Kalp krizine giden yol 20’li yaşlarda başlıyor

Kalp hastalığının ileri yaşlarda ortaya çıkan bir sorun olduğunu düşünmeye alıştık. İnsanların zihninde kalp krizi; 50’li, 60’lı, 70’li, hatta 80’li yaşlarda karşılaşılabilecek bir olay. Fakat kalp hastalığı çoğu zaman kalp krizinin yaşandığı gün başlamıyor. O gün, yıllardır sessizce ilerleyen bir sürecin görünür hâle geldiği gün oluyor.

Peki kalp hastalığı gerçekten ne zaman başlıyor?

Gençlerde aterosklerozun nedenlerini inceleyen bir çalışmada araştırmacılar, trafik kazalarında hayatını kaybeden, 15 ile 34 yaşları arasındaki yaklaşık 3.000 gencin otopsilerini değerlendirmiş. İncelenen gençlerin damar sistemlerinin bir bölümünde erken aterosklerotik değişiklikler görülmüş. Buna ergenler de dahil. Gençler 20’li yaşlarına ulaştıklarında, damarın içindeki kan akış alanına doğru çıkıntı oluşturmaya başlayan plaklar, azımsanamayacak bir bölümünde çoktan ortaya çıkmaya başlamış.

Bogalusa Kalp Çalışması da iki yaşından 39 yaşına kadar uzanan bir yaş grubunu incelenmiş. Otopsiler, damarlardaki hastalığın yaygınlığının kişinin yaşamı boyunca taşıdığı kalp ve damar risk faktörlerinin sayısıyla doğrudan arttığını gösteriyor ki bu ilişki çocuklarda bile görülüyor.

Güncel ulusal verilerde, en azından ABD’de, kalp krizlerinin yaklaşık beşte birinin artık 35 yaşın altındaki kişilerde görüldüğü belirtiliyor. Üstelik bunların dörtte birine kadar olan bölümünde geleneksel risk faktörleri bulunmayabiliyor. Yani genç olmak tek başına koruyucu bir kalkan değil. İnce görünmek, spor yapıyor olmak ya da daha önce yüksek tansiyon tanısı almamış olmak da damarların içinde hiçbir şey yaşanmadığı anlamına gelmiyor.

INTERHEART adlı, 52 ülkede yaklaşık 30.000 kişiyi kapsayan bir çalışmada, değiştirilebilir dokuz risk faktörünün ilk kalp krizi riskinin yaklaşık yüzde 90’ını açıkladığı görülmüş. Genetiğin elbette bir rolü var; ancak günlük hayatın etkisi çok daha büyük. Ve bu aynı zamanda iyi haber. Çünkü yaşamınızda değişiklik yapmaya ne kadar erken başlarsanız, bu değişikliklerin olumlu etkisi zamanla o kadar fazla birikir.

Ateroskleroz nedir ve damarınızın içinde ne olur?

Bahsettiğimiz sürecin tıbbi adı ateroskleroz. Damarların içinde birikme ve sertleşme sürecinden söz ediyoruz.

Koroner arterler, kalbin çevresini saran ve kalp kasına kan ile oksijen taşıyan küçük damarlar. Kalp kasının çalışabilmesi ve kan pompalayabilmesi için bu damarlardan sürekli beslenmesi gerekiyor. Koroner damarlardan biri tıkandığında ortaya çıkan olay, basitçe ifade edersek, kalp krizi.

Bir atardamarı bahçe hortumu gibi düşünün. Hortumun içinden akan su, kanınız. Hortumun iç yüzeyi ise endotel adı verilen, tek katlı ve canlı bir hücre tabakasıyla kaplıd. Bu tabaka adeta yapışmaz bir kaplama gibi davranıyor. Sürekli olarak nitrik oksit adlı bir molekül üretiyor ve nitrik oksit damarların gevşek ve açık kalmasına yardım ediyor, inflamasyonu da mümkün olduğunca sınırlı tutuyor.

Acil serviste bu mekanizmadan ilaç olarak yararlanılıyor. Kalp krizi geçiren bir hastaya ilk verilen ilaçlardan biri GTN, yani gliseril trinitrattır. Bu ilaç koroner damarlarda güçlü bir nitrik oksit etkisi oluşturarak damarların hızla açılmasına yardım ediyor. Damarlarınızın her saniye ürettiği bu molekül o kadar önemli ki acil tıpta onun sentetik etkisinden yararlanılıyor.

Şimdi yeniden bahçe hortumuna dönelim. Yıllar boyunca o hortumun içinden çok sıcak, şekerli ve hafif aşındırıcı bir sıvı geçirdiğinizi düşünün. Zamanla hortumun iç yüzeyi hasar görüyor, yapışmaz kaplama pürüzlenmeye, bazı yerlerde bozulmaya başlıyor. Daha az nitrik oksit üretiliyor, hortum sertleşiyor ve esnekliğini kaybediyor.

Damarın iç yüzeyi hasar gördüğünde bağışıklık hücreleri o bölgeye geliyorlar ve hasarlı noktaya takılıyorlar. Sonra da damar duvarına geçen LDL kolesterolü içine almaya başlıyor. Zaman içinde kolesterolle dolmuş bu bağışıklık hücreleri; kalsiyum ve lifli dokuyla birleşerek plak dediğimiz yapıyı oluşturuyorlar.

Daha önce bahsettiğimiz çalışmada, 15-19 yaş grubunun tamamında, plağın en erken biçimi olan yağlı çizgilenmeler görülmüştü. 25-34 yaş grubuna gelindiğinde ise kanın aktığı alana doğru yükselen plaklar yaklaşık yüzde 20 oranında mevcut. Bir insan 40 yaşında kalp krizi geçirdiğinde, o krize zemin hazırlayan plak çoğu zaman ergenlik yıllarından beri sessizce büyüyor.

Modern hayat damarları neden daha hızlı yıpratıyor?

Ateroskleroz, hasara karşı uzun yıllar devam eden bir tepki ve günümüzde bu hasarın birden fazla kaynağı aynı anda devrede. Üstelik bunların bir bölümü, bir ya da iki nesil önce bugünkü yoğunlukta olmayan nedenler.

Gençlerde hastalığı ilerlettiği gösterilen yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, glikoz intoleransı, obezite ve sigara kullanımı gibi riskler son yıllarda daha belirgin hâle geldi. Genç yetişkinlerde metabolik sendrom oranı yaklaşık 20 yıldır artıyor. Birçok ülkede obezite ya da tip 2 diyabet görülen gençlerin oranı 2000’li yılların başından bu yana kabaca iki katına çıktı.

