Giriş
Bu bölümde neden özdeğer problem yaşadığınıza ve bu problemi nasıl düzeltebileceğinize değineceğiz.
Özdeğer konusunda ilk değineceğimiz şey, kişilik. Çoğu insan kişilik deyince, başkaları tarafından nasıl algılandığını, dışarıya nasıl bir imaj yansıttıklarını, başka insanlar tarafından nasıl göründüklerini ve kendilerini nasıl gördüklerini anlıyor. Ama sizin kişiliğiniz, hayat deneyiminiz sonucunda elde ettiğiniz, tahmin edilebilir davranışsal kalıpların bir kümesinden ibaret. Bu öngörülebilir davranış kalıplarını, kişiliğinizin temelleri olarak düşünebilirsiniz ya da kişiliğinizi, hayatınız boyunca kazandığınız bu öngörülebilir davranış kalıplarının bir alaşımı olarak düşünebilirsiniz.
Bunları okuyan birçok insan, alışkanlıklardan bahsettiğimi düşünebilir. Ama ben sadece alışkanlıklardan bahsetmiyorum. Benlik alınızı güçlendiren, öngörülebilir davranış kalıplarından bahsediyorum. Kız arkadaşınız ya da eşiniz, utanmanıza neden olacak bir şey söylediğinde, nasıl tepki vereceğinizden, çalar saat sabah 6’da çaldığında, ne yapacağınızdan da bahsediyorum.
Fil ve fil binicisi
Kişiliğiniz aynı zamanda stres ve baskı altında sinir sisteminizin vermeye koşullandığı tepkinin de bir uzantısı. Psikolojide bunu anlatmak için fil ve fil binicisi örneği verilir. Zihniniz, rasyonel zihniniz fil binicisi ve vücudunuz da fil.
Özdeğer problemi olan çoğu erkek, problemin fil binicisinde olduğunu sanıyor. Rasyonel beyninde bir şeyleri, rasyonel bir şekilde çözerek kurtulabileceği bir problemi olduğunu sanıyor.
Ama sorun, filde. Altınızda, kendisini tehdit altında hisseden, strese ve baskıya karşı belli öngörülebilir tepkileri olan, ne yapmak isterse onu yapan devasa bir fil var. Ve eğer rasyonel zihnini yıllar boyunca büyük bir disiplin ile çelikleştirmiş bir rahip değilseniz, vücudunuz stres, baskı, panik veya saldırı altındayken, zihninizin kontrolünden çıkıp, ne yapmak aklına esiyorsa onu yapacak.
Beyin değişime neden karşı koyar?
Beyin sonuçta öngörülebilir örüntüler arayan ve öngörülebilir örüntülere meyilli bir örüntü tanıma makinesi. Yani beyin yaptığı tercihler ile sizi, uyumsuz, sağlıksız ve hatta istenmeyen örüntüler olsalar bile bildiği ve tanımlayabildiği örüntülere yönlendirmek, bildiği ve tanımlayabildiği örüntüleri, bilmediği ve tanımlayamadığı örüntülere tercih etmek üzere tasarlanmış.
Siz özgüvensiz olduğunuzu düşündüğünüzde, bu durumu değiştirmek için bir şeyler yapmak istiyorsunuz. Yani beyninize, bildiği ve tanımlayabildiği örüntülerin dışına çıkmak, kimliğinizin öngörülebilir örüntülerine ters şeyler yapmak istediğinizi söylüyorsunuz. Yani kimlik hissinizi değiştirmek istiyorsunuz.
Bu isteğiniz, beyninizde bir problem yaratıyor çünkü beyniniz, bu yeni örüntülerin ne olduklarını bilmiyor, sonuçlarını öngöremiyor. Sizin bu örüntüleri icra ettiğinizde ne hissedeceğinizi bilemiyor. Bu da beyinde stres tepkisi ortaya çıkarıyor ki sinir sisteminiz (fil) burada devreye giriyor.
Başka bir şekilde ifade edersek, beyniniz ilk başlarda değişimi reddedecek çünkü değişim demek, bilinmeyen sular demek. Beyniniz sağlıksız örüntüleri, sırf bilindik sular olduğu için devam ettirmeye çalışacak demek. Bu deneyim ise, kişinin öz değersizlik hissini pekiştiren bir deneyim.
