Üniversitede yürüdüğüm kızın erkek arkadaşı bana saldırdı – Vaka çalışması

Mahmut Abi, başıma çok kötü bir şey geldi. Üniversitenin kütüphanesinde ders çalışıyordum, mola vereyim dedim dışarıya çıktım. Güzel bir kız gördüm, 2 kişilerdi. Yani 2 kızdı ve gözüme kestirdiğim kişiyle göz teması kurarak merhaba diyerek başladım ve biraz sohbet ettikten sonra kahve içmeye davet ettim.

Üniversitede böyle direkt ve hızlı oyun oynanmaz. Tanışmanda sorun yok ama hemen kahve içmeye çağırman sakat.

Kız benle gülümseyerek konuştu, sonra erkek arkadaşım var dedi.Ben de tamam dedim ve tekrar ders çalışmaya döndüm. Tam oturacakken omzuma birisi dokundu arkama baktım 4 kişilerdi. Gelsene birader sen bizle dedi ve gittim.

Üniversitede direkt ve hızlı oyunun tehlikelerinden biri de bu.

İşte soru sordular sen daha yeni dışarda mıydın diye evet dedim. Yürü gel kantine gidiyoruz dedi kantin ne alaka dedim gel görürsün dediler. Gittik işte.

Gitmesen daha iyi.

Bu erkek arkadaşı olan kahveyi aldı. Al onu eline şimdi gidip tekrar o kızdan özür dileyeceksin dedi. Ben bilmiyordum erkek arkadaşı olduğunu bilsem yanına zaten gitmezdim karaktersiz birisi değilim dedim. Sonra zaten kütüphanenin bahçesinde tekme attılar 4 kişilerdi bir şey yapamadım.

4 kişiye bir şey yapamazdın.

Kız ayırmaya çalıştı da tabi olan oldu, sonra kızdan özür dilettirdiler ben de çıktım gittim.

Mide bulandırıcı kız arkadaş tipi. Yani sen psikopata olsan, azıcık medeni olmasan, biri kendisine yürüdü diye erkek arkadaşını bıçaklatacak saçma sapan bir kız. Erkek arkadaş da ayrı saçma sapan biri.

Abi çok kötü travma oldu bu bende ben 20 yaşındayım.

Tabi az rastlanır iki öküze denk gelmişsin, kötü olmuş. Ama olayı yükseltmeden atlatmışsın, bence bir daha direkt ve hızlı yürüme yapma. Memlekette böyle hanzo – öküz çift var. Ben o adam yerinde olsam, o adam adam değil gerçi, o kızı terk ederdim. Arada görüyoruz, böyle hırt kızlar adamı öldürtüyorlar.

Lisedeyken kız arkadaşlarım çok oldu ama üniversitede böyle bir şey yaşayacağımı düşünmezdim.

Üniversitede böyle hırtların daha az olması lazım.

Yani kızlara yürüyecek cesaretim de özgüvenim de kalmadı artık. Baya moralim bozuldu, gururum kırıldı. Sence ne yapmalıyım ne tavsiye edersin?

Üniversite ortamında sosyal oyun oyna. Böyle direkt gidip kahve içelim falan deme. Şurada yazdığım oyun: Sosyal ortamlarda beğendiğimiz kıza nasıl yürüyebiliriz?

Geçmiş olsun, az rastlanır bir olaya denk gelmişsin ama bu hatalı yürüme şeklini bırakırsan bir daha böyle bir olaya denk gelmen zor. Olayı yönetilmesi gerektiği gibi yönetmişsin. 4 kişi kıstıran hayvanlarla dalaşılmaz.

Kızın erkek arkadaşı tam bir SIMP bu arada. Böyle simplikler yapacak biri varsa uyarayım. Kızı rahatsız eden, taciz eden adama yapsa anlarım ama bu olayı bu şekilde yönetmek, kız arkadaşının kıçını yalamak oluyor. Yarın kız arkadaşınızın kıçını yalayım derken, böyle birini dövüp sonra dövülen adam tarafından ne olduğunu anlamadan bıçaklanmak da olası.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.

Spor salonunda kızlarla nasıl tanışılır?

Sürekli sorulan bir soru:

Spor salonunda kızlarla nasıl tanışılır?

Bir erkeğin bu soruyu sorması doğal çünkü spor salonu önemli miktarda vakit geçirdiğiniz ve oldukça çekici kadınların olduğu bir yer. Birçok erkek, spor salonunda güzel bir kadınla göz teması kurduktan sonra hayallere dalabiliyor. Zaten testosteron seviyesi de yüksek iken, insan daha fazla tanışma azimli olabiliyor.

Spor salonu, bir bardan çok sosyal ortam olarak nitelendirebileceğiniz bir yer. Buraya düzenli olarak gidiyorsunuz ve insanlar sizi tanımasa bile sizi sima olarak biliyorlar. Yani bu bariz olmasa bile, spor salonu az çok sosyal bir ortam, sosyal kuralların geçerli olduğu bir ortam.

Spor salonunun sosyal bir ortam olmasının önemi şu: Burada direkt açılış yapmak -soğuk yaklaşıp daha ilk muhabbetten kızı dışarı çağırmak – ortama uygun bir açılış değil.

Bir barda ya da sokakta bir kıza açılış yaptığınızda, o kızı muhtemelen bir daha hiç görmeyeceksiniz. Direkt olmanız, ilk muhabbette kızın telefon numarasını almanız ya da dışarı çağırmanız bar ya da sokak ortamında göze alabileceğiniz bir şey ama spor salonunda akıllıca değil.

Ayrıca gece kulübü ya da bar ortamında, kadınlara yürümek daha kabul edilebilir bir şey. Spor salonunda ise kadınların orada olması, yürünmeye açık oldukları anlamına gelmiyor. Burada önemli farklardan biri de, spor salonunda yanlış açılış ve reddedilme, sadece açılış yaptığınız kadınla aranızda olan bir şey değil, o ortamdaki tüm herkesin sizinle ilgili algısı üzerinde etkili bir şey. Spor salonunda ya da genel olarak sosyal ortamlarda direkt ve hızlı tek bir açılış bile, sizi “şu herkese yürüyen adam” yapabilir.

Yani spor salonunda direkt ve hızlı değil dolaylı ve yavaş oyun çok daha etkili ve akıllıca. Yani spor salonunda sosyal oyunu, sosyal ortamlarda beğendiğiniz kıza nasıl yürüyebilirsiniz yazısında bahsettiğim oyunu kullanmanızı tavsiye ederim.

Düzenli olarak spor salonuna gidin ve insanlarla arkadaşça iletişime geçin. Beğendiğiniz kadının sizin diğer erkek ve kadınlarla da sosyalleştiğinizi görmesini sağlayın. Bu tür bir dolaylı yürümenin haftalar, bazen birkaç ay sürmesine izin verin.

Bu süreçte kadınla ufak muhabbetler edin ve ilgisini ölçün. Sizinle konuşmaya istekli mi yoksa kısa kısa cevaplarla geçiştiriyor mu? Eğer geçiştiriyorsa, ne kadar hoşunuza giderse gitsin, bir şansımı deneyeyim mantığı ile kıza yürümeyin. Eğer sizinle konuşmaya istekli ise, bir sonraki adıma geçebilirsiniz.

Bir sonraki adım derken, kahve içmeye çağırmayın. Yapmanız gereken şey, kızla konuşurken kızın hoşlandığı, ya da sizin hoşlandığınız ve kızın ilgi gösterdiği ya da ortak hoşlantılı bir şeyler yakalamak. Bunu yakaladıktan sonra, eğer kız da sizinle konuşurken sıcaksa, daha da iyisi sizinle konuşmaya istekliyse, kızı bu üç kategoriden birinde bir şeyler yapmaya davet edin.

Abi spor salonunda kızı bir daha görmeme ihtimalimiz yüksek diyeceksiniz. Kısmet artık. Sosyal oyunda her hoşunuza giden kıza yürüyemezsiniz.

Sosyal oyunda yürüyebileceğiniz kadın sayısı, direkt oyunda yürüyebileceğiniz kadın sayısından çok daha az olsa da, sosyal oyunda yaptığınız yatırımın dönüş oranı çok daha yüksektir. Örneğin gündüz oyununda birkaç ayda 50 kıza rahatça yürüyebilirsiniz ama 50 kızda bir iş çıkarabilirsiniz, belki 30 kızda bir. Sosyal oyunda belki aylar içinde sadece 5 kıza yürüyebilirsiniz ama 5’te bir iş çıkarabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Eski sevgilimden sonra hayatıma çok kız girdi ama hiçbirini isteyemedim – Vaka çalışması

Klasik bir eski sevgilimi unutamıyorum, başka kızlara karşı bir şey hissetmiyorum vakasına daha bakacağız. Zaten soru, o yazının altına yazılmış.

Bu versiyonunda erkek, birçok kadınla beraber olabilmesine bakarak, bir kadını unutmayı başaracak güce sahip olmayan, düşük rütbeli bir erkek olduğunu göremiyor. Rütbesini yükseltmesi için, içinde bulunduğu durumu görmesi şart ama “çok kız var, ben onları istemiyorum hacı” bataklığında debeleniyor.

Mahmut abi selamlar. Hoş ve ilgimi çok çeken bir kızla lisede çok güzel bir ilişkiye başlamıştık. İnanılmaz güzel, dolu dolu geçen 2 yılın ardından üniversite yüzünden yollarımız ayrıldı. Maalesef biraz uzaktan denedik olmadı. Ben ayrıldım ama ilişkinin gidişatı beni mecbur bıraktı, istediğimden değil yani.

Hayatın akışında normal bir şey bu. Zaten yeni ortamda olduğun için, kendine yeni bir hayat kurarsın, eski ilişki de tarihin tozlu sayfalarına gömülür gider.

Hayatıma devam ettim. Yapmam gereken herşeyi yaptım. Üniversite için yeni bir şehre gelmiştim. Acıma yenilmeden sıfırdan güzel bir çevre kurdum, vücut yaptım, para kazandım istediğim şeyleri aldım derslerimde ilerledim ve ek olarak oldukça canlı bir ilişki hayatı yaşadım.

Acına yenilmediğine emin misin? Bu kadar şeyi arka arkaya sıralayan insanlar genellikle bir şey ispat etmeye çalışan insanlardır ve atlatamadıkları bir şeyi saklamak için böyle şeyler sıralarlar. Bu cümle kendini fazlaca ispatlama çabasına işaret ediyor.

Çok fazla kız hayatıma girip çıktı ama aklımdan eski sevgilim çıkmıyordu.

Ben bunu anlamıyorum. Çok fazla kız dediğin yerde, sayı arttıkça kalite azalır. Kızlar teker teker kaliteli de olabilirler – zor ama olabilirler – fakat senin çok ilişki kurduğun yerde duygusal derinlik, ilişki kalitesi azalır. Sen sanki eski kız arkadaşının acısı ile başbaşa kalıp bunu sindireceğine, kalitesiz ilişkilerle kendini uyuşturmayı seçmişsin. Acının bir süre sizi yakıp tükenmesini göze alamazsanız, acıyı bastırırsanız, acı yanıp tükeneceğine çoğalır.

İstemsiz, sürekli yeni kızlarla eski sevgilimi kıyaslıyor ve eski sevgilimin daha iyi bir kız olduğunu düşünüyordum. Hala da öyle geliyor bilmiyorum. Ben mi yüceltiyorum ama bu şekilde yani.

Hem sen yüceltiyorsun, hem ilişkileri uyuşturucu gibi kullanmaya çalıştığın için ilişki kaliten düşük hem de lise aşkını unutamayacak kadar zayıf, unutmak için gerekli yalnızlıktan korkan biri olduğun için, derin ve kaliteli ilişki kurabileceğin kızlar seni itici buluyorlar, onlara ulaşımın az.Ulaşımın olsa bile o kızların senden soğuduğunu önceden sezip, kovulmadan istifa eder, “hacı zaten ben soğudum” diye kendini kandırırsın.

