20 yaşında hayatım dağıldı, motivasyonum yok – Vaka çalışması

Abi selamlar, 20 yaşında bir bilgisayar mühendisliği öğrencisiyim. Nispeten iyi bir okulda okuyordum. Sporunu yapan, düzenli ilişkisi olan ve mutlu biriydim. 6 ay önce ciddi sayılabilecek bir ameliyat sonucu okulumu dondurmak durumunda kaldım.

Geçmiş olsun.

Aylardır evdeyim, ağırlık kaldırmak yasak ve sanırım beni en zorlayan şey şehrimde hiçbir arkadaşım yok. Kız arkadaşım da benle aynı şehirde olduğu için ameliyat sonrası onunla da baya vakit geçirme şansım oldu ama eskisi gibi güçlü bir yapıda değilim maalesef. Sonuç olarak ayrıldık. Kendisi erimişsin falan derdi. Bu beni çok da üzmedi açıkçası ama sonuç olarak aylardır ailem dışında insan görmedim gibi bir şey.

Böyle durumlarda kız arkadaşın terk etmesi beklenen bir durum. Şehrinde hiç arkadaşının kalmaması kötü bir durum. Normalde herkes üniversiteye gitmez, gitmeyenlerden yeterince kalan olması lazımdı ama yapacak bir şey yok. Olan olmuş.

Bir kaç kızla buluştum ama pek bir sonuç çıkmadı. Bu iyileşme sürecinde de 10 kilo verdim, sigaraya başladım.

Sigaraya başlaman kötü olmuş. Hayatından bir 10-15 sene kısaltmaya başladın.

Yazılım sektörünü de gördükçe şuan gelecekle alakalı umutlarım sönmeye başladı sanırım. Başka sevmediğim ve alakam olmayan bölümlere de yatay geçiş için başvurdum ama ne olacak bilmiyorum.

Yazılım sektörü şu an 15-20 yıllık balonun son aşamalarını yaşıyor ve balon tam patladığında 2005 yılında neyse o haline dönecek. Yani bitmeyecek ama o “herkes yazılım öğrensin” balonu, zirve dönemleri kalmayacak. Çok yüksek maaşlar kalmayacak. Bence meslek olarak geleceği var. Özellikle son dönemlerde 2 gelişme yüzünden böyle düşünüyorum.

Birincisi, şirketler işten çıkarmaları azaltıp, yazılımcı alımlarını hızlandırdı. Bu henüz yeni mezunlara yansımadı zira tecrübeli ama işsiz adam havuzu hala erimedi. Ama özellikle tecrübeli klasmanında, hareketlenme var. Yapay zeka sadece bir verimlilik aracıyken sanki “Excel geldi artık muhasebecilere gerek yok” gibi bir saçmalığa dönüşmüştü, bunun kötü sonuçları ortaya çıktıkça alımlar atmaya başladı.

İkincisi, yazılım bölümlerine girişlerde azalma görüyorum. “Artık yazılımcı olmayacak, yapay zeka her şey yazacak” diye propoganda yapa yapa gençlerin yazılım ile ilgili bölümlere girmemesine neden oldular. İlerde yazılımcı ihtiyacı daralsa da, yazılımcı arzı daha da çok daralabilir.

Sabahtan akşama kadar telefona bakıyorum, reels kaydırıyorum , arada 2. yabancı dil için çalışıyorum ama içimden hiçbir şey yapasım da gelmiyor. 

Ama mı? Onun doğrusu şöyle:

Sabahtan akşama kadar telefona bakıyorum, reels kaydırıyorum ve bunun doğal sonucu olarak  içimden hiçbir şey yapasım da gelmiyor.

Ekran, madde ve alkol gibi bir bağımlılık. Ekran bağımlılığı, bütün motivasyonunu tüketir. Senin içinden hiçbir şey yapasın gelmemeli zaten, içinden bir şey yapmak gelmesin diye bütün gün ekranda uğraşıyorsun. Ben de senin kadar ekrana gömüleyim, benim de içimden bir şey gelmezdi. “Ama” ne demek gerçekten?

