Daha önce ilişkisi olmuş kadınla ilişki istemiyorum – Vaka Çalışması

Bir arkadaş şöyle sormuş. Hiç bitmeyen bir soru tipi. Çok bayat sıkıcı. Bundan sonra bu soruyu soran herkese bu yazıyı linkleyeceğim.

Abi 2 senedir erkek adam olma yolunda ilerliyorum. Fakat bu konuyu hala çözemedim. Bir çözüm bulamadım. Daha önce birliktelik yaşamış kadınlarla birlikte olmak istemiyorum ama bunu ancak yatağa gittiğimde öğrenebiliyorum. Bu da bazen bir ik ay sürebilir.

“Kız arkadaşımın daha önceden bir sevgilisi olmasını kaldıramıyorum”,”sevgilimin daha önce biriyle birlikte olmasını kaldıramıyorum” diyen adamları anlamıyorum. Daha doğrusu anlıyorum ama kendileri kendi yarattıkları ikilemi anlamıyorlar.

Bekaret isteyebilirsiniz arkadaşlar ama benim takipçilerim arasında bekarete %100 önem veren adamların önemli bir kısmının hiçbir derdi yok. Genç yaşlarda evleniyorlar, çoluk çocuğa karışıyorlar. Yani kriterler ve değerleri ile örtüşen bir hayat yaşıyorlar. Dating piyasasında sevgili yapan, birkaç tane sevgili yapan adamların zaten öyle bir derdi yok pek fazla.

Bir de böyle ortada adamlar var. Yani “ne ondan vazgeçerim ne ondan vazgeçerim” adamları. Her iki dünyanın da en iyisini istiyorlar. Yani hem “ben hem sevgili dünyasında olayım, kız arkadaşlarım olsun, böyle bir modern yaşamım olsun hem de o konuya geldiği zaman hiç sevgilisi olmamış birini bulayım” falan.

Bu tür adamlarla sosyal medyada çok dalga geçiyorlar. “Siz kendiniz çok fazla kadınla birlikte olduğunuz oluyorsunuz ama kadına gelince bakire istiyorsunuz, iki yüzlüsünüz” diye. Hayır bu istek iki yüzlü değil ama yaşam iki yüzlü arkadaşlar. Daha önce ilişkisi olmamış bir kızla birliktelik yaşayıp evlenen adamlar, genelde 25 yaşına kadar evleniyor. 25 yaşını geçtikten sonra da böyle bir kıza ulaşımları astronomik olarak zorlaşmaya başlıyor.

Gerçekten kimseyle birlikte olmamış kadınlar, penisin vajinaya girmesi haricinde her şeyi yapan “bakire” kadınlardan bahsetmiyorum. Öyle kadınlar, erken yaşlarda yine kendileri gibi çok ilişkisi olmamış adamlarla evleniyorlar. Yani en geç 24-25 yaşında piyasadan çıkıyorlar zaten.

“Hem ben modern dünya nimetlerini tadayım hem de geleneksel bir ilişkim olsun” ikilemi içinde bu arkadaşlar. Dünya keşke çalışsa olsa ama çalışmıyor maalesef. Eğer böyle modern dating – sevgililik nimetlerinden yararlanmak için o hayatı yaşıyorsanız o zaman daha önce hiçbir birliktelik yaşamamış kadınla birlikte olma ihtimaliniz 22-23 yaşından sonra çok hızla düşmeye başlar.
Arkadaş sonra demiş ki:

Ben 26 yaşındayım. İlişkilerim yaklaşık 6 ay bir sene sürer ve iki ilişkimin arasında en az bir sene olur genelde. Tanıştığım sevgili olduğum tüm kızlar sosyal çevremde ve arkadaşımın nişanında tanıştım. Ya arkadaşımın sevgisi, arkadaşı gibi direkt onlara gidip bana kız ayarlamasını demiyorum. Denk geliyor bir yerde tutup flörtleşiyorum. Bir şekilde devam ettiriyorum. Olayı bağlıyorum. Bu kızlar genelde çok sevgilisi olmamış insanlar ve yaşları benden bir iki yaş küçük oluyor.
Ne güzel işte. Normal sevgili ve evlilik yapılabilecek kızlar.
Fiziksel ilerletince da ilk seferim diyorlar ya da bir şey demiyorlar. Ondan anlıyor gibiyim. Veyahut evlenmeden olmaz diyorlar.

Şu yazdıklarının asıl sorununla ya da benim cevabımla hiçbir alakası yok. Sen diyorsun ki ben 26 yaşındayım. İlişkiler piyasasındayım. Senin yaşam tarzında istediğin şey bulunmaz ya da bulma ihtimalin düşük. Onu bulan adamlar senin gibi yaşamıyorlar genellikle.

Tekrar ediyorum bu ikilemde kalan insanların çok büyük bir kısmı hem işte modern dating nimetlerini yiyeyim hem de geleneksel nimetleri yiyeyim diye iki dünyada kalmaya çalışıyorlar. Beceremiyorlar yani.

Anlattığın kızlar ne güzel gül gibi kızlar. Ben bu kızlar kötü demiyorum ya da illa sevgilisi olmamış kız bulacaksınız. Ama böyle bir kriterin varsa o kriterin dünyasında yaşayacaksın. Yaşamazsan olmuyor ya da illa ki olanı vardır ama olma ihtimali düşük.

Bu ikilemin sebebi dediğim gibi iki dünyada birden var olmaya çalışan arkadaşlar. Yoksa sadece bir dünyada yaşayan arkadaşların böyle dertleri yok. Benim kendi takipçi çevremden de görüyorum. Muhafazakar arkadaşlar genç yaşta genç bir kızla evleniyorlar. Kendilerinin de çok fazla tecrübeleri yok. Tamam, bana geldiklerinde sorunları oluyor tabii. Herkes gibi sorun çıkabiliyor ama böyle iklemler yaşamıyorlar.

Dating piyasasında olan arkadaşların çok büyük bir kısmı da yaşamıyor bunu. Ortak fikir çok fazla insanla beraber olmamış kız daha iyi olmuşu pek makbul değil ama böyle illa kimse el değmeyecek falan filan. O zaman yanlış paralel evrende yaşıyorsun. Böyle hem ayranın dökülmesin hem de kestane çizilmesin olmuyor işte.
Bu soruyu çok soruyorlar veya gerçekten de saçma bir soru. Hiç de ilgilendiğim bir soru değil. Ama illa bana soracaksanız bence temel derdimiz bu arkadaşlar. Benim tavsiyemi beğenmiyorsanız, bana sormayın, her sorunun cevabı burada yok.

Fakat ne istiyorsanız, ne değeriniz varsa ona göre yaşamanız gerektiği fikri çok da absürt değil diye düşünüyorum. Bazıları için değerlerine uygun paralel evrene geçmek için geç oluyor. O zaman da durumu kabulleneceksiniz. Adam 30 yaşına gelmiş. “Ben hiç evlenmemiş bakire bir kızla hiç böyle sevgilisi olmamış bir kızla evleneceğim” diyor. İnşallah evlenirsin de, bunun ihtimali çok düşük. O kızlar kendilerinden yaşça çok uzak olmayan ya da yaşça bir miktar uzak olsa bile gerçekten çok bir ilişki geçmişi olmayan adamlarla evleniyorlar. Zaten onlarla aynı ortamda, aynı kültürde, aynı mahallede yaşıyorlar ve piyasadan çıkıp gidiyorlar. Eğer böyle bir bekaret takıntınız varsa, daha önceden sevgilisi olmasın takıntınız varsa – takıntı demeyelim, kriter diyelim- buna hakkınız var. Herkes istediğini ister ama o zaman ona göre yaşayacaksınız. Hiç sevgilisi olmasın aman hiç olmasın istiyor olsaydım ben eminim 23-24 yaşında evlenirdim. Yani bunu görememek ilginç bir şey. Hem 26 yaşındayım hem piyasasındayım hem de kaldıramıyorum. Yani bir şey seçmen gerekiyor artık.

Şimdi bir de bunu 30 yaşındayken soran bir arkadaşa bakalım.