Fakat mesele yalnızca geleneksel risk faktörlerinden ibaret değil. Kalp krizi geçirmiş 40 yaş altındaki kişilere odaklanan yakın tarihli sistematik incelemelerde, hastaların dörtte birine kadar olan kısmında bu geleneksel faktörlerin hiçbirinin bulunmadığı görülüyor. Bunların yerine kronik psikolojik stres, kötü uyku, hareketsiz çalışma, uyarıcı madde kullanımı, sosyal izolasyon, otoimmün hastalıklardan ya da tedavi edilmemiş diş sorunlarından kaynaklanan kronik inflamasyon gibi yeni etken kümeleri karşımıza çıkıyor. Genç kadınlarda ise bazen hiç plak bulunmadan, koroner damar duvarında yırtılma anlamına gelen spontan koroner arter diseksiyonu görülebiliyor.

Genç insanların kalbini aynı anda etkileyen beş şey

Modern yaşam genç bir insanın damarlarında aynı anda beş temel baskı oluşturuyor. Üstelik bu beş unsur birbirini güçlendiriyor.

1. Yediklerimiz

Ultra işlenmiş gıdalar, rafine karbonhidratlar, ilave şeker ve endüstriyel tohum yağları bakımından zengin; lif ve bitkisel besinler bakımından fakir modern beslenme düzeni kötü kolestrolü yani LDL kolesterolü yükseltiyor, düşük düzeyli kronik inflamasyonu ve damar sertliğini destekliyor. Damarların iç yüzeyi için doğrudan zararlı olan tekrarlayan kan şekeri yükselmelerine neden oluyor.

Bu beslenme biçimi aynı zamanda karın boşluğunun derininde, iç organların çevresinde biriken visseral yağın artmasını teşvik ediyor. Bu yağ dokusu yalnızca pasif bir enerji deposu değil. Sürekli inflamatuvar moleküller salgılayarak damarlar üzerinde baskı oluşturuyor.

2014 yılında JAMA Internal Medicine’da yayımlanan bir meta-analizde, günlük kalorilerinin yüzde 25’inden fazlasını ilave şekerden alan yetişkinlerin kalp-damar kaynaklı ölüm riskinin, bu oranı yüzde 10’un altında tutanlara kıyasla yaklaşık üç kat daha fazla olduğu bulundu.

2. Nasıl uyuduğumuz

Gecede altı saatten az uyumanın koroner kalp hastalığı riskini yaklaşık yüzde 48 artırdığını biliyoruz.

Derin uyku sırasında kan basıncınızın doğal olarak düşmesi gerekir. Sempatik sinir sistemi sakinleşir, inflamasyon göstergeleri azalır ve kalp-damar sistemi gerçek anlamda dinlenir. Beş saat uyuduğunuzda bu düşüş gerektiği gibi gerçekleşmeyebilir. Kalp gece boyunca tam olarak toparlanamaz. Bu durum yıllar ve on yıllar boyunca tekrarlandığında kalp sağlığı üzerinde ciddi bir yük oluşturur.

3. Nasıl hareket ettiğimiz ya da etmediğimiz

Genç bir ofis çalışanı günde yaklaşık sekiz ila on iki saat oturabiliyor. Oturmak yalnızca egzersiz yapmamak değildir; başlı başına farklı bir fizyolojik durumdur. Bacaklardaki ve kalbe dönen kan akışı azalır, kas faaliyeti düşer ve glikozun işlenmesi bozulur.

Aerobik egzersiz, damarların endotel tabakasını onarmak için sahip olduğumuz en güçlü araçlardan biridir. Artan kan akışı damar duvarında “shear stress” adı verilen mekanik bir etki oluşturur. Bu sinyal endotele daha fazla nitrik oksit üretmesini söyler. Yani hareket yalnızca kalori yakmaz; damarınızın iç yüzeyine nasıl çalışması gerektiğini de hatırlatır.

4. Kronik stres

Stres bedeninizde iki sistemi devreye sokar ve kronikleştiğinde bu sistemleri açık bırakır. Bunlardan biri kortizol, diğeri ise adrenalin üretir.

Kortizol kan şekerini yükseltir, yağın iç organların çevresinde depolanmasını destekler, kan basıncını artırır ve inflamasyonu yükseltir. Adrenalin kalp hızını yüksek, damarları gergin ve kandaki trombositleri daha yapışkan tutar. Bu da kanın pıhtılaşma eğilimini artırarak kalp krizi gibi olaylara katkıda bulunabilir.

Görüntüleme çalışmaları, beynin stres merkezlerindeki faaliyetin yıllar sonra yaşanabilecek gerçek kalp krizlerini öngörebildiğini gösteriyor. Bu nedenle kronik stres artık kendi başına bir kalp-damar risk faktörü olarak, yüksek tansiyonla aynı ciddiyet düzeyinde ele alınıyor.

5. Sosyal izolasyon

İki milyondan fazla kişiyi kapsayan 90 çalışmalık bir meta-analizde sosyal izolasyon, kalp-damar kaynaklı ölümlerde yüzde 34 artışla ilişkilendirilmiş. Yalnızlık hissi ise herhangi bir nedenden ölüm riskinde yüzde 14 artışla bağlantılı.

Mekanizma aslında daha önce anlattıklarımızla benzer: stres tepkisinin sürekli aktif kalması, daha fazla inflamasyon, daha kötü uyku ve sağlıksız alışkanlıklar.

İnsanlar yakın topluluklar içinde yaşamak üzere evrimleşti. Modern hayat, özellikle de teknolojiyle birlikte artan sosyal kopukluk, kalbimiz açısından biyolojik olarak oldukça tuhaf bir ortam yaratıyor.

Kalp sağlığı için RESET yöntemi

Bu tabloya yaklaşırken RESET adını verdiğim bir çerçeveyi kullanabiliriz. RESET, kanıtların kalp-damar riski üzerinde sürekli etkili olduğunu gösterdiği beş alandan oluşuyor: Rest, Eating, Social connection, Exercise ve Thought/Mood. Türkçe karşılıklarıyla dinlenme, beslenme, sosyal bağ, egzersiz ve düşünce/ruh hâli.

R – Rest: Dinlenme ve uyku

Dinlenmeyi ilk sıraya koyuyorum; çünkü uykusuz kaldığınızda diğer her şey dağılmaya başlıyor. Yiyecekler karşısındaki öz denetiminiz zayıflıyor, egzersiz motivasyonunuz kayboluyor, ruh hâliniz bozuluyor ve inflamasyonunuz artıyor.

