka itiraz şu: “Narsisistler bilinçli olarak manipüle eder. Borderline kişiler ise bilerek yapmaz; yalnızca duygularını düzenleyemez.”

Oysa olasılıklar bu iki seçenekten ibaret değildir. Zorlayıcı kontrolün oluşması için birinin sabah kalkıp “Bugün partnerimi nasıl yönlendireyim?” diye ayrıntılı plan yapması gerekmiyor.

Diyelim ki arkadaşlarınızla buluşmak istediğiniz her seferinde partneriniz öfke patlaması yaşıyor. Belki sizi bilinçli olarak yalnızlaştırmaya çalışıyor. Belki gerçekten terk edilme paniği yaşıyor. Belki ikisi birden var.

Bu yeterince tekrarlandığında arkadaşlarınızı görmeyi bırakıyorsunuz. Çünkü giderseniz ne olacağını biliyor ve bir kez daha aynı olaylarla uğraşmak istemiyorsunuz. Artık size açıkça “Arkadaşlarınla görüşemezsin” demesi gerekmiyor. Arkadaşlarınızı görmenin bir bedeli olduğunu öğrendiniz.

Her itiraz ettiğinizde öfkeleniyorsa, bir süre sonra itiraz etmekten vaz geçiyorsunuz. Telefonunuzu ve şifrelerinizi vermediğinizde sizi aldatmakla suçluyorsa, sonunda mahremiyetinizden vazgeçiyorsunuz. İşe gitmek için evden çıktığınızda kendisine zarar vermekle tehdit ediyorsa, sabah alarmını duymaktan bile korkar hâle gelebiliyorsunuz.

Öğrendiğiniz ders şu oluyor: “Kendi kararımı verirsem kötü bir şey olacak. Onun tepkilerinden ben sorumluyum. Yanlış bir hareket yaparsam yeniden patlayacak.”

Bunun oluşması için sizin gerçekten yanlış yaptığınıza inanmanız bile gerekmiyor. Bir sonraki öfke nöbetini, suçlamayı veya çocukların önünde yaşanacak sahneyi önlemek, sonrasındaki cezayla uğraşmaktan daha kolay görünmeye başlıyor.

Davranışlarınız onun tepkilerini önlemek etrafında şekilleniyorsa, bu düzenin kontrol edici ve istismar edici olması için her ayrıntının bilinçli tasarlanmış olması şart değildir.

“Ne yaptığının farkında değil” açıklaması yeterli mi?

Pek çok danışanım, partnerine davranışlarının etkisini anlatmayı defalarca denedi. Öfkenin, tehditlerin, suçlamaların kendilerini nasıl etkilediğini açıkladılar. Sakin konuştular, empati kurdular, kelimelerini büyük dikkatle seçtiler. Bazen de tükenmişlik içinde ne düşündüklerini açıkça söylediler.

Benim karşılaştığım örneklerde, nasıl anlattıklarından bağımsız olarak bu konuşmalar çoğu zaman iyi gitmiyor. Partnerleri öfkeleniyor, söylenenleri reddediyor, onların fazla hassas olduğunu ileri sürüyor veya sınır koymayı kendisine yapılan bir kötülük gibi sunuyor.

“Sen beni suçluyorsun. Asıl bana kötü davranan sensin. Senin yanında kendimi güvende hissetmiyorum.”

Böylece davranışın etkisini anlatmanız, size yöneltilen yeni saldırının gerekçesine dönüşüyor. Konuşma yeniden onun mağduriyeti etrafında dönmeye başlıyor.

Bir insan neden böyle tepki verdiğini anlamıyor olabilir. Bu, ne yaptığı ve bunun sizi nasıl etkilediği kendisine hiç söylenmemiş demek değildir. İkisini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Siz yıkıcı davranışı dile getiriyorsunuz; o davranışı konuşmaya çalışmanız cezalandırılmanızın yeni nedeni oluyor. Tanı farklılıkları, bu örüntünün size ne yaşattığını değiştirmiyor.

Empati kapasitesi ile empatik davranmak aynı şey değil

“Ama empati kurabiliyor” deniyor. Peki, sizinle anlaşamadığında, size öfkelendiğinde, sizi kendi sıkıntısının nedeni olarak gördüğünde de bu empatiyi sürdürebiliyor mu?

Empati kapasitesinin bulunmasıyla tutarlı biçimde empatik davranmak aynı şey değildir. Bazen gerçek pişmanlık da yaşanabilir. Ancak kendi çalışmalarımda sıkça gördüğüm başka bir durum var: Kişi, size yaptığından çok, yaptığının kendi hayatında doğurduğu sonuçlar için üzülüyor.

Sizi incittiği için üzülmek ile sizi kaybetmekten, sonuçlarla karşılaşmaktan veya istediğini elde edememekten dolayı üzülmek aynı değildir.

Pişmanlık da tek başına sorumluluk almak değildir. Asıl soru şu: Davranışının sorumluluğunu taşımaya tahammül edebiliyor mu? Çünkü sorumluluk alınmadan anlamlı değişim ve gelişim beklemek güçleşiyor.

Değişmeyi gerçekten isteyebilir. Fakat değişmek istemekle, bunun gerektirdiği zor işi yapmak farklı şeylerdir. Pazar sabahı içtenlikle ağlayıp pişmanlık gösterebilir ve pazar öğleden sonra aynı davranışı tekrarlayabilir. Burada yalnızca gözyaşlarının gerçek olup olmadığını tartışmak yeterli değildir. Anlamlı ve kalıcı olarak neyin değiştiğine bakmanız gerekir.

“Tedavi edilebilir” sizin ilişkiniz için bir garanti değildir

Bir başka savunma da “Borderline tedavi edilebilir” ifadesi. Bu sözden, tek başına taşıyabileceğinden çok daha fazla sonuç çıkarılıyor.

Anlamlı değişim; bir sorun olduğunu kabul etmeyi, sorumluluk almayı, tedaviye düzenli katılmayı, zorlayıcı geri bildirimlere tahammül etmeyi, duygusal olarak zorlanırken yeni davranışları uygulamayı ve bunları yeterince uzun süre sürdürmeyi gerektirir. Üstelik yalnızca terapistin odasında değil, günlük yaşamda da.

Tedavi edilebilir olmak, ilişkinin başındaki sevgi bombardımanına geri döneceği anlamına gelmez. Şu anda sizin için güvenli bir partner olduğunu veya belirli bir süre sonra mutlaka güvenli olacağını da göstermez.

Belirtilerin azalmasıyla yaşamın ve ilişkilerin sağlıklı işlemesi aynı şey değildir. Bir kişinin artık tanı için yeterli sayıda ölçütü karşılamaması, ilişkilerinde, işinde ve hayatında iyi işlev gösterdiğini tek başına kanıtlamaz.

Tedavi araştırmalarına katılan, sürece devam eden ve tamamlayan kişiler hakkında elde edilen sonuçlar, sizin partnerinizin ne yapacağını söylemez. Terapiye yalnızca terapistin sizi düzelteceği beklentisiyle gelen biriyle, kendi davranışları üzerinde dürüstçe çalışmaya hazır biri aynı durumda değildir.

Sizin için önemli olan, partnerinizin dürüstçe katılım gösterip göstermediği, sorumluluk alıp almadığı, davranışlarını değiştirip değiştirmediği ve bu değişimin terapi odasının dışında sürüp sürmediğidir.

Partnerinizin empati kapasitesi bulunması, pişmanlık göstermesi veya değişmek istediğini söylemesi, tedavinin işe yarayıp yaramayacağını görmek için istismar içeren bir ilişkide kalmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.

Şu sorulara ihtiyacınız var: Bu ilişki şu anda benim için güvenli ve sağlıklı mı? Gerçek bir davranış değişimi nasıl görünürdü? O değişim, güvenebilmem için yeterince uzun süredir devam ediyor mu?

Klinik ayrıntılara dikkat etmek, istismara mazeret bulmayı gerektirmez

Borderline kişilik bozukluğu olan biriyle çalışıyor olsaydım, terk edilme korkularını, duygularını düzenlemekteki güçlüklerini, kimlik sorunlarını ve travma geçmişini elbette anlamak isterdim. Ama bunu, bu sorunlar üzerinde çalışabilmek için yapardım. Çevresindeki herkesin daha fazla anlayış göstermesi ve yıkıcı davranışlara uyum sağlaması gerektiğini söylemek için değil.

Travmatik bağlarla ilişkide kalan, başkalarını kurtarmaya çalışan ve diğer yetişkinlerin duygularının sorumluluğunu üstlenen danışanlarımla da benzer bir yaklaşım izliyorum. Neden gereğinden fazla sorumluluk üstleniyorsunuz? Neden kurtarmaya çalışıyorsunuz? Neden tahammül etmemeniz gereken davranışlara tahammül ediyorsunuz?

Bu örüntülerin nereden geldiğini anlamak yararlıdır. Ancak bir noktada, kendi davranışlarınız içinde neleri değiştirebileceğinize geçmeniz gerekir. Anlamak, çalışmanın başlangıcıdır; tamamı değildir.

Farklı kişilik yapıları, davranışları farklı etkenlerin harekete geçirdiği ve tedavide farklı konuların ele alınması gerektiği anlamına gelir. Bir tanının, kişinin içsel acısı sürekli öne çıkarıldığı için sorumluluktan muaf tutulması gerektiği anlamına gelmez.

Benim bu konudaki çalışmalarımın odağında istismara uğrayan kişiler var. Bir adam “Bana zarar veriyor” dediğinde, konuşmanın hemen ona zarar veren kişinin ne kadar acı çektiğine dönmesi başlı başına dikkate değer.

İstismara uğrayan kişinin gördüğü zararı konuşurken de aynı şey yapılıyorsa, onun deneyimi yine arka plana itiliyor. Köpekbalığının davranışını anlamak, saldırı hikâyesinin başkahramanını köpekbalığı yapmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.

Ona kıyıdan da şefkat duyabilirsiniz

Birinin terk edilme korkusunu anlayabilir ve kendi iyilik hâlinizi bu korkuya teslim etmeyebilirsiniz. Şefkati ve etkili psikolojik yardımı hak ettiğini düşünebilir, partnerinin de aynı şeyleri hak ettiğini kabul edebilirsiniz.

Başka birinin travmasının, sizi tekrar tekrar travmatize etme hakkı vermediğine karar verebilirsiniz. Kendinizi korumayı seçmeden önce ona kusursuz bir tanı koymanız gerekmez. Borderline olabilir, narsisistik özellikler taşıyabilir, birden fazla sorun yaşayabilir veya hiç tanı almamış olabilir. Yine de size gerçekte ne yaptığına bakabilirsiniz.

Bu nedenle yalnızca “Bunu neden yapıyor? Neyi tetikledim? Onu durdurmak için ne yapmalıyım? Başlangıçtaki kadını nasıl geri getiririm?” sorularıyla kalmanızı istemiyorum. “Beni bu ilişkide tutan ne? Bana tekrar tekrar zarar veren birine bağlı kalmamın altında ne var?” sorularını da sormanızı istiyorum. Yalnızca “Çünkü onu seviyorum” demek, bunları yeterince açıklamıyor.

Benim önceliğim, suda kanayan ve hâlâ saldırıya uğrayan kişiye yardım etmek. Bazen önce neden sudan çıkması gerektiğini anlaması üzerinde uzun süre çalışıyoruz. Bazen çocuklar, para veya başka gerçek koşullar yüzünden hemen tamamen çıkamıyor. Bazen de ilişkinin bitmesi, özellikle ortak çocuklar varsa, diğer kişinin hayatından çıkması anlamına gelmiyor.

O zaman elimizdeki koruma imkânları üzerinde çalışıyoruz: sınırlar, kısa ve konuya odaklı iletişim, yaşananları kayıt altına alma, gri kaya yaklaşımı, paralel ebeveynlik ve iletişim uygulamaları gibi maruziyeti azaltabilecek yollar.

Ben tanıları aynılaştırmıyorum. Birbirleriyle örtüşen istismar davranışlarını, bunlara maruz kalan kişi açısından taşıdıkları önem üzerinden birlikte ele alıyorum.

Köpekbalığına kıyıdan da üzülebilirsiniz. Birinin acısını kabul etmek için onun size zarar vermeye devam edebileceği yerde kalmanız gerekmez.

Lindsay Clancy davası nedir? 3 çocuk katili anneye destek veren kadınlar kimler?

Bu yazıda, Amerika’da 2023 yılında üç küçük çocuğunu boğarak öldüren Lindsay Clancy adlı kadının davasını, daha doğrusu eğer yargılama sürecini azıcık da olsa takip ediyorsanız, neden çok sayıda kadının üç küçük çocuğunu vahşice öldüren bir kadın için asosyal medyada “senin gibiyim Lindsay” videoları yaptıklarını, düzinelerce kadının mahkeme salonuna pembe giysilerle gidip Lindsay Clancy’yi alkışladıklarını, kısaca bu katili desteklediklerini konuşacağız. Aynı zamanda eğer kız arkadaşınız Lindsay Clancy’yi destekliyorsa, bunun ne anlama gelebileceğini de göreceğiz.

Her sene belli sayıda kadın ve erkek, çeşitli nedenlerle çocuklarını öldürüyorlar ve bu kadın ve erkeklerin bir kısmı, “akli dengesi yerinde olmadığı için suçlu sayılamaz” diyerek akıl hastanesine kapatılıyorlar. Yani olay korkunç olsa da asıl sansasyon yaratan şey katilin akıl sağlığı gerekçesi ile suçsuz bulunması değil, ilk defa bir katile toplu destek görmemiz.

Önce bilmeyenler için olayı biraz anlatalım. Lindsay Clancy adlı kadın, 24 Ocak 2023’te, kocasını dışarıdan yemek siparişini almaya gönderiyor. Kadının bunu yapmadan önce bu siparişi almak için evden gidiş – geliş süresini araştırdığı görülüyor. Adamcağız dışarıdayken de, 3 çocuğunu – 5 yaşındaki Cora, 3 yaşındaki Dawson ve 8 aylık Callan – evin bodrumunda, iple tek tek boğarak öldürüyor. Sonra da kendini yüzeysel olarak kesip, iki katlı evin üst katından karlı bahçeye atıyor. Ölmüyor ama (karın kendisine yastık olacağını varsaydı muhtemelen), kar buzlu olunca sakat kalıyor.

Koca eve döndüğünde önce kadını bahçede yaralı buluyor ve ambulans çağırıyor. Ambulans gelince içeri girip çocukları arıyor ve hepsini boğulmuş olarak buluyor. Çocukları tek tek ölü bulurken dakikalar boyunca attığı çığlıkları o kadar korkunç ki, adamın 911 araması kamuya açılmadı, mahkemede dinleyenler de travmaya uğradıklarından bahsediyorlar.

Şimdi internette dedektifçilik oynayan bazı embesillerin dediğinin aksine, çocukları kadının öldürdüğü konusunda bir şüphe yok. Kadın öldürdüm diyor, savunma avukatı öldürdüm diyor, deliller ve olayı aylarca araştıran dedektifler kadın öldürdü diyor. Mahkeme, kadının “akıl hastalığı nedeniyle ceza ehliyeti olmadığı gerekçesiyle” suçlu mu suçsuz mu sayılacağı. Suçlu ise, kadın 3 kere ömür boyu hapis cezası alacak. ABD’de ömür boyu hapis gerçekten ömür boyu. Suçlu değilse, akıl hastanesine kapatılacak ama ileride iyileşti diye salınma imkanı olacak.