Biri size sabahtan akşama kadar içiyorum, sarhoşum ama hiçbir şey yapasım da gelmiyor dese ne düşünürsünüz? Siz ekranın bağımlılık yapma ve hayatını harcama potansiyelini çok küçümsüyorsunuz. Bir alkol ve madde bağımlılığı kadar ağır olmasa bile, bugün genç olan birçok insanın hayatı, ekran bağımlılığı nedeniyle geri dönüşsüz olarak mahvolacak.

Yapman gereken şeyleri yapmadığın için, artan oranda kötü hissediyorsun. Bu kötü hisleri bastırmak için dijital uyuşturucu kullanıyorsun. Dijital uyuşturucu kullanmak bu kötü hisleri geçici olarak bastırsa da, yapman gereken şeyleri yapmadığın için artan oranda kötü hissediyorsun.

İlk başta yapman gereken şey, dijital uyuşturucuyu kesmek. Bunun için telefondan uzak durman lazım. Telefon yanındayken bağımlılığı kesemezsin. Kız arkadaşın yok, arkadaşın yok. Yani telefona gerek yok. Telefonu ailene ver ve sana günde bir saatten fazla vermesinler. Ya da başka bir şekilde telefondan kurtul. Tüm işini laptoptan hallet.

Eğer yapmanız gereken şeyleri yapamıyorsanız, muhtemelen sorunun önemli bir kısmı, yapmamanız gereken şeyleri yapmanızdan kaynaklanıyordur. Eğer yapmanız gereken şeyleri yapmayı beceremiyorsanız, önce yapmamanız gerektiği halde yaptığınız şeyleri tamamen kesmeniz gerekli.

Senin ekrandan uzak kalıp, büyük bir can sıkıntısına boğulman lazım. Can sıkıntısı olmadan, başarı olmaz ama can sıkıntısı senin bastırdığın negatif ile birleşerek çok acı verecek. Bu nedenle bazı sağlıklı başa çıkma mekanizmaları geliştirmen gerekiyor. Uzun yürüyüş, meditasyon gibi.

En çok yaptığım şey yürümek. Günlerim daydreaming ile geçiyor diyebilirim. 

Yürümek faydalı ama yürürken müzik ya da podcast dinliyorsan, yürümenin sana zerre faydası olmaz. Hiçbir şey dinlemeden yürümen lazım yoksa negatif duyguları işleyemezsin.

Bir yerlerde çalışayım da dedim ama malum şuanki durumuma uygun yer de bulamadım. Ailemin de acıyıp üzüldüğünü de görünce de üzülüyorum. Kaygı bozukluğu da olan biriydim ve bu süreç iyice sanırım ayarlarımı bozdu. Ne yapacağımı bilmez bir haldeyim. Burdaki yazıları ve podcastleri dinleyerek bir şeyleri düzeltmeye çalışıyorum sanırım ama neyi de düzelticem onu da bilmiyorum. Açıkçası abi sizden de ne cevap gelir onu da bilmiyorum ama yazmak istedim. Teşekkürler. 

İkincisi bir nedene ihtiyacın var. Neden ekrana gömülmeyesin ya da neden yapman gereken şeyleri yapasın ki? Gelecek konusundaki karamsarlığın aşırı. Ben senin yazdıklarını okurken aklımdan ilk geçen şey şu oldu. Neden Claude Code gibi bir şey öğrenmiyorsun. Çok iyi bildiğin için mi? Ben senin yerinde olsam bir laptop ve ayda 20 Dolar pro paketi ile Claude Code’un içinden geçerdim. Yani ister codex öğren, ister Cursor, ben Claude Code’u örnek olarak verdim. Yapay zeka, yazılımcıların işlerini ellerinden almayacak. Yapay zekayı çok iyi kullanan yazılımcılar, yapay zekayı ortalama kullanan ya da kullanmayan yazılımcıların işlerini ellerinden alacaklar. Aslına bakarsan bu şu an beyaz yaka her iş için geçerli.