Seninle bir derdim mi paylaşmak istiyorum Mahmut abi. 30 yaşındayım. Dinden bağımsız olarak bekaret takıntısı olan bir erkeğim. Her zaman bakire bir kızla evlenmeyi hayal ettim. Kendime çok uyumlu bir kız buldum derken bakire olmadığı için kızdan ayrılmıştım. O kız için neredeyse bir buçuk ay acı çektim. Ancak unutabildim.

Çok da acı çekmemişsin.

Şimdi önüme bakmak istiyorum. Ben her zaman kendi bulduğum, kendi tanıştığım bir kızla evlenmek istedim. Görücü usulü sevmiyorum. Yani görücü usulü biriyle tanışmak bana yetersiz biri olduğumu düşündürüyor.

Ben bununla ilgili bir yazı yazmıştım. Görücü usulü biriyle tanışmak yetersizlik değil arkadaşlar. Yani her yönden saçmalıyorsan hiç kimseyi bulamaz, bekar kalırsın. “O olmaz, bu olmaz, şu olmaz, şu şu öyle olmaz”. Bazen bazılarına bakıyorum ve diyorum ki bu adamlar aslında evlenmemek için ellerinden geleni yapıyorlar. İstiyoruz modunda olmalarına rağmen.

Ben kız bulamamışım da başkası buluyor.
Öyle bir şey yok arkadaşlar. Görücü usulü kız bulunca sanki sanıyorsunuz ki kız ”babam öyle buyurmuş, büyüklerimiz öyle buyurmuş, ben o zaman seninle evleneceğim” diyor. Öyle bir şey yok. Tamam. Tanışma görücü usulü işin hızlı evliğe gitmesi lazım ama yine kadın erkek dinamikleri full çalışıyor arada. Haberiniz olsun.

Herhalde sanıyorsunuz siz böyle görücü usul deyince ağzı var, dili yok. Kız gelecek sizi hemen alacak.

Bu beni mutsuz eder.

Sen kendini mutsuz etmeye programlisın zaten. Ne seni mutlu edecek ki?

Bir ömür kendim seçmediğim bir kızla evlenmek istemiyorum.

Görücü usulü zorla evlilik değil. Kızla seni tanıştırıyorlar. Sen kızı istersen kız seni isterse evleniyorsunuz. Ne demek kendi istemediğim, sevmediğim! Sen de seçiyorsun. Sadece kızı sana bulup getiriyorlar. Bu önyargılar zor senin işin.

Ailem yine de birkaç kız gösterdi. Kızları hem görsel olarak beğenmedim.

Beğensen şaşardım zaten.

Hem de çok muhafazakar oldukları için hoşuma gitmedi. Oh ben de muhafazakar bir aileden geliyorum ama seküler bir hayat yaşıyorum.

Zaten ikilemin muhtemelen ondan kaynaklanıyor. Hem seküler görüşte hem bakire hem de kendi seçtiğim bir kızla evlenmek istiyorum.

Seküler çevreden kız aradığımda ise bakir olarak denk gelme ihtimali düşük.En son ayrıldığım kız çok güzeldi. Bakire değildi. Görücüsü görüştüğüm son kız güzel değildi ama bakireydi. Ben bu işinden işin içinden çıkamıyorum.

Bence çıkamayacaksın zaten.

Bana ne tavsiye edersin abi?

Ben bu adamların başka bir ruhsal problemi olduğunu ama teşhis edilmediğini düşünmeye başladım. Yani o nedenle bir terapist görmeni şiddetle tavsiye ederim.

Tekrar ediyorum. Defalarca söyledim. Benim birçok takipçim bakire kadınla evleniyor. Bunlar muhafazakar insanlar. Kadınlar da muhafazakarlar ya da bunlar seküler insanlar ve genç yaşta evleniyorlar. Kendileri dating piyasasında pek olmuyorlar. Hangi sebepten olursa olsun. Ve 25 yaşına kadar da evlenmiş oluyorlar.

Yine yani birçok takipçim var. Bakire olmayan kadınla evleniyor. Dating piyasasında oluyorlar. 28-32 yaş arasında evleniyorlar. bekarete değil, geçmiş partner sayısına bakıyorlar.

Bir de işte senin gibi böyle hem modern dating dünyasının balını alayım hem de muhafazakar dünya nimetlerinden olmayayım kafasında bir garip grup var. Görücü usulü ve çok da güzel olmasa da bakire olan kızla eğer kız iyi bir kızsa evlen diyeceğim de kıza yazık olacak.

Bence sen evlenemeyeceksin bu kafayı değiştirmediğin sürece. Ya da bu kafadan terapiyle kurtulacaksın.

Yaşın gelmiş 30’a. 30 yaşındaki bir adamın bakire bir kızla evlenme ihtimali düşüktür. Nasıl düşüktür? Mesela 30 yaşında muhafazakar bir adam 22-23 yaşında muhafazakar bir kadınla görücü usulü evlenebilir. Ama senin durumunda hem öyle bir şey yok diyorsun yani öyle bir kadını istemiyorum diyorsun hem de 30 yaşına gelmişsin. Kendin bulacağım diyorsun. Zor. Şimdi sen mesela muhafazakar bir kızla evlen de diyemiyorum dediğim gibi. Çünkü sen o kızla evlensen hiç utanmadan, sıkılmadan kıza da çocuklara da hayatı zehir edersin.

Bakire evlenen kadın 22-24 yaşına kadar kendisine yaşça yakın, çok tecrübesi olmayan bir adamla evleniyor genelde ve piyasadan çekiliyor. Piyasada olmama sebepleri o kızların olmaması değil, erkenden piyasadan çekilmeleri. Türkiye’de kadınların ortalama evlenme yaşı hala 26. Bu ne demek? Kadınların yarısı 26 yaşına gelmeden evlenmiş oluyor demek.

Yani muhafazakar kesimde 30 yaşındaki adam yine 22’lik bakire bulur ama bu durum o kesimde var ve sayıca da çok olduklarını sanmıyorum. Seküler çevrede de dediğim gibi bakire kız çok. O kızlar 25 yaşının altındalar. 25 yaşın altında adamla evlenip piyasadan çekiliyorlar. 30 yaşındaki adamla evlenmiyorlar.

Seküler oldup bekarete bu kadar önem veren adama tavsiyem 25 yaşına kadar evlenmesi. Sende o tren kaçmış. Senin yaşında artık hem piyasa yapacağım, hem güzel olacak, hem muhafazakar olmayacak hem bakirs olacak, her şey olacak. Sizin iş biraz kriter kriter diye kedi annesi olan evlenemeyen kadın olayı. Hani böyle kırmızı hap gibi oluşumlarda eleştiriyorlar ya. Kadınlar kendilerine gelince modern yaşayacaklar ama erkeğe sorumluluk demeye gelince muhafazakar şeyler isteyecekler. İki yüzlü kadınlar falan diye. Onun erkek versiyonu senin durumundaki adamlar.

Kendilerine gelince modern yaşayacaklar ama karşı tarafa sorumluluk yüklemeye gelince muhafazakar şeyler isteyecekler.

Muhafazakarsan muhafazakarsın, değilsen değilsin arkadaş. Böyle işime geldiğinde o olsun işime geldiğinde bu olsun abiler senin dertlerine sahipler.

Bence senin gibi adamların çoğalma sebeplerinden biri de asosyal medyadaki bakire olmayan kadın “çatlak patlak’ embesilleri. Yani bunları yazanlar genellikle bakire olsun ya da olmasın eline kadın eli değmeyen ve asla değmeyecek adamlar. Ya da kırk yılda bir değen kaybedenler. Ve sanki ben kaybettim, hepinizi de kaybettireceğim diye erkek beyni düzmek üzere çalışıyorlar sosyal medyada. Kinleri kadınlara ama zararları erkeklere.

Eski devirlerde bunları böyle toplu halle savaşa sürerlermiş, telef ederlermiş. Yada bunlar toplu isyanla iş savaşlar falan çıkarırlarmış. Şimdi p**no ile beyinleri uyuştuğu için gerçek dünyada toplu bir halt yapamıyorlar. Öyle bir tehlikeleri yok. Ama sosyal medyada resmen kitle imha silahına dönüştüler. On binlerce erkeği baba olmaktan mahrum edecekler bu adamlar.

