Lindsay Clancy davası nedir? 3 çocuk katili anneye destek veren kadınlar kimler?

Bu yazıda, Amerika’da 2023 yılında üç küçük çocuğunu boğarak öldüren Lindsay Clancy adlı kadının davasını, daha doğrusu eğer yargılama sürecini azıcık da olsa takip ediyorsanız, neden çok sayıda kadının üç küçük çocuğunu vahşice öldüren bir kadın için asosyal medyada “senin gibiyim Lindsay” videoları yaptıklarını, düzinelerce kadının mahkeme salonuna pembe giysilerle gidip Lindsay Clancy’yi alkışladıklarını, kısaca bu katili desteklediklerini konuşacağız. Aynı zamanda eğer kız arkadaşınız Lindsay Clancy’yi destekliyorsa, bunun ne anlama gelebileceğini de göreceğiz.

Her sene belli sayıda kadın ve erkek, çeşitli nedenlerle çocuklarını öldürüyorlar ve bu kadın ve erkeklerin bir kısmı, “akli dengesi yerinde olmadığı için suçlu sayılamaz” diyerek akıl hastanesine kapatılıyorlar. Yani olay korkunç olsa da asıl sansasyon yaratan şey katilin akıl sağlığı gerekçesi ile suçsuz bulunması değil, ilk defa bir katile toplu destek görmemiz.

Önce bilmeyenler için olayı biraz anlatalım. Lindsay Clancy adlı kadın, 24 Ocak 2023’te, kocasını dışarıdan yemek siparişini almaya gönderiyor. Kadının bunu yapmadan önce bu siparişi almak için evden gidiş – geliş süresini araştırdığı görülüyor. Adamcağız dışarıdayken de, 3 çocuğunu – 5 yaşındaki Cora, 3 yaşındaki Dawson ve 8 aylık Callan – evin bodrumunda, iple tek tek boğarak öldürüyor. Sonra da kendini yüzeysel olarak kesip, iki katlı evin üst katından karlı bahçeye atıyor. Ölmüyor ama (karın kendisine yastık olacağını varsaydı muhtemelen), kar buzlu olunca sakat kalıyor.

Koca eve döndüğünde önce kadını bahçede yaralı buluyor ve ambulans çağırıyor. Ambulans gelince içeri girip çocukları arıyor ve hepsini boğulmuş olarak buluyor. Çocukları tek tek ölü bulurken dakikalar boyunca attığı çığlıkları o kadar korkunç ki, adamın 911 araması kamuya açılmadı, mahkemede dinleyenler de travmaya uğradıklarından bahsediyorlar.

Şimdi internette dedektifçilik oynayan bazı embesillerin dediğinin aksine, çocukları kadının öldürdüğü konusunda bir şüphe yok. Kadın öldürdüm diyor, savunma avukatı öldürdüm diyor, deliller ve olayı aylarca araştıran dedektifler kadın öldürdü diyor. Mahkeme, kadının “akıl hastalığı nedeniyle ceza ehliyeti olmadığı gerekçesiyle” suçlu mu suçsuz mu sayılacağı. Suçlu ise, kadın 3 kere ömür boyu hapis cezası alacak. ABD’de ömür boyu hapis gerçekten ömür boyu. Suçlu değilse, akıl hastanesine kapatılacak ama ileride iyileşti diye salınma imkanı olacak.

Yani savcılık, kadının çocukları öldürdürürken doğru ile yanlışı ayırt edecek, ne yaptığını bilecek durumda olduğunu göstermeye çalışıyor. Kadının savunma avukatı ise, postpartum psikozu ve varolan bipolar – depresyon nedeniyle çocukları boğarken akıl sağlığının yerinde olmadığını göstermeye çalışıyor.

Burada kadının kocasını evden ne kadar uzak kalacağını önden araştırması, planlamaya işaret ediyor. Savunmanın kullandığı postpartum psikozu ve çocukları öldürmesini söyleyen bir ses duyduğu iddiası da kadının sonradan ortaya attığı şeyler. Kadın ayrıntılı günlükler tutmuş ve bunlarda çocuklara zarar verme düşüncelerinden bahsetse de, çocukları öldürüp kendisi hayatta kalana kadar şizofrenik seslerden hiç bahsetmiyor. Bu nedenle savcı, kadının kendini öldürmeye karar verdiğini ve çocuklar kendisi olmadan ne yapacaklar mantığı ile onları öldürdüğünü iddia ediyor. 

Ama asıl mesele sebep değil, cinayetleri planlaması ve ne yaptığını bilmesi diyor. Tam bu sıralarda da psikoz, halisünasyon ve intihar üzerine arama yapmış. Sanki intihar etmeyi beceremezse nasıl yırtacağını araştırmak istemiş.

Savunma postpartum psikozu denilen nadir bir psikoz üzerine. Doğum yapan her bin kadından 2.5’inde görülüyor ve bu kadınların %4’ü de bebeklerini öldürüyorlar. Savunma, kadının psikozu hissettiği için arama yaptığını iddia ediyor.

Burada anahtar, katil annenin, çocukları öldürmeden önce hiç yazmadığı, belirtmediği ve sonradan hayatta kalınca sanki suçlamalardan kurtulmak için bahsettiği postpartum psikozu. Psikoz birden olan bir delilik ve katil annenin yaptığı planlar, babayı yakın bir şubeye değil özellikle uzağa göndermesi, babanın evden çıkmasını beklemesi ve çocukları öldürürken arada adamla konuşması, psikoz teorisi ile çelişiyor. Bu arada çocukları birer birer, oldukça sadist bir şekilde uzun süre acı vererek boğduğunu da unutmayalım.

Yasa önünde soru kadının kafayı yemiş olup olmadığı değil. Savcı da, savunma da kadının akıl sağlığının yerinde olmadığını kabul ediyor. Kanuni sorun, öldürme anında katilin yaptığı şeyin yanlış olduğunu idrak edecek durumda olup olmadığı.

Sebep konusunda başka teoriler de var. Lindsay Clancy B kümesi kişilik bozukluğuna sahip bir kadınsa, borderline özelliklere sahipse, duygusal olarak aşırı kaotik ve negatif duyguları çok ama çok aşırı seviyede hissedecektir.  Benim çocuklarını öldüren anne babalarda en çok gördüğüm durum, çocukların babalarından ya da annelerinden intikam alma dürtüsü. Burada katil anne aşırı derecede depresyon ve stres altındayken, baba iş gezilerine çıkıyormuş. Soruşturmada New York’a yapılan bu iş gezilerinin sadece iş gezileri olmadığını gösteriyor. Bu gezilerde Patrick Clancy arkadaşları ile buluşup eğleniyormuş ki Lindsay Clancy bu konuda adama diş bilemeye başlamış olabilir.

Bu arada Patrick Clancy’nin yeni eşi de New York’ta yaşıyor ki online spekülasyonlar belki de adam evliyken şimdiki eşi ile yasak aşk yaşadığını iddia ediyorlar. Lindsay Clancy kocası ile cinsel yakınlıklarının kalmadığından da yakınıyormuş ki bu aslında aldatma iddiasını destekleyen bir şey.

Yani sonuçta, kadın çocukları, kocasından öc almak için acı çektirerek öldürmüş de olabilir. Ekstrem B tipi kişilik bozukluğu olan bir insanın böyle bir şeyi yapma kapasitesi var.

Her neyse uzun bir giriş oldu ama asıl konu bu değil. Bu tür korkunç çocuk cinayetlerini erkekler de kadınlar da işliyorlar ve erkekler de “deli o nedenle suçsuz” diye hapishane yerine timarhaneye gönderilebiliyorlar.

Asıl konu neden azımsanamayacak sayıda kadın, pembe tişörtler giyerek mahkeme dışında destek alkışları atıyorlar, dünyanın bok çukuru olan TikTok’ta çocuklarını kucaklarına alıp “aynıyız Lindsay” diye videolar yapıyorlar veya katilin ailesinin açtığı yardım kampanyasina 1.2 milyon dolar bağışlıyorlar.

Burada cevabı, YouTube’da kanalı da olan ve izlemenizi tavsiye edeceğm Hannah Spier adlı psikiyatristin konu üzerindeki yayınlarında bulabiliyoruz. Bu kadınlar, çeşitli seviyelerde kişilik bozukluğuna sahip kadınlar. Bu nedenle de Lindsay Clancy’de kendilerini görüyorlar. Bu insanlar güç açlığı çeken insanlar ve Clancy’nin üzerinde uygulanan devlet gücünü görüyorlar ve devlet gücünün kendileri gibi insanları cezalandırılmasından nefret ediyorlar. Clancy’nin cezalandırılmasını, suçlu bulunmasını, kendileri gibileri güçsüz kılan bir şey olarak görüyorlar.

Clancy’nin cezalandırılması ile kendileri gibi insanların yaptıklarının sorumluluğunu almak zorunda kalacaklari, normal insanlarla aynı standartlarda yargılanacaklari, şımarık bir çocuk gibi sürekli bakılıp yardım görmeyecekleri bir dünyadan nefret ediyorlar. Bu nedenle de davaya bu kadar yoğun duygusal tepkiler veriyorlar.

Bunu yıllardır çoğu ben B tipi kişilik bozukluğundan muzdaribim diye bağıran SJW kadın aktivistlerde görüyoruz. Onların arıza bir şekilde kocaman açılan gözlerinde, bağırarak karşılarındakini susturmaya çalışmalarında, manipülasyonlarında, FEMEN gibi cinsel teşhircilik ile dikkat çekmeye çalışmalarında görüyoruz. Bu kadınlar Batı’da daha çok trans aktivisti, çevre aktivisti, feminazi veya ne istediği belirsiz üniversite kampüsü aktivisti olarak karşımıza çıkıyorlar. Türkiye’de ise en çok göz önüne çıkanları, sokak köpeği aktivisti (hayvan diyemeyeceğim zira  köpek ve köpek yemi odaklılar) olarak önüne gelene çığlık atıp saldırırken görüyoruz. Bu insanlar kadınları, hayvanları ya da ezilenleri tutkuyla sevdiklerinden değil, başkaları üzerinde kontrol ve güç kurmak için, duygusal ve ruhsal olarak dengesiz olduklarından bu kadar çığlık çığlığa ve saldırganlar.

B kümesi kişilik bozukluğu özellikleri narsizm, psikopati, borderline ve histrionik kişilik bozukluklarını içeriyor. Mesela narsist özellikler gösteren biri, ruhsal olarak dengesiz ve düşük uyumluluk düzeyi düşük biridir. Böyle bir insan negatif duyguları ile, kendisine ahlaki olarak diğer insanlardan daha üstün olduğunu, daha iyi olduğu hikayesini anlatarak başa çıkmaya çalışır. Böyle bir insan, hak sanrısı içinde yaşar ve istediğini elde etmek için başka insanları manipüle etmeye hazırdır.

Bunlarla alakalı olarak bir de kırılgan narsist var. Kırılgan narsist, kendisini dünyanın en büyük mağduru olarak görür. Böyle biri paranoyaktır, tüm dünya ona karşıdır. Kızgındır, kin doludur ve dünyanın kendisi için eğilip bükülmesini, kendisine destek çıkmasını bekler. 

Hem büyüklenmeci hem de kırılgan narsist, diğer insanlar üzerinde tahakküm kurma takıntısı olan insanlar. Büyüklenmeci narsist, başkalarından narsist yakıt almaya çalışır ve bunu hak ettiğine, pohpohlanmayı hak ettiğine inanır. Kendi negatif duyguları ile, başkaları üzerinde güç kurarak başa çıkmaya çalışır. Kendisine ne kadar parlak,önemli, özel ve mükemmel olduğu hikayesini anlatır. Dünyanın da kendisine bu şekilde davranmasını sağlamaya çalışır. Bu olmazsa, narsist kişiliği ve kişi kendi yaşamını sonlandıracak kadar çöker.

Kırılgan narsist de özel ve önemli olduğuna inanır ama kendisini dünyanın en büyük mağduru olarak görür. Başkaları üzerinde güç kurmayı ister, başkalarını kontrol etmek ister. Böylece onların kendisine bakmasını, kendisine daha kolay bir hayat yaşatmasını sağlamayı arzular.

Bununla alakalı özelliklerden birisi makyavelizm. Makyavelist güce açtır, muhtaçtır. Dünya üzerinde tahakküm kurmak ister çünkü dünya korkutucu bir yerdir. Bununla alakalı olarak bir de tabi psikopati var. Manipülatif, hilekar, başkalarını dolandıran ama onlara zerre empati hissetmeyen insan.

B kümesi içindeki histrionik kişilik bozukluğuna sahip insan, duygusal olarak o kadar büyük bir kaos içindedir ki, bununla baş edebilmek için başkalarının ilgisini ve dikkatini kovalar, ilginin merkezi olmaya çalışır.

Bu tip bir insan hızlı yaşam tarihi stratejistidir (fast life history strategist). Yani hemen üreme ve kısa vadede hayatta kalmayı, uzun vadeli planlamaya ve gelişime tercih eden bir insandır. Böyle biri cinsel olarak erken olgunlaşır, şimdi elde edeceği hazza ve ödüllere aşırı odaklıdır, hazzı erteleyemez, ertelemek için uzun vadeli bir neden görmez. Uzun vadeli çocuk yetiştirmekten çok, en fazla sayıda partner ile birlikte olmaya öncelik verir. Gereğinden fazla risk alır, dürtüseldir ve saldırgan davranışlara meyillidir.

Bu eğilim, dengesiz, bireylerin hızlı yaşayıp genç öldüğü, yarın hayatta olmama riskinin yüksek olduğu ekolojilerde, sosyal bağlar kurmanın bir getirisi olmayan ekolojilerde görülür. Böyle bir ekolojide erkekler pompalar ve terk ederler, kadınlar ise iyi ve dengeli bir baba olup olmayacağına bakmaksızın en yüksek değerli erkeğin peşinde koşarlar. Hemen herkes güç peşinde koşan, dünya bana karşı düşüncesi ile boğuşan, daha bencil ve çekilmez insanlara dönüşür.

Lindsay Clancy’yi destekleyen kadınlar, böyle kadınlar. “Same Lindsay” (Aynıyız Lindsay) diye TikTok atarken doğru söylüyorlar, çünkü onunla aynılar. Lindsay Clancy’nin suçlu bulunmasını, kendilerinin güçsüzleştirilmesi olarak görüyorlar. Lindsay Clancy’nin suçlu bulunmasını, dünyanın onları idare etmeyeceğinin, istedikleri gibi davranmalarına izin vermeyeceğinin, kocaman bebekler gibi davranmalarına tolerans göstermeyeceğinin kanıtı olarak görüyorlar. Bu olayı, güç kaybı olarak görüyorlar ve bu da onları çok korkutuyor. Çünkü zihinsel olarak içinde bulundukları hızlı yaşam tarihi ekolojisinde, bu güç kaybı ölüm demek.

