Onu unutamıyorum – Saplantılı aşk ya da limerans

Bugün, özellikle ayrılık sonrasında ya da hiçbir zaman doğru dürüst ilişkiye dönüşmemiş bir yakınlığın ardından birçok erkeğin yaşadığı ama adını koyamadığı bir durumdan bahsedeceğiz.

Bir kadınla birkaç kez görüştünüz diyelim. Belki kısa bir şey yaşadınız. Ya da belki aynı iş yerindesiniz. Belki kadın size zaman zaman ilgi gösterdi ama hiçbir zaman bir birlikteliğiniz olmadı. Belki de eski sevgiliniz sizi terk etti ve aradan aylar, hatta yıllar geçmesine rağmen onu kafanızdan çıkaramıyorsunuz.

Sabah gözünüzü açtığınızda ilk aklınıza gelen kişi o. Gece yatarken son düşündüğünüz kişi yine o. Bir şarkı duyuyorsunuz, onu hatırlıyorsunuz. Bir yere gidiyorsunuz, “Buraya onunla gelseydik ne güzel olurdu,” diyorsunuz. Sosyal medyada bir şey paylaşıyor; paylaşımın size gönderilmiş gizli bir mesaj olup olmadığını çözmeye çalışıyorsunuz. Hikâyenize baktı diye umutlanıyor, birkaç saat mesaj atmadı diye çöküyorsunuz.

Siz belki buna aşk diyorsunuz, kara da olsa sevda diyorsunuz. Ama bu aşk değil. Hatta çoğu zaman kadın gerçekten tanıdığınız bile yok. Ortada, zihninizin o kadının üzerine giydirdiği bir karakter var.

Bu durumun adı “takıntılı aşk” ya da “limerence”. Ben burada Türkçe söylenişi kolay olsun diye ve olay aşktan uzak olduğu için “limerans” kelimesini kullanacağım. 

Limerans, bir kişiye karşı duyulan yoğun özlemle, istemsiz ve saplantılı düşüncelerle, sürekli karşılık işareti aramayla ve o kişinin sizi istemesine yönelik güçlü ihtiyaçla tanımlanan psikolojik bir durum.

New York Times bu konuda This Kind of Obsessive Attraction Isn’t Love. But It Has a Name adlı bir yazı yayımladı. Yazının anlattığı vakalardan biri Jordan isimli 35 yaşında bir kadın. Jordan, bir iş arkadaşıyla dışarıdan bakanların gündelik ve pek ciddi görmediği bir yakınlık yaşıyor. Üstelik adamı çok iyi tanımıyor. Buna rağmen onun ruh eşi olduğuna inanıyor ve sekiz yıl boyunca bu adama saplanıp kalıyor.

Evet, yanlış okumadınız. Sekiz yıl!

Jordan her gün onu düşünüyor. Şarkı sözlerinde onu görüyor. Onunla iletişim kurmak için bahaneler yaratıyor. Zihninde, sonunda birlikte oldukları ayrıntılı fanteziler kuruyor.

Şimdi burada çok önemli bir noktayı kaçırmayın. Jordan’ın yaşadığı şeyin yoğunluğu, ilişkinin gerçekliğiyle orantılı değil. Adamı ne kadar iyi tanıdığıyla da orantılı değil. Duygunun büyük olması, ilişkinin büyük olduğu anlamına gelmiyor. Duygunun gerçek olması, zihninizde kurduğunuz hikâyenin gerçek olduğu anlamına da gelmiyor.

Bir insanın en sık düştüğü tuzaklardan biri bu:

 “Bu kadar yoğun hissediyorsam, bu kadın ya da erkek özel olmalı.”

Hayır. Bu kadar yoğun hissediyor olmanız, sizin içinizde bir şeylerin çok güçlü biçimde tetiklendiğini gösterir. Karşınızdaki kişinin ya da onunla aranızdaki şeyin gerçekten olağanüstü olduğunu değil.

Limerans nedir, ne değildir?

Limerans kavramı psikolog Dorothy Tennov tarafından 1970’lerde ortaya atılıyor. Fakat bu, ruhsal bozuklukların sınıflandırıldığı DSM’de ayrı bir hastalık tanısı olarak yer almıyor. Yani internette iki video izleyip kendinize teşhis koymayın. Her hoşlanma limerans değil. Her ayrılık acısı da psikolojik hastalık değil.

Birinden hoşlanırsınız, aklınıza sık sık gelir, heyecanlanırsınız. Bu normaldir. Bir ilişki biter, üzülürsünüz, bir süre yas tutarsınız. Bu da normaldir. Uzun süreli bir ilişkiden sonra iki üç ay kendinize gelemezsiniz, bu da normaldir.

Mesele, bu duygunun aylarca ya da yıllarca hayatınızı ele geçirmesi; işinizi, uykunuzu, iştahınızı, sosyal hayatınızı ve yeni insanlarla bağ kurma becerinizi bozması. Bu durumda siz artık bir duyguyu yaşamıyorsunuz; duygu sizi yönetiyor.

Limerans ile aşk arasındaki temel fark şudur: Aşk, karşınızdaki gerçek insanla ilişki kurar. Limerans ise çoğunlukla belirsizlik ve fantezi üzerinde yaşar.

Aşkta karşınızdakinin güçlü yanlarını da kusurlarını da görürsünüz. Davranışlarına bakarsınız. Size uygun olup olmadığını değerlendirirsiniz. O da sizi gerçekten tanır, seçer ve ilişkinin yükünü sizinle birlikte taşır.

Limeransta ise karşınızdaki insan bir insandan çok sembole dönüşür. Mutluluğunuzun, kurtuluşunuzun, tamamlanmanızın sembolü olur. İçinizden şunu söylersiniz:

“Bu kadın/erkek beni seçerse değerli olduğumu anlayacağım.”