Hedef, hafta sonları da dahil olmak üzere her gece yaklaşık aynı saatlerde yedi ile dokuz saat uyumaktır. Uyku konusunda uzmanlaşmaya çalışın. Uykunuzu beslenmeniz ve egzersiziniz kadar önemli görün.

Uyandıktan sonraki ilk saat içinde ya da güneş doğar doğmaz sabah ışığı almaya çalışın. Öğleden sonra kafeini kesin; çünkü kafeinin yarı ömrü yaklaşık beş-altı saattir. Saat 15.00’te içtiğiniz kahve, 21.00’de yatağa hazırlanırken hâlâ kanınızda olabilir. Yatak odanızı karanlık ve serin tutun. Uyumadan önceki son yarım saatte telefon, televizyon ve diğer ekranları bırakın. Telefonu başka bir odada tutmak ve sıradan bir çalar saat kullanmak bu işi kolaylaştırabilir.

Yüksek sesle horluyorsanız, yorgun uyanıyorsanız ya da eşiniz gece nefesinizin durakladığını fark ettiyse uyku apnesi açısından değerlendirilmelisiniz. Uyku apnesi kötü uykunun en sık gözden kaçan ve düzeltilebilir nedenlerinden biridir; aynı zamanda kalp-damar hastalığının önemli bir itici gücüdür.

E – Eating: Beslenme

En güçlü kanıta sahip beslenme düzenlerinden biri Akdeniz tipi, yani tam gıdalara dayalı beslenmedir. Bu aslında Güney Avrupa’daki insanların yaklaşık 50 yıl önce yediği biçime oldukça benzer.

PREDIMED çalışmasında kalp-damar riski yüksek olan ve sızma zeytinyağı ya da kuruyemişle desteklenmiş Akdeniz tipi beslenen kişilerde, Akdeniz tipi olmayan düşük yağlı bir diyet uygulayanlara göre kalp krizi gibi önemli kalp olayları yaklaşık yüzde 30 daha az görüldü.

Öğünlerinizi üç temel unsurun etrafında kurun. Birincisi protein: yumurta, balık, tavuk, mercimek, fasulye, yoğurt ve zaman zaman kırmızı et. Öğün başına yaklaşık 20-40 gram protein hedeflenebilir. İkincisi sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, otlar, baharatlar, kuruyemiş ve tohumlar gibi bitkisel besinlerdir.

Bir hafta içinde yaklaşık 30 farklı bitkisel gıda tüketmeye çalışın. Bu ilk bakışta çok görünebilir; fakat otların, baharatların ve kuruyemişlerin de bu sayıya dahil olduğunu unutmayın.

Üçüncüsü sağlıklı yağlar. Temel yağınız kaliteli sızma zeytinyağı olsun; haftada birkaç kez yağlı balık tüketmeye çalışın.

Aynı zamanda üç şeyi ciddi biçimde azaltın: ultra işlenmiş gıdalar, özellikle gazlı içecek ve meyve suyu gibi sıvı biçimde alınan ilave şeker ve tek başına tüketilen beyaz ekmek ya da hamur işi gibi rafine karbonhidratlar.

Bir gıdayı neyle birlikte tükettiğiniz de önemlidir. Yumurta, avokado ve roka ile yenilen ekmek; tek başına yenilen beyaz ekmekle aynı öğün değildir. Kuruyemiş ya da yoğurtla tüketilen meyve de tek başına yenilen meyveye göre daha küçük bir glikoz yükselmesi oluşturur. Fakat varsayılan olarak ultra işlenmiş gıdaları hayatınızdan çıkardığınızda, zarar veren unsurların büyük bölümünü de çıkarmış olursunuz.

S – Social Connection: Sosyal bağ

Bazı analizler yalnızlığın kalp-damar üzerindeki maliyetini günde 15 sigara içmeyle aynı aralıkta değerlendiriyor. Kronik yalnızlık kortizolü, inflamasyonu ve kan basıncını yükseltirken uykuyu kötüleştiriyor.

Haftanın çoğu gününde gerçekten sevdiğiniz ya da hoşlandığınız biriyle en az bir yüz yüze etkileşim kurmayı hedefleyin. Telefon ya da görüntülü görüşmeler de değerlidir. Sosyal zamanı spor salonuna gitmek ya da haftalık alışveriş yapmak gibi takviminize yerleştirin. Çünkü yetişkinlikte insanlar çoğu zaman bilinçli bir karar nedeniyle değil, hayatın akışı içinde istemeden birbirinden uzaklaşıyor.

Bir zamanlar çok yakın olduğunuz biriyle bağınızı kaybettiyseniz ona mesaj gönderin. Ailenizden, yeni işinizden ya da son zamanlarda yaptığınız bir şeyden söz edin. İnsanların büyük kısmı böyle bir mesaj almaktan memnun olur. Çoğu zaman karşı taraf da ilk adımı sizin atmanızı bekliyordur.

En yakın ilişkinizin niteliği, kalp-damar sisteminiz üzerindeki en büyük sosyal girdilerden biri olabilir. Sürekli tartıştığınız ya da destek görmediğinizi hissettiğiniz bir partnerle yaşamanın gerçek bir biyolojik bedeli vardır. Bu ilişki üzerinde çalışmak, kelimenin gerçek anlamıyla bir kalp-damar müdahalesi olarak düşünülebilir.

E – Exercise: Egzersiz

Şu anda yaptığınızdan daha fazla hareket edin ve bunu üç farklı biçimde yapın.

Birincisi koşu, yokuş yukarı yürüyüş, bisiklet, yüzme ya da tempolu yürüyüş gibi aerobik egzersizdir. Temel budur. Genel hedef haftada 150 dakika orta yoğunlukta egzersizdir. Bu, haftada beş gün yaklaşık 30 dakikaya karşılık gelir. Yoğunluğunuz, derin nefes almadan uzun bir konuşma sürdürmenin zorlaştığı bir seviyede olmalıdır.

Aerobik egzersiz damarların iç yüzeyini onarmaya yardım eder, HDL kolesterolü yükseltir, kan basıncını düşürür ve insülin duyarlılığını iyileştirir.

