Bir kadın ve bir erkek arkadaş olabilir mi? Kadın erkek arkadaşlığı mı, friendzone mu?

Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Seti ile tanıdığınız Dr.K’nin son yayınlarından birinin çevirisi.

Bugün, internette en çok geyiği yapılan favori konulardan birini konuşacağız. Kadın erkek arkadaşlığını, daha doğrusu “bir kadın ve bir erkek arkadaş olabilir mi?” sorusunu ele alacağız.

Şimdi, ben bir kadın ve bir erkek arkadaş olabilir diye düşünüyorum. Bir kadın ve bir erkek arkadaş olabilirler ama bu, hepimize öğretilmeyen bir yetenek seti gerektirir.

Bunun yanında diğer uçta da, bir kadın ve bir erkek arkadaş olamaz diyenler var. Bu gruba göre kadın ve erkek arasında her zaman bir çeşit çekim olur ve bu da belli riskler taşır.

Hepiniz şu senaryoyu duymuş, birçoğunuz da yaşamışsınızdır. Biriyle ilişkiye başlarsınız, bu kişinin karşı cinsten bir arkadaşı ya da arkadaşları vardır ve bu arkadaş sizi endişelendirir. İlişkinize “bu arkadaşın senden gizli gizli hoşlanıyor olabilir” dersiniz ama sevgiliniz “hayır, asla, o benim arkadaşım”, “biz yıllardır arkadaşız”, “aramızda bir şey olamaz” der. Sonra bu insanlar ilişkiniz biter ve 3 ay belki 6 ay geçer. Ve tahmin ettiğiniz gibi, eski sevgilinizin bu “arkadaş” ile çıkmaya başladığını öğrenirsiniz.

Korkutucu olan şu ki, bir kadın ve bir erkek arkadaş olamaz düşüncesinin de doğruluk payı var. Bu nedenle “bir kadınla bir erkek arkadaş olabilir mi?” sorusunu ele alırken, bu iki değişik düşünceyi de ele alacağız.

Peki, arkadaşlık nedir? Platonik arkadaşlık neye benzer? Ve friendzone’da uzun süre geçirdikten sonra sevgili olan insanların olayı ne?

Şimdi önce kadın ve erkek arkadaş olabilir diyen tarafla başlayalım. Evet, kadın ve erkek arkadaş olabilir ama bu, herkesin sahip olmadığı bir yetenek setini gerektirir.

Bazı insanlar, karşı cinsten arkadaşlığı düzgün bir şekilde yürütebilen ve bu konuda iyi davranış kalıplarına sahip ebeveynlerle büyürler. Örneğin, yakın erkek arkadaşları olan bir anne ile ya da yakın kadın arkadaşları olan bir baba ile büyüdüyseniz, kadın erkek arkadaşlığı konusunda ebeveynlerinizin kullandığı yetenekleri içselleştirme ihtimaliniz yüksek.

Bu yetenekler oldukça belli belirsiz davranışlar olabilirler. Örneğin annenizin yakın kadın ve erkek arkadaşları olabilir ama kadın arkadaşlarına dokunurken, arkadaşı olan erkeklere dokunmayabilir. Kadın erkek arkadaşlığında, bu tür belli belirsiz sınırlar mevcuttur ve bu sınırların belli belirsiz olması, bazı insanların bunları uygulamakta hiç zorlanmamasına rağmen bazı insanların neden çok zorlandığını açıklar. Çünkü bu sınırlar konusunda birçok şeyin kişi büyürken kişiliğine işlenmesi gerekir.

Peki nedir bu yetenekler? Bunlardan en önemlisi, duygusal düzenleme kabiliyeti.

Biz duygularını düzenleyebilme, yönetebilme kabiliyetinden sıklıkla bahsediyoruz. Şimdi gelin, duygusal düzenleme / yönetim kabiliyeti derken neyi kastettiğimizi anlayalım.

Bir kadın ve bir erkek arkadaş olamaz diyenlerin argümanı nedir? Eninde sonunda, bir tarafın diğer tarafa karşı duygu beslemeye başlayacağı değil mi? Bir süre sonra bir taraf, diğer taraftan hoşlanmaya başlayacak ve belki de aşık olacak.

Şimdi, eğer birine aşık olursanız, bu konuda yapabileceğiniz alternatif şeyler neler? İşte tam burada duygularınızı yönetebilme kabiliyeti devreye giriyor.

Aşk da, sevgi de bir duygu değil mi? Özünde, çoğunlukla bir duygu. Bir duygu olan  öfkenizi kontrol edebiliyorsunuz, öfkenize yenilmeyebiliyorsunuz ve öfkenizi söndürebiliyorsunuz. Birine öfkeleniyorsunuz ve “dik duracağım ve sakin kalacağım, onun seviyesine inmeyeceğim” diyebiliyorsunuz.

Çok üzgün hissetmenize, depresif olmanıza ve yataktan çıkmak istememenize rağmen, bu duyguyu yönetebiliyorsunuz ve yataktan kalkıp işe gidebiliyorsunuz. Öfke, üzüntü, yorgunluk gibi duyguların hayatınızı yönetmesine izin vermeyebiliyorsunuz.

Peki neden aşkı kontrol etmeyesiniz? Neden aşkın hayatınızı yönetmesine izin vermeyesiniz ve birine olan aşkınızı kontrol edip yok etmeyesiniz? Aşkın da bu duygulardan farkı yok ki!

Herkes üzüntü duygusunun yönetilmesi gerektiği fikrini destekliyor. Utanç hissettiğinde, bu duygudan kurtulması gerektiğini biliyor. Öz değeri düşük ise, öz değer kazanması gerektiğini biliyor. Bu duyguların yönetilmesi ve düzenlenmesi ile ilgili teknikler öğrenip uygulamaya çalışıyor.

Ama iş aşka geldiğinde, romantik sevgiye geldiğinde, bu duygunun da yönetilmesi, düzenlenmesi gereken bir şey olduğunu düşünmüyoruz. Bu duygunun yönetilebileceğini ve düzenlenebileceğini, gerekirse kontrol edilip söndürülebileceğini bile bilmiyoruz.

Oysa öfkeyi nasıl yönetip artık sizi kontrol edemeyecek hale getirebiliyorsanız, romantik sevgiyi de yönetip artık sizi kontrol edemeyecek hale getirebilirsiniz.

Peki birine karşı duygular beslemeye başlarsanız, bu duyguları nasıl yönetirsiniz? Bazı insanlar kendilerini geri çekerler ve uzaklaşırlar. Bu sağlıklı bir duygu yönetim stratejisi olabilir çünkü uzak durarak duyguları yönetebiliriz.

Bir diğer önemli yetenek de, konuşma yeteneği. Bir arkadaşınıza duygu beslemeye başladığınızda, ona “sana karşı bir şeyler hissetmeye başladım” diyebilirsiniz. Bunu bir itiraf gibi söylemeyebilirsiniz ki burası önemli. Birçok insan arkadaşına aşık olduğunda, bunu ona söylerken “aşkını itiraf” eder ve bu berbat bir harekettir.

Bu konuşmayı daha doğru şekilde yapabilirsiniz. Örneğin “sana karşı duygu beslemeye başladım ve senin de aynı hissedip hissetmediğini merak ediyorum. Arkadaş olarak, bu konuda ne yapabiliriz?” diyebilirsiniz. Burada arkadaşınıza “ben seninle ilişki istiyorum” demiyorsunuz ki bu da bir başka temel yetenektir. Eğer birine karşı duygu beslemeye başlarsanız, bu duyguların sizi yönelttiği yönde gitmek zorunda değilsiniz. Cinsel olarak azdığınızda, otomatik olarak bu duyguyu gidermeye çalışmıyorsunuz değil mi? 

Karşı cinsle arkadaşlık konusunda başarısız insanlarda gördüğüm ortak problem, konuşma kabiliyetlerinin kısıtlı olması. Bir yandan da duygularını düzenleme yetenekleri kısıtlı. Bu insanlar birine bir şey hissettiklerinde, bu duyguların kendilerini yönlendirdiği yolda gitmeleri gerektiğini sanıyorlar. 

Burada bir başka problem de birçok insanın “bir kere aşık oldum mu, hep aşık kalacağım” sanması. Duyguları büyüyecek, büyüyecek ve büyüyecek sanıyorlar. Bunun bir işkenceye dönüşeceği sonucuna varıp, ilişkiyi sonlandırıyorlar. Bunu yapabilirsiniz ama duygularla ilgili anlamanız gereken şeylerden biri de, duyguların zamanla denge noktasına geldikleri. 

İnsanlar aşık olurlar ve sonra aşkları biter. Bu en az aşık kalmak kadar yaygın bir şey. Ortalama bir insanın birden fazla sevgilisi oluyor. Yani bir insana karşı bir kimya hissediyorlar ve bu bir süre devam ettikten sonra bitiyor. Evliliklerin de %40-45 kadarı boşanma ile bitiyor.

Yani birine karşı duygu beslemeye başlamanız, o duyguların sürekli olacakları anlamına gelmiyor. Ve bu duygular yönetilebilirler. Bu duyguları yönetmek için yapabileceğiniz birçok şey var.

 Bunun yanında araştırmaların bize gösterdiği, birine karşı bir şeyler hissediyorsanız, bu hisleri devam ettirmeniz için, yatırım yapmanız gerektiği. Aşkın ilk seviyesi bol dopamin tarafından yönetiliyor. Onun yanında olmak bile çok heyecan veriyor ve insana kendini iyi hissettiriyor. Ama bu dopamin şelalesi bir yerde bitiyor ve 20 senelik, 30 senelik ilişkiler için dopaminden daha farklı şeyler gerekli.

Uzun süreli ilişki için, dopamin aşkından fazlasına, oksitosin aşkına yani bir bağlanma/bağ hissine ihtiyaç var. Bunların yanında fedakarlık, beraber plan yapmak, birlikte yaşamak, çocuk yetiştirmek, beraber iş kurmak gibi aktiviteleri içeren başka aşk çeşitleri de var. Aşkın çeşitlerinin yanında, romantik ve cinsel çekimin de değişik evreleri var.

Sonuçta aşk da diğer duygular gibi başlıyor, gelişiyor ve sonra sönüyor. 

Peki bir arkadaşınızdan hoşlanıyorsanız, sınırları nasıl korursunuz? Bir arkadaşınızdan hoşlanmaya başlarsanız, o duyguları yeşertecek davranışlardan kaçınabilirsiniz.  Örneğin bu kişi ile başbaşa geçirdiğiniz zamanı sınırlandırabilirsiniz. Akşam yemeğ yerine öğle yemeğinde buluşabilirsiniz. Eğer akşam yemeği yiyecekseniz, fazla içki içmekten kaçınabilirsiniz. Zaten genel olarak hoşlandığınız kişi ile beraberken, fazla içki içmekten kaçınmalısınız.

Bu konuda yapabileceğiniz bir başka şey de, arkadaşlığın içine partnerlerinizi ve çocuklarınızı koymanız. Yani buluşmalara partnerlerin de gelmesi. Böylece daha başından, arkadaşınıza karşı bir şey hissetmekten korunmuş olursunuz.

Şimdi bir kadın ile bir erkek arkadaş olamaz diyen tarafa gelelim. Birçok insanın erkek arkadaşı ya da kız arkadaşının “kıllanman yersiz o benim arkadaşım” dediği ve kıllanmanız gerektiğini gayet iyi bildiğiniz arkadaşlıklara gelelim.

Online tanışmalar dışında kalan organik ilişkilerin %70 kadarı, önce arkadaş olarak başlıyorlar. Bu ilişkiler başlamadan önce geçen arkadaşlık süresi ise ortalama 22 ay. Yani online tanışma dışında tanışan çiftlerin üçte ikisi, sevgili olmadan önce yaklaşık 2 yıl boyunca arkadaşlık ilişkisi içinde oluyorlar.

Peki bu nasıl oluyor ve bunun friendzone ile bağlantısı ne? Organik olarak başlayan ilişkilerin %70 kadarının 2 senelik arkadaşlıktan sonra başladığını öğrenmek, friendzone konusunda hassas insanları tetiklemiş olmalı.

Birçok insan “friendzone berbat bir yer” diyor. “Romantik ilgini hemen belli et ki friendzone diyarına atılma” diyor. Eğer birinden hoşlanıyorsanız “ya sevgili zone ya hiç” diyor. 

Peki bu durumda çoğu ilişkinin arkadaşlıktan başladığı gerçeğini nasıl ele alacağız? Bunun için biyoloji araştırmalarına bakmamız gerekiyor.

Kar leoparı gibi hayvanlara bakarsanız, eş seçme davranışlarının çok da karmaşık olmadığını görürsünüz. Kar leoparları tek başına yaşayan hayvanlardır. Dişi bir kar leoparı, 365 günün birkaç günü kızışır ve bu birkaç gün boyunca bir erkek, bir dişi arar. Bu çift çiftleşir ve sonra kendi yollarına giderler ve bu süreç daha çok ilkel dürtüler tarafından yönetilir.

Ama insanların hayvanlara göre çok daha gelişmiş bir zihni ve psikolojisi var. Bunlar çocukluğumuzdaki deneyimler, kültür, travmatik deneyimler, geçmiş ilişkiler ve medya tarafından şekillendiriliyorlar, Ayrıca insanlarda çok büyük bir genetik çeşitlilik de mevcut.

Yani şimdi ele alacağımız eş seçme ve çiftleşme mekanizmaları oldukça ilginç ve genel olsa da, her kadının ve her erkeğin burada bahsedilecek şekilde davranmadığını hatırlatmak isterim. Biyoloji bilimi büyük bir nüfus içindeki eğilimleri gösteriyor ama bireysel seviyede çok geniş bir yelpazede çeşitlilik ile karşılaşabiliyorsunuz.

Modern zamanlardan önce yaşayan bir erkek düşünün. Bir kadına karşı çekim duyuyor ve o kadın da erkeğe bazı sinyaller gönderiyor. Ama bu sinyaller kadının erkeğe çekim duyup duymadığını tam olarak göstermiyorlar.

Atalarımız zamanında yaşayan bir erkeğin zihni şöyle çalışıyor: “bu kadın benimle ilgileniyorsa ve ben bu sinyalleri gerçekte olduğundan daha olumsuz şekilde değerlendirirsem, bir fırsat kaçırırım. Eşleşme fırsatı kaçırmam benim çocuk yapamaman demek olabilir yani fırsat maliyeti yüksek”.

İlkel erkek beyni, bu nedenle sinyalleri olduğundan daha iyi görmeye meyilli. Yani kadının ilgilenip ilgilenmediği tam belli değilse, ilkel erkek beyni bu sinyalleri “ilgileniyor” olarak değerlendirmeye meyilli.

İlkel erkek beyni için erkek eğer ilgilenmeyen bir kadına yürür ve kadının kendisi ile ilgilenmediğini anlarsa, bunun maliyeti çok yüksek değil. Tabi böyle bir durumda maliyet, modern erkek beyni için oldukça yüksek çünkü yanlış anlama iş yerinde sorun yaratabilir ya da erkeğin kendisini çok kötü hissetmesine neden olabilir. Ama ilkel erkek beyninden bahsediyoruz.

İlkel erkek beyni için kadının kendisine gönderdiği belirsiz sinyali yanlışlıkla negatif olarak değerlendirmenin maliyeti çok yüksek iken, yanlışlıkla pozitif olarak değerlendirmenin maliyeti çok düşük. Yani hata yönetimi teorisi açısından, erkeklerin kendilerine yönelen kadın ilgisini abartmaya meyilli olduğunu söyleyebiliriz.

İlkel kadın beyni için ise olay tam tersi. Kadın eğer bir erkeğin kendisine gönderdiği sinyalleri abartırsa, o erkekle eşleştikten ve hamile kaldıktan sonra erkeğin bırakma riski artar ve bunun maliyeti (eşi olmayan anne) çok yüksek.

Bunun sonuçlarını kadınların ve erkeklerin ilişkiler konusunda şikayetlerinde de görebiliyorsunuz. Kadınlar “ben arkadaşız diye düşündüm ama adam ilişki istiyormuş” şeklinde şikayet ederlerken, erkekler “ben flört ediyoruz sanıyordum ama kadın beni arkadaş olarak görüyormuş” diye şikayet ediyor.

Peki bu dinamik ile, çoğu ilişkinin aylar süren arkadaşlıktan sonra başladığı gerçeği ile nasıl bağdaşıyor?

Öncelikle, arkadaşlıktan sevgililiğe dönen ilişkilerin büyük bir avantajı var: bu insanı yıllardır tanıyor oluyorsunuz. Sizin için doğru biri mi, yanlış biri mi olduğunu az çok biliyorsunuz, en azından yeni tanıdığınız birine göre çok daha güvenilir şekilde biliyorsunuz.

Burada asıl soru, bir arkadaşlıktan ilişkiye geçilip geçilmeyeceğini neyin belirlediği. Bu aslında friendzone alanında birgün sevgili olacağı günü bekleyen birçok insanı hüsrana uğratacak bir faktör ve friendzone olan insanlar bu faktörün farkında bile değiller.

Nedir bu faktör?

 Arkadaşlıktan ilişkiye geçen ilişkiler üzerinde yapılan araştırmalar bize şunu gösteriyor: bu tür ilişkilerde çiftler, daha başından itibaren birbirlerini sevgili olunabilecek biri olarak görüyorlar. Daha başından gizli gizli hoşlanmaktan bahsetmiyorum. Sevgili olunsa olunabilecek biri olarak görüyorlar. Daha doğru bir deyişle, çekici olarak görüyorlar.

Araştırmaların gösterdiği bir başka şey de, bir insan eğer sizi potansiyel bir partner olarak görmüyorsa, bu insanın fikrini değiştirmek için yapabileceğiniz çok fazla şeyin olmadığı. Yani bu durumda bir arkadaştan sevgili yapma ihtimaliniz çok düşük.

Friendzone diyarında acı çeken kitlelerin hatası, “ben bu insandan hoşlanıyorum, bu insan benden hoşlanmıyor ama bu insanla olan ilişkime duygusal, finansal yatırım yaparak, ona zaman ve kaynak harcayarak, onun benden hoşlanmasını sağlayabilirim” diye düşünmek. Burada bir “arkadaşın” diğer “arkadaşın” kendisinden hoşlanması için niyetli çaba göstermesi var. Ama arkadaştan ilişkiye giden çiftlerde olay böyle gelişmiyor. Bu çiftler daha arkadaşken birbirlerinin ilişkide aradığı şeyler listesini doğal olarak karşılıyorlar.

Yani bir insan ile olan ilişkinize yatırım yaparak o insanın sizden hoşlanmasını sağlama ihtimaliniz çok düşük ama maalesef ilişkiler konusunda verilen tavsiyelerin çoğu aynen bunu tavsiye ediyor.

