Looksmaxxing nedir? Çoğu erkek için neden işe yaramaz?

Looksmaxxing, fiziksel görünüşü en iyileme, bir erkeğin dış görünüşünü, en detaylı ve radikal şekilde en iyilemesi (maxing) anlamına geliyor. Aslen 2010’lu yılların ikinci yarısında incel forumlarında ortaya çıkan bu kavram, sosyal medya üzerinden genel nüfusa da yayılmaya başladı.

Bir erkeğin fiziksel görünüşünü olabileceği en iyi seviyeye çıkarmasında bir yanlış olmadığı gibi, aslına bakarsanız ortalama bir erkek belli bir yaştan sonra patatese dönüşme eğiliminde olduğu için, yapılması gereken bir şey.  Belki bazı erkekler için burun estetiği, saç ektirme gibi cerrahi müdahaleler de oldukça makul tercihler. ,

Fakat looksmaxxing denilen şeyin pratiğine baktığımızda, çok aşırı uçlara gitmenin, terime içsel olduğunu görüyoruz. Bu, neredeyse dinsel bir ritüel şeklinde spor salonlarında profesyonel sporcuların harcayabileceği saatleri harcamaktan (gymcel), estetik cerrahi ile köşeli çene yaptırmaya hatta oldukça acılı ve riskli cerrahi boy uzatmaya kadar gidiyor. Bu durumda birçok erkek, zayıflama takıntısı olan bir kadının vücut dismorfik bozukluğu denilen ruhsal bozukluğa yakalanıp, fiziksel çekiciliği arttıran inceliğin çok ötesine geçip bir deri bir kemik kalması gibi, fiziksel çekiciliğin çok ötesinde kaslı, kendi sırtını kaşıyamayan adam dediğimiz balona dönüşebiliyor.

Bir erkeğin gerçekten de fiziksel olarak en iyilendiği şekilde looksmaxxing yaptığını düşünelim. Böyle bir erkek genellikle asıl amacına da ulaşamıyor. Fiziksel görünümüne harcadığı o kadar emeğe ve zihinsel enerjiye rağmen ve hatta bu sebeple (birazdan buna değineceğim) kadınlarla daha başarılı da olamıyor.

Fiziksel olarak daha çekici olmanız, kadınların size daha fazla bakmasını ve sizin gidip onunla konuşmanıza daha fazla davetiye çıkarmasını sağlar. Instagram’da ve buluşma uygulamalarında daha fazla cevap ve eşleşme almanızı da sağlar. Ama yine de kadınlar size gelip “selam, tanışabilir miyiz?” demezler ya da sizin looksmaxxing için harcadığınız zaman sonucunda kapandığınız iş – spor salonu – ev mağarasında sizi bulmak için hazine avına çıkmazlar.

Kadınlardan daha fazla bakış, dönüş, beğeni ve eşleşme almak ayrı şeyler, bir kadınla yatmak ya da kız arkadaşı yapmak ayrı şeyler! Bunlar kadının size kapıyı açmasını sağlar ama o kapıdan geçip işi sonuca götürmek için kendine güvene, cesarete, kaygı ve korkularınızı yatıştırabilecek duygusal güce/dengeye, onaya muhtaç olmamanızı sağlayacak bir özdeğere sahip olmanız lazım. Son cümledeki özelliklere paket halinde isim verirsek, duygusal çekiciliğe sahip olmanız lazım.

“İyi de, hem fiziksel çekicilikte en iyileme yaparız, hem duygusal çekicilikte en iyileme yaparız, bunlar birbirlerine alternatif değiller ki” diyebilirsiniz. Evet, duygusal ve fiziksel olarak çekici bir erkek, duygusal olarak çekici bir koltuk patatesinden çok daha kolay bir şekilde yatağa ya da sevgili ilişkisine gidebilir. Ama maalesef looksmaxxing yapan erkeklerin hemen hemen tamamının gerçekliğine baktığınızda, iki nedenden dolayı duygusal çekiciliğin olmadığını ya da olanın da köreldiğini görebilirsiniz.

Birinci neden, duygusal çekiciliği arttırmak ile fiziksel çekiciliği arttırmanın aynı kısıtlı kaynaklar için rekabet eden aktiviteler olmaları. Looksmaxxing çok fazla zaman, enerji ve sıklıkla para tükettiği için, kişinin duygusal çekiciliğini, sosyal çekiciliğini arttıracak tecrübeye vakti kalmıyor. Okumak ve çalışmak zorunda değilseniz belki ikisine de her türlü kaynağınız olur ama çoğumuzun böyle bir lüksü yok.

Daha vahim olan neden ise, looksmaxxing yapan insanların çoğunun, zaten tam olarak da duygusal çekiciliği arttırmaktan kaçmak için looksmaxxing yapmaları. Bir insan neden duygusal ve sosyal çekiciliği arttırmaktan kaçsın ki? Incel komünitesinde bu neden daha bariz çünkü araştırmalara göre %40’ında otizm var (bu oran genel nüfusta %2-3), %50’den fazlası depresyon, sosyal kaygı gibi problemlere sahip. Daha da kötüsü, önemli bir kısmında bunların iki ya da üç tanesi birden var. Yani kendini incel olarak tanımlayan birinin, duygusal ve sosyal çekiciliğini arttırması zor ve acılı bir süreç.

Fakat incel olmayan birçok erkekte de sebep, o kadar bariz olmasa da biraz derine indiğinizde aynı. Çocukluğundan yetişkinliğine güvenli bağlanma stili ile geçmemiş, duygusal dengesi düşük bir erkek için de bu zor ve acılı bir süreç.

Gerçekten gayet boylu poslu, yakışıklı olduğu için bakış alan, kapıyı daha kolay açtıran ama güvensizlikleri yüzünden 5-10 dakikalık bir konuşma sonrasında bile kadınları iten birçok erkek görüyorum. Böyle bir erkek, fiziksel olarak güçlü olmasına rağmen hoşuna giden bir kadının yanında kendinden şüphe ediyor, bilinçaltından bu kadın için yeterli olmadığını düşünüyor, onun onayını kazanmaya çalışıyor ve sonuç olarak, kadına itici gelecek şekilde zayıf davranıyor. Bu erkek, sonra neden böyle davrandığını, aslında böyle biri olmadığını düşünüyor ama o zaman zaten iş işten geçmiş oluyor.

Bir erkeğin böyle zayıf davranmasının nedeni, gerekli duygusal çekicilik öğelerine sahip olmaması. Odaklanması gereken en iyileme de duygusal çekicilik alanında en iyileme.

Looksmaxxing akımına kapılan erkekler, “yüksek değerli erkek olursan sana gelecekler” mantığı ile hareket ediyorlar. Bunun nedenlerinden birisi de, kadınlar konusunda duygusal güç – çekicilik kazanmayı olduğundan çok zor bir şey olarak görüyorlar. Bu erkekler için bu gerçekten zor olabilir, özellikle de kaygılı bağlanma problemine sahiplerse. Ama sandıkları kadar zor değil. Sonuçta cephede savaşmak için çelik gibi sinirlere, sarsılmaz bir özgüvene ve cesarete sahip olmaktan bahsetmiyoruz. Alt tarafı hoşunuza giden, arzuladığınız ama yine de bir insan olan bir kadınla iletişimde özgüvenden, cesaretten bahsediyoruz. Alt tarafı reddedilmekten bahsediyoruz. Bu alanda cesaret ve özgüven yoksa kazanması uzun sürebilir, ama içinden geçeceğiniz ve karşısında güçleneceğiniz korku cephede ölüm korkusu değil, kaçınılmaz olan reddedilme korkusu değil mi? Değil maalesef. “Nasıl ya?” diyorsanız açıklayayım.

Kaygılı bağlanma çocukluktan kalma bir problem ve çocuk için kaygılı bağlanma gerekli bir hayatta kalma stratejisi. İnsan çocuğu tarih boyunca ihmal edilmekten, ebeveynleri tarafından dışlanmaktan ya da reddedilmekten dolayı hayatını kaybedebilecek bir şekilde yaşamış (bir de eskiden her ailenin 6-10 çocuğu olduğunu düşünün). Daha az sevgi ve cesaretlendirme ile büyüyen çocuk, kıtlık zamanlarında bir sürü kardeş arasında ölüme daha yakın olmuş, ateşin etrafından uzaklaştığında daha az dikkat görmüş ve karanlıkta bir yırtıcı hayvan tarafından kapılma ihtimali daha yüksek olmuş. Son 150 yıldır dünya böyle bir yer değil ama bunlar eski zamanlardan kalma bir kodlama.

Kısacası çocukluktan gelen kaygılı bağlanma gerçekten ölüm korkusu gibi hissedilebiliyor. İyi haber şu ki artık yetişkin bir erkeksiniz. Yetişkin bir erkek olarak, anneniz de dahil bir kadın tarafından reddedilmek, onaylanmamak, terk edilmek sizin için bir ölüm riski içermiyor. Beyninizdeki kablolama hala çocukluk tehdidine göre düzenlenmiş ama artık bu kablolamanın bir işlevi yok. Sizi geçmişte kalmış bir şeyden korumaya çalışıyor. Böyle bir erkekseniz günümüzde yapmanız gereken şey, bu sanal ama güçlü korkuya meydan okuyarak, defalarca fakat aşamalı olarak maruz kalarak, sonunda bu korkunun çok uzak geçmişinizde kaldığını yaşayarak görmek (*).

Peki ya iş yaşamı, sosyal yaşamda elde edecekleriniz? Araştırmalar daha çekici erkeklere iş yaşamında daha fazla kapı açıldığını gösteriyor ama ilişkiler alanındaki problemler burada da geçerli. Looksmaxxing sizi bir yere taşır, oradan ileriye gitmeniz ise çalışkanlığa, ince zekanıza, sosyal becerilerinize, stres ve korku karşısında sakin kalabilmenize, vs. bağlı.

Kısaca tekrar edersek, fiziksel çekiciliğinizi arttırmak için elinizden geleni yapın ama bunun size kapıyı açtıktan sonra tek başına bir başarı getirmeyeceğini bilin. Fiziksel çekiciliğinizi maksimum seviyeye çıkarmanın, kısıtlı zaman, enerji ve finansal kaynakları fazla tüketerek, duygusal çekiciliğinizin aleyhine çalışmasına izin vermeyin. En önemlisi de bunu, kazanması kolay olmayan duygusal çekicilikten, eninde sonunda maruz kalacağınız reddedilme, terk edilme, istenmeme deneyimlerinden kaçmak için amaç haline getirmeyin.

Looksmaxxing teoride, zaten yeterince duygusal çekiciliği olan erkeği daha ileri taşıyabilir ama yaşamın pratiğinde, birçok erkeğin duygusal çekicilik de dahil birçok alanda gerilemeden looksmaxxing yapacak zamanı, enerjisi ve parası yok maalesef.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

(*) Bu nüfusun küçük ama önemli bir kısmı için çalışır bir durum değil. Yani bazı erkekler korkularına sürekli olarak maruz kaldıklarında, güçlenmek yerine travmaya uğrayabiliyorlar. Bundan kendine güven kazanmanız neden imkansız yayınında bahsetmiştik.

Kendini sevmek için ne yapmalı?

Bir takipçi şöyle yazmış:

“Konu yalnızlık ve ilişkiler olduğunda, “öz-sevgi” sıklıkla öne çıkıyor. “Bir ilişkiye girmeden önce kendinizi sevin” deniyor. “İnsan kendisini sevmedikten sonra, başkalarını nasıl sevebilir?” deniyor. Bu söylemin mantığını anlıyorum. Siz eğer çaresiz biriyseniz ve bu şekilde ilişkiye girerseniz, ilişki bu sorununuzu çözmeyecek. Bunun yerine sizin çaresizliğiniz partnerinize bulaşacak, partneriniz sürekli olarak sizi onaylamak ve karşılığında pek bir şey alamadan sizi destekleyip durmak zorunda kalacağından, enerjisi sömürülecek. 

Sorun şu ki, öz sevgi konusu ile ilgili internette üretilen içeriğe baktığınızda, sanki ilişkiler piyasasına girmeden önce, nirvanaya ulaşmış bir rahip gibi kendinizi gerçekleştirmeniz gerekli hissine kapılıyorsunuz. Ama dışarı çıkıp biraz yürüdüğünüzde, çekici olmayan ya da kötü karakterlere sahip birçok insanın ilişki içinde olduğunu görüyorsunuz. Tamam bu ilişkiler aşk dolu da olabilirler, istismar dolu olabilirler. Asıl konu, bu insanların nazik ya da çekici insanlar olmamalarına rağmen ilişki içinde olmaları.

Benim bundan çıkardığım, ilişkilerin de hayatta birçok şey gibi bir şans oyunu olduğu. Daha varlıklı, daha statülü ve fiziksel olarak daha çekici olma çabanız, çekici biri ile ilişki şansınızı arttırıyor ama bu garanti değil. Bazı insanlar ne olursa olsun kaybedecekler. Burada kendini geliştirsen bile şansın yok diyen blackpill söylemini ima etmiyorum. Ama herkes “kendi başına da rahat olmalısın” diyor ve ben bunu anlamıyorum. İnsanlar içsel olarak sosyal yaratıklarken, insani bağlar ve sizi olduğunuz gibi seven insanlar olmadan nasıl kendinizden memnun olabilirsiniz ki?”

