İlişkilerde aşırı verici olmak – İyilik değil tehdit tepkisi

Sürekli olarak verdiğiniz, sürekli olarak fedakarlık yaptığınız ve sürekli olarak işleri karşınızdaki kişi için kolaylaştırmaya çalıştığınız, ama bütün bunlara rağmen güvende hissetmek yerine daha fazla kaygı hissettiğiniz bir ilişkide bulundunuz mu?

Düşüncelisiniz, cömertsiniz ve belki de herkesin “gönlü geniş” diye tanımladığı o kişisiniz. Ama ilişkideyken işler sizin için hiç de kolay ve sakin değil. Karşınızdakinin ihtiyaçlarını önceden tahmin ediyorsunuz, hayal kırıklığını önlemeye çalışıyorsunuz ve aranızdaki bağı stabil tutmak için uğraşıyorsunuz. Bir an bile olsa böyle davranmayı bıraktığınızda, çok önemli bir şey yanlış gidecek gibi hissediyorsunuz.

Peki hiçbir şeyi düzeltmeniz gerekmediğinde, çözmeniz için bekleyen bir problem olduğunda hissettiğinizden daha tedirgin hissediyor musunuz? Sanki sakin bir zaman dilimi, alışık olduğunuz kaostan daha tedirgin hissettirir gibi.
Eğer bunlar size tanıdık geliyorsa, bunlar sizin sandığınız gibi sevgi ile ilgili değil, tehlike agısı ile kendini düzenlemeye çalışan beyninizle ilgili olabilir.

Bugün neden bazı insanların aşırı seviyor gibi göründükleri, bu aşırı verici davranış kalıplarının cömertlikle alakalı değil de kaygı, bağlanma ve kaybı önleme ile alakalı olduklarını konuşacağız.

Fazla verici dediğimde aklınıza çok önemseme ve fedakarlık gelebilir ama ben burada bunlardan bahsetmiyorum. Fazla verici olmak, basitçe gönlünden koparak çok fazla vermek değil, bunu durdurmanın çok zor olacağı şekilde verici olmak demek. Bu seviyede verici olmak karşınızdakini önemseme ile alakalı olmaktan çıkıyor. İlişkinizi stabil tutmak, kaygı seviyenizi azaltmak ve verici olmazsanız olacaklardan kendinizi korumak için kullandığınız bir yol olmaya başlıyor.

Fazla verici olmak bir sevgi dili değil. Sevgi gibi görünen bir tehdit tepkisi. Bu dışardan adanmışlık, dikkat ya da gönül zenginliği gibi görünebilir ama bu davranışın altında, ipleri elinde tutan başka bir şey var.

Şimdi size fazla verici olmanın gerçeğini tanımlayacağım. Fazla verici olmak, başka insanların ihtiyaçlarını, çoğu zaman kendine zararlı bir şekilde kompulsif ve önceden tahmin etmeye çalışır bir şekilde karşılama ve eğer bu şekilde davranmazsanız yüksek derecede kaygı ve panik hissetme kalıbıdır.
Burada anahtar kelime “kompulsif”. Gerçek gönül zenginliği gerçek ihtiyaçlara karşılık verir ve yapan tarafından kolayca sonlandırılabilir. Fazla vericilik ise sonlandırılamaz ve temelde karşınızdaki insan ve onun ihtiyaçları ile alakalı değildir. Sizin kendi sinir sisteminizi yatıştırmak için kullandığınız bir stratejidir.

Fazla verici olmak kaygı seviyenizi, ilişkiyi gerçekten düzelttiği için yatıştırmaz. Size partnerinizin durumu üzerinde bir control hissi verdiği için yatıştırır. Siz gerçek bir sorunu çözmek için böyle davranmıyorsunuz, tamamen sizin zihninizde olan bir tehdit sinyalini egale etmek için böyle davranıyorsunuz.

Yani fazla verici olmak bir kendini yatıştırma stratejisidir, ilişki stratejisi değil. Bu nedenle fazla verici davranan kişi ne kadar çok verici davranırsa davransın, ilişkide stabilite hissetmez. Çünkü yaptıkları zaten başından beri ilişkiye değil kendi korkularına yöneliktir.

Bu davranışın nedeni, beyinde bulunan ve birbirleri ile alakalı olsalar da birbirlerinden ayrı olan iki sistemin birbirine dolanmasıdır. Bu sistemlerden biri bağlanma sistemi ve diğeri de bakıcı sistemi.

Bağlanma sisteminiz sizinle alakalı. Sizi yakınlaşmaya ve güvenliğe, sizin ihtiyaçlarını için koşulluyor, siz bağlantının güçlü olduğu konusunda güvence, rahatlık ve onay istediğinizde aktif hale geliyor.

Bakıcı sistemi ise, başka bir insanın ihtiyaçları ile aktif hale gelen bir sistem. Bu, sizin yardım eden, ihtiyaçlara tepki veren ve işleri düzelten tarafınız.

Sağlıklı bir dinamikte, bu iki sistem de gerçek sinyallere tepki verirler. Siz stres hissetiğinizde, bağlanma sistemi sizi bağlantı kurmaya çeker. Sevdiğiniz bir insanın yardıma ihtiyacı olduğunda, bakıcı sisteminiz devreye girer. Her iki sistem de, gerçekte olan şeylere tepki vermeleri gerektiğinde aktif hale gelirler.

Aşırı verici bir insanda, bakıcı sistemi tehdit tepkisi tarafından ele geçirilir. Bu durumda sistem, sahici ihtiyaçlara değil, algılanan tehlikeye tepki vermeye başlar. Bunu, bir noktadan sonra yanlış ayarlandığı için gerçek dumana değil de, odanın fazla sıcak olması gibi şeylere tepki olarak harekete geçen bir yangın sistemi gibi düşünebilirsiniz. Siz de gerçek bir ateşe tepki olarak değil de, tepkisiz kalmak harekete geçmekten daha tehlikeli hissettirdiği için yangın söndürme tüpünü elinize alırsınız.
Peki bu yanlış ayarlama nereden geliyor? Burası, tehdit karşısında ortaya çıkan yaltaklanma tepkisinin devreye girdiği yer.

Tehdit karşısında bir insanın verebileceği üç temel tepkiyi biliyorsunuzdur: savaş, kaç ya da don. Bunlara ek olarak bir de yaltaklanma tepkisi var. Sinir sistemi tehdit hissettiğinde – bu tehdit fiziksel bir tehlikeden değil de onaylanmama, reddedilme, soğuma, çatışma veya terk edilme tehdidi olabilir – kişi karşısındakini memnun etmeye, ona yardım etmeye, aralarındaki bağı düzeltmeye veya karşısındaki için kullanışlı olmaya çalışabilir. Aşırı vericilik, ilişkinin kopma ihtimalini düşürmenin bir yolu haline gelebilir.

Eğer belirsizliklerle dolu ve sevginin koşullu olduğu bir çevrede büyüdüyseniz, aşırı verici davranış kalıpları erken yaşlarda başlayabilir. Vericilik, algılanan tehdidi savuşturmanın en hızlı ve güvenilir yolu haline gelebilir. Sıcaklık yok, kelimeler yok. Bunlar yerine, daha problem bile olmadan ihtiyaç karşılama var.

Beyniniz sadece bu davranışları hatırlamıyor, aynı zamanda bağlantılar kuruyor. Verici olmak güvenlik ile ilişkilendirilirken, verici olmamak tehlike ile ilişkilendiriliyor. Bu tür ilişkilendirmeler ise daha sonra çocukluktan yetişkinliğe geçiyor. Yetişkin ilişkilerinde, artık gerçek tehlikeler çoktan ortadan kalkmış olmasına rağmen, neyin acil neyin tehlikeli hissettirdiğini şekillendiriyor.

Bu kalıbın kişiyi bu kalıba kilitleyen bir katmanı daha var: oksitosin. Oksitosin bağlanma hormonu olarak bilinir ama oksitosin sadece sağlıklı ve dengeli bağları güçlendirmez, arka planda aktif olan bağlanma kalıbı ne ise onu da güçlendirir.

Çoğu insanda oksitosin sahici bağlantıları, fiziksel yakınlığı ve karşılıklı önemsemeyi güçlendirir. Fazla verici insanlarda ise oksitosin, verici davranışa, özellikle de bu davranışın getirdiği yatıştırıcı etkiye koşullanabilir. Ödül bağın kendisi değil, kaygı seviyesindeki düşme olur. Kişi zaman içerisinde, anlaşılmaktan çok ihtiyaç duyulmaya bağımlı hale gelir. Buna oksitosin paradoksu denir. Bağlanmayı destekleyen biyoloji, gerçek bir bağlanma yerine kendi kendini yatıştırma döngüsünü güçlendirir.
Aşırı verici insanın karşısısındaki insanın bir şeye ihtiyacı olmadığında ortaya çıkan sükunet, aşırı verici insan için iyi bir şey olmayabilir. Böyle bir insan tam tersine, kendisini tehdit altında hissedebilir çünkü sıklıkla kullandığı duygusal düzenleme stratejisi aktif değildir.

Karşılanacak bir ihtiyacın olmaması, uygulanabilecek bir kontrol mekanizmasının olmaması yani tehdit sisteminin üstesinden geleceği bir şeyin olmaması demektir. Bu durumda sükunet, krizden daha kaotik bir duruma dönebilir.

Fazla verici olmak, gündelik hayatta nasıl görünür? Bu genellikle, başkalarının ihtiyaçlarını, onlar daha ihtiyaçlarını dile getirmeden öngörmek şeklinde ortaya çıkar. Karşınızdaki söylemeden onun stres altında olduğunu, işleri karşısındaki için nasıl daha kolay ve rahat hale getirebileceğinizi bilirsiniz. Bu kabiliyetiniz ile gurur bile duyabilirsiniz.

Bunları önceden görebilmek gerçekten de bir kabiliyet ama problem kabiliyetin kendisi değil. Problem, bu kabiliyeti sürekl kullanmanız gerektiğini hissetmeniz.

Aşırı verici davranış, gündelik hayatta aşırı fonksiyonel olmak şeklinde de ortaya çıkabilir. İlk önce siz mesaj atarsınız, ilk siz özür dilersiniz, çatışma sonrası işleri ilk siz düzeltmeye çalışırsınız.

Aşırı verici davranışlar aynı zamanda alıcı olmakta güçlük şeklinde de ortaya çıkabilir. Aşırı verici bir insan, kendisi için bir şeyler yapıldığında, kendisini rahatsız hissedebilir. Aşırı verici insan desteğe ihtiyacı olduğunu söyleyebilir ama destek aldığında, durumunu alttan almaya, kabul etmemeye çalışabilir. Destek almak açıklık gerektirir ve açıklık ise böyle bir insanı kırılgan ve kontrolü kaybediyormuş gibi hissettirebilir.
Bütün bunlara paralel olarak sürekli bir duygusal gözetleme mekanizması vardır. Aşırı verici kişi sürekli olarak başkalarının ses tonlarını, davranış hızlarını, ruh hallerini, enerjilerini gözlemler. Kişi sadece ilişkide değildir, ilişkiyi sürekli gözlemler haldedir. İlişkideki değişimleri sürekli gözlemleyip, kendisini süreli olarak bu değişimlere göre ayarlar. Bu şekilde sürekli olarak tetikte olmak, kişi dışarıdan sakin görünse bile oldukça tüketici bir şeydir.

Bu davranış kalıplarının maliyeti çok yüksek. Böyle yaşamak, her şeyden önce tüketici bir şey. Karşınızdaki insanı ne kadar çok severseniz sevin, lişkiler stabil hissetmeniz için bu tür bir aşırı vericiliğe ve aşırı fonksiyonel olmaya ihtiyaç duymazlar. İkincisi, bu şekilde davranmanız, karşılıklı alıp verme ilişkisini yok eder. Bir insan verici, stabilize edici, diğer insan ise yönetilen ve kontrol edilen kişi olur. Üçüncüsü, bu davranışlar sizin öz değer algınızı çarpıtır. Siz sağladığınız şeyle değerli hissetmeye başlarsınız, olduğunuz kişi ile değil. Bu noktadan sonra da aşırı verici olmak acı vermeye başlar. Kişiliğiniz faydalı olmaya bağlandıktan sonra, aşırı verici davranışları azaltmak sadece hayal kırıklığına uğratmak gibi değil de, daha az sevilir olmak, sanki yok olmak gibi hissedilir.

Burada şunu da belirtmem lazım ki tüm verici davranışlar aşırı vericilik değildir. Sağlıklı vericilik esnektir, gönüllülük üzerine kuruludur ve tüm ilişki tehlikeye girmiş gibi hissetmeden sonlandırılabilir.

Aşırı vericilik büyük bir yük gibi hissedilir ve yoğun duygular içerir. Vermemek riskli gibi hissedilir, vermek ise bakım tutum.

“İlişkide aşırı verici biri miyim?” diye sorabilirsiniz ama bu sorunun cevabı bağlama göre değiştiği için, sorunun kendisi pek faydalı bir soru değil. Daha faydalı soru, ilişkide vermenin size ne yaptığı sorusudur. Bağlanmanıza mı yardım ediyor yoksa kaygınızı yönetmeye mi? Karşı tarafa verdiğiniz şefkati mi yansıtıyor yoksa uzaklaşma, hayal kırıklığı ya da çatışma gibi şeyleri önlemek için mi veriyorsunuz? Bunlar rahatsız edici sorular ama kendinize dürüst davranırsanız, bazen cevabın her ikisi de olduğunu görürsünüz. Ve bunun farkına varmak bile gerçek bir ilerlemedir.

Peki sadece “bundan sonra fazla verici olmayacağım?” demekle kalmadan, gerçek bir değişimi nasıl başlatabilirsiniz?
Burada size ilişkide güvende hissetmeyi yeniden ve doğru şekilde öğrenmenizi sağlayacak bazı somur deneylerden bahsedeceğim. İlk deney, “eskiden ve şimdi” çıpası dediğim bir deney. Burada, verici davranmanın aciliyetinin şimdiki ilişkinizden mi yoksa geçmiş ilişkilerinizden mi kaynaklandığını kontrol ediyorsunuz. Bundan sonra verici olmak için atlamadan önce, kendinize sadece tek bir şey sorun: bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum yoksa yapmazsam olabilecek şeylerden korktuğum için mi? Bu soruyu sorduğunuzda korku hissetmeye başlarsanız, biraz daha spesifik sorular sorun.

“Bu durum bana neyi hatırlatıyor?”
“Daha önce böyle bir baskıyı ne zaman hissetmiştim?”

Burada kendinize tam bir terapi seansı yapmaya çalışmıyorsunuz. Tek yaptığınız, bu verme dürtüsünü “geçmiş – şimdi” şeklinde etilketliyorsunuz.

“Bu aciliyet, şu anda olmakta olan şeyle uyumlu mu yoksa geçmişte olmuş bir şeyle mi uyumlu?”