Burada çalışır tavsiye, kişinin arkadaşının duygularını değiştirmek için arkadaşı ile olan ilişkisine değil, kendisini daha çekici biri yapmak için kendisine yatırım yapması. Yani arkadaşlıktan ilişkiye giden yol, karşınızdaki insanın sizden hoşlanmasını sağlamaya çalışmak değil, genel olarak daha çekici biri olmaya çalışmak.

3 yıldır tanıdığı ve gizli gizli hoşlandığı bir kızı arzulayan erkek, o kıza zamanını yatırıyor, hediyeler alıyor, onun dertlerini dinliyor, ona duygusal ve belki finansal destek oluyor. Ve sonunda friendzone’dan sadece arka kapıdan çıkabiliyor. Bu erkek, ilişkiye değil kendisini daha çekici birine dönüştürmeye yatırım yapmalı. Fiziksel olarak daha çekici olmaya, daha hırslı ve hedefleri olan biri olmaya, daha iyi giyinmeye, kişisel bakıma, duygusal regülasyona, daha iyi kokmaya, vs. yatırım yapması lazım. “Onun beni sevmesi için ne yapmalıyım?” zihin yapısını, “nasıl daha çekici biri olurum?” zihin yapısına çevirmesi lazım.

Kaynak: Can Men & Women Be Friends?

Sizden gelen sorular – Ağustos 2026

Soru #1: Buluşmalar gayet güzel ama mesajlaşma kötü. Friendzone mu?

Mahmut abi selamlar.

Kızla buluştuğunuzda gayet güzel zaman geçiriyoruz ama ayrıldıktan sonra mesajlaşma çok nadir oluyor. Bazen bahsettiğin şekilde yoklama çekiyorum gayet ilgili bir konuşma dönüyor sonra bir noktada (10 dakika civarı) cevap vermeyi bırakıyor ve 2-3 gün konuşmuyoruz.

Kız sana o kadar da meraklı değil demek ki. Bu durumda kadınlaşıp mesajlaşmıyoruz diye kaygılanacağına, kızla buluşmaların sandığın kadar iyi olmadığını anlayıp kızı hak ettiği seviyeye indirmen lazım.

Buluşmalar nereye gidiyor? 5 kere buluşup da bir kere fizikselleşmediyseniz, kızın sana ulaşma sıklığına da bakarsak, kızın sen arkadaşısın ve buluşmalar senin istediğin yöne gitmiyor.

Bu 2-3 gün içinde de aramızda sohbeti geçen şeylerle ilgili twitterda instagramda gördüğü paylaşımları falan atıyor ama muhabbet etmek amaçlı değil.

Şu an buluşma teklif etsem muhtemelen gelir ama işi bir ileri boyuta taşımak için az da olsa mesajlaşmak/telefon görüşmeleri olması gerekmiyor mu? 

İş buluşmalarda ileri taşınır. Ama buluşmaların ileri boyuta geçmemesi ve kızın seninle mesajlaşma şekli, friendzone içinde olduğuna işaret.

Bu şekilde devam edersem arkadaşlığa kayacağını düşünüyorum belki çoktan kaymıştır bile.

Çoktan kaymış.

Açıkça ilişki istediğimi de söylemek istemiyorum bunu birkaç sinyalle gösterdim zaten ama en güçlü sinyal fiziksel temas sanırım bu noktada.

Bir kız seni ilişki için istemiyorsa, senin o kızı ilişki için istiyor olmanın bir önemi yok.

Fiziksel temas için kızdan bir sinyal beklemem gerekiyor mu yoksa insiyatif alıp yapmalı mıyım? Teşekkürler.

Kızla 5 kere buluştunuz ve buluşmada bir şey çıkmıyorsa, yapman gereken hamle kızı bırakmak. Kız tabi arkadaş olarak görüşmek isteyebilir ama o zaman da başından kibarca savarsın.

Eğer 5 buluşma olmadıysa istersen 5 buluşmaya tamamla. Ama kızda pek sevgili isteği yok. Senin inisiyatif alıp yapmak istediğin şeyler de kızın seninle sevgili olmak istememesinde ne kadar haklı olduğunu ispatlar, başka işe yaramaz.

***
Duyuru:
YouTube katıla ya da Patreon’a üye olamayanlar için üyelik imkanı
***

Soru #2: Neden sıcak yaklaşıp sonra reddetti?

Mahmut Abi, sana yaşadığım bir olayı anlatıp bununla ilgili bir şey sormak istiyorum.

KPSS sınavı için Antalya’dan memlekete gitmek üzere otogara gittim. Orda bir kız gördüm ve hoşuma gittiği için konuşmak istedim. Girişi nasıl yapayım diye düşünürken gidip kıza “Merhaba, eğer hâlâ burdaysanız lavaboya gidip geleceğim. Çantam sizde kalsa olur mu” dedim. O da “tabii” dedi. 

Gittim geldim teşekkür ettim sonra kıza telefon geldi. Kız otobüs peronuna gitti gidip birkaç dk daha analiz ettikten sonra kızın yalnız olduğundan emin olup konuşmayı sürdürmek istedim. Öksürdüğünü fark edip 2 çay alıp gittim. “Az önce çantayı sana emanet ettim,sanırım üşütmüşsün”deyip çayı verdim. 

Sohbet ederken şu anda çalıştığı otelin benim eski iş yerim olduğunu öğrenince baya sohbet ettik. Otobüsünün gitmesine az kala “seninle nasıl iletişim de olacağız,numaranı versene” dedim. Kız gülerek yeni tanıştığım birine numaramı veremem deyip reddetti. Ama istersen instagram veririm dedi. Bende kabul ettim ekledik birbirimizi. 

Numara vermediğinde instagram alabilirsin ama instagram genellikle sonra başımdan savarım nasıl olsa diye verilen bir şey. Çok bir beklentin olmasın.

Ardından ben kıza yazdım biraz sohbetten sonra kız ona baktığımı fark ettiğini çantanın aslında bahane olduğunu söyledi. Bende dürüstçe kabul edip doğru ilgimi çektin dedim. Zaten peşimden geleceğini biliyordum öyle izlenim verdin dedi. En son sanırım benden hoşlandın dedi bende yani hoş kızsın vs tanışmak istedim dedim. Peki sen ne düşündün hakkımda dedim(sanırım sorulmayacak soruydu)

Evet sormaman lazımdı. Ayrıca bu konuyu açıp büyüyü bozması, muhtemelen reddedeceğine işaret.

Yani hoşsun kibarca davrandın ama ben kimseden hoşlanmam vs dedi.

Senden o şekilde hoşlanmadım demek istemiş.

Bir kere daha buna benzer bir şey yazıp reddettikten sonra yazmamaya karar verdim. Bu akşam yürüyüşe çıkınca tesadüfen o kızın başka bir çocukla bir kamelyada oturduğunu fark edip moralim bozuldu.

Kızı tanımıyorsun, bir tarihçeniz yok. Umarım kadınların size direkt “senden hoşlanmadım” demek yerine “ben kimseden hoşlanmam” demesini ciddiye almıyorsunuz. Sana “kimseyle ilişki düşünmüyorum” diyen kız ertesi gün hoşlandığı biri ile karşılaşır ve sevgili olur.

Şimdi sorum şu; kız gerçekten rahatsız olsa neden onunla konuşmaya çalıştığımı fark ettiği halde sıcak karşılayıp konuştu?

Ne güzel işte, neden konuşmasın? Yani medeni bir şekilde yaklaşıp konuşuyorsun, neden illa surat yapsın, soğuk yapsın? Bunu da “duygularımla oynadı” gibi saçma sapan bir şeye çevirmezsin umarım.

Kendi instagramini vermeyi teklif edip ardından böyle bir şey dedi?

Kadınlar sizi suratınıza karşı reddetmekten çekinebilirler.

***
Duyuru:
Patreon üyelerine özel chat alanı
***

Soru #3: Eski sevgilinin ayrıldıktan sonra istemediğim şeyleri yapması, bana gönderme mi?

Ayrılmadan önce etek giymesi instagramda kendini paylaşması falan yasaktı. Ayrildiktan sonra wp ye bile etekli foto koymuş bir sürü insan eklemiş. 1 buçuk yıllık bir ilişkiydi, 5 ay olmuştur no contactte merak evresini geçtim ve rahatlama evresindeyim. Dönüp dönmemesi bir şey ifade etmiyor ama yasak olan şeyleri yapıp gözüme sokmaya çalışma nedeni nedir merak ettim sadece?

Dönüp dönmemesi bir şey ifade etmiyor diyen birinin bu soruyu sorması absürt ama umarım dediğin gibidir. Çünkü o da zaten sana ve ilişkiye dönmeyi zerre düşünmediği için istediği gibi giyiniyor. Senin gözüne bir şey sokmaya çalıştığı hatta sana özel bir şey yaptığı falan yok.

Bir insanın sizi tamamen unuttuğunu görmek yerine, sizi dikkate alarak kötü bir şey yaptığı fantezisi kurmanız bilinen bir başa çıkma mekanizması ama zararlı bir başa çıkma mekanizması.

Kısacası kızın bunları yapması, seni aşıp ileri gittiğini ve geri dönmeyeceğini gösteriyor. Sana ulaşmadığı sürece ki o ihtimal düşük, bu bilgi geçerli.

Ayrıca, giyim veya sosyal hayat konusunda size uymayan bir kızı kısıtladığınızda, o kısıtlanması genellikle ilişki boyunca sürer, kız ilişki bitince eskiye döner. Hatta birçok senaryoda, ilişkide sorun çıkıp aranız soğuduğunda eskiye döner. “Abi benim için mini etek giymeyi sorunsuz ve istekle bırakmıştı, kavga ettik ve Instagram’a hemen mini etekli fotoğraf atmış” gibi yakınmaları çok duyuyorum.

Bu arada hiçbir şekilde stalklamasan iyi ederdin.

Soru #4: Oğlumu narsist ilişkisinden nasıl kurtarırım?

Bir erkek evladı annesi olarak, Narsist veya sınırda kişilik bozukluğu gibi sorunları olan kadınlar yayınınızı izlerken kalbimden ağladım. 1.5 yıldır anlar mı bizim gördüğümüzü görür mü dedik ama yok. Hep biz ailesi olarak suçlu olduk.

Ailesi olarak arkasında duralım kendisini yalnız hissetmesin dedik yine bizden uzak .Aklı başında dediğimiz oğlumuz sürekli suçlu hissediyor kendini .Neler yaşadığımızı detaylı yazmak niyetinde değilim gücüm de yok artık ayrıl demiyoruz. O bitti demeden bitmez biliyorum ama ne yapacağımı bilmiyorum. Annelere de yönelik tavsiye verin ne olur. Anlattıklarınızın hepsi doğru farkında ama suç ondaymis sorun çıkmasın diye rahatsız olduğu hiç birşeyde açıkça konuşmamış ondan bu durumdaymis 🥺

Bu konuda Narsistin Partnerini Ailesinden Koparması diye bir yazı ve yayınımız var. Ama pek de duymak istemeyeceklerinizi söyleyen bir yazı:

“Bir terapistin yardımı ile, eşim ve ben, bir narsistin oğlumuzun hayatından çıkıp gitmesini bekledik. Bu, oğlumuzla çok az iletişim kurabildiğimiz, narsist partneri ile hiç ilişki kurmadığımız 2 koca yıl sürdü. Çoğu narsistin, yarattıkları izolasyona hiç karşı koymazsanız, yaklaşık 2 yıl içinde ilişkiden yorulacağını okumuştuk. Bizim durumumuzda bu tam 2 yıl sürdü. Ama oğlumuzun geçmiş ilişkisinin nasıl da toksik olduğunu ve eski sevgilisinin nasıl bir yaratık olduğuna uyanması da 1 sene daha sürdü. Ama neyse ki şimdi her şey normale döndü.”

Benim tavsiyem suçluluk duygusuna karşı, kendisini bir erkek psikoloğa yönlendirin. Bizim bu sitede yayın yaptığımız Hüseyin Parlakyıldız gibi bir psikolog olabilir.

Suçluluk tuzağı konusunda da bir yazı ve yayınımız var. Burada öz eleştiri yapmanız lazım zira bu çeşit bir suçluluk tuzağına yatkınlık, çocukluktan gelir. Narsist bunu yaratmaz ama azdırıp kullanır.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Kadınlarla ilişkinizde en önemli becerilerden biri: Kendine hakimiyet

Giriş

Modern ilişkilerde erkeklere genellikle daha iyi iletişim kurmaları, duygularını ifade etmeleri, anlayışlı olmaları ve karşılarındaki kadını dinlemeleri tavsiye ediliyor. Fakat sağlıklı ve uzun ömürlü bir ilişki için çoğu zaman gözden kaçırılan başka bir temel beceri var: Erkeğin önce kendi iç dünyasını, ardından ilişkinin duygusal atmosferini taşıyabilmesi. Daha doğru ifadelerle bu beceri; kendine hâkimiyet, duygusal dayanıklılık, sınır koyabilme ve karşısındaki insanın yoğun duyguları karşısında merkezini koruyabilme kapasitesidir.

Bir erkek öfkelendiğinde kontrolünü kaybetmiyor, eleştirildiğinde hemen savunmaya geçmiyor, reddedildiğinde dağılmıyor ve ilişkide yaşanan her gerilimi kişisel bir saldırı olarak görmüyorsa kendi iç dünyasını taşıyabiliyor demektir. Aynı erkek, partnerinin üzüntüsünü veya hayal kırıklığını hemen susturmaya çalışmadan dinleyebiliyor fakat saygısızlığa da izin vermiyorsa ilişki için güvenli bir duygusal alan oluşturabilir.

Bu beceri, kadınlarla ilişkinizi değiştirebilecek en önemli özelliklerden biri.

Önce Kendine Hakim Olabilmek

Bir insanın başkasının yoğun duyguları karşısında sakin kalabilmesi için öncelikle kendi içinde yaşananları yönetebilmesi gerekir. Öfke, korku, kıskançlık, cinsel dürtüler, reddedilme kaygısı, yetersizlik hissi ve kontrol arzusu insan doğasının parçalarıdır. Olgunluk, bu duyguların hiçbirini yaşamamak değil, onları davranışlarımızın tek hâkimi hâline getirmemektir.

Kendine hâkim olamayan bir erkek, yaşadığı her yoğun duyguyu anında dışarıya yansıtır. Öfkelendiğinde bağırır, kıskandığında kontrol etmeye çalışır, korktuğunda kaçar, eleştirildiğinde saldırıya geçer veya ilişkiyi kaybetme endişesiyle bütün sınırlarından vazgeçer. Bu durumda erkek kendi merkezinde değildir; ruh hâlini tamamen dışarıdaki olaylar belirler.

Kendine hâkimiyet sahibi erkek ise içinde yükselen duyguyu fark eder fakat duyguyla eylem arasına bir mesafe koyabilir. Öfkelendiğini kabul eder ama hakaret etmez. Hayal kırıklığına uğrar ama intikam almaya çalışmaz. Partnerinin kendisinden memnun olmadığını duyduğunda hemen çökmek veya karşı saldırıya geçmek yerine önce ne söylendiğini anlamaya çalışır.

Bu, pasif veya tepkisiz olmak anlamına gelmez. Tam tersine, gerektiğinde harekete geçebilmek fakat ne zaman ve nasıl hareket edeceğini seçebilmek demektir. Gerçek güç, her dürtüyü eyleme dönüştürmekte değil, güçlü dürtüler yaşarken bile bilinçli davranabilmektedir.

Duyguları Bastırmak ile Kendine Hâkim Olmak Aynı Şey Değildir

Kendine hâkimiyet denildiğinde bazı erkekler bunu duyguları bastırmakla karıştırabilir. Oysa duygularını bastıran erkek gerçekten sakin değildir. İçinde biriktirdiği öfke, kırgınlık ve korku zamanla başka biçimlerde ortaya çıkar. Bir gün patlayabilir, partnerine karşı soğuklaşabilir, pasif agresif davranabilir veya ilişkiden tamamen uzaklaşabilir.

Duygusal olgunluk, hiçbir şey hissetmemek değil, ne hissettiğini bilmek, bu hislerin kontrolüne girmemek ve gerekirse hislerini uygun biçimde ifade edebilmektir. Örneğin “Sen zaten hep böylesin!” diye saldırmak yerine, sakince “Benimle bu şekilde konuşulması kabul edebileceğim bir şey değil” diyebilmek kendine hâkimiyettir. Günlerce susarak cezalandırmak yerine, “Şu anda öfkeliyim ve sağlıklı konuşabilecek durumda değilim. Sakinleştiğimde bu konuyu konuşalım” diyebilmek de aynı becerinin göstergesidir.

Buradaki amaç erkeğin içindeki gücü, öfkeyi veya mücadele kapasitesini yok etmek değildir. Amaç, bu enerjiyi bilinçli bir şekilde yönlendirmektir. Kendisini savunamayacak kadar pasif bir erkek de dürtülerini yönetemeyen saldırgan bir erkek de sağlıklı bir merkezde değildir. Aranması gereken nokta, güç ile özdenetimin birlikte var olmasıdır.

Kadınların Güven Arayışını Anlamak

Kadınların önemli bir bölümü sosyal hayatlarında fiziksel güvenlik konusunda erkeklerden daha temkinli olmak zorunda kalır. Tanımadığı bir erkekle yalnız kalmak, gece sokakta yürümek veya yeni biriyle buluşmak, bir kadın açısından erkeklerin çoğu zaman fark etmediği güvenlik değerlendirmelerini beraberinde getirebilir.

Bu durum, ilişkilerde de kendisini gösterir. Bir kadın karşısındaki erkeğin dürtülerini, öfkesini ve davranışlarını yönetip yönetemediğini bilinçli ya da bilinçsiz şekilde gözlemler. Burada aranan, hiçbir gücü veya sert tarafı olmayan bir erkek değildir. Asıl güven veren, güçlü olmasına rağmen gücünü kontrol edebilen erkektir.

Başka bir ifadeyle mesele, erkeğin tehlikeli davranması değil, gerektiğinde kendisini ve sevdiklerini koruyabilecek kapasiteye sahip olması fakat bu kapasiteyi saldırganlık için kullanmamasıdır. Koruyucu ile saldırgan arasındaki temel fark da budur. Her ikisinde de güç bulunabilir; ancak yalnızca biri bu gücü bilinç, sorumluluk ve sınırlar içinde kullanır. Ayno zamanda koruyucu ile güçsüz arasındaki temel fark da budur. Güçsüz bir erkek, güç kapasitesi olmadığı için tehlikesizdir ama koruyucu da olamaz.

Kendine hâkimiyet bu nedenle yalnızca bir iletişim tekniği değildir. Karşı tarafa “Duygularımın ve dürtülerimin sorumluluğunu taşıyabiliyorum” mesajı verir. Bu mesaj, ilişkide güven duygusunun oluşmasına ciddi katkı sağlar.