Bu daydreaming dediğin maladaptif gündüz düşü olayına da değinmek istiyorum. Daha iyi bir yaşam setinde bununla ilgili bir bölüm var. Maladaptif gündüz düşü iki ön koşul gerektirir: birincisi kaygı bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ya da dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi bir beyin fonksiyonu bozukluğu ki sende var. İkincisi de doyurulmamış ihtiyaçlar ki sende tonlarca var. Gündüz düşünü engellemek için gündüz düşünün işlevini elinden almak lazım. Mesela gündüz düşü yalnızlık – sevgili ile ilgili başarı üzerineyse, sosyalleşmeyi arttırmak, kariyer başarısı ile ilgili ise iş konusunda daha fazla çalışmak gibi. Yürürken müzik ya da podcast dinlemek gibi tetikleyicileri de bırakmalısın.

Gündüz düşünü yakaladığın anda bırakmaya çalışmak yerine 10 dakika gündüz düşü görmeden durmaya çalış ve bu süreyi zamanla arttır. Meditasyonun ve öz izlemenin gündüz düşlerini azalttığı da görülmüş. Bkz.  Bilinçli Farkındalık Meditasyonu ve Öz-İzleme Maladaptif Gündüz Düşü Belirtilerini Azalttı: Kısa Süreli, Kendi Kendine Uygulanan Web Tabanlı Bir Programın Randomize Kontrollü Çalışması

Burada öz izleme, kendini hayal kurarken yakalamak ve bunun ne zaman, neden ve ne kadar sürdüğünü takip etmek” demek.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Eğer asosyal ve yalnız biriyseniz … bunları yapın.

Bu yazıda, çevirilerini Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Setinde derlediğimiz Dr.K’nın oldukça faydalı bir yayınını ele alıyoruz.

Yalnız kalmak istemiyorsunuz ama insanlarla etkileşim de acı veriyor.

Asosyal birisiniz ve başka insanlarla etkileşime girmekten hoşlanmıyorsunuz. Bu aslında bir problem olmayabilirdi ama aynı zamanda yalnız hissediyorsunuz.

Hem asosyal hem de yalnızlıkla mücadele eden daha fazla sayıda insanla karşılaşıyorum. Bu insanlar yalnızlar ama sosyalleşmekten de gerçekten hoşlanmıyorlar. Peki o zaman bu insanlar yalnızlık problemlerini nasıl çözecekler?

Bu bölümde hem asosyal hem de yalnızsanız yani insan etkileşimi konusunda açlık çeken ama insanların içindeyken bunu çok rahatsız edici bulan, “bu insanlarla olmak benim için vakit kaybı” diyen biriyseniz, bu sorunu çözmek için neler yapabileceğinizi konuşacağız.

Sosyal etkileşim neden acı veriyor?

Öncelikle sosyal etkileşimlerin neden acı verici olduğuna bakalım.

Bunun birinci nedeni, insanların berbat olmaları. Bunu dümdüz söyleyeceğim, insanlar her geçen gün daha kötü hale geliyorlar. 2014 yılından beridir psikiyatri işindeyim ve profesyonel gözlemlerime dayanarak, bu 9 yıl içerisinde insanların eskiye göre daha kötüye gittiğini söyleyebilirim. Bunu söylemekten nefret ediyorum ama durum maalesef bu.

İnsanların daha da kötüleşmesinin birinci nedeni, hoşgörü seviyelerinin giderek azalması. İnternete dayanarak insanların daha fazla teknoloji kullandıkça, duygusal düzenleme kapasitelerinin azaldığını görüyoruz. İnsanlar duygularını düzenleme kapasiteleri azaldıkça, daha da kolay tetiklenebilir ve sinirlenebilir oluyorlar. Ruhsal olarak daha düzensiz olduklarında da, insanlarla etkileşime girmek daha da zorlaşıyor.