Çocuk katili kadının yanındalar çünkü o kadın da böyle biri ve kendileri de o kadın gibiler. Ve o kadının yaptıklarının yanına kalmamasını, kendilerinin yaptıklarının ya da yapabileceklerinin yanlarına kalmaması olarak görüyorlar. Çünkü Clancy’nin suçlu bulunması, kendileri de birgün de bir şeyler yaparlarsa, bunun sonuçlarını çekeceklerine, kontrolü ve gücü kaybedeceklerine işaret ediyor. Bu da onları çok ama çok korkutuyor. Bu nedenle bir bebek gibi bağırıyorlar, ağlıyorlar.

Bu insanların duygusal olarak olgunlaşmamış insanlar olduklarını unutmayın. Dengesiz, tehlikeli ekolojilerde büyüdükleri için sosyal yetenekler, duygusal olgunluk geliştirme ihtiyacı hissetmediler. Bu nedenle hala çok küçük çocukların sosyal seviyesinde, manipülasyonlarla, öfke nöbetleri ile, hani yaptınız mı sadece anne ve babanızın tolerans göstereceği sosyal davranışlarla hayatta kalmaya çalışıyorlar.

B kümesi kişilik bozukluğuna sahip kadınlar böyle kadınlar. Lindsay Clancy de böyle bir kadın. 3 küçük çocuğu arka arkaya boğarak öldürdü. Yetişkin ve sağlıklı bir insan, psikoza girip çocuklarını öldürse, ayıktığında kendisine en ağır cezanın verilmesini iterdi. Ama Clancy bunun cezasını çekmek istemiyor, yaptığı şeye sanki bir çocukluk etmiş gibi tolerans bekliyor. Onu destekleyen kadınlar da bununla, “ben ne yaparsam yapın idare edin” mantığı ile doğal bir şekilde bağlantı kurabiliyorlar.

Bu açıdan baktığınızda, bu kadınların Clancy gibi 3 küçük çocuğu vahşice öldürmüş bir kadın için kampanya yapması şaşırtıcı değil. Burada umabileceğimiz tek şey, adaletin yerini bulması ve katilin suçlu bulunarak bu tip insanlara “sizin gibilerin bu tip davranışlarına tolerans gösterilmeyecek” mesajı gönderilmesi. Toplum sizin güç arzunuza tolerans göstermeyecek, kocaman bebekler gibi ilgi budalası bir şekilde ağlayıp zırlamanıza, çığlıklar atıp karşınızdaki sesleri susturmaya çalışmanıza izin vermeyecek. Bir çılgınlık yaparsanız bu yanınıza kalmayacak. Kendi deliliğinizi siz kontrol etmek zorunda kalacaksınız, siz insan gibi davranmayı öğreneceksiniz.

Ama dava sonucu gördük ki, bu olmayacak. 12 jüri üyesinden sadece bir erkek, diğer 11 üyeye karşı durup davanın kilitlenmesini sağladı ama görünen o ki bu kişi bir daha yargılanacak ve delilik bahanesi ile suçsuz bulunacak. Bu aslında katil anne serbest kalacak anlamına gelmiyor, başında söylediğim gibi böyle suçsuz bulunan ilk kadın ya da erkek Lindsay Clancy olmayacak ve suçsuz bulunması serbest kalacağı anlamına da gelmiyor. Ama bu davada bu katilin suçsuz bulunması, bu akıl sağlığı yerinde olmayan kitleye çok ama çok yanlış bir sinyal gönderecek.

Bütün bu olanlardan çıkaracağınız sonuç ne?

Kız arkadaşınız Lindsay Clancy suçsuz ya da daha beteri Patrick yaptı gibi bir şey söylüyorsa, o ilişkiyi bitirin. Böyle biri ile empati kurabilmesi, nasıl bir psikoloji ile karşı karşıya olduğunuzu görmenizi sağlamalı.

Ama, bu olayı “kadınlar gerçek yüzlerini gösterdi” diye okumayın. Benim gördüğüm kadarıyla TikTok başta olmak üzere asosyal medya B kümesi kişilik bozukluğu olan kadınlar tarafından ele geçirildi. İçeriğin büyük bir kısmı, viral olan içeriğin tamamı, bu tip kadınlar tarafından üretiliyor.  Ekran yanında bu tip kadınlar gerçek hayatta da tüm saldırgan ve dengesiz tavırları ile kamusal alanda çok öne çıkmaya başladılar. Gösterilerde erkeklerin suratına salyalar saçarak bağırıyorlar, sadist ve psikopat olanları sosyal medyada 185 aldı erkek ölsün diye havlıyor ya da kameralardan kocasını nasıl köpek ettiğini sergiliyor, histrionik olanlar dünyayı gezerek ve antidepresan ilaç kokteyli ile kendinden kaçmaya çalışırken,   biz ölümlü yerlesiklere ne kadar üstün olduğunu kanıtlamaya çalışip ilgi oruspulugu yapıyor, vs . Çevresinde kadın bulunmayan, kalabalıklar içinde yaşasalar da sosyal olarak izole, ölümcül derecede online yaşayan bazı genç erkekler, mankurt gibi kölesi oldukları ekrandan akan kadın imajını “kadınlar” sanıp radikalleşiyorlar. İnsan ızdırabını paraya çeviren makine, bu erkeklerin beynini kızartıyor.  Boyle arkadaşlar lütfen ekrandan çıkıp gerçek hayatta gerçek kadınlarla daha fazla zaman harcayın. Biliyorum bazılarınız SJW copluklerinde yaşıyorsunuz ve çevrenizde bu tip kadınların gerçeği var. Siz de mümkün olduğunca o çevreden kopmaya bakın.

Peki bunun toplum için anlamı ne? Kadınların küçük bir kısmı sonuçta değil mi? Toplum için anlamı karanlık çünkü 2-3% gibi bir azınlık eğer adaletin kılıcından korkmazlar da, o toplum çok tehlikeli bir yere dönüşür. El Salvador’da hapishanedeki nüfusu %1.5’tan %3’e çıktığında yani sadece %1.5luk bir psikopat erkek azınlığı adaletin kılıcını yiyince, ülke dünyanın en tehlikeli ülkesinden güvenli bir ülkeye evrildi. Çok Küçük ama agresif ve gürültülü bir grup zaptedilmezse koca bir nüfusu tahakküm altına alabiliyor.

 

Kadın – erkek kutuplaşması ve ızdırabı paraya çeviren makine

Duydunuz mu bilmiyorum ama, uzun süredir devam etmekte olan bir savaş var?
Bu savaş Ortadoğu’da değil, yorum köşelerinde, asosyal medya zaman akışınızda ve az önce birinin Jordan Peterson klibi yollayıp birilerinin buna çıldırdığı grup muhabbetlerinde devam ediyor.

Bahsettiğim savaş, cinsiyetler arasındaki savaş. Bu oldukça yorucu savaşta bombalar değil, bitmek bilmeyen yorumlar ve cevaplar kullanılıyor. Bu savaş, modern erkeklerin mağdur olduğunu düşünen bir taraf ile, bu önermenin dünyanın en defansif cümlesi olduğunu düşünenler arasında devam ediyor.

Hangi tarafta olduğumu anlamanız için size bu konuda ne düşündüğümü, daha konuya girmeden söyleyeceğim: bence birileri iki tarafı da fena oyuna getiriyor. Aslına bakarsanız bu rahatlatıcı bir gerçek çünkü insanları aynı güç tarafından düzüldüklerini, karşı tarafın kendilerini düzdüğünü sanan grupların, birbirlerini düzmediklerini ama bu düzüşten tonlarca para kazanan başka bir grup tarafından düzüldüklerini anlamaları kadar onları bir araya getirecek başka bir gerçek var mı?

Ben burada bunu size bilimi, kanıtları ve gerçekleri kullanarak ispatlayacağım. Kanıtlar ve gerçekler dememden ne kadar ciddi olduğumu anlayabilirsiniz çünkü kanıtlar ve gerçekler kelimeleri, ruh halinizi mahvetmek üzere olduğuma işaret. Ama neyse ki herkesin ruh hali zaten boktan.

Şimdi size bazı rakamlar vereceğim. Bu rakamlar benim yargılarım değiller, gerçekleri yansıtıyorlar. Bu rakamları vererek başlamamın bir nedeni var ve bu bölümün sonunda bu rakamlara geri döneceğim.

Erkek intihar oranları, kadın intihar oranlarının yaklaşık olarak 3 katı. Erkeklerde her 100 bin kişide 17.4 ve kadınlarda her 100 bin kişide 5.7. Bu rakamlar Ulusal İstatistik Ofisinden geliyorlar, manosphere sitelerinden değil. İngiltere’de 50 yaş altındaki erkeklerin en büyük ölüm nedeni intihar.
2024 yılında, üniversiteye giren kadınların sayısı, erkeklerin sayısının 44 bin fazlasıymış. Yüksek Eğitim Politika Enstütüsü geçen on yılda, doğum oranlarını da dikkate alarak, üniversiteye gitmesi gereken yarım milyon erkeğin üniversiteye giremediğini hesaplamış. Bu dönemde de çalışmayan ve okumayan genç erkek oranı %13’ten %17’ye çıkmış.

Bu rakamları size, bir şeylerin gerçekten yanlış olduğunu göstermek için okuyorum.

Burada nöron biliminin anlatacak bir hikayesi var. UCLA’dan Naomi Eisenberger, sosyal olarak dışlanmanın ve ekonomik belirsizliğin, fiziksel acı ile aynı nöron ağlarını tetiklediğini gösteren çalışmalar yapmış:

“Beyin reddedilmeyi nasıl işler? Bu konuyu araştırmak için denekleri fMRI makinesine soktuk ve Cyberball denilen bir bilgisayar oyunu oynattık. Bu sanal oyunda denekler başka bir insanlara karşı oynadıklarını sanıyorlardı ama aslında bilgisayara karşı oynuyorlardı. Oyunda bir noktada bilgisayarın kontrol ettiği iki oyuncu, artık deneğe top atmamaya yani onu oyundan (sosyal olarak) dışlamaya başlıyor. Biz de tam bu durumda beyinde ne olup bittiğini görüntüledik.

Ben veriyi analiz ederken, yan masada oturan bir meslektaşım da, kronik fiziksel acı ile ilgili beyin görüntülerini inceliyordu. Bir zaman sonra, ekrandaki verilerin birbirlerine ne kadar da benzediklerini fark ettik. Aslında veriler o kadar benzerlerdi ki, hangi çalışmanın sonucuna baktığımız belli bile olmuyordu.

Bu bize, sosyal reddedilmenin, fiziksel acı işleme merkezlerini tetiklediğini düşündürdü. Aslına bakarsanız, evrimsel açıdan baktığımızda bu pek de şaşırtıcı değil.”

Sosyal bağların insanların ve aslında memelilerin hayatta kalmaları için ne kadar önemli olduğunu düşünürseniz, sosyal ağın içinde olmamızı garantilemeye çalışan sistemin, fiziksel acı sisteminin üzerinde çalışması son derece mantıklı. Yani fiziksel bütünlüğümüz tehdit altındayken hissettiğimiz acı sinyalleri, sosyal ilişkilerimiz tehdit altındayken de kullanılmak üzere ödünç alınıyorlar.
Bunu biraz düşünelim. Birine “erkek ol” demek, ayağı kırık birine “koş” demek ile neredeyse aynı şey. Bir insan işini, statüsünü, amaç hissini kaybettiğinde, bunu sadece zayıflık ya da kırılganlık olarak değil, fiziksel ızdırap gibi hissediyor.

Herhangi bir tarafın yandaşı olmadan şunu söyleyebilirim ki, manosphere denilen şey, gerçek bir probleme tepki veriyor. Acı gerçek, kriz gerçek. Ama manosphere denilen şeyin bu gerçeklerle ilgili açıklamalarına gelirseniz, işler gerçekten ilginçleşiyor.

Sosyal psikolog Henri Tajfel’in 1970’lerin sonlarında yayınladığı araştırmalar, grup kimliğinin, nasıl ön yargıya dönüştüğünü anlamamızı sağlıyorlar. Tajfel’in araştırmaları, insanların doğal olarak nasıl da kabilesel olduğunu gösteriyorlar.
Bu bir defo değil, bir hayatta kalma mekanizması. Çünkü insanlık tarihi boyunca kabile içine kabul edilmek güvenlik, dışlanmak gerçekten ölüm demekti. Bu nedenle de beyin, grup aidiyeti konusunda aşırı duyarlı olacak şekilde evrimleşti.

“Biz ve onlar.”
“Benim grubuma mı dahilsin yoksa şu ya da bu gruba mı?”

Şimdi rahatsız edici tarafa gelelim.

Henri Tajfel, aşiret tepkisi oluşturmak için bir tarihçeye, ideolojiye ya da gerçek bir çatışmaya gerek olmadığını gösterdi. Tamamen rastgele ve anlamsız şeyler üzerinden insanları gruplara bölse bile, grup aidiyetinin kurulduğunu gördü. Grupları ayıran özellik anlamsız ve küçük olsa bile, insanların kendi gruplarına ait insanları, diğer gruplara ait insanlara göre kayırdıklarını gördü:

“Her sene sınıfıma 20 kadar öğrenci gelir ve hep aynı deneyi yaparım. Öğrencilerden, bir kavanozdaki fasulye sayısını tahmin etmelerini isterim ve sonra da öğrencileri “fazla tahmin edenler” ve “az tahmin edenler” diye iki gruba ayırırım. Gerçekte kavanozda kaç fasulye var bilmiyorum. Sayıyı tamamen kafadan sallıyorum. Aslında sınıfı rastgele ikiye ayırıyorum ama öğrenciler gerçek bir şeye göre ayrım yapıldığını sanıyorlar.

Ama ayrım gerçek olsaydı bile oldukça minimal. Irk değil, cinsiyet değil, ayakkabı numarası bile değil. Tamamen anlamsız ve gereksiz bir ayrım.

Bundan sonra öğrencilere bazı kaynakları sınıf içinde dağıtmalarını söyledik. Herkes kimin kendi fasulye grubundan olduğunu biliyordu. Sonuçta öğrencilerin %90’ı, kaynakları kendi gruplarında olan öğrencileri kayırarak dağıttılar.”

Aslına bakarsanız, kendi grubunuzu kayırmanız kötü bir şey olmak zorunda değil. Sonuçta grubunuzun dışındakiler kıt kaynakların acısını çekebilirler ama siz bunu onlara saldırmak için yapmıyorsunuz. Fakat uygun koşullar altında bu grup kayırma, başka gruplara karşı düşmanlığa dönüşebiliyor. Bu noktada ön yargı, sözel saldırı, alay, hakaret gibi şeyler başlıyor. Beyniniz sırf sizi bir gruba atadığı için, o grubu kurtlar gibi savunmaya başlıyorsunuz. Bu da insanların kendi taraflarını online dünyada, Ortaçağ’da kalelerini savunan askerler gibi savunduğunu açıklıyor.