Partnerinin Duygularından Kaçmamak

Birçok erkek, partnerinin yoğun duygularıyla karşılaştığında ne yapacağını bilemez. Kadın üzgünse hemen sorunu çözmeye çalışır. Kadın öfkeliyse kendini savunmaya geçer. Hayal kırıklığını ifade ediyorsa bunu doğrudan kendi değerine yöneltilmiş bir saldırı gibi algılar. Bazıları ise tartışmadan tamamen kaçar, susar veya duygusal olarak ortamdan çekilir.

Bunların tamamı, erkeğin kendi içinde yaşananları taşıyamadığını gösterebilir. Partnerinin üzüntüsü onda yetersizlik hissi yaratır; öfkesi korkuya, eleştirisi utanca dönüşür. Erkek artık karşısındaki kadını dinlemek yerine kendi içindeki rahatsızlığı durdurmaya çalışır.

Duygusal alan tutabilmek ise farklıdır. Erkek, karşısındaki kadının üzgün, kızgın veya hayal kırıklığına uğramış olmasına tahammül edebilir. Her duyguyu hemen düzeltmesi gerekmediğini bilir. Şöyle bir tutum sergileyebilir:

“Üzgün olduğunu görüyorum. Söylemek istediklerini dinleyebilirim. Hayal kırıklığına uğramış olman beni rahatsız etse de bundan kaçmayacağım.”

Bazen bir kadının ihtiyacı tavsiye, çözüm veya açıklama değil; yaşadığı duygunun erkek tarafından korkmadan karşılanmasıdır. Erkeğin “Bunu duymaya dayanabilirim” tavrı, ilişkide güçlü bir güven alanı oluşturur.

Ancak bu alan sınırsız değildir.

Duygusal Alan Tutmak Her Şeyi Kabul Etmek Değildir

Partnerinin duygularına alan açmak, onun her davranışına izin vermek anlamına gelmez. Bir insanın öfkeli olması anlaşılabilir; fakat hakaret etmesi, aşağılaması, tehdit etmesi veya fiziksel şiddet uygulaması kabul edilmek zorunda değildir.

Sağlıklı yaklaşım, duygu ile davranışı birbirinden ayırabilmektir:

“Bana kızabilirsin ama bana hakaret edemezsin.”

“Hayal kırıklığını dinleyebilirim fakat üzerime bir şey fırlatmanı kabul etmiyorum.”

“Bu konuyu konuşmaya hazırım ama birbirimize bağırdığımız sürece konuşmaya devam etmeyeceğim.”

Bu cümleler ne saldırgandır ne de pasiftir. Hem karşıdaki kişinin duygusunu reddetmez hem de davranışa sınır getirir. Sağlıklı ilişkinin temelinde bulunan şeylerden biri de tam olarak budur: Duygular serbesttir fakat her davranış kabul edilebilir değildir.

Bazı erkekler tartışmadan kaçınmak için her şeye “evet” der, karşısındaki kadının saygısız davranışlarını görmezden gelir veya sınır koyarsa terk edileceğini düşünür. Fakat sınırları olmayan bir ilişki zamanla daha güvenli değil, daha kaotik hâle gelir. Bir tarafın duyguları ilişkinin bütün kararlarını belirlemeye başladığında karşılıklı saygı azalır ve biriken kızgınlık büyür.

Dolayısıyla duygusal kapsayıcılık, gerektiğinde “hayır” diyebilme cesaretini de içerir.

Sakinlik ile Pasiflik Arasındaki Fark

Sakinlik, hiçbir şey yapmamak değildir. Bazen kendine hâkimiyet, zamanında ve kararlı biçimde harekete geçmeyi gerektirir. Tehlikeli veya kaotik bir durumda erkeğin saldırganlaşmadan inisiyatif alması bunun iyi bir örneğidir.

Kamuya açık bir yerde partnerini rahatsız eden saldırgan tavırlı biriyle karşılaştığınızı düşünün. Burada amaç gereksiz bir güç gösterisine girmek değildir. Durumu fark etmek, partneriniz ile rahatsızlık veren kişi arasına mesafe koymak, sakin ve net konuşmak, gerekiyorsa ortamdan ayrılmak veya yardım çağırmak çok daha olgun bir yaklaşım olabilir.

Böyle bir anda sergilenen tavır, korkusuzluk gösterisi yapmak değil, yaşanan tehlikeye rağmen bilinçli kalabilmektir. Kişi tehdidi inkâr etmez fakat paniğin veya öfkenin kontrolüne de girmez. Bu özellik, günlük ilişkilerde de önemlidir. Bir kriz çıktığında donup kalan, ortadan kaybolan veya kontrolünü kaybeden biri yerine durumu değerlendirebilen ve sorumluluk alabilen bir partner daha fazla güven verir.

İlişkide Duyguların Yönetimi Kimin Sorumluluğudur?

Burada önemli bir yanlış anlaşılmayı önlemek gerekir: Bir erkek partnerinin bütün duygularını yönetmekten sorumlu değildir. Kadın da kendi duygu ve davranışlarından sorumludur. Erkeğin görevi sürekli olarak partnerini sakinleştirmek, onun bütün sorunlarını çözmek veya bir ebeveyn gibi davranmak değildir.

Erkeğin sorumluluğu öncelikle kendisidir. Kendi tepkilerini, sınırlarını, kararlarını ve davranışlarını yönetmelidir. Partnerinin duygularına alan açması da bu içsel düzenin doğal bir uzantısıdır.

Sağlıklı ilişki tek taraflı bir taşıma sistemi değildir. Erkek kadının yoğun duygularına alan açarken kadın da erkeğin ihtiyaçlarına, sınırlarına ve hassasiyetlerine saygı göstermelidir. Aksi hâlde duygusal kapsayıcılık zamanla duygusal sömürüye dönüşebilir.

Bir insanın sakin ve dayanıklı olması, kötü muameleye katlanması gerektiği anlamına gelmez. İlişkide sürekli hakaret, tehdit, aşağılama veya fiziksel şiddet varsa mesele artık daha iyi iletişim kurmak değildir. Böyle bir durumda güvenliği sağlamak, mesafe koymak ve gerektiğinde profesyonel destek almak gerekir.

Kendine Hâkimiyet Nasıl Geliştirilir?

Bu beceri doğuştan gelen değişmez bir kişilik özelliği değildir. Düzenli pratikle geliştirilebilir.

İlk adım, tetikleyicilerinizi tanımaktır. Partnerinizin hangi davranışları sizi hemen savunmaya geçiriyor? Eleştirilmek mi, terk edilme ihtimali mi, kontrolü kaybetmek mi, saygı görmediğinizi düşünmek mi? Kendi tetikleyicilerini tanımayan bir insan, onların etkisi altında otomatik davranır.

İkinci adım, duyguyla tepki arasına zaman koymaktır. Tartışma sırasında birkaç saniye susmak, nefesi yavaşlatmak veya gerekiyorsa kısa bir ara istemek kontrolü yeniden kazanmanıza yardımcı olabilir.

Üçüncü adım, açık sınırlar belirlemektir. Neyi kabul edip neyi etmeyeceğinizi önceden bilmezseniz gerilim anında ya tamamen boyun eğer ya da gereğinden sert tepki verirsiniz.

Dördüncü adım ise rahatsızlıktan hemen kaçmamayı öğrenmektir. Partnerinizin sizden memnun olmaması, ilişkinin sona erdiği anlamına gelmez. Bir kadının hayal kırıklığını dinlemek, onun bütün söylediklerine katılmak demek değildir. Rahatsız edici bir konuşmanın içinde sakin kalabilmek, duygusal dayanıklılığı güçlendirir.

Son olarak erkek; iş, spor, disiplin, sorumluluk ve zorlayıcı hedefler aracılığıyla da kendini taşıma kapasitesini geliştirebilir. Kendi hayatında düzen kuramayan, verdiği sözleri tutmayan ve dürtülerinin peşinde sürüklenen birinin ilişkide istikrarlı bir merkez olması zordur.

Sonuç: Güç, Sınır ve Sakinliğin Birlikteliği

Kadınlarla ilişkilerinizi değiştirecek temel beceri, karşı tarafı kontrol etmek değil, öncelikle kendinize hâkim olabilmektir. Öfkenizi, korkunuzu, kıskançlığınızı ve savunma dürtünüzü fark edip bilinçli biçimde yönetebildiğinizde ilişkinin duygusal atmosferi de değişmeye başlar.

Kendine hâkimiyet; duygusuzluk, pasiflik veya her şeye katlanmak değildir. Güçlü duyguların varlığında bile düşünmeye devam edebilmek, gerektiğinde kararlı şekilde harekete geçmek ve saygısızlığa net sınırlar koyabilmektir.

Partneriniz üzgün olduğunda kaçmamak, öfkeli olduğunda hemen karşı saldırıya geçmemek ve hayal kırıklığı yaşadığında çökmemek ona güvenli bir alan sunar. Fakat aynı zamanda “Bana kızabilirsin ama bana hakaret edemezsin” diyebilmek de bu güvenli alanın sınırlarını oluşturur.

Bir erkeğin ilişkide sunabileceği en değerli şeylerden biri, kaosun ortasında merkezini koruyabilmesidir. Çünkü gerçek güven ne sınırsız tavizden ne de korkutucu bir güç gösterisinden doğar. Gerçek güven; gücü olduğu hâlde onu kontrol edebilen, duyguları olduğu hâlde onların esiri olmayan ve sevdiği insanın duygularına alan açarken kendi sınırlarını da koruyabilen bir erkeğin varlığından doğar.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

 

İlişkilerde saygı nasıl geliştirilir?

Giriş

İlişkilerde saygı ile ilgili birçok soru alıyorum. 

Bir ilişkide saygıyı ne oluşturur? 

Bir kadın birlikte olduğu erkeğe neden saygı duyar ve bu saygı zaman içinde neden azalabilir? 

Sevgilim karım bana saygı duymuyor, bu konuda ne yapabilirim?

Pek çok erkek, bu soruların cevabını partnerini mümkün olduğunca mutlu etmekte arar. Kadının istediği restorana gider, izlemek istediği programı izler, yapmak istediği planlara uyar ve tartışma çıkmaması için çoğu konuda geri adım atar. Kendi ihtiyaçlarını dile getirmemeyi anlayışlı olmak, sürekli fedakârlık yapmayı ise iyi bir partner olmanın gereği zanneder.

Fakat burada önemli bir sorun var: Bir erkeğin partnerini memnun etmek amacıyla sürekli kendisinden vazgeçmesi, zaman içinde beklediğinin tam tersi bir sonuç yaratabilir. Erkek bu davranışlarıyla sevgiyi, huzuru ve saygıyı artırmaya çalışırken kendi kimliğini ilişkinin içinden yavaş yavaş silebilir.

Bir süre sonra kadın karşısındaki erkeğin gerçekte ne istediğini, hangi konularda hassas olduğunu, nelere inanıp neyi kabul etmeyeceğini bilemez hâle gelir. Çünkü erkek, partnerinin en küçük hoşnutsuzluğunda bile kendi görüşünü değiştirir, hayır demek istediği yerde evet der hatta haklı olduğu durumlarda dahi tartışma sona ersin diye özür diler ya da soğukluk ortadan kalksın diye ilk adımı atar.

Burada kadının erkeğe olan saygısını yok eden şey, anlayış ve uzlaşma sandığı şeyin “duygusal boyun eğme” olmasıdır. Oysa saygı, insanın sürekli olarak karşısındakinin istediği şekle girmesinden değil; bağlantıyı korurken kendi kimliğine de sahip çıkabilmesinden doğar.

Duygusal Boyun Eğme Nedir?

Duygusal boyun eğme, kişinin kendi isteklerini, ihtiyaçlarını, görüşlerini ve sınırlarını karşı tarafın duygularını yönetebilmek için terk etmesidir. Başka bir ifadeyle kişinin, partnerinin üzülmesini, öfkelenmesini veya hayal kırıklığı yaşamasını engellemek amacıyla kendi gerçekliğinden vazgeçmesidir.

Bu davranış farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Erkek “hayır” demek istediği hâlde “evet” diyebilir. Partnerinin yüzünde hafif bir hoşnutsuzluk gördüğü anda görüşünü değiştirebilir. Gerçekte yanlış bir şey yapmadığı hâlde ortam sakinleşsin diye özür dileyebilir. Karşı taraf hatalı olsa da soğukluk ve belirsizlik ortadan kalksın diye ilk adımı atabilir. Arkadaşlarıyla ve ailesiyle görüşmekten, hobilerinden veya kişisel hedeflerinden partneri rahatsız olmasın diye vazgeçebilir.

İlişkilerde zaman zaman fedakârlık yapmak, partnerin tercihine uymak ve ortak bir çözüm için geri adım atmak normaldir. Sorun, bunun ilişkinin devamı için ilişkinin temel çalışma biçimine dönüşmesidir.

Sağlıklı uzlaşmada iki farklı insan ve iki farklı ihtiyaç vardır. Taraflar birbirini dinler ve ortak bir karar verir. Duygusal boyun eğmede ise taraflardan biri kendi ihtiyacını daha en baştan masadan kaldırır. Böylece görünüşte kavga çıkmaz; fakat bedeli kişinin kendi kimliğini kaybetmesi olur.

“İyi Çocuk”/”Efendi Adam” Davranışının Çocukluktaki Kaynağı

Siteyi bir süredir takip ediyorsanız, burada  bahsettiğimiz özelliklerin, iyi çocuk / efendi adam / kaygılı bağlanma stili ile örtüştüğünü fark etmişsinizdir.

İnsanları sürekli memnun etmeye çalışan erkeklerin önemli bir bölümü bu davranışı yetişkinlikte bilinçli olarak seçmezler. Bu kişiler, çocukluk döneminde çevrelerindeki insanların, özellikle de ebeveynlerinin duygularına uyum sağlamanın güvende kalmanın bir yolu olduğunu öğrenmiş olabilirler.

Öfkeli, eleştirel, değişken, ihmal edici veya aşırı kontrolcü ebeveynlerle büyüyen bir çocuk, ortamı sürekli gözlemlemeye başlar. Annesinin veya babasının yüzündeki en küçük değişikliği fark eder. Nasıl davranırsa sorun çıkmayacağını, ne söylerse kabul göreceğini ve hangi ihtiyaçlarını bastırması gerektiğini öğrenir.

Psikolojide bazen “yatıştırma tepkisi” olarak tanımlanan bu davranış, çocuğun kendisini korumak amacıyla çevresindekileri memnun etmeye çalışmasıdır. Çocuk için anlaşılabilir ve hatta gerekli olan bu hayatta kalma stratejisi, yetişkinlikte romantik ilişkilere taşındığında ciddi problemlere yol açabilir.

Erkek artık partnerinin karşısında yetişkin bir birey gibi durmak yerine, sevgi ve güvenlik elde etmek için onun duygularını takip eden bir çocuk gibi davranmaya başlar. Kendi kendisine sürekli olarak şu soruları sorar:

“Nasıl davranırsam bana kızmaz, benden soğumaz, bana gücenmez?”

Oysa sağlıklı bir yetişkin ilişkisindeki temel sorular bunlar değildir. Asıl soru şudur:

“Ben ne istiyorum, neye inanıyorum ve bunu karşımdaki insanı ezmeden nasıl ifade edebilirim?”

Bukalemun Kimliği ve İlişkide Kendini Kaybetmek

Duygusal olarak boyun eğmeye meyilli, aşırı uyumlu insanlar zaman içinde “bukalemun kimliği” geliştirebilirler. Bukalemun çevresine göre renk değiştirdiği gibi, kişi de birlikte olduğu insana göre karakter değiştirmeye başlar.

Böyle bir insan partneri neyi seviyorsa onu sever, ne düşünüyorsa ona katılır ve nasıl bir erkek istiyorsa öyle görünmeye çalışır. Buradaki amaç çoğu zaman bilinçli bir manipülasyon değildir. Kişi yalnızca kabul edilmek, sevilmek ve terk edilmemek istemektedir.

Fakat bunun sonucunda ilişkinin içinde birbirinden ayrı iki yetişkin kalmaz. Taraflardan biri diğerinin uzantısına dönüşür. Erkeğin düşünceleri, planları ve hatta ruh hâli giderek partnerinin düşünce ve duygularına bağlanır.

Bu durum yalnızca saygıyı değil, romantik çekimi de zayıflatabilir. Çünkü uzun vadeli arzu, birbirine bağlı ama birbirinden farklı iki insanın varlığını gerektirir. İki tarafın da kendine ait düşünceleri, hedefleri, ilgi alanları ve kişisel dünyası olmalıdır.

Yakınlık, iki kişinin tek bir insana dönüşmesi değildir. Sağlıklı yakınlık, iki ayrı insanın farklılıklarına rağmen birbirine bağlı kalabilmesidir.

Peki başlıktaki soruya dönersek, ilişkide kadının saygısını nasıl kazanırsınız? İlişkiler konusunda biraz tecrübeniz varsa, bu sorunun cevabının, kadının saygısını kazanmaya çalışmak olmadığını, kadının saygısını kazanmaya çalışmanın, kadının size olan saygısını azaltacağını ya da daha da azaltacağını biliyor olmalısınız.

Şimdi gelin gerçekten nasıl saygı kazanabileceğinizi konuşalım.

Saygının Başlangıç Noktası Özsaygıdır

Başkalarının bize nasıl davranacağını tamamen kontrol edemeyiz. Ancak kendimize nasıl davrandığımızı kontrol edebiliriz ve kendimize olan davranış şeklimiz, çevremizdeki insanlara güçlü mesajlar verir.

Bir insan kendi zamanına, sözüne, hedeflerine ve sınırlarına değer vermiyorsa yalnızca konuşarak başkalarından saygı görmesi zordur. İnsanlar, karşındaki kişinin kendisine verdiği değeri davranışları üzerinden okumaya eğilimlidir.

Örneğin bir erkek her sabah erken kalkıp spor yapacağını söylüyor ama her defasında vazgeçiyorsa, yalnızca bir egzersiz programını aksatmıyor demektir. Aynı zamanda kendi sözüne güvenemeyeceğini hem kendisine hem de çevresine göstermektedir.

Para biriktirmek istediğini söyleyip kontrolsüz harcamaya devam etmesi, sağlığına dikkat edeceğini söyleyip bütün sorumluluğu başkalarına yüklemesi veya ilişkide kabul etmeyeceğini söylediği davranışlara sürekli izin vermesi de aynı etkiyi yaratır.

Özsaygı, insanın kendisini kusursuz görmesi değildir. Kişinin verdiği sözleri mümkün olduğunca tutması, hatalarının sorumluluğunu alması ve kendi değerleriyle ve sınırları ile tutarlı yaşamaya çalışmasıdır.

Bir erkeğin partnerinden saygı beklemeden önce kendisine şu soruyu sorması gerekir:

“Ben şu anda kendi gözümde saygı duyacağım bir insan gibi davranıyor muyum?”

