Sizden gelen sorular – Mayıs 2026

Soru #1:

Benim 3 ay süren muhteşem bir ilişkim vardı.

3 aylık ilişki çok iyi olabilir ama “muhteşem”, “harika” gibi abartı kelimeler kullanıyorsan bil ki sen fantezi dünyasındasın, gerçek dünyadan kopmuşsun. Ne kadar yükseğe uçarsan da o kadar yüksekten çakılırsın.

Her şey mükemmel giderken günün birinde birden ilişkide gelecek göremediğini ve bitirmek istediğini söyledi.

Sen fantezilerde uçarken, gerçek dünyada ne olup bittiğine tamamen gözlerini kapamışsın yani.

İkimiz arasında yoğun tutkular ve arzular vardı. Öyle ki beni çok arzulardı ve her gün minimum 2-3 saat telefonlaşmadan duramazdık. Ayrılık düşüncesinden sonra biraz tartışmalar oldu ama normal konuşmaya devam ettik.

Ayrılık düşüncesi değil ayrılık. Yani kız seni terk etti ama sen kızla görüşmeye devam ettin, belki sen peşinde koştun. Ayrılığı kabullenememenin cezası da genelde ayrılığı kesinleştirmektir.

Zamanla kendiliğinden aramız açılmaya ve daha da düşman gibi tahammülsüz olmuştu bana.

Normali o. Güzellikle hayırdan anlamayana kaba davranmak lazım. Yoksa kızı bırakacağın yok. Gerçek dünyaya dönmeye hiç niyetin yok.

En son buna dair güzel ve yargılamayacak bir şekilde mesaj attım ama tabiri caizse beni istemediğini ve seninle iletişim halinde olmak istemiyorum dedi.

Kız seni terk etmiş, sen kıza sülük gibi yapışmışsın. Bunda güzel bir durum da yok, yargılanmayacak bir durum da. Kız da kibarlıkla anlatamadı sana, sert bir şekilde söylüyor.

Ben de yaşanılan güzel şeyler için teşekkür ettim ve direkt sessizce ve efendice tüm sosyal medya hesaplarından takipten çıktım. Buna karşılık beni engellemiş her yerden. İlişki için sonuna kadar gayret ettim ve engellenmek üzücü oldu açıkçası.

Hayırdan anlamadığın için engellendin. Senin için de iyi olmuş. Yaptığın şeyi “sevgi için gayret ettim” diye cilalayıp parlatma.

Takipten her yerden çıkarak (no contact) ile güzel bir adım attığımı düşünüyorum. Sizce eğer bana karşı tutkusu ve sevgisi hala var ise günün birinde yazma şansı var mı? Bir o kadar şiddetli veya kötü bir ayrılık olmadı.

Hayırdan anlamadan kızın sana “bırak yakamı” dediği yere kadar gelirsen, geri dönüşü çok ama çok zor. Pratik olarak sıfır. Oldukça kötü bir ayrılık olmuş, kızdan engel yemen gerekmiş.

Burada doğru zihin yapısına girmen lazım. Bkz. Terk edildikten sonraki doğru zihin yapısı

Soru #2:

Geçen aylarda flörtleştiğim – ancak saldırı modunda yaklaştığımdan korkuttuğum – kız geçen ay kahve ısmarlamak istediğini söyleyince tekrar görüşmeye başladık. Bu sefer akıllandığımdan ve işten, hobilerden dolayı pek vaktim olmadığından kızın üstüne düşmedim ve beklendiği gibi bu durum pozitif etki yarattı: çoğunlukla kızın teklifi ve mesajlarıyla 7-8 defa görüştük.

Bir kadınla buluşmalarınızda kadın sıcak ise, 5 buluşmaya kadar şans verin. O kadar sıcak değilse 3 buluşmaya kadar. 7-8 buluşmada bir şey olmadıysa, o işin olmayacağını varsayıp kadını kibarca başınızdan savın. Yoksa evde oturacağıma, bedava yemeğe çıkayım diyen kadının sponsoru olursunuz.

Fiziksel anlamda yaklaşmama çok müsaade etmediğinden ve buluşmalar monoton hale geldiğinden kendimi kızın yemek/kahve sponsoru(!) gibi hissetmeye başladım ve son görüşmemizde de bir sinyal aldığımı sanıp elini tuttuğumda kız aşırı gerildi.

Kahve sponsoru kısmı doğru.

Arabada da vedalaşmak için sarılmak istediğinde birazdan kendisini öpeceğimi, hazır olması gerektiğini söylediğimde “Yoooo” deyip hiçbir şey olmamış gibi vedalaşıp gittiğinde kızı bırakma kararı aldım.

Doğru karar.

Üç dört gün mesaj atmayınca “Kahvemizi içip ve tatlımızı yiyince beni niye hemen unuttun ?” gibi bir mesaj attı.

Kadınlar beta uydu erkekleri yörüngede tutmak için, erkek yörüngeden çıkmak istediğinde geri çekmeye çalışırlar. Bu sevgi ya da ilgi değil.

Ben de dudaklarıma buseler kondurup, fiziksel anlamda yakın davranmayacaksa beni evimden boşuna çıkarmamasını söyledim. Bunu söyleyince de o kadar yüksekten uçmamam gerektiğini ve yapacak bir şey olmadığını söyledi (: Ben de kızı ghostladım.

Doğru.

Şimdi buradaki kızın baba sorunları, ilişki tecrübesizliği var.

Sana ilgisi yok. Bunun baba sorunları ile ya da tecrübesizlikle alakası yok. Olay kızın sana ilgisinin olmaması ve seni yörüngede tutması.

Biraz gergin, korumacı da fakat aynı zamanda iyi biri ve fiziksel özellikleri de hiç fena değil. Kız sorunlu gibime gelse de bir şeyleri düzgün yönetemedim ve yine saldırgan yaklaştım gibime geliyor ancak atak yapmadan da böyle kahve, kokteyl içip, yemek yemeye devam edecektik. Bu konu yoktan yere kafamı çok kurcalıyor.

Kızın sana ilgisi yok, yani kafayı kurcalayacak bir şey yok. Ama bunları düşünmeye devam edersen, seni hiç istemediği ve hiç istemeyeceği belli kadına duygusal yatırım yapar sürünürsün.

Soru #3:

Mahmut abi merhaba 2 yıllık bir ilişkim var. Bunun önemli bir kısmı uzak mesafe geçti; ben farklı bir şehirdeyim, o da başka bir şehirde tekrar sınava hazırlanıyor yanıma gelmeyi planlıyordu. Son 6 aydır çok kavga ediyoruz.

Sana geç olmuş ama bu tür ilişkilerde olanlar için yazayım. Yıllardır internette dolanan, genelde Corey Wayne’den de duyabileceğiniz ve katıldığım bir kural var: Uzak mesafe ilişkisi 2 seneden önce yakın mesafeye dönüşmez ise biter. Az çok 2 sene tabi ki, 365 x 2 gün saymanızın anlamı yok. Sizin ki de aynen bu şekilde bitmiş.

Sebepler genelde iletişimsizlik, yanlış anlaşılma, ilgisizlik, geçmiş kırgınlıkların kapanmaması ve uzak mesafe yorgunluğu.

Uzak mesafede iletişimsizlik – yanlış anlaşılma ve ilgisizlik olmaması mümkün değil, ilgi dediğinin çoğu mektup pardon whatsapp arkadaşlığı zaten.

Son tartışmada ayrılmadan önce bana çok ağır konuştu, “siktir git/defol” gibi şeyler söyledi. Ben de bundan sonra yazmadım. Sonra asıl derdinin çiçek olmadığını, uzak mesafede sevildiğini ve düşünüldüğünü somut şekilde görmek istediğini anlattı.

Uzak mesafede sevildiğini ve düşünüldüğünü ne o görebilir, ne sen gösterebilirsin. Bu kızın yaptığı saygısızlık, uzak mesafeye kendisi bilerek ve isteyerek devam etmesine rağmen, böyle düşük kalitede bir ilişkinin düşük kalitede olmasının faturasını sana kesmeye kalkıyor.

Özellikle aylar önce çiçek istediğini söylemişti; ben de “yüz yüze alınca yaparım” diye erteledim. Bu onun içinde çok büyümüş.

Sürekli çiçek almıyorsan, o çiçeği gönderebilirdin, zaten neyi yüz yüze yapıyorsun ki bu kaldı. Ayrıca aylarca yüz yüze gelemiyorsanız zaten öyle ilişki mi olur?

FAKAT, o çiçeği almaman hata olsa da, alsan anca uzatma dakikası alırdın, bu bir başka yerden patlardı.

Bana göre konu çiçek değil, düşünülme ve ihmal edilme hissi.

Konu, aylarca görüşmediğiniz uzak mesafe.

açıkçası şuan ne yapmalıyım bilmiyorum ayrıldı yani daha doğrusu uzun uzun kendini nelerin üzdüğünü yazdı sonra bitti böyle bir ilişkide olmak istemiyorum dedi.

Ne yapmalıyım derken bu ilişki devam etsin diye yapabileceğin bir şey varmış gibi soruyorsun ama yok. Uzak mesafe ve oldukça ayrı geçen bir ilişki olarak uzun bile sürmüş. Bundan sonra da olmaz.

ne yapacağımı bilmiyorum ilk defa bu kadar uzun bir ilişki ve uzak mesafe ilişkisindeyim ciddi düşünüyorduk çok şey planladık paylaştık.

Çoğu şey ise sanal ve gerçeklikten uzaktı. “Ay abii mesaj var, görüntü var, sen de yani illa fiziksel mi olacak?” diyenler var. Öyle maalesef, fiziksel yakınlık olacak, dokunma olacak, koku olacak, sarılma olacak. Bunlar önemli.

karşılıklı ve böyle bir ilişkiden ayrılmak şuan korkutucu geliyor gözüme yaşta 25 ne yapmalıyım mahmut abi?

Yaşı, bitmeye mahkum ilişkiyi 2 sene sürdürürken düşünecektin. Yapman gereken, %99 olarak bitmiş bu ilişkiyi bırakıp kendine gerçek bir ilişki bulmak üzere yola çıkmak. Gerçek olsun ama, böyle düşük kalite sanalımsı bir şey olmasın.

Soru #4

Merhaba Mahmut Abi. İş yerime nadiren uğrayan bir müşterimle yaklaşık 2 hafta önce tanıştık. Kız 23 ben ise 26 yaşındayım. Ofisime ilk kez geldiği zaman aramızda değişik bir enerji oluştuğunu düşünüyorum. Kız genel olarak nazik, feminen ve biraz onay bekleyen, özgüveni düşük bir kız gibi ancak enerjisi beni çekiyor. İkinci kez ofise geldiği zaman da gözlerinin içi gülüyor ve elleri hafif titriyordu.

Bunu yazanlar genelde “ay ne kadar mahsun, ne kadar prenses” moduna girip, kimdir nedir bilmediği kızı tanrıça, gökten düşmüş bir melek yapıyorlar. Bazıları da “benimle konuşurken böyle demek ki bana bir şeyler hissediyor” diye ıslak rüyalara dalıyor.

İşle ilgili diğer konularla ilgili yazıyor ve ben konuşmalarda %20-30 oranında ciddiyetsiz görünmemek için dozunda kaliteli espri yapıyorum. Ancak kız ya espriyi anlamıyor ya da saf(saf olması muhtemeldir:) Yani ilgi işareti pek yok gibi.

Senin ona yürümeni engelliyor yani seni istemiyor da olabilir. Hata o ihtimal daha fazla.

Bu yüzden az da olsa yaptığım o eğlenen ustalığı bırakıp nextlemeyi düşünüyorum. Eğer ileride sıcak davranırsa nabza göre kızı kahveye davet etmeyi düşünüyorum.

Kahve daveti çok bayat ve genelde başarısız etmeye mahkum bir davet. Bkz. Sosyal ortamlarda beğendiğimiz kıza nasıl yürüyebiliriz? Bir kızı davet edecek başka bir şey bulamıyorsanız pas geçin. Muhtemelen kız size o fırsatı bilerek vermiyordur.

Normalde yıllardır biridnen hoşlanabilen biri değilim aksine piç takılıyorum

açlık tavanda yani. Çok kızla yatıyorum gibi bir şey yazma, duygusal olarak açsın.

7-8 yıldır ancak etkilendiğim biri çıkınca düşüncelerimi işgal etti gibi,

7-8 yıldır etkilenebileceğin kızlara ulaşımın yok, yoksa o kızlardan çok vardı. Sen ulaşamadın. Piç davranışların yüzünden öyle kızlar seni istemedi muhtemelen, sen de zaten onların ortamında değilsin. Bunu sanki kader ya da kadın milletinin eksikliği diye kendinize pazarlarsanız, böyle 7-8 sene aç kalırsınız. Yolda bir yerde ben neden hoşlanacağım kıza ulaşmaktan acizim diyecek alçakgönüllülük olsaydı, öyle kızla her 4-5 ayda bir karşılaşırdın.

senin de dediğin gibi kızın hoşlanıp hoşlamadığını merak etmek gündüz düşünden daha tehlikeli.

Papatya falı bakmak, en fazla oranda ve ezici duygusal yatırımı yapmak için harika bir yol.

Yorumun nedir, doğru zihin yapısında mıyım?

Benim hoşuma gidecek kızlara ulaşımım neden yok, neden onlar beni çekici bulmuyor diye kafa yorup bunları düzeltmen lazım. Bu kızla çok büyük ihtimalle bir şey olmayacak ve odaklanman gereken hoşlanabileceğin bir kızla (ki aslında kızın ne olduğu, nasıl biri olduğu hakkında en ufak bir bilgin yok) her 3-4 ayda bir karşılaşacak ve onları itmeyecek biri (onaylarını aramaktan değil itmemekten bahsediyorum) olmak.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Kadın – erkek kutuplaşması ve ızdırabı paraya çeviren makine

Duydunuz mu bilmiyorum ama, uzun süredir devam etmekte olan bir savaş var?
Bu savaş Ortadoğu’da değil, yorum köşelerinde, asosyal medya zaman akışınızda ve az önce birinin Jordan Peterson klibi yollayıp birilerinin buna çıldırdığı grup muhabbetlerinde devam ediyor.

Bahsettiğim savaş, cinsiyetler arasındaki savaş. Bu oldukça yorucu savaşta bombalar değil, bitmek bilmeyen yorumlar ve cevaplar kullanılıyor. Bu savaş, modern erkeklerin mağdur olduğunu düşünen bir taraf ile, bu önermenin dünyanın en defansif cümlesi olduğunu düşünenler arasında devam ediyor.

Hangi tarafta olduğumu anlamanız için size bu konuda ne düşündüğümü, daha konuya girmeden söyleyeceğim: bence birileri iki tarafı da fena oyuna getiriyor. Aslına bakarsanız bu rahatlatıcı bir gerçek çünkü insanları aynı güç tarafından düzüldüklerini, karşı tarafın kendilerini düzdüğünü sanan grupların, birbirlerini düzmediklerini ama bu düzüşten tonlarca para kazanan başka bir grup tarafından düzüldüklerini anlamaları kadar onları bir araya getirecek başka bir gerçek var mı?

Ben burada bunu size bilimi, kanıtları ve gerçekleri kullanarak ispatlayacağım. Kanıtlar ve gerçekler dememden ne kadar ciddi olduğumu anlayabilirsiniz çünkü kanıtlar ve gerçekler kelimeleri, ruh halinizi mahvetmek üzere olduğuma işaret. Ama neyse ki herkesin ruh hali zaten boktan.

Şimdi size bazı rakamlar vereceğim. Bu rakamlar benim yargılarım değiller, gerçekleri yansıtıyorlar. Bu rakamları vererek başlamamın bir nedeni var ve bu bölümün sonunda bu rakamlara geri döneceğim.

Erkek intihar oranları, kadın intihar oranlarının yaklaşık olarak 3 katı. Erkeklerde her 100 bin kişide 17.4 ve kadınlarda her 100 bin kişide 5.7. Bu rakamlar Ulusal İstatistik Ofisinden geliyorlar, manosphere sitelerinden değil. İngiltere’de 50 yaş altındaki erkeklerin en büyük ölüm nedeni intihar.
2024 yılında, üniversiteye giren kadınların sayısı, erkeklerin sayısının 44 bin fazlasıymış. Yüksek Eğitim Politika Enstütüsü geçen on yılda, doğum oranlarını da dikkate alarak, üniversiteye gitmesi gereken yarım milyon erkeğin üniversiteye giremediğini hesaplamış. Bu dönemde de çalışmayan ve okumayan genç erkek oranı %13’ten %17’ye çıkmış.

Bu rakamları size, bir şeylerin gerçekten yanlış olduğunu göstermek için okuyorum.

