Giriş
İlişkilerde saygı ile ilgili birçok soru alıyorum.
Bir ilişkide saygıyı ne oluşturur?
Bir kadın birlikte olduğu erkeğe neden saygı duyar ve bu saygı zaman içinde neden azalabilir?
Sevgilim karım bana saygı duymuyor, bu konuda ne yapabilirim?
Pek çok erkek, bu soruların cevabını partnerini mümkün olduğunca mutlu etmekte arar. Kadının istediği restorana gider, izlemek istediği programı izler, yapmak istediği planlara uyar ve tartışma çıkmaması için çoğu konuda geri adım atar. Kendi ihtiyaçlarını dile getirmemeyi anlayışlı olmak, sürekli fedakârlık yapmayı ise iyi bir partner olmanın gereği zanneder.
Fakat burada önemli bir sorun var: Bir erkeğin partnerini memnun etmek amacıyla sürekli kendisinden vazgeçmesi, zaman içinde beklediğinin tam tersi bir sonuç yaratabilir. Erkek bu davranışlarıyla sevgiyi, huzuru ve saygıyı artırmaya çalışırken kendi kimliğini ilişkinin içinden yavaş yavaş silebilir.
Bir süre sonra kadın karşısındaki erkeğin gerçekte ne istediğini, hangi konularda hassas olduğunu, nelere inanıp neyi kabul etmeyeceğini bilemez hâle gelir. Çünkü erkek, partnerinin en küçük hoşnutsuzluğunda bile kendi görüşünü değiştirir, hayır demek istediği yerde evet der hatta haklı olduğu durumlarda dahi tartışma sona ersin diye özür diler ya da soğukluk ortadan kalksın diye ilk adımı atar.
Burada kadının erkeğe olan saygısını yok eden şey, anlayış ve uzlaşma sandığı şeyin “duygusal boyun eğme” olmasıdır. Oysa saygı, insanın sürekli olarak karşısındakinin istediği şekle girmesinden değil; bağlantıyı korurken kendi kimliğine de sahip çıkabilmesinden doğar.
Duygusal Boyun Eğme Nedir?
Duygusal boyun eğme, kişinin kendi isteklerini, ihtiyaçlarını, görüşlerini ve sınırlarını karşı tarafın duygularını yönetebilmek için terk etmesidir. Başka bir ifadeyle kişinin, partnerinin üzülmesini, öfkelenmesini veya hayal kırıklığı yaşamasını engellemek amacıyla kendi gerçekliğinden vazgeçmesidir.
Bu davranış farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Erkek “hayır” demek istediği hâlde “evet” diyebilir. Partnerinin yüzünde hafif bir hoşnutsuzluk gördüğü anda görüşünü değiştirebilir. Gerçekte yanlış bir şey yapmadığı hâlde ortam sakinleşsin diye özür dileyebilir. Karşı taraf hatalı olsa da soğukluk ve belirsizlik ortadan kalksın diye ilk adımı atabilir. Arkadaşlarıyla ve ailesiyle görüşmekten, hobilerinden veya kişisel hedeflerinden partneri rahatsız olmasın diye vazgeçebilir.
İlişkilerde zaman zaman fedakârlık yapmak, partnerin tercihine uymak ve ortak bir çözüm için geri adım atmak normaldir. Sorun, bunun ilişkinin devamı için ilişkinin temel çalışma biçimine dönüşmesidir.
Sağlıklı uzlaşmada iki farklı insan ve iki farklı ihtiyaç vardır. Taraflar birbirini dinler ve ortak bir karar verir. Duygusal boyun eğmede ise taraflardan biri kendi ihtiyacını daha en baştan masadan kaldırır. Böylece görünüşte kavga çıkmaz; fakat bedeli kişinin kendi kimliğini kaybetmesi olur.
“İyi Çocuk”/”Efendi Adam” Davranışının Çocukluktaki Kaynağı
Siteyi bir süredir takip ediyorsanız, burada bahsettiğimiz özelliklerin, iyi çocuk / efendi adam / kaygılı bağlanma stili ile örtüştüğünü fark etmişsinizdir.
İnsanları sürekli memnun etmeye çalışan erkeklerin önemli bir bölümü bu davranışı yetişkinlikte bilinçli olarak seçmezler. Bu kişiler, çocukluk döneminde çevrelerindeki insanların, özellikle de ebeveynlerinin duygularına uyum sağlamanın güvende kalmanın bir yolu olduğunu öğrenmiş olabilirler.