Saygının ön koşullarından birisi, özsaygı ile de alakalı olacak şekilde güçtür. Kadınlar bir erkek ancak güçlü ise ona saygı duyarlar. Fakat güç konusunda erkeklerin yaptığı önemli hatalar var. Bunlardan en önemlisi ve yaygını, birçok erkeğin saygıyı, saldırgan bir güç ve duygusuz davranarak kazanmaya çalışması.

Gerçek Güç Baskıcılık veya Duygusuzluk Değildir

Evet, ilişkilerde güçten söz edildiğinde kavram kolayca yanlış anlaşılabilir. Güçlü olmak; saldırgan davranmak, kadına hükmetmek, her kararı tek başına almak veya partnerinin ihtiyaçlarını önemsiz görmek değildir.

Benzer şekilde duygularını tamamen kapatmak, sürekli sert görünmek ve hiçbir şeyden etkilenmiyormuş gibi davranmak da güç değildir. Bunlar çoğu zaman kişinin incinebilir tarafını saklamak amacıyla taktığı bir maskedir.

Gerçek güç, erkeğin hem partneriyle bağlantıda kalabilmesi hem de kendisini terk etmemesidir. Partnerinin duygularını görebilir, onun hayal kırıklığını anlayabilir ve buna rağmen kendi kararını koruyabilir.

Örneğin şöyle diyebilir:

“Bu planı ne kadar istediğini ve hayal kırıklığına uğradığını anlıyorum. Fakat Cumartesi günü için cevabım yine de hayır. Senin ne istediğin benim için önemli ama bu kez kendi planımı uygulamam gerekiyor.”

Bu yaklaşımda soğukluk yoktur. Partner cezalandırılmamakta, küçümsenmemekte veya terk edilmemektedir. Fakat erkek de karşı tarafın üzülmesine dayanamadığı için kendi kararından vazgeçmemektedir.

Burada sevgi, sıcaklık ve omurga aynı anda bulunmaktadır.

Partnerinizin Hayal Kırıklığına Dayanabilmek

İnsanları memnun etmeye alışmış bir erkek için partnerinin üzülmesi son derece tehdit edici olabilir. Kadının mutsuzluğu, erkeğin zihninde ilişkinin tehlikeye girdiği anlamına gelebilir. Bu nedenle erkek, partnerinin yaşadığı her olumsuz duyguyu hemen ortadan kaldırmaya çalışır.

Oysa her insanın üzülmeye, kızmaya veya hayal kırıklığına uğramaya hakkı vardır. Sağlıklı bir ilişkide taraflar birbirlerinin bütün olumsuz duygularını engellemek zorunda değildir.

Erkek hafta boyunca partneriyle zaman geçirmiş ve hafta sonunda arkadaşlarıyla buluşmak istemiş olabilir. Partneri o günü birlikte geçirmek istediği için hayal kırıklığına uğrayabilir. Bu durumda erkeğin iki seçeneği varmış gibi düşünülür: Ya partnerini seçerek kendisinden vazgeçecek ya da kendi planını seçerek partnerini önemsememiş olacaktır.

Gerçekte üçüncü bir seçenek vardır. Erkek partnerinin duygusunu anlayabilir, sevgisini ifade edebilir ve yine de arkadaşlarıyla buluşabilir. Partnerinin hayal kırıklığına uğraması, erkeğin mutlaka yanlış yaptığı anlamına gelmez.

Bazen bir insanın size saygı duyabilmesi için onu hayal kırıklığına uğratma riskini göze almanız gerekir. Çünkü sınırlar ancak karşı taraf hoşnut olmadığında da korunabiliyorsa gerçek sınırlardır.

Fakat şunu da eklemem gerekiyor ki, kendinizle ilgili, partnerinizi içermeyen her aktiviteye gücenen veya  üzülen bir partner, bu gibi durumlarda sürekli olarak onu önemsemediğinizi söylüyor ya da ima ediyorsa, burada manipülatif ve toksik bir partneriniz olabilir ve üçüncü seçenek de bu tür insanlarda işe yaramaz. Böyle biriyleyseniz, yapmanız gereken ilişkide saygı kazanmak değil ilişkiyi bitirmektir.

İlişkinin Ebeveyn-Çocuk Dinamiğine Dönüşmesi

Duygusal boyun eğme zamanla ilişkiyi iki yetişkinin birlikteliğinden çıkarıp ebeveyn-çocuk ilişkisine dönüştürebilir.

Erkek sürekli olarak partnerinden onay beklediğinde, kendi kararlarını alamadığında ve sorumluluklarını ona yüklediğinde kadın eş olmaktan çıkarak bir yönetici veya anne rolüne geçebilir. Erkeğin planlarını düzenlemek, sorumluluklarını hatırlatmak ve duygusal krizlerini yönetmek zorunda kalabilir.

Bu dinamikte romantik çekimin zayıflaması şaşırtıcı değildir. Çünkü bir insanın aynı kişiye hem ebeveynlik yapması hem de onu eşit bir romantik partner olarak görmesi oldukça zordur.

Bu nedenle erkeğin kendi sorumluluklarını üstlenmesi, ne istediğini bilmesi ve kararlarının sonuçlarını taşıması gerekir. Her davranışı için izin beklemek yerine partnerine bilgi vermeli, onun görüşünü dinlemeli ve sonunda yetişkin bir insan olarak karar verebilmelidir.

İlişkilerde sınır koymayı bilmeyen, sürekli fedakarlık yapan ve bu nedenle de travmatik deneyimler yaşayan erkekler, sınır koyma ve fedakarlık konusunda çözümü, aşırı uçlara kaymakta arayabilirler. Bu nedenle de dengeyi anlamak önemlidir.

Sınır Koymak ile Bencil Olmak Arasındaki Denge

Kendi ihtiyaçlarına sahip çıkmak, yalnızca kendi istediğini yapmak anlamına gelmez. “Ben böyle istiyorum” diyerek partnerin ihtiyaçlarını sürekli görmezden gelmek güç değil, bencilliktir.

İlişkiler uzlaşma, fedakârlık ve karşılıklı anlayış gerektirir. Bazen partnerinizin istediği bir etkinliğe yalnızca onun için katılabilirsiniz. Bazen kendi planınızı erteleyebilir veya ortak bir karar için tercihinizden vazgeçebilirsiniz. Bazen partneriniz ile hiç canınız istemediği halde mesajlaşabilirsiniz ve hatta yorgun olsanız bile seks yapabilirsiniz.

Buradaki önemli ayrım, fedakârlığın bilinçli bir seçim mi yoksa terk edilme korkusundan doğan otomatik bir teslimiyet mi olduğudur.

Kişi sevdiği için gönüllü olarak uzlaşabilir. Ancak her anlaşmazlıkta kendi ihtiyacını yok sayıyorsa bu artık uzlaşma değil, kendini terk etmektir.

Sağlıklı denge, “Benim istediğim olacak” ile “Sen ne istersen o olsun” uçlarının arasında bulunur. İki taraf da konuşabilmeli, gerektiğinde geri adım atabilmeli ve önemli sınırlarını koruyabilmelidir.

Kendini Terk Etmek Yakınlık Değildir

Birçok erkek kendisinden vazgeçmeyi sevgi, bağlılık veya yakınlık zannedebilir. Partneri üzülmesin diye susmayı, kendi ihtiyaçlarını bastırmayı ve bütün enerjisini onun mutluluğuna adamayı sevginin kanıtı olarak görebilir.

Fakat kendini terk etmek gerçek yakınlık üretemez. Çünkü partneriniz sizin gerçek düşüncelerinizle, ihtiyaçlarınızla ve kişiliğinizle karşılaşmıyorsa gerçekte kiminle yakınlık kurmaktadır?

Sürekli uyum sağlayan kişi, partnerinin karşısına gerçek benliğiyle değil, kabul görmek için oluşturduğu bir karakterle çıkar. Bu durum bir süre huzurlu görünebilir; fakat zamanla güvensizlik, kırgınlık ve saygı kaybı yaratır.

Gerçek yakınlık, bir insanın kendisini açıkça ortaya koyabilmesini gerektirir. “Bunu istiyorum”, “Buna ihtiyacım var”, “Bu davranış benim için kabul edilebilir değil” ve “Bu konuda sana katılmıyorum” diyebilmek yakınlığın karşıtı değildir. Bunlar dürüst bir ilişkinin temelidir.

Değişmek İlişkiyi Her Zaman Kurtarmaz

Erkeğin daha tutarlı davranması, sınırlarını koruması ve özsaygısını geliştirmesi ilişkinin mutlaka düzeleceğini garanti etmez.

Kadının geçmiş ilişkilerinden, ailesinden veya mevcut ilişkide daha önce yaşananlardan kaynaklanan çözümlenmemiş kırgınlıkları olabilir. Erkek bugün değişmeye başlasa bile geçmişte verdiği zararların etkisi hemen ortadan kalkmayabilir. Kadının da kendi yaralarıyla yüzleşmesi, sorumluluk alması ve güveni yeniden kurmaya istekli olması gerekir.

Erkeğin değişimi ilişkiye iyileşme fırsatı sunabilir. Ancak bazen bu değişim, ilişkinin artık sürdürülemeyeceğini de ortaya çıkarabilir. Taraflardan biri diğerine hiçbir koşulda saygı duyamıyor veya onun sınırlarını kabul etmek istemiyorsa ilişkinin sona ermesi daha sağlıklı olabilir.

Özsaygının amacı her ne pahasına olursa olsun ilişkiyi kurtarmak değildir. Amaç, kişinin kendisini kaybetmeden sevgi verebildiği ve sevgi alabildiği bir ilişki kurabilmesidir.

Sonuç: Saygıyı Talep Etmek Yerine Saygı Duyulacak Bir Hayat Kurmak

Bir kadının saygısını kazanmak için sürekli daha fazla şey yapmak, daha çok fedakârlıkta bulunmak veya onun bütün isteklerini karşılamak çoğu zaman beklenen sonucu yaratmaz. Çünkü saygı, başkasının onayını elde etmek amacıyla yapılan performanstan değil, insanın kendi karakteriyle kurduğu ilişkiden doğar.

Kendi sözünü tutan, sorumluluk alan, ne istediğini bilen ve bunu açıkça ifade edebilen bir erkek hem kendisine hem de partnerine daha sağlam bir zemin sunar. Gerektiğinde hayır diyebilir; fakat bunu sevgisini geri çekmeden yapar. Partnerinin duygularını anlayabilir; fakat o duyguları yönetebilmek için kendi kimliğini yok etmez.

Gerçek güç, duygusuz veya baskıcı olmak değildir. Gerçek güç, sevdiğiniz insan üzgün olduğunda bile onunla bağlantıda kalırken kendi merkezinizi koruyabilmektir.

Bu nedenle temel soru, “Bir kadının bana saygı duymasını nasıl sağlayabilirim?” olmamalıdır. Çünkü başka bir insanın duygularını ve kararlarını bütünüyle kontrol edemezsiniz.

Sorulması gereken asıl soru şudur:

“Ben kendi gözümde saygı duyacağım bir erkek, eş, partner ve baba gibi davranıyor muyum?”

İnsan, önce kendi sözünün arkasında durmayı, ihtiyaçlarını tanımayı ve değerleriyle uyumlu yaşamayı öğrenmelidir. Bunu partnerinden övgü almak veya ilişkiyi kaybetmemek için değil, olmak istediği insan hâline gelmek için yapmalıdır.

Saygıyı zorla elde edemezsiniz. Fakat kendinize saygı duyacağınız bir hayat kurarak karşılıklı saygının gelişebileceği koşulları yaratabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sizden gelen sorular – Temmuz 2026

#1 Yüzünü bile görmediğim sanal flörtüm, buluşmak istediğimde soğudu ve konuşmayı kesti. Ne yapmam lazım?

Abi ben uzaktan bir kızla konuşuyordum. Bi ara 1 aydır konuştuk flört olarak ama öncesi 5 6 ay falan uzaktan. Telefonla falan görüntülü hiç konuşmadık. O yanaşmadı, ben güzel değilim o kadar falan dedi.

Sanal konuşma zaten saçmalık, ilişki hayatının tatmin edicilikten çok uzak olması nedeniyle başvurduğun bir mastürbasyon, zararlı bir başa çıkma mekanizması. Üstüne, kızın yüzünü bile göremiyorsun.

Bu tür muhabbetlere giren insanlar ya evliler ya da gerçekten çirkin olduklarını düşünüyorlar ya da gerçekten çok çirkinler. Sonuçta daha başından seninle buluşmaya niyetleri olmuyor ve seni, kendi duygu ve ilgi boşluklarını dolduracak bir kaynak olarak kullanıyorlar. Gerçi senin yaptığın da benzer ama senin farkın, buluşmaya meyilli olman. Karşındaki ise seni kullanmaktan başka bir amaca sahip değil.

En son ben ona artık buluşalım dedim. “Hızlı gidiyorsun sen beni sorguladıkça bende kaçma isteği oluşuyor” dedi.

Bunun seninle buluşmaya niyeti yok, başından yoktu ve olmayacak. Ama yüzünü bile göremediğin kızın buluşmaya geleceğini sanman da ayrı saflık.

Ben de ona 2-3 hafta kadar alan verdim. Günaydın yazdım konuştuk falan telefonda. Sonra yine 1 hafta kadar o yazmadı mesajlarıma. Bugün de instagramından çıkardı beni ama Twitterda beni çıkarmadı. Ben de hiç bir şey yazmadım, hiç birşey olmamış gibi davrandım. Ne yapmam lazım. Nextlemek istemiyorum.

Açlığından, abazanlığından sanal duygu – ilgi sömürgesine dönmüşsün ve birgün bir şeyler olur umudu bile senin gerçek hayatının çölüne göre renkli olduğundan sömürülmeye devam etmek istiyorsun. Ayrıca sen istediğin kadar nextleme, eninde sonunda çöpe atılacaktın ve atıldın. Ne bekliyordun ki?

Bu insanın seni bırakma nedenin buluşmak istemen. Buluşmak istemiyordu, seni sanal kullanmak istiyordu ve sona geldiğini anlayınca da bıraktı.

Yapman gereken, böyle ilgi sömürüsü maymununa dönmene neden olan gerçek hayatını renklendirmen. Sanalda seninle buluşma niyeti olmadan seni sömüren insanlardan uzak durman lazım. Bu insanların başından itibaren buluşma niyetleri yok ve ayrıca bu kafayla dolandırıcı eline de düşersin.

Gerçek hayatının çölünden, sanal ilişki sömürgesi olarak kaçamayacaksın. Gerçek hayatının çölüne dönüp onu yeşertmen gerekecek.

#2 Kızın WhatsApp fotoğrafı gitti ama Instagram’dan takipleşiyoruz. Bu nedir?

Abi selamlar. Kızın biriyle ortak derste tanıştım. Yanına oturdum, az biraz muhabbet ettik, numarasını aldım. Bir hafta sonra buluşma teklif ettim ve kabul etti. Buluştuk vakit geçirdik ve ben iki gün sonra ikinci bir buluşmayı ayarlamak için aradım. Buluşmayı kabul etti fakat ailesiyle tatile çıkacağı için önümüzdeki hafta değil de ondan sonraki hafta olur mu diye sordu, kabul ettim. (Zaten o hafta ben de yoğundum iş ve boks antremanlarımdan dolayı) . Bu telefon konuşmasından 5-6 gün sonra sonra başka bir iş için WhatsApp’a girdim ve ne göreyim, kızın profil fotosu falan gitmiş. Eski ilişkilerim de oldu aslında ama bu durum karşısında ne desem bilemedim, Instagram’da hala takipleşiyoruz çünkü, yani oradan çıkarmamış.

Seni whatsapp’da engellediyse, “Instagram’da hala takipleşiyoruz çünkü, yani oradan çıkarmamış” demek, kapıyı suratıma çarpıp kilitledi ama pencere kilitli değil demek gibi bir şey. Oradan da engellerse baca açık, kim tutar seni.

Kız muhtemelen buluşmada senden hoşlanmadı ya da bir ilişki arasındaydı ona döndü ya da belki başka biri ipi göğüsledi. Olur böyle şeyler.

#3 Bu durumda da kız ilkini unutmuş mudur?

Mahmut abi 3 aylık gayet iyi giden bir ilişkimiz var. Eski ilişkilerini didikleme gibi bir davranış göstermeyerek ve liberal davranarak geçmişte yaşadığı şeylerin konusunu yavaşça açtım ve kız açıldı. Kız 24 yaşında, kendini evliliğe saklayan biri olduğunu ve 5 aylık ilişkisinin 9 ay önce bittiğini, sevgilisinin evlilik istediğini fakat sonradan çok farklı bir amacı olduğunu anladığını, öpüşme ve yakınlaşma olduğunu söyledi ve ilkimin sen olmanı isterdim dedi. Bunu sana söyleyecektim, senden bir şey saklamak istemiyordum hatta uykularımı kaçırıyordu ve şimdi rahatladım deyip sarıldı ve seviştik. ”İLK” olayına bu denli önem verdiğini söyleyen kız için de unutma olayı geçerli mi ? Dediği şeylerden ötürü biraz şüphelendim çünkü.

O ilk kelimesi seni yıkamak yağlamak için söylendi muhtemelen ve evet unutma olayı geçerli. Çoğu insan ilkini unutur gider. Bu romantize edilmiş ilkim cıvıklığı, çok az insanın kapıldığı bir arıza.

#4 Eski sevgilisine gidip gelen bir kıza yara bandı oldum. Bu üzüntüyü nasıl atlatacağım?

Merhaba Mahmut Abi, bana akıl vermeni istiyorum. 18 yaşındayım bu yaşıma kadar bırak sevgiliyi kimseyle flörtleşmemiştim.

18 yaşında olup da sanki 28 yaşındaymış gib bu yaşıma kadar diyene insanın akıl veresi gelmiyor. Sizin 18 yaşına kadar sevgiliniz, flörtünüz olmaz, olmasın zaten. Ergen hayatı zor değil gibi yoktan eziklik yaratıyorsunuz.

Bu yaz arkadaşım bir kızla tanıştırdı beni.

Sen tabi tamamen senin kafanda olan ve dayanağı olmayan, kendi yarattığın yoklukla (bu yaşına kadar bırak sevgiliyi, flört bile olmadı ya) bu kıza yokluk ile yaklaşacaksın.

Kızla normal bir kaç hafta konuştuk. Son zamanlarda bana geç cevap vermeye başlayınca şüphelendim ve stalkladım. Eski sevgilisiyle barıştığını öğrendim. Bunu öğrendiğim gibi çoğu yerden engelledim.

Talihsizlik olmuş ama olur böyle şeyler. Normalde bunun engelleme ile karşılanmasına gerek yok. Senin tecrübeye ihtiyacın var, çocuklarının annesi ile karşılaşmaya değil. Ama senin yokluk kafan ile bu kızdan uzak durman lazım, o nedenle engellemen kötü değil.