İkincisi yüksek yoğunluklu aralıklı egzersiz, yani HIIT’tir. Bu, aerobik çalışmanın üzerine özellikle VO2 maksimumu geliştiren ek bir etki koyar. VO2 maksimum, yaşam süresiyle ilgili sahip olduğumuz en güçlü göstergelerden biridir. Haftada iki kısa HIIT seansı, yalnızca 10-15 dakika sürse bile yeterli olabilir.

Üçüncüsü direnç egzersizidir. Eskiden kas çalışmasını kalp sağlığından ayrı düşünürdük; ancak kanıtlar değişti. Kas, kandaki şekeri içine çeken başlıca dokulardan biridir. Daha fazla kas, insülinin çalışma biçimini doğrudan iyileştirir. Kuvvet antrenmanı aynı zamanda kemikleri korur, 30’lu yaşlardan sonra yavaş yavaş başlayan kas kaybını sınırlar ve herhangi bir nedenden ölüm riskini azaltır. Mümkünse haftada iki seans yapın; bacaklar, omuzlar, göğüs ve merkez bölgesi gibi büyük kas gruplarını çalıştırın.

T – Thought and Mood: Düşünceler ve ruh hâli

Buradaki amaç kronik stres tepkisini kesintiye uğratmaktır. Sinir sisteminizin gün içinde düzenli olarak savaş ya da kaç durumundan çıkıp dinlenme ve sindirim durumuna, yani parasempatik sinir sistemi hâline dönmesini istersiniz.

Bunu destekleyen üç basit yaklaşım var. Birincisi, nefes verişin nefes alıştan daha uzun olduğu yavaş nefes egzersizidir. Bu, vagus sinirini doğrudan etkinleştirir. Beş dakika bile kalp hızı değişkenliğinde, stres durumunuzla bağlantılı olumlu değişiklikler oluşturabilir.

İkincisi, özellikle yeşil ve doğal alanlarda düzenli olarak dışarıda zaman geçirmektir. Yaklaşık 20 dakikalık bir süre bile kortizolü belirgin şekilde düşürebilir.

Üçüncüsü ise mümkün olduğunda stresin gerçek kaynağıyla ilgilenmektir. Bu sizi tüketen bir iş, sizi aşağı çeken bir ilişki ya da geceleri uyanık tutan maddi bir sorun olabilir. Bir videoda bunları söylemenin, gerçek hayatta çözmekten çok daha kolay olduğunun farkındayım. Fakat bunların her biri doğrudan kalp-damar sisteminize yansır.

Sürekli düşük ruh hâli, kaygı ya da depresyon belirtileri yaşıyorsanız bunu bir kalp-damar risk faktörü olarak da ele alın. Çünkü depresyon gençlerde kalp hastalığı riskinin yaklaşık iki katıyla ilişkilidir.

Bugün başlamanız neden önemli?

Bu yazıdan çıkarmanızı istediğim temel mesaj şu: Kalp hastalığı gerçekten ergenlikte ve 20’li yaşlarda başlayabilir. Otopsilerin gösterdiği şey budur. Damarlarınızın iç yüzeyinde hissedemeyeceğiniz, göremeyeceğiniz ve standart bir testte hemen ortaya çıkmayabilecek bir hasar gelişir. Sonuç bazen ancak onlarca yıl sonra görünür olur.

Modern yaşam bu süreci kötü beslenme, yetersiz uyku, hareketsizlik, kronik stres ve özellikle teknolojiyle artan sosyal izolasyonun birleşimiyle gençlerde hızlandırıyor. Bu unsurların hepsi sonuçta aynı yola bağlanıyor: endotel hasarı, inflamasyon ve damarlarda plak birikimi.

Fakat bütün bunların cesaret verici bir tarafı var. Değişim için önünüzde geniş bir pencere bulunuyor. RESET yöntemindeki alanların her biri değiştirilebilir. Her biri, çoğu zaman haftalar içinde ölçülebilen müdahalelere yanıt verir. Üstelik bunların büyük kısmı ücretsizdir.

Aerobik egzersiz damarların iç yüzeyini onarmaya yardım eder. Uyku kalbin toparlanmasına izin verir. Beslenmeniz inflamasyonu ve kolesterolü değiştirir. Sosyal bağ kortizol düzeyini düşürür. Stres yönetimi sinir sistemini yeniden dengeye getirir. Bunlar için takviye ürün satın almanız ya da mutlaka reçeteli bir ilaca başlamanız gerekmez. Başlangıç noktalarının çoğu şu anda elinizdedir.

Eğer 20’li ya da 30’lu yaşlarınızdaysanız, her gün yaptığınız hangi şeylerin kalbinize çok yavaş biçimde zarar verebileceğini düşünmeye başlamalısınız. Bunu şimdi yaparsanız önünüzde, alışkanlıklarınızı değiştirebileceğiniz uzun yıllar var. Amaç yalnızca bugün daha iyi hissetmek değildir. Amaç, ileride yaşanabilecek bir kalp krizinin daha en başından hiç gerçekleşmemesi için elinizdeki zamanı kullanmaktır.

Kaynak: Doctor Alex – Stop Ignoring This: The Real Reason 30-Year-Olds Are Having Heart Attacks

 

Kadınlar süper fit erkek vücudu konusunda yalan söylemiyorlar

İnceller üzerine yaptığı bilimsel araştırmalarla tanınan William Costello’nun (kendisinin 2 yıl önce Triggernometry kanalındaki The Truth about Incels yayınını tavsiye ederim), X hesabında bir anket yaptı ve Olly Murs’un 12 haftalık spor salonu dönüşümünden önceki halinin mi yoksa sonraki halinin mi daha iyi göründüğünü sordu.

Erkeklerin %64’ü, dönüşüm sonrası halinin daha iyi göründüğünü söylerken, %36’sı, önceki halinin daha iyi göründüğünü söylemiş. Kadınların ise %79’u ise, önceki halinin daha iyi göründüğünü söylerken, %21’i sonraki halinin daha iyi göründüğünü söylemiş.

Bunun üzerine bir kullanıcı, “kadınlar bu konuda neden yalan söylüyorlar? yalan söylemelerinin gerçek nedeni nedir?” diye sormuş.

Kadınlar muhtemelen bu konuda yalan söylemiyorlar. Maskülenite zirvedeyken erkekler soldaki ya da aşağıdaki gibiydi, maskülenite eksikliğinin kas ile kapatılmaya çalışıldığı devrin sağdaki gym fareleri gibi değil.

