Bir arkadaşınızla muhabbet ediyorsunuz ve konuşma akıyor. Sonra ya tanımadığınız ya da sizi tedirgin eden, örneğin güzel bir kadın, yanınıza geliyor. Az önce kendiliğinden akan, eğlendiğiniz muhabbete devam etmek istiyorsunuz ama artık kilitlenmiş vaziyettesiniz ve bir şey söylemekte zorlanıyorsunuz.
Yalnızlık salgını ve ilişkiler krizi gibi problemlerle dolu günümüz dünyasında, insan etkileşiminin basit ama önemli öğelerini anlamak, inanılmaz derecede önemli. Bu nedenle, az önce size verdiğim senaryonun temelindeki bilimi konuşacağız. Burada beyninizde ve sinir sisteminizde çalışan mekanizmayı anladığınızda, bu problemi çözmek için bir yol haritası da ortaya çıkacak.
Normal bir muhabbet içindeyken, rahat bir durumda oluyorsunuz yani dinlenmeyi, rahatlamayı ve sindirimi yöneten parasempatik sinir sisteminiz aktif. Böyle bir muhabbet içindeyken stresli değilsiniz, rekabet içinde değilsiniz, yargılanmıyorsunuz. Rahatsınız ve rahat olduğunuz için kelimeler akıyor. Bu nedenle örneğin sosyal kaygısı olan birinin alkol alırsa çenesi açılıyor çünkü sinir sistemi rahat bir duruma geçiyor.
Siz rahat bir muhabbet içindeyken yanınıza biri geliyor ve bu kişi yanınıza gelir gelmez sinir sisteminizde bir şeyler oluyor. Sinir sisteminiz, artık rahat olmadığınız bir duruma geçiyor yani parasempatik sinir sisteminden, sempatik sinir sistemine geçiyor. Sempatik sinir sisteminiz, tehlike anında devreye giren savaş – kaç – don tepkisini yöneten bir sistem. Örneğin insanlar sosyal etkileşimde genellikle donuyorlar.
Tanımadığınız biri konuşmaya dahil olduğunda sempatik sinir sisteminiz aktif hale geliyor çünkü bu insanın yanında güvende olup olmadığınızı bilmiyorsunuz. Bu güvensizliğin bazıları aynı anda bulunabilen birden fazla nedeni olabiliyor. Bu nedenlerden birisi, sosyal etkileşimlerde güçlük çeken birçok insanın, gelişimlerinin bir noktasında, ortalam bir insanın tehdit olduğunu öğrenmesi. Aslında bu insanların karşılaştıkları çoğu insan tehdit değildi ama örneğin bazıları çocuklukta akran zorbalığına uğradılar. İnsan beyni tehditlere öncelik verdiği için, konuşmaya giren bu insanın sizinle dalga geçme ihtimali %10 bile olsa, beyniniz bu tehdide öncelik veriyor.
Sosyal etkileşimlerde böyle bir tehdit algısına sahipseniz muhtemelen hayatınızın ilk 15 yılında, yeni bir insanı, aksi ispatlanana kadar tehdit olarak algılamayı öğrendiniz. Arkadaşınızla rahat rahat konuşurken size yabancı biri konuşmaya dahil olduğunda, sinir sisteminizin otomatik olarak sempatik sinir sisteminin kontrolüne girme sebebi bu. Yani geçmişte insanlarla sosyal etkileşimde yaşadığınız deneyimler yüzünden, savaş – kaç – don moduna giriyorsunuz.
İkinci olarak da, beynin tehdit yakalama, hayatta kalma, korku ve kaygı üretme merkezi olan amigdala devreye giriyor. Ortada konuşmaya size yabancı birinin dahil olması gibi oldukça zararsız bir uyaran var. Ama bu zararsız uyaran, geçmişiniz nedeniyle, amigdalanızı devreye sokuyor. Korku hissediyorsunuz ve kalp atışınız hızlanıyor. Ve bu noktada gerçekten enteresan bir şey oluyor: bunu durdurmaya çalışıyorsunuz. Beyninizin ön lobları devreye giriyor ve “tanrım, bu yine oluyor” diyor. “Normal bir muhabbet bu! Neden rahat olamıyorum?”.