Kimliğiniz, aidiyetiniz tehdit edildiğinde, beyniniz karmaşık mekanizmalara başvurmuyor. Basitçe bir düşman yaratıyor.

Şimdi 2026 yılında genç bir erkek olduğunuzu düşünün ve belki de öylesiniz. Ekonomik olarak oldukça belirsiz bir durumdasınız. Hayat pahalılığı krizi var. Kültürel olarak görünmez hissediyorsunuz. Ana akım politikada kimse sizinle konuşmuyor, deneyimlerinize uygun bir dile sahip değil.

Şimdi online dünyada toplumda dışlanmış, sorunlarına sırt çevrilmiş bu erkeklerin oluşturduğu bir gruba girdiğinizi düşünün. Bundan sonra harekete geçecek olan süreç hiç de tesadüfi değil.

NYU Sosyal Medya ve Politika Merkezinden araştırmacılar, algoritma tarafından içerik tavsiye etme mekanizmasının, insanların radikalleşmesi konusunda içeriğin kendisinden bile daha önemli, tek başına en önemli ateşleyici olduğunu bulmuşlar. Tekrar söyleyeyim, sosyal medya algoritmaları, radikalleştirme konusunda içeriğin kendisinden daha önemliler.

İnternete giriyorsunuz ve “neden zorluk çekiyorum?” diye arama yapıyorsunuz. Algoritma size, erkeklerin harcanabilir cinsiyet olduğu hakkında bir video sunuyor. Siz bu videoyu atlamayıp izlediğinizde, algoritma size biraz daha radikal bir video sunuyor. Bunu da izlediğinizde, algoritma size biraz daha radikal bir video sunuyor.

Her adımda bir 30 saniye daha fazla kalıyorsunuz, biraz daha öfkeleniyorsunuz, biraz daha ikna oluyorsunuz, spesifik bir düşmana biraz daha odaklanıyorsunuz. Bu, komplo teorisi değil, optimizasyon. Bu, bilinçaltı bir seviyede, sizin ızdırabınız üzerinde çalışan, gerçek zamanlı bir A/B testi (bölünmüş test).

Bu tünelin ucunda ise, Bugatti’sine kıçını dayamış bir şekilde Andrew Tate ya da ona benzer biri, sizi ve ızdırabınızı anladığını söyleyerek, kolları açık bir şekilde sizi bekliyor.

Andrew Tate, ismini sonradan Gerçek Dünya (Real World) olarak değiştirdiği, Hustler Universitesini kurdu (hustler kelimesi hem girişken hem de dolandırıcı demek). Bir insanın başkalarına milyoner olmayı öğreten dersler satması ile milyoner olması her zaman çok ilham verici (!) bir şey değil mi? “Ayda 50 dolar verirseniz size nasıl erkek olacağınızı ve size karşı kurulmuş düzende nasıl kazanacağınızı öğreteceğim!” Bu online eğitim sisteminin en tepe noktasında 200 bin abonesi vardı. Evet, küçük bir ada ülkesinin gayrı safi milli hasılası kadar para, nemlendirici kremlerin feminist komplosu olduğunu düşünen bir adama gidiyordu. Yanlış anlamayın, nemlendirici kremler elbette feminist komplosu.

Bütün bunlar olurken de sosyal medya, izlenen her kayıtlı yayın saatinden kendi payını alıp durdu. Milyarlarca görüntülemeden kazanılan para ve dolandırıcı ile sosyal medyanın simbiyotik varoluşu! Biri acı çeken kitleyi sağlıyor ve diğeri de bu kırılgan kitlenin emeceği öfkeyi. Sonuçta her ikisi de kazanıyor.

Ama burada da bitmiyor. Bundan sonra ne başlıyor? Andrew Tate’in ne kadar aşağılık biri olduğu ile ilgili reaksiyon videoları, podcastlar, feminist tepki videoları, vs. vs. Milyonlarca saat izlenme üreten yüz binlerce video. Hepsi para üreten ve karlı bu videolar, aynı algoritmaların tıpatıp aynı etkileşim sinyallerine servis ediliyorlar. Tarihte her iki tarafın da HelloFresh tarafından finanse edildiği ilk savaş bu.

Molly Crockett adlı bir nöron bilimci, 2017 yılında Nature Human Behavior adlı prestijli bir yayında, Dijital Çağda Ahlaki Öfke (Moral outrage in the digital age) bir araştırma yayınladı ve bu araştırmada, sosyal medya platformlarının, ahlaki öfkeyi insanların doğal olarak göstereceklerinin çok üstünde bir seviyede, sistematik bir şekilde abarttığını gösterdi.

Dijital medyanın, öfkeyi tetikleyen uyarıcıları nasıl etkilediğine bakalım. Ahlaki öfke, sosyal normların ihlal edildiğinin algılanması üzerine ortaya çıkar. Gelişmiş demokrasilerde, sosyal normların ihlal edildiğine direkt şahit olma ihtimaliniz neyse ki düşük. Gündelik Hayatta Ahlak (Morality in everyday life) adlı bir araştırmada Wilhelm Hoffman ve ekibi, insanlardan şahit oldukları ve duydukları ahlaksız eylemleri cep telefonu kullanarak bildirmeleri istemişler. Araştırma sonucunda ise insanların gün içinde gerçek hayatlarında maruz kaldıkları veya şahit oldukları ahlak dışı eylemlerin, toplam bildirilen ahlak dışı eylemlerin %5’i olduğu ortaya çıkmış. İnsanların bildikleri ahlak dışı eylemlerin çoğu, duydukları eylemler. Peki bunları nereden duyuyorlar? Bu duyumların ezici çoğunluğu, internetten geliyor ve az bir kısmı da diğer medya yayınlarından. Dijital medya ahlaki öfke tetikleyen uyaranlara maruz kalma oranımızı önemli ölçüde artırıyor.

Aynı zamanda ahlaki öfkenin tarihte ve günümüzde ne için kullanıldığını da karşılaştırmamız lazım. İnternet öncesi tarihte, sosyal ağlar içerisinde güvenilir veya güvenilmez haberler, dedikodu ile yayılıyordu. Bu dedikodu bilgisi, insanların kendi toplulukları içinde kime güvenip kime güvenmeyecekleri konusunda değerli bilgiler içeriyordu.

Günümüzde ise sosyal medya platformları, bilgi dağıtımından reklam geliri elde ediyorlar ve haber besleyici algoritmaların temel amacı, insanlar arasında güven ve işbirliği sağlayıp sağlamadığına bakılmadan, en çok paylaşılacak ve etkileşim yaratacak bilgiyi yaymak. Peki bir online içeriği viral yapan özellik nedir?

Jonah Berge ve Katy Milkman, Online İçeriği Viral yapan nedir? (What Makes online Content Viral?) adlı çalışmalarında, New York Times makalelerini incelemişler ve bir makalenin yarattığı öfke seviyesinin, o makalenin viral olup olmayacağını tahmin eden en büyük gösterge olduğunu bulmuşlar.

Başka araştırmalar da aynı şeyi gösteriyorlar. Öfke viral olma potansiyelini arttırıyor ve viral içerik de çok paylaşıldığı için kazanılan parayı.

Sosyal medya algoritmaları, insanların gerçek hayatta doğal bir şekilde deneyimlemeyecekleri kadar yüksek öfke yaratıyorlar ve sosyal medya şirketleri de bundan para kazanıyorlar. Sosyal medya platformunun cinsiyeti yok, ahlaki ve toplumsal değerleri yok. Tek bir amacı var o da daha fazla para kazanmak. Bunun için de sizin ızdırabınızın en iyi yatay içerikle mi dikey içerikle mi sömürüleceği üzerine 17 değişik A/B testi var.

Sosyal medya ne kimin öfkeli olduğu ile ilgileniyor ne de neden öfkeli olduğu ile ilgileniyor. Sosyal medyanın tek ihtiyacı olan şey öfke. Öfkenin kendisi, sosyal medya için sadece ve sadece, para kazandığı bir ürün.

Manosphere olayında da elimizde olan bu. Ekonomik olarak gelecek güvencesi olmayan ve bunu kronik fiziksel ızdırap gibi hisseden bir erkek nesline, öfke yakalamak ve yükseltmek üzere en iyilenmiş algoritmalar tarafından, hazır düşman veriliyor. Aynı algoritmalar, kendi cinsiyetlerine özgü ızdıraplar yaşayan kadınlara da, acılarını yakalamak ve yükseltmek üzere hazır düşman veriyor. İki taraf da birbiri ile çatışıyor ve kendilerinin haklı olduğunu düşünüyor. Bütün bu klavye savaşları sürerken de sosyal medya platformları, tonlarca para kazanıyor.

Platformun kendisi nötr. Ne kadınların geleceği ile, ne de erkeklerin geleceği ile, ne de abartı paralar kazanmak için abarttığı öfkenin bu insanlara ne yaptığı ile ilgileniyor. Ama bu klavye savaşlarını yapan kadınlar ve erkekler, savaşı sürdürerek kazanılan karı görmüyorlar ya da görseler bile bu haber akışlarında pek görünmüyor. Sizin sömürülmenizi durduracak gerçekler pek karlı değiller.

Bu arada da platformlarla simbiyotik ilişkide olan, erkeklerin ızdırabını gerçekten dindirmekte finansal çıkarları olmayan bazı erkekler, gerçek erkek ızdırabından gerçek paralar kazanıyorlar.

Bu insanların amacı kendileri için daha fazla para kazanmak. Sistemin içindeki herkes, platform sağlayıcılarının ve içerik üreticilerinin hepsinin, savaşın sonsuza dek sürmesinden kazanç sağlıyorlar. Siz, içerik tüketicileri ve klavye savaşının piyonları hariç tabi ki.

Bu noktada size, psikolog ve ekonomist Anne ve Angus Deon çiftini tanıtmak istiyorum. Bu ikili Princeton üniversitesinden, nobel ödüllü bilim adamları ve çaresizlik ölümlerindeki artışın kadın ve erkeklerde paralel olduğunu bulmuşlar.

Kadınların uyuşturucudan, alkolden ve intihardan ölüm oranları, erkeklerin ölüm oranlarına göre daha az tarih boyunca hep daha azdı. Ama son yıllardaki artış paralel. Belki erkeklerde ve üniversite mezunu olmayanlarda artış biraz daha fazla ama artış hemen hemen paralel.

İkili kitaplarında, Amerikan kapitalizminin, 4 yıllık üniversite mezunu olmayan Amerikalılar için çalışmadığını söylüyor ki bu, 25-64 yaş grubundaki Amerikalıların %23’ü demek. İkili antikapitalist olmadıklarını, kapitalizme inandıklarını ama kapitalizmin rayından çıktığını söylüyor.

Maaşların reel olarak artmaması, endüstrinin yurt dışına çıkması, toplulukların çökmesi, her türlü ekonomik güvenliğin yavaşça ortadan kalkması gibi ortak nedenlerle güdülenen cinsiyetler arası savaşın iki tarafı var. Sınıflar arası savaşta ise cinsiyetler aslında aynı taraftalar. Ve sınıflar arası savaşın cinsiyetler arası savaşa dönmesinden kar edenler, bu savaşın içinde değiller.

Bu online platformları işletenler, araştırmaları bilmiyor değiller. Bu platformların davranışlar konusunda uzman, insan algısını en üst seviyede anlayan bilim adamları ile dolu departmanları var. Ve bu bilim adamları tüm zekalarını, daha fazla HelloFresh ya da o günün VPN’i neyse o VPN’in reklamını görmeden platformdan çıkmamızı garantilemek için kullanıyorlar.

VPN demişken tam da bu nedenle ben de bu günün sponsoru Otomatik Portakal VPN’i kullanıyorum. Algoritmanın sosyal medya ana sayfama kustuğu aşırı korku ve öfke içeriğini tüketirken gözü mü bile kırpmamak için, hangi zaman diliminde ya da ülkede olursam olayım, bu zehire sülük gibi yapışmamı sağlayan Otomatik Portakal VPN’ kullanıyorum.

Platform sağlayıcıları, bu savaşı bitirmemenin, bitirmekten daha karlı olduğuna karar verdiler. Ve haklılar da. Bu kazara vardıkları bir karar değil. Bu, kendileri ve yaşadıkları fildişi kule hariç herkes üzerinde nasıl sonuçları olduğunu çok iyi bilen, bu konuda araştırmaları okuyabilen bir çalışan ordusuna sahip platform sağlayıcılarının, ekonomik bir iş tercihi.

Cebinizden zihninize akan bu korku ve öfke hattını manosphere inşa etmedi. Manosphere’in tek yaptığı şey, bu hat üzerinde size bir şeyler satmak. Bu hat, hattın ürettiği lağımın kesinlikle etkilemeyeceği insanlar tarafından üretildi, en iyilendi ve işletiliyor.
Durumun çok karanlık olduğunu biliyorum ama bununla mücadele etmenin bir yolu var. Nobel ödüllü Daniel Carnean, 1970’li yıllarda beyinde 2 düşünce modunun olduğunu buldu.

Sistem 1, hafızanıza otomatik olarak gelen şeyler. Size annenizi belirttiklerinde ortaya çıkan otomatik duygu gibi. Bu sistem üzerinde kontrolünüz yok. Sistem 1 istemsiz ve otomatik.

Sistem 2 ise yavaş, emek isteyen ve istemli düşünce sistemi.
Karar verirken genellikle Sistem 2 çalışıyor deriz. Çoğumuz yaptığımız şeylerin nedenleri olduğunu düşünürüz. Ama yaptığımız şeylerin çoğunu, farkında olmadığımız nedenlerle yapıyoruz. Bize neden yaptığımız sorulduğunda, buna cevap olarak nedenler söylüyoruz ama söylediğimiz nedenler, yaptıklarımızın sebepleri olmak zorunda değil.

Sistem 1 duygusal, otomatik ve kabilesel. Bir Andrew Tate ya da Jordan Peterson videosu görünce anında öfke ya da saygı hisseden tarafınız sistem 1. Asosyal medyada bir yorum okuyunca öfkelenip bununla çatışmak isteyen tarafınız da sistem 1. Ve en önemlisi, algoritmanın sizi içerde tutmak üzere kullandığı, kullanmak için tasarlanıp en iyilendiği tarafınız da sistem 1. Sistem 1, paranın kazanıldığı yer.