Yine konuşuruz belki diye bazı yerlerden silmedim. Paylaştığım fotoğrafları falan görüyordu. 2-3 ay sonra bana yeniden yazdı ve niye engellediğimi falan sordu. Ama ben gerçeği söylemedim, geç cevap vermenden bunaldım tarzı bir şey söyledim.

O ilişkide yine ayrılık olmuş ve bu kızla konuşacaksan kızın o adama yeniden dönme ihtimalinin yüksek olduğunu bilerek konuş.

Sonra özür diledi ve tekrar konuşmaya başladık. Konuşmaya başladıktan birkaç hafta sonra bir daha böyle bir olay yaşamayalım diye ondan hoşlandığımı söyledim.

Bu efendi erkek hareketi, bu olayın bir daha yaşanmasını nasıl engelleyecek? Yani artık nikahın bile hükmü kısıtlıyken kim takar sizin hoşlanmanızı?

O da benden hoşlandığını söyledi ama sevgili olmak istemedi.

Ya senden sadece arkadaş olarak hoşlanıyor, ya da kendisini seninle kısıtlamak istemiyor. Yani kızın ya friendzone uydusu ya da tabağısın. Ayrıca kıza ondan hoşlandığını söyleyerek kendi ayağına da sıktın.

Beni tanımak istiyormuş.

Biz buna ekmek kırıntısı diyoruz.

Buluşmak istedim ama bahaneler uydurarak buluşmadı. Ben de tamam dedim.Böyle 4 5 ay konuştuk ve yine soğuk yapmaya başladı.

Kızın mesaj arkadaşı, ilgi kaynağı uydusu olmuşsun. Hadi buluşan kızı anladık da, buluşmayan kızın da sizinle sevgili olacağını ya da vuruşacağını sanacak kadar saftirik olmayın yahu!

Mesajlara bakmamaya falan başladı.

Beklenen son. Sen bu efendi erkek kafası ile itici de davranmışsındır.

Ben de yine stalkladım ve yine sevgilisiyle barıştığını öğrendim.

Bu da beklenen bir şey değil mi? Ayrıca böyle kızlara uydu olursanız, bunlar eskiye dönmezse yeniye varır, yine uydu olan erkeğe varmazlar.

Emin olmak için önce arkadaşına sordum. O da barıştıklarını söyledi. Bana söylemekten çekinmiş zor zamanlar geçirdiğim için. Bu yüzden de soğuk yapmış ondan soğumamı bekliyormuş.

Bla bla bla.

Şantaj yapmamdan çok korkmuş sevgilisine söylemememi istemiş.

Eski sevgili ile konuşurken seninle (ve muhtemelen senin gibi bir iki şaşkınla daha) konuştu, şimdi ne tabaklar çevirdiğini adam bilsin istemiyor.

Ağlıyomuş falan böyle şeyler söyledi ve ben aşırı sinirlendim.

Kız ahlaksız anladık ama sen de kendi saftirikliğine sinirlen. Böyle kızlar varlar ve bunlara karşı kendinizi korumak sizin göreviniz.

Neyse en azından ağlamayı yemedin.

Kendisinin bazı sıkıntıları var burnunu hiç sevmiyor bu yüzden gittim sevgilisiyle olan fotoğrafını ona atarak “bu sen misin burnun çok kötü çıkmış” yazdım.

Böyle kuyruk acısı ile belden aşağı vurursanız, tek başaracağınız şey kızın “adama ne koymuşum ya böyle şeyler yapıyor” diye egosunu okşamaktır.

Cevap vermeyince de “ne oldu uyuyormusun yine yoksa bildirimler mi gitmedi bi ara 4 lu date yapalımmı sen ben çocuk ve o fotodaki” bunları yazdım.

Kızın utanacağını ya da üzüleceğini falan mı sanıyorsun anlamadım? Kenarda dur belki işe yararsın diye iki ağlayınca seni önemsediğini sandın sanırım.

Sonra daha fena kudurdu ve beni her yerden engelledi. Eğer kudurdu diye kendini avutacaksan kudurdu diye kendini avut.

Ben de arkadaşına yazdım, açsın engelimi konusucam diye.

Kendini küçük düşürüyorsun.

O da açmayacağını söyledi. Ben de arkadasıyla konustum bana eski sevgilisiyle barışmayı beklemiyormuş o yüzden yazmış bana ama benle konuşurken de seviyordu çocugu falan dedi.

Sizde yaşlar 18, zeka yaşı 13-14.

Ben de aklında başka birisi varken nie yazmış falan dedim, yara bandı olarak kullanmış beni.

Yara bandı ilişki olur, kız seninle buluşmamış bile. İlgi kaynağı, pipisiz whatsapp muhabbet arkadaşı olarak kullanmış. Yara bandı bile bundan iyi.

Eh sen de buluşmaya bile gerek görmeyen kızla, birgün verir umudu ile mektup arkadaşı olmuşsun.

Anlayacağınız bir kaç ay sonra geri dönse zorbalayıp engelllerim ama bir daha yazacağını düşünmüyorum.

Ben de düşünmüyorum.

Kendime çok sinirliyim kullandırttım kendimi.

Normal, sinirlenmen ve acı çekmen lazım ki bir daha böyle aptalca şeyler yapmayasın.

Bunu nasıl aşacağımı bilmiyorum sürekli aklıma gelip duruyor ve üzülüyorum.

Dersini al, bir daha bu duruma düşmeyeceğine söz ver ve acının geçmesini bekle. Dandik bir kıza, dandik bir uydu olmuşsun, öyle “nasıl aşacağım” falan diye ağlayacağın zor bir durum yok. Bu kadar çıt kırıldım olmayın, millet neleri atlatıyor.

YKS ye çalışmam lazım 5 ayım çok kötü geçti.

Özellikle senin gibi bir aceminin, YKS senesi kızlardan romantik olarak kesinlikle uzak durması lazım.

Ama şu andan itibaren 4 ayım var iyi bir şekilde çalışmak istiyorum ancak ders calısırken de sürekli aklıma gelip duruyor unutmak için ne yapmalıyım?

Uzun süreli aptallığının cezasını, hiç acı çekmeden geride bırakmak istiyorsun. Öyle bir dünya yok. Erkek adam ol, ben ettim – ben buldum, cezam neyse çeker çıkarım ve dersimi alırım de ve zamana bırak.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Gerçekten herkes bozuldu mu, yoksa beynin seni kandırıyor mu?

Merhaba Mahmut abi. Yıllardır yazılarını okuyorum ve kadınları bazı konularda çok iyi anlıyorsun gerçekten empati yapabiliyorsun hayat tecrüben de var. Abi bende 20 yaşında bir genç kız olarak sana danışmak istiyorum. Evlilik istiyorum ama okumadan zor ve beğendiğim aday da yok.

Erkekler de, kadınlar da genellikle kendi eğitim durumlarının altında insanlarla evlenmezler. Hangi eğitim seviyesinde erkek istiyorsan, o eğitim seviyesinde olman gerekli.

Çok utangacım ama, herkes çok güzel olduğumu, hatta insanların yaklaşamadığını söyler.

Benim hayallerim var ama evlenmeden de yapmak istemiyorum. Bu yaşıma kadar düzgünce yaşadım ama birine güvenme konusunda zorlanıyorum. Ya da geçmişlerini görünce soğuyorum. Yaşıtlarım o kadar kötü durumda ki abi. Üniversiteye saçma sapan şeyler yapmak için gidiyorlar, hayırlı bir iş için değil. Hayatımın aşkını nasıl bulabilirim? Böyle yapmayanlar bile evlenince yapıyor ya da hayallerinde. Herkes bana her erkek aldatmak ister diyor. Beni iyice korkuttular, evlilikten soğuttular. Yalnız hissediyorum kafam karıştı.

Senin durumunda olan, kendi narsist mağaralarında, kendilerini çöpe dönmüş ortamın nadir bulunan pırtlantası olarak kurgulayan gençler buraya çok düşüyorlar. Objektif gözlem sandığınız şeyler, tamamen sizin çarpık algıda seçicilik süzgecinizden geçmiş, gerçek dışı fanteziler. Sizi bu zihin yapısına ne getirdiyse artık o sebeple çarpık bir algınız var.

Aslında algıda seçiciliğinizin sebebi o kadar gizemli değil. Bunu senin durumundaki erkek ve kadınlar için anlatayım, bazılarınıza bir yararı olur belki.

Senin gibi kaygı seviyesi yüksek, fazla duyarlı (tehdit sistemi sürekli aktif yani sürekli psikolojik tehdit altında yaşayan) bir insan, tehditlere aşırı odaklanır ve görüş alanı at gözlüğü takmış gibi bu tehditlerle sınırlanır. “Yaşıtlarım o kadar kötü durumdaki abi üniversiteye saçma sapan şeyler yapmak için gidiyorlar”, “herkes bana her erkek aldatmak ister diyor beni iyice korkuttular evlilikten soğuttular” senin kaygı bozukluğun ya da yüksekliğin nedeniyle odaklandığın dar bir alan. Aslında üniversiteye normal okumaya ve mezun olmaya giden insanlardan çok daha fazla var ama senin sürekli tehdit hisseden beynin, bunlara odaklanmıyor, odaklanamıyor.

Senin üniversitedeki insanlardan bağımsız, muhtemelen çocukluktan gelme, ailenden ya da 12 yaş öncesi deneyimlerinden kalma bir kaygı yükün var. Sıradan insan topluluğu içinden sürekli tehdit algılayıp, bu tehditlere odaklanarak, sürekli tetikte olarak hayatta kalmayı öğrenmişsin. Sen bunu alıp üniversitede gördüğün öğrencilere yansıtıyorsun. Bundan kurtulmazsan yarın iş yerine de yansıtacaksın.

Buraya gelip tüm kızlar bozdu abi diye ağlayan erkeklerle aynı soruna sahipsin. Takipçilerimin önemli bir kısmı, bu durumun kızlarda da yaygın olduğunu bilmiyor maalesef (bu erkekler de kendi yüksek kaygılarından sadece en avcı, en pırıltılı kızlara odaklanıyorlar ve diğer kızları görmüyorlar).

Senin durumundaki genç insanlara, bu kaygı yükünden, sürekli tetikte olma durumundan kurtulmalarını öğütlerim. Bunun için ilk adım asosyal medyadan ve ” herkes bana her erkek aldatmak ister diyor” gibi doom scrolling (berbat haber ve dedikodular peşinde koşma durumu) uzak durmak. Herkes bunu asosyal medyadan öğreniyor, sen asosyal medyadan uzak dursan bile gerçek hayattaki diğer insanlardan sana akmasını engellemen lazım.

İkinci ve en önemli adım, ortalamanın üstünde bir pırlanta olduğunu düşünmeyi bırakıp gerçeği görmek. İstediğin kadar güzel ol, kendi kaygılı ruh halin yüzünden ortalamanın altındasın ve bu kaygılı durumdan kurtularak ortalamanın bir tık üstüne çıkmalısın.

Senin yaptığını yapan erkekler üzerinden anlatsam, ne demek istediğimi daha kolay anlarsın. Buraya gelen ve senin gibi kaygı yüklü erkekler uzun bir “ben yetersizim” geçmişine sahipler. Bu yorucu bir psikoloji. Bu insanlar bir yerden sonra asosyal medyadan ya da başka kaynaklardan, “sen yetersiz olduğundan değil, çivisi çıkmış kadınlar ortalama erkeğe bakmadığından yalnızsın” propagandasını öğrenip içselleştiriyorlar. Bu adamlar internette “kadınlar ortalama erkeğe bakmıyor” derken “ben yetersiz değil ortalamayım ve bana bakmamaları kadınların suçu” demeye çalışıyorlar.

Sen de bu erkekler gibi yetersizliğini kabul edip ortalama veya bir üst seviyeye çıkmak zorundasın. Yani kaygını sürekli kendini pırlanta – başkalarını dejenere bir yığın olarak görme gibi sağlıksız başa çıkma mekanizmaları ile yönetmeyi bırakıp, daha sağlıklı mekanizmalar ile yönetmeyi öğrenmelisin. Üniversite revirinde varsa bir psikolog ile konuşmalısın. Ailenle yakınsan onlardan psikolog için yardım isteyebilirsin.

Bu zor zira bazı güvensiz ve kaygılı insanlar narsistik özellikler geliştirebilir. Az önce bahsettiğim gibi telafi (compansation) mekanizması ile narsist birine dönüşebilir. Derinlerdeki “ben yeterince iyi değilim” inancı acı verici olduğundan, “hayır aslında ben üstünüm, sorun bende değil diğer insanlar yetersiz” hikayesine sarılabilir.

Senin kendi kaygı bozukluğunu iyileştirmeye çalışman. Terapi mi alırsın, bizim burada önerdiğimiz gibi teknikleri kendin mi uygularsın bilemem ama bu senin işin.

Eğer kaygın soğursa, tehdit – tetik durumundan çıkıyorsun ve daha sağlıklı insanlarla daha sağlıklı ilişkilere zaten doğala yakın bir şekilde giriyorsun.

Hayatımın aşkını nasıl bulabilirim? Asıl sorun yukarıda bahsettiğim şeyken, bu tür süpermen – beyaz atlı prens fantezileri ile bir yere varamazsın.

Sizce hem kriterleri yüksek olup hemde aldatmayan iyi eş olacak sıkılmayacak biri beni bulabilir mi? Genç kızlara ne önerirsiniz eş bulma konusunda?

Senin durumundaki genç erkek ve kadınlara, yetersizlik hissinin içsel olduğunu, dışarıdaki insanları yetersiz ya da kıymet bilmez dejenere mahlukatlar olarak tasarlamayı, kendilerini bu berbat ortamda soylu eşini arayan bir nadide pırlanta olarak görmeyi bırakmalarını tavsiye ederim. Kendi yetersizlik inancınızı dışarı yansıtıp ruhsal mastürbasyon yapmak yerine, yetersizlik inancı ile başbaşa kalıp acı çekerken, bundan kurtulup gerçekten rahatlamayı hedefleyin.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sizden gelen sorular – Haziran 2026

Soru 1: Ertesi gün aramadım diye soğuk yaptı, sonra da bıraktı. Şimdi ne yapmalıyım?

Bir kızla daha önce de buluşup bir yere gitmeyen birkaç görüşmelerimiz olmuştu. Geçenlerde kendisi buluşmak istedi. Buluştuk, içtik güzel vakit geçirdik. Kinolar, elimi tutmalar ve öpüşme oldu. Ancak ikinci buluşma için yazınca kız “senin kafanda nasıl bir ilişki planı var bilmiyorum” dedi. Ben de seninle buluştuğumuzda şunları yapmak şuraya gitmek şunu yemek gibi ilişki planlarım var dedim. Ama kız buluşmadan sonra “günaydın demedin”, “ertesi gün aramadın” gibi saçma sapan şeyler dedi.

Bu günaydın mesajı saçmalığını geçelim ama ertesi gün ulaşmamandan şikayet etmesi saçma sapan bir şey değil. Ertesi gün kısa bir ulaşma uygun olurdu, artık eski usül 2 gün sonra ulaş gibi tavsiyeler antik çağlardan kalma tavsiyeler oldu. Orada hata yapmışsın.

Ben bi ilişkide bunları bekliyorum dedi. Ertesi gün doğum günü kutlamam olduğu için müsait olamadım. (Pazar buluştuk Salı aradım) Ama bak bugün bunları arayıp buluşalım diyorum dedim. Ayrıca daha bunları konuşmak için erken buluştuğumuzda yüz yüze konuşuruz. Sen haber ver bana buluşma ile ilgili dedim kapattım. Kız sonra mesaj ile görüşmesek daha iyi her şey için teşekkür ederim diye bir mesaj yazdı.

Buluşmayı kızın kucağına atmak, kızı nextlerken yapılır. Şimdi kız ilgi budalasına benziyor ama sen de doğru davranmıyorsun. Burada senin davranışların pozitif cinsel gerilimin bokunu çıkarmak şeklinde olduğundan, bu tür umursamaz tavırların ciddiyetsizlik olarak da yorumlanmış olabilir. Bunun bir orta yolu var ama kız ilgi budalası ise orta yol, ortanın sağı ya da solu çalışmaz, senin zaten çalışması için uğraşmaman lazım.

Ben de “pekala teşekkür ederim” diyip nextledim.

Yok, buluşmayı kızın kucağına attığında nextledin.

Şimdi bu kızın tabak çevirdiği bence çok belli çünkü ara ara kaybolup yine yazıyor. Ve bu gelişinde kendisi çok istekliydi. Sence bu kıza karşı tutumum nasıl olmalı?

Bundan sonra bir tutumun olabileceğini sanmam. Başka limanlara bak.

Senin yorumunu çok merak ediyorum. Belki geç aramışsın diyeceksin ancak doğum günü kutlamam olduğu için hiç müsait olamadım ertesi gün. Yorumlarını bekliyorum. Teşekkür ederim.

Aramana gerek yok. Bir iki mesaj atman yeterliydi.

2 kere olmamış, bundan sonra zor olur. Bence bu kız sana ulaşmaz ama ulaşırsa kibarca başından sav.

Soru #2: Sevgilimin eski sevgilisi ile geçmişini çok kurcaladım, şimdi ne yapmalıyım?

Mahmut abi merhaba. Sevgilim her şeyini anlatan dürüst ve saygılı birisi çünkü ben de liberal yaklaştım bu tür konulara. Yaklaşık 7-8 ay önce ciddi düşündüğü sevgilisiyle öpüşme, dokunma vs olduğunu söyledi, aklında soru işareti kalmasını istemiyorum bir şeyi bitirmeden başka şeye başlamam dedi. Bu konu 2. kere açıldı ve hala aklında soru işaretleri olduğunu hissediyorum, o kişinin adını unuttum bile, ama sen hatırlatıyorsun ve irdelemeye çalışıyorsun bu da benim canımı sıkıyor dedi ve morali bozuldu.

Sürekli eskiyi yokluyorsan sıkıntı. Her şeyden önce ne kadar ayrıntı bilirsen, kızı bünyen o kadar az kabul eder. Böyle kurcalaya kurcalaya kızı aslında bir ilişkisi olsa bile kabul edemeyen bir sürü adam var.

Kıza karşı herhangi bir güvensizliğim yok fakat geçmişini önemsiyorum ve biraz retroaktif kıskançlık yaptığımı farkettim.

Birazdan fazla yapmışsın.

Özgüvensiz görüntüsü vermiş olabilir miyim?

Bu kadar kurcalaman kızın daha fazla şey saklamasına neden olur, daha fazla şey öğrenmene değil.

 Bundan sonra nasıl bir aksiyon almalıyım yardımlarını bekliyorum Mahmut abi.

Bu konuyu bir daha açma bence, ne öğrenmek istiyorsan şimdiye öğrenmiş olman lazım. Kurcaladıkça daha çok şey öğrenemeyeceksin.