Öfkeli, eleştirel, değişken, ihmal edici veya aşırı kontrolcü ebeveynlerle büyüyen bir çocuk, ortamı sürekli gözlemlemeye başlar. Annesinin veya babasının yüzündeki en küçük değişikliği fark eder. Nasıl davranırsa sorun çıkmayacağını, ne söylerse kabul göreceğini ve hangi ihtiyaçlarını bastırması gerektiğini öğrenir.
Psikolojide bazen “yatıştırma tepkisi” olarak tanımlanan bu davranış, çocuğun kendisini korumak amacıyla çevresindekileri memnun etmeye çalışmasıdır. Çocuk için anlaşılabilir ve hatta gerekli olan bu hayatta kalma stratejisi, yetişkinlikte romantik ilişkilere taşındığında ciddi problemlere yol açabilir.
Erkek artık partnerinin karşısında yetişkin bir birey gibi durmak yerine, sevgi ve güvenlik elde etmek için onun duygularını takip eden bir çocuk gibi davranmaya başlar. Kendi kendisine sürekli olarak şu soruları sorar:
“Nasıl davranırsam bana kızmaz, benden soğumaz, bana gücenmez?”
Oysa sağlıklı bir yetişkin ilişkisindeki temel sorular bunlar değildir. Asıl soru şudur:
“Ben ne istiyorum, neye inanıyorum ve bunu karşımdaki insanı ezmeden nasıl ifade edebilirim?”
Bukalemun Kimliği ve İlişkide Kendini Kaybetmek
Duygusal olarak boyun eğmeye meyilli, aşırı uyumlu insanlar zaman içinde “bukalemun kimliği” geliştirebilirler. Bukalemun çevresine göre renk değiştirdiği gibi, kişi de birlikte olduğu insana göre karakter değiştirmeye başlar.
Böyle bir insan partneri neyi seviyorsa onu sever, ne düşünüyorsa ona katılır ve nasıl bir erkek istiyorsa öyle görünmeye çalışır. Buradaki amaç çoğu zaman bilinçli bir manipülasyon değildir. Kişi yalnızca kabul edilmek, sevilmek ve terk edilmemek istemektedir.
Fakat bunun sonucunda ilişkinin içinde birbirinden ayrı iki yetişkin kalmaz. Taraflardan biri diğerinin uzantısına dönüşür. Erkeğin düşünceleri, planları ve hatta ruh hâli giderek partnerinin düşünce ve duygularına bağlanır.
Bu durum yalnızca saygıyı değil, romantik çekimi de zayıflatabilir. Çünkü uzun vadeli arzu, birbirine bağlı ama birbirinden farklı iki insanın varlığını gerektirir. İki tarafın da kendine ait düşünceleri, hedefleri, ilgi alanları ve kişisel dünyası olmalıdır.
Yakınlık, iki kişinin tek bir insana dönüşmesi değildir. Sağlıklı yakınlık, iki ayrı insanın farklılıklarına rağmen birbirine bağlı kalabilmesidir.
Peki başlıktaki soruya dönersek, ilişkide kadının saygısını nasıl kazanırsınız? İlişkiler konusunda biraz tecrübeniz varsa, bu sorunun cevabının, kadının saygısını kazanmaya çalışmak olmadığını, kadının saygısını kazanmaya çalışmanın, kadının size olan saygısını azaltacağını ya da daha da azaltacağını biliyor olmalısınız.
Şimdi gelin gerçekten nasıl saygı kazanabileceğinizi konuşalım.
Saygının Başlangıç Noktası Özsaygıdır
Başkalarının bize nasıl davranacağını tamamen kontrol edemeyiz. Ancak kendimize nasıl davrandığımızı kontrol edebiliriz ve kendimize olan davranış şeklimiz, çevremizdeki insanlara güçlü mesajlar verir.
Bir insan kendi zamanına, sözüne, hedeflerine ve sınırlarına değer vermiyorsa yalnızca konuşarak başkalarından saygı görmesi zordur. İnsanlar, karşındaki kişinin kendisine verdiği değeri davranışları üzerinden okumaya eğilimlidir.