Bu tür bir ufak etiketleme bile, şu anki partnerinizi geçmiş deneyimlerinizden ayrıştırır. Beyin prefrontal korteksinizin öne atılıp “bu o zaman olan şeye benziyor ama şu an o zaman değil” diyebilir. Ve sonuçta verici davranışı yapmaya karar verseniz bile, bunu daha çok farkındalık ve daha az dürtü ile yaparsınız. Burada zaten anahtar, aşırı verici davranışın kompulsif doğasını kırmak.

İkinci deney, “alıcılık testi”. Bu rahatsız edici ama aşırı vericilik durumunuzu gözler önüne seren bir test. Çok verici olduğunuz, çok önemli olmayan bir alan seçin. Mesela süreli ilk mesajı siz atıyor olabilirsiniz ya da sessizliği ilk bozup tatlıya bağlamaya çalışmanız gibi. Sonra daha önceden kararlaştırdığınız sabit bir süre boyunca bunu yapmayın ve olanları izleyin. Örneğin ilk hep siz mesaj atıyorsanız, “önümüzdeki bir hafta boyunca günün ilk mesajını ben atmayacağım” deyin. Ya da partneriniz kötü bir modda olduğunda bunu sürekli olarak düzeltmek zorunda hissediyorsanız, “bu akşam orada öylece sessizce oturacağım ve onun ruh halini düzeltmek için bir şey yapmayacağım” deyin. Burada ilişkiye sırt çevirmiyorsunuz, basit bir deney yapıyorsunuz. Siz sürekli olarak mesafe kapamak için çabalamadığınızda, ilişkinin size yaklaşma kapasitesini test ediyorsunuz.

Bunu yaparken, içsel durumunuza dikkat edin. Muhtemelen kaygı, suçluluk, korku ya da bencillik yapıyormuşsunuz gibi bir şey hissedeceksiniz. Bu hisler bir şeyleri yanlış yaptığınızın ispatı değiller. Sinir sisteminizin verici olmak ile ilişkide güvenliği ilişkilendirdiğini ispat ediyorlar.

Siz küçük bir ihtiyacı karşılamak için ortaya atılmadığınızda bile – burada gerçekten küçük bir ihtiyaçtan bahsediyoruz – dürtülmeden ya da yönetilmeden kimin size yaklaşıp yaklaşmayacağını görme fırsatınız olacak.

Böyle davrandığınızda ilişkiniz çöküyor mu?

Partneriniz ortadan kayboluyor mu?
Ya da siz sadece eski bir davranış kalıbını kırdığınız için mi kaygılı hissediyorsunuz?

Bu farklar önemliler.

Eğer bu süreci daha sistemli takip etmek isterseniz, kafanızdakileri bir günlüğe yazmanız oldukça etkili olacaktır. Bu şekilde neyi sevgiden neyi korkudan verdiğinizi, her iki durumda da vücudunuzun nasıl tepkiler verdiğini görmeye başlayabilirsiniz. Ve bu şekilde beyninize, sükunetin hayatta kalabileceğiniz bir durum olduğunu, bir şey yapmamanın bencillik olmadığını, partnerinizin kendi ihtiyaçlarını kendi başına karşılayacağı mesafenin daha tehlikeli değil daha güvenli olduğunu öğretebilirsiniz.

Kendinizi fazla verici olduğunuz ilişkilerde buluyorsanız, bunu çok sevdiğiniz için yaptığınız ve çok seven doğanızın problem olduğu sonucunu çıkarmayın. Çünkü burada olan bu değil. Sorununuz, beyninizin verici olmayı bir savunma mekanizmasına dönüştürmesi, sevgiden değil korku ve kaygıdan yapması. Yani daha az sevmekten değil, daha çok karşılıklı sevgiden bahsediyoruz. Daha az önem vermekten değil, daha az tehdit kaynaklı önem vermekten bahsediyoruz.

Gerçek bağ, onu “hak etmek” için çok caba harcamanızi gerektirmez. Sizin her zaman her şeyi bir arada tutmak için sürekli fedakarlık yapmanızı gerektirmez.

Bağlanma stilleri ve kaygılı bağlanma stili gibi güvensiz bağlanma stillerinden nasıl kurtulacağınız konusundaki ayrıntıları, İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabında bulabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.

Kaynak: overgiving isn’t kindness – it is a threat response

Kadınlar neden bir ruh ikizi bulamazlar?

“Kaygılı bağlanma stiline sahipseniz, aşık olduğunuz bir insan değil, bir fantezidir.”

Bir kadın takipçi:

“Femcel olmaktan korkan, yalnız bir kadınım. Çok yalnızım ve femcel olmanın kıyısındayım. Bir kadın olarak internette gezinirken, kadın düşmanlığının mayın tarlasında yürüyor gibi hissediyorum. Her alan incellik lağımına ve empati çölüne dönüşüyor. Bu lağımın bir kısmı beynime akıyor. YouTube’da pembe hap (pinkpill) videoları, romantik komedilerin pop kültürü analizlerini ve Jung psikolojisinin anime yansıtması içeriklerini tüketiyorum.

Aslında mesleğim ve bilgisayar oyunu gibi erkek egemen ilgilerim nedeniyle çok fazla erkek ilgisi alıyorum ama hiçbir zaman gerçekten görünüyor gibi hissetmiyorum. Beni olduğum gibi sevecek birini bulamıyorum. Her zaman arzulandım ama hiçbir zaman sevilmedim. Her zaman bir seçenek oldum, hiçbir zaman “o kişi” olmadım.

Arkadaşım olan erkekler, bu kadar çok ilişki yaşamama ve Bumble’da 37 bin beğeniye sahip olmama rağmen, nasıl olup da femcel olduğuma anlam veremiyorlar. Bir kişi sırf çekici biri diye, reddedilme ve izolasyon yaşamaz sanıyorlar ki ben çekici biri bile değilim, ortalama biriyim. Ama profilim oldukça eğlenceli.

Çekicilik, ilişki inşa etmenin tek faktörü değil ve ilişkileri sadece çekiciliğe indirmek, asıl olayı tamamen görmezden gelmek demek. İncel kelimesini ilk kez bir kadın ortaya attı ve bu kadın bugünkü looksmaxxer inceller gibi tipe odaklı değildi. Amacı, anlamlı bağlar kurmanın zorlukları hakkında konuşmaktı. Günümüzde ise bu, tip, cinsel organlar ve yatılan insan sayısı, alfa – beta – sigma erkek gibi yüzeysel tartışmalara indirgendi.

Bir erkeğin bana çekim duyması konusunda hiçbir zorluk çekmiyorum ama aramızdaki bağ her zaman çok sığ oluyor. Sanırım erkekler beni değil, bana yansıttıkları fantezilerini görebiliyorlar. O fantezi tükendiğinde ise, ben sevilemez birine dönüşüyorum.

Bazen o kadar çok intikam duygusu ile doluyorum ki, beraber olduğum tüm erkekle beni seviye atlamak için kullanıp sonra da sanki aptal bir erkek merkezli romantik komedideki manyak peri – rüya kızı gibi çöpe atıyorlar gibi hissediyorum.

Erkekleri hayatımın merkezinden çıkarmam gerekiyor ama aynı zamanda sevilmek, görülmek ve anlaşılmak istiyorum. Sürekli kutuplaşan duygular arasında yaşanan çatışmanın arasında kalmışım gibi hissediyorum. Her sabah, bugün hangi duygunun öne çıkacağından ve beni tükenmiş ve kafası karışmış bir şekilde bırakacağından emin olmadan uyanıyorum.

Şu an, 17 yaşından beridir en uzun bekar dönemimi yaşıyorum ve bu yıl, hem romantik hem de cinsel olarak tam bir enkaz oldu. Geçenlerde benden yaşça büyük bir kuzenimin düğününe gittim ve bu bende bazı çocukluk yaralarını kaşıdı. Çocukluğumda, hep onlar gibi güzel, feminen, zarif, gamsız ve mutlu olmak isterdim ama kendimi hiçbir zaman böyle bir hayata ait hissedemedim.

Neden normal, mutlu biri olamıyorum diye çok düşündüm. Ergen yaşlarımda, başa çıkma mekanizması olarak, onlardan daha iyi olduğum için anormal ve mutsuz olduğumu düşünürdüm. Bu düşünce maalesef hem arıza hem de tamamen yanlış ama o zamanlar, bugün bundan utansam da, “beni alın” modunda bir erkek Fatmaydım.

Onlardan tavsiye istedim ve bana, çenemi kapamamı ve tüm iyi erkekler o yolda oldukları için görücü usulü evlenme yoluna gitmemi tavsiye ettiler. Ama sevilmesi zor biri olduğum için mutlu olamayacağımdan korkuyorum. Yani evliliğe hayır dersem ve kendimi hayat boyu bekar olacağıma ikna edersem, bir femcel oluyorum.

Bütün bu romantik komedi analizlerini fazlaca izliyorum. Bunlar üzerinde Jungcu analiz yaparsanız, bu dizilerin iki kategoriye ayrılabileceğini görebiliyorsunuz. Anne problemleri olan bir erkeğin tuhaf bir kızla karşılaştığı, erkeği düzelttiği ve sonra da erkeğin onu terk ettiği anima filmleri birinci kategori. Bir kadının animus dünyasına atıldığı, oyuncakları ile arkadaş olmak zorunda kaldığı ve hayvanı evcilleştirip evin hanımı olduğu Güzel ve Çirkin (Beauty and the Beast), animus filmleri de ikinci kategori.

Bu filmlerde kadınların aşkı bulduktan sonra bile mutlu olamamaları, her zaman ya doğum sırasında ölmeleri ya da erkek kendini gerçekleştirdiğinde çöpe atılmaları o kadar ruh karartıcı ki.

Bir kadının kendini izole etmesi neden her zaman ilişki bağımlılığına çıkıyor? Kadınlar ilişkiye başladıklarında neden her zaman arkadaşlarını kaybediyorlar?

Kaygılı bağlanma stilim benim hayatımı mahvediyor ve bunu düzeltmeye çalışıyorum. Ama son 1.5 yıldır kronik depresyon ile boğuştuğum için bu çok zor. Bir terapistim ve bana destek olan bir ailem var ama takıntılı aşk – ilişki bağımlılığı – izolasyon döngüsünden çıkamıyorum.

Erkekleri hayatımın merkezinden çıkarmam lazım ama tutkuyla sevmek benim karakterim. Kalbimin kırılmasından korkmuyorum, Fleabag dizisini yeniden izliyorum ve orada şöyle bir söz vardı: “Senin hepimizden daha iyi sevdiğini biliyorum. Zaten bu nedenle sevmeyi daha acı verici buluyorsun.” Kadınlar, fabrika ayarlarında bu acı ile doğuyorlar.

Ruh ikizim çok depresif biri olduğum için beni terk edene kadar, umutsuz bir romantiktim. Artık ruh ikizine inanmıyorum ve bu da hayatı daha kötü yapıyor. Eski sevgililerimde özlediğim şeyler, aslında hiç var olmadılar.

İyi erkekler neredeler? Aslında iyi bir erkek bulmayı umursamak istemiyorum, bunu nasıl başarırım? Tek istediğim huzur, feminen bilgelik ve daha fazla kadın arkadaş.

Bence sağlıklı bir ilişki bulma konusunda anlamamız gereken ilk şey, sağlıklı bir ilişkinin zamana ihtiyacı olduğu. Yaptığımız en büyük hata, belli birini aradığımızı varsaymak. “Tüm iyi erkekler neredeler?” sorusunu çok duyuyorum. Bu soru soranlar, doğru erkeği bulmanın doğru ilişkiye gideceğini düşünüyorlar. Ama bir ilişkiyi doğru yapan şey, medya bunu ne kadar size empoze ederse etsin, mükemmeli bulmak değil.

Ruh ikizinizle bir ilişkiye başlamanız, “sonsuza kadar mutlu yaşadılar” hikayesi anlamına gelmez. “Sonsuza kadar mutlu yaşadılar” hikayesi, “ruh ikizinizle” beraber ne inşa ettiğinize, beraber nasıl insanlara dönüştüğünüze bağlı.

Asıl iş, iyi bir erkek bulmak değil. Asıl iş, o iyi erkeği bulduğun zaman nasıl değiştiğin, ilişkinin yürümesi için ne yaptığın, o erkeği daha da iyi bir erkek olmak için nasıl teşvik ettiğin. Bu kişiyi bulmak sadece ilk adım. İlişki ise yıllar içinde inşa edilen bir şey.

Doğru meyveyi yetiştirmek için doğru tohuma ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz ve bu doğru. Ama doğru tohumu bulmak, gerekli olan ilk adım. Tohumun sağlıklı bir ağaca dönüşmesi, sağlıklı bir meyve almak için yapmamız gereken birçok şey var.

Şimdi söyleyeceklerim birçok insanın hiç hoşuna gitmeyecek. “Ruh ikizinizi” bulabilirsiniz ama siz tohum ile sağlıklı bir meyve ağacı yetiştirmeye ne kadar uygun birisiniz? Takipçinin yazdıklarını okurken aklımdan hiç de empatik olmayan bazı düşünceler geçti ve bu düşünceleri sizinle paylaşacağım.

Aşk ve sevgi ile karşılaşsa bile, bunu farkında olmayacak birçok insanla çalıştım.  Kaygılı bağlanma stiline sahip biriyseniz, aşk size çok korkutucu görünebilir. Takipçi, saplantılı aşktan da bahsediyor ki bu da sıklıkla rastlanan bir problem.

Kaygılı bağlama stiline sahipseniz, saplantılı aşka yatkın biriyseniz, bir insana değil bir fanteziye aşık olursunuz.

Romanik dizilerin Jungcu analizlerini yapmanın bir değeri var elbet ama bu gerçeklik değil. Ama takipçinin yazdıklarına dikkat edin, bu tür düşüncelerin ağına düşmemek için çok dikkatli olmalısınız. Takipçi, erkeğin sonunda kadını çöpe attığından bahsediyor. Bu hikayelerde kadınlar ya doğumda ölüyorlar, erkek kahraman kendini gerçekleştirdiğinde çöpe atılıyorlar.

Peki ya doğumda ölmeyen onca insan? Seçim önyargısının bu kadarı çok garip değil mi? Bu kişi erkek egemen alanlarda takılıyor ama sürekli olarak yanlış erkekleri seçmeyi başarıyor. Bu da bir seçim önyargısı.

Tüm o Jungcu analizleri bir kenara bırakın. Zaten bu dizilerin Jungcu analizlerini kim tüketir ki? Bu insanın bağlanma stilini tahmin etmek ne kadar zor olabilir ki? Tüm o Jungcu analizleri bir kenara bırakın. Bu dizileri de bir kenara bırakın, bu diziler gerçek hayat bile değiller. Gerçek hayatta kaç ilişki, doğumda ölüm ile bitiyor? İnsanların belki yarısı boşanıyor, yarısı ölene kadar beraber kalıyor ama gerçek hayatta doğumda ölüm oranı çok düşük.

Aradığımız tohumu kabul etmeye gerçekten hazır ya da uygun olup olmadığımız konusunda gerçekten dikkatli olmamız lazım. Tüm suç sende demiyorum, internette kadın düşmanı bir sürü çöp içerik var. Ama bu içeriğin çoğu sadece internette başlıyor ve orada yaşıyorlar.