Sistem 2 ise yavaş, analitik, çaba harcayan ve çok paylaşılmayan içeriklerin çoğunu üreten, kullanıcıları platformda tutma konusunda berbat bir sistem. Sistem 2 viral olmuyor, trend olmuyor ve kimse tarafından kesilip biçilip TikTok’a konulmuyor. Sistem 2’nin tıklanma oranının yanında, kurumakta olan boya videosu sansayonel haber gibi.

Ama sistem 2 aynı zamanda bütün bu sosyal medya lağım hattından kimin çıkar sağladığını soran, algoritmaların arkasındaki yapısal gücü sorgulayan ve “şu an bu içerik bu platform tarafından neden önüme çıkıyor?” diyebilen taraf. Sistem 1, o sonradan yüzünüzü kızartan yorumu yazdıran taraf. Sistem 2 ise daha sonra o yorumu okuyup “ben en iyisi estetik yaptırıp başka şehre taşınayım” diye utanan taraf.

Manosphere ve ürettiği her şey, sistem 1 için üretilmiş ve tasarlanmış şeyler. Aynı zamanda manosphere’in ne kadar berbat olduğunu anlatmak için üretilmiş her şey de sistem 1 ürünü. Çünkü ancak bu tür ürünler algoritma tarafından ödüllendirilip dolaşıma sokuluyorlar. Sistem 2 moduna geçtiğiniz anda, savaş meydanının kimin olduğunu, savaştan kimin çıkar sağladığını, sizin öfke dolmanız ile kimin ekonomik çıkarlarının karşılandığını sorduğunuz anda, karşı cinsten öfkelendiğiniz kişinin değil ikinizi de o meydanda savaştıran gücün düşman olduğunu görüyorsunuz. Bu sizi “makine” için daha az kullanışlı yapıyor. Siz platformdan çıktığınız için değil, daha az manipüle edilir olduğunuz için daha az kullanışlı yapıyor.

Manosphere bir erkek nesline düşmanın kadınlar, feminizm ya da modernlik olduğuna dair bir sürü içerik üretti. Feminizm ve modernlik de kadınlara düşmanın erkekler, maskülenite ve manosphere olduğunu anlatan bir sürü içerik üretti. Ama tüm bu zaman boyunca asıl haber maaşların erimesi, endüstrinin yurt dışına kaçması, çalışan sınıf kimliğinin içinin boşaltılması ve sosyal medya platformlarının insan ızdırabından devasa miktarda para kazanmasıydı. Asıl hikaye her zaman gözümüzün önündeydi.

Bu yayını yapma sebebim, kadınlarla ve erkeklerle aynı kalp kırıcı konuşmayı defalarca yapıyor olmam.

“Erkeklerden nefret etmeyin.
Kadınlardan nefret etmeyin.
İnsan ızdırabının inanılmaz derecede etkileşim alan bir içerik olduğunu kazara fark eden, ve o günden beridir de tamamen kar motivasyonu ile, sizin üzerinizde ve size ne olduğunu zerre umursamadan çalışan algoritmadan nefret edin.”

Kaynak: The Manosphere Isn’t About Men. Or Women

Erkek adam uyanışının yol haritası – YouTube Katıl ve Patreon üyelerine özel canlı yayın kaydı

Erkek Adam sitesi YouTube katıl kanalına ve Patreon’a üye takipçilerle yaptığımız Erkek adam uyanışının yol haritası yayını. Bu yayında aslında, efendi erkek olmaktan kurtulup, içinizde yatan erkek adamı ortaya çıkarmayı, duygusal gücü, vs. konuştuk.

Yayının Patreon’da yayınlanan kaydı:

Yayının YouTube katılda yayınlanan kaydı:

Sevgilisi olan kızı kendime nasıl aşık ederim? – Vaka Çalışması

Sitemizi yeni keşfetmiş, 25 yaşında bir arkadaş, yazdığı e-postayı “sevgilisi olan kızı kendime nasıl aşık ederim?” başlığı ile atmış. Ben e-postadan özel soru cevaplayamıyorum ve e-posta atanlara ya erkekadam.org sitesinde uygun bir yazı altında sorun (uygun yazı bulamazsanız soru – cevap yazıları var onların altında sorun), ya özel görüşme ayarlayın ya da (eğer konu ilginç ise) vaka çalışması yapayım diyorum.

Arkadaş, vaka çalışmasını seçti. E-postada “sen yetkili bir abiye benziyorsun, bu derdimi sen çözersin” gibi bir şey yazmıştı. Şimdi izninizle kendisini zevkle hayal kırıklığına uğratacağım. Atış serbest ?

“Merhaba, ben Erkan sitenizi yeni keşfettim. 25 yaşındayım ve bir üniversitede master yapıyorum. Üniversitede kantinde sıra beklerken, çok güzel bir kız gördüm ve onunla göz teması kurdum. Kendisine gülümsedim ve o da bana gülümsedi.”

Klasik yürüme davetiyesi. Göz teması kurarsınız, kız gözünü kaçırmadan gözünüzü kaçırmazsınız ve gülümsersiniz. Kız normalde “bakma işim olmaz” kafasında ise, refleksif bir şekilde gözlerini hafif yukarıya çevirerek kaçırır. Eğer “bir konuşsak mı” kafasında ise refleksif bir şekilde gözlerini aşağı kaçırır ve/veya gülümser.

“Ben ona nasıl yaklaşacağımı düşünürken, kız kahvesini aldı ve gitti. 3 gün sonra kampüste yine karşılaştık. Bu sefer de göz teması kurup gülümseyince gittim açılış yaptım.”

Evet her zaman yürüyemezsin ve ikincisinde doğru şekilde yürümüşsün. Sanırım, kadınlarla tanışma sanatını biraz da olsa biliyorsun.

“Teşekkür etti ama bir erkek arkadaşı olduğunu söyledi ve hatta çıkarıp fotoğrafını gösterdi. İlk defa böyle birşeyle karşılaşıyorum, bu davranış bana garip geldi.”

Garip ama “seni reddetmek için yalan söylemiyorum gerçekten erkek arkadaşım var” demeye çalışıyor.

“Bana arkadaş olabileceğimizi söyledi.”

Erkek arkadaşı var ama dışarda karşılaştığı ve kendisine rastgele yürüyen erkekle “arkadaş” olan bir kız. Tam ilişkilik(!). Tam kendine aşık etmelik(!). Ne güzel ?

“Biraz muhabbet ettik ve çok tatlı ve sıcak bir kız olduğunu görünce ondan daha fazla hoşlandım.”

Düşünsene bir kız arkadaşın var. Dışarda karşılaştığı ve kendisine rastgele yürüyen erkekle “arkadaş” oluyor, ona çok tatlı, çok sıcak. Ne kadar tatlı (!), ne kadar sıcak (!).

“Telefon numarasını aldım ve mesajlaşmaya başladık.”

Çok tatlı (!). Açlık, yokluk, güzellik budalalığı sen nelere kadirsin? Erkek arkadaşı varken rastgele adamı yedekleyen kızı tatlı gösteriyorsun.

“Şimdi ben bu kızla kantinde birkaç kez buluştum, dışarıda buluşmayı daha teklif etmedim. Kızdan hoşlandım, kızlara yürümek sorun değil ve kısa süreli ilişkiler yaşıyorum. Ama uzun süredir kız arkadaşım yok.”

Uzun süredir “yalnız” olduğun belli.

“Niyetini anlamaya çalışıyorum. Erkek arkadaşı var ama bana da ilgili gibi. Siz bu konularda bilgili birisiniz, ne yapmalıyım?”

Kızın niyetini söyledin zaten. Erkek arkadaşı var ve sana da ilgili. Nesi anlaşılmıyor Mr. Side Chick, Mr. Erkan-Sat? Tut kenarda belki lazım olur. Ya da belki, “eskinin dalından atlayacağım ama yeni dal lazım. Ben yalnız kalamam. Yeni dal belki sensin, belki de sinemada arkadaş olduğum çocuk.”

Bu vakada ilginç bulduğum, kızın niyeti değil. Bu kız seninle ya da senin gibi çevirdiği birkaç arkadaş-sat elemandan biri ile, eğer şartlar müsait olursa kazara birlikte olabilir. İlginç olan, mektupta “ne yapmalıyım” demişsin ama attığın başlıkta “sevgilisi olan bir kızı kendime nasıl aşık ederim?” diye sormuşsun.

Bu kızın sana aşık olduğunu ve kız arkadaşın olduğunu düşün. Aylar sonra bir yerde bir adamla karşılaşıyor, adam kıza yürüyor. Hemen hepimizin kız arkadaşına ara ara birileri yürür, kızların alnında erkek arkadaşım var yazmıyor, herkes yürüme davetiyesi de beklemiyor ki bu kız davetiye atmış.

Kız adama gülümsüyor, adam kıza yürüyor ve kız adama senin fotoğrafını gösterip “erkek arkadaşım var” diyor. Sonra sıcak muhabbet, telefon değiş tokuş ve ara ara mesajlaşma ve buluşmalar. Tamamen arkadaşça.

Ne hissederdin? Çünkü amacına “ulaşırsan” olacak şey bu.

“Ne yapmalıyım?” sorusu sanırım, “şimdi mi yürüsem erkek arkadaşından ayrılmasını mı beklesem” gibi bir şey. Cevabı ise bu kızı tamamen pas geçmen.

Burada endişe verici olan şey senin kişiliğin. Kız gözünün önünde, erkek arkadaşının arkasından, başka bir eleman ile flört edip, telefonunu paylaşıyor. Sen ise bu kızın tatlı, sıcak ve çekici olduğunu düşünüyorsun. Ondan daha da hoşlanıyorsun. Onu aşık etmeyi, sevgili yapmayı düşünüyorsun ki “uzun süredir sevgilim yok” demenden anladığım, kızla yat – geç yapmaya değil ilişkiye meyillisin (yat – geç de yapma ama oraya geleceğiz).

Açlık öyle tavanda ki, bir erkek, erkek arkadaşının ardından iş çeviren kızdan hemen oracıkta soğumak yerine ondan daha da hoşlanıyor. Yetmiyor, onu kendine aşık etmek için ne yapacağını internette araştırıyor. Ve bu kızı kendine aşık edip sevgili yapsa bile, aylar sonra o adamla aynı durumda olacağını düşünmüyor.

Birçok erkek maalesef Hollywood filmlerindeki “ruh ikizini bulduğu anda maalesef sevgilisi veya nişanlısı olan mahsun kız ve onu gerçek aşka taşıyan romantik erkek” vıcıklığını satın alıyorlar. Bunun kızın karakteri olduğunu, tekrar tekrar yapacağı bir şey olduğunu göremiyorlar. Jack Titanik’te ölmese, Rose büyük ihtimalle ona da aynısını yapacaktı (ya da belki Rose 25 yaşına geldiğinde Jack Rose’u terk edip daha genç birini bulacaktı :)) ama o kısımları filmlerde göremiyoruz. Görsek de Notebook filminde olduğu gibi, nişanlısını 15-20 gün takıldığı eleman için terk eden kadının, “ah ne doğru tercihmiş” diye anlattığı anılarını izliyoruz.

Çöldesin, susuzsun ve bir şişe meyve suyu buldun. Koşuyorsun, şişeyi açıyorsun ve şişenin içindeki meyve suyunun içinde irin olduğunu, berbat koktuğunu görüyorsun. Buna rağmen ne güzel meyve suyu, çok tatlıdır bu diye heyecanlanıyorsun. O kadar susuzsun yani. Susuzluktan gözün dönmüş.

Ormanda geyik avlarken bir peri kızı gördün. Çok tatlı, çok güzel. Peşine takılıp kızı yakalıyorsun ve konuşmaya başlıyorsunuz. Kız birden, her tarafından irin akan bir cadıya dönüşüyor. Seni parçalayıp yiyecek. Ama sen soğuyup topuk topuk kaçmak yerine, bununla nasıl muradıma ererim diyorsun. O kadar açsın.

Bu kızın erkek arkadaşı olmasına rağmen sana telefon vermesi, seninle sıcak konuşması, seninle “arkadaş” olup mesajlaşması, buluşması yetişkin bir erkek adamı kızdan soğutacak şeyler. Sen ise sığ bir güzellik budalalığı ve açlıkla, kızdan refleksif olarak soğuyamıyorsun. Soğumayı bırak, daha da düşüyorsun.

Şimdi bazıları sana “abi bu kızdan kız arkadaş olmaz, bas geç” diye tavsiye verecekler ya da benim tavsiyemi dinlersen, bunu yapmayı düşüneceksin.

Bazı özdeğer yoksunu erkekler, kadın tavlama mekaniğini öğrenirlerken, erkek arkadaşı ya da kocası olan kadınla birlikte olmayı bir güç gösterisi, bir başarı olarak görüp böbürleniyorlar. Bunun ahlaki problemleri ve fiziksel tehlikeleri bir yana, açlık ve yokluk olduğunu, kaç kızla olurlarsa olsunlar kendilerini eksik, yoklukta hissettiklerini açık ettiğini göremiyorlar.

Şimdi sana “ya bırak ahlakı, tehlikeyi, açlığı moruk. Bu kız peri kızı iken basarım, cadı oldu mu kaçarım” kafasına girenlerin anlamadığı bir şey var. Bu davranışın bir bedeli var, size verdiği büyük zararlar var. Hemen ortaya çıkmadıkları için farkında değilsiniz ama sonradan sizden misliyle çıkacak iki bedel var.

Böyle bir karakter ile kısa süre bile (günler belki saatler boyunca) birlikte olmanız, sizi böyle bir karaktere doğru değiştirir. İlişkilik olmayan kadınlarla yatmak sizi emin adımlarla ilişkilik olmayan bir adama çevirir. Sonra 10 sene geçer ve neden hiçbir uzun süreli ilişkide dikiş tutturamıyorsunuz diye merak edip durursunuz.

İkincisi, aldatan kadınla birlikte olan adamlar, daha sonra aslında aldatılmadıkları bir ilişkide bile olsalar, aldatılma paranoyası ile acı çekip duruyorlar. Evet birileri bir yerlerde sürekli olarak birilerini aldatıyor ama bunu bilmek ile bizzat görmek aynı şey değil. Cinayet işlendiğini bilmek ile görmek aynı şey değil. Bilmek canınızı sıkar, görmek ise travma yaratır. Belki birinin sevgilisi, nişanlısı veya karısı ile yatarken bu travmanın farkına varmazsınız ama 1-2 sene sonra kendi sevgiliniz telefonda, o kadınlardan birinin kocasına söylediğine benzer bir cümle kurduğu anda tetiklenir, hayatınız kabusa döner. Genç yaşlarında “eki eki başkasının karısına kayıyorum, bu betaların karılarını ziken alfayım” diye şişinen ezik adamların sonra beni “karım beni aldatıyor paranoyası ile acı çekiyorum lütfen yardım et” diye aramaları, az rastladığım bir olay değil. Bu adamlara yardım etmek de zor, resmen travma yaşıyorlar, paranoyak durumdalar, uzman gerektiriyorlar.