“Bu kadın/erkek geri dönerse hayatım yeniden başlayacak.”

“Onunla olursam artık yalnız, yetersiz ve eksik hissetmeyeceğim.”

Bu nedenle aslında onu istemekten daha fazlasını yapıyorsunuz. Ona, sizi kendinizden kurtarma görevi veriyorsunuz.

Hiçbir insan bu görevi taşıyamaz. Taşımak zorunda da değildir.

Siz ona değil, ihtimale bağımlısınız

New York Times yazısındaki en güçlü ifadelerden biri şu: Limeransı besleyen yakıt belirsizliktir.

Mesela karşınızdaki sizi açıkça istemiyordur ama tamamen de kaybolmuyordur. Bazen mesaj atıyor, bazen ortadan kaybolurdur. Bir gün sıcak, ertesi gün soğuktur. Sizi sevgili olarak seçmez ama ilgiyi de bütünüyle kesmez. Siz de bu düzensiz ilgi kırıntılarının başında beklersiniz.

Bir mesaj gelir, havaya uçarsınız. Mesaj gelmez, çökersiniz. Hikâyenize bakar, “demek ki hâlâ beni düşünüyor,” dersiniz. Bir fotoğrafın altına belli bir şarkı koyar, şarkı sözlerinin sizinle ilgili olduğuna karar verirsiniz. Aynı filmi sevdiğinizi öğrenirsiniz; bunu kaderin işareti sayarsınız.

Özellikle sosyal medyadan sonra, sanal “belirsizlik” büyük bir sorun olmaya başladı. Aslında karşı taraftaki insan gerçek bir belirsizlik olmadan limerans pençesindeki insanı istemiyor. Ama kişi karşı tarafı sanal olarak stalkladığı için, limerans fantezisini belirleyecek imalar ve anlamlı zamanlamalarla mutlaka karşılaşıyor.

Bunların hiçbiri bir ilişkinin kanıtı değildir.

İlişkinin kanıtı açık, tutarlı ve karşılıklı yatırımdır. Karşınızdaki insanın sizi düzenli olarak görmek istemesidir. Size zaman ayırmasıdır. Hayatında yer açmasıdır. Söylediğiyle yaptığının birbirini tutmasıdır. Sizi belirsizlikte bekletmek yerine sizi seçmesidir.

Limerans yaşayan insan maalesef kanıta değil, işarete bakar. Çünkü kanıt ona duymak istemediği şeyi söyleyebilir. İşaret ise istediği her an yeniden yorumlanabilir.

Bu durum kumar makinesine benzer. Makine her seferinde ödül verse bir süre sonra heyecan azalır. Hiç ödül vermese kalkar gidersiniz. Fakat ödülün ne zaman geleceğini bilmezseniz kolu tekrar tekrar çekersiniz.

Bugün mesaj var. Yarın yok. Üç gün sonra küçük bir iltifat var. Sonra iki hafta sessizlik. Tam vazgeçecekken gece yarısı bir “Nasılsın?” mesajı.

İşte beyin bu “belki”ye takılıyor. Çoğu zaman ona değil, bir sonraki ödül ihtimaline bağımlı oluyor.

İşte tam bu nedenle ulaşılmaz kadınlar ya da erkekler limerans için çok elverişlidir. Evli kadın, başka şehirde yaşayan kadın, eski sevgili, sizi yalnızca arkadaş gören kadın, arada sırada yatağa girip ilişki istemeyen kadın, sosyal medyada takip ettiğiniz ama gerçekte tanımadığınız kadın… Gerçek temas azaldıkça zihnin boşlukları doldurma alanı büyüyor.

Kadını yeterince tanımadığınız için kusurlarını göremiyorsunuz. Kusurlarını görmediğiniz için onu idealize ediyorsunuz. İdealize ettiğiniz için gerçek hayattaki hiçbir kadın onunla yarışamaz hale geliyor.

Sonra “Ben başka kimseye karşı böyle hissetmiyorum,” diyorsunuz.

Elbette hissetmezsiniz. Çünkü gerçek kadınların kötü günleri, sınırları, ihtiyaçları, çelişkileri ve kusurları vardır. Zihninizde fanteziye dönmüş kadın ise tamamen sizin senaryonuza göre yaşayan neredeyse kusursuz bir kadındır.

Yoğunluk, uyumluluk değildir

Burada mutlaka anlamanız gereken bir ayrım var: Yoğun çekim ile ilişki uyumu aynı şey değil. Birine çok yoğun bir çekim duyuyor olmanız, o kişinin ilişki anlamında sizinle uyumlu olduğunu göstermez. Başka adaylardan daha iyi olduğunu göstermez. Sizin için iyi olduğunu bile göstermez.

Bir kadın sizi aşırı derecede tetikleyebilir. Onu gördüğünüzde eliniz ayağınıza dolaşabilir. Mesajı geldiğinde kalbiniz hızlanabilir. Onunla birkaç saat konuştuğunuzda kendinizi dünyanın en karizmatik adamı gibi hissedebilirsiniz.

Bunların hiçbiri o kadının size uygun olduğunu göstermez.

Hatta bazen tam tersini gösterir. Sağlıklı ve ulaşılabilir bir kadın size huzur verirken, tutarsız ve ulaşılmaz bir kadın sizde aşırı heyecan yaratabilir. Siz de huzuru “sıkıcılık”, kaygıyı ise “tutku” sanabilirsiniz.