İlişkilerim ise tek gecelik ilişkiler değil birisiyle tanışıyor birkaç hafta bazen 1 ay ama fazlası değil güzel vakit geçirip istemsizce kendimi sıcak hissedemiyor eski kız arkadaşımla hissettiğim kadar mutlu huzurlu hissedemeyip bitiriyordum.

Tek gecelik olmayabilirler ama çoklar ve çok = kalitesiz şeklindeler. Burada bahsettiğin şey, yaygın bir aptallık. Normalde, aşırı duygusallığın yüzünden çalışmayan kafan biraz çalışıyor olsa, çok kız paralel evreni ile ilişki evreninin farklı çöplükler olduğunu görebilirdin ama şu an göremiyorsun.

Ayrıca sen eski sevgilisini unutamayan bir erkek olarak, duygusal olarak düşük statülü bir erkeksin. İstediğin kadar tipin, paran, vs. olsun. Eski sevgilin seni aştı, hayatını yaşıyor. Sen ise onun bıraktığı yerde, duygusal olarak hala ona bağlı bekliyorsun. Bu seni düşük statülü erkek yapar. Sen muhtemelen kırılgan egon yüzünden bu kısmı göremiyorsun, içine sinebilecek kızları istemediğini sanıyorsun ama, sen içine sinebilecek kızların tepeden baktığı, itici bulduğu bir adamsın.

Tekrar edeceğim, burası önemli. Eski sevgilisi kendisini aşmışken eski sevgilisini unutamayan erkek, düşük rütbeli bir erkektir. Parası, statüsü, tipi ne olursa olsun düşük rütbeli bir erkektir. Kendini layık gördüğü kızlara itici gelir, kendi gerçek rütbesindeki kızları kendisi beğenmez.

Kendime sanırım bu benim ciddi ilişki yaşayabileceğim o aradığım kız değil diyordum. Bazı herkesin yapabileceği hatalar olan minik itici hareketler bile beni fazlasıyla itebiliyordu.

Burada bir başka sorun da, ilişki travmasını aşamama, aşmama nedeniyle kişinin kaçıngan bağlanan birine dönüşmesi. Yani çok yakınlaştın, çok acı çektin. Sonucunda da “yakınlaşırsam acı çekerim” gibi bir şey öğrendin. Şimdi ise bir kızla yakınlaşmaya başladın mı, korkuya kapılıp ondan uzaklaşıyorsun. En boktan sebeplerle.

“İlişkinin gidişatı beni mecbur bıraktı istediğimden değil” dediğin yer muhtemelen sana fena koyduğu için ve bu acıyı sindirmek yerine uyuşturmayı seçtiğin için, uzun süreli ilişkilere girip acı çekmekten kaçar hale gelmişsin. Uzun süreli ilişkiye girip acı çekmekten ödü kopan, kaçıngan bağlanan bir adam, ben korkuyorum, korkağım demek yerine sıkılıyorum, içimden gelmiyor, eski sevgili ile kıyaslıyorum diye çeşitli bahaneler uydurur. Senin muhtemelen korku nedeniyle ilişkiye girmekten kaçma problemin var. Ben korkağım diyemediğin için de “o kızlar eski sevgilim gibi değil, benim gibi kartanesi pırlanta paşaya layık değil” diyorsun.

Bir yerden sonra hayatıma girip çıkan insan sayısı oldukça çoğaldı ve artık düşünmeye başladım neden olmuyor eskisi gibi diye.

Hem çokluk kalite azlığına neden oluyor, hem sen düşük rütbeli bir erkek olarak istediğin seviyede ilişkiye giremiyorsun hem de yakınlaşmaktan korktuğun için her yakınlaşmadan kaçıyorsun.

Bunu halletmek istiyorum.

  1. sorum bu neden iyi kızlarla bile ilişki kuramıyorum sıcak hissedemiyorum eğlenemiyorum ve benlik bir kız değil bu kız hissi geliyor gerçekten benlik kız mı daha karşıma çıkmadı yoksa bende mi sorun var? ilişkilerimi iyi yönettiğimi genelde ben bitirirken karşı tarafın bitirmek istemediğini eklemek istiyorum yani seviliyorum da ama durum böyle. Güzel bir ilişki içinde bulunmak ve bunu halletmek istiyorum.

O zaman öncelikle en az 5-6 ay yalnız kalarak, kısa süreli ilişkilerde olmayacak şekilde, bu eski sevgilinin sana yüklediği acıyla başbaşa kal ve onu kadınsız atlat. Bu seni şu an düşük rütbeli yapan şeyden kurtarır.

İkincisi, bu süreçten sonra da ufak tefek nedenlerle yakınlaşmadan kaçmama çalış. Kaçtığın yerde kendini üstün taraf olarak konumlayan “ben istemiyorum hacı, bu kadıncıkların ufak tefek hataları gözüme batıyor hacı” diye egona 31 çektirmek yerine, korktuğunu kabul et. Korktuğunu hissedebilirsen ona meydan okuyabilirsin. Egoist “bunlar bana layık kızlar değil hacı” ayakları ile egonu sıvazlamak, seni olduğun durumda tutar.

2.sorum ise

eski sevgilimi artık rüyalarımda görmekten veya bi anda aklıma gelmelerinden sıkıldım. Ayrılalı 1 yıldan biraz fazla oldu ve hep şunu yaşıyorum aklımdan tamamiyle silemiyorum arada bir aklıma gelmeleri bitmedi gitti.

Eski sevgiliyi rüyada görmek demek, onu değil uzun süreli ilişkileri istiyorsun demek. Eski sevgilini her düşündüğünde, onun artık kendi hayatına baktığını, senin ise ilişkinin bittiği noktada bekleyip durduğunu düşünmen gerekecek. “Ben, beni aşıp fersah fersah ilerlemiş kızın bıraktığı yerde bekleyecek kadar düşük rütbeli miyim?” diye kendine sorman lazım.

Bazen sebepsiz geliyor bazen yeni bir kızla daha her şeyi bitiriyorum ve derin bir boşluk geliyor birkaç günlüğüne galiba hiçbir zaman eski sevgilimle olduğum kadar mutlu olamıcam gibi.

Sebepsiz değil. Ya kızın gerçekten eski sevgilisini unutamamış düşük rütbeli bir erkek olduğunu fark edip seni bırakmasına fırsat bırakmadan, kovulmadan istifa ediyorsun ya da yakınlaşmadan korktuğun için kaçıyorsun.

Kız hayatına bakarken sen onun bıraktığı yerde ölmüş ilişkinin nöbetini bekliyorsun ve bu nedenle de ilerlemek için atacağın her adımı kendin yok ediyorsun. Bu şekilde devam edersen tabii ki hiçbir zaman eski sevgilinle olduğun kadar mutlu olamayacaksın. Ama ileride bulabileceğin ilişkiler daha mutsuz olacağından değil. Sen kendin ölmüş ilişkinin nöbetini tutmakla meşgul olduğun, yakınlaşmaktan kıorktuğun için böyle olacak.

Bu durumda istemsizce acaba bir şekilde birleşmek için savaşmalı mıydım ayrılmak yerine veya şimdi tekrar görüşmeyi mi denemeliyim gibi soruları getiriyor ki bu senaryolar bana mantıklı gelmiyor.

Kız sana ulaşmıyorsa, seni çoktan aşıp hayatına bakıyordur. Ulaşsan bunu görüp yıkılma ve daha düşük rütbeli bir pozisyona düşme ihtimalin çok yüksek.

Ayrıca bu “istemsizce” lafını çok kullanan erkekler genellikle kendilerini gözlemleyemeyen ya da gözlemlerinin sonucunu kabul edemeyen erkeklerdir.

Onca kızdan hiçbiri onun gibi hissetiremedi.

Bunun nedeni kısmen “onca kız” olması ama daha çok senin o zamankinden çok daha düşük rütbeli biri olman.

Genel hayatımda mutsuz değilim veya sürekli eski sevgilimi düşünmüyorum aşk acısı çekmiyorum hayatım akıyor gidiyor ama arada bir böyle aklıma gelip beni boğmasından da sıkıldım. Bir gün evlenmek istiyorum bu hayal bana güzel geliyor ama hayatımda evlenirim dediğim eski kız arkadaşım dışı bir kişi bile olmadı bu durum da beni korkutuyor bir daha olmucak mı diye çünkü hayatımda gerçekten yanında sıkılmadığım her gün görüşüp yine de eğlendiğim tek kız oydu bana inanılmaz uyumlu bir insandı. Bu yüzden zaten ayrılmak hata mıydı sorusu geliyor hep ama şunu da biliyorum ki mantıksız bir ayrılık yapmadım hedeflerimiz farklıydı ve ilerleyen dönemlere birbirimizin yanında olmak için hedeflerimizi esnetmemiz gerekiyordu belki de vazgeçmemiz.

Bazen eski sevgilimi özlüyorum bazen de o güzel eski zamanları. Düşüncelerini merak ediyorum abi.

Şu an eski sevgilini ara ara hatırlamandan çok, stratejik zamanlarda onun arkasından onu bekleyerek kendini düşük rütbeli bir erkek yapman sorun. Bunu kabul etmen ve bu kızın arkasından bekleyen düşük rütbeli bir erkek olmaya hayır demen lazım.

Senin derdin, sen kendini kafanda yükselttiğin bu kıza layık ve diğer kızlardan daha yüksek bir mertebede sanmak. Sen bu kızı kafanda yükseltip onun bıraktığı yerde otlayarak, çoğu kızın burun kıvırdığı, düşük statülü bir erkek olduğunu göremiyorsun. Kendini, diğer kızları boktan sebeplerle eleyebilen yüksek statülü erkek sanıyorsun. Korktuğunu kabul edemeyip, diğer kızlardan sıkılan biri olduğunu sanıyorsun.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Soru – cevap yayını – 14 Ocak 2026

00:00 Hem okuyorum, hem tam zamanlı işim var. Hiç kız arkadaşım olmadı, ne yapacağım?
02:30
Kız arkadaşım sürekli görüşmek, mesajlaşmak istiyor. Bunaldım. Ne yapacağım?
05:12 İlişkilerde Bağlanma Stilleri Kitabı
07:37 Kız bana “fazla özgüvenlisin” dedi. Ne demek istedi?
09:54
İş yerinden kızla 2 kere buluştuk ama mesaj atmıyor, geç cevap veriyor. Yedek miyim?
12:36 Kız arkadaşım az buluşuyor, hal hatır sormuyor. Ne yapacağım yardım et abi?
14:47
İlişkiden sonra bir süre başka kızlara bakamamak normal mi?
16:23
Sosyal medyada yürüdüğüm kızlardan hemen telefon istiyorum,kendime nasıl engel olacağım?
20:46
Ayrıldıktan sonra hiç kız olmadı. Ne yanlış?

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

İlişkilerde Bağlanma Stilleri

bağlanma stilleri güvenli bağlanma kaygılı bağlanma kaçıngan bağlanma
(E-Kitap – 149 sayfa – PDF/EPUB)

Kitabı Türkiye’den almak için tıklayınız.
(Alım güvenilir Shopier ödeme sisteminden olup sizin ödeme bilgileriniz bize gelmiyor.)

Şu ana kadar ilişkilerde hep başarısız mı oldunuz?
İlişkileriniz hep aynı noktada mı tıkanıyor?
Başlangıçta her şey iyiyken, bir süre sonra neden bozuluyor?
Neden hep yanlış insanları seçtiğinizi hissediyorsunuz? Ya da bu sefer farklı deyip hep aynı tip insanları?
İlişkiler sizin için neden bu kadar yorucu ve karmaşık?

