Kadınlarla ilişkinizde en önemli becerilerden biri: Kendine hakimiyet

Giriş

Modern ilişkilerde erkeklere genellikle daha iyi iletişim kurmaları, duygularını ifade etmeleri, anlayışlı olmaları ve karşılarındaki kadını dinlemeleri tavsiye ediliyor. Fakat sağlıklı ve uzun ömürlü bir ilişki için çoğu zaman gözden kaçırılan başka bir temel beceri var: Erkeğin önce kendi iç dünyasını, ardından ilişkinin duygusal atmosferini taşıyabilmesi. Daha doğru ifadelerle bu beceri; kendine hâkimiyet, duygusal dayanıklılık, sınır koyabilme ve karşısındaki insanın yoğun duyguları karşısında merkezini koruyabilme kapasitesidir.

Bir erkek öfkelendiğinde kontrolünü kaybetmiyor, eleştirildiğinde hemen savunmaya geçmiyor, reddedildiğinde dağılmıyor ve ilişkide yaşanan her gerilimi kişisel bir saldırı olarak görmüyorsa kendi iç dünyasını taşıyabiliyor demektir. Aynı erkek, partnerinin üzüntüsünü veya hayal kırıklığını hemen susturmaya çalışmadan dinleyebiliyor fakat saygısızlığa da izin vermiyorsa ilişki için güvenli bir duygusal alan oluşturabilir.

Bu beceri, kadınlarla ilişkinizi değiştirebilecek en önemli özelliklerden biri.

Önce Kendine Hakim Olabilmek

Bir insanın başkasının yoğun duyguları karşısında sakin kalabilmesi için öncelikle kendi içinde yaşananları yönetebilmesi gerekir. Öfke, korku, kıskançlık, cinsel dürtüler, reddedilme kaygısı, yetersizlik hissi ve kontrol arzusu insan doğasının parçalarıdır. Olgunluk, bu duyguların hiçbirini yaşamamak değil, onları davranışlarımızın tek hâkimi hâline getirmemektir.

Kendine hâkim olamayan bir erkek, yaşadığı her yoğun duyguyu anında dışarıya yansıtır. Öfkelendiğinde bağırır, kıskandığında kontrol etmeye çalışır, korktuğunda kaçar, eleştirildiğinde saldırıya geçer veya ilişkiyi kaybetme endişesiyle bütün sınırlarından vazgeçer. Bu durumda erkek kendi merkezinde değildir; ruh hâlini tamamen dışarıdaki olaylar belirler.

Kendine hâkimiyet sahibi erkek ise içinde yükselen duyguyu fark eder fakat duyguyla eylem arasına bir mesafe koyabilir. Öfkelendiğini kabul eder ama hakaret etmez. Hayal kırıklığına uğrar ama intikam almaya çalışmaz. Partnerinin kendisinden memnun olmadığını duyduğunda hemen çökmek veya karşı saldırıya geçmek yerine önce ne söylendiğini anlamaya çalışır.

Bu, pasif veya tepkisiz olmak anlamına gelmez. Tam tersine, gerektiğinde harekete geçebilmek fakat ne zaman ve nasıl hareket edeceğini seçebilmek demektir. Gerçek güç, her dürtüyü eyleme dönüştürmekte değil, güçlü dürtüler yaşarken bile bilinçli davranabilmektedir.

Duyguları Bastırmak ile Kendine Hâkim Olmak Aynı Şey Değildir

Kendine hâkimiyet denildiğinde bazı erkekler bunu duyguları bastırmakla karıştırabilir. Oysa duygularını bastıran erkek gerçekten sakin değildir. İçinde biriktirdiği öfke, kırgınlık ve korku zamanla başka biçimlerde ortaya çıkar. Bir gün patlayabilir, partnerine karşı soğuklaşabilir, pasif agresif davranabilir veya ilişkiden tamamen uzaklaşabilir.

Duygusal olgunluk, hiçbir şey hissetmemek değil, ne hissettiğini bilmek, bu hislerin kontrolüne girmemek ve gerekirse hislerini uygun biçimde ifade edebilmektir. Örneğin “Sen zaten hep böylesin!” diye saldırmak yerine, sakince “Benimle bu şekilde konuşulması kabul edebileceğim bir şey değil” diyebilmek kendine hâkimiyettir. Günlerce susarak cezalandırmak yerine, “Şu anda öfkeliyim ve sağlıklı konuşabilecek durumda değilim. Sakinleştiğimde bu konuyu konuşalım” diyebilmek de aynı becerinin göstergesidir.

Buradaki amaç erkeğin içindeki gücü, öfkeyi veya mücadele kapasitesini yok etmek değildir. Amaç, bu enerjiyi bilinçli bir şekilde yönlendirmektir. Kendisini savunamayacak kadar pasif bir erkek de dürtülerini yönetemeyen saldırgan bir erkek de sağlıklı bir merkezde değildir. Aranması gereken nokta, güç ile özdenetimin birlikte var olmasıdır.

Kadınların Güven Arayışını Anlamak

Kadınların önemli bir bölümü sosyal hayatlarında fiziksel güvenlik konusunda erkeklerden daha temkinli olmak zorunda kalır. Tanımadığı bir erkekle yalnız kalmak, gece sokakta yürümek veya yeni biriyle buluşmak, bir kadın açısından erkeklerin çoğu zaman fark etmediği güvenlik değerlendirmelerini beraberinde getirebilir.

Bu durum, ilişkilerde de kendisini gösterir. Bir kadın karşısındaki erkeğin dürtülerini, öfkesini ve davranışlarını yönetip yönetemediğini bilinçli ya da bilinçsiz şekilde gözlemler. Burada aranan, hiçbir gücü veya sert tarafı olmayan bir erkek değildir. Asıl güven veren, güçlü olmasına rağmen gücünü kontrol edebilen erkektir.

Başka bir ifadeyle mesele, erkeğin tehlikeli davranması değil, gerektiğinde kendisini ve sevdiklerini koruyabilecek kapasiteye sahip olması fakat bu kapasiteyi saldırganlık için kullanmamasıdır. Koruyucu ile saldırgan arasındaki temel fark da budur. Her ikisinde de güç bulunabilir; ancak yalnızca biri bu gücü bilinç, sorumluluk ve sınırlar içinde kullanır. Ayno zamanda koruyucu ile güçsüz arasındaki temel fark da budur. Güçsüz bir erkek, güç kapasitesi olmadığı için tehlikesizdir ama koruyucu da olamaz.

Kendine hâkimiyet bu nedenle yalnızca bir iletişim tekniği değildir. Karşı tarafa “Duygularımın ve dürtülerimin sorumluluğunu taşıyabiliyorum” mesajı verir. Bu mesaj, ilişkide güven duygusunun oluşmasına ciddi katkı sağlar.

Partnerinin Duygularından Kaçmamak

Birçok erkek, partnerinin yoğun duygularıyla karşılaştığında ne yapacağını bilemez. Kadın üzgünse hemen sorunu çözmeye çalışır. Kadın öfkeliyse kendini savunmaya geçer. Hayal kırıklığını ifade ediyorsa bunu doğrudan kendi değerine yöneltilmiş bir saldırı gibi algılar. Bazıları ise tartışmadan tamamen kaçar, susar veya duygusal olarak ortamdan çekilir.