Bu noktada beyinde bir içsel savaş başlıyor. “Rahatlamalıyım. Daha cezbedici olmalıyım, daha cezbedici olmalıyım, …”. Bu aşamada artık kendi kendinize konuşuyorsunuz, hem duyarlı hem de içe dönüksünüz. Doğal bir dürtünüz ortaya çıktı ve onunla savaşıyorsunuz. Ve o dakikadan sonra işiniz bitiyor. Neden? Çünkü, sağlıklı sosyal etkileşim, sizinle bir başka insan arasında akıcılık gerektirir. Siz karşı tarafa bir şey söylersiniz, o size bir şey söyler ve sonra siz ona bir şey söylersiniz.
Ama kendi içinizde savaşa tutuştuğunuzda, farkındalığınız kafanızın içine döndüğünde, karşı taraf ile aranızda kurulan akıcı bağı kaybedersiniz. Beyninizde frontal korteks aktif hale gelip amigdala ile güreşmeye başladığında, akıcı ve rahat bir şekilde konuşamamaya başlarsınız.
Bu konuyla ilgili oldukça ilginç bir tıbbi örnek var. Bir insan beynin ön loblarına kan taşıyan damarlarda felç geçirirse, beyin ön lobları doğru düzgün çalışamamaya başlar. Bu durumda,felç geçiren kişi, bir anlamı olsa da olmasa da konuşmaya başlar. Örneğin doktor bu kişinin avucuna hayali bir ip koyar ve kişiye ipi nasıl bulduğunu sorar. Kişi ise avucunda ip olmamasına rağmen, “çok güzel bir ip” der. Ön loblarımız sözleyeceğimiz şeyleri sınırlar, mantıksız veya alakasız şeyler söylememizi engeller. Ön loblar zarar gördüğünde, insan mantıklı olup olmasın bir şeyler söyler.
Biz burada, ön lobların devreye girerek bizi iç savaşa sürüklediği mekanizmayı kapatmayı öğreneceğiz. Sosyal ortamda donduğunuz zaman bunu yapabildiğinizde, yeniden akıcı bir şekilde konuşabileceksiniz.
Burada yapmanız gereken şey, sempatik sinir sisteminizi kapatmak. Bunun için de nefesinizi kullanmanız, derin ve yavaş nefes alıp vermeniz en etkili ve kolay çözüm.
Sempatik sinir sisteminiz aktif hale geldiğinde, hızlı nefes alıp vermeye başlarsınız. Nefes alışveriş hızınızı yavaşlatabilirseniz, sempatik sinir sisteminizi de kapatabilirsiniz, kendinizi sakinleştirebilirsiniz.
Kaygılı ve korkulu hissettiğinizde, 3 kez ve yavaşça derin nefes alın ve verin.
İkinci yapabileceğiniz şey ise, tehdit algınızı değiştirmek. Amigdalanızın bu insanı tehdit olarak algılayacak şekilde eğitildiğini hatırlayın.
Kedilerle ilgili bir örnek vereceğim. Birbirini bilmeyen 2 sokak kedisini aynı evde yaşamak üzere bir araya koyduğunuzda, birbirlerine tıslamaya başlarlar çünkü iki kedi de diğer kediyi tehdit olarak görür. Çünkü bu kediler sokaktaydılar ve sokakta yabancı kedi genellikle tehlike demekti. Bu kedilerin tehdit algısını rehabilite ederek onları sonunda birbirlerini kucaklayan iki kediye döndüren bir program var.
Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, sosyalleşemeyen kedileri sosyalleştirmek için oldukça sofistike programlar geliştiriyoruz ama sosyalleşemeyen insanları sosyalleştirmek için bir programmımız yok.