Dünya nüfusunun yüzde kaçının incel kelimesinin anlamını bildiğini bir düşünün. Bir araya geldiğimiz günlerde, çocuklarımın arkadaşlarının ebeveynlerinden 20 tanesine incel kelimesinin anlamını bilip bilmediklerini sormuştum. Sadece bir tanesi kelimenin anlamını biliyordu.

Sağlıksız bir vücuda nasıl sahip olursunuz? Kötü beslenme ve hareketsizlik, sağlıksız bir vücuda sahip olmanın en hızlı yolları.Bunu hemen herkes biliyor ama çok fazla sayıda insan, sağlıksız bir zihne nasıl sahip olabileceklerini bilmiyor.

Vücudunuzu sağlıksız gıdalarla doldurursanız, sağlıksız bir vücuda sahip olursunuz. Zihninizi sağlıksız fikirlerle doldurursanız, sağlıksız bir zihne sahip olursunuz. İncel forumlarını okuyan biriyseniz, zihninize ne olacak sanıyorsunuz?

Çoğu insanın, bu takipçi gibi zihniniz çöple doldurduğunu görüyorum. Takipçi sürekli olarak izlediği bir Youtuber’dan bahsediyor. Bu kişiyi bilmiyorum, içeriği iyi mi kötü mü blmiyorum. Ama sağlıksız beslenmenin bir çeşidi de, hep aynı şeyi yiyip durmak. Eğer çoğunlukla benim içeriğimi tüketiyorsanız, sze gidip daha değişik içerikler tüketmenizi söylerim.

Zihninizin olduğu durumdan, düşüncelerinzden ve duygularınızdan memnun değilseniz, zihniniz ne ile beslediğinize çok dikkat edin ve zihninizi doğru şeylerle beslemeye başlayın.

Peki ama, zihninizi doğru şeylerle beslemek ne demek?

“Ne yani, internetten çıkıp yalın ayak çimlerde mi yürüyelim diyorsun?”

Hem evet hem de hayır. Çünkü size internetten çık ve çimlerde yalın ayak yürü demem bir işe yaramaz. Size sadece “hergün spor” yap demenin otomatik olarak işe yaramaması gibi. “Şöyle yapın, böyle yapın” demek ne motivasyon sağlar ne de aksiyon almanızı sağlar. Size aynı zamanda neden böyle yapmanız gerektiğinin de söylenmesi lazım çünkü asıl davranış değişikliğine sebep olacak şey bu.

Nedenleri öğrendikten sonra internetten çıkmanız gerektiği fikrine kendiniz varmanız, davranışlarınızı değiştirerek internetten çıkma ihtimalinizi önemli ölçüde arttırır.

Eğer sürekli olarak işlenmiş gıda yer ve kabız olursam, kabız olmaktan kurtulmanın yolu basittir: yediğim şeyleri değiştirmek. Eğer zihninizin olduğu durumu beğenmiyorsanız, zihniinize soktuğunuz şeyleri değiştirmeniz gerekli.

Peki bunu yapmak neden bu kadar zor? Çünkü zihniniz, zihninize soktuğunuz o çöp içeriklere karşı büyük bir çekim duyuyor. İşlenmiş gıdalara çekim duymak çok kolay çünkü bu zararlı gıdalar çok lezzetliler. İnternetteki zararlı içerik de çok lezzetli.

İnternetteki içeriğin çoğu çöp ama çok lezzetli. Yani deneyimlerimize ve eğilimlerimize paralel. Takipçi, femcel olmaya eğilimli ve bu tür içerik onun için çok lezzetli. İncel yankı odaları bu nedenle varlar çünkü içindeki insanlar için çok çekiciler. Sanki çikolata  büfesi gibiler. Yiyecek olarak çöp ama çok lezzetli içerikler.

İnternette bu tür içerikleri tüketirken, bu çöpü tüketmenin sizin içinizde tatmin olmaya çalışan bir şeye çok lezzetli geldiğini anlayın. Ama bu çöp içerik bizi tatmin ediyormuş hissi verse de bizi hemen hemen hiçbir zaman tatmin edemez. Geçici olarak iyi hissetmemiz sağlar sadece.

Twitter gibi verip veriştirme alanlarında insanlar söylenip duruyorlar ama bu onları daha iyi yapmıyor. Aşırı derecede işlenmiş gıda gibi, zevk veriyorlar, kalori veriyorlar ama besin değeri olarak tamamen çöpler.

Hızlı yiyecekler sağlıksızlar çünkü firmalar besin değeri değil zevk üzerinden yarışıyorlar. İnternette de tüm o şirketler en zevk veren içeriği sağlamak için birbirlerini yiyorlar ve herkes her geçen gün daha dibe doğru yarışıyor. Herkes duygusal etkileşim peşinde. Bu nedenle de internette çöp içeriklere sürekli geliyoruz ve bu da bizim zihnimizi şekillendiriyor.

Kadın erkek ilişkilerindeki gerçek problemlerden birisi, insanların çoğunun masaya çok fazla miktarda problem getirmeleri ve aradıkları şeyi bulamadıkları zaman büyük bir hüsrana uğramaları.

Takipçi, depresyonda olduğu için terk edildiğinden bahsetmiş. Bazı araştırmalara göre erkeklerin eşleri kanser olduğunda eşlerini bırakma ihtimalleri, kadınların eşleri kanser olduğunda eşlerini bırakma ihtimallerinden daha fazla. Kadınlar eşlerini hastalandıklarında değil, işsiz kaldıklarında terk etmeye daha fazla eğilimliler.

Şimdi bir erkeğin seni depresyonda olduğun için terk etmesi aşırı göt bir davranış gibi görünebilir ama ben hikayenin diğer tarafını da çok dinledim. Terk eden çoğu zaman terk ettiği insan depresyonda olduğu için değil, depresyondan çıkmak için gerekli çabayı göstermediği için terk ediyor. Ama depresyondayken bunu görmek, siyah – beyaz düşüncenin dışına çıkmak çok zor.

Bu, bağımlılık konusunda da geçerli. Birçok insan partnerinden bağımlı olduğu için değil terapiye gitmeyi bıraktığı için, yeniden kötü arkadaşlarla takıldığı için, vs. terk ediyor. Ama terk edilene sorsanız partneri onu bağımlı olduğu için terk etmiş oluyor.

Peki şu an içinde bulunduğun durumdan çıkmak için ne yapabilirsin?

Yapman gereken ilk şey, internetteki toksik içerikten uzak durmak. İnternette kadın düşmanı birçok içerik üreticisi var ama pozitif içerik üreten birçok erkek de var. İlişkilerle ilgili kanallarda pozitif insanlar yok değil ama buralarda daha çok ilişkiler konusunda problemli insanlar takılıyorlar. Sağlıklı ilişkiler içinde olan pozitif erkekler genellikle ilişkilerle ilgili kanallarda takılmıyorlar, genellikle ilişkilerini yaşamakla meşguller.

İnternetin en önemli problemi, internette seçim yanlılığının (selection bias) çok güçlü olması. Bu seçim yanlılığı, asosyal medyanın algoritmik içerim sunumu mantığı nedeniyle çok daha kötü bir noktaya geldi. Reddit, Twitter, YouTube algoritmaları bir kez çöp içeriğin zevkine vardığınızı fark ettiğinde, size daha fazla, her geçen gün daha da çöpleşen çöp içerik sunuyor. Bu sadece beyninizin çöple dolup, zihninizin çöp içerik üretmesine neden olmuyor. Aynı zamanda çöp içeriğin, sağlıklı içeriği internetten atmasına da neden oluyor.

Siz hazır yemek restoranlarına gittikçe, sebze – meyve satan dükkanlar kapanmaya başlıyor ve bir süre sonra, 20 kilometre yolculuk yapmayı göze almadığınız sürece tek alternatifiniz hazır yemek restoranları oluyor. Siz çöp içeriğe öncelik verdikçe, tüm internet daha çok çöp içerik ile doluyor.

Sen birçok şeyi doğru yapıyorsun. Psikiyatriste, terapiste gidiyorsun. Kaygılı bağlanma stiline sahip olduğunun farkındasın. Bütün iyi erkekler nereye kayboldu diye düşünüyorsun. Ama yapman gereken bir başka şey de, dünyaya baktığında gördüğün gerçekliğin, gerçeklikten kopuk olduğu. Çünkü gerçeklik algınız, çok büyük oranda kendi algınıza bağlı. Özellikle de saplantılı düşüncelere sahipseniz.

İnsanlar beni çekici buluyorlar ama hiçbir zaman onların özel kişisi olmuyorum diyorsun. Ama o özel, biricik kişiyi arayanlar, genellikle imkansız beklentiler içinde oluyorlar. Kayıtsız koşulsuz sevilmeyi bekliyorlar. Partnerlerinin zihinlerini okumasını ve ona göre davranmasını bekliyorlar.

Seninle ilişki sürdürmenin ne kadar zor olacağını tahmin bile edemiyorum. Sen romantik komedi analizleri ile kendi kafanda yarattığın standartları, LoL oynayıp duran bir elemanın bilmesini, zihninden okumasını ve ona göre davranmasını bekliyorsun.

Sen erkeklere baktığında, gerçek insanları görmüyorsun. Kendi saplantılı aşk objeni üstüne yansıtacağın fantezler görüyorsun. Bu obje gerçek insanlardan çok, Güzel ve Çirkin gibi içeriklere dayanıyor.

İlişkiler konusunda problem yaşamanın, gerçek erkeklere bağlanma konusunda çok zorlanmanın sebebi, ilişkilerin Edward Cullen ile manic pixie dream girl arasında değil, gerçek insanoğulları ve kızları arasında olması.

Şu anki durumunun tamamen senin suçun olduğunu söylemiyorum. Şu an içinde bulunduğun durumun kimin suçu olduğunu bilmiyorum. Kaç yaşındasın, kaç ilişkin oldu bilmiyorum. Ama çoğu zaman gördüğüm, içinde bulunduğun durum kısmen kişinin kendi suçu ve kısmen de kendi suçu değil.

Peki kaygılı bağlanma ve yoğun saplantılı aşk içinde biri ne yapabilir? Öncelikle şunu söyleyeyim, bir insan saplantılı aşka, kaygılı bağlanma stiline sahip olduğu için düşmez.

Bir insan, ebeveynleri tüm duygusal ihtiyaçlarını karşılamadıkları zaman, kaygılı bağlanma stili geliştirir. Yani kendine güven geliştirmezler ve başkalarının kendileri ile ilgilenmesi, ihtiyaçlarını karşılaması için drama yaratmaya meyilli olurlar. Çocukluklarında terk edilme korkusu ve sonucunda da “sen odadan çıktığında ağlarım, ağlamazsam beni bırakırsın” mantığı geliştirirler. Sürekli olarak hayatlarındaki insanların kendilerini terk edeceğinden korkarlar.

Ama kaygılı bağlanmanın üstüne bir de saplantılı aşk eğilimi geliştirmek için, ebeveynler harici üçüncü bir bakıcı gerekir. Çocuk ebeveynlerinden ihtiyacı olanı tam alamazken, arada bir bu üçüncü kişi hayatına girip tüm duygusal ihtiyaçlarını karşılar. Örneğin çocuğun ebeveynleri onu cesaretlendirmek için bir çaba harcamazken, çocuğun hayatının bir döneminde onu cesaretlendiren bir koç olur.

Bu tür bir deneyim sonucu beyin, orada bir yerlerde kendisine istediği her şeyi verebilecek bir üçüncü şahıs olduğu düşüncesini yaratır.

Sorun şu ki, bu üçüncü şahıs aslında bir fantezidir. Senin tüm umut ve hayallerini üstüne yansıtmaya çalıştığın gerçek insanoğulları, senin fantezi erkeğinle rekabet edemezler. Hiçbir gerçek erkek, senin beklentilerini karşılayamaz.

Eğer hayatını değiştirmek istiyorsan, zihninin çalışma şeklini değiştirmen ve bunun içinde zihnini beslediğin içerikleri değiştirmen gerekli. İkinci yapman gereken şey ise, başkalarından beklentilerine ve onlar için ortaya koyduğun standartlara karşı dikkatli olmak.

Kaygılı bağlanan insanlarda sıklıkla gördüğüm şey, karşılarındaki insanın aslında hep istedikleri şeyi onlara vermeye çalıştıkları ama bunu verme şekilleri, kaygılı bağlanan kişinin beklentilerinden farklı olması nedeniyle kaygılı bağlanan tarafın aslında istediği şeyi alabileceğini göremediği.

Yayınlarını daha iyi bir yaşam için serisinde derlediğimiz, ailemizin psikiyatristi Dr.K’nın şu yayınından çeviri:

Kaynak: Why women cannot find a soulmate?

Psikolog Hüseyin Parlakyıldız ile bağlanma stilleri üzerine söyleşi – Podcast

Psikolog Hüseyin Parlakyıldız ile ilişkilerde bağlanma stilleri konusunda bir söyleşi yaptık. Kaygılı bağlanma stili ve kaçıngan bağlanma stillerini, güvenli bağlanma stiline geçmek için neler yapılması gerektiğini konuştuk.

İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabı
Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Seti

Yayını YouTube ve Spotify kanallarımızda dinleyebilirsiniz. Hüseyin Parlakyıldız ile ikinci yayınımız ise şurada:

Psikolog Hüseyin Parlakyıldız ile erkek mental sağlığı, bağımlılıklar, yaşam tarzı ve süreklilik üzerine söyleşi – Podcast

Mesajlaşma seni daha mı kaygılı yapıyor? – Kaygılı bağlanmanın gerçeği

Bağlanma Stilleri ve Kaygılı Bağlanma

Kadınlarla nasıl mesajlaşılır konusunu ele alırken, bağlanma stiliniz ve bağlanma stilinizin mesajlaşmaya etkisi hakkında konuşmazsak, en temel problemi kaçırmış oluruz. Evet, belki de hemen öğrenip uygulayabileceğiniz stratejiler peşindesiniz ama kadınlarla mesajlaşma konusunda problem yaşıyorsanız, bu problem muhtemelen bağlanma stilinizden geliyor ve bu konuyu atlamamanızı tavsiye ederim.

Bağlanma stili, bireylerin özellikle erken çocukluk döneminde birincil bakım verenleriyle (genellikle anne-baba) kurdukları duygusal bağın niteliğine dayanan; yetişkinlikteki romantik ilişkiler, arkadaşlıklar ve duygusal yakınlık kurma biçimlerini belirleyen psikolojik kalıplardır. Bu konuya İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabında ayrıntılı olarak değindim ve bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

4 çeşit bağlanma stili var:

  • Güvenli bağlanma
  • Kaygılı bağlanma
  • Kaçıngan bağlanma
  • Kaygılı – Kaçıngan bağlanma

Kadınlarla mesajlaşma konusunda problem yaşayan birçok erkek, kaygılı bağlanma stiline sahip. Mesajlaşmada mümkün olduğu kadar takip etmeniz, örnek almanız bağlanma stili ise güvenli bağlanma.