Son olarak da diyeceğim, “bros before hoes” yani “biraderler / kardeşlik, kevaşelerden önemlidir”. Bu tip narsist, hastalıklı kadınları beslemeyin. Birkaç kez “abi bu kızı o adamdan ayırıp basacağım ve kapıya koyacağım. Kız gününü görür” gibi abukluklar duydum. Bir kere bunu söyleyen, kızdan kopamamanın ezikliğini, bu şekilde büyüklenerek bastırmaya çalışıyor ama asıl önemlisi hayal aleminde yaşıyor. Ben buna “sen hangi Yeşilçam filminde büyüdün” diyorum. Böyle bir kadına basıp geçmek, bu kadını ırgalamaz, tam tersi “oh seks yaptım” der geçer. Böyle bir kadın sizi gerçekten önemsiyor mu sanıyorsunuz? Ha, arkanızdan koşuyor numarası yapabilir ama böyle birini bu şekilde cezalandırabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Böyle bir kadınla ilişki veya kısa süreli seks zararlı. Hem size zararlı, hem topluma. Bunu yaparsanız, tek kazançlı çıkacak kişi, karşınızdaki ahlaksız insan olur. Böyle bir insanlar saatler, günler ve Allah korusun aylar geçirip de, bozulmayacağınızı sanıyorsanız, aşırı safsınız. Bok çukuruna biraz dalar çıkarım ama mis gibi kokmaya devam ederim diyorsunuz ama farkında değilsiniz. Böyle bir kadınla beraberlik, sizin tatlı tatlı bozulmanıza neden olur. Bonus olarak da sadece bozulmakla kalmazsınız, bu kan emici sizin enerjinizi emer, yeterince uzun süre birlikte zaman geçirirseniz, sizin posanızı çıkarır.

Günümüzde sosyal medya denilen bok çukurunun da etkisi ile, ayağına gelen kıza basıp geçmemenin aptallık olduğunu, “sen yapmazsan başkası yapacak bro manyak mısın?” kafasının hakim olduğunu biliyorum ama asıl bolluk, her önüne gelene atlamayacak tokluktan geçer, size bolluk diye satılan açlıktan değil. Etrafa “şuna koydum, şu kadar ziktim” diye hava atarak içinizdeki muhtaçlığı bastırmaya çalışıyorsanız, o muhtaçlığı besleyerek daha da muhtaç biri oluyorsunuz, haberiniz olsun.

Konuyu çok dağıttım, sana geri dönelim. Ey şaşkın insan, sen bir de bu kızı kendine aşık etmeyi, sevgili yapmayı düşünüyorsun! Belki de zihnin, “ruh ikizine geç rastladığı için başkası ile beraber olan ama artık ruh ikizini bulmuş” kız masalı ile dolu. Ama bu kızın karakteri bu ve karakteri kötü. Bu kızdan anında ve doğal bir şekilde soğumadığın için, senin karakterin de kötü. Kızın karakteri kendine ama sen kendi karakterinle yaşayacaksın ve bu nedenle bu karakteri iyileştirmen lazım. Karakteri bırak, bu kızın muhtemelen hiç kullanılmayacak yedeklerinden birisin ama diyelim ki sevgili oldunuz. Bu kız seni ilerde aynı şekilde bırakınca belki yıllarca kendine gelemeyeceksin.

Bir kadının güzel ve sıcak olması, güçlü bir çekim yaratıyor, insanın kodlarına işlenmiş bir çekim. Ama insanoğlu, erkek kedi değil. Bas – geç, çocuklara dişi baksın türü değiliz. Birçok kuş gibi, insan çocuğu uzun süre çift bakımı gerektiriyor. Bu da eş bağı gerektiriyor. Evrimsel olarak hayatta kalma ihtimalimiz, toğumlarını genetik olarak sağlıklı, doğurgan dişilere aktarma ile uzun süre eş bağı dengesini kurmaktan geçiyor. O nedenle dış güzellik ile (doğurganlık / sağlık), iç güzellik (eş bağı kurabilme), yetişkin bir erkeğin ilişkide ve evlilikte dengelemesi gereken bir denklem. Bir kadının heyecan / cinsel çekim ile eş bağını dengelemesi gerektiği bu camiada size çok söyleniyor (erkek olan sizen neden çok söyleniyor bilmem) ams sizin de heyecan / cinsel çekim ile eş bağını dengelemeniz gerektiğine yeterince vurgu yapılmıyor.

Sadece dışsal güzellik ile erimek, sizin henüz yetişkin bir erkek olmadığınıza işaret. İçsel çirkinliğin, dış güzelliğin ışıltısının altında kaybolabilmesi, özellikle ilişki konusunda sizi soğutmaması, henüz yetişkin bir erkek olmadığınıza işaret. Henüz yetişkin bir erkek olmamanız sizin suçunuz değil, ama bu kafayla yaptığınız yanlış seçimlerin cezasını siz çekeceksiniz. O nedenle en hızlı şekilde büyümeye, yetişki bir erkek olmaya bakın.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sosyalleşme ve sosyal ortamlarda nasıl davranmalı yayını

Patreon ve YouTube katıl üyelerimizle yaptığımız bu yayında, sosyalleşme kavramını ve günümüzde takipçilerimizin sosyalleşirken karşılaştığı zorlukları ele aldık, sosyalleşmenin ne olduğu, nasıl sosyalleşileceği ve bu süreçte yapılan hatalar ile bunlara karşı uygulanabilecek stratejiler üzerine konuştuk.

Sosyalleşme, genel olarak AVM’ye gitmek, bara gitmek, kafede oturmak, maç izlemek gibi aktiviteleri kapsasa da, biz bu yayında özellikle yeni insanlarla tanışmayı sağlayan, mümkünse kızlı erkekli ortamları hedef aldık.

Günümüzde birçok insan sosyalleşme problemi yaşıyor ve dar bir gruba tıkılıp kalıyor. Pandemi dönemindeki sokağa çıkma yasakları ve online yaşama geçiş, bu durumu derinleştirdi ve insanları sanki iki paralel evrene ayırdı: genel olarak online yaşayanlar ve hala sosyal yaşayanlar.

Yayında, sosyal kaygı (sosyalleşmekten korkma), ve kişisel psikolojik durumlar gibi sosyalleşme sorunlarının altında yatan çeşitli nedenlere değindik. Sosyalleşmeyi engelleyen hataları ve sosyalleşme becerilerini geliştirmek için tavsiyelerimizi konuştuk.

Katılan, soru soran, YouTube katıl ve Patreon aracılığı ile bize destek veren takipçilerimize teşekkür ederim.

Yayının Patreon destekçilerine özel linki.

Yayının YouTube katıl linki.

Hayata atılamama – Puer Aeternus – Yetişkin olmanın çok zor görünmesi

Bu konuda Dr.K’nın yaptığı detaylı yayını Patreon’a koydum: Puer aeternus – Ebedi oğlan çocuğu

Önemli noktalar

  • The Puer Aeternus (ebedi çocuk), büyüyemeyen, yetişkin olamayan genç erkek veya kadınları tanımlayan, modern Amerikan literatüründe Peter Pan sendromu denilen problemin ismi.
  • Beyin, kolay dopamin uyarımları tarafından tetikleniyor ve bu da kişinin zevki erteleme ve çok çalışma ihtimalini azaltıyor.
  • Bebek patlaması (baby boomer) neslinin çocuk yetiştirme şekli geri tepiyor: çocuklarımıza, hoşlarına gidecek işler söyledik ama bunu yapabilmek çok zor olabilir.

Çoğunuzun bildiği gibi Carl Jung, yirminci yüzyılın başlarında Sigmund Freud’un kanatları altında çalışan ama daha sonra çeşitli nedenlerle ondan koparak, Jungcu psikoloji adı verilen kendi psikoloji ekolünü yaratan bir psikologdu.

Jung, kişilik gelişimi ve arketip denilen, evrensel gibi görünen, mitolojik ve psikolojik yapılarla ilgileniyordu. İçe dönük – dışa dönük terimlerini Jung popüler hale getirdi. Gölge, Jung’un ortaya attığı ve daha önce duymuş olabileceğiniz terimlerden birisi.

Puer Aeternus ise, yetişkin olamayan kadın ya da erkek demek. Modern Amerikan literatüründe, Peter Pan sendromu dediğimiz şey, bu arketipin bir şekli. Puer Aeternus yani ebedi çocuk, yetişkin yaşamının gereklerini anlar ama bunlar onun için çok fazladır. Puer Aeternus sadece ebedi gençlik ile alakalı değil. Aynı zamanda kapana kısılma korkusu ile, her anlamlı yetişkin hayatında bulunan kuralların ve sorumlulukların korkusu ile alakalı.

Gelişim sürecine tüm insanlık katılır. Örneğin, anaokuluna başladığınızda, anaokulu sınıfına gitmek için servis otobüsüne binmeye başlarsınız. O yaşlarda anne ve babanıza çok bağlı olsanız bile, o sınıfa gitmenin bir yolunu bulmanız gerekir. Belki sınıfa gitmemek için ağlar ve annenize yapışırsınız ama zamanla kendinizi ana sınıfında veya ilk okulda bulursunuz ve orada arkadaşlar edinir, evden okula giderken sorun çıkarmayı bırakırsınız.

Anne ve babadan koparak okula gitmek, büyük bir gelişimsel başarı, çocukluğun normali olan bağlantılardan koparak ilerlemek anlamına gelir. İnsan hayatı, bunun gibi birçok gelişimsel an içerir. Bunlardan biri de yetişkin olma çağrısıdır.

Yetişkin olma çağrısı

Hayatımızın ilk 20 yılında, hemen her şey az ya da çok bizim önümüze serilidir. Eğer şanslı isek bir ya da iki ebeveynimiz bu süreçte yanımızdadır ve arkamızda bize destek olan bir komünite vardır.

Hayatın bu ilk 20 senesinde, ne yapmamız gerektiği bize söylenir, bizim için organize edilir. Okula gitmemiz, iyi notlar almamız, evde akıllı uslu davranmamız söylenir. Arkadaşlar edinmemiz, hızlı araba kullanmak gibi riskli davranışlardan, uyuşturuculardan, yıkıcı ilişkilerden uzak durmamız söylenir. Yatağa belli saatlerde girmemiz, uyanmamız ve gün içinde bunları tekrarlamamız söylenir.

Artık çocuk işçiliği yasak olduğu için, çocukluk döneminde para kazanmamız gerekmez, bir barınak bulmamız, yiyecek bulmamız gerekmez. Bunlar bize sağlanır ve yetişkinlik uzak gelecekte olan, birgün bir şekilde ulaşacağımız bir fikir olarak orada durur.

Derinlerde ise, bir kaygı vardır. Tüm gelişme anları, öncesinde bir miktar kaygı barındırır. Büyümek, evden ayrılmak isteriz ama aynı zamanda çocukluğun sağladığı tüm konforu bırakmaktan da korkarız. Bu korku kısmen bilinç seviyesindedir ama çoğu bilinç altındadır.

Genç bir insanı yıkabilecek birçok dikkat dağıtıcı var.

Örneğin yıkıcı ilişkiler. Birçok genç insan, buna hazır olmadan, draması oldukça zaman alıcı ve dikkat dağıtıcı olan ilişkilere girer. Böyle bol dramalı, bir fırtına bir sessizlik ilişki içindeyken, okula ve diğer sorumluluklara nasıl dikkat verebilirsiniz ki?

Bir diğer yıkıcı şey de uyuşturucu maddeler ve alkol. Birçok genç insan, aslında motivasyon açısından gerekli olan kaygıdan kaçmak için bu yıkıcı maddelere başvuruyor. Bu kaçış sonra daha fazla kaygı yaratıyor ve daha fazla kaygı da daha fazla uyuşturucuya ve kaçışa neden oluyor.

Son 20 yılda, gençler için yıkıcı olan dikkat dağıtıcılar listesine sosyal medya ve bilgisayar oyunları da eklendi. Dünya her geçen gün, genç insanların dopamin salgılamalarını, o bağımlılık yapıcı heyecan hissini tetikleyecek daha fazla yöntem icat ediyor. Birçok genç gecenin 2’sinde arkadaşlarına mesaj atıyor, sosyal medya kullanıyor veya oyun oynuyor ve bunu birçok gece tekrarlıyor.

Bütün bunlar, kovid karantinaları ve her geçen gün daha kullanışlı olan cep telefonları ile daha beter hale geldiler.

Dersleriniz için çok çalışmak, bir yetenek geliştirmek, bir alanda ustalaşmak, müzik ya da spor gibi alanlarda yükseklere çıkmak, istikrarlı bir çizelge ile adanmayı gerektirir. Fakat beyin kolay dopamin kaynakları ile daha fazla uyarıldıkça, bir insanın bir işe adanmak için zevki erteleme ve çok çalışma ihtimali, bir işi başarmakla zevk deneyimleme ihtimali azalır.

Bunlara bir de dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, duygu durumu bozukluğu ya da sadece yönetici işlev problemlerini ekleyin, yetişkinliğe çağrı çok daha zor bir hal alır.

Puer aeternus, gün geçtikçe büyüyen bir problem gibi görünüyor.

Değişen iş yaşamı

Başka bir problem daha var. İş yaşamı, tartışmaya gerek olmayacak şekilde, daha karmaşık bir hal aldı. Hayat boyu kolayca elinizde tutabileceğiniz 9 – 5 işler her geçen gün daha da azalıyorlar, basit stajyerlik bile eskisi gibi değil. Üniversite diploması artık bir iş garantisi sağlamıyor. Yani insanları kendilerini madde, bilgisayar oyunu, ilişki dramaları ile uyuşturdukları ya da sadece büyümenin zorluklarından kaçtıkları için kim suçlayabilir ki?

Covid-19 eve kapamaları ile bazı aileler bağlarını güçlendirdiler ve bu ailelerin çocukları online eğitimin nimetlerinden faydalandılar, izolasyona rağmen insanlardan kopmamanın bir yolunu buldular. Ama kapamala bir yandan da henüz yeni yeni duymaya başladığımız, hayatlarında bir yön bulamayan, öfke ve şüphe ile dolu, düşük özgüvene sahip, tükenmiş hisseden ve sorumluluk almaktan kaçan birçok genç insan ortaya çıktı.

Başka bir açıdan bakarsanız, bebek patlaması (baby boomer) neslinin çocuk yetiştirme stili geri tepiyor. Çocuklarımıza, hoşlarına gidecek işler bulmalarını söyledik ama bunu yapmak gerçekten çok zor ve bu, ulaşılması imkansız bir hedefe benziyor. Bu nedenle de birçok insan boşa uğraşacağıma gider kendimi uyuştururum, bilgisayar oyunu oynarım, ilişki dramalarına ve başka kaçış davranışlarına dalarım diyor. Benden beklenen şeyler çok fazla diye düşünüyor.

