Aşk Bombardımanı, İntihar Tehditleri ve İtme-Çekme Döngüsü – Vaka çalışması

Hocam  bir kadın geldi, hayatıma girdi. Ben ilk ciddiye almadım hatta. Bana, “sadece senin yanında güvende ve huzurlu hissediyorum, izin ver yanında olayım” dedi. 

Bir kadının size “özel biri olarak seni seçtim Pikaçu sen çok özelsin” lafları (”sadece seninle güvende ve huzurlu hissediyorum demesi), ciddi bir kırmızı alarmdır. Bak dikkat et daha seni tanımadan “senin yanında güvende ve huzurlu hissediyorum” demesi de şüpheli ama burada anahtar kelimeler “sadece senin yanında”.

Bana sürekli yaralarını, yaşadığı acıları ima ediyordu. Ben sorunca anlatıyordu. Yaralı bir ceylan gibiydi ve çok masum görünüyordu.

Aşk bombardımanı ve yaralı kuşu oynayıp çok erkenden yaralarını ve acılarını açması. Senin tuzağa düşmen için manipülasyon bu. Bu lafı duyduğunuzda bu kadının toksik bir asalak olabileceğini düşünmeniz lazım, “ayyy ben o kurtarıcı şovalyeyim” diye erirseniz zokayı yutarsınız.

Bu konuya daha önce çok değinmiştik, örneğin Kırılgan narsist kadınların kullandığı 10 toksik taktik yazısında:

Çok erken evrelerde, size en hassas yaralarını, deneyimlerini ve bilgilerini açmak

Kırılgan narsist kadın size en hassas deneyimlerini ve bilgilerini emanet ederler ve bunu ilişkinin en başlarında yaparlar. Siz sanki özelsiniz de, size daha önce kimseye güvenmediği kadar güvenmiş de, vs. vs. Ama aşk bombardımanı evresi bittiğinde, size açılmakla çok büyük bir hata yapmış gibi davranmaya, sizi, onu önceliğiniz yapmamakla, savunmamakla, mutlu etmemekle, söz verdiğiniz gibi güvende hissettirmemekle, kırılgan ve tehlikede hissettirmekle suçlamaya başlar.

Kendimi seçilmiş ve kurtarıcı gibi hissettim. Bir süre sonra bağlandım bende ona.

Zokayı yuttun yani. Tuzağa düştün. Bundan sonra çıkman zor olacak.

Ama duygularımı gizliyordum. O hep feminen davranıyor ve beni kaybetmekten çok korkuyordu. Sanki hayalimdeki kadın vardı karşımda.

Bu da ciddi bir toksik – asalak kadın alarmı. Bu kadınlar sizi gözlemler, en özelimizi paylaşıyoruz diye sizden özelinizi öğrenirler ve sonra siz ne olduğunu anlamadan size tam hayalinizdeki kadınmış gibi davranırlar. Bu kadın B tipi kişillik bozukluğu özellikleri gösteriyorsa, örneğin sizin konuşmalarınızdan erkeklere yönelik içeriklerden etkilendiğinizi anlar ve “ben geleneksel feminen bir kadınım, erkeğe itaat etmek, evimin kadını olmak istiyorum, her dediğini yaparım, erim yiğidim sensin, modern kadınlar çok bozdu abi” oluverir. Siz solcuysanız solcudur, sağcıysanız sağcıdır. Bu arada geçmişinde özellikle ilişki ile radikal dünya görüşü değişikliği de bir alarm.

Bir yetişkin olarak çok ama çok önemli birkaç savunma mekanizması geliştirmeniz gerekiyor. Bunlardan en önemlisi şunu motto haline getirmek:

“bir şey gerçek olamayacak kadar iyiyse, muhtemelen gerçek değildir”.

Hayallerinizin peyniri genellikle fare kapanında, hayallerinizin faizi genellikle Çiftlik Bank’da, hayallerinizin kadını genellikle toksik asalak kadının aşk bombardımanında olur.  “Sanki hayalimdeki kadın” dediğin yerde “bir dakika bu işte bir hinlik var” diyecek bir yetişkin olmalısın, hayallere balıklama dalan bir “yaşlı çocuk” değil.

1 ayın sonunda artık iki tarafta birbirine bağlandı.

Bir ayın sonunda sen zokayı yuttun.

Aşık hissediyordum.

Toksik – asalak kadının aşk bombardımanı aşk değil, yoğun duygu yüklü tuzaktır. Bu kadınların nevrotik özelliklerini, yoğun duygusal seviyelerini aşk ile karıştırmayın. Fena yanarsınız. Alakası yok çünkü.

Rüyada gibiydim.

Hani filmlerde olur ya adam uyur gezer bir şekilde cennet bahçesinde yürüdüğünü sanarken birden uyanır ve kendisini mayın tarlasının ortasında bulur. Öyle bir rüyadasın.

Oda aynı şekilde.

O seni kayalıklara çeken deniz kızı, sen de o tatlı şarkıyla büyülenmiş denizcisin. Deniz kızı canavara dönüşüp dişlerini senin etine geçirmeden önceki o son anlardasın. “Abi kayalıkların üstünde oturmuş bak ne kadar güzel, ne kadar aşk ile bakıyor.”

Ama ben duygularımı gizliyor ve ağırlığımı koruyordum. 

Bu sana uygulanan aşk bombardımanının uzamasını sağlar sadece. Yoksa sen zokayı yutarsan ki yutmuşsun, bunu bir yerde anlayıp gerçek yüzünü gösterecek. Salya sümük duygusal olarak kapılmandan daha iyi ama yeterli değil.

Bu süre içerisinde o başka bir erkek ufacık bir ilgi gösterdiğinde hemen o erkekle muhabbet etmeye başlıyor yakınlaşıyordu. Bende, bir erkekle bu şekilde samimi olamazsın diyerek tartışıyordum. Kendisini, ne yani beni başkasına mı yakıştırdın ? Ben insanlara mavi boncuk mu dağıtıyorum ? Gibi seyler söyleyip kendini savunuyordu.

Hatunun atlamadığı manipülasyon yok. Gashlighting. Bunu yapan hiçbir açıklama yapılmadan ghostlanmaya layıktır.

Tartışma bittiğinde o kişiyle olan yakınlığını bitiriyordu ama bunu istemeyerek yaptığını hissediyordum. 6 ay sürdü ilişkimiz.

Sınırlarını deniyor. Ufak ufak dürtüyor. Burada yanlış yaptığın şey, sürekli tartışıp durdurarak sınır çektiğini sanman. Oysa başka erkekleri kullanan tekrarlı sınır testi, terk etmeni gerektirir. Senin bunu yapmaman, bu sınırı ihlal edebileceğini düşünmesini sağlıyor.

Ilişki içerisinde ne zaman yakınlığımız artsa ve herşey çok güzel desem mutlaka kendisini geri çekiyordu. Bana gelip boğuluyorum, yanımda ol ama ilişkimizin adı olmasın diyordu.

Burada kız seninle seks yapıyorsa, başkası ile de yaptığını anlayacaksın. Yapmıyorsa, tam teçizatlı beta uydu erkek olduğunu.

Ben de ya tamamen biter yada devam eder diyordum. O gidiyor ve 2 gün içerisinde ağlayarak dönüyordu. Sensiz yapamadım, sensiz nefes alamıyorum gibi şeyler söylüyordu. Bu git gelleri belki 10 defa yaşadık altı ay içerisinde. 

Bir yetişkin erkek olarak öğrenmeniz gereken en önemli kabiliyetlerden biri de, bir kadın ne kadar çok ağlıyorsa ona o kadar az acımanız daha doğrusu daha fazla acımasız olmanız gerektiği. Bir yakının kaybı yüzünden ağlayan kadından değil, tam bu gibi ilişki ayrımlarında yoğun ağlayan kadından bahsediyorum.

Bakın B tipi kişilik bozukluğu özelliklerine sahip toksik-asalak kadınlar, çok abartı duygusal patlamalar ve ağlamalar yaşarlar ama bunlar size olan derin duygularına işaret değil. Bu kadınların duygusal olgunluğu 5 yaşını aşamamıştır ve yoğun ağlamasında tek motivasyon sizden istediğini almaktır. Üzüntüsü ise bunu alamamaktır. Başka bir motivasyonu yoktur.

“Ama üzülüyor abi?” Emin ol üzülüyor. Ama sana tokat attığı için, arkadaşlarınızın önünde seni küçük düşürdüğü için, sürekli gidip gelmesinden bıktığın için, başkası ile oynaşırken yakalandığı için vs. oyuncağını yani seni artık seni kullanamayacağına üzülüyor. Bu kadar. Seni çok sevdiği için değil.

Bu tip yaşlı asalak bebekler, çok genç yaşlarından itibaren, ortamı uzun süreli ağlayarak terörize ederlerse, yetişkinlerin dikkatini çektiklerini ya da onlara istediklerini yaptırabildiklerini öğrenirler. Ergenliği bile geçmiş asalak kadınların çok yoğun ağlama krizleri de budur.

Seks konusunda da evet gayet iyiydi. Kendimi sadece sana ait hissediyorum diyordu ve seks hayatımiz çok iyiydi.

Tecrübeli olduğundan seks gayet iyidir. Kendimi sadece sana ait hissediyorum lafları da bildiğin sırtlan lafları.

“Kendimi (şu an) sadece sana ait hissediyorum Murtaza, dün de Mahmut’a hissediyordum, yarın artık hangi yiğide ait hissedersem”

Seks bombardımanı da aşk bombardımanının bir parçası.

Kıskançlık konusunda, yakınımda hiçbir kadını istemezdi. Kıskanır ve kavga çıkartırdı.

Ben ona, rahatsız oluyorsan görüşmem diyordum. O ise hayır ben ona yapacağı biliyorum. O benim yakınımda olsun diyordu. Onu yolarım paramparça ederim gibi kelimeler kullanıyordu.

Klasik toksik – asalak davranışlar ve birçok saftirik erkek bunu da sevgi sanıyor. Oysa bu sadece tüm kanınızı kendisi emmek istediği için yaptığı bir şey. “Benim oyuncağım o oynamaya kalkanı parçalarım.”

Intihar konusunda, sürekli dile getiriyordu. İstediği olmadığında, ayrılık durumunda vb durumlarda intihardan ve  hastalıktan vb. bahsediyordu sürekli.

Toksik asalak kadınların en pislikleri intihar tehdidine başvurur. Ben bunca senedir bu tehditle rehin alınmış düzinelerce erkekle görüştüm ve daha kızı bıraktığı zaman kızın intihar ettiği bir vaka görmedim. Gerçekten intihar eden insanlar bunu tehditler saçarak değil sessizce ve birden bire yapıyorlar.

Bu tür asalak kadınlara pislik deme sebebim de bu. Gerçek kurbanların acılarına olan insani duyarlılığı, kendi çıkarları için manipülasyon aracı olarak kullanıyorlar. Size daha ilk aylardan geçmiş taciz hikayesini anlatan kadına da pislik deme sebebim bu. Bu tür erken taciz hikayesi paylaşımı ya da intihar tehdidi, bu kadının hayatta en acımasız davranmanız gereken kadın olduğuna işaret. Acımasız derken kalın acımasız davranın değil. Acımadan terk edin ve asla iletişime geçmeyin.

Bir kadının sizi intihar tehdidi ile rehin alması, psikopat bir erkeğin dayak ve öldürme tehdidi ile bir kadını rehin alması ile aynı. Yasal olarak ve verdiği zarar olarak tam olarak aynı olmayabilir ama mantık olarak aynı. İkisinin de amacı sizi korkutup sizi domine etmek. Tüm o kendine zarar verme tehditleri, ağlamalar, vs. yoğun duygusal stresten değil. Bunu unutmayın. Yoğun sevgiden de değil. Allah aşkına bu kadar saftirik olmayın!

Bütün bu yoğun ağlamalar, tehditler, bu şımarık yaşlı bebeklerin, ortamı bu şekilde terörize ederlerse yetişkinleri parmaklarında oyuncak ettiklerini bilmelerinden. Aslına bakarsanız tam bu nedenden dolayı, böyle bir kadını geri dönüşsüz terk etmeniz, onun için 100 seans terapiden daha iyi bir terapi.

Böyle toksik – asalak kadınlar genellikle güzel ve çekici olurlar. Güzel bebekler maalesef yetişkinlerden daha fazla tolerans görürler ve daha da önemlisi güzel kadınlar, amsalaklardan daha fazla tolerans görürler. O kadar genç ve güzel olmayan kadınlara aynı tolerans gösterilmediğinden, o kadar genç ve güzel olmayan kadınlar, sınırlarını öğrenmek, ortamı terörize ederek insanları manipüle etmeye çok daha az başvurmak zorunda kalırlar.

Ağlıyor ki beş saat aralıksız ağladığını biliyorum. 

Bakın burası önemli. Çocuğunuz varsa çocukların istedikleri bir şey olsun diye yaptıkları ağlama şovunu bilirsiniz. Normal bir çocuk 3-5 dakika ağlar ama sonra bir şekilde geri adım atmadığınızı görür ve susar. Bazen belki 10-15 dakika.

Ama bazı çocuklar var, bunlar Beş Faktör Model’nde 2 eksende en kötü seviyelerdedir. Duygusal Denge / Nörotisizm faktöründe aşırı nörotik / duygusal dengesiz ve uyumluluk (agreeableness) faktöründe aşısı geçimsiz. Bunlar sizi domine edip (daha doğrusu terörize edip) saatlerce ağlayabilirler.

Bu kadın tipi toksik – asalak kadınlar, yaşlı bebeklerdir. Sizi domine etmek için ana silahları sizi terörize etmektir (intihar tehditleri, ağlamalar, çığlıklar, fiziksel şiddet). Bunları yaparken gördüğünüz yoğun duygular size olan tutkusundan gelmez, nörotik olmalarından gelir ve bütün bu yoğun terör saldırısı sizi domine edebildiklerini bilmelerinden gelir. Bunlar size olan yoğun sevginin ve tutkulu bir aşkın sonucu değil.

Böyle bir kadının yoğun ağlaması ile karşılaştığınızda tamamen acımasız ve duvar gibi olmanız lazım. Bu kadının acı çektiğinden değil sizi terörize etmek için ağladığını, çocukluk travmalarından kaynaklanan bir duygusal dengesizliği kontrol edemeyen bir kurban değil, ortamı domine etmek için planlı bir şekilde törörize eden bir yılan olduğunu anlarsanız, bunu yapmanız inanın hiç zor değil.

Bu kadınlar masumu koruma sorumluluğunuzu rehin alıyorlar ama bu kadınlarla beraberlikte korumanız gereken masum sizsiniz.

İlginçtir ki bu site ve görüşmeleri sayesinde 5-6 kez bu tür ağlamaları dinledim. Adamların korkudan başıma bir iş gelmesin diye aldığı kayıtları dinledim, birkaç kez de kız adamı ararken canlı dinledim. Dışardan dinlediğinizde ilk hissettiğiniz şey, bu hüngür hüngür ağlayan insan için hiçbir üzüntü hissetmediğiniz oluyor. Daha çok sinir oluyorsunuz çünkü ağlamanın sahte olduğu, planlı olduğu o kadar belli ki.

Bu ağlamalarla ilgili başkalarından da bu hissi duydum. O an terörize olmak yerine biraz kendi hislerinizi dinlerseniz, bunu siz de görebilirsiniz. Karşınızda aşkından ve size olan tutkusundan ağlayan bir kadın değil, size istediğini yaptırmak adına bu yöntem çalıştığı için  tepinen yaşlı bir bebek olduğunu göreceksiniz. Yaşlı bir bebek çok çirkin bir şey. Bunu bir kez görmeye başladınız mı, bu kadın isterse 10/10 olsun, çirkinliği ile midenizi bulandırmaya başlayacak.

Bakın çoğu erkeğin böyle kadınların ağına düşmeme sebebi bu. Bu kadınların çirkinliklerini olduğu gibi görüyorlar. Evet, kurbanlarına aşk bombardımanı tuzağı kurdukları dönemi kullanan ve bok bombardımanı geldiğinde kadını sepetleyen bazı erkekler var, bu kadınlar ava giderken birçok kez av olurlar. Ama size tavsiyem bu kadınlardan uzak durmanız, o tür bir duygusal güç her erkeğin başardığı bir şey değil ve riski almaya değmez.

Masum yaralı kadın rolünü çok iyi yapar. Bir keresinde tartışma sırasında ağladı bi süre sonra burnum kanıyor dedi gitti. Bir gün ulaşamadım. Geldiğinde, doktora gittim. Kalp krizi geçirmişim. Benim üzülmemem lazımmış dedi😂 bende inanmadım ama inanmış gibi yaptım. 

Yalan tabi ki.

İlişkinin sonunda başka bir erkekle samimiyetini yakaladım. İnkar etti. Ayrıldım.

Ne ilişkiniz vardı, neyden ayrıldın pek anlamadım ama hadi gözün aydın.

Ayrılık sonrası, o benim arkadaşım, benden yaşça küçük, beni yine başka birine mi yakıştırıyorsun gibi şeyler söyleyip kendini aklamaya çalıştı. Ben inanmıyorum deyip gitmek istediğimde ağlıyor, seni seviyorum, kendimi sana ait hissediyorum diyordu.

O an seni domine etmek için hazırol vaziyetinde bağıra bağıra Çin Milli Marşını söylemesi çalışır bir yöntem olsaydı, onu da yapardı. Unutma, tek bir amaç var. Asalak gibi kanını emmek. Bunun için de seni domine etmesi lazım. Her hareketinde motivasyon bu.

Ona 1 adım attığımda ise itekliyor yok ilişki istemiyorum, birbirimizi üzüyoruz diyor itekliyordu. Yaklaşık 20 gün boyunca defalarca bu itekleyip geri çekme döngüsünü yaşadık.

Bu kadının amacı için normal. Hem gerektiğinde gelip seni sömürmek istiyor, hem de başka erkeklerle kırıştırmak. Böyle bir kadınla seks yapacaksan, hastalık riskini düşün. Bu kadın sadece seninle seks yapmıyor.

Kendimi arafta ve boşlukta hissediyorum. Sanki duygusal işkence ediyordu bana. 

Böyle bir asalak aynı zamanda sadist olabilir. Sadist değilse örneğin sadece narsist ya da borderline ise, çektiğin işkenceden zevk almaz ama çektiğin işkence umrunda da olmaz.

Ben de engelleyip heryerden hayatımdan tamamen çıkardım.

Geç olmuş ama bir yandan da standart 2 senelik sömürüye göre erken kurtulmuşsun.

Ama peşimi bırakmadı. Sürekli stalklıyor, ortak arkadaşlarımızdan bilgi topluyor, yeni sevgilimi takip ediyor araştırıyor.

Sen buna peşini bırakmamak mı diyorsun? Sen böyle bir manyağın peşini bırakmamasını görmemişsin. İş yerini ve evini basmalar, binlerce mesaj, tehditler, iftiralar, vs.

Her hareketimden haberdar. Ama yazmıyorda. Iletişimde kurmuyor.

Bir daha bulaşma. Bunlar genelde sana birgün gerekirse kanını emerim diye bakarlar. Peşini çoktan bırakmış sadece arada bir senin kafanı karıştırmak için yem atıyor. Üstüne alınma, sadece sana değil, senin gibi paralelinde bir sürü eski kırığına yem atıyordur. Senden 10 tane olsa ne olacak, alt tarafı stalk, bilgi toplama vs. Çok zahmetli bir şey değil. Zahmetli bile olsa böyle kadınlar senin gibi 4-5 erkeği birgün lazım olur mantığı ile arada dürterler.

Senin en büyük yanılgın hala devam ediyor. Hala özelsin sanıyorsun, sana bir sevgi besliyor sanıyorsun. Eminim olayda bir miktar sevgi vardı, kız geniş gönüllü seni, Mahmut’u, Davut’u, Selim’i, Ahmet’i, Mehmet’i aynı anda sevebilen bir pıtırcık.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.  Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımısaplantilizı da takip etmeyi unutmayın.

Sizden gelen sorular – Eylül 2026

Soru 1: Flörtüme sosyal medyadan umursamaz paylaşımlar yaptım, beni takipten çıkıp engelledi. Ne yapacağım?

Ben de dün engel yedim. Yaklaşık 2 aydır konuştuğum flörtüm sınava çalışıyor ve küçük bir yerde yaşadığımızdan, sınavdan sonra yapalım bişeyler felan diyordu ve buluşmayı reddediyordu. Hem aşırı baskıcı bir ailesi var hem de sınava çalışmasının buna etken olduğunu düşünüyorum. Ama ben artık dayanamadım ve biraz ileri gitmek istedim ilişkiye ilk adımı ben atmak isteyince o çekildi. Sıkıldım napıyım, ben ilerleyince de o çekildi. 

Sıkılmanda bir anormallik yok ama kadından gelmeyen ilişki talebini siz kadından rol çalarak ilerletemezsiniz. Kadından önce ilişki adımı atmayın tavsiyem, “bu işin raconu bu” tavsiyesi değil, bu adımı attınız mı genelde ters tepmesi.

Sen, 2 ayda bir yere gitmeyen şeyin kız istese bir yere gideceğini kabul edip bırakacaktın. Sıkılman normal, bunu bahane ederek yaptığın şey anormal.

Ben her zaman duygularımı kontrol edip belli etmiyordum ama o gün bir paylaşım yaptım. Instadan ve snaptan de umursamaz bir snap atınca galiba zoruna gitti ve ikisinden de beni çıkardı. 

Ne yaptın anlamadım ama seni çıkarmasına bakarak söyleyeceğim. İlişkiyi talep eden erkek olmaktan daha da beteri, asosyal medyadan pasif agresif manipülasyon yapmışsın ve doğal olarak ters tepmiş. Bu da senin duygularını kontrol etmekten ziyade bastırdığını ve sonra bir hışımla pasif agresif saldırganlıkla dışarı kustuğunu kigösteriyor.

Ben ona bazen görüldü atıyor, mesajlarına geç bakıyordum ve bunları düşünmeye başladım ve dedimki ben onun düşüncelerini hiç düşünmedim ve saygı duymamışım, hep kendi duygularıma kapılmışım dedim ve özür dilemek istedim ilk defa.

Bana yaptığın manipülasyon ters tepince kızın peşine düştün gibi geldi.