Ya da,

Kadınlarla tanışıyorsunuz ama bir türlü ilerlemiyor mu?
Flört aşamasında her şey varken, bağ bir noktada kopuyor mu?
Yakınlaşma ihtimali ortaya çıktığında içinizde bir şey mi geri çekiliyor?
“Bir şeyler eksik ama ne?” duygusuyla mı yaşıyorsunuz?

Peki ya,

  • Mesajlara geç cevap gelince içinizi bir huzursuzluk mu kaplıyor?
    Sevilmek için fazla mı çabaladığınızı hissediyorsunuz?
    İlişkide daha çok seven, daha çok isteyen taraf hep siz misiniz?
    Terk edilme ihtimali zihninizi ele mi geçiriyor?
    “Ya giderse?” korkusu yüzünden kendinizden mi ödün veriyorsunuz?

    Ya da,

    Yakınlaşma arttıkça geri çekilme isteği mi duyuyorsunuz?
    “Henüz hazır değilim” cümlesi size tanıdık mı geliyor?
    Ciddi ilişki fikri ortaya çıktığında boğulmuş gibi mi hissediyorsunuz?Bağımsızlık adına duygusal mesafe mi koyuyorsunuz?
    İlişkiler size özgürlüğünüzü elinizden alacakmış gibi mi geliyor?

Her türlü ilişki probleminizin altında, yıllar önce öğrendiğiniz ve sizi sürekli olarak tetikte tutan güvensiz bir bağlanma stilinin olabileceğini biliyor muydunuz?

Bu kitapta, bu bağlanma stillerini yalnızca tanımlamakla yetinmeyip, onların nasıl oluştuğunu, yetişkin ilişkilerinde nasıl tezahür ettiğini ve nasıl dönüştürülebileceğini ele aldım. Güvenli, kaygılı, kaçıngan ve korkulu bağlanma stillerini; soyut kişilik etiketleri olarak değil, erken dönem deneyimlerin sinir sistemi üzerinde bıraktığı izlerin doğal sonuçları olarak inceledim.

Bağlanma teorisinin temelleri, John Bowlby’nin klinik gözlemleri ve Mary Ainsworth’un deneysel çalışmalarıyla atılmıştır. Daha sonraki yıllarda nörobilim alanında yapılan araştırmalar, bu teorik çerçevenin biyolojik karşılıklarını da ortaya koymuştur. Beyin görüntüleme çalışmaları, hormon ölçümleri ve sinir sistemi regülasyonu üzerine yapılan araştırmalar, bağlanmanın yalnızca psikolojik bir kavram olmadığını; fizyolojik ve nörokimyasal bir temele sahip olduğunu göstermektedir.

Bu kitap, söz konusu bilimsel birikimi merkeze alırken, onu gündelik ilişki deneyimleriyle ilişkilendirmeyi amaçlıyor. Romantik ilişkilerde yaşanan tekrar eden döngüleri, yoğun kaygıyı, yakınlıktan kaçınmayı, terk edilme korkusunu, mesafe ihtiyacını ve duygusal kopukluğu; bu çerçevede ele aldım. Amacım, okuyucuya kendisine bir etiket yapıştırması için yeni kavramlar sunmak değil, yaşadığı deneyimleri daha net bir şekilde anlamasını sağlamak.

Özellikle vurgulanması gereken noktalardan biri şu: Bağlanma stili, karakter kusuru değil. Güçsüzlük, irade eksikliği ya da bilinçli tercih sonucu oluşan bir şey değil. Bağlanma stilleri, erken dönem bakım ilişkilerinde öğrenilen ve zamanla otomatikleşen sinir sistemi tepkileri. Bu nedenle, “neden böyleyim?” sorusu yerine “bu nasıl öğrenildi?” sorusu çok daha işlevsel.

Kitabın önemli bir bölümünü, bağlanma stillerinin romantik ilişkilerde nasıl etkileşime girdiğine ayırdım. Aynı zamanda bağlanma problemlerinin nasıl çalışıldığını da ele aldım.

Güvensiz bağlanma stillerinden güvenli bağlanmaya geçişin mümkün olduğu, hem klinik hem de nörobilimsel verilerle desteklenmekte. Nöroplastisite kavramı, bu noktada merkezi bir rol oynuyor. Beynin, tekrarlanan deneyimler yoluyla kendini yeniden düzenleme kapasitesi, bağlanma örüntülerinin değişebilir olduğunu gösteriyor.

Bilgilendirme amaçlı olan bu kitap, terapi yerine geçmez. Amacım, kendi bağlanma dinamiklerinizi fark edebilmeniz, otomatik tepkileri ayırt edebilmeniz ve daha güvenli ilişki örüntüleri geliştirebilmeniz için gerekli kavramsal altyapıyı sunmak. Aynı zamanda da bu amaçla kullanabileceğiniz pratik teknikleri öğretmek.

Son olarak şunu belirtmek gerekir: Bazı bölümler, kendinizle ilgili hoşunuza gitmeyen yönlerle yüzleşmenizi gerektirebilir. Fakat bağlanma ile ilgili gerçek dönüşüm, ancak bu tür bir açıklık ve dürüstlükle mümkün.

İyi okumalar.

Mahmut Abi

İçindekiler

Bağlanma Stilleri 9
Giriş 9
Klasik bağlanma teorisi deneyi 10
Bağlanma teorisi ve yakın / samimi ilişkiler 11
Bağlanma stilleri 14
Kaçınma / kaçınganlık ekseni 16
Kaygı ekseni 16
Güvenli bağlanma stili 18
Kaygılı bağlanma stili 18
Kayıtsız kaçıngan bağlanma stili 19
Korkulu kaçıngan bağlanma stili 20
Bağlanma stilleri ve ilişki problemleri 20
Bağlanma stilleri ve romantik ilişkiler 22
Giriş 22
Bağlanma stillerinin temelleri 23
Kaçıngan Bağlanma ve ilişkiler 26
Kaçıngan bağlanan kişinin aradığı hayali idealizasyon 29
Kaçıngan bağlanma ve anlaşmazlıklar 31
Kaçıngan Bağlanan insanın çocukluğu 32
Kaçıngan bağlanma, seks ve oyuncu aşk (ludus) 33
Kaygılı bağlanma ve ilişkiler 35
Kaygılı bağlanma ve duygu durumu bozuklukları 37
Zihin Kuramı (Theory of Mind) 39
Güvenli Bağlanma Stili 42
Bağlanma stilinizi nasıl düzeltirsiniz? 46
Kaygılı bağlanan – kaçıngan bağlanan ilişkisi 47
Güvensiz bağlanma stilinden güvenli bağlanma stiline nasıl geçersiniz? 51
Kaygılı bağlanma stilini iyileştirmek 51
Protesto Davranışı 54
Kaygılı bağlanma ve maskülenitenin çelişmesi 56
Kaçıngan bağlanma ve ilişkiler 57
Kaçıngan bağlanma stilini iyileştirmek 59
Sağlıklı bağlanan insanlardan alınacak dersler 60
Mentalizasyon 60
Öznelerarasılık 61
Kaygılı bağlanma stili ve hiç ilişkinizin olmaması 62
Kaygılı bağlanan insanlar bukalemun gibidir. 64
İçsel algınızı değiştirmek 66
Erkekler için Kaygılı Bağlanma Stilini Düzeltme Rehberi 69
Kaygılı bağlanmanın özündeki düşünce / inanç 69
Kaygılı bağlanmanın çocukluktaki temelleri 69
Kaygılı bağlanmaya neden olan deneyimler 70
Tutarsız anne – baba tepkileri 71
Aşırı müdahaleci ya da korumacı ebeveyn 72
Duygusal bağımlılığı teşvik eden anne – baba 73
İhmalkar ya da ulaşılmaz ebeveynler 74
İstismarcı, travma ve travma sonrası stres bozukluğu yaratan ebeveynler 75
Kaygılı Bağlanmadan Güvenli Bağlanmaya Geçiş 75
Kaygıyı düzenlemek için kullanabileceğiniz nefes teknikleri 77
Fizyolojik iç çekiş: Kaygıyı azaltmanın en hızlı yolu 77
Kaygı zincirinden çıkmak için 60 saniyede 3 + 3 nefes tekniği 78
Kaygıyı azaltmak için kan şekerini yakmak 79
Maruz Kalma Terapisi 80
Dürtü sörfü (urge surfing) ile duygusal güç kazanma 81
Mesafe ve ilişki dışı duygusal düzenleme ile kaygılı bağlanmadan kurtulma 85
Birinci adım: Negatif hislerinizi kabul edin ama kaynağını bulmaya çalışmayın. 87
İkinci adım: Partnerinize yapışmak yerine, ondan bir iki adım uzağa çıkın. 89
Üçüncü adım: Sağlıklı bir ilişkinin sürekli yakın olmak değil, uzaklaşmak da olduğunu kabul edin. 91
Dördüncü adım: Duygularınızı dolambaçsız bir şekilde konuşun. 92
Beşinci adım: Sizi sakin bir duruma getirecek anlaşmaları bulun. 93
Efendi Adamın Toksik Kırılganlığı olarak kaygılı bağlanma 96
Giriş 96
Kaygılı bağlanan erkek, cinsel/duygusal çekimi nasıl sabote eder? 99
Gizli Sözleşmeler 101
Gizli sözleşmeler 101
Geleneksel terapinin kaygılı bağlanan erkeği daha kötü yapması 107
Terapi ve olumlama işe yaramıyorsa ne işe yarar? 109
Erkek depresyonu kadın depresyonundan çok farklı 111
4 Adımlık Güvenli Bağlanma Planı 112
Birinci adım, ihtiyaçlarınızı direkt olarak dile getirin. 112
İkinci adımda, maskülenitenizi terk edip durmayı bırakın. 113
Üçüncü adım, bir alanda yetkinlik inşa edin. 114
Dördüncü adımda, sizi korkutan şeyleri yapın. 114
Erkeklerde Anne Sorunları (Mommy Issues) 116
Anne sorunları (mommy issues) ve bağlanmanın bilimi 118
Anne sorunları yaratan 4 anne tipi 120
#1 Duygusal ihtiyaçlarını oğlu üzerinden karşılayan anne 121
#2 Soğuk, duygusal olarak mesafeli anne 123
#3 Sürekli eleştiren, mükemmeliyetçi anne 125
#4 Bir sıcak bir soğuk, istikrarsız anne 127
Anne sorunları neden baba sorunlarından (daddy issues) daha derin 128
Anne sorunlarını çözmek ve güvenli bağlanmak için 4 adımlık program 130
Özet ve sonuç 136
Erkekler için Kaçıngan Bağlanma Stili Rehberi 138
Kaçıngan Bağlanma Çeşitleri 139
Kaçıngan bağlanmanın sebepleri 140
Kaçıngan bağlanan biriyseniz ne yapabilirsiniz? 144
Sıkılma, isteksizlik sandığınız şeyin korku olduğunun farkına varmak 144
Kaçmayın, maruz kalın 145
24 Saat Kuralı 146
Maruz Kalma Terapisi

Yıkıcı içsel sesinizi içsel koç ile değiştirmek

Giriş

Bir hata yaptığınız zaman, anında “her zaman her şeyi yanlış yapıyorum” ya da “herkes benim beceriksizin teki olduğumu düşünecek” gibi şeyler düşünüyor musunuz? Şimdi, bu hatayı yakın bir arkadaşınızın yaptığını hayal edin. Ona da aynı şeyleri söylüyor musunuz? Muhtemelen hayır. Ona “herkes hata yapar, bunu düzeltebileceğine eminim” gibi şeyler söylüyorsunuz. Peki kendinizle bu şekilde konuşmak neden daha zor?