Bu tür cinsiyet içi yanılgılar kadınlarda da çok var. Örneğin ben günümüzde moda olan ve gerçekten gülünç duran arı sokmuş gibi patlak, eskiden 50 yaş üstü kadınların yaptırdığı türden gerilmiş, 20 yaşındaki kızı 40 yaşında gösteren, Joker gülüşü tipi dudakları çekici bulan çok erkek yok ama kadınlar bunun güzel bir şey olduğunu sanarak yapıp duruyorlar.

Örneğin Rivelino’nun “makyaj endüstrisi genç kadınları yok ediyor” diye paylaştığı iki fotoğrafta, çoğu erkek soldaki doğal hali daha çekici bulacaktır. Sağdaki ise kadınların erkeklere daha çekici geldiğini sanarak yaptıkları bir makyaj.

Neyse biz bu “fit erkek vücudu” olayına geri dönelim.

Bir X kullanıcısı şunu yazmış:

Fit vücut disiplini, mücadeleyi, istikrarı temsil eder. Siz kadınların fit vücutta şekle şemale dikkat ediyor sanıyosunuz ama gerçek öyle değil. Hayvanlardan yola çıkın. Hepsi bilinçaltında mental olarak sağlam erkek istiyor. Onların bile çoğu bunun farkında değil.

Fit vücut öyle. Özellikle de çok kaslı olmayacak şekilde atletik vücut, iyi avcı arketipine denk gelir ve çok eski çağlardan beri çekicidir. Ama aşırı kas ya da aşırı yağsız vücut peşinde olmak, mücadele ve istikrarın değil, erkek tiği vücut dismorfisinin temsilcisi. Kadınlarda aşırı zayıflık, anoreksi olarak görülen bu ruhsal bozukluk, erkeklerde fazla kas ya da aşırı derecede yağsız vücut takıntısı olarak ortaya çıkıyor.

Vücut dismorfisine sahip kişi çirkin ya da yetersiz hisseder, daha yakışıklı olmak ister ama bu his bir duygu olduğundan, yakışıklılığı ve çirkinliği belli parametrelere bağlar.

Bu kişi, çirkin olduğunu ve çekici olmanın fit bir vücut olduğunu düşünüyor. Daha fazla fit ve kaslı olmaya çalışıyor ve fit oluyor da. Ama sorun şu ki, asıl problem bu kişinin içsel, psikolojik bir yarasının olması ve bu yaranın fit veya kaslı olmak ile bağlansa da, daha da ince bir vücuda sahip olarak iyileşmeyecek olması.

Fit ve kaslı vücut ile bağlanan bu psikolojik yara incelerek düzeltilemediği için, kişi yeterince fit olmadığını düşünerek sürekli olarak daha fazla fit ve kaslı çalışır. Kişi daha da kaslanır, daha da kaslanır ama hala yeterince çekici hissetmez, bu şekilde hiçbir zaman da  çekici hissedemez. Çünkü kişinin çirkin hissetmesinin fiziksel güzelliği ile alakası yoktur ama beyin bir şekilde bu hissi vücudun fit olmasına bağlamıştır ve çılgın bir şekilde daha fit bir vücuda sahip olarak çekici hissetmeye çalışır.

(Dr.K‘nın 24 yaşında kendini geliştiren adam yayınından bir bölümü erkek versiyonuna çevirerek yazdım.)

Yanlış anlamayın, her vücut tipi çekicidir gibi bir şeyden bahsetmiyorum. Ama yukarıda  Olly Murs’un soldaki hali çekicilik açısından son derece yeterli, 60’lardan kalma Marlon Brondo fotoğrafındaki vücut gibi. Bundan fazlası, eğer bu işi müsabaka olarak, profesyonel olarak yapmıyorsanız, çok daha fazla çekici değil.

Yorumlara “ben bunu çekici görünmek için yapmıyorum ki” diye doluşacakları uyarayım, konuyu “kadınlar soldakinin daha çekici olduğunu söyleyerek bu konuda neden yalan söylüyor?” sorusu ve William Costello’nun “hangisi daha iyi görünüyor” anketi bağlamında değerlendiriyoruz yani böyle şeyler yazmanız, yazı bağlamıyla alakasız.

Bu konu hakkında gymcel olmayın yazımıza da bakabilirsiniz.

Gymcel olmayın!

Biz bu sitede de birçok benzer sitede olduğu gibi erkeklere spor salonunun yolunu tutmalarını ve ağırlık kaldırmalarını tavsiye ediyoruz. Bunun faydalarını belirtiyoruz. İyi bir vücudun cinsel çekicilikte önemini, ağırlık kaldırmanın masküleniteye katkısını biliyorum ve tavsiye ediyorum. Yani buralarda yeniyseniz benim “kadınlar babacık göbüşlü adamları sever” saçmalığını yaymaya çalışan bir embesil olmadığımı bilin ve devam edelim.

Maalesef son yıllarda ecnebilerin gymrat (spor salonu faresi) tabirlerini de aşan bir insan tipi türedi: gymcel.

Gymcel, spor salonu anlamına gelen (gym) kelimesi ile kadınsız olmak anlamına gelen (celibacy) kelimelerinden türemiş bir kelime. Evet, farklı insan tipleri olsalar da inceli çağrıştırıyor.

Ben bu fenomenin farkına son bir iki yıldır, beni arayan ve o kadar kendimi geliştiriyorum ama sonuç yok diye yakınanlarla yaptığım görüşmeler nedeniyle farkına vardım. Bu danışanlarım hafta içi 5 gün spor salonunda ağırlık kaldırıp, sosyal hayat edinin dediğimde, “sen ne diyorsun, iş, spor salonu derken ne ara sosyal hayat” diye karşı çıkan insanlar. Benim tepkim de genelde “haftada 5 gün spor salonunda ne işin var?” oluyor.

Evet, profesyonel sporcu değilseniz, haftanın 5 günü spor salonu size gerekli olmaktan öte zararlı. Bu kadar spor salonuna giden adamların çoğu, en azından bana gelenlerin ezici çoğunluğu, tamamen sosyal olarak izole yaşar hale gelmiş, spor salonu ve iş dışında hemen hemen hiçbir gerçek hayatları olmayan insanlar. İş artı spor salonu ile sahip olabildikleri tek hayat ya da hayatımsı, online olanı.

