Yıkıcı içsel sesinizi içsel koç ile değiştirmek

Giriş

Bir hata yaptığınız zaman, anında “her zaman her şeyi yanlış yapıyorum” ya da “herkes benim beceriksizin teki olduğumu düşünecek” gibi şeyler düşünüyor musunuz? Şimdi, bu hatayı yakın bir arkadaşınızın yaptığını hayal edin. Ona da aynı şeyleri söylüyor musunuz? Muhtemelen hayır. Ona “herkes hata yapar, bunu düzeltebileceğine eminim” gibi şeyler söylüyorsunuz. Peki kendinizle bu şekilde konuşmak neden daha zor?

Bir önceki bölümde, zihnin ruminasyon ve felaket senaryosu döngülerine, enerjinizi sömüren ve kaygı seviyenizi arttıran zihinsel zaman yolculuklarına hapsolmasını konuşmuştuk. Bu bölümde, içsel sesinizin kalitesi, ne zaman sizi sabote eder bir hal aldığı ve bu sesi nasıl daha destekleyici olacak şekilde değiştirebileceğimiz hakkında konuşacağız. Çünkü içsel sesiniz sadece bir yorumcu değil. Aynı zamanda beyninizi ve zor durumlarla başa çıkma kabiliyetinizi şekillendiren bir güç.

Acımasız içsel ses – içsel eleştirmen

Bir şeye odaklanmadığınız zaman, beyniniz varsayılan mod ağını (default mode network) aktif hale getiriyor. Burası, zihninizin gezinip durduğu ve kendinize yönelttiğiniz “benim sorunum ne?” gibi düşüncelerin yaşadığı yer. Aynı çeşit içsel konuşmayı her tekrarladığınızda, beyniniz bu düşünce kalıbı ile ilgili nöron devrelerini güçlendiriyor. Bu, aynı yolda defalarca yürümek gibi bir şey. Bir yolda ne kadar çok yürürseniz, o yolda yürümeniz ve sonuçta vardığınız yerin size yararlı mı, zararlı mı fark etmeksizin gideceğiniz yeri bulmanız o kadar kolaylaşıyor.

Öncelikle şunu bilmeniz gerekiyor: içsel negatif sesler çoğunlukla size ait değiller. Bunlar içselleştirdiğiniz, ebeveynlerinizden, öğretmenlerinizden ve sizin hayatınıza etki eden başka kişilerden aldığınız mesajlar. Ama bunları o kadar çok tekrarladınız ki, otomatik hale geldiler ve artık size sanki “gerçeklikmiş” gibi geliyorlar.

İçsel eleştirmeniniz çok güçlüymüş gibi hissediyorsunuz çünkü olumsuz özellik yanlılığı (negativity bias) denilen bir şeyi kullanıyor. Evrimsel olarak bir fırsatı kaçırmanın hayal kırıklığı yaratmasına nazaran, tehdidi kaçırmanın ölüm – kalım meselesi olabileceği için beyniniz, negatif bilgiye daha fazla dikkat veriyor. Bu nedenle eleştirel düşünceler, destekleyici düşüncelere göre doğal olarak daha acil ve önemliler.

Yani acımasız içsel sesiniz, çoğu zaman beyninizin sizi tehlikelerden koruma çabasından başka bir şey değil. Beyniniz “başkası yapmadan önce sana eksiklerini, arızalarını benim göstermem daha iyi” diyor. Ama bu sıklıkla geri tepen bir mekanizma çünkü kendinizi acımasızca eleştirdiğinizde, beyniniz bunu tehdit ile eşleştiriyor ve sisteminizi kortizol gibi stres hormonları ile dolduruyor. Bu da daha berrak bir şekilde düşünmenizi, duygusal kontrolünüzü elinizde bulundurmanızı ve olaylardan ders çıkarmanızı zorlaştırıyor.

Bir yandan da piyasada, acımasız içsel sesin motivasyonu iyileştirdiğini düşünen saçma bir inanış var. “Kendime karşı acımasız olursam, gelecek sefere daha da çok çaba harcayabilirim” düşüncesi. Ama araştırmalar istikrarlı bir şekilde, gerçeğin bunun tam tersi olduğunu gösteriyor. Kendinize karşı acımasız eleştirileriniz, motivasyonunuzu arttırırken, işleri erteleme eğiliminizi güçlendiriyor ve işler zorlaştığında pes etme ihtimalinizi arttırıyor.

İçsel koç – İçsel rehber

Bunun alternatifi, içsel koçunuzu inşa etmeniz. İçsel koç, içsel eleştirmene göre ayakları yere daha sağlam basan, yapıcı ve gelişime odaklanan bir süreç. Sizi utandırmadan olanların sorumluluğunu üstlenmenizi sağlıyor. İçsel eleştirmeniniz sizi mahkum eden bir yargıçken, içsel sesiniz sizi doğru yola, öğrenmeye ve ilerlemeye yönlendiren bir rehber işlevi görüyor.

Düşüncenizi rehin alan yaygın içsel eleştiri kalıpları

Şimdi gelin, düşüncelerinizi ele geçiren yaygın ve acımasız içsel eleştiri kalıplarına bakalım.

Birinci düşünce kalıbı, mükemmeliyetçi. Bu ses size “mükemmel olmazsa beş kuruş değeri olmaz” diyor ve mükemmelden daha az her şeyi yenilgi olarak gören “ya hep – ya hiç” kalıbı içerisinde hareket ediyor.

Mükemmeliyetçi içsel ses, hiç aksiyon almamanıza neden olacak şiddette yenilgi korkusu yaratabiliyor.

İkinci düşünce kalıbı ise, karşılaştırmacı. Bu içsel ses sizin değerinizi sürekli olarak başkalarının değeri ile karşılaştırıyor ve genellikle “herkes bir yolunu bulmuş ama sen …” ya da “herkesten çok geridesin” şeklinde düşünüyor.

Karşılaştırmacı içsel sesinizin farkında olmadığı ama yaptığı en büyük hatalardan biri, sizin arka plandaki gerçekliğinizi, başkalarının ön plana yansıttığı ambalaj ile karşılaştırması. İkinci en büyük hatası da, sizin kötü özelliklerinizi teker teker, başka insanların sizden iyi özellikleri ile karşılaltırıyor. Biri sizden uzun ama tembel ve içe dönük fakat o kişi ile sadece boyunuzu karşılaştırıyor. Çalışkanlığınızı, bu konuda sizden iyi birini bulup onunla karşılaştırıyor. Dışa dönüklüğü ise sizden daha iyi birini bulup onunla karşılaştırıyor.

Bu kalıp, sosyal karşılaştırma aracılığı ile stres yaratan ve aslında birçok konuda iyi olmanıza rağmen sizi yetersizlik hissine boğan bir ses.

Üçüncü düşünce kalıbı, falcı. Bu negatif içsel sesin uzmanlık alanı, felaket senaryoları tahmin etmek. “Bu iş kesinlikle kötü sonuçlanacak”, “kendini rezil edeceksin” gibi kalıplar içinde düşünüyor.

Falcı sesiniz, beklentisel kaygı yaratıyor ve maalesef bu kaygı genellikle kendi kendini gerçekleşen kehanete dönüşüyor. Tahmini felaketten kaçmak için o felaket senaryosuna o kadar çok odaklanıyorsunuz ki, o senaryonun gerçekleşme ihtimalini arttırıyorsunuz.

Dördüncü düşünce kalıbı, utanç sarmalı.