Bir önceki bölümde, zihnin ruminasyon ve felaket senaryosu döngülerine, enerjinizi sömüren ve kaygı seviyenizi arttıran zihinsel zaman yolculuklarına hapsolmasını konuşmuştuk. Bu bölümde, içsel sesinizin kalitesi, ne zaman sizi sabote eder bir hal aldığı ve bu sesi nasıl daha destekleyici olacak şekilde değiştirebileceğimiz hakkında konuşacağız. Çünkü içsel sesiniz sadece bir yorumcu değil. Aynı zamanda beyninizi ve zor durumlarla başa çıkma kabiliyetinizi şekillendiren bir güç.

Acımasız içsel ses – içsel eleştirmen

Bir şeye odaklanmadığınız zaman, beyniniz varsayılan mod ağını (default mode network) aktif hale getiriyor. Burası, zihninizin gezinip durduğu ve kendinize yönelttiğiniz “benim sorunum ne?” gibi düşüncelerin yaşadığı yer. Aynı çeşit içsel konuşmayı her tekrarladığınızda, beyniniz bu düşünce kalıbı ile ilgili nöron devrelerini güçlendiriyor. Bu, aynı yolda defalarca yürümek gibi bir şey. Bir yolda ne kadar çok yürürseniz, o yolda yürümeniz ve sonuçta vardığınız yerin size yararlı mı, zararlı mı fark etmeksizin gideceğiniz yeri bulmanız o kadar kolaylaşıyor.

Öncelikle şunu bilmeniz gerekiyor: içsel negatif sesler çoğunlukla size ait değiller. Bunlar içselleştirdiğiniz, ebeveynlerinizden, öğretmenlerinizden ve sizin hayatınıza etki eden başka kişilerden aldığınız mesajlar. Ama bunları o kadar çok tekrarladınız ki, otomatik hale geldiler ve artık size sanki “gerçeklikmiş” gibi geliyorlar.

İçsel eleştirmeniniz çok güçlüymüş gibi hissediyorsunuz çünkü olumsuz özellik yanlılığı (negativity bias) denilen bir şeyi kullanıyor. Evrimsel olarak bir fırsatı kaçırmanın hayal kırıklığı yaratmasına nazaran, tehdidi kaçırmanın ölüm – kalım meselesi olabileceği için beyniniz, negatif bilgiye daha fazla dikkat veriyor. Bu nedenle eleştirel düşünceler, destekleyici düşüncelere göre doğal olarak daha acil ve önemliler.

Yani acımasız içsel sesiniz, çoğu zaman beyninizin sizi tehlikelerden koruma çabasından başka bir şey değil. Beyniniz “başkası yapmadan önce sana eksiklerini, arızalarını benim göstermem daha iyi” diyor. Ama bu sıklıkla geri tepen bir mekanizma çünkü kendinizi acımasızca eleştirdiğinizde, beyniniz bunu tehdit ile eşleştiriyor ve sisteminizi kortizol gibi stres hormonları ile dolduruyor. Bu da daha berrak bir şekilde düşünmenizi, duygusal kontrolünüzü elinizde bulundurmanızı ve olaylardan ders çıkarmanızı zorlaştırıyor.

Bir yandan da piyasada, acımasız içsel sesin motivasyonu iyileştirdiğini düşünen saçma bir inanış var. “Kendime karşı acımasız olursam, gelecek sefere daha da çok çaba harcayabilirim” düşüncesi. Ama araştırmalar istikrarlı bir şekilde, gerçeğin bunun tam tersi olduğunu gösteriyor. Kendinize karşı acımasız eleştirileriniz, motivasyonunuzu arttırırken, işleri erteleme eğiliminizi güçlendiriyor ve işler zorlaştığında pes etme ihtimalinizi arttırıyor.

İçsel koç – İçsel rehber

Bunun alternatifi, içsel koçunuzu inşa etmeniz. İçsel koç, içsel eleştirmene göre ayakları yere daha sağlam basan, yapıcı ve gelişime odaklanan bir süreç. Sizi utandırmadan olanların sorumluluğunu üstlenmenizi sağlıyor. İçsel eleştirmeniniz sizi mahkum eden bir yargıçken, içsel sesiniz sizi doğru yola, öğrenmeye ve ilerlemeye yönlendiren bir rehber işlevi görüyor.

Düşüncenizi rehin alan yaygın içsel eleştiri kalıpları

Şimdi gelin, düşüncelerinizi ele geçiren yaygın ve acımasız içsel eleştiri kalıplarına bakalım.

Birinci düşünce kalıbı, mükemmeliyetçi. Bu ses size “mükemmel olmazsa beş kuruş değeri olmaz” diyor ve mükemmelden daha az her şeyi yenilgi olarak gören “ya hep – ya hiç” kalıbı içerisinde hareket ediyor.

Mükemmeliyetçi içsel ses, hiç aksiyon almamanıza neden olacak şiddette yenilgi korkusu yaratabiliyor.

İkinci düşünce kalıbı ise, karşılaştırmacı. Bu içsel ses sizin değerinizi sürekli olarak başkalarının değeri ile karşılaştırıyor ve genellikle “herkes bir yolunu bulmuş ama sen …” ya da “herkesten çok geridesin” şeklinde düşünüyor.

Karşılaştırmacı içsel sesinizin farkında olmadığı ama yaptığı en büyük hatalardan biri, sizin arka plandaki gerçekliğinizi, başkalarının ön plana yansıttığı ambalaj ile karşılaştırması. İkinci en büyük hatası da, sizin kötü özelliklerinizi teker teker, başka insanların sizden iyi özellikleri ile karşılaltırıyor. Biri sizden uzun ama tembel ve içe dönük fakat o kişi ile sadece boyunuzu karşılaştırıyor. Çalışkanlığınızı, bu konuda sizden iyi birini bulup onunla karşılaştırıyor. Dışa dönüklüğü ise sizden daha iyi birini bulup onunla karşılaştırıyor.

Bu kalıp, sosyal karşılaştırma aracılığı ile stres yaratan ve aslında birçok konuda iyi olmanıza rağmen sizi yetersizlik hissine boğan bir ses.

Üçüncü düşünce kalıbı, falcı. Bu negatif içsel sesin uzmanlık alanı, felaket senaryoları tahmin etmek. “Bu iş kesinlikle kötü sonuçlanacak”, “kendini rezil edeceksin” gibi kalıplar içinde düşünüyor.

Falcı sesiniz, beklentisel kaygı yaratıyor ve maalesef bu kaygı genellikle kendi kendini gerçekleşen kehanete dönüşüyor. Tahmini felaketten kaçmak için o felaket senaryosuna o kadar çok odaklanıyorsunuz ki, o senaryonun gerçekleşme ihtimalini arttırıyorsunuz.

Dördüncü düşünce kalıbı, utanç sarmalı.

Bu negatif içsel ses, negatif içsel seslerin en yıkıcısı çünkü davranışınıza değil de direkt olarak sizin kimliğinize saldırıyor. “Berbat bir şey yaptın” demek yerine “berbatsın” diyor. “Arıza bir hareketti” demek yerine “arızasın” diyor.

Bu kalıp, öğrenmeyi ve gelişimi engelleyen bir güç çünkü problemlerin görece kolay değiştirilebilir davranışlarınız değil de değiştirilemez karakter bozukluklarınız olduğunu söylüyor.

Öz şefkat

Bu düşüncelerin alternatifi, öz şefkat. Acımasız eleştirmen içsel sesinden, öz şefkat içsel sesine geçtiğinizde, araştırmacıların bakıcı sistemi dedikleri sistem aktif hale geliyor. Bu sistem aslında çocuklarımıza bakmamız ve sosyal bağlantıları korumamız için gelişmiş bir sistem. Aktif hale geldiğinde, oksitosin salgılanıyor ve parasempatik sinir sisteminiz aktif hale geliyor. Bu da güvende ve sakin hissetmenizi sağlıyor.

Öz şefkat aynı zamanda iş yapma fonksiyonlarınızı, duygusal düzenlemenizi ve bilge bir şekilde karar verebilmenizi yöneten prefrontal korteks fonksiyonlarını iyileştiriyor. Yani kendinize karşı nazik olduğunuzda, daha berrak bir şekilde düşünüyorsunuz ve daha iyi tercihler yapıyorsunuz.

Dr. Kristen Nef ve başka araştırmacıların yaptıkları çalışmalar, öz şefkat pratiği yapan insanların daha düşük kortizol seviyesine, yenilgi sonrası gelişim için daha fazla motivasyona, zorluklara karşı daha fazla dayanıklılığa ve genel olarak daha iyi ruh sağlığına sahip olduklarını gösteriyor.

İçsel koçunuzu nasıl geliştirirsiniz? Pratik ve dönüştürücü üç teknik

İçsel eleştirmeniniz sizi yargılıyor ve lanetliyor. İçsel koçunuz ise daha pratik, daha destekleyici. Aynı zamanda sonuçlardan çok sürece ve öğrenmeye odaklanıyor. Kıçınıza gökkuşağı üflemiyor, sizi olanların sorumluluğunu almaya itiyor ama aynı zamanda size destek ve cesaret de veriyor.

Şimdi size içsel sesinizi içsel eleştirmenden içsel koça çevirmenize yardımcı olacak üç pratik ve dönüştürücü teknik vereceğim.

Birinci teknik, ton/nüans kayması. Bu teknik, içsel sesinizin duygusal kalitesini acımasız ve talepkar tondan, sıcak ve cesaretlendirici tona değiştirmenizi içeriyor. Bunu basit bir egzersiz ile açıklayayım.

Kendinizi içsel eleştirmeninizin ağzından düşünürken yakaladığınızda kendinize, bunları aynı süreçten geçen yakın ve iyi bir dostunuza nasıl bir tonda söyleyeceğinizi sorun. Sonra bu tonu alın ve kendinize bu tonla yaklaşın. Örneğin “bu hatayı yapacak kadar embesil birisin” diyeceğinize “bu çok kötü oldu ama herkes hata yapar. Bu hatayı bir daha yapmamak için ne ders çıkarabilirim” deyin. Hatayı yine kabul ediyorsunuz ama acımasız değil daha nazik bir tonda kabul ediyorsunuz.

İkinci teknik, dil güncellemesi tekniği. Bu teknik, mutlak dilinizi daha spesifik ve doğru bir dille değiştirmenizi içeriyor.

İçsel sesiniz ya da içsel eleştirmeniniz, “her zaman”, “asla”, “tamamen” gibi mutlak kelimeler ile konuşmaya bayılıyor. Ama bu kelimeler nadiren doğrular ve içinde bulunduğunuz durumu umutsuz hale getiriyorlar.

Bunun yerine daha spesifik bir dil kullanın. “Ben her sunumu batırıyorum” demek yerine “bu spesifik sunumda zorlanıyorum” deyin. ”Bu işte berbatım” yerine “bu kabiliyeti hala öğreniyorum” deyin. “Henüz”, “şu ana kadar” ya da “öğreniyorum” gibi kelimeler gelişim ve değişim ihtimalini güçlendirirler.

Bunun yanında kişilik temelli eleştiriden, davranış temelli geri bildirim diline geçmelisiniz. “Ben bir kaybedenim” diye düşünmek yerine “bu spesifik konuda başarısız oldum” diye düşünün. Bu şekilde düşündüğünüzde, kim olduğunuz hakkında değil, davranışınız ve çabanız hakkında yorum yapıyorsunuz. Bu ayrım önemli çünkü davranışlar değiştirilebilir ama kimlik daha değiştirilemez bir şey gibi hissedilir.

Üçüncü teknik, bakış açısı değiştirme tekniği. Bu teknik, yargıç rolünden rehber rolüne geçmenizi içeriyor.