Çocukluğunuzda sevgi tutarsız geldiyse, yani bir gün yakınlık görüp başka bir gün duygusal olarak yalnız bırakıldıysanız, yetişkinlikte de tanıdık olan bu ritme çekilebilirsiniz. Zaten New York Times yazısında, kaygılı bağlanmaya sahip, terk edilmekten korkan ve çocukluğunda duygusal olarak güvenilmez bakım verenlerle büyümüş kişilerin limeransa daha yatkın olabileceği belirtiliyor.

Bu, “Bütün suç çocukluğumda, benim yapabileceğim bir şey yok,” demeniz için anlatılmıyor. Tam tersine, neden sakin ve karşılıklı bir ilişki yerine sizi süründüren belirsizliğe “büyük aşk” dediğinizi fark etmeniz için anlatılıyor.

Tanıdık olan her şey sağlıklı değildir.

Yoğun olan her şey değerli değildir.

Zor olan her şey uğruna savaşılması gereken şey değildir.

Bir kadını kazanmak için büyük engeller aşmanız gerekmesi, o ilişkinin kader olduğu anlamına gelmez. Yasak meyve, rakip erkekler, kadının kararsızlığı, ailesinin karşı çıkması ya da sürekli ayrılıp barışmanız ilişkinizi destansı yapmaz. Bazen yalnızca kötü bir ilişkiyi dramatik hale getirir.

Romeo ve Juliet’i düşünün. Birbirlerini doğru dürüst tanımadan ailelerini, hayatlarını ve sonunda canlarını gözden çıkarıyorlar. Yüzyıllardır bunu büyük aşk diye anlatıyoruz. Oysa bu, gerçeklikten kopmuş, karşılıklı biçimde büyütülen bir saplantıdan başka bir şey değil.

Aslına bakarsanız, bugün büyük aşk hikayesi olarak bilinen hikayelerin hepsi, yoğun ve saplantılı tutkunun insan hayatını nasıl mahvedeceği ile ilgili uyarı hikayeleridir. Leyla ile Mecnun hikayesinde Kays’ın “Mecnun” (iblis tarafından sahiplenmiş demek) lakabını almasının nedeni budur. “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmindeki (Aytmatov’un kısa öyküsü) hikaye, yoğun ve tutkulu aşkın uzun süreli ve sağlıklı ilişki için yeterli olmadığının hikayesidir. 

Bir ilişkinin değeri, ne kadar tutkulu sevdiğiniz, ne kadar kendinizden vazgeçtiğiniz ve uğruna ne kadar acı çektiğinizle ölçülmez.

Gerçek kişiyi değil, kendi filminizi seviyorsunuz

Limerans her ne kadar dışarıda olan birine duyulan yoğun tutku gibi görünse de içe dönük bir deneyimdir. Yani asıl olay iki kişi arasında değil, büyük ölçüde sizin zihninizde yaşanır.

Bu nedenle insan yalnızca bir fotoğrafa, bir sosyal medya profiline, bir ünlüye ya da birkaç kez gördüğü birine bile saplanabilir. Ortada ortak hayat yoktur, yaşanmışlık azdır, karşılıklı emek yoktur. Fakat zihinde dev bir ilişki vardır.

Bazı insanlar, kısa süreli bir ilişki yaşadıkları kadını yıllarca unutamazlar. “Ama aramızdaki bağ çok başkaydı,” derler. Sorarsınız: Ne kadar birlikteydiniz? İki ay. Kaç defa görüştünüz? Beş kez. Sonunda seni seçti mi? Hayır. Güvenilir miydi? Hayır. Size iyi davrandı mı? Bazen. Peki o zaman bu büyük aşk nerede yaşandı?

Büyük kısmı kişinin kafasında yaşandı.

Adam belki açıkça “İlişki istemiyorum,” dedi. Kadın bunu “Şu anda korkuyor,” diye çevirdi. Adam başkasıyla ilişkiye başladı. Kadın “Beni unutmak için yapıyor,” dedi. Adam evlendi. Kadın “Bu evlilik zaten sürmez,” diye beklemeye devam etti.

Gerçeğin üzerine sürekli yeni bir senaryo yazarsanız, hiçbir reddedilme yeterince kesin görünmez.

Çünkü belirsizliği karşınızdaki yaratmasa bile siz yaratabilirsiniz.

“Şimdi olmaz ama belki ileride.”

“Beni istiyor ama hazır değil.”

“Beni seviyor ama gururundan dönemiyor.”

“Doğru zamanda karşılaşmadık.”

Bakın, bazen zamanlama gerçekten kötü olabilir. Bazen iki insan birbirinden hoşlanmasına rağmen ilişki kuramaz. Fakat sağlıklı insan gerçeğe göre yaşar. Hayatını, bir gün gerçekleşebilecek ihtimale ipotek etmez.

Limerans neden bu kadar acı verir?

Normal bir ayrılıkta insan yas tutar. Özler, üzülür, anıları hatırlar; zamanla gerçekliği kabul eder ve hayatına döner.

Limeransta ise kişi sık sık coşku ile yoksunluk arasında gidip gelir. Karşısındakinden en küçük yakınlık, sanal bir ima geldiğinde büyük bir yükseliş yaşar. Yakınlık ve ima kesildiğinde panik, göğüste ağrı hissi, huzursuzluk ve iletişim kurma zorunluluğu yaşayabilir. Mesaj atmak istemez; mesaj atmak zorundaymış gibi hisseder.

Telefonu tekrar tekrar kontrol eder. Son görülmeye bakar. Eski konuşmaları okur. Ortak arkadaşlardan bilgi toplamaya çalışır. Onun gittiği yerlere “tesadüfen” gider. Sahte hesapla profilini izler. Yeni sevgilisinin fotoğraflarını inceler.