Şimdi şu soruyu sorarak başlayalım: kendini sevmek gerçekten çözüm mü? İnsanlar “kendinizi sevmiyorsanız, başka birini nasıl seveceksiniz?” diye soruyorlar. Ben bunu gerçekten anlamıyorum. Bence kendini sevmeden başka birini sevmek çok kolay bir şey. Başka nazik, üretken, vs. insanları kolayca sevebilirsiniz. Siz kendinden nefret eden, dünyanın en berbat insanı olabilirsiniz ama yolda bir kedi yavrusu gördüğünüzde, o kedi yavrusunu çok kolay sevebilirsiniz. Kendinizi sevmeseniz bile, çocuklarınızı sevebilirsiniz. Kendinizi sevmeseniz bile başka birine aşık olup sevebilirsiniz.

Birazdan kendini sevmemenin ilişkilerde yarattığı problemlerden bahsedeceğiz ama birçok insanın kendisini sevmesinin ne kadar da zor olduğunu, birçok insan için sevmesi en zor kişilerden birisinin kendisi olduğunu unutuyoruz. İçsel olarak kendine kızmayı deneyimlememiş insanlar, bu gerçeği anlamakta zorlanıyorlar. Bu insanlar “kendini sevmeyi öğren dostum, ancak ondan sonra başkasını sevebilirsin” diyorlar.

Kendini sevmeyi keşfetmesi gereken insanlar da var, kendinden zaten nefret etmeyen insanlar da. Bu insan tipleri birbirinden çok farklılar değil mi? Bazı insanlar kendilerini nasıl seveceklerini bilmiyorlar ama kendilerinden nefret de etmiyorlar. Bazı insanlar ise kendilerinden nefret ediyorlar. Her akşam yatağa yattıklarında “yarın farklı olacak” diyorlar ama yarın bir önceki gibi boktan bir gün oluyor. Bu insanlar kendilerini sevmekte zorlanıyorlar çünkü çok daha iyisini olma potansiyellerinin olduğunu ama daha iyi olmayı seçmediklerini görüp duruyorlar. Birçok insan kötü günler geçiriyorlar ve internette oyun oynayıp ya da sonsuz tartışmalara girip sanal hayatları düzeltmeyle uğraşırken ya da yiyecekle, p**noyla kendilerini uyuştururken, “lütfen ben kendimi uyuştururken hayatım bir şekilde düzelsin” diye dua etmekten başka bir şey yapmıyor.

Bence “kendini sevmeden başkalarını sevmek zor” argümanı yanlış. Kendini sevmeden başkalarını sevmek çok kolay. Ve burada aynı derecede korkunç başka bir gerçek daha var. Kendini sevmek öğrenilemez. Kendini sevmek ancak başkaları tarafından öğretilebilir! Ve maalesef bu korkutucu gerçeği destekleyen çok fazla bilimsel veri var.

Bu yazıda size kendinizi sevmeyi nasıl başaracağınızı ve bu başarıya giden süreci anlatacağım ama bir odaya kapanıp kendinizi sevmeyi öğrenmeyi başaramazsınız. Maalesef çoğu insan, kendini sevmeyi sosyal koşullanma ile öğrenebilir. Bu, bu konuda siz hiçbir şey yapamazsınız anlamına gelmiyorum. Ama yalnızlık salgını yaşadığımız modern dünyada, sizi umursayan kimse yoksa, sosyal olarak izole yaşıyorsanız, boku yediniz mi? Hayır. Bu konuda yapabileceklerinizi konuşacağız ve bence yapabileceğiniz çok şey var.

Size bunu söylemekten nefret etsem de, insanlar biyolojik olarak sosyal bir varlık olmak üzere yaratılmışlar. Kendini sevmenin bilimi de bize, öz sevginin sosyal bir koşullanma olduğunu gösteriyor.

Bağlanma teorisini duydunuz mu bilmiyorum. Bağlanma teorisi, insanların ilişkilerini nasıl kurdukları ve özellikle de ilişkilerimizin erken yaşlarımızda bizi büyüten kişiler tarafından nasıl belirlendiğini çalışan, oldukça sağlam bir psikoloji teorisi. 3 çeşit bağlanma var: güvenli bağlanma (nüfusun %50 kadarı buna sahip), kaygılı bağlanma ve kaçıngan bağlanma.

Kaygılı bağlanan insanlar, başka insanların kendilerinden hoşlanmayacağı kaygısına sahipler. Bir ilişkide olsalar bile, o ilişkide rahat ve güvenli hissetmiyorlar. Nüfusun %25 kadarı, kaygılı bağlanma stiline sahip.

Kaçıngan bağlanan insanlar, duygusal bağların korkutucu ve kaçınılması gereken şeyler olduğunu öğrenen insanlar. Nüfusun yaklaşık %20 kadarı, kaçıngan bağlanma stiline sahip.

Bir de %5 kadar düzensiz bağlanma stiline sahip insanlar var ki bu insanlar büyürken çok ciddi problem yaşamış oluyorlar.

3 ana bağlanma stilini anlamanın gerçekten iyi bir yolu, onlara seks ve yakınlık açısından bakmak. Güvenli bağlanan biriyseniz seks, duygusal yakınlığın bir dışavurumu haline gelir. Çiftler birbirlerine karşı derin bir sevgi hissederler. Bir yandan eğlenceli ve tutkulu ama bir yandan birbirlerine destek olurlar. Cinsel aktivite de bunların yansıması olur. Seks bazen tutkulu, bazen eğlencesine, bazen görev icabı şeklinde olur ve bu da çift için normaldir.

Kaygılı bağlanan insanlar için seks, yakınlık için atılan bir kancadır. Bu insanlar sıklıkla, başka bir insanı duygusal yakınlığa çekmek için seks yaparlar. Mantık, “seninle seks yapacağım ve bu sayede de sen beni terk etmeyeceksin” şeklindedir. “Lütfen kal, beni bırakma. Ne istersen yaparım” şeklindedir.

Kaçıngan bağlanan insanlar ise seksi, yakınlıkla aralarında bir bariyer olarak kullanırlar. Seks neredeyse tamamen fizikseldir ve duygusal şeyler içermez. Seks ilişkisinde karşı taraf sadece cinsel nesnedir, ilişki durumsallık yani tanımsız ilişkidir, seks içeren arkadaşlıktır. Böylece kişi tüm o duygularla, duygusal bağlantı ile uğraşmak zorunda kalmaz.

Bağlanma stilleri ve kendini sevmek arasında şöyle bir korkutucu gerçek var. Güvenli bağlanan insanlar, en yüksek seviyelerde kendilerini sevmeye eğilimliler. Ve güvenli bağlanmanın kendisi, kişinin koşullanmasından, anne ve babasının kendisini yetiştirme şeklinden geliyor. Ebeveynleriniz sizi saygı ile, sizi koşulsuz severek büyüttüyse, sizi kendinizi sevmeye koşulladılar.

Bir çocuğu sürekli zorbalarsanız, o çocuk o zorbalamayı içselleştirir. Bir çocuğu sürekli severseniz, o çocuk o sevgiyi içselleştirir. Yani bu konuda ilk anlamamız gereken şey, insanda öz sevgi, o insana davranıldığına göre koşullanıyor.

Bu büyük bir problem. Çünkü eğer size çocukken kötü davranıldıysa, kendinizi sevmiyorsanız, kendinizden belli derecede nefret ediyorsanız ki bu nefret genellikle haklı bir nefret, ne yapacaksınız? Haklı çünkü insan kendinden hayatı kötü olmasına rağmen birçok şey yapabileceğini gördüğü halde, hiçbir şey yapmadığı için nefret ediyor.

Fakat bu nefret haklı bile olsa, bu nefretin tamamını kendinize yöneltmeniz sizin için faydalı değil. Yani kendinizden nefret etme nedenlerinizde haklı bile olsanız, bunu yapmanız sizin için verimli değil.

Bu uzun süreli koşullama sonucu içinde bulunduğunuz bir durum olduğu için, düzeltmesi kolay değil ve düzeltmek için zamana ihtiyacınız var. Aynı zamanda kendini sevmemeyi başkalarından öğrendiniz ve kendinizi sevmeyi de tek başına öğrenemeyeceksiniz.

Peki bu durumda ne yapabilirsiniz? Kendini sevme konusunda terapi, oldukça iyi çalışan bir yöntem. Terapide terapist, sizin kendiniz hakkında nasıl konuştuğunuza, kendinizi nasıl eleştirdiğinize bakıp sizi analiz eder.

Kendinden nefret etmenin problemi, nefret etmenize neden olan şeyler doğru bile olsa, bunları dinlemenin sizin durumunuzu düzeltmeye en ufak bir katkısının olmaması. Bu durum korkutucu zira birçok insan kendisinden nefret etmeyi, kendisinin mutlu olmayı hak etmediğini düşündüğü bir noktaya kadar getiriyor ki bu seviyede bir öz nefreti düzeltmek de çok zor bir iş. “Ben mutlu olmayı hak etmiyorum” bölgesine geçilen çizgi, bir çeşit psikolojik olay ufku, geri dönüşü zor nokta gibi. Çünkü bu çizgiyi geçtiğinizde, artık yaşamınızın bir ceza olduğunu ve sizin de bu cezayı hak ettiğinizi düşünüyorsunuz.

Bu noktayı geçmiş birçok insan “başkaları benden çok daha fazlasını hak ediyor, ben pek bir şey hak etmiyorum” şeklinde düşünüyor. Ve bir şeyi hak etmiyorsa, o şey için çaba göstermeyi de bırakıyor. Bu şey için ortaya çıkan en ufak motivasyonu bile ezmeye başlıyor.

Bu noktaya gelmek, ilişkilerde çok büyük sorunlar çıkarır. Eğer kendinizi sevmeden bir ilişkiye girerseniz, bir çeşit mayın tarlasına, savaş bölgesine giriyorsunuz. Bazı insanlar kendilerinin cezayı hak ettiğini düşündüklerinden, her türlü istismarı, manipülasyonu sineye çekiyorlar, kendilerinden faydalanılmasına izin veriyorlar.

Bunu biz kaygılı bağlanma stiline sahip insanlarda sıklıkla görüyoruz. Kaygılı bağlanan bir insan sıklıkla, kaçıngan bağlanan bir insanla ilişkiye giriyor. Yani asla ilişkiye girmemesi gerekenler listesindeki bir numaralı insan tipi, kaygılı bağlanan insan için en çok çekim duyduğu, bazen tek çekim duyduğu insan tipi oluyor.

Aynı durumu borderline kişilik bozukluğuna sahip birinin, narsist kişilik bozukluğuna sahip biri ile ilişkisinde de görüyoruz. “Ben dünyanın görüp görebileceği en iyi şeyim” diyen insan, tamamen kendisine göre şekilden şekile giren bir insanla ilişkiye giriyor.

Yani kendinizi sevmeden ilişkiye girmenin kötü bir fikir olmasının nedeni, sizi kullanan, sizi manipüle eden insanlara çekim duyup (ve onları kendinize çekip), onlarla ilişki içinde acı çekip, kullanılıyor olmanız. Bu duruma da sesinizi çıkarmıyorsunuz çünkü size kötü davransa bile, bir tarafınız daha iyi davranılmayı hak etmediğinizi düşünüyor.

Kendini sevmeyen bir insan, yanlış bir partner ile ilişkiye girdiğinde, partneri bir süre sonra bilinçaltında da olsa şunu fark edebiliyor: “ben bu insana onay verdiğimde bu insan mutlu oluyor, onay vermediğimde o onayı almak için ne istersem yapıyor”.

Gördüğüm en istismarcı ilişkiler, en az bir partnerin kendisini sevmediği ilişkilerden çıkıyor. Çünkü eğer kendinizi sevmeyi bilmiyorsanız, sınırlar nedir, kırmızı çizgiler nedir bilmiyorsunuz. Gerçekten neyi hak ettiğinizi bilmiyorsunuz. En uç durumlarda artık kişinin kendisini şehit gibi hissettiği oldukça garip bir ruh haline giriyor. “Ben berbat biri olduğuma göre en azından başkaları için kendimi feda edeyim. Belki böylece bir değerim olur. Başka birine yardım eden insan olarak bir kimliğim, bir egom olur. En azından böyle bir değerim olur” demeye başlıyor.

Bu insanlar kendilerini en sona koymaya, sürekli olarak fedakarlık yaptıkları ilişkilerde yaşamaya başlıyorlar. Öyle ki, bu ilişkilerde karşılarındaki partner sıklıkla, bu insanın fedakarlıklarına bağımlı hale geliyor.

Bu tür bir fedakarlık duygusu, evrimsel olarak çok derinlerimize kodlanmış bir şeyden besleniyor. Biz insanlar, topluluk için kendimizi feda etmeye programlıyız. Hepimiz fedakarlığa değer veriyoruz ve bir değeri olmayan bir insanın bile, kendini başka birileri için feda ederek değer kazandığına inanıyoruz.

Kendini sevmeme problemini nasıl düzeltebileceğimize gelelim. Eğer kendini sevmekte zorlanan biriyseniz ve bunu çözmek için kendi kendinize bir şeyler yapmaya çalışıyorsanız, sevgiden daha çok kendinizi yatıştırmaya, cesaretlendirmeye öncelik verin.