İçsel koçunuz, acımasız demeçler vermek yerine size yardımcı olacak sorular sorar. “Yine yenildin” demek yerine “bundan ne ders çıkarabilirsin?” der. “Bunu asla başaramayacaksın” demek yerine “bir dahaki sefere daha iyi yapmak için ne yapabilirsin?” diye sorar.

İçsel yargıç geçmişe odaklıyken, içsel koç geleceğe odaklıdır. İçsel koç sizi kötü giden şeyler için cezalandırmaktan çok, ileri yönelik geliştirmeye odaklıdır.

Bu konuda kullanabileceğiniz, benim en iyi arkadaş testi dediğim bir teknik var. İçsel eleştirmeni konuşurken yakaladığınızda, bunu en iyi arkadaşıma bu şekilde söyler miydim deyin. Cevabınız hayırsa, en iyi arkadaşınıza nasıl söylerseniz, kendinize de o şekilde söyleyin. Aynı bilgiyi ve sorumluluğu, acımasızdan ziyade nazik bir şekilde nasıl iletebileceğinizi düşünün.

Günlük olarak yapmanızı tavsiye edeceğim şey, güvendiğiniz koçunuz ile sabah toplantıları yapmanız. Akşam da kısa bir gözden geçirme yapın. Gün içinde içsel eleştirmeninizi dinlediğiniz anları hatırlayın ve o sözleri içsel koçunuzun nasıl söyleyeceğini düşünün. Sonra da kendinize o şekilde söyleyin.

Beyninizi resetleyecek bir söz kalıbına sahip olmanız da işe yarayan bir yöntem. Yani içsel sesiniz acımasız bir şekilde konuştuğunda onu “bir dakika, bunu şimdi daha nazik söyleyelim” deyin. Ya da “içsel sesim bunu nasıl söylerdi” gibi.

Burada şunu unutmayın. İçsel eleştirmeninizi susturmaya veya bastırmaya, size verdiği bilgiyi görmezden gelmeye çalışmıyorsunuz. Tek yaptığınız bu bilgiyi yakalamak, yumuşatmak ve yeniden düzenlemek. İçsel eleştirmen genellikle çocuklukta öğrenilen ve daha iyisi ile değiştirilebilir bir düşünce süreci. Yeterince tekrar ile, beyniniz içsel koçu otomatik hale getirebilir (yıllar önce yeterince tekrar ile içsel eleştirmeni otomatik hale getirdiği gibi).

Bu alıştırmaları hergün yapmaya çalışın. Bu üç tekniği hergün birer kere kullanmaya çalışın. İçsel sesinizdeki küçük iyileşmelerin bile sizi nasıl da daha değişik bir moda soktuğunu görünce şaşıracaksınız.

Bir sonraki bölümde, düşüncelerinizi sistematik bir şekilde gözden geçirme tekniklerini, içsel eleştirmeninizi besleyen bozuk düşünce kalıplarını nasıl sorgulayacağınızı konuşacağız.

Bazı düşüncelerinizin gerçek olup olmadığını düşündüğünüz oldu mu? Bazı şeylere neden bu kadar güçlü bir şekilde inandığınızı sorguladınız mı? Bir sonraki bölümde, bunlara değineceğiz.

Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setine de bakmanızı tavsiye ederim.

Kaynak: Silence Your Inner Critic: How to Activate Your Brain’s ‘Inner Coach

Terk eden ve peşinden çok koştuğum eski sevgilim ile karşılaştım – Vaka çalışması

Eski sevgilim ile bir buçuk sene önce ayrıldık, daha doğrusu o benden ayrıldı. Yaklaşık bir sene boyunca ara ara yazdım. Başlarda da çok ısrar etmiştim.

Eski sevgiliden ayrıldıktan sonra ne kadar erken iletişimi kes kuralı uygularsanız o kadar iyi. İlk 2-3 gün, siz daha zorlamayın ama bilemedin bir hafta, iletişime devam edip ısrar etmen, geri dönüşsüz değil ama bundan daha uzun süre ısrar ederseniz, geri dönüş ihtimalini pratik olarak sıfıra yakın bir noktaya indirdiğiniz gibi, kendi iyileşme sürecinizi de uzatırsınız.

Sizin ilişki ne kadar sürdü bilmiyorum ama eğer iletişimi keserseniz, iyileşme süreciniz ilişkinin üçte biri ya da en fazla 6 ay sürer. Eğer kesmez peşinde koşarsanız, daha fazla ayrılık yarası alırsınız, iyileşme sürecinizi uzatırsınız.

Ben bu dönemde kızı online stalkladığını da tahmin ediyorum ki, online stalk bir insanı aylarca hatta bazen yıllarca eski sevgilinin peşinde ya da gizli gizli yörüngesinde tutan, çok büyük bir bela.

En son 4 ay önce, uzun bir muhabbet olmuştu ve yine istemediğini belirtti.

14 ay boyunca peşinde koşmuşsun. Normalde 6 ayda atlatacağın ayrılık acısını atlatmak için senin daha 4-6 aya ihtiyacın var maalesef (iyileşme süreci bir umutla en son iletişim kurduğun zamandan başlar).

Sonra hiç ulaşmadım ve aramadım. Alışmıştım iki gün önce tesadüfen gördüm ve yanına gittim.

Şimdi gördüğün gibi iyileşme sürecine girmişsin ama büyük bir hata yaparak yanına gidip konuşmuşsun. Terk eden eski sevgili ile karşılaştığınızda, medeni bir şekilde selam verin ama yanına gidip konuşmayın. O size gelirse biraz muhabbet edin ama kısa kesin ve bir bahane ile kibarca sıvışın. Bu muhabbete asla ilişki, eski ilişki gibi konuları konuşmayın.

Kısa bir muhabbet oldu naber gibisinden ve “biri oldu mu diye sordum” ama uzatmadı.

İkinci ve aslında daha büyük hata da bu. İlişki konusu açmışsın. Bunlar iletişimi kes sürecini sıfırlayacak şeyler. Kazanımlarını koruman lazımdı.

Ben istekli davrandım sonrasında kısa kesti ve ayrıldık. Eve gittiğimde bir kere aradım ama dönüş yapmadı. Ben çok yanlış mı yaptım?

Şimdi bu kızın sana dönme ihtimali zaten sıfır. Sıfırı daha da sıfırlayamazsın. Yani “dönmesi için yanlış mı yaptım” diyorsan muhtemelen o konuyu artık etkileyemezsin. Gerçi, eğer gidip konuşmasan bir ihtimal yükselirdi ama senin gibi en ufak umut ışığına sarılan birine bunu söylememek lazım.

Yanlışın, gayet de iyi giden iyileşme sürecini baltalaman. Bir umuttur maymun eden insanı. Terk edilir edilmez, yeniden beraber olacağız umudunu öldürmeye bakın. O umut, terk edenin geri gelme ihtimalini düşürdüğü gibi, iyileşme sürecinizi de dondurur. Tam tersine “bu iş burada bitti asla başlamaz” deseniz, geri gelme ihtimalinin artmasının yanında, daha çabuk iyileşirsiniz.

Geri gelme ihtimali neden artar? Her şeyden önce terk edene ulaşmayı, terk edeni takip etmeyi bırakırsınız ya da bırakmanız daha kolay olur. Karşılaştığınızda, “terk ettim ama o da beni bırakmış yoluna bakıyor” sinyali verirsiniz ve bu sinyali içsel bir “bizden daha olmaz” inancı kadar sağlam gönderecek başka bir ruh hali yoktur.

Ama siz umudu “prenses / prens beni bıraktı gitti, ilişkimizi çöpe attı, artık buradan çıkarmaz” gibi kendinizi ezen bir kafada değil, “ilişki bittiyse bitti, ben de çöpe attığı ilişkinin başında bekleyecek kadar onursuz değilim, ben de bırakır giderim” şeklinde olmalı.

Bir de sana tavsiyem sen artık bu insandan tamamen uzak dur. Yani artık görmezden gel. Zira sen konuşursan eskiye dönersin gibi.

Anlatmamışsın ama iletişimi kes kuralı mı uyguluyorsun yoksa sadece aramamayı mı beceriyorsun? İletişimi kes üç ayaklıdır ve üç ayağı ile de yapılmalıdır:

Birinci ayak, terk edene asla ulaşmıyorsun.

İkinci ayak ki bu devirde birincisi kadar önemli, terk edenden asla haber almıyorsun, onu stalklamıyorsun. Sadece whatsappta online mı ya da kaç takipçisi var, artıyor mu artmıyor mu diye bakmak, en az Instagramında hikayelerine ya da fotoğraflarına bakmak kadar stalk. Birilerinin onun Instagramına bakıp size haber uçurması da stalk.

Üçüncü ayak, kendi hayatınıza odaklanmak. Daha fazla sosyalleşmek, ilişki bitiminin ilk 2-3 ayı kendine dönüp sonra yeni limanlara açılmak, uzun süredir yapmak istediğin bir şeyi yapmak gibi.

Keşke önceden tanısaydım abi sizi.

Aslında evet, keşke bu kadar zaman kaybetmeseydin. İnsanlar bir daha onun gibisini bulamam gibi bir kafayla terk edenin peşinde koşup (açık açık ya da stalk ile gizli gizli), çok zaman kaybediyorlar.

Bir seneden uzun ilişkiler, insanın hayatına yaklaşık olarak 1.5 – 2 senede bir girerler. Ama bunun için sizin yola çıkmış olmanız lazım. Sen bu kızı o zaman bıraksaydın, şimdiye muhtemelen yeni sevgilin olurdu.

Yine de bir sonraki sevgilinden önce buldun yani o açıdan erken buldun.

Tepkini biliyorum abi ama yine de sormak istedim sessizlik ve unutmak bu durumda bile karşı taraftan sonuç aldırır mı?

Bu soru, unutmak ile zıt bir soru. Senin asıl sorduğun “sessiz kalır ve unutmuş gibi davranırsam bana geri döner mi?” Cevap, hayır. 1.5 sene geçmiş, dönmez. Zaten az önce belirttiğim gibi “terk edeni terk etme” zihin yapısında olmayan insan, karşısındaki geri dönse bile, 5-10 dakika konuştuğunda, itici hale gelir ve geri dönen yine kaçar.

Senin umudu öldürmen lazım. Umut, kimsenin olmadığı ve birini bulmak için çaba harcadığın dönemde tatlı bir hayal olarak sana zevk veriyor ama acıdan kaçıp ufacık zevke bağlanman, senin uzun vadede daha çok acı çekmene ve kaybetmene neden oluyor.

Bu kızla bir daha asla ama asla ama asla olmayacağını kabul et. Bu umudu öldür. Bu umudu öldürmen, asıl umudu yeşertecek yani seni seven başka biriyle karşılaşma umudunu. O umudun gerçekleşme ihtimali çok yüksek ama sen bu olmayacak umuda sarılıp, o umudu erteleyip duruyorsun.

Bu siteye yeni geldiyseniz, eski sevgili terk ettikten sonra uygulamanız için, no contact kuralını (iletişimi kes kuralını) şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca şu yazılarımıza da göz atmanızı tavsiye ederim:

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Hem borderline hem narsist kadınlar – Bölüm 3

İkinci bölüm için Hem borderline hem narsist kadınlar – Bölüm 2.

Bu ilişkinin sizi mahvettiğini kabul ettiğiniz bir noktaya geldiniz. Aynı toksik döngünün sürekli olarak tekrarlandığını gördünüz ve artık bu ilişkiyi bitirmeye karar verdiniz. Ama bu kararınızı uygulamaya başladığınız zaman, toksik partnerinizin çok radikal tepkileri ile karşılaştınız. Bir dakika önce size yalvarırken, değişeceğine dair sözler verirken, bir dakika sonra size öfke kusmaya, sizi tehdit etmeye ve utandırmaya başladı. Sonra birden bire düğmeye basılmış gibi değişerek, sizinle seks yapmaya çalıştı, bu da çalışmazsa sizi herkesin önünde küçük düşürmeye, imajınızı mahvetmeye ve sizden intikam almaya çalıştı.