Çünkü bazen özür dilenecek şeyler yapıp dilemediğim zamanlar oldu o da bunu bana anlatmadı tabiki içine attı. Zamanına saygı göstermedim hep ben dedim bazen ki bunlardan dolayı insta ve snaptan cikarinca özür dileyim dedim aklıma tak etti. Özrümü kabul etmedi sonra ben de bir şey yazmadım. Yazdığı bir cümle vardı onu beğenmiştim instagramdan ve bir gün sonra da beğeni işaretini kaldırıp mavi kalp yaptım. Onu görünce beni engellemiş ve dediğiniz gibi adım atmıyorum. Yapabileceğim bir şey var mı?

Muhtemelen yok. 2 ayda flörtten bir yere gitmeyen şey sonra bir yere gitmez. Yaptığın asosyal medya hareketi her neyse ya çok ağırdı ya da kız zaten seni başından savmak için bahane kolluyordu. 2 durumda da bundan bir iş çıkma ihtimali düşük. Zaten kız engelleyerek bana ulaşma  diyor.

***
Duyuru:
YouTube katıla ya da Patreon’a üye olamayanlar için üyelik imkanı
***

Soru 2: Kız arkadaşımdan nasıl ayrılacağım?

Mahmut Abi, 2 senelik kız arkadaşımla cinsel münasebetimiz son 7 ayda çok ama çok azaldı. Hala beraber iyi vakit geçiriyoruz, araması sorması yerinde ama seks neredeyse ayda yılda bir. Bu çözülecek gibi de durmuyor. Bu durumda kız arkadaşımdan nasıl ayrılacağım? Sorunu söyleyerek mi?

Bir kadından nasıl ayrılacağım sorusu çok soruluyor ve bu konuda bir yayın yapacağım. Senin durumda da bu genel kurallar geçerli. Birincisi, ayrılma olayını birdenbire yapmayın. 2-4 hafta kadar iletişimi aşamalı olarak azaltın, başlarda belli mazeretler bulun ve sonra artık her şey bariz hale geldiğinde bırakın. Bu size manipülasyon gibi gelebilir ama bunu karşınızdaki de kendisini ayrılığa hazırlasın, birdenbire terk edilip çok büyük bir acıya düşmesin diye yapıyorsunuz.

İkincisi, bu soğutma sürecinde karşınızdakini, sizi terk etmeye zorlayacak şekilde rencide etmeyin. Yapmanız gereken şey iletişimi yavaş yavaş koparmak, karşınızdakine tahammülsüz davranmak, tepeden bakmak, aşağılamak, hakaret etmek, vs. değil.

Üçüncüsü, “sorun sende değil bende”, “eskisi gibi hissedemiyorum” diyerek ayrılın. Gerçek sebepler kırıcı olabilirler ama daha da kötüsü, eğer belli sebeplerle ayrılırsanız, partnerinizin bunları düzeltmek için sözler vererek peşinizde koşma ihtimalini de azaltırsınız.

Senin durumunu yaşayan birçok erkek olaya yanlış yönden daha doğrusu tek yönden bakıyor. “Kızın bana arzusu düştü, nasıl yükseltirim?” yönünden bakıyor. Bu yönde bir probleminiz varsa düzeltin tabii ki. Örneğin birçok erkek, seksi neredeyse dileniyor, başlatmadan beklemeyi bilmiyor ve daha da itici oluyor.

Ama bu işe sadece bu yönden bakarsanız, kendinizi sizden yukarıda olan birine sevdirmeye çalışan asta dönersiniz. Bu işin bir de karşınızdakinin yetersiz olması boyutu var. Karşınızdaki sevgiliden çok arkadaşınız oluyor ve statüsünü düşürüyor, sevgili olmak için yetersiz birine dönüşüyor. Yetersiz olduğu için terk edilmesi anormal değil.

Bakın, bu konuyu hiç konuşmadan kızı terk edin demiyorum. Konuşma ve çözüm arama ile ayrılığı karıştırmayın diyorum. Önce çekiciliğinizi arttırın, seks dilenmeyi bırakın, bir ya da iki kere konuşun ve bu konuda rahatsız olduğunuzu söyleyin ama ayrılığı masaya koymayın. Bu konuşmalardan ve davranış değişikliğinden sonra artık soğudunuz ve ayrılıyorsunuz. Bu aşamadan bahsediyoruz, artık bu aşamada da konuyu açmayın.

Seksin olmaması ve çok azalması ile ayrılırken, sorunun bu olduğunu söylerseniz ve sonra bu durumu düzelmesi sözü ile bir araya gelirseniz ne olacak? Ayrılık zoru ile seks yapıyorsunuz olacak. Bu duruma düşmemek için ayrılık noktasında bu sebebi konuşmayın.

***
Duyuru:
Patreon üyelerine özel chat alanı
***

Soru 3: Kız arkadaşım kendini geri çekti, iletişim çok azaldı. Ne yapmalıyım?

Mahmut abi merhaba, 2,5 aylık ilişkim var. Kız 25 ben 33 yaşındayım. Son 2 haftadır sevgilim kendini yavaş yavaş geri çekti. Benim yanlış yaptığım bir şeyde yok.

Ya yok, ya da yanlış yapan birçok erkek gibi senin haberin yok. Hadi yok diyelim.

Son bir haftadır daha fena. Öncedende çok az arardı artık hiç aramıyor. mesaj atıyor sadece. Buluşmaya isteksiz önceden haftada 3 buluşurken bu hafta 1 buluşmaya nazlanarak geldi. Teklif etmezsem hiç buluşmak istemiyor. 

Bu durum çoğu zaman kızın çıkışa gittiğine işarettir ve senin de çıkışa gitmeye başlamanı gerektirir. Bunun ilk adımı da ulaşmayı ve buluşma teklif etmeyi bırakmaktır. Bir iki kere arka arkaya o ulaşacak ve buluşmak isteyecek. Siz ulaşınca normal davranın ama kendi işinize bakın.

Bazı yüzsüz kadınlar utanmadan sana “niye ulaşmıyorsun?” diye çıkışırlar. Bunun altında kalmayın. Kendisi arayıp sormayı bıraktığı için işi gücü olabileceğini düşündüğünüzü söyleyin, geri adım da atmayın. Tek taraflı ilişki istiyorsa unutmayın ki o tek taraflı ilişkiyi muhtemelen sizi terk etmeye hazır olama kadar istiyordur.

Arada kızdığım bir konu oldu daha çok mesaj attı öyle gönlümü almaya çalıştı, benimde kızmam geçince konuşalım buluşalım demiştim olur demesine rağmen yine buluşmalara yorguluk yada işlerini bahane ediyor. Aramazsam o da aramıyo sadece mesaj. 

Bir kadın mesaj başlatıyorsa size ulaşıyor demektir. Mesaj ile arama aynı şey bu devirde. Kız sana ulaşıyor demek ki. Sen yine de buluşma teklif etme ve arama. Madem mesajlaşmayı daha aşağı görüyorsun, neden kız sana göre iletişimi aşağı çekmişken, sen yukarda tutuyorsun.

iletişim çok sınırlı. Bende kendimi geri çekersem iletişim sadece sınırlı mesajla ilerliyor. 

Kendini geri çekmek, kaçan kovalanır taktiği değil. Birçok durumda siz de kendiniz geri çekersiniz ve iletişim kopar, ilişki biter. İlişkinin bu şekilde bitmesi, sizi ilişkinin tek taraflı taşıyıcısı olarak aşağılayıp sonra terk etmesinden iyidir.

Bu şekilde devam mı etmek lazım. Yada ne kadar süre bunun normali. İletişimi iki üç ulaşmalık karşı tarafa atma cesaretini gösteremezsen terk edilene kadar böylesin. Yok o cesareti göstereceksen, 1 ay süre verirsin ve düzelme olmazsa blöf yapmadan ayrılırsın.

Soru 4:

Hocam merhaba, arkadaş vasıtasıyla birkaç kez ortamda denk geldiğim kızın numarasını aldım, kıza yazdım 2 gün sonra buluşma teklif ettim kabul etti. Buluşmada 70/30 oranını korudum, alfa oturuşunu yaptım kız bana doğru yaklaşarak konuştu.

Kız buluşmada çok konuşkandı, normalde bu kadar konuşmadığını nasıl bu kadar konuştuğunu anlamadığını söyledi. Yaklaşık 3 saat oturduk ve evine bıraktım fiziksele gitmedim.

Fiziksel mühim değil, eğer kız istekliyse ve sen kaçırdıysan problem olabilir ama çok mühim değil. Tek problem 3 saat oturmanız. İlk buluşma için 90 dakika idealdir. İlk buluşmada o kadar uzun süre konu biter ya da çok samimi olur ve yanlışlıkla arkadaş olabilirsiniz. En iyisi 90 dakika civarı.

Ertesi gün mesaj attım, kısa bir mesajlaşmadan sonra buluşmadan keyif aldığımı en yakın zamanda tekrarlamak istediğimi söyledim, o da olur tekrarlarız şu hastahane işlerim bir bitsin iyi hissetmiyorum çok dedi. ( buluşmada hastahaneye gideceğini söylemişti. Bilgi kesin doğru bu arada ). Ben , tamamdır haber edersin ayarlama yaparız diye dönüş yaptım, 3 gün oldu yazmadım. 

Bu hayati yanlışa burada çok değindim ama o kadar sık yapılıyor ki ara ara değinmek gerekiyor. 2 kere reddeden kıza, next olsun diye, “haber edersin ayarlama yaparız” yazarsın. Bir kere reddedildiğinde bunu yazman, yürümeyi kıza bırakman anlamına geliyor. Bu durumda yapman gereken tamam deyip konuyu değiştirmek, 3-5 gün sonra bir daha çağırmak (daha önceki teklifi yapmamışsın gibi). 

Şimdi buradan sonra ne yapmam gerekiyor hafta sonu tekrar yazmalı mıyım yoksa haber vermesini beklemeli miyim? Yoklama mesajı mı atmalıyım? Şimdiden teşekkürler.

Yoklama mesajı at, hemen buluşma teklif etme. Belki bu muhabbette belki bir iki gün sonraki muhabbete bir daha teklif yap. Bir daha reddederse bundan sonra next uygulaman gerekecek.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Mesajlaşmada sık yapılan hatalar – Vaka çalışması

Bir takipçi, mesajlaşma sırasında en çok yapılan 2 hatayı yapmış ve bir kızla konuşması başlamadan bitmiş. Gelin mesajlaşmasına beraberce bakalım.

Mahmut abi sürekli gördüğüm, selamlaştığımız arada ufak sohbetler ettiğimiz bir kız vardı ancak bir türlü yalnız yakalayıp numarasını alamıyordum kızın. Ya onun arkadaşları ya benim arkadaşlarım sürekli bozuyordu işi. İnstadan yazdım. Hiç bekletmeden döndü. 

Aramızda geçen konuşma şöyle:

Ben: “Naber x?”

Kız: “İyiyim teşekkür ederim senden naber?”

Ben: “Ben de iyiyim. Sınavdan sonra iyi olacağını zannetmezdim :d

Kız: “Sadece sınavım kötü geçti dünyanın sonu değil neden kötü hissedeyim :))”

Ben: “Kötü görünüyordun, sana kopya çekmeyi öğretsem bunlar olmazdı işte.”

Kız: “Kötüydüm ama toparlandım sorun yok yani, kopyayla işim olmaz.”

Ben: “Prenses 😀 kopyasız sınav mı olurmuş?”

Kadınlara özellikle başlarda prenses, küçük hanım, hanımefendi gibi hitaplar yalakalıktır, uzak durulmalı. Ayrıca kız senin espri enerjine soğuk dikkat edersen, bu kopya konusu çalışmıyor. Bu aşamada konu değiştirmen lazımdı. Bakalım sen ne yaptın?

Kız: “Tabii ki olur, kendi bildiğim neyse o yani.”

Ben: “Vay be, helal olsun valla. Seni bir iki sene sonra göreceğiz.”

Kız: “Ben neysem oyum, ne biliyorsam onu işaretlerim hayalimin mesleği diye uzun paragraf attı burada.”

Ben: “Valla helal olsun, hayatında hep böyle misin sen?”

Kız: “Evet, dürüst birisiyim.”

Garip bir konuşma süreci içindesin. Bir yandan kızın konuya katılmadığı bariz ama sen ısrarla devam ediyorsun. Bir yandan da kız konuya katılmadığı için kıza yersiz “hayranlık” gösteriyorsun.

Ben: “Ben de seni kötü tarafa çekmeye çalışan şeytanım. gel bunu deneyelim bakalım x günü y de buluşalım.”

Birincisi, sürekli esprili olmaya çalışıyorsun yani klasik pozitif cinsel gerilimin bokunu çıkarma hatasını yapıyorsun. Esprili konuşma, konuşmanın %30’unu geçerse (1) karizma değil cıvık görünürsünüz, (2) kıza espri kasarak yalakalık yapıyor görünürsünüz, (3) kızı hiç iplemiyor görünürsünüz ve (4) aranızda bir bağlantı kurulmaz. Sen bodoslama espri modundasın ve %100 bu modda kalarak iyice cıvıyorsun.

İzin versen kızın aslında seninle konuşmaya niyeti var. Tanışıyorsunuz o nedenle konuşma niyeti, sana bir ilgisi olduğuna işaret değil ama “tutmayın küçük enişteyi” modunda dalmasan, buradan verimli bir muhabbet çıkardı.

İkincisi, aranızda hemen hiç muhabbet yok, kız bariz mesafeli, konuşma iyi gitmiyor ve sen pat diye buluşalım diyorsun. Zamanlaman berbat. Çok yersiz, çok erken, çok saçma.

Kız: “Çekemezsin o yüzden denemesen de olur, teşekkür ederim şeytanlara müsait değilim :)))”

Ben: “Bu şeytanı hep bulamazsın ama 🙂”

Reddedildin ve hemen ardından ısrar ediyorsun. Bu da olmadı. Bir kere reddedildiniz mi ısrar etmeyin. Bu tür gelişine vuruş ısrar değil diyebilirsin ve haklı olabilirsin. Ama ben olsam yapmazdım.

Kız: “Şeytana ihtiyacım yok.”

Gereksiz yere iki kere reddedildin.

Ben: “Peki.”

Peki biraz fazla itaatkar olmuş. Konuyu değiştirsen daha iyi olurdu.

Benim için önemli olan diye uzun bir paragraf attı.

Evet, o an konuşmayı değiştirsen çok çok iyi olurmuş.

Ben: Peki, hayırlısı diyelim.”

O ne be, “kısmetse olur” der gibi.

Kız: “İyi akşamlar.”

Ben: “İyi akşamlar.”

Abi konuşma bu. Ben mesaj işinden anlamıyorum. 

O belli.

Kitabından okuduğum birkaç bilgi dışında kötüyüm yani hatalarımı söylersen sevinirim.

Birincisi, pozitif cinsel gerilim yeniden yazısına bak. Esprinin bokunu çıkarmışsın. Onu törpülemen lazım. Buluşma teklifi de çok erken, çok yersiz ve çok bedava. Bedava derken kız henüz mesafeli, bir sıcak mesajlaşma yani kızdan yatırım yok ve pat diye buluşalım diyorsun. Bu, bedavalık, muhtaçlık sinyaller.

Sizinle iletişime, en azından sıcak bir iletişim ile yatırım yapmayan kıza, can havliyle buluşma teklif etmeyin. Ne kaybederim diyorsunuz ama kendinizi bedava vermeye çalışarak özdeğer kaybediyorsunuz. Kırk yılda bir, bir kıza kendinizi böyle satmaya çalışırsanınz belki çok zarar görmeyebilirsiniz ama siz yine de yapmayın.

İlk olarak bu kopya muhabbeti arada döndürdüğümüz bir muhabbetti. Açıkçası kıza dair hiçbir şey bilmediğim için konu açamadım. buradan yürümek geldi aklıma. Ek olarak kız yazdığım her cevaba direkt dönüyordu bekletmiyordu beni hatta istemeden birkaç kez ben onu beklettim. 

Kız aslında bir yere gidebilecek biriymiş. Çok acele ve çok sulu mesajlaşma işi bozmuş.

Konuşurken aklıma şu cümlen geldi” bir kızı mesajlaşarak etkileyemezsiniz, fiziksel buluşma gerek.” ondan buluşmaya çağırdım. 

Etkilemek kelimesini kullandıysam ayıp etmişim. Bir kızla karşılıklı romantik ilgi yüzyüze kurulur ama mesajlaşma ile başladıysan böyle pat diye çağırılmaz.

3/4 gün bekler yine bi mesaj atarım kıza. Bir daha dener nextlerim.

Yanlışlıkla 2 kere reddedilmişsin ve kız sana uzun uzun ne yazdı bilmiyorum. Muhtemelen seni istemiyorum anlamına gelecek bir şey yazdı. Muhtemelen bir şey çıkmaz ama bir atak daha yapılabilir.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımısaplantilizı da takip etmeyi unutmayın.

Onu unutamıyorum – Saplantılı aşk ya da limerans

Bugün, özellikle ayrılık sonrasında ya da hiçbir zaman doğru dürüst ilişkiye dönüşmemiş bir yakınlığın ardından birçok erkeğin yaşadığı ama adını koyamadığı bir durumdan bahsedeceğiz.

Bir kadınla birkaç kez görüştünüz diyelim. Belki kısa bir şey yaşadınız. Ya da belki aynı iş yerindesiniz. Belki kadın size zaman zaman ilgi gösterdi ama hiçbir zaman bir birlikteliğiniz olmadı. Belki de eski sevgiliniz sizi terk etti ve aradan aylar, hatta yıllar geçmesine rağmen onu kafanızdan çıkaramıyorsunuz.

Sabah gözünüzü açtığınızda ilk aklınıza gelen kişi o. Gece yatarken son düşündüğünüz kişi yine o. Bir şarkı duyuyorsunuz, onu hatırlıyorsunuz. Bir yere gidiyorsunuz, “Buraya onunla gelseydik ne güzel olurdu,” diyorsunuz. Sosyal medyada bir şey paylaşıyor; paylaşımın size gönderilmiş gizli bir mesaj olup olmadığını çözmeye çalışıyorsunuz. Hikâyenize baktı diye umutlanıyor, birkaç saat mesaj atmadı diye çöküyorsunuz.

Siz belki buna aşk diyorsunuz, kara da olsa sevda diyorsunuz. Ama bu aşk değil. Hatta çoğu zaman kadın gerçekten tanıdığınız bile yok. Ortada, zihninizin o kadının üzerine giydirdiği bir karakter var.

Bu durumun adı “takıntılı aşk” ya da “limerence”. Ben burada Türkçe söylenişi kolay olsun diye ve olay aşktan uzak olduğu için “limerans” kelimesini kullanacağım. 

Limerans, bir kişiye karşı duyulan yoğun özlemle, istemsiz ve saplantılı düşüncelerle, sürekli karşılık işareti aramayla ve o kişinin sizi istemesine yönelik güçlü ihtiyaçla tanımlanan psikolojik bir durum.

New York Times bu konuda This Kind of Obsessive Attraction Isn’t Love. But It Has a Name adlı bir yazı yayımladı. Yazının anlattığı vakalardan biri Jordan isimli 35 yaşında bir kadın. Jordan, bir iş arkadaşıyla dışarıdan bakanların gündelik ve pek ciddi görmediği bir yakınlık yaşıyor. Üstelik adamı çok iyi tanımıyor. Buna rağmen onun ruh eşi olduğuna inanıyor ve sekiz yıl boyunca bu adama saplanıp kalıyor.

Evet, yanlış okumadınız. Sekiz yıl!

Jordan her gün onu düşünüyor. Şarkı sözlerinde onu görüyor. Onunla iletişim kurmak için bahaneler yaratıyor. Zihninde, sonunda birlikte oldukları ayrıntılı fanteziler kuruyor.

Şimdi burada çok önemli bir noktayı kaçırmayın. Jordan’ın yaşadığı şeyin yoğunluğu, ilişkinin gerçekliğiyle orantılı değil. Adamı ne kadar iyi tanıdığıyla da orantılı değil. Duygunun büyük olması, ilişkinin büyük olduğu anlamına gelmiyor. Duygunun gerçek olması, zihninizde kurduğunuz hikâyenin gerçek olduğu anlamına da gelmiyor.

Bir insanın en sık düştüğü tuzaklardan biri bu:

 “Bu kadar yoğun hissediyorsam, bu kadın ya da erkek özel olmalı.”

Hayır. Bu kadar yoğun hissediyor olmanız, sizin içinizde bir şeylerin çok güçlü biçimde tetiklendiğini gösterir. Karşınızdaki kişinin ya da onunla aranızdaki şeyin gerçekten olağanüstü olduğunu değil.

Limerans nedir, ne değildir?

Limerans kavramı psikolog Dorothy Tennov tarafından 1970’lerde ortaya atılıyor. Fakat bu, ruhsal bozuklukların sınıflandırıldığı DSM’de ayrı bir hastalık tanısı olarak yer almıyor. Yani internette iki video izleyip kendinize teşhis koymayın. Her hoşlanma limerans değil. Her ayrılık acısı da psikolojik hastalık değil.

Birinden hoşlanırsınız, aklınıza sık sık gelir, heyecanlanırsınız. Bu normaldir. Bir ilişki biter, üzülürsünüz, bir süre yas tutarsınız. Bu da normaldir. Uzun süreli bir ilişkiden sonra iki üç ay kendinize gelemezsiniz, bu da normaldir.

Mesele, bu duygunun aylarca ya da yıllarca hayatınızı ele geçirmesi; işinizi, uykunuzu, iştahınızı, sosyal hayatınızı ve yeni insanlarla bağ kurma becerinizi bozması. Bu durumda siz artık bir duyguyu yaşamıyorsunuz; duygu sizi yönetiyor.

Limerans ile aşk arasındaki temel fark şudur: Aşk, karşınızdaki gerçek insanla ilişki kurar. Limerans ise çoğunlukla belirsizlik ve fantezi üzerinde yaşar.

Aşkta karşınızdakinin güçlü yanlarını da kusurlarını da görürsünüz. Davranışlarına bakarsınız. Size uygun olup olmadığını değerlendirirsiniz. O da sizi gerçekten tanır, seçer ve ilişkinin yükünü sizinle birlikte taşır.