Soru #3: Eski kız arkadaşımla cinsel görüşmemiz vardı ama sonra kıskançlık ile olayı bitirdim. Pişmanım, şimdi ne yapacağım?

Selam, kız arkadaşımla 8 ay önce ayrılmıştık. Ara ara görüşüyorduk ve seks yapıp tekrar bırakıyorduk görüşmeyi.  4-5 kere oldu 8  ay içerisinde, ilişkiye tekrar dönülmedi tabi bu süreçte.

Kız ilişkisiz seninle yatıyorsa, sadece seninle yatmadığını ön görmen lazım.

3 gün önce yine bana geldi, seviştik ardından dışarı çıktık. Çok fazla alkol aldım, o da biraz sarhoştu, bulunduğumuz mekanda çevreden insanlarla rastgele sohbet ediyorduk.

Alkolü mümkünse hiç almayın. Çok fazla alkol alıp da sonra bir şeyleri sıçmamayı bekleme. Senin gibi ayarı olmayan adamların alkolden tamamen uzak durması lazım.

Ben bir ara kızın ilgisinin benden çok diğer insanlara kaydığını hissettim. Baya canım sıkıldı, bir anda mekandan kalktım gittim, kız peşimden geldi. Sokağın ortasında bağırıp çağırıp küfür ettim kıza.

Bu kızın aylar önce seninle koptuğunu ve başka limanlara aylar önce açıldığını çoktan biliyor olman lazımdı.

Gecenin köründe nereye gidersen git diyip sokağın ortasında bıraktım eve döndüm. Ardından deli gibi pişman olduğumu söylediğim onlarca arama ve mesaj attım. Özür diledim bin kere, onu çok sevdiğimi falan söyledim ama kız bir daha seni görmek istemiyorum diyor.

Kız seni öyle çok seviyormuş gibi durmuyor. Eski kız arkadaşına karşı bu kadar duygu yoğunsan, bu kadar dengesiz bir istek terazisi varsa, bence bu kızla görüşmeyi tamamen kes.

Tekrar bir beklentim yok ama kızı baya kötü durumda bıraktım abi. Sence ne yapmalıyım?

Hiçbir şey. Zaten beklentin olamaz ama yapabileceğin bir şey yok. Tek yapman gereken şey kızla bir daha görüşmemek.

Kızı seviyorum ama bu hareketlerden sonra özür dilemem için görüşmemiz gerektiğini düşünüyorum, kız kabul etmiyor.

Kız seni o kadar da sevmiyor. Sanırım senin fazla düştüğünü de görünce seni görmek istemiyor. Haklı ve senin için de en iyisi bu.

Burada bırakmam gerekiyor ama kaygım bir şekilde ulaş diye bağırıyor bana. Nasıl engellerim bunu?

Bu kızla asla ama asla ama asla bir araya gelmeyeceğinizi kabul edersen, kızla iletişimini kesersen bir süre sonra  böyle bir kaygın kalmaz. Kaygın, aranızda bir şey olabileceğini sandığın için var.

Bundan sonra asıl “yapmamam” gereken hareketler neler? Yardımcı olursan çok sevinirim.

  • Bu kızla bir daha bir araya geleceksiniz diye umut etmemen lazım.
  • Bu kızla bir daha görüşmemen lazım.

Soru #4:

Selam. Sevgilime ayrilali 7 gun oldu. Çok saçma bir şey yüzünden ayrıldık, çok kısa anlatayım. Ben yurtdışında yaşıyorum o Türkiye’de ama sürekli gidip gelirim mesafe engel değil. 

Mesafe büyük engel, senin haberin yok. İki farklı ülkeden ilişki, uzak mesafeden bile berbat bir ilişki.

Hatta evlenecektik 7 gün öncesine kadar. Baktım ki her zaman benimle her saniyesini geçirmeye çalışan kız bir gün ona mesaj attım napıyorsun aşkım diye oda işlerim var konuşamam falan filan yaptı.

Aslında kız arkadaşının işleri yüzünden seninle konuşamaması çok problem değil.

Dedim ki sadece vaktinden 10 saniye istiyorum bakın 10 saniye. 10 saniyede ne yapacaksın, kızın başkası ile olmadığını göreceksin. Yoksa 10 saniyede ne konuşacaksın ki?

Kız sana direkt “işim var görüşemem” yazdıysa şüpheli ama sen konuşalım diye ısrar ettin ve öyle yazdı sanırım.

Bir sesini duysam hemen kapatsam dedim bana ayıracak sadece 10 saniyen yok mu dedim. Hayır yok dedi. Bende engelledim çünkü bağırıp çağırıp sinirlenmek küfür etmek istemedim.

Engellemek ergence. Ne yapıyorsun diye sormadın mı, ne yaptığı konusunda bile mi bir şey söylemedi yoksa kıvırdı mı?

Ne yapmalıyım? Ne kadar sure sonra iletişime geçmek lazım? Veya gerçekten ne yapmalıyım?

Arardın konuşurdun ama engellemen çok yıkıcı olmuş. Şimdi olayın böyle gelişmesi senin suçun olsa bile olayın gelişimi şüpheli oldu. Yani senden o şüphe zor kalkar.

Uzak mesafenin en düşük rütbelisi olan ülkeler arası ilişkide böyle saçma şeyler ayrılık noktasına gidebilir zira sürekli uzaklık, kıskançlığı ve kaygıyı besler.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

 

Daha önce ilişkisi olmuş kadınla ilişki istemiyorum – Vaka Çalışması

Bir arkadaş şöyle sormuş. Hiç bitmeyen bir soru tipi. Çok bayat sıkıcı. Bundan sonra bu soruyu soran herkese bu yazıyı linkleyeceğim.

Abi 2 senedir erkek adam olma yolunda ilerliyorum. Fakat bu konuyu hala çözemedim. Bir çözüm bulamadım. Daha önce birliktelik yaşamış kadınlarla birlikte olmak istemiyorum ama bunu ancak yatağa gittiğimde öğrenebiliyorum. Bu da bazen bir ik ay sürebilir.

“Kız arkadaşımın daha önceden bir sevgilisi olmasını kaldıramıyorum”,”sevgilimin daha önce biriyle birlikte olmasını kaldıramıyorum” diyen adamları anlamıyorum. Daha doğrusu anlıyorum ama kendileri kendi yarattıkları ikilemi anlamıyorlar.

Bekaret isteyebilirsiniz arkadaşlar ama benim takipçilerim arasında bekarete %100 önem veren adamların önemli bir kısmının hiçbir derdi yok. Genç yaşlarda evleniyorlar, çoluk çocuğa karışıyorlar. Yani kriterler ve değerleri ile örtüşen bir hayat yaşıyorlar. Dating piyasasında sevgili yapan, birkaç tane sevgili yapan adamların zaten öyle bir derdi yok pek fazla.

Bir de böyle ortada adamlar var. Yani “ne ondan vazgeçerim ne ondan vazgeçerim” adamları. Her iki dünyanın da en iyisini istiyorlar. Yani hem “ben hem sevgili dünyasında olayım, kız arkadaşlarım olsun, böyle bir modern yaşamım olsun hem de o konuya geldiği zaman hiç sevgilisi olmamış birini bulayım” falan.

Bu tür adamlarla sosyal medyada çok dalga geçiyorlar. “Siz kendiniz çok fazla kadınla birlikte olduğunuz oluyorsunuz ama kadına gelince bakire istiyorsunuz, iki yüzlüsünüz” diye. Hayır bu istek iki yüzlü değil ama yaşam iki yüzlü arkadaşlar. Daha önce ilişkisi olmamış bir kızla birliktelik yaşayıp evlenen adamlar, genelde 25 yaşına kadar evleniyor. 25 yaşını geçtikten sonra da böyle bir kıza ulaşımları astronomik olarak zorlaşmaya başlıyor.

Gerçekten kimseyle birlikte olmamış kadınlar, penisin vajinaya girmesi haricinde her şeyi yapan “bakire” kadınlardan bahsetmiyorum. Öyle kadınlar, erken yaşlarda yine kendileri gibi çok ilişkisi olmamış adamlarla evleniyorlar. Yani en geç 24-25 yaşında piyasadan çıkıyorlar zaten.

“Hem ben modern dünya nimetlerini tadayım hem de geleneksel bir ilişkim olsun” ikilemi içinde bu arkadaşlar. Dünya keşke çalışsa olsa ama çalışmıyor maalesef. Eğer böyle modern dating – sevgililik nimetlerinden yararlanmak için o hayatı yaşıyorsanız o zaman daha önce hiçbir birliktelik yaşamamış kadınla birlikte olma ihtimaliniz 22-23 yaşından sonra çok hızla düşmeye başlar.
Arkadaş sonra demiş ki:

Ben 26 yaşındayım. İlişkilerim yaklaşık 6 ay bir sene sürer ve iki ilişkimin arasında en az bir sene olur genelde. Tanıştığım sevgili olduğum tüm kızlar sosyal çevremde ve arkadaşımın nişanında tanıştım. Ya arkadaşımın sevgisi, arkadaşı gibi direkt onlara gidip bana kız ayarlamasını demiyorum. Denk geliyor bir yerde tutup flörtleşiyorum. Bir şekilde devam ettiriyorum. Olayı bağlıyorum. Bu kızlar genelde çok sevgilisi olmamış insanlar ve yaşları benden bir iki yaş küçük oluyor.
Ne güzel işte. Normal sevgili ve evlilik yapılabilecek kızlar.
Fiziksel ilerletince da ilk seferim diyorlar ya da bir şey demiyorlar. Ondan anlıyor gibiyim. Veyahut evlenmeden olmaz diyorlar.

Şu yazdıklarının asıl sorununla ya da benim cevabımla hiçbir alakası yok. Sen diyorsun ki ben 26 yaşındayım. İlişkiler piyasasındayım. Senin yaşam tarzında istediğin şey bulunmaz ya da bulma ihtimalin düşük. Onu bulan adamlar senin gibi yaşamıyorlar genellikle.

Tekrar ediyorum bu ikilemde kalan insanların çok büyük bir kısmı hem işte modern dating nimetlerini yiyeyim hem de geleneksel nimetleri yiyeyim diye iki dünyada kalmaya çalışıyorlar. Beceremiyorlar yani.

Anlattığın kızlar ne güzel gül gibi kızlar. Ben bu kızlar kötü demiyorum ya da illa sevgilisi olmamış kız bulacaksınız. Ama böyle bir kriterin varsa o kriterin dünyasında yaşayacaksın. Yaşamazsan olmuyor ya da illa ki olanı vardır ama olma ihtimali düşük.

Bu ikilemin sebebi dediğim gibi iki dünyada birden var olmaya çalışan arkadaşlar. Yoksa sadece bir dünyada yaşayan arkadaşların böyle dertleri yok. Benim kendi takipçi çevremden de görüyorum. Muhafazakar arkadaşlar genç yaşta genç bir kızla evleniyorlar. Kendilerinin de çok fazla tecrübeleri yok. Tamam, bana geldiklerinde sorunları oluyor tabii. Herkes gibi sorun çıkabiliyor ama böyle iklemler yaşamıyorlar.

Dating piyasasında olan arkadaşların çok büyük bir kısmı da yaşamıyor bunu. Ortak fikir çok fazla insanla beraber olmamış kız daha iyi olmuşu pek makbul değil ama böyle illa kimse el değmeyecek falan filan. O zaman yanlış paralel evrende yaşıyorsun. Böyle hem ayranın dökülmesin hem de kestane çizilmesin olmuyor işte.
Bu soruyu çok soruyorlar veya gerçekten de saçma bir soru. Hiç de ilgilendiğim bir soru değil. Ama illa bana soracaksanız bence temel derdimiz bu arkadaşlar. Benim tavsiyemi beğenmiyorsanız, bana sormayın, her sorunun cevabı burada yok.

Fakat ne istiyorsanız, ne değeriniz varsa ona göre yaşamanız gerektiği fikri çok da absürt değil diye düşünüyorum. Bazıları için değerlerine uygun paralel evrene geçmek için geç oluyor. O zaman da durumu kabulleneceksiniz. Adam 30 yaşına gelmiş. “Ben hiç evlenmemiş bakire bir kızla hiç böyle sevgilisi olmamış bir kızla evleneceğim” diyor. İnşallah evlenirsin de, bunun ihtimali çok düşük. O kızlar kendilerinden yaşça çok uzak olmayan ya da yaşça bir miktar uzak olsa bile gerçekten çok bir ilişki geçmişi olmayan adamlarla evleniyorlar. Zaten onlarla aynı ortamda, aynı kültürde, aynı mahallede yaşıyorlar ve piyasadan çıkıp gidiyorlar. Eğer böyle bir bekaret takıntınız varsa, daha önceden sevgilisi olmasın takıntınız varsa – takıntı demeyelim, kriter diyelim- buna hakkınız var. Herkes istediğini ister ama o zaman ona göre yaşayacaksınız. Hiç sevgilisi olmasın aman hiç olmasın istiyor olsaydım ben eminim 23-24 yaşında evlenirdim. Yani bunu görememek ilginç bir şey. Hem 26 yaşındayım hem piyasasındayım hem de kaldıramıyorum. Yani bir şey seçmen gerekiyor artık.

Şimdi bir de bunu 30 yaşındayken soran bir arkadaşa bakalım.

Seninle bir derdim mi paylaşmak istiyorum Mahmut abi. 30 yaşındayım. Dinden bağımsız olarak bekaret takıntısı olan bir erkeğim. Her zaman bakire bir kızla evlenmeyi hayal ettim. Kendime çok uyumlu bir kız buldum derken bakire olmadığı için kızdan ayrılmıştım. O kız için neredeyse bir buçuk ay acı çektim. Ancak unutabildim.

Çok da acı çekmemişsin.

Şimdi önüme bakmak istiyorum. Ben her zaman kendi bulduğum, kendi tanıştığım bir kızla evlenmek istedim. Görücü usulü sevmiyorum. Yani görücü usulü biriyle tanışmak bana yetersiz biri olduğumu düşündürüyor.

Ben bununla ilgili bir yazı yazmıştım. Görücü usulü biriyle tanışmak yetersizlik değil arkadaşlar. Yani her yönden saçmalıyorsan hiç kimseyi bulamaz, bekar kalırsın. “O olmaz, bu olmaz, şu olmaz, şu şu öyle olmaz”. Bazen bazılarına bakıyorum ve diyorum ki bu adamlar aslında evlenmemek için ellerinden geleni yapıyorlar. İstiyoruz modunda olmalarına rağmen.

Ben kız bulamamışım da başkası buluyor.
Öyle bir şey yok arkadaşlar. Görücü usulü kız bulunca sanki sanıyorsunuz ki kız ”babam öyle buyurmuş, büyüklerimiz öyle buyurmuş, ben o zaman seninle evleneceğim” diyor. Öyle bir şey yok. Tamam. Tanışma görücü usulü işin hızlı evliğe gitmesi lazım ama yine kadın erkek dinamikleri full çalışıyor arada. Haberiniz olsun.

Herhalde sanıyorsunuz siz böyle görücü usul deyince ağzı var, dili yok. Kız gelecek sizi hemen alacak.

Bu beni mutsuz eder.

Sen kendini mutsuz etmeye programlisın zaten. Ne seni mutlu edecek ki?

Bir ömür kendim seçmediğim bir kızla evlenmek istemiyorum.

Görücü usulü zorla evlilik değil. Kızla seni tanıştırıyorlar. Sen kızı istersen kız seni isterse evleniyorsunuz. Ne demek kendi istemediğim, sevmediğim! Sen de seçiyorsun. Sadece kızı sana bulup getiriyorlar. Bu önyargılar zor senin işin.

Ailem yine de birkaç kız gösterdi. Kızları hem görsel olarak beğenmedim.

Beğensen şaşardım zaten.

Hem de çok muhafazakar oldukları için hoşuma gitmedi. Oh ben de muhafazakar bir aileden geliyorum ama seküler bir hayat yaşıyorum.

Zaten ikilemin muhtemelen ondan kaynaklanıyor. Hem seküler görüşte hem bakire hem de kendi seçtiğim bir kızla evlenmek istiyorum.

Seküler çevreden kız aradığımda ise bakir olarak denk gelme ihtimali düşük.En son ayrıldığım kız çok güzeldi. Bakire değildi. Görücüsü görüştüğüm son kız güzel değildi ama bakireydi. Ben bu işinden işin içinden çıkamıyorum.

Bence çıkamayacaksın zaten.

Bana ne tavsiye edersin abi?

Ben bu adamların başka bir ruhsal problemi olduğunu ama teşhis edilmediğini düşünmeye başladım. Yani o nedenle bir terapist görmeni şiddetle tavsiye ederim.

Tekrar ediyorum. Defalarca söyledim. Benim birçok takipçim bakire kadınla evleniyor. Bunlar muhafazakar insanlar. Kadınlar da muhafazakarlar ya da bunlar seküler insanlar ve genç yaşta evleniyorlar. Kendileri dating piyasasında pek olmuyorlar. Hangi sebepten olursa olsun. Ve 25 yaşına kadar da evlenmiş oluyorlar.

Yine yani birçok takipçim var. Bakire olmayan kadınla evleniyor. Dating piyasasında oluyorlar. 28-32 yaş arasında evleniyorlar. bekarete değil, geçmiş partner sayısına bakıyorlar.

Bir de işte senin gibi böyle hem modern dating dünyasının balını alayım hem de muhafazakar dünya nimetlerinden olmayayım kafasında bir garip grup var. Görücü usulü ve çok da güzel olmasa da bakire olan kızla eğer kız iyi bir kızsa evlen diyeceğim de kıza yazık olacak.

Bence sen evlenemeyeceksin bu kafayı değiştirmediğin sürece. Ya da bu kafadan terapiyle kurtulacaksın.

Yaşın gelmiş 30’a. 30 yaşındaki bir adamın bakire bir kızla evlenme ihtimali düşüktür. Nasıl düşüktür? Mesela 30 yaşında muhafazakar bir adam 22-23 yaşında muhafazakar bir kadınla görücü usulü evlenebilir. Ama senin durumunda hem öyle bir şey yok diyorsun yani öyle bir kadını istemiyorum diyorsun hem de 30 yaşına gelmişsin. Kendin bulacağım diyorsun. Zor. Şimdi sen mesela muhafazakar bir kızla evlen de diyemiyorum dediğim gibi. Çünkü sen o kızla evlensen hiç utanmadan, sıkılmadan kıza da çocuklara da hayatı zehir edersin.

Bakire evlenen kadın 22-24 yaşına kadar kendisine yaşça yakın, çok tecrübesi olmayan bir adamla evleniyor genelde ve piyasadan çekiliyor. Piyasada olmama sebepleri o kızların olmaması değil, erkenden piyasadan çekilmeleri. Türkiye’de kadınların ortalama evlenme yaşı hala 26. Bu ne demek? Kadınların yarısı 26 yaşına gelmeden evlenmiş oluyor demek.