Asosyal medyaya yanlışlıkla bile olsa girmemeye bak. Hangi tarafta olduğunu da seç. Ona göre de bir tercih yap. Görücü usulü ile ilgili kafandaki şeyler de tamamen saçma sapan şeyler. Sanıyorsun herhalde zorla evlendirileceksin. Arkadaş bir şeyden biraz fedakarlık yapacaksın. Güzellikten yapman gerekiyorsa güzellikten yapacaksın.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Aşk bombardımanına neden düşüyorsunuz?

Sizi tanışır tanışmaz tamamen anlıyor gibi görünen biriyle hiç karşılaştınız mı?

Bu kişi ile aranızdaki bağın daha ilk günden çok güçlü olduğunu hissettiğiniz mi?

Bu kişi başından itibaren size büyük bir ilgi gösteren, çok sıcak davranan ve ilişkinize büyük bir yatırım yapıyor gibi görünen biri miydi?

Bu insan ile aranızdaki bağın çok hızlı kurulduğunu hissetiniz ama sonra aynı hızda, sanki bir düğmeye basılmış gibi işler değişti. Bu kişi kendini geri çekti, size karşı enerjisi değişti. İstikrar kayboldu ve siz de ondan kopacağınıza, onu daha çok düşünmeye, aranızdaki konuşmaları kafanızda oynatıp durmaya, ne olduğunu anlamak için düşünüp durmaya ve başlardaki ilişkiye dönmek için çabalamaya başladınız.

Bu deneyim sizin kafanızı karıştırdıysa, bunun bir nedeni var. Aşk bombardımanını bu kadar istikrarsızlaştırıcı yapan şey, sadece bağlantının çok güçlüymüş gibi hissettirmesi değil, bu güçlü bağın, beyniniz gerçekte olanları anlamaya fırsat bulamadan çok hızlı bir şekilde güçlenip zayıflaması.

Bu bölümde aşk bombardımanına popüler kültür kavramı olarak ya da bir kişilik etiketi olarak değil, bazı beyinlerin özellikle zaafının olduğu bir ivmelenmiş bağlanma örüntüsü olarak, nöron bilimi gözlüklerinden bakacağız.

Çoğu insan aşk bombardımanını, bir ilişkinin başında görülen aşırı yakınlık olarak tanımlar ama bu tanım, altta çalışan mekanizmayı pas geçen bir tanım. Gerçek problem, aşk bombardımanı yapan kişinin ilgi ve yakınlık yoğunluğu değil. Gerçek problem, aşk bombardımanını yiyen kişinin beyninin, bu yoğun yakınlığın, stabil temeli olup olmadığını görecek zamanı vermeden bağ kurmaya başlaması. Aşk bombardımanını asıl güçlü yapan şey bu. Beyniniz kasıtlı olarak bir fanteziye bağlanmıyor. Normalde bağlantı gösteren, ilgi, hemen cevap verme, duygusal açıklık, sık iletişim ve güçlü onay dili gibi davranışlara tepki veriyor. Bunlar nötr sinyaller değiller, beyin için önemliler ve insanların bağlanma sistemlerinin farkına varacağı sinyaller.

Bu nedenle bir insan size bu sinyalleri çok erken ve çok yüksek miktarda verdiğinde, beyniniz bu insanı önemli biri olarak kodluyor. Oksitosin hormonu, bir bağ ve güven yaratıyor. Dopamin hormonu bu insanla deneyiminizi göze çarpan ve dikkat vermeye değer bir deneyim olarak işaretliyor.

Bunlar irrasyonel mekanizmalar değiller ve sinir sisteminiz, yapmak için yaratıldığı şeyi yapıyor. AMA problem şu ki bağ, zamanla oluşması beklenen bir şey. Sağlıklı bir bağ kurulması sürecinde beyin, zaman içerisinde bu sinyallere tekrar tekrar maruz kalıyor.

Bu davranışları değişik durumlarda gözlemleme, bu insanın duygusal olarak stabil, gerçekten güvenilir ve uzun süreli bağ kurabilen biri olup olmadığını anlayabilme şansı buluyor.
Sağlıklı bağ kurma sürecinde verinin yavaş yavaş akması, beynin daha stabil ve gerçek dünyada sağlam temelleri olan bir bağ kurmasını sağlıyor. AMA aşk bombardımanı, bu süreci çok kısa bir süreye sıkıştırıyor, gerçekliğine dair deliller ortada olmadan bir yakınlık hissi yaratıyor. Beyin “bu insanı tanıyorum” demek yerine, “bu insan önemli, bağ gerçek” sonucuna atlıyor. Bu gerçekleştiğinde ise, beynin deneyimlediği bağ gerçek olsa da, bu bağ gerçek hayatta sağlam temellere dayanmıyor.

Aşk bombardımanı ile başlayan ilişkiler bittiğinde, insanların “bunu görebilmem lazımdı” ya da “çok hızlı bağlandım” diye utanmasının sebebi de bu. Ama olaya böyle bakmak, gerçekte olan şeyi anlamanıza engel. Ama olay sağlıksız değerlendirme ya da kötü karar olayı değil. Olay, düşünen beyin olan biteni anlamasına fırsat vermeden, bağlanma sisteminin aktif hale gelmesi.

Aşk bombardımanının ardından ise, bütün bu süreci aşırı ve orantısız yapan şey, aşk bombardımanı yapan kişinin kendisini geri çekmesi geliyor. Bu noktada nöron bilimi özellikle önemli bir hal alıyor.
Yoğun bağlantı birdenbire kesildiği zaman, beyniniz bunu küçük bir hayal kırıklığı olarak işlemiyor. Bunu sosyal bir acı olarak işliyor ki sosyal acı kelimelerini şiirsel olsunlar diye kullanmıyorum. İnsan beyninde fiziksel acı sistemi ile reddedilme, dışlanma ve bir ilişkinin kaybı gibi durumlarda aktif olan sistem arasında kesişme var. Bu ortak paydada anahtar beyin bölümlerinden birisi anterior singulat korteks alanı. Bu bölge sosyal bağlarla ilgili kaygı tepkisinde aktif hale geliyor ve aynı zamanda fiziksel acıyı da işleyen bölgelerden birisi. Yani “ayrılık canımı acıtıyor”, “reddedilmek yaraladı” sözlerinin nörolojik temelleri var. Beyin anlamlı bir bağ aniden kaybedildiğinde, beyin buna önemsiz bir şeymiş gibi bakmıyor. Beyin bunu tehditkar ve acı verici bir şey olarak algılıyor. Bu önemli çünkü beyin acı hissettiğinde, bu durumu çözmeye çalışıyor. Açıklamalar, kapanış, rahatlama ya da çözüm aramaya, dikkatini karşısındakine daha çok vermeye başlıyor.

Yani aşk bombardımanı ardından gelen zihni meşguliyet sadece duygusal toyluktan ya da takıntıdan gelmiyor. Sıklıkla, beynin bağlantının çok hızlı kurulmasına ve birdenbire kopmasına bir açıklama bulmaya çalışmasından geliyor. Bu nedenle de insanlar duruma verdikleri tepkiye şaşırıyorlar. “Bu beni neden bu kadar etkiledi, bu insanı tanıyalı ne kadar zaman oldu ki?” diye düşünüyorlar.
Sorun şu ki beyniniz ilişkiyi takvim üzerinde geçen süre ile ölçmüyor, bağlanma sinyallerinin yoğunluğu ve sıklığı ile ölçüyor. Eğer bağlanma sinyali güçlü ise, bu sinyalin ortadan kalkması güçlü bir etki yaratıyor.
Burada önemli bir konuya değinmemiz gerekiyor. Bazı insanların bu tür davranış kalıplarına, başka insanlara göre daha fazla zaafları var. Bu onların daha zayıf olmalarından ziyade, beyinlerinin hızlı bağlanma sinyallerini çok güçlü algılayacak şekilde organize olmasından kaynaklanıyor.

Bunun nedenlerinden biri, kişinin erken çocukluğunda tutarsız bağlanmaya maruz kalması. İnsanın sinir sistemi erken çocukluk döneminde yakınlığın öngörülemez olduğunu öğrenirse, örneğin bu yakınlık bir yoğun bir tamamen kopuk ise, böyle bir davranış kalıbı kişi için rahatlatıcı olmasa da bilindik bir örüntü haline gelir. Bu durumda beyin bağın yoğunluk kısmına kilitlenmeye daha meyillidir çünkü öngörülemezlik zaten bağlantının bir “parçasıdır”.