Yani savcılık, kadının çocukları öldürdürürken doğru ile yanlışı ayırt edecek, ne yaptığını bilecek durumda olduğunu göstermeye çalışıyor. Kadının savunma avukatı ise, postpartum psikozu ve varolan bipolar – depresyon nedeniyle çocukları boğarken akıl sağlığının yerinde olmadığını göstermeye çalışıyor.

Burada kadının kocasını evden ne kadar uzak kalacağını önden araştırması, planlamaya işaret ediyor. Savunmanın kullandığı postpartum psikozu ve çocukları öldürmesini söyleyen bir ses duyduğu iddiası da kadının sonradan ortaya attığı şeyler. Kadın ayrıntılı günlükler tutmuş ve bunlarda çocuklara zarar verme düşüncelerinden bahsetse de, çocukları öldürüp kendisi hayatta kalana kadar şizofrenik seslerden hiç bahsetmiyor. Bu nedenle savcı, kadının kendini öldürmeye karar verdiğini ve çocuklar kendisi olmadan ne yapacaklar mantığı ile onları öldürdüğünü iddia ediyor. 

Ama asıl mesele sebep değil, cinayetleri planlaması ve ne yaptığını bilmesi diyor. Tam bu sıralarda da psikoz, halisünasyon ve intihar üzerine arama yapmış. Sanki intihar etmeyi beceremezse nasıl yırtacağını araştırmak istemiş.

Savunma postpartum psikozu denilen nadir bir psikoz üzerine. Doğum yapan her bin kadından 2.5’inde görülüyor ve bu kadınların %4’ü de bebeklerini öldürüyorlar. Savunma, kadının psikozu hissettiği için arama yaptığını iddia ediyor.

Burada anahtar, katil annenin, çocukları öldürmeden önce hiç yazmadığı, belirtmediği ve sonradan hayatta kalınca sanki suçlamalardan kurtulmak için bahsettiği postpartum psikozu. Psikoz birden olan bir delilik ve katil annenin yaptığı planlar, babayı yakın bir şubeye değil özellikle uzağa göndermesi, babanın evden çıkmasını beklemesi ve çocukları öldürürken arada adamla konuşması, psikoz teorisi ile çelişiyor. Bu arada çocukları birer birer, oldukça sadist bir şekilde uzun süre acı vererek boğduğunu da unutmayalım.

Yasa önünde soru kadının kafayı yemiş olup olmadığı değil. Savcı da, savunma da kadının akıl sağlığının yerinde olmadığını kabul ediyor. Kanuni sorun, öldürme anında katilin yaptığı şeyin yanlış olduğunu idrak edecek durumda olup olmadığı.

Sebep konusunda başka teoriler de var. Lindsay Clancy B kümesi kişilik bozukluğuna sahip bir kadınsa, borderline özelliklere sahipse, duygusal olarak aşırı kaotik ve negatif duyguları çok ama çok aşırı seviyede hissedecektir.  Benim çocuklarını öldüren anne babalarda en çok gördüğüm durum, çocukların babalarından ya da annelerinden intikam alma dürtüsü. Burada katil anne aşırı derecede depresyon ve stres altındayken, baba iş gezilerine çıkıyormuş. Soruşturmada New York’a yapılan bu iş gezilerinin sadece iş gezileri olmadığını gösteriyor. Bu gezilerde Patrick Clancy arkadaşları ile buluşup eğleniyormuş ki Lindsay Clancy bu konuda adama diş bilemeye başlamış olabilir.

Bu arada Patrick Clancy’nin yeni eşi de New York’ta yaşıyor ki online spekülasyonlar belki de adam evliyken şimdiki eşi ile yasak aşk yaşadığını iddia ediyorlar. Lindsay Clancy kocası ile cinsel yakınlıklarının kalmadığından da yakınıyormuş ki bu aslında aldatma iddiasını destekleyen bir şey.

Yani sonuçta, kadın çocukları, kocasından öc almak için acı çektirerek öldürmüş de olabilir. Ekstrem B tipi kişilik bozukluğu olan bir insanın böyle bir şeyi yapma kapasitesi var.

Her neyse uzun bir giriş oldu ama asıl konu bu değil. Bu tür korkunç çocuk cinayetlerini erkekler de kadınlar da işliyorlar ve erkekler de “deli o nedenle suçsuz” diye hapishane yerine timarhaneye gönderilebiliyorlar.

Asıl konu neden azımsanamayacak sayıda kadın, pembe tişörtler giyerek mahkeme dışında destek alkışları atıyorlar, dünyanın bok çukuru olan TikTok’ta çocuklarını kucaklarına alıp “aynıyız Lindsay” diye videolar yapıyorlar veya katilin ailesinin açtığı yardım kampanyasina 1.2 milyon dolar bağışlıyorlar.

Burada cevabı, YouTube’da kanalı da olan ve izlemenizi tavsiye edeceğm Hannah Spier adlı psikiyatristin konu üzerindeki yayınlarında bulabiliyoruz. Bu kadınlar, çeşitli seviyelerde kişilik bozukluğuna sahip kadınlar. Bu nedenle de Lindsay Clancy’de kendilerini görüyorlar. Bu insanlar güç açlığı çeken insanlar ve Clancy’nin üzerinde uygulanan devlet gücünü görüyorlar ve devlet gücünün kendileri gibi insanları cezalandırılmasından nefret ediyorlar. Clancy’nin cezalandırılmasını, suçlu bulunmasını, kendileri gibileri güçsüz kılan bir şey olarak görüyorlar.

Clancy’nin cezalandırılması ile kendileri gibi insanların yaptıklarının sorumluluğunu almak zorunda kalacaklari, normal insanlarla aynı standartlarda yargılanacaklari, şımarık bir çocuk gibi sürekli bakılıp yardım görmeyecekleri bir dünyadan nefret ediyorlar. Bu nedenle de davaya bu kadar yoğun duygusal tepkiler veriyorlar.

Bunu yıllardır çoğu ben B tipi kişilik bozukluğundan muzdaribim diye bağıran SJW kadın aktivistlerde görüyoruz. Onların arıza bir şekilde kocaman açılan gözlerinde, bağırarak karşılarındakini susturmaya çalışmalarında, manipülasyonlarında, FEMEN gibi cinsel teşhircilik ile dikkat çekmeye çalışmalarında görüyoruz. Bu kadınlar Batı’da daha çok trans aktivisti, çevre aktivisti, feminazi veya ne istediği belirsiz üniversite kampüsü aktivisti olarak karşımıza çıkıyorlar. Türkiye’de ise en çok göz önüne çıkanları, sokak köpeği aktivisti (hayvan diyemeyeceğim zira  köpek ve köpek yemi odaklılar) olarak önüne gelene çığlık atıp saldırırken görüyoruz. Bu insanlar kadınları, hayvanları ya da ezilenleri tutkuyla sevdiklerinden değil, başkaları üzerinde kontrol ve güç kurmak için, duygusal ve ruhsal olarak dengesiz olduklarından bu kadar çığlık çığlığa ve saldırganlar.

B kümesi kişilik bozukluğu özellikleri narsizm, psikopati, borderline ve histrionik kişilik bozukluklarını içeriyor. Mesela narsist özellikler gösteren biri, ruhsal olarak dengesiz ve düşük uyumluluk düzeyi düşük biridir. Böyle bir insan negatif duyguları ile, kendisine ahlaki olarak diğer insanlardan daha üstün olduğunu, daha iyi olduğu hikayesini anlatarak başa çıkmaya çalışır. Böyle bir insan, hak sanrısı içinde yaşar ve istediğini elde etmek için başka insanları manipüle etmeye hazırdır.

Bunlarla alakalı olarak bir de kırılgan narsist var. Kırılgan narsist, kendisini dünyanın en büyük mağduru olarak görür. Böyle biri paranoyaktır, tüm dünya ona karşıdır. Kızgındır, kin doludur ve dünyanın kendisi için eğilip bükülmesini, kendisine destek çıkmasını bekler. 

Hem büyüklenmeci hem de kırılgan narsist, diğer insanlar üzerinde tahakküm kurma takıntısı olan insanlar. Büyüklenmeci narsist, başkalarından narsist yakıt almaya çalışır ve bunu hak ettiğine, pohpohlanmayı hak ettiğine inanır. Kendi negatif duyguları ile, başkaları üzerinde güç kurarak başa çıkmaya çalışır. Kendisine ne kadar parlak,önemli, özel ve mükemmel olduğu hikayesini anlatır. Dünyanın da kendisine bu şekilde davranmasını sağlamaya çalışır. Bu olmazsa, narsist kişiliği ve kişi kendi yaşamını sonlandıracak kadar çöker.

Kırılgan narsist de özel ve önemli olduğuna inanır ama kendisini dünyanın en büyük mağduru olarak görür. Başkaları üzerinde güç kurmayı ister, başkalarını kontrol etmek ister. Böylece onların kendisine bakmasını, kendisine daha kolay bir hayat yaşatmasını sağlamayı arzular.

Bununla alakalı özelliklerden birisi makyavelizm. Makyavelist güce açtır, muhtaçtır. Dünya üzerinde tahakküm kurmak ister çünkü dünya korkutucu bir yerdir. Bununla alakalı olarak bir de tabi psikopati var. Manipülatif, hilekar, başkalarını dolandıran ama onlara zerre empati hissetmeyen insan.

B kümesi içindeki histrionik kişilik bozukluğuna sahip insan, duygusal olarak o kadar büyük bir kaos içindedir ki, bununla baş edebilmek için başkalarının ilgisini ve dikkatini kovalar, ilginin merkezi olmaya çalışır.

Bu tip bir insan hızlı yaşam tarihi stratejistidir (fast life history strategist). Yani hemen üreme ve kısa vadede hayatta kalmayı, uzun vadeli planlamaya ve gelişime tercih eden bir insandır. Böyle biri cinsel olarak erken olgunlaşır, şimdi elde edeceği hazza ve ödüllere aşırı odaklıdır, hazzı erteleyemez, ertelemek için uzun vadeli bir neden görmez. Uzun vadeli çocuk yetiştirmekten çok, en fazla sayıda partner ile birlikte olmaya öncelik verir. Gereğinden fazla risk alır, dürtüseldir ve saldırgan davranışlara meyillidir.

Bu eğilim, dengesiz, bireylerin hızlı yaşayıp genç öldüğü, yarın hayatta olmama riskinin yüksek olduğu ekolojilerde, sosyal bağlar kurmanın bir getirisi olmayan ekolojilerde görülür. Böyle bir ekolojide erkekler pompalar ve terk ederler, kadınlar ise iyi ve dengeli bir baba olup olmayacağına bakmaksızın en yüksek değerli erkeğin peşinde koşarlar. Hemen herkes güç peşinde koşan, dünya bana karşı düşüncesi ile boğuşan, daha bencil ve çekilmez insanlara dönüşür.

Lindsay Clancy’yi destekleyen kadınlar, böyle kadınlar. “Same Lindsay” (Aynıyız Lindsay) diye TikTok atarken doğru söylüyorlar, çünkü onunla aynılar. Lindsay Clancy’nin suçlu bulunmasını, kendilerinin güçsüzleştirilmesi olarak görüyorlar. Lindsay Clancy’nin suçlu bulunmasını, dünyanın onları idare etmeyeceğinin, istedikleri gibi davranmalarına izin vermeyeceğinin, kocaman bebekler gibi davranmalarına tolerans göstermeyeceğinin kanıtı olarak görüyorlar. Bu olayı, güç kaybı olarak görüyorlar ve bu da onları çok korkutuyor. Çünkü zihinsel olarak içinde bulundukları hızlı yaşam tarihi ekolojisinde, bu güç kaybı ölüm demek.

Çocuk katili kadının yanındalar çünkü o kadın da böyle biri ve kendileri de o kadın gibiler. Ve o kadının yaptıklarının yanına kalmamasını, kendilerinin yaptıklarının ya da yapabileceklerinin yanlarına kalmaması olarak görüyorlar. Çünkü Clancy’nin suçlu bulunması, kendileri de birgün de bir şeyler yaparlarsa, bunun sonuçlarını çekeceklerine, kontrolü ve gücü kaybedeceklerine işaret ediyor. Bu da onları çok ama çok korkutuyor. Bu nedenle bir bebek gibi bağırıyorlar, ağlıyorlar.

Bu insanların duygusal olarak olgunlaşmamış insanlar olduklarını unutmayın. Dengesiz, tehlikeli ekolojilerde büyüdükleri için sosyal yetenekler, duygusal olgunluk geliştirme ihtiyacı hissetmediler. Bu nedenle hala çok küçük çocukların sosyal seviyesinde, manipülasyonlarla, öfke nöbetleri ile, hani yaptınız mı sadece anne ve babanızın tolerans göstereceği sosyal davranışlarla hayatta kalmaya çalışıyorlar.

B kümesi kişilik bozukluğuna sahip kadınlar böyle kadınlar. Lindsay Clancy de böyle bir kadın. 3 küçük çocuğu arka arkaya boğarak öldürdü. Yetişkin ve sağlıklı bir insan, psikoza girip çocuklarını öldürse, ayıktığında kendisine en ağır cezanın verilmesini iterdi. Ama Clancy bunun cezasını çekmek istemiyor, yaptığı şeye sanki bir çocukluk etmiş gibi tolerans bekliyor. Onu destekleyen kadınlar da bununla, “ben ne yaparsam yapın idare edin” mantığı ile doğal bir şekilde bağlantı kurabiliyorlar.

Bu açıdan baktığınızda, bu kadınların Clancy gibi 3 küçük çocuğu vahşice öldürmüş bir kadın için kampanya yapması şaşırtıcı değil. Burada umabileceğimiz tek şey, adaletin yerini bulması ve katilin suçlu bulunarak bu tip insanlara “sizin gibilerin bu tip davranışlarına tolerans gösterilmeyecek” mesajı gönderilmesi. Toplum sizin güç arzunuza tolerans göstermeyecek, kocaman bebekler gibi ilgi budalası bir şekilde ağlayıp zırlamanıza, çığlıklar atıp karşınızdaki sesleri susturmaya çalışmanıza izin vermeyecek. Bir çılgınlık yaparsanız bu yanınıza kalmayacak. Kendi deliliğinizi siz kontrol etmek zorunda kalacaksınız, siz insan gibi davranmayı öğreneceksiniz.

Ama dava sonucu gördük ki, bu olmayacak. 12 jüri üyesinden sadece bir erkek, diğer 11 üyeye karşı durup davanın kilitlenmesini sağladı ama görünen o ki bu kişi bir daha yargılanacak ve delilik bahanesi ile suçsuz bulunacak. Bu aslında katil anne serbest kalacak anlamına gelmiyor, başında söylediğim gibi böyle suçsuz bulunan ilk kadın ya da erkek Lindsay Clancy olmayacak ve suçsuz bulunması serbest kalacağı anlamına da gelmiyor. Ama bu davada bu katilin suçsuz bulunması, bu akıl sağlığı yerinde olmayan kitleye çok ama çok yanlış bir sinyal gönderecek.