Bunların tamamı, erkeğin kendi içinde yaşananları taşıyamadığını gösterebilir. Partnerinin üzüntüsü onda yetersizlik hissi yaratır; öfkesi korkuya, eleştirisi utanca dönüşür. Erkek artık karşısındaki kadını dinlemek yerine kendi içindeki rahatsızlığı durdurmaya çalışır.

Duygusal alan tutabilmek ise farklıdır. Erkek, karşısındaki kadının üzgün, kızgın veya hayal kırıklığına uğramış olmasına tahammül edebilir. Her duyguyu hemen düzeltmesi gerekmediğini bilir. Şöyle bir tutum sergileyebilir:

“Üzgün olduğunu görüyorum. Söylemek istediklerini dinleyebilirim. Hayal kırıklığına uğramış olman beni rahatsız etse de bundan kaçmayacağım.”

Bazen bir kadının ihtiyacı tavsiye, çözüm veya açıklama değil; yaşadığı duygunun erkek tarafından korkmadan karşılanmasıdır. Erkeğin “Bunu duymaya dayanabilirim” tavrı, ilişkide güçlü bir güven alanı oluşturur.

Ancak bu alan sınırsız değildir.

Duygusal Alan Tutmak Her Şeyi Kabul Etmek Değildir

Partnerinin duygularına alan açmak, onun her davranışına izin vermek anlamına gelmez. Bir insanın öfkeli olması anlaşılabilir; fakat hakaret etmesi, aşağılaması, tehdit etmesi veya fiziksel şiddet uygulaması kabul edilmek zorunda değildir.

Sağlıklı yaklaşım, duygu ile davranışı birbirinden ayırabilmektir:

“Bana kızabilirsin ama bana hakaret edemezsin.”

“Hayal kırıklığını dinleyebilirim fakat üzerime bir şey fırlatmanı kabul etmiyorum.”

“Bu konuyu konuşmaya hazırım ama birbirimize bağırdığımız sürece konuşmaya devam etmeyeceğim.”

Bu cümleler ne saldırgandır ne de pasiftir. Hem karşıdaki kişinin duygusunu reddetmez hem de davranışa sınır getirir. Sağlıklı ilişkinin temelinde bulunan şeylerden biri de tam olarak budur: Duygular serbesttir fakat her davranış kabul edilebilir değildir.

Bazı erkekler tartışmadan kaçınmak için her şeye “evet” der, karşısındaki kadının saygısız davranışlarını görmezden gelir veya sınır koyarsa terk edileceğini düşünür. Fakat sınırları olmayan bir ilişki zamanla daha güvenli değil, daha kaotik hâle gelir. Bir tarafın duyguları ilişkinin bütün kararlarını belirlemeye başladığında karşılıklı saygı azalır ve biriken kızgınlık büyür.

Dolayısıyla duygusal kapsayıcılık, gerektiğinde “hayır” diyebilme cesaretini de içerir.

Sakinlik ile Pasiflik Arasındaki Fark

Sakinlik, hiçbir şey yapmamak değildir. Bazen kendine hâkimiyet, zamanında ve kararlı biçimde harekete geçmeyi gerektirir. Tehlikeli veya kaotik bir durumda erkeğin saldırganlaşmadan inisiyatif alması bunun iyi bir örneğidir.

Kamuya açık bir yerde partnerini rahatsız eden saldırgan tavırlı biriyle karşılaştığınızı düşünün. Burada amaç gereksiz bir güç gösterisine girmek değildir. Durumu fark etmek, partneriniz ile rahatsızlık veren kişi arasına mesafe koymak, sakin ve net konuşmak, gerekiyorsa ortamdan ayrılmak veya yardım çağırmak çok daha olgun bir yaklaşım olabilir.

Böyle bir anda sergilenen tavır, korkusuzluk gösterisi yapmak değil, yaşanan tehlikeye rağmen bilinçli kalabilmektir. Kişi tehdidi inkâr etmez fakat paniğin veya öfkenin kontrolüne de girmez. Bu özellik, günlük ilişkilerde de önemlidir. Bir kriz çıktığında donup kalan, ortadan kaybolan veya kontrolünü kaybeden biri yerine durumu değerlendirebilen ve sorumluluk alabilen bir partner daha fazla güven verir.

İlişkide Duyguların Yönetimi Kimin Sorumluluğudur?

Burada önemli bir yanlış anlaşılmayı önlemek gerekir: Bir erkek partnerinin bütün duygularını yönetmekten sorumlu değildir. Kadın da kendi duygu ve davranışlarından sorumludur. Erkeğin görevi sürekli olarak partnerini sakinleştirmek, onun bütün sorunlarını çözmek veya bir ebeveyn gibi davranmak değildir.

Erkeğin sorumluluğu öncelikle kendisidir. Kendi tepkilerini, sınırlarını, kararlarını ve davranışlarını yönetmelidir. Partnerinin duygularına alan açması da bu içsel düzenin doğal bir uzantısıdır.

Sağlıklı ilişki tek taraflı bir taşıma sistemi değildir. Erkek kadının yoğun duygularına alan açarken kadın da erkeğin ihtiyaçlarına, sınırlarına ve hassasiyetlerine saygı göstermelidir. Aksi hâlde duygusal kapsayıcılık zamanla duygusal sömürüye dönüşebilir.

Bir insanın sakin ve dayanıklı olması, kötü muameleye katlanması gerektiği anlamına gelmez. İlişkide sürekli hakaret, tehdit, aşağılama veya fiziksel şiddet varsa mesele artık daha iyi iletişim kurmak değildir. Böyle bir durumda güvenliği sağlamak, mesafe koymak ve gerektiğinde profesyonel destek almak gerekir.

Kendine Hâkimiyet Nasıl Geliştirilir?

Bu beceri doğuştan gelen değişmez bir kişilik özelliği değildir. Düzenli pratikle geliştirilebilir.

İlk adım, tetikleyicilerinizi tanımaktır. Partnerinizin hangi davranışları sizi hemen savunmaya geçiriyor? Eleştirilmek mi, terk edilme ihtimali mi, kontrolü kaybetmek mi, saygı görmediğinizi düşünmek mi? Kendi tetikleyicilerini tanımayan bir insan, onların etkisi altında otomatik davranır.

İkinci adım, duyguyla tepki arasına zaman koymaktır. Tartışma sırasında birkaç saniye susmak, nefesi yavaşlatmak veya gerekiyorsa kısa bir ara istemek kontrolü yeniden kazanmanıza yardımcı olabilir.

Üçüncü adım, açık sınırlar belirlemektir. Neyi kabul edip neyi etmeyeceğinizi önceden bilmezseniz gerilim anında ya tamamen boyun eğer ya da gereğinden sert tepki verirsiniz.

Dördüncü adım ise rahatsızlıktan hemen kaçmamayı öğrenmektir. Partnerinizin sizden memnun olmaması, ilişkinin sona erdiği anlamına gelmez. Bir kadının hayal kırıklığını dinlemek, onun bütün söylediklerine katılmak demek değildir. Rahatsız edici bir konuşmanın içinde sakin kalabilmek, duygusal dayanıklılığı güçlendirir.

Son olarak erkek; iş, spor, disiplin, sorumluluk ve zorlayıcı hedefler aracılığıyla da kendini taşıma kapasitesini geliştirebilir. Kendi hayatında düzen kuramayan, verdiği sözleri tutmayan ve dürtülerinin peşinde sürüklenen birinin ilişkide istikrarlı bir merkez olması zordur.