Bu konuda “tamam dostum” yöntemini kullanabilirsiniz. Yani kendinizle, sanki daha genç ve tecrübesiz bir insanla konuşuyor ve ona cesaret veriyormuş gibi, “tamam dostum, bunun zor olduğunu anlıyorum”, “tamam dostum, sen bunu yapabilirsin”, “tamam dostum, bu sandığından kolay olacak”, “hadi dostum, böyle oturamazsın kalk” şeklinde konuşabilirsiniz.

İnsanların kendilerini sevme ile ilgili düşünceleri %100 nezaket gerektiği şeklinde. Ama içinizdeki mızmız, yeterince çabalamayan tarafa bir miktar tatlı-sert sevgi göstermeniz gerekli. Çocuklarınızı seviyor olsanız bile, onları sürekli olarak şımartmıyorsunuz. Bazen şımartıyorsunuz, bazen tatlı sert cesaretlendirip orada öyle istedikleri şeyi yapmalarına izin vermiyorsunuz.

Kendinize de böyle davranmanız lazım. Kendinizle “tamam dostum, zor olduğunu biliyorum ama bunu öğrenmemiz lazım. Kendimizi zorlamamız lazım. Şu an çok zor olduğunu biliyorum ama bu zamanla daha az zor olacak” şeklinde konuşmalısınız.

Maalesef çoğu zaman, kendinizle konuşmamızda kendimizi pataklayıp, cezalandırıp duruyoruz. “Birader sen hiçbir işe yaramazsın, sen şöylesin, sen böylesin” şeklinde konuşuyoruz. “Hadi dostum, kalk kendine sağlıklı bir yemek pişir” demek yerine “sen orada otur göbek büyüt şişko” gibi şeyler söylüyoruz. Kendinizle sürekli aşağıladığınız bir şamar oğlanı gibi değil de, mentörlük yaptığınız daha genç biri gibi konuşmak iyi bir başlangıç.

Şimdi daha zor bir yönteme gelelim. Kendinizi sevip sevmemenizde, sosyal koşullanma çok önemli. Ve burada sosyal etkileşimleri zorlaştıran şeylerden bahsedeceğiz. Kendinden nefret eden, kendini sevmekte zorlanan insanların sıklıkla, kendilerine karşı yorumlamaya girdiklerini görüyorum. Örneğin böyle biri, bir grup insan tarafından bir etkinliğe çağrıldığında, o etkinliğe gitmek yerine “beni sırf nezaket olsun diye çağırıyorlar, onlara bir iyilik yapacağım ve bu etkinliğe gitmeyeceğim” diye düşünme eğiliminde oluyor. Böyle bir insan, başka insanlara kendilerinden hoşlanma şansı bile vermiyor!

Kendini sevmeyen insanın aldığı tüm belirsiz sosyal uyaranlar, onun kendine olan nefreti tarafından yorumlanıyor. Bu insan, insanların kendisine nasıl davrandığından çok, onların kendisi ile ilgili düşünceleri ve hisleri ile ilgili kendi varsayımlarına bakıyor. Bu nedenle eğer kendini sevmekte zorlanan bir insansanız, sosyal etkileşimlerinizi karanlık bir şekilde renklendiren öz nefretinize ve onun yorumlarına karşı uyanık olmanız gerekli. Diğer insanların gerçek davranışlarını, davetlerini, kendi yorumlarınız ile negatife çevirdiğiniz zamanları yakalamayı öğrenmeniz gerekli.

Kendinizi sevmeyi öğrenmenin en iyi yolu, sosyal insanlar bulmanız ve insanlarla etkileşim içindeyken, onların sizinle ilgili düşünceleri ve hisleri ile ilgili kendi varsayımlarınıza göre değil, onların size davranışlarına göre hareket etmeniz.

Kaynak: Why You Can’t Love Yourself

Soru – cevap yayını – 14 Ocak 2026

00:00 Hem okuyorum, hem tam zamanlı işim var. Hiç kız arkadaşım olmadı, ne yapacağım?
02:30
Kız arkadaşım sürekli görüşmek, mesajlaşmak istiyor. Bunaldım. Ne yapacağım?
05:12 İlişkilerde Bağlanma Stilleri Kitabı
07:37 Kız bana “fazla özgüvenlisin” dedi. Ne demek istedi?
09:54
İş yerinden kızla 2 kere buluştuk ama mesaj atmıyor, geç cevap veriyor. Yedek miyim?
12:36 Kız arkadaşım az buluşuyor, hal hatır sormuyor. Ne yapacağım yardım et abi?
14:47
İlişkiden sonra bir süre başka kızlara bakamamak normal mi?
16:23
Sosyal medyada yürüdüğüm kızlardan hemen telefon istiyorum,kendime nasıl engel olacağım?
20:46
Ayrıldıktan sonra hiç kız olmadı. Ne yanlış?

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Tanımadığınız bir insanla karşılaştığınızda neden doğal bir şekilde konuşamıyorsunuz?

Bir arkadaşınızla muhabbet ediyorsunuz ve konuşma akıyor. Sonra ya tanımadığınız ya da sizi tedirgin eden, örneğin güzel bir kadın, yanınıza geliyor. Az önce kendiliğinden akan, eğlendiğiniz muhabbete devam etmek istiyorsunuz ama artık kilitlenmiş vaziyettesiniz ve bir şey söylemekte zorlanıyorsunuz.

Yalnızlık salgını ve ilişkiler krizi gibi problemlerle dolu günümüz dünyasında, insan etkileşiminin basit ama önemli öğelerini anlamak, inanılmaz derecede önemli. Bu nedenle, az önce size verdiğim senaryonun temelindeki bilimi konuşacağız. Burada beyninizde ve sinir sisteminizde çalışan mekanizmayı anladığınızda, bu problemi çözmek için bir yol haritası da ortaya çıkacak.

Normal bir muhabbet içindeyken, rahat bir durumda oluyorsunuz yani dinlenmeyi, rahatlamayı ve sindirimi yöneten parasempatik sinir sisteminiz aktif. Böyle bir muhabbet içindeyken stresli değilsiniz, rekabet içinde değilsiniz, yargılanmıyorsunuz. Rahatsınız ve rahat olduğunuz için kelimeler akıyor. Bu nedenle örneğin sosyal kaygısı olan birinin alkol alırsa çenesi açılıyor çünkü sinir sistemi rahat bir duruma geçiyor.

Siz rahat bir muhabbet içindeyken yanınıza biri geliyor ve bu kişi yanınıza gelir gelmez sinir sisteminizde bir şeyler oluyor. Sinir sisteminiz, artık rahat olmadığınız bir duruma geçiyor yani parasempatik sinir sisteminden, sempatik sinir sistemine geçiyor. Sempatik sinir sisteminiz, tehlike anında devreye giren savaş – kaç – don tepkisini yöneten bir sistem. Örneğin insanlar sosyal etkileşimde genellikle donuyorlar.

Tanımadığınız biri konuşmaya dahil olduğunda sempatik sinir sisteminiz aktif hale geliyor çünkü bu insanın yanında güvende olup olmadığınızı bilmiyorsunuz. Bu güvensizliğin bazıları aynı anda bulunabilen birden fazla nedeni olabiliyor. Bu nedenlerden birisi, sosyal etkileşimlerde güçlük çeken birçok insanın, gelişimlerinin bir noktasında, ortalam bir insanın tehdit olduğunu öğrenmesi. Aslında bu insanların karşılaştıkları çoğu insan tehdit değildi ama örneğin bazıları çocuklukta akran zorbalığına uğradılar. İnsan beyni tehditlere öncelik verdiği için, konuşmaya giren bu insanın sizinle dalga geçme ihtimali %10 bile olsa, beyniniz bu tehdide öncelik veriyor.

Sosyal etkileşimlerde böyle bir tehdit algısına sahipseniz muhtemelen hayatınızın ilk 15 yılında, yeni bir insanı, aksi ispatlanana kadar tehdit olarak algılamayı öğrendiniz. Arkadaşınızla rahat rahat konuşurken size yabancı biri konuşmaya dahil olduğunda, sinir sisteminizin otomatik olarak sempatik sinir sisteminin kontrolüne girme sebebi bu. Yani geçmişte insanlarla sosyal etkileşimde yaşadığınız deneyimler yüzünden, savaş – kaç – don moduna giriyorsunuz.

İkinci olarak da, beynin tehdit yakalama, hayatta kalma, korku ve kaygı üretme merkezi olan amigdala devreye giriyor. Ortada konuşmaya size yabancı birinin dahil olması gibi oldukça zararsız bir uyaran var. Ama bu zararsız uyaran, geçmişiniz nedeniyle, amigdalanızı devreye sokuyor. Korku hissediyorsunuz ve kalp atışınız hızlanıyor. Ve bu noktada gerçekten enteresan bir şey oluyor: bunu durdurmaya çalışıyorsunuz. Beyninizin ön lobları devreye giriyor ve “tanrım, bu yine oluyor” diyor. “Normal bir muhabbet bu! Neden rahat olamıyorum?”.

Bu noktada beyinde bir içsel savaş başlıyor. “Rahatlamalıyım. Daha cezbedici olmalıyım, daha cezbedici olmalıyım, …”. Bu aşamada artık kendi kendinize konuşuyorsunuz, hem duyarlı hem de içe dönüksünüz. Doğal bir dürtünüz ortaya çıktı ve onunla savaşıyorsunuz. Ve o dakikadan sonra işiniz bitiyor. Neden? Çünkü, sağlıklı sosyal etkileşim, sizinle bir başka insan arasında akıcılık gerektirir. Siz karşı tarafa bir şey söylersiniz, o size bir şey söyler ve sonra siz ona bir şey söylersiniz.

Ama kendi içinizde savaşa tutuştuğunuzda, farkındalığınız kafanızın içine döndüğünde, karşı taraf ile aranızda kurulan akıcı bağı kaybedersiniz. Beyninizde frontal korteks aktif hale gelip amigdala ile güreşmeye başladığında, akıcı ve rahat bir şekilde konuşamamaya başlarsınız.

Bu konuyla ilgili oldukça ilginç bir tıbbi örnek var. Bir insan beynin ön loblarına kan taşıyan damarlarda felç geçirirse, beyin ön lobları doğru düzgün çalışamamaya başlar. Bu durumda,felç geçiren kişi, bir anlamı olsa da olmasa da konuşmaya başlar. Örneğin doktor bu kişinin avucuna hayali bir ip koyar ve kişiye ipi nasıl bulduğunu sorar. Kişi ise avucunda ip olmamasına rağmen, “çok güzel bir ip” der. Ön loblarımız sözleyeceğimiz şeyleri sınırlar, mantıksız veya alakasız şeyler söylememizi engeller. Ön loblar zarar gördüğünde, insan mantıklı olup olmasın bir şeyler söyler.

Biz burada, ön lobların devreye girerek bizi iç savaşa sürüklediği mekanizmayı kapatmayı öğreneceğiz. Sosyal ortamda donduğunuz zaman bunu yapabildiğinizde, yeniden akıcı bir şekilde konuşabileceksiniz.

Burada yapmanız gereken şey, sempatik sinir sisteminizi kapatmak. Bunun için de nefesinizi kullanmanız, derin ve yavaş nefes alıp vermeniz en etkili ve kolay çözüm.

Sempatik sinir sisteminiz aktif hale geldiğinde, hızlı nefes alıp vermeye başlarsınız. Nefes alışveriş hızınızı yavaşlatabilirseniz, sempatik sinir sisteminizi de kapatabilirsiniz, kendinizi sakinleştirebilirsiniz.

Kaygılı ve korkulu hissettiğinizde, 3 kez ve yavaşça derin nefes alın ve verin.

İkinci yapabileceğiniz şey ise, tehdit algınızı değiştirmek. Amigdalanızın bu insanı tehdit olarak algılayacak şekilde eğitildiğini hatırlayın.

Kedilerle ilgili bir örnek vereceğim. Birbirini bilmeyen 2 sokak kedisini aynı evde yaşamak üzere bir araya koyduğunuzda, birbirlerine tıslamaya başlarlar çünkü iki kedi de diğer kediyi tehdit olarak görür. Çünkü bu kediler sokaktaydılar ve sokakta yabancı kedi genellikle tehlike demekti. Bu kedilerin tehdit algısını rehabilite ederek onları sonunda birbirlerini kucaklayan iki kediye döndüren bir program var.

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, sosyalleşemeyen kedileri sosyalleştirmek için oldukça sofistike programlar geliştiriyoruz ama sosyalleşemeyen insanları sosyalleştirmek için bir programmımız yok.

Kedilerin tehdit algısını değiştirmek için kullanılan maruz kalma terapisini insanlar için de kullanabiliriz. Bir yabancıya verdiğiniz tehdit tepkisini söndürmek için, size yabancı insanlarla zararsız ama sizi stresli hissettirecek etkileşimlere maruz kalmalısınız.

Amigdalanız bir yabancı ile karşılaştığında aktif hale geliyor çünkü siz büyürken, yabancı insanların tehlikeli olduğunu öğrendiniz. Yapmanız gereken şey ise, sizi bir miktar strese sokacak şekilde, tanımadığınız insanlarla tekrar tekrar zararsız etkileşimlerde bulunmak. Bunu yaptıkça, amigdala tepkiniz doğal olarak sönmeye başlar.