İkinci neden ise, insanların internet ve özellikle sosyal medya nedeniyle daha radikalize olmaları. Twitter, Youtube, Tik Tok, Instagram ve Reddit gibi uygulamaların algoritmaları, insanları yankı odaların (echo chamber, kapalı bir grupta görüş bildirilmesi ve bilgilerin sürekli aynı fikirlere sahip kişilerle konuşulmasından dolayı, bir yerden sonra fikirlerin ekstremleşmesi ve karşıt görüşlere sağırlaşılması durumu) itiyorlar. İnsanlar buralarda daha radikalleşiyorlar ve daha az empatik oluyorlar.

Yani teknoloji kullanımı nedeniyle insanlar duygusal olarak daha kontrolsüz, daha kolay tetiklenir, sinirlenebilir oluyorlar ve aynı zamanda daha radikalleşiyorlar. “Eğer böyle düşünüyorsan kahrolasın, senden nefret ediyorum” diye düşünmeye yatkınlaşıyorlar. Bu nedenle toplum daha kutuplaşmış, daha polemik merkezli bir hale geliyor. İnsanlar başkalarına daha az empati gösteriyorlar.

Aynı zamanda insanlar sorunlarla boğuşurken tükeniyorlar ve tükenmişliğin ilk belirtilerinden biri de empati yoksunluğu ya da empati kapasitesinin kaybı. İnsan kendi mücadelesine boğulmuşken, tüm zamanını kendi sorunları alırken, başkalarına çok fazla zaman ayıramıyor.

Şimdi yanlış anlamayın, ben ve biz hariç herkes kötüleşiyor demiyorum. Hepimiz kötüleşiyoruz. Bu bana da oluyor, size de oluyor, başkasına da oluyor. İyi bir insan olmak gittikçe zorlaşıyor.

Tamam, herkes kötü ve daha da kötüleşiyor, yapacak bir şey yok o zaman diyebilirsiniz. Ben zaten bu nedenle asosyalim, bu bölümü burada bitirip işimize bakalım diyebilirsiniz. Ama hayır. Bir şeyin gerçekten zorlaştığını nesnel bir şekilde kabul etmeniz, sizin bu şeylere daha fazla tolerans gösterebilmek, sosyal etkileşimlerden zevk alma kapasitenizi geliştirmek için yapabileceğiniz çok şey olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Sosyal etkileşimi baltalayan alışkanlıklarınız

Ego ve karşılaştırma yapmak

Şimdi en büyük etkiye sahip olanı ile başlayalım. Sosyal etkileşimleri baltalayan şeylerden birisi ego ve karşılaştırma yapmak.

İnsanlarla muhabbet ettiğiniz, örneğin politika konusunda konuştuğunuz, etkileşime canlı bir şekilde katıldığınız bir durumu düşünün. Bu etkileşim esnasında zihniniz karşılaştırmalar yapmaya başladığı an, sosyal etkileşimden daha az zevk almaya başlarsınız. “Bu kişi çok güzel noktalara değiniyor, düşüncelerini çok daha iyi bir şekilde dile getiriyor, onun yanında benim konuşmam bir mandanın konuşmasından hallice” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Zihniniz karşılaştırma yapmaya başladığı için de, bu noktaya kadar zevk aldığınız konuşma, bu noktadan sonra da sizin için kötüleşmeye başlıyor.

Sosyal etkileşim esnasında yaptığınız her karşılaştırma, sizin o etkileşimden aldığınız zevki tahrip eder. “Arkadaşım ve ben bu iki kızla konuşuyoruz ama arkadaşım benden daha uzun boylu, daha yakışıklı!” diye düşünmeye başladığınızda, bu iki kızla konuşmaktan zevk almak yerine, kendi kafanızın içine sıkışırsınız.