Bu negatif içsel ses, negatif içsel seslerin en yıkıcısı çünkü davranışınıza değil de direkt olarak sizin kimliğinize saldırıyor. “Berbat bir şey yaptın” demek yerine “berbatsın” diyor. “Arıza bir hareketti” demek yerine “arızasın” diyor.

Bu kalıp, öğrenmeyi ve gelişimi engelleyen bir güç çünkü problemlerin görece kolay değiştirilebilir davranışlarınız değil de değiştirilemez karakter bozukluklarınız olduğunu söylüyor.

Öz şefkat

Bu düşüncelerin alternatifi, öz şefkat. Acımasız eleştirmen içsel sesinden, öz şefkat içsel sesine geçtiğinizde, araştırmacıların bakıcı sistemi dedikleri sistem aktif hale geliyor. Bu sistem aslında çocuklarımıza bakmamız ve sosyal bağlantıları korumamız için gelişmiş bir sistem. Aktif hale geldiğinde, oksitosin salgılanıyor ve parasempatik sinir sisteminiz aktif hale geliyor. Bu da güvende ve sakin hissetmenizi sağlıyor.

Öz şefkat aynı zamanda iş yapma fonksiyonlarınızı, duygusal düzenlemenizi ve bilge bir şekilde karar verebilmenizi yöneten prefrontal korteks fonksiyonlarını iyileştiriyor. Yani kendinize karşı nazik olduğunuzda, daha berrak bir şekilde düşünüyorsunuz ve daha iyi tercihler yapıyorsunuz.

Dr. Kristen Nef ve başka araştırmacıların yaptıkları çalışmalar, öz şefkat pratiği yapan insanların daha düşük kortizol seviyesine, yenilgi sonrası gelişim için daha fazla motivasyona, zorluklara karşı daha fazla dayanıklılığa ve genel olarak daha iyi ruh sağlığına sahip olduklarını gösteriyor.

İçsel koçunuzu nasıl geliştirirsiniz? Pratik ve dönüştürücü üç teknik

İçsel eleştirmeniniz sizi yargılıyor ve lanetliyor. İçsel koçunuz ise daha pratik, daha destekleyici. Aynı zamanda sonuçlardan çok sürece ve öğrenmeye odaklanıyor. Kıçınıza gökkuşağı üflemiyor, sizi olanların sorumluluğunu almaya itiyor ama aynı zamanda size destek ve cesaret de veriyor.

Şimdi size içsel sesinizi içsel eleştirmenden içsel koça çevirmenize yardımcı olacak üç pratik ve dönüştürücü teknik vereceğim.

Birinci teknik, ton/nüans kayması. Bu teknik, içsel sesinizin duygusal kalitesini acımasız ve talepkar tondan, sıcak ve cesaretlendirici tona değiştirmenizi içeriyor. Bunu basit bir egzersiz ile açıklayayım.

Kendinizi içsel eleştirmeninizin ağzından düşünürken yakaladığınızda kendinize, bunları aynı süreçten geçen yakın ve iyi bir dostunuza nasıl bir tonda söyleyeceğinizi sorun. Sonra bu tonu alın ve kendinize bu tonla yaklaşın. Örneğin “bu hatayı yapacak kadar embesil birisin” diyeceğinize “bu çok kötü oldu ama herkes hata yapar. Bu hatayı bir daha yapmamak için ne ders çıkarabilirim” deyin. Hatayı yine kabul ediyorsunuz ama acımasız değil daha nazik bir tonda kabul ediyorsunuz.

İkinci teknik, dil güncellemesi tekniği. Bu teknik, mutlak dilinizi daha spesifik ve doğru bir dille değiştirmenizi içeriyor.

İçsel sesiniz ya da içsel eleştirmeniniz, “her zaman”, “asla”, “tamamen” gibi mutlak kelimeler ile konuşmaya bayılıyor. Ama bu kelimeler nadiren doğrular ve içinde bulunduğunuz durumu umutsuz hale getiriyorlar.

Bunun yerine daha spesifik bir dil kullanın. “Ben her sunumu batırıyorum” demek yerine “bu spesifik sunumda zorlanıyorum” deyin. ”Bu işte berbatım” yerine “bu kabiliyeti hala öğreniyorum” deyin. “Henüz”, “şu ana kadar” ya da “öğreniyorum” gibi kelimeler gelişim ve değişim ihtimalini güçlendirirler.

Bunun yanında kişilik temelli eleştiriden, davranış temelli geri bildirim diline geçmelisiniz. “Ben bir kaybedenim” diye düşünmek yerine “bu spesifik konuda başarısız oldum” diye düşünün. Bu şekilde düşündüğünüzde, kim olduğunuz hakkında değil, davranışınız ve çabanız hakkında yorum yapıyorsunuz. Bu ayrım önemli çünkü davranışlar değiştirilebilir ama kimlik daha değiştirilemez bir şey gibi hissedilir.

Üçüncü teknik, bakış açısı değiştirme tekniği. Bu teknik, yargıç rolünden rehber rolüne geçmenizi içeriyor.

İçsel koçunuz, acımasız demeçler vermek yerine size yardımcı olacak sorular sorar. “Yine yenildin” demek yerine “bundan ne ders çıkarabilirsin?” der. “Bunu asla başaramayacaksın” demek yerine “bir dahaki sefere daha iyi yapmak için ne yapabilirsin?” diye sorar.

İçsel yargıç geçmişe odaklıyken, içsel koç geleceğe odaklıdır. İçsel koç sizi kötü giden şeyler için cezalandırmaktan çok, ileri yönelik geliştirmeye odaklıdır.

Bu konuda kullanabileceğiniz, benim en iyi arkadaş testi dediğim bir teknik var. İçsel eleştirmeni konuşurken yakaladığınızda, bunu en iyi arkadaşıma bu şekilde söyler miydim deyin. Cevabınız hayırsa, en iyi arkadaşınıza nasıl söylerseniz, kendinize de o şekilde söyleyin. Aynı bilgiyi ve sorumluluğu, acımasızdan ziyade nazik bir şekilde nasıl iletebileceğinizi düşünün.

Günlük olarak yapmanızı tavsiye edeceğim şey, güvendiğiniz koçunuz ile sabah toplantıları yapmanız. Akşam da kısa bir gözden geçirme yapın. Gün içinde içsel eleştirmeninizi dinlediğiniz anları hatırlayın ve o sözleri içsel koçunuzun nasıl söyleyeceğini düşünün. Sonra da kendinize o şekilde söyleyin.

Beyninizi resetleyecek bir söz kalıbına sahip olmanız da işe yarayan bir yöntem. Yani içsel sesiniz acımasız bir şekilde konuştuğunda onu “bir dakika, bunu şimdi daha nazik söyleyelim” deyin. Ya da “içsel sesim bunu nasıl söylerdi” gibi.

Burada şunu unutmayın. İçsel eleştirmeninizi susturmaya veya bastırmaya, size verdiği bilgiyi görmezden gelmeye çalışmıyorsunuz. Tek yaptığınız bu bilgiyi yakalamak, yumuşatmak ve yeniden düzenlemek. İçsel eleştirmen genellikle çocuklukta öğrenilen ve daha iyisi ile değiştirilebilir bir düşünce süreci. Yeterince tekrar ile, beyniniz içsel koçu otomatik hale getirebilir (yıllar önce yeterince tekrar ile içsel eleştirmeni otomatik hale getirdiği gibi).