Limeransta ise karşınızdaki insan bir insandan çok sembole dönüşür. Mutluluğunuzun, kurtuluşunuzun, tamamlanmanızın sembolü olur. İçinizden şunu söylersiniz:

“Bu kadın/erkek beni seçerse değerli olduğumu anlayacağım.”

“Bu kadın/erkek geri dönerse hayatım yeniden başlayacak.”

“Onunla olursam artık yalnız, yetersiz ve eksik hissetmeyeceğim.”

Bu nedenle aslında onu istemekten daha fazlasını yapıyorsunuz. Ona, sizi kendinizden kurtarma görevi veriyorsunuz.

Hiçbir insan bu görevi taşıyamaz. Taşımak zorunda da değildir.

Siz ona değil, ihtimale bağımlısınız

New York Times yazısındaki en güçlü ifadelerden biri şu: Limeransı besleyen yakıt belirsizliktir.

Mesela karşınızdaki sizi açıkça istemiyordur ama tamamen de kaybolmuyordur. Bazen mesaj atıyor, bazen ortadan kaybolurdur. Bir gün sıcak, ertesi gün soğuktur. Sizi sevgili olarak seçmez ama ilgiyi de bütünüyle kesmez. Siz de bu düzensiz ilgi kırıntılarının başında beklersiniz.

Bir mesaj gelir, havaya uçarsınız. Mesaj gelmez, çökersiniz. Hikâyenize bakar, “demek ki hâlâ beni düşünüyor,” dersiniz. Bir fotoğrafın altına belli bir şarkı koyar, şarkı sözlerinin sizinle ilgili olduğuna karar verirsiniz. Aynı filmi sevdiğinizi öğrenirsiniz; bunu kaderin işareti sayarsınız.

Özellikle sosyal medyadan sonra, sanal “belirsizlik” büyük bir sorun olmaya başladı. Aslında karşı taraftaki insan gerçek bir belirsizlik olmadan limerans pençesindeki insanı istemiyor. Ama kişi karşı tarafı sanal olarak stalkladığı için, limerans fantezisini belirleyecek imalar ve anlamlı zamanlamalarla mutlaka karşılaşıyor.

Bunların hiçbiri bir ilişkinin kanıtı değildir.

İlişkinin kanıtı açık, tutarlı ve karşılıklı yatırımdır. Karşınızdaki insanın sizi düzenli olarak görmek istemesidir. Size zaman ayırmasıdır. Hayatında yer açmasıdır. Söylediğiyle yaptığının birbirini tutmasıdır. Sizi belirsizlikte bekletmek yerine sizi seçmesidir.

Limerans yaşayan insan maalesef kanıta değil, işarete bakar. Çünkü kanıt ona duymak istemediği şeyi söyleyebilir. İşaret ise istediği her an yeniden yorumlanabilir.

Bu durum kumar makinesine benzer. Makine her seferinde ödül verse bir süre sonra heyecan azalır. Hiç ödül vermese kalkar gidersiniz. Fakat ödülün ne zaman geleceğini bilmezseniz kolu tekrar tekrar çekersiniz.

Bugün mesaj var. Yarın yok. Üç gün sonra küçük bir iltifat var. Sonra iki hafta sessizlik. Tam vazgeçecekken gece yarısı bir “Nasılsın?” mesajı.

İşte beyin bu “belki”ye takılıyor. Çoğu zaman ona değil, bir sonraki ödül ihtimaline bağımlı oluyor.

İşte tam bu nedenle ulaşılmaz kadınlar ya da erkekler limerans için çok elverişlidir. Evli kadın, başka şehirde yaşayan kadın, eski sevgili, sizi yalnızca arkadaş gören kadın, arada sırada yatağa girip ilişki istemeyen kadın, sosyal medyada takip ettiğiniz ama gerçekte tanımadığınız kadın… Gerçek temas azaldıkça zihnin boşlukları doldurma alanı büyüyor.

Kadını yeterince tanımadığınız için kusurlarını göremiyorsunuz. Kusurlarını görmediğiniz için onu idealize ediyorsunuz. İdealize ettiğiniz için gerçek hayattaki hiçbir kadın onunla yarışamaz hale geliyor.

Sonra “Ben başka kimseye karşı böyle hissetmiyorum,” diyorsunuz.

Elbette hissetmezsiniz. Çünkü gerçek kadınların kötü günleri, sınırları, ihtiyaçları, çelişkileri ve kusurları vardır. Zihninizde fanteziye dönmüş kadın ise tamamen sizin senaryonuza göre yaşayan neredeyse kusursuz bir kadındır.

Yoğunluk, uyumluluk değildir

Burada mutlaka anlamanız gereken bir ayrım var: Yoğun çekim ile ilişki uyumu aynı şey değil. Birine çok yoğun bir çekim duyuyor olmanız, o kişinin ilişki anlamında sizinle uyumlu olduğunu göstermez. Başka adaylardan daha iyi olduğunu göstermez. Sizin için iyi olduğunu bile göstermez.

Bir kadın sizi aşırı derecede tetikleyebilir. Onu gördüğünüzde eliniz ayağınıza dolaşabilir. Mesajı geldiğinde kalbiniz hızlanabilir. Onunla birkaç saat konuştuğunuzda kendinizi dünyanın en karizmatik adamı gibi hissedebilirsiniz.

Bunların hiçbiri o kadının size uygun olduğunu göstermez.

Hatta bazen tam tersini gösterir. Sağlıklı ve ulaşılabilir bir kadın size huzur verirken, tutarsız ve ulaşılmaz bir kadın sizde aşırı heyecan yaratabilir. Siz de huzuru “sıkıcılık”, kaygıyı ise “tutku” sanabilirsiniz.

Çocukluğunuzda sevgi tutarsız geldiyse, yani bir gün yakınlık görüp başka bir gün duygusal olarak yalnız bırakıldıysanız, yetişkinlikte de tanıdık olan bu ritme çekilebilirsiniz. Zaten New York Times yazısında, kaygılı bağlanmaya sahip, terk edilmekten korkan ve çocukluğunda duygusal olarak güvenilmez bakım verenlerle büyümüş kişilerin limeransa daha yatkın olabileceği belirtiliyor.

Bu, “Bütün suç çocukluğumda, benim yapabileceğim bir şey yok,” demeniz için anlatılmıyor. Tam tersine, neden sakin ve karşılıklı bir ilişki yerine sizi süründüren belirsizliğe “büyük aşk” dediğinizi fark etmeniz için anlatılıyor.

Tanıdık olan her şey sağlıklı değildir.

Yoğun olan her şey değerli değildir.

Zor olan her şey uğruna savaşılması gereken şey değildir.

Bir kadını kazanmak için büyük engeller aşmanız gerekmesi, o ilişkinin kader olduğu anlamına gelmez. Yasak meyve, rakip erkekler, kadının kararsızlığı, ailesinin karşı çıkması ya da sürekli ayrılıp barışmanız ilişkinizi destansı yapmaz. Bazen yalnızca kötü bir ilişkiyi dramatik hale getirir.

Romeo ve Juliet’i düşünün. Birbirlerini doğru dürüst tanımadan ailelerini, hayatlarını ve sonunda canlarını gözden çıkarıyorlar. Yüzyıllardır bunu büyük aşk diye anlatıyoruz. Oysa bu, gerçeklikten kopmuş, karşılıklı biçimde büyütülen bir saplantıdan başka bir şey değil.

Aslına bakarsanız, bugün büyük aşk hikayesi olarak bilinen hikayelerin hepsi, yoğun ve saplantılı tutkunun insan hayatını nasıl mahvedeceği ile ilgili uyarı hikayeleridir. Leyla ile Mecnun hikayesinde Kays’ın “Mecnun” (iblis tarafından sahiplenmiş demek) lakabını almasının nedeni budur. “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmindeki (Aytmatov’un kısa öyküsü) hikaye, yoğun ve tutkulu aşkın uzun süreli ve sağlıklı ilişki için yeterli olmadığının hikayesidir. 

Bir ilişkinin değeri, ne kadar tutkulu sevdiğiniz, ne kadar kendinizden vazgeçtiğiniz ve uğruna ne kadar acı çektiğinizle ölçülmez.

Gerçek kişiyi değil, kendi filminizi seviyorsunuz

Limerans her ne kadar dışarıda olan birine duyulan yoğun tutku gibi görünse de içe dönük bir deneyimdir. Yani asıl olay iki kişi arasında değil, büyük ölçüde sizin zihninizde yaşanır.

Bu nedenle insan yalnızca bir fotoğrafa, bir sosyal medya profiline, bir ünlüye ya da birkaç kez gördüğü birine bile saplanabilir. Ortada ortak hayat yoktur, yaşanmışlık azdır, karşılıklı emek yoktur. Fakat zihinde dev bir ilişki vardır.

Bazı insanlar, kısa süreli bir ilişki yaşadıkları kadını yıllarca unutamazlar. “Ama aramızdaki bağ çok başkaydı,” derler. Sorarsınız: Ne kadar birlikteydiniz? İki ay. Kaç defa görüştünüz? Beş kez. Sonunda seni seçti mi? Hayır. Güvenilir miydi? Hayır. Size iyi davrandı mı? Bazen. Peki o zaman bu büyük aşk nerede yaşandı?

Büyük kısmı kişinin kafasında yaşandı.

Adam belki açıkça “İlişki istemiyorum,” dedi. Kadın bunu “Şu anda korkuyor,” diye çevirdi. Adam başkasıyla ilişkiye başladı. Kadın “Beni unutmak için yapıyor,” dedi. Adam evlendi. Kadın “Bu evlilik zaten sürmez,” diye beklemeye devam etti.

Gerçeğin üzerine sürekli yeni bir senaryo yazarsanız, hiçbir reddedilme yeterince kesin görünmez.

Çünkü belirsizliği karşınızdaki yaratmasa bile siz yaratabilirsiniz.

“Şimdi olmaz ama belki ileride.”

“Beni istiyor ama hazır değil.”

“Beni seviyor ama gururundan dönemiyor.”

“Doğru zamanda karşılaşmadık.”

Bakın, bazen zamanlama gerçekten kötü olabilir. Bazen iki insan birbirinden hoşlanmasına rağmen ilişki kuramaz. Fakat sağlıklı insan gerçeğe göre yaşar. Hayatını, bir gün gerçekleşebilecek ihtimale ipotek etmez.

Limerans neden bu kadar acı verir?

Normal bir ayrılıkta insan yas tutar. Özler, üzülür, anıları hatırlar; zamanla gerçekliği kabul eder ve hayatına döner.

Limeransta ise kişi sık sık coşku ile yoksunluk arasında gidip gelir. Karşısındakinden en küçük yakınlık, sanal bir ima geldiğinde büyük bir yükseliş yaşar. Yakınlık ve ima kesildiğinde panik, göğüste ağrı hissi, huzursuzluk ve iletişim kurma zorunluluğu yaşayabilir. Mesaj atmak istemez; mesaj atmak zorundaymış gibi hisseder.

Telefonu tekrar tekrar kontrol eder. Son görülmeye bakar. Eski konuşmaları okur. Ortak arkadaşlardan bilgi toplamaya çalışır. Onun gittiği yerlere “tesadüfen” gider. Sahte hesapla profilini izler. Yeni sevgilisinin fotoğraflarını inceler.

Burada net olalım: Acı çekiyor olmanız, sınır ihlalini haklı çıkarmaz. Duygunuz istem dışı olabilir; davranışınız sizin sorumluluğunuzdadır. Israrlı takip, taciz ve mahremiyet ihlali romantik değildir.

Üstelik her kontrol davranışı, kısa süreli rahatlama sağlasa bile döngüyü güçlendirir. Profili açarsınız, yeni bir şey görmediğiniz için rahatlar ya da küçük bir ayrıntı yakaladığınız için umutlanırsınız. Beyniniz “Kaygılanınca kontrol et; kontrol edince kısa süre rahatla,” bağlantısını öğrenir. Ertesi gün tekrar kontrol edersiniz.

Bu nedenle limeransı yalnızca düşünerek değil, onu besleyen davranışları keserek de, aslında onu besleyen davranışları kesmekten başlayarak çözmeniz gerekir.

Limerans çoğu zaman hayattan kaçıştır

Yayındaki önemli yorumlardan biri şu: Limerans çoğu zaman bir kaçınma biçimidir.

İşinizden memnun değilsinizdir. Sosyal çevreniz zayıftır. Kendinizi yetersiz hissediyorsunuzdur. Geleceğiniz konusunda kaygılısınızdır. Gerçek hayatta harekete geçmek emek, disiplin ve başarısızlık ihtimali taşır.

Fantezi ise bedavadır.

Kafanızda onunla mutlu bir gelecek kurarsınız. Bir gün sizi seçtiğinde herşeyin düzeleceğini düşünürsünüz. Bu senaryo size kısa süreli rahatlama verir. Fakat rahatladığınız için gerçek hayatınızdaki soruna dokunmazsınız.

Kariyerinizi düzeltmezsiniz. Sosyal çevre kurmazsınız. Yeni partner adayları ile tanışmazsınız. Yeni partner adayları ile tanışmak için bir şey yapmazsınız. Bedeninize bakmazsınız. Reddedilme korkunuzla yüzleşmezsiniz. Gününüzü değiştirecek işi yapmak yerine, “Acaba o da beni düşünüyor mu?” sorusuyla saatler geçirirsiniz.

Yani limerans yalnızca canınızı yakmaz; hayatınızı askıya alır.

Sonra hayatınız askıda kaldığı için kendinizi daha kötü hissedersiniz. Kendinizi kötü hissettiğiniz için yeniden fanteziye kaçarsınız. Böylece kapalı devre oluşur.

Limerans objesi olan kadın ya da erkek sizin hayatınızın sorunu değildir. Hayatınızın asıl sorunlarına bakmamak için kullandığınız ekran haline gelmiştir.

Onda, kendinizde eksik gördüğünüz şeyi arıyor olabilirsiniz

Yazıda psikologlardan biri, insanların bazen kendilerinde özledikleri ya da kaybettiklerini düşündükleri niteliklere sahip kişilere limerans geliştirdiklerini söylüyor.

Kendinizi güçsüz hissediyorsanız güçlü ve kendinden emin bir kadına saplanabilirsiniz. Hayatınız renksizse yaratıcı, özgür ruhlu bir kadını kurtarıcı gibi görebilirsiniz. Sosyal olarak çekingen biriyseniz kalabalıkların içinde parlayan bir kadını gözünüzde büyütebilirsiniz.

Burada kadın yalnızca kadın değildir. Sizin yaşayamadığınızı düşündüğünüz hayatın temsilcisidir.

Bu önemli bir ipucudur. Kendinize şunu sorun:

“Bu kadında bu kadar büyüttüğüm özellik ne?”

“Onun yanında nasıl biri olduğumu hayal ediyorum?”

“Onun beni seçmesi, benim hakkımda neyi kanıtlayacak?”

“Onu düşünmediğim zaman yüzleşmek zorunda kaldığım hayat problemi ne?”

Belki özlediğiniz şey kadın değil; canlılık duygusudur. Belki onunla yaşayacağınızı hayal ettiğiniz maceradır. Belki sosyal statüdür. Belki arzulanmış hissetmektir. Belki de çocukluktan beri alamadığınız koşulsuz kabulün yetişkin bir kadın tarafından geriye dönük olarak verilmesini bekliyorsunuzdur.

İhtiyacın adını doğru koymazsanız, onu yanlış kişide aramaya devam edersiniz.

“Ruh eşi” hikâyesi neden tehlikelidir?

Limerans yaşayan kişi sık sık metafizik bir hikâye kurar: “Bizim karşılaşmamız tesadüf değildi. Evren bizi bir araya getirdi. O benim ruh eşim. Bir gün mutlaka yeniden buluşacağız.”

Bu hikâye çok romantik gelir, çünkü size beklemek için kutsal bir gerekçe verir.

Kadın sizi seçmiyorsa, bunun adı karşılıksız ilgidir. Fakat “kader henüz zamanını getirmedi” derseniz reddedilmenin yasını tutmanız gerekmez. On yıl daha bekleyebilirsiniz.

Yazıdaki yorumlardan biri, elli yıl önce ilişki yaşadığı kişiyi hâlâ düşündüğünü, 1980’den beri onu görmediği halde internette aradığını ve kırık bir kalple yavaş yavaş öldüğünü hissettiğini söylüyor.

Trajik olan yalnızca elli yıl boyunca birini özlemek değil. Trajik olan, ilk yıl “Belki geri döner,” diye başlayan umudun ikinci yıla, beşinci yıla, sonra onlarca yıla dönüşmesi.

Sosyal medya bu beklemeyi daha da kolaylaştırıyor. Eskiden hayatınızdan çıkan kişi gerçekten çıkardı. Şimdi evlendiğini, çocuk yaptığını, nereye tatile gittiğini, hangi şarkıyı dinlediğini izleyebiliyorsunuz. Kişi hayatından giderken dijital hayaleti cebinizde kalıyor.

Siz de “Belki boşanır”, “Belki bir gün pişman olur”, “Belki bu paylaşımı bana yaptı” diyerek kendi ömrünüzü seyirci koltuğunda tüketiyorsunuz.

Ruh eşi fikrine değil, karşılıklılığa bakın. Sizi seçmeyen biri, sizin için doğru kişi değildir. Ne kadar güzel, zeki, çekici ya da “özel” olursa olsun değildir.

Evlilik limeransı kendiliğinden iyileştirmez

Yorumlarda bir kadın, iyi bir adamla evli olduğunu fakat eşinin ilişki boyunca birkaç farklı kişiye limerans geliştirdiğini anlatıyor. Bu durumun kendisi için çok acı verici olduğunu söylüyor.

Burada özellikle şuna dikkat edin: “Doğru kadınla evlenirsem bu takıntılarım biter,” diye düşünmeyin.

Sorun yalnızca dışarıdaki kadında değilse, evlilik sorunu ortadan kaldırmaz. Bir süreliğine üstünü örtebilir. Sonra iş yerinde yeni biri çıkar, sosyal medyada biriyle tanışırsınız veya eski sevgilinizden mesaj gelir; aynı döngü yeniden başlayabilir.

İnsan bazen kendi zihnindeki saplantıyı “Ben bir şey yapmadım ki,” diye küçümser. Fakat eşinizin yanında başka bir kadınla hayat kurduğunuz hayallere sürekli sığınıyorsanız, bu ilişkinize ayırmanız gereken duygusal enerjiyi başka yere harcar. Davranış fiziksel aldatmaya dönüşmese bile evliliği kemirebilir.

Elbette istemsiz düşünce ile bilinçli sadakatsizlik aynı şey değildir. İnsan aklına gelen ilk düşünceden sorumlu tutulamaz. Ama o düşünceyi beslemek, gizli yazışmalarla büyütmek, sosyal medya takibi yapmak, karşılaşma fırsatları yaratmak ve eşinizden saklanan paralel bir duygusal hayat kurmak artık davranıştır.

Yine aynı ilkeye geliyoruz: Duygunuz her zaman seçiminiz olmayabilir. Onunla ne yaptığınız sizin sorumluluğunuzdur.

Bu döngü nasıl kırılır?

Birincisi, yaşadığınız şeye doğru isim verin.

“Onu çok seviyorum, dayanamıyorum,” demek yerine, “Şu anda onu kontrol etme dürtüsü yaşıyorum,” deyin. “O benim ruh eşim,” yerine, “Zihnim belirsizlikten bir hikâye üretiyor,” deyin.

İsim vermek duyguyu bir anda yok etmez ama sizinle dürtü arasına mesafe koyar. Artık dürtünün içinde boğulan kişi değil, dürtüyü gözlemleyen kişi olursunuz.

İkincisi, gerçek ile fanteziyi ayırın.

Bir kâğıdı ikiye bölün. Bir tarafa bildiğiniz gerçekleri yazın: Kaç kez görüştünüz? Kadın sizi açıkça seçti mi? Tutarlı mıydı? Size saygılı davrandı mı? İlişki için emek verdi mi? Diğer tarafa yorumlarınızı yazın: “Aslında beni seviyor ama korkuyor.” “Bana bakışından anladım.” “Bir gün dönecek.”

İkinci sütunun ne kadar kabarık olduğunu görün.

Üçüncüsü, belirsizliği romantikleştirmeyin.

Makul bir tanışma sürecinden sonra açık ve karşılıklı ilgi yoksa, bunu “belki” olarak değil “hayır” olarak kabul edin. İlla kadından zalimce bir ret cümlesi duymanız gerekmiyor. Sürekli kararsızlık da bir cevaptır. Yatırım yapmamak da bir cevaptır. Sizi hayatında öncelik haline getirmemek de bir cevaptır.

Dördüncüsü, teması ve dijital takibi kesin.

Mümkünse iletişimi kesin. Aynı iş yerindeyseniz iletişimi işle sınırlayın. Profilini kontrol etmeyin. Hikâyelerini izlemeyin. Ortak arkadaşlardan haber sormayın. Eski mesajları tekrar okumayın. Fotoğrafları ulaşılması kolay yerden kaldırın.

Bu bir oyun değil. “Bakalım ben çekilince peşimden gelecek mi?” diye teması kesmiyorsunuz. Onu manipüle etmek için değil, kendi zihninizi iyileştirmek için çekiliyorsunuz.

Beşincisi, kadını insanlaştırın.

Onu kötülemeniz gerekmiyor. Fakat zihninizdeki kusursuz imgeyi gerçekle karşılaştırın. Tutarsızlıklarını, uyumsuzlukları, size iyi gelmeyen davranışlarını ve gerçekten tanımadığınız taraflarını görün. “Bu kadın mükemmel” cümlesi çoğu zaman “Bu kadını yeterince tanımıyorum” anlamına gelir.

Altıncısı, boşluğu doldurun.

Takıntıyı bırakmak yalnızca bir şeyi kesmek değildir. Açılan yere gerçek bir hayat koymanız gerekir. Spor, iş, arkadaşlık, üretim, yeni ortamlar, yeni hedefler… Bunlar basit dikkat dağıtma yöntemleri değil. Zihninizin tek bir kişiye yüklediği anlamı hayatın farklı alanlarına yeniden dağıtmaktır.

Yazıda bir yorumcu, yıllarca dışarıdaki bir kişiye harcadığı enerjiyi artık kendisine ve ailesini büyütürken ertelediği hayallerine yöneltmeye çalıştığını söylüyor. Yapılması gereken tam olarak bu.