Gymcel kendiliğinden olan bir fenomen değil. İnternette bir sürü guru, gençlere tüm sorunlarının çözümünü, çok para artı çok iyi vücut gibi satıyor. Sigma erkek videolarında temel tema mesela bu. 1 dakikadan az kısa videolarda formül hep aynı: (1) Cam gibi bir kız müziğin hafif kısmı eşliğinde baştan çıkarıcı hareketler yapıyor, (2) sigma gencimiz “hayır almayayım” hareketi çekip müziğin ağır kısmında spor salonunda hayvani ağırlıklar kaldırıyor ve (3) Christian Bale’in canlandırdığı en gay karakter olan American Sapığı Patrick Bateman gencimize öpücük atıyor (!?!?).

Burada genç erkeklere garip bir Düşler Tarlası masalı da satılıyor. “Siz inşaa edin, onlar gelecekler” masalı. Kripto paraları ezen Yunan Yarıtanrısına dönün, Zeus gökten başınıza am yağdıracak gibi bir inançla, gençler haftanın beş günü (haftaiçi hem de) spor salonuna gidiyorlar, hayvan gibi vücut yapıp aynadan çıplak fotoğraflarını çekip İnstagrama koyuyorlar, kadın gibi vücut güzelliği ile öylece durup kendilerine karşı cinsin yürümesini bekliyorlar. Eminim çok genç çocuklarda arada bu yürüme gerçekleşiyordur ama çoğu erkekte sonuç hüsran oluyor. Birgün (genelde yıllarını bu şekilde geçirdikten sonra) bir sorun olduğunu, izole, yalnız ve kadınsız yaşadıklarını, inşaa etmelerine rağmen gelen gidenin olmadığını fark ediyorlar.

Bu arkadaşlarda enteresan bir feminen narsizm de gözlemliyorum. Instagramlarında üst çıplak fotolarla, güzel vücutla karşı cinsi kendine çekmeye çalışma, sadece süslenip püslenip vücutlarını seksileştirerek oturup karşı cinsin kendilerine yürümesini bekleme ve hatta “ben bunca emek harcamışım şimdi bir de kızlara mı yürüyeceğim” gibi absürt düşünceler! Avcı olan, aktif olarak istediğine yürüyen erkeğin en önemli ilişki avantajı, kadınlara yürüyecek ortama katılma ve orada yürüme avantajı, tamamen çöpe. Ve sonunda da Mahmut Abi ile seans ve “abi ayıptır 185 boyunda yarı Yunan Tanrısı gibi adamım, neden başıma am yağmıyor yahu onu bırak neden 2 senedir yalnızım?” seansı. Ve acı gerçekler.

Bu arada bu yazıyı yazıyorum zira beni haftada 2-3 kişi bu problemle aramaya başladı. Çoğunlukla 24 – 28 yaş aralışında, beyaz yaka çocuklar ama her yaştan ve sosyal statüden gymcel görüyorum.

Neyse, bu adamlara ilk tavsiyem, profesyonel sporcu değillerse, haftada sadece 3 gün spor salonuna gitmeleri ve bu günlerden birini haftasonuna getirmeleri. Fakat işte bu basit tavsiyeyi uygulamak zor zira birçoğu için spor salonu artık bir duygusal kaçış, başa çıkma mekanizması olmuş. Tamam pornoya ya da oyuna kaçmaktan çok daha iyi ve sonuçta da iyi bir vücut yapıyorlar ama sosyal hayatları, duygusal hayatları tamamen çöl. Ve yıllardır çöl ettikleri sosyal ve duygusal hayatları için bir şeyler yapmaya başlamak gerçekten acılı bir süreç. Özellikle de kas yaptım, para yaptım kızlar yağacak diye inanan adamlar için acılı bir süreç.

Gymcel arkadaşlar ilişkilerde önemli bir önkoşul olan gerçek ve doyurucu bir sosyal hayatı, hobileri edinmek yerine spor salonuna gömülen ve bu sayede sosyal hayat ve hobi edinmek zorunda kalmayacağını düşünen insanlar. Konuştuğum çoğu gymcel, incel / blackpill tayfa gibi “it is over” mantığında değiller (her ne kadar gym maxing diye bir incel alt kültürü olsa da) ama spor salonuna gömdükleri saatlerin doğal sonucu olarak sosyal yetenekleri köreldiğinden, pozitif bakış açılarını kaybetmeye başlayan ve incel olma riski taşıyan erkekler.

Maalesef çoğu gymcel, sosyal hayata ve kadınlarla tanışmaya vakit bulamayan ve bu nedenle elleri haricinde silah arkadaşlarına dokunuş olmadan, izole yaşayan erkeklere dönüşüyorlar. Bazı takipçilerim, haftada 5 gün, günde 2 saat spor salonundalar ve sosyal hayatı ve kızları bırak, arkadaşları ile görüşmeyi bile bırakmış oluyorlar. Hayatlarının büyük bir kısmı çöle dönerken de, bununla duygusal olarak başa çıkmak için bazı gymceller diğer insanlara tepeden bakan birer göte dönüşüyorlar. İstesem de sosyalleşecek, anlamlı ilişkiler kuracak yeteneklerim köreldi diyemediklerinden, diğer insanlar bana boş geliyor diye, kendi kıçlarına gökkkuşağı üflüyorlar. Bu şekilde götleşerek de, anlamlı ve doyurucu ilişkiler kurma ihtimalleri daha da azalıyor. Bir süre sonra da çölleşmemiş tek yer olduğundan, spor salonuna mecbur hale geliyorlar.

Gymcel muhtemelen spor salonuna giden erkeklerin çok küçük bir kısmı ve bu yazı sizi spor salonuna gitmekten alıkoymak üzere yazılmadı. Ama eğer siz de bir gymcel iseniz, sosyal izolasyonunuz içinde yalnızlaşacaksınız. İyi bir vücudunuz olacak ama size vaadedilen am yağmuru çoğunuz için gerçekleşmeyecek. Bu nedenle kendinize gelin ve

1) Haftada 5 gün spor salonuna gitmeyi bırakın.

2) Dinlenme günlerini geri getirin. Hafta içi sadece 2 gün spor salonuna gidin.

3) Sosyalleşmeye zaman ayırın. Önce sosyalleşin.

4) Eğer “ben böyle süper über bir şeye döndüm, ben mi yürüyeceğim, onlar bana gelsin” gibi feminen, aslen kırılgan narsizme düştüyseniz, bundan kurtulun. Erkeksiniz, yürüyeceksiniz. Gidip sosyalleşeceksiniz. Bundan kaçamayacaksınız. Spor salonuna da kaçamayacaksınız, işe de kaçamayacaksınız, pornoya da kaçamayacaksınız, sanal dünyada Instagram etkileşimlerine de kaçamayacaksınız. Daha çok yönlü olma gerekliliğinden kaçamayacaksınız.