Bu alıştırmaları hergün yapmaya çalışın. Bu üç tekniği hergün birer kere kullanmaya çalışın. İçsel sesinizdeki küçük iyileşmelerin bile sizi nasıl da daha değişik bir moda soktuğunu görünce şaşıracaksınız.

Bir sonraki bölümde, düşüncelerinizi sistematik bir şekilde gözden geçirme tekniklerini, içsel eleştirmeninizi besleyen bozuk düşünce kalıplarını nasıl sorgulayacağınızı konuşacağız.

Bazı düşüncelerinizin gerçek olup olmadığını düşündüğünüz oldu mu? Bazı şeylere neden bu kadar güçlü bir şekilde inandığınızı sorguladınız mı? Bir sonraki bölümde, bunlara değineceğiz.

Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setine de bakmanızı tavsiye ederim.

Kaynak: Silence Your Inner Critic: How to Activate Your Brain’s ‘Inner Coach

Terk eden ve peşinden çok koştuğum eski sevgilim ile karşılaştım – Vaka çalışması

Eski sevgilim ile bir buçuk sene önce ayrıldık, daha doğrusu o benden ayrıldı. Yaklaşık bir sene boyunca ara ara yazdım. Başlarda da çok ısrar etmiştim.

Eski sevgiliden ayrıldıktan sonra ne kadar erken iletişimi kes kuralı uygularsanız o kadar iyi. İlk 2-3 gün, siz daha zorlamayın ama bilemedin bir hafta, iletişime devam edip ısrar etmen, geri dönüşsüz değil ama bundan daha uzun süre ısrar ederseniz, geri dönüş ihtimalini pratik olarak sıfıra yakın bir noktaya indirdiğiniz gibi, kendi iyileşme sürecinizi de uzatırsınız.

Sizin ilişki ne kadar sürdü bilmiyorum ama eğer iletişimi keserseniz, iyileşme süreciniz ilişkinin üçte biri ya da en fazla 6 ay sürer. Eğer kesmez peşinde koşarsanız, daha fazla ayrılık yarası alırsınız, iyileşme sürecinizi uzatırsınız.

Ben bu dönemde kızı online stalkladığını da tahmin ediyorum ki, online stalk bir insanı aylarca hatta bazen yıllarca eski sevgilinin peşinde ya da gizli gizli yörüngesinde tutan, çok büyük bir bela.

En son 4 ay önce, uzun bir muhabbet olmuştu ve yine istemediğini belirtti.

14 ay boyunca peşinde koşmuşsun. Normalde 6 ayda atlatacağın ayrılık acısını atlatmak için senin daha 4-6 aya ihtiyacın var maalesef (iyileşme süreci bir umutla en son iletişim kurduğun zamandan başlar).

Sonra hiç ulaşmadım ve aramadım. Alışmıştım iki gün önce tesadüfen gördüm ve yanına gittim.

Şimdi gördüğün gibi iyileşme sürecine girmişsin ama büyük bir hata yaparak yanına gidip konuşmuşsun. Terk eden eski sevgili ile karşılaştığınızda, medeni bir şekilde selam verin ama yanına gidip konuşmayın. O size gelirse biraz muhabbet edin ama kısa kesin ve bir bahane ile kibarca sıvışın. Bu muhabbete asla ilişki, eski ilişki gibi konuları konuşmayın.

Kısa bir muhabbet oldu naber gibisinden ve “biri oldu mu diye sordum” ama uzatmadı.

İkinci ve aslında daha büyük hata da bu. İlişki konusu açmışsın. Bunlar iletişimi kes sürecini sıfırlayacak şeyler. Kazanımlarını koruman lazımdı.

Ben istekli davrandım sonrasında kısa kesti ve ayrıldık. Eve gittiğimde bir kere aradım ama dönüş yapmadı. Ben çok yanlış mı yaptım?

Şimdi bu kızın sana dönme ihtimali zaten sıfır. Sıfırı daha da sıfırlayamazsın. Yani “dönmesi için yanlış mı yaptım” diyorsan muhtemelen o konuyu artık etkileyemezsin. Gerçi, eğer gidip konuşmasan bir ihtimal yükselirdi ama senin gibi en ufak umut ışığına sarılan birine bunu söylememek lazım.

Yanlışın, gayet de iyi giden iyileşme sürecini baltalaman. Bir umuttur maymun eden insanı. Terk edilir edilmez, yeniden beraber olacağız umudunu öldürmeye bakın. O umut, terk edenin geri gelme ihtimalini düşürdüğü gibi, iyileşme sürecinizi de dondurur. Tam tersine “bu iş burada bitti asla başlamaz” deseniz, geri gelme ihtimalinin artmasının yanında, daha çabuk iyileşirsiniz.

Geri gelme ihtimali neden artar? Her şeyden önce terk edene ulaşmayı, terk edeni takip etmeyi bırakırsınız ya da bırakmanız daha kolay olur. Karşılaştığınızda, “terk ettim ama o da beni bırakmış yoluna bakıyor” sinyali verirsiniz ve bu sinyali içsel bir “bizden daha olmaz” inancı kadar sağlam gönderecek başka bir ruh hali yoktur.

Ama siz umudu “prenses / prens beni bıraktı gitti, ilişkimizi çöpe attı, artık buradan çıkarmaz” gibi kendinizi ezen bir kafada değil, “ilişki bittiyse bitti, ben de çöpe attığı ilişkinin başında bekleyecek kadar onursuz değilim, ben de bırakır giderim” şeklinde olmalı.

Bir de sana tavsiyem sen artık bu insandan tamamen uzak dur. Yani artık görmezden gel. Zira sen konuşursan eskiye dönersin gibi.

Anlatmamışsın ama iletişimi kes kuralı mı uyguluyorsun yoksa sadece aramamayı mı beceriyorsun? İletişimi kes üç ayaklıdır ve üç ayağı ile de yapılmalıdır:

Birinci ayak, terk edene asla ulaşmıyorsun.

İkinci ayak ki bu devirde birincisi kadar önemli, terk edenden asla haber almıyorsun, onu stalklamıyorsun. Sadece whatsappta online mı ya da kaç takipçisi var, artıyor mu artmıyor mu diye bakmak, en az Instagramında hikayelerine ya da fotoğraflarına bakmak kadar stalk. Birilerinin onun Instagramına bakıp size haber uçurması da stalk.

Üçüncü ayak, kendi hayatınıza odaklanmak. Daha fazla sosyalleşmek, ilişki bitiminin ilk 2-3 ayı kendine dönüp sonra yeni limanlara açılmak, uzun süredir yapmak istediğin bir şeyi yapmak gibi.

Keşke önceden tanısaydım abi sizi.

Aslında evet, keşke bu kadar zaman kaybetmeseydin. İnsanlar bir daha onun gibisini bulamam gibi bir kafayla terk edenin peşinde koşup (açık açık ya da stalk ile gizli gizli), çok zaman kaybediyorlar.

Bir seneden uzun ilişkiler, insanın hayatına yaklaşık olarak 1.5 – 2 senede bir girerler. Ama bunun için sizin yola çıkmış olmanız lazım. Sen bu kızı o zaman bıraksaydın, şimdiye muhtemelen yeni sevgilin olurdu.

Yine de bir sonraki sevgilinden önce buldun yani o açıdan erken buldun.

Tepkini biliyorum abi ama yine de sormak istedim sessizlik ve unutmak bu durumda bile karşı taraftan sonuç aldırır mı?