Örneğin bir erkek her sabah erken kalkıp spor yapacağını söylüyor ama her defasında vazgeçiyorsa, yalnızca bir egzersiz programını aksatmıyor demektir. Aynı zamanda kendi sözüne güvenemeyeceğini hem kendisine hem de çevresine göstermektedir.
Para biriktirmek istediğini söyleyip kontrolsüz harcamaya devam etmesi, sağlığına dikkat edeceğini söyleyip bütün sorumluluğu başkalarına yüklemesi veya ilişkide kabul etmeyeceğini söylediği davranışlara sürekli izin vermesi de aynı etkiyi yaratır.
Özsaygı, insanın kendisini kusursuz görmesi değildir. Kişinin verdiği sözleri mümkün olduğunca tutması, hatalarının sorumluluğunu alması ve kendi değerleriyle ve sınırları ile tutarlı yaşamaya çalışmasıdır.
Bir erkeğin partnerinden saygı beklemeden önce kendisine şu soruyu sorması gerekir:
“Ben şu anda kendi gözümde saygı duyacağım bir insan gibi davranıyor muyum?”
Saygının ön koşullarından birisi, özsaygı ile de alakalı olacak şekilde güçtür. Kadınlar bir erkek ancak güçlü ise ona saygı duyarlar. Fakat güç konusunda erkeklerin yaptığı önemli hatalar var. Bunlardan en önemlisi ve yaygını, birçok erkeğin saygıyı, saldırgan bir güç ve duygusuz davranarak kazanmaya çalışması.
Gerçek Güç Baskıcılık veya Duygusuzluk Değildir
Evet, ilişkilerde güçten söz edildiğinde kavram kolayca yanlış anlaşılabilir. Güçlü olmak; saldırgan davranmak, kadına hükmetmek, her kararı tek başına almak veya partnerinin ihtiyaçlarını önemsiz görmek değildir.
Benzer şekilde duygularını tamamen kapatmak, sürekli sert görünmek ve hiçbir şeyden etkilenmiyormuş gibi davranmak da güç değildir. Bunlar çoğu zaman kişinin incinebilir tarafını saklamak amacıyla taktığı bir maskedir.
Gerçek güç, erkeğin hem partneriyle bağlantıda kalabilmesi hem de kendisini terk etmemesidir. Partnerinin duygularını görebilir, onun hayal kırıklığını anlayabilir ve buna rağmen kendi kararını koruyabilir.
Örneğin şöyle diyebilir:
“Bu planı ne kadar istediğini ve hayal kırıklığına uğradığını anlıyorum. Fakat Cumartesi günü için cevabım yine de hayır. Senin ne istediğin benim için önemli ama bu kez kendi planımı uygulamam gerekiyor.”
Bu yaklaşımda soğukluk yoktur. Partner cezalandırılmamakta, küçümsenmemekte veya terk edilmemektedir. Fakat erkek de karşı tarafın üzülmesine dayanamadığı için kendi kararından vazgeçmemektedir.
Burada sevgi, sıcaklık ve omurga aynı anda bulunmaktadır.
Partnerinizin Hayal Kırıklığına Dayanabilmek
İnsanları memnun etmeye alışmış bir erkek için partnerinin üzülmesi son derece tehdit edici olabilir. Kadının mutsuzluğu, erkeğin zihninde ilişkinin tehlikeye girdiği anlamına gelebilir. Bu nedenle erkek, partnerinin yaşadığı her olumsuz duyguyu hemen ortadan kaldırmaya çalışır.
Oysa her insanın üzülmeye, kızmaya veya hayal kırıklığına uğramaya hakkı vardır. Sağlıklı bir ilişkide taraflar birbirlerinin bütün olumsuz duygularını engellemek zorunda değildir.
Erkek hafta boyunca partneriyle zaman geçirmiş ve hafta sonunda arkadaşlarıyla buluşmak istemiş olabilir. Partneri o günü birlikte geçirmek istediği için hayal kırıklığına uğrayabilir. Bu durumda erkeğin iki seçeneği varmış gibi düşünülür: Ya partnerini seçerek kendisinden vazgeçecek ya da kendi planını seçerek partnerini önemsememiş olacaktır.
Gerçekte üçüncü bir seçenek vardır. Erkek partnerinin duygusunu anlayabilir, sevgisini ifade edebilir ve yine de arkadaşlarıyla buluşabilir. Partnerinin hayal kırıklığına uğraması, erkeğin mutlaka yanlış yaptığı anlamına gelmez.