Kadını hayatınızın projesi olmaktan çıkarın. Kendinizi yeniden hayatınızın projesi yapın.

Yedincisi, reddedilme kapasitenizi geliştirin.

Bazı insanlar yalnızca uzaktan hayran oldukları kişilere saplanır. Çünkü gerçek bir adım atmazlarsa kesin olarak reddedilmezler. Fantezide ilişki hep mümkündür.

Fakat reddedilmeden kaçarken yakınlıktan da kaçarsınız. Gerçek ilişki, karşınızdaki insanın sizi seçmeme ihtimalini göze almayı gerektirir. Birine açıkça ilginizi gösterirsiniz. Karşılık varsa ilerlersiniz. Yoksa üzülür ama yolunuza devam edersiniz.

Belirsizlikte yıllarca beklemek, net bir reddin birkaç haftalık acısından çok daha pahalıdır.

Sekizincisi, gerekirse profesyonel destek alın.

Takıntı işinizi, uykunuzu, beslenmenizi, evliliğinizi ya da günlük işlevinizi ciddi biçimde bozuyorsa; kontrol etme ve iletişim kurma dürtüsünü yönetemiyorsanız bu konuyu anlayan bir ruh sağlığı uzmanıyla çalışın. Bilişsel davranışçı yöntemler bazı kişiler için yararlı olabilir. İlaç konusuna ise ancak sizi değerlendiren bir hekim karar verebilir; internet videosundan ilaç seçilmez.

Profesyonel destek almak, “Bir kadın yüzünden güçsüz düştüm,” demek değildir. Zihninizde yıllardır çalışan bir döngüyü ciddi biçimde ele almak demektir.

İyileşmek, bir daha hiç hissetmemek değildir

Limeranstan çıkmak, geçmişi hafızanızdan silmek değildir. O kadını zaman zaman hatırlayabilirsiniz. Bir şarkı eski bir anıyı getirebilir. Hatta içinizde bir sızı da olabilir.

İyileşmenin ölçüsü, hiçbir şey hissetmemek değil; hissettiğiniz şeye rağmen hayatınıza devam edebilmektir.

Artık profiline bakmıyorsunuzdur. Mesaj atmak için bahane üretmiyorsunuzdur. Yeni insanları hayalinizdeki kadınla karşılaştırmıyorsunuzdur. Onun bir gün geri döneceği ihtimaline göre yaşamıyorsunuzdur. Kendinizi, onun sizi seçip seçmemesine göre değerli ya da değersiz görmüyorsunuzdur.

Ve en önemlisi, gerçek sevginin karşılıklı olduğunu kabul ediyorsunuzdur.

Gerçek sevgi yalnızca sizin çok güçlü hissetmeniz değildir. İki insanın birbirini görmesi, seçmesi, tanıması, saygı duyması ve birlikte emek vermesidir.

Sizin içinizde büyük bir duygu olması, karşınızdaki insanın size küçük bir yer ayırdığı gerçeğini değiştirmez.

Daisy amaç değil, araçtı

Yorumlardan biri Muhteşem Gatsby üzerinden çok güzel bir şey söylüyor: Gatsby keşke Daisy’nin son amaç değil, bir araç olduğunu anlayabilseydi.

Gatsby, Daisy’yi elde etmek istiyordu. Fakat aslında aradığı şey Daisy’nin kendisinden daha büyüktü: Tamamlanmak, geçmişi geri almak, değerli ve başarılı olduğunu kanıtlamak, içindeki boşluğu kapatmak.

Limerans yaşadığınız kadın da çoğu zaman son amaç değildir. Huzura, bütünlüğe, kabul görmeye ve canlı hissetmeye ulaşmak için kullandığınız bir vekildir.

Siz “Onu istiyorum,” dediğinizi sanıyorsunuz ama aslında “Onun beni seçtiği adam olmak istiyorum,” diyorsunuz.

İşte çalışmanız gereken yer burası. O adam olmak için o kadının onayına ihtiyacınız yok. Hayatınızı kurmanız, bedeninize ve zihninize bakmanız, sosyal cesaret geliştirmeniz, anlamlı hedeflere yönelmeniz ve kendi gözünüzde saygı duyduğunuz bir adama dönüşmeniz gerekiyor.

Kadının sizi seçmesini bekleyerek özgüven kazanamazsınız. Özgüven, seçilmediğiniz zaman da dağılmadan yolunuza devam edebildiğinizde gelişir.

Son söz

Yazıda bir yorumcu yaşadığı şeyi şu anlamda özetliyor: “Her sabah ilk düşüncem, her gece son düşüncem oydu. On yıldır onu görmedim ama hiç gerçekleşmemiş bir ihtimali hâlâ özlüyordum. Bunun aşk olmadığını şimdi anlıyorum. Bu, beni hiçbir zaman özlememiş birine duyduğum özlemdi.”

Limeransın en acı ama en özgürleştirici özeti bu olabilir.

Sizi özlemeyen birini özleyebilirsiniz. Sizi seçmeyen birine çok güçlü duygular besleyebilirsiniz. Bunlar insan olmanın parçasıdır.

Ama bu duyguyu kader, ruh eşi ya da büyük aşk diye kutsallaştırmak zorunda değilsiniz.

Kendinizi suçlayıp ezmeyin. Duygunun ortaya çıkışı her zaman sizin kontrolünüzde olmayabilir. Fakat bundan sonra ne yapacağınız sizin sorumluluğunuzda.

Kadının profilini bir kez daha açmak mı? Eski mesajları tekrar okumak mı? Bir işaret daha aramak mı? Hayatınızı bir “belki”ye teslim etmek mi?

Yoksa gerçeğe dönmek mi?

Gerçek bazen romantik değildir ama özgürleştiricidir. Gerçek şudur: Sizi isteyen kadın sizinle olmayı kolaylaştırır. Sizi seçen kadın sürekli şifre çözdürmez. Sağlıklı ilişki, iki kişinin karşılıklı olarak orada olmasıyla kurulur.

Hayatınızı, sizi seçmeyen bir kadının birgün fikir değiştirme ihtimali üzerine kurmayın.

Onu zihninizde bir tahttan indirirken kendinizi hayatınızın merkezine geri koyun.

Çünkü aradığınız son, o kadına kavuşmak değil. Aradığınız son; o kadın olsun ya da olmasın, kendi hayatınızın içinde sağlam, huzurlu ve bütün olabilmek.

Ve o hayat, bir gün onun geri dönmesiyle başlamayacak.

Siz bugün gerçeğe döndüğünüzde başlayacak.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımısaplantilizı da takip etmeyi unutmayın.

Kadınlar duygularını gösteren erkeklerden neden soğur?

Yayınlarını Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli İpuçları Setinde derlediğimiz Dr.K’nın bir yayınından (kaynak en altta) çeviri.

Bugün erkeklerin duygularını kadınlarına göstermesi meselesinden bahsedeceğiz. Internete bakarsanız, bu konuda erkeklere birbirinin tam tersi iki mesaj verildiğini görebilirsiniz.

Bir tarafta, “Erkekler duygularını bastırmamalı. Ağlamak sizi güçsüz yapmaz. Duygularınız hakkında konuşmanız sağlıklıdır” deniyor. Kadınların bir kısmı da, “Duygusal olarak ulaşılabilir, hassasiyetini göstermekten korkmayan, hislerini ifade edebilen bir erkek istiyorum” diyor.

Diğer tarafta ise çok sayıda erkek şunu anlatıyor:

“Bir kez zayıf anımı gösterdim, kadın benden soğudu.”
“Bana açılmamı istedi. Açıldığımda yüzündeki bakış değişti.”
“Tartışma sırasında anlattığım zayıflıklarımı daha sonra bana karşı kullandı.”

Kadınlardan da şu tür itiraflar geliyor:

“Erkek arkadaşımın duygularını göstermesi önce hoşuma gidiyordu ama artık sürekli ağlaması sinirimi bozuyor.”

Peki hangisi doğru? Erkek duygularını göstermeli mi, göstermemeli mi? Kadınlar gerçekten duygusal erkek mi istiyor, yoksa “duygularını göster” sözü erkeğin düşmemesi gereken bir tuzak mı?

Bu soruya “Erkek asla ağlamaz” diye cevap vermek de, “Aklınıza gelen her şeyi hiçbir ölçü gözetmeden kadının üzerine boşaltın” demek de çocukça olur. Çünkü mesele, duygularınızı gösterip göstermemenizden ibaret değil. Mesele; hangi duyguyu, ne zaman, ne kadar, kime ve nasıl gösterdiğinizdir.

İlk anlamanız gereken şey, duygusal olarak ulaşılabilir olmak ile, duygusal yük olmanın bambaşka şeyler olduğu. Bir kadın “Duygusal olarak ulaşılabilir bir erkek istiyorum” dediğinde çoğu zaman şunu kasteder:

“Ben konuşurken beni anlayabilsin. Hislerimden kaçmasın. Zor bir konuşma başladığında duvar örmesin. Benim duygum karşısında paniğe kapılmasın. Gerektiğinde kendi hislerini de açık ve olgun bir şekilde söyleyebilsin.”

Fakat bazı erkeklerin anladığı şudur:

“O zaman içimde yıllardır biriktirdiğim korkuyu, yalnızlığı, eski sevgili yaralarını, çocukluk travmalarını ve reddedilme kaygısını tek gecede bu kadının üzerine dökeyim. Sonra da beni sakinleştirmesini, toparlamasını ve bütün bunların sorumluluğunu almasını bekleyeyim.”

Bunlar aynı şey değil.

Duygusal açıklık, hislerinizi tanıyıp onları düzgün biçimde ifade edebilmenizdir. Duygusal boşaltım ise düzenleyemediğiniz bütün yükü karşınızdakinin kucağına bırakmanızdır. Birincisi olgunluk göstergesi olabilir. İkincisi ise karşı tarafa, “Bundan sonra benim ruh hâlimi sen idare edeceksin” mesajı verir.

Kadının soğuduğu şey çoğu zaman erkeğin üzülmesi değildir. Erkeğin, kendi iç dünyasının sorumluluğunu bütünüyle kadına devretmesi, kadını kendisine bir anne yapmaya çalışmasıdır.

“Güçlü erkek” duygusuz erkek değildir.

Erkeklerin sık yaptığı hatalardan biri, güç ile hissizliği birbirine karıştırmaktır. Güçlü erkek hiç korkmayan, hiç üzülmeyen, hiç ağlamayan bir robot değildir. Zaten böyle bir insan yoktur. Hissetmediğini iddia eden adam çoğu zaman duygularını tanımıyordur; öfke dışında hiçbir duygunun adını koyamıyordur.

Ama öbür uç da sağlıklı değildir. Her küçük terslikte dağılan, saatlerce aynı şeyi anlatan, sürekli güvence isteyen, ruh hâlini çevresindeki insanların yönetmesini bekleyen erkek de “Duygularımla barışığım” diyemez. Böyle bir erkek duyguları ile barışık değil, onların elinde oyuncaktır.

Olgunluk, duyguyu inkâr etmek değil, duyguyu taşıyabilmektir. Canınız acıyabilir ama yine de ne yapmanız gerektiğini bilirsiniz. Korkabilirsiniz ama korkunun sizi yönetmesine izin vermezsiniz. Yas tutabilirsiniz ama hayatınızın bütün yükünü eşinizin sırtına yıkmazsınız. Gerektiğinde yardım istersiniz fakat karşınızdakini ücretsiz ve tam zamanlı terapistiniz hâline getirmezsiniz.

İşte kadınların önemli bir kısmının “duygusal olarak olgun erkek” derken aradığı şey budur: Duygusu olan ama duygusunun altında ezilmeyen erkek.

Erkeğin görünmeyen duygusal emeği

İlişkilerde kadınların taşıdığı duygusal ve zihinsel yük hakkında çok konuşuluyor. Çocukların ihtiyaçlarını takip etmek, doğum günlerini planlamak, aile içindeki bağları sürdürmek, insanların ruh hâllerini fark etmek gibi işler gerçekten emektir ve küçümsenmemelidir.

Fakat erkeğin geleneksel olarak taşıdığı başka bir duygusal emek türü de vardır. Buna “duygusal sıkıştırma” ya da daha anlaşılır bir ifadeyle “duyguyu içinde tutup ortamı ayakta tutma emeği” diyebiliriz.

İşler kötüye gittiğinde sakin kalması beklenen çoğu zaman erkektir. Ailede bir kriz çıktığında paniği büyütmemesi, etrafındaki insanların duygusunu taşıması, çözüm araması ve güven vermesi beklenir. Çocuk korktuğunda, kadın kaygılandığında veya maddi bir problem çıktığında adamın kaya gibi durması istenir.

Bu da bedelsiz değildir. Kendi kaygınızı bir kenara koyup başkasını sakinleştirmek enerji ister. Siz de korkarken soğukkanlı kalmak enerji ister. Herkes dağılırken ayakta durmak ciddi bir duygusal emektir.

Burada mesele “Erkek her şeyi içine atsın ve sonunda kalp krizi geçirsin” demek değil. Mesele, birçok kadının erkekte yalnızca duygu paylaşma kapasitesi değil, aynı zamanda duygu taşıma kapasitesi de aradığını görmektir.

Kadın, “Beni anlayan bir erkek istiyorum” derken çoğu zaman duygusal fırtınası başladığında kendisiyle beraber savrulacak bir adam istemez. Fırtınayı inkâr etmeyen ama gemiyi de yüzdürebilen bir adam ister.

Bu nedenle bir erkek, kadının karşısında her zor anda dağıldığında kadın şunu hissedebilir:

“Ben zorlandığımda bu adama yaslanamayacağım. Üstelik onu da ben taşımak zorunda kalacağım.”

Çekiciliği öldüren şey gözyaşının kendisi değil, bu ihtimaldir.

Duygu paylaşmak açma-kapama düğmesi değildir

Duygu paylaşımını iki seçenekli düşünmeyin: Ya hiçbir şey söylemeyeceğim ya da içimde ne varsa hepsini dökeceğim.

Duygu paylaşımının dereceleri vardır. Karşınızdaki insanın da bunu taşıma kapasitesi vardır. Sizin anlattığınız yük ile onun o anda kaldırabileceği yük arasında büyük bir fark oluşursa, karşı taraf bunalmaya başlar.

Bunun en güzel örneklerinden biri büyük aşk itirafıdır.

Bir erkek aylarca bir kadına uzaktan ilgi duyar. Kadını kafasında büyütür. Onunla bir gelecek hayal eder. Söylemediği her şey içeride birikir. Erkekte duygunun seviyesi yüz birime çıkar, kadının olan bitene dair bilgisi ise sıfırdır.

Sonra erkek bir gün kadını karşısına alır ve “Seni aylardır seviyorum. Sen hayatımda tanıdığım en özel kadınsın. Seninle bir gelecek hayal ediyorum” der.

Erkek bunu dürüstlük ve cesaret sanır. Kadın ise kendisine nereden geldiği belli olmayan dev bir duygusal paket teslim edildiğini hisseder. Üstelik bu paketin içinde örtük bir beklenti de vardır: “Ben bu kadar yoğun hissediyorum; sen de buna karşılık vermelisin.”

Kadının geri çekilmesi, duygudan nefret ettiği anlamına gelmez. Sıfırdan yüze çıkan yoğunluğun altında kalmak istemediği anlamına gelebilir.

Sağlıklı yakınlık böyle kurulmaz. İlgi küçük adımlarla gösterilir. Karşı tarafın verdiği tepki görülür. O da yaklaşırsa siz biraz daha yaklaşırsınız. Duygusal bağ, iki kişinin karşılıklı ilerlemesiyle kurulur; bir kişinin aylarca kafasında kurduğu ilişkinin diğerine ilan edilmesiyle değil.

Bazı erkekler neden sıfırdan yüze çıkıyor?

Bazı erkekler sıfırdan yüze birdenbire çıkarlar çünkü birçok erkeğin duygusal destek ağı çok zayıftır.

Kadınlar genellikle sıkıntılarını birden fazla kişiyle paylaşırlar. Bir arkadaşlarına başka bir kısmını, kardeşlerine başka bir kısmını, eşlerine başka bir kısmını anlatırlar. Yük çeşitli ilişkilere dağılır.

Birçok erkeğin ise ya hiç yakın arkadaşı yoktur ya da arkadaşlarıyla yalnızca futbol, iş ve gündelik konular konuşur. Adam aylarca hiçbir şey anlatmaz. Sonra hayatına bir kadın girer ve kadın bir anda sevgili, en yakın arkadaş, psikolog, anne, motivasyon koçu ve kriz merkezi hâline gelir. Erkek sustuğu ayların bütün faturasını tek kadına keser.

Bu durumda kadın başlangıçta erkeğin kendisine güvenmesinden hoşlanabilir. Fakat bir süre sonra her buluşmanın terapi seansına döndüğünü fark eder. Erkeğin sorunlarını çözen, onu sürekli sakinleştiren ve her gün ona değerli olduğunu hatırlatan kişi hâline gelir. Romantik ilişki yavaş yavaş bakım veren ile bakıma muhtaç kişi ilişkisine dönüşür.

Böyle bir süreçte, kadının cinsel ve romantik çekiminin azalması şaşırtıcı değil. İnsan, sürekli annelik yaptığı kişiye karşı arzu duymakta zorlanabilir.

Peki kadın karşısında hiç mi ağlamayacaksınız?

Hayır, buradan böyle bir sonuç çıkmaz.

Babanızı kaybetmişsinizdir, çocuğunuz ciddi bir hastalık geçirmiştir, yıllarca emek verdiğiniz bir şey çökmüştür; böyle bir durumda gözünüzden yaş gelmesi sizi değersiz veya kadınsı yapmaz. Hayatın ağır bir darbesi karşısında üzülmek insani bir tepkidir. Hatta bazı durumlarda hiç etkilenmiyormuş gibi davranmanız, yakınınızdaki insana soğuk ve kopuk gelebilir.

Fakat tek bir olay karşısında ağlamak ile her gün duygusal olarak çökmek aynı değildir. Sevdiğiniz bir müzikte gözlerinizin dolması ile alkol tüketiminiz artarken kontrolsüz biçimde sürekli ağlamaya başlamanız da aynı değildir. İkincisi yalnızca “hassas bir erkek” olduğunuzu değil, ele alınması gereken psikolojik ya da fiziksel bir sorun yaşayabileceğinizi gösterebilir.

Burada bağlam, sıklık ve işlevsellik önemlidir. Bir kez ağladınız diye sizden soğuyan kadın olabilir. Her kadın olgun değildir. Bazı kadınlar erkeği insan değil, duygusuz bir güvenlik makinesi olarak görmek ister. En ağır kaybınızda bile gözyaşınızı küçümseyen bir kadın, uzun ilişki için iyi bir eş adayı değildir.

Fakat siz ayda üç kez dağılıyor, sürekli güvence istiyor, her sorununuzu onun çözmesini bekliyor ve sonra da “Beni duygularımı gösterdiğim için reddetti” diyorsanız kendinize hikâye anlatıyorsunuzdur. Kadın duygularınız yüzünden değil, duygusal öz düzenleme beceriniz olmadığı için uzaklaşmış olabilir.

İşlenmiş kırılganlık ile ham kırılganlık arasındaki fark

İki farklı paylaşım düşünün. Birincisi şöyle:

“İşten çıkarılma ihtimalim var. Mahvoldum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Beni bırakmayacaksın değil mi? Ya bir daha iş bulamazsam? Ben zaten hiçbir şeyi beceremiyorum.”

Bu konuşmada adam yalnızca korkusunu anlatmıyor. Kadından hem kendisini sakinleştirmesini hem geleceği garanti etmesini hem de adamın benlik saygısını tamir etmesini istiyor.

İkinci paylaşım ise şöyle:

“Bugünkü görüşmeden sonra işimi kaybetme ihtimalinin gerçek olduğunu gördüm. Açıkçası korkuyorum ve moralim bozuk. Bu akşam biraz konuşmaya ihtiyacım var. Yarın öz geçmişimi güncelleyip üç kişiyle temasa geçeceğim. Birkaç aylık giderimizi de yeniden hesaplayacağım.”

Bu adam da korkuyor. Duygusunu saklamıyor. Fakat duygusunun sorumluluğunu taşıyor ve harekete geçiyor. Kadını kurtarıcı ya da tam zamanlı duygusal destek elemanı koltuğuna oturtmuyor.

Bu ikinci paylaşıma, işlenmiş kırılganlık denir. His vardır, dürüstlük vardır, fakat yön de vardır. Ham kırılganlıkta ise adam duyguyu olduğu gibi karşı tarafa fırlatır ve “Şimdi bunusen yönet” der. Kadınların “Duygularını gösteren erkek istiyorum” derken aradığı çoğu zaman birinci değil, ikinci tür açıklıktır.

Duygularınızı nasıl paylaşmalısınız?

Öncelikle ne hissettiğinizi kendiniz anlayın. Birçok erkek “Kötü hissediyorum” seviyesinden öteye gidemez. Kötü hissetmek ne demek? Korkuyor musunuz? Utanıyor musunuz? Reddedilmiş mi hissediyorsunuz? Öfkeli misiniz? Kontrolü kaybetmekten mi çekiniyorsunuz? Duygunun adını koyamazsanız onu yönetemezsiniz.

İkinci olarak, ilk yoğunluk biraz geçmeden büyük konuşma yapmayın. Özellikle öfkenin, kıskançlığın veya terk edilme korkusunun zirvesindeyken ağzınızdan çıkan sözlerin çoğu iletişim değil, içini kusmaktır. Yürüyün, uyuyun, not alın, spor yapın, bir arkadaşınızla konuşun. Gerekirse profesyonel destek alın. Önce duygunun şiddetini yüz birimden altmışa indirin.

Üçüncü olarak, doğru kişiyi seçin. İki haftadır görüştüğünüz kadına bütün çocukluk travmalarınızı anlatmakla yıllardır yanınızda olan eşinize zorlandığınızı söylemek aynı şey değildir. Güven, bir anda ilan edilmez; zaman içinde sınanır.

Dördüncü olarak, karşı tarafın kapasitesini ve zamanlamayı hesaba katın. Kadın kendi ailesindeki bir krizle uğraşırken iki saatlik bir duygusal boşaltım yapmanız dürüstlük değil, bencillik olabilir. “Şu konuda zorlanıyorum, konuşmak için uygun musunuz?” demek küçümsenecek bir davranış değildir.