Toksik eski sevgilinizi engellediniz ama bu onu durduramadı. Belki iş yerinizin, belki de evinizin kapısına dayandı, sürekli yeni numaralardan, sahte hesaplardan sizinle iletişime geçti. Ama sonra siz tam sonraki fırtınaya hazırlanırken, ortadan kayboldu ve sizi daha da kötü bir ruh halinde bıraktı.

3 bölümlük serimizin bu son bölümünde, sizinle hem borderline hem narsist bir kadına işaret eden son iki belirtiyi paylaşacağım. Bölümün sonunda da, birinci bölümden itibaren hikayesini paylaştığımız erkeğe ne olduğunu anlatacağım.

Birinci ve ikinci bölümü okumadıysanız, önce o bölümlere bakmanızı tavsiye ederim.

Bir kadının hem borderline hem de narsist olduğuna işaret eden dokuzuncu belirti, benim çifte çarpıtma tuzağı dediğim şey.

Sadece sınırda kişilik bozukluğu (borderline) olan kadının duyguları, gerçekliğini çarpıtır. Bir dakika önce sizi mükemmel bir erkek, hayatının aşkı olarak görürken, bir dakika sonra sizi düşmanı, ona ihanet ettiğinden emin olduğu biri olarak görür. Bunlar sizin gerçek davranışlarınızın değil, kadının duygu durumunun tamamen değişmesinden kaynaklanır.

Borderline kadın korku, utanç ve öfke ile dolup taştığında, algısı bu duygulara paralel olacak şekilde değişir. Sizin oldukça nötr sözleriniz bile, ona reddedilme gibi görünür. Örneğin basit bir sınır çizmeyi ya da kendinize ait bir süre istemeyi bile, onu terk edeceğinizin işareti olarak görür.

Borderline kadın bu anlarda sizi manipüle etmeye çalışmıyor ya da davranışları sahte değil. Hissettiği şeylere gerçekten inanıyor. Yani borderline kadının seven tarafı da gerçek, sizden nefret eden tarafı da.

Borderline kadının duygusal fırtınası geçtiğinde, sinir sistemi yatışır. Duyguları taban seviyesine döner ve algısı değişir. Duygu fırtınası sırasında nasıl da ekstrem davrandığını görebilir, bu konuda pişmanlık duyar ve bunu düzeltmek ister. Özür dileyebilir, içten bir mesaj gönderebilir ya da sizinle arasını düzeltmek için başka şeyler yapabilir. Sorun şu ki, borderline kadın duygularını etkili bir şekilde düzenlemeyi öğrenmediği sürece, bu döngü devam edecektir.

Sadece narsist kadında çarpıtma duygulardan değil egodan gelir. Narsistin kibri ve öz imajı, gerçeklik algısını şekillendirir. Narsist duygular tarafından değil, haklı olma, hayranlık duyulma ve kontrol ihtiyacı tarafından yönetilir. İmajına ya da kontrol hissine yönelik hiçbir tehdide tolerans gösteremez. Bu nedenle de kendini korumak için, hikayeyi çarpıtır.

Narsistin konuşmaları döngüseldir, suçlamaları savuşturmak ve kendine uymayan doğruları reddetmek üzerinedir. Patlamalar bittiğinde narsist pişmanlık duymaz, sorumluluk almaz ya da gerçek bir “ben ne yaptım?” eleştirisine girmez, özür dilemez. Narsist ya hiçbir şey olmamış gibi davranır ya da ısrarla karşısındakini suçlar. Sessizlik, soğukluk, birden bire yeniden başlamak, tamamen kontrol ve imaj koruma amaçlıdır.

Borderline kadının gerçekliği, duygularının, narsist kadının gerçekliği ise egosunun esiri olur. Ama hem borderline hem de narsist kadında iki çarpıtma kaynağı da aynı anda olur ve bu nedenle de partnerin kafası fena halde karışır. Borderline taraf duygularla dolup taşar, gerçek dışı bir algı yaratır, partnerinin modunu, niyetini, davranışlarını ve sınırlarını yanlış yorumlar. Ama fırtına dindiğinde, kadın sakinleşmek ve her şeyi olduğu gibi görmek yerine, narsist tarafın eline düşer ve narsist taraf çarpıtılmış gerçekliği savunmaya devam eder. Yanlış yaptığına dair suçlamaları kabul edemez, kendinden başka herkesin suçlu olduğunu düşünür.

Duyguların algıları çarpıtması olarak başlayan durum, ego savunmasına dönüşür. Duygular kanıta dönüşür ve narsist savunma bunları gerçeklikmiş gibi dayatır, hikayeyi zihinde somutlaştırır. Bundan sonra da çarpıtılmış gerçeklik bir silah olarak kullanılır, suçlamalara karşı kalkan olarak kullanılır. Borderline – narsist kadın, sizi hikayenin kötü adamı yapmak için başkalarını manipüle eder, mağdur rolünü oynar.

Onuncu ve son işaret, sahte umut tuzağıdır.

Sadece sınırda kişilik bozukluğu olan kadında, gerçek bir umut vardır. Borderline kadın çoğu zaman yanlışın kendisinde olduğunu bilir, duygusal patlamaları konusunda derin bir utanç hissedebilir, insanları kırdığı için pişmanlık hissedebilir ve gerçekten değişmek ve iyileşmek isteyebilir. Birçok borderline kadın, ciddi bir ruhsal bozukluğu olduğunu kabul edebilir, terapi yardımı arayabilir, araştırma yapabilir ve tedavi için çaba harcayabilir. Diyalektik Davranış Terapisi gibi kanıta dayalı teknikleri sabırla uygulayabilirse, gerçekten iyileşebilir, duygularını düzenlemeyi öğrenebilir ve daha stabil ilişkiler kurmayı başarabilir.

Borderline kadının değişme isteği, doğru yönde adımlarla birleşirse, zaman ve sabır gerektirse de, iyileşme mümkün.

Sadece narsist kadın için, bunu söylemekten nefret ediyorum ama, umut çok azdır.(*) Narsist kendisinde bir problem olduğunu kabul edemez çünkü bunu yaparsa, korumak için büyük bir yatırım yaptığı ve çaba harcadığı mükemmellik öz algısı darmadağın olur. Bu, narsist için aşırı korkutucu bir şeydir.

Narsist terapiye gidebilir ama bunu daha çok partneri veya başka insanlar hakkında yakınmak, onay almak ve haklı olduğuna dair kanıt aramak için yapar. Terapisti ve terapiyi, kendi anlatısını güçlendirmek için kullanmaya çalışır. Terapist kendisini zorlarsa,kendi tarafını tutacak birini bulana kadar terapist değiştirir. Narsist, gerçek bir içgörü, alçak gönüllülük ve sorumluluk gösteremez.

Hem borderline hem narsist kadında işler daha da çetrefilli çünkü içgörü ve sorumluluk işaretleri, göz yaşları, özürler ve yardım almak için somut adımlar görürsünüz. Bunlar size çözüm mümkün hisse verir ama narsist savunma devreye girdiği anda, hikaye değişir. Terapi alması gereken kişi siz olursunuz, o da yanlış anlaşılmış bir kurban olur. Size karşı davranışlarında %100 haklı olduğunu düşünür.

Bu oldukça acımasız bir tuzak çünkü borderline taraftaki kabulleniş ve normallik, sizi bir değişimin oldukça mümkün olduğuna, işlerin bu sefer farklı olacağına inandırır. Ama gerçekleri görebilen tarafı uzun süre devrede kalamaz. İçgörü gider, savunma devreye girer ve döngü tekrar eder durur. Bu durum da sizi hiçbir zaman gerçekleşmeyecek değişim umuduyla ilişkiye saplanıp kalmış bir durumda tutar.

Bu da bizi, hikayemizin kahramanı erkeğe geri getiriyor.

Erkek ilişkinin başından itibaren, evrenin onları bir araya getirmek için çalıştığı inancı hakim. Sanki beraber olmaları bir kader gibi. Bu nedenle kadın “sen benim gerçekten sevdiğim tek kişisin” dediğinde, erkek ona inanıyordu.

Ama bu sözlerden kısa bir süre sonra, erkek kahramandan kötü adama dönüşüyor ve öfke nöbetleri, sessizlikle cezalandırma, gaslighting hızlıca ve hiç uyarı vermeden devreye gidiyordu.

Erkek kendisini bu bitmeyen idealizasyon – değersizleştirme – terk edilme – yeniden iletişim – rahatlama – takıntı – bir araya gelme döngüsünde kapana kısılmış gibi hissediyordu.

Her döngüde erkeğin kendine güveni, gönül rahatlığı, benlik algısı daha da yok oluyordu. Düşünceleri hep onunla ilgili olmaya başlamıştı, sinir sistemi bir an için bile durmuyordu. Duyguları onun nasıl hissettiğine bağlı olarak yükseliyor ve dibe çakılıyordu.

İlk başlarda onun, kırılgan narsist bir kadın olduğunu düşündü. Davranışları, kırılgan narsizm ile uyumluydu. Gaslighting, suçu erkeğin üzerine atma, duygusal zorbalık gibi tüm davranışlar vardı. Ama bunlarla bitmiyordu. Aynı zamanda gözyaşları, çılgınca özür dileme, terk edilme korkusu, kavgadan sonra çaresizce yeniden iletişime geçmeye çalışma, idealizasyon da vardı. Bu davranışlar ise, sadece narsizm ile uyuşmuyordu.

Erkek, kadında sınırda kişilik bozukluğu olabileceğini düşünmeye başladı ama davranışlar sadece sınırda kişilik bozukluğuna da uymuyordu çünkü ortada sadece duygusal dengesizlik yoktu. Kadın aynı zamanda son derece hak sanrılı, kontrol manyağı biriydi.

Birgün erkek, sonunda her şeyi açıklayan bir şeyle karşılaştı. Borderline ve narsizm aynı anda olabiliyordu. Bu keşif, yap-bozun kayıp parçası gibiydi ve sonunda erkek her şeyi anladı. Bu, değişebilecek bir durum değildi.

Kız arkadaşının değişmeyeceğini görmek kalbini kırsa da, erkeğin özgür hissetmesine neden oldu. Kız arkadaşından ayrılmaya ve ne olursa olsun geri dönmemeye karar verdi.

Ayrılık sonrası içine düştüğü durum onu gerçekten mahvetti. Ne yemek yiyebiliyordu, ne uyuyabiliyordu ne de bir şeye odaklanabiliyordu. Bir dakika önce ona karşı derin bir öfke duyarken, bir dakika sonra tüm bu kırmızı alarmları görmezden geldiği ve bu kadar uzun süre ilişkide kaldığı için kendisine öfke doluyordu.

Haftalarca iletişimi kesmiş olmasına rağmen, sürekli olarak ondan bir mesaj gelir umuduyla ve aynı zamanda böyle bir mesajın korkusu ile telefonunu kontrol ediyordu. Bunlar, travma bağının sonucu. Travma bağı sizi, onu terk ettiğinizde mahvolacağınıza inandırır ama aslında terk etmek değil kalmak mahvedicidir.

Erkek çektiği yoğun acıya rağmen, iletişimi kesmeye kararlı bir şekilde devam etti. Bir kapanış aramadı, geri dönmedi. Bunun yerine, kendi iyileşme sürecine odaklandı. Arkadaşları ile daha çok görüştü, günlük tuttu, spor yaptı, duygularını işlemeye devam etti. Sonunda, gerçeklik algısı düzelmeye, travma bağı zayıflamaya başladı. Zihin sisi ortadan kalktı ve uzun zaman sonra ilk defa huzurlu hissetmeye başladı.