Bu modern puer aeternus ve gerçekten de çok acı verici bir şey.

Rekalibrasyon ihtiyacı

Artık rekalibrasyon, yeniden ayarlanma zamanı geldi. Hayatta olmak harika bir şey. Genç olmak harika bir şey. Ve büyümenin zorluğunun etrafından dolanmaya çalışmak yerine, her zor şeyde olduğu gibi içinden geçmeliyiz.

Muhtemelen genç insanlara çok fazla söz verdik. Bu konuda yeniden ayarlama yapma zamanı geldi.

Puer aeternus sınırlanmak, kendini tutmak, kurallarla bağlı olmak istememek demek. Özgür olmak istemek demek. Ama puer aeternus, insanı gerçekten özgür kılacak bir şeyler inşaa etmeden, bunun için gerekli irade ve adanmışlık olmadan özgür olmak istiyor.

Ebedi çocuk olarak kalmak, size mutluluk getirmiyor ve getirmeyecek. Büyümek diğer büyüme aşamaları gibi, birçok nedenden dolayı zor olabilir. Ama yetişkinlik, kendi özgürlüklerini de beraberinde getiriyor. Fakat büyümek, yetişkin biri olmak, kendiliğinden olacak bir şey değil.

İçinde puer aeternus bulunan her insan, aynaya bakmalı ve gördüğü insanı sevme tercihini yapmalı. O özel insanı, içinde büyüklük barındıran insanı sevme tercihini yapmalı. Çok iyi okullarda okumanız gerekmiyor. Dahi olmanız ya da çok varlıklı olmanız gerekmiyor. Sadece kendinizin iyi bir versiyonu olun. İçinizde bu yeri bulun ve ileriye doğru hareket edin. Bunu yapmakta çok büyük bir güç var.

Bkz. Jordan Peterson Türkçe – Peter Pan Sendromu, büyümek istemeyen erkekler

Bu tür konulara Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setinde ve bu kitaplardan derlenen Patreon daha iyi bir yaşam için yayın serisinde ayrıntılı değiniyoruz.

Kaynak: Failure to Launch: The Puer Aeternus

Kadınlar süper fit erkek vücudu konusunda yalan söylemiyorlar

İnceller üzerine yaptığı bilimsel araştırmalarla tanınan William Costello’nun (kendisinin 2 yıl önce Triggernometry kanalındaki The Truth about Incels yayınını tavsiye ederim), X hesabında bir anket yaptı ve Olly Murs’un 12 haftalık spor salonu dönüşümünden önceki halinin mi yoksa sonraki halinin mi daha iyi göründüğünü sordu.

Erkeklerin %64’ü, dönüşüm sonrası halinin daha iyi göründüğünü söylerken, %36’sı, önceki halinin daha iyi göründüğünü söylemiş. Kadınların ise %79’u ise, önceki halinin daha iyi göründüğünü söylerken, %21’i sonraki halinin daha iyi göründüğünü söylemiş.

Bunun üzerine bir kullanıcı, “kadınlar bu konuda neden yalan söylüyorlar? yalan söylemelerinin gerçek nedeni nedir?” diye sormuş.

Kadınlar muhtemelen bu konuda yalan söylemiyorlar. Maskülenite zirvedeyken erkekler soldaki ya da aşağıdaki gibiydi, maskülenite eksikliğinin kas ile kapatılmaya çalışıldığı devrin sağdaki gym fareleri gibi değil.

Bu tür cinsiyet içi yanılgılar kadınlarda da çok var. Örneğin ben günümüzde moda olan ve gerçekten gülünç duran arı sokmuş gibi patlak, eskiden 50 yaş üstü kadınların yaptırdığı türden gerilmiş, 20 yaşındaki kızı 40 yaşında gösteren, Joker gülüşü tipi dudakları çekici bulan çok erkek yok ama kadınlar bunun güzel bir şey olduğunu sanarak yapıp duruyorlar.

Örneğin Rivelino’nun “makyaj endüstrisi genç kadınları yok ediyor” diye paylaştığı iki fotoğrafta, çoğu erkek soldaki doğal hali daha çekici bulacaktır. Sağdaki ise kadınların erkeklere daha çekici geldiğini sanarak yaptıkları bir makyaj.

Neyse biz bu “fit erkek vücudu” olayına geri dönelim.

Bir X kullanıcısı şunu yazmış:

Fit vücut disiplini, mücadeleyi, istikrarı temsil eder. Siz kadınların fit vücutta şekle şemale dikkat ediyor sanıyosunuz ama gerçek öyle değil. Hayvanlardan yola çıkın. Hepsi bilinçaltında mental olarak sağlam erkek istiyor. Onların bile çoğu bunun farkında değil.

Fit vücut öyle. Özellikle de çok kaslı olmayacak şekilde atletik vücut, iyi avcı arketipine denk gelir ve çok eski çağlardan beri çekicidir. Ama aşırı kas ya da aşırı yağsız vücut peşinde olmak, mücadele ve istikrarın değil, erkek tiği vücut dismorfisinin temsilcisi. Kadınlarda aşırı zayıflık, anoreksi olarak görülen bu ruhsal bozukluk, erkeklerde fazla kas ya da aşırı derecede yağsız vücut takıntısı olarak ortaya çıkıyor.

Vücut dismorfisine sahip kişi çirkin ya da yetersiz hisseder, daha yakışıklı olmak ister ama bu his bir duygu olduğundan, yakışıklılığı ve çirkinliği belli parametrelere bağlar.

Bu kişi, çirkin olduğunu ve çekici olmanın fit bir vücut olduğunu düşünüyor. Daha fazla fit ve kaslı olmaya çalışıyor ve fit oluyor da. Ama sorun şu ki, asıl problem bu kişinin içsel, psikolojik bir yarasının olması ve bu yaranın fit veya kaslı olmak ile bağlansa da, daha da ince bir vücuda sahip olarak iyileşmeyecek olması.

Fit ve kaslı vücut ile bağlanan bu psikolojik yara incelerek düzeltilemediği için, kişi yeterince fit olmadığını düşünerek sürekli olarak daha fazla fit ve kaslı çalışır. Kişi daha da kaslanır, daha da kaslanır ama hala yeterince çekici hissetmez, bu şekilde hiçbir zaman da  çekici hissedemez. Çünkü kişinin çirkin hissetmesinin fiziksel güzelliği ile alakası yoktur ama beyin bir şekilde bu hissi vücudun fit olmasına bağlamıştır ve çılgın bir şekilde daha fit bir vücuda sahip olarak çekici hissetmeye çalışır.

(Dr.K‘nın 24 yaşında kendini geliştiren adam yayınından bir bölümü erkek versiyonuna çevirerek yazdım.)

Yanlış anlamayın, her vücut tipi çekicidir gibi bir şeyden bahsetmiyorum. Ama yukarıda  Olly Murs’un soldaki hali çekicilik açısından son derece yeterli, 60’lardan kalma Marlon Brondo fotoğrafındaki vücut gibi. Bundan fazlası, eğer bu işi müsabaka olarak, profesyonel olarak yapmıyorsanız, çok daha fazla çekici değil.

Yorumlara “ben bunu çekici görünmek için yapmıyorum ki” diye doluşacakları uyarayım, konuyu “kadınlar soldakinin daha çekici olduğunu söyleyerek bu konuda neden yalan söylüyor?” sorusu ve William Costello’nun “hangisi daha iyi görünüyor” anketi bağlamında değerlendiriyoruz yani böyle şeyler yazmanız, yazı bağlamıyla alakasız.

Bu konu hakkında gymcel olmayın yazımıza da bakabilirsiniz.

Ortalama erkeğin günümüz ilişkiler piyasasında şansı düşük mü?

Apex Living with Menno Henselmans kanalında This dating experiment shocked me: INSANE results! başlığı ile kısa bir video yayınlandı. Video içeriği şöyle:

“Ortalama güzellikte bir kadın bir gece kulübüne gidip barda tek başına oturduğunda, bu kadına bir saat içerisinde kaç erkek yürür?

Bilimsel bir araştırma bu sorunun cevabını bulmaya çalışmış. Araştırmanın çok deli sonuçları var ve bu sonuçlar erkekler için flört gerçekliği konusunda dersler içeriyor.”

Henselmans’ın bahsettiği araştırma Women’s bust size and men’s courtship solicitation adlı bir araştırma. Yani “Kadınların göğüs büyüklüğü ve erkeklerin flört talebi”. Bu araştırma, insanların online olarak yutulduğu yılların öncesinden yani 2007 yılından ve asıl araştırdığı şey, kadın meme büyüklüğü ile erkeklerin flört için yürümeleri arasındaki ilişki.

Deney Fransa’da yapılmış ve kadın sütyen ölçülerinin (cup büyüklüğünün), kadınla cinsel amaçlı muhabbet başlatan erkeklerin sayısına etkisine bakılmış.

Araştırmacılar, 15 erkek öğrenci tarafından ortalama güzellikte olarak tanımlanan, 20 yaşında bir kadın ile yapılmış. Kadın 165 boyunda, 56 kilo ağırlıkta yani sağlıklı bir kiloya sahip. Bel – kalça oranı 0.7 ama kadın deney boyunca oturduğu için bunun pek bir önemi yok.

Henselmans’a katılmıyorum, birazdan söyleyeceği giyim ile, erkekler kadın otursa bile bel – kalça oranını görebilirler. Bence burası önemli zira 0.7 bel – kalça oranı, erkeklere en çekici gelen oran. Yani kızın yüzü ortalama olabilir ama vücut olarak en çekici klasmanda.

Kadının doğal sütyen ölçüsü A iken, deneyde B ve C ölçüleri yani göğüsleri daha büyük göstermek için sütyen dolgusu kullanılmış.

Kadın Fransa’nın turistik bir şehrinde, her seferinde rastgele bir sütyen ölçüsü ile barlar gitmiş.

Kadına erkeklere bakmaması, dans edenleri izlemesi ve sadece barda oturması söylenmiş. Kadından başka barda bir de, kadına kaç erkeğin yürüdüğünü not eden biri varmış.

Tüm yaklaşmalar hesaba katılmış ve kadın orada bir saat oturduktan sonra barı terk etmiş.

Bir erkek kendisi ile konuşma açtığında kadına, erkek arkadaşını beklediğini belirtmesini söylemişler ki bunu duyan hemen her erkek kadınla konuşmayı hemen bırakmış. Bu da zaten yürümelerin cinsel amaçlı olduğuna işaret.

Kadın temiz bir kot pantolon, açık renk spor ayakkabı ve vücuda oturan bir sweatshirt giyiyormuş.

Bu giyim tarzından kadının bel – kalça oranı çok rahat görülebilir.

Daha büyük sütyen ölçülerinde daha fazla yürüme olduğunu bulmuşlar ki bu şaşırtıcı değil. Ama ben, her sütyen ölçüsünde kadına yürüyen adam sayısına şaşırdım.

En küçük sütyen ölçüsünde (A), kadına saatte 4.3 erkek yürümüş.

Orta sütyen ölçüsünde (AB), kadına saatte 6.3 erkek yürümüş.

Araştırmadaki en büyük sütyen ölçüsünde (C), kadına saatte 14.7 erkek yürümüş.

C sütyen ölçüsünde neredeyse 4 dakikada bir erkek yürümüş. Ve bu kadın fiziksel olarak ortalama güzellikte diye tanımlanmış.

Araştırmacılar, kadına barın dışında kaldırımda kaç kişinin yürüdüğüne de bakmışlar. Bu rakam barın içine göre çok daha az ama yine de az değil.

En küçük sütyen ölçüsünde (A), kadına saatte 0.7 erkek yürümüş.

Orta sütyen ölçüsünde (AB), kadına saatte 1.3 erkek yürümüş.

Araştırmadaki en büyük sütyen ölçüsünde (C), kadına saatte 2.3 erkek yürümüş.

Araştırma 30 x 1 saatlik oturma şeklinde yapılmış.

Buradan Henselmans’ın ve sonra da videoya “bittik biz” diye yazan izleyicilerinin yorumlarına kendi yorumlarımı yazacağım.

Ucundan da olsa fiziksel olarak çekici bir kadın, ünlü bir erkek olmak gibi bir şey.

Kızın vücudu iyi ama daha da önemlisi, bunun bar – kulüp ortamında böyle olduğunu görüyoruz. Bu arada 2025 yılından geçmişi anlamak biraz zor ama, 2007 gibi insanların online tanışmadığı zamanlarda, bar ve kulüpler bugüne göre çok daha fazla miktarda tanışma ortamı olarak kullanılıyordu.

Barın hemen dışında sayıların nasıl düştüğüne bakarsanız, bu ortamlar dışında yüksek rakamları sadece abazan sürünün yürüme aparatı olan online dünyada görürsünüz sanırım.

Ortalama bir kadın bile o kadar çok ilgi görüyor ki, bu ilgi sinir bozucu olabiliyor. Bence bunun farkına varmanız çok önemli zira birçok erkek, kadınlara yürüyorlar ve kadın kendilerine sinirli davranınca da “ben sadece kibarca yaklaştım, o ise götü kalkık bir şekilde beni siktir etti” diyorlar.

Gerçek şu ki birçok insan, kendilerine 4 dakikada bir biri yürüdüğünde, yürüyen insanlara kaba davranır. Belki ilk 10 tanesi hoşuna gidebilir ama sonra sıkılmaya başlar.

Kadınlara yürümenin gerçekliği bu ve bunu, hem kadınların zihin yapısını hem de başarı oranlarını anlamak için aklınızın bir köşesine yazmanız çok önemli.

Bunun bir sayı oyunu olduğunu ve bir erkek olarak kadınlara yürürken öne çıkan özelliklerinizin olması gerektiğini bilmeniz lazım.

Genel olarak katılıyorum, çoğu erkek böyle ortamlarda kaba bir şekilde reddedildiklerinde bunu üstlerine alınıyorlar. Bunu yapmayın. Çoğu durumda olay kızın götünün kalkması değil, kendisine fazla sayıda yürüyen olmasından bıkması. Ama tekrar ediyorum, bu yüksek rakamlar, barlarda ve kulüplerde olan rakamlar. Yani erkek olarak öne çıkmanız gerekiyor ama gerçek sosyal hayatta yani kızlara o kadar da yürünmeyen yerlerde, barda, kulüpte veya online kadar gerekmiyor.

Online buluşma sitelerinde de aynı durum geçerli. Bir kadından geri dönüş almazsanız, muhtemelen mesajınızı hiç görmediğinin ya da görse bile o kadar çok mesaja cevap vermediğinin farkına varın.