Bu soru, unutmak ile zıt bir soru. Senin asıl sorduğun “sessiz kalır ve unutmuş gibi davranırsam bana geri döner mi?” Cevap, hayır. 1.5 sene geçmiş, dönmez. Zaten az önce belirttiğim gibi “terk edeni terk etme” zihin yapısında olmayan insan, karşısındaki geri dönse bile, 5-10 dakika konuştuğunda, itici hale gelir ve geri dönen yine kaçar.

Senin umudu öldürmen lazım. Umut, kimsenin olmadığı ve birini bulmak için çaba harcadığın dönemde tatlı bir hayal olarak sana zevk veriyor ama acıdan kaçıp ufacık zevke bağlanman, senin uzun vadede daha çok acı çekmene ve kaybetmene neden oluyor.

Bu kızla bir daha asla ama asla ama asla olmayacağını kabul et. Bu umudu öldür. Bu umudu öldürmen, asıl umudu yeşertecek yani seni seven başka biriyle karşılaşma umudunu. O umudun gerçekleşme ihtimali çok yüksek ama sen bu olmayacak umuda sarılıp, o umudu erteleyip duruyorsun.

Bu siteye yeni geldiyseniz, eski sevgili terk ettikten sonra uygulamanız için, no contact kuralını (iletişimi kes kuralını) şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca şu yazılarımıza da göz atmanızı tavsiye ederim:

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Hem borderline hem narsist kadınlar – Bölüm 3

İkinci bölüm için Hem borderline hem narsist kadınlar – Bölüm 2.

Bu ilişkinin sizi mahvettiğini kabul ettiğiniz bir noktaya geldiniz. Aynı toksik döngünün sürekli olarak tekrarlandığını gördünüz ve artık bu ilişkiyi bitirmeye karar verdiniz. Ama bu kararınızı uygulamaya başladığınız zaman, toksik partnerinizin çok radikal tepkileri ile karşılaştınız. Bir dakika önce size yalvarırken, değişeceğine dair sözler verirken, bir dakika sonra size öfke kusmaya, sizi tehdit etmeye ve utandırmaya başladı. Sonra birden bire düğmeye basılmış gibi değişerek, sizinle seks yapmaya çalıştı, bu da çalışmazsa sizi herkesin önünde küçük düşürmeye, imajınızı mahvetmeye ve sizden intikam almaya çalıştı.

Toksik eski sevgilinizi engellediniz ama bu onu durduramadı. Belki iş yerinizin, belki de evinizin kapısına dayandı, sürekli yeni numaralardan, sahte hesaplardan sizinle iletişime geçti. Ama sonra siz tam sonraki fırtınaya hazırlanırken, ortadan kayboldu ve sizi daha da kötü bir ruh halinde bıraktı.

3 bölümlük serimizin bu son bölümünde, sizinle hem borderline hem narsist bir kadına işaret eden son iki belirtiyi paylaşacağım. Bölümün sonunda da, birinci bölümden itibaren hikayesini paylaştığımız erkeğe ne olduğunu anlatacağım.

Birinci ve ikinci bölümü okumadıysanız, önce o bölümlere bakmanızı tavsiye ederim.

Bir kadının hem borderline hem de narsist olduğuna işaret eden dokuzuncu belirti, benim çifte çarpıtma tuzağı dediğim şey.

Sadece sınırda kişilik bozukluğu (borderline) olan kadının duyguları, gerçekliğini çarpıtır. Bir dakika önce sizi mükemmel bir erkek, hayatının aşkı olarak görürken, bir dakika sonra sizi düşmanı, ona ihanet ettiğinden emin olduğu biri olarak görür. Bunlar sizin gerçek davranışlarınızın değil, kadının duygu durumunun tamamen değişmesinden kaynaklanır.

Borderline kadın korku, utanç ve öfke ile dolup taştığında, algısı bu duygulara paralel olacak şekilde değişir. Sizin oldukça nötr sözleriniz bile, ona reddedilme gibi görünür. Örneğin basit bir sınır çizmeyi ya da kendinize ait bir süre istemeyi bile, onu terk edeceğinizin işareti olarak görür.

Borderline kadın bu anlarda sizi manipüle etmeye çalışmıyor ya da davranışları sahte değil. Hissettiği şeylere gerçekten inanıyor. Yani borderline kadının seven tarafı da gerçek, sizden nefret eden tarafı da.

Borderline kadının duygusal fırtınası geçtiğinde, sinir sistemi yatışır. Duyguları taban seviyesine döner ve algısı değişir. Duygu fırtınası sırasında nasıl da ekstrem davrandığını görebilir, bu konuda pişmanlık duyar ve bunu düzeltmek ister. Özür dileyebilir, içten bir mesaj gönderebilir ya da sizinle arasını düzeltmek için başka şeyler yapabilir. Sorun şu ki, borderline kadın duygularını etkili bir şekilde düzenlemeyi öğrenmediği sürece, bu döngü devam edecektir.

Sadece narsist kadında çarpıtma duygulardan değil egodan gelir. Narsistin kibri ve öz imajı, gerçeklik algısını şekillendirir. Narsist duygular tarafından değil, haklı olma, hayranlık duyulma ve kontrol ihtiyacı tarafından yönetilir. İmajına ya da kontrol hissine yönelik hiçbir tehdide tolerans gösteremez. Bu nedenle de kendini korumak için, hikayeyi çarpıtır.

Narsistin konuşmaları döngüseldir, suçlamaları savuşturmak ve kendine uymayan doğruları reddetmek üzerinedir. Patlamalar bittiğinde narsist pişmanlık duymaz, sorumluluk almaz ya da gerçek bir “ben ne yaptım?” eleştirisine girmez, özür dilemez. Narsist ya hiçbir şey olmamış gibi davranır ya da ısrarla karşısındakini suçlar. Sessizlik, soğukluk, birden bire yeniden başlamak, tamamen kontrol ve imaj koruma amaçlıdır.

Borderline kadının gerçekliği, duygularının, narsist kadının gerçekliği ise egosunun esiri olur. Ama hem borderline hem de narsist kadında iki çarpıtma kaynağı da aynı anda olur ve bu nedenle de partnerin kafası fena halde karışır. Borderline taraf duygularla dolup taşar, gerçek dışı bir algı yaratır, partnerinin modunu, niyetini, davranışlarını ve sınırlarını yanlış yorumlar. Ama fırtına dindiğinde, kadın sakinleşmek ve her şeyi olduğu gibi görmek yerine, narsist tarafın eline düşer ve narsist taraf çarpıtılmış gerçekliği savunmaya devam eder. Yanlış yaptığına dair suçlamaları kabul edemez, kendinden başka herkesin suçlu olduğunu düşünür.

Duyguların algıları çarpıtması olarak başlayan durum, ego savunmasına dönüşür. Duygular kanıta dönüşür ve narsist savunma bunları gerçeklikmiş gibi dayatır, hikayeyi zihinde somutlaştırır. Bundan sonra da çarpıtılmış gerçeklik bir silah olarak kullanılır, suçlamalara karşı kalkan olarak kullanılır. Borderline – narsist kadın, sizi hikayenin kötü adamı yapmak için başkalarını manipüle eder, mağdur rolünü oynar.

Onuncu ve son işaret, sahte umut tuzağıdır.