Burada net olalım: Acı çekiyor olmanız, sınır ihlalini haklı çıkarmaz. Duygunuz istem dışı olabilir; davranışınız sizin sorumluluğunuzdadır. Israrlı takip, taciz ve mahremiyet ihlali romantik değildir.

Üstelik her kontrol davranışı, kısa süreli rahatlama sağlasa bile döngüyü güçlendirir. Profili açarsınız, yeni bir şey görmediğiniz için rahatlar ya da küçük bir ayrıntı yakaladığınız için umutlanırsınız. Beyniniz “Kaygılanınca kontrol et; kontrol edince kısa süre rahatla,” bağlantısını öğrenir. Ertesi gün tekrar kontrol edersiniz.

Bu nedenle limeransı yalnızca düşünerek değil, onu besleyen davranışları keserek de, aslında onu besleyen davranışları kesmekten başlayarak çözmeniz gerekir.

Limerans çoğu zaman hayattan kaçıştır

Yayındaki önemli yorumlardan biri şu: Limerans çoğu zaman bir kaçınma biçimidir.

İşinizden memnun değilsinizdir. Sosyal çevreniz zayıftır. Kendinizi yetersiz hissediyorsunuzdur. Geleceğiniz konusunda kaygılısınızdır. Gerçek hayatta harekete geçmek emek, disiplin ve başarısızlık ihtimali taşır.

Fantezi ise bedavadır.

Kafanızda onunla mutlu bir gelecek kurarsınız. Bir gün sizi seçtiğinde herşeyin düzeleceğini düşünürsünüz. Bu senaryo size kısa süreli rahatlama verir. Fakat rahatladığınız için gerçek hayatınızdaki soruna dokunmazsınız.

Kariyerinizi düzeltmezsiniz. Sosyal çevre kurmazsınız. Yeni partner adayları ile tanışmazsınız. Yeni partner adayları ile tanışmak için bir şey yapmazsınız. Bedeninize bakmazsınız. Reddedilme korkunuzla yüzleşmezsiniz. Gününüzü değiştirecek işi yapmak yerine, “Acaba o da beni düşünüyor mu?” sorusuyla saatler geçirirsiniz.

Yani limerans yalnızca canınızı yakmaz; hayatınızı askıya alır.

Sonra hayatınız askıda kaldığı için kendinizi daha kötü hissedersiniz. Kendinizi kötü hissettiğiniz için yeniden fanteziye kaçarsınız. Böylece kapalı devre oluşur.

Limerans objesi olan kadın ya da erkek sizin hayatınızın sorunu değildir. Hayatınızın asıl sorunlarına bakmamak için kullandığınız ekran haline gelmiştir.

Onda, kendinizde eksik gördüğünüz şeyi arıyor olabilirsiniz

Yazıda psikologlardan biri, insanların bazen kendilerinde özledikleri ya da kaybettiklerini düşündükleri niteliklere sahip kişilere limerans geliştirdiklerini söylüyor.

Kendinizi güçsüz hissediyorsanız güçlü ve kendinden emin bir kadına saplanabilirsiniz. Hayatınız renksizse yaratıcı, özgür ruhlu bir kadını kurtarıcı gibi görebilirsiniz. Sosyal olarak çekingen biriyseniz kalabalıkların içinde parlayan bir kadını gözünüzde büyütebilirsiniz.

Burada kadın yalnızca kadın değildir. Sizin yaşayamadığınızı düşündüğünüz hayatın temsilcisidir.

Bu önemli bir ipucudur. Kendinize şunu sorun:

“Bu kadında bu kadar büyüttüğüm özellik ne?”

“Onun yanında nasıl biri olduğumu hayal ediyorum?”

“Onun beni seçmesi, benim hakkımda neyi kanıtlayacak?”

“Onu düşünmediğim zaman yüzleşmek zorunda kaldığım hayat problemi ne?”

Belki özlediğiniz şey kadın değil; canlılık duygusudur. Belki onunla yaşayacağınızı hayal ettiğiniz maceradır. Belki sosyal statüdür. Belki arzulanmış hissetmektir. Belki de çocukluktan beri alamadığınız koşulsuz kabulün yetişkin bir kadın tarafından geriye dönük olarak verilmesini bekliyorsunuzdur.

İhtiyacın adını doğru koymazsanız, onu yanlış kişide aramaya devam edersiniz.

“Ruh eşi” hikâyesi neden tehlikelidir?

Limerans yaşayan kişi sık sık metafizik bir hikâye kurar: “Bizim karşılaşmamız tesadüf değildi. Evren bizi bir araya getirdi. O benim ruh eşim. Bir gün mutlaka yeniden buluşacağız.”

Bu hikâye çok romantik gelir, çünkü size beklemek için kutsal bir gerekçe verir.

Kadın sizi seçmiyorsa, bunun adı karşılıksız ilgidir. Fakat “kader henüz zamanını getirmedi” derseniz reddedilmenin yasını tutmanız gerekmez. On yıl daha bekleyebilirsiniz.

Yazıdaki yorumlardan biri, elli yıl önce ilişki yaşadığı kişiyi hâlâ düşündüğünü, 1980’den beri onu görmediği halde internette aradığını ve kırık bir kalple yavaş yavaş öldüğünü hissettiğini söylüyor.

Trajik olan yalnızca elli yıl boyunca birini özlemek değil. Trajik olan, ilk yıl “Belki geri döner,” diye başlayan umudun ikinci yıla, beşinci yıla, sonra onlarca yıla dönüşmesi.

Sosyal medya bu beklemeyi daha da kolaylaştırıyor. Eskiden hayatınızdan çıkan kişi gerçekten çıkardı. Şimdi evlendiğini, çocuk yaptığını, nereye tatile gittiğini, hangi şarkıyı dinlediğini izleyebiliyorsunuz. Kişi hayatından giderken dijital hayaleti cebinizde kalıyor.