Evet, çekici bir kadın, sadece hoşuna giden erkekleri sağa atsa bile, o kadar adam arasından mesajınızı görmeyebilir. Bu ihtimal çok yüksek. Kaldı ki, sağa attığınız çoğu kadınla eşleşmeme nedeniniz, kadınların sizi görüp sola atması değil, size hiç sıra gelmediği için sizi hiç görmemesi.

Bununla ilgili Patreon’da bir yayın yapmıştım ve bir erkeğin online dating deneyiminden sonuçlar çıkaran bir içerik üreticisini eleştirmiştim. Orada erkek, 59,577 kızı sağa atmış ve 342 eşleşme almış. Paylaşan kişinin yorumu ise “her 1 eşleşmeye karşı 173 kez reddedilmiş” demiş. Bu yanlış bir çıkarım zira adamı sağa atmayan 59,235 kadının %90’ından fazlası, muhtemelen adamı hiç görmedi.  Ki bu adam herkesi sağa atıp dating app puanını çok düşüren biri olduğundan, %95’i görmemiştir (kızı sağa atanlar listesinde sonlara atıldığından).

Ayrıca dating uygulamaları üzerine yapılan araştırmalar, çoğu erkeğin uygulamadaki en çekici kızlarla iletişime geçmeye çalıştığını gösteriyor.  Bunun sonucunda da, kadının sizin mesajınızı görme ihtimali düşük, görse size cevap verecek vaktinin olma ihtimali düşük, yazsa size iyi bir cevap yazabilme ihtimali düşük.

Günümüzde kadın erkek ilişkileri birçok erkek için hüsran dolu bir alan.  Umarım bu bulgular, siz nezaketinizi korurken karşılaştığınız tepkileri kişisel algılamama ve işin biraz sayı işi olduğunu anlama konusunda size yardımcı olurlar.

Birkaç yorum dikkatimi çekti:

“Bu dünyadan nefret ediyorum! Bu dinamik, ortalama bir erkek için çok kötü …”

Gerçek dünyada, av meydanı olan bar ve gece kulübü dışında bir numaran yoksa, asosyal bir online dating mahkumuysan, dinamik kötü. 20-30 sene önce erkekler nasıl kız buluyorsa öyle kız bulan biriysen bu kadar kötü değil.

“… bir şekilde kadınlar için de kötü zira hepsi birer narsist oldular.”

Hadi gelin hep beraber mankurt gibi, kırmızı hap mankafa matafaka ezber turu atalım:

“Obez ve çirkin kadınlar bile profillerinde “en az 1.85 ol, kaslı ol ve çok para kazan yoksa benimle konuşma bile” yazıyor.

O hesapları şu malları keklemek için erkekler açıyorsa çok gülerim. Arada bir şeytan dürtüyor, gir böyle 3-4 Tinder hesabı aç, şu elemanları içinde debelendikleri asosyal deliklerinde deli et diyor ama sonra yazıktır, günahtır diye vazgeçiyorum. Twitter erkekler tarafından yönetildiği bariz ama fotoğraflardan seksi bir kadına ait olduğu izlenimi veren ve sürekli “1.90 olmayan, ayda 500 bin kazanmayan erkek mi” tadında şeyler yazan hesaplarla dolu. Dating app’lerde neden olmasınlar.

İngilizce’den çevirdim ama bu kalıbı ve bunun gibi 10-12 kalıbı burada da hemen hemen aynı şekilde yazan o kadar çok adam var ki! Jordan Peterson bir yerde bir insanın bir ideoloji tarafından ele geçirildiğini anlamanın en kesin yolu, o insanın ne diyeceğini neredeyse kelimesi kelimesine tahmin edebilmenizdir der. Gerçekten de hep aynı kalıplar, hep aynı sırada. Mesela hapı yutacağım derken hap tarafından yutulmuş, hapın mankurtu olmuş bu zavallının bundan sonra ne diyeceğini çoğunuz tahmin edebilirsiniz:

“Her ortalama kadın, erkek arkadaşından ayrılıp aynı gün rastgele bir barda bir sonraki elemanı bulabilir.”

İnsanın bu kadar kadın erkek dinamiğinden bi haber olup bu kadar bilgili gibi konuşması cehalet mi desem, aptallık mı desem, ne desem bilemedim. Kadınların rastgele bir barda kendilerini pompalayıp atacak adam bulabilmesinin kadınlar için bir değeri olmadığı gibi çoğunun yapacağı bir şey olmadığını böyle bir adama anlatamazsın. Hadi anladık,  bu adamların üstüne dişi sinek bile konmuyor ama hiç mi liseden, üniversiteden, işten kadın arkadaşları, kız kuzenleri, vs. yok yahu!

“Yemin ederim birkaç yıl içinde fiziksel olarak yapay zeka kadınlar olacak ve kimse gerçek kadın istemeyecek.”

Bu adamlar gerçek kadın sevmediklerini, eşcinsel olduklarını bir itiraf etseler hem kendileri rahatlayacak hem de internet. Ciddiyim, şu noktaya gelen adamların önemli bir kısmının gizli eşcinsel olduklarını düşünüyorum.

Kalanı da aklıma bir şeyhe “cennete gidersem, anime karıcığımın (wifu) gerçek olmasını istesem gerçek olur mu?” diyen embesile efsane bir dille “kafanızı ekrandan kaldırın ve Kutsal Kitaba gömün” diyen şeyhe geliyor. Yine son derece ciddiyim, bu kadar uçmuş adamlara psikologların, abilerin, koçların yardımcı olabilmesi mümkün değil. Bence bu adamlara ancak Allah yardım edebilir, ruhlarını din kurtarabilir.

Neyse, İngilizce’niz varsa, videonun altında aynı şeyleri papağan gibi tekrarlayarak “gızlar azdı ağam, hepisi bin tane adamla flörtleşiyor, bardan bara sekiyor, biz garibanlar plastik robot beklerken chadler önüne geleni sikiyor” diye ağlaşmışlar. İnternetten temel inanç geliştirmenin hazin sonu.

Ortalama bir erkeğin barda, kulüpte, buluşma uygulamasında, instagramda şansı olmayabilir. Ama bu mekanlara ihtiyacı da yok. Zira bu mekanlarda erkek başına düşen kadın oranı çok düşük, kadınların çoğu bu mekanlara adım bile atmıyorlar.

Instagram kadın dolu demeyin, herhangi bir erkek isteğini cevaplamayı bırak, fark edecek kız oranı da çok düşük. 100 kişiye istek attığınızda 3 kişiyle konuşuyorsanız, %3 çekmiyorsunuz, o 100 kişinin 80’i zaten tanımadığı kimseyi asla eklemiyor. Kalan 20’den 3 yani %15 çekiyorsunuz.

Asosyal medya sizi fişe takmadan önce erkekler kızlarla nasıl tanışıyorsa öyle tanışmayı öğrenin, rakamların berbat olmadığını siz de belki görebilirsiniz. Belki diyorum zira bu şekilde ağlaşan adamların kadınlardan önce, sosyal ilişkileri, sinyalleri anlama güçlüğü, sosyal kaygı, daha küçücük bir çocukken darmadağın olmuş bağlanma stilleri olabiliyor. Zaten tam olarak bu nedenle de gerçek, normal hayata değil, sanal ya da gece hayatına bağımlılar (bir kulüpte örneğin, kadınlara yürümek için sosyalleşmen gerekmiyor) veya soğuk yaklaşmaya bağımlılar.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.

Günümüzde çoğu çift gerçekten de online mı tanışıyor?

“Günümüzde çoğu çiftin online tanıştığının”, sanki tartışmaya gerek olmayan bir gerçekmiş gibi söylendiğini sıklıkla görüyoruz. Bu bilginin kaynağını sorduğunuzda, size şu aşağıdaki oldukça meşhur grafiği gösteriyorlar ki bu grafiğin, şu an dünyanın en zengin insanı olan kişi tarafından da resmi olarak görüldüğünü de söylemem lazım.

Kaynak

Bir çizginin ani bir şekilde yükseliğe geçtiği viral grafik gördüğümde, bende anında alarmların çalmaya başlıyor. İnsanlar ’n=6,591’ kısmını görüyorlar (ankete katılan sayısı) ve verinin oldukça güvenilir olduğunu varsayıyorlar. Ama bu yanıltıcı bir grafik çünkü 1950’lerde tanışan insanları bile işin içine katan bir araştırmanın ürünü. Bizim gerçekten ilgilendiğimiz ise günümüze yakın tarihlerde tanışan insanlarla ilgili verinin büyüklüğü. Buna odaklandığımızda ise, rakamların hiç de etkileyici olmadığını görüyoruz. Özellikle 2017 yılından sonrasına ait veriler, katılımcılara takip amacıyla yapılan anketlerden geliyorlar ki bu insanların bir çoğu artık panele üye değiller ya da cevap vermemişler.

Grafikte gördüğünüz büyük artışın olduğu yıllarda, veri büyüklüğü bir sınıfı dolduracak kadar bile değil. Bunun yanında, bu yıllar bildiğiniz gibi insanların online dışında etkileşimlerinin olağanüstü şekilde kısıtlandığı pandemi yıllarıydı. Bu yıllarda online tanışan çiftlerin, normal zamanlara göre çok daha fazla olması beklenilir bir şey.

Bu yumuşatılmış çizgi, önemli miktarda gürültüyü de gizliyor: 2017 yılından sonraki iki yılda oran %23-24 civarına düşüyor ve 2020’de %200 artarak %66 olduktan sonra, 2021 yılında %58’e geriliyor.

Peki HCMST verileri gerçekte nasıl görünüyorlar? Aşağıda, HCMST verilerine göre, online tanışan çiftlerin yıllara göre oranını görebilirsiniz.

Online buluşmaların arttığı ile ilgili haberler oldukça abartılılar

Bu tür viral olmuş verilerle karşılaştığınız zaman yapmanız gereken ilk şey, bu araştırmanın başka araştırmalar tarafından da desteklenip desteklenmediğine bakmak. Bazı insanlar, insanların sadece %10’unun, şimdiki partnerleri ile online dating site ve uygulamalarında tanıştığını gösteren ve yeni yapılan Pew çalışmasını gösteriyorlar (araştırmada bu rakam 18-29 yaş arası için %20).

Bu tür araştırmaların temel problemi, partneri ile yakın yıllarda tanışmış insanlar ile yıllar önce tanışmış insanlar arasında ayrım yapmamaları. “How Couples Meet and Stay Together – Çiftler Nasıl Tanışıyorlar ve Beraber Kalıyorlar” (‘HCMST’) verileri, her yıl kaç insanın online tanıştığını gösteriyorlar.

Göz atabildiğim başka bir veri kümesi de The Survey Center on American Life tarafından Ağustos 2022’de yapılan American Perspectives Survey (APS). Bu araştırma da HCMST gibi ulusal temsilci kurulunu kullanmış.

APS, partnerleri ile online dating üzerinden tanışanların oranının %11 olduğunu gösteriyor ki bu, Pew araştırmasındaki sayıya benzer bir sayı. Ama daha önemlisi, bu araştırma insanlara sadece nasıl tanıştıklarını değil, ne zaman tanıştıklarını da sormuş.  Bu da bana, eldeki veriyi yakın yıllarla sınırlama ve HCMST verisi ile daha iyi bir şekilde karşılaştırma olanağı veriyor.

Geçtiğimiz yıl tanışan çiftlerin %26’sı online dating sitelerinde ya da uygulamalarında tanışmış. Bu oran her ne kadar çoğunluk olmaktan uzak olsa da, bir çokluğu temsil ediyor. Buna en yakın tanışma şekli (ikinci sıradaki), %23 oranı ile aile ve arkadaş aracılığıyla tanışma. Bu veri 112 kişi üzerinde yapılmış ki, 2020-2021 arasındaki HCMST verisinin toplamının üç katı.

Son bir senede tanışan çiftler nasıl tanışmışlar? Grafiği aşağıda.

1-3 yıl önce partnerleri ile tanışanların (N = 202) %30’u online dating ile tanışmış. 3-5 yıl önce tanışanların ise (N = 210) %27’si online dating ile tanışmış. 5-10 yıl önce tanışanların ise (N = 433) %21’i online dating ile tanışmış. 2017 HCMST verisi ise, heteroseksüel çiftlerin %40’ının online dating ile tanıştığını gösteriyordu. APS verisindeki 3-5 yıl öncesi, HCMST verisindeki 2017 – 2019 yıllarına denk geliyor. APS çok daha büyük bir veriyi kapsadığı ve oranlar HCMST araştırmasında da sonraki yıllarda düştüğü için, APS rakamları muhtemelen gerçeğe daha yakınlar. Bunun yanında burada, HCMST takip anketlerinde görülen olağanüstü artış ile ilgili kanıt da yok.

Online tanışmanın gençlerde yüksek olduğunu beklersiniz ama partnerleri ile son 5 yıl içerisinde tanışanlar içinde, en genç yetişkinler, en az oranda online tanışan grup. Bunun nedeni muhtemelen, okulun sosyal balonundan çıktıktan sonra, yeni insanlarla karşılaşmanın zorlaşması ve her geçen sene çok daha az sayıda arkadaşınızın bekar olması.

2020’de yapılan başka bir American Perspectives Survey araştırması ise, son bir sene içerisinde tanışan çiftlerin (N =175), %21.4’ünün online dating ile tanıştığını, son 1-3 sene içerisinde tanışanların ise (N = 201), %24.2 ünün online dating ile tanıştığını gösteriyor. Son 3 yıl içerisinde tanışan çiftlerin 18-24 yaşları arasında olanlarının %18.4’ü, 25-34 yaşları arasında olanlarının %20.9’u, 34-44 yaşları arasında olanların %31.4’ü, 45-54 yaşları arasında olanların %18.9’ü ve 55 yaş üstünde olanların %32.8’i online dating ile tanışmış.

Match Group tarafından en son yapılan Singles in America survey (Amerika’daki Bekarlar), partneri olmayan insanların %17.5’inin en son partneri ile online dating üzerinden tanıştığını gösteriyor. Bu bekarların %7.7’si de en son partnerleri ile sosyal medya üzerinden tanışmışlar ki bu ikisinin toplamı %25.2.

2022 yılında yapılan araştırmada ise, çiftlerin %16.7’si online dating üzerinden, %8.9’u ise sosyal medya üzerinden tanışmışlar. Yani çiftlerin %25.6’sı online dating ya da sosyal medya üzerinden tanışmışlar.

2016 ve 2017 kod kitaplarına da ulaşmayı başardım. 2016 yılında, çiftlerin %23.9’u online dating, %3.5’i sosyal medya üzerinden tanışmışlar (toplam %27.6). 2017 yılında ise çiftlerin %20’si online dating, %6.2’si sosyal medya üzerinden tanışmışlar (toplam %26.2). Bu araştırmaya katılanların önemli bir kısmının, uzun süredir buluşmaya çıkmayan yaşta insanlar olduklarını ve bu insanların varlığının, asıl online karşılaşma oranlarını aşağı çekebileceklerini de belirtmem gerekiyor. Fakat buna rağmen, HCMST grafiğindeki üstel artışı başka verilerde göremiyoruz.

2023 yılında 978 üniversite öğrencisi üzerinde yapılan bir başka araştırma ise, bu öğrencilerin %15’inin, şimdiki ya da en son partnerleri ile dating uygulamasında, %7’sinin ise başka online mecralarda tanıştıklarını bulmuş. Öğrencilerin yarısı ise şimdiki ya da en son partnerleri ile okul ya da arkadaşlar aracılığı ile tanışmış. Araştırma aynı zamanda bu öğrencilerin sadece %21’inin son bir ay içerisinde dating uygulaması kullandığını gösteriyor.

İsviçre’de yapılan bir araştırma ise (Potarca, 2020), online tanışan heteroseksüel çiftlerin oranının 1995 yılında %0 iken, 2017-2018 yılları arasında %25’e ) yükseldiğini gösteriyor. 2017-2018 yılları arasında çiftlerin %10’u online dating uygulaması, %7’si online dating siteleri ve %7’si ise başka online sitelerde tanışmışlar.

2017-2018 araştırmasında katılımcı sayısı 413 yani 2017 HCMST araştırmasına katılanların çok üstünde bir rakam. Bu da, HCMST’nin 2017 veri noktalarının abartı olduğuna işaret eden ek bir gösterge.

Bazı sıkıcı uyarılar

Potansiyel endişelerden birisi, HCMST rakamlarının “online” dediği şeyin, sadece online dating’i değil, tüm online tanışmaları kapsadığı. Online her ne kadar online dating olarak anlaşılsa da, tüm online tanışmaları kapsayan bir kelime. Bu kaygıyı arttıran şeylerden birisi, APS araştırmasına katılan ve son bir yıl içerisinde tanışan çiftlerin %6’sının, tanışma şekli olarak diğer seçeneğini işaretlemesi. Bu rakam 3-5 sene öncesi tanışan çiftlerde %1. İnsanlar online bir alanda tanıştılarsa ama online dating seçeneğini işaretlemekten rahatsızlık duyuyorlarsa, bu seçeneği işaretleyebiliyorlar. Aynı zamanda, aslında sosyal medyada tanışan bazı insanların, “arkadaşlar aracılığı ile” seçeneğini seçtikleri de söylenebilir.

HCMST araştırmasında sorulan sorular açık uçlu, bazen cevapları birden fazla kategoriyi kapsayan sorular. 2017 yılında online buluştuklarını belirtenler katılımcıların cevapları, hiçbir şekilde bu buluşmanın aile, arkadaşlar ya da başkaları tarafından başlatıldığını ima etmiyor ve bu insanların %97.2’si, online tanıştıklarında birbirlerini daha önceden hiç tanımıyorlarmış. Yani online seçeneğini işaretleyenlerin APS araştırmasında arkadaş aracılığı ile seçeneğini işaretleyecekleri oldukça şüpheli.

İşin ilginci, APS araştırmasında online dating üzerinden tanıştıklarını söyleyenlerin %25’i, buluşmalara başlamadan önce arkadaş ya da birbirlerini bir şekilde bilen insanlar olduklarını belirtmişler. Yani bu insanların bazılarının online dating ile tanışıp birbirlerini buluşmadan önce tanımaya başlarken, bazılarının ise sosyal medya aracılığı ile tanışmaları ama tanışmalarını en iyi belirten seçenek online olduğu için, online seçeneğini işaretlemeleri olası. Maalesef HCMST soruları oldukça açık uçlu oldukları için, çok da bilgisel değiller. Çiftlerin online tanıştıkları uygulama ya da site ile ilgili bilgi vermiyor. Bunun yanında İsviçre araştırması, çok daha büyük bir katılımcı sayısı ile, 2017 yılında çok daha düşük bir online dating oranı gösteriyor. Yani eğer Amerikalılar ile İsviçreliler arasında büyük bir kültürel fark yoksa bu, HCMST verilerindeki zıplamanın, rastgele bir hatanın ürünü olduğunu gösteriyor.

Son söz

Eldeki veri, başlıktaki soruyu “muhtemelen hayır” diye cevaplıyor. Dating uygulamalarını konuşuyorsak, muhtemelen hayır. Ne olursa olsun, bu kadar küçük veri kümelerine bakıp, böyle büyük ve kapsayıcı sonuçlar çıkarmanın savunulabilecek hiçbir yanı yok. Bu, 2018 GSS ve 2022 Pew durumundaki gibi, araştırmaların çok bilinir olmalarının, en gerçekçi araştırmalar olmalarından çok, en popüler anlatı ile paralel olmalarına dayandığının bir örneği. Ama bu araştırma en korkunç olanı. Bundan sonraki araştırmayı da isterlerse gitsinler evsiz albinolarla yapsınlar.

İnsanlar, yeni teknolojilerin toplumu ele geçirdiği ve bir krizden diğerine yol açtığı konusundaki kaygılarına paralel bilgileri, sorgulamadan kabul etmeye meyilliler. Kendi ilişki problemleri için dating uygulamalarını suçlayanlar da, çoğu insanın online dating ile karşılaştığı fikrini onaylayıcı buluyorlar zira bu bilgi kendilerini haklı çıkarıyor.

“Dating uygulamaları gerçek hayat” fikri, dating uygulamalarına bel bağlamak yerine gerçek hayata çıkıp insanlarla tanışmayı tavsiye edenlere karşı, sıklıkla öne sürülen bir yanıt oldu. Dating uygulamaları, çiftlerin tanıştığı önemli bir yer oldular ama görüldüğü gibi, hala birçok insan sosyalleşip, dışarıda gerçek hayatta tanışıyorlar.

Sizin sürekli online olmanız, herkesin sürekli online olduğu anlamına gelmiyor. Aslına bakarsanız çoğu kadın, hayatı boyunca bir kere bile dating uygulamalarına girmiyor. 2022 yılında yapılan bir PEW araştırmasına göre, 18-29 yaş aralığındaki erkeklerin %38’i ve kadınların %54’ü, hayatlarında bir kez bile online dating kullanmamış. Karşı cinsle buluşma ile ilgilendiğini söyleyen bekar erkeklerin %33’ü ve bekar kadınların %62’si, son bir sene içerisinde hiç online dating kullanmamış ve şu an online dating uygulamasında olan kadınların oranı %18.

Dating uygulamalarının cazibesinin, büyük oranda, buluşmak için karşılaşmanız gereken birçok sosyal zorluğu, özellikle de ilk adımı atması beklenen erkekler için bypas etmesine dayandığını biliyorum. Ama bu konuda şüpheleriniz varsa tekrar edeyim: sosyalleşmek hala çok önemli.

Görünen o ki, dating uygulamaları zirve dönemlerini geride bıraktılar ve Z kuşağına hitap etmekte zorlanıyorlar. İnsanlar zaten sahte profillerden ve botlardan şikayetçi iken, yapay zekanın işleri daha da iyiye götürmeyeceği kesin gibi. Bu tabii ki, insanların trendi tersini çevirip daha fazla oranda gerçek hayatta eşleşecekleri anlamına gelmiyor. Ama belki de sosyal medya, dating uygulamalarının yerini alacak ya da genel olarak daha az sayıda buluşma olacak.

Daha çok insanın online olarak eşleşmesinin sonuçları ne olursa olsun, daha önce gösterdiğim gibi, yaygın bilinen chad haremleri(*) bunlardan biri değil. Online tanışma ile ilgili araştırmaların sonuçları birbirleri ile çelişse de genel olarak, online başlayan ilişkilerin daha kötü sonuçlara sahip olduğu görünmüyor. Yani bu chad haremleri olayı da aptalca bir ahlak histerisinden başka bir şey değil.

Kaynak: Are most couples meeting online now?

(*) Online dating uygulamalarının, kadınların %80’inin erkeklerin %20’sini beğendiği ile ilgili verilerini, dating uygulamalarındaki kadınların, küçük bir erkek grubu ile buluşup seks yaptığı, yani çok çekici (chad) erkeklerin haremine katıldıkları olarak algılayan bir komplo teorisi.

14 Şubat’ta sevgilisinin aldığı hediyeleri beğenmeyen kızlar

Bu siteden hiçbir şey anlamasanız bile, asosyal medyaya bakarak temel inançlar geliştirmemeniz gerektiğini, daha doğrusu asosyal medyanın gerçek hayatla bir alakası olmadığını anlasanız yeter.

Beni Patreon’dan izleyecek kadar takip eden bir takipçinin şunu sorması açıkçası üzücü:

Selamlar, bir kaç gündür asosyal medyada dolanıyorum 14 şubatta sevgililerinin hediyelerini beğenmeyen varoşlar video çekip yayılmaya başlamış konu hakkında ne düşünüyorsunuz denk geldiniz mi? Bu kadınların kocalarına/sevgililerine gram saygı duymayan gördüğüm bir videoda birisi elit gold digger diğeri de anadolu gold diggeri izlenimi verdi bana ?

Bu konuya öfke yemi yazısında değinmiştik:

Sosyal medya ve özellikle Twitter, algoritma olarak negatif duyguları körükleme üzerine kurulu. 1980’lerde Twitter olsaydı muhtemelen Sovyetler yarın kafamızda nükleer bomba patlatacak korkusu ile yaşardık ve bu korku o günlerde vardı ama herhalde sosyal medya olsaydı insanların hayatını 1000 kat etkilerdi. Korkarım 2020’ye kadar çöküşte olan geleneksel medya da korku yemini keşfetti ve bunun büyük bir yığın üzerinde çok iyi çalıştığını gördü. Bundan sonra her şeyi olduğunun 100 katı yoğunlukta yaşayacağız gibi görünüyor. Fakat siz kendiniz için bir iyilik yapın. Ya sosyal medyadan uzak durun ya da sosyal medyada durduğunuz süreyi azaltın. Ama sizde korku, öfke, kaygı, vs. oluşturan girişlerin tuzak olduğunun, yem olduğunun ve sizi manipüle etmek için yaratıldıklarının bilincinde olun.

Bu nedenle konuyu bana Twitter’da soran birine şu cevabı verdim:

Yine Patreon’da soruyu soran arkadaşa cevaben bir takipçi şöyle yazmış:

öfke yemi. tamamen ilgi amaçlı. ilgi orospusu narsist kadınlar sosyal medya sayesinde iyice arttı. maalesef erkekler kollektif bir birlik gösterip bu tiplere prim vermeyi bırakamıyor. instagramı kapatalı yıllar oldu ve kullanırken bile ne yorum ne beğeni ne takip ederek bunları yücelttim. aksine aşırı müstehcen çıkan içeriği müstehcenlikten şikayet ettim. ama yok. orası bizim kulvarımız değil. uzak durmak en iyisi.

“İlgi orospusu narsist kadınlar sosyal medya sayesinde iyice arttı” kısmına bir değinmem lazım. Daha önce Jordan Peterson’ın bu konudaki bir söyleşini burada Sosyal medya toksik feminen patolojiyi devasa boyutlara taşıdı  yazısında yazmıştım:

Nüfusun bu 5%lik dilimini kontrol altında tutmak zordur zira bu insanlarda zerre içsel kontrol olmadığı için üzerlerindeki tüm kontrol dışsaldır. Ve ben bu insanları online olarak kontrol altında tutabileceğimizi öngörmüyorum. Tam tersi sanal dünya bu özellikleri ödüllendiriyor ve hatta para ile ödüllendiriyor.(*)

Şu an gördüğümüz kutuplaşmanın itici gücü bu olabilir. Bir açıdan kutuplaşmanın gerçek olduğunu düşünmüyorum zira bence burada itici güç, karanlık dörtlüye (dark tetrat), Makyavellizm, narsisizm, psikopati artı sadizm, verilen aşırı dikkat. Bu her şeyi kirletiyor zira bu insanlar sanal dünyada hiçbir kısıt gözetmeden konuşabiliyorlar. Dünya böyle sanıyoruz ama dünya böyle değil. Sadece böyleymiş gibi reaksiyon gösteriyoruz.

…

Bu konu üzerindeki araştırmalar giderek daha açık hale geliyor. Örneğin Instagramı aşırı kullanan kadınların aynı zamanda sadist, Makyavellist, psikolat ve narsist oldukları görülüyor. Aynı zamanda kısa vadeli çiftleşme stratejilerini optimize ediyorlar yani genellikle oldukça fazla sayıda kişiyle birlikte oluyorlar. Bu bir anti sosyal davranış özelliği ve anti sosyal insanlar genel olarak daha fazla cinsel partnere sahiptirler ve erken yaşlarda seks yapmaya başlarlar.

Bu toksik dişilik (toxic femininity). Anti sosyal davranışın feminen versiyonu itibara vahşice saldırıdır. Dedikodu, taşlama, sırtından bıçaklama, vs. ve bazı kadınlar bu konuda çok usta olabiliyorlar. Bunu erkeklerde yapabilirler özellikle de sosyal medyada. Ama sosyal medyanın dişil anti sosyal tip davranışa olanak verdiği ve büyük ölçeklere taşıdığı çok açık. Feminen değer sisteminin ölçeklenemediğinden bahsetmiştik, feminen patoloji sosyal medyada devasa boyutlara çıkıyor ve bunun sonuçlarının ne olacağını Tanrı bilir.

Bir artış mutlaka var ama asıl olan bu kadınların sayısının artması değil, sosyal medya algoritmalarının hemen hemen sadece bu kadınları öne çıkarması.

Bu tip kadınların oranı 1995’te %1 ise bugün %3 olmuştur en fazla. Ama 1995’te bu tür kadınları en öne çıkarıp cebinizden gözünüze sokan uygulamalar yoktu.

“maalesef erkekler kollektif bir birlik gösterip bu tiplere prim vermeyi bırakamıyor”

Sosyal medya öncesinde ortalama bir erkek bu tiplerle hayatında birkaç kere karşılaşırdı, görmezden gelmesi gereken bir şey yoktu. Şimdi de kollektif birliği falan bırakın, gerçek hayatta kırk yılda bir karşınıza çıkacak kadar az insanların cebinizden beyninize girip zihninizi, inançlarınızı, dünya görüşünüzü darmadağın etmesine izin vermeyin. Gerçek hayatta kalın.

Ama moruk sen bilmiyorsun, hemen hepsi / çoğu böyle!

Bir kere açık söyleyeyim, bunu diyenler genellikle gerçek dünyadan habersiz insanlar, beni bırak 75 yaşındaki bir dede bunlardan daha iyi bilir. Ama gerçek hayatta da deneyiminiz buysa, şu aşağıda kadın takipçiye verdiğim tavsiyeyi size de vermek istiyorum:

Sorularınızı bana uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.