Başka bir yatkınlık sebebi de, içsel istikrar ve bağlantının düşük olmasıdır. Siz zaten duygusal olarak aç, görünmez ve belirsiz hissediyorsanız, birdenbire gelen yoğun ilgiyi normalden çok daha güçlü hissedebilirsiniz. Bu sadece iyi değil aynı zamanda yatışmış, ferahlamış hissetmenizi de sağlayabilir. Bir şey size kronik bir kötü hisse karşı ferahlama veriyorsa, o şeyi kaybetmek sizi normalde olması gerekenden çok daha kötü vurabilir.

Burada bir başka problem de kendini kaybetmekle ilgili. Yakınlık çok hızlı bir şekilde başladığında, bu bağ bu seviyede bir etkiyi zerre hak etmese de, benlik algınızın merkezi olabilir. Başka bir deyişle, “ben” henüz yeterince stabil değilken, “biz” oluşmaya başlayabilir. Bu durumda diğer insan kendini geri çekmeye başladığında, bu sadece hayal kırıklığı olarak değil, yönünü kaybetmek gibi, ayağınızın altından koca bir halı çekilmiş gibi hissedilebilir. Bu da bize aşk bombardımanı kalıbının neden sıklıkla aynı adımları izlediğini açıklayabilir.
Birinci adımda, hızlı bir aşk (ve seks) bombardımanı vardır. Çok erken ve çok fazla miktarda etkileşim, onay ve yoğun duygusal yakınlık vardır. Sonrasında ise karşınızdaki kişinin araya mesafe koyması gelir. Karşınızdaki istikrasızlaşır, daha az ulaşılır, daha az etkileşime geçer ve duygusal olarak daha az yakın olmaya başlar. Üçüncü adımda ise, yoğun arzu ve kafa karışıklığı gelir. Siz neyin değiştiğini anlamaya çalışmaya, başlangıçtaki bağı yeniden tesis etmeye çalışmaya başlarsınız. Kendinizi, tam olarak ne olduğunu anlamadığınız bir şeyi tamir etmek zorunda gibi hissetmeye başlarsınız.

Bu acelenin güçlü bir başlangıçtan çok kader ya da kesinlik gibi hissedilmesinin psikolojik bir sebebi de var. Vücudunuz yüksek derecede aktive olduğunda ve bağlantı sinyallerine boğulduğunda, beyninizin bu hissin anlamına karar vermesi lazım. Klasik iki faktörlü duygu kuramına göre, yükselme önce, yorumlama sonra gelir. Önce sinir sisteminiz tepki gösterir ve sonra zihin bu reaksiyon etrafında bir hikaye yazar. Aşk bombardımanı bağlamında, bu hikaye “bu bağ çok özel olmalı, çok derin olmalı” gibi bir şeydir. Ama çoğu zaman zihninizin kaydettiği şey, zamanın testine meydan okumuş bir ilişki değil, sel altında kalmış bir sinir sistemi.
Burada çok önemli olan şey, aşk bombardımanı ile hissettiğiniz şeyin, yakınlık ile aynı şey olmadığı. İki insan arasında yakınlık zaman içerisinde ve yavaş bir tempo ile kurulur. İki insanın birbirlerinin karakterlerine, tutarlılıklarına ve duygusal güvenilirliklerine defalarca maruz kalma sonucunda oluşur.

Aşk bombardımanındaki yoğunluk, yakınlık gibi hissedilebilir ama aslında alakaları yoktur. Yoğunluk hızlıdır, yakınlık ise zaman içerisinde kazanılır. Yoğunluk sinir sisteminizi bunaltır, yakınlık ise sinir sisteminizi istikrarlı bir hale getirir.

Bu ayrım önemli çünkü birçok insan yoğun hisleri, anlamlı bir şeyin kanıtı olarak kullanmaya çalışıyor ama yoğunluk her zaman derinliğe işaret etmez. Yoğunluk bazen bağlanma sisteminizin olması gerekenden çok daha hızlı bir şekilde aktif hale geldiğine işaret eder.
Aşk bombardımanı ile karşılaştığınızda yapmanız gereken ilk şey, bundan anlam çıkarma işini yavaşlatmanız. Eğer aranızdaki bağ, başlarda anormal derecede güçlü görünüyorsa, kendinize şu basit soruyu mutlaka sormalısınız:
Bu insana olan duygularımın gücü, bu insanı tanıma seviyem ile orantılı mı?
Bu soru duygularınızı geçersiz kılmaz, sadece düşünebilen beyninizi yeniden işin içine sokar. Mesela, “bu insanı yıllardır tanıyor gibiyim ama aslında tanıyalı çok kısa bir süre oldu ve bu sürenin çoğu da sadece mesajlaşmadan ibaret” diyebilirsiniz.

İkinci yapmanız gereken ikinci şey, duygusal yoğunluğu davranışsal kanıtlardan ayırmak olmalı. Bu insanı size düzenli bir şekilde nasıl davranışlar gösterdi? Duygusal zirvelerde ya da ilk haftanızda ne dedi ya da ne yaptı değil, zaman içerisinde tekrarlanan davranışlarında ne gördünüz? Bu insan istikrarlı mı? Bu insan tutarlı mı? İlk günlerin balayı havası sönmeye başladığında, sizinle etkileşim seviyesi pek değişmeden devam ediyor mu? Beyninizin doğru bağlantıyı kurması için bu verilere ihtiyacınız var.

Üçüncü yapmanız gereken şey, karşınızdaki kendisini uzaklaştırmaya başladığında, uzaklaşma tepkisinin başladığını fark etmek olmalı. Eğer bu süreçte bağlantıyı korumak, daha yakınlaşmak, işleri düzeltmek zorunda hissediyorsanız, bunun ne olduğunu söze dökün. “Beynim bu soğumayı kayıp olarak kaydediyor.” Bu küçük ama önemli bir adım çünkü, hissettiğiniz yoğun duyguların beyin acı merkezi tarafından abartıldığını anladığınızda, bu acil bir şeyler yapmalıyım hissinin ilişkinin sağlıklı ve değerli olmasından kaynaklanmadığını da anlayabilirsiniz.

Evet, bunu şöyle tekrar edeyim: beyninizdeki acı merkezi, bu ilişkinin yoğunluk hissini abartıyor. Bu nedenle de aranızdaki bağın seviyesi hakkında gerçekçi bir algınız yok. Bu bağın gerçek seviyesi hakkında düşünmek, sinir sisteminizi yatıştırabilir, bu soğumaya gösterdiğiniz aşırı tepkinin, bu insanın biricik, çok önemli olduğuna dair bir delil olmadığını, reaksiyonun gücünün aranızdaki bağlantının gücünden değil, hissettiğiniz ızdıraptan kaynaklandığını anlayabilirsiniz.

Bu yazıdan çıkarmanızı istediğim ders, beyninizin yapmak üzere evrimleştiği şeyi yaptığı için aşk bombardımanının çalışıyor olması. Beyniniz bir bağa tepki veriyor, bir sıcaklık kaynağına bağlanıyor ve acıdan kaçış arıyor. Bunlar kendi başlarına yanlış şeyler değiller ya da sizi muhtaç ya da enayi yapmıyorlar.

Aşk bombardımanının mekanizmasını anlamanız, çekim hissetmeyeceksiniz anlamına gelmiyor. Çekimin aslında neyden ibaret olduğunu bilmeniz anlamına geliyor. Bu mekanizmayı bilmek, sizin hem yoğun duyguyu hissedip hem de işin hızı ile ilgili soruları sorabilmeniz anlamına geliyor. Uzaklaşmanın acısını yaşasanız da, bunun o kişiye geri dönmeniz gerektiğine değil bir nörolojik sürece işaret ettiğini bilmeniz anlamına geliyor.

Kaynak: Why love bombing hurts so much?

İlişkilerde aşırı verici olmak – İyilik değil tehdit tepkisi

Sürekli olarak verdiğiniz, sürekli olarak fedakarlık yaptığınız ve sürekli olarak işleri karşınızdaki kişi için kolaylaştırmaya çalıştığınız, ama bütün bunlara rağmen güvende hissetmek yerine daha fazla kaygı hissettiğiniz bir ilişkide bulundunuz mu?