Sadece sınırda kişilik bozukluğu olan kadında, gerçek bir umut vardır. Borderline kadın çoğu zaman yanlışın kendisinde olduğunu bilir, duygusal patlamaları konusunda derin bir utanç hissedebilir, insanları kırdığı için pişmanlık hissedebilir ve gerçekten değişmek ve iyileşmek isteyebilir. Birçok borderline kadın, ciddi bir ruhsal bozukluğu olduğunu kabul edebilir, terapi yardımı arayabilir, araştırma yapabilir ve tedavi için çaba harcayabilir. Diyalektik Davranış Terapisi gibi kanıta dayalı teknikleri sabırla uygulayabilirse, gerçekten iyileşebilir, duygularını düzenlemeyi öğrenebilir ve daha stabil ilişkiler kurmayı başarabilir.

Borderline kadının değişme isteği, doğru yönde adımlarla birleşirse, zaman ve sabır gerektirse de, iyileşme mümkün.

Sadece narsist kadın için, bunu söylemekten nefret ediyorum ama, umut çok azdır.(*) Narsist kendisinde bir problem olduğunu kabul edemez çünkü bunu yaparsa, korumak için büyük bir yatırım yaptığı ve çaba harcadığı mükemmellik öz algısı darmadağın olur. Bu, narsist için aşırı korkutucu bir şeydir.

Narsist terapiye gidebilir ama bunu daha çok partneri veya başka insanlar hakkında yakınmak, onay almak ve haklı olduğuna dair kanıt aramak için yapar. Terapisti ve terapiyi, kendi anlatısını güçlendirmek için kullanmaya çalışır. Terapist kendisini zorlarsa,kendi tarafını tutacak birini bulana kadar terapist değiştirir. Narsist, gerçek bir içgörü, alçak gönüllülük ve sorumluluk gösteremez.

Hem borderline hem narsist kadında işler daha da çetrefilli çünkü içgörü ve sorumluluk işaretleri, göz yaşları, özürler ve yardım almak için somut adımlar görürsünüz. Bunlar size çözüm mümkün hisse verir ama narsist savunma devreye girdiği anda, hikaye değişir. Terapi alması gereken kişi siz olursunuz, o da yanlış anlaşılmış bir kurban olur. Size karşı davranışlarında %100 haklı olduğunu düşünür.

Bu oldukça acımasız bir tuzak çünkü borderline taraftaki kabulleniş ve normallik, sizi bir değişimin oldukça mümkün olduğuna, işlerin bu sefer farklı olacağına inandırır. Ama gerçekleri görebilen tarafı uzun süre devrede kalamaz. İçgörü gider, savunma devreye girer ve döngü tekrar eder durur. Bu durum da sizi hiçbir zaman gerçekleşmeyecek değişim umuduyla ilişkiye saplanıp kalmış bir durumda tutar.

Bu da bizi, hikayemizin kahramanı erkeğe geri getiriyor.

Erkek ilişkinin başından itibaren, evrenin onları bir araya getirmek için çalıştığı inancı hakim. Sanki beraber olmaları bir kader gibi. Bu nedenle kadın “sen benim gerçekten sevdiğim tek kişisin” dediğinde, erkek ona inanıyordu.

Ama bu sözlerden kısa bir süre sonra, erkek kahramandan kötü adama dönüşüyor ve öfke nöbetleri, sessizlikle cezalandırma, gaslighting hızlıca ve hiç uyarı vermeden devreye gidiyordu.

Erkek kendisini bu bitmeyen idealizasyon – değersizleştirme – terk edilme – yeniden iletişim – rahatlama – takıntı – bir araya gelme döngüsünde kapana kısılmış gibi hissediyordu.

Her döngüde erkeğin kendine güveni, gönül rahatlığı, benlik algısı daha da yok oluyordu. Düşünceleri hep onunla ilgili olmaya başlamıştı, sinir sistemi bir an için bile durmuyordu. Duyguları onun nasıl hissettiğine bağlı olarak yükseliyor ve dibe çakılıyordu.

İlk başlarda onun, kırılgan narsist bir kadın olduğunu düşündü. Davranışları, kırılgan narsizm ile uyumluydu. Gaslighting, suçu erkeğin üzerine atma, duygusal zorbalık gibi tüm davranışlar vardı. Ama bunlarla bitmiyordu. Aynı zamanda gözyaşları, çılgınca özür dileme, terk edilme korkusu, kavgadan sonra çaresizce yeniden iletişime geçmeye çalışma, idealizasyon da vardı. Bu davranışlar ise, sadece narsizm ile uyuşmuyordu.

Erkek, kadında sınırda kişilik bozukluğu olabileceğini düşünmeye başladı ama davranışlar sadece sınırda kişilik bozukluğuna da uymuyordu çünkü ortada sadece duygusal dengesizlik yoktu. Kadın aynı zamanda son derece hak sanrılı, kontrol manyağı biriydi.

Birgün erkek, sonunda her şeyi açıklayan bir şeyle karşılaştı. Borderline ve narsizm aynı anda olabiliyordu. Bu keşif, yap-bozun kayıp parçası gibiydi ve sonunda erkek her şeyi anladı. Bu, değişebilecek bir durum değildi.

Kız arkadaşının değişmeyeceğini görmek kalbini kırsa da, erkeğin özgür hissetmesine neden oldu. Kız arkadaşından ayrılmaya ve ne olursa olsun geri dönmemeye karar verdi.

Ayrılık sonrası içine düştüğü durum onu gerçekten mahvetti. Ne yemek yiyebiliyordu, ne uyuyabiliyordu ne de bir şeye odaklanabiliyordu. Bir dakika önce ona karşı derin bir öfke duyarken, bir dakika sonra tüm bu kırmızı alarmları görmezden geldiği ve bu kadar uzun süre ilişkide kaldığı için kendisine öfke doluyordu.

Haftalarca iletişimi kesmiş olmasına rağmen, sürekli olarak ondan bir mesaj gelir umuduyla ve aynı zamanda böyle bir mesajın korkusu ile telefonunu kontrol ediyordu. Bunlar, travma bağının sonucu. Travma bağı sizi, onu terk ettiğinizde mahvolacağınıza inandırır ama aslında terk etmek değil kalmak mahvedicidir.

Erkek çektiği yoğun acıya rağmen, iletişimi kesmeye kararlı bir şekilde devam etti. Bir kapanış aramadı, geri dönmedi. Bunun yerine, kendi iyileşme sürecine odaklandı. Arkadaşları ile daha çok görüştü, günlük tuttu, spor yaptı, duygularını işlemeye devam etti. Sonunda, gerçeklik algısı düzelmeye, travma bağı zayıflamaya başladı. Zihin sisi ortadan kalktı ve uzun zaman sonra ilk defa huzurlu hissetmeye başladı.

Tam her şeyi geride bırakmaya başladığını düşünürken, eski sevgilisi ona yeniden ulaştı. “Seni çok özledim” mesajlarını, beraber çekildikleri fotoğraflar takip etti. Kadın, değiştiğine dair sözler vermeye başladı. Terapiye gittiğini, Tanrıya döndüğünü söyledi.

Fakat erkek bu sefer bunları olduğu gibi gördü. Bunlar birer tuzak, aynı toksik döngünün yeni bir başlangıcıydı sadece. Gerçeği unutmadı, sınırlarını korudu ve onu değil kendini seçti.

Siz de belki bu döngüye defalarca, belki beş belki yüz kere girdiniz. Asıl soru, bu durumun değişmeyeceğine inanmak için, kaç toksik döngüye girmeniz gerekiyor? Çünkü ne kadar çok döngüye girerseniz girin hiçbir şeyin değişmeyeceği (daha doğrusu daha kötüye doğru değişeceği) gerçeğini kabul ederseniz, iyileşme süreciniz başlar.