Bütün bu olanlardan çıkaracağınız sonuç ne?

Kız arkadaşınız Lindsay Clancy suçsuz ya da daha beteri Patrick yaptı gibi bir şey söylüyorsa, o ilişkiyi bitirin. Böyle biri ile empati kurabilmesi, nasıl bir psikoloji ile karşı karşıya olduğunuzu görmenizi sağlamalı.

Ama, bu olayı “kadınlar gerçek yüzlerini gösterdi” diye okumayın. Benim gördüğüm kadarıyla TikTok başta olmak üzere asosyal medya B kümesi kişilik bozukluğu olan kadınlar tarafından ele geçirildi. İçeriğin büyük bir kısmı, viral olan içeriğin tamamı, bu tip kadınlar tarafından üretiliyor.  Ekran yanında bu tip kadınlar gerçek hayatta da tüm saldırgan ve dengesiz tavırları ile kamusal alanda çok öne çıkmaya başladılar. Gösterilerde erkeklerin suratına salyalar saçarak bağırıyorlar, sadist ve psikopat olanları sosyal medyada 185 aldı erkek ölsün diye havlıyor ya da kameralardan kocasını nasıl köpek ettiğini sergiliyor, histrionik olanlar dünyayı gezerek ve antidepresan ilaç kokteyli ile kendinden kaçmaya çalışırken,   biz ölümlü yerlesiklere ne kadar üstün olduğunu kanıtlamaya çalışip ilgi oruspulugu yapıyor, vs . Çevresinde kadın bulunmayan, kalabalıklar içinde yaşasalar da sosyal olarak izole, ölümcül derecede online yaşayan bazı genç erkekler, mankurt gibi kölesi oldukları ekrandan akan kadın imajını “kadınlar” sanıp radikalleşiyorlar. İnsan ızdırabını paraya çeviren makine, bu erkeklerin beynini kızartıyor.  Boyle arkadaşlar lütfen ekrandan çıkıp gerçek hayatta gerçek kadınlarla daha fazla zaman harcayın. Biliyorum bazılarınız SJW copluklerinde yaşıyorsunuz ve çevrenizde bu tip kadınların gerçeği var. Siz de mümkün olduğunca o çevreden kopmaya bakın.

Peki bunun toplum için anlamı ne? Kadınların küçük bir kısmı sonuçta değil mi? Toplum için anlamı karanlık çünkü 2-3% gibi bir azınlık eğer adaletin kılıcından korkmazlar da, o toplum çok tehlikeli bir yere dönüşür. El Salvador’da hapishanedeki nüfusu %1.5’tan %3’e çıktığında yani sadece %1.5luk bir psikopat erkek azınlığı adaletin kılıcını yiyince, ülke dünyanın en tehlikeli ülkesinden güvenli bir ülkeye evrildi. Çok Küçük ama agresif ve gürültülü bir grup zaptedilmezse koca bir nüfusu tahakküm altına alabiliyor.

 

Eski sevgilimi ben terk ettim ama hala unutamadım – vaka çalışması

Bugün ele alacağımız vaka çalışmasında, takipçi 1 yıl kadar beraber olduğu kadını terk etmiş. Eski sevgilisi toksik, sürekli olarak saygısızlık yapan, birçok alarm veren bir kadın olduğu için, zor da olsa sonunda doğru olanı yapmış. Sonunda diyorum zira bir yıllık ilişkide kadını 3-4 kere bırakmış ama her seferinde geri almış.

Sorun şu ki, bu toksik ilişkinin üzerinden 6 ay geçmesine rağmen, terk ettiği eski sevgilsini unutamamış. Takipçi, ismine  Erkan diyelim, çevresinde bir uydu erkek barındıran ve başka erkeklere mavi boncuk dağıtan bir kadın olduğu için kararının doğru olduğunu biliyor ama yine de onu özlüyor. Bu da takipçiyi oldukça şaşırtan bir durum.

Aslında tabi ki Erkan bu kadını değil, bu kadının olmasını istediği fanteziyi özlüyor. Acı çekmesinin ve kızın aklından çıkmamasının nedeni, gerçekliği henüz kabul edememesi.

Burada bir başka sorun da, yeni ve derin bir ilişki ile biten ilişki arasında ortalama olarak 1.5 sene gibi bir sürenin olması. Birçok erkek maalesef hayatında düzenli ve derin bir bağ olan kadını 2-3 ay içinde bulamazsa, paniğe kapılıyor ve sanki hiç bulamayacakmış gibi hissetmeye başlıyor. Bunun sonuçlarından biri de, ilerde derin bir bağ yoksa, eski bağı özlemek oluyor. Bu özlem özellikle, erkek ilişkiyi hayatının merkezi yapıp ilişkisinin dışındaki sosyal hayatını ve uğraşlarını boşladıysa daha şiddetli oluyor. Erkek sadece hayatının merkezi olan bir bağı kaybetmekle kalmıyor, aynı zamanda o bağ hayatından çıkınca, sosyal bir çöl ile başbaşa kalıyor.

Bu nedenle ilişkiniz olduğunda, hayatınızı ilginç ve sosyal yapan şeylerden uzaklaşmamalısınız. Ve uzaklaşsanız bile, ilişki bittiğinde, içinizden gelmese bile,  hayatınızı ilginç ve sosyal yapan şeylere devam etmelisiniz.

Neyse, fazla uzattım. Erkan’ın hikayesine bakalım.

Abi merhaba. 6 ay kadar önce, 1 yıllık ve oldukça kaotik olan ilişkimi bitirdim. Ben 29 yaşındayım, eski kız arkadaşım ise 27 yaşında.

Aramızda inanılmaz bir bağ vardı. Hayatımda kimseyle bu kadar iyi vakit geçirmedim. Seks harikaydı. Beni o kadar çok, o kadar yoğun seviyordu ki anlatamam.

Bir şeyi çok açık anlatıyorsun ama zerre farkında değilsin. “Gerçek olamayacak kadar güzelse, gerçek değildir” diye bir laf var. Kullandığın abartı kelimeler, toksik ve manipülatif partnerin aşk bombardımanını tamamen yuttuğuna işaret. Aranızdaki muhtemelen derin bir bağ değil, kaotik ilişkinin iniş çıkışları ile aralıklı pekiştirilen bir bağımlılıktı. Seks bombardımanı zaten belli. Yoğun sevgi sandığın şey de, muhtemelen kaotik ve hedonist yapışkanlıktı.

Toksik aşk bombardımanını, gerçek olmadığı için gerçek olamayacak kadar güzel görünen “bağı” olduğu gibi değil de böyle süslü pembe gözlüklerle görürsen, aslında seni manipüle edip kanını emme gibi bir niyeti olmadığından fare kapanına “harika” peynirler koymayan normal bir kadının gerçek sevgisi, sana bayat ve renksiz gelir. Pembe gözlüklerle kendine gerçek diye yutturduğun geçmiş ilişkini özler durursun.

Ama …

Bu harika, inanılmaz, yok böyle bir şey “sevgi” zaten hep “AMA” ile paket olarak gelir.

Problem şu ki, aramızdaki derin aşka ve kimyaya rağmen …

Cinsel azgınlığa ragmen desek daha doğru olur.

balayı aylarından sonra ona olan güvenimi sarsmaya başladı.

Aşk bombardımanı genellikle böyle biter. Cennet bahçesinde yürüdüğünü sanarken, birden ayılır ve kendini bir mayın tarlasının ortasında bulursun.

Aslında rüyadan uyandığında geri dönüp mayın tarlasından çıksan, yine çok hasar almazsın. Ama “bunu düzeltebilirim, gözlerimi kapatıp gül bahçesine dönebilirim” dersen, büyük hasar alırsın.

“Hayır ben bu işi şu abiden ya da şu abiden öğrendim, bu kızı düzeltebilirim!”

Bozuk bir kadını düzeltemezsiniz. Sağlıklı bir kadınla olan ilişkinize yapacağınız yatırım, o kadının daha da iyi olmasını sağlar ama sağlıksız bir kadına yatırım, onun daha da kötü olmasını sağlar.

Onu daha objektif değerlendirmeliydim ama abi ilk aylarda her şey o kadar harika gidiyordu ki!

Paranoyak bir şekilde bir şeylerin kötü gideceği beklentisinde olmanızı tavsiye etmem ama her şeyin harika olduğunu düşündüğünüz anda bunu yakalayıp “bir dakika” demeniz lazım. “Burada bir problem olabilir, gerçek olamayacak kadar güzel ise gerçek olmayabilir”.

Birçok erkek maalesef “ah çok harika, ah mükemmel” diye eriyor ve sonra da aylarca kurtulmaya çalıştıkları şekilde yaralanıyor.

İnsanlar gerçek yüzlerini 3-6 ay kadar saklayabilirler. Yani biriyle beraberliğinizin ilk 3-6 ayında, “dur bakalım bu ne kadar gerçek, ne kadar reklam ya da sahte” şeklinde temkini elden bırakmamalısınız. Kız sonra gerçekten iyi çıkarsa, başlangıçta çok yüksel dürtüsel coşkuların hedonist zevkine tam dalamazsınız ama uzun süreli mutlu olabilirsiniz.

İlişkinin başında önünüzü kış tutun, bırakın yaz gelsin. Çoğu kaygılı bağlanan, sevgi açı erkek, aşk bombardımanı ile önünü bitmeyen yaz sanıyor ve kara kışa toslayınca darmadağın oluyor. Bu konudan, kendimizi kaptırmadan sevemeyecek miyiz yazısında bahsetmiştim.

Sonra, bazı kötü davranışları ortaya çıktı. Bunlar birk ere olan şeyler de değildi, düzenli olarak yaptığı şeylerdi. Mesela eski sevgililerinden konuşuyordu ve birkaç kez gereksiz cinsel ayrıntılara da girdi. Kızdığında bana tehditler, aşağılamalar ile saldırıyordu.

Bu ikisi bile bir kez, geri dönüşsüz ayrılmak için yeterli.

Çevresinde uydu erkek barındırıyordu ve bunlarla sınırlarına zerre dikkat etmiyordu. Bunlardan en samimi olduğu erkeğe, bizim yatak hikayelerimizden bahsetmiş.

Bu kadın bu adamları sadece ilgi kaynağı olarak değil, erkek arkadaşını sopalamak ve hizada tutmak için kullanıyor. Bu çalışır bir taktik olmasa bile, bir kadının bunu yapması, onu kalitesiz ve sevgili yapılmaması gereken bir kadın yapar.

Beni eski sevgilileri ile karşılaştırıyordu ve bunu bazı alanlarda yetersiz olduğumu belirtmek için yapıyordu.

Başlardaki o gerçek olmadığı için gerçek olamayacak kadar harika “aşkın” nedeni tam olarak bu işte. Bulabileceğin en boktan kadınlardan biri, gerçek yüzünü saklamaktan yorulduğunda, o rüya gibi deneyime geri dönme umudu ile üzerine attığı her türlü pisliğe ragmen ilişkide kalman için.

Kızın sonradan yaptıkları da zaten seni sevmediğine, yaptıklarının manipülasyon olduğuna kanıt. Gerçi kişisel algılama, kız sevgi kapasitesi olmayan ve sevmeye değmez bir paçavra, sana özel bir durum değil. Senin burada küçük düşmene neden olan şey, kızı bunlara ragmen seri olarak terk etmemen.

Maalesef suçlandığı zaman refleks olarak kendisini suçlamaya meyilli bir erkeksen, kız arkadaşın seni eski sevgilileri ile karşılaştırıp aşağıladığında, “bu karı malın teki çıktı, seri olarak bırakayım” refleksi göstereceğine, “beni yetersiz görüyorsa yetersizim” demeye başlarsın. Sonra da kendini kıza ispatlamaya çalışırsın.

Normal bir kadın örneğin ona yeterince zaman ayırmıyorsan sana “artık bana çok zaman ayırmıyorsun” gibi bir şey söyler. Arıza bir kadın ise “eski sevgilim hiç böyle yapmazdı” gibi şeyler saçmalar.

Bir süre kadın erkek ilişkileri ile öğrendiklerimi kullanarak, onu düzeltebileceğimi düşündüm.

Hayır, onu düzeltemezsin. Birini düzeltmek veya kurtarmak sizin işiniz değil. Sizin işiniz  uyumlu bir ilişki yaşayabileceğiniz, toksik olmayan birini bulmak ve yolda karşınıza çıkan bu tür toksik kadınları da en hızlı şekilde elemek.

Sorun şu ki, bu tür kadınların oranı daha az olsa da, ilişkilerde dikiş tutturamadıklarından ve büyük bir kısmı da cinsel olarak çok aktif olduğundan, piyasada daha çok bu tür kadınlarla karşılaşacaksınız. Ve eğer aşk bombardımanını yememeyi öğrenmezseniz, arka arkaya toksik ilişkilerde yıllarınızı boşa harcamanız çok kolay.

Ama çabalarıma rağmen bir değişiklik olmadığını görünce, 6. ayımızda onu terk ettim.

Ve kesinlikle de geri dönmemen gerekiyordu.

Defalarca aradı, mesaj attı ve kapıma gelip değişeceği konusunda sözler vererek yalvardı.

Sanırım bir insanın değişmeyeceğinin en önemli göstergelerinden biri, terk edildikten sonra değişeceği konusunda yalvarması.

Bu arada, bir kadın ne kadar çok ağlarsa, ona o kadar az acıyın. Özellikle de böyle kritik ilişki kırılmalarında. Az ağlayana, acısını kendi içinde yaşamaya çalışana acıyın, göstere göstere ağlayana acımayın. Bu konuda bir kadının sizin için çok ağlaması, sizi çok sevdiğini göstermez adlı bir yazı yazmıştım. Bu tür oyuncağını kaybedince “değişeceğim” diye ağlamalar manipülasyondur.

Ama ilişkiye yeniden başladığımızda, eski davranışlarına geri dönüyordu.

Sadece seni ilişkiye çekmek için yalan söylediğini anlıyorsun muhtemelen.

Çok güzel bir kız ve bugüne kadar tüm yaptıkları güzelliği sayesinde yanına kalmış.

Alçak gönüllü olup kendi katkılarını görmezden gelme. Sırf güzel diye yaptığı her şeye rağmen kızı bırakmayan, ödüllendiren senin gibi abazanların sayesinde de. Kız güzel olunca böyle şeylere rağmen bırakmayacak, kendisini sürekli alacak adamlar olduğunu, kıza siz öğretiyorsunuz.

Sonraki 6 ayda terk et – yalvarsın – geri al döngüsüne girdik. Sonunda onu her aldığımda, daha da kötüleştiğini fark ettim.

Adama ne yapsam bırakamıyor diye düşünmesini sağladın. Daha da kötüleşmesi doğal değil mi?

Terk ettiğimde gösterdiği sevgi, ağlamaları ve sözleri geri dönmeme neden oldu.

Bunca zaman sonra bile o gösterdiği şeyin sevgi olmadığını, manipülasyon olduğunu anlamamışsın. Bunca zaman sonra da unutamama sebebin bu. Çok sevildin ve ne olursa olsun çok sevilme deneyimini kaybettin sanıyorsun. Sürekli olarak verilen sözlere inandığın için, kızı geri almasan da masalları gerçek sanmayı kendine öğrettin. Gerçeklikten kopuşun hala devam ediyor ve unutamama sebebin de bu.