Bu nedenle de sosyalleşirken yaptığınız karşılaştırmalar konusunda tetikte olmalısınız. Birincisi bu karşılaştırmaların hiçbir faydası yok. Yani tam o anda karşılaştırma yapmanızın ne anlamı var ki? Karşılaştırmaların tek başarabileceği şey, sizin kendinizi aşağı hissetmenizi sağlamak.

Kendi kafanızın içinde yaşamak

Sosyal etkileşimlerinizi sabote etmenizin bir diğer yolu da, sosyal etkileşime katılmak yerine kendi kafanızın içinde olmanız. Kendi kafanızın içinde olduğunuz zaman sosyal etkileşimlerden zevk alamazsınız.

Bu konuda yapabileceğiniz en önemli şey, sosyal etkileşime katılmak yerine kendi kafanızın içinde dönmeye başladığınızı yakalamak.

Daha önce irade konusunda değinmiştim, bir şeyin farkında olmak ile o şeyi kontrol edip bastırmak beraber çalışan şeyler. Kelime anlamı ile, beyninizde şeylerin farkında olan bölüm aynı zamanda onları kontrol eden bölüm.

Yani bir şeyin farkında olduğunuzda, o şeyin gücü ciddi oranda azalıyor. Yani karşılaştırma yapmaya başladığınızın farkına vardığınızda, karşılaştırma yapma seviyeniz otomatik olarak azalmaya başlar. Bu belki ilk farkına vardığınızda olmaz ve biraz zaman alabilir ama zamanla kesinlikle olur. İşin güzel tarafı, karşılaştırma yapmayı bıraktığınızda, sosyal etkileşimden biraz daha fazla zevk almaya başlarsınız. Etkileşime daha çok katıldığınız ve dikkatinizi verdiğiniz için, daha çok pozitif geri bildirim alırsınız. Bu da sizin daha az asosyal hissetmenizi sağlar.

Ekranlı cihazların psikolojik hasarı

İnsanların karşılaştırma yapmaları tarihin çok eski zamanlarından beridir var ama şimdi bahsedeceğim şey oldukça yeni bir fenomen. Bugün sosyalleştiğimiz ana kadar genellikle dikkatimiz ekranlı bir cihazın içinde oluyor. Problem şu ki, bir süre ekranlı cihaz kullandıktan sonra içsel, duygusal durumunuz daha kötüye gidiyor.

Çocuğu olanlar bilirler. Çocuğun elinden telefonu ya da tableti aldığınızda, bir süre oldukça ters ve huysuz oluyorlar. Bunu kendinizde ya da partnerinizde de gözlemleyebilirsiniz.

Bilgisayar oyunu oynamayı bitirdiğinizde ya da birisi sizi durdurduğunda, duygusal olarak çok da iyi hissetmiyorsunuz. 8 saat oyun oynadıktan sonra harika hissetmiyorsunuz. Gidip biraz daha eğleneyim demiyorsunuz. Genellikle teknoloji kullanımı sonrası daha kötü hissediyorsunuz.

Bunun nedeni, insanı içine çeken ekranlı teknolojinin amigdalanızı ve duygusal devreleriniz olan limpik sisteminizi bastırması. Kötü bir gün geçirdikten sonra Tik Tok içinde saatler geçirdiğinizde, Tik Tok sizi kötü güne karşı hissizleştiriyor. 15 dakika, 1 saat dopaminerjik bir şeyin içinde kayboluyorsunuz. Süper dopaminerjik olmasa bile en azından negatif duygularınız ortadan kayboluyor.

Beyinde gerçekten ilginç bir prensip var. Beyninizin bir parçası bir şey tarafından bastırılıyorsa, o şey ortadan kalktığında nörobilimsel bir geri tepme yaşarsınız. Bir çocuğun tabletini elinden aldığınızda, çocuk hiç tablet kullanmamış olsa olacağından daha asabi olur. Bir süre bilgisayar oyunu oynadıktan sonra daha az motive, daha ters, daha çok negatif duygularla dolu oluruz.