Eğer bu durumdaysanız bu tür travmalarda uzman bir terapistle görüşebilirsiniz.

(*) Kaynağın ve birçok uzmanın görüşü ama değişimin çok zor olduğunu söyleseler de, çok düşük ihtimal olmadığını söyleyen uzmanlar da var.

Toksik ilişkiler rehberimize de bir göz atabilirsiniz.

Kaynak: When She Has Borderline and Narcissistic Traits — The Most Dangerous Combo

Hem borderline hem narsist kadınlar – Bölüm 2

Birinci bölüm için Hem borderline hem narsist kadınlar – Bölüm 1.

Birgün size kral, ruh ikizi gibi davranan ama ertesi gün sizi dünyanın en kötü insanı, düşman, hayatını mahveden insan olarak yaftalayan bir kadınla ilişki düşünün. Bu döngü o kadar yoğun ki, sadece ondan değil, kendinizden ve hatta akıl sağlığınızdan bile şüphe duymaya başlıyorsunuz.

Eğer siz de aynı vücutta yaşayan iki farklı kadınla başa çıkmaya çalıştığınızı hissediyorsanız, bu yazı dizisi bunun nedenlerini anlamanız konusunda size yardımcı olacak.

Bu serinin ilk bölümünde, bir kadının hem narsist hem de sınırda kişilik bozukluğu problemlerine sahip olduğunu gösteren ilk üç işaretten bahsetmiştik. Bu bölümü takip edebilmeniz için o bölümü okumuş olmanız gerekmiyor ama okumak isterseniz linki takip edebilirsiniz.

Şimdi, diğer beş belirtiye bakalım.

Dördüncü belirti, sizi tuzağa düşüren konuşmalar.

Sadece borderline bir kadın ile konuşmalar, duygular etrafında dönüp durur.

“Beni seviyor musun?”

“Beni bırakacak mısın?”

“Seninle güvende miyim?”

Burada borderline kadının travması aktif hale geliyor ve o da bu korkuları sizin üzerinize yansıtıyor. Anlamanız gereken şey, bu “korkuların” spesifik olarak sizi kaybetme ile ilgili olmadıkları. Burada borderline kadın, kendi temel yarasından gelen terk edilme korkusunu yeniden deneyimliyor. Yani siz ne kadar çok güvence verirseniz verin, bu çabanız o korkuyu iyileştirmeyecek. Yani sorular ve suçlamalar siz ne yaparsanız yapın bitmeyecek.

Sadece narsist olan kadınlarla konuşmalar, tamamen kontrol ve imaj hakkındadır.

“Senin gözündeki yerim ne?”

 “Başkalarına iyi görünüyor muyum?”

“Burada kartlar hala bende mi?”

Sizin problem çözme sandığınız şey, onun egosunu beslemekten ya da imajını korumadan başka bir şey değil.

Hem borderline hem de narsist özellikler gösteren kadında ise, bu durum sürekli değişir. Bir dakika önce size muhtaç, güvence dilenen kadın, bir dakika sonra onun egosunu beslemenizi bekler ve mağdur kartını oynamaya başlar. Onu rahatlatmanızı ama onunla asla çelişmemenizi, onu onaylamanızı ama asla eleştirmemenizi bekler.

Sizin için, her konuşma bir tuzağa dönüştüğü için, bu ilişkide güvenli bir yol yoktur. Kurallar sürekli değişir ve ne derseniz deyin, ne yaparsanız yapın, testi her zaman kaybedersiniz.

Beşinci belirti, empatinin silaha dönüşmesidir.

Sadece sınırda kişilik bozukluğu olan kadın, hayvanlara, çocuklara ve başka insanlara karşı şaşırtıcı seviyede empatik olabilir. Aslında, duygusal olarak tetiklenmediği sürece, size karşı da oldukça empatik olabilir ve bu zaman dilimlerinde, size karşı çoğu insandan göreceğiniz empatiden daha fazla empati gösterebilir. Sakin zamanlarında, fırtınalı zamanların pişmanlığını içten bir şekilde hissedebilir ve işleri samimi bir şekilde düzeltmek için çabalayabilir.

Bu tür bir empatinin problemi, sürekli bir döngü içinde olmasıdır. Duygusal fırtınaya kapıldı mı, ne kadar çabalarsa çabalasın, aynı kırıcı şeyleri defalarca söylemekten ve yapmaktan kendini alamaz.

Sadece narsist olan kadının empatisi çok sığ ve stratejiktir. Böyle bir insan empatiyi genellikle, kendi imajını korumak ya da istediği bir şeyi almak için kullanır.

Hem borderline hem de narsist kadında empati oldukça kafa karıştırıcıdır. Çünkü sizi çok iyi okuyup, zayıflıklarınızı öğrenebilir ve sizin duygularınızı taklit edebilir, size hayatınız boyunca çok az gördüğünüz bir empati gösterebilir. Ama bu kadın tetiklendiğinde, öğrendiği bu şeyler size karşı kullanacağı birer silaha dönüşür. Ona güvenerek paylaştığınız tüm korkularınız, tüm güvensizlikleriniz ve tüm yaralarınız, size doğru hedef alınarak ateş edilebilecek silahlar olurlar. Böyle bir kadın bu silahları kullanırken bazen dürtüsel, bazen de oldukça hesaplı şekilde davranır. Size karşı nasıl davranacağını da asla kestiremezsiniz.

Altıncı belirti, kontrol aracı olarak kıskançlığın kullanılması.

Sadece borderline bir kadında kıskançlık, terk edilme korkusu kaynaklıdır. Bu öyle sıradan bir “beni terk etmenden korkuyorum” korkusu değil, patlamalar halinde ortaya çıkan yoğun ve ham paniktir. Bu patlamalarda ortaya çıkan dürtüsel davranışlar ise, sizin onu terk edip etmeyeceğinizi test etmek üzere tasarlanmıştır.

Hemen cevap vermediğinizde sizi arama ya da mesaj bombardımanına tutmak, ortada hiçbir sebep yokken sizi onu aldatmakla suçlamak ve hatta onun için savaşıp savaşmayacağınızı test etmek için başka biri ile flört etmek gibi davranışlat, kaotik, çaresiz ve terk edilme korkusunun terörü ile ortaya çıkarlar.

Narsist kadının kıskançlığı, sizi kaybetmekle alakalı değildir. Kanını emdiği kaynağı kaybetmekle alakalıdır. Başkasına ilgi ve hayranlık duymanız, zaman ve kaynak ayırmanız, onun egemenlik, sahip olma ve üstünlük algısını tehdit eder. Bu nedenle size gösterdiği tepkiler panikten değil, cezalandırma isteğinden gelir.

Narsist kadın sizi utandırabilir, diğer insanı küçük düşürmeye ya da aşağılamaya çalışabilir ya da siz hizaye gelene kadar ilgisini çekebilir.

Hem borderline hem de narsist kadının kıskançlığı, her iki taraftan da kaynaklanır. Böyle bir kadın bir an patlamış bir şekilde sizden sadakatinizi kanıtlamanızı isteyebilir, kafasında oluşturduğu ihanet yüzünden çılgına dönebilir ve sizi kendini savunma tuzağına çekmeye çalışabilir. Ama aynı kadın bir anda oldukça soğuk ve kasıtlı bir şekilde, sizin kiminle konuştuğunuzu takip etmeye, hikayeyi sizi güvenilmez biri gibi gösterecek şekilde çarpıtmaya ve onu küçük düşürdüğünüz için sizi cezalandırmaya başlayabilir.