Beşinci olarak, neye ihtiyacınız olduğunu söyleyin. Çözüm mü istiyorsunuz, yalnızca dinlenmek mi, biraz yalnız kalmak mı? Karşınızdaki insan zihninizi okumak zorunda değildir.

Altıncı olarak, aynı meseleyi durmadan tekrarlıyorsanız artık paylaşım değil geviş getirme yapıyor olabilirsiniz. Aynı şeyi onuncu kez anlatmak yerine bir karar alın, davranış değiştirin veya destek alın.

Son olarak da destek sisteminizi tek bir kadından ibaret bırakmayın. Yakın erkek arkadaşlarınız olsun. Ailenizle ilişkinizi mümkünse canlı tutun. Spor, yazmak, yürümek, meditasyon ve terapi gibi farklı düzenleme kanallarınız olsun. Bir partner hayatınızın önemli bir parçası olabilir ama bütün psikolojik altyapınız olamaz.

“Duygumu daha sonra bana karşı kullanırsa?”

Bu ihtimal gerçektir. Bazı kadınlar tartışma sırasında erkeğin daha önce anlattığı zayıflıkları silah olarak kullanır. “Zaten baban da seni sevmemiş”, “Sen zaten yetersizlik komplekslisin” gibi sözler söyler. Böyle bir davranışın sonucu “Demek ki hiçbir kadına asla güvenmemeliyim” değildir. Sonuç, karşınızdaki kadının güvenilir olmadığıdır.

Bu nedenle bir kadına güveni kademeli verirsiniz. Küçük bir açıklık gösterirsiniz ve ne yaptığına bakarsınız. Sizi dinliyor mu? Anlattığınızı dedikodu malzemesi yapıyor mu? Sonraki tartışmada kullanıyor mu? Acınızı küçümsüyor mu? Yoksa saygıyla karşılayıp aranızda mı tutuyor?

İnsanları sözleriyle değil, küçük sınavlardaki davranışlarıyla tanırsınız. Daha ilk aylarda güvenilmez olduğu görülen birine en hassas yerlerinizi açıp sonra “Kadınlar böyledir” diye dolaşmanın anlamı yoktur.

“Bunların hepsi rol yapmak değil mi?”

Hayır. Duyguyu düzenlemek ile rol yapmak aynı şey değildir. Aklınıza gelen her şeyi söylememek sahtekârlık değildir. Öfkelendiğiniz anda patronunuza hakaret etmiyorsanız rol yapmış olmazsınız; kendinizi yönetmiş olursunuz. Aynı şekilde bir kadına karşı hissettiğiniz her korkuyu anında onun üzerine boşaltmamanız da sahtekârlık değildir.

Öz denetim, bastırma demek değildir. Bastırmada duyguyu inkâr edersiniz: “Ben üzülmedim, bana hiçbir şey olmaz.” Düzenlemede ise gerçeği kabul edersiniz: “Üzüldüm. Şimdi bunu sindireceğim, gerektiği kadar paylaşacağım ve yapmam gerekeni yapacağım.”

Birincisi duvar örmektir. İkincisi omurga sahibi olmaktır.

Sonuç

Erkeklerin önüne konan iki kötü seçenek var: Ya hiçbir şey hissetmeyen taş bir adam olacaksınız ya da içinizden geçen her şeyi filtresiz biçimde dışarı dökeceksiniz.

İkisini de reddedin.

Duygularınızı tanıyın. Gerektiğinde söyleyin. Ağır bir olayda ağlamaktan utanmayın. Fakat duygularınızı yönetme görevini kadına vermeyin. Sevgilinizi tek arkadaşınız, anneniz ve terapistiniz hâline getirmeyin. Paylaşımın dozunu ilişkinin güven seviyesine göre artırın. Kırılganlığınızı çaresizlik gösterisine çevirmeyin. Hissettiklerinizi anlatırken hayatınızın direksiyonunda hâlâ sizin oturduğunuzu gösterin.

Kadınların önemli bir kısmı duygusuz erkek istemiyor. Kendi duygusunu taşıyabilen, gerektiğinde onun duygusuna da alan açabilen erkek istiyor.

Kısacası mesele, duygularınızı gösterip göstermemeniz değil. Mesele, duygularınızı sizin mi taşıdığınız, yoksa onları taşıması için kadının sırtına mı bıraktığınızdır.

Kaynak: The Secret Reason Why Women Reject You

Bir kadına gereğinden fazla “değer vermek”: Muhtaçlıktan öfkeye giden yol – Vaka Çalışması

Bu vaka çalışmasında takipçi, daha doğru dürüst tanımadan sevgilisinin “saf ve masum” olduğunu düşünmüş. Onu hayatının merkezine koymuş, hediyelere boğmuş, her istediğini yapmış ve bütün zamanını ona ayırmış. Fakat ilişkinin daha dördüncü ayında o masum kızın değiştiğini, kendisini küçümsediğini ve verdiği hiçbir şeyin kıymetini bilmediğini düşünmeye başlamış. İlişki bittiğinde de geriye büyük bir öfke ve tek bir soru kalmış: “Bir kadının isteyebileceği her şeyi verdim; neden yetmedi?”

Mesele çok vermek değil, karşılığında ne beklediğiydi. Karşılıksız fedakârlık sandığı şeylerin arkasında görünmez bir borç defteri, hediyelerin altında gizli sözleşmeler, bitmeyen açıklamaların içinde ise onaylanma ihtiyacı vardı. Bu vaka çalışmasında, bir erkeğin kendi yarattığı “masum kadın” fantezisinin nasıl yıkıldığını ve sevgi sandığı muhtaçlığın nasıl öfkeye dönüştüğüne bakacağız.

Mahmut abi, 1 sene boyunca bir tane kız benim peşimden koştu. İlgisi olduğu apaçık belliydi. Daha önce ilişkim olmadı dedi. Ben de onu çok saf masum görüyordum.

Bir kadın saf ve masum olabilir ama 5-6 ay yakından tanımadan bir kıza saf ve masum derseniz, fazla duygusal yatırım yaparsınız. Bir kadının 5-6 aya kadar her bok olabileceğini var sayarsanız daha sağlıklı bir ilişki yaşarsınız. Bir kadını bilmeden etmeden melek diye yaftalayıp sonra kadın kelek çıkınca “orospu” diye yaftalamak, desteksiz hayalleri yıkılınca öfke dolmak, tipik bir AFC / efendi adam toksik kırılganlığıdır. Ayrıca o kadar fantezi ve hayal, kadın kelek çıksa bile bırakamamaya neden olabilir.

Erkek adam tabiri caizse bir kadının kelek olabileceğini var sayar. Kadın gerçekten kelek çıkarsa şaşırmaz,öfkelenmez. Zarardan daha erken ve kolay döner. Kadın “melek” çıkarsa da bir şey kaybetmez.

Kız daha sonra benim de ilgimi çekti ve kıza açıldım. Sevgili olduk.

Açılmak pişmanlıktır. Burada kızın ilgisi yüksek olduğu için büyük zararı olmamış ama zayıf bir başlanıç yapmışsın.

Kız ilişkide nasıl davranması gerektiğini falan hiçbir şey bilmiyordu. İlişkiye başladıktan sonra hep ben onu yönlendirdim, sürekli kendimi ona bir şeyler anlatırken buldum.

Üniversite yıllarında bir tane arkadaşına açılmış ama arkadaşı biz arkadaşız demiş. Ama 5 yıl geçmesine rağmen instagramdan konuşmaya devam etmişler. Benimle ilişkisi varke nde görüntülü konuşmuşlar. Bu durum beni işkillendirdi ve kızla konuştum. Durumu bana anlattı. Ben o adamı instagramdan çıkarttırdım, numarasını sildirdim.

Kız bana hep masum görünüyordu. Daha önce hiç sevilmedim falan demişti ve ben onu hayatımın merkezine aldım. Hayatında görmediği ilgiyi göstermeye başladım. 2 ay sonra ablamla otururlarken bir anda egolu egolu konuşmaya başlamış. İşte kardeşin beni bırakamaz kardeşin çok duygusal dayanamaz falan gibi laflar etmiş.

O götü sen kaldırdın. Kızı hayatının merkezi yaparak, fazla ilgi göstererek ve kızı melek diye putlaştırarak sen kaldırdın.

2 ay sonra kızın hareketleri tavırları bir anda değişmeye başladı ve ben de artık hiçbir olumsuz yanını görmemeye başladım. Her konuştuğumuzda arkadaşları ile ilgili bir şey söylesem arkadaşlarını savunmaya başlardı beni hiç bu kadar savunmamıştı. Bu huyları falan çok dikkatimi çekmeye başladı artık kızı tanıyamıyordum.

Hayır, kızı daha yeni tanıyorsun.

Sürekli ben bir şeyler anlatmaya çalışıyordum ve bana sürekli ben kendi değerimin farkındayım falan deyip duruyordu.

Birine sürekli bir şeyler anlatmaya çalışmak, ona “beni anla” diye yalvarmak demektir. Sürekli bir şeyler anlatmaya çalışan, kendini açıklamaya çalışan tarafı ast, karşı tarafı üst yapar. Bir insan iki, bilemedin 3 açıklamada anlamıyorsa, anlamayacaktır ya da anlamamaktan gelmeye devam edecektir. Bu gerçeği kabul edip buna göre davranın. Kabullenin ve boyun eğin değil. Terk de edebilirsiniz.

Bir kadına sıklıkla bir şeyler anlatmak zorunda kalıyorsanız, muhtemelen onunla uyumsuzsunuzdur ve ayrılmanız lazım. Ya da kız sizi “beni anla” diye yalvartmak için, ast yapmak için bu durumları yaratıyor olabilir ki o zaman hemen ayrılmanız lazım.

Ben de artık dolmuştum. Sürekli her şeyde beni suçluyor ve hep haklı çıkmayı başarıyordu artık.

Kız seni “beni anla” diye yalvartmak için, ast yapmak için bu durumları yaratıyormuş sanki. Klasik suçlu hissettirme de var. Bu aşamada o ilişkide kalarak sen kendin “ben buna layığım, vur bana, ez beni” diye davetiye çıkarıyorsun. Öfkelenmeye, dolmaya hakkın yok.

 O masum kız gitmişti.

Masum kız senin aptalca muhtaç bir fantezindi. Kendin uydurdun, kendine söylediğin yalandan uyandın.

Sürekli ben merkezli davranıyor ve ben tek başıma dışarı çıkamayacak mıyım, arkadaşlarımla sensiz bir yere gidemeyecekmiyim mesela 1 çift 1 bekar 1 de ben sensiz bir ortama giremeyecek miyim gibi sürekli beni test eden sorular soruyordu.

Bunlar ben merkezli ya da test amaçlı sorular değil. Gerçekten bu kadar kısıtlıyorsan, gayet haklı sorular ve bu çerçeveye girmemekte de haklı.

Ben de bu durumdan sıkılmıştım. Sürekli kıskanç olduğumu söylüyordu. Bir arkadaşlarının veda yemeği vardı kızlı erkekli. Oraya yolladım. Bir arabada 2 erkek 2 kız gitmelerine izin verdim.

Lütfetmişsin.

8 gibi gitti ve bana gittiğinde vardığını yazdı. Saat 22.30’a kadar mesaj atmadım o da atmadı. Ve ben de ne yapıyorsun yazdım, o da oturuyoruz dedi. Ben de tamam dedim. Sonra saat 23.50 de yazdım ama cevap gelmedi. 10 dakika sonra aradım. Mekandan kalktıklarını arabaya gittiklerini söyledi, çok ses vardı kapatıyorum dedi. Konuşamadan kapattık ve bana mesaj attı arkadaşların karnı acıktı kokoreç yiyip geleceğiz dedi bende müsait olunca beni arar mısın dedim ama 20 dk geri dönmedi. Sonra bana mesajını görmedim dönüş yolundayız diye mesaj attı eve gelince aradı kavga edeceğiz zannetti

Arkadaşları ile dışarıda olan bir kız için makul bir şekilde mesajlaşmış.

Ama ben uzatmadan iyi geceler dedim.

O zaman o çok kıskançsın, arkadaşlarla çıkamayacak mıyım olayı ne? Sırf manipülatif yalan mı yoksa sen bunlara aşırı karışıyorsun da o gece istisna mıydı?

Ona sürekli hediyeler alıyordum, istediği her şeyi yapıyordum, sürekli birlikte varkit geçiriyor konuşuyorduk ve sürekli veren taraf ben olmuştum.

Ben kişilik olarak, erkek olarak yetersizim ve yetersizliğimi rüşvetle (sürekli hediye), tüm zaman ve kaynaklarımı emrine açmakla yani beta öder olarak kapatmaya çalışacağım diyorsun. Sen ben çekici değilim diye sinyalleyip durduktan sonra, kızın seni itici bulmaya başlamasına şaşırmadın umarım.

Aldığım hediyelere artık tepki bile vermiyordu. İlişkimizin 4. ayında otururken konuşuyorduk ve bana aldığın hediyelere düşmüyorum benim için değişmen önemli dedi.

Rüşvet diye hediye aldığını biliyor ve suratına vurmuş.

Ben de ona aldığım hediyelerin onu düşürmek için olmadığını falan anlatıyordum.

Kendinden başka kimseyi kandıramazsın.

Ama o değişmem gerektiğini söylüyordu. Sonra 2 kız 2 erkek yemeğe gittikleri gün ne hissettiiğimi söyledi. Ben de ona güvendiğimi bir şey hissetmediğimi söyledim. Sonra bana neden 10 dk sonra hemen aradığımı sordu. Ben de ona saat 00.00 ı geçmişti dedim. O da sonuçta aradan yarım saat geçmedi nerede olduğum belli dedi bende ona kendimi yine açıklama yaparken buldum.

Sürekli açıklama yalvarmadır. Kendini ast yapmaktır. Kadınlar ilişkide ast olmaya hevesli erkekleri sevmezler. Ayrıca yalan söyleyip duruyorsun, neden aradığın belli. Kiminle ne yapıyor diye kontrol ediyorsun. Yalan söyleyince de korkak durumuna düşüyorsun.

Saatin geç olduğunu onu merak ettiğimi söyledim. O ise nerede olduğum belli aramam gerektiğini savundu. Ben de öfkeyle bir anda parladım. Sen bunu bana açıklattırıyorsun ya sana hiçbir şey demiyorum deyip ayrıldım. 5 dk sonra öfke ile söylediğimi istersen oturup konuşabiliriz dedim ama o istemedi bitsin dedi. Ben de bitirdim.

Ayrılık kelimesi öyle bir anlık öfke falan dinlemez. Ayrılmak istemiyorsanız, tehdit olsun, sopa olsun diye ayrılalım demeyin. Ayrılalım dediğinizde ilişki telafi edilmez şekilde asar alırsa şaşırmayın.

10 gün sonra içimi döken bir mesaj attım. Beni aradı. Dedi ki mesajını gördüm sen üzülme diye aradım. Biz anlaşamıyoruz sen beni anlamıyorsun sürekli tartışıyoruz falan deyip durdu.

Doğru muhtemelen. Aslında sürekli düğmeye basılmış gibi kendini açıklaman, kızın zorladığı bir şeyden çok senin muhtaçlığın gibi. Sanki kızın toksik olmasından çok, sen efendi adamın toksik kırılganlığına sahipsin.

Onu hayatımın merkezine almama rağmen konuşmalarımızda hala beni haksız göstermeye beni suçlamaya başladı.

Onu hayatının merkezine almana rağmen değil, onu hayatının merkezine alman yüzünden. Herkes senin bunu fedakar bir aziz olduğun için değil, sinsi ve gizli sözleşmeler sonucu yaptığını biliyor. Bir erkek bir kadını hayatının merkezine, ona her yönden sülük gibi yapışıp kafeslemek için alır. Bir kadını soğutmanın en kestirme yollarından biri onu merkeze almaktır zaten.

O gün 10 dakika daha dayanamadın bile dedi. Ve şu an 14 gün oldu. Hala konuşmuyoruz.

Konuşmuyorsunuz, çünkü ayrıldınız.

İnstagramdan çıkardım, artık onu rahatsız etmeyeceğimi söyledim. Ama öfkem çok büyük. Bir kadının isteyebileceği herşeyi verdim. Kızlarla arama mesafe koydum, telefon şifremi verdim, her şeyi yaptım. Bir sözünü 2 etmedim.

Ve bunların hepsini, arka planda bir borç defteri tutarak, “ben sorulmadan bir şey yapayım, borçlu hissetsin ve karşılığını sonra versin” diye yaptın. Tipik gizli sözleşme ve bedava peşkeş çektiğin şeylerin karşılığını tahsil edememenin öfkesi. Klasik bir efendi adamın toksik kırılganlığı vakası.

Ben de ilişkide tecrübesizim ama öfkem çok büyük. Nerede hata yaptım ve şimdi ne yapmalıyım?

Sana tavsiyem Efendi Adamın Toksik KırılganlığıEfendi Adamın Toksik Kırılganlığı kitabını okuman. Başından çok fazla yatırım ve sinsi efendi erkek oyunu ile gelen hüsranı yaşamışsın. Bizim ilişkilerde bağlanma stilleriilişkilerde bağlanma stilleri kitabını da tavsiye ederim.

İlişkimiz 4 ay olmuştu 4.ayında ayrıldım ama fazla bağlanmış gibi hissediyorum ve onunla konuşmak öfkemi anlatmak istiyorum.

Ben burada öfkeni ve hüsranını bir daha bu şeyleri yapmamak üzere derse dönüştürmeni tavsiye ederim. Kıza öfke kusman seni geçici olarak rahatlatabilir ama bu aşamada aynı zamanda kıza kuyruk acını kusarsın ve sonra pişman olabilirsin. En iyisi, tecrübesizliğine verip dersini almak.

Bitirirken, İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabındaki “Efendi Adamın Toksik Kırılganlığı olarak kaygılı bağlanma” bir alıntı yapmak istiyorum:

Efendi adamın – kaygılı bağlanan erkeğin yaptığı her iyiliğin, fedakarlığın arkasında gizli bir beklenti, gizli sözleşme vardır. Efendi adam, “ben senin için 10 şey yaparsam, sen çok mutlu olursun ve benim istediğim şeyi bana büyük bir hevesle verirsin” modunda davranır. “Ben bulaşıkları yıkarsam, seks yaparız”, “şunu yaparsam seks yaparız”, “bunu yaparsam seks yaparız”, vs. “Senin için şunu yaparsam, beni kabul edersin”, “senin için şunları yaparsam bana kızgın olmayı bırakırsın”. 

Böyle bir erkek farkında olmadan annesini memnun etmeye çalışır durur. Böyle bir erkek için sevgilisi – karısı, gizli sözleşmeler aracılığı ile ve sürekli memnun etmeye çalışarak güvenlik almaya çalıştığı bir otorite figürüdür. Adamın karısı veya sevgilisi, bu sözleşmelere imza atmamıştır ve aslında bunların varlığından bile haberdar değildir. 

Kadın, kaygılı bağlanan erkeğin her yaptığı şeyin karşılığında bir şey beklediğini, tüm o nazik ve güya fedakar davranışlar ile onu sürekli borçlu çıkardığını bilmeyebilir ama kadının sinir sistemi, bunları hisseder. 

Karşısındaki insan kendisine sürekli bir şeyler verir ve sonra da beklenti içinde bakar. Her verici davranışında, beklediği şeyi alamaz ve dışarı vuramadığı bir öfke biriktirir. Kadın ne olduğunu anlamayabilir ama bir şeylerin yanlış olduğunu hisseder. Aslında daha kötüsü, bir şeylerin tehlikeli olduğunu hisseder. İçinden bir ses, “benim için sürekli iyi şeyler yapıyor ama ne olduğunu söylemediği beklentiler var ve bana öfke biriktiriyor. Bu öfkeye ne olacak? Ne zaman patlayacak? Güvende miyim?“ 

Lüks bir restorana gittiğinizi düşünün. Masaya oturdunuz ve siz daha menü bile istemeden masaya çok güzel yemekler servis edilmeye başlandı. Siz “bunların fiyatı ne?” diye her sorduğunuzda elemanlar size “siz fiyatı dert etmeyin” dediler. 

Altın tabaklarda sunulan biftekleri yediniz, istakozu yediniz, balıkları yediniz. Sonra yavaş yavaş, size nasıl bir fatura kitleyecekler endişesi ile panik atak yaşamaya başlarsınız. Efendi adamın partnerinde yarattığı duygu da buna benzer bir duygu. Kadınlar nazik şeyler yaptığınız için sizden uzaklaşmıyorlar, sizden dürüst olmadığınız için, manipülasyon yaptığınız için uzaklaşıyorlar. Siz yüce gönüllü olmaya çalışıyorsunuz ama aslında bir insanı sizin ihtiyaçlarınızı karşılaması için manipüle ediyorsunuz ve bu arada sizden gereksinim duyduğu en önemli şeyi, güvenliği sağlamıyorsunuz. Tam tersine, onun güvenliğini tehdit ediyorsunuz çünkü sonunda nasıl bir fatura çıkacağından korkarak yaşıyor.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Bir kadın ve bir erkek arkadaş olabilir mi? Kadın erkek arkadaşlığı mı, friendzone mu?

Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Seti ile tanıdığınız Dr.K’nin son yayınlarından birinin çevirisi.

Bugün, internette en çok geyiği yapılan favori konulardan birini konuşacağız. Kadın erkek arkadaşlığını, daha doğrusu “bir kadın ve bir erkek arkadaş olabilir mi?” sorusunu ele alacağız.

Şimdi, ben bir kadın ve bir erkek arkadaş olabilir diye düşünüyorum. Bir kadın ve bir erkek arkadaş olabilirler ama bu, hepimize öğretilmeyen bir yetenek seti gerektirir.

Bunun yanında diğer uçta da, bir kadın ve bir erkek arkadaş olamaz diyenler var. Bu gruba göre kadın ve erkek arasında her zaman bir çeşit çekim olur ve bu da belli riskler taşır.