Burada farkında olmanız gereken şey, özdeğer geliştirmek için her harekete geçtiğinizde, kimliğinize ve egonuza yönelik bir tehdit oluşturduğunuz ve sinir sisteminizin tehdit tepkisi ile karşılık verdiği bir içsel savaş başlatıyor olduğunuz.
Dopamin, serotonin ve nöropinefrin
Şimdi bu tehdit tepkisine ve birçok erkeğin özdeğer algısının baskı altında neden çöktüğüne biraz daha detaylı bakalım. Çünkü öz değer bir inanç değil. Rasyonel olarak düşüncenizle ortaya çıkardığınız ya da sorguladığınız bir şey değil. Vücudunuzda ve sinir sisteminizde hissettiğiniz, deneyimlediğiniz bir his. Öz değer, çabanızın anlamlı olup olmadığı, davranışlarınızın yapmaya değer olup olmadığı ile ilgili bir his. Ve bu his, kendinizi olumlamanız ile, ifade ile, motivasyon hileleri ile, modunuz ile değil, biyolojik olarak özdeğer geliştirme sürecinizde çok önemli olan üç adet kimyasal ile alakalı.
Bu üç kimyasaldan birincisi dopamin. Dopamin molekülünü, dürtü, yön ve bir şeyin peşinden koşmaktan sorumlu kimyasal olarak düşünebilirsiniz. Dopamin birçok insanın sandığının aksine, her zaman zevk ile ilgili değil. Dopamin, bir şeyin peşinden koşmaya değer olduğunu sinyallemek ile ilgili.
Ben dopamini, gideceğiniz yönü belirlemek ile ilgili bir kimyasal olarak düşünüyorum. Dopamin ile bir şeye yönelmek çok daha anlamlı ve kolay, ilerleme çok daha gerçek, o yönde aksiyon almak çok daha bariz görünüyor. Dopamin ile aldığınız aksiyonlar konusunda daha güvenli, bu aksiyonları yapabilecek gibi hissediyorsunuz. Dopamin seviyeniz düşük olduğunda, her şey anlamsız, zor ve ağır gelmeye başlıyor. Aksiyonun yerini planlama alıyor ve kronik olarak planlama yapan, her şeyi yarına erteleyen birine dönüşüyorsunuz. “Yarın düşüneceğim”, “yarın yapacağım” demeye başlıyorsunuz. Sürekli günlük tutan, yapacaklarınız hakkında sürekli olarak düşünen ve konuşan ama aksiyon almayan birine dönüşüyorsunuz.
Birçok insan düşük dopamin seviyesini tembellik olarak görüyor ama dopamin eksikliği nedeniyle harekete geçememek tembellikten değil, boş hissetmekle ve gidecek bir yönü olmama ile ilgili. Boş hissetmek ve gidecek bir yöne sahip olmamak ise, insanın öz değerini yok eder.
Konuşacağımız ikinci kimyasal ise serotonin. Serotonin molekülünü, kontrol, istikrar ve dizginlenmekten sorumlu olarak düşünebilirsiniz. Birçok insan serotonin hormonunu mutluluk seviyesi olarak düşünüyor çünkü mutluluk burada bir sonuç. Serotonin dürtü kontrolü ile ilgili ve dürtü kontrolü de hem özdeğer hem de mutluluk kazanmanın anahtarı.
Serotonin aynı zamanda kronik olarak reaksiyon göstermek yerine reaksiyon göstermeden durabilme ile alakalı. Sağlıklı serotonin seviyesi, stres altında sakin kalmanızı, hazzı erteleyebilmenizi, rahatsız edici durumlarda pes etmeden, kaçmadan kalabilmenizi sağlar. Bunlar da bir arada, özdeğer inşa etmenizi sağlar.
Düşük serotonin seviyesi, duygusal dalgalanmalara, kaygıya, çabuk sinirlenmeye, ne yapacağınızı gayet iyi bilmenize rağmen yapmanız gerekenleri bir türlü yapamamanıza neden olur. Sağlıklı serotonin seviyesi ile düşük serotonin seviyesi, ne yapmanız gerektiğini bilmeniz ile yapmanız arasındaki farktır. Burası da, özdeğer ve özsaygının oluşup oluşmamasını belirler.