Sonuç: Güç, Sınır ve Sakinliğin Birlikteliği

Kadınlarla ilişkilerinizi değiştirecek temel beceri, karşı tarafı kontrol etmek değil, öncelikle kendinize hâkim olabilmektir. Öfkenizi, korkunuzu, kıskançlığınızı ve savunma dürtünüzü fark edip bilinçli biçimde yönetebildiğinizde ilişkinin duygusal atmosferi de değişmeye başlar.

Kendine hâkimiyet; duygusuzluk, pasiflik veya her şeye katlanmak değildir. Güçlü duyguların varlığında bile düşünmeye devam edebilmek, gerektiğinde kararlı şekilde harekete geçmek ve saygısızlığa net sınırlar koyabilmektir.

Partneriniz üzgün olduğunda kaçmamak, öfkeli olduğunda hemen karşı saldırıya geçmemek ve hayal kırıklığı yaşadığında çökmemek ona güvenli bir alan sunar. Fakat aynı zamanda “Bana kızabilirsin ama bana hakaret edemezsin” diyebilmek de bu güvenli alanın sınırlarını oluşturur.

Bir erkeğin ilişkide sunabileceği en değerli şeylerden biri, kaosun ortasında merkezini koruyabilmesidir. Çünkü gerçek güven ne sınırsız tavizden ne de korkutucu bir güç gösterisinden doğar. Gerçek güven; gücü olduğu hâlde onu kontrol edebilen, duyguları olduğu hâlde onların esiri olmayan ve sevdiği insanın duygularına alan açarken kendi sınırlarını da koruyabilen bir erkeğin varlığından doğar.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

 

İlişkilerde saygı nasıl geliştirilir?

Giriş

İlişkilerde saygı ile ilgili birçok soru alıyorum. 

Bir ilişkide saygıyı ne oluşturur? 

Bir kadın birlikte olduğu erkeğe neden saygı duyar ve bu saygı zaman içinde neden azalabilir? 

Sevgilim karım bana saygı duymuyor, bu konuda ne yapabilirim?

Pek çok erkek, bu soruların cevabını partnerini mümkün olduğunca mutlu etmekte arar. Kadının istediği restorana gider, izlemek istediği programı izler, yapmak istediği planlara uyar ve tartışma çıkmaması için çoğu konuda geri adım atar. Kendi ihtiyaçlarını dile getirmemeyi anlayışlı olmak, sürekli fedakârlık yapmayı ise iyi bir partner olmanın gereği zanneder.

Fakat burada önemli bir sorun var: Bir erkeğin partnerini memnun etmek amacıyla sürekli kendisinden vazgeçmesi, zaman içinde beklediğinin tam tersi bir sonuç yaratabilir. Erkek bu davranışlarıyla sevgiyi, huzuru ve saygıyı artırmaya çalışırken kendi kimliğini ilişkinin içinden yavaş yavaş silebilir.

Bir süre sonra kadın karşısındaki erkeğin gerçekte ne istediğini, hangi konularda hassas olduğunu, nelere inanıp neyi kabul etmeyeceğini bilemez hâle gelir. Çünkü erkek, partnerinin en küçük hoşnutsuzluğunda bile kendi görüşünü değiştirir, hayır demek istediği yerde evet der hatta haklı olduğu durumlarda dahi tartışma sona ersin diye özür diler ya da soğukluk ortadan kalksın diye ilk adımı atar.

Burada kadının erkeğe olan saygısını yok eden şey, anlayış ve uzlaşma sandığı şeyin “duygusal boyun eğme” olmasıdır. Oysa saygı, insanın sürekli olarak karşısındakinin istediği şekle girmesinden değil; bağlantıyı korurken kendi kimliğine de sahip çıkabilmesinden doğar.

Duygusal Boyun Eğme Nedir?

Duygusal boyun eğme, kişinin kendi isteklerini, ihtiyaçlarını, görüşlerini ve sınırlarını karşı tarafın duygularını yönetebilmek için terk etmesidir. Başka bir ifadeyle kişinin, partnerinin üzülmesini, öfkelenmesini veya hayal kırıklığı yaşamasını engellemek amacıyla kendi gerçekliğinden vazgeçmesidir.

Bu davranış farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Erkek “hayır” demek istediği hâlde “evet” diyebilir. Partnerinin yüzünde hafif bir hoşnutsuzluk gördüğü anda görüşünü değiştirebilir. Gerçekte yanlış bir şey yapmadığı hâlde ortam sakinleşsin diye özür dileyebilir. Karşı taraf hatalı olsa da soğukluk ve belirsizlik ortadan kalksın diye ilk adımı atabilir. Arkadaşlarıyla ve ailesiyle görüşmekten, hobilerinden veya kişisel hedeflerinden partneri rahatsız olmasın diye vazgeçebilir.

İlişkilerde zaman zaman fedakârlık yapmak, partnerin tercihine uymak ve ortak bir çözüm için geri adım atmak normaldir. Sorun, bunun ilişkinin devamı için ilişkinin temel çalışma biçimine dönüşmesidir.

Sağlıklı uzlaşmada iki farklı insan ve iki farklı ihtiyaç vardır. Taraflar birbirini dinler ve ortak bir karar verir. Duygusal boyun eğmede ise taraflardan biri kendi ihtiyacını daha en baştan masadan kaldırır. Böylece görünüşte kavga çıkmaz; fakat bedeli kişinin kendi kimliğini kaybetmesi olur.

“İyi Çocuk”/”Efendi Adam” Davranışının Çocukluktaki Kaynağı

Siteyi bir süredir takip ediyorsanız, burada  bahsettiğimiz özelliklerin, iyi çocuk / efendi adam / kaygılı bağlanma stili ile örtüştüğünü fark etmişsinizdir.

İnsanları sürekli memnun etmeye çalışan erkeklerin önemli bir bölümü bu davranışı yetişkinlikte bilinçli olarak seçmezler. Bu kişiler, çocukluk döneminde çevrelerindeki insanların, özellikle de ebeveynlerinin duygularına uyum sağlamanın güvende kalmanın bir yolu olduğunu öğrenmiş olabilirler.

Öfkeli, eleştirel, değişken, ihmal edici veya aşırı kontrolcü ebeveynlerle büyüyen bir çocuk, ortamı sürekli gözlemlemeye başlar. Annesinin veya babasının yüzündeki en küçük değişikliği fark eder. Nasıl davranırsa sorun çıkmayacağını, ne söylerse kabul göreceğini ve hangi ihtiyaçlarını bastırması gerektiğini öğrenir.

Psikolojide bazen “yatıştırma tepkisi” olarak tanımlanan bu davranış, çocuğun kendisini korumak amacıyla çevresindekileri memnun etmeye çalışmasıdır. Çocuk için anlaşılabilir ve hatta gerekli olan bu hayatta kalma stratejisi, yetişkinlikte romantik ilişkilere taşındığında ciddi problemlere yol açabilir.

Erkek artık partnerinin karşısında yetişkin bir birey gibi durmak yerine, sevgi ve güvenlik elde etmek için onun duygularını takip eden bir çocuk gibi davranmaya başlar. Kendi kendisine sürekli olarak şu soruları sorar:

“Nasıl davranırsam bana kızmaz, benden soğumaz, bana gücenmez?”

Oysa sağlıklı bir yetişkin ilişkisindeki temel sorular bunlar değildir. Asıl soru şudur:

“Ben ne istiyorum, neye inanıyorum ve bunu karşımdaki insanı ezmeden nasıl ifade edebilirim?”