Sonunda onu terk ettim ve tüm aramalarını bloke ettim, bana ulaşamamasını sağladım. Bu, bugüne kadar yaptığım en zor şeylerden biriydi.

Bu tür toksik ilişkilerin etkisinin daha kalıcı olma sebeplerinden biri de, aralıklı pekiştirme ile bağımlılık yaratmaları. Senin durumun sadece gerçek olmayan bir mükemmeliği gerçek sanmak değil, aynı zamanda bağımlılık geliştirmen.

Burada en iyisi, bu tür bir ilişkiye girmemek ve girilse bile en kısa sürede ilişkinin ne olduğunu anlayıp çıkmak. Bu nedenle zaten toksik ilişkiler kitabındaki bilgileri toksik ilişkiniz yoksa bile bilmeniz önemli.

Ayrıldıktan sonra kendime odaklandım, işimde ilerledim, yeni arkadaşlar yaptım ve gayet iyi kızlarla görüştüm. Şu an bir kız arkadaşım var ve sosyal olarak çok aktifim.

Fakat bütün bunlara ve aradan geçen onca zamana rağmen, kendimi hala onu düşünürken buluyorum. Onunla yaşadığımız o eğlenceli zamanları, bağı ve aşkı düşünüyorum. Bunlar çok özel şeylerdi.

Bu konuda ne yapabilirim?

Burada gerçekte olan şey şu ki senin özel dediğin bağ, senin boğazına kadar battığın manipülasyondu ve tek taraflıydı. Sen o anlarda büyük bir sevgi ve bağ deneyimlediğine inandın ve bunu yaşadın fakat aranızda bağ ve aşk yoktu. O taraftan sana akan şey manipülasyondu, sen bu zokayı yuttun.

Sen daha o deneyimin yalan olduğunu kabul etme aşamasına gelememişsin. O kızla ilişkin, muhtemelen en az sevildiğin ilişkiydi. Fakat kumar bağımlısının hissettiği o az da olsa büyük kazanma ihtimali seni bağımlı yaptı.

Bu tür aşk bombardımanlarına çoğu erkek düşebilir ama manipülasyon bitip de kızın gerçekte ne olduğu ortaya çıktıktan sonra bile düştüğün tuzağı bağ ve aşk olarak tanımlamak, çocukluktan kalma bir açlık gerektirir. Bence senin bir tarafın kendini hala “o zaman büyük bir aşk yaşadım” yalanıyla doyurmaya muhtaç.

Bakın yanlış anlamayın, büyük bir bağ ve aşk yaşayamazsınız demiyorum. Ama senin anlattığın toksik kızla yaşadığın şeyin, en azından o kız tarafında bağ ve aşk bile olmadığını söylüyorum. Bu tür ilişkilerde en çok duyduğum şey “hiç bu kadar sevilmedim” oluyor. Ve işin trajik yanı, böyle ilişkiler bu adamların hemen hiç sevilmedikleri ilişkiler.

Eğlence kısmına gelirsek, bu kadın gibi kadınlar, sürekli olarak erkeklerle takıldıklarından ve düşüp kalktıklarından, erkeklerle eğlenmeyi, derin muhabbetler etmeyi, normal bir kadına göre çok daha iyi bilirler. Genel olarak erkeklerle çok fazla oranda samimi olan ve ilişki materyali olmayan kadınlar, erkeklerle sınırları olan ve bunları koruyan, ilişkilik kadınlara göre daha eğlenceli, muhabbeti iyi olan kadınlardır. Dayılara bağı bahçeyi sattıran muhabbeti, pohpohlamayı, eğlenceyi evdeki karısının değil pavyondaki pavyon karısının bilmesi gibi.

Erkeklerin de kadınlar gibi bir denge bulması lazım. “Ay biliyorum Aykut serserinin tekiydi, arkamı dönsem aldatıyordu ve bana kötü davranıyordu. Ama onunla yaşadığım o heyecan, o eğlence, o yakınlık! Hele ilişkinin başlarındaki o aşk! Aynısını şu anki sevgilimde bulamıyorum” diyen aptal kadının erkek versiyonu olmayın. Sen maalesef olmuşsun.

Bir başka problemin de, muhtemelen sevgi açlığının sonucu olarak, çok kısa sürede biri ile ilişkiye başlamışsın. Uzun süreli bir bağ kurabileceğin bir ilişki karşına 1.5 senede bir çıkar. 6 ay geçmiş, bir ilişki içindesin ve bu ilişkideki bağ sana bir öncekini unutturmamış. Eski sevgili ile olan yoğın bağı unutman için yoğun sevgi ve bağ içeren bir ilişkiye başlaman gerekli demiyorum. Sadece 4-6 ay sonra bulduğun bir ilişkinin, aceleye getirilmiş, yara bandı bir ilişki olabileceğini söylüyorum. Bu tür yara bandı ilişkiler, yalnız kalıp gerçekleri sindirmekten kaçmanızı sağlarlar ama aynı zamanda sizin “onun gibisi yok” algınızı güçlendirirler.

Zaman bu tür bir ayrılık acısının en büyük ilacı ama sen çok hızlı bir şekilde ilişkiye atlayarak olsun, gerçekliği kabul etmeyerek olsun, bu süreyi çok uzatıyorsun. Yine de bir 6 ay daha geçmeden tamamen aklından çıkma ihtimali yüksek.

Bu deneyimden öğrenmen gereken şey, duygular şelale olunca o duyguların zevkine ve seline kapılmamak. Eğer bu sele kapılmaya karşı koymazsan, bu zevk şelalesini en zirvede yaşarsın ama gerçeklikten koparsın. Partnerini doğru değerlendirememekle kalmaz, onun sonradan sana yaşattığı acılara rağmen ondan kolay kolay kopamazsın. Kopsan bile kendine gelmen kolay olmaz. Karşı koymadığın zevk zirveleri, sonraki dipler ne kadar derin olursa olsun bağımlılık yaratırlar.

Kısacası, öncelikle bu kızla ilişkini neredeyse kutsal bir bağ ve sevgi olarak tanımlamayı bırak. Erkeklerle düşüp kalkmaktan hangi erkeğin hangi zayıflığını kullanacağını, hangi erkek egosunun ağzına hangi balı çalacağını çok iyi bilen bir kadının, tam senin ağzına göre çaldığı manipülasyonu aşk ve bağ sandın.

İkincisi, bu kadar hızlı bir şekilde ilişkiye atlamayı bırak. Şu an beraber olduğun kızla sırf rebound yapıyorsan kızı bırak mesela. Ama kızla rebound değilsen, gerçekten iyi bir ilişki ise bırakma.

Üçüncüsü, zamana bırak. Bir toksik ilişkide kalmaya ne kadar çok ısrar edersen, o ilişki sonrası kendine gelmen o kadar uzun sürer.

Dördüncüsü, bird aha kendine hakim ol ve zevk şelalesine kapılma. Eğer bu ilişkide bunu yapsaydın, şu ana kadar 3 tur unutmuş olurdun.

Beşincisi, bu tür bir açlık terapinin faydalı olabileceği bir zayıflığa işaret. Bu konuda terapi alabilirsin. Bu kızı bırakabilmen o kadar da zayıf olmadığına işaret zira gerçekten zayıf adamlar terk edilene kadar bırakamıyorlar ama terapiden sen de faydanabilirsin.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Toksik ilişkilerde umut tuzağı

Sizi her geçen gün darmadağın eden bir ilişkiye yapıştınız ve bu ilişkiyi bırakamıyorsunuz. Sizi ilişkide tutan işlerin gerçekten iyiye gitmesi ya da onun gerçekten değişiyor olması değil. Sizi ilişkide tutan, onun bir gün değişeceği umudu, çünkü karşınızdaki ara ara iyi bir modda oluyor, size biraz ilgi, sıcaklık ve huzur veriyor, yani açlıktan ölmeyin diye size ekmek kırıntıları atıyor. Bu ekmek kırıntıları da sizi berbat ilişkinize aylarca, belki yıllarca ve daha da kötüsü hayat boyu mahkum olarak tutuyor.

Bu bölümde, umudun sizi çok uzun bir süre berbat, toksik ilişkilere saplanıp kalmış halde tuttuğunu konuşacağız. Bölümün sonunda da size gerçekten oldukça acımasız bir gerçekten bahsedeceğim.

#Birinci neden, onun hiçbir zaman gerçek olmamış bir versiyonuna aşık olmanız. Bu insanla flört etmeye başladığınızda, onun gerçek, sabit kişiliği ile karşılaşmadınız. Onun kısa ama sizi ilişkide tutmaya yetecek kadar uzun bir süre oynayabildiği, idealize bir versiyonu ile karşılaştınız. Bu süre boyunca o, sizin beyaz atlı prensi, her şeyi yoluna koymak ve onu kurtarmak için gönderilmiş şövalye olduğunuz fantezisi içinde yaşadı.

Duygusal fırtınalar ve dengesizlikler yüzeye çıkmadan önce sizinle çok hızlı bir şekilde bağ kurmak üzere, bu versiyonunu yaşadı ve size gösterdi. Size yoğun bir ilgi, kimya, sıcaklık, kırılganlık, tutku ile geldi. Siz bunu gerçekmiş, içtenmiş ve bu dünyaya ait olamayacak kadar güzelmiş gibi hissettiniz. Ama onun bu versiyonu dengeli ve sürdürülebilir değildi. Bu versiyon onun sadece en iyi yönlerini sergilediği reklam filmiydi.

Umut sizi bu nedenle kapanın içinde tutabiliyor çünkü duygusal dengesizlikler, suçlamalar, kaos, bir sıcak – bir soğuk dinamikleri yoğunlaştığında, zihniniz sürekli olarak onun idealize versiyonunu, sizin aşık olduğunuz ve ruh ikiziniz gibi hissettiğiniz kadını arıyor. Ve bir noktada, bu insanın gerçekten kim olduğunu hiç bilebildim mi?” diye soruyorsunuz.

Bu da tam bir bilişsel çelişki yaratıyor zira aşk bombardımanı sırasında oradaydınız, aşk bombardımanını hissettiniz, tüm vücudunuz o ilk zamanlardaki kimyayı ve bağı kaydetti. Ama aynı zamanda manipülasyonu, saygısızlığı,  çifte standardı da hissettiniz.

Size bilmeniz gereken şeyi söyleyeyim. İlişkinin başlarındaki tüm o sıcak, sevgi dolu, aşık versiyonu, o zamanın içinde gerçekti. Ama bu versiyonu, onun asıl versiyonu değildi, değil ve olmayacak. O idealize persona çöktükten sonra, aşık olduğunuz kadın ile şu an gerçekten ilişkide olduğunuz manipülatif kadını bağdaştıramadınız.

Bakın, siz özel olduğunu hisseden ilk erkek değildiniz, son erkek de olmayacaksınız. Anlamanız gereken şey, onun bağımlılık yapan versiyonu, hızlıca bağ kurmak, güven kazanmak, duygusal olarak yatırım yapmanızı sağlamak için devreye sokulan geçici bir versiyon.

#İkinci neden, siz sadece ona değil, onunlayken nasıl biri olduğunuza da aşık oldunuz. İlk tanıştığınız zamanlarda, size yoğun bir ilgi, kimya, seks ve duygusal yakınlık verdi. Ama aynı zamanda sizin en iyi versiyonunuzu, güçlü olduğunuz yanlarınızı, sadakatınızı, zekanızı, vizyonunuzu yani ideal versiyonunuzu size yansıttı. Sizin olmak istediğiniz erkeği size yansıttı, sizin olmak istediğiniz erkek gibi hissetmenizi sağladı.

Yani ilişkinin başlarında sadece ona değil, onunlayken kendiniz hakkında nasıl hissettiğinize de düştünüz. Ve o ara ara sizi idealize edip yansıtınca, size nasıl da hayran olunan, anlaşılan, canlı, dünyanın tepesinde hissettirdiğini de hatırlatıyor.

Ama bu bir tuzak. Size sadece kendisinin değil, sizin de idealize bir versiyonunuzu da gösteriyordu. O versiyonunuzu görmek size çok iyi hissettirdiği için, size başlarda verdiği kahraman kimliğini bırakamıyorsunuz. Hala, içinizdeki o ideal erkeği yeniden ortaya çıkaracağını umuyorsunuz.

#Üçüncü neden, zirvelerin ve diplerin, sinir sisteminizi darmadağın etmesi. Onunlayken hiçbir şey dengede değil. Sizi günlerce eleştirdikten sonra, birdenbire çok yumuşak davranabiliyor. Hiçbir işaret vermeden birden bire soğuk ve mesafeli oluyor ve sonra yine hiçbir işaret vermeden duygusal ve özürler dileyen birine dönüşebiliyor. Birgün öfke patlaması yaşarken, birgün ağlama krizine girebiliyor.

Burada farkında olmayabileceğiniz şey, vücudunuzun bu zirve – dip döngülerine bağımlı olduğu gerçeği. Uzun süre devam eden bu gerilim ve dengesizlik içinde, en ufak bir sıcaklık, gülümseme ya da huzur bile size büyük bir ödül ve rahatlama gibi, umut gibi görünüyor.

Ama bunlar işlerin sonunda düzelmeye başladığına, onun durumu kabul ettiğine ve değişeceğine işaret değiller. Bunlar gerilimin, bir sonraki zirveye doğru çıkmadan önce yaşadığı geçici düşüşler sadece.

Siz bağımlı olduğunuz için bekliyorsunuz. Bir sonraki sakin zamanı, ödülü bekliyorsunuz. Kendinizi, bunların bir anlamı olduğuna ikna etmeye çalışıyorsunuz ama bunların hiçbir anlamı yok. İyi zamanlar, mağduru olduğunuz toksik istismar döngüsünün birer parçası sadece. Ve iyi zamanlar birer tuzaklar.

Bu ilişkide kalmaya devam ediyorsunuz, bu ilişkiden çıkamıyorsunuz zira siz bir bağımlısınız. O rahatlamayı ve ödülü, bir sonraki iyi zamanı kovalıyorsunuz.

Umut sizi bu şekilde saplanıp kalmış bir şekilde tutabilir.

#Dördüncü neden, sorumluluk almaması. Sizi her kırdığında, hikaye bir şekilde ters yüz oluyor ve siz onu kırmış oluyorsunuz. Aşırı tepki gösteren, tetiklenen, onun bu şekilde davranmasına neden olan siz oluyorsunuz. Bu anlarda oldukça ikna edici davranabiliyor ve ağlayabiliyor. Hatta yıkılmış görünebiliyor. Hatta söylediklerine kendi bile inanabiliyor.

Anlamanız gereken şey, sorumluluk almayan biri değişemez. Yüksek derecede borderline ya da narsist özelliklere sahip biri için yansıtma ve suçu karşı tarafın üstüne yıkma sadece birer taktik değil, birer refleks ve hayatta kalma mekanizması.

Borderline bir partner, kendisinin oldukça farkında olabilir. Kendisini tetikleyen şeyleri söyleyebilir, travması hakkında konuşabilir. Ama kendisinin farkında olması ile sorumluluk alması aynı şeyler değiller. Çünkü yoğun terapi ve uzun süreli çaba olmadan, refleksleri ve hayatta kalma içgüdüsü, kendisi ile ilgili iç görüsünü her zaman ezecekler.