Dale Carnegie’nin Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı (How to Win Friends and Influence People) kitabı, insanların mem konusu yapıp durduğu bir kitap ama bence aynı zamanda harika bir kitap. Kitabı harika yapan şey içindeki teknikler değil, Dale Carnegie’nin sizi, tekrar tekrar sosyal etkileşimlere maruz kalmanız için kandırması. Bu, yapmanız gereken en önemli şey. 4. Bölümde gülümsemekten bahsediyor ki bu da harika bir fikir.

Fakat günümüzde öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, bu konuda da dikkatli olmanız gerekiyor. İnsanlar yabancıların özellikle de yabancı bir erkeğin kendileri ile etkileşime girmesinden tedirgin oluyorlar. Bu nedenle size tavsiyem başlangıçta, sizin ilişki havuzunuzdan çok uzakta olan yabancılarla etkileşime girmeniz. Örneğin ben, ilk başta yaşlı insanlarla etkileşime girdim, örneğin onlarla asansörde konuştum. Mesela asansörde birini güzel bir tişört ile gördüğümde, “bu harika bir tişört, nereden aldın?” gibi sorular sordum. Bu şekilde küçük etkileşimlerle başlayın.

Bunun bile size korkutucu gelebileceğini biliyorum. Ama bu tür küçük etkileşimleri yaptıkça, korku – tehdit tepkiniz sönmeye başlayacak.

İkinci yapabileceğiniz şey ise etkileşime merakla girmek. Yabancı biri konuşmaya katıldığında ve donduğunuzda, aynı zamanda bu kişiyi gözlemliyorsunuz. Tehlike sisteminiz aktif hale geliyor yani bu insanla etkileşime girmek yerine bu insanı ölçüp biçiyorsunuz, değerlendiriyorsunuz. Beyniniz, bu kişinin vücut diline, ne dediğine dikkat veriyor. Bu da empatik karşılıklı etkileşime engel oluyor. Ya zihninizde takılı kalmış ya da karşınızdakine odaklanmış oluyorsunuz ve karşılıklı etkileşim olmuyor.

Bu durumu yönetmenin en iyi yollarından birisi merak. Merak, parasempatik sinir sisteminizi aktif hale getiren bir duygu. Bu nedenle, yabancı biri ile karşılaşıp donduğunuzda, bu insana merak duyun. “Bu insan kim?”, “onu buraya getiren ne?” gibi soruları düşünün. Bunu konuşma olarak yapmanıza da gerek yok, zihninizde bu kişiyle ilgili merak ettiğiniz soruları sorun. “Bu insanlar belki 5 dakika etkileşeceğim ve onu muhtemelen bir daha hiç görmeyeceğim. Bu insanı anlamaya çalışayım” deyin. Bu insandan öğrenebileceğiniz, bu insana sorabileceğiniz bir şey var mı diye düşünün.

Burada konuşmamız gereken bir şey de, yabancı biri ile karşılaştığımızda, bu insanın bizim hakkımızda düşündüğü şeyleri neden önemsediğimiz. Çünkü karşılaştığımız çoğu yabancıyı, çoğu güzel kadını muhtemelen bir daha hiç görmeyeceğiz. Böyle birinin sizden hoşlanmaması o kadar da sorun değil. Özellikle sosyal kaygıya sahip biriyseniz, bu insanın sizden hoşlanmaması, sizi gece bile bu olayı düşünmeye iten bir tetikleyici olabilir ama günün sonunda, büyük resim içinde, bu çok da önemli bir şey değil. Eğer bir yabancı ile etkileşimde kaygı hissetmeye başlıyorsanız, derin ve yavaş nefes alıp verin, “şu an kaygılanıyorum” diye düşünün. Bu şekilde nefes alıp vermeniz ve kaygı hissine isim vermeniz, beyin ön loblarınızda aktif olmasını istemediğiniz bölümleri kapatırken, aktif olmasını istediğiniz bölümleri devreye sokar.

Son olarak da bilişsel yeniden çerçevelemeye bakacağız. Yabancı biri ile etkileşiminizi “bu insanla etkileşim için bir fırsat” olarak görün. Amigdalanız bu insanla etkileşimi tehdit olarak görürken bu şekilde bir yeniden çerçeveleme yapmanız, ön beyin aktivitesini değiştirebilir. Ön loblar tehlikeyi ölçüp biçme modundan, merak moduna geçebilir. Bu etkileşimi tehdit değil, fırsat olarak görebilir. Bunun sonucunda da parasempatik sisteminiz yeniden devreye girer ve konuşma akmaya başlar.

Yayınlarını daha iyi bir yaşam için serisinde derlediğimiz, ailemizin psikiyatristi Dr.K’nın şu yayınından çeviri: How To Act Natural In Conversations

 

İlişkilerde Bağlanma Stilleri

bağlanma stilleri güvenli bağlanma kaygılı bağlanma kaçıngan bağlanma
(E-Kitap – 149 sayfa – PDF/EPUB)

Kitabı Türkiye’den almak için tıklayınız.
(Alım güvenilir Shopier ödeme sisteminden olup sizin ödeme bilgileriniz bize gelmiyor.)

Şu ana kadar ilişkilerde hep başarısız mı oldunuz?
İlişkileriniz hep aynı noktada mı tıkanıyor?
Başlangıçta her şey iyiyken, bir süre sonra neden bozuluyor?
Neden hep yanlış insanları seçtiğinizi hissediyorsunuz? Ya da bu sefer farklı deyip hep aynı tip insanları?
İlişkiler sizin için neden bu kadar yorucu ve karmaşık?

Ya da,

Kadınlarla tanışıyorsunuz ama bir türlü ilerlemiyor mu?
Flört aşamasında her şey varken, bağ bir noktada kopuyor mu?
Yakınlaşma ihtimali ortaya çıktığında içinizde bir şey mi geri çekiliyor?
“Bir şeyler eksik ama ne?” duygusuyla mı yaşıyorsunuz?

Peki ya,

  • Mesajlara geç cevap gelince içinizi bir huzursuzluk mu kaplıyor?
    Sevilmek için fazla mı çabaladığınızı hissediyorsunuz?
    İlişkide daha çok seven, daha çok isteyen taraf hep siz misiniz?
    Terk edilme ihtimali zihninizi ele mi geçiriyor?
    “Ya giderse?” korkusu yüzünden kendinizden mi ödün veriyorsunuz?

    Ya da,

    Yakınlaşma arttıkça geri çekilme isteği mi duyuyorsunuz?
    “Henüz hazır değilim” cümlesi size tanıdık mı geliyor?
    Ciddi ilişki fikri ortaya çıktığında boğulmuş gibi mi hissediyorsunuz?Bağımsızlık adına duygusal mesafe mi koyuyorsunuz?
    İlişkiler size özgürlüğünüzü elinizden alacakmış gibi mi geliyor?

Her türlü ilişki probleminizin altında, yıllar önce öğrendiğiniz ve sizi sürekli olarak tetikte tutan güvensiz bir bağlanma stilinin olabileceğini biliyor muydunuz?

Bu kitapta, bu bağlanma stillerini yalnızca tanımlamakla yetinmeyip, onların nasıl oluştuğunu, yetişkin ilişkilerinde nasıl tezahür ettiğini ve nasıl dönüştürülebileceğini ele aldım. Güvenli, kaygılı, kaçıngan ve korkulu bağlanma stillerini; soyut kişilik etiketleri olarak değil, erken dönem deneyimlerin sinir sistemi üzerinde bıraktığı izlerin doğal sonuçları olarak inceledim.

Bağlanma teorisinin temelleri, John Bowlby’nin klinik gözlemleri ve Mary Ainsworth’un deneysel çalışmalarıyla atılmıştır. Daha sonraki yıllarda nörobilim alanında yapılan araştırmalar, bu teorik çerçevenin biyolojik karşılıklarını da ortaya koymuştur. Beyin görüntüleme çalışmaları, hormon ölçümleri ve sinir sistemi regülasyonu üzerine yapılan araştırmalar, bağlanmanın yalnızca psikolojik bir kavram olmadığını; fizyolojik ve nörokimyasal bir temele sahip olduğunu göstermektedir.

Bu kitap, söz konusu bilimsel birikimi merkeze alırken, onu gündelik ilişki deneyimleriyle ilişkilendirmeyi amaçlıyor. Romantik ilişkilerde yaşanan tekrar eden döngüleri, yoğun kaygıyı, yakınlıktan kaçınmayı, terk edilme korkusunu, mesafe ihtiyacını ve duygusal kopukluğu; bu çerçevede ele aldım. Amacım, okuyucuya kendisine bir etiket yapıştırması için yeni kavramlar sunmak değil, yaşadığı deneyimleri daha net bir şekilde anlamasını sağlamak.

Özellikle vurgulanması gereken noktalardan biri şu: Bağlanma stili, karakter kusuru değil. Güçsüzlük, irade eksikliği ya da bilinçli tercih sonucu oluşan bir şey değil. Bağlanma stilleri, erken dönem bakım ilişkilerinde öğrenilen ve zamanla otomatikleşen sinir sistemi tepkileri. Bu nedenle, “neden böyleyim?” sorusu yerine “bu nasıl öğrenildi?” sorusu çok daha işlevsel.

Kitabın önemli bir bölümünü, bağlanma stillerinin romantik ilişkilerde nasıl etkileşime girdiğine ayırdım. Aynı zamanda bağlanma problemlerinin nasıl çalışıldığını da ele aldım.

Güvensiz bağlanma stillerinden güvenli bağlanmaya geçişin mümkün olduğu, hem klinik hem de nörobilimsel verilerle desteklenmekte. Nöroplastisite kavramı, bu noktada merkezi bir rol oynuyor. Beynin, tekrarlanan deneyimler yoluyla kendini yeniden düzenleme kapasitesi, bağlanma örüntülerinin değişebilir olduğunu gösteriyor.

Bilgilendirme amaçlı olan bu kitap, terapi yerine geçmez. Amacım, kendi bağlanma dinamiklerinizi fark edebilmeniz, otomatik tepkileri ayırt edebilmeniz ve daha güvenli ilişki örüntüleri geliştirebilmeniz için gerekli kavramsal altyapıyı sunmak. Aynı zamanda da bu amaçla kullanabileceğiniz pratik teknikleri öğretmek.

Son olarak şunu belirtmek gerekir: Bazı bölümler, kendinizle ilgili hoşunuza gitmeyen yönlerle yüzleşmenizi gerektirebilir. Fakat bağlanma ile ilgili gerçek dönüşüm, ancak bu tür bir açıklık ve dürüstlükle mümkün.

İyi okumalar.

Mahmut Abi

İçindekiler

Bağlanma Stilleri 9
Giriş 9
Klasik bağlanma teorisi deneyi 10
Bağlanma teorisi ve yakın / samimi ilişkiler 11
Bağlanma stilleri 14
Kaçınma / kaçınganlık ekseni 16
Kaygı ekseni 16
Güvenli bağlanma stili 18
Kaygılı bağlanma stili 18
Kayıtsız kaçıngan bağlanma stili 19
Korkulu kaçıngan bağlanma stili 20
Bağlanma stilleri ve ilişki problemleri 20
Bağlanma stilleri ve romantik ilişkiler 22
Giriş 22
Bağlanma stillerinin temelleri 23
Kaçıngan Bağlanma ve ilişkiler 26
Kaçıngan bağlanan kişinin aradığı hayali idealizasyon 29
Kaçıngan bağlanma ve anlaşmazlıklar 31
Kaçıngan Bağlanan insanın çocukluğu 32
Kaçıngan bağlanma, seks ve oyuncu aşk (ludus) 33
Kaygılı bağlanma ve ilişkiler 35
Kaygılı bağlanma ve duygu durumu bozuklukları 37
Zihin Kuramı (Theory of Mind) 39
Güvenli Bağlanma Stili 42
Bağlanma stilinizi nasıl düzeltirsiniz? 46
Kaygılı bağlanan – kaçıngan bağlanan ilişkisi 47
Güvensiz bağlanma stilinden güvenli bağlanma stiline nasıl geçersiniz? 51
Kaygılı bağlanma stilini iyileştirmek 51
Protesto Davranışı 54
Kaygılı bağlanma ve maskülenitenin çelişmesi 56
Kaçıngan bağlanma ve ilişkiler 57
Kaçıngan bağlanma stilini iyileştirmek 59
Sağlıklı bağlanan insanlardan alınacak dersler 60
Mentalizasyon 60
Öznelerarasılık 61
Kaygılı bağlanma stili ve hiç ilişkinizin olmaması 62
Kaygılı bağlanan insanlar bukalemun gibidir. 64
İçsel algınızı değiştirmek 66
Erkekler için Kaygılı Bağlanma Stilini Düzeltme Rehberi 69
Kaygılı bağlanmanın özündeki düşünce / inanç 69
Kaygılı bağlanmanın çocukluktaki temelleri 69
Kaygılı bağlanmaya neden olan deneyimler 70
Tutarsız anne – baba tepkileri 71
Aşırı müdahaleci ya da korumacı ebeveyn 72
Duygusal bağımlılığı teşvik eden anne – baba 73
İhmalkar ya da ulaşılmaz ebeveynler 74
İstismarcı, travma ve travma sonrası stres bozukluğu yaratan ebeveynler 75
Kaygılı Bağlanmadan Güvenli Bağlanmaya Geçiş 75
Kaygıyı düzenlemek için kullanabileceğiniz nefes teknikleri 77
Fizyolojik iç çekiş: Kaygıyı azaltmanın en hızlı yolu 77
Kaygı zincirinden çıkmak için 60 saniyede 3 + 3 nefes tekniği 78
Kaygıyı azaltmak için kan şekerini yakmak 79
Maruz Kalma Terapisi 80
Dürtü sörfü (urge surfing) ile duygusal güç kazanma 81
Mesafe ve ilişki dışı duygusal düzenleme ile kaygılı bağlanmadan kurtulma 85
Birinci adım: Negatif hislerinizi kabul edin ama kaynağını bulmaya çalışmayın. 87
İkinci adım: Partnerinize yapışmak yerine, ondan bir iki adım uzağa çıkın. 89
Üçüncü adım: Sağlıklı bir ilişkinin sürekli yakın olmak değil, uzaklaşmak da olduğunu kabul edin. 91
Dördüncü adım: Duygularınızı dolambaçsız bir şekilde konuşun. 92
Beşinci adım: Sizi sakin bir duruma getirecek anlaşmaları bulun. 93
Efendi Adamın Toksik Kırılganlığı olarak kaygılı bağlanma 96
Giriş 96
Kaygılı bağlanan erkek, cinsel/duygusal çekimi nasıl sabote eder? 99
Gizli Sözleşmeler 101
Gizli sözleşmeler 101
Geleneksel terapinin kaygılı bağlanan erkeği daha kötü yapması 107
Terapi ve olumlama işe yaramıyorsa ne işe yarar? 109
Erkek depresyonu kadın depresyonundan çok farklı 111
4 Adımlık Güvenli Bağlanma Planı 112
Birinci adım, ihtiyaçlarınızı direkt olarak dile getirin. 112
İkinci adımda, maskülenitenizi terk edip durmayı bırakın. 113
Üçüncü adım, bir alanda yetkinlik inşa edin. 114
Dördüncü adımda, sizi korkutan şeyleri yapın. 114
Erkeklerde Anne Sorunları (Mommy Issues) 116
Anne sorunları (mommy issues) ve bağlanmanın bilimi 118
Anne sorunları yaratan 4 anne tipi 120
#1 Duygusal ihtiyaçlarını oğlu üzerinden karşılayan anne 121
#2 Soğuk, duygusal olarak mesafeli anne 123
#3 Sürekli eleştiren, mükemmeliyetçi anne 125
#4 Bir sıcak bir soğuk, istikrarsız anne 127
Anne sorunları neden baba sorunlarından (daddy issues) daha derin 128
Anne sorunlarını çözmek ve güvenli bağlanmak için 4 adımlık program 130
Özet ve sonuç 136
Erkekler için Kaçıngan Bağlanma Stili Rehberi 138
Kaçıngan Bağlanma Çeşitleri 139
Kaçıngan bağlanmanın sebepleri 140
Kaçıngan bağlanan biriyseniz ne yapabilirsiniz? 144
Sıkılma, isteksizlik sandığınız şeyin korku olduğunun farkına varmak 144
Kaçmayın, maruz kalın 145
24 Saat Kuralı 146
Maruz Kalma Terapisi

Tanımadığınız kadınlarla nasıl konuşulur? Kadınlarla nasıl mesajlaşılır?

Bu yazıda tanımadığınız kadınlarla nasıl konuşulur konusunu ele alıyoruz. Burada yazdıklarımız kadınlarla nasıl mesajlaşılır konusu için de geçerli.

Erkeklerin kadınlarla konuşma denemelerinde yaptıkları en büyük hatalardan birisi, soru ardına soru sorup durmaları. “Nasılsın?”, “adın ne?”, “ne içiyorsun?”, “nerelisin?”, “buraya sık gelir misin?” “hangi bölümde okuyorsun?”, “burayı beğendin mi?”, “müziği beğendin mi?” diye ardı ardına sorular sıralıyorlar.

Bir kadınla konuşurken soru ardına soru sıralamanın problemlerinden birisi, erkekle kadın arasında iki taraflı bir diyalog yaratmaması. Bu tip bir konuşma genellikle tek taraflı sorgulama yaratıyor. Kadın “bu adam neden bana soru ardına soru soruyor?” diye düşünüyor ve size karşı temkinli ve mesafeli olmaya başlayabiliyor.

Böyle bir konuşmanın problemlerinden bir diğeri ise, erkeğin kadınlarla konuşmayı bilmediğini göstermesi. Erkek burada soru ardına soru sorarak, bir şekilde ikili bir diyalog başlayacağını, kadının birden bire ısınıp uzun uzun konuşmaya başlayacağını umuyor. Ama genellikle umduğunun aksine, kadının kalkanları kalkıyor ve konuşma tıkanıyor.

Bir kadına soru soramazsınız demiyorum ama bir kadınla konuşmanın ve o kadını konuşmanın içine çekmenin, size karşı bir çekim hissetmesinin çalışır yolu, sorudan önce bir şeyler ifade etmeniz.

Bir sorudan önce ifade kullanmanın nasıl yapılacağı hakkında size bazı örnekler vereceğim. Ama şunu da söyleyeyim ki bir kadına sorduğunuz her sorunun önünde bir ifade olmak zorunda değil. Bu biraz da kadının size karşı ne kadar çekim duyduğuna bağlı. Çünkü bir kadın size karşı görece yüksek çekim duyuyorsa, siz ona basit bir soru sorsanız bile, o size cevabında birçok şey söylemeye çalışır ve sonrasında size sorular sorar. Ama kadının size olan ilgisi yüksek değilse, konuşmanın akması için size yardım etmez. Daha çok önce size karşı bir şeyler hissedip hissedemeyeceğini, sizin onda bir çekim yaratıp yaratamayacağınızı görmek ister.

Göz önünde bulundurmanız gereken bir başka gerçek de, bazı kadınların daha nazik, bazı kadınların ise daha kaba oldukları ya da en azından nazik olmadıkları. Bu durum siyah – beyaz değil yani bir kadın nazik – kaba ekseninde herhangi bir seviyede olabilir, ya naziktir ya da kabadır diyemezsiniz. Ama kibar bir kadına denk gelirseniz, bu kadın sizi çekici bulmasa bile, konuşmanın akmasına yardımcı olur. Soru ardına soru sorsanız bile o soruları cevaplayabilir, konuşmaya katkıda bulunabilir.  Buradan çıkarmanız gereken sonuç, bir kadının konuşmanın akması konusunda size yardımcı olması, konuşmaya katılması, gülümsemesi ve sıcak olması, otomatik olarak o kadının size karşı çekim hissettiği anlamına gelmez.

Şimdi örneklere geçelim. Bir barda olduğunuzu ve bir kızla konuşma başlattığınızı düşünün. Basir bir “merhaba, nasılsın?” dediniz ya da başka şekilde açılış yaptınız ve kendinizi tanıttınız. Peki bundan sonra ne söyleyeceksiniz, nasıl konuşacaksınız? O konuşmayı nasıl devam ettireceksiniz?

Eğer kadına soru ardına soru sorarsanız, muhtemelen size karşı kapanmaya başlar. Ama soru önüne bir ifade koyarsanız, size dair biraz bilgi alır ve sizin bir kişiliğinizin olduğunu görür. Sizle ilgili ilginç şeyler olduğunu görür, sizin nasıl hissettiğinizi ya da düşündüğünüzü anlar. Bu durumda da sorunun cevabından sonra size bir şeyler söyleyerek ya da sorarak, konuşmaya katılma ihtimali artar.

Bu nedenle açılıştan sonra “bu akşamki müzik hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorup, cevabını aldıktan sonra, sonraki soruya geçmeyin. Önce sizin bu konuda ne hissettiğinizi gösteren bir ifade kullanın. “Bu akşamki müziğe bayıldım, bar da çok güzel. Ya sen? Bu akşamki müzik hakkında ne düşünüyorsun?”

Bunu yaptığınızda öncelikle kadın, kendi fikrinizi belirtecek kadar kendinize güvendiğinizi hisseder. Onun “ben müziği sevmedim, barı hiç sevmedim?” deme potansiyelinden korkmadığınızı görür. Birçok erkek, böyle ifadeler kullanırlarsa, kadının bu ifadeye ters bir şey söyleyeceğinden ve kadınla şansını kaybedeceğinden korkar. Ama kadının erkeğe duyduğu çekim bu şekilde çalışmaz.

Peki kadın gerçekten de “ben burayı sevmedim, aslına bakarsan başka yere gitmeyi planlıyoruz” derse, ne yapacaksınız? Bir çuval inciri berbat mı ettiniz?

Birçok erkek burada u dönüşü yapar, kıvırmaya çalışır. “Ya aslında evet, bar da müzik de o kadar iyi değil” anlamına gelecek şeyler söylemeye çalışır. Aslında uyumsuz olmadıklarını, onunla ne kadar uyumlu olduklarını göstermeye çalışır.

Bunu yapmanıza gerek yok, bunu yapmamalısınız. Bu, bir kadınla etkileşimdeyken kesinlikle yapmamanız gereken onay arayışıdır. Bir kadın onun onayını almak için kıvırmanızı, onu kopyalamaya çalışmanızı oldukça itici bulur. Sizin tam tersini yaparak, ifadenizi değiştirmemeniz ama daha da önemlisi, bu tür fikir ayrılıklarını fazla ciddiye almamanız gerekli. Yani orada ayaküstü, kadınla bar – müzik güzel ya da değil tartışmasına da girmeyin. Bu da, onu ikna etmeye yani başka bir şekilde onayını almaya çalıştığınızı gösterir.

Bunun yerine eğlenceli bir şekilde ve gülümseyerek “gerçekten mi? Barla ilgili neyi beğenmedin?” diye sorabilirsiniz. Bu, sizin kendinize olan güveninizi devam ettirdiğinizi gösterir ve aynı zamanda onu ikna etmeye çalışmadığınızı görür. Aslında onunla eğlenceli ve ciddi olmadığı belli olan bir tartışmaya da girebilirsiniz ama önemli olan, “ben bir şey dedim, o tersini söyledi, uyuşmuyoruz, benden hoşlanmayacak” diye panik ve kaygıya kapılmamanız.

Aslına bakarsanız, bu tür ufak çatışmalar oldukça iyi birer fırsatlar. Kadınların size karşı çekim duymasına en çok katkıda bulunan şeylerden birisi, bu tür uyumsuzluk durumlarını, konuşmada ortaya çıkabilecek fikir ayrılıklarını erkek adam gibi paniğe ve kaygıya kapılmadan yönetebildiğinizi görmeleridir. Bir diğeri de, sürekli olarak onunla uyumlu olmaya, onunla %100 aynı fikirde olmaya çalışmadığınızı görmektir. Bu, sırf çekim yaratayım diye yapay uyumsuzluklar yaratın demek değil, birbirini tanımayan iki insan arasında doğal olan uyumsuzluğu erkek gibi yönetin yeter. Bu şekilde davranmanız, kadının size olan saygısını arttırır, sizin ilginç ve kişilikli biri olduğunuzu düşünmesini sağlar.

 

Burada cesareti yüksek ve kendine güvenen bir erkek, kıza oyuncu bir şekilde sataşabilir de. Bu, abartılmadan yapıldığında, pozitif cinsel gerilim yaratmak için en hızlı yöntemlerden birisi. Örneğin burada, “oyunbozanlık yapıyorsun ama?” diyerek gülümsemek mesela. Ya da “nesi var ya buranın? Söyle not alayım da istek kutusuna ben kendi ellerimle atayım” gibi.

Bir kadın uyumsuz olduğunuz yerlerde kendisine oyuncu bir şekilde meydan okuduğunuzda, burada sergilediğiniz güven ve cesarete saygı duyar. Daha önce defalarca gördüğü, kendi onayını almaya çalışan efendi erkeklerden farklı biri olduğunuzu görür.

Efendi erkek/iyi çocuk genellikle “hımm, evet belki de o kadar güzel bir yer değil”, “evet aslında biraz dar bir yer ve sandalyeler pek rahat değiller”, “ya evet aslında müziğin sesi yüksek değil mi?” gibi şeyler söyleyerek kıvırmaya çalışır. Onunla aynı fikirede olduğunu gösteren bir şey söylemeye çalışır. Bu panik, kaygı, özgüvensizlik hali ise kadının ona saygı duymamasına neden olur.

Kadınlara oyuncu, eğlenceli ve hafif bir şekilde meydan okuyan, kadının üzerine bir miktar kendini onaylatma ihtiyacı yükleyen erkek çekicidir. Bu erkek bu tür meydan okumalar yapmasa bile, kendi duruşunu, kadının onayını almaya çalışmak için bozmaz. Kadınla bazı konularda aynı fikirde olmadıkları için, kadınla aralarında bir şey olamayacak diye düşünmez.

Başka bir örnek vereyim. Birçok erkek bir kadınla konuşmaya başladığında şu şekilde sorular sorar:

“Ne içiyorsun?”

“Buraya sık gelir misin?”

“Eğleniyor musun ya da kız bir grup arkadaşı ile beraberse, kızlar eğleniyor musunuz?”

Burada dikkat ederseniz bu adam kadının dünyasına girmeye çalışıyor, onun dünyasında kendisini rahatsız, istenmeyen biri gibi hissediyor. Bu nedenle soru sormaya devam ederse, kadının dünyasına kabul edilebileceğini, kadının kendisine açılacağını umuyor.

Erkek “evet bugün arkadaşlarla biraz eğlenmek için dışarı çıktık. Ya sen? Seni buraya getiren nedir?” gibi bir şey söylediğinde, erkek sosyal durumun içinde daha rahat hissettiğini gösterir, dışarıdan kadının kabul etmesi için beklemediğini gösterir. Oraya ait olduğunu, “kızlar ne haber, ne içiyorsunuz?” demekle yetinen erkek gibi dışarıdan içeriye girmeye çalışan bir erkek olmadığını gösterir. Erkek burada kendi başına ya da arkadaşları ile zaten iyi vakit geçirdiğini bildirir. Fakat burada abartmamak, olayı şova dönüştürmemek lazım. Mesela şöyle ifadelerden kaçının: “Arkadaşlarla dışarı çıktık, harika vakit geçiriyoruz. Gel sen de partiye katıl, ama bakalım bize katılmayı hak edecek kadar eğlenceli misin?”

Bir başka dikkat etmeniz gereken şey de, ifadeler kullandıktan sonra soru sormaktır. Örneğin sürekli olarak “Ben bugün şunu içiyorum” gibi soru ile devam etmeyen şeyler söylemeyin. Neden? Çünkü karşılaştığınız bazı kadınlar kaygılı veya utangaç olacaklar. Bazı erkekler maalesef bu gerçeği bilmezler ve tüm kadınların kendilerine güvenli olduklarını, kaygılı veya utangaç olmazlar sanarlar. Ama bazı kadınlarla konuşmaya başladığınızda, bu kadınlar bir şeyler söyleyemeyecek kadar kaygılı ya da utangaç olabilirler. Bu nedenle sadece bir şeyler ifade etmekle yetinmeyin. Sorduğunuz soru, böyle bir kadının konuşmaya devam etmesine yardımcı olur.

Bu şekilde davranmanın bir artısı da, bu şekilde davranmanın çekici olması. Bu şekilde kendinizle ilgili bir ifadeden sonra soru sormanız, kendine güvenli bir davranıştır. Eğer pozitif cinsel gerilim kullanırsanız, bu da kendine güvenli bir davranıştır, orada onunla konuşmaktan kaygı duymadığınızı ifade eder. Pozitif cinsel gerilim ya da eğlenen ustalık, kadına, onunla dalga geçmeden oyuncu bir şekilde sataşmaktır ve kendine güven, rahatlık sinyaller.

Örneğin üniversitede hoşunuza giden bir kadın ile tanışmak istiyorsunuz ve bir üniversite etkinliğinde kadınla konuşmaya başladınız. Kızla bir muhabbetiniz yok ama mühendislik okuduğunu biliyorsunuz. Yine soru ardına soru sormak yerine, kendinizle ilgili bir bilgi verip soru sorun.

“Hangi bölümdesin?” diye sormak yerine “ben işletmedeyim. Sen hangi bölümdesin?” diye sormak daha doğru. Ama daha iyisi, olaya pozitif cinsel gerilim eklemektir.

Burada örneğin tahmin oyunu oynayabilirsiniz. Diyelim ki kız uykusuz görünüyor. “Ben işletmedeyim. Sen … dur tahmin edeyim … sende mühendis tipi var? Mühendislik misin?” Bunu ciddi ciddi değil, şakacı bir yolla yapın. Kız “evet nereden bildin” gibi bir şey söyleyerek karşılar. Bu durumda gözlerini göstererek “uykusuz her gece, yorgun ölesiye” şarkısını mırıldanın.

Ya da kız psikoloji okuyor diyelim (uykusuz değil). “Ben işletmedeyim. Sen … dur tahmin edeyim … kesinlikle mühendislik değil. Mühendislik olsa burada olmazdın” diyebilirsiniz.

Bu tür bir muhabbet, yani sizin bir insan olarak belli özelliklerinizi ifade etmeniz, sonra soru sorup fikir bildirmeniz, sonra belki bir daha soru sormanız, sürekli soru sorup konuşmanın bir yere gitmesini uman çaylak erkeklerden ayrışmanızı sağlar.

Bazı durumlarda ard arda soru sormanız sizi arıza bir tip bile yapabilir. Örneğin iş yerinde bir kızla konuşuyorsunuz ve kızı tanımasanız da az çok gördüğünüz bir kız. İnsan kaynakları departmanında çalıştığını biliyorsunuz. Ard arda soru sormaya başladığınızı düşünün:

“Selam, ben Mahmut. Ne haber?”

“Hangi bölümde çalışıyorsun?”

“Kaçıncı katta?”

“Hilmi Bey’in ekibi mi?”

Kadın, bu adam bu kadar detayı neden soruyor, amacı ne diye düşünmeye başlayabilir. Çünkü öyle bir amacınız olmasa bile sanki birazdan adresine kadar sorup kızın stalker belalısı olacak bir adam gibi soru soruyorsunuz. Bunun yerine kendinizle ilgili bir ifade, soru, bir fikir – gözlem, sonra soru şeklinde gitmeniz, daha doğal ve kadının daha rahat hissedeceği bir konuşma tarzı.

Örneğin,

“Selam, ben Mahmut ne haber?”

“2 aydır bu şirketteyim, ilk şirket aktivitem. Bu aktiviteler eğlenceliymiş. Ya sen? Ne zamandır buradasın?”

“Ben satıştayım, sen hangi departmandasın?”

“Kadınlar matinesi (şirket içinde oraya verilen ve bilinen ad). Gerçekten öyle mi birgün gelip görmek istiyorum 🙂”

Bir süre konuştuktan sonra, kızla ilgili garip kaçmayacak bir şeyi bildiğinizi de belirtebilirsiniz.

“Ben doğa yürüyüşleri yapmayı seviyorum. İş arkadaşım Aslı bana şirkette ara ara doğa yürüyüşü organize ettiğiniz söylemişti. Benim gelecek ay bir organizasyon planlıyorum, şirketten gelmek isteyen olursa nasıl ayarlarız?”

Son olarak konuşmada kullanabileceğiniz bir başka yöntem de, ilk buluşmada ne konuşulur yazısında bahsettiğimiz bilgi tohumları.

Üniversitede etkinlikte bir kızla konuşuyorsunuz ve ona hangi bölümde okuduğunu sordunuz. Soru – cevap gitmediğinizde ve kız da sizinle konuşmaya devam etmek istiyorsa, cevaplarına ekstra bilgi koyar:

“Ben buraya ilk defa geliyorum. Sen?”

“Ben de. Zaten okula yeni başladım.”

Burada okula yeni başladığı bilgisi, ekstra bilgi, yani bilgi tohumu. Sizinle konuşmayı devam ettirmek istemeyen kız, ekstra bilgi verip konuşmayı uzatmaktan kaçınır. Burada ise okula yeni başlamış olması, konuşmayı uzatmanız için size verilen bilgi tohumu.

“Hadi ya, ben 3. Sınıfım. Okula nereden geldin, İstanbullu musun?”

Ya da “Ben 3. Sınıfım. Okulu, ortamı nasıl buldun?”

“X’den geldim.”

“X’e geçen yıl gitmiştim, çok sevdim.”

“Bence çok sıkıcı bir yer.”

“O zaman X’e 3 gün Y’ye 5 gün ayırarak iyi etmişim desene.”

Bu son cevabınızda da birdenbire çark etmiyorsunuz, kızla “ama çok güzeldi” diye tartışmaya girmiyorsunuz (ki “o kadar acımasız olma ya” diye şakasına tartışmaya girmek de yöntem).

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Tavsiye edeceğim diğer yazılar:

Sosyal Ortamda Yapmaman Gereken Yasaklı Hareketler

Youtubeda 2 adet yayın gerçekleştirdim, ilk olarak sosyal ortamda nasıl davranılır konusuna açıklık getirdim. Bence erkeklerin %80’i bu bilgileri bilmiyor ve izleyen birçok kişi de bunların kanalın en iyi videolarından olduğunu söyledi.

Sosyal ortamda yapmaman gereken hareketler videosunda şu konuları işledik:

  • Esprili olmak mı ciddi olmak mı?
  • Kız ilgi gösterdi diye hemen düşmemelisin
  • Kızın senden hoşlanması çok önemli değil
  • Kadınlar aynı anda birçok erkekten hoşlanıyorlar
  • Aşk kavramını erkekler zor şeyleri düşünmemek ve yapmaktan kaçmak için benimsiyorlar
  • Sosyal ortamda hızlı davranmanın zararı
  • Sosyal olarak istikrarlı olmanın önemi
  • Kadın ilgisine alışık olmayan erkek
  • Efendi erkekliğin çözümü
  • Acemi erkek davranış şekli
  • Tecrübeli erkek davranış şekli
  • Benimsemen gereken zorunlu davranış şekli
  • Diğer insanların sana nasıl davrandığı çok önemli
  • Issız bir adaya düşseydin kızların ilgisini nasıl çekerdin?
  • Kendini başka erkeklerle karşılaştırmayı nasıl bırakırsın?

İkinci videoda ise daha çok bir ilişkinin analizini yaptım ve bu örnek üzerinden ilişkilerde nasıl davranman gerektiğiyle alakalı önemli tavsiyelerde bulundum.

İlişkide kız gibi davranan adam videosunda da bu konuları işledik:

  • Hata yapmak problem değil ancak
  • Kızın kanka demesi
  • Kızın sana bozulması iyi bir şeydir
  • Kızın senden hoşlanması çok önemli bir şey değildir
  • “Ödül benim” düşüncesinin zararları
  • Koyununun nerede otladığını bilmelisin
  • İlişki yaşanmayacak kızlardan bunları bekleme
  • İlişkiler vahşi birer arenadır
  • Kıza surat yapmanın büyük zararı
  • Strateji taktikten üstündür
  • İlişkilerde 1 hata 3 doğruyu götürür

Bu videolardan üst düzeyde memnun kalacağını düşünüyorum. Desteğini kanalı takibe alıp, burada ve youtubeda yorum bırakarak gösterebilirsin.

Toksik ilişkilerde umut tuzağı

Sizi her geçen gün darmadağın eden bir ilişkiye yapıştınız ve bu ilişkiyi bırakamıyorsunuz. Sizi ilişkide tutan işlerin gerçekten iyiye gitmesi ya da onun gerçekten değişiyor olması değil. Sizi ilişkide tutan, onun bir gün değişeceği umudu, çünkü karşınızdaki ara ara iyi bir modda oluyor, size biraz ilgi, sıcaklık ve huzur veriyor, yani açlıktan ölmeyin diye size ekmek kırıntıları atıyor. Bu ekmek kırıntıları da sizi berbat ilişkinize aylarca, belki yıllarca ve daha da kötüsü hayat boyu mahkum olarak tutuyor.

Bu bölümde, umudun sizi çok uzun bir süre berbat, toksik ilişkilere saplanıp kalmış halde tuttuğunu konuşacağız. Bölümün sonunda da size gerçekten oldukça acımasız bir gerçekten bahsedeceğim.

#Birinci neden, onun hiçbir zaman gerçek olmamış bir versiyonuna aşık olmanız. Bu insanla flört etmeye başladığınızda, onun gerçek, sabit kişiliği ile karşılaşmadınız. Onun kısa ama sizi ilişkide tutmaya yetecek kadar uzun bir süre oynayabildiği, idealize bir versiyonu ile karşılaştınız. Bu süre boyunca o, sizin beyaz atlı prensi, her şeyi yoluna koymak ve onu kurtarmak için gönderilmiş şövalye olduğunuz fantezisi içinde yaşadı.

Duygusal fırtınalar ve dengesizlikler yüzeye çıkmadan önce sizinle çok hızlı bir şekilde bağ kurmak üzere, bu versiyonunu yaşadı ve size gösterdi. Size yoğun bir ilgi, kimya, sıcaklık, kırılganlık, tutku ile geldi. Siz bunu gerçekmiş, içtenmiş ve bu dünyaya ait olamayacak kadar güzelmiş gibi hissettiniz. Ama onun bu versiyonu dengeli ve sürdürülebilir değildi. Bu versiyon onun sadece en iyi yönlerini sergilediği reklam filmiydi.

Umut sizi bu nedenle kapanın içinde tutabiliyor çünkü duygusal dengesizlikler, suçlamalar, kaos, bir sıcak – bir soğuk dinamikleri yoğunlaştığında, zihniniz sürekli olarak onun idealize versiyonunu, sizin aşık olduğunuz ve ruh ikiziniz gibi hissettiğiniz kadını arıyor. Ve bir noktada, bu insanın gerçekten kim olduğunu hiç bilebildim mi?” diye soruyorsunuz.

Bu da tam bir bilişsel çelişki yaratıyor zira aşk bombardımanı sırasında oradaydınız, aşk bombardımanını hissettiniz, tüm vücudunuz o ilk zamanlardaki kimyayı ve bağı kaydetti. Ama aynı zamanda manipülasyonu, saygısızlığı,  çifte standardı da hissettiniz.

Size bilmeniz gereken şeyi söyleyeyim. İlişkinin başlarındaki tüm o sıcak, sevgi dolu, aşık versiyonu, o zamanın içinde gerçekti. Ama bu versiyonu, onun asıl versiyonu değildi, değil ve olmayacak. O idealize persona çöktükten sonra, aşık olduğunuz kadın ile şu an gerçekten ilişkide olduğunuz manipülatif kadını bağdaştıramadınız.

Bakın, siz özel olduğunu hisseden ilk erkek değildiniz, son erkek de olmayacaksınız. Anlamanız gereken şey, onun bağımlılık yapan versiyonu, hızlıca bağ kurmak, güven kazanmak, duygusal olarak yatırım yapmanızı sağlamak için devreye sokulan geçici bir versiyon.

#İkinci neden, siz sadece ona değil, onunlayken nasıl biri olduğunuza da aşık oldunuz. İlk tanıştığınız zamanlarda, size yoğun bir ilgi, kimya, seks ve duygusal yakınlık verdi. Ama aynı zamanda sizin en iyi versiyonunuzu, güçlü olduğunuz yanlarınızı, sadakatınızı, zekanızı, vizyonunuzu yani ideal versiyonunuzu size yansıttı. Sizin olmak istediğiniz erkeği size yansıttı, sizin olmak istediğiniz erkek gibi hissetmenizi sağladı.

Yani ilişkinin başlarında sadece ona değil, onunlayken kendiniz hakkında nasıl hissettiğinize de düştünüz. Ve o ara ara sizi idealize edip yansıtınca, size nasıl da hayran olunan, anlaşılan, canlı, dünyanın tepesinde hissettirdiğini de hatırlatıyor.

Ama bu bir tuzak. Size sadece kendisinin değil, sizin de idealize bir versiyonunuzu da gösteriyordu. O versiyonunuzu görmek size çok iyi hissettirdiği için, size başlarda verdiği kahraman kimliğini bırakamıyorsunuz. Hala, içinizdeki o ideal erkeği yeniden ortaya çıkaracağını umuyorsunuz.

#Üçüncü neden, zirvelerin ve diplerin, sinir sisteminizi darmadağın etmesi. Onunlayken hiçbir şey dengede değil. Sizi günlerce eleştirdikten sonra, birdenbire çok yumuşak davranabiliyor. Hiçbir işaret vermeden birden bire soğuk ve mesafeli oluyor ve sonra yine hiçbir işaret vermeden duygusal ve özürler dileyen birine dönüşebiliyor. Birgün öfke patlaması yaşarken, birgün ağlama krizine girebiliyor.

Burada farkında olmayabileceğiniz şey, vücudunuzun bu zirve – dip döngülerine bağımlı olduğu gerçeği. Uzun süre devam eden bu gerilim ve dengesizlik içinde, en ufak bir sıcaklık, gülümseme ya da huzur bile size büyük bir ödül ve rahatlama gibi, umut gibi görünüyor.

Ama bunlar işlerin sonunda düzelmeye başladığına, onun durumu kabul ettiğine ve değişeceğine işaret değiller. Bunlar gerilimin, bir sonraki zirveye doğru çıkmadan önce yaşadığı geçici düşüşler sadece.

Siz bağımlı olduğunuz için bekliyorsunuz. Bir sonraki sakin zamanı, ödülü bekliyorsunuz. Kendinizi, bunların bir anlamı olduğuna ikna etmeye çalışıyorsunuz ama bunların hiçbir anlamı yok. İyi zamanlar, mağduru olduğunuz toksik istismar döngüsünün birer parçası sadece. Ve iyi zamanlar birer tuzaklar.

Bu ilişkide kalmaya devam ediyorsunuz, bu ilişkiden çıkamıyorsunuz zira siz bir bağımlısınız. O rahatlamayı ve ödülü, bir sonraki iyi zamanı kovalıyorsunuz.

Umut sizi bu şekilde saplanıp kalmış bir şekilde tutabilir.

#Dördüncü neden, sorumluluk almaması. Sizi her kırdığında, hikaye bir şekilde ters yüz oluyor ve siz onu kırmış oluyorsunuz. Aşırı tepki gösteren, tetiklenen, onun bu şekilde davranmasına neden olan siz oluyorsunuz. Bu anlarda oldukça ikna edici davranabiliyor ve ağlayabiliyor. Hatta yıkılmış görünebiliyor. Hatta söylediklerine kendi bile inanabiliyor.

Anlamanız gereken şey, sorumluluk almayan biri değişemez. Yüksek derecede borderline ya da narsist özelliklere sahip biri için yansıtma ve suçu karşı tarafın üstüne yıkma sadece birer taktik değil, birer refleks ve hayatta kalma mekanizması.

Borderline bir partner, kendisinin oldukça farkında olabilir. Kendisini tetikleyen şeyleri söyleyebilir, travması hakkında konuşabilir. Ama kendisinin farkında olması ile sorumluluk alması aynı şeyler değiller. Çünkü yoğun terapi ve uzun süreli çaba olmadan, refleksleri ve hayatta kalma içgüdüsü, kendisi ile ilgili iç görüsünü her zaman ezecekler.

Yoğun terapi ve uzun süreli çaba olmadan uzun vadeli değişim olmayacak. Ama bu iç görü, kırılganlık ve duygusallaşma anları, size umut veriyor. “Değişmeye başladı, bu bir ilerleme” diye düşünüyorsunuz.

Fakat bunlar geçici anlar çünkü yaptıklarının sorumluluğunu üzerine almadığı sürece değişim olmayacak.

#Beşinci neden, çok çabalarsanız, size vaad edilen fantezi geleceğe eninde sonunda ulaşabileceğinize inanmanız.

Ne kadar kötü olursa olsun ilişkiyi bırakamıyorsunuz çünkü bu işin sonunda sizi bir hazine beklediğine inanmaya koşullandınız. Eğer daha fazla çabalarsanız, daha iyi severseniz, daha fazla sabırlı olursanız, onu tetiklemeyi bırakırsanız, her şeyi doğru yaparsanız, sonunda o fantezi geleceğe ulaşabileceğinizi sanıyorsunuz.

Başından beri, sadece görmek istediğini şeyi gördünüz. Sonra da o şeyi kaybetmenin sizin suçunu olduğuna ve o şeyi yeniden kazanmanız gerektiğine inandırıldınız. Böylece hamsterlerin üzerinde koşturdukları tekerleğe bindiniz ve bir fanteziyi kovalayıp duruyorsunuz ve gerçeği kabul etmeyi reddediyorsunuz. Arada ekmek kırıntısı şeklinde o versiyonunun kısa süreli reklamını izlediğinizde beyniniz, “gördünüz mü, ödüle daha yakınız, belki de sonsuza kadar mutlu yaşayacağımız bir bitiş çizgisi var” diyor. Ama hiçbir zaman var olmamış ve olmayacak bir şeyi kovalıyorsunuz, biraz daha fazla çaba ile, biraz daha hızlı koşarak sonunda finale ulaşabileceğiniz yanılgısı içinde debeleniyorsunuz.

Peşinde koştuğunuz ilişki, gerçek dünyada var olan bir şey değil ve hiçbir zaman da var olmayacak.

#Altıncı neden, onun travması size bir ilerleme gibi görünüyor. Size çocukluğunu, yaralarını, acısını açtığında, tüm gardınız yere iniyor. Öfkeniz diniyor ve “bana açılıyor” diyorsunuz. Ama bu duygusal kırılganlık, size takılmak üzere hazırlanmış bir kancadan başka bir şey değil. Çünkü siz ne zaman ağlasa ya da acı bir hikaye paylaşsa, tüm o kaosu, saygısızlığı ve manipülasyonu unutuyorsunuz. Ve bir anda o kurtarıcı rolünüze geri dönüyorsunuz ve kendinizi ondan sorumluymuş gibi hissediyorsunuz.

Ama biraz dikkatli bakarsanız, sizinle travmalarını ondan uzaklaştığınızda, yaptığı şeylerin sonuçlarını ödeme ile karşı karşıya kaldığında ya da kontrolü kaybediyor olduğunda paylaşıyor. Yani sorumluluk almaktan, sonuçları yaşamaktan kaçmak için bir taktik olarak size açılıyor.

#Yedinci neden, değişmeyi teşvik edecek bir şeyin olmaması. Siz bu ilişkide, ilişki harika olduğu için değil, o aşık olduğunuz versiyonunun geçici ve gelmeyecek bir versiyon olduğunu defalarca ispatlasa da, değişecek umuduyla kalıyorsunuz. Ve sizin umudunuz onun sözlerine, potansiyeline, ilerleme ihtimaline bağlı kaldığı sürece, bu döngüye saplanıp kalacaksınız.

Şunu kendinize sorun: Bu insan neden değişsin? Onun bakış açısından bakarsanız, ilişki çalışıyor. O ilgiyi, güveni ve kontrolü alıyor, siz ise kaosu, suçluluk duygusunu ve tüm sorumluluğu. Bu kadının değişmesi, kendisine fayda sağlayan bu durumu değiştirmesi için hiçbir mantıklı neden yok.

Bu noktada da, sizinle paylaşacağımı söylediğim acımasız gerçeğe geliyoruz: onu şu an olduğu gibi sevip kabul edemiyorsanız, onu sevdiğiniz falan yok. Siz bir fanteziye aşıksınız, onun başlangıç versiyonuna mı dersiniz, potansiyel versiyonuna mı dersiniz bilmem ama gerçekten beraber olduğunuz kadını sevdiğiniz falan yok. Ve bu kadın şu ana kadar değişmediyse, ya değişme kapasitesi yok ya da değişme isteği. NOKTA.

Belki yaralı, belki hayatın altında ezilmiş belki de stresli. Belki sinir sistemi hayatta kalma moduna saplanmış vaziyette. Belki travması var. Ama bu durumun sorumluluğunu yüklenmediği sürece, onu ve ilişkiyi kurtarmak için yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

Bu gerçeği kabul ettiğiniz anda, umudunuz kafesiniz olmaktan çıkar ve bir dönüm noktası olur. Bu noktadan itibaren gücü elinize almaya başlarsınız.

Şunu unutmayın: toksik ilişkiler daha iyi ilişkilere dönmezler. Daha berbat yıkım getirecek ilişkilere evrilirler.

Toksik ilişkiler rehberimize de bir göz atabilirsiniz.

Kaynak: The Harsh Truth: Why She’s Not Going to Change (Hope Is a Trap)

Terk eden ve peşinden çok koştuğum eski sevgilim ile karşılaştım – Vaka çalışması

Eski sevgilim ile bir buçuk sene önce ayrıldık, daha doğrusu o benden ayrıldı. Yaklaşık bir sene boyunca ara ara yazdım. Başlarda da çok ısrar etmiştim.

Eski sevgiliden ayrıldıktan sonra ne kadar erken iletişimi kes kuralı uygularsanız o kadar iyi. İlk 2-3 gün, siz daha zorlamayın ama bilemedin bir hafta, iletişime devam edip ısrar etmen, geri dönüşsüz değil ama bundan daha uzun süre ısrar ederseniz, geri dönüş ihtimalini pratik olarak sıfıra yakın bir noktaya indirdiğiniz gibi, kendi iyileşme sürecinizi de uzatırsınız.

Sizin ilişki ne kadar sürdü bilmiyorum ama eğer iletişimi keserseniz, iyileşme süreciniz ilişkinin üçte biri ya da en fazla 6 ay sürer. Eğer kesmez peşinde koşarsanız, daha fazla ayrılık yarası alırsınız, iyileşme sürecinizi uzatırsınız.

Ben bu dönemde kızı online stalkladığını da tahmin ediyorum ki, online stalk bir insanı aylarca hatta bazen yıllarca eski sevgilinin peşinde ya da gizli gizli yörüngesinde tutan, çok büyük bir bela.

En son 4 ay önce, uzun bir muhabbet olmuştu ve yine istemediğini belirtti.

14 ay boyunca peşinde koşmuşsun. Normalde 6 ayda atlatacağın ayrılık acısını atlatmak için senin daha 4-6 aya ihtiyacın var maalesef (iyileşme süreci bir umutla en son iletişim kurduğun zamandan başlar).

Sonra hiç ulaşmadım ve aramadım. Alışmıştım iki gün önce tesadüfen gördüm ve yanına gittim.

Şimdi gördüğün gibi iyileşme sürecine girmişsin ama büyük bir hata yaparak yanına gidip konuşmuşsun. Terk eden eski sevgili ile karşılaştığınızda, medeni bir şekilde selam verin ama yanına gidip konuşmayın. O size gelirse biraz muhabbet edin ama kısa kesin ve bir bahane ile kibarca sıvışın. Bu muhabbete asla ilişki, eski ilişki gibi konuları konuşmayın.

Kısa bir muhabbet oldu naber gibisinden ve “biri oldu mu diye sordum” ama uzatmadı.

İkinci ve aslında daha büyük hata da bu. İlişki konusu açmışsın. Bunlar iletişimi kes sürecini sıfırlayacak şeyler. Kazanımlarını koruman lazımdı.

Ben istekli davrandım sonrasında kısa kesti ve ayrıldık. Eve gittiğimde bir kere aradım ama dönüş yapmadı. Ben çok yanlış mı yaptım?

Şimdi bu kızın sana dönme ihtimali zaten sıfır. Sıfırı daha da sıfırlayamazsın. Yani “dönmesi için yanlış mı yaptım” diyorsan muhtemelen o konuyu artık etkileyemezsin. Gerçi, eğer gidip konuşmasan bir ihtimal yükselirdi ama senin gibi en ufak umut ışığına sarılan birine bunu söylememek lazım.

Yanlışın, gayet de iyi giden iyileşme sürecini baltalaman. Bir umuttur maymun eden insanı. Terk edilir edilmez, yeniden beraber olacağız umudunu öldürmeye bakın. O umut, terk edenin geri gelme ihtimalini düşürdüğü gibi, iyileşme sürecinizi de dondurur. Tam tersine “bu iş burada bitti asla başlamaz” deseniz, geri gelme ihtimalinin artmasının yanında, daha çabuk iyileşirsiniz.

Geri gelme ihtimali neden artar? Her şeyden önce terk edene ulaşmayı, terk edeni takip etmeyi bırakırsınız ya da bırakmanız daha kolay olur. Karşılaştığınızda, “terk ettim ama o da beni bırakmış yoluna bakıyor” sinyali verirsiniz ve bu sinyali içsel bir “bizden daha olmaz” inancı kadar sağlam gönderecek başka bir ruh hali yoktur.

Ama siz umudu “prenses / prens beni bıraktı gitti, ilişkimizi çöpe attı, artık buradan çıkarmaz” gibi kendinizi ezen bir kafada değil, “ilişki bittiyse bitti, ben de çöpe attığı ilişkinin başında bekleyecek kadar onursuz değilim, ben de bırakır giderim” şeklinde olmalı.

Bir de sana tavsiyem sen artık bu insandan tamamen uzak dur. Yani artık görmezden gel. Zira sen konuşursan eskiye dönersin gibi.

Anlatmamışsın ama iletişimi kes kuralı mı uyguluyorsun yoksa sadece aramamayı mı beceriyorsun? İletişimi kes üç ayaklıdır ve üç ayağı ile de yapılmalıdır:

Birinci ayak, terk edene asla ulaşmıyorsun.

İkinci ayak ki bu devirde birincisi kadar önemli, terk edenden asla haber almıyorsun, onu stalklamıyorsun. Sadece whatsappta online mı ya da kaç takipçisi var, artıyor mu artmıyor mu diye bakmak, en az Instagramında hikayelerine ya da fotoğraflarına bakmak kadar stalk. Birilerinin onun Instagramına bakıp size haber uçurması da stalk.

Üçüncü ayak, kendi hayatınıza odaklanmak. Daha fazla sosyalleşmek, ilişki bitiminin ilk 2-3 ayı kendine dönüp sonra yeni limanlara açılmak, uzun süredir yapmak istediğin bir şeyi yapmak gibi.

Keşke önceden tanısaydım abi sizi.

Aslında evet, keşke bu kadar zaman kaybetmeseydin. İnsanlar bir daha onun gibisini bulamam gibi bir kafayla terk edenin peşinde koşup (açık açık ya da stalk ile gizli gizli), çok zaman kaybediyorlar.

Bir seneden uzun ilişkiler, insanın hayatına yaklaşık olarak 1.5 – 2 senede bir girerler. Ama bunun için sizin yola çıkmış olmanız lazım. Sen bu kızı o zaman bıraksaydın, şimdiye muhtemelen yeni sevgilin olurdu.

Yine de bir sonraki sevgilinden önce buldun yani o açıdan erken buldun.

Tepkini biliyorum abi ama yine de sormak istedim sessizlik ve unutmak bu durumda bile karşı taraftan sonuç aldırır mı?

Bu soru, unutmak ile zıt bir soru. Senin asıl sorduğun “sessiz kalır ve unutmuş gibi davranırsam bana geri döner mi?” Cevap, hayır. 1.5 sene geçmiş, dönmez. Zaten az önce belirttiğim gibi “terk edeni terk etme” zihin yapısında olmayan insan, karşısındaki geri dönse bile, 5-10 dakika konuştuğunda, itici hale gelir ve geri dönen yine kaçar.

Senin umudu öldürmen lazım. Umut, kimsenin olmadığı ve birini bulmak için çaba harcadığın dönemde tatlı bir hayal olarak sana zevk veriyor ama acıdan kaçıp ufacık zevke bağlanman, senin uzun vadede daha çok acı çekmene ve kaybetmene neden oluyor.

Bu kızla bir daha asla ama asla ama asla olmayacağını kabul et. Bu umudu öldür. Bu umudu öldürmen, asıl umudu yeşertecek yani seni seven başka biriyle karşılaşma umudunu. O umudun gerçekleşme ihtimali çok yüksek ama sen bu olmayacak umuda sarılıp, o umudu erteleyip duruyorsun.

Bu siteye yeni geldiyseniz, eski sevgili terk ettikten sonra uygulamanız için, no contact kuralını (iletişimi kes kuralını) şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca şu yazılarımıza da göz atmanızı tavsiye ederim:

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Terk eden eski sevgili mesaj attığında ne yapmalısınız?

Terk eden eski sevgili mesaj attığında ne yapmalı? Terk eden eski sevgili mesaj attığında cevap verilmeli mi? Eski sevgilinin mesajına cevap vermezsem ne olur?

Terk edildikten sonra eski sevgili ile ilgili sıklıkla sorulan bu soruların cevabı, aslında ilişkiye ve nasıl terk edildiğinize bağlı.

Öncelikle terk eden eski sevgili mesaj attığında cevap verilmeli mi sorusundan başlayalım. Şu durumlarda, eski sevgilinin size ulaşmasına izin vermeyin yani ne aramasına ne de mesajına cevap verin:

#Toksik ilişkinin toksik ve manipülatif olan eski sevgili – Toksik ilişkiler maalesef nazik bir şekilde bitmez. Çoğunlukla toksik taraf terk ettiğinde, özellikle bu taraf narsist biriyse, sizi yedekte tutmak için mesajla kırıntı atar ya da belki gerçekten dönmek ister. Her iki durumda da, toksik bir ilişkiyse, terk edeni tamamen görmezden gelin. Size mesaj atarsa, henüz engellemediyseniz engelleyin. Fake hesap ve başka numaradan devam ederse de o numaraları ısrarla engelleyin.

Uzun süredir eski sevgilinin manipülatif oyunlarına maruz kalan biriyseniz, size tavsiyem o mesajları kesinlikle okumayın. Bu insanın sizi nasıl manipüle edeceğini bilen ve sizi tuzağa düşürmekte usta biri olduğunu kabul edin, size yazılanları okursanız tuzağa düşebileceğinizi kabul edin ve o mesajları okumayın bile.

#Ayrıl – barış ilişki – Eski sevgili tarafından daha önce de terk edildiyseniz, özellikle de bu belki üçüncü belki onuncu terk ediş ise, artık bu insanın mesajına cevap vermeyin. Bu ilişkinin sonu, sizin tam olarak terk edileceğiniz yer olmasın, önce siz bu işe son verin. Kontrolü bir eski – bir yeni sevgilinin elinden alın ve bu insanı siz terk edin.

#Aldatan – daldan dala atlayan eski sevgili – Aldatan eski sevgiliye kesinlikle bir şans vermemeniz gerektiği gibi, sizinle konuşma veya mesajlaşma fırsatı da vermeyin. Aldatan kişiye en iyi cevap, onu tamamen hayatınızdan atmanızdır. O nedenle aldatan, aldatarak terk eden eski sevgiliye asla cevap vermeyin.

Daldan dala yani sizden hemen birkaç hafta sonra bir sevgiliye atlayan, eski sevgilisine dönen ya da bir iki ay sonra şüphelendiğiniz ama “ay saçmalama Rıfkı bir Sıtkı ile arkadaşız” olan adamla sevgili olan kızı geri almayın, mesajlarına ya da herhangi bir şekilde size ulaşmasına izin vermeyin.

Şimdi bunları aradan çıkardıktan sonra, eski sevgilinin mesaj atması ile ilgili en çok karşılaştığım senaryoya gelelim. Eski sevgili sizi normal bir ilişkiden sonra terk etti, geri almanızı engelleyecek bir şey yok ve size ulaştı. Siz onu geri almak istiyorsunuz. Ne yapmalısınız?

Öncelikle size mesaj attığını telefon statüsünden gördüyseniz, yaklaşık 30 dakika – 1 saat cevap vermeyin ve kendinizi sakinleştirin. Sakin olsanız bile sakinleştirin 🙂 Bir yürüyüş yapın, düşüncelerinizi toparlayın.

Bu süre zarfında mesajı geri çekerse, “selam ne haber? Bir mesaj attın sanırım ben okuyamadım onu” diye yine de mesaj atın.

Yapmanız gereken şey ne çok neşeli, ne çok üzgün ama neşeli tarafına daha fazla yakın bir modda, çok kısa bir şekilde mesajlaşmak. Eski sevgili çoğunlukla ilk mesajında “çok pişmanım, geri al beni” diye mesaj atmaz. Havadan sudan bir bahaneyle mesaj atar.

Karşılıklı beş ya da da on mesaj paslaşmasından sonra mesajlaşmayı daha fazla uzatmayın. Mesajlaşmayı, “şimdi bir işim var, senden haber almak güzel. Bu hafta buluşalım mı, X günü ya da Y günü akşam 7 gibi” tarzında buluşmaya çağırın. 2 gün vermenizin sebebi, iki günde de planı olma ihtimalinin daha düşük olması.

Burada yapabileceğiniz bazı geri dönüşü zor hatalar var.

#1 Çok üzgün ya da neşeli davranmaya çalışmak. Üzgün davranırsanız karşınızdaki size acır ve acıma duygusu uyandırmanız çekici değil itici bir hareket. İnsanlar, kendileri olmadan da normal bir yaşam sürdürebilecek insanları çekici bulurlar, kendileri olmadan dağılan insanları değil.

Aynı şekilde çok neşeli davranmanız da sizin olduğunuzdan iyi davranmaya çalıştığınıza işaret ki bu da itici bir şey.

#2 Çok uzun süre mesajlaşmak. Sanılanın aksine, eski sevgilinin ilk mesajla ulaşmasından sonra uzun süre mesajlaşırsanız, onun size ulaşmasını sağlayan özlem ve yokluk hissini tatmin edersiniz. Bırakın özlemi ve yokluğu buluşmada tatmin etsin. İlk mesajla birlikte uzun uzun mesajlaşıp sonra bu insan yine ortadan kayboldu diye şaşırmayın.

#3 Mesajına cevap vermemek – Terk edenin geri dönmesini istiyorsanız ve geri dönmesi sorun değilse, mesajına cevap vermemek, bu ihtimali azaltır. Mesajına cevap vermediğiniz zaman, “bana ulaşma” hatta “bana bulaşma” diyorsunuz. Bu “isteğinize” saygı duyarsa şaşırmayın.

#4 İlişki konusunu veya daha da kötüsü geri dönme konusunu açmak – Eski sevgili size ulaştığında, tek yapmanız gereken bir buluşma ayarlamak. İlişki konusunu o buluşmada bile konuşmamanız lazım ama ilk mesajdan sonra bu konuya girmeniz büyük hata. Bu mesajlaşmada “geri dön” moduna girmenizin ise çoğu durumda geri dönüşü yok.

İlk mesajlaşmalar hafif olmalı, ilişki hakkında olmamalı.

#5 İlk mesajdan sonra eski sevgiliye mesaj atmaya başlamak. Hayır, ilk 2-3 kez, terk eden ulaşmalı. Siz ona ulaşmayın. Kibar olun, size ulaşmasında sorun olmayacağını hissedeceği şekilde iletişime geçin ama ilk 2-3 kez o ulaşsın. Bunun istisnası belki buluşmayı teyit için birgün önceden ona mesaj atmanız olabilir. Bu teyidi de “yarın geliyor musun?” gibi bir soruyla değil, eski sevgiliyle çok kısa mesajlaşıp, “yarın görüşürüz” diye bitirerek yapın.

Birçok insanın yaptığı ve eski sevgili ile iletişimi koparan hata, eski sevgili kendisine ulaştıktan sonra sürekli ona ulaşmak.

Eski sevgili size 2-3 kez ulaştıktan sonra siz de ona ulaşabilirsiniz ama ona, onun size ulaştığından fazla ulaşmayın.

#6 Buluşma için ısrar etmek – Kısa mesajlaşmadan sonra buluşma teklifinizi geri çevirirse, asla ısrar etmeyin. “Tamam, sonra görüşürüz o zaman” diye mesajlaşmayı kapatın ve o size ulaşana kadar ona ulaşmayın. Bir daha ulaştığında ilk defa ulaşmış gibi, başta anlattığım şekilde mesajlaşın.

2 buluşma teklifinizi reddederse, bir daha siz buluşma teklif etmiyorsunuz. Bundan sonra ya size ulaşmayı kesecek, ya da buluşma teklifini o edecek. Buluşma teklif etmeden size ulaşıyorsa, kibarca başınızdan savın. Bahanenin önemi yok, bir şey bulun ve çok fazla mesajlaşmadan başınızdan savın.

Bu siteye yeni geldiyseniz, eski sevgili terk ettikten sonra uygulamanız için, no contact kuralını (iletişimi kes kuralını) şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca şu yazılarımıza da göz atmanızı tavsiye ederim:

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.