Bukalemun Kimliği ve İlişkide Kendini Kaybetmek

Duygusal olarak boyun eğmeye meyilli, aşırı uyumlu insanlar zaman içinde “bukalemun kimliği” geliştirebilirler. Bukalemun çevresine göre renk değiştirdiği gibi, kişi de birlikte olduğu insana göre karakter değiştirmeye başlar.

Böyle bir insan partneri neyi seviyorsa onu sever, ne düşünüyorsa ona katılır ve nasıl bir erkek istiyorsa öyle görünmeye çalışır. Buradaki amaç çoğu zaman bilinçli bir manipülasyon değildir. Kişi yalnızca kabul edilmek, sevilmek ve terk edilmemek istemektedir.

Fakat bunun sonucunda ilişkinin içinde birbirinden ayrı iki yetişkin kalmaz. Taraflardan biri diğerinin uzantısına dönüşür. Erkeğin düşünceleri, planları ve hatta ruh hâli giderek partnerinin düşünce ve duygularına bağlanır.

Bu durum yalnızca saygıyı değil, romantik çekimi de zayıflatabilir. Çünkü uzun vadeli arzu, birbirine bağlı ama birbirinden farklı iki insanın varlığını gerektirir. İki tarafın da kendine ait düşünceleri, hedefleri, ilgi alanları ve kişisel dünyası olmalıdır.

Yakınlık, iki kişinin tek bir insana dönüşmesi değildir. Sağlıklı yakınlık, iki ayrı insanın farklılıklarına rağmen birbirine bağlı kalabilmesidir.

Peki başlıktaki soruya dönersek, ilişkide kadının saygısını nasıl kazanırsınız? İlişkiler konusunda biraz tecrübeniz varsa, bu sorunun cevabının, kadının saygısını kazanmaya çalışmak olmadığını, kadının saygısını kazanmaya çalışmanın, kadının size olan saygısını azaltacağını ya da daha da azaltacağını biliyor olmalısınız.

Şimdi gelin gerçekten nasıl saygı kazanabileceğinizi konuşalım.

Saygının Başlangıç Noktası Özsaygıdır

Başkalarının bize nasıl davranacağını tamamen kontrol edemeyiz. Ancak kendimize nasıl davrandığımızı kontrol edebiliriz ve kendimize olan davranış şeklimiz, çevremizdeki insanlara güçlü mesajlar verir.

Bir insan kendi zamanına, sözüne, hedeflerine ve sınırlarına değer vermiyorsa yalnızca konuşarak başkalarından saygı görmesi zordur. İnsanlar, karşındaki kişinin kendisine verdiği değeri davranışları üzerinden okumaya eğilimlidir.

Örneğin bir erkek her sabah erken kalkıp spor yapacağını söylüyor ama her defasında vazgeçiyorsa, yalnızca bir egzersiz programını aksatmıyor demektir. Aynı zamanda kendi sözüne güvenemeyeceğini hem kendisine hem de çevresine göstermektedir.

Para biriktirmek istediğini söyleyip kontrolsüz harcamaya devam etmesi, sağlığına dikkat edeceğini söyleyip bütün sorumluluğu başkalarına yüklemesi veya ilişkide kabul etmeyeceğini söylediği davranışlara sürekli izin vermesi de aynı etkiyi yaratır.

Özsaygı, insanın kendisini kusursuz görmesi değildir. Kişinin verdiği sözleri mümkün olduğunca tutması, hatalarının sorumluluğunu alması ve kendi değerleriyle ve sınırları ile tutarlı yaşamaya çalışmasıdır.

Bir erkeğin partnerinden saygı beklemeden önce kendisine şu soruyu sorması gerekir:

“Ben şu anda kendi gözümde saygı duyacağım bir insan gibi davranıyor muyum?”

Saygının ön koşullarından birisi, özsaygı ile de alakalı olacak şekilde güçtür. Kadınlar bir erkek ancak güçlü ise ona saygı duyarlar. Fakat güç konusunda erkeklerin yaptığı önemli hatalar var. Bunlardan en önemlisi ve yaygını, birçok erkeğin saygıyı, saldırgan bir güç ve duygusuz davranarak kazanmaya çalışması.

Gerçek Güç Baskıcılık veya Duygusuzluk Değildir

Evet, ilişkilerde güçten söz edildiğinde kavram kolayca yanlış anlaşılabilir. Güçlü olmak; saldırgan davranmak, kadına hükmetmek, her kararı tek başına almak veya partnerinin ihtiyaçlarını önemsiz görmek değildir.

Benzer şekilde duygularını tamamen kapatmak, sürekli sert görünmek ve hiçbir şeyden etkilenmiyormuş gibi davranmak da güç değildir. Bunlar çoğu zaman kişinin incinebilir tarafını saklamak amacıyla taktığı bir maskedir.

Gerçek güç, erkeğin hem partneriyle bağlantıda kalabilmesi hem de kendisini terk etmemesidir. Partnerinin duygularını görebilir, onun hayal kırıklığını anlayabilir ve buna rağmen kendi kararını koruyabilir.

Örneğin şöyle diyebilir:

“Bu planı ne kadar istediğini ve hayal kırıklığına uğradığını anlıyorum. Fakat Cumartesi günü için cevabım yine de hayır. Senin ne istediğin benim için önemli ama bu kez kendi planımı uygulamam gerekiyor.”

Bu yaklaşımda soğukluk yoktur. Partner cezalandırılmamakta, küçümsenmemekte veya terk edilmemektedir. Fakat erkek de karşı tarafın üzülmesine dayanamadığı için kendi kararından vazgeçmemektedir.

Burada sevgi, sıcaklık ve omurga aynı anda bulunmaktadır.

Partnerinizin Hayal Kırıklığına Dayanabilmek

İnsanları memnun etmeye alışmış bir erkek için partnerinin üzülmesi son derece tehdit edici olabilir. Kadının mutsuzluğu, erkeğin zihninde ilişkinin tehlikeye girdiği anlamına gelebilir. Bu nedenle erkek, partnerinin yaşadığı her olumsuz duyguyu hemen ortadan kaldırmaya çalışır.

Oysa her insanın üzülmeye, kızmaya veya hayal kırıklığına uğramaya hakkı vardır. Sağlıklı bir ilişkide taraflar birbirlerinin bütün olumsuz duygularını engellemek zorunda değildir.

Erkek hafta boyunca partneriyle zaman geçirmiş ve hafta sonunda arkadaşlarıyla buluşmak istemiş olabilir. Partneri o günü birlikte geçirmek istediği için hayal kırıklığına uğrayabilir. Bu durumda erkeğin iki seçeneği varmış gibi düşünülür: Ya partnerini seçerek kendisinden vazgeçecek ya da kendi planını seçerek partnerini önemsememiş olacaktır.

Gerçekte üçüncü bir seçenek vardır. Erkek partnerinin duygusunu anlayabilir, sevgisini ifade edebilir ve yine de arkadaşlarıyla buluşabilir. Partnerinin hayal kırıklığına uğraması, erkeğin mutlaka yanlış yaptığı anlamına gelmez.

Bazen bir insanın size saygı duyabilmesi için onu hayal kırıklığına uğratma riskini göze almanız gerekir. Çünkü sınırlar ancak karşı taraf hoşnut olmadığında da korunabiliyorsa gerçek sınırlardır.