Güvenli bağlanan bir insanın temel inancı, “yakınlık güvenlidir, hem ben değerliyim hem de karşı taraf” şeklindedir. Güvenli bağlanan insanın bu temel inancı, “bu insanla yakın olmayı isterim ama bu yakınlık olmazsa, olur da biterse, ben başka bir yakınlığı kuracak değerdeyim” inancını doğurur.

Kaygılı bağlanma stiline sahip bir kişinin temel inancı ise, “yakınlık her an gidebilir zira ben yakınlık için değerli biri değilim” şeklindedir. Böyle bir insan ilişkide sevgi ve yakınlığı derinden arzular ama aynı zamanda bu yakınlığı her an kaybetme ihtimaline karşı sürekli tetikte yaşayan bir iç dünyaya sahiptir.

Bu bağlanma biçiminde kişi, bir mesajın geç gelmesini bile “Benden uzaklaşıyor mu?” diye yorumlayabilir; küçük belirsizlikleri kafasında büyük senaryolara dönüştürür. Sevildiğini hissettiğinde rahatlar, fakat bu rahatlık uzun sürmez; çünkü zihnin bir köşesinde her an terk edilme ihtimali, korkusu vardır. Bu yüzden kaygılı bağlanan biri, ilgiyi yalnızca istemekle kalmaz, aynı zamanda onu sürekli doğrulamak ister: “İyi miyiz?”, “Beni seviyor musun?”, “Benden sıkıldın mı?” gibi sorular bazen açıkça sorulmasa bile davranışların içine sızar. Bir yandan yakınlık arayışı vardır, diğer yandan bu arayışın getirdiği yoğun kontrol ihtiyacı ilişkiyi yorabilir.

Mesajlaşma kaygılı bağlanan insanların ilişki yaşayamama ihtimalini nasıl arttırdı?

Günümüzde mesajlaşmanın ilişkilerde önemli bir yer tutmaya başlaması, aslına bakarsanız kaygılı bağlanan insanlar için hiç de iyi olmadı. Mesajlaşma, eskiye oranla flört eden ya da ilişki yaşayan insanların çok daha fazla iletişime geçmesini sağlarken, kaygılı bağlanan insanların çok daha fazla tetiklenmesine de neden oluyor.

Kaygılı bağlanan kişi, karşı tarafın yazma hızını, emojisini, noktalama işaretlerini, hatta cümlelerin sıcaklığını bile bir anlam testi gibi okur. Kısa bir cevap “soğukluk”, görüldü atmak “değer verilmemek”, çevrimiçi olup yazmamak “başkasına ilgi duymak” gibi algılanabilir. Bu algılar çoğu zaman gerçeğin kendisinden çok, geçmişte yaşanmış güvensizliklerin bugüne taşınması olsalar da, sonuçta kişi ya peş peşe mesaj atarak güvence arar, ya da kırılıp aniden geri çekilir. Bu da karşı tarafta kafa karışıklığı yaratabilir.

Kaygılı bağlanan insanın, kendi ilişkisini baltalayan kendi kendini gerçekleştiren kehanet döngüsü, mesajlaşma ile sıklaştığı için, mesajlaşmanın yaygınlaşması, kaygılı bağlanan insanların ilişkiye girebilme sıklığını ve girdikleri ilişkide kalabilme süresini büyük oranda azalttı.

Kendi kendini gerçekleştiren kehanet döngüsü şu şekilde:

Uzaklaşma işareti (çoğu zaman gerçekdışı) ile “işte bak sonun başlangıcı” tetiklenmesi → karşı taraf sıkıştırma → karşı tarafın irite olarak uzaklaşması → uzaklaşma işaretinin (kaygılı kişinin kendi davranışları yarattığı durum nedeniyle) doğrulanması (!)  → daha fazla yapışma → krizin büyümesi.

Mesajlaşma, kaygılı bağlanmanın en hassas olduğu 3 şeyi aynı anda tetikler:

  • Belirsizlik (ne düşündü, neden geç yazdı?)
  • Erişilebilirlik (anında ulaşabilme beklentisi)
  • Onay ihtiyacı (seviliyor muyum, önemli miyim?)

Bu yüzden kaygılı bağlanan kişiler için mesajlaşma, sadece iletişim değil; çoğu zaman duygusal güvenlik ölçüm aracı gibi çalışır.

Kaygılı bağlanma stilinde mesajlaşma nasıl yaşanır?

Kaygılı bağlanan bir insan, mesaj = değer denkliği oluşturur. Kişi gerçeklikten kopuk ya da aşırı bir, “hızlı cevap veriyor, o zaman seviyor / ilgili / yakın”, geç cevap veriyor o zaman soğudu / ilgisi azaldı / uzaklaşıyor” bağlantısı kurar. Bu nedenle kaygılı bağlanan bir insan, gerçek hayatta sıklıkla olan iş yoğunluğu, cevap vermeyi unutma, yorgunluk – uykuya dalma gibi basit nedenlerle meydana gelen gecikmelerden, “uzaklaşıyor” diye tetiklenir ve önemsiz bir olayı, karşısındakini gerçekten uzaklaştırabilecek bir krize dönüştürebilir.

Kaygılı bağlanan bir insan için ilişkiler güvenli değildir. İlişki veya flört içinde olduğunda, karşısındaki insanın her an kendisinden uzaklaşabileceği tehditi vardır, çünkü kişinin kendisinin sevilmeye layık olmadığını düşünen bir temel inancı vardır.

Bu nedenle kaygılı bağlanan kişi, mesajlarına geç cevap verilmesini tehdit olarak görür. Mesajlaşmada gecikme ya da kısa kısa mesajlar, “bir şey mi oldu?”, “benden uzaklaşıyor mu?”, “beni bırakacak mı?” alarmlarını ateşler. Tehdit altında ise beyninin düşünme, planlama, mantık merkezleri kapanarak, kaç – savaş – don merkezleri aktif hale gelir.

Kaygılı bağlanan kişi ilişkide güvenli hissedemediği ve bağlanamadığı için, sürekli avlanma tehditi altındaki av hayvanları gibi, sürekli olarak tetikte dururlar ve mikro işaretleri okumaya, aşırı analize odaklanırlar.

Örneğin mesajlaşmada geçici olarak ton olmaması gibi güvenli bağlanan birinin umursamayacağı bir durum, kaygılı bağlanan kişi tarafından anında tehdit işareti olarak yakalanır. Zihin, mesajlaşmada ton olmamasını, negatif bir şekilde doldurmaya başlar: “Kısa yazdı, o zaman kızgın”, “emoji koymadı o zaman soğuyor”, “görüldü attı, beni cezalandırıyor”, “online ama yazmıyor, başka biri var galiba” gibi.

Duygusal regülasyonun mesaj üzerinden yapılması

Kaygılı bağlanan kişinin ilişkiler konusundaki en büyük problemi, güvenli bağlanan bir yetişkinin kendi kendisine yapabildiği duygusal yatıştırmayı, kontrolü ve regülasyonu, ebeveyni kendisini yatıştırsın diye ağlayan bir çocuk gibi, karşı tarafa yaptırmaya çalışmasıdır.

Mesajlaşma, kaygılı bağlanan kişinin çoğu zaman duygusal regülasyonu karşısındakine yaptırarak sakinleşmek için kullandığı bir araca dönüşür. Kişi, gizli veya açık motivasyonu “neredesin?”, “bir şey mi oldu?”, “benden uzaklaşıyor musun?”, “iyi misin? (aslında sen iyi olmadığın sürece ben iyi değilim)”, “beni bırakacak mısın?”, “beni bırakmayacağını göster (ki sakinleşeyim)” olan mesajlar atmaya başlar. Burada amaç iletişim değil; kaygıyı karşısındakinin sırtına yükleyerek düşürmek olur.

Mesajlaşmada karşısındaki kişiyle iletişim kurma amacının yerini, yoğun bir duygusal ihtiyacı karşılama amacı aldığında, saatlerce mesajlaşma, hemen günaydın mesajları atmak, iltifatlar, iletişimin içinde bulunduğu seviyenin son derece üstünde yoğun etkileşimi devam ettirme çalışmaları, uzun süredir açlığı hissedilen samimiyet, yakınlık ve cinsel istek gibi duyguların hemen ve anında karşılanması isteği alır. Kişi hem karşındakini bunları karşılayacağı, daha doğrusu yapışıp somuracağın kaynak olarak atar hem de mesajlaşmanın kolaylığı sayesinde bu kaynağı sömürmeye başlar. Kişi karşısındakine “bana ihtiyacım olanı hemen ver” diyerek yapışır.

Protesto davranışları

Kaygılı bağlanan kişi, mesajlaşmada protesto davranışlarına başvurabilir. Protesto davranışları, suçluluk hissettirme ya da ince ince sopalama, cezalandırma davranışlarıdır.

Protesto davranışları pasif agresif davranışlardır ve partneri cezalandırma amaçlı uygulanırlar. Kendini geri çekmek, kıskanç davranmak, utandırma, vs. gibi partnerle direkt anlaşmazlığa girmeden, onu ufak ufak sopalamak için yapılan davranışlardır.

Kişi mesajlaşmada trip atabilir, karşısındakini iğnelemeye çalışabilir, “tamam boşver” diyerek kendini geri çekebilir, geç cevap vererek ya da cevap vermeyerek “ders vermeye” çalışabilir.

Kişinin duygusal kendi regülasyonu için karşı tarafı mesaja boğmaya başlaması, mesajların ilişkinin seviyesinin çok üstünde talebe sahip olması ve protesto davranışları, karşı tarafı korkutur ve soğutur.

Mesajlaşma neden özellikle tetikleyicidir?

Çünkü mesajlaşmadaki bildirim – rahatlama ikilisi anlık dopamin verir, kişinin rahatlamak için tekrar mesaj atması ile bağımlılık döngüsü yaratabilir. Bunun sonucunda güvenli bir iletişim yerine, takip ve kontrol mekanizması üretir.

Mesajlaşma ayrıca belirsizliğin daha çok olduğu bir ortamdır. Ses ve mimik yoktur, karşı tarafın görece uzun süre cevap vermeyebileceği bir iletişim ortamı yaratır. Kaygılı bağlanan kişinin belirsizlik toleransı halihazırda düşüktür ve kişi, mesajlaşma ile ortaya çıkan belirsizliğe hiç dayanamaz.

Prensip #1: Kişisel algılamayın.

Zihin Kuramı (Theory of Mind)

Zihin Kuramı (Theory of Mind), insanın başkalarını anlama gücüdür, insanların kendileri ve diğer insanlar hakkında düşünme ve anlama yeteneğini ifade eder. Bu kavram, bir bireyin diğer insanların düşüncelerini, inançlarını, niyetlerini, duygularını ve perspektiflerini anlama yeteneği üzerine odaklanır.

Başka bir insanın kendi düşünceleri, kendi duyguları ve kendi öznel deneyimleri olduğunu anlamamız lazım ama, güvensiz bağlanan, flört ettiği veya ilişkide olduğu insanı kendi duygusal ihtiyaçlarını yatıştırmak için kullanan bir insanda, zihin kuramı oldukça zayıftır.

Örneğin daha güvenli bağlanan bir insan geç cevap aldığında, flört ettiği kişinin meşgul olduğunu (onun kendine ait bir hayatı var) düşünmeye eğilimlidir. Böyle bir insan mesajı ilişki değeri ile, kendine verilen değere eşitlemez. Bu insan naif değildir, bunun soğuma ve istememe anlamına geldiğini de düşünebilir ve kaygılanabilir de. Ama bu kaygısını kabul edebilir, karşı tarafı suçlamadan, karşı tarafa kendisini sakinleştirmesi için “ne oldu?” diye sormadan kendi kendine sakinleştirebilir, soğuma ve uzaklaşma ile ilgili daha fazla veri görene kadar bekleyebilir.

Güvenli bağlanan kişi, eğer soğuma ve uzaklaşma ile ilgili veriler artarsa, pasif agresif protesto davranışları yerine, güvenli iletişime geçer. “Tamam sen de hep bana meşgulsün” diye iğnelemek yerine, “gün içinde yoğun olunca iletişimimiz çok azalıyor, akşam konuşalım mı?” diyebilir.

Kadınlar size, sizin istediğiniz şekilde mesaj atmayabilirler

Özellikle yeni tanıştığınız ve flört ettiğiniz bir kadının telefonunda en önemli şahsın (henüz) siz olmadığını kabul edin. Siz önemli olsanız da başka önemli insanlar olduğunu kabul edin. Belki de sizden başka mesajlaştığı erkekler de var ama daha da büyük ihtimalle işi var, ailesi var, arkadaşları var.

Bu kızdan hoşlanıyor olabilirsiniz ama özellikle başlarda, özel ilgi ve dikkat beklemeyin. Siz ondan cidden hoşlanıyorsunuz diye, o sizden o seviyede hoşlanacak diye bir kural yok. Belki henüz o kadar hoşlanmıyor, belki hiç öyle hoşlanmayacak.

Siz ondan çok hoşlanıyorsunuz diye, o size öncelik verecek diye bir kural yok. Size hızlıca cevap verecek ya da cevap verecek diye bir kural yok.

Kadınlar mesajlarınıza çoğu zaman, sizin istediğiniz seviyede cevap vermeyecekler. Ve siz bunu kişisel algılamamalısınız. İstediğiniz gibi cevap vermiyor diye gücenmek, pasif agresif ya da agresif mesajlar atmak, kadınları sizin istediğiniz seviyeye, hizaya getirmeyecek. Tam tersi, aslında sizinle ilgilenen, arzu seviyesi henüz yüksek olmasa da yükselebilecek kadınları sizden uzaklaştıracak. Pasif agresif veya agresif mesajların tek başarabileceği şey, artık cevap alamamanız ya da Twitter’da yayınlanıp dalga geçilmeniz olabilir.

Muhtaçlık, özellikle de saldırgan muhtaçlık, son derece iticidir. Tüm iletişimi kendinizle ve kızın karşılayamayacağı doyurulmamış ihtiyaçlarınızla ilgili yaparsanız, kıza tek göstereceğiniz şey zayıf, dengesiz ve arıza biri olduğunuz. Evet belki arıza değilsiniz ama bu tür davranışların işaret ettiği şey o. Ve arıza değilken arıza davranmamak sizin sorumluluğunuzda. Arıza değilken arıza mesajlar atmak, arıza biri gibi algılanmak sizin suçunuz.

Mesajlaşmada asla ama asla bu pozisyona düşmeyin. Bu çok aptalca ve çocukça bir davranış. Karşınızdaki kadın sizinle iletişimi sessizce koparsın daha iyi. Her şeyi kişisel algılayıp pasif – agresif veya agresif davranışlar sergilemeniz sadece kadının sizinle iletişimi kesmesine neden olmaz, aynı zamanda sizinle iletişimi keserek ne kadar da doğru bir tercih yaptığını gösterir. En asgari durumda, karşınızdakine bu zevki vermeyin.

Şunu unutmayın. Hiçbir kadının, sizinle iletişimde diye, size telefon numarasını ya da Instagramını verdi diye, size mesaj, sizin istediğiniz sıklıkta mesaj borcu yok. Size bir borcu yok.