Üçüncü olarak bahsedeceğimiz kimyasal ise nöropinefrin. Ben nöropinefrini hazır, enerjik ve omurgalı olmak ile ilişkilendiriyorum. Bu, gayet haklı bir şekilde stres ile karıştırılıyor ve bu konuya geleceğiz.
Sağlıklı nöropinefrin, sakin, uyanık, dayanıklı ve özsayınız ve özdeğerinizle uyumlu yaşamak için harekete geçmeye hazır olmak ile alakalı. Düşük nöropinefrin ise, beyin sisi, kaçınma, öğrenilmiş çaresizlik ve uyku ile geçmeyen yorgunluk ile alakalı. Ama çok başarılı insanlarda sıklıkla görünen şekilde çok fazla nöropinefrine sahip olmak, çok yüksek kaygı, tükenmişlik, panik ve uykusuzluk ile alakalı.
Özdeğer, düzenlenmiş bir sinir sistemi gerektiriyor. Yani ne bir hippi gibi hiçbir şeyin önemi yok birader şeklinde yaşamalısınız ne de bugün birçok insanın yaptığı gibi sürekli olarak stresin kaosu altında.
İnsanlar kendi gelişimlerini neden sabote ederler?
Özdeğer inşa etme konusunda yapabileceklerinize geçmeden önce, özdeğer geliştirmenin neden ölüm gibi hissettiği hakkında konuşmak istiyorum. Bunu birçok erkekte görüyorum ve kendim de deneyimledim ama, kimse bu konuyu konuşmuyor.
Hayatınıza getirmek istediğiniz bu kişilik değişimi, sinir sisteminiz tarafından tehlike olarak algınlanıyor. Değişim için yapmanız gereken sınır çizme, zor konular hakkında konuşma, yeni planlara sadık kalma, uyuma – kalkma saatlerini ve örüntülerini değiştirme gibi aksiyonlar, sizi yeni ve bilinmeyen bir alana getiriyor. Yargılanacakmışsınız gibi, başka insanlarla olan aidiyet hissini kaybedecekmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Ama beyninizin ölüme benzer bir şekilde hissettiği şey, öngörülebilirliği kaybetmeniz.
Beyniniz, öngörülebilirliği kaybetme ihtimaliniz olduğunun farkına vardığı zaman, sinir sisteminizi devreye sokar ve sinir sisteminiz de stres tepkisi verir. Yani sinir sisteminizin kimlik değişiminize verdiği tepki, bir kaplan sizi avlayacakmış gibi yoğun bir tepkidir. Tam da bu nedenle birçok insan, büyüme sınırına geldiklerinde kendilerini sabote ederler. Sanki değişime giden yolda bir şeyler değiştirme sınırına geldiğinizde, karşınıza bir kapı çıkar ve bu kapıyı koruyan bir savaşçı ile karşılaşırsınız. Bu savaşçı size, “bu kapıdan geçmek istediğine emin misin?” diye sorar.
Değişim kapısına geldiğinizde kendinizi sabote etme nedeniniz zayıf veya defolu olmanız değil. Değişim kapısına geldiğinizde kendinizi sabote etme nedeniniz, eski kimliğinizin yani eski ve öngörülebilir davranış örüntülerinizin ölmek istememesi.
Özdeğer kazanmak için yapabilecekleriniz
Peki bu durumu düzeltmek için gerçekten neler yapabilirsiniz?
Önce kimyasallardan başlayalım. Bir numarada dopamin var. Eğer motivasyonunuz ölü ise, muhtemelen dopamin seviyeniz çok düşük. Belki fazla uyarıldınız ve ilerleme de gerçekten yeterli değil. Bu konuda ne yapabilirsiniz?
Yapmanız gereken işi, bitirmeniz garanti olacak şekilde küçültün. Örneğin her sabah 6’da kalkmak istediğinizi düşünelim. Yani işi, gece yatma saatinizi kontrol altına almaya, erken yatmaya indirgeyin ve sadece bunu rutin hale getirmekle uğraşın. Bunun için örneğin işi, saat 10’dan sonra telefondan ve ekrandan uzak durmaya indirgeyin.