Fakat şunu da eklemem gerekiyor ki, kendinizle ilgili, partnerinizi içermeyen her aktiviteye gücenen veya  üzülen bir partner, bu gibi durumlarda sürekli olarak onu önemsemediğinizi söylüyor ya da ima ediyorsa, burada manipülatif ve toksik bir partneriniz olabilir ve üçüncü seçenek de bu tür insanlarda işe yaramaz. Böyle biriyleyseniz, yapmanız gereken ilişkide saygı kazanmak değil ilişkiyi bitirmektir.

İlişkinin Ebeveyn-Çocuk Dinamiğine Dönüşmesi

Duygusal boyun eğme zamanla ilişkiyi iki yetişkinin birlikteliğinden çıkarıp ebeveyn-çocuk ilişkisine dönüştürebilir.

Erkek sürekli olarak partnerinden onay beklediğinde, kendi kararlarını alamadığında ve sorumluluklarını ona yüklediğinde kadın eş olmaktan çıkarak bir yönetici veya anne rolüne geçebilir. Erkeğin planlarını düzenlemek, sorumluluklarını hatırlatmak ve duygusal krizlerini yönetmek zorunda kalabilir.

Bu dinamikte romantik çekimin zayıflaması şaşırtıcı değildir. Çünkü bir insanın aynı kişiye hem ebeveynlik yapması hem de onu eşit bir romantik partner olarak görmesi oldukça zordur.

Bu nedenle erkeğin kendi sorumluluklarını üstlenmesi, ne istediğini bilmesi ve kararlarının sonuçlarını taşıması gerekir. Her davranışı için izin beklemek yerine partnerine bilgi vermeli, onun görüşünü dinlemeli ve sonunda yetişkin bir insan olarak karar verebilmelidir.

İlişkilerde sınır koymayı bilmeyen, sürekli fedakarlık yapan ve bu nedenle de travmatik deneyimler yaşayan erkekler, sınır koyma ve fedakarlık konusunda çözümü, aşırı uçlara kaymakta arayabilirler. Bu nedenle de dengeyi anlamak önemlidir.

Sınır Koymak ile Bencil Olmak Arasındaki Denge

Kendi ihtiyaçlarına sahip çıkmak, yalnızca kendi istediğini yapmak anlamına gelmez. “Ben böyle istiyorum” diyerek partnerin ihtiyaçlarını sürekli görmezden gelmek güç değil, bencilliktir.

İlişkiler uzlaşma, fedakârlık ve karşılıklı anlayış gerektirir. Bazen partnerinizin istediği bir etkinliğe yalnızca onun için katılabilirsiniz. Bazen kendi planınızı erteleyebilir veya ortak bir karar için tercihinizden vazgeçebilirsiniz. Bazen partneriniz ile hiç canınız istemediği halde mesajlaşabilirsiniz ve hatta yorgun olsanız bile seks yapabilirsiniz.

Buradaki önemli ayrım, fedakârlığın bilinçli bir seçim mi yoksa terk edilme korkusundan doğan otomatik bir teslimiyet mi olduğudur.

Kişi sevdiği için gönüllü olarak uzlaşabilir. Ancak her anlaşmazlıkta kendi ihtiyacını yok sayıyorsa bu artık uzlaşma değil, kendini terk etmektir.

Sağlıklı denge, “Benim istediğim olacak” ile “Sen ne istersen o olsun” uçlarının arasında bulunur. İki taraf da konuşabilmeli, gerektiğinde geri adım atabilmeli ve önemli sınırlarını koruyabilmelidir.

Kendini Terk Etmek Yakınlık Değildir

Birçok erkek kendisinden vazgeçmeyi sevgi, bağlılık veya yakınlık zannedebilir. Partneri üzülmesin diye susmayı, kendi ihtiyaçlarını bastırmayı ve bütün enerjisini onun mutluluğuna adamayı sevginin kanıtı olarak görebilir.

Fakat kendini terk etmek gerçek yakınlık üretemez. Çünkü partneriniz sizin gerçek düşüncelerinizle, ihtiyaçlarınızla ve kişiliğinizle karşılaşmıyorsa gerçekte kiminle yakınlık kurmaktadır?

Sürekli uyum sağlayan kişi, partnerinin karşısına gerçek benliğiyle değil, kabul görmek için oluşturduğu bir karakterle çıkar. Bu durum bir süre huzurlu görünebilir; fakat zamanla güvensizlik, kırgınlık ve saygı kaybı yaratır.

Gerçek yakınlık, bir insanın kendisini açıkça ortaya koyabilmesini gerektirir. “Bunu istiyorum”, “Buna ihtiyacım var”, “Bu davranış benim için kabul edilebilir değil” ve “Bu konuda sana katılmıyorum” diyebilmek yakınlığın karşıtı değildir. Bunlar dürüst bir ilişkinin temelidir.

Değişmek İlişkiyi Her Zaman Kurtarmaz

Erkeğin daha tutarlı davranması, sınırlarını koruması ve özsaygısını geliştirmesi ilişkinin mutlaka düzeleceğini garanti etmez.

Kadının geçmiş ilişkilerinden, ailesinden veya mevcut ilişkide daha önce yaşananlardan kaynaklanan çözümlenmemiş kırgınlıkları olabilir. Erkek bugün değişmeye başlasa bile geçmişte verdiği zararların etkisi hemen ortadan kalkmayabilir. Kadının da kendi yaralarıyla yüzleşmesi, sorumluluk alması ve güveni yeniden kurmaya istekli olması gerekir.

Erkeğin değişimi ilişkiye iyileşme fırsatı sunabilir. Ancak bazen bu değişim, ilişkinin artık sürdürülemeyeceğini de ortaya çıkarabilir. Taraflardan biri diğerine hiçbir koşulda saygı duyamıyor veya onun sınırlarını kabul etmek istemiyorsa ilişkinin sona ermesi daha sağlıklı olabilir.

Özsaygının amacı her ne pahasına olursa olsun ilişkiyi kurtarmak değildir. Amaç, kişinin kendisini kaybetmeden sevgi verebildiği ve sevgi alabildiği bir ilişki kurabilmesidir.

Sonuç: Saygıyı Talep Etmek Yerine Saygı Duyulacak Bir Hayat Kurmak

Bir kadının saygısını kazanmak için sürekli daha fazla şey yapmak, daha çok fedakârlıkta bulunmak veya onun bütün isteklerini karşılamak çoğu zaman beklenen sonucu yaratmaz. Çünkü saygı, başkasının onayını elde etmek amacıyla yapılan performanstan değil, insanın kendi karakteriyle kurduğu ilişkiden doğar.

Kendi sözünü tutan, sorumluluk alan, ne istediğini bilen ve bunu açıkça ifade edebilen bir erkek hem kendisine hem de partnerine daha sağlam bir zemin sunar. Gerektiğinde hayır diyebilir; fakat bunu sevgisini geri çekmeden yapar. Partnerinin duygularını anlayabilir; fakat o duyguları yönetebilmek için kendi kimliğini yok etmez.

Gerçek güç, duygusuz veya baskıcı olmak değildir. Gerçek güç, sevdiğiniz insan üzgün olduğunda bile onunla bağlantıda kalırken kendi merkezinizi koruyabilmektir.

Bu nedenle temel soru, “Bir kadının bana saygı duymasını nasıl sağlayabilirim?” olmamalıdır. Çünkü başka bir insanın duygularını ve kararlarını bütünüyle kontrol edemezsiniz.

Sorulması gereken asıl soru şudur:

“Ben kendi gözümde saygı duyacağım bir erkek, eş, partner ve baba gibi davranıyor muyum?”