Hepiniz şu senaryoyu duymuş, birçoğunuz da yaşamışsınızdır. Biriyle ilişkiye başlarsınız, bu kişinin karşı cinsten bir arkadaşı ya da arkadaşları vardır ve bu arkadaş sizi endişelendirir. İlişkinize “bu arkadaşın senden gizli gizli hoşlanıyor olabilir” dersiniz ama sevgiliniz “hayır, asla, o benim arkadaşım”, “biz yıllardır arkadaşız”, “aramızda bir şey olamaz” der. Sonra bu insanlar ilişkiniz biter ve 3 ay belki 6 ay geçer. Ve tahmin ettiğiniz gibi, eski sevgilinizin bu “arkadaş” ile çıkmaya başladığını öğrenirsiniz.

Korkutucu olan şu ki, bir kadın ve bir erkek arkadaş olamaz düşüncesinin de doğruluk payı var. Bu nedenle “bir kadınla bir erkek arkadaş olabilir mi?” sorusunu ele alırken, bu iki değişik düşünceyi de ele alacağız.

Peki, arkadaşlık nedir? Platonik arkadaşlık neye benzer? Ve friendzone’da uzun süre geçirdikten sonra sevgili olan insanların olayı ne?

Şimdi önce kadın ve erkek arkadaş olabilir diyen tarafla başlayalım. Evet, kadın ve erkek arkadaş olabilir ama bu, herkesin sahip olmadığı bir yetenek setini gerektirir.

Bazı insanlar, karşı cinsten arkadaşlığı düzgün bir şekilde yürütebilen ve bu konuda iyi davranış kalıplarına sahip ebeveynlerle büyürler. Örneğin, yakın erkek arkadaşları olan bir anne ile ya da yakın kadın arkadaşları olan bir baba ile büyüdüyseniz, kadın erkek arkadaşlığı konusunda ebeveynlerinizin kullandığı yetenekleri içselleştirme ihtimaliniz yüksek.

Bu yetenekler oldukça belli belirsiz davranışlar olabilirler. Örneğin annenizin yakın kadın ve erkek arkadaşları olabilir ama kadın arkadaşlarına dokunurken, arkadaşı olan erkeklere dokunmayabilir. Kadın erkek arkadaşlığında, bu tür belli belirsiz sınırlar mevcuttur ve bu sınırların belli belirsiz olması, bazı insanların bunları uygulamakta hiç zorlanmamasına rağmen bazı insanların neden çok zorlandığını açıklar. Çünkü bu sınırlar konusunda birçok şeyin kişi büyürken kişiliğine işlenmesi gerekir.

Peki nedir bu yetenekler? Bunlardan en önemlisi, duygusal düzenleme kabiliyeti.

Biz duygularını düzenleyebilme, yönetebilme kabiliyetinden sıklıkla bahsediyoruz. Şimdi gelin, duygusal düzenleme / yönetim kabiliyeti derken neyi kastettiğimizi anlayalım.

Bir kadın ve bir erkek arkadaş olamaz diyenlerin argümanı nedir? Eninde sonunda, bir tarafın diğer tarafa karşı duygu beslemeye başlayacağı değil mi? Bir süre sonra bir taraf, diğer taraftan hoşlanmaya başlayacak ve belki de aşık olacak.

Şimdi, eğer birine aşık olursanız, bu konuda yapabileceğiniz alternatif şeyler neler? İşte tam burada duygularınızı yönetebilme kabiliyeti devreye giriyor.

Aşk da, sevgi de bir duygu değil mi? Özünde, çoğunlukla bir duygu. Bir duygu olan  öfkenizi kontrol edebiliyorsunuz, öfkenize yenilmeyebiliyorsunuz ve öfkenizi söndürebiliyorsunuz. Birine öfkeleniyorsunuz ve “dik duracağım ve sakin kalacağım, onun seviyesine inmeyeceğim” diyebiliyorsunuz.

Çok üzgün hissetmenize, depresif olmanıza ve yataktan çıkmak istememenize rağmen, bu duyguyu yönetebiliyorsunuz ve yataktan kalkıp işe gidebiliyorsunuz. Öfke, üzüntü, yorgunluk gibi duyguların hayatınızı yönetmesine izin vermeyebiliyorsunuz.

Peki neden aşkı kontrol etmeyesiniz? Neden aşkın hayatınızı yönetmesine izin vermeyesiniz ve birine olan aşkınızı kontrol edip yok etmeyesiniz? Aşkın da bu duygulardan farkı yok ki!

Herkes üzüntü duygusunun yönetilmesi gerektiği fikrini destekliyor. Utanç hissettiğinde, bu duygudan kurtulması gerektiğini biliyor. Öz değeri düşük ise, öz değer kazanması gerektiğini biliyor. Bu duyguların yönetilmesi ve düzenlenmesi ile ilgili teknikler öğrenip uygulamaya çalışıyor.

Ama iş aşka geldiğinde, romantik sevgiye geldiğinde, bu duygunun da yönetilmesi, düzenlenmesi gereken bir şey olduğunu düşünmüyoruz. Bu duygunun yönetilebileceğini ve düzenlenebileceğini, gerekirse kontrol edilip söndürülebileceğini bile bilmiyoruz.

Oysa öfkeyi nasıl yönetip artık sizi kontrol edemeyecek hale getirebiliyorsanız, romantik sevgiyi de yönetip artık sizi kontrol edemeyecek hale getirebilirsiniz.

Peki birine karşı duygular beslemeye başlarsanız, bu duyguları nasıl yönetirsiniz? Bazı insanlar kendilerini geri çekerler ve uzaklaşırlar. Bu sağlıklı bir duygu yönetim stratejisi olabilir çünkü uzak durarak duyguları yönetebiliriz.

Bir diğer önemli yetenek de, konuşma yeteneği. Bir arkadaşınıza duygu beslemeye başladığınızda, ona “sana karşı bir şeyler hissetmeye başladım” diyebilirsiniz. Bunu bir itiraf gibi söylemeyebilirsiniz ki burası önemli. Birçok insan arkadaşına aşık olduğunda, bunu ona söylerken “aşkını itiraf” eder ve bu berbat bir harekettir.

Bu konuşmayı daha doğru şekilde yapabilirsiniz. Örneğin “sana karşı duygu beslemeye başladım ve senin de aynı hissedip hissetmediğini merak ediyorum. Arkadaş olarak, bu konuda ne yapabiliriz?” diyebilirsiniz. Burada arkadaşınıza “ben seninle ilişki istiyorum” demiyorsunuz ki bu da bir başka temel yetenektir. Eğer birine karşı duygu beslemeye başlarsanız, bu duyguların sizi yönelttiği yönde gitmek zorunda değilsiniz. Cinsel olarak azdığınızda, otomatik olarak bu duyguyu gidermeye çalışmıyorsunuz değil mi? 

Karşı cinsle arkadaşlık konusunda başarısız insanlarda gördüğüm ortak problem, konuşma kabiliyetlerinin kısıtlı olması. Bir yandan da duygularını düzenleme yetenekleri kısıtlı. Bu insanlar birine bir şey hissettiklerinde, bu duyguların kendilerini yönlendirdiği yolda gitmeleri gerektiğini sanıyorlar. 

Burada bir başka problem de birçok insanın “bir kere aşık oldum mu, hep aşık kalacağım” sanması. Duyguları büyüyecek, büyüyecek ve büyüyecek sanıyorlar. Bunun bir işkenceye dönüşeceği sonucuna varıp, ilişkiyi sonlandırıyorlar. Bunu yapabilirsiniz ama duygularla ilgili anlamanız gereken şeylerden biri de, duyguların zamanla denge noktasına geldikleri. 

İnsanlar aşık olurlar ve sonra aşkları biter. Bu en az aşık kalmak kadar yaygın bir şey. Ortalama bir insanın birden fazla sevgilisi oluyor. Yani bir insana karşı bir kimya hissediyorlar ve bu bir süre devam ettikten sonra bitiyor. Evliliklerin de %40-45 kadarı boşanma ile bitiyor.

Yani birine karşı duygu beslemeye başlamanız, o duyguların sürekli olacakları anlamına gelmiyor. Ve bu duygular yönetilebilirler. Bu duyguları yönetmek için yapabileceğiniz birçok şey var.

 Bunun yanında araştırmaların bize gösterdiği, birine karşı bir şeyler hissediyorsanız, bu hisleri devam ettirmeniz için, yatırım yapmanız gerektiği. Aşkın ilk seviyesi bol dopamin tarafından yönetiliyor. Onun yanında olmak bile çok heyecan veriyor ve insana kendini iyi hissettiriyor. Ama bu dopamin şelalesi bir yerde bitiyor ve 20 senelik, 30 senelik ilişkiler için dopaminden daha farklı şeyler gerekli.

Uzun süreli ilişki için, dopamin aşkından fazlasına, oksitosin aşkına yani bir bağlanma/bağ hissine ihtiyaç var. Bunların yanında fedakarlık, beraber plan yapmak, birlikte yaşamak, çocuk yetiştirmek, beraber iş kurmak gibi aktiviteleri içeren başka aşk çeşitleri de var. Aşkın çeşitlerinin yanında, romantik ve cinsel çekimin de değişik evreleri var.

Sonuçta aşk da diğer duygular gibi başlıyor, gelişiyor ve sonra sönüyor. 

Peki bir arkadaşınızdan hoşlanıyorsanız, sınırları nasıl korursunuz? Bir arkadaşınızdan hoşlanmaya başlarsanız, o duyguları yeşertecek davranışlardan kaçınabilirsiniz.  Örneğin bu kişi ile başbaşa geçirdiğiniz zamanı sınırlandırabilirsiniz. Akşam yemeğ yerine öğle yemeğinde buluşabilirsiniz. Eğer akşam yemeği yiyecekseniz, fazla içki içmekten kaçınabilirsiniz. Zaten genel olarak hoşlandığınız kişi ile beraberken, fazla içki içmekten kaçınmalısınız.

Bu konuda yapabileceğiniz bir başka şey de, arkadaşlığın içine partnerlerinizi ve çocuklarınızı koymanız. Yani buluşmalara partnerlerin de gelmesi. Böylece daha başından, arkadaşınıza karşı bir şey hissetmekten korunmuş olursunuz.

Şimdi bir kadın ile bir erkek arkadaş olamaz diyen tarafa gelelim. Birçok insanın erkek arkadaşı ya da kız arkadaşının “kıllanman yersiz o benim arkadaşım” dediği ve kıllanmanız gerektiğini gayet iyi bildiğiniz arkadaşlıklara gelelim.

Online tanışmalar dışında kalan organik ilişkilerin %70 kadarı, önce arkadaş olarak başlıyorlar. Bu ilişkiler başlamadan önce geçen arkadaşlık süresi ise ortalama 22 ay. Yani online tanışma dışında tanışan çiftlerin üçte ikisi, sevgili olmadan önce yaklaşık 2 yıl boyunca arkadaşlık ilişkisi içinde oluyorlar.

Peki bu nasıl oluyor ve bunun friendzone ile bağlantısı ne? Organik olarak başlayan ilişkilerin %70 kadarının 2 senelik arkadaşlıktan sonra başladığını öğrenmek, friendzone konusunda hassas insanları tetiklemiş olmalı.

Birçok insan “friendzone berbat bir yer” diyor. “Romantik ilgini hemen belli et ki friendzone diyarına atılma” diyor. Eğer birinden hoşlanıyorsanız “ya sevgili zone ya hiç” diyor. 

Peki bu durumda çoğu ilişkinin arkadaşlıktan başladığı gerçeğini nasıl ele alacağız? Bunun için biyoloji araştırmalarına bakmamız gerekiyor.

Kar leoparı gibi hayvanlara bakarsanız, eş seçme davranışlarının çok da karmaşık olmadığını görürsünüz. Kar leoparları tek başına yaşayan hayvanlardır. Dişi bir kar leoparı, 365 günün birkaç günü kızışır ve bu birkaç gün boyunca bir erkek, bir dişi arar. Bu çift çiftleşir ve sonra kendi yollarına giderler ve bu süreç daha çok ilkel dürtüler tarafından yönetilir.

Ama insanların hayvanlara göre çok daha gelişmiş bir zihni ve psikolojisi var. Bunlar çocukluğumuzdaki deneyimler, kültür, travmatik deneyimler, geçmiş ilişkiler ve medya tarafından şekillendiriliyorlar, Ayrıca insanlarda çok büyük bir genetik çeşitlilik de mevcut.

Yani şimdi ele alacağımız eş seçme ve çiftleşme mekanizmaları oldukça ilginç ve genel olsa da, her kadının ve her erkeğin burada bahsedilecek şekilde davranmadığını hatırlatmak isterim. Biyoloji bilimi büyük bir nüfus içindeki eğilimleri gösteriyor ama bireysel seviyede çok geniş bir yelpazede çeşitlilik ile karşılaşabiliyorsunuz.

Modern zamanlardan önce yaşayan bir erkek düşünün. Bir kadına karşı çekim duyuyor ve o kadın da erkeğe bazı sinyaller gönderiyor. Ama bu sinyaller kadının erkeğe çekim duyup duymadığını tam olarak göstermiyorlar.

Atalarımız zamanında yaşayan bir erkeğin zihni şöyle çalışıyor: “bu kadın benimle ilgileniyorsa ve ben bu sinyalleri gerçekte olduğundan daha olumsuz şekilde değerlendirirsem, bir fırsat kaçırırım. Eşleşme fırsatı kaçırmam benim çocuk yapamaman demek olabilir yani fırsat maliyeti yüksek”.

İlkel erkek beyni, bu nedenle sinyalleri olduğundan daha iyi görmeye meyilli. Yani kadının ilgilenip ilgilenmediği tam belli değilse, ilkel erkek beyni bu sinyalleri “ilgileniyor” olarak değerlendirmeye meyilli.

İlkel erkek beyni için erkek eğer ilgilenmeyen bir kadına yürür ve kadının kendisi ile ilgilenmediğini anlarsa, bunun maliyeti çok yüksek değil. Tabi böyle bir durumda maliyet, modern erkek beyni için oldukça yüksek çünkü yanlış anlama iş yerinde sorun yaratabilir ya da erkeğin kendisini çok kötü hissetmesine neden olabilir. Ama ilkel erkek beyninden bahsediyoruz.

İlkel erkek beyni için kadının kendisine gönderdiği belirsiz sinyali yanlışlıkla negatif olarak değerlendirmenin maliyeti çok yüksek iken, yanlışlıkla pozitif olarak değerlendirmenin maliyeti çok düşük. Yani hata yönetimi teorisi açısından, erkeklerin kendilerine yönelen kadın ilgisini abartmaya meyilli olduğunu söyleyebiliriz.

İlkel kadın beyni için ise olay tam tersi. Kadın eğer bir erkeğin kendisine gönderdiği sinyalleri abartırsa, o erkekle eşleştikten ve hamile kaldıktan sonra erkeğin bırakma riski artar ve bunun maliyeti (eşi olmayan anne) çok yüksek.

Bunun sonuçlarını kadınların ve erkeklerin ilişkiler konusunda şikayetlerinde de görebiliyorsunuz. Kadınlar “ben arkadaşız diye düşündüm ama adam ilişki istiyormuş” şeklinde şikayet ederlerken, erkekler “ben flört ediyoruz sanıyordum ama kadın beni arkadaş olarak görüyormuş” diye şikayet ediyor.

Peki bu dinamik ile, çoğu ilişkinin aylar süren arkadaşlıktan sonra başladığı gerçeği ile nasıl bağdaşıyor?

Öncelikle, arkadaşlıktan sevgililiğe dönen ilişkilerin büyük bir avantajı var: bu insanı yıllardır tanıyor oluyorsunuz. Sizin için doğru biri mi, yanlış biri mi olduğunu az çok biliyorsunuz, en azından yeni tanıdığınız birine göre çok daha güvenilir şekilde biliyorsunuz.

Burada asıl soru, bir arkadaşlıktan ilişkiye geçilip geçilmeyeceğini neyin belirlediği. Bu aslında friendzone alanında birgün sevgili olacağı günü bekleyen birçok insanı hüsrana uğratacak bir faktör ve friendzone olan insanlar bu faktörün farkında bile değiller.

Nedir bu faktör?

 Arkadaşlıktan ilişkiye geçen ilişkiler üzerinde yapılan araştırmalar bize şunu gösteriyor: bu tür ilişkilerde çiftler, daha başından itibaren birbirlerini sevgili olunabilecek biri olarak görüyorlar. Daha başından gizli gizli hoşlanmaktan bahsetmiyorum. Sevgili olunsa olunabilecek biri olarak görüyorlar. Daha doğru bir deyişle, çekici olarak görüyorlar.

Araştırmaların gösterdiği bir başka şey de, bir insan eğer sizi potansiyel bir partner olarak görmüyorsa, bu insanın fikrini değiştirmek için yapabileceğiniz çok fazla şeyin olmadığı. Yani bu durumda bir arkadaştan sevgili yapma ihtimaliniz çok düşük.

Friendzone diyarında acı çeken kitlelerin hatası, “ben bu insandan hoşlanıyorum, bu insan benden hoşlanmıyor ama bu insanla olan ilişkime duygusal, finansal yatırım yaparak, ona zaman ve kaynak harcayarak, onun benden hoşlanmasını sağlayabilirim” diye düşünmek. Burada bir “arkadaşın” diğer “arkadaşın” kendisinden hoşlanması için niyetli çaba göstermesi var. Ama arkadaştan ilişkiye giden çiftlerde olay böyle gelişmiyor. Bu çiftler daha arkadaşken birbirlerinin ilişkide aradığı şeyler listesini doğal olarak karşılıyorlar.

Yani bir insan ile olan ilişkinize yatırım yaparak o insanın sizden hoşlanmasını sağlama ihtimaliniz çok düşük ama maalesef ilişkiler konusunda verilen tavsiyelerin çoğu aynen bunu tavsiye ediyor.

Burada çalışır tavsiye, kişinin arkadaşının duygularını değiştirmek için arkadaşı ile olan ilişkisine değil, kendisini daha çekici biri yapmak için kendisine yatırım yapması. Yani arkadaşlıktan ilişkiye giden yol, karşınızdaki insanın sizden hoşlanmasını sağlamaya çalışmak değil, genel olarak daha çekici biri olmaya çalışmak.

3 yıldır tanıdığı ve gizli gizli hoşlandığı bir kızı arzulayan erkek, o kıza zamanını yatırıyor, hediyeler alıyor, onun dertlerini dinliyor, ona duygusal ve belki finansal destek oluyor. Ve sonunda friendzone’dan sadece arka kapıdan çıkabiliyor. Bu erkek, ilişkiye değil kendisini daha çekici birine dönüştürmeye yatırım yapmalı. Fiziksel olarak daha çekici olmaya, daha hırslı ve hedefleri olan biri olmaya, daha iyi giyinmeye, kişisel bakıma, duygusal regülasyona, daha iyi kokmaya, vs. yatırım yapması lazım. “Onun beni sevmesi için ne yapmalıyım?” zihin yapısını, “nasıl daha çekici biri olurum?” zihin yapısına çevirmesi lazım.

Kaynak: Can Men & Women Be Friends?

Sizden gelen sorular – Ağustos 2026

Soru #1: Buluşmalar gayet güzel ama mesajlaşma kötü. Friendzone mu?

Mahmut abi selamlar.

Kızla buluştuğunuzda gayet güzel zaman geçiriyoruz ama ayrıldıktan sonra mesajlaşma çok nadir oluyor. Bazen bahsettiğin şekilde yoklama çekiyorum gayet ilgili bir konuşma dönüyor sonra bir noktada (10 dakika civarı) cevap vermeyi bırakıyor ve 2-3 gün konuşmuyoruz.

Kız sana o kadar da meraklı değil demek ki. Bu durumda kadınlaşıp mesajlaşmıyoruz diye kaygılanacağına, kızla buluşmaların sandığın kadar iyi olmadığını anlayıp kızı hak ettiği seviyeye indirmen lazım.

Buluşmalar nereye gidiyor? 5 kere buluşup da bir kere fizikselleşmediyseniz, kızın sana ulaşma sıklığına da bakarsak, kızın sen arkadaşısın ve buluşmalar senin istediğin yöne gitmiyor.

Bu 2-3 gün içinde de aramızda sohbeti geçen şeylerle ilgili twitterda instagramda gördüğü paylaşımları falan atıyor ama muhabbet etmek amaçlı değil.

Şu an buluşma teklif etsem muhtemelen gelir ama işi bir ileri boyuta taşımak için az da olsa mesajlaşmak/telefon görüşmeleri olması gerekmiyor mu? 

İş buluşmalarda ileri taşınır. Ama buluşmaların ileri boyuta geçmemesi ve kızın seninle mesajlaşma şekli, friendzone içinde olduğuna işaret.

Bu şekilde devam edersem arkadaşlığa kayacağını düşünüyorum belki çoktan kaymıştır bile.

Çoktan kaymış.

Açıkça ilişki istediğimi de söylemek istemiyorum bunu birkaç sinyalle gösterdim zaten ama en güçlü sinyal fiziksel temas sanırım bu noktada.

Bir kız seni ilişki için istemiyorsa, senin o kızı ilişki için istiyor olmanın bir önemi yok.

Fiziksel temas için kızdan bir sinyal beklemem gerekiyor mu yoksa insiyatif alıp yapmalı mıyım? Teşekkürler.

Kızla 5 kere buluştunuz ve buluşmada bir şey çıkmıyorsa, yapman gereken hamle kızı bırakmak. Kız tabi arkadaş olarak görüşmek isteyebilir ama o zaman da başından kibarca savarsın.

Eğer 5 buluşma olmadıysa istersen 5 buluşmaya tamamla. Ama kızda pek sevgili isteği yok. Senin inisiyatif alıp yapmak istediğin şeyler de kızın seninle sevgili olmak istememesinde ne kadar haklı olduğunu ispatlar, başka işe yaramaz.

***
Duyuru:
YouTube katıla ya da Patreon’a üye olamayanlar için üyelik imkanı
***

Soru #2: Neden sıcak yaklaşıp sonra reddetti?

Mahmut Abi, sana yaşadığım bir olayı anlatıp bununla ilgili bir şey sormak istiyorum.

KPSS sınavı için Antalya’dan memlekete gitmek üzere otogara gittim. Orda bir kız gördüm ve hoşuma gittiği için konuşmak istedim. Girişi nasıl yapayım diye düşünürken gidip kıza “Merhaba, eğer hâlâ burdaysanız lavaboya gidip geleceğim. Çantam sizde kalsa olur mu” dedim. O da “tabii” dedi. 

Gittim geldim teşekkür ettim sonra kıza telefon geldi. Kız otobüs peronuna gitti gidip birkaç dk daha analiz ettikten sonra kızın yalnız olduğundan emin olup konuşmayı sürdürmek istedim. Öksürdüğünü fark edip 2 çay alıp gittim. “Az önce çantayı sana emanet ettim,sanırım üşütmüşsün”deyip çayı verdim. 

Sohbet ederken şu anda çalıştığı otelin benim eski iş yerim olduğunu öğrenince baya sohbet ettik. Otobüsünün gitmesine az kala “seninle nasıl iletişim de olacağız,numaranı versene” dedim. Kız gülerek yeni tanıştığım birine numaramı veremem deyip reddetti. Ama istersen instagram veririm dedi. Bende kabul ettim ekledik birbirimizi. 

Numara vermediğinde instagram alabilirsin ama instagram genellikle sonra başımdan savarım nasıl olsa diye verilen bir şey. Çok bir beklentin olmasın.

Ardından ben kıza yazdım biraz sohbetten sonra kız ona baktığımı fark ettiğini çantanın aslında bahane olduğunu söyledi. Bende dürüstçe kabul edip doğru ilgimi çektin dedim. Zaten peşimden geleceğini biliyordum öyle izlenim verdin dedi. En son sanırım benden hoşlandın dedi bende yani hoş kızsın vs tanışmak istedim dedim. Peki sen ne düşündün hakkımda dedim(sanırım sorulmayacak soruydu)

Evet sormaman lazımdı. Ayrıca bu konuyu açıp büyüyü bozması, muhtemelen reddedeceğine işaret.

Yani hoşsun kibarca davrandın ama ben kimseden hoşlanmam vs dedi.

Senden o şekilde hoşlanmadım demek istemiş.

Bir kere daha buna benzer bir şey yazıp reddettikten sonra yazmamaya karar verdim. Bu akşam yürüyüşe çıkınca tesadüfen o kızın başka bir çocukla bir kamelyada oturduğunu fark edip moralim bozuldu.

Kızı tanımıyorsun, bir tarihçeniz yok. Umarım kadınların size direkt “senden hoşlanmadım” demek yerine “ben kimseden hoşlanmam” demesini ciddiye almıyorsunuz. Sana “kimseyle ilişki düşünmüyorum” diyen kız ertesi gün hoşlandığı biri ile karşılaşır ve sevgili olur.

Şimdi sorum şu; kız gerçekten rahatsız olsa neden onunla konuşmaya çalıştığımı fark ettiği halde sıcak karşılayıp konuştu?

Ne güzel işte, neden konuşmasın? Yani medeni bir şekilde yaklaşıp konuşuyorsun, neden illa surat yapsın, soğuk yapsın? Bunu da “duygularımla oynadı” gibi saçma sapan bir şeye çevirmezsin umarım.

Kendi instagramini vermeyi teklif edip ardından böyle bir şey dedi?

Kadınlar sizi suratınıza karşı reddetmekten çekinebilirler.

***
Duyuru:
Patreon üyelerine özel chat alanı
***

Soru #3: Eski sevgilinin ayrıldıktan sonra istemediğim şeyleri yapması, bana gönderme mi?

Ayrılmadan önce etek giymesi instagramda kendini paylaşması falan yasaktı. Ayrildiktan sonra wp ye bile etekli foto koymuş bir sürü insan eklemiş. 1 buçuk yıllık bir ilişkiydi, 5 ay olmuştur no contactte merak evresini geçtim ve rahatlama evresindeyim. Dönüp dönmemesi bir şey ifade etmiyor ama yasak olan şeyleri yapıp gözüme sokmaya çalışma nedeni nedir merak ettim sadece?

Dönüp dönmemesi bir şey ifade etmiyor diyen birinin bu soruyu sorması absürt ama umarım dediğin gibidir. Çünkü o da zaten sana ve ilişkiye dönmeyi zerre düşünmediği için istediği gibi giyiniyor. Senin gözüne bir şey sokmaya çalıştığı hatta sana özel bir şey yaptığı falan yok.

Bir insanın sizi tamamen unuttuğunu görmek yerine, sizi dikkate alarak kötü bir şey yaptığı fantezisi kurmanız bilinen bir başa çıkma mekanizması ama zararlı bir başa çıkma mekanizması.

Kısacası kızın bunları yapması, seni aşıp ileri gittiğini ve geri dönmeyeceğini gösteriyor. Sana ulaşmadığı sürece ki o ihtimal düşük, bu bilgi geçerli.

Ayrıca, giyim veya sosyal hayat konusunda size uymayan bir kızı kısıtladığınızda, o kısıtlanması genellikle ilişki boyunca sürer, kız ilişki bitince eskiye döner. Hatta birçok senaryoda, ilişkide sorun çıkıp aranız soğuduğunda eskiye döner. “Abi benim için mini etek giymeyi sorunsuz ve istekle bırakmıştı, kavga ettik ve Instagram’a hemen mini etekli fotoğraf atmış” gibi yakınmaları çok duyuyorum.

Bu arada hiçbir şekilde stalklamasan iyi ederdin.

Soru #4: Oğlumu narsist ilişkisinden nasıl kurtarırım?

Bir erkek evladı annesi olarak, Narsist veya sınırda kişilik bozukluğu gibi sorunları olan kadınlar yayınınızı izlerken kalbimden ağladım. 1.5 yıldır anlar mı bizim gördüğümüzü görür mü dedik ama yok. Hep biz ailesi olarak suçlu olduk.

Ailesi olarak arkasında duralım kendisini yalnız hissetmesin dedik yine bizden uzak .Aklı başında dediğimiz oğlumuz sürekli suçlu hissediyor kendini .Neler yaşadığımızı detaylı yazmak niyetinde değilim gücüm de yok artık ayrıl demiyoruz. O bitti demeden bitmez biliyorum ama ne yapacağımı bilmiyorum. Annelere de yönelik tavsiye verin ne olur. Anlattıklarınızın hepsi doğru farkında ama suç ondaymis sorun çıkmasın diye rahatsız olduğu hiç birşeyde açıkça konuşmamış ondan bu durumdaymis 🥺

Bu konuda Narsistin Partnerini Ailesinden Koparması diye bir yazı ve yayınımız var. Ama pek de duymak istemeyeceklerinizi söyleyen bir yazı:

“Bir terapistin yardımı ile, eşim ve ben, bir narsistin oğlumuzun hayatından çıkıp gitmesini bekledik. Bu, oğlumuzla çok az iletişim kurabildiğimiz, narsist partneri ile hiç ilişki kurmadığımız 2 koca yıl sürdü. Çoğu narsistin, yarattıkları izolasyona hiç karşı koymazsanız, yaklaşık 2 yıl içinde ilişkiden yorulacağını okumuştuk. Bizim durumumuzda bu tam 2 yıl sürdü. Ama oğlumuzun geçmiş ilişkisinin nasıl da toksik olduğunu ve eski sevgilisinin nasıl bir yaratık olduğuna uyanması da 1 sene daha sürdü. Ama neyse ki şimdi her şey normale döndü.”

Benim tavsiyem suçluluk duygusuna karşı, kendisini bir erkek psikoloğa yönlendirin. Bizim bu sitede yayın yaptığımız Hüseyin Parlakyıldız gibi bir psikolog olabilir.

Suçluluk tuzağı konusunda da bir yazı ve yayınımız var. Burada öz eleştiri yapmanız lazım zira bu çeşit bir suçluluk tuzağına yatkınlık, çocukluktan gelir. Narsist bunu yaratmaz ama azdırıp kullanır.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Kadınlarla ilişkinizde en önemli becerilerden biri: Kendine hakimiyet

Giriş

Modern ilişkilerde erkeklere genellikle daha iyi iletişim kurmaları, duygularını ifade etmeleri, anlayışlı olmaları ve karşılarındaki kadını dinlemeleri tavsiye ediliyor. Fakat sağlıklı ve uzun ömürlü bir ilişki için çoğu zaman gözden kaçırılan başka bir temel beceri var: Erkeğin önce kendi iç dünyasını, ardından ilişkinin duygusal atmosferini taşıyabilmesi. Daha doğru ifadelerle bu beceri; kendine hâkimiyet, duygusal dayanıklılık, sınır koyabilme ve karşısındaki insanın yoğun duyguları karşısında merkezini koruyabilme kapasitesidir.

Bir erkek öfkelendiğinde kontrolünü kaybetmiyor, eleştirildiğinde hemen savunmaya geçmiyor, reddedildiğinde dağılmıyor ve ilişkide yaşanan her gerilimi kişisel bir saldırı olarak görmüyorsa kendi iç dünyasını taşıyabiliyor demektir. Aynı erkek, partnerinin üzüntüsünü veya hayal kırıklığını hemen susturmaya çalışmadan dinleyebiliyor fakat saygısızlığa da izin vermiyorsa ilişki için güvenli bir duygusal alan oluşturabilir.

Bu beceri, kadınlarla ilişkinizi değiştirebilecek en önemli özelliklerden biri.

Önce Kendine Hakim Olabilmek

Bir insanın başkasının yoğun duyguları karşısında sakin kalabilmesi için öncelikle kendi içinde yaşananları yönetebilmesi gerekir. Öfke, korku, kıskançlık, cinsel dürtüler, reddedilme kaygısı, yetersizlik hissi ve kontrol arzusu insan doğasının parçalarıdır. Olgunluk, bu duyguların hiçbirini yaşamamak değil, onları davranışlarımızın tek hâkimi hâline getirmemektir.

Kendine hâkim olamayan bir erkek, yaşadığı her yoğun duyguyu anında dışarıya yansıtır. Öfkelendiğinde bağırır, kıskandığında kontrol etmeye çalışır, korktuğunda kaçar, eleştirildiğinde saldırıya geçer veya ilişkiyi kaybetme endişesiyle bütün sınırlarından vazgeçer. Bu durumda erkek kendi merkezinde değildir; ruh hâlini tamamen dışarıdaki olaylar belirler.

Kendine hâkimiyet sahibi erkek ise içinde yükselen duyguyu fark eder fakat duyguyla eylem arasına bir mesafe koyabilir. Öfkelendiğini kabul eder ama hakaret etmez. Hayal kırıklığına uğrar ama intikam almaya çalışmaz. Partnerinin kendisinden memnun olmadığını duyduğunda hemen çökmek veya karşı saldırıya geçmek yerine önce ne söylendiğini anlamaya çalışır.

Bu, pasif veya tepkisiz olmak anlamına gelmez. Tam tersine, gerektiğinde harekete geçebilmek fakat ne zaman ve nasıl hareket edeceğini seçebilmek demektir. Gerçek güç, her dürtüyü eyleme dönüştürmekte değil, güçlü dürtüler yaşarken bile bilinçli davranabilmektedir.

Duyguları Bastırmak ile Kendine Hâkim Olmak Aynı Şey Değildir

Kendine hâkimiyet denildiğinde bazı erkekler bunu duyguları bastırmakla karıştırabilir. Oysa duygularını bastıran erkek gerçekten sakin değildir. İçinde biriktirdiği öfke, kırgınlık ve korku zamanla başka biçimlerde ortaya çıkar. Bir gün patlayabilir, partnerine karşı soğuklaşabilir, pasif agresif davranabilir veya ilişkiden tamamen uzaklaşabilir.

Duygusal olgunluk, hiçbir şey hissetmemek değil, ne hissettiğini bilmek, bu hislerin kontrolüne girmemek ve gerekirse hislerini uygun biçimde ifade edebilmektir. Örneğin “Sen zaten hep böylesin!” diye saldırmak yerine, sakince “Benimle bu şekilde konuşulması kabul edebileceğim bir şey değil” diyebilmek kendine hâkimiyettir. Günlerce susarak cezalandırmak yerine, “Şu anda öfkeliyim ve sağlıklı konuşabilecek durumda değilim. Sakinleştiğimde bu konuyu konuşalım” diyebilmek de aynı becerinin göstergesidir.

Buradaki amaç erkeğin içindeki gücü, öfkeyi veya mücadele kapasitesini yok etmek değildir. Amaç, bu enerjiyi bilinçli bir şekilde yönlendirmektir. Kendisini savunamayacak kadar pasif bir erkek de dürtülerini yönetemeyen saldırgan bir erkek de sağlıklı bir merkezde değildir. Aranması gereken nokta, güç ile özdenetimin birlikte var olmasıdır.

Kadınların Güven Arayışını Anlamak

Kadınların önemli bir bölümü sosyal hayatlarında fiziksel güvenlik konusunda erkeklerden daha temkinli olmak zorunda kalır. Tanımadığı bir erkekle yalnız kalmak, gece sokakta yürümek veya yeni biriyle buluşmak, bir kadın açısından erkeklerin çoğu zaman fark etmediği güvenlik değerlendirmelerini beraberinde getirebilir.

Bu durum, ilişkilerde de kendisini gösterir. Bir kadın karşısındaki erkeğin dürtülerini, öfkesini ve davranışlarını yönetip yönetemediğini bilinçli ya da bilinçsiz şekilde gözlemler. Burada aranan, hiçbir gücü veya sert tarafı olmayan bir erkek değildir. Asıl güven veren, güçlü olmasına rağmen gücünü kontrol edebilen erkektir.

Başka bir ifadeyle mesele, erkeğin tehlikeli davranması değil, gerektiğinde kendisini ve sevdiklerini koruyabilecek kapasiteye sahip olması fakat bu kapasiteyi saldırganlık için kullanmamasıdır. Koruyucu ile saldırgan arasındaki temel fark da budur. Her ikisinde de güç bulunabilir; ancak yalnızca biri bu gücü bilinç, sorumluluk ve sınırlar içinde kullanır. Ayno zamanda koruyucu ile güçsüz arasındaki temel fark da budur. Güçsüz bir erkek, güç kapasitesi olmadığı için tehlikesizdir ama koruyucu da olamaz.

Kendine hâkimiyet bu nedenle yalnızca bir iletişim tekniği değildir. Karşı tarafa “Duygularımın ve dürtülerimin sorumluluğunu taşıyabiliyorum” mesajı verir. Bu mesaj, ilişkide güven duygusunun oluşmasına ciddi katkı sağlar.

Partnerinin Duygularından Kaçmamak

Birçok erkek, partnerinin yoğun duygularıyla karşılaştığında ne yapacağını bilemez. Kadın üzgünse hemen sorunu çözmeye çalışır. Kadın öfkeliyse kendini savunmaya geçer. Hayal kırıklığını ifade ediyorsa bunu doğrudan kendi değerine yöneltilmiş bir saldırı gibi algılar. Bazıları ise tartışmadan tamamen kaçar, susar veya duygusal olarak ortamdan çekilir.

Bunların tamamı, erkeğin kendi içinde yaşananları taşıyamadığını gösterebilir. Partnerinin üzüntüsü onda yetersizlik hissi yaratır; öfkesi korkuya, eleştirisi utanca dönüşür. Erkek artık karşısındaki kadını dinlemek yerine kendi içindeki rahatsızlığı durdurmaya çalışır.

Duygusal alan tutabilmek ise farklıdır. Erkek, karşısındaki kadının üzgün, kızgın veya hayal kırıklığına uğramış olmasına tahammül edebilir. Her duyguyu hemen düzeltmesi gerekmediğini bilir. Şöyle bir tutum sergileyebilir:

“Üzgün olduğunu görüyorum. Söylemek istediklerini dinleyebilirim. Hayal kırıklığına uğramış olman beni rahatsız etse de bundan kaçmayacağım.”

Bazen bir kadının ihtiyacı tavsiye, çözüm veya açıklama değil; yaşadığı duygunun erkek tarafından korkmadan karşılanmasıdır. Erkeğin “Bunu duymaya dayanabilirim” tavrı, ilişkide güçlü bir güven alanı oluşturur.

Ancak bu alan sınırsız değildir.

Duygusal Alan Tutmak Her Şeyi Kabul Etmek Değildir

Partnerinin duygularına alan açmak, onun her davranışına izin vermek anlamına gelmez. Bir insanın öfkeli olması anlaşılabilir; fakat hakaret etmesi, aşağılaması, tehdit etmesi veya fiziksel şiddet uygulaması kabul edilmek zorunda değildir.

Sağlıklı yaklaşım, duygu ile davranışı birbirinden ayırabilmektir:

“Bana kızabilirsin ama bana hakaret edemezsin.”

“Hayal kırıklığını dinleyebilirim fakat üzerime bir şey fırlatmanı kabul etmiyorum.”

“Bu konuyu konuşmaya hazırım ama birbirimize bağırdığımız sürece konuşmaya devam etmeyeceğim.”

Bu cümleler ne saldırgandır ne de pasiftir. Hem karşıdaki kişinin duygusunu reddetmez hem de davranışa sınır getirir. Sağlıklı ilişkinin temelinde bulunan şeylerden biri de tam olarak budur: Duygular serbesttir fakat her davranış kabul edilebilir değildir.

Bazı erkekler tartışmadan kaçınmak için her şeye “evet” der, karşısındaki kadının saygısız davranışlarını görmezden gelir veya sınır koyarsa terk edileceğini düşünür. Fakat sınırları olmayan bir ilişki zamanla daha güvenli değil, daha kaotik hâle gelir. Bir tarafın duyguları ilişkinin bütün kararlarını belirlemeye başladığında karşılıklı saygı azalır ve biriken kızgınlık büyür.

Dolayısıyla duygusal kapsayıcılık, gerektiğinde “hayır” diyebilme cesaretini de içerir.

Sakinlik ile Pasiflik Arasındaki Fark

Sakinlik, hiçbir şey yapmamak değildir. Bazen kendine hâkimiyet, zamanında ve kararlı biçimde harekete geçmeyi gerektirir. Tehlikeli veya kaotik bir durumda erkeğin saldırganlaşmadan inisiyatif alması bunun iyi bir örneğidir.

Kamuya açık bir yerde partnerini rahatsız eden saldırgan tavırlı biriyle karşılaştığınızı düşünün. Burada amaç gereksiz bir güç gösterisine girmek değildir. Durumu fark etmek, partneriniz ile rahatsızlık veren kişi arasına mesafe koymak, sakin ve net konuşmak, gerekiyorsa ortamdan ayrılmak veya yardım çağırmak çok daha olgun bir yaklaşım olabilir.

Böyle bir anda sergilenen tavır, korkusuzluk gösterisi yapmak değil, yaşanan tehlikeye rağmen bilinçli kalabilmektir. Kişi tehdidi inkâr etmez fakat paniğin veya öfkenin kontrolüne de girmez. Bu özellik, günlük ilişkilerde de önemlidir. Bir kriz çıktığında donup kalan, ortadan kaybolan veya kontrolünü kaybeden biri yerine durumu değerlendirebilen ve sorumluluk alabilen bir partner daha fazla güven verir.

İlişkide Duyguların Yönetimi Kimin Sorumluluğudur?

Burada önemli bir yanlış anlaşılmayı önlemek gerekir: Bir erkek partnerinin bütün duygularını yönetmekten sorumlu değildir. Kadın da kendi duygu ve davranışlarından sorumludur. Erkeğin görevi sürekli olarak partnerini sakinleştirmek, onun bütün sorunlarını çözmek veya bir ebeveyn gibi davranmak değildir.

Erkeğin sorumluluğu öncelikle kendisidir. Kendi tepkilerini, sınırlarını, kararlarını ve davranışlarını yönetmelidir. Partnerinin duygularına alan açması da bu içsel düzenin doğal bir uzantısıdır.

Sağlıklı ilişki tek taraflı bir taşıma sistemi değildir. Erkek kadının yoğun duygularına alan açarken kadın da erkeğin ihtiyaçlarına, sınırlarına ve hassasiyetlerine saygı göstermelidir. Aksi hâlde duygusal kapsayıcılık zamanla duygusal sömürüye dönüşebilir.

Bir insanın sakin ve dayanıklı olması, kötü muameleye katlanması gerektiği anlamına gelmez. İlişkide sürekli hakaret, tehdit, aşağılama veya fiziksel şiddet varsa mesele artık daha iyi iletişim kurmak değildir. Böyle bir durumda güvenliği sağlamak, mesafe koymak ve gerektiğinde profesyonel destek almak gerekir.

Kendine Hâkimiyet Nasıl Geliştirilir?

Bu beceri doğuştan gelen değişmez bir kişilik özelliği değildir. Düzenli pratikle geliştirilebilir.

İlk adım, tetikleyicilerinizi tanımaktır. Partnerinizin hangi davranışları sizi hemen savunmaya geçiriyor? Eleştirilmek mi, terk edilme ihtimali mi, kontrolü kaybetmek mi, saygı görmediğinizi düşünmek mi? Kendi tetikleyicilerini tanımayan bir insan, onların etkisi altında otomatik davranır.

İkinci adım, duyguyla tepki arasına zaman koymaktır. Tartışma sırasında birkaç saniye susmak, nefesi yavaşlatmak veya gerekiyorsa kısa bir ara istemek kontrolü yeniden kazanmanıza yardımcı olabilir.

Üçüncü adım, açık sınırlar belirlemektir. Neyi kabul edip neyi etmeyeceğinizi önceden bilmezseniz gerilim anında ya tamamen boyun eğer ya da gereğinden sert tepki verirsiniz.

Dördüncü adım ise rahatsızlıktan hemen kaçmamayı öğrenmektir. Partnerinizin sizden memnun olmaması, ilişkinin sona erdiği anlamına gelmez. Bir kadının hayal kırıklığını dinlemek, onun bütün söylediklerine katılmak demek değildir. Rahatsız edici bir konuşmanın içinde sakin kalabilmek, duygusal dayanıklılığı güçlendirir.

Son olarak erkek; iş, spor, disiplin, sorumluluk ve zorlayıcı hedefler aracılığıyla da kendini taşıma kapasitesini geliştirebilir. Kendi hayatında düzen kuramayan, verdiği sözleri tutmayan ve dürtülerinin peşinde sürüklenen birinin ilişkide istikrarlı bir merkez olması zordur.