Bu tabi ki, kadının sizi küçük düşürmesine izin verin anlamına gelmiyor ve bu konuya daha sonra detaylı bir şekilde değineceğiz. Ama bir numara veya Instagram almanız, “sen ne istersen onu sana vereceğim” vaadi değil.

Özellikle yeni iletişime geçtiğiniz bir kız, hazır olduğunda size cevap verir, eğer hiç hazır olmazsa da cevap vermez. Bu ihtimali her zaman kabul edebilmeyi, kendi işinize bakabilmeyi öğrenin. Eğer sizinle gerçekten oyun oynuyorsa, sizinle o kadar da ilgilenmezken size ekmek kırıntıları atıp sizi yörüngede tutuyorsa, pasif – agresif ya da agresif bir şekilde kızı hizaya getirmekle uğraşmayın. Mesajlaşmayı, iletişimi siz kesin. Sizinle ilgilenen bir kız bulmak kolay olmasa bile, sizinle ilgilenmeyen bir kızı ilgilenir hale getirmekten daha kolay, daha onurlu ve uzun vadede sizi daha çekici yapacak bir davranış.

Bir kadın size sürekli olarak geç cevap vermesi, %90 ihtimalle sizin onun hayatında yeterince önemli bir yere gelmediniz anlamına gelir. Bu gerçeği, tatsızlık çıkarmadan kabul edebilmeyi öğrenin. Ama şunu da bilin ki, eğer itici bir muhtaçlıkla kadına yapışmadıysanız, çoğu zaman bunun sizinle, sizin değerinizle de bir alakası yok. Kendi değerinizi spesifik bir kadının hayatındaki öneminize bağlamayı bırakın.

Kadınlar da sizin gibi insanlar. Kendilerine ait ve ne zaman nelerin değişeceğini bilmedikleri bir hayatları var. Belki sizinle mesajlaşmaya ayrılık sonrası başladı ve eski sevgili yeniden resme girdi. Belki bir anda hayatında bir kayıp oldu, işi yoğunlaştı. Belki size cevap vermeyi unuttu. Belki sizinle iletişimde, sizi değerli buldu ama gerçekten birbirinize uygun olmadığınızı fark etti.

Bir kızdan telefon ya da instagram aldınız ve onunla mesajlaşmaya başladınız diye, kızın hesabının başında nöbet beklemeyi bırakın. Gidin başka kızlarla tanışmaya devam edin.

Bağlanma stilleri ve kaygılı bağlanma stili gibi güvensiz bağlanma stillerinden nasıl kurtulacağınız konusundaki ayrıntıları, İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabında bulabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

 

Uzun süreli ilişki bulmak ortalama 1.5 yıl sürer

Uzun süreli bir ilişki sonrasında ayrılık acısı yaşayan birçok erkekten şunları duyuyorum:

“Abi, birkaç kızla görüştüm ama onunla hissettiğim gibi hissetmiyorum.”

“Abi, karşılaştığım kızlar güvenilir tipler değiller, onun gibisi çok az.”

Ayrılığın hemen sonrasındaki aylarda böyle hissetmeniz anormal değil ve aslında biraz da bu nedenle, uzun süreli ilişki sonrasındaki 3-4 ay, kızlarla romantik ve cinsel münasebetten kaçınmanızı tavsiye ederim. İlk 3-4 ay başka kadınlarla buluşmak istememek ya da buluşmadan bir zevk alamamak normaldir. Uzun süreli tarihçesi olan, zamanla inşa edilmiş bir ilişkinin kaybını, başka kadınlarla telafi etmeye, acısını başka kadınlarla görüşerek dindirmeye çalıştığınızda, oldukça adaletsiz bir karşılaştırma yapıyorsunuz ve daha da kötüsü, bu geçici ruh halinizle, kalıcı bir karamsarlık edinebiliyorsunuz.

Ben burada, pek bilinmediği için çoğu erkeği gereksiz karamsarlığa iten ve gerçekten bilindiğinde, karamsarlığa engel olan bir gerçekten bahsedeceğim.

Karşılıklı olarak birbirinize sevgi ve ilgi duyduğunuz bir kadınla, ortalama olarak uzun süreli ilişkinizin bitiminden 1.5 sene sonra yeni bir ilişkiye başlarsınız.

O da eğer sosyal hayatta ve sosyal – romantik ilişkilerde kaygıdan mağarasına kapanmaya meyilli biri değilseniz. Eğer fazla kaygılı ve izole biriyseniz, bu süre çok rahat 3-4 seneye çıkar.

Günümüz popüler kültürü insanları hemen birini bulmaya, hemen birini bulamadığı zaman ezik hissetmeye ittiği için, birçok insan bu süreyi kısaltmaya çalışıyor ve kısaltamadığında da, “piyasada düzgün kız kalmadı” ya da “sevgili bulmak zorlaştı” diye karamsarlığına itiyor.

Düzgün kızlar sayıca çok olmalarına rağmen, genellikle piyasada değil ilişki içindeler. Piyasada olduklarında da öyle düzinelerce kişiyle yazışmıyorlar, buluşmuyorlar. Piyasa kızları ise birçok erkekle yazışıyor, buluşuyor, flört ediyor ve birçoğu birçok erkekle seks yapıyor. Piyasa kızları genellikle uzun süreli ilişkide de olmuyorlar. Bu nedenle siz piyasaya çıktığınızda, bu kızlarla çok daha fazla karşılaşıyorsunuz. Bu kızların oranları değil, karşılaşma frekansları yüksek.

Ayrılık sonrası önünüzde iki seçenek var. Birinci seçenek, yaklaşık 1.5 sene bekar olacağınızı bilip, bu bekarlığın tadını çıkarmak. “Yahu nasıl olsa 1.5 sene içerisinde bir ilişkiye gireceğim, bari bekarlığın tadını çıkarayım” demek.

İkinci seçenek ise, daha bekarlığın ilk haftasından itibaren “onun gibisini ne zaman bulacağım”, “bir daha birini bulabilecek miyim” diye bu bekarlık dönemini kendinize zehir etmek, kapıldığınız karamsarlık ile 1.5 seneyi 2.5 sene yapmak.

Kaygılı bağlanan efendi erkek, sevilmeye ve ilişkiye layık olmadığı temel inancı ile ikinci seçeneğe meyilli oluyor. Ve ikinci seçenek aslında bir yalan olmasına rağmen, kendi kendini gerçekleştiren kehanete dönüşüyor.

Kaygılı bağlanan efendi erkek bu dönemdeki karamsarlığı ile, 2.5 sene yalnız kalsa daha iyi diyebileceğiniz durumlara da düşüyor. Zaten bir daha kimseyi bulamam inancı nedeniyle, piyasada daha çok karşılaşılan piyasa kızlarından, ruh durumu bozukluğu yüksek olan kızlardan, özellikle kendisi gibi bir erkeği arayan arıza kızlardan biri yüzüne güldü mü, “ya bu ya ölene kadar rahiplik” diyerek hemen o kıza atlıyor. Öyle ki, nasıl olsa 1.5 sene içinde bulabileceği kıza hiç sıra gelmeden, her defasında acele ile arıza ama çekici kızlara atlıyorlar. O ilk sıraları aşıp arka sıralardaki normal kızlara hiç ulaşamıyorlar.

Konuştuğum çoğu erkek 26-27 yaş üstünde ve bu süreci kendilerine zehir ederken hiç akıllarına getirmedikleri bir durum daha var. Bu 1 – 2 senelik bekarlık süreci, hayatlarında bekar ve çocuksuz son yıllar olabilirler. Çoğunuz 27 – 33 yaş arasında ya evleneceğiniz kadınlar sevgili olacaksınız ya da evli. Önemli bir kısmınız bu yaşlarda baba olacaksınız. 25 yaş üstündeyseniz ve ayrılık acısı ile aylardır hayatı kendinize zehir edecekseniz, ne kadar ağlasanız da birgün aklınıza bile gelmeyecek birinin ardından, bu kısıtlı ama çok güzel olabilecek zamanınızı heba etmeyin. 32-33 yaşında karınız ve çocuğunuzla evde otururken geriye dönüp şu halinize baktığınızı ve bu gereksiz halinizden utandığınızı, bu halinizi karınızın ve çocuklarınızın bilmediğine şükrettiğinizi hayal edin. Hayal ettiğiniz şeyi muhtemelen yaşayacaksınız bu arada, bir fanteziden bahsetmiyoruz.

Günümüz asosyal medyası, popüler kültürü, dating uygulamaları ve Instagram, hemen uygun birini bulmanın artık çok kolay olduğunu ama sizin bulamadığınızı size empoze ediyor. Böyle bir şey yok. Instagram’dan sayısız kıza hemen ulaşabiliyorsunuz ilüzyonuna rağmen, bahsettiğim süreç 30 sene önce ne kadar geçerli ise, bugün aynı şekilde geçerli. Aslına bakarsanız bu süreç değişecekse, günümüzde daha uzun olur zira asosyal medya insanları asosyal, birbirleri ile etkileşemez hale getirdi.

Bu arada bitirmeden şunu söyleyeyim, düzgün kızla eğer yeterince ve düzgün ortamlarda da sosyalleşen biriyseniz, ayda bir karşılaşırsınız. Ama siz onu beğenmezsiniz, o sizi beğenmez, karşılıklı birbirinizi beğenmezsiniz, vs. Karşılıklı çekim olan biri olur ama devam etmeye fırsat olmaz, aksilikler olur. Karşılıklı çekim olan biri ile hem karşılaştığınız ve hem de iletişimin devamının olması durumu zaman alır.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

İlgim yetersiz diye terk etti, sonra beni ayrılığı kolay atlatmakla suçladı – Vaka çalışması

13 aylık bir ilişkim vardı, ilişkide ilgi de sevgi de yeterli olmasına rağmen kız arkadaşım daha fazlasını talep ediyordu. Hayatında genel olarak tatmin olma sorunu gözlemliyordum. Biraz popüler kültür romantizmi var üzerinde maalesef ilişkide yatırımımı sürekli artırmamı istiyordu ve ben de bunun sonucunun iyi olmadığını biliyorum o yüzden çizgiyi bozmadım.

Bu sadece popüler kültür romantizminden kaynaklanmıyor. Bununla ilgili, beta özelliği gösteren kadınlar yazısını yazmıştım. Beta özelliği gösteren erkek, ilişkide sürekli olarak ilgi, kaynak, hediye, vs. vermezse güvende hissedemez, sevilmeyeceğinden, bırakılacağından korkar. Beta özelliği gösteren kadın ise, ilişkide sürekli olarak ilgi, kaynak, hediye, vs. almazsa güvende hissedemez, sevilmediğinden, bırakılacağından korkar.

Aslına bakarsan bu, klasik kaygılı bağlanma stili özelliği olan yetersizlik hissi. Eski kız arkadaşın, kendisini yeterli hissedemediği için, bu yetersizlik hissini sürekli olarak dışarıdan – erkek arkadaşından (bazı kızlar erkeklerin ilgisinden) telafi etmeye çalışır. Fakat erkek bunu telafi etmek için ekstra çaba gösterdiğinde, yetersizlik içsel ve dışarıdan kapanamaz bir şey olduğundan, yetersizlik ve güvensizlik hissi geçmez.

Bu zihniyetteki çoğu kadın, bu güvensizlik hissinin kapanmamasını, “erkeğin yeterince çabalamamasına” bağlar ve siz verdikçe daha fazlasını talep eder. Siz verdikçe ve yetersizlik – güvensizlik hissi geçmedikçe, bir de “hala yeterince çabalamıyor” diye size öfkelenmeye başlar.

Çizgini bozmaman doğru karar ama maalesef böyle bir insanın, yetersizliğinin kaynağının ve çözümünün kendinde olduğunu kabul etmes zordur ve bu nedenle böyle biri kendi ilişkisini yok etmeye programlıdır.

Neyse, onu sevdiğimi bildiğini ama eksik hissettiğini ve benim değişmeyeceğimi anladığını (sözlerinden anladığıma göre daha beta yönlü birisi olmamı istiyor) ama çerçeveyi bırakmadım.

Bu nedenle ayrılmamızın doğru olduğunu söyledi, ben de ilişkide sorun yoktu sadece ilişki yaşama şeklini biraz fazla romantize ettiğini ve beklentilerinin doğal olmadığını söyleyip ayrılığı kabul ettim, kararın değişirse ulaşırsın dedim daha da ulaşmadım.

İlişkinde büyük bir sorun vardı. Karşında güvensiz – yetersiz hissedip bunun sürekli olarak senin tarafından giderilmesini talep eden bir partner var. Bu ilişkide senin çıkışa gitmen lazımdı.

Birkaç hafta içinde ulaştı telefonu açtım hiçbir şey olmamış gibi neşeli konuştum eski konuları açınca savuşturmaya çalıştım. Nasıl böyle mutlu olabilirsin? Hayatına böyle nasıl devam ediyorsun? Ben senin gibi yapamıyorum seni de anlamıyorum senin gibi birisini tanımadım çok umursamazsın dedi ve eski sorunları konuşmaya çalışıp, hiç değişmediğimi ayrılıktan sonra belki bazı şeyleri değiştirmek istersin diye ulaştım ama yok değişmemişsin dedi.

Birini terk edip sonra peşinden koşmuyor, ayrılığı iyi atlatıyor diye onu suçlamak, aşırı kalitesiz ve mide bulandırıcı bir davranış. Bu kızı geri almaman gerekiyor. Bu kız seni, peşimde koşar, ipleri tamamen elime alırım diye terk etmiş. Yani seni ayrılıkla sopalamaya çalışmış.

Ben de bunları yüz yüze konuşmanın doğru olduğunu söyleyip buluşma teklif ettim kabul etmedi gelsem bile aynı şeyler olacak tekrar kendimi üzemem bu sürece girip ayrılık fikri daha doğruymuş dedi.

Hayır, böyle biri ile ilişki, kendisini düzeltmediği sürece, kötü bir fikir. Bu kızdan aktif olarak kaçmalısın.

Ben de fikrin değişirse buluşmak istersen ulaşırsın dedim kapattım.

Hayır, böyle biri ile ilişki, kendisini düzeltmediği sürece, kötü bir fikir. Bu kızdan aktif olarak kaçmalısın.

Ayrılıktan pişman olmayıp benim değişip değişmediğimi sorgulayıp ona göre nabız yoklaması bana gözdağı vermek için ayrılığı yaşattığını düşündürmeye başladı ama yine de burda anlayamadığım bir terslik var.

Burada teşhisin doğru ve anlamayacak bir şey yok.

Hiç kendinde aşırılık görmüyor ona göre tek sorun benim davranışlarım. Senin fikrin nedir Mahmut abi?

Onun kendi dünyasında durum bu çünkü. Kendi yetersizlik – güvensizlik hislerini düzeltmesi gerekenin kendisi olduğunu kabul edemeyen bir insan, bir süre sonra yetersizlik – güvensizlik hissi ile baş edemeyip, bunu dışarı yansıtır. Tipik bir psikolojik yansıtma (projection).

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Looksmaxxing nedir? Çoğu erkek için neden işe yaramaz?