Kedilerin tehdit algısını değiştirmek için kullanılan maruz kalma terapisini insanlar için de kullanabiliriz. Bir yabancıya verdiğiniz tehdit tepkisini söndürmek için, size yabancı insanlarla zararsız ama sizi stresli hissettirecek etkileşimlere maruz kalmalısınız.
Amigdalanız bir yabancı ile karşılaştığında aktif hale geliyor çünkü siz büyürken, yabancı insanların tehlikeli olduğunu öğrendiniz. Yapmanız gereken şey ise, sizi bir miktar strese sokacak şekilde, tanımadığınız insanlarla tekrar tekrar zararsız etkileşimlerde bulunmak. Bunu yaptıkça, amigdala tepkiniz doğal olarak sönmeye başlar.
Dale Carnegie’nin Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı (How to Win Friends and Influence People) kitabı, insanların mem konusu yapıp durduğu bir kitap ama bence aynı zamanda harika bir kitap. Kitabı harika yapan şey içindeki teknikler değil, Dale Carnegie’nin sizi, tekrar tekrar sosyal etkileşimlere maruz kalmanız için kandırması. Bu, yapmanız gereken en önemli şey. 4. Bölümde gülümsemekten bahsediyor ki bu da harika bir fikir.
Fakat günümüzde öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, bu konuda da dikkatli olmanız gerekiyor. İnsanlar yabancıların özellikle de yabancı bir erkeğin kendileri ile etkileşime girmesinden tedirgin oluyorlar. Bu nedenle size tavsiyem başlangıçta, sizin ilişki havuzunuzdan çok uzakta olan yabancılarla etkileşime girmeniz. Örneğin ben, ilk başta yaşlı insanlarla etkileşime girdim, örneğin onlarla asansörde konuştum. Mesela asansörde birini güzel bir tişört ile gördüğümde, “bu harika bir tişört, nereden aldın?” gibi sorular sordum. Bu şekilde küçük etkileşimlerle başlayın.
Bunun bile size korkutucu gelebileceğini biliyorum. Ama bu tür küçük etkileşimleri yaptıkça, korku – tehdit tepkiniz sönmeye başlayacak.
İkinci yapabileceğiniz şey ise etkileşime merakla girmek. Yabancı biri konuşmaya katıldığında ve donduğunuzda, aynı zamanda bu kişiyi gözlemliyorsunuz. Tehlike sisteminiz aktif hale geliyor yani bu insanla etkileşime girmek yerine bu insanı ölçüp biçiyorsunuz, değerlendiriyorsunuz. Beyniniz, bu kişinin vücut diline, ne dediğine dikkat veriyor. Bu da empatik karşılıklı etkileşime engel oluyor. Ya zihninizde takılı kalmış ya da karşınızdakine odaklanmış oluyorsunuz ve karşılıklı etkileşim olmuyor.
Bu durumu yönetmenin en iyi yollarından birisi merak. Merak, parasempatik sinir sisteminizi aktif hale getiren bir duygu. Bu nedenle, yabancı biri ile karşılaşıp donduğunuzda, bu insana merak duyun. “Bu insan kim?”, “onu buraya getiren ne?” gibi soruları düşünün. Bunu konuşma olarak yapmanıza da gerek yok, zihninizde bu kişiyle ilgili merak ettiğiniz soruları sorun. “Bu insanlar belki 5 dakika etkileşeceğim ve onu muhtemelen bir daha hiç görmeyeceğim. Bu insanı anlamaya çalışayım” deyin. Bu insandan öğrenebileceğiniz, bu insana sorabileceğiniz bir şey var mı diye düşünün.
Burada konuşmamız gereken bir şey de, yabancı biri ile karşılaştığımızda, bu insanın bizim hakkımızda düşündüğü şeyleri neden önemsediğimiz. Çünkü karşılaştığımız çoğu yabancıyı, çoğu güzel kadını muhtemelen bir daha hiç görmeyeceğiz. Böyle birinin sizden hoşlanmaması o kadar da sorun değil. Özellikle sosyal kaygıya sahip biriyseniz, bu insanın sizden hoşlanmaması, sizi gece bile bu olayı düşünmeye iten bir tetikleyici olabilir ama günün sonunda, büyük resim içinde, bu çok da önemli bir şey değil. Eğer bir yabancı ile etkileşimde kaygı hissetmeye başlıyorsanız, derin ve yavaş nefes alıp verin, “şu an kaygılanıyorum” diye düşünün. Bu şekilde nefes alıp vermeniz ve kaygı hissine isim vermeniz, beyin ön loblarınızda aktif olmasını istemediğiniz bölümleri kapatırken, aktif olmasını istediğiniz bölümleri devreye sokar.
Son olarak da bilişsel yeniden çerçevelemeye bakacağız. Yabancı biri ile etkileşiminizi “bu insanla etkileşim için bir fırsat” olarak görün. Amigdalanız bu insanla etkileşimi tehdit olarak görürken bu şekilde bir yeniden çerçeveleme yapmanız, ön beyin aktivitesini değiştirebilir. Ön loblar tehlikeyi ölçüp biçme modundan, merak moduna geçebilir. Bu etkileşimi tehdit değil, fırsat olarak görebilir. Bunun sonucunda da parasempatik sisteminiz yeniden devreye girer ve konuşma akmaya başlar.
Yayınlarını daha iyi bir yaşam için serisinde derlediğimiz, ailemizin psikiyatristi Dr.K’nın şu yayınından çeviri: How To Act Natural In Conversations

Bende de şu var mesela. Basit konular hakkında konuşamıyorum. Tanıdık tanımadık farketmez. Ya işte bugün hava soğuk,yağmur yağcak diyorlar,bugün de kalabalıkmış burası vs. gibi lafları sarfetmek zul gibi geliyor bana. O yüzden insanlar beni sessiz biri sanıyor. Halbuki konuşacak niş bir konu bulsak sabaha kadar konuşabilirim o konu hakkında mesela.
Bende de şu var mesela. Basit konular hakkında konuşamıyorum … Halbuki konuşacak niş bir konu bulsak sabaha kadar konuşabilirim o konu hakkında mesela. Standart sosyal kabiliyetsiz birisin yani, sosyal olarak kabiliyetsiz olduktan sonra sana özel bir durum değil. Bildiğin inek – nerd.
O yüzden insanlar beni sessiz biri sanıyor. Olduğun şeyi görüyorlar.
Tişört örneği güzel fakat her zaman yapılmayacak ve ezbere bir şey. İlk adımı ya da girişimi atmak için insan bazen cidden bir şey bulamıyor, özellikle de bu konuda kötüyse. Bu sadece kadın, flört anlamında değil örneğin girdiğiniz markette kasiyerle konuşmak için de düşünebilirsiniz. Bu açılış cümlelerini nasıl geliştirebiliriz?
Pratikle. Tişört örneği ezber değil örnek.
Mahmut abi ben eskiden aynı bu şekilde, insanlarla iletişim kurmaktan endişe duyuyordum. Uzun bir süredir bunu aştım, çekincem kalmadı ama insana karşı içimde bir ilgisizlik, yabancılaşma oldu. Çok yakın dar çevrem dışında, beni yadırgamayacağını bildiğim insanla bile iletişim kurmak istemiyorum, bir işim varsa mümkün olan en kısa şekilde halledip kendime çekiliyorum. Allah var insanlar çaya sohbete de çağrıyorlar. Kendimle ve dar çevremle mutsuz değilim fakat bu yabacılaşma durumunun çok da doğru olmadığına dair içimde bir sezgi var. Bununla ilgili ne tavsiye verirsin?
Bir şeyi aşmamışsın, sadece hissizleşip korkuyu kendine ilgisiZlik, yabancılaşma diye yutturmaya başlamışsın.
Abi selamlar , Yurtdışında bir işe basladim birçok Türk çalışanın relocation ile geldiği bir yer daha dün training’e başladık. Bir tane çocuk kıza yaklaştı ve bugun 2.gün kıza karsi tavrı hep yardım etmek, fazla konusmak, kiz onu basitçe terslediginde fazla açıklama yapmak ilgisini cok belli ediyor ve öğrendiğimiz bu kadar hızlı ve yoğun ilginin ters tepmesiyken araları iyiymiş gibi gorunuyor hadi ben kendini bir halt sanıp başkalarını kötüleyen biri olayım ama dün bir bugun 2 bu nasil mumkun olabilir? Bu arada ben de insanlarla sosyalesiyorum olmasi gerektigi kadar abartmıyorum ilk günden kimsenin uzerine atlamiyorum. İşin ve paranin kızdan daha önemli… Read more »
öğrendiğimiz bu kadar hızlı ve yoğun ilginin ters tepmesiyken araları iyiymiş gibi gorunuyor hadi ben kendini bir halt sanıp başkalarını kötüleyen biri olayım ama dün bir bugun 2 bu nasil mumkun olabilir? Araları neden kötü olsun, iş arkadaşı ikisi de ve frekansları uymuş. Ha, bunlar istatistik işi, bu şekilde sevgili bile olabilirler.
eskiden kızlarla konuşmayı vakit kaybı olarak görüyordum hepsini dedikoducu tipler gibi goruyodum yaklaşık 3-4 aydir bu durumu düzeltmeye çalışıyorum Bundan hızlıca kurtulmaya bak zira bu bariz bir “kedi uzanamadığı ciğere mundar der” kafası. Tercih edilmezliğinle başa çıkamayınca, yansıtma yapıyorsun. sokakta çiftler görünce küçükten beri böyle olsan sen de böyleydin diye canım sıkılıyor elimden gelince yapıyorum ama ne biliyim sekse öpüşmeye ihtiyacım var valla ilgiye de biraz bu nasıl çözülür Şu aşağılık kompleksinden, negatif muhtaçlıktan kurtulana kadar, bunlara göre davranmamaya kasman lazım. Bu kafayla pozitif cinsel gerilim yaratman zor. sürekli lan 22-23de anca bulursun gibi saçma şeyler düşünüyorum. Muhtemelen doğru bu.… Read more »
“Şu an kimse yok ama yola çıkarsam 4-5 aya bilemedin 12-15 aya biri olur” kafasında olmak.
Çünkü çoğunuz için gerçek bu. Abazanlık dediğin “kimse beni sevmeyecek, olmayacak” kafası aslında gerçekdışı olan.
Anne karnında algılar açılmaya başladığı anda OTOMATİK bir yaşantıya başlıyoruz. Ve ölünceye kadar da OTOMATİK yaşantı devam ediyor. (Fiziksel kimyasal duygusal olarak etkileniyoruz etkiliyoruz.)
Bilim adamları, düşünürler, Mahmut ağbiler, ve ben ne dersem diyeyim OTOMATİK kullanım klavuzunu anlatabilir. Anlayanda herkese göre olanı anlar.
Birde bu bedenin MANUAL kullanım klavuzu var. Sadece kişiye ait olduğu için kimse size bunu veremez.
Gerçek yarışçılar MANUAL kullanır.
Bir de özellikle karşı cins biriyle ayak üstü sohbette sohbeti günün saatine göre “Günaydın! Tünaydın!” ya da “iyi akşamlar” diye başlattığımızda hem sohbetin ipleri elimizde oluyor, aynı zamanda ufak bir tebessüm karşı tarafın parasempatik sinir sistemini tetikliyor rahatlıyabiliyor. Benim en sevdiğim şeydir ayak üstü sohbetler kesinlikle muhteşem bir konuya değinmişsin mahmut abi yazıların için çok teşekkürler. Ne zaman okusam bir çok konu hakkında perspektifimi geliştiriyor gerçekten.