Bazen bir insanın size saygı duyabilmesi için onu hayal kırıklığına uğratma riskini göze almanız gerekir. Çünkü sınırlar ancak karşı taraf hoşnut olmadığında da korunabiliyorsa gerçek sınırlardır.
Fakat şunu da eklemem gerekiyor ki, kendinizle ilgili, partnerinizi içermeyen her aktiviteye gücenen veya üzülen bir partner, bu gibi durumlarda sürekli olarak onu önemsemediğinizi söylüyor ya da ima ediyorsa, burada manipülatif ve toksik bir partneriniz olabilir ve üçüncü seçenek de bu tür insanlarda işe yaramaz. Fakat böyle biriyleyseniz, yapmanız gereken ilişkide saygı kazanmak değil ilişkiyi bitirmektir.
İlişkinin Ebeveyn-Çocuk Dinamiğine Dönüşmesi
Duygusal boyun eğme zamanla ilişkiyi iki yetişkinin birlikteliğinden çıkarıp ebeveyn-çocuk ilişkisine dönüştürebilir.
Erkek sürekli olarak partnerinden onay beklediğinde, kendi kararlarını alamadığında ve sorumluluklarını ona yüklediğinde kadın eş olmaktan çıkarak bir yönetici veya anne rolüne geçebilir. Erkeğin planlarını düzenlemek, sorumluluklarını hatırlatmak ve duygusal krizlerini yönetmek zorunda kalabilir.
Bu dinamikte romantik çekimin zayıflaması şaşırtıcı değildir. Çünkü bir insanın aynı kişiye hem ebeveynlik yapması hem de onu eşit bir romantik partner olarak görmesi oldukça zordur.
Bu nedenle erkeğin kendi sorumluluklarını üstlenmesi, ne istediğini bilmesi ve kararlarının sonuçlarını taşıması gerekir. Her davranışı için izin beklemek yerine partnerine bilgi vermeli, onun görüşünü dinlemeli ve sonunda yetişkin bir insan olarak karar verebilmelidir.
İlişkilerde sınır koymayı bilmeyen, sürekli fedakarlık yapan ve bu nedenle de travmatik deneyimler yaşayan erkekler, sınır koyma ve fedakarlık konusunda çözümü, aşırı uçlara kaymakta arayabilirler. Bu nedenle de dengeyi anlamak önemlidir.
Sınır Koymak ile Bencil Olmak Arasındaki Denge
Kendi ihtiyaçlarına sahip çıkmak, yalnızca kendi istediğini yapmak anlamına gelmez. “Ben böyle istiyorum” diyerek partnerin ihtiyaçlarını sürekli görmezden gelmek güç değil, bencilliktir.
İlişkiler uzlaşma, fedakârlık ve karşılıklı anlayış gerektirir. Bazen partnerinizin istediği bir etkinliğe yalnızca onun için katılabilirsiniz. Bazen kendi planınızı erteleyebilir veya ortak bir karar için tercihinizden vazgeçebilirsiniz. Bazen partneriniz ile hiç canınız istemediği halde mesajlaşabilirsiniz ve hatta yorgun olsanız bile seks yapabilirsiniz.
Buradaki önemli ayrım, fedakârlığın bilinçli bir seçim mi yoksa terk edilme korkusundan doğan otomatik bir teslimiyet mi olduğudur.
Kişi sevdiği için gönüllü olarak uzlaşabilir. Ancak her anlaşmazlıkta kendi ihtiyacını yok sayıyorsa bu artık uzlaşma değil, kendini terk etmektir.
Sağlıklı denge, “Benim istediğim olacak” ile “Sen ne istersen o olsun” uçlarının arasında bulunur. İki taraf da konuşabilmeli, gerektiğinde geri adım atabilmeli ve önemli sınırlarını koruyabilmelidir.
Kendini Terk Etmek Yakınlık Değildir
Birçok erkek kendisinden vazgeçmeyi sevgi, bağlılık veya yakınlık zannedebilir. Partneri üzülmesin diye susmayı, kendi ihtiyaçlarını bastırmayı ve bütün enerjisini onun mutluluğuna adamayı sevginin kanıtı olarak görebilir.