Siz de “Belki boşanır”, “Belki bir gün pişman olur”, “Belki bu paylaşımı bana yaptı” diyerek kendi ömrünüzü seyirci koltuğunda tüketiyorsunuz.

Ruh eşi fikrine değil, karşılıklılığa bakın. Sizi seçmeyen biri, sizin için doğru kişi değildir. Ne kadar güzel, zeki, çekici ya da “özel” olursa olsun değildir.

Evlilik limeransı kendiliğinden iyileştirmez

Yorumlarda bir kadın, iyi bir adamla evli olduğunu fakat eşinin ilişki boyunca birkaç farklı kişiye limerans geliştirdiğini anlatıyor. Bu durumun kendisi için çok acı verici olduğunu söylüyor.

Burada özellikle şuna dikkat edin: “Doğru kadınla evlenirsem bu takıntılarım biter,” diye düşünmeyin.

Sorun yalnızca dışarıdaki kadında değilse, evlilik sorunu ortadan kaldırmaz. Bir süreliğine üstünü örtebilir. Sonra iş yerinde yeni biri çıkar, sosyal medyada biriyle tanışırsınız veya eski sevgilinizden mesaj gelir; aynı döngü yeniden başlayabilir.

İnsan bazen kendi zihnindeki saplantıyı “Ben bir şey yapmadım ki,” diye küçümser. Fakat eşinizin yanında başka bir kadınla hayat kurduğunuz hayallere sürekli sığınıyorsanız, bu ilişkinize ayırmanız gereken duygusal enerjiyi başka yere harcar. Davranış fiziksel aldatmaya dönüşmese bile evliliği kemirebilir.

Elbette istemsiz düşünce ile bilinçli sadakatsizlik aynı şey değildir. İnsan aklına gelen ilk düşünceden sorumlu tutulamaz. Ama o düşünceyi beslemek, gizli yazışmalarla büyütmek, sosyal medya takibi yapmak, karşılaşma fırsatları yaratmak ve eşinizden saklanan paralel bir duygusal hayat kurmak artık davranıştır.

Yine aynı ilkeye geliyoruz: Duygunuz her zaman seçiminiz olmayabilir. Onunla ne yaptığınız sizin sorumluluğunuzdur.

Bu döngü nasıl kırılır?

Birincisi, yaşadığınız şeye doğru isim verin.

“Onu çok seviyorum, dayanamıyorum,” demek yerine, “Şu anda onu kontrol etme dürtüsü yaşıyorum,” deyin. “O benim ruh eşim,” yerine, “Zihnim belirsizlikten bir hikâye üretiyor,” deyin.

İsim vermek duyguyu bir anda yok etmez ama sizinle dürtü arasına mesafe koyar. Artık dürtünün içinde boğulan kişi değil, dürtüyü gözlemleyen kişi olursunuz.

İkincisi, gerçek ile fanteziyi ayırın.

Bir kâğıdı ikiye bölün. Bir tarafa bildiğiniz gerçekleri yazın: Kaç kez görüştünüz? Kadın sizi açıkça seçti mi? Tutarlı mıydı? Size saygılı davrandı mı? İlişki için emek verdi mi? Diğer tarafa yorumlarınızı yazın: “Aslında beni seviyor ama korkuyor.” “Bana bakışından anladım.” “Bir gün dönecek.”

İkinci sütunun ne kadar kabarık olduğunu görün.

Üçüncüsü, belirsizliği romantikleştirmeyin.

Makul bir tanışma sürecinden sonra açık ve karşılıklı ilgi yoksa, bunu “belki” olarak değil “hayır” olarak kabul edin. İlla kadından zalimce bir ret cümlesi duymanız gerekmiyor. Sürekli kararsızlık da bir cevaptır. Yatırım yapmamak da bir cevaptır. Sizi hayatında öncelik haline getirmemek de bir cevaptır.

Dördüncüsü, teması ve dijital takibi kesin.

Mümkünse iletişimi kesin. Aynı iş yerindeyseniz iletişimi işle sınırlayın. Profilini kontrol etmeyin. Hikâyelerini izlemeyin. Ortak arkadaşlardan haber sormayın. Eski mesajları tekrar okumayın. Fotoğrafları ulaşılması kolay yerden kaldırın.

Bu bir oyun değil. “Bakalım ben çekilince peşimden gelecek mi?” diye teması kesmiyorsunuz. Onu manipüle etmek için değil, kendi zihninizi iyileştirmek için çekiliyorsunuz.

Beşincisi, kadını insanlaştırın.

Onu kötülemeniz gerekmiyor. Fakat zihninizdeki kusursuz imgeyi gerçekle karşılaştırın. Tutarsızlıklarını, uyumsuzlukları, size iyi gelmeyen davranışlarını ve gerçekten tanımadığınız taraflarını görün. “Bu kadın mükemmel” cümlesi çoğu zaman “Bu kadını yeterince tanımıyorum” anlamına gelir.

Altıncısı, boşluğu doldurun.

Takıntıyı bırakmak yalnızca bir şeyi kesmek değildir. Açılan yere gerçek bir hayat koymanız gerekir. Spor, iş, arkadaşlık, üretim, yeni ortamlar, yeni hedefler… Bunlar basit dikkat dağıtma yöntemleri değil. Zihninizin tek bir kişiye yüklediği anlamı hayatın farklı alanlarına yeniden dağıtmaktır.

Yazıda bir yorumcu, yıllarca dışarıdaki bir kişiye harcadığı enerjiyi artık kendisine ve ailesini büyütürken ertelediği hayallerine yöneltmeye çalıştığını söylüyor. Yapılması gereken tam olarak bu.