Looksmaxxing, fiziksel görünüşü en iyileme, bir erkeğin dış görünüşünü, en detaylı ve radikal şekilde en iyilemesi (maxing) anlamına geliyor. Aslen 2010’lu yılların ikinci yarısında incel forumlarında ortaya çıkan bu kavram, sosyal medya üzerinden genel nüfusa da yayılmaya başladı.

Bir erkeğin fiziksel görünüşünü olabileceği en iyi seviyeye çıkarmasında bir yanlış olmadığı gibi, aslına bakarsanız ortalama bir erkek belli bir yaştan sonra patatese dönüşme eğiliminde olduğu için, yapılması gereken bir şey.  Belki bazı erkekler için burun estetiği, saç ektirme gibi cerrahi müdahaleler de oldukça makul tercihler. ,

Fakat looksmaxxing denilen şeyin pratiğine baktığımızda, çok aşırı uçlara gitmenin, terime içsel olduğunu görüyoruz. Bu, neredeyse dinsel bir ritüel şeklinde spor salonlarında profesyonel sporcuların harcayabileceği saatleri harcamaktan (gymcel), estetik cerrahi ile köşeli çene yaptırmaya hatta oldukça acılı ve riskli cerrahi boy uzatmaya kadar gidiyor. Bu durumda birçok erkek, zayıflama takıntısı olan bir kadının vücut dismorfik bozukluğu denilen ruhsal bozukluğa yakalanıp, fiziksel çekiciliği arttıran inceliğin çok ötesine geçip bir deri bir kemik kalması gibi, fiziksel çekiciliğin çok ötesinde kaslı, kendi sırtını kaşıyamayan adam dediğimiz balona dönüşebiliyor.

Bir erkeğin gerçekten de fiziksel olarak en iyilendiği şekilde looksmaxxing yaptığını düşünelim. Böyle bir erkek genellikle asıl amacına da ulaşamıyor. Fiziksel görünümüne harcadığı o kadar emeğe ve zihinsel enerjiye rağmen ve hatta bu sebeple (birazdan buna değineceğim) kadınlarla daha başarılı da olamıyor.

Fiziksel olarak daha çekici olmanız, kadınların size daha fazla bakmasını ve sizin gidip onunla konuşmanıza daha fazla davetiye çıkarmasını sağlar. Instagram’da ve buluşma uygulamalarında daha fazla cevap ve eşleşme almanızı da sağlar. Ama yine de kadınlar size gelip “selam, tanışabilir miyiz?” demezler ya da sizin looksmaxxing için harcadığınız zaman sonucunda kapandığınız iş – spor salonu – ev mağarasında sizi bulmak için hazine avına çıkmazlar.

Kadınlardan daha fazla bakış, dönüş, beğeni ve eşleşme almak ayrı şeyler, bir kadınla yatmak ya da kız arkadaşı yapmak ayrı şeyler! Bunlar kadının size kapıyı açmasını sağlar ama o kapıdan geçip işi sonuca götürmek için kendine güvene, cesarete, kaygı ve korkularınızı yatıştırabilecek duygusal güce/dengeye, onaya muhtaç olmamanızı sağlayacak bir özdeğere sahip olmanız lazım. Son cümledeki özelliklere paket halinde isim verirsek, duygusal çekiciliğe sahip olmanız lazım.

“İyi de, hem fiziksel çekicilikte en iyileme yaparız, hem duygusal çekicilikte en iyileme yaparız, bunlar birbirlerine alternatif değiller ki” diyebilirsiniz. Evet, duygusal ve fiziksel olarak çekici bir erkek, duygusal olarak çekici bir koltuk patatesinden çok daha kolay bir şekilde yatağa ya da sevgili ilişkisine gidebilir. Ama maalesef looksmaxxing yapan erkeklerin hemen hemen tamamının gerçekliğine baktığınızda, iki nedenden dolayı duygusal çekiciliğin olmadığını ya da olanın da köreldiğini görebilirsiniz.

Birinci neden, duygusal çekiciliği arttırmak ile fiziksel çekiciliği arttırmanın aynı kısıtlı kaynaklar için rekabet eden aktiviteler olmaları. Looksmaxxing çok fazla zaman, enerji ve sıklıkla para tükettiği için, kişinin duygusal çekiciliğini, sosyal çekiciliğini arttıracak tecrübeye vakti kalmıyor. Okumak ve çalışmak zorunda değilseniz belki ikisine de her türlü kaynağınız olur ama çoğumuzun böyle bir lüksü yok.

Daha vahim olan neden ise, looksmaxxing yapan insanların çoğunun, zaten tam olarak da duygusal çekiciliği arttırmaktan kaçmak için looksmaxxing yapmaları. Bir insan neden duygusal ve sosyal çekiciliği arttırmaktan kaçsın ki? Incel komünitesinde bu neden daha bariz çünkü araştırmalara göre %40’ında otizm var (bu oran genel nüfusta %2-3), %50’den fazlası depresyon, sosyal kaygı gibi problemlere sahip. Daha da kötüsü, önemli bir kısmında bunların iki ya da üç tanesi birden var. Yani kendini incel olarak tanımlayan birinin, duygusal ve sosyal çekiciliğini arttırması zor ve acılı bir süreç.

Fakat incel olmayan birçok erkekte de sebep, o kadar bariz olmasa da biraz derine indiğinizde aynı. Çocukluğundan yetişkinliğine güvenli bağlanma stili ile geçmemiş, duygusal dengesi düşük bir erkek için de bu zor ve acılı bir süreç.

Gerçekten gayet boylu poslu, yakışıklı olduğu için bakış alan, kapıyı daha kolay açtıran ama güvensizlikleri yüzünden 5-10 dakikalık bir konuşma sonrasında bile kadınları iten birçok erkek görüyorum. Böyle bir erkek, fiziksel olarak güçlü olmasına rağmen hoşuna giden bir kadının yanında kendinden şüphe ediyor, bilinçaltından bu kadın için yeterli olmadığını düşünüyor, onun onayını kazanmaya çalışıyor ve sonuç olarak, kadına itici gelecek şekilde zayıf davranıyor. Bu erkek, sonra neden böyle davrandığını, aslında böyle biri olmadığını düşünüyor ama o zaman zaten iş işten geçmiş oluyor.

Bir erkeğin böyle zayıf davranmasının nedeni, gerekli duygusal çekicilik öğelerine sahip olmaması. Odaklanması gereken en iyileme de duygusal çekicilik alanında en iyileme.

Looksmaxxing akımına kapılan erkekler, “yüksek değerli erkek olursan sana gelecekler” mantığı ile hareket ediyorlar. Bunun nedenlerinden birisi de, kadınlar konusunda duygusal güç – çekicilik kazanmayı olduğundan çok zor bir şey olarak görüyorlar. Bu erkekler için bu gerçekten zor olabilir, özellikle de kaygılı bağlanma problemine sahiplerse. Ama sandıkları kadar zor değil. Sonuçta cephede savaşmak için çelik gibi sinirlere, sarsılmaz bir özgüvene ve cesarete sahip olmaktan bahsetmiyoruz. Alt tarafı hoşunuza giden, arzuladığınız ama yine de bir insan olan bir kadınla iletişimde özgüvenden, cesaretten bahsediyoruz. Alt tarafı reddedilmekten bahsediyoruz. Bu alanda cesaret ve özgüven yoksa kazanması uzun sürebilir, ama içinden geçeceğiniz ve karşısında güçleneceğiniz korku cephede ölüm korkusu değil, kaçınılmaz olan reddedilme korkusu değil mi? Değil maalesef. “Nasıl ya?” diyorsanız açıklayayım.

Kaygılı bağlanma çocukluktan kalma bir problem ve çocuk için kaygılı bağlanma gerekli bir hayatta kalma stratejisi. İnsan çocuğu tarih boyunca ihmal edilmekten, ebeveynleri tarafından dışlanmaktan ya da reddedilmekten dolayı hayatını kaybedebilecek bir şekilde yaşamış (bir de eskiden her ailenin 6-10 çocuğu olduğunu düşünün). Daha az sevgi ve cesaretlendirme ile büyüyen çocuk, kıtlık zamanlarında bir sürü kardeş arasında ölüme daha yakın olmuş, ateşin etrafından uzaklaştığında daha az dikkat görmüş ve karanlıkta bir yırtıcı hayvan tarafından kapılma ihtimali daha yüksek olmuş. Son 150 yıldır dünya böyle bir yer değil ama bunlar eski zamanlardan kalma bir kodlama.

Kısacası çocukluktan gelen kaygılı bağlanma gerçekten ölüm korkusu gibi hissedilebiliyor. İyi haber şu ki artık yetişkin bir erkeksiniz. Yetişkin bir erkek olarak, anneniz de dahil bir kadın tarafından reddedilmek, onaylanmamak, terk edilmek sizin için bir ölüm riski içermiyor. Beyninizdeki kablolama hala çocukluk tehdidine göre düzenlenmiş ama artık bu kablolamanın bir işlevi yok. Sizi geçmişte kalmış bir şeyden korumaya çalışıyor. Böyle bir erkekseniz günümüzde yapmanız gereken şey, bu sanal ama güçlü korkuya meydan okuyarak, defalarca fakat aşamalı olarak maruz kalarak, sonunda bu korkunun çok uzak geçmişinizde kaldığını yaşayarak görmek (*).

Peki ya iş yaşamı, sosyal yaşamda elde edecekleriniz? Araştırmalar daha çekici erkeklere iş yaşamında daha fazla kapı açıldığını gösteriyor ama ilişkiler alanındaki problemler burada da geçerli. Looksmaxxing sizi bir yere taşır, oradan ileriye gitmeniz ise çalışkanlığa, ince zekanıza, sosyal becerilerinize, stres ve korku karşısında sakin kalabilmenize, vs. bağlı.

Kısaca tekrar edersek, fiziksel çekiciliğinizi arttırmak için elinizden geleni yapın ama bunun size kapıyı açtıktan sonra tek başına bir başarı getirmeyeceğini bilin. Fiziksel çekiciliğinizi maksimum seviyeye çıkarmanın, kısıtlı zaman, enerji ve finansal kaynakları fazla tüketerek, duygusal çekiciliğinizin aleyhine çalışmasına izin vermeyin. En önemlisi de bunu, kazanması kolay olmayan duygusal çekicilikten, eninde sonunda maruz kalacağınız reddedilme, terk edilme, istenmeme deneyimlerinden kaçmak için amaç haline getirmeyin.

Looksmaxxing teoride, zaten yeterince duygusal çekiciliği olan erkeği daha ileri taşıyabilir ama yaşamın pratiğinde, birçok erkeğin duygusal çekicilik de dahil birçok alanda gerilemeden looksmaxxing yapacak zamanı, enerjisi ve parası yok maalesef.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

(*) Bu nüfusun küçük ama önemli bir kısmı için çalışır bir durum değil. Yani bazı erkekler korkularına sürekli olarak maruz kaldıklarında, güçlenmek yerine travmaya uğrayabiliyorlar. Bundan kendine güven kazanmanız neden imkansız yayınında bahsetmiştik.

Kaygılı Bağlanma Stili: Sebepleri ve Belirtileri

Giriş yazısı için Bağlanma Stilleri ve İlişkilerdeki Rolleri

Bağlanma stilleri konusunda, İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabımıza da bakabilirsiniz.

Kaygılı bağlanma, 3 güvensiz bağlanma şeklinden biridir. Çocuklarda kaygılı-değişken bağlanma olarak adlandırılan bu bağlanma şekli, erken çocukluk döneminde gelişir. En yaygın sebebi uyumsuz ve tutarsız ebeveynlerdir.

Düşük özsaygı, şiddetli reddedilme veya terk edilme korkusu ve ilişkilerde yapışkanlık, bu bağlanma şeklinin yaygın belirtileridir. Her ne kadar çaba gerektirse de bu tür bağlanma sorunları yaşayan insanlar zamanla güvenli bir bağlanma şekli geliştirebilirler.

Kaygılı bağlanmayla alakalı sık sorulan soruları ele alalım:

● Erken çocukluk döneminde bu bağlanma nasıl oluşur?
● Çocuklar bu güvensiz bağlanma şeklini nasıl geliştirir?
● Çocuklarda kaygılı bağlanmaya özellikle ne sebep olur?
● Hangi çocukların kaygılı bağlanma geliştirme riski daha yüksektir?
● Kaygılı yetişkinlerle ilişkiler nasıldır?
● Kaygılı bağlanma şeklinden kurtulabilir misiniz?
● Kaygılı bağlılıktan nasıl kurtulurum?

Kaygılı Bağlanma ile Alakalı Bilmeniz Gereken Her Şey

Birçoğumuz takdir, dikkat ve destek istiyoruz. Sevilmek, güvende hissetmek, değer görmek, takdir edilmek istiyoruz. Hiç kimse soğuk havada yapayalnız kalmak istemez. Onay aramak normaldir, Ailenizden, arkadaşlarınızdan ve partnerlerinizden onay aramak ve duygusal duyarlılık beklemek normaldir.

Birinin sevgisini kaybetmekten korkmak da normaldir. Ancak ya bu istek ve korku haddinden şiddetli hale gelirse?

Güvenlik ihtiyacı ve terk edilme korkusu ilişkilerinizi kontrol altına alacak kadar güçlü olabilir ve yetişkinlerde güvensiz bağlanma şeklini fark etmek her zaman kolay olmayabilir.

İlk olarak bağlanma teorisine kısa bir giriş

Tarihi 1950’lere kadar dayanan “bağlanma teorisine” bir göz atalım,

Psikiyatrist ve psikanalist John Bowlby’e göre, bir kişinin kendisine çocukken bakan kişiyle ilişkisi, çocuğun tüm hayatı boyunca sosyal etkileşim ve ilişkilere nasıl yaklaşacağını etkiliyor

Konsepti kavramak oldukça kolay. Bir bebek dünyaya geldiğinde ona bakan kişiyle kurduğu sosyal bağ (genelde ebeveynler) kurduğu ilk sosyal bağdır ve çocuğun kafasında sosyal bağlara dair algılar ilk olarak bu zamanda oluşur.

Çocuk, ona bakan kişilerin çocuğun duygusal ihtiyaçlarına duyarlı olduğu, sıcak ve koruyucu bir ortamda büyürse, güvenli bir bağ (güvenli bağlanma olarak adlandırılır) oluşur.

Çocuğa dolaylı yoldan duygularının ve ihtiyaçlarının tanınacağı, destekleneceği ve sevileceği ayrıca genel olarak insanlara güvenilebileceği öğretilir.

Buna karşılık, çocuk; ihtiyaçlarının karşılanmadığını algılarsa, ona bakanlarla güvenli ve istikrarlı bir bağ kuramaz.

Bu ilişkilerin nasıl ilerlediğine dair çarpık bir perspektife neden olur.

Yetişkinlerde görülen 3 tip güvensiz bağlanma çeşidi vardır:

  • Kaygılı (Endişeli olarak da bilinir.)
  • Kaçıngan (İlgisiz olarak da bilinir)
  • Dengesiz (Korkak-kaçıngan olarak da bilinir.)

Çocukluk çağında kaygılı bağlanma stiline ne neden olur?