İnsan, önce kendi sözünün arkasında durmayı, ihtiyaçlarını tanımayı ve değerleriyle uyumlu yaşamayı öğrenmelidir. Bunu partnerinden övgü almak veya ilişkiyi kaybetmemek için değil, olmak istediği insan hâline gelmek için yapmalıdır.

Saygıyı zorla elde edemezsiniz. Fakat kendinize saygı duyacağınız bir hayat kurarak karşılıklı saygının gelişebileceği koşulları yaratabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sizden gelen sorular – Temmuz 2026

#1 Yüzünü bile görmediğim sanal flörtüm, buluşmak istediğimde soğudu ve konuşmayı kesti. Ne yapmam lazım?

Abi ben uzaktan bir kızla konuşuyordum. Bi ara 1 aydır konuştuk flört olarak ama öncesi 5 6 ay falan uzaktan. Telefonla falan görüntülü hiç konuşmadık. O yanaşmadı, ben güzel değilim o kadar falan dedi.

Sanal konuşma zaten saçmalık, ilişki hayatının tatmin edicilikten çok uzak olması nedeniyle başvurduğun bir mastürbasyon, zararlı bir başa çıkma mekanizması. Üstüne, kızın yüzünü bile göremiyorsun.

Bu tür muhabbetlere giren insanlar ya evliler ya da gerçekten çirkin olduklarını düşünüyorlar ya da gerçekten çok çirkinler. Sonuçta daha başından seninle buluşmaya niyetleri olmuyor ve seni, kendi duygu ve ilgi boşluklarını dolduracak bir kaynak olarak kullanıyorlar. Gerçi senin yaptığın da benzer ama senin farkın, buluşmaya meyilli olman. Karşındaki ise seni kullanmaktan başka bir amaca sahip değil.

En son ben ona artık buluşalım dedim. “Hızlı gidiyorsun sen beni sorguladıkça bende kaçma isteği oluşuyor” dedi.

Bunun seninle buluşmaya niyeti yok, başından yoktu ve olmayacak. Ama yüzünü bile göremediğin kızın buluşmaya geleceğini sanman da ayrı saflık.

Ben de ona 2-3 hafta kadar alan verdim. Günaydın yazdım konuştuk falan telefonda. Sonra yine 1 hafta kadar o yazmadı mesajlarıma. Bugün de instagramından çıkardı beni ama Twitterda beni çıkarmadı. Ben de hiç bir şey yazmadım, hiç birşey olmamış gibi davrandım. Ne yapmam lazım. Nextlemek istemiyorum.

Açlığından, abazanlığından sanal duygu – ilgi sömürgesine dönmüşsün ve birgün bir şeyler olur umudu bile senin gerçek hayatının çölüne göre renkli olduğundan sömürülmeye devam etmek istiyorsun. Ayrıca sen istediğin kadar nextleme, eninde sonunda çöpe atılacaktın ve atıldın. Ne bekliyordun ki?

Bu insanın seni bırakma nedenin buluşmak istemen. Buluşmak istemiyordu, seni sanal kullanmak istiyordu ve sona geldiğini anlayınca da bıraktı.

Yapman gereken, böyle ilgi sömürüsü maymununa dönmene neden olan gerçek hayatını renklendirmen. Sanalda seninle buluşma niyeti olmadan seni sömüren insanlardan uzak durman lazım. Bu insanların başından itibaren buluşma niyetleri yok ve ayrıca bu kafayla dolandırıcı eline de düşersin.

Gerçek hayatının çölünden, sanal ilişki sömürgesi olarak kaçamayacaksın. Gerçek hayatının çölüne dönüp onu yeşertmen gerekecek.

#2 Kızın WhatsApp fotoğrafı gitti ama Instagram’dan takipleşiyoruz. Bu nedir?

Abi selamlar. Kızın biriyle ortak derste tanıştım. Yanına oturdum, az biraz muhabbet ettik, numarasını aldım. Bir hafta sonra buluşma teklif ettim ve kabul etti. Buluştuk vakit geçirdik ve ben iki gün sonra ikinci bir buluşmayı ayarlamak için aradım. Buluşmayı kabul etti fakat ailesiyle tatile çıkacağı için önümüzdeki hafta değil de ondan sonraki hafta olur mu diye sordu, kabul ettim. (Zaten o hafta ben de yoğundum iş ve boks antremanlarımdan dolayı) . Bu telefon konuşmasından 5-6 gün sonra sonra başka bir iş için WhatsApp’a girdim ve ne göreyim, kızın profil fotosu falan gitmiş. Eski ilişkilerim de oldu aslında ama bu durum karşısında ne desem bilemedim, Instagram’da hala takipleşiyoruz çünkü, yani oradan çıkarmamış.

Seni whatsapp’da engellediyse, “Instagram’da hala takipleşiyoruz çünkü, yani oradan çıkarmamış” demek, kapıyı suratıma çarpıp kilitledi ama pencere kilitli değil demek gibi bir şey. Oradan da engellerse baca açık, kim tutar seni.

Kız muhtemelen buluşmada senden hoşlanmadı ya da bir ilişki arasındaydı ona döndü ya da belki başka biri ipi göğüsledi. Olur böyle şeyler.

#3 Bu durumda da kız ilkini unutmuş mudur?

Mahmut abi 3 aylık gayet iyi giden bir ilişkimiz var. Eski ilişkilerini didikleme gibi bir davranış göstermeyerek ve liberal davranarak geçmişte yaşadığı şeylerin konusunu yavaşça açtım ve kız açıldı. Kız 24 yaşında, kendini evliliğe saklayan biri olduğunu ve 5 aylık ilişkisinin 9 ay önce bittiğini, sevgilisinin evlilik istediğini fakat sonradan çok farklı bir amacı olduğunu anladığını, öpüşme ve yakınlaşma olduğunu söyledi ve ilkimin sen olmanı isterdim dedi. Bunu sana söyleyecektim, senden bir şey saklamak istemiyordum hatta uykularımı kaçırıyordu ve şimdi rahatladım deyip sarıldı ve seviştik. ”İLK” olayına bu denli önem verdiğini söyleyen kız için de unutma olayı geçerli mi ? Dediği şeylerden ötürü biraz şüphelendim çünkü.

O ilk kelimesi seni yıkamak yağlamak için söylendi muhtemelen ve evet unutma olayı geçerli. Çoğu insan ilkini unutur gider. Bu romantize edilmiş ilkim cıvıklığı, çok az insanın kapıldığı bir arıza.

#4 Eski sevgilisine gidip gelen bir kıza yara bandı oldum. Bu üzüntüyü nasıl atlatacağım?

Merhaba Mahmut Abi, bana akıl vermeni istiyorum. 18 yaşındayım bu yaşıma kadar bırak sevgiliyi kimseyle flörtleşmemiştim.

18 yaşında olup da sanki 28 yaşındaymış gib bu yaşıma kadar diyene insanın akıl veresi gelmiyor. Sizin 18 yaşına kadar sevgiliniz, flörtünüz olmaz, olmasın zaten. Ergen hayatı zor değil gibi yoktan eziklik yaratıyorsunuz.

Bu yaz arkadaşım bir kızla tanıştırdı beni.

Sen tabi tamamen senin kafanda olan ve dayanağı olmayan, kendi yarattığın yoklukla (bu yaşına kadar bırak sevgiliyi, flört bile olmadı ya) bu kıza yokluk ile yaklaşacaksın.