Düşüncelisiniz, cömertsiniz ve belki de herkesin “gönlü geniş” diye tanımladığı o kişisiniz. Ama ilişkideyken işler sizin için hiç de kolay ve sakin değil. Karşınızdakinin ihtiyaçlarını önceden tahmin ediyorsunuz, hayal kırıklığını önlemeye çalışıyorsunuz ve aranızdaki bağı stabil tutmak için uğraşıyorsunuz. Bir an bile olsa böyle davranmayı bıraktığınızda, çok önemli bir şey yanlış gidecek gibi hissediyorsunuz.

Peki hiçbir şeyi düzeltmeniz gerekmediğinde, çözmeniz için bekleyen bir problem olduğunda hissettiğinizden daha tedirgin hissediyor musunuz? Sanki sakin bir zaman dilimi, alışık olduğunuz kaostan daha tedirgin hissettirir gibi.
Eğer bunlar size tanıdık geliyorsa, bunlar sizin sandığınız gibi sevgi ile ilgili değil, tehlike agısı ile kendini düzenlemeye çalışan beyninizle ilgili olabilir.

Bugün neden bazı insanların aşırı seviyor gibi göründükleri, bu aşırı verici davranış kalıplarının cömertlikle alakalı değil de kaygı, bağlanma ve kaybı önleme ile alakalı olduklarını konuşacağız.

Fazla verici dediğimde aklınıza çok önemseme ve fedakarlık gelebilir ama ben burada bunlardan bahsetmiyorum. Fazla verici olmak, basitçe gönlünden koparak çok fazla vermek değil, bunu durdurmanın çok zor olacağı şekilde verici olmak demek. Bu seviyede verici olmak karşınızdakini önemseme ile alakalı olmaktan çıkıyor. İlişkinizi stabil tutmak, kaygı seviyenizi azaltmak ve verici olmazsanız olacaklardan kendinizi korumak için kullandığınız bir yol olmaya başlıyor.

Fazla verici olmak bir sevgi dili değil. Sevgi gibi görünen bir tehdit tepkisi. Bu dışardan adanmışlık, dikkat ya da gönül zenginliği gibi görünebilir ama bu davranışın altında, ipleri elinde tutan başka bir şey var.

Şimdi size fazla verici olmanın gerçeğini tanımlayacağım. Fazla verici olmak, başka insanların ihtiyaçlarını, çoğu zaman kendine zararlı bir şekilde kompulsif ve önceden tahmin etmeye çalışır bir şekilde karşılama ve eğer bu şekilde davranmazsanız yüksek derecede kaygı ve panik hissetme kalıbıdır.
Burada anahtar kelime “kompulsif”. Gerçek gönül zenginliği gerçek ihtiyaçlara karşılık verir ve yapan tarafından kolayca sonlandırılabilir. Fazla vericilik ise sonlandırılamaz ve temelde karşınızdaki insan ve onun ihtiyaçları ile alakalı değildir. Sizin kendi sinir sisteminizi yatıştırmak için kullandığınız bir stratejidir.

Fazla verici olmak kaygı seviyenizi, ilişkiyi gerçekten düzelttiği için yatıştırmaz. Size partnerinizin durumu üzerinde bir control hissi verdiği için yatıştırır. Siz gerçek bir sorunu çözmek için böyle davranmıyorsunuz, tamamen sizin zihninizde olan bir tehdit sinyalini egale etmek için böyle davranıyorsunuz.

Yani fazla verici olmak bir kendini yatıştırma stratejisidir, ilişki stratejisi değil. Bu nedenle fazla verici davranan kişi ne kadar çok verici davranırsa davransın, ilişkide stabilite hissetmez. Çünkü yaptıkları zaten başından beri ilişkiye değil kendi korkularına yöneliktir.

Bu davranışın nedeni, beyinde bulunan ve birbirleri ile alakalı olsalar da birbirlerinden ayrı olan iki sistemin birbirine dolanmasıdır. Bu sistemlerden biri bağlanma sistemi ve diğeri de bakıcı sistemi.

Bağlanma sisteminiz sizinle alakalı. Sizi yakınlaşmaya ve güvenliğe, sizin ihtiyaçlarını için koşulluyor, siz bağlantının güçlü olduğu konusunda güvence, rahatlık ve onay istediğinizde aktif hale geliyor.

Bakıcı sistemi ise, başka bir insanın ihtiyaçları ile aktif hale gelen bir sistem. Bu, sizin yardım eden, ihtiyaçlara tepki veren ve işleri düzelten tarafınız.

Sağlıklı bir dinamikte, bu iki sistem de gerçek sinyallere tepki verirler. Siz stres hissetiğinizde, bağlanma sistemi sizi bağlantı kurmaya çeker. Sevdiğiniz bir insanın yardıma ihtiyacı olduğunda, bakıcı sisteminiz devreye girer. Her iki sistem de, gerçekte olan şeylere tepki vermeleri gerektiğinde aktif hale gelirler.

Aşırı verici bir insanda, bakıcı sistemi tehdit tepkisi tarafından ele geçirilir. Bu durumda sistem, sahici ihtiyaçlara değil, algılanan tehlikeye tepki vermeye başlar. Bunu, bir noktadan sonra yanlış ayarlandığı için gerçek dumana değil de, odanın fazla sıcak olması gibi şeylere tepki olarak harekete geçen bir yangın sistemi gibi düşünebilirsiniz. Siz de gerçek bir ateşe tepki olarak değil de, tepkisiz kalmak harekete geçmekten daha tehlikeli hissettirdiği için yangın söndürme tüpünü elinize alırsınız.
Peki bu yanlış ayarlama nereden geliyor? Burası, tehdit karşısında ortaya çıkan yaltaklanma tepkisinin devreye girdiği yer.

Tehdit karşısında bir insanın verebileceği üç temel tepkiyi biliyorsunuzdur: savaş, kaç ya da don. Bunlara ek olarak bir de yaltaklanma tepkisi var. Sinir sistemi tehdit hissettiğinde – bu tehdit fiziksel bir tehlikeden değil de onaylanmama, reddedilme, soğuma, çatışma veya terk edilme tehdidi olabilir – kişi karşısındakini memnun etmeye, ona yardım etmeye, aralarındaki bağı düzeltmeye veya karşısındaki için kullanışlı olmaya çalışabilir. Aşırı vericilik, ilişkinin kopma ihtimalini düşürmenin bir yolu haline gelebilir.

Eğer belirsizliklerle dolu ve sevginin koşullu olduğu bir çevrede büyüdüyseniz, aşırı verici davranış kalıpları erken yaşlarda başlayabilir. Vericilik, algılanan tehdidi savuşturmanın en hızlı ve güvenilir yolu haline gelebilir. Sıcaklık yok, kelimeler yok. Bunlar yerine, daha problem bile olmadan ihtiyaç karşılama var.

Beyniniz sadece bu davranışları hatırlamıyor, aynı zamanda bağlantılar kuruyor. Verici olmak güvenlik ile ilişkilendirilirken, verici olmamak tehlike ile ilişkilendiriliyor. Bu tür ilişkilendirmeler ise daha sonra çocukluktan yetişkinliğe geçiyor. Yetişkin ilişkilerinde, artık gerçek tehlikeler çoktan ortadan kalkmış olmasına rağmen, neyin acil neyin tehlikeli hissettirdiğini şekillendiriyor.

Bu kalıbın kişiyi bu kalıba kilitleyen bir katmanı daha var: oksitosin. Oksitosin bağlanma hormonu olarak bilinir ama oksitosin sadece sağlıklı ve dengeli bağları güçlendirmez, arka planda aktif olan bağlanma kalıbı ne ise onu da güçlendirir.