Kaygılı/Endişeli bağlanma silinin (çocuklarda kaygılı kararsız olarak adlandırılır) oluşumu genelde tutarsız ebeveynlik modeliyle ilişkilidir. Bazı zamanlar ebeveynler çocuğun ihtiyaçlarına destekleyici ve duyarlı, bazı zamanlar da uyumsuz olurlar.

Bu tutarsızlık çocuğun ebeveynlerinin davranışlarının anlamının ne olduğunu ve gelecekte onlardan ne beklemesi gerektiğini kavramasını zorlaştırır. Çocuğun, ona karışık sinyaller gönderen ebeveynleriyle olan ilişkisi konusunda kafası karışabilir

Çocuklarda kaygılı, kararsız bağlanma şeklinin gelişmesiyle bağlantılı bir diğer faktör de çocukla ilgilenen kişilerin “duygusal açlığıdır”. Bu durumda çocuğu büyüten kişiler, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade kendi ihtiyaçlarını karşılamak için çocuklarla duygusal/fiziksel yakınlık arayışına gireceklerdir. Bu tür ebeveynler müdahaleci veya aşırı koruyucu olabilirler. Çocuğu, kendi sevgi ‘açlıklarını’ kapatmak için veya kendilerini belirli bir şekilde göstermek (örneğin mükemmel ebeveyn olarak) için kullanabilirler. Çocuğun bu şekilde yetiştirilmesinde, yetiştiren yetişkinlerde de doğuştan gelen ve istemsiz bir kalıp olabileceğini unutmamak gerekir. Çocuğu kaygılı bağlanma şekli geliştiren bakıcıların kendilerinin de kaygılı bağlanma şekline sahip olmaları muhtemeldir. Ve bu genetik bir durum değil, davranış kalıplarının nesilden nesile aktarılmasıyla ilgili bir durumdur.

Hangi çocukların kaygılı (kararsız) bağlanma geliştirme riski daha yüksektir?

Önceki paragraf, çocuğa bakan kişinin hangi davranışlarının çocuğun güvenli bağlanma yeteneğini tehdit edebileceğine dair bir özet sunmuştu.

Çocuğun duygusal ihtiyaçlarına tutarsız tepki verme, uyumsuzluk ve duygusal mesafenin yanı sıra çocuğun yaşamına aşırı ilgi ve müdahalecilik, çocuklarda kaygılı bağlanma şeklinin gelişimi için risk faktörlerinden bazılarıdır.

Buna ek olarak, nadir bazı risk faktörleriyse şunlardır:

  • Fiziksel veya psikolojik istismar
  • Ebeveynden erken ayrılma

Bu arada, güvensiz bağlanma stiline sahip olmanın ruhsal bir hastalık ya da bozukluk olmadığını unutmamak gerekir. Güvensiz bağlanma stilleri, yetişkinler arasında yaygındır ve çoğu durumda endişelenecek bir durum yoktur. Yine de dengesiz/güvensiz bir bağlanma stiline sahip olmak, sıkıntıya neden olabilir veya ilişkilere zarar verebilir.

Yetişkinlikte kaygılı bağlanma şekline sahip olmanın belirtileri

Kaygılı bağlanmaya sahip birisi nasıl fark edilir? Kaygılı/endişeli bağlanma şekline sahip yetişkinler, başkaları hakkında olumlu düşüncelere sahip olabilir ancak genellikle düşük öz saygıdan mustariptirler.

Bu kişiler hassastır ve partnerlerinin ihtiyaçlarına duyarlıdır, ancak genellikle güvensizdirler ve bir ilişkide kendi değerleri konusunda endişelidirler.

Eğer sevdiği kişi onu reddederse ya da ihtiyaçlarına cevap vermezse, kendisini suçlayabilir ya da kendisini sevgiye layık biri olarak görmeyebilir.

Genel olarak kaygılı bağlanan yetişkinler, sevildiklerine, değerli olduklarına ve yeterince iyi olduklarına dair sürekli güvenceye ihtiyaç duyarlar.

Güçlü terk edilme korkusu çoğu zaman kaygılı yetişkinlerin partnerlerini yoğun bir şekilde kıskanmasına veya şüphelenmesine neden olabilir.

Bu korku aynı zamanda umutsuzluğa kapılmalarına, takıntılı olmalarına ve ilişkilerini kafalarına takmalarına da yol açabilir. Kaygılı bağlanma şekline sahip yetişkinler genellikle yalnız kalmaktan korkar, hatta yalnız kalmayı beceremezler.

Samimiyet ve yakınlık ararlar, son derece duygusaldırlar ve başkalarına bağımlıdırlar. Sevgilinin varlığı onlara, onların güçlü duygusal ihtiyaçları için bir ilaç gibi gelmektedir.

İlişkilerde Kaygılı Bağlanma Şekli

Güvensiz bir bağlanma şekline sahip olmak yorucu olabilir. Her zaman duygusal bir hız trenindeymişsiniz gibi hissedebilirsiniz.

Kaygıya, strese, mutsuzluğa ve hayattan keyif almamaya neden olabilir. Kaygılı bağlanma stiline sahip yetişkinler söz konusu olduğunda ilişkiler hem ‘hayat kurtaran’ hem de ‘hayat için bir tehdit’ konumunda olabilir.

Bir yandan, yalnız kalma ya da reddedilme korkusu zehirdir; sürekli şüphe ve endişeye yol açan rahatsız edici bir duygudur. Diğer yandan, sevilen kişinin varlığı ve daha da önemlisi sevgi göstermesi ilaçtır.

Dahası, kaygılı bir kişi ilişkide hangi konumda durduğu ve partnerinin onu kendisi kadar sevip sevmediği konusunda güvensiz olabilir. Sonuç olarak, partnerin en ufak bir hayal kırıklığı ya da reddedilme belirtisi, zaten düşük olan özgüvenine zarar verebilir.

Bağlanma Stilinizi değiştirebilir misiniz?

Şanslıyız ki, bağlanma stilleri değişebilirler. Bazen değişim kendiliğinden gerçekleşir: Güvenli bir şekilde bağlanan bir kişiyle ilişki, duygusal yakınlığı, sakinlik ve istikrar duygusuna erişmeyi kolaylaştırabilir.

Bu yeni deneyim, algıda bir değişime, yeni alışkanlıklara ve kalıplara yol açabilir. Diğer türlüsünde, bağlanma şekliniz üzerinde daha çok çalışmanız gerekebilir. Geçmişinizi değiştiremezsiniz ama bugünü değiştirebilirsiniz.

Güvensiz bağlanma şeklini iyileştirmenin anahtarlarından biri, sevdiklerinizle, özellikle de partnerinizle olan etkileşim şeklinizi anlamaktır. İlişkilerdeki davranış kalıplarınızı tanımak ve bunlara dikkat etmek sorunun çözülmesini kolaylaştıracaktır. Kendi üzerinize düşünmek önemlidir. Çocukluk deneyimlerinizi analiz etmek ve anlamlandırmak da önemli bir adımdır.

Geçmiş deneyimlerin bugünü etkilemesinin ve belirlemesinin bir zorunluluk ya da kader olmadığını fark etmek, yerleşik davranış kalıplarından ve alışkanlıklardan kurtulmayı kolaylaştıracaktır.

Açıkçası, bu model üzerinde bir terapistle çalışmak, güvenli bağlanma kazanma yolunda ilerlemenin muhtemelen en faydalı yolu olacaktır.

Her iki durumda da bağlanma şeklinizi değiştirmek istiyorsanız bunun için çaba harcamanız gerekir. İster yakın bir arkadaşınızla, ister bir terapistle, ister bir kitapla bu sorun üzerinde çalışıyor olun, süreklilik ve çaba gerek şarttır.

Bir sonraki : Kaçıngan Bağlanma: Sebepleri ve Belirtileri
Giriş yazısı için Bağlanma Stilleri ve İlişkilerdeki Rolleri

bağlanma stilleri güvenli bağlanma kaygılı bağlanma kaçıngan bağlanma

İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabı

Bağlanma Stilleri ve İlişkilerdeki Rolleri

Bağlanma stilleri konusunda, İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabımıza da bakabilirsiniz.

Bağlanma stilleri ve ilişkilerde oynadıkları roller hem araştırmalarda hem de insanların düşünce ve davranış kalıplarını anlamaya yönelik dürtülerinde geniş kapsamda ilgi uyandıran bir konu. Bağlanma stillerindeki farklılıkların insan ilişkilerini emsali olmayan şekillerde etkileyebileceğinden, bu ilgi de gayet olağan.

Bağlanma stilleri genelde çocukluk çağlarında oluşur ve sonraki dönemlerde durağan kalır. Ancak bu, onların daha sağlam bağlanma stilleri ile değiştirilemeyeceği anlamına gelmez. Bu sadece bağlanmayla alakalı sorunlarınızı çözerek öz farkındalığınızı geliştirmeniz gerekeceği anlamını taşır. Sorunu çözmenin ilk adımı, “güvensiz” bağlanmanın nasıl geliştiğinin ve ilişkileriniz içindeki düşünce ve hareketlerinizi nasıl etkilediğinin farkına varmaktır.

Güvensiz Bağlanma stilleri ilişkilerimizde nasıl negatif davranış kalıpları oluşturuyor?

Hiç ilişkilerinizin partner fark etmeksizin neden aynı uyumsuz durumlarda kaldığını merak ettiniz mi? Belki kıskançlık ve yapışkanlık sizin için sık görülen davranışlardır? Ya da belki de bir ilişki duygusal açıdan ciddileştiğinde kaçma eğilimindesinizdir? Eğer aşk hayatınızda olumsuz ve duygusal açıdan uğraştırıcı bir davranış kalıbı fark ettiyseniz, derinlere inmenin ve yakınınızdaki insanlara nasıl bağlandığınızı keşfetmenin faydası olabilir. Bağlanma stillerinin ne olduğunu ve bağlanma teorisinin temellerini anlamak, bu süreçte önemli bir faktördür.

Bağlanma stilleri nedir ve ilişkilerimizi nasıl etkiler?

Psikiyatrist ve psikanalist John Bowlby’e göre,bir kişinin kendisine çocukken bakan kişiyle kurduğu bağın kişinin gelecekteki sosyal, samimi ve hatta iş ilişkileri üstünde ciddi bir etkisi vardır. Başka bir deyişle, bebekken kurulan bu bağ, bir yetişkin olarak nasıl ilişkiler kuracağınıza ve değerlendireceğinize dair bir kalıp yahut esaslar meydana getirir.

Bowlby’in çalışmaları 1950’li yıllara dayanmaktadır ve konuya dair sürekli araştırmalar yapıldığı için, teori gelişmeye devam etmektedir.

Bağlanma teorisine göre, 4 bağlanma şekli tanımlanmıştır;

1: Kaygılı (endişeli olarak da tanımlanır)

2: kaçıngan (İlgisiz olarak da tanımlanır)

3: Dengesiz (korkak-kaçıngan olarak da tanımlanır)

4: Güvenli

Evrimsel açıdan, güçlü ilişkiler kurmak ve sürdürmek hem hayatta kalma hem de üreme açısından avantajlara sahip. Bu nedenle Bowlby’nin çalışması, insanın başkalarında iletişim, sevgi destek ve rahatlık arama arzusuna, yani doğuştan gelen “ait olma ihtiyacına” ve bu ihtiyacın bireylerin eylemlerinin ardındaki başlıca itici güçlerden biri olmasına odaklanıyor.  Ait olma ihtiyacımıza rağmen, aşk ve ilişkiler nadiren olmasını istediğimiz kadar mükemmel ve sorunsuz olur ve insanların aralarındaki sorunların çoğunun kökeni, bağlanma stillerimizdeki sorunlara kadar dayanıyor olabilir. Dört bağlanma stilinin ayırt edici özelliklerine geçmeden önce, çocuklarda bağlanma şekillerinin nasıl geliştiğini anlamak faydalı olacaktır.

Bağlanma şekilleri Çocuklukta Nasıl Gelişir?

Esasen, çocuğa büyüten kişinin (genellikle ebeveynler) çocuğun ihtiyaçlarına yönelik nasıl davrandığı ve bu ihtiyaçları nasıl karşıladığı çocuğun yakın ilişkilerde nasıl algıladığı ve davrandığının temelini oluşturur.

Bunun nedeni çocuğun onu büyüten kişiye bağımlı olması ve onlardan şefkat, rahatlama ve destek istemesidir. Çocuğu yetiştiren bu kişiler, sıcak ve şefkatli bir ortam sunarsa ve çocuğun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarına uyum sağlarsa – bu ihtiyaçlar açıkça ifade edilmese bile – çocuk güvenli bağlanma şekline sahip olur.

Diğer yandan, büyüten kişilerin çocukların ihtiyaç ve isteklerine olan uyumsuzluğu, güvensiz bağlanma şekline önayak olur.

Çocuğu yetiştiren kişinin uyumsuzluğu kasıtlı olmayabilir. Buna rağmen çocuk, kendi ihtiyaçlarının karşılanmadığı algısına sahip olabilir.

Dört bağlanma şekli yetişkinlerde nasıl kendini gösterir?

1. Kaygılı Bağlanma / Endişeli Bağlanma

Kaygılı bağlanma stiline sahip yetişkinler, kendilerine olumsuz, başkalarına olumlu bir perspektiften bakma eğilimindedirler. Bu, partnerlerine kendilerinden daha iyi olan yarıları gözüyle bakabilecekleri anlamına gelir. Bu bağlanma stiline sahip kimse kendisini diğer insanlara nispetle sevgiye daha az layık gördüğü için, partneri olmadan yaşama (ya da genel olarak yalnız kalma) düşüncesi ciddi miktarda kaygıya neden olur. Diğer bir deyişle, terk edilmekten derinden korkar.

Bu terk edilme korkusunu hafifletmek için kaygılı bağlanma şekline sahip kişiler ilişkilerinde ciddi bir “güvenlik” istenci duyarlar ve partnerlerinden gelen ilgi, dikkat ve hevesin onların kaygılarına “çare” olacağını düşünme eğilimindedirler.

Diğer yandan, kaygılı bağlanma stiline sahip birisinin algıladığı ya da korktuğu destek ve yakınlık eksikliği, daha yapışkan ve daha talepkâr hale gelmesine, ilişkiyi takıntı haline getirmesine ve sevildiğine dair muhtaç bir şekilde güvence aramasına neden olabilir.

Ezcümle, bu bağlanma stiline sahip kimseler ilişkilerine yüksek değer atfederler ama genellikle güvenliklerine dair tehditlere karşı aşırı tetiktedirler ve sürekli olarak, partnerlerinin ilişkiye kendileri kadar bağlı olup olmadığına dair kaygılı ve endişelidirler.

2: Kaçıngan Bağlanma / İlgisiz Bağlanma

Kaçından/İlgilisiz bağlanma şekline sahip insanlar, kendilerine karşı olumlu, başkalarına olumsuz bir perspektiften bakma eğilimindedirler. Haliyle, özellikle duygusal düzeyde, yüksek bir bağımsızlık ve kimseye muhtaç olmama duygusu geliştirmiştirler.