Yoğun terapi ve uzun süreli çaba olmadan uzun vadeli değişim olmayacak. Ama bu iç görü, kırılganlık ve duygusallaşma anları, size umut veriyor. “Değişmeye başladı, bu bir ilerleme” diye düşünüyorsunuz.

Fakat bunlar geçici anlar çünkü yaptıklarının sorumluluğunu üzerine almadığı sürece değişim olmayacak.

#Beşinci neden, çok çabalarsanız, size vaad edilen fantezi geleceğe eninde sonunda ulaşabileceğinize inanmanız.

Ne kadar kötü olursa olsun ilişkiyi bırakamıyorsunuz çünkü bu işin sonunda sizi bir hazine beklediğine inanmaya koşullandınız. Eğer daha fazla çabalarsanız, daha iyi severseniz, daha fazla sabırlı olursanız, onu tetiklemeyi bırakırsanız, her şeyi doğru yaparsanız, sonunda o fantezi geleceğe ulaşabileceğinizi sanıyorsunuz.

Başından beri, sadece görmek istediğini şeyi gördünüz. Sonra da o şeyi kaybetmenin sizin suçunu olduğuna ve o şeyi yeniden kazanmanız gerektiğine inandırıldınız. Böylece hamsterlerin üzerinde koşturdukları tekerleğe bindiniz ve bir fanteziyi kovalayıp duruyorsunuz ve gerçeği kabul etmeyi reddediyorsunuz. Arada ekmek kırıntısı şeklinde o versiyonunun kısa süreli reklamını izlediğinizde beyniniz, “gördünüz mü, ödüle daha yakınız, belki de sonsuza kadar mutlu yaşayacağımız bir bitiş çizgisi var” diyor. Ama hiçbir zaman var olmamış ve olmayacak bir şeyi kovalıyorsunuz, biraz daha fazla çaba ile, biraz daha hızlı koşarak sonunda finale ulaşabileceğiniz yanılgısı içinde debeleniyorsunuz.

Peşinde koştuğunuz ilişki, gerçek dünyada var olan bir şey değil ve hiçbir zaman da var olmayacak.

#Altıncı neden, onun travması size bir ilerleme gibi görünüyor. Size çocukluğunu, yaralarını, acısını açtığında, tüm gardınız yere iniyor. Öfkeniz diniyor ve “bana açılıyor” diyorsunuz. Ama bu duygusal kırılganlık, size takılmak üzere hazırlanmış bir kancadan başka bir şey değil. Çünkü siz ne zaman ağlasa ya da acı bir hikaye paylaşsa, tüm o kaosu, saygısızlığı ve manipülasyonu unutuyorsunuz. Ve bir anda o kurtarıcı rolünüze geri dönüyorsunuz ve kendinizi ondan sorumluymuş gibi hissediyorsunuz.

Ama biraz dikkatli bakarsanız, sizinle travmalarını ondan uzaklaştığınızda, yaptığı şeylerin sonuçlarını ödeme ile karşı karşıya kaldığında ya da kontrolü kaybediyor olduğunda paylaşıyor. Yani sorumluluk almaktan, sonuçları yaşamaktan kaçmak için bir taktik olarak size açılıyor.

#Yedinci neden, değişmeyi teşvik edecek bir şeyin olmaması. Siz bu ilişkide, ilişki harika olduğu için değil, o aşık olduğunuz versiyonunun geçici ve gelmeyecek bir versiyon olduğunu defalarca ispatlasa da, değişecek umuduyla kalıyorsunuz. Ve sizin umudunuz onun sözlerine, potansiyeline, ilerleme ihtimaline bağlı kaldığı sürece, bu döngüye saplanıp kalacaksınız.

Şunu kendinize sorun: Bu insan neden değişsin? Onun bakış açısından bakarsanız, ilişki çalışıyor. O ilgiyi, güveni ve kontrolü alıyor, siz ise kaosu, suçluluk duygusunu ve tüm sorumluluğu. Bu kadının değişmesi, kendisine fayda sağlayan bu durumu değiştirmesi için hiçbir mantıklı neden yok.

Bu noktada da, sizinle paylaşacağımı söylediğim acımasız gerçeğe geliyoruz: onu şu an olduğu gibi sevip kabul edemiyorsanız, onu sevdiğiniz falan yok. Siz bir fanteziye aşıksınız, onun başlangıç versiyonuna mı dersiniz, potansiyel versiyonuna mı dersiniz bilmem ama gerçekten beraber olduğunuz kadını sevdiğiniz falan yok. Ve bu kadın şu ana kadar değişmediyse, ya değişme kapasitesi yok ya da değişme isteği. NOKTA.

Belki yaralı, belki hayatın altında ezilmiş belki de stresli. Belki sinir sistemi hayatta kalma moduna saplanmış vaziyette. Belki travması var. Ama bu durumun sorumluluğunu yüklenmediği sürece, onu ve ilişkiyi kurtarmak için yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

Bu gerçeği kabul ettiğiniz anda, umudunuz kafesiniz olmaktan çıkar ve bir dönüm noktası olur. Bu noktadan itibaren gücü elinize almaya başlarsınız.

Şunu unutmayın: toksik ilişkiler daha iyi ilişkilere dönmezler. Daha berbat yıkım getirecek ilişkilere evrilirler.

Toksik ilişkiler rehberimize de bir göz atabilirsiniz.

Kaynak: The Harsh Truth: Why She’s Not Going to Change (Hope Is a Trap)

Neden toksik insanları çekici, sağlıklı insanları sıkıcı buluyorsunuz? – Dopamin tuzağı

Neden toksik ilişkilere çekilip duruyorsunuz?

Sosyal medyada toksik ilişki terimini defalarca duymuş olmalısınız. Ben de dahil birçok kişi kırmızı alarmlardan (red flag), aşk bombardımanından ve narsisizmden bahsedip duruyor.

Sürekli olarak yanlış insanları seçmenin temelinde ise, beyin kimyası var. Kaotik bir ilişkiyi terk edememeniz ya da sizin için gerçekten kötü olan insanları seçip durmanız zayıflıktan ya da insanları değerlendirememenizden değil, beyninizin kablolanış şeklinden kaynaklanıyor.

Sağlıksız bağlanmaların yakıtı olarak dopamin hormonu

Bu bölümde, ilişki için elverişli ya da istekli olmayan, zararlı partnerleri, size çok çekici gösteren dopamin mekanizmasından bahsedeceğiz. Ve bu bölüm, ilişki tavsiyesi ile değil, nöron bilimi ile ilgili olacak. Bu mekanizmayı anlamanız, yıllardır kurtulamadığınız ilişki şeklinden kurtulmanız için ilk adım olacak.

“Bu şey bana dopamin zirvesi yaşattı” sözünü duymuşsunuzdur. Birçok insan dopaminin mutluluk veya zevk kimyasalı olduğunu, bir şeyden zevk alma ile ilgili olduğunu düşünüyor. Ama bu tam olarak doğru değil.

Dopamin, istediğiniz şeyi elde etmek ile değil onun peşinde koşmak ile alakalı

Dopamin beklenti, motivasyon ve ödül arama ile ilgili bir hormon. İstediğinizi elde ederek bundan zevk almanız ile değil, istediğiniz şeyin peşinde koşma ile ilgili bir hormon. Toksik çekiciliği anlamanız açısından, bu fark çok önemli.

Dopamin zirvesi, bir ödülün mümkün olduğu ama kesin olmadığı zamanlarda en yüksek seviyesine çıkar. Ödülü aldığınızdaysa, dopamin azalmaya başlar. Bu nedenle, “mesaj atacak mı?” beklentisi yaratan biri, mesaj atacağı belli birinden daha yüksek dopamin zirvesi yaratıyor.

Beyniniz tahmin edilemez olana daha fazla dikkat etmek üzere kablolanmış çünkü evrimsel olarak tahmin edilemez ödül, sizin daha fazla çaba harcamanızı gerektiriyor. Kumarhanelerdeki tek kollu makineleri (slot makinesi) düşünün.

İlişkilerde kumar etkisi

Dopamin, slot makinesinde kazanma hissi ile ilgili değil. Dopamin, size kazanma umuduyla sürekli olarak oynamaya itme ile ilgili yani dopamin, belirsiz durumlarda zirve yapan bir hormon.

Toksik bir ilişkide de beyninizde çalışan mekanizma bu. Toksik bir ilişki, kumar gibidir. Telefonunuzu her kontrol ettiğinizde, bugün acaba hangi versiyonu ile karşılaşacağım diye merak ettiğinizde, beyniniz slot makinesinin kolunu çekiyor.

İlgisi ve sevgisi ulaşılır olmayan veya istikrarsız partner, çok büyük bir belirsizlik yaratır. Beyniniz bu partnere, aralıklı pekiştirme yapan slot makinesi gibi davranır. Bir sıcak bir soğuk, öngörülemez davranışlar, karmaşık sinyaller, dopamin büyük ikramiyesi yaratırlar.

Bunun yanında sağlıklı, istikrarlı ilişkiler, öngörülebilir ödül yani daha düşük seviyede dopamin zirveleri yaratır ve bazı insanlara sıkıcı gelir. Ama sağlıklı ilişkiler, oksitosin ve serotonin gibi başka hormonları zirveye çıkarırlar. Bu hormonlar, uzun süreli bağ, güven ve tatmin inşa ederler.

Belirsizliğin bağımlılık yaratması

Eğer toksik ilişkilere girip duran ya da toksik ilişkilerden çıkamayan biriyseniz probleminiz, yüksek dopamini ”doğru insan” ile; yoğun açlığı ve isteği, derin bağlantı ile karıştırmanız. Ama sorun bundan daha karmaşık çünkü olay sadece kimyasallar ile de ilgili değil. Olayın bir kısmı da, beyninizin ilerde olacak şeylere nasıl tepki vereceği ile ilgili tahminlerini öğrenme şekli ile ilgili. Dopamin, sizin bu tahminlerinizi güncelleyen bir hormon.

Bir şey tahmin ettiğinizden daha iyi bir sonuca ulaşırsa, dopamin zirve yapar ve beyninizi, sizi bu sonuca ulaştıran şeyleri hatırlamaya teşvik eder. Bir şey tahmin ettiğinizden daha kötü bir sonuca ulaştığında, dopamin seviyesi dibe iner ve beyni, bu sonuca ulaşmanızı sağlayan yolu bırakmaya teşvik eder. Ama sonuçlar tahmin edilemez olduğunda, dopamin aktivitesi sürekli olarak yüksek seviyede kalır, beyniniz belirsizlikten dersler çıkarmaya çalışırken sizi tetikte tutar. Bu sürece, ödül tahmin hatası (reward prediction error) denir.

Toksik partnere değil, tahmin edilemez durumlara bağımlısınız

Ödül tahmin hatası kavramı, belirsiz durumların neden oldukça çekici ve bağımlılık yapıcı olabileceğini açıklayan bir kavram. Ama beyniniz, karşınızdaki insana bağımlı değil. Beyniniz, tahmin edilemez örüntülere, durumlara bağımlı.

Dopamin tuzağına düşmenize neden olan istikrarsız ilişki kalıpları

Şimdi gelin, sizi dopamin tuzağına düşüren bu istikrarsız ilişki kalıplarına bakalım.

Birinci kalıp, aralıklı pekiştirme. Toksik bir partner bazen harika biridir ve bu insan harika biri gibi davrandığında, dopamin zirvesi yaşarsınız. Bazen de soğuk ve uzaktır. Bu zamanlarda da dopamin seviyeniz dibe çakılır ve siz dopamin zirvesine büyük bir özlem duyarsınız. Bu değişkenlik, bir yukarı bir aşağı döngü, istikrarlı davranışa göre çok daha fazla bağımlılık yaratan bir durumdur. Örneğin, bir aşk bombardımanı yapıp bir ortadan kaybolan bir partneri terk etmek, bu nedenle zordur. Beyniniz, biraz daha fazla beklerseniz, daha fazla çabalarsanız, bu kişinin iyi versiyonunun tekrar ortaya çıkacağını öğrenir. Ve bu tahmin her doğrulandığında, bu davranış kalıbı güçlenir.

İkinci kalıp, ıskalama etkisi. Neredeyse harika bir haftasonu geçirecektiniz ya da en son yaptığınız konuşma neredeyse tam ihtiyacınız olan rahatlamayı sağlayacaktı hissi. Neredeyse kazandığınız zamanların sağladığı dopamin, kazandığınız zaman sağlanan dopaminden daha fazladır. Beyniniz neredeyse kazandığınız durumları, “hedefime yaklaşıyorum, hedefe varmak üzereyim” olarak yorumlar. Bu da sizi gerçeklikten koparırken, olmayan bir potansiyele odaklar. Siz, onun kim olduğuna değil, geçen Salı tam da olmak üzere olduğu kişiye aşık olursunuz.

Üçüncü kalıp, yatırımın yükselmesi. Siz ilişkiye ne kadar çok zaman, enerji, duygusal yatırım harcarsanız, dopamin sisteminiz o kadar çok “bu kadar yatırım yaptın, kazanacağın günün yakın olması lazım” der. Bu nedenle de toksik ilişkide ne kadar çok kalırsanız, ilişkiyi bırakmanız o kadar zor olur. Evet, batık maliyet safsatasının (sunk cost fallacy) nörolojik bir versiyonundan bahsediyoruz. Beyniniz, tüm o emeğinizin boşa gittiğini kabul etmek istemez.

Burada anlamanız gereken önemli bir şey var. Eğer siz çocukken kaos size aşk gibi göründüyse, beyniniz öngörülmez olmayı bağlanma ile eşleştirmiş olabilir. Belki anne – babanız istikrarlı insanlar değillerdi, belki size olan sevgileri koşullu ya da öngörülemezdi.

Bu durumda biriyseniz, sahip olduğunuz şey bir karakter bozukluğu değil bir koşullanma. Ödül sisteminiz, dramayı normal karşılamak üzere kablolandı ve bu kablolama da arka planda canlı bir şekilde çalışıyor, sizin kimi çekici ve heyecanlı, kimi sıkıcı ve itici bulacağınızı belirliyor.

Bunun yanında bir de tolerans etkisi var. Dopamin zirveleri, beyninizin dopamine olan toleransını arttırıyor ve aynı dopamin zirvesi sizde artık aynı etkiyi yaratmamaya başlıyor. Zaman içerisinde daha fazla belirsizliğe ve dramaya ihtiyaç duyar hale geliyorsunuz. Sağlıklı ve istikrarlı kişiler ve ilişkiler, size sıkıcı gelmeye başlıyorlar çünkü sinir sisteminiz, ilişkide kaos beklemeye koşullanmış durumda.

Bu sizin sağlıklı bir ilişki istemediğiniz anlamına gelmiyor. Bu, beyninizin sağlıklı ilişkileri ve kişileri, ödül olarak göremediği anlamına geliyor.

Dopamin tuzağına düştüğünüzü anlamanızı sağlayacak 5 ipucu

Bu mekanizmayı anlamanız önemli ama bu tuzağın içinde olduğunuzu, tuzağın içine düştüğünüz zamanlarda fark etmeniz yine de zor. Bu nedenle size, dopamin tuzağına düştüğünüzü anlamanızı sağlayacak, 5 ipucu vereceğim.