Peki bunun sosyalleşme ile alakası ne? İnsanlarla sosyalleşmeden hemen öncesine kadar telefonunuzla uğraşırsanız, sosyalleşmek için telefonu bıraktığınız andan itibaren negatif duygularla dolarsınız. Bu duygusal asabiyet nedeniyle de, sosyalleşmenin ilk bir saat kadarında ise etkileşimden o kadar da zevk alamaz halde olursunuz. Teknoloji kullanımı sonrası ortaya çıkan nörolojik asabiyet de sizin insanlarla etkileşimin ne kadar zevkli olduğuyla ilgili değerlendirmenizi mahveder.

Bir partiye gittiğinizi ve ne yapacağınızı pek bilemediğinizi düşünün. İlk başta kimse sizinle konuşmadığı için ne yaparsınız? Bir içecek alır ve telefonunuza bakmaya başlarsınız ve bu da sizin birdenbire iyi hissetmenizi sağlar (orada öyle durmanın verdiği negatif duyguları bastırır). Belki orada olmaktan hoşlanmadığınızı, köşede öylece duran bir kaybeden olduğunuzu düşünüyorsunuz ama elinizdeki telefona gömülmek bildiğiniz ve yapabildiğiniz bir şey. Bu ayrıca sizin daha az kaygılı hissetmenizi de sağlıyor. Evet bu bir başa çıkma mekanizması zira en azından orada öylece sap gibi durup bir şey yapmıyor gibi de görünmüyorsunuz.

Kısacası, sosyal etkileşimlerden zevk almamanız kısmen de olsa, insanlarla etkileşmeden hemen öncesine kadar ekrana bakıyor olmanızdan kaynaklanıyor. Bu, sizin sosyal etkileşimden zevk alabilmenizi sabote ediyor. Bunun birkaç kere tekrarlanması ise beyninize, sosyal etkileşimlerin zevk vermediğini öğretiyor ve sosyalleşme motivasyonunuzu düşürüyor.

Bunu çözmenin bence en iyi yolu, sosyal aktivitelere girmeden önce bir saat kadar (telefona bakmadan, kulaklıkla bir şey dinlemeden) yürümek. Yürümek en iyisi ama insanlarla etkileşmeye başlamadan en az bir saat öncesinde, telefona bakmayı, bir şeyler dinlemeyi bırakın. Podcast ya da müzik de dinlemeyin. Yürümek için uygun bir ortamınız yoksa bile en azından bir saat kadar ekrandan, müzikten veya podcast dinlemekten uzak durun. Bu beyninizin daha sakin olmasını sağlar ve etkileşime girmeden hemen öncesinde yaşadığınız negatif duygu geri tepmesini yaşamazsınız. Bu şekilde sosyal etkileşimden daha fazla zevk alabilirsiniz.

Sosyal etkileşimden zevk almanızı sağlayacak teknikler

Şimdi son olarak size, sosyal etkileşimden zevk almanızı sağlayacak bazı ipuçları vereceğim.

Asosyal birçok insanın sosyal etkileşimlerde arka sıralarda oturduğunu görüyorum. Yani “burada dışa dönük insanlar var ve şovu onlar yönetiyorlar” gibi düşünüyorlar. “Ben burada pasif bir dinleyici olsam daha iyi zaten ben gruba ait değilim, konuşmayı yönetemem ve kim beni dinler ki?” diye düşünüyorlar. Bu çok büyük bir hata. Zira şovu yönetmeyi dışa dönük insanlara bırakırsanız, bu insanlar sizin kendinizi rahatsız hissedeceğiniz şeyler söylemeye ve yapmaya başlarlar. Yani bu size paradoksal gelebilir ama eğer sosyal aktivitelerden zevk almak istiyorsanız, etkileşimin doğru yöne yönelmesi konusunda aktif olmalısınız.