Yazıyı, bazı gymcel belirtileri ile sona erdireceğim.

– Spor salonunda çok fazla zaman geçirmek

– Aile ve arkadaşlarla kopmaya başlamak

– Incel eğilimleri göstermek

– Kadınlardan, onlarla konuşmaktan korkmak

– Sosyal körelme ve iletişim problemlerine sahip olmak

– Yalnız ve izole olmak

Bu arada kırmızı hapın ana akımının artık erkekleri tam kitabına uygun birer kaçıngan bağlanan yani ilişki konusunda sağlıksız bireylere dönüştürdüğünden bahsettiğim yazıya da bakın.

Erkek ruh sağlığını tedavi etmek için kadın ruh sağlığı modelini terk etmemiz lazım

Maskülenite krizi gerçek. Erkekler nüfusun %49’unu oluşturmalarına rağmen intihar edenlerin %80’i erkek.  Amerika Birleşik Devletleri’nde her 13.7 dakikada bir, bir erkek intihar ediyor. Kanada’nın İntihar Engelleme Merkezine göre, intiharların %50’sinde depresyon var.

İlaç ve psikolojik terapi, depresyon belirtilerini azaltma konusunda yardımcı olabilirler. Kadınlar için durum bu. Erkekler için ise bunlar daha az etkili. Ve bunun nedeni de, depresyon konusunda tamamen yanılıyor olmamız.

Kadınlar ve erkekler dünyayı tamamen farklı şekillerde görüyorlar ve beyinleri tamamen farklı şekilde kablolanmış durumda. Bu aynı zamanda kadınların ve erkeklerin, depresyonu farklı şekillerde deneyimledikleri anlamına da geliyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde psikologlara yetki veren American Psychological Association (APA) – Amerikan Psikolojik Topluluğu – zamanında “erkek depresyonu” fikrine açıktı. 2005 yılında APA, psikologların, “üzüntü, değersizlik hissi ve aşırı suçluluk duygusu gibi geleneksel depresyon belirtilerinin, birçok erkeğin depresif dönemlerindeki deneyimlerinde varolmadığını düşünmeye başladıklarını” söylüyordu.

Maalesef çok da uzun olmayan bir süre sonra, “cinsiyet kurmacadır” fikri yayılmaya ve APA’da cinsiyetler arasındaki farkları inkar etmeye başladı.  Ve kısa süre içerisinde de APA, geleneksel maskülenite özelliklerini “psikolojik olarak zararlı şeyler” olarak yaftalamaya karar verdi.

Böylece APA pratikte erkeklere sırtını döndü. Bu nedenle bugünkü sistemin, Amerikan erkeklerine yardım etme konusunda yetersiz olduğunun düşünülmesi şaşırtıcı değil.

Buradan da “erkek depresyonuna” geliyoruz. Hem erkekleri hem de kadınları iyileştirme konusunda uzmanlaşmış lisanslı psikoterapist Adam Lane Smith, erkek depresyonunun çaresizlik ve güçsüzlük duyguları etrafında döndüğünü söylüyor:

“Erkekler, çevrelerini değiştirme, kalıcı etki bırakma kabiliyetine; ya acılarını durdurmaya ya da acıya bir amaç yaratmaya  ihtiyaç duyarlar.”

Erkekler duygularının onaylanmasıyla daha az , çözüm bulmayla daha çok ilgilenirler. Cevaplar bulmayı ve bu cevapları şimdi bulmayı isterler.

Smith’e göre ise kadın depresyonu daha çok “sevilmeme ya da sevdiklerine faydasız olma hissi merkezli olmaya meyillidir. Kadınlar dikkate alınmaya, takdir edilmeye ve faydalı olmaya ihtiyaç duyarlar.”

Erkekler için ise çevrelerini pozitif şekilde etkileyememe hissi, derin depresyona açılan kapı gibi görünüyor.

“Önce” diyor Smith, “bu alanlarda çaresiz hissetmeye başlarlar ve bu negatif duygulardan asla çıkamayacaklarını düşünürler. Bir süre sonra da intihar düşünceleri oluşmaya başlar”

Smith’in sözleri korkutucu zira erkek depresyonu dramatik bir şekilde artıyor.

Eğer seçebilirlerse erkekler erkek terapistlerle konuşmayı tercih ediyorlar ve bunun cinsiyet ayrımcılığı ile alakası yok. Veriler erkeklerin erkek terapistlerle daha iyi sonuçlar aldıklarını gösteriyor. Ama maalesef yeterince erkek terapist yok. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki psikologların üçte ikisi kadın ve klinik psikologların yüzde sekseni kadın. Bazı üniversitelerde kadın psikoloji mezunlarının oranı %75.

Terapinin erkeklerde daha az fayda sağlamasının nedenlerinden birisi bu.

Smith’e göre bir diğer nedeni de çoğu terapi seansının erkekleri daha iyi hissetirmeye, “daha fazla seviliyor ve bağ kuruyor” hissettirmeye odaklanması. Fakat Smith çoğu zaman sorunun erkeğin güçsüz hissetmesi olduğunu ve erkek güçsüz hissetmeye devam ederken seviliyor hissetmesini sağlamanın, erkeğin daha fazla yük altında hissetmesine neden olduğunu söylüyor.

Başka bir deyişle, erkek depresyonunu, kadın merkezli yaklaşımla tedavi etmeye çalışıyoruz ve bu da erkek terapi hastalarının daha da kötü hissetmelerine neden oluyor.

Peki bu konuda yapılabilecek bir şey var mı?

İlk yapılması gereken, kadın ve erkekler arasında hem fiziksel hem de zihinsel olarak biyolojik farkların olduğunun, genel psikolog camiası tarafından kabul edilmesi ki bu da şu anki gidişatın tersine dönmesi gerektiği anlamına geliyor.

Smith, “herkese aynı gömleği giydirmeye çalışmanın, intihar ve uyuşturucu salgınını ve ruhsal sağlık merkezli diğer salgınları azaltmayacağını” söylüyor.

Erkeklerin içine düştükleri delikten çıkmaları için sadece daha iyi hissetmeleri yetmiyor. Aynı zamanda etkili ve anlamlı sonuçlar da almaları gerekiyor ve tüm ruhsal sağlık tedavilerinin amacı da bu olmalı.