#Birinci işaret, peşinde koşmanın sizin için yakalamaktan daha iyi olması.  Peşinde koşmak, mesajlaşmalar, merak edip durmak, umut etmek, bu kişiyle beraber geçirdiğiniz zamanlardan duygusal olarak daha yoğun mu? Bu insanın ve bu insanla ilişkinin nasıl da güzel olabileceği fantezisi, bu insanın ve ilişkinin gerçekliğinden daha mı çekici?

#İkinci işaret, kırmızı alarmları, çekici ve derin konular olarak mı rasyonalize ediyorsunuz?

Mesela duygusal olarak mesafeli olmasını, “geçmişte canı yanmış” diye mi açıklıyorsunuz?

Bir soğuk bir sıcak olmasını kendinize, “duygularından emin değil”, “duyguları ile mücadele ediyor” diye mi yutturuyorsunuz?

Karşınızdakinin davranışlarını analiz etmeye ve anlamaya çalışmak için geçirdiğiniz süre, gerçek bir bağlantı hissettiğiniz süreden daha mı fazla?

#Üçüncü işaret, istikrarlı insanları sıkıcı buluyor ve kolay görüyorsunuz.  Bir insan istikrarlı ve ulaşılabilir ise ona olan ilginiz sönüyor mu? Dramasız, kaossuz olmayı, “elektrik” ya da “kimya” yokluğu olarak mı yorumluyorsunuz? Hatta belki drama ve kaos yaratmak için, istikrarlı ve ulaşılır insanı kendinizden uzaklaştırıp, duygusal yoğunluk yaratmaya mı çalışıyorsunuz?

#Dördüncü işaret, işler yolunda giderken kaygı duymanız. Saatli bombanın her an patlayacağını mı bekliyorsunuz? İyi zamanlar geçici ve güvenilmez mi? Belki de işler kötüleşsin de belirsizlik gitsin diye, iyi zamanları sabote mi ediyorsunuz?

#Beşinci işaret, ilişkiniz zihninizde oldukça orantısız ölçüde büyük bir yer mi kaplıyor? İlişki hakkında düşünmeyi durduramıyor, sürekli ilişkiyi analiz ediyor ya da konuşmaları, kavgaları, mesajları kafanızda yeniden oynatıyorsunuz.

Sizi toksik ilişkilere çeken davranış kalıplarından nasıl kurtulursunuz?

Bu kalıplara kapılıyorsanız, sonunuz felaket olacak diye bir zorunluluk yok. Beyniniz bu kalıpları öğrendi ve davranış kalıplarının kabloları sökülerek yeni davranış kalıpları yaratılabilir. Ama maalesef bu davranış kalıplarından, bir düğmeye basarak veya sadece değişmeye istekli olarak kurtulamayacaksınız. Beyninizdeki ödül sistemini yeniden eğitmeniz gerekiyor. Bu eğitim ise zaman alan bir süreç olduğu için, bu konuda sabırlı olmalısınız.

Şimdi size bu konuda yardımcı olacak bazı adımları anlatacağım.

#Birinci adım, dopamin şelalesi hissettiğinizde durun ve olmakta olanı tanımlayın. Örneğin size ekmek kırıntısı mesajlar attığı zaman heyecan ya da umut hissettiğinizde, durun ve o an ne olduğunu tanımlayın. Bunu sesli söyleyin, yapamıyorsanız beyninizde düzgün cümleler şeklinde canlandırın. “Bu dopamin zirvesi, gerçek bir bağ değil” deyin.

Bunu yapmanız, kimyasal reaksiyon ile tepki olarak yapacağınız davranış arasında bir boşluk yaratır. Ödül sisteminiz sizi girdaba çekmeye başlamadan, beyninizin prefrontal korteksini canlandırır.

#İkinci adım, karşınızdaki insanın değil, kendi davranış kalıplarınızın izini sürün. Günlük tutmaya başlayın. Karşınızdaki kişiye ne zaman daha fazla çekim duyuyorsunuz? Sizden uzaklaştığında mı yoksa çatışma sonrası mı? Ona ulaşamadığınız zamanlar neler? Sürekli ulaşılır olduğunuzda ilgi seviyenize ne oluyor?

Sizin ona duyduğunuz çekimin, kişiye özel değil belli kalıplara göre değiştiği hakkında de delil toplayın. Bunu yaptığınızda, yanlış kişiyi seçtiğiniz için kendinizi suçlamak yerine, işin mekanizmasını, beyninizin belli uyaranlara tepki verdiğini görmeye başlarsınız.

#Üçüncü adım, dopamin sisteminizi daha sağlıklı tercihlere yönlendirin. Beyninizin yeniliğe ve öngörülmezliğe ihtiyacı var ama bunları ilişkilerden almak zorunda değilsiniz. Size düzenli ve sağlıklı dopamin sağlayan aktivitelere yönelin. Örneğin yeni yetenekler edinin, yaratıcı projeler yapın, fiziksel olarak sizi zorlayan şeyler yapın ya da yeni yerler keşfedin.

Bunlar sizin dikkatinizi dağıtma araçları değiller. Bunlar sizin ödül sisteminizi, kaos yerine gerçek heyecan ve gelişimden ödül almaya yönlendiren aktiviteler. Bunları yaparak beyninize, dopamini size acı vermeyen şeylerden de alabileceğinizi öğretebilirsiniz.

#Dördüncü adım, yoksunluk sendromu dönemine hazırlıklı olun. Toksik veya size zararlı partneri terk ettiğinizde, onunla iletişimi kestiğinizde, yoksunluk sendromu yaşayacaksınız. Dopaminin dibe çakılması ile büyük bir özlem, takıntılı düşünceler ve ilişkiyi romantize eden fanteziler ile dolacaksınız.

Bu durum, nörolojik yoksunluk sendromu yaşadığınıza, davranış kalıplarınızın derin bir şekilde kablolandığına işaret, onu terk ederek yanlış bir şey yaptığınıza değil. Bunu önceden bilmek, yoksunluk sendromunun içinden geçmenize yardımcı olur. Gecenin üçünde yatakta uzanıp kendinizi ona bir mesaj atmaya ikna ettiğinizde, o an yoksunluk sendromu çektiğinizi, bunun gelip geçen bir dalga olduğunu kendinize hatırlatabilirsiniz.

#Beşinci ve son adım, kendinizi aşama aşama istikrara maruz bırakın. Stabil insanlar size sıkıcı geliyorsa, bunun o insanların sıkıcı olmasından değil sizin dopamin sisteminizin çarpıklığından olduğunu unutmayın. 

Kendinizi normal insanlara azar azar maruz bırakın. Sizi eleştirdiğinden çok yükselten insanlarla kahve içmeye tolerans göstermeye çalışın. Sizinle bir şeyler yapmaktan heyecan duyan biriyle ikinci buluşmaya şans verin. Ödül sisteminize dramatik zirve ve dipler olmadan da, oksitosin kaynaklı bağın, güvenin, güvenliğin ve istikrarın, değerli şeyler olduğunu öğretin.

Zaman içerisinde, belki haftalar belki aylar içerisinde, beyniniz kendini yeniden ayarlayacak ve istikrar size yavan ve sıkıcı gelmek yerine, güvenli ve doyurucu gelmeye başlayacak.

Toksik ilişkinin yoğun çekimi kişisel bir yenilgi değil, ödül sisteminizin güçlü kalıplar tarafından ele geçirilmesinin sonucu. Beyninizin yeni davranış / tepki kalıpları öğrenmesi mümkün.

Bu mekanizmaları anlamak, utancı ve kendini ezmeyi durdurabilir. Dopamin tuzağına düştüğünüzü her fark ettiğinizde, dopamin tuzağının gücü azalır. Bu durumu tanımlayarak, takip ederek, yeni davranış kalıplarının pratiğini yaparak, beyninizi istikrara değer verecek şekilde yeniden kablolayabilirsiniz. Bunu yaptığınızda ise, tüketici olmayan, sizi besleyen aşk ilişkilerine girme şansını kazanabilirsiniz.

Sizi sürekli merakta, kafası karışık bir şekilde bırakan birine çekim veya özlem duyduğunuzda, durun ve bir düşünün. Bu bir bağ mı yoksa beynin dopamin zirvesinin peşinden koşması mı? Bu farkındalığın kendisi bile, değişimin başlangıç noktası olabilir.

Bu gibi konular için, Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setine de bakmanızı tavsiye ederim.

Kaynak: Why Healthy Love Feels “Boring” (The Dopamine Trap Explained)

Toksik bir ilişkiden sonra iyileşmenizi hızlandıracak 10 tavsiye

Toksik bir ilişki, uzun süreli duygusal diplerinden sonra, ne zaman geleceği belli olmayan yüksek zevk zirveleri ile, kişide bağımlılık yaratır. Bittiğinde ise, bağımlılık yaratan her şeyde olduğu gibi kişi, yoksunluk sendromu yaşar.

Bu bölümde, toksik ilişkinin bitmesinden sonra sıklıkla gelen duygusal tetiklenmeleri nasıl yöneteceğinizi, özellikle de yoksunluk döneminde gelen tetiklenmelerle nasıl başa çıkabileceğinizi konuşacağız.

Toksik bir ilişkinin ardından, ilişkinin duygusal enkazı altında kalakalmış birçok erkekle görüşüyorum. Bu erkekler ya terk edilmiş oluyor ya da ayrılmaya çalışıyor ama sürekli olarak toksik ilişki çukuruna geri düşüyor. Sizin durumunuz hangisi olursa olsun, duygularınızı kontrol altına, gücü yeniden elinize almak için uygulayabileceğiniz 10 tavsiye vereceğim.

Bu kadının da, bu kadınla ilişkinin de sizin için hiç de iyi olmadığını biliyorsunuz. Bu ilişkiye devam etmenin sizin için her zaman kötü sonuçlandığını ve sonuçlanacağını biliyorsunuz. Ama bunları bilmeniz, takıntılı düşünceleri, duygusal çalkantıları, ona ulaşmak için yanıp tutuşmanızı ya da çok derin duygusal dipleri engellemiyor.

Duygusal tetikleyiciler de tam olarak bu noktada önemli. Eğer onları yönetmeyi öğrenmezseniz, duygusal tetikleyiciler sinir sisteminizi rehin alırlar ve sizi aslında kurtulmak istediğiniz yıkıcı girdaba geri çekerler.

Duygusal tetikleyici, size yoğun bir duygusal reaksiyon yaratan bir şeydir. Duygusal tetikleyici harekete geçtiğinde, sinir sisteminizin geçmişteki bir acıya yoğun bir tepki verir. Bu acı, toksik ilişkide yaşanmış olmak zorunda değildir, çok daha eski geçmişinizden de gelebilir.

Sinir sisteminiz, duygusal anıları depolar, özellikle de çözümlenmemiş travmaların ya da bağlanma yaralarının acılarını depolar. Bugün bu geçmiş acıya benzeyen bir deneyim yaşadığınızda, bu deneyim bilinçaltınızda devasa bir duygusal reaksiyonu ateşleyebilir. Bu patlama da sinir sisteminizi tamamen ele geçirebilir, vücudunuzu savaş – kaç – don moduna sokabilir. Siz bir kez bu moda girdiniz mi, bu moddan çıkana kadar beyninizin mantık tarafı kapanır, düzgün düşünememeye başlarsınız. Sadece reaksiyon veren birine dönüşür, gittikçe dibe sürüklendiğiniz bir girdaba kapılırsınız.

Siz bu durumu, onun sosyal medyasını gizlice kontrol ederek, eski mesajları yeniden okuyarak, eski fotoğraflara bakarak, geçmişteki güzel günlerin gündüz düşlerine dalarak, hem tüm o kaotik, yalanlarla ve duygusal dayakla dolu kötülükleri unutursunuz hem de zihninizi daha kötü bir duruma sokarsınız.

Travma bağı size tam olarak bunu yapar. İlişkide arada bir gelen zirvelerin peşinde koşmanıza ve kendinizi mahvetmenize neden olur.

Şimdi, duygularınızın kontrolünü elinize almanız, daha da önemlisi gücü yeniden elinize almanız için vereceğim 10 tavsiyeye gelelim.

İlk adım, sizi tetikleyen şeyleri bilmenizdir. Sizde yoğun duygusal reaksiyon yaratan tetikleyicilere dikkat vermeye başlayın. Bu bir metin olabilir, bir şarkı olabilir ya da sadece geceleri yalnız kalmanız olabilir. Bu tür bir ayrılıkta, basabileceğiniz mayın bol maalesef.

Ne kadar çok tetikleyicinin farkında olursanız, pusuya düşme ihtimaliniz de o kadar azalır.

Bu tetikleyicileri sadece düşünce seviyesinde bilmekle yetinmeyin. Tetikleyicilerin vücudunuzda yarattığı reaksiyonu da gözlemleyin. Duygusal olarak tetiklendiğinizde,vücudunuzda ne hissettiğinize dikkat edin. Bu hislerin göğsünüzde mi, çenenizde mi yoksa karnınızda mı olduğuna dikkat verin. Bunların nasıl hisler olduğunu gözlemleyin. Bir sıkışma şeklinde mi hissediyorsunuz yoksa bir ağırlık şeklinde mi?

Vücudunuz, duygusal tetikleyicilere, beyninizden önce reaksiyon verir. Kendi sisteminizi öğrenirseniz, uyarı işaretlerini erkenden yakalayabilir ve duygusal girdaba kapılmaya başlamadan önce kontrolü elinize alabilirsiniz.

İkinci adım, bu duyguyu yok etmek için ona bir isim verin. Tetiklendiğinizin farkına vardığınızda, hissettiğiniz duyguyu adlandırın. Bu çok basit ama duygusal girdaba kapılmanızı en hızlı ve etkili bir şekilde durdurabilecek tekniklerden biri.

Hissettiğiniz duyguyu, basit bir dille adlandırın. “Şu an kızgın hissediyorum”, “korku hissediyorum”, “reddedilmiş hissediyorum”, “çöpe atılmış hissediyorum”, “aşağılanmış hissediyorum”, vs.

Bunu yapmanız, beyninizin mantıklı düşünce merkezini, prefrontal korteksini harekete geçirir. Prefrontal korteksiniz harekete geçtiğinde ise, duygusal şelaleyi en aza indirebilir.

Üçüncü adım, vücudunuzun kontrolünü elinize alın. Duygusal olarak tetiklendiğinizde, zihniniz ya geçmişe ya da geleceğe sıçrar. “Ya beni tamamen unutur giderse?” “Ya bir daha asla normal hissedemezsem” gibi korkulara kapılırsınız.

Bu durumun ilacı, zihninizi şimdiki zamana geri çekmektir ve vücudunuzun kontrolünü elinize almanız, bu konuda oldukça etkili bir tekniktir.

Duygusal olarak tetiklendiğinizde, ayaklarınızı sağlam bir şekilde yere basın ve derin ama yavaş bir şekilde nefes alıp verin. Etrafınıza bakın ve gördüğünüz 5 şeyi adlandırın.

Kendinizi şimdiki zamana çekmek için, rahatlatıcı bir müziği ya da size güvende hissettiren bir kokuyu ya da nesneyi, acil durum çantanızda bulundurabilirsiniz. Avcunuzu göğsünüze vurmak, parmaklarınızla bir şeye vurarak ritim tutturmak ya da bir stres topunu sıkmak da bu amaçla kullanılabilir.

