Kadınlar duygularını gösteren erkeklerden neden soğur?

Yayınlarını Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli İpuçları Setinde derlediğimiz Dr.K’nın bir yayınından (kaynak en altta) çeviri.

Bugün erkeklerin duygularını kadınlarına göstermesi meselesinden bahsedeceğiz. Internete bakarsanız, bu konuda erkeklere birbirinin tam tersi iki mesaj verildiğini görebilirsiniz.

Bir tarafta, “Erkekler duygularını bastırmamalı. Ağlamak sizi güçsüz yapmaz. Duygularınız hakkında konuşmanız sağlıklıdır” deniyor. Kadınların bir kısmı da, “Duygusal olarak ulaşılabilir, hassasiyetini göstermekten korkmayan, hislerini ifade edebilen bir erkek istiyorum” diyor.

Diğer tarafta ise çok sayıda erkek şunu anlatıyor:

“Bir kez zayıf anımı gösterdim, kadın benden soğudu.”
“Bana açılmamı istedi. Açıldığımda yüzündeki bakış değişti.”
“Tartışma sırasında anlattığım zayıflıklarımı daha sonra bana karşı kullandı.”

Kadınlardan da şu tür itiraflar geliyor:

“Erkek arkadaşımın duygularını göstermesi önce hoşuma gidiyordu ama artık sürekli ağlaması sinirimi bozuyor.”

Peki hangisi doğru? Erkek duygularını göstermeli mi, göstermemeli mi? Kadınlar gerçekten duygusal erkek mi istiyor, yoksa “duygularını göster” sözü erkeğin düşmemesi gereken bir tuzak mı?

Bu soruya “Erkek asla ağlamaz” diye cevap vermek de, “Aklınıza gelen her şeyi hiçbir ölçü gözetmeden kadının üzerine boşaltın” demek de çocukça olur. Çünkü mesele, duygularınızı gösterip göstermemenizden ibaret değil. Mesele; hangi duyguyu, ne zaman, ne kadar, kime ve nasıl gösterdiğinizdir.

İlk anlamanız gereken şey, duygusal olarak ulaşılabilir olmak ile, duygusal yük olmanın bambaşka şeyler olduğu. Bir kadın “Duygusal olarak ulaşılabilir bir erkek istiyorum” dediğinde çoğu zaman şunu kasteder:

“Ben konuşurken beni anlayabilsin. Hislerimden kaçmasın. Zor bir konuşma başladığında duvar örmesin. Benim duygum karşısında paniğe kapılmasın. Gerektiğinde kendi hislerini de açık ve olgun bir şekilde söyleyebilsin.”

Fakat bazı erkeklerin anladığı şudur:

“O zaman içimde yıllardır biriktirdiğim korkuyu, yalnızlığı, eski sevgili yaralarını, çocukluk travmalarını ve reddedilme kaygısını tek gecede bu kadının üzerine dökeyim. Sonra da beni sakinleştirmesini, toparlamasını ve bütün bunların sorumluluğunu almasını bekleyeyim.”

Bunlar aynı şey değil.

Duygusal açıklık, hislerinizi tanıyıp onları düzgün biçimde ifade edebilmenizdir. Duygusal boşaltım ise düzenleyemediğiniz bütün yükü karşınızdakinin kucağına bırakmanızdır. Birincisi olgunluk göstergesi olabilir. İkincisi ise karşı tarafa, “Bundan sonra benim ruh hâlimi sen idare edeceksin” mesajı verir.

Kadının soğuduğu şey çoğu zaman erkeğin üzülmesi değildir. Erkeğin, kendi iç dünyasının sorumluluğunu bütünüyle kadına devretmesi, kadını kendisine bir anne yapmaya çalışmasıdır.

“Güçlü erkek” duygusuz erkek değildir.

Erkeklerin sık yaptığı hatalardan biri, güç ile hissizliği birbirine karıştırmaktır. Güçlü erkek hiç korkmayan, hiç üzülmeyen, hiç ağlamayan bir robot değildir. Zaten böyle bir insan yoktur. Hissetmediğini iddia eden adam çoğu zaman duygularını tanımıyordur; öfke dışında hiçbir duygunun adını koyamıyordur.