Şimdi size benim bu gibi durumlarda sorduğum bazı soruları listeleyeceğim.

İnsanlara ilk sorduğum şeyler, “önümüzdeki bir sene içerisinde yapmaktan heyecan duyacağın bir şeyler var mı” ya da “son aylarda yapmaktan heyecan duyduğun şeyler oldu mu” gibi sorular. “Ne iş yapıyorsun?”, “kaç yaşındasın?”, “nerelisin?” gibi standart sorular sormuyorum. Bu sorular etkileşimi mülakata çevirdikleri için bu soruları sormuyorum.

  • “Nerede yaşıyorsun?”
  • “Üsküdar.” Nokta.
  • “Ne iş yapıyorsun?”
  • “Yazılım mühendisi.” Nokta.
  • “Futbol izler misin?”

Bu sorular aynı zamanda insanları sosyal olarak derecelendirdiğimiz çağlardan kalma. Ben bu soruları Hindistan’lı amcalardan ve teyzelerden sürekli duyuyorum.

  • “Ne iş yapıyorsun?”
  • “Doktorum.”
  • Ne güzel. (“Doktorsun demek, sana puanım 9 kanka.”)

Şimdi sana daha fazla saygı duyuyorum zira bir mesleğin var.

  • “Ne iş yapıyorsun?”
  • “Ressamım.”
  • Ne güzel. (“Ressam ne ya, bastım eksi 20 puanı.”)
  • “Doktor sen nereden mezunsun?”
  • “Harvard.”
  • Çok güzel (“10 puan 10 puan 10 puan!”)

Bu aptal soruları bu zihin yapısıyla soruyoruz ve insanlar bu soruları cevaplarken utanıyorlar ya da gururlandırıyorlar.

Bu tür soruları sormayın. İnsanlara nelerle ilgilendiklerini sorun. Ama insanlara bu aralar neler yaptıklarını sormayın zira bazen insanlar evde oturup aylarca bilgisayar oyunu oynamaktan başka bir şey yapmıyorlar. Bunun yerine “bu aralar yapmayı istediğin ve planladığın bir şeyler var mı” gibi açık uçlu sorular sorun. Sonra da cevaplara göre sorular sorun. Bu arada siz de konuşulana dikkatinizi verin ve size de sorular sorulmasına izin verin.

Burada yapabileceğiniz başka bir şey de kendi perspektifinizi vermek. Örneğin sorunuzu sordunuz ve “önümüzdeki dönemde stabil bir iş bulmak istiyorum” cevabı aldınız. “Ne dediğini çok iyi anlıyorum, bir işte dikiş tutturamadığım 2 yıllık bir süreç yaşamıştım ama sonra stabil bir iş bulunca çok rahatlamıştım. Umarım sen de kısa sürede stabil bir iş bulursun” gibi bir şey söyleyin.

Son vereceğim tavsiye de en acılısı. Size sosyal kelebek (sosyal etkinliklere sıklıkla gitmeyi seven ve giden birisi) olmanızı tavsiye edeceğim. (İngilizce’de “social butterfly” bir topluluk içinde bir kişiden diğerine kolaylıkla iletişim kurabilen insanlar için de kullanılır. Tıpkı bir çiçekten diğerine uçan kelebek gibi).

Eğer içe kapanık ve asosyal biriyseniz, 6 ay boyunca sosyal kelebek olmalısınız. Neden? Çünkü asosyal ve içine kapanık biriyseniz, kiminle sosyalleştiğiniz konusunda aşırı seçicisinizdir. Asosyal olmanızın sebebi zaten ortalama insanlarla etkileşime girmeyi sevmemeniz.