Çoğu insanda oksitosin sahici bağlantıları, fiziksel yakınlığı ve karşılıklı önemsemeyi güçlendirir. Fazla verici insanlarda ise oksitosin, verici davranışa, özellikle de bu davranışın getirdiği yatıştırıcı etkiye koşullanabilir. Ödül bağın kendisi değil, kaygı seviyesindeki düşme olur. Kişi zaman içerisinde, anlaşılmaktan çok ihtiyaç duyulmaya bağımlı hale gelir. Buna oksitosin paradoksu denir. Bağlanmayı destekleyen biyoloji, gerçek bir bağlanma yerine kendi kendini yatıştırma döngüsünü güçlendirir.
Aşırı verici insanın karşısısındaki insanın bir şeye ihtiyacı olmadığında ortaya çıkan sükunet, aşırı verici insan için iyi bir şey olmayabilir. Böyle bir insan tam tersine, kendisini tehdit altında hissedebilir çünkü sıklıkla kullandığı duygusal düzenleme stratejisi aktif değildir.

Karşılanacak bir ihtiyacın olmaması, uygulanabilecek bir kontrol mekanizmasının olmaması yani tehdit sisteminin üstesinden geleceği bir şeyin olmaması demektir. Bu durumda sükunet, krizden daha kaotik bir duruma dönebilir.

Fazla verici olmak, gündelik hayatta nasıl görünür? Bu genellikle, başkalarının ihtiyaçlarını, onlar daha ihtiyaçlarını dile getirmeden öngörmek şeklinde ortaya çıkar. Karşınızdaki söylemeden onun stres altında olduğunu, işleri karşısındaki için nasıl daha kolay ve rahat hale getirebileceğinizi bilirsiniz. Bu kabiliyetiniz ile gurur bile duyabilirsiniz.

Bunları önceden görebilmek gerçekten de bir kabiliyet ama problem kabiliyetin kendisi değil. Problem, bu kabiliyeti sürekl kullanmanız gerektiğini hissetmeniz.

Aşırı verici davranış, gündelik hayatta aşırı fonksiyonel olmak şeklinde de ortaya çıkabilir. İlk önce siz mesaj atarsınız, ilk siz özür dilersiniz, çatışma sonrası işleri ilk siz düzeltmeye çalışırsınız.

Aşırı verici davranışlar aynı zamanda alıcı olmakta güçlük şeklinde de ortaya çıkabilir. Aşırı verici bir insan, kendisi için bir şeyler yapıldığında, kendisini rahatsız hissedebilir. Aşırı verici insan desteğe ihtiyacı olduğunu söyleyebilir ama destek aldığında, durumunu alttan almaya, kabul etmemeye çalışabilir. Destek almak açıklık gerektirir ve açıklık ise böyle bir insanı kırılgan ve kontrolü kaybediyormuş gibi hissettirebilir.
Bütün bunlara paralel olarak sürekli bir duygusal gözetleme mekanizması vardır. Aşırı verici kişi sürekli olarak başkalarının ses tonlarını, davranış hızlarını, ruh hallerini, enerjilerini gözlemler. Kişi sadece ilişkide değildir, ilişkiyi sürekli gözlemler haldedir. İlişkideki değişimleri sürekli gözlemleyip, kendisini süreli olarak bu değişimlere göre ayarlar. Bu şekilde sürekli olarak tetikte olmak, kişi dışarıdan sakin görünse bile oldukça tüketici bir şeydir.

Bu davranış kalıplarının maliyeti çok yüksek. Böyle yaşamak, her şeyden önce tüketici bir şey. Karşınızdaki insanı ne kadar çok severseniz sevin, lişkiler stabil hissetmeniz için bu tür bir aşırı vericiliğe ve aşırı fonksiyonel olmaya ihtiyaç duymazlar. İkincisi, bu şekilde davranmanız, karşılıklı alıp verme ilişkisini yok eder. Bir insan verici, stabilize edici, diğer insan ise yönetilen ve kontrol edilen kişi olur. Üçüncüsü, bu davranışlar sizin öz değer algınızı çarpıtır. Siz sağladığınız şeyle değerli hissetmeye başlarsınız, olduğunuz kişi ile değil. Bu noktadan sonra da aşırı verici olmak acı vermeye başlar. Kişiliğiniz faydalı olmaya bağlandıktan sonra, aşırı verici davranışları azaltmak sadece hayal kırıklığına uğratmak gibi değil de, daha az sevilir olmak, sanki yok olmak gibi hissedilir.

Burada şunu da belirtmem lazım ki tüm verici davranışlar aşırı vericilik değildir. Sağlıklı vericilik esnektir, gönüllülük üzerine kuruludur ve tüm ilişki tehlikeye girmiş gibi hissetmeden sonlandırılabilir.

Aşırı vericilik büyük bir yük gibi hissedilir ve yoğun duygular içerir. Vermemek riskli gibi hissedilir, vermek ise bakım tutum.

“İlişkide aşırı verici biri miyim?” diye sorabilirsiniz ama bu sorunun cevabı bağlama göre değiştiği için, sorunun kendisi pek faydalı bir soru değil. Daha faydalı soru, ilişkide vermenin size ne yaptığı sorusudur. Bağlanmanıza mı yardım ediyor yoksa kaygınızı yönetmeye mi? Karşı tarafa verdiğiniz şefkati mi yansıtıyor yoksa uzaklaşma, hayal kırıklığı ya da çatışma gibi şeyleri önlemek için mi veriyorsunuz? Bunlar rahatsız edici sorular ama kendinize dürüst davranırsanız, bazen cevabın her ikisi de olduğunu görürsünüz. Ve bunun farkına varmak bile gerçek bir ilerlemedir.

Peki sadece “bundan sonra fazla verici olmayacağım?” demekle kalmadan, gerçek bir değişimi nasıl başlatabilirsiniz?
Burada size ilişkide güvende hissetmeyi yeniden ve doğru şekilde öğrenmenizi sağlayacak bazı somur deneylerden bahsedeceğim. İlk deney, “eskiden ve şimdi” çıpası dediğim bir deney. Burada, verici davranmanın aciliyetinin şimdiki ilişkinizden mi yoksa geçmiş ilişkilerinizden mi kaynaklandığını kontrol ediyorsunuz. Bundan sonra verici olmak için atlamadan önce, kendinize sadece tek bir şey sorun: bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum yoksa yapmazsam olabilecek şeylerden korktuğum için mi? Bu soruyu sorduğunuzda korku hissetmeye başlarsanız, biraz daha spesifik sorular sorun.

“Bu durum bana neyi hatırlatıyor?”
“Daha önce böyle bir baskıyı ne zaman hissetmiştim?”

Burada kendinize tam bir terapi seansı yapmaya çalışmıyorsunuz. Tek yaptığınız, bu verme dürtüsünü “geçmiş – şimdi” şeklinde etilketliyorsunuz.

“Bu aciliyet, şu anda olmakta olan şeyle uyumlu mu yoksa geçmişte olmuş bir şeyle mi uyumlu?”

Bu tür bir ufak etiketleme bile, şu anki partnerinizi geçmiş deneyimlerinizden ayrıştırır. Beyin prefrontal korteksinizin öne atılıp “bu o zaman olan şeye benziyor ama şu an o zaman değil” diyebilir. Ve sonuçta verici davranışı yapmaya karar verseniz bile, bunu daha çok farkındalık ve daha az dürtü ile yaparsınız. Burada zaten anahtar, aşırı verici davranışın kompulsif doğasını kırmak.

İkinci deney, “alıcılık testi”. Bu rahatsız edici ama aşırı vericilik durumunuzu gözler önüne seren bir test. Çok verici olduğunuz, çok önemli olmayan bir alan seçin. Mesela süreli ilk mesajı siz atıyor olabilirsiniz ya da sessizliği ilk bozup tatlıya bağlamaya çalışmanız gibi. Sonra daha önceden kararlaştırdığınız sabit bir süre boyunca bunu yapmayın ve olanları izleyin. Örneğin ilk hep siz mesaj atıyorsanız, “önümüzdeki bir hafta boyunca günün ilk mesajını ben atmayacağım” deyin. Ya da partneriniz kötü bir modda olduğunda bunu sürekli olarak düzeltmek zorunda hissediyorsanız, “bu akşam orada öylece sessizce oturacağım ve onun ruh halini düzeltmek için bir şey yapmayacağım” deyin. Burada ilişkiye sırt çevirmiyorsunuz, basit bir deney yapıyorsunuz. Siz sürekli olarak mesafe kapamak için çabalamadığınızda, ilişkinin size yaklaşma kapasitesini test ediyorsunuz.