Kızla normal bir kaç hafta konuştuk. Son zamanlarda bana geç cevap vermeye başlayınca şüphelendim ve stalkladım. Eski sevgilisiyle barıştığını öğrendim. Bunu öğrendiğim gibi çoğu yerden engelledim.

Talihsizlik olmuş ama olur böyle şeyler. Normalde bunun engelleme ile karşılanmasına gerek yok. Senin tecrübeye ihtiyacın var, çocuklarının annesi ile karşılaşmaya değil. Ama senin yokluk kafan ile bu kızdan uzak durman lazım, o nedenle engellemen kötü değil.

Yine konuşuruz belki diye bazı yerlerden silmedim. Paylaştığım fotoğrafları falan görüyordu. 2-3 ay sonra bana yeniden yazdı ve niye engellediğimi falan sordu. Ama ben gerçeği söylemedim, geç cevap vermenden bunaldım tarzı bir şey söyledim.

O ilişkide yine ayrılık olmuş ve bu kızla konuşacaksan kızın o adama yeniden dönme ihtimalinin yüksek olduğunu bilerek konuş.

Sonra özür diledi ve tekrar konuşmaya başladık. Konuşmaya başladıktan birkaç hafta sonra bir daha böyle bir olay yaşamayalım diye ondan hoşlandığımı söyledim.

Bu efendi erkek hareketi, bu olayın bir daha yaşanmasını nasıl engelleyecek? Yani artık nikahın bile hükmü kısıtlıyken kim takar sizin hoşlanmanızı?

O da benden hoşlandığını söyledi ama sevgili olmak istemedi.

Ya senden sadece arkadaş olarak hoşlanıyor, ya da kendisini seninle kısıtlamak istemiyor. Yani kızın ya friendzone uydusu ya da tabağısın. Ayrıca kıza ondan hoşlandığını söyleyerek kendi ayağına da sıktın.

Beni tanımak istiyormuş.

Biz buna ekmek kırıntısı diyoruz.

Buluşmak istedim ama bahaneler uydurarak buluşmadı. Ben de tamam dedim.Böyle 4 5 ay konuştuk ve yine soğuk yapmaya başladı.

Kızın mesaj arkadaşı, ilgi kaynağı uydusu olmuşsun. Hadi buluşan kızı anladık da, buluşmayan kızın da sizinle sevgili olacağını ya da vuruşacağını sanacak kadar saftirik olmayın yahu!

Mesajlara bakmamaya falan başladı.

Beklenen son. Sen bu efendi erkek kafası ile itici de davranmışsındır.

Ben de yine stalkladım ve yine sevgilisiyle barıştığını öğrendim.

Bu da beklenen bir şey değil mi? Ayrıca böyle kızlara uydu olursanız, bunlar eskiye dönmezse yeniye varır, yine uydu olan erkeğe varmazlar.

Emin olmak için önce arkadaşına sordum. O da barıştıklarını söyledi. Bana söylemekten çekinmiş zor zamanlar geçirdiğim için. Bu yüzden de soğuk yapmış ondan soğumamı bekliyormuş.

Bla bla bla.

Şantaj yapmamdan çok korkmuş sevgilisine söylemememi istemiş.

Eski sevgili ile konuşurken seninle (ve muhtemelen senin gibi bir iki şaşkınla daha) konuştu, şimdi ne tabaklar çevirdiğini adam bilsin istemiyor.

Ağlıyomuş falan böyle şeyler söyledi ve ben aşırı sinirlendim.

Kız ahlaksız anladık ama sen de kendi saftirikliğine sinirlen. Böyle kızlar varlar ve bunlara karşı kendinizi korumak sizin göreviniz.

Neyse en azından ağlamayı yemedin.

Kendisinin bazı sıkıntıları var burnunu hiç sevmiyor bu yüzden gittim sevgilisiyle olan fotoğrafını ona atarak “bu sen misin burnun çok kötü çıkmış” yazdım.

Böyle kuyruk acısı ile belden aşağı vurursanız, tek başaracağınız şey kızın “adama ne koymuşum ya böyle şeyler yapıyor” diye egosunu okşamaktır.

Cevap vermeyince de “ne oldu uyuyormusun yine yoksa bildirimler mi gitmedi bi ara 4 lu date yapalımmı sen ben çocuk ve o fotodaki” bunları yazdım.

Kızın utanacağını ya da üzüleceğini falan mı sanıyorsun anlamadım? Kenarda dur belki işe yararsın diye iki ağlayınca seni önemsediğini sandın sanırım.

Sonra daha fena kudurdu ve beni her yerden engelledi. Eğer kudurdu diye kendini avutacaksan kudurdu diye kendini avut.

Ben de arkadaşına yazdım, açsın engelimi konusucam diye.

Kendini küçük düşürüyorsun.

O da açmayacağını söyledi. Ben de arkadasıyla konustum bana eski sevgilisiyle barışmayı beklemiyormuş o yüzden yazmış bana ama benle konuşurken de seviyordu çocugu falan dedi.

Sizde yaşlar 18, zeka yaşı 13-14.

Ben de aklında başka birisi varken nie yazmış falan dedim, yara bandı olarak kullanmış beni.

Yara bandı ilişki olur, kız seninle buluşmamış bile. İlgi kaynağı, pipisiz whatsapp muhabbet arkadaşı olarak kullanmış. Yara bandı bile bundan iyi.

Eh sen de buluşmaya bile gerek görmeyen kızla, birgün verir umudu ile mektup arkadaşı olmuşsun.

Anlayacağınız bir kaç ay sonra geri dönse zorbalayıp engelllerim ama bir daha yazacağını düşünmüyorum.

Ben de düşünmüyorum.

Kendime çok sinirliyim kullandırttım kendimi.

Normal, sinirlenmen ve acı çekmen lazım ki bir daha böyle aptalca şeyler yapmayasın.

Bunu nasıl aşacağımı bilmiyorum sürekli aklıma gelip duruyor ve üzülüyorum.

Dersini al, bir daha bu duruma düşmeyeceğine söz ver ve acının geçmesini bekle. Dandik bir kıza, dandik bir uydu olmuşsun, öyle “nasıl aşacağım” falan diye ağlayacağın zor bir durum yok. Bu kadar çıt kırıldım olmayın, millet neleri atlatıyor.

YKS ye çalışmam lazım 5 ayım çok kötü geçti.

Özellikle senin gibi bir aceminin, YKS senesi kızlardan romantik olarak kesinlikle uzak durması lazım.

Ama şu andan itibaren 4 ayım var iyi bir şekilde çalışmak istiyorum ancak ders calısırken de sürekli aklıma gelip duruyor unutmak için ne yapmalıyım?

Uzun süreli aptallığının cezasını, hiç acı çekmeden geride bırakmak istiyorsun. Öyle bir dünya yok. Erkek adam ol, ben ettim – ben buldum, cezam neyse çeker çıkarım ve dersimi alırım de ve zamana bırak.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Gerçekten herkes bozuldu mu, yoksa beynin seni kandırıyor mu?

Merhaba Mahmut abi. Yıllardır yazılarını okuyorum ve kadınları bazı konularda çok iyi anlıyorsun gerçekten empati yapabiliyorsun hayat tecrüben de var. Abi bende 20 yaşında bir genç kız olarak sana danışmak istiyorum. Evlilik istiyorum ama okumadan zor ve beğendiğim aday da yok.