Ama öbür uç da sağlıklı değildir. Her küçük terslikte dağılan, saatlerce aynı şeyi anlatan, sürekli güvence isteyen, ruh hâlini çevresindeki insanların yönetmesini bekleyen erkek de “Duygularımla barışığım” diyemez. Böyle bir erkek duyguları ile barışık değil, onların elinde oyuncaktır.

Olgunluk, duyguyu inkâr etmek değil, duyguyu taşıyabilmektir. Canınız acıyabilir ama yine de ne yapmanız gerektiğini bilirsiniz. Korkabilirsiniz ama korkunun sizi yönetmesine izin vermezsiniz. Yas tutabilirsiniz ama hayatınızın bütün yükünü eşinizin sırtına yıkmazsınız. Gerektiğinde yardım istersiniz fakat karşınızdakini ücretsiz ve tam zamanlı terapistiniz hâline getirmezsiniz.

İşte kadınların önemli bir kısmının “duygusal olarak olgun erkek” derken aradığı şey budur: Duygusu olan ama duygusunun altında ezilmeyen erkek.

Erkeğin görünmeyen duygusal emeği

İlişkilerde kadınların taşıdığı duygusal ve zihinsel yük hakkında çok konuşuluyor. Çocukların ihtiyaçlarını takip etmek, doğum günlerini planlamak, aile içindeki bağları sürdürmek, insanların ruh hâllerini fark etmek gibi işler gerçekten emektir ve küçümsenmemelidir.

Fakat erkeğin geleneksel olarak taşıdığı başka bir duygusal emek türü de vardır. Buna “duygusal sıkıştırma” ya da daha anlaşılır bir ifadeyle “duyguyu içinde tutup ortamı ayakta tutma emeği” diyebiliriz.

İşler kötüye gittiğinde sakin kalması beklenen çoğu zaman erkektir. Ailede bir kriz çıktığında paniği büyütmemesi, etrafındaki insanların duygusunu taşıması, çözüm araması ve güven vermesi beklenir. Çocuk korktuğunda, kadın kaygılandığında veya maddi bir problem çıktığında adamın kaya gibi durması istenir.

Bu da bedelsiz değildir. Kendi kaygınızı bir kenara koyup başkasını sakinleştirmek enerji ister. Siz de korkarken soğukkanlı kalmak enerji ister. Herkes dağılırken ayakta durmak ciddi bir duygusal emektir.

Burada mesele “Erkek her şeyi içine atsın ve sonunda kalp krizi geçirsin” demek değil. Mesele, birçok kadının erkekte yalnızca duygu paylaşma kapasitesi değil, aynı zamanda duygu taşıma kapasitesi de aradığını görmektir.

Kadın, “Beni anlayan bir erkek istiyorum” derken çoğu zaman duygusal fırtınası başladığında kendisiyle beraber savrulacak bir adam istemez. Fırtınayı inkâr etmeyen ama gemiyi de yüzdürebilen bir adam ister.

Bu nedenle bir erkek, kadının karşısında her zor anda dağıldığında kadın şunu hissedebilir:

“Ben zorlandığımda bu adama yaslanamayacağım. Üstelik onu da ben taşımak zorunda kalacağım.”

Çekiciliği öldüren şey gözyaşının kendisi değil, bu ihtimaldir.

Duygu paylaşmak açma-kapama düğmesi değildir

Duygu paylaşımını iki seçenekli düşünmeyin: Ya hiçbir şey söylemeyeceğim ya da içimde ne varsa hepsini dökeceğim.

Duygu paylaşımının dereceleri vardır. Karşınızdaki insanın da bunu taşıma kapasitesi vardır. Sizin anlattığınız yük ile onun o anda kaldırabileceği yük arasında büyük bir fark oluşursa, karşı taraf bunalmaya başlar.

Bunun en güzel örneklerinden biri büyük aşk itirafıdır.

Bir erkek aylarca bir kadına uzaktan ilgi duyar. Kadını kafasında büyütür. Onunla bir gelecek hayal eder. Söylemediği her şey içeride birikir. Erkekte duygunun seviyesi yüz birime çıkar, kadının olan bitene dair bilgisi ise sıfırdır.

Sonra erkek bir gün kadını karşısına alır ve “Seni aylardır seviyorum. Sen hayatımda tanıdığım en özel kadınsın. Seninle bir gelecek hayal ediyorum” der.