Burada nöron biliminin anlatacak bir hikayesi var. UCLA’dan Naomi Eisenberger, sosyal olarak dışlanmanın ve ekonomik belirsizliğin, fiziksel acı ile aynı nöron ağlarını tetiklediğini gösteren çalışmalar yapmış:

“Beyin reddedilmeyi nasıl işler? Bu konuyu araştırmak için denekleri fMRI makinesine soktuk ve Cyberball denilen bir bilgisayar oyunu oynattık. Bu sanal oyunda denekler başka bir insanlara karşı oynadıklarını sanıyorlardı ama aslında bilgisayara karşı oynuyorlardı. Oyunda bir noktada bilgisayarın kontrol ettiği iki oyuncu, artık deneğe top atmamaya yani onu oyundan (sosyal olarak) dışlamaya başlıyor. Biz de tam bu durumda beyinde ne olup bittiğini görüntüledik.

Ben veriyi analiz ederken, yan masada oturan bir meslektaşım da, kronik fiziksel acı ile ilgili beyin görüntülerini inceliyordu. Bir zaman sonra, ekrandaki verilerin birbirlerine ne kadar da benzediklerini fark ettik. Aslında veriler o kadar benzerlerdi ki, hangi çalışmanın sonucuna baktığımız belli bile olmuyordu.

Bu bize, sosyal reddedilmenin, fiziksel acı işleme merkezlerini tetiklediğini düşündürdü. Aslına bakarsanız, evrimsel açıdan baktığımızda bu pek de şaşırtıcı değil.”

Sosyal bağların insanların ve aslında memelilerin hayatta kalmaları için ne kadar önemli olduğunu düşünürseniz, sosyal ağın içinde olmamızı garantilemeye çalışan sistemin, fiziksel acı sisteminin üzerinde çalışması son derece mantıklı. Yani fiziksel bütünlüğümüz tehdit altındayken hissettiğimiz acı sinyalleri, sosyal ilişkilerimiz tehdit altındayken de kullanılmak üzere ödünç alınıyorlar.
Bunu biraz düşünelim. Birine “erkek ol” demek, ayağı kırık birine “koş” demek ile neredeyse aynı şey. Bir insan işini, statüsünü, amaç hissini kaybettiğinde, bunu sadece zayıflık ya da kırılganlık olarak değil, fiziksel ızdırap gibi hissediyor.

Herhangi bir tarafın yandaşı olmadan şunu söyleyebilirim ki, manosphere denilen şey, gerçek bir probleme tepki veriyor. Acı gerçek, kriz gerçek. Ama manosphere denilen şeyin bu gerçeklerle ilgili açıklamalarına gelirseniz, işler gerçekten ilginçleşiyor.

Sosyal psikolog Henri Tajfel’in 1970’lerin sonlarında yayınladığı araştırmalar, grup kimliğinin, nasıl ön yargıya dönüştüğünü anlamamızı sağlıyorlar. Tajfel’in araştırmaları, insanların doğal olarak nasıl da kabilesel olduğunu gösteriyorlar.
Bu bir defo değil, bir hayatta kalma mekanizması. Çünkü insanlık tarihi boyunca kabile içine kabul edilmek güvenlik, dışlanmak gerçekten ölüm demekti. Bu nedenle de beyin, grup aidiyeti konusunda aşırı duyarlı olacak şekilde evrimleşti.

“Biz ve onlar.”
“Benim grubuma mı dahilsin yoksa şu ya da bu gruba mı?”

Şimdi rahatsız edici tarafa gelelim.

Henri Tajfel, aşiret tepkisi oluşturmak için bir tarihçeye, ideolojiye ya da gerçek bir çatışmaya gerek olmadığını gösterdi. Tamamen rastgele ve anlamsız şeyler üzerinden insanları gruplara bölse bile, grup aidiyetinin kurulduğunu gördü. Grupları ayıran özellik anlamsız ve küçük olsa bile, insanların kendi gruplarına ait insanları, diğer gruplara ait insanlara göre kayırdıklarını gördü:

“Her sene sınıfıma 20 kadar öğrenci gelir ve hep aynı deneyi yaparım. Öğrencilerden, bir kavanozdaki fasulye sayısını tahmin etmelerini isterim ve sonra da öğrencileri “fazla tahmin edenler” ve “az tahmin edenler” diye iki gruba ayırırım. Gerçekte kavanozda kaç fasulye var bilmiyorum. Sayıyı tamamen kafadan sallıyorum. Aslında sınıfı rastgele ikiye ayırıyorum ama öğrenciler gerçek bir şeye göre ayrım yapıldığını sanıyorlar.

Ama ayrım gerçek olsaydı bile oldukça minimal. Irk değil, cinsiyet değil, ayakkabı numarası bile değil. Tamamen anlamsız ve gereksiz bir ayrım.

Bundan sonra öğrencilere bazı kaynakları sınıf içinde dağıtmalarını söyledik. Herkes kimin kendi fasulye grubundan olduğunu biliyordu. Sonuçta öğrencilerin %90’ı, kaynakları kendi gruplarında olan öğrencileri kayırarak dağıttılar.”

Aslına bakarsanız, kendi grubunuzu kayırmanız kötü bir şey olmak zorunda değil. Sonuçta grubunuzun dışındakiler kıt kaynakların acısını çekebilirler ama siz bunu onlara saldırmak için yapmıyorsunuz. Fakat uygun koşullar altında bu grup kayırma, başka gruplara karşı düşmanlığa dönüşebiliyor. Bu noktada ön yargı, sözel saldırı, alay, hakaret gibi şeyler başlıyor. Beyniniz sırf sizi bir gruba atadığı için, o grubu kurtlar gibi savunmaya başlıyorsunuz. Bu da insanların kendi taraflarını online dünyada, Ortaçağ’da kalelerini savunan askerler gibi savunduğunu açıklıyor.

Kimliğiniz, aidiyetiniz tehdit edildiğinde, beyniniz karmaşık mekanizmalara başvurmuyor. Basitçe bir düşman yaratıyor.

Şimdi 2026 yılında genç bir erkek olduğunuzu düşünün ve belki de öylesiniz. Ekonomik olarak oldukça belirsiz bir durumdasınız. Hayat pahalılığı krizi var. Kültürel olarak görünmez hissediyorsunuz. Ana akım politikada kimse sizinle konuşmuyor, deneyimlerinize uygun bir dile sahip değil.

Şimdi online dünyada toplumda dışlanmış, sorunlarına sırt çevrilmiş bu erkeklerin oluşturduğu bir gruba girdiğinizi düşünün. Bundan sonra harekete geçecek olan süreç hiç de tesadüfi değil.

NYU Sosyal Medya ve Politika Merkezinden araştırmacılar, algoritma tarafından içerik tavsiye etme mekanizmasının, insanların radikalleşmesi konusunda içeriğin kendisinden bile daha önemli, tek başına en önemli ateşleyici olduğunu bulmuşlar. Tekrar söyleyeyim, sosyal medya algoritmaları, radikalleştirme konusunda içeriğin kendisinden daha önemliler.

İnternete giriyorsunuz ve “neden zorluk çekiyorum?” diye arama yapıyorsunuz. Algoritma size, erkeklerin harcanabilir cinsiyet olduğu hakkında bir video sunuyor. Siz bu videoyu atlamayıp izlediğinizde, algoritma size biraz daha radikal bir video sunuyor. Bunu da izlediğinizde, algoritma size biraz daha radikal bir video sunuyor.

Her adımda bir 30 saniye daha fazla kalıyorsunuz, biraz daha öfkeleniyorsunuz, biraz daha ikna oluyorsunuz, spesifik bir düşmana biraz daha odaklanıyorsunuz. Bu, komplo teorisi değil, optimizasyon. Bu, bilinçaltı bir seviyede, sizin ızdırabınız üzerinde çalışan, gerçek zamanlı bir A/B testi (bölünmüş test).

Bu tünelin ucunda ise, Bugatti’sine kıçını dayamış bir şekilde Andrew Tate ya da ona benzer biri, sizi ve ızdırabınızı anladığını söyleyerek, kolları açık bir şekilde sizi bekliyor.

Andrew Tate, ismini sonradan Gerçek Dünya (Real World) olarak değiştirdiği, Hustler Universitesini kurdu (hustler kelimesi hem girişken hem de dolandırıcı demek). Bir insanın başkalarına milyoner olmayı öğreten dersler satması ile milyoner olması her zaman çok ilham verici (!) bir şey değil mi? “Ayda 50 dolar verirseniz size nasıl erkek olacağınızı ve size karşı kurulmuş düzende nasıl kazanacağınızı öğreteceğim!” Bu online eğitim sisteminin en tepe noktasında 200 bin abonesi vardı. Evet, küçük bir ada ülkesinin gayrı safi milli hasılası kadar para, nemlendirici kremlerin feminist komplosu olduğunu düşünen bir adama gidiyordu. Yanlış anlamayın, nemlendirici kremler elbette feminist komplosu.

Bütün bunlar olurken de sosyal medya, izlenen her kayıtlı yayın saatinden kendi payını alıp durdu. Milyarlarca görüntülemeden kazanılan para ve dolandırıcı ile sosyal medyanın simbiyotik varoluşu! Biri acı çeken kitleyi sağlıyor ve diğeri de bu kırılgan kitlenin emeceği öfkeyi. Sonuçta her ikisi de kazanıyor.

Ama burada da bitmiyor. Bundan sonra ne başlıyor? Andrew Tate’in ne kadar aşağılık biri olduğu ile ilgili reaksiyon videoları, podcastlar, feminist tepki videoları, vs. vs. Milyonlarca saat izlenme üreten yüz binlerce video. Hepsi para üreten ve karlı bu videolar, aynı algoritmaların tıpatıp aynı etkileşim sinyallerine servis ediliyorlar. Tarihte her iki tarafın da HelloFresh tarafından finanse edildiği ilk savaş bu.

Molly Crockett adlı bir nöron bilimci, 2017 yılında Nature Human Behavior adlı prestijli bir yayında, Dijital Çağda Ahlaki Öfke (Moral outrage in the digital age) bir araştırma yayınladı ve bu araştırmada, sosyal medya platformlarının, ahlaki öfkeyi insanların doğal olarak göstereceklerinin çok üstünde bir seviyede, sistematik bir şekilde abarttığını gösterdi.

Dijital medyanın, öfkeyi tetikleyen uyarıcıları nasıl etkilediğine bakalım. Ahlaki öfke, sosyal normların ihlal edildiğinin algılanması üzerine ortaya çıkar. Gelişmiş demokrasilerde, sosyal normların ihlal edildiğine direkt şahit olma ihtimaliniz neyse ki düşük. Gündelik Hayatta Ahlak (Morality in everyday life) adlı bir araştırmada Wilhelm Hoffman ve ekibi, insanlardan şahit oldukları ve duydukları ahlaksız eylemleri cep telefonu kullanarak bildirmeleri istemişler. Araştırma sonucunda ise insanların gün içinde gerçek hayatlarında maruz kaldıkları veya şahit oldukları ahlak dışı eylemlerin, toplam bildirilen ahlak dışı eylemlerin %5’i olduğu ortaya çıkmış. İnsanların bildikleri ahlak dışı eylemlerin çoğu, duydukları eylemler. Peki bunları nereden duyuyorlar? Bu duyumların ezici çoğunluğu, internetten geliyor ve az bir kısmı da diğer medya yayınlarından. Dijital medya ahlaki öfke tetikleyen uyaranlara maruz kalma oranımızı önemli ölçüde artırıyor.

Aynı zamanda ahlaki öfkenin tarihte ve günümüzde ne için kullanıldığını da karşılaştırmamız lazım. İnternet öncesi tarihte, sosyal ağlar içerisinde güvenilir veya güvenilmez haberler, dedikodu ile yayılıyordu. Bu dedikodu bilgisi, insanların kendi toplulukları içinde kime güvenip kime güvenmeyecekleri konusunda değerli bilgiler içeriyordu.

Günümüzde ise sosyal medya platformları, bilgi dağıtımından reklam geliri elde ediyorlar ve haber besleyici algoritmaların temel amacı, insanlar arasında güven ve işbirliği sağlayıp sağlamadığına bakılmadan, en çok paylaşılacak ve etkileşim yaratacak bilgiyi yaymak. Peki bir online içeriği viral yapan özellik nedir?

Jonah Berge ve Katy Milkman, Online İçeriği Viral yapan nedir? (What Makes online Content Viral?) adlı çalışmalarında, New York Times makalelerini incelemişler ve bir makalenin yarattığı öfke seviyesinin, o makalenin viral olup olmayacağını tahmin eden en büyük gösterge olduğunu bulmuşlar.

Başka araştırmalar da aynı şeyi gösteriyorlar. Öfke viral olma potansiyelini arttırıyor ve viral içerik de çok paylaşıldığı için kazanılan parayı.

Sosyal medya algoritmaları, insanların gerçek hayatta doğal bir şekilde deneyimlemeyecekleri kadar yüksek öfke yaratıyorlar ve sosyal medya şirketleri de bundan para kazanıyorlar. Sosyal medya platformunun cinsiyeti yok, ahlaki ve toplumsal değerleri yok. Tek bir amacı var o da daha fazla para kazanmak. Bunun için de sizin ızdırabınızın en iyi yatay içerikle mi dikey içerikle mi sömürüleceği üzerine 17 değişik A/B testi var.

Sosyal medya ne kimin öfkeli olduğu ile ilgileniyor ne de neden öfkeli olduğu ile ilgileniyor. Sosyal medyanın tek ihtiyacı olan şey öfke. Öfkenin kendisi, sosyal medya için sadece ve sadece, para kazandığı bir ürün.

Manosphere olayında da elimizde olan bu. Ekonomik olarak gelecek güvencesi olmayan ve bunu kronik fiziksel ızdırap gibi hisseden bir erkek nesline, öfke yakalamak ve yükseltmek üzere en iyilenmiş algoritmalar tarafından, hazır düşman veriliyor. Aynı algoritmalar, kendi cinsiyetlerine özgü ızdıraplar yaşayan kadınlara da, acılarını yakalamak ve yükseltmek üzere hazır düşman veriyor. İki taraf da birbiri ile çatışıyor ve kendilerinin haklı olduğunu düşünüyor. Bütün bu klavye savaşları sürerken de sosyal medya platformları, tonlarca para kazanıyor.

Platformun kendisi nötr. Ne kadınların geleceği ile, ne de erkeklerin geleceği ile, ne de abartı paralar kazanmak için abarttığı öfkenin bu insanlara ne yaptığı ile ilgileniyor. Ama bu klavye savaşlarını yapan kadınlar ve erkekler, savaşı sürdürerek kazanılan karı görmüyorlar ya da görseler bile bu haber akışlarında pek görünmüyor. Sizin sömürülmenizi durduracak gerçekler pek karlı değiller.

Bu arada da platformlarla simbiyotik ilişkide olan, erkeklerin ızdırabını gerçekten dindirmekte finansal çıkarları olmayan bazı erkekler, gerçek erkek ızdırabından gerçek paralar kazanıyorlar.

Bu insanların amacı kendileri için daha fazla para kazanmak. Sistemin içindeki herkes, platform sağlayıcılarının ve içerik üreticilerinin hepsinin, savaşın sonsuza dek sürmesinden kazanç sağlıyorlar. Siz, içerik tüketicileri ve klavye savaşının piyonları hariç tabi ki.

Bu noktada size, psikolog ve ekonomist Anne ve Angus Deon çiftini tanıtmak istiyorum. Bu ikili Princeton üniversitesinden, nobel ödüllü bilim adamları ve çaresizlik ölümlerindeki artışın kadın ve erkeklerde paralel olduğunu bulmuşlar.

Kadınların uyuşturucudan, alkolden ve intihardan ölüm oranları, erkeklerin ölüm oranlarına göre daha az tarih boyunca hep daha azdı. Ama son yıllardaki artış paralel. Belki erkeklerde ve üniversite mezunu olmayanlarda artış biraz daha fazla ama artış hemen hemen paralel.

İkili kitaplarında, Amerikan kapitalizminin, 4 yıllık üniversite mezunu olmayan Amerikalılar için çalışmadığını söylüyor ki bu, 25-64 yaş grubundaki Amerikalıların %23’ü demek. İkili antikapitalist olmadıklarını, kapitalizme inandıklarını ama kapitalizmin rayından çıktığını söylüyor.

Maaşların reel olarak artmaması, endüstrinin yurt dışına çıkması, toplulukların çökmesi, her türlü ekonomik güvenliğin yavaşça ortadan kalkması gibi ortak nedenlerle güdülenen cinsiyetler arası savaşın iki tarafı var. Sınıflar arası savaşta ise cinsiyetler aslında aynı taraftalar. Ve sınıflar arası savaşın cinsiyetler arası savaşa dönmesinden kar edenler, bu savaşın içinde değiller.

Bu online platformları işletenler, araştırmaları bilmiyor değiller. Bu platformların davranışlar konusunda uzman, insan algısını en üst seviyede anlayan bilim adamları ile dolu departmanları var. Ve bu bilim adamları tüm zekalarını, daha fazla HelloFresh ya da o günün VPN’i neyse o VPN’in reklamını görmeden platformdan çıkmamızı garantilemek için kullanıyorlar.