Erkekler de, kadınlar da genellikle kendi eğitim durumlarının altında insanlarla evlenmezler. Hangi eğitim seviyesinde erkek istiyorsan, o eğitim seviyesinde olman gerekli.

Çok utangacım ama, herkes çok güzel olduğumu, hatta insanların yaklaşamadığını söyler.

Benim hayallerim var ama evlenmeden de yapmak istemiyorum. Bu yaşıma kadar düzgünce yaşadım ama birine güvenme konusunda zorlanıyorum. Ya da geçmişlerini görünce soğuyorum. Yaşıtlarım o kadar kötü durumda ki abi. Üniversiteye saçma sapan şeyler yapmak için gidiyorlar, hayırlı bir iş için değil. Hayatımın aşkını nasıl bulabilirim? Böyle yapmayanlar bile evlenince yapıyor ya da hayallerinde. Herkes bana her erkek aldatmak ister diyor. Beni iyice korkuttular, evlilikten soğuttular. Yalnız hissediyorum kafam karıştı.

Senin durumunda olan, kendi narsist mağaralarında, kendilerini çöpe dönmüş ortamın nadir bulunan pırtlantası olarak kurgulayan gençler buraya çok düşüyorlar. Objektif gözlem sandığınız şeyler, tamamen sizin çarpık algıda seçicilik süzgecinizden geçmiş, gerçek dışı fanteziler. Sizi bu zihin yapısına ne getirdiyse artık o sebeple çarpık bir algınız var.

Aslında algıda seçiciliğinizin sebebi o kadar gizemli değil. Bunu senin durumundaki erkek ve kadınlar için anlatayım, bazılarınıza bir yararı olur belki.

Senin gibi kaygı seviyesi yüksek, fazla duyarlı (tehdit sistemi sürekli aktif yani sürekli psikolojik tehdit altında yaşayan) bir insan, tehditlere aşırı odaklanır ve görüş alanı at gözlüğü takmış gibi bu tehditlerle sınırlanır. “Yaşıtlarım o kadar kötü durumdaki abi üniversiteye saçma sapan şeyler yapmak için gidiyorlar”, “herkes bana her erkek aldatmak ister diyor beni iyice korkuttular evlilikten soğuttular” senin kaygı bozukluğun ya da yüksekliğin nedeniyle odaklandığın dar bir alan. Aslında üniversiteye normal okumaya ve mezun olmaya giden insanlardan çok daha fazla var ama senin sürekli tehdit hisseden beynin, bunlara odaklanmıyor, odaklanamıyor.

Senin üniversitedeki insanlardan bağımsız, muhtemelen çocukluktan gelme, ailenden ya da 12 yaş öncesi deneyimlerinden kalma bir kaygı yükün var. Sıradan insan topluluğu içinden sürekli tehdit algılayıp, bu tehditlere odaklanarak, sürekli tetikte olarak hayatta kalmayı öğrenmişsin. Sen bunu alıp üniversitede gördüğün öğrencilere yansıtıyorsun. Bundan kurtulmazsan yarın iş yerine de yansıtacaksın.

Buraya gelip tüm kızlar bozdu abi diye ağlayan erkeklerle aynı soruna sahipsin. Takipçilerimin önemli bir kısmı, bu durumun kızlarda da yaygın olduğunu bilmiyor maalesef (bu erkekler de kendi yüksek kaygılarından sadece en avcı, en pırıltılı kızlara odaklanıyorlar ve diğer kızları görmüyorlar).

Senin durumundaki genç insanlara, bu kaygı yükünden, sürekli tetikte olma durumundan kurtulmalarını öğütlerim. Bunun için ilk adım asosyal medyadan ve ” herkes bana her erkek aldatmak ister diyor” gibi doom scrolling (berbat haber ve dedikodular peşinde koşma durumu) uzak durmak. Herkes bunu asosyal medyadan öğreniyor, sen asosyal medyadan uzak dursan bile gerçek hayattaki diğer insanlardan sana akmasını engellemen lazım.

İkinci ve en önemli adım, ortalamanın üstünde bir pırlanta olduğunu düşünmeyi bırakıp gerçeği görmek. İstediğin kadar güzel ol, kendi kaygılı ruh halin yüzünden ortalamanın altındasın ve bu kaygılı durumdan kurtularak ortalamanın bir tık üstüne çıkmalısın.

Senin yaptığını yapan erkekler üzerinden anlatsam, ne demek istediğimi daha kolay anlarsın. Buraya gelen ve senin gibi kaygı yüklü erkekler uzun bir “ben yetersizim” geçmişine sahipler. Bu yorucu bir psikoloji. Bu insanlar bir yerden sonra asosyal medyadan ya da başka kaynaklardan, “sen yetersiz olduğundan değil, çivisi çıkmış kadınlar ortalama erkeğe bakmadığından yalnızsın” propagandasını öğrenip içselleştiriyorlar. Bu adamlar internette “kadınlar ortalama erkeğe bakmıyor” derken “ben yetersiz değil ortalamayım ve bana bakmamaları kadınların suçu” demeye çalışıyorlar.

Sen de bu erkekler gibi yetersizliğini kabul edip ortalama veya bir üst seviyeye çıkmak zorundasın. Yani kaygını sürekli kendini pırlanta – başkalarını dejenere bir yığın olarak görme gibi sağlıksız başa çıkma mekanizmaları ile yönetmeyi bırakıp, daha sağlıklı mekanizmalar ile yönetmeyi öğrenmelisin. Üniversite revirinde varsa bir psikolog ile konuşmalısın. Ailenle yakınsan onlardan psikolog için yardım isteyebilirsin.

Bu zor zira bazı güvensiz ve kaygılı insanlar narsistik özellikler geliştirebilir. Az önce bahsettiğim gibi telafi (compansation) mekanizması ile narsist birine dönüşebilir. Derinlerdeki “ben yeterince iyi değilim” inancı acı verici olduğundan, “hayır aslında ben üstünüm, sorun bende değil diğer insanlar yetersiz” hikayesine sarılabilir.

Senin kendi kaygı bozukluğunu iyileştirmeye çalışman. Terapi mi alırsın, bizim burada önerdiğimiz gibi teknikleri kendin mi uygularsın bilemem ama bu senin işin.

Eğer kaygın soğursa, tehdit – tetik durumundan çıkıyorsun ve daha sağlıklı insanlarla daha sağlıklı ilişkilere zaten doğala yakın bir şekilde giriyorsun.

Hayatımın aşkını nasıl bulabilirim? Asıl sorun yukarıda bahsettiğim şeyken, bu tür süpermen – beyaz atlı prens fantezileri ile bir yere varamazsın.

Sizce hem kriterleri yüksek olup hemde aldatmayan iyi eş olacak sıkılmayacak biri beni bulabilir mi? Genç kızlara ne önerirsiniz eş bulma konusunda?

Senin durumundaki genç erkek ve kadınlara, yetersizlik hissinin içsel olduğunu, dışarıdaki insanları yetersiz ya da kıymet bilmez dejenere mahlukatlar olarak tasarlamayı, kendilerini bu berbat ortamda soylu eşini arayan bir nadide pırlanta olarak görmeyi bırakmalarını tavsiye ederim. Kendi yetersizlik inancınızı dışarı yansıtıp ruhsal mastürbasyon yapmak yerine, yetersizlik inancı ile başbaşa kalıp acı çekerken, bundan kurtulup gerçekten rahatlamayı hedefleyin.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.