Yani muhafazakar kesimde 30 yaşındaki adam yine 22’lik bakire bulur ama bu durum o kesimde var ve sayıca da çok olduklarını sanmıyorum. Seküler çevrede de dediğim gibi bakire kız çok. O kızlar 25 yaşının altındalar. 25 yaşın altında adamla evlenip piyasadan çekiliyorlar. 30 yaşındaki adamla evlenmiyorlar.

Seküler oldup bekarete bu kadar önem veren adama tavsiyem 25 yaşına kadar evlenmesi. Sende o tren kaçmış. Senin yaşında artık hem piyasa yapacağım, hem güzel olacak, hem muhafazakar olmayacak hem bakirs olacak, her şey olacak. Sizin iş biraz kriter kriter diye kedi annesi olan evlenemeyen kadın olayı. Hani böyle kırmızı hap gibi oluşumlarda eleştiriyorlar ya. Kadınlar kendilerine gelince modern yaşayacaklar ama erkeğe sorumluluk demeye gelince muhafazakar şeyler isteyecekler. İki yüzlü kadınlar falan diye. Onun erkek versiyonu senin durumundaki adamlar.

Kendilerine gelince modern yaşayacaklar ama karşı tarafa sorumluluk yüklemeye gelince muhafazakar şeyler isteyecekler.

Muhafazakarsan muhafazakarsın, değilsen değilsin arkadaş. Böyle işime geldiğinde o olsun işime geldiğinde bu olsun abiler senin dertlerine sahipler.

Bence senin gibi adamların çoğalma sebeplerinden biri de asosyal medyadaki bakire olmayan kadın “çatlak patlak’ embesilleri. Yani bunları yazanlar genellikle bakire olsun ya da olmasın eline kadın eli değmeyen ve asla değmeyecek adamlar. Ya da kırk yılda bir değen kaybedenler. Ve sanki ben kaybettim, hepinizi de kaybettireceğim diye erkek beyni düzmek üzere çalışıyorlar sosyal medyada. Kinleri kadınlara ama zararları erkeklere.

Eski devirlerde bunları böyle toplu halle savaşa sürerlermiş, telef ederlermiş. Yada bunlar toplu isyanla iş savaşlar falan çıkarırlarmış. Şimdi p**no ile beyinleri uyuştuğu için gerçek dünyada toplu bir halt yapamıyorlar. Öyle bir tehlikeleri yok. Ama sosyal medyada resmen kitle imha silahına dönüştüler. On binlerce erkeği baba olmaktan mahrum edecekler bu adamlar.

Asosyal medyaya yanlışlıkla bile olsa girmemeye bak. Hangi tarafta olduğunu da seç. Ona göre de bir tercih yap. Görücü usulü ile ilgili kafandaki şeyler de tamamen saçma sapan şeyler. Sanıyorsun herhalde zorla evlendirileceksin. Arkadaş bir şeyden biraz fedakarlık yapacaksın. Güzellikten yapman gerekiyorsa güzellikten yapacaksın.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Aşk bombardımanına neden düşüyorsunuz?

Sizi tanışır tanışmaz tamamen anlıyor gibi görünen biriyle hiç karşılaştınız mı?

Bu kişi ile aranızdaki bağın daha ilk günden çok güçlü olduğunu hissettiğiniz mi?

Bu kişi başından itibaren size büyük bir ilgi gösteren, çok sıcak davranan ve ilişkinize büyük bir yatırım yapıyor gibi görünen biri miydi?

Bu insan ile aranızdaki bağın çok hızlı kurulduğunu hissetiniz ama sonra aynı hızda, sanki bir düğmeye basılmış gibi işler değişti. Bu kişi kendini geri çekti, size karşı enerjisi değişti. İstikrar kayboldu ve siz de ondan kopacağınıza, onu daha çok düşünmeye, aranızdaki konuşmaları kafanızda oynatıp durmaya, ne olduğunu anlamak için düşünüp durmaya ve başlardaki ilişkiye dönmek için çabalamaya başladınız.

Bu deneyim sizin kafanızı karıştırdıysa, bunun bir nedeni var. Aşk bombardımanını bu kadar istikrarsızlaştırıcı yapan şey, sadece bağlantının çok güçlüymüş gibi hissettirmesi değil, bu güçlü bağın, beyniniz gerçekte olanları anlamaya fırsat bulamadan çok hızlı bir şekilde güçlenip zayıflaması.

Bu bölümde aşk bombardımanına popüler kültür kavramı olarak ya da bir kişilik etiketi olarak değil, bazı beyinlerin özellikle zaafının olduğu bir ivmelenmiş bağlanma örüntüsü olarak, nöron bilimi gözlüklerinden bakacağız.

Çoğu insan aşk bombardımanını, bir ilişkinin başında görülen aşırı yakınlık olarak tanımlar ama bu tanım, altta çalışan mekanizmayı pas geçen bir tanım. Gerçek problem, aşk bombardımanı yapan kişinin ilgi ve yakınlık yoğunluğu değil. Gerçek problem, aşk bombardımanını yiyen kişinin beyninin, bu yoğun yakınlığın, stabil temeli olup olmadığını görecek zamanı vermeden bağ kurmaya başlaması. Aşk bombardımanını asıl güçlü yapan şey bu. Beyniniz kasıtlı olarak bir fanteziye bağlanmıyor. Normalde bağlantı gösteren, ilgi, hemen cevap verme, duygusal açıklık, sık iletişim ve güçlü onay dili gibi davranışlara tepki veriyor. Bunlar nötr sinyaller değiller, beyin için önemliler ve insanların bağlanma sistemlerinin farkına varacağı sinyaller.

Bu nedenle bir insan size bu sinyalleri çok erken ve çok yüksek miktarda verdiğinde, beyniniz bu insanı önemli biri olarak kodluyor. Oksitosin hormonu, bir bağ ve güven yaratıyor. Dopamin hormonu bu insanla deneyiminizi göze çarpan ve dikkat vermeye değer bir deneyim olarak işaretliyor.

Bunlar irrasyonel mekanizmalar değiller ve sinir sisteminiz, yapmak için yaratıldığı şeyi yapıyor. AMA problem şu ki bağ, zamanla oluşması beklenen bir şey. Sağlıklı bir bağ kurulması sürecinde beyin, zaman içerisinde bu sinyallere tekrar tekrar maruz kalıyor.

Bu davranışları değişik durumlarda gözlemleme, bu insanın duygusal olarak stabil, gerçekten güvenilir ve uzun süreli bağ kurabilen biri olup olmadığını anlayabilme şansı buluyor.
Sağlıklı bağ kurma sürecinde verinin yavaş yavaş akması, beynin daha stabil ve gerçek dünyada sağlam temelleri olan bir bağ kurmasını sağlıyor. AMA aşk bombardımanı, bu süreci çok kısa bir süreye sıkıştırıyor, gerçekliğine dair deliller ortada olmadan bir yakınlık hissi yaratıyor. Beyin “bu insanı tanıyorum” demek yerine, “bu insan önemli, bağ gerçek” sonucuna atlıyor. Bu gerçekleştiğinde ise, beynin deneyimlediği bağ gerçek olsa da, bu bağ gerçek hayatta sağlam temellere dayanmıyor.

Aşk bombardımanı ile başlayan ilişkiler bittiğinde, insanların “bunu görebilmem lazımdı” ya da “çok hızlı bağlandım” diye utanmasının sebebi de bu. Ama olaya böyle bakmak, gerçekte olan şeyi anlamanıza engel. Ama olay sağlıksız değerlendirme ya da kötü karar olayı değil. Olay, düşünen beyin olan biteni anlamasına fırsat vermeden, bağlanma sisteminin aktif hale gelmesi.

Aşk bombardımanının ardından ise, bütün bu süreci aşırı ve orantısız yapan şey, aşk bombardımanı yapan kişinin kendisini geri çekmesi geliyor. Bu noktada nöron bilimi özellikle önemli bir hal alıyor.
Yoğun bağlantı birdenbire kesildiği zaman, beyniniz bunu küçük bir hayal kırıklığı olarak işlemiyor. Bunu sosyal bir acı olarak işliyor ki sosyal acı kelimelerini şiirsel olsunlar diye kullanmıyorum. İnsan beyninde fiziksel acı sistemi ile reddedilme, dışlanma ve bir ilişkinin kaybı gibi durumlarda aktif olan sistem arasında kesişme var. Bu ortak paydada anahtar beyin bölümlerinden birisi anterior singulat korteks alanı. Bu bölge sosyal bağlarla ilgili kaygı tepkisinde aktif hale geliyor ve aynı zamanda fiziksel acıyı da işleyen bölgelerden birisi. Yani “ayrılık canımı acıtıyor”, “reddedilmek yaraladı” sözlerinin nörolojik temelleri var. Beyin anlamlı bir bağ aniden kaybedildiğinde, beyin buna önemsiz bir şeymiş gibi bakmıyor. Beyin bunu tehditkar ve acı verici bir şey olarak algılıyor. Bu önemli çünkü beyin acı hissettiğinde, bu durumu çözmeye çalışıyor. Açıklamalar, kapanış, rahatlama ya da çözüm aramaya, dikkatini karşısındakine daha çok vermeye başlıyor.

Yani aşk bombardımanı ardından gelen zihni meşguliyet sadece duygusal toyluktan ya da takıntıdan gelmiyor. Sıklıkla, beynin bağlantının çok hızlı kurulmasına ve birdenbire kopmasına bir açıklama bulmaya çalışmasından geliyor. Bu nedenle de insanlar duruma verdikleri tepkiye şaşırıyorlar. “Bu beni neden bu kadar etkiledi, bu insanı tanıyalı ne kadar zaman oldu ki?” diye düşünüyorlar.
Sorun şu ki beyniniz ilişkiyi takvim üzerinde geçen süre ile ölçmüyor, bağlanma sinyallerinin yoğunluğu ve sıklığı ile ölçüyor. Eğer bağlanma sinyali güçlü ise, bu sinyalin ortadan kalkması güçlü bir etki yaratıyor.
Burada önemli bir konuya değinmemiz gerekiyor. Bazı insanların bu tür davranış kalıplarına, başka insanlara göre daha fazla zaafları var. Bu onların daha zayıf olmalarından ziyade, beyinlerinin hızlı bağlanma sinyallerini çok güçlü algılayacak şekilde organize olmasından kaynaklanıyor.

Bunun nedenlerinden biri, kişinin erken çocukluğunda tutarsız bağlanmaya maruz kalması. İnsanın sinir sistemi erken çocukluk döneminde yakınlığın öngörülemez olduğunu öğrenirse, örneğin bu yakınlık bir yoğun bir tamamen kopuk ise, böyle bir davranış kalıbı kişi için rahatlatıcı olmasa da bilindik bir örüntü haline gelir. Bu durumda beyin bağın yoğunluk kısmına kilitlenmeye daha meyillidir çünkü öngörülemezlik zaten bağlantının bir “parçasıdır”.

Başka bir yatkınlık sebebi de, içsel istikrar ve bağlantının düşük olmasıdır. Siz zaten duygusal olarak aç, görünmez ve belirsiz hissediyorsanız, birdenbire gelen yoğun ilgiyi normalden çok daha güçlü hissedebilirsiniz. Bu sadece iyi değil aynı zamanda yatışmış, ferahlamış hissetmenizi de sağlayabilir. Bir şey size kronik bir kötü hisse karşı ferahlama veriyorsa, o şeyi kaybetmek sizi normalde olması gerekenden çok daha kötü vurabilir.

Burada bir başka problem de kendini kaybetmekle ilgili. Yakınlık çok hızlı bir şekilde başladığında, bu bağ bu seviyede bir etkiyi zerre hak etmese de, benlik algınızın merkezi olabilir. Başka bir deyişle, “ben” henüz yeterince stabil değilken, “biz” oluşmaya başlayabilir. Bu durumda diğer insan kendini geri çekmeye başladığında, bu sadece hayal kırıklığı olarak değil, yönünü kaybetmek gibi, ayağınızın altından koca bir halı çekilmiş gibi hissedilebilir. Bu da bize aşk bombardımanı kalıbının neden sıklıkla aynı adımları izlediğini açıklayabilir.
Birinci adımda, hızlı bir aşk (ve seks) bombardımanı vardır. Çok erken ve çok fazla miktarda etkileşim, onay ve yoğun duygusal yakınlık vardır. Sonrasında ise karşınızdaki kişinin araya mesafe koyması gelir. Karşınızdaki istikrasızlaşır, daha az ulaşılır, daha az etkileşime geçer ve duygusal olarak daha az yakın olmaya başlar. Üçüncü adımda ise, yoğun arzu ve kafa karışıklığı gelir. Siz neyin değiştiğini anlamaya çalışmaya, başlangıçtaki bağı yeniden tesis etmeye çalışmaya başlarsınız. Kendinizi, tam olarak ne olduğunu anlamadığınız bir şeyi tamir etmek zorunda gibi hissetmeye başlarsınız.

Bu acelenin güçlü bir başlangıçtan çok kader ya da kesinlik gibi hissedilmesinin psikolojik bir sebebi de var. Vücudunuz yüksek derecede aktive olduğunda ve bağlantı sinyallerine boğulduğunda, beyninizin bu hissin anlamına karar vermesi lazım. Klasik iki faktörlü duygu kuramına göre, yükselme önce, yorumlama sonra gelir. Önce sinir sisteminiz tepki gösterir ve sonra zihin bu reaksiyon etrafında bir hikaye yazar. Aşk bombardımanı bağlamında, bu hikaye “bu bağ çok özel olmalı, çok derin olmalı” gibi bir şeydir. Ama çoğu zaman zihninizin kaydettiği şey, zamanın testine meydan okumuş bir ilişki değil, sel altında kalmış bir sinir sistemi.
Burada çok önemli olan şey, aşk bombardımanı ile hissettiğiniz şeyin, yakınlık ile aynı şey olmadığı. İki insan arasında yakınlık zaman içerisinde ve yavaş bir tempo ile kurulur. İki insanın birbirlerinin karakterlerine, tutarlılıklarına ve duygusal güvenilirliklerine defalarca maruz kalma sonucunda oluşur.

Aşk bombardımanındaki yoğunluk, yakınlık gibi hissedilebilir ama aslında alakaları yoktur. Yoğunluk hızlıdır, yakınlık ise zaman içerisinde kazanılır. Yoğunluk sinir sisteminizi bunaltır, yakınlık ise sinir sisteminizi istikrarlı bir hale getirir.

Bu ayrım önemli çünkü birçok insan yoğun hisleri, anlamlı bir şeyin kanıtı olarak kullanmaya çalışıyor ama yoğunluk her zaman derinliğe işaret etmez. Yoğunluk bazen bağlanma sisteminizin olması gerekenden çok daha hızlı bir şekilde aktif hale geldiğine işaret eder.
Aşk bombardımanı ile karşılaştığınızda yapmanız gereken ilk şey, bundan anlam çıkarma işini yavaşlatmanız. Eğer aranızdaki bağ, başlarda anormal derecede güçlü görünüyorsa, kendinize şu basit soruyu mutlaka sormalısınız:
Bu insana olan duygularımın gücü, bu insanı tanıma seviyem ile orantılı mı?
Bu soru duygularınızı geçersiz kılmaz, sadece düşünebilen beyninizi yeniden işin içine sokar. Mesela, “bu insanı yıllardır tanıyor gibiyim ama aslında tanıyalı çok kısa bir süre oldu ve bu sürenin çoğu da sadece mesajlaşmadan ibaret” diyebilirsiniz.

İkinci yapmanız gereken ikinci şey, duygusal yoğunluğu davranışsal kanıtlardan ayırmak olmalı. Bu insanı size düzenli bir şekilde nasıl davranışlar gösterdi? Duygusal zirvelerde ya da ilk haftanızda ne dedi ya da ne yaptı değil, zaman içerisinde tekrarlanan davranışlarında ne gördünüz? Bu insan istikrarlı mı? Bu insan tutarlı mı? İlk günlerin balayı havası sönmeye başladığında, sizinle etkileşim seviyesi pek değişmeden devam ediyor mu? Beyninizin doğru bağlantıyı kurması için bu verilere ihtiyacınız var.

Üçüncü yapmanız gereken şey, karşınızdaki kendisini uzaklaştırmaya başladığında, uzaklaşma tepkisinin başladığını fark etmek olmalı. Eğer bu süreçte bağlantıyı korumak, daha yakınlaşmak, işleri düzeltmek zorunda hissediyorsanız, bunun ne olduğunu söze dökün. “Beynim bu soğumayı kayıp olarak kaydediyor.” Bu küçük ama önemli bir adım çünkü, hissettiğiniz yoğun duyguların beyin acı merkezi tarafından abartıldığını anladığınızda, bu acil bir şeyler yapmalıyım hissinin ilişkinin sağlıklı ve değerli olmasından kaynaklanmadığını da anlayabilirsiniz.

Evet, bunu şöyle tekrar edeyim: beyninizdeki acı merkezi, bu ilişkinin yoğunluk hissini abartıyor. Bu nedenle de aranızdaki bağın seviyesi hakkında gerçekçi bir algınız yok. Bu bağın gerçek seviyesi hakkında düşünmek, sinir sisteminizi yatıştırabilir, bu soğumaya gösterdiğiniz aşırı tepkinin, bu insanın biricik, çok önemli olduğuna dair bir delil olmadığını, reaksiyonun gücünün aranızdaki bağlantının gücünden değil, hissettiğiniz ızdıraptan kaynaklandığını anlayabilirsiniz.

Bu yazıdan çıkarmanızı istediğim ders, beyninizin yapmak üzere evrimleştiği şeyi yaptığı için aşk bombardımanının çalışıyor olması. Beyniniz bir bağa tepki veriyor, bir sıcaklık kaynağına bağlanıyor ve acıdan kaçış arıyor. Bunlar kendi başlarına yanlış şeyler değiller ya da sizi muhtaç ya da enayi yapmıyorlar.

Aşk bombardımanının mekanizmasını anlamanız, çekim hissetmeyeceksiniz anlamına gelmiyor. Çekimin aslında neyden ibaret olduğunu bilmeniz anlamına geliyor. Bu mekanizmayı bilmek, sizin hem yoğun duyguyu hissedip hem de işin hızı ile ilgili soruları sorabilmeniz anlamına geliyor. Uzaklaşmanın acısını yaşasanız da, bunun o kişiye geri dönmeniz gerektiğine değil bir nörolojik sürece işaret ettiğini bilmeniz anlamına geliyor.

Kaynak: Why love bombing hurts so much?