Ortalama insanlarla sosyalleşmeyi sevmiyor ve kendinizi sadece 3-4 kişiyle sosyalleşmeye zorluyorsanız ve bundan da çok zevk almıyorsanız, zihniniz size “bak denedik ama hiç de hoş zaman geçirmedik, bu nedenle de sosyalleşme konusunda motivasyonunuzu arttırmayacağız” diyor. Zira denediniz, sıkıntı duydunuz ve bir daha yapmayacaksınız. Bu olduğunda da, birkaç ay, sonunda yalnızlığınız daha fazla sıkıntı verene kadar hiç sosyalleşmiyorsunuz. Ama o zaman sosyalleşmeye başlamadan bile beyniniz “Aman Allah’ım bunu yeniden yapmak zorunda olduğuma inanamıyorum” diyor.

Bunun yerine yapmanız gereken şey, sosyal kelebek olmak. 100 tane arkadaş yapmaya çalışmayacaksınız, 100 kişiyle sosyal etkileşime girmeye çalışacaksınız. Böylece de beraber sosyalleşmeye daha fazla toleransınız olan, sosyalleşmekten zevk aldığınız 3-5 insan bulabileceksiniz.

6 ay boyunca sosyal kelebek olmanın bir yararı da, zihninize “tamam kötü hissettiğini biliyorum ama bunu 6 ay boyunca deneyeceğiz” diyebilmeniz. Daha fazla insanla karşılaşmak için, çekirdek grubunuzla buluşurken, onların daha fazla arkadaşını çağırmasını istemeyebilirsiniz. Birileriyle plan yaparken onlara “hey, çağırmak istediğin başka biri olursa çağırabilirsin” diyebilirsiniz. Zira siz 5 kişi biliyorsanız, bu insanlardan her biri sizin bilmediğiniz 5 kişi biliyorlar. Yani siz birbirine bile pek tahammülü olmayan 5 adet içe kapanık eleman topluluğu olsanız bile, bu teknik ile daha fazla insanla tanışabilirsiniz.

Burada sonsuza kadar sosyal kelebek olmayacaksınız. Bu oldukça tüketici bir şey. Yapacağınız şey, iletişime geçebileceğiniz kadar çok kişiyle iletişime geçip, bunların en çok hoşunuza giden %5’ini seçmek. Ama bu, sosyal aktivitenizi büyük ölçüde arttırdığınız, 6 gibi bir dönem içinde olmalı.

Burada bir miktar yumurta – tavuk olayı var. “Spor salonuna gitmekten nefret ediyorum zira çok şişmanım” gibi bir şey var. Ama spor salonuna gitmekten zevk almanızın yolu, şekle girmeye başlamanız (önce şekle girip spor salonuna gitmekten zevk almayacaksınız). Evet başlangıç çok acılı olacak ama her zaman çok acılı olmayacak. Siz şekle girdikçe acısı azalacak. Ama başlangıçta acı çektiğiniz, yaralandığınızı hissettiğiniz bir dönem olması gerekiyor.

Evet, günümüzün gerçek trajedisi, herkesin daha fazla yalnızlaşması ve kötüleşmesi. Bunun sonucunda da sosyalleşmek o kadar da eğlenceli olmayabiliyor. Bu problemi çözmek istiyorsanız “çok yalnızım ne yapıp edip sosyalleşmem lazım – sosyalleşmek çok kötü hissettiriyor, yalnız kalayım – çok yalnız kaldım ne yapıp edip sosyalleşmem lazım” döngüsünü kırmanız gerekiyor. Bu döngüyü kırmak için de sosyal etkileşimlerden daha fazla zevk almanız lazım. Ama bunu “daha fazla zevk almalıyım” diye kendinizi telkin ederek yapamazsınız. Öncelikle sosyal etklileşimlerden neden zevk almadığınızı anlayıp bu problemleri çözmelisiniz. Bunu yaparsanız ve sosyal etkileşimlerden daha fazla zevk alırsanız, sosyalleşmeniz daha kolay bir hal alır.

Kaynak: If You’re Antisocial AND Lonely… Do THIS

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.