Ya da diyelim ki günlük tutmak istiyorsunuz. Eğer düzenli olarak yarım saat günlük tutmayı beceremiyorsanız, günde sadece 5 dakika günlük tutun. Fiziksel egzersiz yapmak için spor salonuna gidemiyorsanız, evde kendi ağırlığınızı kullanarak, salona git – spor yap – salondan gel işini, sadece spor yap aktivitesine indirgeyin.
İkincisi, başarılarınızın izini sürün. Başarılarınızı yazın ve bunları onaylayın. Bu başarı için kendinizle gurur duyduğunuzu yazın.
Hayatınızdaki yenilikleri azaltın, fazla yenilik dopamin seviyelerinizi çok düşürür. Ne alaka diyeceksiniz ama biraz düşünürseniz, modern bir insanın hayatı, daha önce olmadığı kadar çok ve hızlı değişen yeniliklerle dolu. Porno, sosyal medya tüketiminiz, bitmek bilmez bir yenilik seli altında yaşamanıza neden oluyor. Bu platformlar sizin dopamin seviyenizi, sizi kendilerine bağlamak üzere ele geçirip kullanıyorlar ve bunun için de bitmek bilmez bir yenilik selini kullanıyorlar.
İkincisi, serotonin hormonu. Eğer stres altında disiplin ortadan kalkıyorsa, muhtemelen serotonin seviyeniz dengesiz ve uykunuz kötü. Bu durumda yapmanız gereken, hayat rutinlerinizi düzeltmek. Stres altındayken seçeneklerinizi en aza indirin. Stres altındayken sahip olduğunuzu düşündüğünüz alternatifleri azaltın. Hayatı daha basit ve seçeneksiz hale getirin. Örneğin stres altına girdiğinizde kendinizi stresin ağırlığından kurtarmak için yapabileceğiniz porno izlemek, bilgisayar oyunu oynamak, YouTube, TikTok, Instagram, X, vs. gibi onlarca seçeneği yok edin. Sadece yapmanız gereken şeyi yapmak ya da biraz volta atmak gibi iki seçeneğiniz olsun.
Son olarak da nöropinefrin. Eğer zor şeylerden veba görmüş gibi kaçıyorsanız, öğrenilmiş çaresizlik problemi yanında, nöropinefrin seviyeniz çok düşük olabilir. Burada yapmanız gereken şey, acıya ve rahatsızlık hissine, kontrollü bir şekilde maruz kalmak. Soğuk duş, kendini fiziksel olarak zorlama gibi aktiviteler bu nedenle popülerler. Strese kontrollü bir şekilde maruz kalmanız, nöropinefrin seviyelerinizi ve dayanıklılığınızı arttırır.
Eğer nöropinefrin seviyeniz yüksekse yani sürekli tükenmiş ve aşırı stresli hissediyorsanız, zor şeyleri yapmaktan başka bir şeye vaktiniz kalmıyorsa, stres seviyenizi azaltmaya bakın.
Davranışlar vücut kimyanızı, düşüncelerden çok daha hızlı bir şekilde değiştirirler.
Burada gerçek amacınız, eski davranış ve davranış örüntülerinizin, size arıza ve yabancı göründüğü, eski bahanelerinizin aptalca göründüğü noktaya gelmek. Eğer eski davranışlarınız hala rahat ve evde hissettiriyorlarsa, henüz ölmemişler demektir.
Özdeğer kendinizi “ben özdeğerli biriyim” diye zilyon kez olumlayarak, kendinizi özdeğerli olduğunuza ikna ederek kazanılmaz. Özdeğer, sinir sisteminizin aldığınız ya da alabildiğiniz aksiyonlar, tekrarlar, yeni kimliğinizi pekiştiren öngörülebilir yeni davranışlar ile kendi kendisine ispat ettiği bir şeydir. Özdeğer, dengeli dopamin, serotonin ve nörepinefrin seviyeleri gerektirir. Eski davranışlarınıza tahammül edemeyen yeni bir kişilik gerektirir.