Tam her şeyi geride bırakmaya başladığını düşünürken, eski sevgilisi ona yeniden ulaştı. “Seni çok özledim” mesajlarını, beraber çekildikleri fotoğraflar takip etti. Kadın, değiştiğine dair sözler vermeye başladı. Terapiye gittiğini, Tanrıya döndüğünü söyledi.

Fakat erkek bu sefer bunları olduğu gibi gördü. Bunlar birer tuzak, aynı toksik döngünün yeni bir başlangıcıydı sadece. Gerçeği unutmadı, sınırlarını korudu ve onu değil kendini seçti.

Siz de belki bu döngüye defalarca, belki beş belki yüz kere girdiniz. Asıl soru, bu durumun değişmeyeceğine inanmak için, kaç toksik döngüye girmeniz gerekiyor? Çünkü ne kadar çok döngüye girerseniz girin hiçbir şeyin değişmeyeceği (daha doğrusu daha kötüye doğru değişeceği) gerçeğini kabul ederseniz, iyileşme süreciniz başlar.

Eğer bu durumdaysanız bu tür travmalarda uzman bir terapistle görüşebilirsiniz.

(*) Kaynağın ve birçok uzmanın görüşü ama değişimin çok zor olduğunu söyleseler de, çok düşük ihtimal olmadığını söyleyen uzmanlar da var.

Toksik ilişkiler rehberimize de bir göz atabilirsiniz.

Kaynak: When She Has Borderline and Narcissistic Traits — The Most Dangerous Combo

Hem borderline hem narsist kadınlar – Bölüm 2

Birinci bölüm için Hem borderline hem narsist kadınlar – Bölüm 1.

Birgün size kral, ruh ikizi gibi davranan ama ertesi gün sizi dünyanın en kötü insanı, düşman, hayatını mahveden insan olarak yaftalayan bir kadınla ilişki düşünün. Bu döngü o kadar yoğun ki, sadece ondan değil, kendinizden ve hatta akıl sağlığınızdan bile şüphe duymaya başlıyorsunuz.

Eğer siz de aynı vücutta yaşayan iki farklı kadınla başa çıkmaya çalıştığınızı hissediyorsanız, bu yazı dizisi bunun nedenlerini anlamanız konusunda size yardımcı olacak.

Bu serinin ilk bölümünde, bir kadının hem narsist hem de sınırda kişilik bozukluğu problemlerine sahip olduğunu gösteren ilk üç işaretten bahsetmiştik. Bu bölümü takip edebilmeniz için o bölümü okumuş olmanız gerekmiyor ama okumak isterseniz linki takip edebilirsiniz.

Şimdi, diğer beş belirtiye bakalım.

Dördüncü belirti, sizi tuzağa düşüren konuşmalar.

Sadece borderline bir kadın ile konuşmalar, duygular etrafında dönüp durur.

“Beni seviyor musun?”

“Beni bırakacak mısın?”

“Seninle güvende miyim?”

Burada borderline kadının travması aktif hale geliyor ve o da bu korkuları sizin üzerinize yansıtıyor. Anlamanız gereken şey, bu “korkuların” spesifik olarak sizi kaybetme ile ilgili olmadıkları. Burada borderline kadın, kendi temel yarasından gelen terk edilme korkusunu yeniden deneyimliyor. Yani siz ne kadar çok güvence verirseniz verin, bu çabanız o korkuyu iyileştirmeyecek. Yani sorular ve suçlamalar siz ne yaparsanız yapın bitmeyecek.

Sadece narsist olan kadınlarla konuşmalar, tamamen kontrol ve imaj hakkındadır.

“Senin gözündeki yerim ne?”

 “Başkalarına iyi görünüyor muyum?”

“Burada kartlar hala bende mi?”

Sizin problem çözme sandığınız şey, onun egosunu beslemekten ya da imajını korumadan başka bir şey değil.

Hem borderline hem de narsist özellikler gösteren kadında ise, bu durum sürekli değişir. Bir dakika önce size muhtaç, güvence dilenen kadın, bir dakika sonra onun egosunu beslemenizi bekler ve mağdur kartını oynamaya başlar. Onu rahatlatmanızı ama onunla asla çelişmemenizi, onu onaylamanızı ama asla eleştirmemenizi bekler.

Sizin için, her konuşma bir tuzağa dönüştüğü için, bu ilişkide güvenli bir yol yoktur. Kurallar sürekli değişir ve ne derseniz deyin, ne yaparsanız yapın, testi her zaman kaybedersiniz.

Beşinci belirti, empatinin silaha dönüşmesidir.

Sadece sınırda kişilik bozukluğu olan kadın, hayvanlara, çocuklara ve başka insanlara karşı şaşırtıcı seviyede empatik olabilir. Aslında, duygusal olarak tetiklenmediği sürece, size karşı da oldukça empatik olabilir ve bu zaman dilimlerinde, size karşı çoğu insandan göreceğiniz empatiden daha fazla empati gösterebilir. Sakin zamanlarında, fırtınalı zamanların pişmanlığını içten bir şekilde hissedebilir ve işleri samimi bir şekilde düzeltmek için çabalayabilir.

Bu tür bir empatinin problemi, sürekli bir döngü içinde olmasıdır. Duygusal fırtınaya kapıldı mı, ne kadar çabalarsa çabalasın, aynı kırıcı şeyleri defalarca söylemekten ve yapmaktan kendini alamaz.

Sadece narsist olan kadının empatisi çok sığ ve stratejiktir. Böyle bir insan empatiyi genellikle, kendi imajını korumak ya da istediği bir şeyi almak için kullanır.

Hem borderline hem de narsist kadında empati oldukça kafa karıştırıcıdır. Çünkü sizi çok iyi okuyup, zayıflıklarınızı öğrenebilir ve sizin duygularınızı taklit edebilir, size hayatınız boyunca çok az gördüğünüz bir empati gösterebilir. Ama bu kadın tetiklendiğinde, öğrendiği bu şeyler size karşı kullanacağı birer silaha dönüşür. Ona güvenerek paylaştığınız tüm korkularınız, tüm güvensizlikleriniz ve tüm yaralarınız, size doğru hedef alınarak ateş edilebilecek silahlar olurlar. Böyle bir kadın bu silahları kullanırken bazen dürtüsel, bazen de oldukça hesaplı şekilde davranır. Size karşı nasıl davranacağını da asla kestiremezsiniz.

Altıncı belirti, kontrol aracı olarak kıskançlığın kullanılması.

Sadece borderline bir kadında kıskançlık, terk edilme korkusu kaynaklıdır. Bu öyle sıradan bir “beni terk etmenden korkuyorum” korkusu değil, patlamalar halinde ortaya çıkan yoğun ve ham paniktir. Bu patlamalarda ortaya çıkan dürtüsel davranışlar ise, sizin onu terk edip etmeyeceğinizi test etmek üzere tasarlanmıştır.

Hemen cevap vermediğinizde sizi arama ya da mesaj bombardımanına tutmak, ortada hiçbir sebep yokken sizi onu aldatmakla suçlamak ve hatta onun için savaşıp savaşmayacağınızı test etmek için başka biri ile flört etmek gibi davranışlat, kaotik, çaresiz ve terk edilme korkusunun terörü ile ortaya çıkarlar.

Narsist kadının kıskançlığı, sizi kaybetmekle alakalı değildir. Kanını emdiği kaynağı kaybetmekle alakalıdır. Başkasına ilgi ve hayranlık duymanız, zaman ve kaynak ayırmanız, onun egemenlik, sahip olma ve üstünlük algısını tehdit eder. Bu nedenle size gösterdiği tepkiler panikten değil, cezalandırma isteğinden gelir.

Narsist kadın sizi utandırabilir, diğer insanı küçük düşürmeye ya da aşağılamaya çalışabilir ya da siz hizaye gelene kadar ilgisini çekebilir.

Hem borderline hem de narsist kadının kıskançlığı, her iki taraftan da kaynaklanır. Böyle bir kadın bir an patlamış bir şekilde sizden sadakatinizi kanıtlamanızı isteyebilir, kafasında oluşturduğu ihanet yüzünden çılgına dönebilir ve sizi kendini savunma tuzağına çekmeye çalışabilir. Ama aynı kadın bir anda oldukça soğuk ve kasıtlı bir şekilde, sizin kiminle konuştuğunuzu takip etmeye, hikayeyi sizi güvenilmez biri gibi gösterecek şekilde çarpıtmaya ve onu küçük düşürdüğünüz için sizi cezalandırmaya başlayabilir.

Böyle bir kadınla ilişkide, sizin aşk ve sadakatiniz hiçbir zaman yeterli değildir ve her zaman size karşı kullanılabilecek birer silahtır.

Yedinci belirti, sınırları ihanete döndüren hak sanrısı.

Sadece sınırda kişilik bozukluğu olan kadında hak sanrısı genellikle duygusaldır. Sizin ona zaman, ilgi ve sürekli olarak onaylama ve güven borcunuz olduğunu hisseder. Size ulaştığında hemen cevap vermezseniz, her şeyi bırakıp onu teselli etmek için koşmazsanız, bunu terk edilme işareti olarak görür.

Sadece narsist kadında hak sanrısı daha geniş bir yelpazede çalışır. Siz ona sadece ilginizi ve onayınızı değil, tüm kaynaklarınızı, hayranlığınızı ve itaat etmeyi borçlusunuzdur. Eğer hayır derseniz, bunu hemen ezilmesi ve cezalandırılması gereken bir başkaldırı olarak görür.

Hem narsist hem de borderline kadın, sadece onun duygusal ihtiyaçlarını karşılamanızı beklemez, aynı zamanda ona finansal da dahil kaynaklarınızı vermenizi de bekler. Onun duygusal durumundan, imajını korumaktan, onun ihtiyaçlarını en öne koymaktan sorumlusunuzdur. Onun için siz terapist, cüzdan ve amigosunuzdur.

Eğer sınır çizmeye çalışırsanız, bunu hem terk etme hem de ihanet olarak görür. Önce borderline panik gelir. “Umrunda değilim”, “beni terk mi ediyorsun?”, vs. Sonra da narsist savunma devreye girer. “Bana saygısızlık yapıyorsun, sana gününü göstereceğim!”

Sekiz numaralı belirti, idealizasyon ve aşk bombardımanı. Sadece borderline kadında idealizasyon ham, filtresiz ve yoğun bir şekilde duygusaldır. O anlarda kadın, sizin gerçekten de ruh ikizi olduğunuza inanır ve tüm benliğini size vermeye çalışır. Böyle anlarda borderline kadın hem size ihtiyaç duyar hem de sizi duygusal olarak besler. Size kendini tamamen teslim eder ve onun tüm dünyası sizden ibaret olur.

Borderline kadında bu davranışlar planlı değildir, size olan yakınlığı gerçekten yoğundur. Bu yakınlığı, iki ruhun birleşmesi gibi hisseder çünkü içindeki boşluğu geçici olarak da olsa sizinle doldurabilir, hiç durmayan terk edilme korkusunu sizinle yatıştırabilir. Fakat bu yoğunluk düğmeye basılmış gibi tersine dönebilir ve idealizasyon anında devalüasyona dönebilir.

Sadece narsist kadının aşk bombardımanı, yüzeysel olarak, borderline kadının aşk bombardımanına çok benzer ama temelde çok farklıdır. Narsist kadının aşk bombardımanı sizden hayranlık sömürmek, sizin güveninizi hızlıca kazanmak ve sizi en kısa süre içerisinde kontrol altına almak için planlı yapılan bir şeydir.

Size ettiği iltifatlar, aldığı hediyeler ve şiirsel mesajlar, sizinle bağ kurmak için değil, sizi sömürebileceği bir kaynağa dönüştürmek içindir. Sizi baştan çıkarması, sizin iplerinizi eline almak içindir.