Böyle bir kadınla ilişkide, sizin aşk ve sadakatiniz hiçbir zaman yeterli değildir ve her zaman size karşı kullanılabilecek birer silahtır.

Yedinci belirti, sınırları ihanete döndüren hak sanrısı.

Sadece sınırda kişilik bozukluğu olan kadında hak sanrısı genellikle duygusaldır. Sizin ona zaman, ilgi ve sürekli olarak onaylama ve güven borcunuz olduğunu hisseder. Size ulaştığında hemen cevap vermezseniz, her şeyi bırakıp onu teselli etmek için koşmazsanız, bunu terk edilme işareti olarak görür.

Sadece narsist kadında hak sanrısı daha geniş bir yelpazede çalışır. Siz ona sadece ilginizi ve onayınızı değil, tüm kaynaklarınızı, hayranlığınızı ve itaat etmeyi borçlusunuzdur. Eğer hayır derseniz, bunu hemen ezilmesi ve cezalandırılması gereken bir başkaldırı olarak görür.

Hem narsist hem de borderline kadın, sadece onun duygusal ihtiyaçlarını karşılamanızı beklemez, aynı zamanda ona finansal da dahil kaynaklarınızı vermenizi de bekler. Onun duygusal durumundan, imajını korumaktan, onun ihtiyaçlarını en öne koymaktan sorumlusunuzdur. Onun için siz terapist, cüzdan ve amigosunuzdur.

Eğer sınır çizmeye çalışırsanız, bunu hem terk etme hem de ihanet olarak görür. Önce borderline panik gelir. “Umrunda değilim”, “beni terk mi ediyorsun?”, vs. Sonra da narsist savunma devreye girer. “Bana saygısızlık yapıyorsun, sana gününü göstereceğim!”

Sekiz numaralı belirti, idealizasyon ve aşk bombardımanı. Sadece borderline kadında idealizasyon ham, filtresiz ve yoğun bir şekilde duygusaldır. O anlarda kadın, sizin gerçekten de ruh ikizi olduğunuza inanır ve tüm benliğini size vermeye çalışır. Böyle anlarda borderline kadın hem size ihtiyaç duyar hem de sizi duygusal olarak besler. Size kendini tamamen teslim eder ve onun tüm dünyası sizden ibaret olur.

Borderline kadında bu davranışlar planlı değildir, size olan yakınlığı gerçekten yoğundur. Bu yakınlığı, iki ruhun birleşmesi gibi hisseder çünkü içindeki boşluğu geçici olarak da olsa sizinle doldurabilir, hiç durmayan terk edilme korkusunu sizinle yatıştırabilir. Fakat bu yoğunluk düğmeye basılmış gibi tersine dönebilir ve idealizasyon anında devalüasyona dönebilir.

Sadece narsist kadının aşk bombardımanı, yüzeysel olarak, borderline kadının aşk bombardımanına çok benzer ama temelde çok farklıdır. Narsist kadının aşk bombardımanı sizden hayranlık sömürmek, sizin güveninizi hızlıca kazanmak ve sizi en kısa süre içerisinde kontrol altına almak için planlı yapılan bir şeydir.

Size ettiği iltifatlar, aldığı hediyeler ve şiirsel mesajlar, sizinle bağ kurmak için değil, sizi sömürebileceği bir kaynağa dönüştürmek içindir. Sizi baştan çıkarması, sizin iplerinizi eline almak içindir.

Hem borderline hem de narsist kadın, bir an ulvi bir bağlantı ve sahte olamayacağını bildiğiniz çok yoğun duygular hisseder ama sonra klasik, planlı aşk bombardımanına döner.

Bir kadında hem narsizm hem de borderline kişilik bozukluğu varsa, kendinizi iki ateş arasında kalmış gibi hissedersiniz. Size yapışan ve ham panik, çaresizlik ve duygusal dengesizlik ile hareket eden bir taraf ve sizi planlı bir şekilde kanını emebileceği taşıyıcıya döndürmeye çalışan narsist parazit arasında kalırsınız. Panik halinde bir ilkel canavar ile sakin ve hesaplı bir robotun, kırılganlık ile kontrol manyaklığının savaşı arasında kalırsınız.

Bu çatışmalar sizi yıpratmakla kalmaz, tüm benlik hissinizi ve gerçeklik algınızıdarmadağın eder. Birinci bölümde bahsettiğim erkeği hatırlayın. Sürekli olarak onu idealize etme, onu aşağılama ve çöpe atma arasında gidip gelen bir kız arkadaşı var. Bu kadın, her terk ettiğinde yalvararak geri dönüyor ve sonra yine aynı döngü başlıyor. Ama her seferinde bu döngü daha hızlı, daha ekstrem ve yoğun oluyor. Sonunda erkeğin daha önce hiç deneyimlemediği bir panik atak geçireceği bir noktaya geliyor.

Erkek sonunda kızı terk etmeye karar verdi ve iletişimi kes kuralı uygulamaya başladı. Tabii ki beklenen oldu ve büyük bir mesaj bombardımanı başladı. “Hiç kimseyi senin kadar sevmedim”, “sen benim herşeyimsin” ve “ilerde nasıl da mükemmel bir çift olabilirdik” gibi mesajların ardı arkası kesilmedi. Bunlar tabii ki idealizasyon, suçluluk tuzağı ve hiç olmayacak, hayal ürünü bir geleceğe övgü gibi tipik davranışlar.

Erkek “artık narsizm ve borderline hakkında çok şey biliyorum, bu sefer onu daha iyi idare edebilirim” diye düşünmeye başladı ve ona geri döndü. Bu hikayenin nasıl biteceğini tahmin etmişsinizdir. Başkasının ilişkisi olduğunda, bunları görmek ve tahmin etmek hiç de zor değil.

Üçüncü ve son bölümde, bu erkeğin hikayesinin nasıl bittiğine değineceğiz. Ayrıca sizinle, yalan umut tuzağı da dahil 2 belirti daha paylaşacağım, bu toksik döngüden nasıl kurtulacağınızı ve iyileşeceğinizi anlatacağım.

Toksik ilişkiler rehberimize de bir göz atabilirsiniz.

Kaynak: She Loves You, Then Hates You: 5 Signs of Borderline + Narcissistic Traits

Seni seviyorum ama sana aşık değilim – Vaka çalışması

Merhaba, sitenizi yeni keşfettim, keşke daha önce keşfetseydim.

Kız arkadaşım (27) ve ben (28) 2 yılı aşkın süredir beraberiz. Haziran gibi evlilik konuşmaya başladık ama son 2 aydır bir sürü kavgamız oldu, ikimiz de mutlu değiliz.

Kavga sebeplerimizden birisi, artık sevgiliden çok arkadaş gibi hissetmem. Buluşuyoruz, görüşüyoruz, mesajlaşıyoruz ve telefonda konuşuyoruz ama aramızdaki cinsellik neredeyse bitti. Artık bana hiç sarılmıyor ve ben ona sarıldığımda rahatsız hissediyor gibi. Tüm ilişki ataklarımı, çeşitli bahanelerle geçiştiriyor. Tamam, ikimiz de çok yoğun çalışıyoruz ve stresliyiz ama, aylardır seks yapmadık! Bu normal mi?