Bunu yaparken, içsel durumunuza dikkat edin. Muhtemelen kaygı, suçluluk, korku ya da bencillik yapıyormuşsunuz gibi bir şey hissedeceksiniz. Bu hisler bir şeyleri yanlış yaptığınızın ispatı değiller. Sinir sisteminizin verici olmak ile ilişkide güvenliği ilişkilendirdiğini ispat ediyorlar.

Siz küçük bir ihtiyacı karşılamak için ortaya atılmadığınızda bile – burada gerçekten küçük bir ihtiyaçtan bahsediyoruz – dürtülmeden ya da yönetilmeden kimin size yaklaşıp yaklaşmayacağını görme fırsatınız olacak.

Böyle davrandığınızda ilişkiniz çöküyor mu?

Partneriniz ortadan kayboluyor mu?
Ya da siz sadece eski bir davranış kalıbını kırdığınız için mi kaygılı hissediyorsunuz?

Bu farklar önemliler.

Eğer bu süreci daha sistemli takip etmek isterseniz, kafanızdakileri bir günlüğe yazmanız oldukça etkili olacaktır. Bu şekilde neyi sevgiden neyi korkudan verdiğinizi, her iki durumda da vücudunuzun nasıl tepkiler verdiğini görmeye başlayabilirsiniz. Ve bu şekilde beyninize, sükunetin hayatta kalabileceğiniz bir durum olduğunu, bir şey yapmamanın bencillik olmadığını, partnerinizin kendi ihtiyaçlarını kendi başına karşılayacağı mesafenin daha tehlikeli değil daha güvenli olduğunu öğretebilirsiniz.

Kendinizi fazla verici olduğunuz ilişkilerde buluyorsanız, bunu çok sevdiğiniz için yaptığınız ve çok seven doğanızın problem olduğu sonucunu çıkarmayın. Çünkü burada olan bu değil. Sorununuz, beyninizin verici olmayı bir savunma mekanizmasına dönüştürmesi, sevgiden değil korku ve kaygıdan yapması. Yani daha az sevmekten değil, daha çok karşılıklı sevgiden bahsediyoruz. Daha az önem vermekten değil, daha az tehdit kaynaklı önem vermekten bahsediyoruz.

Gerçek bağ, onu “hak etmek” için çok caba harcamanızi gerektirmez. Sizin her zaman her şeyi bir arada tutmak için sürekli fedakarlık yapmanızı gerektirmez.

Bağlanma stilleri ve kaygılı bağlanma stili gibi güvensiz bağlanma stillerinden nasıl kurtulacağınız konusundaki ayrıntıları, İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabında bulabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.

Kaynak: overgiving isn’t kindness – it is a threat response

Sizden gelen sorular – Mayıs 2026

Soru #1:

Benim 3 ay süren muhteşem bir ilişkim vardı.

3 aylık ilişki çok iyi olabilir ama “muhteşem”, “harika” gibi abartı kelimeler kullanıyorsan bil ki sen fantezi dünyasındasın, gerçek dünyadan kopmuşsun. Ne kadar yükseğe uçarsan da o kadar yüksekten çakılırsın.

Her şey mükemmel giderken günün birinde birden ilişkide gelecek göremediğini ve bitirmek istediğini söyledi.

Sen fantezilerde uçarken, gerçek dünyada ne olup bittiğine tamamen gözlerini kapamışsın yani.

İkimiz arasında yoğun tutkular ve arzular vardı. Öyle ki beni çok arzulardı ve her gün minimum 2-3 saat telefonlaşmadan duramazdık. Ayrılık düşüncesinden sonra biraz tartışmalar oldu ama normal konuşmaya devam ettik.

Ayrılık düşüncesi değil ayrılık. Yani kız seni terk etti ama sen kızla görüşmeye devam ettin, belki sen peşinde koştun. Ayrılığı kabullenememenin cezası da genelde ayrılığı kesinleştirmektir.

Zamanla kendiliğinden aramız açılmaya ve daha da düşman gibi tahammülsüz olmuştu bana.

Normali o. Güzellikle hayırdan anlamayana kaba davranmak lazım. Yoksa kızı bırakacağın yok. Gerçek dünyaya dönmeye hiç niyetin yok.

En son buna dair güzel ve yargılamayacak bir şekilde mesaj attım ama tabiri caizse beni istemediğini ve seninle iletişim halinde olmak istemiyorum dedi.

Kız seni terk etmiş, sen kıza sülük gibi yapışmışsın. Bunda güzel bir durum da yok, yargılanmayacak bir durum da. Kız da kibarlıkla anlatamadı sana, sert bir şekilde söylüyor.

Ben de yaşanılan güzel şeyler için teşekkür ettim ve direkt sessizce ve efendice tüm sosyal medya hesaplarından takipten çıktım. Buna karşılık beni engellemiş her yerden. İlişki için sonuna kadar gayret ettim ve engellenmek üzücü oldu açıkçası.

Hayırdan anlamadığın için engellendin. Senin için de iyi olmuş. Yaptığın şeyi “sevgi için gayret ettim” diye cilalayıp parlatma.

Takipten her yerden çıkarak (no contact) ile güzel bir adım attığımı düşünüyorum. Sizce eğer bana karşı tutkusu ve sevgisi hala var ise günün birinde yazma şansı var mı? Bir o kadar şiddetli veya kötü bir ayrılık olmadı.

Hayırdan anlamadan kızın sana “bırak yakamı” dediği yere kadar gelirsen, geri dönüşü çok ama çok zor. Pratik olarak sıfır. Oldukça kötü bir ayrılık olmuş, kızdan engel yemen gerekmiş.

Burada doğru zihin yapısına girmen lazım. Bkz. Terk edildikten sonraki doğru zihin yapısı

Soru #2:

Geçen aylarda flörtleştiğim – ancak saldırı modunda yaklaştığımdan korkuttuğum – kız geçen ay kahve ısmarlamak istediğini söyleyince tekrar görüşmeye başladık. Bu sefer akıllandığımdan ve işten, hobilerden dolayı pek vaktim olmadığından kızın üstüne düşmedim ve beklendiği gibi bu durum pozitif etki yarattı: çoğunlukla kızın teklifi ve mesajlarıyla 7-8 defa görüştük.

Bir kadınla buluşmalarınızda kadın sıcak ise, 5 buluşmaya kadar şans verin. O kadar sıcak değilse 3 buluşmaya kadar. 7-8 buluşmada bir şey olmadıysa, o işin olmayacağını varsayıp kadını kibarca başınızdan savın. Yoksa evde oturacağıma, bedava yemeğe çıkayım diyen kadının sponsoru olursunuz.

Fiziksel anlamda yaklaşmama çok müsaade etmediğinden ve buluşmalar monoton hale geldiğinden kendimi kızın yemek/kahve sponsoru(!) gibi hissetmeye başladım ve son görüşmemizde de bir sinyal aldığımı sanıp elini tuttuğumda kız aşırı gerildi.

Kahve sponsoru kısmı doğru.

Arabada da vedalaşmak için sarılmak istediğinde birazdan kendisini öpeceğimi, hazır olması gerektiğini söylediğimde “Yoooo” deyip hiçbir şey olmamış gibi vedalaşıp gittiğinde kızı bırakma kararı aldım.

Doğru karar.

Üç dört gün mesaj atmayınca “Kahvemizi içip ve tatlımızı yiyince beni niye hemen unuttun ?” gibi bir mesaj attı.

Kadınlar beta uydu erkekleri yörüngede tutmak için, erkek yörüngeden çıkmak istediğinde geri çekmeye çalışırlar. Bu sevgi ya da ilgi değil.

Ben de dudaklarıma buseler kondurup, fiziksel anlamda yakın davranmayacaksa beni evimden boşuna çıkarmamasını söyledim. Bunu söyleyince de o kadar yüksekten uçmamam gerektiğini ve yapacak bir şey olmadığını söyledi (: Ben de kızı ghostladım.

Doğru.

Şimdi buradaki kızın baba sorunları, ilişki tecrübesizliği var.

Sana ilgisi yok. Bunun baba sorunları ile ya da tecrübesizlikle alakası yok. Olay kızın sana ilgisinin olmaması ve seni yörüngede tutması.