Erkek bunu dürüstlük ve cesaret sanır. Kadın ise kendisine nereden geldiği belli olmayan dev bir duygusal paket teslim edildiğini hisseder. Üstelik bu paketin içinde örtük bir beklenti de vardır: “Ben bu kadar yoğun hissediyorum; sen de buna karşılık vermelisin.”

Kadının geri çekilmesi, duygudan nefret ettiği anlamına gelmez. Sıfırdan yüze çıkan yoğunluğun altında kalmak istemediği anlamına gelebilir.

Sağlıklı yakınlık böyle kurulmaz. İlgi küçük adımlarla gösterilir. Karşı tarafın verdiği tepki görülür. O da yaklaşırsa siz biraz daha yaklaşırsınız. Duygusal bağ, iki kişinin karşılıklı ilerlemesiyle kurulur; bir kişinin aylarca kafasında kurduğu ilişkinin diğerine ilan edilmesiyle değil.

Bazı erkekler neden sıfırdan yüze çıkıyor?

Bazı erkekler sıfırdan yüze birdenbire çıkarlar çünkü birçok erkeğin duygusal destek ağı çok zayıftır.

Kadınlar genellikle sıkıntılarını birden fazla kişiyle paylaşırlar. Bir arkadaşlarına başka bir kısmını, kardeşlerine başka bir kısmını, eşlerine başka bir kısmını anlatırlar. Yük çeşitli ilişkilere dağılır.

Birçok erkeğin ise ya hiç yakın arkadaşı yoktur ya da arkadaşlarıyla yalnızca futbol, iş ve gündelik konular konuşur. Adam aylarca hiçbir şey anlatmaz. Sonra hayatına bir kadın girer ve kadın bir anda sevgili, en yakın arkadaş, psikolog, anne, motivasyon koçu ve kriz merkezi hâline gelir. Erkek sustuğu ayların bütün faturasını tek kadına keser.

Bu durumda kadın başlangıçta erkeğin kendisine güvenmesinden hoşlanabilir. Fakat bir süre sonra her buluşmanın terapi seansına döndüğünü fark eder. Erkeğin sorunlarını çözen, onu sürekli sakinleştiren ve her gün ona değerli olduğunu hatırlatan kişi hâline gelir. Romantik ilişki yavaş yavaş bakım veren ile bakıma muhtaç kişi ilişkisine dönüşür.

Böyle bir süreçte, kadının cinsel ve romantik çekiminin azalması şaşırtıcı değil. İnsan, sürekli annelik yaptığı kişiye karşı arzu duymakta zorlanabilir.

Peki kadın karşısında hiç mi ağlamayacaksınız?

Hayır, buradan böyle bir sonuç çıkmaz.

Babanızı kaybetmişsinizdir, çocuğunuz ciddi bir hastalık geçirmiştir, yıllarca emek verdiğiniz bir şey çökmüştür; böyle bir durumda gözünüzden yaş gelmesi sizi değersiz veya kadınsı yapmaz. Hayatın ağır bir darbesi karşısında üzülmek insani bir tepkidir. Hatta bazı durumlarda hiç etkilenmiyormuş gibi davranmanız, yakınınızdaki insana soğuk ve kopuk gelebilir.

Fakat tek bir olay karşısında ağlamak ile her gün duygusal olarak çökmek aynı değildir. Sevdiğiniz bir müzikte gözlerinizin dolması ile alkol tüketiminiz artarken kontrolsüz biçimde sürekli ağlamaya başlamanız da aynı değildir. İkincisi yalnızca “hassas bir erkek” olduğunuzu değil, ele alınması gereken psikolojik ya da fiziksel bir sorun yaşayabileceğinizi gösterebilir.

Burada bağlam, sıklık ve işlevsellik önemlidir. Bir kez ağladınız diye sizden soğuyan kadın olabilir. Her kadın olgun değildir. Bazı kadınlar erkeği insan değil, duygusuz bir güvenlik makinesi olarak görmek ister. En ağır kaybınızda bile gözyaşınızı küçümseyen bir kadın, uzun ilişki için iyi bir eş adayı değildir.