Sonuç: Güç, Sınır ve Sakinliğin Birlikteliği

Kadınlarla ilişkilerinizi değiştirecek temel beceri, karşı tarafı kontrol etmek değil, öncelikle kendinize hâkim olabilmektir. Öfkenizi, korkunuzu, kıskançlığınızı ve savunma dürtünüzü fark edip bilinçli biçimde yönetebildiğinizde ilişkinin duygusal atmosferi de değişmeye başlar.

Kendine hâkimiyet; duygusuzluk, pasiflik veya her şeye katlanmak değildir. Güçlü duyguların varlığında bile düşünmeye devam edebilmek, gerektiğinde kararlı şekilde harekete geçmek ve saygısızlığa net sınırlar koyabilmektir.

Partneriniz üzgün olduğunda kaçmamak, öfkeli olduğunda hemen karşı saldırıya geçmemek ve hayal kırıklığı yaşadığında çökmemek ona güvenli bir alan sunar. Fakat aynı zamanda “Bana kızabilirsin ama bana hakaret edemezsin” diyebilmek de bu güvenli alanın sınırlarını oluşturur.

Bir erkeğin ilişkide sunabileceği en değerli şeylerden biri, kaosun ortasında merkezini koruyabilmesidir. Çünkü gerçek güven ne sınırsız tavizden ne de korkutucu bir güç gösterisinden doğar. Gerçek güven; gücü olduğu hâlde onu kontrol edebilen, duyguları olduğu hâlde onların esiri olmayan ve sevdiği insanın duygularına alan açarken kendi sınırlarını da koruyabilen bir erkeğin varlığından doğar.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

 

İlişkilerde saygı nasıl geliştirilir?

Giriş

İlişkilerde saygı ile ilgili birçok soru alıyorum. 

Bir ilişkide saygıyı ne oluşturur? 

Bir kadın birlikte olduğu erkeğe neden saygı duyar ve bu saygı zaman içinde neden azalabilir? 

Sevgilim karım bana saygı duymuyor, bu konuda ne yapabilirim?

Pek çok erkek, bu soruların cevabını partnerini mümkün olduğunca mutlu etmekte arar. Kadının istediği restorana gider, izlemek istediği programı izler, yapmak istediği planlara uyar ve tartışma çıkmaması için çoğu konuda geri adım atar. Kendi ihtiyaçlarını dile getirmemeyi anlayışlı olmak, sürekli fedakârlık yapmayı ise iyi bir partner olmanın gereği zanneder.

Fakat burada önemli bir sorun var: Bir erkeğin partnerini memnun etmek amacıyla sürekli kendisinden vazgeçmesi, zaman içinde beklediğinin tam tersi bir sonuç yaratabilir. Erkek bu davranışlarıyla sevgiyi, huzuru ve saygıyı artırmaya çalışırken kendi kimliğini ilişkinin içinden yavaş yavaş silebilir.

Bir süre sonra kadın karşısındaki erkeğin gerçekte ne istediğini, hangi konularda hassas olduğunu, nelere inanıp neyi kabul etmeyeceğini bilemez hâle gelir. Çünkü erkek, partnerinin en küçük hoşnutsuzluğunda bile kendi görüşünü değiştirir, hayır demek istediği yerde evet der hatta haklı olduğu durumlarda dahi tartışma sona ersin diye özür diler ya da soğukluk ortadan kalksın diye ilk adımı atar.

Burada kadının erkeğe olan saygısını yok eden şey, anlayış ve uzlaşma sandığı şeyin “duygusal boyun eğme” olmasıdır. Oysa saygı, insanın sürekli olarak karşısındakinin istediği şekle girmesinden değil; bağlantıyı korurken kendi kimliğine de sahip çıkabilmesinden doğar.

Duygusal Boyun Eğme Nedir?

Duygusal boyun eğme, kişinin kendi isteklerini, ihtiyaçlarını, görüşlerini ve sınırlarını karşı tarafın duygularını yönetebilmek için terk etmesidir. Başka bir ifadeyle kişinin, partnerinin üzülmesini, öfkelenmesini veya hayal kırıklığı yaşamasını engellemek amacıyla kendi gerçekliğinden vazgeçmesidir.

Bu davranış farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Erkek “hayır” demek istediği hâlde “evet” diyebilir. Partnerinin yüzünde hafif bir hoşnutsuzluk gördüğü anda görüşünü değiştirebilir. Gerçekte yanlış bir şey yapmadığı hâlde ortam sakinleşsin diye özür dileyebilir. Karşı taraf hatalı olsa da soğukluk ve belirsizlik ortadan kalksın diye ilk adımı atabilir. Arkadaşlarıyla ve ailesiyle görüşmekten, hobilerinden veya kişisel hedeflerinden partneri rahatsız olmasın diye vazgeçebilir.

İlişkilerde zaman zaman fedakârlık yapmak, partnerin tercihine uymak ve ortak bir çözüm için geri adım atmak normaldir. Sorun, bunun ilişkinin devamı için ilişkinin temel çalışma biçimine dönüşmesidir.

Sağlıklı uzlaşmada iki farklı insan ve iki farklı ihtiyaç vardır. Taraflar birbirini dinler ve ortak bir karar verir. Duygusal boyun eğmede ise taraflardan biri kendi ihtiyacını daha en baştan masadan kaldırır. Böylece görünüşte kavga çıkmaz; fakat bedeli kişinin kendi kimliğini kaybetmesi olur.

“İyi Çocuk”/”Efendi Adam” Davranışının Çocukluktaki Kaynağı

Siteyi bir süredir takip ediyorsanız, burada  bahsettiğimiz özelliklerin, iyi çocuk / efendi adam / kaygılı bağlanma stili ile örtüştüğünü fark etmişsinizdir.

İnsanları sürekli memnun etmeye çalışan erkeklerin önemli bir bölümü bu davranışı yetişkinlikte bilinçli olarak seçmezler. Bu kişiler, çocukluk döneminde çevrelerindeki insanların, özellikle de ebeveynlerinin duygularına uyum sağlamanın güvende kalmanın bir yolu olduğunu öğrenmiş olabilirler.

Öfkeli, eleştirel, değişken, ihmal edici veya aşırı kontrolcü ebeveynlerle büyüyen bir çocuk, ortamı sürekli gözlemlemeye başlar. Annesinin veya babasının yüzündeki en küçük değişikliği fark eder. Nasıl davranırsa sorun çıkmayacağını, ne söylerse kabul göreceğini ve hangi ihtiyaçlarını bastırması gerektiğini öğrenir.

Psikolojide bazen “yatıştırma tepkisi” olarak tanımlanan bu davranış, çocuğun kendisini korumak amacıyla çevresindekileri memnun etmeye çalışmasıdır. Çocuk için anlaşılabilir ve hatta gerekli olan bu hayatta kalma stratejisi, yetişkinlikte romantik ilişkilere taşındığında ciddi problemlere yol açabilir.

Erkek artık partnerinin karşısında yetişkin bir birey gibi durmak yerine, sevgi ve güvenlik elde etmek için onun duygularını takip eden bir çocuk gibi davranmaya başlar. Kendi kendisine sürekli olarak şu soruları sorar:

“Nasıl davranırsam bana kızmaz, benden soğumaz, bana gücenmez?”

Oysa sağlıklı bir yetişkin ilişkisindeki temel sorular bunlar değildir. Asıl soru şudur:

“Ben ne istiyorum, neye inanıyorum ve bunu karşımdaki insanı ezmeden nasıl ifade edebilirim?”

Bukalemun Kimliği ve İlişkide Kendini Kaybetmek

Duygusal olarak boyun eğmeye meyilli, aşırı uyumlu insanlar zaman içinde “bukalemun kimliği” geliştirebilirler. Bukalemun çevresine göre renk değiştirdiği gibi, kişi de birlikte olduğu insana göre karakter değiştirmeye başlar.

Böyle bir insan partneri neyi seviyorsa onu sever, ne düşünüyorsa ona katılır ve nasıl bir erkek istiyorsa öyle görünmeye çalışır. Buradaki amaç çoğu zaman bilinçli bir manipülasyon değildir. Kişi yalnızca kabul edilmek, sevilmek ve terk edilmemek istemektedir.

Fakat bunun sonucunda ilişkinin içinde birbirinden ayrı iki yetişkin kalmaz. Taraflardan biri diğerinin uzantısına dönüşür. Erkeğin düşünceleri, planları ve hatta ruh hâli giderek partnerinin düşünce ve duygularına bağlanır.

Bu durum yalnızca saygıyı değil, romantik çekimi de zayıflatabilir. Çünkü uzun vadeli arzu, birbirine bağlı ama birbirinden farklı iki insanın varlığını gerektirir. İki tarafın da kendine ait düşünceleri, hedefleri, ilgi alanları ve kişisel dünyası olmalıdır.

Yakınlık, iki kişinin tek bir insana dönüşmesi değildir. Sağlıklı yakınlık, iki ayrı insanın farklılıklarına rağmen birbirine bağlı kalabilmesidir.

Peki başlıktaki soruya dönersek, ilişkide kadının saygısını nasıl kazanırsınız? İlişkiler konusunda biraz tecrübeniz varsa, bu sorunun cevabının, kadının saygısını kazanmaya çalışmak olmadığını, kadının saygısını kazanmaya çalışmanın, kadının size olan saygısını azaltacağını ya da daha da azaltacağını biliyor olmalısınız.

Şimdi gelin gerçekten nasıl saygı kazanabileceğinizi konuşalım.

Saygının Başlangıç Noktası Özsaygıdır

Başkalarının bize nasıl davranacağını tamamen kontrol edemeyiz. Ancak kendimize nasıl davrandığımızı kontrol edebiliriz ve kendimize olan davranış şeklimiz, çevremizdeki insanlara güçlü mesajlar verir.

Bir insan kendi zamanına, sözüne, hedeflerine ve sınırlarına değer vermiyorsa yalnızca konuşarak başkalarından saygı görmesi zordur. İnsanlar, karşındaki kişinin kendisine verdiği değeri davranışları üzerinden okumaya eğilimlidir.

Örneğin bir erkek her sabah erken kalkıp spor yapacağını söylüyor ama her defasında vazgeçiyorsa, yalnızca bir egzersiz programını aksatmıyor demektir. Aynı zamanda kendi sözüne güvenemeyeceğini hem kendisine hem de çevresine göstermektedir.

Para biriktirmek istediğini söyleyip kontrolsüz harcamaya devam etmesi, sağlığına dikkat edeceğini söyleyip bütün sorumluluğu başkalarına yüklemesi veya ilişkide kabul etmeyeceğini söylediği davranışlara sürekli izin vermesi de aynı etkiyi yaratır.

Özsaygı, insanın kendisini kusursuz görmesi değildir. Kişinin verdiği sözleri mümkün olduğunca tutması, hatalarının sorumluluğunu alması ve kendi değerleriyle ve sınırları ile tutarlı yaşamaya çalışmasıdır.

Bir erkeğin partnerinden saygı beklemeden önce kendisine şu soruyu sorması gerekir:

“Ben şu anda kendi gözümde saygı duyacağım bir insan gibi davranıyor muyum?”

Saygının ön koşullarından birisi, özsaygı ile de alakalı olacak şekilde güçtür. Kadınlar bir erkek ancak güçlü ise ona saygı duyarlar. Fakat güç konusunda erkeklerin yaptığı önemli hatalar var. Bunlardan en önemlisi ve yaygını, birçok erkeğin saygıyı, saldırgan bir güç ve duygusuz davranarak kazanmaya çalışması.

Gerçek Güç Baskıcılık veya Duygusuzluk Değildir

Evet, ilişkilerde güçten söz edildiğinde kavram kolayca yanlış anlaşılabilir. Güçlü olmak; saldırgan davranmak, kadına hükmetmek, her kararı tek başına almak veya partnerinin ihtiyaçlarını önemsiz görmek değildir.

Benzer şekilde duygularını tamamen kapatmak, sürekli sert görünmek ve hiçbir şeyden etkilenmiyormuş gibi davranmak da güç değildir. Bunlar çoğu zaman kişinin incinebilir tarafını saklamak amacıyla taktığı bir maskedir.

Gerçek güç, erkeğin hem partneriyle bağlantıda kalabilmesi hem de kendisini terk etmemesidir. Partnerinin duygularını görebilir, onun hayal kırıklığını anlayabilir ve buna rağmen kendi kararını koruyabilir.

Örneğin şöyle diyebilir:

“Bu planı ne kadar istediğini ve hayal kırıklığına uğradığını anlıyorum. Fakat Cumartesi günü için cevabım yine de hayır. Senin ne istediğin benim için önemli ama bu kez kendi planımı uygulamam gerekiyor.”

Bu yaklaşımda soğukluk yoktur. Partner cezalandırılmamakta, küçümsenmemekte veya terk edilmemektedir. Fakat erkek de karşı tarafın üzülmesine dayanamadığı için kendi kararından vazgeçmemektedir.

Burada sevgi, sıcaklık ve omurga aynı anda bulunmaktadır.

Partnerinizin Hayal Kırıklığına Dayanabilmek

İnsanları memnun etmeye alışmış bir erkek için partnerinin üzülmesi son derece tehdit edici olabilir. Kadının mutsuzluğu, erkeğin zihninde ilişkinin tehlikeye girdiği anlamına gelebilir. Bu nedenle erkek, partnerinin yaşadığı her olumsuz duyguyu hemen ortadan kaldırmaya çalışır.

Oysa her insanın üzülmeye, kızmaya veya hayal kırıklığına uğramaya hakkı vardır. Sağlıklı bir ilişkide taraflar birbirlerinin bütün olumsuz duygularını engellemek zorunda değildir.

Erkek hafta boyunca partneriyle zaman geçirmiş ve hafta sonunda arkadaşlarıyla buluşmak istemiş olabilir. Partneri o günü birlikte geçirmek istediği için hayal kırıklığına uğrayabilir. Bu durumda erkeğin iki seçeneği varmış gibi düşünülür: Ya partnerini seçerek kendisinden vazgeçecek ya da kendi planını seçerek partnerini önemsememiş olacaktır.

Gerçekte üçüncü bir seçenek vardır. Erkek partnerinin duygusunu anlayabilir, sevgisini ifade edebilir ve yine de arkadaşlarıyla buluşabilir. Partnerinin hayal kırıklığına uğraması, erkeğin mutlaka yanlış yaptığı anlamına gelmez.

Bazen bir insanın size saygı duyabilmesi için onu hayal kırıklığına uğratma riskini göze almanız gerekir. Çünkü sınırlar ancak karşı taraf hoşnut olmadığında da korunabiliyorsa gerçek sınırlardır.

Fakat şunu da eklemem gerekiyor ki, kendinizle ilgili, partnerinizi içermeyen her aktiviteye gücenen veya  üzülen bir partner, bu gibi durumlarda sürekli olarak onu önemsemediğinizi söylüyor ya da ima ediyorsa, burada manipülatif ve toksik bir partneriniz olabilir ve üçüncü seçenek de bu tür insanlarda işe yaramaz. Böyle biriyleyseniz, yapmanız gereken ilişkide saygı kazanmak değil ilişkiyi bitirmektir.

İlişkinin Ebeveyn-Çocuk Dinamiğine Dönüşmesi

Duygusal boyun eğme zamanla ilişkiyi iki yetişkinin birlikteliğinden çıkarıp ebeveyn-çocuk ilişkisine dönüştürebilir.

Erkek sürekli olarak partnerinden onay beklediğinde, kendi kararlarını alamadığında ve sorumluluklarını ona yüklediğinde kadın eş olmaktan çıkarak bir yönetici veya anne rolüne geçebilir. Erkeğin planlarını düzenlemek, sorumluluklarını hatırlatmak ve duygusal krizlerini yönetmek zorunda kalabilir.

Bu dinamikte romantik çekimin zayıflaması şaşırtıcı değildir. Çünkü bir insanın aynı kişiye hem ebeveynlik yapması hem de onu eşit bir romantik partner olarak görmesi oldukça zordur.

Bu nedenle erkeğin kendi sorumluluklarını üstlenmesi, ne istediğini bilmesi ve kararlarının sonuçlarını taşıması gerekir. Her davranışı için izin beklemek yerine partnerine bilgi vermeli, onun görüşünü dinlemeli ve sonunda yetişkin bir insan olarak karar verebilmelidir.

İlişkilerde sınır koymayı bilmeyen, sürekli fedakarlık yapan ve bu nedenle de travmatik deneyimler yaşayan erkekler, sınır koyma ve fedakarlık konusunda çözümü, aşırı uçlara kaymakta arayabilirler. Bu nedenle de dengeyi anlamak önemlidir.

Sınır Koymak ile Bencil Olmak Arasındaki Denge

Kendi ihtiyaçlarına sahip çıkmak, yalnızca kendi istediğini yapmak anlamına gelmez. “Ben böyle istiyorum” diyerek partnerin ihtiyaçlarını sürekli görmezden gelmek güç değil, bencilliktir.

İlişkiler uzlaşma, fedakârlık ve karşılıklı anlayış gerektirir. Bazen partnerinizin istediği bir etkinliğe yalnızca onun için katılabilirsiniz. Bazen kendi planınızı erteleyebilir veya ortak bir karar için tercihinizden vazgeçebilirsiniz. Bazen partneriniz ile hiç canınız istemediği halde mesajlaşabilirsiniz ve hatta yorgun olsanız bile seks yapabilirsiniz.

Buradaki önemli ayrım, fedakârlığın bilinçli bir seçim mi yoksa terk edilme korkusundan doğan otomatik bir teslimiyet mi olduğudur.

Kişi sevdiği için gönüllü olarak uzlaşabilir. Ancak her anlaşmazlıkta kendi ihtiyacını yok sayıyorsa bu artık uzlaşma değil, kendini terk etmektir.

Sağlıklı denge, “Benim istediğim olacak” ile “Sen ne istersen o olsun” uçlarının arasında bulunur. İki taraf da konuşabilmeli, gerektiğinde geri adım atabilmeli ve önemli sınırlarını koruyabilmelidir.

Kendini Terk Etmek Yakınlık Değildir

Birçok erkek kendisinden vazgeçmeyi sevgi, bağlılık veya yakınlık zannedebilir. Partneri üzülmesin diye susmayı, kendi ihtiyaçlarını bastırmayı ve bütün enerjisini onun mutluluğuna adamayı sevginin kanıtı olarak görebilir.

Fakat kendini terk etmek gerçek yakınlık üretemez. Çünkü partneriniz sizin gerçek düşüncelerinizle, ihtiyaçlarınızla ve kişiliğinizle karşılaşmıyorsa gerçekte kiminle yakınlık kurmaktadır?

Sürekli uyum sağlayan kişi, partnerinin karşısına gerçek benliğiyle değil, kabul görmek için oluşturduğu bir karakterle çıkar. Bu durum bir süre huzurlu görünebilir; fakat zamanla güvensizlik, kırgınlık ve saygı kaybı yaratır.

Gerçek yakınlık, bir insanın kendisini açıkça ortaya koyabilmesini gerektirir. “Bunu istiyorum”, “Buna ihtiyacım var”, “Bu davranış benim için kabul edilebilir değil” ve “Bu konuda sana katılmıyorum” diyebilmek yakınlığın karşıtı değildir. Bunlar dürüst bir ilişkinin temelidir.

Değişmek İlişkiyi Her Zaman Kurtarmaz

Erkeğin daha tutarlı davranması, sınırlarını koruması ve özsaygısını geliştirmesi ilişkinin mutlaka düzeleceğini garanti etmez.

Kadının geçmiş ilişkilerinden, ailesinden veya mevcut ilişkide daha önce yaşananlardan kaynaklanan çözümlenmemiş kırgınlıkları olabilir. Erkek bugün değişmeye başlasa bile geçmişte verdiği zararların etkisi hemen ortadan kalkmayabilir. Kadının da kendi yaralarıyla yüzleşmesi, sorumluluk alması ve güveni yeniden kurmaya istekli olması gerekir.

Erkeğin değişimi ilişkiye iyileşme fırsatı sunabilir. Ancak bazen bu değişim, ilişkinin artık sürdürülemeyeceğini de ortaya çıkarabilir. Taraflardan biri diğerine hiçbir koşulda saygı duyamıyor veya onun sınırlarını kabul etmek istemiyorsa ilişkinin sona ermesi daha sağlıklı olabilir.

Özsaygının amacı her ne pahasına olursa olsun ilişkiyi kurtarmak değildir. Amaç, kişinin kendisini kaybetmeden sevgi verebildiği ve sevgi alabildiği bir ilişki kurabilmesidir.

Sonuç: Saygıyı Talep Etmek Yerine Saygı Duyulacak Bir Hayat Kurmak

Bir kadının saygısını kazanmak için sürekli daha fazla şey yapmak, daha çok fedakârlıkta bulunmak veya onun bütün isteklerini karşılamak çoğu zaman beklenen sonucu yaratmaz. Çünkü saygı, başkasının onayını elde etmek amacıyla yapılan performanstan değil, insanın kendi karakteriyle kurduğu ilişkiden doğar.

Kendi sözünü tutan, sorumluluk alan, ne istediğini bilen ve bunu açıkça ifade edebilen bir erkek hem kendisine hem de partnerine daha sağlam bir zemin sunar. Gerektiğinde hayır diyebilir; fakat bunu sevgisini geri çekmeden yapar. Partnerinin duygularını anlayabilir; fakat o duyguları yönetebilmek için kendi kimliğini yok etmez.

Gerçek güç, duygusuz veya baskıcı olmak değildir. Gerçek güç, sevdiğiniz insan üzgün olduğunda bile onunla bağlantıda kalırken kendi merkezinizi koruyabilmektir.

Bu nedenle temel soru, “Bir kadının bana saygı duymasını nasıl sağlayabilirim?” olmamalıdır. Çünkü başka bir insanın duygularını ve kararlarını bütünüyle kontrol edemezsiniz.

Sorulması gereken asıl soru şudur:

“Ben kendi gözümde saygı duyacağım bir erkek, eş, partner ve baba gibi davranıyor muyum?”

İnsan, önce kendi sözünün arkasında durmayı, ihtiyaçlarını tanımayı ve değerleriyle uyumlu yaşamayı öğrenmelidir. Bunu partnerinden övgü almak veya ilişkiyi kaybetmemek için değil, olmak istediği insan hâline gelmek için yapmalıdır.

Saygıyı zorla elde edemezsiniz. Fakat kendinize saygı duyacağınız bir hayat kurarak karşılıklı saygının gelişebileceği koşulları yaratabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.