Kadını hayatınızın projesi olmaktan çıkarın. Kendinizi yeniden hayatınızın projesi yapın.

Yedincisi, reddedilme kapasitenizi geliştirin.

Bazı insanlar yalnızca uzaktan hayran oldukları kişilere saplanır. Çünkü gerçek bir adım atmazlarsa kesin olarak reddedilmezler. Fantezide ilişki hep mümkündür.

Fakat reddedilmeden kaçarken yakınlıktan da kaçarsınız. Gerçek ilişki, karşınızdaki insanın sizi seçmeme ihtimalini göze almayı gerektirir. Birine açıkça ilginizi gösterirsiniz. Karşılık varsa ilerlersiniz. Yoksa üzülür ama yolunuza devam edersiniz.

Belirsizlikte yıllarca beklemek, net bir reddin birkaç haftalık acısından çok daha pahalıdır.

Sekizincisi, gerekirse profesyonel destek alın.

Takıntı işinizi, uykunuzu, beslenmenizi, evliliğinizi ya da günlük işlevinizi ciddi biçimde bozuyorsa; kontrol etme ve iletişim kurma dürtüsünü yönetemiyorsanız bu konuyu anlayan bir ruh sağlığı uzmanıyla çalışın. Bilişsel davranışçı yöntemler bazı kişiler için yararlı olabilir. İlaç konusuna ise ancak sizi değerlendiren bir hekim karar verebilir; internet videosundan ilaç seçilmez.

Profesyonel destek almak, “Bir kadın yüzünden güçsüz düştüm,” demek değildir. Zihninizde yıllardır çalışan bir döngüyü ciddi biçimde ele almak demektir.

İyileşmek, bir daha hiç hissetmemek değildir

Limeranstan çıkmak, geçmişi hafızanızdan silmek değildir. O kadını zaman zaman hatırlayabilirsiniz. Bir şarkı eski bir anıyı getirebilir. Hatta içinizde bir sızı da olabilir.

İyileşmenin ölçüsü, hiçbir şey hissetmemek değil; hissettiğiniz şeye rağmen hayatınıza devam edebilmektir.

Artık profiline bakmıyorsunuzdur. Mesaj atmak için bahane üretmiyorsunuzdur. Yeni insanları hayalinizdeki kadınla karşılaştırmıyorsunuzdur. Onun bir gün geri döneceği ihtimaline göre yaşamıyorsunuzdur. Kendinizi, onun sizi seçip seçmemesine göre değerli ya da değersiz görmüyorsunuzdur.

Ve en önemlisi, gerçek sevginin karşılıklı olduğunu kabul ediyorsunuzdur.

Gerçek sevgi yalnızca sizin çok güçlü hissetmeniz değildir. İki insanın birbirini görmesi, seçmesi, tanıması, saygı duyması ve birlikte emek vermesidir.

Sizin içinizde büyük bir duygu olması, karşınızdaki insanın size küçük bir yer ayırdığı gerçeğini değiştirmez.

Daisy amaç değil, araçtı

Yorumlardan biri Muhteşem Gatsby üzerinden çok güzel bir şey söylüyor: Gatsby keşke Daisy’nin son amaç değil, bir araç olduğunu anlayabilseydi.

Gatsby, Daisy’yi elde etmek istiyordu. Fakat aslında aradığı şey Daisy’nin kendisinden daha büyüktü: Tamamlanmak, geçmişi geri almak, değerli ve başarılı olduğunu kanıtlamak, içindeki boşluğu kapatmak.

Limerans yaşadığınız kadın da çoğu zaman son amaç değildir. Huzura, bütünlüğe, kabul görmeye ve canlı hissetmeye ulaşmak için kullandığınız bir vekildir.

Siz “Onu istiyorum,” dediğinizi sanıyorsunuz ama aslında “Onun beni seçtiği adam olmak istiyorum,” diyorsunuz.

İşte çalışmanız gereken yer burası. O adam olmak için o kadının onayına ihtiyacınız yok. Hayatınızı kurmanız, bedeninize ve zihninize bakmanız, sosyal cesaret geliştirmeniz, anlamlı hedeflere yönelmeniz ve kendi gözünüzde saygı duyduğunuz bir adama dönüşmeniz gerekiyor.

Kadının sizi seçmesini bekleyerek özgüven kazanamazsınız. Özgüven, seçilmediğiniz zaman da dağılmadan yolunuza devam edebildiğinizde gelişir.

Son söz

Yazıda bir yorumcu yaşadığı şeyi şu anlamda özetliyor: “Her sabah ilk düşüncem, her gece son düşüncem oydu. On yıldır onu görmedim ama hiç gerçekleşmemiş bir ihtimali hâlâ özlüyordum. Bunun aşk olmadığını şimdi anlıyorum. Bu, beni hiçbir zaman özlememiş birine duyduğum özlemdi.”

Limeransın en acı ama en özgürleştirici özeti bu olabilir.

Sizi özlemeyen birini özleyebilirsiniz. Sizi seçmeyen birine çok güçlü duygular besleyebilirsiniz. Bunlar insan olmanın parçasıdır.

Ama bu duyguyu kader, ruh eşi ya da büyük aşk diye kutsallaştırmak zorunda değilsiniz.

Kendinizi suçlayıp ezmeyin. Duygunun ortaya çıkışı her zaman sizin kontrolünüzde olmayabilir. Fakat bundan sonra ne yapacağınız sizin sorumluluğunuzda.

Kadının profilini bir kez daha açmak mı? Eski mesajları tekrar okumak mı? Bir işaret daha aramak mı? Hayatınızı bir “belki”ye teslim etmek mi?