Fakat siz ayda üç kez dağılıyor, sürekli güvence istiyor, her sorununuzu onun çözmesini bekliyor ve sonra da “Beni duygularımı gösterdiğim için reddetti” diyorsanız kendinize hikâye anlatıyorsunuzdur. Kadın duygularınız yüzünden değil, duygusal öz düzenleme beceriniz olmadığı için uzaklaşmış olabilir.

İşlenmiş kırılganlık ile ham kırılganlık arasındaki fark

İki farklı paylaşım düşünün. Birincisi şöyle:

“İşten çıkarılma ihtimalim var. Mahvoldum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Beni bırakmayacaksın değil mi? Ya bir daha iş bulamazsam? Ben zaten hiçbir şeyi beceremiyorum.”

Bu konuşmada adam yalnızca korkusunu anlatmıyor. Kadından hem kendisini sakinleştirmesini hem geleceği garanti etmesini hem de adamın benlik saygısını tamir etmesini istiyor.

İkinci paylaşım ise şöyle:

“Bugünkü görüşmeden sonra işimi kaybetme ihtimalinin gerçek olduğunu gördüm. Açıkçası korkuyorum ve moralim bozuk. Bu akşam biraz konuşmaya ihtiyacım var. Yarın öz geçmişimi güncelleyip üç kişiyle temasa geçeceğim. Birkaç aylık giderimizi de yeniden hesaplayacağım.”

Bu adam da korkuyor. Duygusunu saklamıyor. Fakat duygusunun sorumluluğunu taşıyor ve harekete geçiyor. Kadını kurtarıcı ya da tam zamanlı duygusal destek elemanı koltuğuna oturtmuyor.

Bu ikinci paylaşıma, işlenmiş kırılganlık denir. His vardır, dürüstlük vardır, fakat yön de vardır. Ham kırılganlıkta ise adam duyguyu olduğu gibi karşı tarafa fırlatır ve “Şimdi bunusen yönet” der. Kadınların “Duygularını gösteren erkek istiyorum” derken aradığı çoğu zaman birinci değil, ikinci tür açıklıktır.

Duygularınızı nasıl paylaşmalısınız?

Öncelikle ne hissettiğinizi kendiniz anlayın. Birçok erkek “Kötü hissediyorum” seviyesinden öteye gidemez. Kötü hissetmek ne demek? Korkuyor musunuz? Utanıyor musunuz? Reddedilmiş mi hissediyorsunuz? Öfkeli misiniz? Kontrolü kaybetmekten mi çekiniyorsunuz? Duygunun adını koyamazsanız onu yönetemezsiniz.

İkinci olarak, ilk yoğunluk biraz geçmeden büyük konuşma yapmayın. Özellikle öfkenin, kıskançlığın veya terk edilme korkusunun zirvesindeyken ağzınızdan çıkan sözlerin çoğu iletişim değil, içini kusmaktır. Yürüyün, uyuyun, not alın, spor yapın, bir arkadaşınızla konuşun. Gerekirse profesyonel destek alın. Önce duygunun şiddetini yüz birimden altmışa indirin.

Üçüncü olarak, doğru kişiyi seçin. İki haftadır görüştüğünüz kadına bütün çocukluk travmalarınızı anlatmakla yıllardır yanınızda olan eşinize zorlandığınızı söylemek aynı şey değildir. Güven, bir anda ilan edilmez; zaman içinde sınanır.

Dördüncü olarak, karşı tarafın kapasitesini ve zamanlamayı hesaba katın. Kadın kendi ailesindeki bir krizle uğraşırken iki saatlik bir duygusal boşaltım yapmanız dürüstlük değil, bencillik olabilir. “Şu konuda zorlanıyorum, konuşmak için uygun musunuz?” demek küçümsenecek bir davranış değildir.

Beşinci olarak, neye ihtiyacınız olduğunu söyleyin. Çözüm mü istiyorsunuz, yalnızca dinlenmek mi, biraz yalnız kalmak mı? Karşınızdaki insan zihninizi okumak zorunda değildir.

Altıncı olarak, aynı meseleyi durmadan tekrarlıyorsanız artık paylaşım değil geviş getirme yapıyor olabilirsiniz. Aynı şeyi onuncu kez anlatmak yerine bir karar alın, davranış değiştirin veya destek alın.