Bunlar sinir sisteminize, o an o yerde bir tehlike, bir tehdit olmadığını sinyaller. Sadece çok yoğun duygular hissediyorsunuz ve bu baş edemeyeceğiniz bir tehdit değil.

Dördüncü adım, duygusal dayanıklılık geliştirin. Acı, özlem, ajitasyon ve öfke hissedeceksiniz. Bunlar, yoksunluk sürecinin birer parçası ve sizin gerilediğiniz anlamına gelmiyorlar. Tam tersine, detoks sürecinde olduğunuza işaret ediyorlar.

Bu stresli süreçte duygusal dipler yaşayacaksınız ve bu dipler ne yazık ki belli bir süre devam edebilirler. Böyle zamanlarda fiziksel olarak oturaklılık geliştirmenin yanında, duygusal tolerans için araçlara da ihtiyacınız var.

Burada amaç acıdan kurtulmak değil, acı tarafından ele geçirilmemeniz için kendinize zaman aralıkları yaratmak, duygusal dalgaları, dalgalar tarafından yutulmadan atlatmak.

Soğuk duş, egzersiz, nefes çalışması ve hatta dışarı çıkıp yürümek gibi araçları kullanın. Bunlar, duygusal seli durdurabilecek küçük değişiklikler yaratabilecek, sinir sisteminize bu seli aşabileceğinizi, zor şeyleri başarabileceğinizi, gücü yeniden elinize alabileceğinizi hatırlatacak araçlar.

Saatlerce nefes egzersizi ya da meditasyon yapmanıza gerek yok. Günde birkaç kez, 2-5 dakika farkındalık meditasyonu ya da vücut taraması yapmanız, sinir sisteminizi güçlendirir. Böylece gerçek tetiklenme size çarptığında, girdaba kapılmak yerine güçlü kalma ihtimaliniz artar.

Beşinci adım, duygusal girdabı durdurmak için mantığınızı kullanın. Duygusal olarak tetiklendiğinizde, beyninizin duygusal tarafı, mantıklı tarafını rehin alır. Bu durumu tersine çevirmek için, mantık kullanmanız gereken bir şeyler yapın. Örneğin, 100’den geriye doğru yedişer azaltarak sayın, basit bir matematik problemi çözün ya da satranç oynayın. Bunlar sizin duygusallıktan çıkıp, rasyonel tarafa geçmenize yardımcı olabilir.

Altıncı adım, temel uyku, beslenme ve spor düzeninizi sağlayın. Bu konu sıkıcı ama önemli. Uykusuzluk zihin sisine neden olabilir, duygusal düzeninizi daha da çalkantılı hale getirebilir. Kötü beslenme, kan şekeri değerlerinizi, enerjinizi ve ruh halinizi bozabilir. Hareketsizlik ise, stres hormon seviyelerinin düşmesini engelleyebilir. Günde 10 dakika yürüyüş veya egzersiz bile, sinir sisteminizi resetleyebilir.

Eğer acı ile başa çıkmak için alkol ya da madde gibi şeylere yöneliyorsanız, kendinize karşı dürüst olun. Kendinizi uyuşturmak, iyileşmek değil. Bunlar duygularınızı düzeltmek yerine, geçici olarak bastırırlar ve sizin bozuk duygusal dengede kalmanıza neden olurlar. Sinir sisteminizi sürekli olarak uyuşturursanız, sinir sisteminiz denge durumuna dönemez.

Yedinci adım, bilinen tetikleyicilere karşı hazırlıklı olun. Gözleriniz kapalı bir şekilde mayın tarlasına dalmayın. Onun doğum gününe çok zaman kalmadıysa ya da bir arkadaş toplantısında onunla karşılaşacaksanız, durumu önceden planlayın, gözünüzde canlandırın. Nasıl tepkiler vereceğiniz üzerinde çalışın, gerekirse kafanızdaki senaryoyu yazın. Tetikleyici gelmeden, sınırlarınızı belirleyin. Fiziksel ve duygusal stabilizasyon için kullandığınız teknikleri aklınızda tutun ve aynı zamanda bir çıkış planı da yapın.

Tetikleyicileri tamamen yok edemezseniz, onlara karşı hazırlıklı olun.

Sekizinci adımda, tetiklenmeniz geçtikten sonra, olanların bir muhakemesini yapın. Tetiklendiniz, duygusal bir dalgalanma ya da sel geldi. Beş dakika kadar durun ve sizi neyin tetiklediğini kendinize sorun. Neyi doğru yaptığınızı, neyi bir dahaki sefere daha doğru yapacağınızı ve daha doğru davranmak için neleri değiştirmeniz gerektiğini düşünün ya da yazın. Bu konuda günlük tutun ve bu şekilde sürekli tekrarlanan döngüyü kırın.

Muhakeme yapmanız, duygusal kaosu, yararlı veriye çevirir, bir dahaki sefere dalgayı daha başarılı aşmanızı sağlar.

Dokuzuncu adım, yardım alın. Rastgele birine ulaşmayın. Sizi yukarı taşıyacak birine ulaşın, sizi daha da fazla duygusal girdaba itecek insanlardan uzak durun. Öfkenizi körükleyen ya da sağlıksız davranışlarınızı destekleyen insanlardan uzak durun.

Duygusal tetiklenmeler çok sık tekrarlanan şeylerse, terapi ya da bir bilen zamanı gelmiş olabilir. Bu tür bir yardım, işin köküne inmenizi ve kalıcı değişiklikler yapmanızı sağlayabilir.

Onuncu adım, bir acil durum planı yapın. Tetiklendiğinizde beyniniz doğru düzgün çalışmadığı için, tetiklenmeden önce yazılı bir plan yapmanız lazım.

En çok işe yarayan fiziksel kontrol teknikleri neler? Bunların yanına bazı yardımcı notlar da yazın. “Bu daha önce de olmuştu ve bunu aşabilmiştim. Şimdi de aşacağım” gibi notlar koyun.

Bu plana, bu insanı bir daha hayatınıza almamanız için geçerli tüm nedenleri yazın.

Bu planda aynı zamanda, sizi girdaba girmeden durduracak bir acil durumda ulaşılacak kişiyi de not edin.

Bu planı kısa ve kullanışlı bir şekilde yazın. Duygusal olarak yoğun bir girdaba kapılmaya başladığınızda, bu planı çıkarın. Burada yazdığınız şeyleri, duygusal bir fırtınanın içinde, rasyonel beyninizi tamamen kapanmış bir halde yapmaya çalışmak yerine, önceden yapılmış planı çıkarın ve uygulayın.

Herkesin duygusal tetiklenmeleri vardır ve kimse tüm duygusal tetiklenmelerden kaçamaz. Ama beyninizi, duygusal tetiklenmelere daha farklı şekilde tepki vermek üzere eğitebilirsiniz. Duygusal fırtına her vurduğunda, irrasyonel tepkiler vermek ya da bu kişiye ulaşmak yerine duygularınızı kontrol altına alırsanız, her fırtınadan daha güçlü çıkarsınız. Kendinize güveniniz artar ve gücü elinize alırsınız.

Kaynak: 10 Tips to Take Back Control After a Toxic Relationship

Neden onu düşünmeden duramıyorsunuz? – Gecenin üçü testi – travma bağı

Gecenin üçü. Uyanıksınız. Göğsünüzde bir sıkışma hissediyorsunuz. Zihniniz durmuyor. Her kavgayı, her mesajı, her “ya şöyle olsaydı” düşüncesini zihninizde döndürüp duruyorsunuz. Sabah kalktığınızda her şeyin farklı olacağı konusunda kendinize söz veriyorsunuz. Ama ertesi gece, yine aynı durumda oluyorsunuz. Bu durum size tanıdık geldi mi?

Ben buna “gecenin üçü testi” diyorum. Merak etmeyin, kafayı yediğiniz için bu durumda değilsiniz. Bu durumda olma sebebiniz, travma bağı (trauma bonding)(*).

Eğer bir erkekseniz, size adam ol, kendine çeki düzen ver ve arkanı dön git tavsiyeleri veriliyor. “Dışarıda bir sürü kız var” deniyor. Ama bu zihinsel girdaba kapılmış biriyseniz, bunun o kadar da kolay olmadığını biliyorsunuz. Bu durum, irade gücü ya da kafanızı dağıtma ile alakalı değil. Bu durum, beyninizdeki ödül yollarının rehin alınmasıyla ilgili. Yani yapmanız gereken şey, sinir sisteminizi yeniden kablolamayı öğrenmek.

Bu bölümde, “gecenin üçü testi” dediğim durumun ne olduğunu ve bunun neden, devam eden travma bağının en açık belirtilerinden biri olduğunu anlatacağım. Ayrıca bu acılı zihin fırtınasını durdurmak ve zihninizin kontrolünü yeniden elinize almak için kullanabileceğiniz, 5 güçlü teknikten bahsedeceğim.

Gerçek bir hikaye ile başlayalım. Hikaye, Bob’un hikayesi. Bob, hayatı yolunda giden bir erkekti ve sonra yeni bir ilişkiye girdi. İlk başlarda dünyanın zirvesinde gibiydi. İşi harika gidiyordu, spor salonunu aksatmıyordu. Kendine güven ve enerji ile dolup taşan biriydi.

Ama ilişki ilerledikçe, hayatına kaos sızmaya başladı. Drama, eleştiriler, birdenbire yok olan yakınlık, değersizleştirme başladı. Bob, işte duraksamaya ve gerilemeye başladı. Verimsiz çalışıyor, bütün gün daha çok boş boş ekrana bakıyordu. Zihninde fırtınalar koparken, teslim tarihlerini kaçırmaya, bitmemiş projelerin iş yükü altında ezilmeye, tüm çalışma azmini kaybetmeye başladı.

E-postalara bakmak yerine, masasında oturup kız arkadaşı ile eski mesajlaşmalarını okuyup duruyordu. Arkadaşları, onun sürekli kız arkadaşı hakkında konuşmaya, kız arkadaşı ile tüm etkileşimini analiz etmeye, aynı hikayeleri defalarca anlatmaya başladığını fark ettiler. Bazı arkadaşları sabırlıydı ama diğerleri kendine çeki düzen vermesini ve bu kızı bırakmasını söylüyorlardı. Bazıları ise onun kötü enerjisi ile baş edemediklerinden, ondan uzaklaşmaya başladılar. Bir zamanlar arkadaşlarına ilham kaynağı olan Bob, artık ne yaşadığını anlamak için sürekli olarak aynı girdabın içinde dönen birine dönüşmüştü.

Eskiden zevk aldığı hobileri, hafta sonları, arkadaş ve aile buluşmaları, artık Bob’a anlamsız görünmeye başlamıştı. Hiçbir şey, onun ilgisi ile karşılaştırılamaz, hiçbir şey, onun kendisini reddetmesinin acısı ile yarışamazdı.

İlişkinin sonuna vardığında, Bob artık kendisini tanıyamıyordu. Güçlü değildi, motive değildi, eski enerjisinden artık eser yoktu. Artık bomboş, takıntılı biriydi. Tüm benliği rehin alınmış gibiydi. Ama en kötüsü, gecelerdi.

Her gece 3 gibi, her şey ona tren gibi çarpıyordu. Tüm tartışmaları kafasında döndürüyor, sosyal medyaya, eski fotoğraf ve mesajlara bakıp duruyordu. Kendisini hiçbir zaman tatmin etmeyecek cevapları arayıp duruyordu. Eski kız arkadaşının sosyal medyasına, mesaj uygulamasına bakmayacağı, onu kafasında çevirip durmayı bırakacağı konusunda kendisine sözler veriyordu ama haftalar hatta aylar geçmesine rağmen, hiçbir şey değişmiyordu. Pardon, aslında bir şeyler değişiyordu. İşler daha da kötüye gidiyordu. Bob artık, eskiden olduğu adamın gölgesine dönüşmüştü. İşkence görüyor, aklını kaçırıyor gibi hissediyordu.

Benim “gecenin üçü testi” dediğim şey tam olarak da bu. O, gecelerinize sahip oluyor ve sinir sisteminizi elinde tutmaya devam ediyorsa, siz alelade bir kalbi kırık değilsiniz. Hayır, siz travma bağı geliştirmiş birisiniz.

Gecenin üçünde içine düştüğünüz bu girdap, aslında sinir sisteminizin, olmayan bir tutarlılığı ve “kapanışı” dayatmaya çalışmasından kaynaklanıyor. Gecenin bir yarısı dünya sessizleştiğinde, dikkat dağıtıcılar ortadan kalktığında, savunma kalkanlarınız iniyor ve bilinçaltı zihniniz deli gibi çalışmaya başlıyor. Kaosun kaydını yeniden oynatıyor, bilmeceyi çaresiz bir şekilde çözmeye çalışıyor.

Siz bu durumda, onun iki versiyonu arasında sıkışıp kalıyorsunuz. Sizi capcanlı, sevilen, arzulanan bir erkeğe, neredeyse kahramana dönüştüren kadın bir tarafta, sizi sürekli eleştiren, aklınızla oynayan, kendi ruh sağlığınız hakkında şüpheye düşüren kadın bir tarafta oluyor. Bu, bilişsel çelişki (cognitive dissonance) ve çok zalim bir durum.

Siz her zaman onun iyi versiyonuna inanmayı tercih ediyorsunuz. Onun iyi versiyonunun gerçek ve aslında tek versiyonu olduğuna inanmayı, aranızdaki bağı güçlendirmeyi tercih ediyorsunuz. Beraber yaşadığınız zirvelerin peşinde koşarken, o berbat dipleri görmezden geliyorsunuz. Bu da sizi, tüm bunlar sadece sizin zihninizde olsalarda, bir çeşit umut döngüsüne hapsediyor.

Gerçek şu ki zihniniz, çözülmemiş bilmecelere dayanamaz. Çözülmemiş bilmeceyi çözmeniz için, sizi sürekli olarak ve zorla, o negatif düşünce döngüsünün (ruminasyonun) içine çekiyor. Sorun şu ki, ne kadar uğraşırsanız uğraşın, bu bilmeceyi çözemeyeceksiniz. Bu bilmecenin bir çözümü yok.

Yeniden huzur bulmanızın tek yolu, onu çözmeye çalışmayı bırakıp, sinir sisteminizi yeniden kablolamak. Çünkü gerçekte olan şey, sizin ödül devrelerinizin, dopamin yollarınızın rehin alınmış olması. Siz artık o zirvelerde ateşlenmeye, berbat diplerde debelenirken rahatlama arzusu ile yanıp tutuşmaya ve kaosa bağımlı olmaya programlamlandınız.

O sizi her idealize ettiğinde, sizi ilgiye boğduğunda, sizin seçilmiş kişi olduğunuzu söylediğinde, beyninizde dopamin şelale oldu. Ama size her duvar ördüğünde, sizi sessizlik ile cezalandırdığında ya da size öfke ile saldırdığında, vücudunuzda stres hormonları ile doldu, kortizol ve adrenalin şelale oldu.

Sonra özür dileyerek, kırılgan davranarak, sizi ilgiye boğarak geri geldiğinde, geçici bir rahatlama yaşadınız. Ve sonra bu döngü yine tekrarlandı ve yine tekrarlandı.