Biraz gergin, korumacı da fakat aynı zamanda iyi biri ve fiziksel özellikleri de hiç fena değil. Kız sorunlu gibime gelse de bir şeyleri düzgün yönetemedim ve yine saldırgan yaklaştım gibime geliyor ancak atak yapmadan da böyle kahve, kokteyl içip, yemek yemeye devam edecektik. Bu konu yoktan yere kafamı çok kurcalıyor.

Kızın sana ilgisi yok, yani kafayı kurcalayacak bir şey yok. Ama bunları düşünmeye devam edersen, seni hiç istemediği ve hiç istemeyeceği belli kadına duygusal yatırım yapar sürünürsün.

Soru #3:

Mahmut abi merhaba 2 yıllık bir ilişkim var. Bunun önemli bir kısmı uzak mesafe geçti; ben farklı bir şehirdeyim, o da başka bir şehirde tekrar sınava hazırlanıyor yanıma gelmeyi planlıyordu. Son 6 aydır çok kavga ediyoruz.

Sana geç olmuş ama bu tür ilişkilerde olanlar için yazayım. Yıllardır internette dolanan, genelde Corey Wayne’den de duyabileceğiniz ve katıldığım bir kural var: Uzak mesafe ilişkisi 2 seneden önce yakın mesafeye dönüşmez ise biter. Az çok 2 sene tabi ki, 365 x 2 gün saymanızın anlamı yok. Sizin ki de aynen bu şekilde bitmiş.

Sebepler genelde iletişimsizlik, yanlış anlaşılma, ilgisizlik, geçmiş kırgınlıkların kapanmaması ve uzak mesafe yorgunluğu.

Uzak mesafede iletişimsizlik – yanlış anlaşılma ve ilgisizlik olmaması mümkün değil, ilgi dediğinin çoğu mektup pardon whatsapp arkadaşlığı zaten.

Son tartışmada ayrılmadan önce bana çok ağır konuştu, “siktir git/defol” gibi şeyler söyledi. Ben de bundan sonra yazmadım. Sonra asıl derdinin çiçek olmadığını, uzak mesafede sevildiğini ve düşünüldüğünü somut şekilde görmek istediğini anlattı.

Uzak mesafede sevildiğini ve düşünüldüğünü ne o görebilir, ne sen gösterebilirsin. Bu kızın yaptığı saygısızlık, uzak mesafeye kendisi bilerek ve isteyerek devam etmesine rağmen, böyle düşük kalitede bir ilişkinin düşük kalitede olmasının faturasını sana kesmeye kalkıyor.

Özellikle aylar önce çiçek istediğini söylemişti; ben de “yüz yüze alınca yaparım” diye erteledim. Bu onun içinde çok büyümüş.

Sürekli çiçek almıyorsan, o çiçeği gönderebilirdin, zaten neyi yüz yüze yapıyorsun ki bu kaldı. Ayrıca aylarca yüz yüze gelemiyorsanız zaten öyle ilişki mi olur?

FAKAT, o çiçeği almaman hata olsa da, alsan anca uzatma dakikası alırdın, bu bir başka yerden patlardı.

Bana göre konu çiçek değil, düşünülme ve ihmal edilme hissi.

Konu, aylarca görüşmediğiniz uzak mesafe.

açıkçası şuan ne yapmalıyım bilmiyorum ayrıldı yani daha doğrusu uzun uzun kendini nelerin üzdüğünü yazdı sonra bitti böyle bir ilişkide olmak istemiyorum dedi.

Ne yapmalıyım derken bu ilişki devam etsin diye yapabileceğin bir şey varmış gibi soruyorsun ama yok. Uzak mesafe ve oldukça ayrı geçen bir ilişki olarak uzun bile sürmüş. Bundan sonra da olmaz.

ne yapacağımı bilmiyorum ilk defa bu kadar uzun bir ilişki ve uzak mesafe ilişkisindeyim ciddi düşünüyorduk çok şey planladık paylaştık.

Çoğu şey ise sanal ve gerçeklikten uzaktı. “Ay abii mesaj var, görüntü var, sen de yani illa fiziksel mi olacak?” diyenler var. Öyle maalesef, fiziksel yakınlık olacak, dokunma olacak, koku olacak, sarılma olacak. Bunlar önemli.

karşılıklı ve böyle bir ilişkiden ayrılmak şuan korkutucu geliyor gözüme yaşta 25 ne yapmalıyım mahmut abi?

Yaşı, bitmeye mahkum ilişkiyi 2 sene sürdürürken düşünecektin. Yapman gereken, %99 olarak bitmiş bu ilişkiyi bırakıp kendine gerçek bir ilişki bulmak üzere yola çıkmak. Gerçek olsun ama, böyle düşük kalite sanalımsı bir şey olmasın.

Soru #4

Merhaba Mahmut Abi. İş yerime nadiren uğrayan bir müşterimle yaklaşık 2 hafta önce tanıştık. Kız 23 ben ise 26 yaşındayım. Ofisime ilk kez geldiği zaman aramızda değişik bir enerji oluştuğunu düşünüyorum. Kız genel olarak nazik, feminen ve biraz onay bekleyen, özgüveni düşük bir kız gibi ancak enerjisi beni çekiyor. İkinci kez ofise geldiği zaman da gözlerinin içi gülüyor ve elleri hafif titriyordu.

Bunu yazanlar genelde “ay ne kadar mahsun, ne kadar prenses” moduna girip, kimdir nedir bilmediği kızı tanrıça, gökten düşmüş bir melek yapıyorlar. Bazıları da “benimle konuşurken böyle demek ki bana bir şeyler hissediyor” diye ıslak rüyalara dalıyor.

İşle ilgili diğer konularla ilgili yazıyor ve ben konuşmalarda %20-30 oranında ciddiyetsiz görünmemek için dozunda kaliteli espri yapıyorum. Ancak kız ya espriyi anlamıyor ya da saf(saf olması muhtemeldir:) Yani ilgi işareti pek yok gibi.

Senin ona yürümeni engelliyor yani seni istemiyor da olabilir. Hata o ihtimal daha fazla.

Bu yüzden az da olsa yaptığım o eğlenen ustalığı bırakıp nextlemeyi düşünüyorum. Eğer ileride sıcak davranırsa nabza göre kızı kahveye davet etmeyi düşünüyorum.

Kahve daveti çok bayat ve genelde başarısız etmeye mahkum bir davet. Bkz. Sosyal ortamlarda beğendiğimiz kıza nasıl yürüyebiliriz? Bir kızı davet edecek başka bir şey bulamıyorsanız pas geçin. Muhtemelen kız size o fırsatı bilerek vermiyordur.

Normalde yıllardır biridnen hoşlanabilen biri değilim aksine piç takılıyorum

açlık tavanda yani. Çok kızla yatıyorum gibi bir şey yazma, duygusal olarak açsın.

7-8 yıldır ancak etkilendiğim biri çıkınca düşüncelerimi işgal etti gibi,

7-8 yıldır etkilenebileceğin kızlara ulaşımın yok, yoksa o kızlardan çok vardı. Sen ulaşamadın. Piç davranışların yüzünden öyle kızlar seni istemedi muhtemelen, sen de zaten onların ortamında değilsin. Bunu sanki kader ya da kadın milletinin eksikliği diye kendinize pazarlarsanız, böyle 7-8 sene aç kalırsınız. Yolda bir yerde ben neden hoşlanacağım kıza ulaşmaktan acizim diyecek alçakgönüllülük olsaydı, öyle kızla her 4-5 ayda bir karşılaşırdın.

senin de dediğin gibi kızın hoşlanıp hoşlamadığını merak etmek gündüz düşünden daha tehlikeli.

Papatya falı bakmak, en fazla oranda ve ezici duygusal yatırımı yapmak için harika bir yol.

Yorumun nedir, doğru zihin yapısında mıyım?

Benim hoşuma gidecek kızlara ulaşımım neden yok, neden onlar beni çekici bulmuyor diye kafa yorup bunları düzeltmen lazım. Bu kızla çok büyük ihtimalle bir şey olmayacak ve odaklanman gereken hoşlanabileceğin bir kızla (ki aslında kızın ne olduğu, nasıl biri olduğu hakkında en ufak bir bilgin yok) her 3-4 ayda bir karşılaşacak ve onları itmeyecek biri (onaylarını aramaktan değil itmemekten bahsediyorum) olmak.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.