VPN demişken tam da bu nedenle ben de bu günün sponsoru Otomatik Portakal VPN’i kullanıyorum. Algoritmanın sosyal medya ana sayfama kustuğu aşırı korku ve öfke içeriğini tüketirken gözü mü bile kırpmamak için, hangi zaman diliminde ya da ülkede olursam olayım, bu zehire sülük gibi yapışmamı sağlayan Otomatik Portakal VPN’ kullanıyorum.

Platform sağlayıcıları, bu savaşı bitirmemenin, bitirmekten daha karlı olduğuna karar verdiler. Ve haklılar da. Bu kazara vardıkları bir karar değil. Bu, kendileri ve yaşadıkları fildişi kule hariç herkes üzerinde nasıl sonuçları olduğunu çok iyi bilen, bu konuda araştırmaları okuyabilen bir çalışan ordusuna sahip platform sağlayıcılarının, ekonomik bir iş tercihi.

Cebinizden zihninize akan bu korku ve öfke hattını manosphere inşa etmedi. Manosphere’in tek yaptığı şey, bu hat üzerinde size bir şeyler satmak. Bu hat, hattın ürettiği lağımın kesinlikle etkilemeyeceği insanlar tarafından üretildi, en iyilendi ve işletiliyor.
Durumun çok karanlık olduğunu biliyorum ama bununla mücadele etmenin bir yolu var. Nobel ödüllü Daniel Carnean, 1970’li yıllarda beyinde 2 düşünce modunun olduğunu buldu.

Sistem 1, hafızanıza otomatik olarak gelen şeyler. Size annenizi belirttiklerinde ortaya çıkan otomatik duygu gibi. Bu sistem üzerinde kontrolünüz yok. Sistem 1 istemsiz ve otomatik.

Sistem 2 ise yavaş, emek isteyen ve istemli düşünce sistemi.
Karar verirken genellikle Sistem 2 çalışıyor deriz. Çoğumuz yaptığımız şeylerin nedenleri olduğunu düşünürüz. Ama yaptığımız şeylerin çoğunu, farkında olmadığımız nedenlerle yapıyoruz. Bize neden yaptığımız sorulduğunda, buna cevap olarak nedenler söylüyoruz ama söylediğimiz nedenler, yaptıklarımızın sebepleri olmak zorunda değil.

Sistem 1 duygusal, otomatik ve kabilesel. Bir Andrew Tate ya da Jordan Peterson videosu görünce anında öfke ya da saygı hisseden tarafınız sistem 1. Asosyal medyada bir yorum okuyunca öfkelenip bununla çatışmak isteyen tarafınız da sistem 1. Ve en önemlisi, algoritmanın sizi içerde tutmak üzere kullandığı, kullanmak için tasarlanıp en iyilendiği tarafınız da sistem 1. Sistem 1, paranın kazanıldığı yer.

Sistem 2 ise yavaş, analitik, çaba harcayan ve çok paylaşılmayan içeriklerin çoğunu üreten, kullanıcıları platformda tutma konusunda berbat bir sistem. Sistem 2 viral olmuyor, trend olmuyor ve kimse tarafından kesilip biçilip TikTok’a konulmuyor. Sistem 2’nin tıklanma oranının yanında, kurumakta olan boya videosu sansayonel haber gibi.

Ama sistem 2 aynı zamanda bütün bu sosyal medya lağım hattından kimin çıkar sağladığını soran, algoritmaların arkasındaki yapısal gücü sorgulayan ve “şu an bu içerik bu platform tarafından neden önüme çıkıyor?” diyebilen taraf. Sistem 1, o sonradan yüzünüzü kızartan yorumu yazdıran taraf. Sistem 2 ise daha sonra o yorumu okuyup “ben en iyisi estetik yaptırıp başka şehre taşınayım” diye utanan taraf.

Manosphere ve ürettiği her şey, sistem 1 için üretilmiş ve tasarlanmış şeyler. Aynı zamanda manosphere’in ne kadar berbat olduğunu anlatmak için üretilmiş her şey de sistem 1 ürünü. Çünkü ancak bu tür ürünler algoritma tarafından ödüllendirilip dolaşıma sokuluyorlar. Sistem 2 moduna geçtiğiniz anda, savaş meydanının kimin olduğunu, savaştan kimin çıkar sağladığını, sizin öfke dolmanız ile kimin ekonomik çıkarlarının karşılandığını sorduğunuz anda, karşı cinsten öfkelendiğiniz kişinin değil ikinizi de o meydanda savaştıran gücün düşman olduğunu görüyorsunuz. Bu sizi “makine” için daha az kullanışlı yapıyor. Siz platformdan çıktığınız için değil, daha az manipüle edilir olduğunuz için daha az kullanışlı yapıyor.

Manosphere bir erkek nesline düşmanın kadınlar, feminizm ya da modernlik olduğuna dair bir sürü içerik üretti. Feminizm ve modernlik de kadınlara düşmanın erkekler, maskülenite ve manosphere olduğunu anlatan bir sürü içerik üretti. Ama tüm bu zaman boyunca asıl haber maaşların erimesi, endüstrinin yurt dışına kaçması, çalışan sınıf kimliğinin içinin boşaltılması ve sosyal medya platformlarının insan ızdırabından devasa miktarda para kazanmasıydı. Asıl hikaye her zaman gözümüzün önündeydi.

Bu yayını yapma sebebim, kadınlarla ve erkeklerle aynı kalp kırıcı konuşmayı defalarca yapıyor olmam.

“Erkeklerden nefret etmeyin.
Kadınlardan nefret etmeyin.
İnsan ızdırabının inanılmaz derecede etkileşim alan bir içerik olduğunu kazara fark eden, ve o günden beridir de tamamen kar motivasyonu ile, sizin üzerinizde ve size ne olduğunu zerre umursamadan çalışan algoritmadan nefret edin.”

Kaynak: The Manosphere Isn’t About Men. Or Women

Mesajlaşma seni daha mı kaygılı yapıyor? – Kaygılı bağlanmanın gerçeği

Bağlanma Stilleri ve Kaygılı Bağlanma

Kadınlarla nasıl mesajlaşılır konusunu ele alırken, bağlanma stiliniz ve bağlanma stilinizin mesajlaşmaya etkisi hakkında konuşmazsak, en temel problemi kaçırmış oluruz. Evet, belki de hemen öğrenip uygulayabileceğiniz stratejiler peşindesiniz ama kadınlarla mesajlaşma konusunda problem yaşıyorsanız, bu problem muhtemelen bağlanma stilinizden geliyor ve bu konuyu atlamamanızı tavsiye ederim.

Bağlanma stili, bireylerin özellikle erken çocukluk döneminde birincil bakım verenleriyle (genellikle anne-baba) kurdukları duygusal bağın niteliğine dayanan; yetişkinlikteki romantik ilişkiler, arkadaşlıklar ve duygusal yakınlık kurma biçimlerini belirleyen psikolojik kalıplardır. Bu konuya İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabında ayrıntılı olarak değindim ve bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

4 çeşit bağlanma stili var:

  • Güvenli bağlanma
  • Kaygılı bağlanma
  • Kaçıngan bağlanma
  • Kaygılı – Kaçıngan bağlanma

Kadınlarla mesajlaşma konusunda problem yaşayan birçok erkek, kaygılı bağlanma stiline sahip. Mesajlaşmada mümkün olduğu kadar takip etmeniz, örnek almanız bağlanma stili ise güvenli bağlanma.

Güvenli bağlanan bir insanın temel inancı, “yakınlık güvenlidir, hem ben değerliyim hem de karşı taraf” şeklindedir. Güvenli bağlanan insanın bu temel inancı, “bu insanla yakın olmayı isterim ama bu yakınlık olmazsa, olur da biterse, ben başka bir yakınlığı kuracak değerdeyim” inancını doğurur.

Kaygılı bağlanma stiline sahip bir kişinin temel inancı ise, “yakınlık her an gidebilir zira ben yakınlık için değerli biri değilim” şeklindedir. Böyle bir insan ilişkide sevgi ve yakınlığı derinden arzular ama aynı zamanda bu yakınlığı her an kaybetme ihtimaline karşı sürekli tetikte yaşayan bir iç dünyaya sahiptir.

Bu bağlanma biçiminde kişi, bir mesajın geç gelmesini bile “Benden uzaklaşıyor mu?” diye yorumlayabilir; küçük belirsizlikleri kafasında büyük senaryolara dönüştürür. Sevildiğini hissettiğinde rahatlar, fakat bu rahatlık uzun sürmez; çünkü zihnin bir köşesinde her an terk edilme ihtimali, korkusu vardır. Bu yüzden kaygılı bağlanan biri, ilgiyi yalnızca istemekle kalmaz, aynı zamanda onu sürekli doğrulamak ister: “İyi miyiz?”, “Beni seviyor musun?”, “Benden sıkıldın mı?” gibi sorular bazen açıkça sorulmasa bile davranışların içine sızar. Bir yandan yakınlık arayışı vardır, diğer yandan bu arayışın getirdiği yoğun kontrol ihtiyacı ilişkiyi yorabilir.

Mesajlaşma kaygılı bağlanan insanların ilişki yaşayamama ihtimalini nasıl arttırdı?

Günümüzde mesajlaşmanın ilişkilerde önemli bir yer tutmaya başlaması, aslına bakarsanız kaygılı bağlanan insanlar için hiç de iyi olmadı. Mesajlaşma, eskiye oranla flört eden ya da ilişki yaşayan insanların çok daha fazla iletişime geçmesini sağlarken, kaygılı bağlanan insanların çok daha fazla tetiklenmesine de neden oluyor.

Kaygılı bağlanan kişi, karşı tarafın yazma hızını, emojisini, noktalama işaretlerini, hatta cümlelerin sıcaklığını bile bir anlam testi gibi okur. Kısa bir cevap “soğukluk”, görüldü atmak “değer verilmemek”, çevrimiçi olup yazmamak “başkasına ilgi duymak” gibi algılanabilir. Bu algılar çoğu zaman gerçeğin kendisinden çok, geçmişte yaşanmış güvensizliklerin bugüne taşınması olsalar da, sonuçta kişi ya peş peşe mesaj atarak güvence arar, ya da kırılıp aniden geri çekilir. Bu da karşı tarafta kafa karışıklığı yaratabilir.

Kaygılı bağlanan insanın, kendi ilişkisini baltalayan kendi kendini gerçekleştiren kehanet döngüsü, mesajlaşma ile sıklaştığı için, mesajlaşmanın yaygınlaşması, kaygılı bağlanan insanların ilişkiye girebilme sıklığını ve girdikleri ilişkide kalabilme süresini büyük oranda azalttı.

Kendi kendini gerçekleştiren kehanet döngüsü şu şekilde:

Uzaklaşma işareti (çoğu zaman gerçekdışı) ile “işte bak sonun başlangıcı” tetiklenmesi → karşı taraf sıkıştırma → karşı tarafın irite olarak uzaklaşması → uzaklaşma işaretinin (kaygılı kişinin kendi davranışları yarattığı durum nedeniyle) doğrulanması (!)  → daha fazla yapışma → krizin büyümesi.

Mesajlaşma, kaygılı bağlanmanın en hassas olduğu 3 şeyi aynı anda tetikler:

  • Belirsizlik (ne düşündü, neden geç yazdı?)
  • Erişilebilirlik (anında ulaşabilme beklentisi)
  • Onay ihtiyacı (seviliyor muyum, önemli miyim?)

Bu yüzden kaygılı bağlanan kişiler için mesajlaşma, sadece iletişim değil; çoğu zaman duygusal güvenlik ölçüm aracı gibi çalışır.

Kaygılı bağlanma stilinde mesajlaşma nasıl yaşanır?

Kaygılı bağlanan bir insan, mesaj = değer denkliği oluşturur. Kişi gerçeklikten kopuk ya da aşırı bir, “hızlı cevap veriyor, o zaman seviyor / ilgili / yakın”, geç cevap veriyor o zaman soğudu / ilgisi azaldı / uzaklaşıyor” bağlantısı kurar. Bu nedenle kaygılı bağlanan bir insan, gerçek hayatta sıklıkla olan iş yoğunluğu, cevap vermeyi unutma, yorgunluk – uykuya dalma gibi basit nedenlerle meydana gelen gecikmelerden, “uzaklaşıyor” diye tetiklenir ve önemsiz bir olayı, karşısındakini gerçekten uzaklaştırabilecek bir krize dönüştürebilir.

Kaygılı bağlanan bir insan için ilişkiler güvenli değildir. İlişki veya flört içinde olduğunda, karşısındaki insanın her an kendisinden uzaklaşabileceği tehditi vardır, çünkü kişinin kendisinin sevilmeye layık olmadığını düşünen bir temel inancı vardır.

Bu nedenle kaygılı bağlanan kişi, mesajlarına geç cevap verilmesini tehdit olarak görür. Mesajlaşmada gecikme ya da kısa kısa mesajlar, “bir şey mi oldu?”, “benden uzaklaşıyor mu?”, “beni bırakacak mı?” alarmlarını ateşler. Tehdit altında ise beyninin düşünme, planlama, mantık merkezleri kapanarak, kaç – savaş – don merkezleri aktif hale gelir.

Kaygılı bağlanan kişi ilişkide güvenli hissedemediği ve bağlanamadığı için, sürekli avlanma tehditi altındaki av hayvanları gibi, sürekli olarak tetikte dururlar ve mikro işaretleri okumaya, aşırı analize odaklanırlar.

Örneğin mesajlaşmada geçici olarak ton olmaması gibi güvenli bağlanan birinin umursamayacağı bir durum, kaygılı bağlanan kişi tarafından anında tehdit işareti olarak yakalanır. Zihin, mesajlaşmada ton olmamasını, negatif bir şekilde doldurmaya başlar: “Kısa yazdı, o zaman kızgın”, “emoji koymadı o zaman soğuyor”, “görüldü attı, beni cezalandırıyor”, “online ama yazmıyor, başka biri var galiba” gibi.

Duygusal regülasyonun mesaj üzerinden yapılması

Kaygılı bağlanan kişinin ilişkiler konusundaki en büyük problemi, güvenli bağlanan bir yetişkinin kendi kendisine yapabildiği duygusal yatıştırmayı, kontrolü ve regülasyonu, ebeveyni kendisini yatıştırsın diye ağlayan bir çocuk gibi, karşı tarafa yaptırmaya çalışmasıdır.

Mesajlaşma, kaygılı bağlanan kişinin çoğu zaman duygusal regülasyonu karşısındakine yaptırarak sakinleşmek için kullandığı bir araca dönüşür. Kişi, gizli veya açık motivasyonu “neredesin?”, “bir şey mi oldu?”, “benden uzaklaşıyor musun?”, “iyi misin? (aslında sen iyi olmadığın sürece ben iyi değilim)”, “beni bırakacak mısın?”, “beni bırakmayacağını göster (ki sakinleşeyim)” olan mesajlar atmaya başlar. Burada amaç iletişim değil; kaygıyı karşısındakinin sırtına yükleyerek düşürmek olur.

Mesajlaşmada karşısındaki kişiyle iletişim kurma amacının yerini, yoğun bir duygusal ihtiyacı karşılama amacı aldığında, saatlerce mesajlaşma, hemen günaydın mesajları atmak, iltifatlar, iletişimin içinde bulunduğu seviyenin son derece üstünde yoğun etkileşimi devam ettirme çalışmaları, uzun süredir açlığı hissedilen samimiyet, yakınlık ve cinsel istek gibi duyguların hemen ve anında karşılanması isteği alır. Kişi hem karşındakini bunları karşılayacağı, daha doğrusu yapışıp somuracağın kaynak olarak atar hem de mesajlaşmanın kolaylığı sayesinde bu kaynağı sömürmeye başlar. Kişi karşısındakine “bana ihtiyacım olanı hemen ver” diyerek yapışır.

Protesto davranışları

Kaygılı bağlanan kişi, mesajlaşmada protesto davranışlarına başvurabilir. Protesto davranışları, suçluluk hissettirme ya da ince ince sopalama, cezalandırma davranışlarıdır.

Protesto davranışları pasif agresif davranışlardır ve partneri cezalandırma amaçlı uygulanırlar. Kendini geri çekmek, kıskanç davranmak, utandırma, vs. gibi partnerle direkt anlaşmazlığa girmeden, onu ufak ufak sopalamak için yapılan davranışlardır.

Kişi mesajlaşmada trip atabilir, karşısındakini iğnelemeye çalışabilir, “tamam boşver” diyerek kendini geri çekebilir, geç cevap vererek ya da cevap vermeyerek “ders vermeye” çalışabilir.

Kişinin duygusal kendi regülasyonu için karşı tarafı mesaja boğmaya başlaması, mesajların ilişkinin seviyesinin çok üstünde talebe sahip olması ve protesto davranışları, karşı tarafı korkutur ve soğutur.

Mesajlaşma neden özellikle tetikleyicidir?

Çünkü mesajlaşmadaki bildirim – rahatlama ikilisi anlık dopamin verir, kişinin rahatlamak için tekrar mesaj atması ile bağımlılık döngüsü yaratabilir. Bunun sonucunda güvenli bir iletişim yerine, takip ve kontrol mekanizması üretir.