Özdeğer daha fazla inanarak değil, saygı duyduğunuz ve hayran olduğunuz birine dönüşerek kazanılır. Ama özdeğer kazanmanız için bir süre cehennemden geçmeniz, bir süre bilinmeyen ve saldırı altında gibi hissettiğiniz bir bölgede yürümeniz, sembolik olarak yanıp, küllerinizden yeniden doğmanızı gerektirir.
Daha iyi bir yaşam için serisine de bakmanızı tavsiye ederim.
Kaynak: Your Self-Worth Won’t Let You Change – Until You Do This

Güzel yazı ama çok uzun olmuş sanki. Bence öz değer kazanmanın ilk şartı hayatın merkezine kendini koymak be abi. Çoğu insan oradan kaybediyor.
Başkalarının söylediklerini çok takıyorlar mesela. Bunu yaparken de o “elalemin” söylediği laflara yeri gelip çok aykırı şeyler yapmasını gözden kaçırıyor.
Bir de en kötüsü, çoğumuz bir hedef belirleyemiyoruz. Şu sınava çalışacağım, şu kiloya ineceğim vs. gibi hedef koymak ve bunu başkalarından bağımsız yapmak da çok önemli.
Anatomi, fizyoloji ve sosyoolojik olgularla desteklenmiş makaleyi tek kalemde sümen altı yaptın be birader.
abi şakasız sitenin en iyi makalesi olabilir.
Sitede toplam 3 yazı mı okudun 🙂
Abi burada çocukluk alışkanlıklarının etkisinin ne kadar büyük olduğunu söyleyebilir miyiz? Sonuçta ağaç yaşken eğilir ve birçok temel o dönemde atılıyor. Tamam, fazla deterministik ve distopik bir bakış açısı olabilir ama ben artık olumsuz örüntülerimin çocukluk çağındaki yanlış alışkanlıklardan kaynaklandığını düşünmeye başladım.
Çocukluk çağında annen – baban ve 12 yaşına kadar yaşadığın cevreden kaynaklanır.
Merhaba, hayatım boyunca özdeğer özsaygı yada bu sitede anlatılan diğer bir çok konuda problemi olmayan bir insandım. Öyle ki bu durum karşılaştığım zorluklar karşısında hep itici güç oldu. Geri çekilmeyi hep ‘kendime bir saygısızlık’ olarak gördüm. Ancak son 2-3 yılda hayatımda bir çok büyük olumsuz olay yaşandı. İnsanın hayatını yıllarca felç edecek türden olaylar. İntihar etmeyi düşündüğüm, ruh sağlığımın bozulduğu, itibarımı kaybettiğim zamanlar oldu ancak en önemlisi geri dönüp baktığımda yaptığım ve bugün neredeyse ‘tiksindiğim’ bazı davranışlarım oldu. Bunlardan ötürü pişmanım. Şimdi bir çok durumu aştım, bana bir çok maliyeti oldu o dönemin, sosyo-ekonomik kayıpları telafi edeceğimden şüphem yok ancak… Read more »
Mahmut abi selamlar, sana bir sorum olacaktı; Ben eskiden beri bir ilişki içerisindeyke aşırı sahiplenici, kıskanç ve en önemlisi de kesinlikle bir kişiyi terk edemeyen taraf oluyorum. Düşününce ben gerçekten karşıdaki insan ne kadar yanlış yapmasada onu terk edemeyen bir insanım ve sonunda terk ediliyorum. Kaygılı bağlanan da bir insanım . Sorum şu sizce benim asıl problemim nedir ? Öz değer eksikliği mi muhtaçlık mı ? Terk edilme travmam mı var
Kaygılı bağlanma, bahsettiğin diğer her şeyi kapsayan asıl neden.
Peki abi ben bir insanı terk edebilme gücüne nasıl ulaşabilirim? Bu bana aşırı zor geliyor? Sanki onu terk edersem büyük bir boşluğa düşücek büyük bir hata yapacakmışım gibi hissediyorum ve ne kadar istesemde terk edemiyorum . Hadi diyelim ben terk edemedim o terk etti hatta suçlu da o olsun ne kadar bu ilişki bitti desemde bir bakıyorum 2 gün sonra yine saçma sapan bir şekilde o kişinin peşinden koşarken buluyorum. Yanlış yaptığımı bile bile hala koşmaya devam ediyorum ve bu beni fazlasıyla eziyor. İşin açığı artık gerçekten bu iğrenç özelliğimden kurtulmak istiyorum. Pratik olarak bana yavaş edebileceğin birşey var mı?
Bir insanı terk etmeden asla ulaşamazsın.
Annen baban sana muhtemelen şu cümleleri kuruyordu : “yemeğini bitirmezsen seni sevmeyiz, uslu olursan seni severiz, yaramazlık yaparsan seni kimse sevmez” ya da onların isteklerini reddettiğinde seni vicdanen sömürüyorlardı, şimdi kendi isteğini gerçekleştirmek istediğinde bilinçaltın seni suçlu hissettiriyor, terapisiz atlatılmaz.
Beyler üzülerek söylüyorum yeni nesildeyseniz benim gibi çok zor. 40 lık abiler çok şanslı çünkü zorluk çekmeden sıkıntı çekmeden bir sikim kazanamıyorsun ne özgüven ne özdeğer hikaye. Hayatımızda ağrı çekmedik maddi sıkıntı hard core çekmedik duygusal baskı çekmedik çekmediysen bunları mümkün değil senden bir bok olmuyor harbi çok büyük sıkıntı yaşamış onları atlatmış insana bu anlattığımız ya da istediğimiz şeyler beyinde profrental kortekste basit geldiği için çok kolay çekiyorlar bir yerden sonra bolluğu bereketi
Sizin nesil bizden daha fazla sıkıntı çekiyor. Sizin derdiniz sıkıntıdan ekrana kacmaniz çok kolay.
Valla bilmiyorum kafamızın içinde yaşıyoruz biz onu yenmeden ne okursak boşuna yenmek te çok zor
Zor ama yapamayacağıniz bir şey değil.
abi nasıl yapamayacağımız bir şey değğil hepsi bastırılmış duygular en baştan başlamak lazım cocukluga inmek lazım şaka değil buradaki bütün insanların sıkıntısı bu çok zor abi çok zor mesela karı kız para iş statü değil tamam ve ödül hissetmek bunların hepsini elde etsen de kendin için yapmamış oluyorsun kanıtlama ihtiyacı gereksiz kontrol ihtiyacı bastırılmış duygular baba ne kadar şanslısınız varya şu devirde doğmak kadar kötü bir şey yok reseptörler açısındanda
Senin ve buraya gelen birçok insanın terapi görmesi gerekiyor. Orası doğru. Çoğu erkek kendi kendine düzeliyor. Küçük ama önemli bir kısım ise cocukluktan çok yanlış kablolanmis, terapi gerektiriyor.
şans kavramını görmezden gelmemek lazım sizin yetiştiğiniz dönem çok iyiydi onun ekmeğini hayatta o kadar yediniz ki bizde şimdi ekonomiden tut karısına kadar her şey bizim için ekstra zorlaştı
Ona bakarsan bizden önceki neslin zamanı da bize göre kolaydi. Görücü evlen, date mate derdi yok, işe bir gir sonra iş garanti, 50 yaşına gelmeden emekli. Ben işe başladım bir kriz oldu ve hayatta bir kere olacak kriz dediler. Sonra her 8-10 senede bir sürekli hayatta bir kere yaşanacak kriz yaşayıp durduk. O kadar çok yediniz ki dediğin boomer nesil, ben o nesilden değilim, onların çocuklarınin neslindenim. Bizim şansımiz hayatımizin ilk yarisinda onların ardından gelen momentumu yaşamak yoksa yiyen nesli kaçırdık ve hayatımızın ikinci yarısı hiç de kolay geçmiyor merak etme. Okul masraflari, 40 sonrası daha 30 sene çalışacağız ama… Read more »
Mahmut abi senden önceki nesil hatta bence 57 yaşında babam falan da giriyor bence baya rahatmis 2 kuşak falan cidden hiç dert falan çok az bize göre fln arada böyle şanslı kuşaklar oluyor bence.
Yani orta sınıfsan, memurdan öyleydi. Yoksa çoğu insan için Türkiye yakın tarihi rahattı demek, dar bir fildişi kulede yaşamak demek.
Günümüzde olan şey, bazı tarihi nedenlerle yaratılan orta sınıfın artık gereğinin kalmaması ve hızla yok olması. Yoksa zengine bir şey olmuyor, fakir de biraz daha fakir sadece. Asıl fakirlesip bir iki nesilde fakir sınıfa düşecek kesim orta sınıf.
Tarih boyunca çok zengin azınlık ve fakir cogunluk olmuş. O düzene geri dönülüyor. Ama tam dönüş 2-3 nesil daha sürer.
Şikayet kesinlikle etmiyorum burada söylenilen her şeyi birebir uyguladım başarı da sağladım ama içsel tatmin hiç yok her şeyi kurdugum işten tut karısına kızına kadar travmalarım için yapmışım. Dopamin o kadar bozuk ki hafif sohbetten bile keyif alamıyorum ki bu yeterince iyi bir adam ortalamaya göre doymuş bir adamın ağzından çıkan cümleler benden daha fenaları var . siz eskiden bir kızı görüp cahillikten bile olsa mavi haplı bile olsanız onla ilgili hayal kurarken dopamin salgılıyordunuz bırak cıplak görmeyi ona dokunmak bile ekstra motivasyond sizin için her şeyi kendiniz için yapmayı o kadar iyi öğrendiniz ki yazdıklarında bunu gösteriyor zaten. 40… Read more »
Senin empatiye değil, ciddi terapiye ihtiyacın var. Kendi neslinin çoğu senin gibi değil, senin sorun nesil ile alakalı da değil. Babamızın zamanında da senin gibi adam vardı, benim zamanımda.
Sen bana hakaret düzeceksin ama sana en empatik şeyi söylüyorum. Kendi sorunun yaşadığımız zamandan değil senin kendi deneyiminden kaynaklanıyor ve gerçekten uzman bir terapiye ihtiyacın var. Yanlış teşhis ile doğru tedavi yapamazsın.
Evet terapiye ihtiyacım olabilir katılıyorum çünkü içimde hiç geçmeyen bir huzursuzluk var
Görücü usulü niye çıktı zaten bu yüzden öbür türlü o dönemki erkekleri çalıştırmak imkansız sizi de o adamlar yetiştirdi zaten. Gamsız, rahat, cahil(çok bilmek mutluluk getirmiyor.) zaten ataerkil bir toplumdu. Zengin daha da zengin sen 25 30 yaşına kadar yatırım yaptıysan zaten bitirmişsindir bundan 15 sene önce durumlar çok daha iyiydi. Benim babam 2 sene çalışıp ev almış, 7 ay çalışıp araba almış zaten kızı da dediğin gibi görücü baba bu adam nasıl kendini ödül görmesin? nasıl mutlu olmasın? nasıl iştahlı olmasın? şimdi bakıyorsun gençler tembel evet tembel de baba umut yok olsa bile adam bunu göremiyor şikayet ediyor şuan… Read more »
Osimhen cahil sensin, muhtemelen okumuş yarı cahilsin. Koca bir nesle hakaret etmekle senin cahilliğin çözülmüyor. 25-30 yaşına kadar yatırım yaptıysan ondan sonra kısmına sesli güldüm. İsviçre’de mi yaşıyorsun nesin?
Kendinize acımasız, “ama haksızlık bu öyle değil mi?” diye yazıp cizmeniz bir işinize yariyorsa yapın.
Bu yorum dizisi konuyla alakasız olmaya başladı. Sizin yazınız şu: İşim beni tüketiyor, maaşımın çoğu kiraya gidiyor – Vaka Çalışması
Cahil derken hakaret etmedim şuan bu bilgilerin hiçbirine sahip olmamak , kadın doğasını hiç bilmemekten bahsettim. Bu bahsettiğim insanların bir çoğu da zaten o zaman cahildik evlendik derler
Ben okumamışım üniversiteyi yarıda bıraktım iki tane iş kurabildim kendi emeğimle çalışarak şu zamanda sıfırdan sizin döneminizde de yapılabilirdi çünkü ben şuan kendi hayatımı garantiye aldım maddi anlamda en azından bir kriz vurmazsa garanti derken kendimce garanti tabi bu aşırı zenginlik değil
Abi senin yazın olmasa bende 2 sene önce umutsuz kaybolmuş falan biriydim muhtelemelen ne zaman fark ederdim bilmiyorum iyi bir bölümde okuyorum. Hep şey yapıyordum yok işte arkadaşım özel ünide mavi hapli zengin olunca üzerine gökten kız yağıyor biz ne uğraşacaz gibi bakıyordum şuan ortam insanı dibe çekiyor bence. O servet yazısını okuduktan sonra aklım başıma geldi senin işte olacağınızın en iyisi olun sonra sonra piyasaya atılın lafını dinledik iyi ki de dinledik.
Eski yıllara, nesillere fazlaca özenmek ve güncel hayattan da böyle ciddi rahatsızlık duymak da bence fazla rahata alışmak ve kadir kıymet bilmemekten kaynaklı. Herkes ev-araba almak zorlaştı, alım gücü düştü, iş bulmak zorlaştı döngüsünden olaya bakıyor başka gerçeklikleri kaçırıyorlar. Alım gücü noktasında dedikleri doğru buna kimse bir şey diyemez. Ama Türkiye gibi daha çok dışa bağımlı ekonomilerde kırılganlık yaygındır 5 yıl süren rahat dönemler sonrasında 10-15 yıl süren zor dönemler çok yaşanır. Bu dönemlerde mal sahibi olan rahatça oluyor (sıfır faizli ev kredisi dönemleri mesela) treni kaçıran başka fırsatları bekliyor. Mesela araba örneğinden gidelim. Pandemi öncesi araba almak için altın… Read more »
50’li yaşlarını aşan çiftlerin kaç tanesi birbirini severek evlenmiş yada iyi bir evlilik geçiriyorlar? Çoğunun evliliği severek evlenenlerin 50li yaşlarındaki evliliklerinden farklı değil.
“Hayatımızda hard core çekmedik.” -Osimhen
abi sana bir konuda danışcam. artık sosyal özürlü olmamdan mıdır veya bir kadının benden etkilenebileceğine zerre imkan vermediğimden midir adına ne dersen de ama bana yürüme davetiyesi değil doğrudan yürüyen kızları bile istemeden ve farkında olmadan reddediyorum. ben bunu sonradan geçmişi analiz ettiğimde fark ediyorum ama o an pek farkında değilim bu yürümenin. birkaç örnek vereyim; kütüphanede çalışırken bir kız gelip çeviriden kolayca öğrenebileceği yabancı bir kelimenin anlamını soruyor, aslında bu seninle konuşmak için bahane yaratıyorum demek tabi ama o an farkında olmadığım için soğuk veya ters cevap verebiliyorum. en iyi ihtimalle sadece o soruya cevap verip geçiyorum. başka bir… Read more »
“Bana yürüyorlar ben onu bile reddediyorum istemsizce” fantezileri ile mastürbasyon yapmayı bırakıp, hoşuna giden kızlara yürümeni tavsiye ederim. Aç tavuk arpa ambarı vakası yaşıyorsun.
yanlış anladın abi. kızların reddettiği durumların da oldukça sık olduğunu ve bunları böbürlenmek için yazmadığımı söylemiştim yazının devamında ama uzun olduğu için galiba okumamışsın. bu yürüme sinyalleri aşırı analizden dolayı benim kafamda uydurduğum şeylerse o zaman olumsuz sinyaller de öyle. o halde bu bir başa çıkma mekanizması değil, benim aşırı analizden dolayı uydurduğum bir “hata ayıklama” süreci oluyor.
Kullanmadığın yürüme davetiyesi, sonra analiz edilmez. O anlık bir şey o, kullanmadin mı bitti. Kullansan ve olumlu sinyal olsa bile zaten bir yere gitme ihtimali %10-%20 olan şeyi kullanmadan “ilgi” diye okumak gerçekten mastürbasyon.
Özdeğer kazanman için bir süre cehennemden geçmen lazım diyor ya bu süre ortalama ne kadar? Benim başlangıç noktam fazla kötüydü Tam 1.5 yıldır uğraşıyorum eski halime göre çok iyiyim ama ortalama insandan hala gerideyim. Ne kadar süre lazım sıkılmaya başladım çünkü hala geride olmaktan
2-3 sene sürer. Bazıları ise terapi yardımı olmadan yapamazlar.