Hem borderline hem de narsist kadın, bir an ulvi bir bağlantı ve sahte olamayacağını bildiğiniz çok yoğun duygular hisseder ama sonra klasik, planlı aşk bombardımanına döner.

Bir kadında hem narsizm hem de borderline kişilik bozukluğu varsa, kendinizi iki ateş arasında kalmış gibi hissedersiniz. Size yapışan ve ham panik, çaresizlik ve duygusal dengesizlik ile hareket eden bir taraf ve sizi planlı bir şekilde kanını emebileceği taşıyıcıya döndürmeye çalışan narsist parazit arasında kalırsınız. Panik halinde bir ilkel canavar ile sakin ve hesaplı bir robotun, kırılganlık ile kontrol manyaklığının savaşı arasında kalırsınız.

Bu çatışmalar sizi yıpratmakla kalmaz, tüm benlik hissinizi ve gerçeklik algınızıdarmadağın eder. Birinci bölümde bahsettiğim erkeği hatırlayın. Sürekli olarak onu idealize etme, onu aşağılama ve çöpe atma arasında gidip gelen bir kız arkadaşı var. Bu kadın, her terk ettiğinde yalvararak geri dönüyor ve sonra yine aynı döngü başlıyor. Ama her seferinde bu döngü daha hızlı, daha ekstrem ve yoğun oluyor. Sonunda erkeğin daha önce hiç deneyimlemediği bir panik atak geçireceği bir noktaya geliyor.

Erkek sonunda kızı terk etmeye karar verdi ve iletişimi kes kuralı uygulamaya başladı. Tabii ki beklenen oldu ve büyük bir mesaj bombardımanı başladı. “Hiç kimseyi senin kadar sevmedim”, “sen benim herşeyimsin” ve “ilerde nasıl da mükemmel bir çift olabilirdik” gibi mesajların ardı arkası kesilmedi. Bunlar tabii ki idealizasyon, suçluluk tuzağı ve hiç olmayacak, hayal ürünü bir geleceğe övgü gibi tipik davranışlar.

Erkek “artık narsizm ve borderline hakkında çok şey biliyorum, bu sefer onu daha iyi idare edebilirim” diye düşünmeye başladı ve ona geri döndü. Bu hikayenin nasıl biteceğini tahmin etmişsinizdir. Başkasının ilişkisi olduğunda, bunları görmek ve tahmin etmek hiç de zor değil.

Üçüncü ve son bölümde, bu erkeğin hikayesinin nasıl bittiğine değineceğiz. Ayrıca sizinle, yalan umut tuzağı da dahil 2 belirti daha paylaşacağım, bu toksik döngüden nasıl kurtulacağınızı ve iyileşeceğinizi anlatacağım.

Toksik ilişkiler rehberimize de bir göz atabilirsiniz.

Kaynak: She Loves You, Then Hates You: 5 Signs of Borderline + Narcissistic Traits

Seni seviyorum ama sana aşık değilim – Vaka çalışması

Merhaba, sitenizi yeni keşfettim, keşke daha önce keşfetseydim.

Kız arkadaşım (27) ve ben (28) 2 yılı aşkın süredir beraberiz. Haziran gibi evlilik konuşmaya başladık ama son 2 aydır bir sürü kavgamız oldu, ikimiz de mutlu değiliz.

Kavga sebeplerimizden birisi, artık sevgiliden çok arkadaş gibi hissetmem. Buluşuyoruz, görüşüyoruz, mesajlaşıyoruz ve telefonda konuşuyoruz ama aramızdaki cinsellik neredeyse bitti. Artık bana hiç sarılmıyor ve ben ona sarıldığımda rahatsız hissediyor gibi. Tüm ilişki ataklarımı, çeşitli bahanelerle geçiştiriyor. Tamam, ikimiz de çok yoğun çalışıyoruz ve stresliyiz ama, aylardır seks yapmadık! Bu normal mi?

Normal değil. Yani, bir iki hafta seks yapmasanız belki bir ay seks yapmasanız olabilir ama aylardır seks yapmamanız normal değil. Bir kere, bir kadın da normalde seks isterler ve sen uzak dursan 2-3 hafta geçmeden üstüne atlar.

Şimdi sebep muhtemelen bu değil ama senin artık seks dilenme seviyesine gelen atakların da işleri kötüleştirir. Bunları kesmen lazım.

9 Kasım’da işler çığrından çıktı. Ona artık sevgili gibi değil de arkadaş gibi olduğumuzu söyledim. Hiçbir şey demedi. Bunun üzerine “beni seviyor musun?”dedim.

Bu soruyu sormayın. Bu soru, ilişkide kadının sorabileceği, erkek sordu mu erkeği kadın rolüne sokan bir soru. Ne olduğunu görüyorsun, cevap belli değil mi? Sorunun cevabının “hayır” olduğunu anlayıp ona göre bir şeyler yapman lazım.

Bana “seni seviyorum ama sana aşık değilim” dedi!

“Seni seviyorum ama sana aşık değilim” ya da “seni seviyorum ama kafam karışık” kelimeleri, hemen her zaman “seni insan olarak seviyorum ama cinsel ve romantik partner olarak sevmiyorum” demek. Kısacası, “seni sevmiyorum” demek. İngilizce’de de buna benzer bir kalıp var: “I love you but I am not in love with you”.

Ona onu sevdiğimi, bu kötü dönemi beraber aşabileceğimizi söyledim.

Partnerin sana “seni sevmiyorum” dedikten sonra “seni seviyorum” demen çok itici ve zayıf bir hareket olmuş. Kız çıkışa giderken “bunu aşabiliriz” demen de itici ve zayıf bir hareket. Kız (en azından şu an) bir şey halletmek istemiyor. Sana seni sevmediğini ve bitişe yöneldiğini söylüyor. Bunu kabul etmek zor ama bu konuşmaya gelmeden önce, yaşadıklarınıza bakıp kendini bu konuşmaya hazırlamalıydın. Zira refleksif tepki “hayır seni seviyorum gitme” olsa da, bu tepki senin amaçladığın sonuca ulaşma ihtimalini zayıflatan bir tepki. Ne kadar zor ve ters görünürse görünsün, “ben de beni sevmeyen biriyle zorla devam edemem ama fikrin değişirse haber ver” deyip orada ayrılmanız en iyisi. Bunu diyemiyorsan en azından sessiz kalsan daha iyi.

Biraz daha muhabbet ettikten sonra bugün “devam etmeyelim” yarın konuşuruz dedim.

Bu doğru bir hareket. Duygularının soğuması için hiç çekinmeden sonra konuşuruza getirmen aslında en iyisi.

Ertesi gün telefonda konuştuk. Ona son aylarda yaşadığımız son dönem yüzünden 2.5 senelik ilişkiyi bitirmenin saçma olduğunu, iletişim sorunlarını çözebileceğimizi, duygularının tekrar canlanabileceğini söyledim.

Maalesef karizma karizma yapmaya çalışsan da “seni seviyorum Gönül, lütfen beni terk etme” diye yalvarmış oluyorsun 🙁

Benim eski sevgili neden terk etti diye bir yazım var. Orada şunu demiştim:

“Eski sevgiliniz sizden ayrıldı zira artık size karşı eskisi kadar çekim hissetmiyor. … Bir insanın size olan cinsel / duygusal çekimi azaldıysa, bu azalmaya sebep olan şeyi düzeltmeniz, çekimin eski seviyesine çıkmasını sağlamaz.”

Burada kız henüz ayrılmamış ama doğru hareket, onu kendi haline bırakmak ve bu iş bitti varsayıp arkanı dönüp gitmek. Çünkü karşındaki insan seni terk ederse bir kayıp yaşayacağını hissetmeli.

Bir saat kadar konuştuk ve onu ilişkimiz için çabalamaya ikna ettim.

Bu genellikle istediğinin tam tersi etki yapar. Kız şu an seni istemiyor. Aslında yapman gereken seni özlemesi ve yokluğunu hissetmesi için ona fırsat vermekti.

Sonraki bir hafta çok çabaladım, iletişimi pozitif tutmaya çalıştım, onu iyi bir yemeğe götürdüm, çiçek gönderdim, vs. 

Bu aşamada kıza verebileceğin en iyi hediye, senin yokluğun olurdu aslında, ölü bitki değil.

Arkadaşlarım bana bunun düzelmesinin zaman alacağını söylediler o nedenle kız arkadaşım hala mesafeli olsa da umutluydum. Fakat bu “haftasonu, olmuyor, yapamıyorum” dedi ve terk etti.

Maalesef beklenen son. Geçen hafta sonuna kadar kızın sana ilgi seviyesi on üzerinden 5 seviyesine inmiş. Altına inseydi terk ederdi. Fakat bir hafta içinde on üzerinden beşin altına inmiş.

Bu kızı çok seviyorum ve evlenmek istiyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum.

Ayrılık konuşmasına ne cevap verdin yazmamışsın ama şu an ne kadar zor ve sana mantıksız gelse de, kıza sensizliği vermen lazım. Kızla iletişimi tamamen kes, kızı stalklama ve zor olacak ama kendi hayatına odaklanmaya bak.

Bir insan için karşısındakinin onu ne kadar sevdiği ve onunla evlenmek isteyip istemediğinden çok, o insanın kendisine ne hissettirdiği önemlidir. Senin eski kız arkadaşın sana karşı bir şey hissetmediği için, senin onu ne kadar çok sevdiğinin şu an bir önemi yok maalesef.

Son aylarda kız senden soğudukça sen kıza batmaya başlamışsın. Muhtemelen kavgalar o nedenle çıkmaya başladı. Zaten felaket tellalı olarak cinselliğin bitmesi ya da bitme noktasına gelmesi olayı da var.

Şu an yapman gereken şey, seni sevmediğini söyleyen birine arkanı dönüp gitmek. Her ne kadar mantığına ters gelse de, böyle yapman yeniden birlikte olma şansınızı arttıracaktır.

Bizim burada no contact kuralı diye bir şey var. Onu oku ya da dinle. O kurala göre hareket et.

Sevgilinizden “seni seviyorum ama aşık değilim” benzeri bir şey duyduğunuzda, kendinizi geri çekin. Kız size “seni sevmiyorum” dedi ve siz, sizi sevmeyen birini ikna etmeye çalışacak, onun peşinde koşacak kadar değersiz değilsiniz. Kaldı ki olay, “ya abi değersizleştim ve ikna için çabaladım ve oldu” şeklinde de devam etmiyor. Genellikle ikna için çabalamayıp bu işin bitişe gittiğini kabul etmeniz, kızı ikna etmek yerine kendinizi ayrılığa hazırlamanız, ayrılığı sakin ve köprüleri yakmayacak şekilde karşılamanız, eğer devam etmek istiyorsanız yapabileceğiniz en doğru hareket. Maalesef çoğu durumda olduğu gibi burada da doğru olanı yapmak zor, yanlış olanı yapmak çok kolay.

Birçok erkek “seni seviyorum ama aşık değilim” lafının “seni sevmiyorum” anlamına geldiğini bilmediğinden, “ama bak hala  sevgi var, seviyor ama işte biraz zamana ya da çabaya ihtiyacı var” diye düşünüyor. Oysa bu laf, “seni aşık olarak sevmiyorum ve terk edeceğim ama sen iyi bir insansın, değer verdiğim bir insansın bunu da bil” demek sadece. Kadınlar sadece “seni sevmiyorum” deseler çok kötü olacağını düşünerek söylüyorlar. Aslında bence baştan sağlam bir “seni sevmiyorum” tokatı vursa daha iyi ama işte kadın psikolojisi bu. Kadıncadan biraz anlamak lazım.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.