Mesajlaşma ayrıca belirsizliğin daha çok olduğu bir ortamdır. Ses ve mimik yoktur, karşı tarafın görece uzun süre cevap vermeyebileceği bir iletişim ortamı yaratır. Kaygılı bağlanan kişinin belirsizlik toleransı halihazırda düşüktür ve kişi, mesajlaşma ile ortaya çıkan belirsizliğe hiç dayanamaz.

Prensip #1: Kişisel algılamayın.

Zihin Kuramı (Theory of Mind)

Zihin Kuramı (Theory of Mind), insanın başkalarını anlama gücüdür, insanların kendileri ve diğer insanlar hakkında düşünme ve anlama yeteneğini ifade eder. Bu kavram, bir bireyin diğer insanların düşüncelerini, inançlarını, niyetlerini, duygularını ve perspektiflerini anlama yeteneği üzerine odaklanır.

Başka bir insanın kendi düşünceleri, kendi duyguları ve kendi öznel deneyimleri olduğunu anlamamız lazım ama, güvensiz bağlanan, flört ettiği veya ilişkide olduğu insanı kendi duygusal ihtiyaçlarını yatıştırmak için kullanan bir insanda, zihin kuramı oldukça zayıftır.

Örneğin daha güvenli bağlanan bir insan geç cevap aldığında, flört ettiği kişinin meşgul olduğunu (onun kendine ait bir hayatı var) düşünmeye eğilimlidir. Böyle bir insan mesajı ilişki değeri ile, kendine verilen değere eşitlemez. Bu insan naif değildir, bunun soğuma ve istememe anlamına geldiğini de düşünebilir ve kaygılanabilir de. Ama bu kaygısını kabul edebilir, karşı tarafı suçlamadan, karşı tarafa kendisini sakinleştirmesi için “ne oldu?” diye sormadan kendi kendine sakinleştirebilir, soğuma ve uzaklaşma ile ilgili daha fazla veri görene kadar bekleyebilir.

Güvenli bağlanan kişi, eğer soğuma ve uzaklaşma ile ilgili veriler artarsa, pasif agresif protesto davranışları yerine, güvenli iletişime geçer. “Tamam sen de hep bana meşgulsün” diye iğnelemek yerine, “gün içinde yoğun olunca iletişimimiz çok azalıyor, akşam konuşalım mı?” diyebilir.

Kadınlar size, sizin istediğiniz şekilde mesaj atmayabilirler

Özellikle yeni tanıştığınız ve flört ettiğiniz bir kadının telefonunda en önemli şahsın (henüz) siz olmadığını kabul edin. Siz önemli olsanız da başka önemli insanlar olduğunu kabul edin. Belki de sizden başka mesajlaştığı erkekler de var ama daha da büyük ihtimalle işi var, ailesi var, arkadaşları var.

Bu kızdan hoşlanıyor olabilirsiniz ama özellikle başlarda, özel ilgi ve dikkat beklemeyin. Siz ondan cidden hoşlanıyorsunuz diye, o sizden o seviyede hoşlanacak diye bir kural yok. Belki henüz o kadar hoşlanmıyor, belki hiç öyle hoşlanmayacak.

Siz ondan çok hoşlanıyorsunuz diye, o size öncelik verecek diye bir kural yok. Size hızlıca cevap verecek ya da cevap verecek diye bir kural yok.

Kadınlar mesajlarınıza çoğu zaman, sizin istediğiniz seviyede cevap vermeyecekler. Ve siz bunu kişisel algılamamalısınız. İstediğiniz gibi cevap vermiyor diye gücenmek, pasif agresif ya da agresif mesajlar atmak, kadınları sizin istediğiniz seviyeye, hizaya getirmeyecek. Tam tersi, aslında sizinle ilgilenen, arzu seviyesi henüz yüksek olmasa da yükselebilecek kadınları sizden uzaklaştıracak. Pasif agresif veya agresif mesajların tek başarabileceği şey, artık cevap alamamanız ya da Twitter’da yayınlanıp dalga geçilmeniz olabilir.

Muhtaçlık, özellikle de saldırgan muhtaçlık, son derece iticidir. Tüm iletişimi kendinizle ve kızın karşılayamayacağı doyurulmamış ihtiyaçlarınızla ilgili yaparsanız, kıza tek göstereceğiniz şey zayıf, dengesiz ve arıza biri olduğunuz. Evet belki arıza değilsiniz ama bu tür davranışların işaret ettiği şey o. Ve arıza değilken arıza davranmamak sizin sorumluluğunuzda. Arıza değilken arıza mesajlar atmak, arıza biri gibi algılanmak sizin suçunuz.

Mesajlaşmada asla ama asla bu pozisyona düşmeyin. Bu çok aptalca ve çocukça bir davranış. Karşınızdaki kadın sizinle iletişimi sessizce koparsın daha iyi. Her şeyi kişisel algılayıp pasif – agresif veya agresif davranışlar sergilemeniz sadece kadının sizinle iletişimi kesmesine neden olmaz, aynı zamanda sizinle iletişimi keserek ne kadar da doğru bir tercih yaptığını gösterir. En asgari durumda, karşınızdakine bu zevki vermeyin.

Şunu unutmayın. Hiçbir kadının, sizinle iletişimde diye, size telefon numarasını ya da Instagramını verdi diye, size mesaj, sizin istediğiniz sıklıkta mesaj borcu yok. Size bir borcu yok.

Bu tabi ki, kadının sizi küçük düşürmesine izin verin anlamına gelmiyor ve bu konuya daha sonra detaylı bir şekilde değineceğiz. Ama bir numara veya Instagram almanız, “sen ne istersen onu sana vereceğim” vaadi değil.

Özellikle yeni iletişime geçtiğiniz bir kız, hazır olduğunda size cevap verir, eğer hiç hazır olmazsa da cevap vermez. Bu ihtimali her zaman kabul edebilmeyi, kendi işinize bakabilmeyi öğrenin. Eğer sizinle gerçekten oyun oynuyorsa, sizinle o kadar da ilgilenmezken size ekmek kırıntıları atıp sizi yörüngede tutuyorsa, pasif – agresif ya da agresif bir şekilde kızı hizaya getirmekle uğraşmayın. Mesajlaşmayı, iletişimi siz kesin. Sizinle ilgilenen bir kız bulmak kolay olmasa bile, sizinle ilgilenmeyen bir kızı ilgilenir hale getirmekten daha kolay, daha onurlu ve uzun vadede sizi daha çekici yapacak bir davranış.

Bir kadın size sürekli olarak geç cevap vermesi, %90 ihtimalle sizin onun hayatında yeterince önemli bir yere gelmediniz anlamına gelir. Bu gerçeği, tatsızlık çıkarmadan kabul edebilmeyi öğrenin. Ama şunu da bilin ki, eğer itici bir muhtaçlıkla kadına yapışmadıysanız, çoğu zaman bunun sizinle, sizin değerinizle de bir alakası yok. Kendi değerinizi spesifik bir kadının hayatındaki öneminize bağlamayı bırakın.

Kadınlar da sizin gibi insanlar. Kendilerine ait ve ne zaman nelerin değişeceğini bilmedikleri bir hayatları var. Belki sizinle mesajlaşmaya ayrılık sonrası başladı ve eski sevgili yeniden resme girdi. Belki bir anda hayatında bir kayıp oldu, işi yoğunlaştı. Belki size cevap vermeyi unuttu. Belki sizinle iletişimde, sizi değerli buldu ama gerçekten birbirinize uygun olmadığınızı fark etti.

Bir kızdan telefon ya da instagram aldınız ve onunla mesajlaşmaya başladınız diye, kızın hesabının başında nöbet beklemeyi bırakın. Gidin başka kızlarla tanışmaya devam edin.

Bağlanma stilleri ve kaygılı bağlanma stili gibi güvensiz bağlanma stillerinden nasıl kurtulacağınız konusundaki ayrıntıları, İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabında bulabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

 

Uzun süreli ilişki bulmak ortalama 1.5 yıl sürer

Uzun süreli bir ilişki sonrasında ayrılık acısı yaşayan birçok erkekten şunları duyuyorum:

“Abi, birkaç kızla görüştüm ama onunla hissettiğim gibi hissetmiyorum.”

“Abi, karşılaştığım kızlar güvenilir tipler değiller, onun gibisi çok az.”

Ayrılığın hemen sonrasındaki aylarda böyle hissetmeniz anormal değil ve aslında biraz da bu nedenle, uzun süreli ilişki sonrasındaki 3-4 ay, kızlarla romantik ve cinsel münasebetten kaçınmanızı tavsiye ederim. İlk 3-4 ay başka kadınlarla buluşmak istememek ya da buluşmadan bir zevk alamamak normaldir. Uzun süreli tarihçesi olan, zamanla inşa edilmiş bir ilişkinin kaybını, başka kadınlarla telafi etmeye, acısını başka kadınlarla görüşerek dindirmeye çalıştığınızda, oldukça adaletsiz bir karşılaştırma yapıyorsunuz ve daha da kötüsü, bu geçici ruh halinizle, kalıcı bir karamsarlık edinebiliyorsunuz.

Ben burada, pek bilinmediği için çoğu erkeği gereksiz karamsarlığa iten ve gerçekten bilindiğinde, karamsarlığa engel olan bir gerçekten bahsedeceğim.

Karşılıklı olarak birbirinize sevgi ve ilgi duyduğunuz bir kadınla, ortalama olarak uzun süreli ilişkinizin bitiminden 1.5 sene sonra yeni bir ilişkiye başlarsınız.

O da eğer sosyal hayatta ve sosyal – romantik ilişkilerde kaygıdan mağarasına kapanmaya meyilli biri değilseniz. Eğer fazla kaygılı ve izole biriyseniz, bu süre çok rahat 3-4 seneye çıkar.

Günümüz popüler kültürü insanları hemen birini bulmaya, hemen birini bulamadığı zaman ezik hissetmeye ittiği için, birçok insan bu süreyi kısaltmaya çalışıyor ve kısaltamadığında da, “piyasada düzgün kız kalmadı” ya da “sevgili bulmak zorlaştı” diye karamsarlığına itiyor.

Düzgün kızlar sayıca çok olmalarına rağmen, genellikle piyasada değil ilişki içindeler. Piyasada olduklarında da öyle düzinelerce kişiyle yazışmıyorlar, buluşmuyorlar. Piyasa kızları ise birçok erkekle yazışıyor, buluşuyor, flört ediyor ve birçoğu birçok erkekle seks yapıyor. Piyasa kızları genellikle uzun süreli ilişkide de olmuyorlar. Bu nedenle siz piyasaya çıktığınızda, bu kızlarla çok daha fazla karşılaşıyorsunuz. Bu kızların oranları değil, karşılaşma frekansları yüksek.

Ayrılık sonrası önünüzde iki seçenek var. Birinci seçenek, yaklaşık 1.5 sene bekar olacağınızı bilip, bu bekarlığın tadını çıkarmak. “Yahu nasıl olsa 1.5 sene içerisinde bir ilişkiye gireceğim, bari bekarlığın tadını çıkarayım” demek.

İkinci seçenek ise, daha bekarlığın ilk haftasından itibaren “onun gibisini ne zaman bulacağım”, “bir daha birini bulabilecek miyim” diye bu bekarlık dönemini kendinize zehir etmek, kapıldığınız karamsarlık ile 1.5 seneyi 2.5 sene yapmak.

Kaygılı bağlanan efendi erkek, sevilmeye ve ilişkiye layık olmadığı temel inancı ile ikinci seçeneğe meyilli oluyor. Ve ikinci seçenek aslında bir yalan olmasına rağmen, kendi kendini gerçekleştiren kehanete dönüşüyor.

Kaygılı bağlanan efendi erkek bu dönemdeki karamsarlığı ile, 2.5 sene yalnız kalsa daha iyi diyebileceğiniz durumlara da düşüyor. Zaten bir daha kimseyi bulamam inancı nedeniyle, piyasada daha çok karşılaşılan piyasa kızlarından, ruh durumu bozukluğu yüksek olan kızlardan, özellikle kendisi gibi bir erkeği arayan arıza kızlardan biri yüzüne güldü mü, “ya bu ya ölene kadar rahiplik” diyerek hemen o kıza atlıyor. Öyle ki, nasıl olsa 1.5 sene içinde bulabileceği kıza hiç sıra gelmeden, her defasında acele ile arıza ama çekici kızlara atlıyorlar. O ilk sıraları aşıp arka sıralardaki normal kızlara hiç ulaşamıyorlar.

Konuştuğum çoğu erkek 26-27 yaş üstünde ve bu süreci kendilerine zehir ederken hiç akıllarına getirmedikleri bir durum daha var. Bu 1 – 2 senelik bekarlık süreci, hayatlarında bekar ve çocuksuz son yıllar olabilirler. Çoğunuz 27 – 33 yaş arasında ya evleneceğiniz kadınlar sevgili olacaksınız ya da evli. Önemli bir kısmınız bu yaşlarda baba olacaksınız. 25 yaş üstündeyseniz ve ayrılık acısı ile aylardır hayatı kendinize zehir edecekseniz, ne kadar ağlasanız da birgün aklınıza bile gelmeyecek birinin ardından, bu kısıtlı ama çok güzel olabilecek zamanınızı heba etmeyin. 32-33 yaşında karınız ve çocuğunuzla evde otururken geriye dönüp şu halinize baktığınızı ve bu gereksiz halinizden utandığınızı, bu halinizi karınızın ve çocuklarınızın bilmediğine şükrettiğinizi hayal edin. Hayal ettiğiniz şeyi muhtemelen yaşayacaksınız bu arada, bir fanteziden bahsetmiyoruz.

Günümüz asosyal medyası, popüler kültürü, dating uygulamaları ve Instagram, hemen uygun birini bulmanın artık çok kolay olduğunu ama sizin bulamadığınızı size empoze ediyor. Böyle bir şey yok. Instagram’dan sayısız kıza hemen ulaşabiliyorsunuz ilüzyonuna rağmen, bahsettiğim süreç 30 sene önce ne kadar geçerli ise, bugün aynı şekilde geçerli. Aslına bakarsanız bu süreç değişecekse, günümüzde daha uzun olur zira asosyal medya insanları asosyal, birbirleri ile etkileşemez hale getirdi.

Bu arada bitirmeden şunu söyleyeyim, düzgün kızla eğer yeterince ve düzgün ortamlarda da sosyalleşen biriyseniz, ayda bir karşılaşırsınız. Ama siz onu beğenmezsiniz, o sizi beğenmez, karşılıklı birbirinizi beğenmezsiniz, vs. Karşılıklı çekim olan biri olur ama devam etmeye fırsat olmaz, aksilikler olur. Karşılıklı çekim olan biri ile hem karşılaştığınız ve hem de iletişimin devamının olması durumu zaman alır.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Özdeğer nasıl kazanılır?

Giriş

Bu bölümde neden özdeğer problem yaşadığınıza ve bu problemi nasıl düzeltebileceğinize değineceğiz.

Özdeğer konusunda ilk değineceğimiz şey, kişilik. Çoğu insan kişilik deyince, başkaları tarafından nasıl algılandığını, dışarıya nasıl bir imaj yansıttıklarını, başka insanlar tarafından nasıl göründüklerini ve kendilerini nasıl gördüklerini anlıyor. Ama sizin kişiliğiniz, hayat deneyiminiz sonucunda elde ettiğiniz, tahmin edilebilir davranışsal kalıpların bir kümesinden ibaret. Bu öngörülebilir davranış kalıplarını, kişiliğinizin temelleri olarak düşünebilirsiniz ya da kişiliğinizi, hayatınız boyunca kazandığınız bu öngörülebilir davranış kalıplarının bir alaşımı olarak düşünebilirsiniz.

Bunları okuyan birçok insan, alışkanlıklardan bahsettiğimi düşünebilir. Ama ben sadece alışkanlıklardan bahsetmiyorum. Benlik alınızı güçlendiren, öngörülebilir davranış kalıplarından bahsediyorum. Kız arkadaşınız ya da eşiniz, utanmanıza neden olacak bir şey söylediğinde, nasıl tepki vereceğinizden, çalar saat sabah 6’da çaldığında, ne yapacağınızdan da bahsediyorum.

Fil ve fil binicisi

Kişiliğiniz aynı zamanda stres ve baskı altında sinir sisteminizin vermeye koşullandığı tepkinin de bir uzantısı. Psikolojide bunu anlatmak için fil ve fil binicisi örneği verilir. Zihniniz, rasyonel zihniniz fil binicisi ve vücudunuz da fil.

Özdeğer problemi olan çoğu erkek, problemin fil binicisinde olduğunu sanıyor. Rasyonel beyninde bir şeyleri, rasyonel bir şekilde çözerek kurtulabileceği bir problemi olduğunu sanıyor.

Ama sorun, filde. Altınızda, kendisini tehdit altında hisseden, strese ve baskıya karşı belli öngörülebilir tepkileri olan, ne yapmak isterse onu yapan devasa bir fil var. Ve eğer rasyonel zihnini yıllar boyunca büyük bir disiplin ile çelikleştirmiş bir rahip değilseniz, vücudunuz stres, baskı, panik veya saldırı altındayken, zihninizin kontrolünden çıkıp, ne yapmak aklına esiyorsa onu yapacak.