Fakat kendini terk etmek gerçek yakınlık üretemez. Çünkü partneriniz sizin gerçek düşüncelerinizle, ihtiyaçlarınızla ve kişiliğinizle karşılaşmıyorsa gerçekte kiminle yakınlık kurmaktadır?
Sürekli uyum sağlayan kişi, partnerinin karşısına gerçek benliğiyle değil, kabul görmek için oluşturduğu bir karakterle çıkar. Bu durum bir süre huzurlu görünebilir; fakat zamanla güvensizlik, kırgınlık ve saygı kaybı yaratır.
Gerçek yakınlık, bir insanın kendisini açıkça ortaya koyabilmesini gerektirir. “Bunu istiyorum”, “Buna ihtiyacım var”, “Bu davranış benim için kabul edilebilir değil” ve “Bu konuda sana katılmıyorum” diyebilmek yakınlığın karşıtı değildir. Bunlar dürüst bir ilişkinin temelidir.
Değişmek İlişkiyi Her Zaman Kurtarmaz
Erkeğin daha tutarlı davranması, sınırlarını koruması ve özsaygısını geliştirmesi ilişkinin mutlaka düzeleceğini garanti etmez.
Kadının geçmiş ilişkilerinden, ailesinden veya mevcut ilişkide daha önce yaşananlardan kaynaklanan çözümlenmemiş kırgınlıkları olabilir. Erkek bugün değişmeye başlasa bile geçmişte verdiği zararların etkisi hemen ortadan kalkmayabilir. Kadının da kendi yaralarıyla yüzleşmesi, sorumluluk alması ve güveni yeniden kurmaya istekli olması gerekir.
Erkeğin değişimi ilişkiye iyileşme fırsatı sunabilir. Ancak bazen bu değişim, ilişkinin artık sürdürülemeyeceğini de ortaya çıkarabilir. Taraflardan biri diğerine hiçbir koşulda saygı duyamıyor veya onun sınırlarını kabul etmek istemiyorsa ilişkinin sona ermesi daha sağlıklı olabilir.
Özsaygının amacı her ne pahasına olursa olsun ilişkiyi kurtarmak değildir. Amaç, kişinin kendisini kaybetmeden sevgi verebildiği ve sevgi alabildiği bir ilişki kurabilmesidir.
Sonuç: Saygıyı Talep Etmek Yerine Saygı Duyulacak Bir Hayat Kurmak
Bir kadının saygısını kazanmak için sürekli daha fazla şey yapmak, daha çok fedakârlıkta bulunmak veya onun bütün isteklerini karşılamak çoğu zaman beklenen sonucu yaratmaz. Çünkü saygı, başkasının onayını elde etmek amacıyla yapılan performanstan değil, insanın kendi karakteriyle kurduğu ilişkiden doğar.
Kendi sözünü tutan, sorumluluk alan, ne istediğini bilen ve bunu açıkça ifade edebilen bir erkek hem kendisine hem de partnerine daha sağlam bir zemin sunar. Gerektiğinde hayır diyebilir; fakat bunu sevgisini geri çekmeden yapar. Partnerinin duygularını anlayabilir; fakat o duyguları yönetebilmek için kendi kimliğini yok etmez.
Gerçek güç, duygusuz veya baskıcı olmak değildir. Gerçek güç, sevdiğiniz insan üzgün olduğunda bile onunla bağlantıda kalırken kendi merkezinizi koruyabilmektir.
Bu nedenle temel soru, “Bir kadının bana saygı duymasını nasıl sağlayabilirim?” olmamalıdır. Çünkü başka bir insanın duygularını ve kararlarını bütünüyle kontrol edemezsiniz.
Sorulması gereken asıl soru şudur:
“Ben kendi gözümde saygı duyacağım bir erkek, eş, partner ve baba gibi davranıyor muyum?”
İnsan, önce kendi sözünün arkasında durmayı, ihtiyaçlarını tanımayı ve değerleriyle uyumlu yaşamayı öğrenmelidir. Bunu partnerinden övgü almak veya ilişkiyi kaybetmemek için değil, olmak istediği insan hâline gelmek için yapmalıdır.
Saygıyı zorla elde edemezsiniz. Fakat kendinize saygı duyacağınız bir hayat kurarak karşılıklı saygının gelişebileceği koşulları yaratabilirsiniz.
Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.