Erkeklerin çektiği acıları gerçekten azaltmak istiyorsak, bir erkeğin acısının kadının acısından çok farklı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Çeviri: We must stop using a female model to treat men’s mental health

Pornoyu Bırakmanın Çok Kolay Yolu

Pornoyu Bırakmanın Çok Kolay Yolu Kitabı

(E-Kitap | 146 Sayfa | PDF & Epub)

Pornodan acı çekmeden; irade gücüne ihtiyaç, yoksunluk ve fedakarlık hissi duymadan hızlıca kurtulun.

Bu kitap, Allen Carr’ın Easyway to Stop Smoking kitabının pornografi için yeniden yazılmış halidir.

Muhtemelen çoğu insan gibi porno ile erken yaşlarda tanıştınız ve tanıştığınız günden beridir de porno izliyorsunuz. Büyük hacimli ama bir şekilde sansürlenen, pornonun zararları literatürüne rastlayana kadar da hiç düşünmeden porno izlemeye devam ettiniz. Bundan sonra ara ara ve değişik sürelerde pornodan uzak durmayı başardınız ama her defasında hayali dürtülere yenik düştünüz. Burada anlatılan yöntemin çok değişik olduğunu ve çalışan tek yöntem olduğunu size haber vermek bana büyük mutluluk veriyor.

Belki de bu kitaba bakmanız önerildi ve kitap konusunda tereddütleriniz var. Öncelikle en azından bir göz attığınız için teşekkür ederim. Hayatınızda ilk defa porno izlediğiniz zamanı hatırlamaya çalışın. Hayatınızın geri kalanı boyunca dönüp dönüp porno izleyeceğinizi düşünmüş müydünüz? Bu konuda yaptığım (bu kitabı okumaları konusunda arkadaşlarımın kafasını yemek şeklinde) resmi olmayan araştırmalara göre, ÇokKolay arasıra porno izleyenler üzerinde de en az porno bağımlıları üzerinde olduğu kadar etkili. Kitap uzun değil ama faydaları çok büyük o nedenle okumaya devam etmenizi şiddetle tavsiye ederim.

Kitabı temin etmek için tıklayınız.

Kitabı Türkiye dışından temin etmek için tıklayınız.

Kitabın içindekiler ve ilk iki bölümü (PDF)

Bu kitapta bahsedilen yöntem:

  • Çok hızlı sonuç veriyor.
  • Hem arada bir porno izleyenler hem de ağır porno bağımlıları için aynı derecede etkili.
  • Berbat yoksunluk sancılarına neden olmuyor.
  • İrade gerektirmiyor.
  • Şok tedavi, yardım, hile, vs. gerektirmiyor.
  • Porno bağımlılığını aşırı yemek, sigara, alkol, vs. gibi başka bir bağımlılıkla değiştirmenize neden olmuyor.
  • Ve kalıcı etki sağlıyor.

Anahtar Kelimeler: Porno Bağımlılığı, Cinsel İşlev Bozuklukları, Cinsel Sağlık

İçindekiler:

İçindekiler
Başlamadan 5
Bölüm 1: Giriş 8
Uyarı 9
Bölüm 2: ÇokKolay Metodu 15
Bölüm 3: Pornoyu bırakmak neden zor? 18
3.1 Şeytani Tuzak 21
Bölüm 4: Doğa 24
4.1 Küçük Canavar 25
4.2 Sinir Bozucu Alarm 26
4.3 Haz mı koltuk değneği mi? 28
4.4 Kırmızı çizgiyi geçmek 29
4.5 Kırmızı çizgi etrafındaki dansla kafayı bulmak 31
4.6 Sigara Tiryakiliği Örneği 32
Bölüm 5: Beyin Yıkama 34
5.1 Bilimsel muhakeme 34
5.2 İradeye dayanmanın problem olması 35
5.3 Pasiflik 36
5.4 Yoksunluk Sancıları 37
Bölüm 6: Beyin Yıkama Yönleri 38
6.1 Stres 38
6.2 Can sıkıntısı 40
6.3 Konsantrasyon 41
6.4 Rahatlama 42
6.5 Enerji 44
6.6 Sosyal aktivite seansları 45
Bölüm 7: Neyden vazgeçiyorum? 47
7.1 Vazgeçtiğiniz bir şey yok 47
7.2 Boşluk, boşluk, güzel boşluk! 48
Bölüm 8: Zaman kazanmak 50
Bölüm 9: Sağlık 53
9.1 Uğursuz siyah gölgeler 58
Bölüm 10: Porno izlemenin faydaları 60
Bölüm 11: İrade gücü yöntemi 61
Bölüm 12: Azaltmakta yönteminden sakının 69
Bölüm 13: Bir kerecikten bir şey olmaz 72
Bölüm 14: Arada sırada izleyenler 74
Bölüm 15: YouTube / Twitch / Instagram izleyicileri 83
Bölüm 16: Sosyal alışkanlık mı? 86
Bölüm 17: Zamanlama 88
Bölüm 18: Eğlenceyi özleyecek misiniz? 92
Bölüm19: İzole bölümlere ayırabilir miyim? 94
Bölüm 20: Sahte teşviklerden uzak durun 96
Bölüm 21: Pornoyu bırakmanın kolay yolu 99
Bölüm 22: Yoksunluk dönemi 105
Bölüm 23: Sadece bir kere daha bakmak 110
Bölüm 24: Benim için daha zor olacak mı? 111
24.1 Yenilginin temel nedenleri 112
Bölüm 25: İkame etmek 114
Bölüm 26: Ayartıcı durumlardan kaçınmalı mıyım? 117
Bölüm 27: Aydınlanma anı 119
Bölüm 28: Son ziyaret 121
28.1 Son bir uyarı 124
Bölüm 29: Geri bildirim 125
29.1 Yapılacak işler listesi 129
Bölüm 30: Batan gemidekilere yardım edin 131
Bölüm 31: Kullanıcı olmayanlara tavsiyeler 134
31.1 Porno izleyen arkadaşınızın bu kitabı okumasını sağlayın 134
31.2 Bağımlılığımı sevdiğime söyleyebilir miyim? 135
31.3 Partnerim pornoyu bırakıyor 135
31.4 Pornoya dönme (hastalığın nüksetmesi) 137
31.5 Peki ya MO (mastürbasyon, orgasm)? 140
31.6 Standart tavsiyeden sapmalar 141
31.7 Bu skandalın sonlandırılmasına yardımcı olun 142
31.8 Son uyarı 144
Bölüm 32: Talimatlar 146
32.1 Olumlamalar 146