Beyin değişime neden karşı koyar?

Beyin sonuçta öngörülebilir örüntüler arayan ve öngörülebilir örüntülere meyilli bir  örüntü tanıma makinesi. Yani beyin yaptığı tercihler ile sizi, uyumsuz, sağlıksız ve hatta istenmeyen örüntüler olsalar bile bildiği ve tanımlayabildiği örüntülere yönlendirmek, bildiği ve tanımlayabildiği örüntüleri, bilmediği ve tanımlayamadığı örüntülere tercih etmek üzere tasarlanmış.

Siz özgüvensiz olduğunuzu düşündüğünüzde, bu durumu değiştirmek için bir şeyler yapmak istiyorsunuz. Yani beyninize, bildiği ve tanımlayabildiği örüntülerin dışına çıkmak, kimliğinizin öngörülebilir örüntülerine ters şeyler yapmak istediğinizi söylüyorsunuz. Yani kimlik hissinizi değiştirmek istiyorsunuz.

Bu isteğiniz, beyninizde bir problem yaratıyor çünkü beyniniz, bu yeni örüntülerin ne olduklarını bilmiyor, sonuçlarını öngöremiyor. Sizin bu örüntüleri icra ettiğinizde ne hissedeceğinizi bilemiyor. Bu da beyinde stres tepkisi ortaya çıkarıyor ki sinir sisteminiz (fil) burada devreye giriyor.

Başka bir şekilde ifade edersek, beyniniz ilk başlarda değişimi reddedecek çünkü değişim demek, bilinmeyen sular demek. Beyniniz sağlıksız örüntüleri, sırf bilindik sular olduğu için devam ettirmeye çalışacak demek. Bu deneyim ise, kişinin öz değersizlik hissini pekiştiren bir deneyim.

Burada farkında olmanız gereken şey, özdeğer geliştirmek için her harekete geçtiğinizde, kimliğinize ve egonuza yönelik bir tehdit oluşturduğunuz ve sinir sisteminizin tehdit tepkisi ile karşılık verdiği bir içsel savaş başlatıyor olduğunuz.

Dopamin, serotonin ve nöropinefrin

Şimdi bu tehdit tepkisine ve birçok erkeğin özdeğer algısının baskı altında neden çöktüğüne biraz daha detaylı bakalım. Çünkü öz değer bir inanç değil. Rasyonel olarak düşüncenizle ortaya çıkardığınız ya da sorguladığınız bir şey değil. Vücudunuzda ve sinir sisteminizde hissettiğiniz, deneyimlediğiniz bir his. Öz değer, çabanızın anlamlı olup olmadığı, davranışlarınızın yapmaya değer olup olmadığı ile ilgili bir his. Ve bu his, kendinizi olumlamanız ile, ifade ile, motivasyon hileleri ile, modunuz ile değil, biyolojik olarak özdeğer geliştirme sürecinizde çok önemli olan üç adet kimyasal ile alakalı.

Bu üç kimyasaldan birincisi dopamin. Dopamin molekülünü, dürtü, yön ve bir şeyin peşinden koşmaktan sorumlu kimyasal olarak düşünebilirsiniz. Dopamin birçok insanın sandığının aksine, her zaman zevk ile ilgili değil. Dopamin, bir şeyin peşinden koşmaya değer olduğunu sinyallemek ile ilgili.

Ben dopamini, gideceğiniz yönü belirlemek ile ilgili bir kimyasal olarak düşünüyorum. Dopamin ile bir şeye yönelmek çok daha anlamlı ve kolay, ilerleme çok daha gerçek, o yönde aksiyon almak çok daha bariz görünüyor. Dopamin ile aldığınız aksiyonlar konusunda daha güvenli, bu aksiyonları yapabilecek gibi hissediyorsunuz. Dopamin seviyeniz düşük olduğunda, her şey anlamsız, zor ve ağır gelmeye başlıyor. Aksiyonun yerini planlama alıyor ve kronik olarak planlama yapan, her şeyi yarına erteleyen birine dönüşüyorsunuz. “Yarın düşüneceğim”, “yarın yapacağım” demeye başlıyorsunuz. Sürekli günlük tutan, yapacaklarınız hakkında sürekli olarak düşünen ve konuşan ama aksiyon almayan birine dönüşüyorsunuz.

Birçok insan düşük dopamin seviyesini tembellik olarak görüyor ama dopamin eksikliği nedeniyle harekete geçememek tembellikten değil, boş hissetmekle ve gidecek bir yönü olmama ile ilgili. Boş hissetmek ve gidecek bir yöne sahip olmamak ise, insanın öz değerini yok eder.

Konuşacağımız ikinci kimyasal ise serotonin. Serotonin molekülünü, kontrol, istikrar ve dizginlenmekten sorumlu olarak düşünebilirsiniz. Birçok insan serotonin hormonunu mutluluk seviyesi olarak düşünüyor çünkü mutluluk burada bir sonuç. Serotonin dürtü kontrolü ile ilgili ve dürtü kontrolü de hem özdeğer hem de mutluluk kazanmanın anahtarı.

Serotonin aynı zamanda kronik olarak reaksiyon göstermek yerine reaksiyon göstermeden durabilme ile alakalı. Sağlıklı serotonin seviyesi, stres altında sakin kalmanızı, hazzı erteleyebilmenizi, rahatsız edici durumlarda pes etmeden, kaçmadan kalabilmenizi sağlar. Bunlar da bir arada, özdeğer inşa etmenizi sağlar.

Düşük serotonin seviyesi, duygusal dalgalanmalara, kaygıya, çabuk sinirlenmeye, ne yapacağınızı gayet iyi bilmenize rağmen yapmanız gerekenleri bir türlü yapamamanıza neden olur. Sağlıklı serotonin seviyesi ile düşük serotonin seviyesi, ne yapmanız gerektiğini bilmeniz ile yapmanız arasındaki farktır. Burası da, özdeğer ve özsaygının oluşup oluşmamasını belirler.

Üçüncü olarak bahsedeceğimiz kimyasal ise nöropinefrin. Ben nöropinefrini hazır, enerjik ve omurgalı olmak ile ilişkilendiriyorum. Bu, gayet haklı bir şekilde stres ile karıştırılıyor ve bu konuya geleceğiz.

Sağlıklı nöropinefrin, sakin, uyanık, dayanıklı ve özsayınız ve özdeğerinizle uyumlu yaşamak için harekete geçmeye hazır olmak ile alakalı. Düşük nöropinefrin ise, beyin sisi, kaçınma, öğrenilmiş çaresizlik ve uyku ile geçmeyen yorgunluk ile alakalı. Ama çok başarılı insanlarda sıklıkla görünen şekilde çok fazla nöropinefrine sahip olmak, çok yüksek kaygı, tükenmişlik, panik ve uykusuzluk ile alakalı.

Özdeğer, düzenlenmiş bir sinir sistemi gerektiriyor. Yani ne bir hippi gibi hiçbir şeyin önemi yok birader şeklinde yaşamalısınız ne de bugün birçok insanın yaptığı gibi sürekli olarak stresin kaosu altında.

İnsanlar kendi gelişimlerini neden sabote ederler?

Özdeğer inşa etme konusunda yapabileceklerinize geçmeden önce, özdeğer geliştirmenin neden ölüm gibi hissettiği hakkında konuşmak istiyorum. Bunu birçok erkekte görüyorum ve kendim de deneyimledim ama, kimse bu konuyu konuşmuyor.

Hayatınıza getirmek istediğiniz bu kişilik değişimi, sinir sisteminiz tarafından tehlike olarak algınlanıyor. Değişim için yapmanız gereken sınır çizme, zor konular hakkında konuşma, yeni planlara sadık kalma, uyuma – kalkma saatlerini ve örüntülerini değiştirme gibi aksiyonlar, sizi yeni ve bilinmeyen bir alana getiriyor. Yargılanacakmışsınız gibi, başka insanlarla olan aidiyet hissini kaybedecekmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Ama beyninizin ölüme benzer bir şekilde hissettiği şey, öngörülebilirliği kaybetmeniz.

Beyniniz, öngörülebilirliği kaybetme ihtimaliniz olduğunun farkına vardığı zaman, sinir sisteminizi devreye sokar ve sinir sisteminiz de stres tepkisi verir. Yani sinir sisteminizin kimlik değişiminize verdiği tepki, bir kaplan sizi avlayacakmış gibi yoğun bir tepkidir. Tam da bu nedenle birçok insan, büyüme sınırına geldiklerinde kendilerini sabote ederler. Sanki değişime giden yolda bir şeyler değiştirme sınırına geldiğinizde, karşınıza bir kapı çıkar ve bu kapıyı koruyan bir savaşçı ile karşılaşırsınız. Bu savaşçı size, “bu kapıdan geçmek istediğine emin misin?” diye sorar.

Değişim kapısına geldiğinizde kendinizi sabote etme nedeniniz zayıf veya defolu olmanız değil. Değişim kapısına geldiğinizde kendinizi sabote etme nedeniniz, eski kimliğinizin yani eski ve öngörülebilir davranış örüntülerinizin ölmek istememesi.

Özdeğer kazanmak için yapabilecekleriniz 

Peki bu durumu düzeltmek için gerçekten neler yapabilirsiniz?

Önce kimyasallardan başlayalım. Bir numarada dopamin var. Eğer motivasyonunuz ölü ise, muhtemelen dopamin seviyeniz çok düşük. Belki fazla uyarıldınız ve ilerleme de gerçekten yeterli değil. Bu konuda ne yapabilirsiniz?

Yapmanız gereken işi, bitirmeniz garanti olacak şekilde küçültün. Örneğin her sabah 6’da kalkmak istediğinizi düşünelim. Yani işi, gece yatma saatinizi kontrol altına almaya, erken yatmaya indirgeyin ve sadece bunu rutin hale getirmekle uğraşın. Bunun için örneğin işi, saat 10’dan sonra telefondan ve ekrandan uzak durmaya indirgeyin.

Ya da diyelim ki günlük tutmak istiyorsunuz. Eğer düzenli olarak yarım saat günlük tutmayı beceremiyorsanız, günde sadece 5 dakika günlük tutun. Fiziksel egzersiz yapmak için spor salonuna gidemiyorsanız, evde kendi ağırlığınızı kullanarak, salona git – spor yap – salondan gel işini, sadece spor yap aktivitesine indirgeyin.

İkincisi, başarılarınızın izini sürün. Başarılarınızı yazın ve bunları onaylayın. Bu başarı için kendinizle gurur duyduğunuzu yazın.

Hayatınızdaki yenilikleri azaltın, fazla yenilik dopamin seviyelerinizi çok düşürür. Ne alaka diyeceksiniz ama biraz düşünürseniz, modern bir insanın hayatı, daha önce olmadığı kadar çok ve hızlı değişen yeniliklerle dolu. Porno, sosyal medya tüketiminiz, bitmek bilmez bir yenilik seli altında yaşamanıza neden oluyor. Bu platformlar sizin dopamin seviyenizi, sizi kendilerine bağlamak üzere ele geçirip kullanıyorlar ve bunun için de bitmek bilmez bir yenilik selini kullanıyorlar.

İkincisi, serotonin hormonu. Eğer stres altında disiplin ortadan kalkıyorsa, muhtemelen serotonin seviyeniz dengesiz ve uykunuz kötü. Bu durumda yapmanız gereken, hayat rutinlerinizi düzeltmek. Stres altındayken seçeneklerinizi en aza indirin. Stres altındayken sahip olduğunuzu düşündüğünüz alternatifleri azaltın. Hayatı daha basit ve seçeneksiz hale getirin. Örneğin stres altına girdiğinizde kendinizi stresin ağırlığından kurtarmak için yapabileceğiniz porno izlemek, bilgisayar oyunu oynamak, YouTube, TikTok, Instagram, X, vs. gibi onlarca seçeneği yok edin. Sadece yapmanız gereken şeyi yapmak ya da biraz volta atmak gibi iki seçeneğiniz olsun.

Son olarak da nöropinefrin. Eğer zor şeylerden veba görmüş gibi kaçıyorsanız, öğrenilmiş çaresizlik problemi yanında, nöropinefrin seviyeniz çok düşük olabilir. Burada yapmanız gereken şey, acıya ve rahatsızlık hissine, kontrollü bir şekilde maruz kalmak. Soğuk duş, kendini fiziksel olarak zorlama gibi aktiviteler bu nedenle popülerler. Strese kontrollü bir şekilde maruz kalmanız, nöropinefrin seviyelerinizi ve dayanıklılığınızı arttırır.

Eğer nöropinefrin seviyeniz yüksekse yani sürekli tükenmiş ve aşırı stresli hissediyorsanız, zor şeyleri yapmaktan başka bir şeye vaktiniz kalmıyorsa, stres seviyenizi azaltmaya bakın.

Davranışlar vücut kimyanızı, düşüncelerden çok daha hızlı bir şekilde değiştirirler.

Burada gerçek amacınız, eski davranış ve davranış örüntülerinizin, size arıza ve yabancı göründüğü, eski bahanelerinizin aptalca göründüğü noktaya gelmek. Eğer eski davranışlarınız hala rahat ve evde hissettiriyorlarsa, henüz ölmemişler demektir.

Özdeğer kendinizi “ben özdeğerli biriyim” diye zilyon kez olumlayarak, kendinizi özdeğerli olduğunuza ikna ederek kazanılmaz. Özdeğer, sinir sisteminizin aldığınız ya da alabildiğiniz aksiyonlar, tekrarlar, yeni kimliğinizi pekiştiren öngörülebilir yeni davranışlar ile kendi kendisine ispat ettiği bir şeydir. Özdeğer, dengeli dopamin, serotonin ve nörepinefrin seviyeleri gerektirir. Eski davranışlarınıza tahammül edemeyen yeni bir kişilik gerektirir.

Özdeğer daha fazla inanarak değil, saygı duyduğunuz ve hayran olduğunuz birine dönüşerek kazanılır. Ama özdeğer kazanmanız için bir süre cehennemden geçmeniz, bir süre bilinmeyen ve saldırı altında gibi hissettiğiniz bir bölgede yürümeniz, sembolik olarak yanıp, küllerinizden yeniden doğmanızı gerektirir.

Daha iyi bir yaşam için serisine de bakmanızı tavsiye ederim.

Kaynak: Your Self-Worth Won’t Let You Change – Until You Do This

 

Sizden gelen sorular – Mart 2026

Soru 1:

“Eski kız arkadaşım sadakate aşırı önem verdiğini, bu konunun kırmızı çizgisi olduğunu söylemişti. Çünkü eski erkek arkadaşı da onu aldatmıştı. Ancak aldatılarak biten ilişki sonrası, o dönemde psikolojisi de iyi olmadığından (kendi söylediği), bir süre evli bir adamla fuckbody olmuş.”

Ben buna çok güldüm. Sadakate önem veriyorum deyip sonra evli adamın metresi oluyor 😀 Ona sadakate önem vermek denmez, aldatılmamaya önem vermek denir. Kendisi tabi ki her haltı yiyebilir.

“Hatta bir kere yüzüne vurmuştum, “yaptığı şeyin çok iğrenç bir şey olduğunu ama o zamanlar psikolojisinin bozuk olduğunu” söylemişti.” Birçok insan aldatılıyor ama bu evli adamın metresi olmasına bahane değil. Ayrıca bu bilgiye rağmen senin kız arkadaşın olarak kalıyorsa, sen de laftan ibaret biri oluyorsun.

“Benimle ilişkideyken de bu durum her gün kafamı meşgul ediyordu. Günün birinde bu kızla evlenirsem pişman olur muyum diye.” Sence?

“Zaten yakın zamanda beni sevmediğinden terk etmişti, 1.5 aydır görüşmüyoruz ama ilerisi için, böyle bir geçmişi olan kadın, ilişki için uygun mudur?” Yahu şu kızı bırakmadın ve terk edildin. Bu utanç sana yeter. Sorduğun soruya bakar mısın?

“Bu arada tüm kız arkadaşlarım bana hep geçmişlerini çok rahat anlattılar. Bu durum da kötü bir şey midir ve kötüyse ne yapılmalıdır?” Kötü bir şey değil ama hep kötü geçmişli kızlarla oluyorsan orada sende bir sorun var demektir.

Soru 2:

Mahmut Abi, iş yerinden bir kızdan hoşlandım. Normalde aynı ortamda değiliz, o yüzden birbirimizi çok görmüyorduk fakat ortak arkadaşımız vardı.

Birini tanımadan, onu uzaktan hoş bulmanız ve yürümeniz tamam. Ama hoşlanmanız çok çocukça. Bir kızla konuşmadan ondan hoşlanmayın. Sanal sanal, uzaktan düşler ve hayaller kurmadığınızda hoşlanmazsınız. Ve evet, kimden hoşlanıp kimden hoşlanmayacağınızı kontrol altında tutabilirsiniz.

İşten ayrılacağım için bir şekilde bir bahaneyle numarasını aldım ve konuşmaya başladık. Yazışırken hoşlandığımı belli ettim ve hafif bazı yerlerde eğlenen ustalıkla konuştum, ama bir kaç iltifat edip bir şarkı da gönderdim. 2 haftadır yazışıyoruz.

“Hoşlandığını belli etme” derdi, “hoşlandığını belli etmeyi” marifet sanmak, sanırım arkadaş gibi davranırsam arkadaş alanına düşerim korkusundan kaynaklanıyor ve ona karşı yapılması gereken şey sanılıyor. Oysa sizin yapmanız gereken şey, buluşmak, iyi vakit geçirmek ve fırsat buldukça fiziksele gitmek. 3-5 buluşmada fırsat bulamadınız mı, kıza yürümeyi ve kızdan hoşlanmayı bırakmak. Bir kızın sizi arkadaş olarak gördüğü belli olduktan sonra ondan hoşlanmayı bırakarak friendzone’a düşmekten kaçınırsınız, ona hoşlandığınızı belli ederek değil.

Bir kızın sizden hoşlanması için sizin ondan hoşlandığınızı bilmesi gerekmiyor. Bir kızın sizden hoşlanması için sizin ondan hoşlanmanız bile gerekmiyor. Sizin önce duygusal, sonra belli bir ölçüde fiziksel olarak çekici olmanız ve ona sizden hoşlanabileceği buluşmaları ayarlamanız ve bu sayede kızın sizi deneyimlemesi gerekiyor. Bu deneyimler arasında, sizin bir sonraki adımı ne zaman atacağınızı veya atıp atmayacağınızı merak edecek zaman gerekiyor.

Bu kadar erken iltifat genellikle karşınızdakinin sizden hoşlanma ihtimalini azaltır.

“Bu arada, ben ona yazdıktan sonra beni de sormuş arkadaşlarına nasıl biri vs diye. Bir keresinde de şirketten bir arkadaşım, bana sormadan kızı arayıp benim hakkımda bahsetmiş bu arada, büyük ihtimal hoşlandığımı net anladı o konuşmada, beni sormuş vs kıza. Kız da hoş çocuk demiş.”

İşin içine üçüncü şahısların girmesi, işin olma ihtimalini çok düşürür. Bir kıza yürüdüğünü ortak arkadaşlarınızdan, en yakın arkadaşın olsalar bile, saklaman lazım. Üçüncü şahıslar, tüm iyi niyetleri ile işi bok etmekte ustalardır.

2 haftalık yazışma sonrasında bugün buluşma teklifi edince şöyle bir cevap verdi:

B: Yarın saat x’de y’de kahve içelim uygun mu?

K: Yarın x’de olmayacağım ama sana da uygunsa başka bir gün sözleşelim. Hem benim de söylemek istediklerim var kahve içmiş oluruz.

B: Z günü olabilir. Neyle ilgili önemli bir şey mi söyleceksin?

K: Konuşuruz. Haberleşelim o zaman

Görüldü attım ve buluşacağımız gün yazmayı düşünüyorum ama kafamı karıştıran cümle şu oldu “Hem benim de söylemek istediklerim var kahve içmiş oluruz.” Arkadaş kalalım ben sana o gözle bakmıyorum diyecek gibi bir his oldu içimde fakat buluşmayı da kabul etti. Sence o mesajın altında yatan psikoloji nedir? Kızla buluşmaya gittiğimde nasıl davranayım? Çok teşekkür ederim.

Buluşmaya git ve gör. Kıza yürümeye devam et, “ben seni arkadaş olarak görüyorum” derse klasik “başka türlü düşünürsen bana haber ver” konuşmasını yap.

Soru 3:

Mahmut abi selam. Bir kızla takılmaya başlamıştık ama o sıra artık sıkıldığım bir sevgilim vardı ve yeni kıza bundan bahsetmedim.

Sevgilini aldattın ve bu kızı da kandırdın yani.

Ben 23 o 21 yaşında. Bana karşı arzusu ilgisi ve duygusu çok yüksekti. Ne istersem yapıyordu, mutluydum. Bana karşı iyi davrandı hep.

“Ne istesem yapıyordu” olayına çok gülüyorum. Sonradan da en büyük kazığı, bu aşk bombardımanına en saftirik şekilde düşenler yiyorlar. Gerçi sen her türlü kazığı hak ediyorsun.

4 aydır beraberdik, o çok istemesine rağmen ben adını koymamıştım ama sevgili gibiydik. 3 yıllık sevgilisinden sonra 2. ilişkisiydim.

Aldatan adamın şu olayı anlatışındaki masumiyetine bakar mısın? Kız teknik olarak sevgili falan değil, yan piliç (side chick).

Diğer sevgilimden ayrılıp onunla devam ederken bi süre sonra hem sevgilimi hem o kızı aynı anda aldattığım öğrenildi.

Güzel.

Konuşmayı kesip kendi içime çekilmeyi tercih ettim. (aldatmama rağmen benimle devam etmek istedi).

Senin gibi adama genelde zaten böyle ödlek, kaygılı bağlanan kızlar düşerler. Her istediğini yapması da sevgiden değil, yalnız kalmaktan ödü kopan yetersizlik hissi ile dolu psikolojisinden.

Sonra o kıza haksızlık yaptığımı düşünüp 1.5 ay sonra yazdım ve buluşma ayarladım. Kızı biraz açınca aldatılmanın ve yalnızlığın acısına dayanamayıp tinder indirip birisi ile rebound ilişkiye girdiğini söyledi.

Bu da yalnız kalmaktan ödü kopan, yetersizlik hissi ile boğuşan kadından beklenecek davranış.

2 kere beraber olmuşlar. Ama o sıra hep çocuğa beni anlatmış çocuk psikoloji okuyormuş kıza iyi yaklaşmış teselli etmiş falan.

Gitmiş gelmiş teselli etmiş, altta üstte teselli etmiş.

Ama meğerse takıldığı rebound çocuğun da o sıra bir sevgilisi varmış ve kıza bundan bahsetmemiş, kız bunu öğrenince ayrılmış. Bana seni hiç unutamadım, geceler boyu ağladım, sen ne zaman çağırırsan döneceğimi biliyordum gibi şeyler sayıkladı.

Hahahaha 😀 Ama bu arada bir çocuk vardı, bana kayıp duruyordu. Hayır kızın her şeyi yapmaya hakkı var da, hala sana böyle aşk bombardımanı ile gelmesi traji komik.

Samimi olduğuna inanıyorum çünkü kızın bana olan arzusunu biliyorum.

Senin o büyük arzu dediğin şeyin çoğu cinsel dürtü kontrolsüzlüğü, korku ile kendini fazlaca verme dürtüsü, vs. Sana arzusu var ama sen yokken başkasına da kolayca verebiliyor. Arzusunu.

Ona benden sonra yaşadığı tinder, rebound saçmalığı için shaming yaptım, ama ben de sütten çıkmış ak kaşık olmadığımı biliyorum, aldatmasam bunlar yaşanmayabilirdi. Şimdi Mahmut abi sana sorum ben buradan itibaren nasıl devam etmeliyim?

Aynı kalitesizlikte tencere kapak insanlarsınız. Bence yakışıyorsunuz. Devam et.

Bu kız ile mutluydum, çok midem almasa da kabul edip devam etmeli miyim yoksa sadece fb tarzında mı takılmayalım? ya da komple bitirmeli miyim?

Kızı nasıl kullanayım diye soruyor hala ya 😀 Kızcağızın bana ulaşması ve senden kurtulmak için destek alması lazım.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sizden gelen sorular – Şubat 2026

Soru #1: Kız evde sürekli olarak bana bir şeyler yaptırmaya çalışıyor.

Mahmut abi kızın ev içindeyken senden bir şeyler istemesi shit test midir? Evi biliyor ilk gelişi değil. Mesela mutfaktan geliyor “susadım bana su getirir misin?” Ya da ortada kendi eşyası olmasına rağmen “bana ceket getirir misin” ya da “ayağıma terlik getirir misin”, “kahve yapar mısın” gibi isteklerinde beni mi deniyor sence?

Birkaçını eğlenen ustalıkla geçiştirdim fakat bazen bu istekleri artınca birkaçını yaptım ve bende ondan bir şeyler istedim. Sence bu shit test mi abi eğer öyleyse ne yapmam lazımdı?

Kız arkadaşınızın sizden arada bir, bir şeyler istemesi normalde anormal bir durum ya da test değil. Mesela siz mutfaktan gelirken su istemesi. Fakat seninkisi bariz anormal. Muhtemelen senin kendini ne kadar kullandıracağını, seni ne kadar kullanabileceğini test ediyor.

Bu tür bir kızla güzellikle anlaşamıyorsan yani birkaç kere kibarca “güzelim kaldır kıçını sen al” dedikten sonra da böyle şeylere devam ederse, kızı hızlıca bırakmak en iyisi. Özellikle de bundan tatsızlık çıkarıyorsa, hemen bırakman lazım.

Soru #2

Abi selamlar. Bir kızla konuşuyoruz kopuk kopuk ama nasıl desem bazen birkaç dakikada bir donuyor bazen 3 saat sonra.Ama bir yazıyı okuduğumda bunun çok önemli olmadığını söylemiştin. Çünkü kız mesajlaşma noktasında böyle olsa da dün beni dışarı yemege çağırdı ilk buluşmamızda ben çağirmistim bu sefer o çağırdı. Olumlu gittiğini söylemek mümkün mü? Ben biraz geç yazmasindan yakınır tarzda bir mesaj attım o da kusura bakma projem var yetistirmemiz lazım bu yüzden telefona bakamıyorum dedi. 

Geç yazmasından yakınman, geç yazdığı da yok, senin için olumsuz olmuş.

Doğru bu arada perşembe önemli bir proje sunumu olacak ve yetiştirmesi lazım. Ayrıca  mesajıma dönmediği o aralıkta aktif de olmuyor diyebilirim sosyal medyada veya whatsappta.

Sana hemen cevap vermeyince kızı ciddi ciddi stalklıyorsun. Bu kaygılı davranışlara devam edersen, en olumlu süreci bile olumsuza çevirirsin, seni kimse tutamaz. Bunlar aşırı duygusal yatırım yapar. Zaten geç mesaj atıyorsun diye şikayet ederek ilişkinin kadını rolüne oynuyorsun. Bu stalk olayı ile kadını olabileceğin bir ilişki bile olmaz.

Geçen kırmızı bir kıyafet giymis çok yakismis dedim profilini o kıyafetle değiştirmiş. Şu an bir sorun gözüküyor mu sence?

Soru #3: 

Mahmut abi selam, ben seni takip eden bir kadınım. 5 aydır adını koyup koymadığımızdan emin olmadığım bir ilişki içerisindeyim.

Adını koyup koymadığınızdan emin değilsen, adını koymadığınızdan emin olabilirsin.

İlişkimiz aynı şehirdeyken başladı ve 2 ay sonra ben şehir değiştirdim. O ay içerisinde buluştuk ve her ay düzenli görüştük. 4 5 gün birbirimizin bulunduğu şehirlerde kaldık. Fakat mesajlaşma konusunda 1-2 saat sonra kısa kısa yazan konuşmalar oluyor. Çok fazla merak yok, aramalar her gün değil. Bazen o, bazen ben arıyorum. Çok nadir haftada birkaç kez anca.

Çok fazla bir geçmişiniz olmadan uzak mesafeye geçmiş, anladığım kadarıyla da yakın gelecekte aynı şehre geçme durumu da yok. Her gün aramama olayı normal ama kısa kısa mesajlaşma anormal. Gerçi sana kısa geliyor olabilir.

Onun dışında birbirimizi ne yaptığımızdan haberdar edip iyi geceler dileyip her günü böyle devam ettiriyoruz. Birbirimize aşk ve ilgi cümleleri belirtmiyoruz. İlişki hakkında romantik konuşmalar yok. Naber, nasılsın, napıyosun, eve geldim gittim tarzında konuşmalar. Bunu sorun olarak karşıya hiç yansıtmadım ama hayatını daha cok anlatan benim. Ama ona göre de davranıyorum. Bir saat sonra yazıyorsa bazen ben de aynısını yapıyorum. Ama şu düşünceye hep itiliyorum. Bana belki de yeterince ilgili ve sevgi dolu degildir?

İlişkinin senin için sıkıcı, uzak ve yavan olduğu gerçeği ortada. Uzak mesafe olmasının etkisi büyük. İlgisi yetersiz, sana yetersiz olduğu için, kendine yakın bir ilişki için, bu işi bırakman en iyisi.

Soru #4:

No contact sürecindeyim. Şimdi diyelim, meraktan ötürü “naptın, ne ettin?” gibi bir geri dönüş yaptı. Tam anlamıyla dönecek değil de hani merak kendini rahatlatma. Bu durumda no contact bozuluyor ama sonuca erişemiyoruz yine de aynı duruşumuzu koruuyup yanıt mı verelim?

Yanıt vermezsen no contact olmuyor, ghosting oluyor. No contact siz ona ulaşmayın demek, o size ulaşsa da cevap vermeyin demek değil. Genellikle geri dönüş ihtimalini düşüren bir tepki. Geri dönmesini istemiyorsan bu şekilde davranabilirsin ama buraya yazdığına göre geri dönmesini istiyorsun.

Sizi terk eden size “affet beni, dönmek istiyorum” diye heyecanlı heyecanlı yazmaz. Bu bazen olur ama genellikle sizin uzun süredir ulaşmamanızın da etkisi ile ayak parmaklarını suya sokup sıcaklığı test eder gibi basit, “ne haber, nasılsın?” tarzında bir şeyler yazar. “Kedin nasıl?”, “sınavın vardı” gibi basit şeyler yazar. Bu durumda da sizinle buluşmak istediğini varsayıp, kısa bir mesajlaşmadan sonra buluşma teklif edin.

Soru #5:

Selam abi, kız arkadaşımı bir iş arkadaşı bırakmış. Bu beni rahatsız etti. Belki ben abartıyorumdur.

Sana haber vermemesi sıkıntı, o konuda uyar. Bu düzenli olursa da sıkıntı.

Neyse bunu konuştum. Şimdi de bunlar 4 kişi çalışıyor o gün dışarıda işleri. Anlattığına göre 1’inin işi çıkıyor 1’i de ana binaya dönüyor ama öğlen tekrar buluşacaklar bu ve iş arkadaşı( eve bırakan değil) beklemek için kahve içmeye gidiyorlar. 2 saat sürmüş.

Çalışma hayatında böyle şeyler olur. Ben de planda olmayan bir şekilde iş arkadaşım bir kadınla bir yerde bir şeyler içip birini beklemek zorunda kalıyorum bazen. Düzenli duyduğun bir olay değilse dert değil.

Kız da ben sadece bir iş arkadaşımla beklemek için kahve içtim aklıma başka bir şey gelmedi ki dedi. Evi de yakın oraya. Nasıl diyim içim almıyor yani bunu kabul edemiyorum da ben mi abartıyorum acaba onu anlamak için soruyorum. Ayrılmayı düşünüyorum.

Sen abartıyorsun.

Soru #6:

19 yaşındayım. Bu zamana kadar kızlarla ciddi bir ilişki kuramadım. Muhafazakar bir ailede büyüdüm ve ailem sürekli olarak – özellikle annem- kızlardan uzak durmam gerektiğini telkin etti. Hala o muhafazakar düşüncelerin etkisi üzerimde ve kızlara yürümeye çok zorlanıyorum. Eğer yürürsem de hemen oneitis geliştiriyorum. Hemcinslerimle olan sohbetlerimde, günlük hayatımda yapmam gereken şeylerde özgüvensizlik yaşamıyorum ama karşı cins ile temasa geçmem benim için bir imkansız. Sal çayıra mevlam kayıra modunda da değilim. Düzenli kitap okurum ve aynı zamanda vücut çalışırım lakin kendimi sürekli olarak yetersiz görüyorum ve sanki hayatımda bir şeyler eksikmiş gibi hissediyorum. Boyumun kısa olması -1.68- ve tipimi beğenmemem özgüvenimi çok etkiliyor. Bu zihin yapımı hala değiştirebilmiş değilim. Bana tavsiyen nedir?

Tanımadığın kızlarla da tanışıp konuşman gerekeceği şekilde, yürüme baskısı olmadan daha da sosyalleş. Bir süre buna alış. Ondan sonra bu korkunun kendiliğinden, seni tutan zincirlere rağmen iş çıkarabileceğin bir zihin yapısına geçersin. Belki 1 sene sürer, belki 2 sene ama yaşın genç zaten.

Soru #7:

11 aylık bir ilişkim vardı, kız bana çok bağlı ve sadıktı ama biraz fazla dürtüseldi ve bu beni çok bunaltıyordu. Bu huyu yüzünden benim için hayatımın en önemli günlerinden birini mahvetmişliği bile vardı.

Sadakat gerekli koşul, yeterli değil. Bir erkek ilişkide duygusal güç kaynağıdır, kadın da huzur. Huzur yoksa istediği kadar sadık olsun, kötü bir partnerdir.

En son onunla tanışmadan önce takipleştiğim aramda konuşma bile olmayan bir kızı bulmuş, telefonda konuşurken şakayla “bu flörtünle niye konuşmayı kestin” diye sordu. Ben de yine şakayla karşılık verdim ve güldüm. Söylediğim abartı bir cümle değildi. Bana birden bire “sen mal mısın salak salak konuşma” diye bağırdı o sırada iş yerindeydim telefonu kapattım.

“Sen kimsin benimle böyle konuşuyorsun?” diyerek, haddini bildirerek kapadın umarım.

Mesajlaşmada da benimle böyle konuşamayacağını söyledim doğru dürüst özür bile dilemedi ben de ayrıldım. Çünkü çok bunalmıştım.

Doğru karar.

Birkaç gün sonra bana mesaj attı, bitirmek istemediğini söyledi özür diledi fakat özür cümlesinden çok beni suçlar cümleler kurmuştu özrü kabahatinden büyüktü o yüzden kabul etmedim.

Doğru yapmışsın. İçten özür dileyip dileyip sonra yine böyle şeyler yapıyor olsaydı da bırakmak doğru karardı.

Bu sırada arkadaşlarımla bana doğum günü planladığını öğrendim. Biz ayrılınca onlara da benim hakkımda kötüler şekilde konuşmuş buna çok sinirlendim. Birkaç gün sonra da profil fotoğraflarını değiştirdi alkollü bir mekanda açık dekolteli bir fotoğraf koymuş bunu her yerde profil fotoğrafı yapmış ve benim bundan hoşlanmayacağımı biliyor.

İyi yapıyor. Sana ayrılığın ne kadar doğru bir karar olduğunu gösterip seni rahatlatıyor.

Bunu instagramda birilerini eklediğimi düşündüğü için yapmış ama eklememiştim- ben bu duruma çok sinirlendim tamamen bittiğini düşündüm. Sinirle eski görüştüğüm bir kıza mesaj attım.

Yanlış hareket. Toksik biri ile gereğinden uzun kalırsan, sen de toksik, saçma sapan birine dönüşüyorsun.

Bir iki saat konuştuk kız görüşmek istedi fakat ben yeni bir ayrılık yaşadım o yüzden şu an görüşmek istemiyorum dedim. Daha sonra da o kızla bir daha konuşmadım çünkü ayrı olsak da yaptığımın etik olmadığını düşündüm pişman hissettim.

Neyse ilerlememişsin, dert değil.

Birkaç gün sonra bu ayrıldığım sevgilimi dayanamayıp aradım, ben ayrıldığım için de bir problem görmedim bunda.

Bu çok büyük bir problem. Bu kıza bir kayarsın, hayatının 2-3 senesi uçar gider.

Konuştuğumuzda problemleri anlattım beni anladı, konu barışmaya geldi düzeltebiliriz vs. dedi tutumundan dolayı barışmak istedim ama vicdanım hiç rahat değildi. bir gün sonra arayarak “belki barışıp düzeltebiliriz ama benim vicdanım rahat değil, ben seninle birlikte olmadan önce görüştüğüm başka bir kızla ayrı olduğumuz bu süreçte mesajlaştım, seni aldatmadım ama bunu bilmeye hakkın var” diyerek olayı anlattım, yalvarıp özür dilemedim ama “hata yaptığımın farkındayım ama senin koyduğun fotoğraf benim gücüme gitti bu yüzden yaptım” dedim.

Aşırı aptalca bir hareket ama senin durumunda, kıza ulaşıp yeniden başlama aptallığına engel olacağı için faydalı olabilir.

“Seni sevdiğime pişmanım beni asla arama” diyerek telefonu kapattı. Bir anda her yerden engelledi. Yarım saat içinde başka bir telefondan ulaşmaya çalıştım, onu da engelledi en son kısa bir mail attım, “yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum, senin yaptığından çok etkilendim ve hataydı. telafi edebilirim, fikrin değişirse bana ulaş lütfen” yazdım bir daha da ulaşmaya çalışmadım.

Kendine gel yahu. Bu kızla ilişkiye başlayıp kendini küçük düşüreceksin.

Kendimi vicdanen çok kötü hissediyorum ama bir yandan o bunu bildiği için hafiflemiş hissediyorum sonuçta çok yanlış bir şey yaptım. Sence bu yaptığım aldatmak mıdır abi?

Olmaz ama seni yeniden alınmaması gereken biri yapar. Gerçi bu seni geri almasa senin için daha iyi.

Kız beni çok seviyordu, hayranlıkla bakıyordu, ilgisi çok yüksekti.

Böyle karın ağrısı saçma sapan kızlara herkes düşmez. Senin gibi bazı yetersizlik problemleri olan adamlar düşer. Onlar böyle kızları yüceltmeyi başarırlar.

Sence bu davranışım ve sonradan yapışmamla gözünde kendimi çok ezik ya da kötü bir duruma mı düşürmüşüm?

Bu kızı bırakmak yerine gözündeki yerini düşünüyorsan, eziksin zaten. Öyle görünsen ne olur, görünmesen ne olur?

Kız beni bekarken çapkın olarak görüyor buna biraz takıyordu ama ilişki içinde asla sadakatsizliğim vs olmadı. Sence tekrar bana ulaşır mı? Ulaşmazsa da hatamın bir bedeli olacak elbet, şu anda no contact devam.

Bazen diyorum ki, sizin de bir işleviniz var. Böyle saçma sapan kızları hayatınızda tutarak kendi hayatınızın içine ediyorsunuz ama en azından sizden daha akıllı adamların başına bela olmalarına engel olup milli görev icra ediyorsunuz.

Başkaları için kendi hayatının içine ediyorsun, gerek yoktu ama erkek milleti sana minnettar. You go boy.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sevgilim üniversite için başka şehre gitti, “sadece arkadaşız” dediği bir erkekten çok bahsetmeye başladı. – Vaka çalışması

Mahmut Abi kız arkadaşımla ayrıldık. 3 yıllık bir ilişkimiz vardı ve benim ilk ilişkimdi. Bu yüzden biraz kolay bağlanmıştım kendisine. Kız arkadaşlarından çok erkek arkadaşları vardı ve ben erkeklerle daha iyi anlaşıyorum diyordu.

Bu bir kırmızı alarm. Ayrıca böyle kızlar erkeklerle daha iyi anlaştıklarından daha az kız arkadaşa sahip değiller. Diğer kızlar ya da çoğu kız tarafından dışlandıkları, arkadaş olarak istenmedikleri için kız arkadaşları yok ve erkeklerle arkadaşlığa meyilleri sebep mi sonuç mu belli de değil.

Bende ilişkimizin başlarında “benden önce onlar vardı”, dostları düşüncesiyle ona da güvendiğimden sorun etmedim.

Sorun aslında.

Üniversiteyi kazanıp başka bir şehire gittiğinde orada da farklı erkeklerle tanıştı.

Üniversiteye başka şehre gitti, en az 4 sene yok. Bu durumda ilişkiyi bitirmen lazımdı. Kaldı ki bu, çevresinde çok erkek döndüren bir kadın. Kafa rahatın için, proaktif ayrılman gerekliydi.

Sürekli tartışmaya başladık ama ben hep bir şekilde gönlünü alıyordum hatalı olmasam dahi.

Türkçesi, kız seni terk eder korkusu ile omurgasız ve korkak bir şekilde eğilip büzülüyordun. Bunun sonucunda da ilişkinin devam edeceğini sanıyorsun ama %90 terk edileceksin ve kendini küçültüğünle kalacaksın.

Sonrasında ben de derslerimin yoğunluğundan ve uzak mesafe olmasından dolayı ihmal ettim ama bunu bir şekilde telafi ettim.Yanına gidemediysem aradım telefonda mesaj atıp durumu izah ettim.Sorunlarımızı hallettiğimizi sanmıştım ama hep bunları ısıtıp ısıtıp önüme koydu ve ayrılıkla tehdit etti.

Çok iyi bir ayrılık fırsatını kaçırmışsın. Bak belki “ayak paspası olurum, erkeklik onurumu ayaklar altına aldırırım, bugün ayrılacağıma yarın terk edilirim ama bu işi bir ay daha uzatırım” kafasındaysan bilemem, bence bu da çok acınası bir kafa. Ama böyle omurgasız davranarak bu ilişkinin bir yerde toparlanacağını sanıyorsan, fena halde yanılıyorsun. Seçeneğin bugün terk etmek ile terk edilene kadar küçük düşüp, acı çekip terk edilmek. Sonuna kadar beklersen yüksek ihtimalle de başkası için terk edilip duble acı çekeceksin.

Ayrıca, bugün terk etsen yani hala kontrolün ve kafanda sanal bir düzelme ihtimali varken terk etsen, bu olaydan güçlenerek çıkarsın. Terk edildiğin, artık elinde bir kontrol kalmadığı noktaya kadar gidersen, bu olaydan zayıflayarak, bir sonraki ilişkinde daha boktan şeyler yaşayacak şekilde çıkarsın.

Bir şekilde iyi kötü devam ettik ama 1 ay önce ayrıldık.

Umarım yanlış tahmin ediyorum ama muhtemelen terk edildin.

Ayrılığımızdan birkaç hafta önce üniversitede tanıştığı erkekle yakınlaştığını hissetmiştim. Bana onunla konuşmalarını aktarması,beraber kütüphaneye gidip ders çalışması,onunla telefonda konuşmalar verebileceğim en basit örnekler.

Evet bu tip kadınlar bunu çok yapıyorlar. Sanki “ya ben sana söylemiştim, tamam içime kaçıp durduğunu söylememiştim ama yani onu da sen anlasaydın, benden günah gitti” mantığı ile çenelerini kapayamıyorlar.

Ben kendisine bu çocukla arasına mesafe koymasını istediğimde “ne var ya sadece ders çalıştık “ tarzında bir cümle kurdu.

“Ne var ya! Sadece arkadaşız!”

Bana ben çocuğu ders için kullanıyorum,notları almak için yakın davranıyorum,benden kısa boylu biri diyerek dalga geçiyordu.

Önemli olan boyu değil, aslen bu vatandaşın ne işlevi olduğu.

Bu tavır beni aşırı rahatsız etmişti ve aramıza bir soğukluk girdi sonrasında da zaten ayrıldık ve her şey için beni suçlayarak gitti.

Bu tür ciğeri beş para etmez insanlardan kurtulmanız lazım. Bunu bu noktaya kadar terk etmemen, kendine bu ciğeri beş para etmez insanı sevgili diye yakıştırman, senin ayıbın. Gaslighting yapıyor, utanmadan da ayrılırken seni suçluyor. Ama anlattığın tepkiye bakarsak, terk edilmemişsin sanki. Son anda ruhunu kurtarmışsın.

Arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla o çocukla 1 hafta içinde sevgili olmuş ve yılbaşını beraber baş başa geçirmişler.

Şaşırtıcı değil. Ayrıca muhtemelen seninle ayrıldıktan bir hafta sonra olayı kamuoyuna duyurdular, kornişonun giriş çıkış vizesini önceden almış olma ihtimali de çok yüksek.

Böyle bir durumu yaşadığım için utanıyorum ve nasıl atlatacağımı bilmiyorum.

Utan ve uzun süre acısını çek ki, bir daha böyle bir şey yapma.

Beni çok iyi manipüle etti kendimi suçlu hissettirdi.

Ama iyi tarafından bakarsak, artık bu ciğeri beş para etmez kız, daldan dala atlayan kız, o kornişonun problemi.

Önerilerinize açığım kızla iletişim kurmuyorum her yerden engelli zaten, yakın arkadaşlarını da takipten çıkardım hayatıma odaklanmaya çalışıyorum derslerime odaklanmaya çalışıyorum ama ara ara aklıma geliyor ve beni olumsuz etkiliyor yaşananlar.

Bakın, ne kadar büyük aptallık yaparsanız, o aptallığı bir daha yapmayın diye o kadar çok acı çekmeniz gerekir. Erkek gibi, “ben ettim, ceza sürem neyse yatıp çıkacağım” diyeceksiniz. Bir daha bu kadınla asla iletişime geçme, ondan bilgi alma ve ağlaya ağlaya da olsa kendi hayatına odaklan. Bu geçer. Başında bıraksan 4-5 ayda geçecek şey, bu kadar uzatmanla 8-10 ayda geçer ama geçer.

Bir de yeri gelmişken şunu söyleyeceğim. 27 sene önce üniversiteye başladığımda ve sonrasında burada dinlediğim hikayelerde bunu çok gördüm. Böyle liseden tanışıp üniversite ile uzak mesafeye dönen çiftlerin çok büyük bir kısmı, bir sene içerisinde daldan dala ayrıldılar. Bunu yapanın erkeğini de gördüm, kadınını da. Buna maruz kalanın erkeğini de gördüm kadınını da. “Yok abi biz 3 senedir beraberiz, kimse ona olan sevgimi değiştiremez zaten kimseyi gözüm görmüyor” laflarını çok duydum, gözü görecek biri çıktığı an o lafların buhar olup gittiğini de çok gördüm.

Sevgiliniz ile, üniversite gibi hayatı çok değiştiren ve bir daha yollarınızın kesişme ihtimalini azaltan ayrılık olduğunda, kendinize bir iyilik yapın ve ayrılın. Kız böyle yan apartmanda oturuyor olsa bile terk etmelik olmayabilir, iyi bir sevgili olabilir ama artık sizin yollarınız ayrıldı.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sosyal oyunun üçüncü hali – ağ kurucu

Birçok insana ilişkiler konusunda tavsiye verirken önce sosyalleş dediğimde, “ben sosyalim abi, arkadaş çevrem var, onun çevresi var” diye karşı çıkıyor. Evet, arkadaş çevrenizin çevresi de bir sosyal oyun ama arkadaş çevrenizin bağlantı ağından pasif bir şekilde iş çıkarmaya çalıştığınız bir oyun. Yeterli değil.

Sosyal oyun dediğimiz şeyi üçe ayırabiliriz.

Birinci tip sosyal oyun, arkadaşlarınızın sizi uygun adaylarla tanıştırması. Bir arkadaşınızın ya da onun kız arkadaşının bekar bir arkadaşı ile tanıştırılmanız gibi. Burada “havuz” üzerinde pek bir kontrolünüz yok, arkadaşlarınızın ya da onların kız arkadaşlarının sizi münasip görmesine bağımlısınız. Bu geçersiz bir oyun değil ama dediğim gibi havuzu dar ve pasif kaldığınız bir oyun.

İkinci tip sosyal oyun, halihazırda organize olmuş sosyal gruplara katılmak ve orada yeni insanlarla tanışmak. Bu konudan önce sosyal hayatınızı geliştirin yazısında bahsetmiştik. Bir üniversite kulübüne katılmak, bir tiyatro kursuna ya da doğa sporları kulübüne katılmak, Roofnetwork ya da meetup.com gibi yerlerde aktivitelere katılmak gibi.

Üçüncü tip sosyal oyun ise daha çok sizin organizatör olduğunuz bir oyun tipi. Çoğu erkek, bu tip bir oyunu oynamıyor. İş, arkadaş, üniversite çevrenizi bir araya getirdiğiniz ev partileri, ev ve dışarıda yemek gibi aktiviteler. Bu tür organizasyonlar düzenliyorsunuz ve arkadaşlarınıza “benim tanımadığım birini getirebilirsiniz” diyorsunuz. Daha önceden bahsetmiştik, insanları tanıştıran biri olmak, sizin sosyal çevrenizde merkeze taşınmanızı sağlar.

Bu tür bir sosyal oyun, sizin sosyal oyununuzu hızlıca geliştirir, sizi daha merkezi bir insan yapar. Sizin her tanıştırmanız, sizin ileride birileri ile tanıştırılmanıza olanak sağlar.

Evet bu oyun uzun solukludur ama ne kadar erken başlarsanız, ekmeğini o kadar çok yersiniz.

Maalesef birçok erkek sosyal oyun fikrine direnç gösteriyor, bir sürü bahane ile bulaşmak istemiyor. Çünkü sosyal oyun bu erkeklerin gözünde, gidip bir kıza yürümeye göre “bir sürü (gereksiz) iş” olarak görünüyor. Ama bu çok yanlış bir matematik.

Soğuk yürüme, set açma, vs. her bir yürümede başarı oranınızın çok düşük olduğu, sürekli olarak yapmanız gereken bir oyun türü. Kötü bir oyun türü demiyorum ama sosyal oyundan daha az emek isteyen bir oyun değil. Sizin organize ettiğiniz sosyal oyun gibi,düzeni kurduktan sonra organizasyon yapmasanız bile,  hala size tanışabileceğiniz kız getirebilecek bir oyun değil. Ayrıca sosyal oyunda daha az yürüme yapsanız da, her bir yürümeden bir iş çıkma ihtimali daha yüksek.

Şimdi diyeceklerim tam olarak doğru olmayabilir ama benim gözlemlediğim, sosyal oyunu, özellikle üçüncüsünü ama genellikle hem ikincisini hem de üçüncüsünü “bir sürü iş”, “şu sebepten yapamam”, “bu sebepten olmaz” diye yapmak istemeyen birçok erkeğin, sosyal kaygısının yüksek olduğunu görüyorum. Çünkü normal kaygı seviyesine sahip bir erkek için, bu tür bir sosyal organizatörlük ya da eldeki organizasyonlara katılma, hiç kız gelmese de zevkli ve yük olmayan bir aktivite.