Son olarak da destek sisteminizi tek bir kadından ibaret bırakmayın. Yakın erkek arkadaşlarınız olsun. Ailenizle ilişkinizi mümkünse canlı tutun. Spor, yazmak, yürümek, meditasyon ve terapi gibi farklı düzenleme kanallarınız olsun. Bir partner hayatınızın önemli bir parçası olabilir ama bütün psikolojik altyapınız olamaz.

“Duygumu daha sonra bana karşı kullanırsa?”

Bu ihtimal gerçektir. Bazı kadınlar tartışma sırasında erkeğin daha önce anlattığı zayıflıkları silah olarak kullanır. “Zaten baban da seni sevmemiş”, “Sen zaten yetersizlik komplekslisin” gibi sözler söyler. Böyle bir davranışın sonucu “Demek ki hiçbir kadına asla güvenmemeliyim” değildir. Sonuç, karşınızdaki kadının güvenilir olmadığıdır.

Bu nedenle bir kadına güveni kademeli verirsiniz. Küçük bir açıklık gösterirsiniz ve ne yaptığına bakarsınız. Sizi dinliyor mu? Anlattığınızı dedikodu malzemesi yapıyor mu? Sonraki tartışmada kullanıyor mu? Acınızı küçümsüyor mu? Yoksa saygıyla karşılayıp aranızda mı tutuyor?

İnsanları sözleriyle değil, küçük sınavlardaki davranışlarıyla tanırsınız. Daha ilk aylarda güvenilmez olduğu görülen birine en hassas yerlerinizi açıp sonra “Kadınlar böyledir” diye dolaşmanın anlamı yoktur.

“Bunların hepsi rol yapmak değil mi?”

Hayır. Duyguyu düzenlemek ile rol yapmak aynı şey değildir. Aklınıza gelen her şeyi söylememek sahtekârlık değildir. Öfkelendiğiniz anda patronunuza hakaret etmiyorsanız rol yapmış olmazsınız; kendinizi yönetmiş olursunuz. Aynı şekilde bir kadına karşı hissettiğiniz her korkuyu anında onun üzerine boşaltmamanız da sahtekârlık değildir.

Öz denetim, bastırma demek değildir. Bastırmada duyguyu inkâr edersiniz: “Ben üzülmedim, bana hiçbir şey olmaz.” Düzenlemede ise gerçeği kabul edersiniz: “Üzüldüm. Şimdi bunu sindireceğim, gerektiği kadar paylaşacağım ve yapmam gerekeni yapacağım.”

Birincisi duvar örmektir. İkincisi omurga sahibi olmaktır.

Sonuç

Erkeklerin önüne konan iki kötü seçenek var: Ya hiçbir şey hissetmeyen taş bir adam olacaksınız ya da içinizden geçen her şeyi filtresiz biçimde dışarı dökeceksiniz.

İkisini de reddedin.

Duygularınızı tanıyın. Gerektiğinde söyleyin. Ağır bir olayda ağlamaktan utanmayın. Fakat duygularınızı yönetme görevini kadına vermeyin. Sevgilinizi tek arkadaşınız, anneniz ve terapistiniz hâline getirmeyin. Paylaşımın dozunu ilişkinin güven seviyesine göre artırın. Kırılganlığınızı çaresizlik gösterisine çevirmeyin. Hissettiklerinizi anlatırken hayatınızın direksiyonunda hâlâ sizin oturduğunuzu gösterin.

Kadınların önemli bir kısmı duygusuz erkek istemiyor. Kendi duygusunu taşıyabilen, gerektiğinde onun duygusuna da alan açabilen erkek istiyor.

Kısacası mesele, duygularınızı gösterip göstermemeniz değil. Mesele, duygularınızı sizin mi taşıdığınız, yoksa onları taşıması için kadının sırtına mı bıraktığınızdır.

Kaynak: The Secret Reason Why Women Reject You

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Notify of

Yazıyla alakasız veya 500 kelimeyi geçen yorumlar cevaplanmıyorlar. "Yazıyla alakasız ama ..." ya da "en son yazı bu olduğundan buraya yazdım" diye başlamanız kurtarmıyor. Mahmut Abi ile özel görüşme yapmak isterseniz Erkek Adam Sanal Görüşme sayfasından sanal görüşme ayarlayabilirsiniz. Not: Burada soru sırası çok yüksek, Patreon destekçilerini, Patreon'da cevaplamaya öncelik veriyorum.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments