Kadın – erkek kutuplaşması ve ızdırabı paraya çeviren makine

Duydunuz mu bilmiyorum ama, uzun süredir devam etmekte olan bir savaş var?
Bu savaş Ortadoğu’da değil, yorum köşelerinde, asosyal medya zaman akışınızda ve az önce birinin Jordan Peterson klibi yollayıp birilerinin buna çıldırdığı grup muhabbetlerinde devam ediyor.

Bahsettiğim savaş, cinsiyetler arasındaki savaş. Bu oldukça yorucu savaşta bombalar değil, bitmek bilmeyen yorumlar ve cevaplar kullanılıyor. Bu savaş, modern erkeklerin mağdur olduğunu düşünen bir taraf ile, bu önermenin dünyanın en defansif cümlesi olduğunu düşünenler arasında devam ediyor.

Hangi tarafta olduğumu anlamanız için size bu konuda ne düşündüğümü, daha konuya girmeden söyleyeceğim: bence birileri iki tarafı da fena oyuna getiriyor. Aslına bakarsanız bu rahatlatıcı bir gerçek çünkü insanları aynı güç tarafından düzüldüklerini, karşı tarafın kendilerini düzdüğünü sanan grupların, birbirlerini düzmediklerini ama bu düzüşten tonlarca para kazanan başka bir grup tarafından düzüldüklerini anlamaları kadar onları bir araya getirecek başka bir gerçek var mı?

Ben burada bunu size bilimi, kanıtları ve gerçekleri kullanarak ispatlayacağım. Kanıtlar ve gerçekler dememden ne kadar ciddi olduğumu anlayabilirsiniz çünkü kanıtlar ve gerçekler kelimeleri, ruh halinizi mahvetmek üzere olduğuma işaret. Ama neyse ki herkesin ruh hali zaten boktan.

Şimdi size bazı rakamlar vereceğim. Bu rakamlar benim yargılarım değiller, gerçekleri yansıtıyorlar. Bu rakamları vererek başlamamın bir nedeni var ve bu bölümün sonunda bu rakamlara geri döneceğim.

Erkek intihar oranları, kadın intihar oranlarının yaklaşık olarak 3 katı. Erkeklerde her 100 bin kişide 17.4 ve kadınlarda her 100 bin kişide 5.7. Bu rakamlar Ulusal İstatistik Ofisinden geliyorlar, manosphere sitelerinden değil. İngiltere’de 50 yaş altındaki erkeklerin en büyük ölüm nedeni intihar.
2024 yılında, üniversiteye giren kadınların sayısı, erkeklerin sayısının 44 bin fazlasıymış. Yüksek Eğitim Politika Enstütüsü geçen on yılda, doğum oranlarını da dikkate alarak, üniversiteye gitmesi gereken yarım milyon erkeğin üniversiteye giremediğini hesaplamış. Bu dönemde de çalışmayan ve okumayan genç erkek oranı %13’ten %17’ye çıkmış.

Bu rakamları size, bir şeylerin gerçekten yanlış olduğunu göstermek için okuyorum.

Burada nöron biliminin anlatacak bir hikayesi var. UCLA’dan Naomi Eisenberger, sosyal olarak dışlanmanın ve ekonomik belirsizliğin, fiziksel acı ile aynı nöron ağlarını tetiklediğini gösteren çalışmalar yapmış:

“Beyin reddedilmeyi nasıl işler? Bu konuyu araştırmak için denekleri fMRI makinesine soktuk ve Cyberball denilen bir bilgisayar oyunu oynattık. Bu sanal oyunda denekler başka bir insanlara karşı oynadıklarını sanıyorlardı ama aslında bilgisayara karşı oynuyorlardı. Oyunda bir noktada bilgisayarın kontrol ettiği iki oyuncu, artık deneğe top atmamaya yani onu oyundan (sosyal olarak) dışlamaya başlıyor. Biz de tam bu durumda beyinde ne olup bittiğini görüntüledik.

Ben veriyi analiz ederken, yan masada oturan bir meslektaşım da, kronik fiziksel acı ile ilgili beyin görüntülerini inceliyordu. Bir zaman sonra, ekrandaki verilerin birbirlerine ne kadar da benzediklerini fark ettik. Aslında veriler o kadar benzerlerdi ki, hangi çalışmanın sonucuna baktığımız belli bile olmuyordu.

Bu bize, sosyal reddedilmenin, fiziksel acı işleme merkezlerini tetiklediğini düşündürdü. Aslına bakarsanız, evrimsel açıdan baktığımızda bu pek de şaşırtıcı değil.”

Sosyal bağların insanların ve aslında memelilerin hayatta kalmaları için ne kadar önemli olduğunu düşünürseniz, sosyal ağın içinde olmamızı garantilemeye çalışan sistemin, fiziksel acı sisteminin üzerinde çalışması son derece mantıklı. Yani fiziksel bütünlüğümüz tehdit altındayken hissettiğimiz acı sinyalleri, sosyal ilişkilerimiz tehdit altındayken de kullanılmak üzere ödünç alınıyorlar.
Bunu biraz düşünelim. Birine “erkek ol” demek, ayağı kırık birine “koş” demek ile neredeyse aynı şey. Bir insan işini, statüsünü, amaç hissini kaybettiğinde, bunu sadece zayıflık ya da kırılganlık olarak değil, fiziksel ızdırap gibi hissediyor.

Herhangi bir tarafın yandaşı olmadan şunu söyleyebilirim ki, manosphere denilen şey, gerçek bir probleme tepki veriyor. Acı gerçek, kriz gerçek. Ama manosphere denilen şeyin bu gerçeklerle ilgili açıklamalarına gelirseniz, işler gerçekten ilginçleşiyor.

Sosyal psikolog Henri Tajfel’in 1970’lerin sonlarında yayınladığı araştırmalar, grup kimliğinin, nasıl ön yargıya dönüştüğünü anlamamızı sağlıyorlar. Tajfel’in araştırmaları, insanların doğal olarak nasıl da kabilesel olduğunu gösteriyorlar.
Bu bir defo değil, bir hayatta kalma mekanizması. Çünkü insanlık tarihi boyunca kabile içine kabul edilmek güvenlik, dışlanmak gerçekten ölüm demekti. Bu nedenle de beyin, grup aidiyeti konusunda aşırı duyarlı olacak şekilde evrimleşti.

“Biz ve onlar.”
“Benim grubuma mı dahilsin yoksa şu ya da bu gruba mı?”

Şimdi rahatsız edici tarafa gelelim.

Henri Tajfel, aşiret tepkisi oluşturmak için bir tarihçeye, ideolojiye ya da gerçek bir çatışmaya gerek olmadığını gösterdi. Tamamen rastgele ve anlamsız şeyler üzerinden insanları gruplara bölse bile, grup aidiyetinin kurulduğunu gördü. Grupları ayıran özellik anlamsız ve küçük olsa bile, insanların kendi gruplarına ait insanları, diğer gruplara ait insanlara göre kayırdıklarını gördü:

“Her sene sınıfıma 20 kadar öğrenci gelir ve hep aynı deneyi yaparım. Öğrencilerden, bir kavanozdaki fasulye sayısını tahmin etmelerini isterim ve sonra da öğrencileri “fazla tahmin edenler” ve “az tahmin edenler” diye iki gruba ayırırım. Gerçekte kavanozda kaç fasulye var bilmiyorum. Sayıyı tamamen kafadan sallıyorum. Aslında sınıfı rastgele ikiye ayırıyorum ama öğrenciler gerçek bir şeye göre ayrım yapıldığını sanıyorlar.

Ama ayrım gerçek olsaydı bile oldukça minimal. Irk değil, cinsiyet değil, ayakkabı numarası bile değil. Tamamen anlamsız ve gereksiz bir ayrım.

Bundan sonra öğrencilere bazı kaynakları sınıf içinde dağıtmalarını söyledik. Herkes kimin kendi fasulye grubundan olduğunu biliyordu. Sonuçta öğrencilerin %90’ı, kaynakları kendi gruplarında olan öğrencileri kayırarak dağıttılar.”

Aslına bakarsanız, kendi grubunuzu kayırmanız kötü bir şey olmak zorunda değil. Sonuçta grubunuzun dışındakiler kıt kaynakların acısını çekebilirler ama siz bunu onlara saldırmak için yapmıyorsunuz. Fakat uygun koşullar altında bu grup kayırma, başka gruplara karşı düşmanlığa dönüşebiliyor. Bu noktada ön yargı, sözel saldırı, alay, hakaret gibi şeyler başlıyor. Beyniniz sırf sizi bir gruba atadığı için, o grubu kurtlar gibi savunmaya başlıyorsunuz. Bu da insanların kendi taraflarını online dünyada, Ortaçağ’da kalelerini savunan askerler gibi savunduğunu açıklıyor.

Kimliğiniz, aidiyetiniz tehdit edildiğinde, beyniniz karmaşık mekanizmalara başvurmuyor. Basitçe bir düşman yaratıyor.

Şimdi 2026 yılında genç bir erkek olduğunuzu düşünün ve belki de öylesiniz. Ekonomik olarak oldukça belirsiz bir durumdasınız. Hayat pahalılığı krizi var. Kültürel olarak görünmez hissediyorsunuz. Ana akım politikada kimse sizinle konuşmuyor, deneyimlerinize uygun bir dile sahip değil.

Şimdi online dünyada toplumda dışlanmış, sorunlarına sırt çevrilmiş bu erkeklerin oluşturduğu bir gruba girdiğinizi düşünün. Bundan sonra harekete geçecek olan süreç hiç de tesadüfi değil.

NYU Sosyal Medya ve Politika Merkezinden araştırmacılar, algoritma tarafından içerik tavsiye etme mekanizmasının, insanların radikalleşmesi konusunda içeriğin kendisinden bile daha önemli, tek başına en önemli ateşleyici olduğunu bulmuşlar. Tekrar söyleyeyim, sosyal medya algoritmaları, radikalleştirme konusunda içeriğin kendisinden daha önemliler.

İnternete giriyorsunuz ve “neden zorluk çekiyorum?” diye arama yapıyorsunuz. Algoritma size, erkeklerin harcanabilir cinsiyet olduğu hakkında bir video sunuyor. Siz bu videoyu atlamayıp izlediğinizde, algoritma size biraz daha radikal bir video sunuyor. Bunu da izlediğinizde, algoritma size biraz daha radikal bir video sunuyor.

Her adımda bir 30 saniye daha fazla kalıyorsunuz, biraz daha öfkeleniyorsunuz, biraz daha ikna oluyorsunuz, spesifik bir düşmana biraz daha odaklanıyorsunuz. Bu, komplo teorisi değil, optimizasyon. Bu, bilinçaltı bir seviyede, sizin ızdırabınız üzerinde çalışan, gerçek zamanlı bir A/B testi (bölünmüş test).

Bu tünelin ucunda ise, Bugatti’sine kıçını dayamış bir şekilde Andrew Tate ya da ona benzer biri, sizi ve ızdırabınızı anladığını söyleyerek, kolları açık bir şekilde sizi bekliyor.

Andrew Tate, ismini sonradan Gerçek Dünya (Real World) olarak değiştirdiği, Hustler Universitesini kurdu (hustler kelimesi hem girişken hem de dolandırıcı demek). Bir insanın başkalarına milyoner olmayı öğreten dersler satması ile milyoner olması her zaman çok ilham verici (!) bir şey değil mi? “Ayda 50 dolar verirseniz size nasıl erkek olacağınızı ve size karşı kurulmuş düzende nasıl kazanacağınızı öğreteceğim!” Bu online eğitim sisteminin en tepe noktasında 200 bin abonesi vardı. Evet, küçük bir ada ülkesinin gayrı safi milli hasılası kadar para, nemlendirici kremlerin feminist komplosu olduğunu düşünen bir adama gidiyordu. Yanlış anlamayın, nemlendirici kremler elbette feminist komplosu.

Bütün bunlar olurken de sosyal medya, izlenen her kayıtlı yayın saatinden kendi payını alıp durdu. Milyarlarca görüntülemeden kazanılan para ve dolandırıcı ile sosyal medyanın simbiyotik varoluşu! Biri acı çeken kitleyi sağlıyor ve diğeri de bu kırılgan kitlenin emeceği öfkeyi. Sonuçta her ikisi de kazanıyor.

Ama burada da bitmiyor. Bundan sonra ne başlıyor? Andrew Tate’in ne kadar aşağılık biri olduğu ile ilgili reaksiyon videoları, podcastlar, feminist tepki videoları, vs. vs. Milyonlarca saat izlenme üreten yüz binlerce video. Hepsi para üreten ve karlı bu videolar, aynı algoritmaların tıpatıp aynı etkileşim sinyallerine servis ediliyorlar. Tarihte her iki tarafın da HelloFresh tarafından finanse edildiği ilk savaş bu.

Molly Crockett adlı bir nöron bilimci, 2017 yılında Nature Human Behavior adlı prestijli bir yayında, Dijital Çağda Ahlaki Öfke (Moral outrage in the digital age) bir araştırma yayınladı ve bu araştırmada, sosyal medya platformlarının, ahlaki öfkeyi insanların doğal olarak göstereceklerinin çok üstünde bir seviyede, sistematik bir şekilde abarttığını gösterdi.

Dijital medyanın, öfkeyi tetikleyen uyarıcıları nasıl etkilediğine bakalım. Ahlaki öfke, sosyal normların ihlal edildiğinin algılanması üzerine ortaya çıkar. Gelişmiş demokrasilerde, sosyal normların ihlal edildiğine direkt şahit olma ihtimaliniz neyse ki düşük. Gündelik Hayatta Ahlak (Morality in everyday life) adlı bir araştırmada Wilhelm Hoffman ve ekibi, insanlardan şahit oldukları ve duydukları ahlaksız eylemleri cep telefonu kullanarak bildirmeleri istemişler. Araştırma sonucunda ise insanların gün içinde gerçek hayatlarında maruz kaldıkları veya şahit oldukları ahlak dışı eylemlerin, toplam bildirilen ahlak dışı eylemlerin %5’i olduğu ortaya çıkmış. İnsanların bildikleri ahlak dışı eylemlerin çoğu, duydukları eylemler. Peki bunları nereden duyuyorlar? Bu duyumların ezici çoğunluğu, internetten geliyor ve az bir kısmı da diğer medya yayınlarından. Dijital medya ahlaki öfke tetikleyen uyaranlara maruz kalma oranımızı önemli ölçüde artırıyor.

Aynı zamanda ahlaki öfkenin tarihte ve günümüzde ne için kullanıldığını da karşılaştırmamız lazım. İnternet öncesi tarihte, sosyal ağlar içerisinde güvenilir veya güvenilmez haberler, dedikodu ile yayılıyordu. Bu dedikodu bilgisi, insanların kendi toplulukları içinde kime güvenip kime güvenmeyecekleri konusunda değerli bilgiler içeriyordu.

Günümüzde ise sosyal medya platformları, bilgi dağıtımından reklam geliri elde ediyorlar ve haber besleyici algoritmaların temel amacı, insanlar arasında güven ve işbirliği sağlayıp sağlamadığına bakılmadan, en çok paylaşılacak ve etkileşim yaratacak bilgiyi yaymak. Peki bir online içeriği viral yapan özellik nedir?

Jonah Berge ve Katy Milkman, Online İçeriği Viral yapan nedir? (What Makes online Content Viral?) adlı çalışmalarında, New York Times makalelerini incelemişler ve bir makalenin yarattığı öfke seviyesinin, o makalenin viral olup olmayacağını tahmin eden en büyük gösterge olduğunu bulmuşlar.

Başka araştırmalar da aynı şeyi gösteriyorlar. Öfke viral olma potansiyelini arttırıyor ve viral içerik de çok paylaşıldığı için kazanılan parayı.

Sosyal medya algoritmaları, insanların gerçek hayatta doğal bir şekilde deneyimlemeyecekleri kadar yüksek öfke yaratıyorlar ve sosyal medya şirketleri de bundan para kazanıyorlar. Sosyal medya platformunun cinsiyeti yok, ahlaki ve toplumsal değerleri yok. Tek bir amacı var o da daha fazla para kazanmak. Bunun için de sizin ızdırabınızın en iyi yatay içerikle mi dikey içerikle mi sömürüleceği üzerine 17 değişik A/B testi var.

Sosyal medya ne kimin öfkeli olduğu ile ilgileniyor ne de neden öfkeli olduğu ile ilgileniyor. Sosyal medyanın tek ihtiyacı olan şey öfke. Öfkenin kendisi, sosyal medya için sadece ve sadece, para kazandığı bir ürün.

Manosphere olayında da elimizde olan bu. Ekonomik olarak gelecek güvencesi olmayan ve bunu kronik fiziksel ızdırap gibi hisseden bir erkek nesline, öfke yakalamak ve yükseltmek üzere en iyilenmiş algoritmalar tarafından, hazır düşman veriliyor. Aynı algoritmalar, kendi cinsiyetlerine özgü ızdıraplar yaşayan kadınlara da, acılarını yakalamak ve yükseltmek üzere hazır düşman veriyor. İki taraf da birbiri ile çatışıyor ve kendilerinin haklı olduğunu düşünüyor. Bütün bu klavye savaşları sürerken de sosyal medya platformları, tonlarca para kazanıyor.

Platformun kendisi nötr. Ne kadınların geleceği ile, ne de erkeklerin geleceği ile, ne de abartı paralar kazanmak için abarttığı öfkenin bu insanlara ne yaptığı ile ilgileniyor. Ama bu klavye savaşlarını yapan kadınlar ve erkekler, savaşı sürdürerek kazanılan karı görmüyorlar ya da görseler bile bu haber akışlarında pek görünmüyor. Sizin sömürülmenizi durduracak gerçekler pek karlı değiller.

Bu arada da platformlarla simbiyotik ilişkide olan, erkeklerin ızdırabını gerçekten dindirmekte finansal çıkarları olmayan bazı erkekler, gerçek erkek ızdırabından gerçek paralar kazanıyorlar.

Bu insanların amacı kendileri için daha fazla para kazanmak. Sistemin içindeki herkes, platform sağlayıcılarının ve içerik üreticilerinin hepsinin, savaşın sonsuza dek sürmesinden kazanç sağlıyorlar. Siz, içerik tüketicileri ve klavye savaşının piyonları hariç tabi ki.

Bu noktada size, psikolog ve ekonomist Anne ve Angus Deon çiftini tanıtmak istiyorum. Bu ikili Princeton üniversitesinden, nobel ödüllü bilim adamları ve çaresizlik ölümlerindeki artışın kadın ve erkeklerde paralel olduğunu bulmuşlar.

Kadınların uyuşturucudan, alkolden ve intihardan ölüm oranları, erkeklerin ölüm oranlarına göre daha az tarih boyunca hep daha azdı. Ama son yıllardaki artış paralel. Belki erkeklerde ve üniversite mezunu olmayanlarda artış biraz daha fazla ama artış hemen hemen paralel.

İkili kitaplarında, Amerikan kapitalizminin, 4 yıllık üniversite mezunu olmayan Amerikalılar için çalışmadığını söylüyor ki bu, 25-64 yaş grubundaki Amerikalıların %23’ü demek. İkili antikapitalist olmadıklarını, kapitalizme inandıklarını ama kapitalizmin rayından çıktığını söylüyor.

Maaşların reel olarak artmaması, endüstrinin yurt dışına çıkması, toplulukların çökmesi, her türlü ekonomik güvenliğin yavaşça ortadan kalkması gibi ortak nedenlerle güdülenen cinsiyetler arası savaşın iki tarafı var. Sınıflar arası savaşta ise cinsiyetler aslında aynı taraftalar. Ve sınıflar arası savaşın cinsiyetler arası savaşa dönmesinden kar edenler, bu savaşın içinde değiller.

Bu online platformları işletenler, araştırmaları bilmiyor değiller. Bu platformların davranışlar konusunda uzman, insan algısını en üst seviyede anlayan bilim adamları ile dolu departmanları var. Ve bu bilim adamları tüm zekalarını, daha fazla HelloFresh ya da o günün VPN’i neyse o VPN’in reklamını görmeden platformdan çıkmamızı garantilemek için kullanıyorlar.

VPN demişken tam da bu nedenle ben de bu günün sponsoru Otomatik Portakal VPN’i kullanıyorum. Algoritmanın sosyal medya ana sayfama kustuğu aşırı korku ve öfke içeriğini tüketirken gözü mü bile kırpmamak için, hangi zaman diliminde ya da ülkede olursam olayım, bu zehire sülük gibi yapışmamı sağlayan Otomatik Portakal VPN’ kullanıyorum.

Platform sağlayıcıları, bu savaşı bitirmemenin, bitirmekten daha karlı olduğuna karar verdiler. Ve haklılar da. Bu kazara vardıkları bir karar değil. Bu, kendileri ve yaşadıkları fildişi kule hariç herkes üzerinde nasıl sonuçları olduğunu çok iyi bilen, bu konuda araştırmaları okuyabilen bir çalışan ordusuna sahip platform sağlayıcılarının, ekonomik bir iş tercihi.

Cebinizden zihninize akan bu korku ve öfke hattını manosphere inşa etmedi. Manosphere’in tek yaptığı şey, bu hat üzerinde size bir şeyler satmak. Bu hat, hattın ürettiği lağımın kesinlikle etkilemeyeceği insanlar tarafından üretildi, en iyilendi ve işletiliyor.
Durumun çok karanlık olduğunu biliyorum ama bununla mücadele etmenin bir yolu var. Nobel ödüllü Daniel Carnean, 1970’li yıllarda beyinde 2 düşünce modunun olduğunu buldu.

Sistem 1, hafızanıza otomatik olarak gelen şeyler. Size annenizi belirttiklerinde ortaya çıkan otomatik duygu gibi. Bu sistem üzerinde kontrolünüz yok. Sistem 1 istemsiz ve otomatik.

Sistem 2 ise yavaş, emek isteyen ve istemli düşünce sistemi.
Karar verirken genellikle Sistem 2 çalışıyor deriz. Çoğumuz yaptığımız şeylerin nedenleri olduğunu düşünürüz. Ama yaptığımız şeylerin çoğunu, farkında olmadığımız nedenlerle yapıyoruz. Bize neden yaptığımız sorulduğunda, buna cevap olarak nedenler söylüyoruz ama söylediğimiz nedenler, yaptıklarımızın sebepleri olmak zorunda değil.

Sistem 1 duygusal, otomatik ve kabilesel. Bir Andrew Tate ya da Jordan Peterson videosu görünce anında öfke ya da saygı hisseden tarafınız sistem 1. Asosyal medyada bir yorum okuyunca öfkelenip bununla çatışmak isteyen tarafınız da sistem 1. Ve en önemlisi, algoritmanın sizi içerde tutmak üzere kullandığı, kullanmak için tasarlanıp en iyilendiği tarafınız da sistem 1. Sistem 1, paranın kazanıldığı yer.

Sistem 2 ise yavaş, analitik, çaba harcayan ve çok paylaşılmayan içeriklerin çoğunu üreten, kullanıcıları platformda tutma konusunda berbat bir sistem. Sistem 2 viral olmuyor, trend olmuyor ve kimse tarafından kesilip biçilip TikTok’a konulmuyor. Sistem 2’nin tıklanma oranının yanında, kurumakta olan boya videosu sansayonel haber gibi.

Ama sistem 2 aynı zamanda bütün bu sosyal medya lağım hattından kimin çıkar sağladığını soran, algoritmaların arkasındaki yapısal gücü sorgulayan ve “şu an bu içerik bu platform tarafından neden önüme çıkıyor?” diyebilen taraf. Sistem 1, o sonradan yüzünüzü kızartan yorumu yazdıran taraf. Sistem 2 ise daha sonra o yorumu okuyup “ben en iyisi estetik yaptırıp başka şehre taşınayım” diye utanan taraf.

Manosphere ve ürettiği her şey, sistem 1 için üretilmiş ve tasarlanmış şeyler. Aynı zamanda manosphere’in ne kadar berbat olduğunu anlatmak için üretilmiş her şey de sistem 1 ürünü. Çünkü ancak bu tür ürünler algoritma tarafından ödüllendirilip dolaşıma sokuluyorlar. Sistem 2 moduna geçtiğiniz anda, savaş meydanının kimin olduğunu, savaştan kimin çıkar sağladığını, sizin öfke dolmanız ile kimin ekonomik çıkarlarının karşılandığını sorduğunuz anda, karşı cinsten öfkelendiğiniz kişinin değil ikinizi de o meydanda savaştıran gücün düşman olduğunu görüyorsunuz. Bu sizi “makine” için daha az kullanışlı yapıyor. Siz platformdan çıktığınız için değil, daha az manipüle edilir olduğunuz için daha az kullanışlı yapıyor.

Manosphere bir erkek nesline düşmanın kadınlar, feminizm ya da modernlik olduğuna dair bir sürü içerik üretti. Feminizm ve modernlik de kadınlara düşmanın erkekler, maskülenite ve manosphere olduğunu anlatan bir sürü içerik üretti. Ama tüm bu zaman boyunca asıl haber maaşların erimesi, endüstrinin yurt dışına kaçması, çalışan sınıf kimliğinin içinin boşaltılması ve sosyal medya platformlarının insan ızdırabından devasa miktarda para kazanmasıydı. Asıl hikaye her zaman gözümüzün önündeydi.

Bu yayını yapma sebebim, kadınlarla ve erkeklerle aynı kalp kırıcı konuşmayı defalarca yapıyor olmam.

“Erkeklerden nefret etmeyin.
Kadınlardan nefret etmeyin.
İnsan ızdırabının inanılmaz derecede etkileşim alan bir içerik olduğunu kazara fark eden, ve o günden beridir de tamamen kar motivasyonu ile, sizin üzerinizde ve size ne olduğunu zerre umursamadan çalışan algoritmadan nefret edin.”

Kaynak: The Manosphere Isn’t About Men. Or Women

Günümüzde çoğu çift gerçekten de online mı tanışıyor?

“Günümüzde çoğu çiftin online tanıştığının”, sanki tartışmaya gerek olmayan bir gerçekmiş gibi söylendiğini sıklıkla görüyoruz. Bu bilginin kaynağını sorduğunuzda, size şu aşağıdaki oldukça meşhur grafiği gösteriyorlar ki bu grafiğin, şu an dünyanın en zengin insanı olan kişi tarafından da resmi olarak görüldüğünü de söylemem lazım.

Kaynak

Bir çizginin ani bir şekilde yükseliğe geçtiği viral grafik gördüğümde, bende anında alarmların çalmaya başlıyor. İnsanlar ’n=6,591’ kısmını görüyorlar (ankete katılan sayısı) ve verinin oldukça güvenilir olduğunu varsayıyorlar. Ama bu yanıltıcı bir grafik çünkü 1950’lerde tanışan insanları bile işin içine katan bir araştırmanın ürünü. Bizim gerçekten ilgilendiğimiz ise günümüze yakın tarihlerde tanışan insanlarla ilgili verinin büyüklüğü. Buna odaklandığımızda ise, rakamların hiç de etkileyici olmadığını görüyoruz. Özellikle 2017 yılından sonrasına ait veriler, katılımcılara takip amacıyla yapılan anketlerden geliyorlar ki bu insanların bir çoğu artık panele üye değiller ya da cevap vermemişler.

Grafikte gördüğünüz büyük artışın olduğu yıllarda, veri büyüklüğü bir sınıfı dolduracak kadar bile değil. Bunun yanında, bu yıllar bildiğiniz gibi insanların online dışında etkileşimlerinin olağanüstü şekilde kısıtlandığı pandemi yıllarıydı. Bu yıllarda online tanışan çiftlerin, normal zamanlara göre çok daha fazla olması beklenilir bir şey.

Bu yumuşatılmış çizgi, önemli miktarda gürültüyü de gizliyor: 2017 yılından sonraki iki yılda oran %23-24 civarına düşüyor ve 2020’de %200 artarak %66 olduktan sonra, 2021 yılında %58’e geriliyor.

Peki HCMST verileri gerçekte nasıl görünüyorlar? Aşağıda, HCMST verilerine göre, online tanışan çiftlerin yıllara göre oranını görebilirsiniz.

Online buluşmaların arttığı ile ilgili haberler oldukça abartılılar

Bu tür viral olmuş verilerle karşılaştığınız zaman yapmanız gereken ilk şey, bu araştırmanın başka araştırmalar tarafından da desteklenip desteklenmediğine bakmak. Bazı insanlar, insanların sadece %10’unun, şimdiki partnerleri ile online dating site ve uygulamalarında tanıştığını gösteren ve yeni yapılan Pew çalışmasını gösteriyorlar (araştırmada bu rakam 18-29 yaş arası için %20).

Bu tür araştırmaların temel problemi, partneri ile yakın yıllarda tanışmış insanlar ile yıllar önce tanışmış insanlar arasında ayrım yapmamaları. “How Couples Meet and Stay Together – Çiftler Nasıl Tanışıyorlar ve Beraber Kalıyorlar” (‘HCMST’) verileri, her yıl kaç insanın online tanıştığını gösteriyorlar.

Göz atabildiğim başka bir veri kümesi de The Survey Center on American Life tarafından Ağustos 2022’de yapılan American Perspectives Survey (APS). Bu araştırma da HCMST gibi ulusal temsilci kurulunu kullanmış.

APS, partnerleri ile online dating üzerinden tanışanların oranının %11 olduğunu gösteriyor ki bu, Pew araştırmasındaki sayıya benzer bir sayı. Ama daha önemlisi, bu araştırma insanlara sadece nasıl tanıştıklarını değil, ne zaman tanıştıklarını da sormuş.  Bu da bana, eldeki veriyi yakın yıllarla sınırlama ve HCMST verisi ile daha iyi bir şekilde karşılaştırma olanağı veriyor.

Geçtiğimiz yıl tanışan çiftlerin %26’sı online dating sitelerinde ya da uygulamalarında tanışmış. Bu oran her ne kadar çoğunluk olmaktan uzak olsa da, bir çokluğu temsil ediyor. Buna en yakın tanışma şekli (ikinci sıradaki), %23 oranı ile aile ve arkadaş aracılığıyla tanışma. Bu veri 112 kişi üzerinde yapılmış ki, 2020-2021 arasındaki HCMST verisinin toplamının üç katı.

Son bir senede tanışan çiftler nasıl tanışmışlar? Grafiği aşağıda.

1-3 yıl önce partnerleri ile tanışanların (N = 202) %30’u online dating ile tanışmış. 3-5 yıl önce tanışanların ise (N = 210) %27’si online dating ile tanışmış. 5-10 yıl önce tanışanların ise (N = 433) %21’i online dating ile tanışmış. 2017 HCMST verisi ise, heteroseksüel çiftlerin %40’ının online dating ile tanıştığını gösteriyordu. APS verisindeki 3-5 yıl öncesi, HCMST verisindeki 2017 – 2019 yıllarına denk geliyor. APS çok daha büyük bir veriyi kapsadığı ve oranlar HCMST araştırmasında da sonraki yıllarda düştüğü için, APS rakamları muhtemelen gerçeğe daha yakınlar. Bunun yanında burada, HCMST takip anketlerinde görülen olağanüstü artış ile ilgili kanıt da yok.

Online tanışmanın gençlerde yüksek olduğunu beklersiniz ama partnerleri ile son 5 yıl içerisinde tanışanlar içinde, en genç yetişkinler, en az oranda online tanışan grup. Bunun nedeni muhtemelen, okulun sosyal balonundan çıktıktan sonra, yeni insanlarla karşılaşmanın zorlaşması ve her geçen sene çok daha az sayıda arkadaşınızın bekar olması.

2020’de yapılan başka bir American Perspectives Survey araştırması ise, son bir sene içerisinde tanışan çiftlerin (N =175), %21.4’ünün online dating ile tanıştığını, son 1-3 sene içerisinde tanışanların ise (N = 201), %24.2 ünün online dating ile tanıştığını gösteriyor. Son 3 yıl içerisinde tanışan çiftlerin 18-24 yaşları arasında olanlarının %18.4’ü, 25-34 yaşları arasında olanlarının %20.9’u, 34-44 yaşları arasında olanların %31.4’ü, 45-54 yaşları arasında olanların %18.9’ü ve 55 yaş üstünde olanların %32.8’i online dating ile tanışmış.

Match Group tarafından en son yapılan Singles in America survey (Amerika’daki Bekarlar), partneri olmayan insanların %17.5’inin en son partneri ile online dating üzerinden tanıştığını gösteriyor. Bu bekarların %7.7’si de en son partnerleri ile sosyal medya üzerinden tanışmışlar ki bu ikisinin toplamı %25.2.

2022 yılında yapılan araştırmada ise, çiftlerin %16.7’si online dating üzerinden, %8.9’u ise sosyal medya üzerinden tanışmışlar. Yani çiftlerin %25.6’sı online dating ya da sosyal medya üzerinden tanışmışlar.

2016 ve 2017 kod kitaplarına da ulaşmayı başardım. 2016 yılında, çiftlerin %23.9’u online dating, %3.5’i sosyal medya üzerinden tanışmışlar (toplam %27.6). 2017 yılında ise çiftlerin %20’si online dating, %6.2’si sosyal medya üzerinden tanışmışlar (toplam %26.2). Bu araştırmaya katılanların önemli bir kısmının, uzun süredir buluşmaya çıkmayan yaşta insanlar olduklarını ve bu insanların varlığının, asıl online karşılaşma oranlarını aşağı çekebileceklerini de belirtmem gerekiyor. Fakat buna rağmen, HCMST grafiğindeki üstel artışı başka verilerde göremiyoruz.

2023 yılında 978 üniversite öğrencisi üzerinde yapılan bir başka araştırma ise, bu öğrencilerin %15’inin, şimdiki ya da en son partnerleri ile dating uygulamasında, %7’sinin ise başka online mecralarda tanıştıklarını bulmuş. Öğrencilerin yarısı ise şimdiki ya da en son partnerleri ile okul ya da arkadaşlar aracılığı ile tanışmış. Araştırma aynı zamanda bu öğrencilerin sadece %21’inin son bir ay içerisinde dating uygulaması kullandığını gösteriyor.

İsviçre’de yapılan bir araştırma ise (Potarca, 2020), online tanışan heteroseksüel çiftlerin oranının 1995 yılında %0 iken, 2017-2018 yılları arasında %25’e ) yükseldiğini gösteriyor. 2017-2018 yılları arasında çiftlerin %10’u online dating uygulaması, %7’si online dating siteleri ve %7’si ise başka online sitelerde tanışmışlar.

2017-2018 araştırmasında katılımcı sayısı 413 yani 2017 HCMST araştırmasına katılanların çok üstünde bir rakam. Bu da, HCMST’nin 2017 veri noktalarının abartı olduğuna işaret eden ek bir gösterge.

Bazı sıkıcı uyarılar

Potansiyel endişelerden birisi, HCMST rakamlarının “online” dediği şeyin, sadece online dating’i değil, tüm online tanışmaları kapsadığı. Online her ne kadar online dating olarak anlaşılsa da, tüm online tanışmaları kapsayan bir kelime. Bu kaygıyı arttıran şeylerden birisi, APS araştırmasına katılan ve son bir yıl içerisinde tanışan çiftlerin %6’sının, tanışma şekli olarak diğer seçeneğini işaretlemesi. Bu rakam 3-5 sene öncesi tanışan çiftlerde %1. İnsanlar online bir alanda tanıştılarsa ama online dating seçeneğini işaretlemekten rahatsızlık duyuyorlarsa, bu seçeneği işaretleyebiliyorlar. Aynı zamanda, aslında sosyal medyada tanışan bazı insanların, “arkadaşlar aracılığı ile” seçeneğini seçtikleri de söylenebilir.

HCMST araştırmasında sorulan sorular açık uçlu, bazen cevapları birden fazla kategoriyi kapsayan sorular. 2017 yılında online buluştuklarını belirtenler katılımcıların cevapları, hiçbir şekilde bu buluşmanın aile, arkadaşlar ya da başkaları tarafından başlatıldığını ima etmiyor ve bu insanların %97.2’si, online tanıştıklarında birbirlerini daha önceden hiç tanımıyorlarmış. Yani online seçeneğini işaretleyenlerin APS araştırmasında arkadaş aracılığı ile seçeneğini işaretleyecekleri oldukça şüpheli.

İşin ilginci, APS araştırmasında online dating üzerinden tanıştıklarını söyleyenlerin %25’i, buluşmalara başlamadan önce arkadaş ya da birbirlerini bir şekilde bilen insanlar olduklarını belirtmişler. Yani bu insanların bazılarının online dating ile tanışıp birbirlerini buluşmadan önce tanımaya başlarken, bazılarının ise sosyal medya aracılığı ile tanışmaları ama tanışmalarını en iyi belirten seçenek online olduğu için, online seçeneğini işaretlemeleri olası. Maalesef HCMST soruları oldukça açık uçlu oldukları için, çok da bilgisel değiller. Çiftlerin online tanıştıkları uygulama ya da site ile ilgili bilgi vermiyor. Bunun yanında İsviçre araştırması, çok daha büyük bir katılımcı sayısı ile, 2017 yılında çok daha düşük bir online dating oranı gösteriyor. Yani eğer Amerikalılar ile İsviçreliler arasında büyük bir kültürel fark yoksa bu, HCMST verilerindeki zıplamanın, rastgele bir hatanın ürünü olduğunu gösteriyor.

Son söz

Eldeki veri, başlıktaki soruyu “muhtemelen hayır” diye cevaplıyor. Dating uygulamalarını konuşuyorsak, muhtemelen hayır. Ne olursa olsun, bu kadar küçük veri kümelerine bakıp, böyle büyük ve kapsayıcı sonuçlar çıkarmanın savunulabilecek hiçbir yanı yok. Bu, 2018 GSS ve 2022 Pew durumundaki gibi, araştırmaların çok bilinir olmalarının, en gerçekçi araştırmalar olmalarından çok, en popüler anlatı ile paralel olmalarına dayandığının bir örneği. Ama bu araştırma en korkunç olanı. Bundan sonraki araştırmayı da isterlerse gitsinler evsiz albinolarla yapsınlar.

İnsanlar, yeni teknolojilerin toplumu ele geçirdiği ve bir krizden diğerine yol açtığı konusundaki kaygılarına paralel bilgileri, sorgulamadan kabul etmeye meyilliler. Kendi ilişki problemleri için dating uygulamalarını suçlayanlar da, çoğu insanın online dating ile karşılaştığı fikrini onaylayıcı buluyorlar zira bu bilgi kendilerini haklı çıkarıyor.

“Dating uygulamaları gerçek hayat” fikri, dating uygulamalarına bel bağlamak yerine gerçek hayata çıkıp insanlarla tanışmayı tavsiye edenlere karşı, sıklıkla öne sürülen bir yanıt oldu. Dating uygulamaları, çiftlerin tanıştığı önemli bir yer oldular ama görüldüğü gibi, hala birçok insan sosyalleşip, dışarıda gerçek hayatta tanışıyorlar.

Sizin sürekli online olmanız, herkesin sürekli online olduğu anlamına gelmiyor. Aslına bakarsanız çoğu kadın, hayatı boyunca bir kere bile dating uygulamalarına girmiyor. 2022 yılında yapılan bir PEW araştırmasına göre, 18-29 yaş aralığındaki erkeklerin %38’i ve kadınların %54’ü, hayatlarında bir kez bile online dating kullanmamış. Karşı cinsle buluşma ile ilgilendiğini söyleyen bekar erkeklerin %33’ü ve bekar kadınların %62’si, son bir sene içerisinde hiç online dating kullanmamış ve şu an online dating uygulamasında olan kadınların oranı %18.

Dating uygulamalarının cazibesinin, büyük oranda, buluşmak için karşılaşmanız gereken birçok sosyal zorluğu, özellikle de ilk adımı atması beklenen erkekler için bypas etmesine dayandığını biliyorum. Ama bu konuda şüpheleriniz varsa tekrar edeyim: sosyalleşmek hala çok önemli.

Görünen o ki, dating uygulamaları zirve dönemlerini geride bıraktılar ve Z kuşağına hitap etmekte zorlanıyorlar. İnsanlar zaten sahte profillerden ve botlardan şikayetçi iken, yapay zekanın işleri daha da iyiye götürmeyeceği kesin gibi. Bu tabii ki, insanların trendi tersini çevirip daha fazla oranda gerçek hayatta eşleşecekleri anlamına gelmiyor. Ama belki de sosyal medya, dating uygulamalarının yerini alacak ya da genel olarak daha az sayıda buluşma olacak.

Daha çok insanın online olarak eşleşmesinin sonuçları ne olursa olsun, daha önce gösterdiğim gibi, yaygın bilinen chad haremleri(*) bunlardan biri değil. Online tanışma ile ilgili araştırmaların sonuçları birbirleri ile çelişse de genel olarak, online başlayan ilişkilerin daha kötü sonuçlara sahip olduğu görünmüyor. Yani bu chad haremleri olayı da aptalca bir ahlak histerisinden başka bir şey değil.

Kaynak: Are most couples meeting online now?

(*) Online dating uygulamalarının, kadınların %80’inin erkeklerin %20’sini beğendiği ile ilgili verilerini, dating uygulamalarındaki kadınların, küçük bir erkek grubu ile buluşup seks yaptığı, yani çok çekici (chad) erkeklerin haremine katıldıkları olarak algılayan bir komplo teorisi.

14 Şubat’ta sevgilisinin aldığı hediyeleri beğenmeyen kızlar

Bu siteden hiçbir şey anlamasanız bile, asosyal medyaya bakarak temel inançlar geliştirmemeniz gerektiğini, daha doğrusu asosyal medyanın gerçek hayatla bir alakası olmadığını anlasanız yeter.

Beni Patreon’dan izleyecek kadar takip eden bir takipçinin şunu sorması açıkçası üzücü:

Selamlar, bir kaç gündür asosyal medyada dolanıyorum 14 şubatta sevgililerinin hediyelerini beğenmeyen varoşlar video çekip yayılmaya başlamış konu hakkında ne düşünüyorsunuz denk geldiniz mi? Bu kadınların kocalarına/sevgililerine gram saygı duymayan gördüğüm bir videoda birisi elit gold digger diğeri de anadolu gold diggeri izlenimi verdi bana ?

Bu konuya öfke yemi yazısında değinmiştik:

Sosyal medya ve özellikle Twitter, algoritma olarak negatif duyguları körükleme üzerine kurulu. 1980’lerde Twitter olsaydı muhtemelen Sovyetler yarın kafamızda nükleer bomba patlatacak korkusu ile yaşardık ve bu korku o günlerde vardı ama herhalde sosyal medya olsaydı insanların hayatını 1000 kat etkilerdi. Korkarım 2020’ye kadar çöküşte olan geleneksel medya da korku yemini keşfetti ve bunun büyük bir yığın üzerinde çok iyi çalıştığını gördü. Bundan sonra her şeyi olduğunun 100 katı yoğunlukta yaşayacağız gibi görünüyor. Fakat siz kendiniz için bir iyilik yapın. Ya sosyal medyadan uzak durun ya da sosyal medyada durduğunuz süreyi azaltın. Ama sizde korku, öfke, kaygı, vs. oluşturan girişlerin tuzak olduğunun, yem olduğunun ve sizi manipüle etmek için yaratıldıklarının bilincinde olun.

Bu nedenle konuyu bana Twitter’da soran birine şu cevabı verdim:

Yine Patreon’da soruyu soran arkadaşa cevaben bir takipçi şöyle yazmış:

öfke yemi. tamamen ilgi amaçlı. ilgi orospusu narsist kadınlar sosyal medya sayesinde iyice arttı. maalesef erkekler kollektif bir birlik gösterip bu tiplere prim vermeyi bırakamıyor. instagramı kapatalı yıllar oldu ve kullanırken bile ne yorum ne beğeni ne takip ederek bunları yücelttim. aksine aşırı müstehcen çıkan içeriği müstehcenlikten şikayet ettim. ama yok. orası bizim kulvarımız değil. uzak durmak en iyisi.

“İlgi orospusu narsist kadınlar sosyal medya sayesinde iyice arttı” kısmına bir değinmem lazım. Daha önce Jordan Peterson’ın bu konudaki bir söyleşini burada Sosyal medya toksik feminen patolojiyi devasa boyutlara taşıdı  yazısında yazmıştım:

Nüfusun bu 5%lik dilimini kontrol altında tutmak zordur zira bu insanlarda zerre içsel kontrol olmadığı için üzerlerindeki tüm kontrol dışsaldır. Ve ben bu insanları online olarak kontrol altında tutabileceğimizi öngörmüyorum. Tam tersi sanal dünya bu özellikleri ödüllendiriyor ve hatta para ile ödüllendiriyor.(*)

Şu an gördüğümüz kutuplaşmanın itici gücü bu olabilir. Bir açıdan kutuplaşmanın gerçek olduğunu düşünmüyorum zira bence burada itici güç, karanlık dörtlüye (dark tetrat), Makyavellizm, narsisizm, psikopati artı sadizm, verilen aşırı dikkat. Bu her şeyi kirletiyor zira bu insanlar sanal dünyada hiçbir kısıt gözetmeden konuşabiliyorlar. Dünya böyle sanıyoruz ama dünya böyle değil. Sadece böyleymiş gibi reaksiyon gösteriyoruz.

Bu konu üzerindeki araştırmalar giderek daha açık hale geliyor. Örneğin Instagramı aşırı kullanan kadınların aynı zamanda sadist, Makyavellist, psikolat ve narsist oldukları görülüyor. Aynı zamanda kısa vadeli çiftleşme stratejilerini optimize ediyorlar yani genellikle oldukça fazla sayıda kişiyle birlikte oluyorlar. Bu bir anti sosyal davranış özelliği ve anti sosyal insanlar genel olarak daha fazla cinsel partnere sahiptirler ve erken yaşlarda seks yapmaya başlarlar.

Bu toksik dişilik (toxic femininity). Anti sosyal davranışın feminen versiyonu itibara vahşice saldırıdır. Dedikodu, taşlama, sırtından bıçaklama, vs. ve bazı kadınlar bu konuda çok usta olabiliyorlar. Bunu erkeklerde yapabilirler özellikle de sosyal medyada. Ama sosyal medyanın dişil anti sosyal tip davranışa olanak verdiği ve büyük ölçeklere taşıdığı çok açık. Feminen değer sisteminin ölçeklenemediğinden bahsetmiştik, feminen patoloji sosyal medyada devasa boyutlara çıkıyor ve bunun sonuçlarının ne olacağını Tanrı bilir.

Bir artış mutlaka var ama asıl olan bu kadınların sayısının artması değil, sosyal medya algoritmalarının hemen hemen sadece bu kadınları öne çıkarması.

Bu tip kadınların oranı 1995’te %1 ise bugün %3 olmuştur en fazla. Ama 1995’te bu tür kadınları en öne çıkarıp cebinizden gözünüze sokan uygulamalar yoktu.

“maalesef erkekler kollektif bir birlik gösterip bu tiplere prim vermeyi bırakamıyor”

Sosyal medya öncesinde ortalama bir erkek bu tiplerle hayatında birkaç kere karşılaşırdı, görmezden gelmesi gereken bir şey yoktu. Şimdi de kollektif birliği falan bırakın, gerçek hayatta kırk yılda bir karşınıza çıkacak kadar az insanların cebinizden beyninize girip zihninizi, inançlarınızı, dünya görüşünüzü darmadağın etmesine izin vermeyin. Gerçek hayatta kalın.

Ama moruk sen bilmiyorsun, hemen hepsi / çoğu böyle!

Bir kere açık söyleyeyim, bunu diyenler genellikle gerçek dünyadan habersiz insanlar, beni bırak 75 yaşındaki bir dede bunlardan daha iyi bilir. Ama gerçek hayatta da deneyiminiz buysa, şu aşağıda kadın takipçiye verdiğim tavsiyeyi size de vermek istiyorum:

Sorularınızı bana uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sosyal medyaya bakıp, ilişkiler konusunda temel inançlar geliştirmek

Twitter’da Alexander’ın bir tweeti üzerinde başlayan tartışmada, “genç erkeklerin önemli bir kısmının hayatları boyunca tek bir kadına bile yürümedikleri” verisine bir yorum yapılmış:

“Bence bu berbat bir çıkarım (erkeklerin kontrolün kendi dışlarında olduğunu düşündüklerini söyleyen bir yoruma yazılmış).  Bunun (genç erkeklerin önemli bir kısmının hayatları boyunca tek bir kadına bile yürümemelerinin) sebebi, tüm medyada kadınların yıllardır hatta on yıllardır “bizden uzak durum ucubeler” deyip durmaları. Bu nedenle de erkekler zaman içinde, kadınlara yürümemeye koşullandılar.

Google’da iki saniye araştırma ile, kadınların “bizden uzak durun” dediği, hepsi son aylarda yapılmış 500 tane video bulabilirim.”

Bunun üzerine de Alexander şunu yazmış:

“Gerçeklikten kopukluğun sonucu budur.

İnsanlar, sosyal medyada duydukları en aşırı sesler üzerine (“Google’da iki saniye araştırma ile, kadınların “bizden uzak durun” dediği, hepsi son aylarda yapılmış 500 tane video bulabilirim.”) inanç inşa ediyorlar. Bu şekilde inanç geliştirmek, eğer seçim önyargısı (selection bias) denilen şeyi anlıyorsanız aptalca bir şey. Kızgın feministlerin internete yükledikleri atıp tutmalarının, genel kadın nüfusunu temsil ettiğini sandığınızı düşünsenize!

Peki en aşırı seslerin (diğerleri bastırdığı) öz seçim olmadan, gerçek bir örnek nüfusa baktığınızda ne görüyorsunuz? Çoğu kadının, kendilerine daha fazla yürünmesini istediğini görüyorsunuz.

Gen Z’nin (1995 – 2010 arası doğanlar) yarısı, tek bir kıza bile yüz yüze yürümemiş, yani gerçek tek bir tane bile reddedilme tecrübeleri yok. Reddedilme korkusunu tamamen sosyal medyadan öğreniyorlar! Bu en korkak nesil, insanlarla gerçek etkileşimlere girmeden, internetten hayattan korkmayı öğreniyorlar.

“Anti feminist” erkeklerin bir alt kümesinin, herkesten çok radikal feminist azınlığı dinlemesi gerçekten ironik bir şey. TikTok’ta rastgele kadınların, erkeklerin kendilerine yürümelerinden şikayetlerini dinleyip, bunun davranışlarınızı etkilemesine veya değiştirmesine izin verdiğinizi düşünsenize!

İnsanlar, ilişkiler ve buluşmalar üzerine basit araştırmalar yapmama deli oluyorlar. Bence bunun nedeni, onların dertlerini paylaşmamam. Bu insanlar, toplumun ne kadar bozuk olduğunu, yalnız olmalarının sebebinin toplum olduğunu duymak istiyorlar. Kendi davranışlarının en ufak sorumluluğunu bile üzerlerine almak istemiyorlar. Yaşamlarının geldiği yeri, kendilerine bağlama yeteneğinden yoksunlar.

Bu tam olarak dışsal kontrol odağı (external locus of control) ile ilişkili. Dışsal kontrol odağı düşüncesine daha yatkın erkeklerin, hayatta her alanda daha başarısız olduklarını biliyoruz. Yalnız olma, incel olma, ilişkilerinin kötü olması, işsiz olma, ruhsal problemlere sahip olma ve daha az kazanma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu biliyoruz.

İçsel kontrol odağına değil dışsal kontrol odağı düşüncesine yatkın olmak, sizin kötü bir hayata sahip olmanıza neden olur. Sadece romantik ilişkilerde değil, arkadaşlık ilişkilerinde de bocalarsınız, daha az arkadaşınız olur. Daha az dışa dönük, daha az sosyalleşen biri olursunuz.

Günümüzde genç erkeklerin zorlandığı tek ilişki alanı romantik ilişkiler değil. Genç erkeklerin ilişkiler konusunda bocalamaları, kendisini ağ kurma, arkadaşlık, hobiler, vs. alanlarında da gösteriyorlar.

Birbirlerine zıt uçlarda, iki tip insan var ama sonuçta hepimiz aynı toplumda yaşıyoruz. Bir grup insan, bardağın yarısını dolu olarak görüyor. Bu insanlar iyimserler ve zorlukları, aşılması gereken şeyler olarak görüyorlar. Risk almaktan korkmuyorlar. Bir grup insan ise, bardağın yarısını boş görüyor. Bu insanlar zorluklarla karşılaştıklarında, oldukları yere yatıp orada çürüyüp gidiyorlar. “Toplumun” üstlerinde tepinmesine izin veriyorlar ve bunun için “toplumu” suçluyorlar. Bu insanlar korku içindeler ve risk almaktan kaçınıyorlar.

Evrimin temel prensibini düşünün: çevrelerine uyum sağlayan organizmalar, genlerini gelecek nesillere aktarırlar, daha az uyum sağlayanlar ise aktaramazlar ya da daha az aktarırlar. Çevre değişirse, evrimsel seçim baskıları da değişir.

Hepimiz, 2 milyon yıllık geçmişi olan ve hiçbir halkada kopmamış bir insan üreme zincirinin ürünüyüz. Ama bunun yanında her nesilde, bazı soy zincirleri ölürler. Hepimiz ait olduğumuz zinciri devam ettiremeyeceğiz. Sahip olduğumuz özellikler ve bunların içinde bulunduğumuz çevreye uyumu, hangimizin devam edeceğini, hangimizin etmeyeceğini belirleyecekler.

30 yaşına kadar tek bir kadına bile yürümemiş bir erkeğin soy zinciri devam edecek mi? Muhtemelen hayır. Eğer böyle bir erkeğin hayatını korku ve çaresizlik yönetiyorsa, böyle bir erkeğin aleyhine seçilim göreceğiz. Ama bir şey kesin: Kadınlara yürümeyi daha az korkutucu hale getirmek için, tüm toplum sizin keyfinize göre eğilip bükülmeyecek. Kimse elinizden tutmayacak. Feministlerin “erkekler bizi rahat bırakın” videoları atmalarına kimse engel olmayacak.  İçinde yaşadığınız çevre içinde nasıl hareket edeceğinize, sizin karar vermeniz gerekecek.

Bonus:

Bu yazının üzerine biri, bu yazıyı ispatlamak istercesine yorum yazmış:

themountaingoat: Evet, çoğu kadın kendilerine yürünmesini istiyor. Ama erkeklere yıllardır, “kadınlara her türlü yürümek tacizdir” deniliyor. Eğer spesifik bir kadın, sizin ona yürümenize taciz diyorsa, çaresiz kalıyorsunuz.

Alexander: Hayatım boyunca kimse bana, bir kadını buluşmaya çağırmanın taciz olduğunu söylemedi. Bu lafı sadece ve sadece sosyal medyada duydum. İnsanlar tüm o “yasak” yerlerde karşılaşıyorlar, buluşuyorlar, seks yapıyorlar ve evleniyorlar.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Sorularınıza Patreon chat alanında daha hızlı cevap verebiliyorum.

Çevrimiçi aşk dolandırıcılığı

Son zamanlarda görüşmelere aşk dolandırıcılığı ile ilk defa karşılaşmış ve kafası oldukça karışmış erkekler gelmeye başladılar. Finansal aşk dolandırıcılığı, online aşk dolandırıcılıklarının tespit edilmesi daha güç bir çeşidi. Zira bunu genellikle gerçek bir kişi, kendisini gösterdiği bir hesaptan yapıyor. Bu gerçek kadın, erkekle buluşabiliyor, erkeği annesi ya da kuzenleri ile tanıştırabiliyor, ona gerçekten önemli bir zaman ayırabiliyor hatta bazen erkekle seks bile yapabiliyor (gerçi gördüğüm kadarıyla “el değmemiş, saf kız” numarası daha işe yarar bir strateji). Kadının tanıştıktan hemen sonra para istemeye başlaması, kadının bariz dolandırıcı olduğunu gösterse de, karşısındaki erkek bu kadar ilgi, zaman ve gerçek kişilerle tanışma nedeniyle acaba bu kız gerçekten aşık bir kız ama paraya mı ihtiyacı var diye düşünüyor.

Burada dolandırıcı kadın, genellikle erkek ile aynı şehirde değil. Bu sayede de, erkeğe ciddi bir online zaman harcasa bile, gerçek hayatta çok fazla yüz yüze zaman harcamak zorunda kalmaması ve birden fazla erkeği aynı anda dolandırması çok daha kolay.

İkincisi bu tür bir dolandırıcı kadın, genellikle bireysel olarak çalışıyor ve özellikle başlarda, görece küçük paralar isteyerek başlıyor. Bunu yabancı yayınlarda da görmüştüm, bir kurban “yahu dolandırıcı olsa 500 Dolar ister, 1000 Dolar ister dedim, 50 Dolar, 100 Dolar isteyince dolandırıcı değil herhalde diye düşündüm” diyordu. Bazı kadınlar ise, nakit para peşinde değiller. Hediye ya da normalde yanından geçemeyecekleri restoranlarda yemek yeme peşindeler ama bu finansal aşk dolandırıcılarının çoğu para ile çalışıyorlar.

Senaryo şu: Instagram’dan, çevrimiçi buluşma uygulamalarından bir kızla tanışıyorsunuz. Kız çok ilgili, kısa sürede çok aşık. Rüya gerçek olmuş gibi. Kız sizi arkadaşları ile tanıştırıyor, genellikle size ödetse bile gelip sizi görebiliyor, sizi çok kısa süre içerisinde “annesi” ve “arkadaşları” ile tanıştırıyor, çoğu zaman “evlenmeden olmaz ben temiz bir kızım” rolü oynasa bile bazen işin içinde seks bile olabiliyor. Kızın bu gerçek varlığı, sizi birileriyle tanıştırması, güven kazanmak için.

Senaryonun en ayırt edici özelliği, bu kızın çok kısa süre içerisinde sizden para istemesi. Genelde sizi çok saftirik bulmazsa bu para küçük bir para oluyor ama eğer verirseniz genellikle ya miktarı ya da sıklığı artmaya başlıyor.

Eminim çoğunuz için çok bariz dolandırıcılık işareti olan bu hareket, gerçek bir kadının varlığı nedeniyle bazı erkekleri hemen uyandırmıyor. Kız gerçek, sıklıkla buluşma var, yahu annesi ile tanıştırdı ya da beni annesine gösterdi (kim online tanıştığı bir adamı bir haftada annesine gösterir diye bir soru soramadığınızda bunu samimiyet sanabiliyorsunuz)!

Bu bazı arkadaşlara sesleniyorum. Kafanız karışmasın. Bunların çoğu evde işsiz güçsüz oturan, biraz güzel ve 3-5 erkeği böyle çevirerek her birinden ara ara birkaç bin lira, bazen on binler tırtıklayan dolandırıcılar. Ortada, bir iki hafta tanışıklık sonrasında hemen para istediğinde, kafanız karışsın diye oynanmış bir tiyatro var sadece. Bana bu kadar zaman ayırdı, dolandırıcı olsa neden saatlerce mesajlaşsın demeyin. Kaz yolunacak yerden mesaj esirgenmez. Dediğim gibi bu kızların çoğu fakir ama zamanı bol kızlar.

Peki abi, samimi bir kız ama borca ihtiyacı var belki? Peki kardeş, bana 100 bin Lira ver sana Pamuk Prensesi tavlamayı öğreteceğim. Garantili 🙂 Kızın ne olduğu önemli değil. Online olarak tanıştığınız kız sizden para istiyorsa, kızı gerçek hayatta görmüş olsanız bile, aşk dolandırıcısı varsayıp bırakın.

Fakat maalesef bazı insanların duygusal açlığı, kronik yalnızlığı, bu tür şeyler ne kadar bariz olursa olsun, böyle şeylere düşmelerine neden oluyor. YouTube’da bu tür dolandırıcıları ortaya çıkaran siteler var ve çoğunda insanlar, bir kere bile yüzlerini görmedikleri, seslerini duymadıkları “dilberlere” (dilber de genelde Nijerya’da bir oğlan) yüz binler gönderiyorlar. Bu tür dolandırıcılıkların kurbanları genelde yaşı ilerlemiş insanlar ama maalesef günümüzde artan oranda genç erkek ve kadın (evet, kadınları dolandıran online aşk dolandırıcısı erkekler de çok fazla, belki kadınlardan bile fazla) bu tür insanların ağına düşüyorlar.

Hazır çevrimiçi aşk dolandırıcılığından bahsediyoruz, bu işin özellikle İngilizce konuşan kurbanlara yönelik nasıl organize olabileceğine de değinmek lazım. Mesela şurada adamlar Dubai’de organizasyon kurmuşlar, Domuz Kesme Dolandırıcılığı (Pig Butchering Scam) diye dolandırıcılık icraa ediyorlar, bunu da köle emeği ile yapıyorlar 😮.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Sorularınıza Patreon chat alanında daha hızlı cevap verebiliyorum.

Erkek Adam Twitter Hesabında Gezinti Yayını #4 (Podcast)

Bu yayında da erkekadam twitter hesabında gezindik.

Tüm Twitter hesabında gezintiler videoları için Twitter hesabında gezintiler.

Aşağıda yayının Youtube videosu var. Yayına Spotify kanalımızdan da ulaşabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.

İnternette erkeklerden çıplak fotoğraf alıp şantaj yapan çeteler

Haber şu:

Instagram’dan tanımadıkları erkeklere mesaj gönderip, sohbeti ilerleten sonrasında çıplak fotoğraflarını alıp şantaj yapan çete çökertildi. 32 kişiyi 1.5 milyon lira dolandıran 35 kişiden 18’i tutuklandı.

Adana Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Dolandırıcılık Büro Amirliği ekiplerine, sosyal medya üzerinden dolandırıcılık yapan 2 şebeke olduğu yönünde şikayet geldi.

Yapılan incelemelerde, şebeke üyesi kadınlardan biri instagram’dan erkeklere mesaj atıp tanıştığını, sonra konuyu cinselliğe getirdiğini ve karşılıklı çıplak fotoğraflar gönderildiğini, bir süre sonra kadının babası olduğunu iddia eden kişinin bu erkeklere telefonla ulaşıp kızının yaşının 18’den küçük olduğunu söyleyip küfür ve hakaret ettikten sonra davacı olacağını söylediğini belirlendi.

Polis ayrıca şebekenin daha sonra kendisini kızın ailesinin avukatı olarak tanıtan kişinin bu erkekleri arayıp haklarında dava açılacağını ve yanlışa düştüklerine inandığını ancak ailenin dava masrafları, kızlarının psikolojik destek masraflarının olduğunu, bu kişilerden para aldığını tespit etti.

Polis şebekenin bununla da kalmayıp sahte avukatın hedef kişilere davadan vazgeçtiklerine dair whatsapptan sahte dilekçe gönderdiğini, ancak bir süre sonra avukat olduğunu iddia eden kişinin, tekrar bu kişileri arayıp savcılığın para karşılığında davadan vazgeçtiği gerekçesiyle hem kızın ailesine, hem de erkeklere 10’ar bin lira para cezası kestiğini öne sürüp 10 bin lira daha ağına düşürdüğü kişilerden para aldığını da belirledi.

Polis yaptığı çalışmada ayrıca bu şebekenin sadece bir kişiden 186 bin lira aldığını, toplamda şikayetçi olan 32 mağdurdan ise yaklaşık 1,5 milyon lira dolandırdığını tespit etti. 3 AYLIK TAKİP, 4 İLDE OPERASYON Polis ekiplerinin 3 aylık takibinin ardından kimlikleri tespit edilen 35 zanlı, Adana, Mersin, İstanbul ve Bilecik’teki adreslere düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda yakaladı.

Emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden 18’i çıkarıldıkları nöbetçi hakimlikçe tutuklandı, 17’si ise serbest bırakıldı.

Yıllar içinde bu tür şeylere düşen takipçilerim oldu. Yahu internetten kimseye, kız arkadaşınız ya da karınız bile olsa, çıplak fotoğraf göndermeyin. Kimseden çıplak fotoğraf istemeyin. Kendi çıplak fotoğrafınızı bile çekmeyin.

Bunu şuraya bırakayım da rastlayan bir iki tane eleman böyle şeylere düşmez belki.

 

Eğer asosyal ve yalnız biriyseniz … bunları yapın.

Bu yazıda, çevirilerini Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları – 101 ve 201 kitaplarında derlediğimiz Dr.K’nın oldukça faydalı bir yayınını ele alıyoruz.

Asosyal birisiniz ve başka insanlarla etkileşime girmekten hoşlanmıyorsunuz. Bu aslında bir problem olmayabilirdi ama aynı zamanda yalnız hissediyorsunuz. Hem asosyal hem de yalnızlıkla mücadele eden daha fazla sayıda insanla karşılaşıyorum. Bu insanlar yalnızlar ama sosyalleşmekten de gerçekten hoşlanmıyorlar. Peki o zaman bu insanlar yalnızlık problemlerini nasıl çözecekler? Bu bölümde hem asosyal hem de yalnızsanız yani insan etkileşimi konusunda açlık çeken ama insanların içindeyken bunu çok rahatsız edici bulan, “bu insanlarla olmak benim için vakit kaybı” diyen biriyseniz, bu sorunu çözmek için neler yapabileceğinizi konuşacağız.

Öncelikle sosyal etkileşimlerin neden acı verici olduğuna bakalım. Bunun birinci nedeni, insanların berbat olmaları. Bunu dümdüz söyleyeceğim, insanlar her geçen gün daha kötü hale geliyorlar. 2014 yılından beridir psikiyatri işindeyim ve profesyonel gözlemlerime dayanarak, bu 9 yıl içerisinde insanların eskiye göre daha kötüye gittiğini söyleyebilirim. Bunu söylemekten nefret ediyorum ama durum maalesef bu.

İnsanların daha da kötüleşmesinin birinci nedeni, hoşgörü seviyelerinin giderek azalması. İnternete dayanarak insanların daha fazla teknoloji kullandıkça, duygusal düzenleme kapasitelerinin azaldığını görüyoruz. İnsanlar duygularını düzenleme kapasiteleri azaldıkça, daha da kolay tetiklenebilir ve sinirlenebilir oluyorlar. Ruhsal olarak daha düzensiz olduklarında da, insanlarla etkileşime girmek daha da zorlaşıyor.

İkinci neden ise, insanların internet ve özellikle sosyal medya nedeniyle daha radikalize olmaları. Twitter, Youtube, Tik Tok, Instagram ve Reddit gibi uygulamaların algoritmaları, insanları yankı odaların (echo chamber, kapalı bir grupta görüş bildirilmesi ve bilgilerin sürekli aynı fikirlere sahip kişilerle konuşulmasından dolayı, bir yerden sonra fikirlerin ekstremleşmesi ve karşıt görüşlere sağırlaşılması durumu) itiyorlar. İnsanlar buralarda daha radikalleşiyorlar ve daha az empatik oluyorlar.

Yani teknoloji kullanımı nedeniyle insanlar duygusal olarak daha kontrolsüz, daha kolay tetiklenir, sinirlenebilir oluyorlar ve aynı zamanda daha radikalleşiyorlar. “Eğer böyle düşünüyorsan kahrolasın, senden nefret ediyorum” diye düşünmeye yatkınlaşıyorlar. Bu nedenle toplum daha kutuplaşmış, daha polemik merkezli bir hale geliyor. İnsanlar başkalarına daha az empati gösteriyorlar.

Aynı zamanda insanlar sorunlarla boğuşurken tükeniyorlar ve tükenmişliğin ilk belirtilerinden biri de empati yoksunluğu ya da empati kapasitesinin kaybı. İnsan kendi mücadelesine boğulmuşken, tüm zamanını kendi sorunları alırken, başkalarına çok fazla zaman ayıramıyor.

Şimdi yanlış anlamayın, ben ve biz hariç herkes kötüleşiyor demiyorum. Hepimiz kötüleşiyoruz. Bu bana da oluyor, size de oluyor, başkasına da oluyor. İyi bir insan olmak gittikçe zorlaşıyor.

Tamam, herkes kötü ve daha da kötüleşiyor, yapacak bir şey yok o zaman diyebilirsiniz. Ben zaten bu nedenle asosyalim, bu bölümü burada bitirip işimize bakalım diyebilirsiniz. Ama hayır. Bir şeyin gerçekten zorlaştığını nesnel bir şekilde kabul etmeniz, sizin bu şeylere daha fazla tolerans gösterebilmek, sosyal etkileşimlerden zevk alma kapasitenizi geliştirmek için yapabileceğiniz çok şey olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Şimdi en büyük etkiye sahip olanı ile başlayalım. Sosyal etkileşimleri baltalayan şeylerden birisi ego ve karşılaştırma yapmak. İnsanlarla muhabbet ettiğiniz, örneğin politika konusunda konuştuğunuz, etkileşime canlı bir şekilde katıldığınız bir durumu düşünün. Bu etkileşim esnasında zihniniz karşılaştırmalar yapmaya başladığı an, sosyal etkileşimden daha az zevk almaya başlarsınız. “Bu kişi çok güzel noktalara değiniyor, düşüncelerini çok daha iyi bir şekilde dile getiriyor, onun yanında benim konuşmam bir mandanın konuşmasından hallice” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Zihniniz karşılaştırma yapmaya başladığı için de, bu noktaya kadar zevk aldığınız konuşma, bu noktadan sonra da sizin için kötüleşmeye başlıyor.

Sosyal etkileşim esnasında yaptığınız her karşılaştırma, sizin o etkileşimden aldığınız zevki tahrip eder. “Arkadaşım ve ben bu iki kızla konuşuyoruz ama arkadaşım benden daha uzun boylu, daha yakışıklı!” diye düşünmeye başladığınızda, bu iki kızla konuşmaktan zevk almak yerine, kendi kafanızın içine sıkışırsınız. Bu nedenle de sosyalleşirken yaptığınız karşılaştırmalar konusunda tetikte olmalısınız. Birincisi bu karşılaştırmaların hiçbir faydası yok. Yani tam o anda karşılaştırma yapmanızın ne anlamı var ki? Karşılaştırmaların tek başarabileceği şey, sizin kendinizi aşağı hissetmenizi sağlamak.

Sosyal etkileşimlerinizi sabote etmenizin bir diğer yolu da, sosyal etkileşime katılmak yerine kendi kafanızın içinde olmanız. Kendi kafanızın içinde olduğunuz zaman sosyal etkileşimlerden zevk alamazsınız.

Bu konuda yapabileceğiniz en önemli şey, sosyal etkileşime katılmak yerine kendi kafanızın içinde dönmeye başladığınızı yakalamak. Daha önce irade konusunda değinmiştim, bir şeyin farkında olmak ile o şeyi kontrol edip bastırmak beraber çalışan şeyler. Kelime anlamı ile, beyninizde şeylerin farkında olan bölüm aynı zamanda onları kontrol eden bölüm. Yani bir şeyin farkında olduğunuzda, o şeyin gücü ciddi oranda azalıyor. Yani karşılaştırma yapmaya başladığınızın farkına vardığınızda, karşılaştırma yapma seviyeniz otomatik olarak azalmaya başlar. Bu belki ilk farkına vardığınızda olmaz ve biraz zaman alabilir ama zamanla kesinlikle olur. İşin güzel tarafı, karşılaştırma yapmayı bıraktığınızda, sosyal etkileşimden biraz daha fazla zevk almaya başlarsınız. Etkileşime daha çok katıldığınız ve dikkatinizi verdiğiniz için, daha çok pozitif geri bildirim alırsınız. Bu da sizin daha az asosyal hissetmenizi sağlar.

İnsanların karşılaştırma yapmaları tarihin çok eski zamanlarından beridir var ama şimdi bahsedeceğim şey oldukça yeni bir fenomen. Bugün sosyalleştiğimiz ana kadar genellikle dikkatimiz ekranlı bir cihazın içinde oluyor. Problem şu ki, bir süre ekranlı cihaz kullandıktan sonra içsel, duygusal durumunuz daha kötüye gidiyor.

Çocuğu olanlar bilirler. Çocuğun elinden telefonu ya da tableti aldığınızda, bir süre oldukça ters ve huysuz oluyorlar. Bunu kendinizde ya da partnerinizde de gözlemleyebilirsiniz. Bilgisayar oyunu oynamayı bitirdiğinizde ya da birisi sizi durdurduğunda, duygusal olarak çok da iyi hissetmiyorsunuz. 8 saat oyun oynadıktan sonra harika hissetmiyorsunuz. Gidip biraz daha eğleneyim demiyorsunuz. Genellikle teknoloji kullanımı sonrası daha kötü hissediyorsunuz.

Bunun nedeni, insanı içine çeken ekranlı teknolojinin amigdalanızı ve duygusal devreleriniz olan limpik sisteminizi bastırması. Kötü bir gün geçirdikten sonra Tik Tok içinde saatler geçirdiğinizde, Tik Tok sizi kötü güne karşı hissizleştiriyor. 15 dakika, 1 saat dopaminerjik bir şeyin içinde kayboluyorsunuz. Süper dopaminerjik olmasa bile en azından negatif duygularınız ortadan kayboluyor.

Beyinde gerçekten ilginç bir prensip var. Beyninizin bir parçası bir şey tarafından bastırılıyorsa, o şey ortadan kalktığında nörobilimsel bir geri tepme yaşarsınız. Bir çocuğun tabletini elinden aldığınızda, çocuk hiç tablet kullanmamış olsa olacağından daha asabi olur. Bir süre bilgisayar oyunu oynadıktan sonra daha az motive, daha ters, daha çok negatif duygularla dolu oluruz.

Peki bunun sosyalleşme ile alakası ne? İnsanlarla sosyalleşmeden hemen öncesine kadar telefonunuzla uğraşırsanız, sosyalleşmek için telefonu bıraktığınız andan itibaren negatif duygularla dolarsınız. Bu duygusal asabiyet nedeniyle de, sosyalleşmenin ilk bir saat kadarında ise etkileşimden o kadar da zevk alamaz halde olursunuz. Teknoloji kullanımı sonrası ortaya çıkan nörolojik asabiyet de sizin insanlarla etkileşimin ne kadar zevkli olduğuyla ilgili değerlendirmenizi mahveder.

Bir partiye gittiğinizi ve ne yapacağınızı pek bilemediğinizi düşünün. İlk başta kimse sizinle konuşmadığı için ne yaparsınız? Bir içecek alır ve telefonunuza bakmaya başlarsınız ve bu da sizin birdenbire iyi hissetmenizi sağlar (orada öyle durmanın verdiği negatif duyguları bastırır). Belki orada olmaktan hoşlanmadığınızı, köşede öylece duran bir kaybeden olduğunuzu düşünüyorsunuz ama elinizdeki telefona gömülmek bildiğiniz ve yapabildiğiniz bir şey. Bu ayrıca sizin daha az kaygılı hissetmenizi de sağlıyor. Evet bu bir başa çıkma mekanizması zira en azından orada öylece sap gibi durup bir şey yapmıyor gibi de görünmüyorsunuz.

Kısacası, sosyal etkileşimlerden zevk almamanız kısmen de olsa, insanlarla etkileşmeden hemen öncesine kadar ekrana bakıyor olmanızdan kaynaklanıyor. Bu, sizin sosyal etkileşimden zevk alabilmenizi sabote ediyor. Bunun birkaç kere tekrarlanması ise beyninize, sosyal etkileşimlerin zevk vermediğini öğretiyor ve sosyalleşme motivasyonunuzu düşürüyor.

Bunu çözmenin bence en iyi yolu, sosyal aktivitelere girmeden önce bir saat kadar (telefona bakmadan, kulaklıkla bir şey dinlemeden) yürümek. Yürümek en iyisi ama insanlarla etkileşmeye başlamadan en az bir saat öncesinde, telefona bakmayı, bir şeyler dinlemeyi bırakın. Podcast ya da müzik de dinlemeyin. Yürümek için uygun bir ortamınız yoksa bile en azından bir saat kadar ekrandan, müzikten veya podcast dinlemekten uzak durun. Bu beyninizin daha sakin olmasını sağlar ve etkileşime girmeden hemen öncesinde yaşadığınız negatif duygu geri tepmesini yaşamazsınız. Bu şekilde sosyal etkileşimden daha fazla zevk alabilirsiniz.

Şimdi son olarak size, sosyal etkileşimden zevk almanızı sağlayacak bazı ipuçları vereceğim. Asosyal birçok insanın sosyal etkileşimlerde arka sıralarda oturduğunu görüyorum. Yani “burada dışa dönük insanlar var ve şovu onlar yönetiyorlar” gibi düşünüyorlar. “Ben burada pasif bir dinleyici olsam daha iyi zaten ben gruba ait değilim, konuşmayı yönetemem ve kim beni dinler ki?” diye düşünüyorlar. Bu çok büyük bir hata. Zira şovu yönetmeyi dışa dönük insanlara bırakırsanız, bu insanlar sizin kendinizi rahatsız hissedeceğiniz şeyler söylemeye ve yapmaya başlarlar. Yani bu size paradoksal gelebilir ama eğer sosyal aktivitelerden zevk almak istiyorsanız, etkileşimin doğru yöne yönelmesi konusunda aktif olmalısınız. Şimdi size benim bu gibi durumlarda sorduğum bazı soruları listeleyeceğim.

İnsanlara ilk sorduğum şeyler, “önümüzdeki bir sene içerisinde yapmaktan heyecan duyacağın bir şeyler var mı” ya da “son aylarda yapmaktan heyecan duyduğun şeyler oldu mu” gibi sorular. “Ne iş yapıyorsun?”, “kaç yaşındasın?”, “nerelisin?” gibi standart sorular sormuyorum. Bu sorular etkileşimi mülakata çevirdikleri için bu soruları sormuyorum.

  • “Nerede yaşıyorsun?”
  • “Üsküdar.” Nokta.
  • “Ne iş yapıyorsun?”
  • “Yazılım mühendisi.” Nokta.
  • “Futbol izler misin?”

Bu sorular aynı zamanda insanları sosyal olarak derecelendirdiğimiz çağlardan kalma. Ben bu soruları Hindistan’lı amcalardan ve teyzelerden sürekli duyuyorum.

  • “Ne iş yapıyorsun?”
  • “Doktorum.”
  • Ne güzel. (“Doktorsun demek, sana puanım 9 kanka.”)

Şimdi sana daha fazla saygı duyuyorum zira bir mesleğin var.

  • “Ne iş yapıyorsun?”
  • “Ressamım.”
  • Ne güzel. (“Ressam ne ya, bastım eksi 20 puanı.”)
  • “Doktor sen nereden mezunsun?”
  • “Harvard.”
  • Çok güzel (“10 puan 10 puan 10 puan!”)

Bu aptal soruları bu zihin yapısıyla soruyoruz ve insanlar bu soruları cevaplarken utanıyorlar ya da gururlandırıyorlar. Bu tür soruları sormayın. İnsanlara nelerle ilgilendiklerini sorun. Ama insanlara bu aralar neler yaptıklarını sormayın zira bazen insanlar evde oturup aylarca bilgisayar oyunu oynamaktan başka bir şey yapmıyorlar. Bunun yerine “bu aralar yapmayı istediğin ve planladığın bir şeyler var mı” gibi açık uçlu sorular sorun. Sonra da cevaplara göre sorular sorun. Bu arada siz de konuşulana dikkatinizi verin ve size de sorular sorulmasına izin verin.

Burada yapabileceğiniz başka bir şey de kendi perspektifinizi vermek. Örneğin sorunuzu sordunuz ve “önümüzdeki dönemde stabil bir iş bulmak istiyorum” cevabı aldınız. “Ne dediğini çok iyi anlıyorum, bir işte dikiş tutturamadığım 2 yıllık bir süreç yaşamıştım ama sonra stabil bir iş bulunca çok rahatlamıştım. Umarım sen de kısa sürede stabil bir iş bulursun” gibi bir şey söyleyin.

Son vereceğim tavsiye de en acılısı. Size sosyal kelebek (sosyal etkinliklere sıklıkla gitmeyi seven ve giden birisi) olmanızı tavsiye edeceğim. (İngilizce’de “social butterfly” bir topluluk içinde bir kişiden diğerine kolaylıkla iletişim kurabilen insanlar için de kullanılır. Tıpkı bir çiçekten diğerine uçan kelebek gibi). Eğer içe kapanık ve asosyal biriyseniz, 6 ay boyunca sosyal kelebek olmalısınız. Neden? Çünkü asosyal ve içine kapanık biriyseniz, kiminle sosyalleştiğiniz konusunda aşırı seçicisinizdir. Asosyal olmanızın sebebi zaten ortalama insanlarla etkileşime girmeyi sevmemeniz.

Ortalama insanlarla sosyalleşmeyi sevmiyor ve kendinizi sadece 3-4 kişiyle sosyalleşmeye zorluyorsanız ve bundan da çok zevk almıyorsanız, zihniniz size “bak denedik ama hiç de hoş zaman geçirmedik, bu nedenle de sosyalleşme konusunda motivasyonunuzu arttırmayacağız” diyor. Zira denediniz, sıkıntı duydunuz ve bir daha yapmayacaksınız. Bu olduğunda da, birkaç ay, sonunda yalnızlığınız daha fazla sıkıntı verene kadar hiç sosyalleşmiyorsunuz. Ama o zaman sosyalleşmeye başlamadan bile beyniniz “Aman Allah’ım bunu yeniden yapmak zorunda olduğuma inanamıyorum” diyor.

Bunun yerine yapmanız gereken şey, sosyal kelebek olmak. 100 tane arkadaş yapmaya çalışmayacaksınız, 100 kişiyle sosyal etkileşime girmeye çalışacaksınız. Böylece de beraber sosyalleşmeye daha fazla toleransınız olan, sosyalleşmekten zevk aldığınız 3-5 insan bulabileceksiniz.

6 ay boyunca sosyal kelebek olmanın bir yararı da, zihninize “tamam kötü hissettiğini biliyorum ama bunu 6 ay boyunca deneyeceğiz” diyebilmeniz. Daha fazla insanla karşılaşmak için, çekirdek grubunuzla buluşurken, onların daha fazla arkadaşını çağırmasını istemeyebilirsiniz. Birileriyle plan yaparken onlara “hey, çağırmak istediğin başka biri olursa çağırabilirsin” diyebilirsiniz. Zira siz 5 kişi biliyorsanız, bu insanlardan her biri sizin bilmediğiniz 5 kişi biliyorlar. Yani siz birbirine bile pek tahammülü olmayan 5 adet içe kapanık eleman topluluğu olsanız bile, bu teknik ile daha fazla insanla tanışabilirsiniz.

Burada sonsuza kadar sosyal kelebek olmayacaksınız. Bu oldukça tüketici bir şey. Yapacağınız şey, iletişime geçebileceğiniz kadar çok kişiyle iletişime geçip, bunların en çok hoşunuza giden %5’ini seçmek. Ama bu, sosyal aktivitenizi büyük ölçüde arttırdığınız, 6 gibi bir dönem içinde olmalı.

Burada bir miktar yumurta – tavuk olayı var. “Spor salonuna gitmekten nefret ediyorum zira çok şişmanım” gibi bir şey var. Ama spor salonuna gitmekten zevk almanızın yolu, şekle girmeye başlamanız (önce şekle girip spor salonuna gitmekten zevk almayacaksınız). Evet başlangıç çok acılı olacak ama her zaman çok acılı olmayacak. Siz şekle girdikçe acısı azalacak. Ama başlangıçta acı çektiğiniz, yaralandığınızı hissettiğiniz bir dönem olması gerekiyor.

Evet, günümüzün gerçek trajedisi, herkesin daha fazla yalnızlaşması ve kötüleşmesi. Bunun sonucunda da sosyalleşmek o kadar da eğlenceli olmayabiliyor. Bu problemi çözmek istiyorsanız “çok yalnızım ne yapıp edip sosyalleşmem lazım – sosyalleşmek çok kötü hissettiriyor, yalnız kalayım – çok yalnız kaldım ne yapıp edip sosyalleşmem lazım” döngüsünü kırmanız gerekiyor. Bu döngüyü kırmak için de sosyal etkileşimlerden daha fazla zevk almanız lazım. Ama bunu “daha fazla zevk almalıyım” diye kendinizi telkin ederek yapamazsınız. Öncelikle sosyal etklileşimlerden neden zevk almadığınızı anlayıp bu problemleri çözmelisiniz. Bunu yaparsanız ve sosyal etkileşimlerden daha fazla zevk alırsanız, sosyalleşmeniz daha kolay bir hal alır.

Kaynak: If You’re Antisocial AND Lonely… Do THIS

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.

Erkek Adam Twitter Hesabında Gezinti Yayını #3 (Podcast)

Bu yayında da erkekadam twitter hesabında gezindik.

Tüm Twitter hesabında gezintiler videoları için Twitter hesabında gezintiler.

Aşağıda yayının Youtube videosu var. Yayına Spotify kanalımızdan da ulaşabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.

Sosyal medyada ruhsal problemli insanla çok daha sık karşılaşacaksınız

Buluşma uygulamalarının erkeklerin kadın erkek ilişkileri piyasası ile ilgili algılarını çarpıttığından bahsetmiştim. Burada bahsettiğim bir konu sosyal medyada da geçerli ve sanaldan kızlara yürüyorsanız kesinlikle bilmeniz gerekiyor. Çünkü bu konuyu çok soruyorlar.

Örneğin Mercurry sormuş:

Sosyal medya da bazen yürüdüğüm kızlardan çok saygısızca geri dönüşler alıyorum daha bugün biri: boş yapma tarzı birşey yazmıştı , takipten çıkarıp birşey yazmıyorum ama burdan kendimize çıkaracağımız birşey var mı yoksa normal mi , orana vurursak 20 30 kızdan 2 3 tanesi böyle saygısızlıklar hakaretler ediyor.

Nüfusun küçük bir azınlığı ruh hastası. Bu oran %5 civarında sanırım. Kadın nüfusunun %5’i böyle diyelim. Sosyal medyada ya da buluşma uygulamalarında 20 kadınlara yürüdünüz mü bir tanesi bu kadınlardan olacak. Ama daha da kötüsü, 19 normal kıza mesaj attınız mı, bu kızların belki 2-3 tanesi size dönüş yapar. O azınlık ruh hastası, aşağılık kompleksli, sosyopat, narsist, vs. kadınların ise daha fazlası zira bunlar zaten birini bulup “oynamayı” bekliyorlar.

Yani sen normalden de az karşılaşıyorsun yoksa konuşabildiğiniz kadınların %10-%30 kadarı ruh hastası olacak. Bunların önemli bir kısmı da gerçek hayatta karşınızda olsalar yüzünüze tek kelime kötü söz söyleyemeyecekken klavye arkasında olmanın rahatlığıyla size kaba davranacaklar, sizi aşağılamaya çalışacaklar.

Daha geçenlerde bir çocuk aynısını sordu. Adamın Instasına baktım adam normalin üstünde yakışıklı. Kız bir yerde “çok çirkinsin, götüm gibisin” gibi bir şey demiş. Bu arkadaş da fena bozulmuş. Azıcık mantıklı düşün dedim. Normal kadınlar seni beğenmezse bile suratına böyle bir şey söyler mi? Ya da suratına ne diyorlar. “İlgilenmiyorum”, “elektrik alamadım”, “enerjimiz uymadı”, zart zurt. Medeni olan, sağlıklı bir ruha sahip olan biri böyle der.

Siz çok çirkin bir kızın suratına sosyal medyada çok çirkinsin, götüm gibisin diyor musunuz (ruh hastası olanlarınız diyordur)?  Bu kadınlar ruhsal problemli ya da bir şekilde problemli insanlar. Toplumda oranları düşük ama dediğim gibi size dönüş yapan kızlar içinde oranları çok yüksek olacak. Belki de bu yüzden sosyal medya devrinden beridir kızların egoları tavan, egolarından geçilmiyor diye bir izlenim var.

Sosyal medyada ya da buluşma uygulamalarında bu kadınlara daha sık rastlayacağınızı ve normal hayatta karşılaşsanız söyleyemeyecekleri şeyleri, korkak olduklarından sanalın güvenli ortamında yüzünüze söyleyeceklerini bilin, böyle insanlarla daha sık iletişime geçmeyi bekleyin. Bunu üstünüze alınmayın. Moralinizi bozmayın. Anında çıkarın, engelleyin. Ben buna bir laf sokmasam rahat etmem diyorsanız, hak etse de zavallı bir ruh hastasına bir de neden siz vuracaksınız bilmem ama,  laf dalaşına girmeyin. Unutmayın, narsist insanlara koyan bir şey söylediğinizde, bu insanlar dünya yıkılsa zerre etkilenmemiş gibi davranırlar, ama sizin görmeyeceğiniz yerde hırslarından duvarları yumruklarlar. Zira normal insana bir koyan bunlara 10 koyar ama bu insanlar dışarı yansıtmamayı öğrenmişlerdir.

Konuştuğum arkadaş sen karşılaştın mı diye sormuştu. Evet karşılaştım ve herkes karşılaşır, karşılaşabilir. Ama bazı erkekler daha çok “karşılaşırlar”. Neden? Bu insanlar sinek gibidir, çorbada gördün mü miden bulanır, 5-10 saniye kötü hissedebilirsin ama çorbayı döktükten sonra unutursun. Birçoğunuzun az çok özgüveni ve özdeğeri olduğundan bu konuşmanıza da yansır ve bu tür saldırgan arızalar size saldırırlarsa ağızlarının payını alacaklar korkusu ile size saldırmamayı tercih edebilirler (yine de saldıran çoktur). Bu durumda bu insanlar genelde birden, sebepsiz yere kaybolurlar. Ama konuşmanızdan özdeğer veya özgüven eksikliği sezerlerse (sizi ufak ufak deneyerek bunu anlamaya çalışırlar), iyi bir av buldum diye saldırırlar.

Bakın gerçekten çirkin de olabilirsiniz, başka eksikleriniz de olabilir. Ama bunu direkt duyduğunuzda, karşınızdaki kadın medeniyet yoksunu bir mahalle karısı ağzına büründüğünde, bunun sizin eksiğinizle direkt bir alakası yok. Onun ruh hastalığı ile alakası var. Üstünüze alınmayın.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da kaynak kitaplarımıza ve kitap setlerimize bakabilirsiniz.