İlişkilerde aşırı verici olmak – İyilik değil tehdit tepkisi

Sürekli olarak verdiğiniz, sürekli olarak fedakarlık yaptığınız ve sürekli olarak işleri karşınızdaki kişi için kolaylaştırmaya çalıştığınız, ama bütün bunlara rağmen güvende hissetmek yerine daha fazla kaygı hissettiğiniz bir ilişkide bulundunuz mu?

Düşüncelisiniz, cömertsiniz ve belki de herkesin “gönlü geniş” diye tanımladığı o kişisiniz. Ama ilişkideyken işler sizin için hiç de kolay ve sakin değil. Karşınızdakinin ihtiyaçlarını önceden tahmin ediyorsunuz, hayal kırıklığını önlemeye çalışıyorsunuz ve aranızdaki bağı stabil tutmak için uğraşıyorsunuz. Bir an bile olsa böyle davranmayı bıraktığınızda, çok önemli bir şey yanlış gidecek gibi hissediyorsunuz.

Peki hiçbir şeyi düzeltmeniz gerekmediğinde, çözmeniz için bekleyen bir problem olduğunda hissettiğinizden daha tedirgin hissediyor musunuz? Sanki sakin bir zaman dilimi, alışık olduğunuz kaostan daha tedirgin hissettirir gibi.
Eğer bunlar size tanıdık geliyorsa, bunlar sizin sandığınız gibi sevgi ile ilgili değil, tehlike agısı ile kendini düzenlemeye çalışan beyninizle ilgili olabilir.

Bugün neden bazı insanların aşırı seviyor gibi göründükleri, bu aşırı verici davranış kalıplarının cömertlikle alakalı değil de kaygı, bağlanma ve kaybı önleme ile alakalı olduklarını konuşacağız.

Fazla verici dediğimde aklınıza çok önemseme ve fedakarlık gelebilir ama ben burada bunlardan bahsetmiyorum. Fazla verici olmak, basitçe gönlünden koparak çok fazla vermek değil, bunu durdurmanın çok zor olacağı şekilde verici olmak demek. Bu seviyede verici olmak karşınızdakini önemseme ile alakalı olmaktan çıkıyor. İlişkinizi stabil tutmak, kaygı seviyenizi azaltmak ve verici olmazsanız olacaklardan kendinizi korumak için kullandığınız bir yol olmaya başlıyor.

Fazla verici olmak bir sevgi dili değil. Sevgi gibi görünen bir tehdit tepkisi. Bu dışardan adanmışlık, dikkat ya da gönül zenginliği gibi görünebilir ama bu davranışın altında, ipleri elinde tutan başka bir şey var.

Şimdi size fazla verici olmanın gerçeğini tanımlayacağım. Fazla verici olmak, başka insanların ihtiyaçlarını, çoğu zaman kendine zararlı bir şekilde kompulsif ve önceden tahmin etmeye çalışır bir şekilde karşılama ve eğer bu şekilde davranmazsanız yüksek derecede kaygı ve panik hissetme kalıbıdır.
Burada anahtar kelime “kompulsif”. Gerçek gönül zenginliği gerçek ihtiyaçlara karşılık verir ve yapan tarafından kolayca sonlandırılabilir. Fazla vericilik ise sonlandırılamaz ve temelde karşınızdaki insan ve onun ihtiyaçları ile alakalı değildir. Sizin kendi sinir sisteminizi yatıştırmak için kullandığınız bir stratejidir.

Fazla verici olmak kaygı seviyenizi, ilişkiyi gerçekten düzelttiği için yatıştırmaz. Size partnerinizin durumu üzerinde bir control hissi verdiği için yatıştırır. Siz gerçek bir sorunu çözmek için böyle davranmıyorsunuz, tamamen sizin zihninizde olan bir tehdit sinyalini egale etmek için böyle davranıyorsunuz.

Yani fazla verici olmak bir kendini yatıştırma stratejisidir, ilişki stratejisi değil. Bu nedenle fazla verici davranan kişi ne kadar çok verici davranırsa davransın, ilişkide stabilite hissetmez. Çünkü yaptıkları zaten başından beri ilişkiye değil kendi korkularına yöneliktir.

Bu davranışın nedeni, beyinde bulunan ve birbirleri ile alakalı olsalar da birbirlerinden ayrı olan iki sistemin birbirine dolanmasıdır. Bu sistemlerden biri bağlanma sistemi ve diğeri de bakıcı sistemi.

Bağlanma sisteminiz sizinle alakalı. Sizi yakınlaşmaya ve güvenliğe, sizin ihtiyaçlarını için koşulluyor, siz bağlantının güçlü olduğu konusunda güvence, rahatlık ve onay istediğinizde aktif hale geliyor.

Bakıcı sistemi ise, başka bir insanın ihtiyaçları ile aktif hale gelen bir sistem. Bu, sizin yardım eden, ihtiyaçlara tepki veren ve işleri düzelten tarafınız.

Sağlıklı bir dinamikte, bu iki sistem de gerçek sinyallere tepki verirler. Siz stres hissetiğinizde, bağlanma sistemi sizi bağlantı kurmaya çeker. Sevdiğiniz bir insanın yardıma ihtiyacı olduğunda, bakıcı sisteminiz devreye girer. Her iki sistem de, gerçekte olan şeylere tepki vermeleri gerektiğinde aktif hale gelirler.

Aşırı verici bir insanda, bakıcı sistemi tehdit tepkisi tarafından ele geçirilir. Bu durumda sistem, sahici ihtiyaçlara değil, algılanan tehlikeye tepki vermeye başlar. Bunu, bir noktadan sonra yanlış ayarlandığı için gerçek dumana değil de, odanın fazla sıcak olması gibi şeylere tepki olarak harekete geçen bir yangın sistemi gibi düşünebilirsiniz. Siz de gerçek bir ateşe tepki olarak değil de, tepkisiz kalmak harekete geçmekten daha tehlikeli hissettirdiği için yangın söndürme tüpünü elinize alırsınız.
Peki bu yanlış ayarlama nereden geliyor? Burası, tehdit karşısında ortaya çıkan yaltaklanma tepkisinin devreye girdiği yer.

Tehdit karşısında bir insanın verebileceği üç temel tepkiyi biliyorsunuzdur: savaş, kaç ya da don. Bunlara ek olarak bir de yaltaklanma tepkisi var. Sinir sistemi tehdit hissettiğinde – bu tehdit fiziksel bir tehlikeden değil de onaylanmama, reddedilme, soğuma, çatışma veya terk edilme tehdidi olabilir – kişi karşısındakini memnun etmeye, ona yardım etmeye, aralarındaki bağı düzeltmeye veya karşısındaki için kullanışlı olmaya çalışabilir. Aşırı vericilik, ilişkinin kopma ihtimalini düşürmenin bir yolu haline gelebilir.

Eğer belirsizliklerle dolu ve sevginin koşullu olduğu bir çevrede büyüdüyseniz, aşırı verici davranış kalıpları erken yaşlarda başlayabilir. Vericilik, algılanan tehdidi savuşturmanın en hızlı ve güvenilir yolu haline gelebilir. Sıcaklık yok, kelimeler yok. Bunlar yerine, daha problem bile olmadan ihtiyaç karşılama var.

Beyniniz sadece bu davranışları hatırlamıyor, aynı zamanda bağlantılar kuruyor. Verici olmak güvenlik ile ilişkilendirilirken, verici olmamak tehlike ile ilişkilendiriliyor. Bu tür ilişkilendirmeler ise daha sonra çocukluktan yetişkinliğe geçiyor. Yetişkin ilişkilerinde, artık gerçek tehlikeler çoktan ortadan kalkmış olmasına rağmen, neyin acil neyin tehlikeli hissettirdiğini şekillendiriyor.

Bu kalıbın kişiyi bu kalıba kilitleyen bir katmanı daha var: oksitosin. Oksitosin bağlanma hormonu olarak bilinir ama oksitosin sadece sağlıklı ve dengeli bağları güçlendirmez, arka planda aktif olan bağlanma kalıbı ne ise onu da güçlendirir.

Çoğu insanda oksitosin sahici bağlantıları, fiziksel yakınlığı ve karşılıklı önemsemeyi güçlendirir. Fazla verici insanlarda ise oksitosin, verici davranışa, özellikle de bu davranışın getirdiği yatıştırıcı etkiye koşullanabilir. Ödül bağın kendisi değil, kaygı seviyesindeki düşme olur. Kişi zaman içerisinde, anlaşılmaktan çok ihtiyaç duyulmaya bağımlı hale gelir. Buna oksitosin paradoksu denir. Bağlanmayı destekleyen biyoloji, gerçek bir bağlanma yerine kendi kendini yatıştırma döngüsünü güçlendirir.
Aşırı verici insanın karşısısındaki insanın bir şeye ihtiyacı olmadığında ortaya çıkan sükunet, aşırı verici insan için iyi bir şey olmayabilir. Böyle bir insan tam tersine, kendisini tehdit altında hissedebilir çünkü sıklıkla kullandığı duygusal düzenleme stratejisi aktif değildir.

Karşılanacak bir ihtiyacın olmaması, uygulanabilecek bir kontrol mekanizmasının olmaması yani tehdit sisteminin üstesinden geleceği bir şeyin olmaması demektir. Bu durumda sükunet, krizden daha kaotik bir duruma dönebilir.

Fazla verici olmak, gündelik hayatta nasıl görünür? Bu genellikle, başkalarının ihtiyaçlarını, onlar daha ihtiyaçlarını dile getirmeden öngörmek şeklinde ortaya çıkar. Karşınızdaki söylemeden onun stres altında olduğunu, işleri karşısındaki için nasıl daha kolay ve rahat hale getirebileceğinizi bilirsiniz. Bu kabiliyetiniz ile gurur bile duyabilirsiniz.

Bunları önceden görebilmek gerçekten de bir kabiliyet ama problem kabiliyetin kendisi değil. Problem, bu kabiliyeti sürekl kullanmanız gerektiğini hissetmeniz.

Aşırı verici davranış, gündelik hayatta aşırı fonksiyonel olmak şeklinde de ortaya çıkabilir. İlk önce siz mesaj atarsınız, ilk siz özür dilersiniz, çatışma sonrası işleri ilk siz düzeltmeye çalışırsınız.

Aşırı verici davranışlar aynı zamanda alıcı olmakta güçlük şeklinde de ortaya çıkabilir. Aşırı verici bir insan, kendisi için bir şeyler yapıldığında, kendisini rahatsız hissedebilir. Aşırı verici insan desteğe ihtiyacı olduğunu söyleyebilir ama destek aldığında, durumunu alttan almaya, kabul etmemeye çalışabilir. Destek almak açıklık gerektirir ve açıklık ise böyle bir insanı kırılgan ve kontrolü kaybediyormuş gibi hissettirebilir.
Bütün bunlara paralel olarak sürekli bir duygusal gözetleme mekanizması vardır. Aşırı verici kişi sürekli olarak başkalarının ses tonlarını, davranış hızlarını, ruh hallerini, enerjilerini gözlemler. Kişi sadece ilişkide değildir, ilişkiyi sürekli gözlemler haldedir. İlişkideki değişimleri sürekli gözlemleyip, kendisini süreli olarak bu değişimlere göre ayarlar. Bu şekilde sürekli olarak tetikte olmak, kişi dışarıdan sakin görünse bile oldukça tüketici bir şeydir.

Bu davranış kalıplarının maliyeti çok yüksek. Böyle yaşamak, her şeyden önce tüketici bir şey. Karşınızdaki insanı ne kadar çok severseniz sevin, lişkiler stabil hissetmeniz için bu tür bir aşırı vericiliğe ve aşırı fonksiyonel olmaya ihtiyaç duymazlar. İkincisi, bu şekilde davranmanız, karşılıklı alıp verme ilişkisini yok eder. Bir insan verici, stabilize edici, diğer insan ise yönetilen ve kontrol edilen kişi olur. Üçüncüsü, bu davranışlar sizin öz değer algınızı çarpıtır. Siz sağladığınız şeyle değerli hissetmeye başlarsınız, olduğunuz kişi ile değil. Bu noktadan sonra da aşırı verici olmak acı vermeye başlar. Kişiliğiniz faydalı olmaya bağlandıktan sonra, aşırı verici davranışları azaltmak sadece hayal kırıklığına uğratmak gibi değil de, daha az sevilir olmak, sanki yok olmak gibi hissedilir.

Burada şunu da belirtmem lazım ki tüm verici davranışlar aşırı vericilik değildir. Sağlıklı vericilik esnektir, gönüllülük üzerine kuruludur ve tüm ilişki tehlikeye girmiş gibi hissetmeden sonlandırılabilir.

Aşırı vericilik büyük bir yük gibi hissedilir ve yoğun duygular içerir. Vermemek riskli gibi hissedilir, vermek ise bakım tutum.

“İlişkide aşırı verici biri miyim?” diye sorabilirsiniz ama bu sorunun cevabı bağlama göre değiştiği için, sorunun kendisi pek faydalı bir soru değil. Daha faydalı soru, ilişkide vermenin size ne yaptığı sorusudur. Bağlanmanıza mı yardım ediyor yoksa kaygınızı yönetmeye mi? Karşı tarafa verdiğiniz şefkati mi yansıtıyor yoksa uzaklaşma, hayal kırıklığı ya da çatışma gibi şeyleri önlemek için mi veriyorsunuz? Bunlar rahatsız edici sorular ama kendinize dürüst davranırsanız, bazen cevabın her ikisi de olduğunu görürsünüz. Ve bunun farkına varmak bile gerçek bir ilerlemedir.

Peki sadece “bundan sonra fazla verici olmayacağım?” demekle kalmadan, gerçek bir değişimi nasıl başlatabilirsiniz?
Burada size ilişkide güvende hissetmeyi yeniden ve doğru şekilde öğrenmenizi sağlayacak bazı somur deneylerden bahsedeceğim. İlk deney, “eskiden ve şimdi” çıpası dediğim bir deney. Burada, verici davranmanın aciliyetinin şimdiki ilişkinizden mi yoksa geçmiş ilişkilerinizden mi kaynaklandığını kontrol ediyorsunuz. Bundan sonra verici olmak için atlamadan önce, kendinize sadece tek bir şey sorun: bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum yoksa yapmazsam olabilecek şeylerden korktuğum için mi? Bu soruyu sorduğunuzda korku hissetmeye başlarsanız, biraz daha spesifik sorular sorun.

“Bu durum bana neyi hatırlatıyor?”
“Daha önce böyle bir baskıyı ne zaman hissetmiştim?”

Burada kendinize tam bir terapi seansı yapmaya çalışmıyorsunuz. Tek yaptığınız, bu verme dürtüsünü “geçmiş – şimdi” şeklinde etilketliyorsunuz.

“Bu aciliyet, şu anda olmakta olan şeyle uyumlu mu yoksa geçmişte olmuş bir şeyle mi uyumlu?”

Bu tür bir ufak etiketleme bile, şu anki partnerinizi geçmiş deneyimlerinizden ayrıştırır. Beyin prefrontal korteksinizin öne atılıp “bu o zaman olan şeye benziyor ama şu an o zaman değil” diyebilir. Ve sonuçta verici davranışı yapmaya karar verseniz bile, bunu daha çok farkındalık ve daha az dürtü ile yaparsınız. Burada zaten anahtar, aşırı verici davranışın kompulsif doğasını kırmak.

İkinci deney, “alıcılık testi”. Bu rahatsız edici ama aşırı vericilik durumunuzu gözler önüne seren bir test. Çok verici olduğunuz, çok önemli olmayan bir alan seçin. Mesela süreli ilk mesajı siz atıyor olabilirsiniz ya da sessizliği ilk bozup tatlıya bağlamaya çalışmanız gibi. Sonra daha önceden kararlaştırdığınız sabit bir süre boyunca bunu yapmayın ve olanları izleyin. Örneğin ilk hep siz mesaj atıyorsanız, “önümüzdeki bir hafta boyunca günün ilk mesajını ben atmayacağım” deyin. Ya da partneriniz kötü bir modda olduğunda bunu sürekli olarak düzeltmek zorunda hissediyorsanız, “bu akşam orada öylece sessizce oturacağım ve onun ruh halini düzeltmek için bir şey yapmayacağım” deyin. Burada ilişkiye sırt çevirmiyorsunuz, basit bir deney yapıyorsunuz. Siz sürekli olarak mesafe kapamak için çabalamadığınızda, ilişkinin size yaklaşma kapasitesini test ediyorsunuz.

Bunu yaparken, içsel durumunuza dikkat edin. Muhtemelen kaygı, suçluluk, korku ya da bencillik yapıyormuşsunuz gibi bir şey hissedeceksiniz. Bu hisler bir şeyleri yanlış yaptığınızın ispatı değiller. Sinir sisteminizin verici olmak ile ilişkide güvenliği ilişkilendirdiğini ispat ediyorlar.

Siz küçük bir ihtiyacı karşılamak için ortaya atılmadığınızda bile – burada gerçekten küçük bir ihtiyaçtan bahsediyoruz – dürtülmeden ya da yönetilmeden kimin size yaklaşıp yaklaşmayacağını görme fırsatınız olacak.

Böyle davrandığınızda ilişkiniz çöküyor mu?

Partneriniz ortadan kayboluyor mu?
Ya da siz sadece eski bir davranış kalıbını kırdığınız için mi kaygılı hissediyorsunuz?

Bu farklar önemliler.

Eğer bu süreci daha sistemli takip etmek isterseniz, kafanızdakileri bir günlüğe yazmanız oldukça etkili olacaktır. Bu şekilde neyi sevgiden neyi korkudan verdiğinizi, her iki durumda da vücudunuzun nasıl tepkiler verdiğini görmeye başlayabilirsiniz. Ve bu şekilde beyninize, sükunetin hayatta kalabileceğiniz bir durum olduğunu, bir şey yapmamanın bencillik olmadığını, partnerinizin kendi ihtiyaçlarını kendi başına karşılayacağı mesafenin daha tehlikeli değil daha güvenli olduğunu öğretebilirsiniz.

Kendinizi fazla verici olduğunuz ilişkilerde buluyorsanız, bunu çok sevdiğiniz için yaptığınız ve çok seven doğanızın problem olduğu sonucunu çıkarmayın. Çünkü burada olan bu değil. Sorununuz, beyninizin verici olmayı bir savunma mekanizmasına dönüştürmesi, sevgiden değil korku ve kaygıdan yapması. Yani daha az sevmekten değil, daha çok karşılıklı sevgiden bahsediyoruz. Daha az önem vermekten değil, daha az tehdit kaynaklı önem vermekten bahsediyoruz.

Gerçek bağ, onu “hak etmek” için çok caba harcamanızi gerektirmez. Sizin her zaman her şeyi bir arada tutmak için sürekli fedakarlık yapmanızı gerektirmez.

Bağlanma stilleri ve kaygılı bağlanma stili gibi güvensiz bağlanma stillerinden nasıl kurtulacağınız konusundaki ayrıntıları, İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabında bulabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.

Kaynak: overgiving isn’t kindness – it is a threat response