Kaçıngan bağlanma şekline sahip insanlar, tamamlanmış hissetmek için bir ilişkiye ihtiyaçları olmadığını düşünme eğilimindedir. Başkalarına bağımlı olmak veya başkalarının kendilerine bağımlı olmasını istemezler yahut sosyal bağlarda destek ve onay aramazlar.

Bu bağlanma şekline sahip yetişkinler, genelde cinsel ve duygusal yakınlıktan sakınırlar dolayısıyla eğer partnerlerinin kendilerine bağımlı hale geldiğini hissederlerse, ilişkiden uzaklaşabilirler. Ayrıca anlaşmazlık gibi potansiyel olarak duygusal anlamda yoğun bir durumla karşı karşıya kaldıklarında duygularını gizleme ve bastırmaya meyillidirler.

3. Dengesiz Bağlanma / Korkak-Kaçıngan Bağlanma

Dengesiz bağlanma şekline sahip insanlar ruh hallerine ve koşullara bağlı olarak hem kaygılı hem de kaçıngan bağlanma özellikleri arasında gidip gelme eğilimindedir. Bu nedenle bu bağlanma şekline sahip kişi, sosyal ilişkilerinde kafa karıştırıcı ve muğlak davranışlar sergileme eğilimindedir.
Dengesiz bağlılığa sahip yetişkinler için partner ve ilişkinin kendisi genellikle hem arzunun hem de korkunun kaynağıdır. Korkak-kaçınan kişiler bir yandan samimiyet ve yakınlık isterken diğer yandan başkalarına güvenme ve bağlı olma konusunda sıkıntı yaşarlar.

Bu bağlanma şekline sahip kişiler genellikle duygularını tanımlama ve ayarlama konusunda zorluk çekerler ve acı çekmekten çok korktukları için güçlü duygusal bağlanmadan kaçınma eğilimindedirler.

4. Güvenli Bağlanma

Şu ana kadar ele alınan üç bağlanma şekli, (kaygılı, kaçıngan ve dengesiz) güvensiz bağlanma şekilleridir, Dolayısıyla sağlıklı ilişkiler geliştirme ve sürdürmedeki zorluklarıyla karakterize edilirler. Bilakis, güvenli bağlanma şekli, adı üstünde, kişinin duygularını açıkça ifade etmede rahat olması anlamını taşır. Dolayısıyla güvenli bağlanma şekline sahip yetişkinler partnerlerine güvenebilir ve partnerlerinin de kendilerine güvenmesine izin verebilirler. Güvenli bağlanma şekline sahip biriyle kurulan ilişkiler dürüstlüğe, hoşgörüye ve duygusal yakınlığa dayanır. Bu bağlanma şekline sahip biri ilişkilerinde sıklıkla başarılı olsa da yalnız kalmaktan da korkmaz. Güvenli bağlananlar kendileri ve başkaları hakkında olumlu bir görüşe sahip olma eğilimindedirler, bu nedenle aşırı derecede dış onay veya tasdik aramazlar; duygularını başarılı bir şekilde tanımlayıp düzenleyebilirler ve hatta bir partnerin kendi duygularıyla bunu yapmasına yardımcı olabilirler.

Sizin Bağlanma şekliniz ne?

Artık yetişkinlerin dört bağlanma şekline aşina olduğunuza göre, muhtemelen eylemlerinizin ve inançlarınızın hangisine yakın olduğu hakkında bir fikriniz vardır.

Romantik ilişkilere dair geçmişinizde bir veya birden çok bağlanma şeklinin varlığını tespit etmeniz oldukça normal. Bağlanma şekillerinin hayattaki önemli dönüm noktalarından sonra, hatta partnerlere göre değişebileceğini söylemek gerekir. Mesela, güvensiz bağlanan bir kişi, güvenli bir şekilde bağlanan bir partnere sahip olduğunda güvenli bir bağ kurabilir. Diğer yandan, güvenli bağlanan bir kişinin tramvaya bağlı olarak ya da sevdiği birini kaybettikten sonra sağlıksız ilişki davranışları göstermesi mümkündür. Yani pek çok insan tek bir profilin özelliklerini “tam olarak” karşılamıyor.

Bağlanma Şekliniz Hakkında endişelenmeye ne zaman başlamalısınız?

Muhtemelen çoğumuz “tam olarak” güvenli bağlanmıyoruz. Sağlıklı ilişkilere sahip olduğumuzu düşünsek bile, davranışlarımızda bizi sürekli rahatsız eden, strese sokan veya mutsuz eden örüntüler olabilir.
Maalesef ki, bazılarımız kendinde üç güvensiz bağlanma türünden birinin özelliklerini görecek.

İlişkilerde güvensiz bağlanma şekillerinden biriyle kendinizi özdeşleştiriyorsanız, öz farkındalığınızı artırarak, kişisel gelişim üzerinde çalışarak ve gerekirse psikolojik yardım alarak konuyu aktif şekilde ele almanızı şiddetle tavsiye ediyoruz. Güçlü bir şekilde kendini gösteren güvensiz ve dengesiz bağlanma şekilleri, şayet ele alınmazsa, kaygıya, depresyona ve diğer zihinsel sağlık sorunlarına neden olabilir.

Kaygılı Bağlanma Stili: Sebepleri ve Belirtileri

Kaçıngan Bağlanma Stili: Sebepleri ve Belirtileri

Dengesiz Bağlanma Stili: Sebepleri ve Belirtileri

Çocukluktan Yetişkin İlişkilerine Güvenli Bağlanma

bağlanma stilleri güvenli bağlanma kaygılı bağlanma kaçıngan bağlanma

İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabı

Kaynak: Attachment Project (attachmentproject.com)

Saplantılı aşkın psikolojisi: Kaygılı bağlanma stili

Bağlanma stilleri konusunda, İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabımıza da bakabilirsiniz.

Karşılıksız aşkın insanı kontrolü dışında olan yoğun bir arzuya boğduğuna şahit olmuşsunuzdur. Belki siz de hayatınızın bir döneminde bunu yaşadınız ya da şu an yaşamaktasınız. Bazı insanlar reddedildiklerinde, içlerinde bir düğmeye basılıyor. Reddedilmeden önce bir arzuluyorlarsa, reddedildikten sonra bin arzuluyorlar.

Fakat reddedilmeye veya artık sevilmemeye her insanın verdiği tepki aynı olmuyor. Hemen her insan bu konuda belli bir acı çekse de, bazı insanlar reddedilmeyi ve artık sevilmemeyi görece hızlı bir şekilde atlatıp, yollarına devam edebiliyorlarken, bazı insanlar ise saplantılı bir aşkın pençesinde aylar ve hatta maalesef yıllarca kıvranabiliyorlar.

Yine birçok insan çok istedikleri bir iş yeri tarafından reddedilmek gibi aşk dışı reddedilmeleri görece kolay sindirip bir sonraki başvuruya geçebilirken, iş aşka geldi mi, reddedilme büyük bir takıntı ortaya çıkarıyor.

Saplantılı aşka neden olan tek bir faktör olmasa da birçok saplantılı aşk vakasında çalışan temel faktör, insanın bağlanma stili (attachment style).

Güvenli bağlanma, genellikle çocuklukta ebeveynlerin çocuklarını karşılıksız sevmesi ve sağlıklı sınırlar koyması ile gelişen bir bağlanma stili. Burada ebeveynler çocuklarına istikrarlı bir şekilde dikkat ve şevkat gösteriyorlar. Bu çocuklar genellikle yetişkin hayatlarında daha bağımsız ve kendine yeten biri oluyorlar. İlişki hayatlarında ise bir ilişki içinde olmaya istekli, ama yalnız olmakla da problemi olmayan insanlar oluyorlar.

Güvenli bağlanan biri reddedildiğinde, bu durumdan çabuk toparlanıyor ve ilişki hayatına bakışı iyimser kalıyor. Bir kişiyi sevse de o kişinin kendisini sevmediğini daha çabuk kabul edebiliyor ve kendisini sevmeyen insanın peşinde koşmak yerine, hızlı bir şekilde duygusal toparlanmaya giriyor.

Kaygılı bağlanma, genellikle ebeveynlerin çocuklarına istikrarlı bir şekilde sevgi ve dikkat vermediklerinde ortaya çıkan bir bağlanma stili. Bu da, temel ihtiyaçların giderilmesi ile ilgili sürekli bir kaygı ve korku meydana getiriyor. Bu çocuklar büyüdüklerinde genellikle, düşük özdeğere sahip, başkalarına bağımlı insanlar oluyorlar. Bir partnerin yakınlığına şiddetle ihtiyaç duyarlarken yine şiddetli bir terk edilme korkuları oluyor. Aynı zamanda başkalarının duygularına da aşırı duyarlı oluyorlar.

Kaygılı bağlanan biri reddedilmeye çok şiddetli bir negatif tepki verir (bağlanma stilleri içindeki en negatif tepkiyi verir). Reddeden kişiyi geride bırakmayı inanılmaz derecede zor bulur ve diğer insan olmadan yaşayamayacak ya da en azından mutlu olamayacak gibi hisseder.

Korkulu kaçıngan bağlanma stili geliştiren çocukların ebeveynlerinden biri ya da ikisi birden, korkutucu davranışlar sergilemişlerdir. Kişinin bakımını ve korunmasını üstlenen kişi ya da kişiler, güvenlik ve rahatlık kaynağı değillerdir. Korkulu kaçıngan bağlanma stili geliştiren çocukların, çocukluk dönemlerinde ciddi travmalar ve istismarlar yaşamış olma ihtimalleri yüksektir.

Korkulu kaçıngan bağlanan birisi ilişki içinde olmayı arzular ama kendisini korumak için  ilişkilerden (ya da en azından yakınlıktan) ve diğer insanlardan kaçar. Korkulu kaçıngan bağlanan birisi reddedildikten sonra reddeden kişiyi hızlıca geride bırakmaya meyillidirler. Başkalarının ilgisinin arzusu ile yanıp tutuşurlar ama bu ilginin düşüncesinden bile çok korkarlar.

Bir de hor gören kaçıngan bağlanma var. Bu kişilerin ebeveynleri çocukluk döneminde kişinin ihtiyaçlarını görmezden gelirler. Çocuk ihtiyaçlarını belirtmenin, o ihtiyaçların giderileceği anlamına gelmediğini öğrenir.

Hor gören kaçıngan bağlanma stili geliştiren biri ilişkilerden ve bağlanmaktan (sağlıklı bağlanmaktan bile) kaçar. Takıntı derecesinde kendisine yetmeye çalışan biri olur.

Hor gören kaçıngan bağlanma stiline sahip kişi reddedildiğinde, bunu takmamaya ve saplantı haline getirmemeye meyillidir. Zaten başkalarının sevgisini ve onayını kazanmakla pek ilgilenmez. Hor gören kaçıngan bağlanma size karizmatik görünebilir ama bu tip insanlar acıdan kaçmak için hayatın önemli zevklerinden birinden kendilerini mahrum bırakan insanlardır ve genellikle de en fazla, aşırı derecede kaçıngan bağlanan kişilerle beraber olabilirler.

Gördüğünüz gibi, reddedildiğinde ya da terk edildiğinde, saplantılı aşk geliştiren birinin kaygılı bağlanma stiline sahip olma ihtimali yüksek. Kaygılı bağlanma stiline sahip birisi reddedildiğinde, beyni otomatik olarak kişinin çocukluğuna döner. Geçmişin bırakılıp gidilme korkusu, yalnızlığı, ihmal edilmişliği yeniden ortaya çıkar. Beyin reddeden kişiyi ve bu kişiyi elde etmek için yapılabilecek şeyleri düşünmekten başka bir şey yapamaz hale gelir. Beyin sanki bunu, çocukken hiçbir zaman “kazanılamamış” olan sevgiyi kazanmak için “son bir şans” olarak algılamaya başlar.

Peki, kaygılı bağlanma stilinden nasıl kurtulursunuz? Ya da kaygılı bağlanma stiline sahip biriyken, nasıl güvenli bağlanma stiline sahip biri olabilirsiniz? Bu konuda terapist görmenizi şiddetle tavsiye ederim ama psikolog dışında yapabileceğiniz başka şeyler de var.

Bunlardan birincisi tabii ki böyle bir sorununuz olduğunu bilmeniz. Şiddetli isteğinizin ve onsuz yaşayamam hissinizin, çocukluktaki terk edilme kaygınız ile birleştiğini görmeniz, o zaman hayati tehlikesi olan reddedilmenin / terk edilmenin şimdi hayati tehlike yaratmadığını kendinize söylemeniz gerekli.

İkincisi, güvenli bağlanan kişilerin yaptıklarını yapmanız, buna kendinizi zorlamanız. Burada iletişimi kes kuralı olarak öğretilen şey, güvenli bağlanan birinin yapacağı bir şey mesela. Ya da kendisini istemediği belli olan kişiyi bırakıp gitmek şeklinde olan next. Bunları ilk başta hissetmeden uygulasanız bile sonrasında şunu fark ediyorsunuz: kaygınıza kapılmayıp sağlıklı şekilde davrandığınızda dünya başınıza yıkılmıyor. Tam tersi her şey daha iyi oluyor.

Zihniniz gerçek dışı bir kaygı içindeyken (onsuz mutsuz olacağım, onsuz yaşayamam, onsuz olmaz, ondan daha iyisini bulamam, vs.) zihninize onsuz bir süre acı çekip sonra unuttuğunuzu göstermeniz, kaygıya büyük darbe vuruyor.

Üçüncüsü, çoğu kaygılı bağlanan kişide öz duygu ayarlaması / regülasyonu yok. Kendi içlerindeki yüksek negatif duyguları dışsal şeylerle kontrol altında tutmaya çalışıyorlar. Mesela kaygılarını kendilerini istemeyen kişiye ulaşıp bir kere daha deneyerek ve ondan pozitif bir dönüş alarak azaltmaya çalışıyorlar. Ya da porno, oyun, sosyal medya, alkol, vs. gibi uyuşturucularla bastırmaya çalışıyorlar.

Oysa negatif duygularınızdan kaçmak ya da onları saplantı kaynağınızın rahatlatmasını umarak saplantı çukuruna daha da batmak dışında yapabileceğiniz şey, öz duygu ayarlaması yapmak. Bununla ilgili bir video serisi yapıyorum ama bunlar katıl alanındalar. Sizin bu konuda yapabilecekleriniz:

  • Herhangi bir negatif duygudan kaçış aracından uzak durup, duygularınızı işlemenizi sağlayacak şeyler yapmanız. Günlük tutmak bu şeylerden birisi. Bunun yanında hiçbir şey dinlemeden yürüyüş yapmak (müzik ya da podcast dinlemeniz buna engel olur), fiziksel işler yapmak, vs. Hiçbirinde bir şey dinlememek ve izlememek.
  • Büyük negatif duygu patlamalarına /dalgalarına karşı koymak yani bu patlamalar sırasında kendinizi yapmaktan alıkoymakta zorlandığınız şeye ne olursa olsun karşı koymak.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da kaynak kitaplarımıza ve kitap setlerimize bakabilirsiniz.