Biz eskiden kendi aramızda çok fazla ev organizasyonu yapar, çeşit çeşit çevremizden insanlar çağırırdık. Ben kendi iş ve üniversite çevremin, ben Türkiye’den 3 sene ayrı kaldığım dönem bile kendi kendilerine buluştuklarını hatırlıyorum.

Günümüzde insanların en büyük problemlerinden birisi, can sıkıntısının ellerinden alınmış olması. Ekran yüzünden herkes can sıkıntısını, birileri ile buluşmadan, bir organizasyon yapıp insanları çağırmadan kendi başlarına giderebiliyorlar. Bu çok kötü. 80’lerde ve 90’larda çocuk olanlar, 2010’lu yıllara kadar can sıkıntısı hissetmek için ne kadar çok fırsat ve zamanımızın olduğunu hatırlayacaktır.

Yeni neslin can sıkıntısı hissetme lüksü kalmadığı için, dopamin alıcıları mahvolduğu için, aslında sosyal olarak, ilişkisel olarak birçok sorunlarını çözecek aktiviteden zevk de alamıyorlar. Bu konuya artık neden hiçbir şeyden zevk alamıyorsunuz yazısında değinmiştik.

Ama bu tür organizasyonlar yapmaya ve bunlara katılmaya kendinizi zorlayın. Çok zor bir şey değil. İşten, üniversite arkadaşlarından, lise arkadaşlarından, kuzenlerden birkaçına, “Cuma akşam bende film izleyelim, yemekler benden içkiler sizden” gibi bir şey söyledikten sonra, “arkadaşlarınızı getirebilirsiniz hatta getirin, hoş gelirler” diye de ekleyin.

Merak etmeyin, 15 kişi çağırsanız, 5-6 kişi gelecek zaten. Bir ikisi yanlarında birilerini getirse, bu en fazla 10 kişiye çıkar. Sıklıkla, 1-2 kişi gelecek ama merak etmeyin. Bazen çok kişi gelecek, bazen az.

Küçük organizasyonlara katılmayı da ihmal etmeyin ya da küçümsemeyin.

Yıllar önce birgün 3 yazılımcı Cuma gecesi 12’ye kadar çalışmıştık. Bizim 55 yaşındaki yöneticimiz, “gençler Pazar bizim moruklarla mangal yapacağız, gelin size ziyafet çekeyim” diye bizi davet etti. Geliriz dedik.

Pazar sabahı diğer 2 elemanı aradım, “ya ne işimiz var 50-60 yaşındaki amcalarla, teyzelerle mangalda” diye gelmediler. “Gelin bedava et yiyeceğiz, ağ kurarız” falan dedim ama nafile.

Ben gittim. Bizim yöneticinin karısı da, 3 tane 20’lik delikanlı geliyor diye, kendi şirketinden 3 tane 20’lik kzı çağırmış. 3 kızla ben tek başıma kaldım. İlk eşimle orada tanıştım.

Bakın her gittiğiniz yerde birini bulamazsınız tabii ki. Ama diğer 2 eleman gibi her halta bahane ile kıçınızın üstünde beklemek yerine, “gideyim göreyim, eğleniriz” kafasıyla dışarı çıkarsanız, sosyalliğiniz ve ilişki hayatınız gayet doyurucu olur. Ben beni arayanlara, “evde oturup 4 saat YouTube izleyeceğinize, gidip dedelerle tombala oynasanız, eninde sonunda bir torun ya da hemşire tavlarsınız” diyorum şaka yollu.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

 

Sizden gelen sorular – Ocak 2026

Soru #1

Yaklaşık 1,5 yıl flört ve sevgili olduğum bir kız vardı. Zaman zaman aramızdaki çeşitli olumsuz sebeplerden görüşmediğimiz ama kısa süre sonra devam ettiği dönemler oldu. Yine bu dönemlere denk gelen geçen yaz memlekete gittiğimde başka bir kızla tanıştım. Başta diğerini sevdiğim için kesinlikle reddetsem de o ilişkinin olumsuz yönleri ve bu yeni tanıştığım kızın makul görünmesi sebebiyle kabul ettim.

İlişkinin olumsuz yönleri varsa önce ondan ayrılırsın, 2-3 ay yalnız kalırsın ve sonra yeni limanlara açılırsın. Bu tür daldan dala sizi kadınsız kalmaktan korktuğu için sürekli olarak kötü ilişkiye yapışan ve/veya aldatan zayıf birine çevirir.

O ilişkini aldatmışsın.

Diğeri ile konuşmayı kestim ancak sebebini söyleyemedim.

Sebebini söylemen gerekmiyor ama ayrılman gerekiyor.

Bu süreçte bir ay bana ulaşmaya ve devam etmemiz için ikna etmeye çalıştı. Aklım onda kalıyordu fakat yeni tanıştığım kızla güzel vakit geçirdiğim için ve bunun hep böyle devam edeceğini düşündüğüm için görmezden geliyordum.

Sanırım bununla olmazsa ona dönerim kafası ile oyaladın kızı. Yalnız kalmaktan bu kadar korkarsanız, bu işi adam gibi yapmazsanız, dejenere olursunuz ve kadın bağımlısı olursunuz. Sen gerçi halihazırda öylesin ama daha da kötü olursun.

Yazın sonunda yeni kızla ilişkiyi bitirdik ve yeni kıza o andan sonra bir daha ulaşmadım. Fakat aradan zaman geçmesi sebebiyle diğer kızdan eski tepkiyi alamadım ve artık istemiyordu.

Normal değil mi? Seni bekleyeceğini mi sanıyorsun?

Ben de çok zorlamadim ancak iletişimi koparmadim. Bu sırada bir ay sevgili yaptı ve ondan da ayrıldı. Ancak tekrar konuşmak istediğimde yine eski tepkiyi vermeyip reddetti. Onunla eski günlere dönmek mümkün mü?

Mümkün değil. Birlikte olma ihtimaliniz de düşük. Birlikte olsanız eskiye dönmeniz de çok zor.

Kızı aldatmış ve yedek lastik yapmışsın. Azıcık insan ol ve kızın peşini bırak. Bir daha da böyle bir şey yapma. Sevgiliniz varken gözünüz dışardaysa, ilişkiden memnun değilseniz cesur, onurlu ve güçlü olun ve ayrılın.

Soru #2:

Merhaba Mahmut abi. Ben bir kızla yeni konuşmaya başladım. Kızla aynı ortamda oluyoruz haftada 2-3 kez, bazen de mesajlaşıyoruz. Bugün onu görmek için dershanede eksta bekledim (işimde vardı aynı zamanda). Kız bir türlü bana kendini göstermiyor, saklanıyordu. Ona baktığımı biliyor ama kendini göstermemeye çalışıyordu. Bazen görüyordum arkadaşı da ortamda olduğumu kontrol etmek için bakıyordu bana. Bunun shit test olma şansı var mı? Bu gün akşam yazmayı düşünüyodum ama yazmayacağım. Sanki önemsememiş gibi takılacağım. Sence doğru mu yapıyorum?

Bunu daha çok seninle yalnız kalmak istemiyor olarak yorumlaman daha gerçekçi.

Kızla arada bir nasıl mesajlaşıyorsunuz? Kız mesajlaşma başlatmıyorsa, çok az başlatıyorsa, sana karşı çok sıcak değilse, mesajlaşmayı uzatmamaya çalışıyorsa, bu son olayı da üstüne koyarak, seninle ilgilenmediğini anla ve kıza yürümeyi bırak. Kendi sana, sen ona hiç ulaşmadan iki kere ulaşırsa buluşmaya çağır.

Eğer kız sıcaksa, o da mesaj başlatıyorsa, kıza mesaj at ama bu durumu asla açma. Kendisi açarsa bile “evet işim vardı ondan kaldım” diye geçiştir, onu beklediğini asla belirtme. Bu şekilde shit test olmasa bile, kendine güveni ve onuru olan bir erkek gibi davranıp, test olmadan testi geçersin.

Soru #3:

Mahmut abi herhangi bir tehlikeli durumda, bu az tehlikeli de olsa panikliyorum, göğsümde bir yük oluyor. Bu da korkmama sebep oluyor. Henüz gençken bu beni yiyip bitiren sorunu çözmekte kararlıyım. Teyzem ve anneannem herhalde genetikten kaygıları yüksek az durumlarda panikliyorlar. Belkide nesilden nesile birbirine etkileniyorlar bilmiyorum. Bu sorunu nasıl çözerim? Telkin diye birşey duydum neye inanırsan o olursun diyor ben kendime soğukkanlı,cesur telkinini iyi şekilde düzenli yaparsam sonuç verir mi veya senin önerin nedir? Esenlikler diliyorum.

Bunun benim bildiğim çözümü, bulabildiğin en tehlikesiz durumdan, tehlikeyi gerçekten tehlikeli olan durumlara gitmeden azar azar arttırarak aşamalı olarak maruz kalma terapisi uygulamak. Gerçekten tehlikeli durumda korkmak ve kaçmak gerekli bir adaptasyon, o durumlarda da tehlikeye göğüs germek istemezsin.

Tanımadığınız insanlarla neden konuşamıyorsunuz yazısındaki durum ve çözümü, senin durumunda da geçerli.

Soru #4:

4 yıl süren güzel bir ilişkinin sonunda yüzük takıp evlenme teklifi ettikten 4 ay sonra, evim olmadığı için kız arkadaşımla ayrıldık. Ayrılırken de çok olgun ve hala severek ayrıldık.

Bu konuya daha önce değinmiştim. Türkiye’de bir çift genellikle, evlenir ve kiraya çıkar. 30 – 40 yaş bandında ev alır. Normali bu. Bunu dert edip senden ayrılan kızla evlenmemen iyi olmuş.

Tek arkadaşı bendim,

Bu büyük bir problem. Arkadaş edinemeyen bir insanın duygusal – ruhsal olarak normal olma olasılığı çok düşük. Ayrıca, senin sırtına yük olur. Bu kızla nasıl güzel bir ilişkin oldu? Gerçekten ilginç.

benden ayrıldıktan bir ay sonra çalıştığı yere gidip gelen zengin müşterilerinden biri ile ilişkiye başlamış.

4 senelik ilişkiden bir ay sonra ilişkiye başlayabilen kadından hayır gelmez birader. Gerçekten Allah kurtarmış. Keşke sen kendi iradenle kurtulsaydın ama önemli olan kurtulman. Artık o zengin abinin derdi, senin değil.

Konuştuğum da aldatmadığını ve “ne yapayım 4 senede yokluğuna mı alışayım” dedi. Ayrılalı 2 ay oldu ancak hala WhatsApp durumlarıma ilk o bakıyor bu bir rebound ilişki midir?

1 ayda işi pişirmiş insanın aldatmadığı şüpheli ve aldatmadım diyecek tabii ki. Daldan dala atlamış. Ayrıca birader, bu kızın numarası neden hala ekli? Hemen çıkar, sana ulaşmaya çalışırsa engelle.

Rebounddan çok çıkar ilişkisine benziyor ama rebound olsa ne olacak? Zengin abiden tekmeyi yiyince geri mi alacaksın?

Ve sürekli durumlara bakması neyi ifade ediyor? 

Hiçbir şey ifade etmiyor. En fazla merak veya daha kötüsü bu abi ile olmazsa kenarda bekle diye ekmek kırıntısı. Bu kızın numarasını çıkar, bir daha muhatap olma.

Bunca yaşanmışlığa rağmen bu kadar kısa sürede başka biriyle olabiliyorsa benim yanımda yeri yoktur.

O zaman numarası neden silinmedi? Neden abi amacı ne? diye sorarsın.

Hayatıma devam ediyorum ancak insan elbet üzülüyor ve düşünüyor ama geçecek.

Geçecek tabii ki. Böyle kalitesiz insanlar daha kolay unutulurlar ama senin bu kızı silmen lazım.

Soru #5:

Abi merhaba.İlk buluşmamız gayet iyi geçti ikinci buluşmayı da teklif ettim hemen arkasından yani bir gün sonra. Ama onun bir durumundan dolayı buluşamadık. Tekrardan bir gün sonra teklif etmeli miyim yoksa onun teklif etmesini mi beklemeliyim? Benim ettiğimi varsayarsak aradan bir kaç gün geçtikten sonra mı teklif etmeliyim o süre zarfını nasıl ayarlayabilirim. Teşekkürler.

Buluşmaları erkek teklif eder. 3-5 gün sonra, bir önceki buluşma teklifi hiç olmamış gibi teklif edebilirsin. Yalnız bir buluşma teklifi olmuş, bir durum yüzünden buluşamadıysanız, hemen o buluşma gününü değiştirsen boş yere bir can yanmamış olurdu.

Soru #6:

Merhaba, 3 senelik uzun ilişki sonrası erkek arkadaşımla ayrıldık.Sık tartışıyorduk bu yüzden ayrıldık, ihanet veya başka bir kişi yüzünden ayrılık yaşamadık.

Sık tartışmalı ilişki kötü ve bitmeye mahkum bir ilişkidir.

2 senedir ayrıyız benim ondan sonra 1 sevgilim oldu çok sürmedi. 3 4 ay kadar sürdü ve bitti. Ben önceki sevgilime mesaj attım kendisi kısa kısa ve geç cevaplar veriyordu, yani pek konuşmak görüşmek istemiyormuş gibi.

Gibi mi?

Sonra kendisine barışmak isteyip tekrardan denemek istediğimi söyledim.Onun arkadaşları benimle takipleşiyordu. Ondan sonra birisiyle olduğumu galiba ona söylemişler, yoksa başka haberi olamaz. Bana birisiyle birlikte olup olmadığımı sordu ve ben de oldu dedim dürüstçe anlattım. Sonra ben bunu kabul etmem bir daha bana ulaşma önüne bak dedi. Sonraki mesajlarıma da sadece görüldü atmış.

Birçok erkek kendisinden sonra birinin olmasını kaldıramaz. Burada senin bir suçun, yanlışın yok. Ama birçok erkek kabul etmez.

Yalnız bu adam zaten seni reddetmek için bahane arıyor gibi de geldi.

Engellemiyor ama ne yazarsam görüldü atıp bırakıyor.

Engellememesinde olumlu tek bir kırıntı yok. Adam seninle bir daha görüşmek istemiyor. Bence başka biri olmasa da görüşmeye niyeti yokmuş.

Bir şey de yazmadı bu yazdığından sonra. Kendisine bu 2 yılda sevgilisinin olup olmadığını sordum.Onun da olmuş ve ayrılmış aynı durumdayız. Bunu söylediğimde bana ” sen kabul edebilirsin ama ben bunu kabul etmiyorum,bana ters ”dedi. Kendisi çok prensipli birisi uzun süredir tanıyorum, bir konuda fikri hiçbir zaman değişmez.Kendisine böyle prensipler edinmiş,sadakatinden yana hiçbir zaman şüphem olmadı baya karakterli biri.Onu tekrardan kazanmak istiyorum , nasıl yapabilirim?

Adam seni istemiyor. Bu adamla bir daha asla olmayacağını kabul edip önüne bakmalısın.

Ayrıca bu adamı “kazansan” ne olacak? Eski kavgalı ilişkinize geri dönüp yine ayrılma ihtimaliniz çok çok yüksek olurdu.

Soru #7:

Mahmut Abi, kız arkadaşım 22 yaşında ve çok yoğun çalıştığı bir işi var. Aynı iş yerinde, 35 yaşında, evli ve çocukları olan bir adam, kız arkadaşımı bazen saat geç olduğu zaman evine bırakıyor. Çünkü kızın iş yeri ile evi arası gerçekten çok uzak.

Bir erkeğin bırakması beni rahatsız ediyor bunu kıskanmam ve kızı uyarmam gerekir mi?

Gerekir. Evli ve çocuklu bir adamın bunu yapmaması da gerekir. Birkaç kişiyi bırakıyorsa neyse ama sadece senin kızı bırakıyorsa çok yakışıksız bir durum.

Yoksa gereksiz kıskançlık yapmış mı olurum?

Gereksiz kıskançlık yapmış olmuyorsun.

Bir yandan “saçmalama adamın çocuğu var evli” falan diyorum ama bi yandan da rahatsız hissediyorum. ne yapmalıyım?

Adamla senin kız arasında bir şey olma ihtimali değil konu. Konu, adamın ve kızın kendilerini bu ortama sokmaları. Yakışıksız. Şöyle düşün. Gecenin bir saati annen ve baban senin kız arkadaşını başka adamla arabada gördü. Hoş bir durum mu bu?

Bir kere zorunluluktan olur anlarım ama bunun birkaç kere olması yakışıksız bir durum.

#Soru 8:

Bu soruyu ayrı yazı yaptım: Üniversitede yürüdüğüm kızın erkek arkadaşı bana saldırdı – Vaka çalışması

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Bu ay, YouTube kanalında da aşağıdaki soru cevap yayınını yaptık.