Yoksa gerçeğe dönmek mi?

Gerçek bazen romantik değildir ama özgürleştiricidir. Gerçek şudur: Sizi isteyen kadın sizinle olmayı kolaylaştırır. Sizi seçen kadın sürekli şifre çözdürmez. Sağlıklı ilişki, iki kişinin karşılıklı olarak orada olmasıyla kurulur.

Hayatınızı, sizi seçmeyen bir kadının birgün fikir değiştirme ihtimali üzerine kurmayın.

Onu zihninizde bir tahttan indirirken kendinizi hayatınızın merkezine geri koyun.

Çünkü aradığınız son, o kadına kavuşmak değil. Aradığınız son; o kadın olsun ya da olmasın, kendi hayatınızın içinde sağlam, huzurlu ve bütün olabilmek.

Ve o hayat, bir gün onun geri dönmesiyle başlamayacak.

Siz bugün gerçeğe döndüğünüzde başlayacak.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımısaplantilizı da takip etmeyi unutmayın.

Hipergami ve İlişkilere; Evrimsel Bakış (VİDEO)

Merhaba millet. Ben Mr. Deer. Bu sefer konumuz ‘Hipergami’. Evet çokça üzerinde konuşulan bir konu ama ben düşünülmesi yada fark edilmesi gereken bazı spesifik durumların olduğunu düşünüyorum. Redpill de en sevmediğim durumlardan birinin, net ve köşeli konuşulmak olduğunu belirtmeliyim. O yüzden değişken durumların farkında olunması gerektiğini düşünüyorum ve genelde olaylara farklı ve sert gerçeklerle bakmayı öneriyorum. Redpill sert ve kızgınlık içeren bir düşünce olmamalıdır, fikrindeyim. Ve bu video ‘da; olaya biraz daha evrimsel ve ilkel psikoloji üzerinden bakmayı deneyimlemenizi istedim. Video içerinde,  Terkedilmek, Ruh ikizi, Oneits, Kutsal Aşk, Partner Seçimi, Erkeğin Hipergamisi, Friendzone, Flört döneminin süresinin avantaj ve dezavantajları gibi yakın ve önemli konulara da değindik. Keyifli seyirler..

Not; Şu konuda net olalım, video içerisinde bahsettiğim şeyler ilkel psikoloji temelli ve bu dürtülere sahip olmanın normal olduğuna değiniyorum. Ve ilişkilerde kriter ve istekler bireyin tercihine kalmıştır. Bir kadını değiştirmeye çalışmak; daha doğrusu bunu baskı ile yaptırma çabası boşadır. Kısaca pavyonda yıllarını geçirmiş kadını; istediğin kadar değiştirmeye çalış, deneyimler hayatını belirlemiştir. Önemli olan senin ne istediğindir, uymuyorsa devammm. (next)

 

ONEities – Ruh İkizi Kişilik Bozukluğu

Bu konuya daha önce En büyük hata : O çok özel kadının peşinde koşup durmak yazımızda değinmiştik ama konu o kadar önemli ki, manosphere’in önemli öncülerinden Rollo Tomassi’nin efsane sitesi The Rational Male‘in en önemli yazısı There is No ONE‘dan esinlenerek konuyu bir kez daha vurguluyoruz. İngilizce biliyorsanız, gidip yazıyı okuyun.

İngilizce manosphere’de oneitis kelimesi, bu ruh hastalığını daha iyi açıklıyor. One, bir demek. “-ities”de hastalık anlamına geliyor :

ONEities : “Genelde karşılıksız sevgi ve odaktaki kişinin tamamen gerçeklikten kopuk bir şekilde idealize edilmesi ile paralel giden hastalıklı romantik saplantı”

ONEities felç eden bir hastalık.

Bir erkeği beta yapan koşulların bazıları genetik olsa da, betalık daha çok sosyal koşullanma ile ortaya çıkan bir durum, bir karakter özelliği. Günümüz toplumunda, erkeklerin çoğunu beta yapan en önemli mitlerden biri de “ruh ikizi”, “özel kişi” miti.

Olay şu : Bir erkeğin doğal yapısı, o erkeğin birçok kadınla birlikte olmasına meyilli. Yani bir erkeğin doğasında “özel bir kadın”, “ruh ikizi”, “hayatımın aşkı” hatta “aşk” gibi bir kavram yok. Bir erkeğin dışarda bir yerlerde onu bekleyen “diğer yarısı” da yok! Bir erkek için binlerce hatta onbinlerce beraber olabileceği ve beraber olmayacağı kadın var. Bunun karşıtını söyleyen herkes, erkeğe birşey satmaya çalışıyor.

Ruh ikizi, Batı toplumlarında kaynağını bulan ve günümüzde hemen her yerde yaygın olan bir mit-hastalık. Bu dünya görüşü o kadar yaygın ki, bir am uğruna kendi hayatını heba eden Ferhat ya da Mecnun hikayeleri, aslen bu tür saplantılı aşka tutulan bir erkeğin hayatının nasıl kararacağını gösteren birer ibret öyküleri iken günümüzde romantik aşk hikayeleri olarak pazarlanabiliyorlar.

Leyla Mecnun Karikatür
Öleyim mi manyak? …

Bu ruh ikizi fantazisi hemen hepimizin bir şekilde paylaştığı bir idealizasyon – güya hepimiz için bir özel insan var ve şansımız yaver giderse ve biz aramaya devam edersek, birbirimiz için yaratıldığımız o kişiyi bulabilme şansımız var. Her ne kadar bu konsept tatmin edici bir romantik film senaryosu çıkarsa da, hayatınızı üzerine kurup inşaa edemeyeceğiniz bir fantaziden başka birşey değil. Kötüsü, ruh ikizi miti genelde insanı felç eden birşey.

En şaşırtıcı olan da hayatını, kadın-erkek ilişkileri alanında hüküm süren bu saçma fantazi üzerine kurma düşüncesine sıcak bakan erkeklerin oldukça yaygın olması. Normalde psikoloji, biyoloji, sosyoloji, evrim, iş yaşamı, mühendislik gibi alanların değerini bilen ve bunların hayatlarımızı şekillendirmedeki önemini kavrayan erkekler, dışarıda bizi bekleyen bir ruh ikizinin olmaması ya da bizim bilinçaltında koyduğumuz ruh ikizi kriterine uyan binlerce kadının olabileceğini duyduklarında buna ilk karşı çıkan kişiler oluyorlar. Sanırım bu yalın gerçek, onlara fazla nihilistik geliyor – tıpkı çok inançlı birine Tanrı aslında yok demek gibi bir etki yaratıyor. Bu Batı kaynaklı romantik mitoloji, bizim hayatımızı birleştirebileceğimiz ve bizi tamamlayacak sadece bir insanın olduğu ve bir insanın kaynaklarının önemli bir kısmını bu özel kişiyi bulmaya harcaması gerektiği (batıl) inancı üzerine kurulu. Bu mit, batı toplumlarının kadınlaştırılması (feminization) yüzünden günümüz modern toplumlarında neredeyse dini bir inanç mertebesine ulaştı.

Pop kültürünün sürekli pompaladığı ruh ikizi miti, birçok erkeği, eşi veya sevgilisi ne olursa ya da ne yaparsa yapsın onunla beraber olmak konusunda koşulluyor ki zaten mitin kendisi, feminizm ideolojisinin direk sonucu. Mutlu bir birliktelik için gerekli olan karşılıklı saygı, bu koşullanma nedeniyle hastalıklı bir psikolojik bağımlılık olan “o kadın / adam” ruh hastalığı ile karıştırılıyor.

“Bu kadın senin hayatının kadını, onsuz nasıl yaşarsın” şeklinde özetlenebilecek bu ruh bozukluğu, birçok erkeği doyurucu olmayan ve düpedüz yıpratıcı bir ilişkiye hapsediyor. Daha da kötüsü (çünkü ilişkide en azından seks var), birçok erkeği, “aşık” olduğu bir kadın için sonuna kadar uğraşmaya iterek onları yanlız, sekssiz ve mutsuz bırakıyor. Bırakıp gitmek en mantıklı ve doyurucu hareket iken bir erkeği “biraz daha uğraşssam, şunu da düzeltsem” diye yıllarca saçma sapan bir ilişkiye, tek taraflı aşka (açık ara kadın erkek ilişkilerinin en saçma ve absürb durumu), ezikliklerin ezikliği friendzona hapsediyor.

Bir kadının bir erkeği oyuncak etmesinin en kestirme yolu, kadının erkeğinin tek seks ve mahrem yakınlık alternatifi olduğuna inanması. Dikkat edin, “alternatif” dedik, yani sevgilisi ya da karısı olan bir erkeğin başka kadınlarla seks yapması gerekir demiyoruz. Ama bir erkeğin, sağlıklı bir ilişki ve ruh hali için eğer beraber olduğu kadın belli bir çizgiyi aşarsa, gidip başkasını bulabilitesi olmasından bahsediyoruz. Bir erkeğin ruh ikizi masalını içselleştirmesi, ki kadınlar tarafından yetiştirilmiş nesillerin ortak paydasıdır bu içselleştirme, onu hayatına giren her kadına “tek kadın” muamelesi yapmaya iter. Bu beta erkekler seri olarak uzun süreli ilişkiye girseler ve her bir sevgililerine “o özel kadın” muamelesi çekseler bile, hala bu “o tek kadın” masalının saçmalığını göremezler.

Eski sevgilini unutamıyor musun, ruh ikizi kişilik bozukluğundan. “Ben seni sadece arkadaş olarak görüyorum” kadınına arkadaş mı oluyorsun, ruh ikizi kişilik bozukluğundan. Bekarsın ama tek bir kadınla ilişkiye giriyorsan ve diğer fırsatları yaratmıyor hatta değerlendirmiyorsan, ruh ikizi kişilik bozukluğundan. Onu unutamıyor musun, ruh ikizi kişilik bozukluğu. Seni aldattı, terk edemiyor musun (Allah aşkına yapma!!!), ağır ruh ikizi kişilik bozukluğu. İlişki biraz ilerleyince “karım / sevgilim benim hayatımın kadını diyerek kendini salıp, sonra terk edildi isen”, klasik ruh ikizi kişilik bozukluğu.

Kadın erkek ilişkilerinde başarısız isen, seni beta erkek konumundan alfa erkek konumuna doğru en hızlı ilerletecek şey, bu ruh ikizi masalından kurtulmak.

Yine link verelim, şu yazıyı okuyun : En büyük hata : O çok özel kadının peşinde koşup durmak

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.

Rollo Tomassi : Kırmızı Hap camiasının en önemli figürlerinden biri olan Rollo Tomassi'nin The Rational Male kitabı her erkeğin okuması gereken başucu eseri. Oldukça popüler olan The Rational Male bloğunun da sahibi de olan Rollo, The Rational Male - Preventive Medicine (Volume 2) ve The Rational Male - Positive Masculinity: Positive Masculinity (Volume 3) adlı kitapları ile ilk kitabındaki fikirleri daha da geliştirdi. Rollo Tomassi'yi burada Rollo Tomassi etiketinde de takip edebilirsiniz.