Yaşadığınız istismar döngüsünün farkına varmak yerine, sinir sisteminiz bu döngüye bağımlı hale geldi. Bu zirvelere ve diplere, ne zaman geleceği belli olmayan ve sadece onun size verebileceği ödüllere ve rahatlamalara  büyük bir arzu duymaya başladı. “Gecenin üçü testi”, sinir sisteminizin ona olan bağımlılığınızın ne durumda olduğunu gösteren bir belirti.

Yapmanız gereken şey, çözüm aramak yerine, şu adımları atmak.

Birinci adımda, gecenin üçünde uyandığınızda (ya da gecenin bir yarısı uyuyamadığınızda), burnunuzdan iki hızlı nefes alın ve ağzınızdan derin bir nefes verin. Bunu beş kez ya da gerektiği kadar yapın çünkü kalp atış hızınızı düşürmenin ve sinir sisteminizi yatıştırmanın, bilimsel kanıt temelli ve en hızlı yolu bu.

İkinci adımda, beyninizde onu döndürüp durmak yerine, 100’den geriye 7’şer eksilterek sayarak, negatif düşünce döngüsünü kesin.

Üçüncü adım, ayak tabanlarınızı sağlam bir şekilde yere basın, derin bir nefes alın ve kendinize “güvendeyim” deyin.

Dördüncü adım, bir deftere, bir iki düşünceyi çabucak yazın. Birkaç satır yeterli. “Özgürüm”, “daha iyisini hak ediyorum”, “bu ilişki bitti” gibi. Sonra da defteri kapatın.

Beşinci adımda, yatağınıza yakın bir yerde bir kitap bulundurun. Çok heyecan içeren bir şey olmasın. Uykudan gözleriniz ağırlaşana kadar kitap okuyun. Ya da kısa bir yönlendirmeli meditasyon yapın. Bu iki seçenek de, sizin zihninizi sakinleştirirken, bedeninize uykuya sürüklenmeyi öğretir.

Gecenin üçü testi, sinir sisteminizin hala kaosu, çelişkileri anlamaya çalıştığına işaret. Bu zihinsel girdaba girmeyi her reddettiğinizde, zihinsel girdaba girmeye karşı koyduğunuzda, beyninizi yeniden kablolayacaksınız. Bunun sonunda da, onun sizi artık kontrol edemediğini göreceksiniz.

(*) Travma bağı, bir kişinin kendisine duygusal, psikolojik veya bazen fiziksel zarar veren bir kişiye olağanüstü güçlü bir bağ geliştirmesidir. Bu bağ, normal sağlıklı sevgi bağı değildir; acı, korku, suçluluk ve arada verilen küçük sevgi/şefkat kırıntılarının karışımından oluşur.

Travma bağına neden olan toksik ilişkide genellikle döngü vardır:

Aşırı ilgi / sevgi (idealize etme, “sen bensiz yaşayamazsın” duygusu)
Kötü muamele / eleştiri / soğukluk / terk tehdidi
Kişinin korku, suçluluk, yalnız kalma paniği hissetmesi
Failin tekrar şefkat göstermesi / özür dilemesi / “bir daha olmayacak” demesi
Beynin, bu azıcık sevgi kırıntılarını ödül gibi algılaması

Bu döngü tekrarlandıkça, tıpkı kumarda sürekli kaybedip ara ara kazanmanın bağımlılık yapması gibi, beyin bağımlılık geliştirir.

Travma bağı = Kırıntı sevgi + yoğun acı + kopamama hali. Bu, “aşk” değil, beyinde oluşan bağımlılık döngüsüdür.

Toksik ilişkiler rehberine de bakmayı unutmayın.

Çeviri: The 3 AM Test: Why You Can’t Stop Thinking About Her

Hem borderline hem narsist kadınlar – Bölüm 1

Kız arkadaşınız size sarılmış, ağlıyor, size kralım diyor. Hemen ardından düğmeye basılmış gibi gözyaşları kuruyor. Sesi sertleşiyor ve size gerçek bir erkek olmadığınızı, onun gibi bir kadını hak etmediğinizi söylüyor. Sonra aniden nişan yüzüğünü suratınıza fırlatıyor ve sizinle bir daha asla hiçbir şey yapmak istemediğini haykırıyor.

Bu yazı, aynı anda hem borderline hem de narsist olan kadınlar adlı üç bölümlük bir dizinin ilk yazısı.

Bu yazıda, hem borderline hem de narsisistik kişilik bozukluğuna sahip olan veya en azından her iki bozukluğun da çok belirgin özelliklerini taşıyan bir kadının, en temel üç belirtisini ele alacağım. Ve yazının sonunda, neden aynı bedende iki tamamen farklı kadınla uğraşıyormuşsunuz gibi hissettiğinizi açıklayacağım.

Gerçek hayattan somut bir örnek vererek başlayayım. Anonimliği ve gizliliği korumak için ayrıntıları değiştirdim.

Hikayenin erkek tarafı, kız arkadaşıyla buluşuyor. Bardan içki alıyor ve garson, ki çok güzel bir kadın. Erkek, içkilerini uzatırken garsona kibarca gülümsüyor. Garson da erkeğe gülümsüyor. Erkek teşekkür ediyor ve bu kısa etkileşimi hiç düşünmeden doğrudan masaya geri dönüyor. Ama masaya dönmeden önce, kız arkadaşının yüzündeki ifadeden bir şeylerin ters gittiğini anlıyor. Ve erkek masaya yaklaşır yaklaşmaz, kız arkadaşı ona sert bir şekilde saldırıyor, garsonla flört etmekle ve onu herkesin içinde küçük düşürmekle suçluyor. İki içkiyi de adamın elinden alıp ona fırlatıyor ve rezalet çıkarıyor.

Erkek kız arkadaşını sakinleştirmek için büyük bir çaba harcıyor. “Bebeğim, hadi dışarı çıkıp konuşalım. Hadi eve gidelim.” diyor. Ama kadın tamamen kontrolden çıkmış vaziyette, her şeyin bittiğini ve onu bir daha asla görmek istemediğini haykırıyor. Tüm bunlar, evlenme planları yaptıktan, ona daha önce başka bir erkeği hiç bu kadar derinden sevmediğini, onun ruh eşi olduğunu söyledikten sonra yapıyor.

Bu olay, çift yaşadığı ve buna benzer ilk olay değil. Ama bu sefer, her zamankinden çok daha aşırı bir deneyim yaşıyorlar. Bu yüzden sonraki birkaç gün boyunca iletişime geçmiyorlar.

Erkek, ilk başta rahatlama hissediyor ama bu rahatlama kısa bir süre sonra yoksunluğa dönüşüyor ve erkek kendini, kadını derinden özlerken buluyor.

Erkek, kafasını rahatlatmak için bir seyahate çıkmaya karar verdi. Ve seyahatteyken, kız arkadaşından mesajlar yağmaya başladı. Özürler, gözyaşları içinde verilen “değişeceğim” sözleri, erkeği sonsuza dek kaybetmenin verdiği acı panik. Kadın, dünyanın en iyi aktrisinin bile taklit edemeyeceğini gerçek duygularını dile getirerek, geri dönmesi ve ona bir şans daha vermesi için erkeğe yalvardı.

Erkek, kadına hala aşıktı, onunla daha önce hiç kimseyle hissetmediği bir bağ hissediyordu. İlişkideki duygusal yoğunluk olağanüstüydü ve erkek, ilişkiye bir şans daha vermek zorunda hissediyordu. Bu sefer gerçekten farklı olacağına, önemli farkındalıklar yaşadığına inanıyordu.

Sonunda yeniden bir araya geldiler ve tekrar bir araya geldikten sonraki ilk 24 saat boyunca, yoğunluk, kimya ve bağ inanılmazdı. Ama birkaç gün sonra erkek, bar sahnesi ve garsonla yaşadıkları ayrılık hakkında sakince konuşmak istediğinde, kadın birden çıldırdı ve bir anda tekrar erkeğe büyük bir öfke kustu, bağırıp çağırmaya başladı.

Erkek her zaman yaptığı gibi, durumu sakinleştirmeye çalıştı. Kadına, “eğer bu işi yürüteceksek, gerçekten konuşabilmemiz ve sorunları sağlıklı bir şekilde çözebilmemiz gerekli” demeye çalıştı. Ama kadın sakinleşmek yerine, daha da öfkelendi ve bu ilişkinin bittiğini haykırdı. Kapıdan bir fırtına gibi çıktı gitti.

Erkek yine her zaman olduğu gibi, ilk başta, rahatlamış hissetti. Ama birkaç günlük sessizlikten sonra, her zaman olduğu gibi yoksunluk kaygıya dönüştü. Erkek, konuşmaları kafasında tekrar tekrar döndürmeye, kadının sosyal medyasını stalklamaya, ona takıntılı hale gelmeye ve kendini sorgulamaya başladı. İşte o zaman, kız arkadaşının onu yürekten sevmekten, derin bir duygu ve bağ ifade etmekten, ona nefretle öfkelenmeye ve sanki kendisi için hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi onu terk etmeye nasıl geçebildiğini anlamak için araştırmaya başladı. Acı dayanılmazdı ve kendi durumundaki birçok erkeğin sorduğu aynı soruları merak ediyordu. Bu kız borderline mı? Narsist bir kadın mı?

Gerçek şu ki, toksik bir kadın, her ikisi de olabilir. Araştırmalar, borderline kişilik bozukluğu teşhisi konan kişilerin %40’ının narsisistik kişilik bozukluğu kriterlerini de karşıladığını gösteriyor. İşte bu yüzden aynı bedende tamamen farklı iki kadınla birlikteymişsiniz gibi hissedebiliyorsunuz. Bu kadınlardan biri sizi daha önce hiç hissetmediğiniz bir yoğunlukla seviyor, diğeri ise sizden aynı güçle nefret ediyor gibi.

Şimdi gelin, bir kadının hem borderline, hem de narsist özelliklere sahip olduğu zaman gösterdiği temel belirtilere bakalım.

İlk belirti, kimlik algısı ile ilgili. Sadece borderline kişilik bozukluğu olan birinin benlik duygusu istikrarsızdır ve sürekli değişir. Borderline, bağlandığı insanı taklit eden bir bukalemun gibidir. Yani sizinle bütünleşmeye çalışır.

Borderline kadının rehberliğinize ihtiyacı vardır ve kendisinin kim olduğunu bilmez, kaybolmuştur. Ve bu hesaplanmış bir strateji değildir. O içsel boşluk ve o istikrarsız benlik duygusu tarafından yönlendirilir.

Sadece narsist kadın ise, özenle inşa ettiği bir benliğe sahiptir. Başkalarının onu nasıl gördüğünü kontrol etmek ve aşağılık duygusunu gizlemek için, katı bir maske geliştirir.

Hem borderline hem narsist kadın ise bir dakika önce kaybolmuş ve kim olduğunu arıyor, sizden yardım istiyor görünürken, bir dakika sonra maskesini şiddetle koruyor ve ona meydan okuduğunuz için sizi cezalandırıyor hale geçebilir. Çaresiz bağımlılık, sizinle birleşme isteği ile katı, savunmacı tavırlar arasındaki bu geçiş, neden bir an yapışkan ve savunmasızken, bir an size tanrısı, ruh eşi derken, bir sonraki anda soğuk bir şekilde sizden uzaklaşıp sizi cezalandırdığını, sizinle hiçbir şey yapmak istemediğini açıklıyor.

İkinci belirti ise duygusal durum ile ilgili. Sadece sınırda kişilik bozukluğu olan bir kadında, terk edilme korkusu inanılmaz derecede yoğundur. Panik duyguları beynini ele geçirdiğinde, borderline kadın sizi bir anda kahramandan kötü adama dönüştürebilir. Saldırıları genellikle acımasız, yaralayıcı ve son derece kişiseldir, ancak bunlar saf panik ve duygusal taşkınlıktan kaynaklanır.

Sadece narsist kadın için tetikleyici, utanç ve gerçek kişiliğinin ifşa olması korkusudur. Eleştirildiği, utandığı, küçük düştüğü veya savunmasız hissettiği anda aranıza duvarlar çeker, duygusal olarak kapanır. Sizi küçümsemeye başlar, ve aniden o kurban, siz de suçlu olursunuz. Gerçekte ne olursa olsun.

Hem borderline hem de narsisizm bir arada olduğunda, bu iki sistem çarpışır. Terk edilme korkusu neredeyse anında utanç ve ifşa olma korkusuna dönüşür. Ve kadın bunaltıcı bir panik modunda kalmak yerine, narsisistik savunma mekanizmalarını devreye sokar. Kendinden utancını suçlama, küçümseme ve soğuk ceza yoluyla size yansıtır.

Üçüncü belirti, öz farkındalığın inkara dönüşmesidir. Sadece borderline kişilik bozukluğu olan kişilerde, şaşırtıcı seviyelerde öz farkındalık olabilir. Sakin olduğunda, duygularını doğru bir şekilde yansıtabilir. Duygusal fırtına geçtikten sonra genellikle aşırı tepki verdiğini kabul edebilir ve çizgiyi aşabilir. Pişmanlık gösterebilir. Hatta “Bunu neden yaptığımı bilmiyorum. Seni incitmek istemiyorum. Seni herşeyden çok seviyorum.” gibi şeyler söylediğini bile duyabilirsiniz. Borderline kadın fırtına geçtiğinde,  sizi idealleştirmeye geri döner.

Sadece narsisizm söz konusu olduğunda, gerçek öz farkındalık neredeyse yoktur ve buna dair en ufak bir bakış bile, öz imajını koruyan bir hikâyeye dönüşür. Kırılgan/gizli narsisist, empatik, kendisinin derin bir şekilde spiritüel veya herkesin zulmünün kurbanı olduğuna ikna olmuş olabilir. Ama bu bir içgörü değil, narsistin maskesini korumak için tasarlanmış, çarpıtılmış bir anlatı.

Ama hem borderline hem de narsisizm söz konusu olduğunda, olay çok kafa karıştırıcı oluyor çünkü bir an hatasını kabul ediyor, belki özür diliyor, gerçekten değişeceğine söz veriyor ve o anda kendine inanıyor. Ama sonra narsistik savunmalar devreye giriyor ve hikayeyi tamamen yeniden yazılıyor. O kurban, siz ise kötü adam oluyorsunuz.

Hikayedeki erkeğin ilişkisinde, olan da buydu. Kadının özür dileyen mesajları ona umut vermişti. Ama sakince konu hakkında konuşmaya çalıştığında, kadının pişmanlığı yok oldu. Anlatı tamamen tersine döndü ve erkek, konuyu açmaya ve daha derin bir düzeyde çözmeye çalıştığı için cezalandırıldı.

Bunlar hem borderline hem de narsistik özelliklere sahip olabilecek bir kadının ilk belirtileri. Ama asıl mesele şu ki, hikaye burada bitmiyor. Eğer böyle bir kadının neden ortadan kaybolduğunu ve geri dönüp dönmeyeceğini merak ettiyseniz, ikinci bölüme bakabilirsiniz.

Toksik ilişkiler rehberimize de bir göz atabilirsiniz.

Kaynak: Two Women in One Body: 3 Signs of Borderline + Narcissist Traits