Normal değil. Yani, bir iki hafta seks yapmasanız belki bir ay seks yapmasanız olabilir ama aylardır seks yapmamanız normal değil. Bir kere, bir kadın da normalde seks isterler ve sen uzak dursan 2-3 hafta geçmeden üstüne atlar.

Şimdi sebep muhtemelen bu değil ama senin artık seks dilenme seviyesine gelen atakların da işleri kötüleştirir. Bunları kesmen lazım.

9 Kasım’da işler çığrından çıktı. Ona artık sevgili gibi değil de arkadaş gibi olduğumuzu söyledim. Hiçbir şey demedi. Bunun üzerine “beni seviyor musun?”dedim.

Bu soruyu sormayın. Bu soru, ilişkide kadının sorabileceği, erkek sordu mu erkeği kadın rolüne sokan bir soru. Ne olduğunu görüyorsun, cevap belli değil mi? Sorunun cevabının “hayır” olduğunu anlayıp ona göre bir şeyler yapman lazım.

Bana “seni seviyorum ama sana aşık değilim” dedi!

“Seni seviyorum ama sana aşık değilim” ya da “seni seviyorum ama kafam karışık” kelimeleri, hemen her zaman “seni insan olarak seviyorum ama cinsel ve romantik partner olarak sevmiyorum” demek. Kısacası, “seni sevmiyorum” demek. İngilizce’de de buna benzer bir kalıp var: “I love you but I am not in love with you”.

Ona onu sevdiğimi, bu kötü dönemi beraber aşabileceğimizi söyledim.

Partnerin sana “seni sevmiyorum” dedikten sonra “seni seviyorum” demen çok itici ve zayıf bir hareket olmuş. Kız çıkışa giderken “bunu aşabiliriz” demen de itici ve zayıf bir hareket. Kız (en azından şu an) bir şey halletmek istemiyor. Sana seni sevmediğini ve bitişe yöneldiğini söylüyor. Bunu kabul etmek zor ama bu konuşmaya gelmeden önce, yaşadıklarınıza bakıp kendini bu konuşmaya hazırlamalıydın. Zira refleksif tepki “hayır seni seviyorum gitme” olsa da, bu tepki senin amaçladığın sonuca ulaşma ihtimalini zayıflatan bir tepki. Ne kadar zor ve ters görünürse görünsün, “ben de beni sevmeyen biriyle zorla devam edemem ama fikrin değişirse haber ver” deyip orada ayrılmanız en iyisi. Bunu diyemiyorsan en azından sessiz kalsan daha iyi.

Biraz daha muhabbet ettikten sonra bugün “devam etmeyelim” yarın konuşuruz dedim.

Bu doğru bir hareket. Duygularının soğuması için hiç çekinmeden sonra konuşuruza getirmen aslında en iyisi.

Ertesi gün telefonda konuştuk. Ona son aylarda yaşadığımız son dönem yüzünden 2.5 senelik ilişkiyi bitirmenin saçma olduğunu, iletişim sorunlarını çözebileceğimizi, duygularının tekrar canlanabileceğini söyledim.

Maalesef karizma karizma yapmaya çalışsan da “seni seviyorum Gönül, lütfen beni terk etme” diye yalvarmış oluyorsun 🙁

Benim eski sevgili neden terk etti diye bir yazım var. Orada şunu demiştim:

“Eski sevgiliniz sizden ayrıldı zira artık size karşı eskisi kadar çekim hissetmiyor. … Bir insanın size olan cinsel / duygusal çekimi azaldıysa, bu azalmaya sebep olan şeyi düzeltmeniz, çekimin eski seviyesine çıkmasını sağlamaz.”

Burada kız henüz ayrılmamış ama doğru hareket, onu kendi haline bırakmak ve bu iş bitti varsayıp arkanı dönüp gitmek. Çünkü karşındaki insan seni terk ederse bir kayıp yaşayacağını hissetmeli.

Bir saat kadar konuştuk ve onu ilişkimiz için çabalamaya ikna ettim.

Bu genellikle istediğinin tam tersi etki yapar. Kız şu an seni istemiyor. Aslında yapman gereken seni özlemesi ve yokluğunu hissetmesi için ona fırsat vermekti.

Sonraki bir hafta çok çabaladım, iletişimi pozitif tutmaya çalıştım, onu iyi bir yemeğe götürdüm, çiçek gönderdim, vs. 

Bu aşamada kıza verebileceğin en iyi hediye, senin yokluğun olurdu aslında, ölü bitki değil.

Arkadaşlarım bana bunun düzelmesinin zaman alacağını söylediler o nedenle kız arkadaşım hala mesafeli olsa da umutluydum. Fakat bu “haftasonu, olmuyor, yapamıyorum” dedi ve terk etti.

Maalesef beklenen son. Geçen hafta sonuna kadar kızın sana ilgi seviyesi on üzerinden 5 seviyesine inmiş. Altına inseydi terk ederdi. Fakat bir hafta içinde on üzerinden beşin altına inmiş.

Bu kızı çok seviyorum ve evlenmek istiyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum.

Ayrılık konuşmasına ne cevap verdin yazmamışsın ama şu an ne kadar zor ve sana mantıksız gelse de, kıza sensizliği vermen lazım. Kızla iletişimi tamamen kes, kızı stalklama ve zor olacak ama kendi hayatına odaklanmaya bak.

Bir insan için karşısındakinin onu ne kadar sevdiği ve onunla evlenmek isteyip istemediğinden çok, o insanın kendisine ne hissettirdiği önemlidir. Senin eski kız arkadaşın sana karşı bir şey hissetmediği için, senin onu ne kadar çok sevdiğinin şu an bir önemi yok maalesef.

Son aylarda kız senden soğudukça sen kıza batmaya başlamışsın. Muhtemelen kavgalar o nedenle çıkmaya başladı. Zaten felaket tellalı olarak cinselliğin bitmesi ya da bitme noktasına gelmesi olayı da var.

Şu an yapman gereken şey, seni sevmediğini söyleyen birine arkanı dönüp gitmek. Her ne kadar mantığına ters gelse de, böyle yapman yeniden birlikte olma şansınızı arttıracaktır.

Bizim burada no contact kuralı diye bir şey var. Onu oku ya da dinle. O kurala göre hareket et.

Sevgilinizden “seni seviyorum ama aşık değilim” benzeri bir şey duyduğunuzda, kendinizi geri çekin. Kız size “seni sevmiyorum” dedi ve siz, sizi sevmeyen birini ikna etmeye çalışacak, onun peşinde koşacak kadar değersiz değilsiniz. Kaldı ki olay, “ya abi değersizleştim ve ikna için çabaladım ve oldu” şeklinde de devam etmiyor. Genellikle ikna için çabalamayıp bu işin bitişe gittiğini kabul etmeniz, kızı ikna etmek yerine kendinizi ayrılığa hazırlamanız, ayrılığı sakin ve köprüleri yakmayacak şekilde karşılamanız, eğer devam etmek istiyorsanız yapabileceğiniz en doğru hareket. Maalesef çoğu durumda olduğu gibi burada da doğru olanı yapmak zor, yanlış olanı yapmak çok kolay.

Birçok erkek “seni seviyorum ama aşık değilim” lafının “seni sevmiyorum” anlamına geldiğini bilmediğinden, “ama bak hala  sevgi var, seviyor ama işte biraz zamana ya da çabaya ihtiyacı var” diye düşünüyor. Oysa bu laf, “seni aşık olarak sevmiyorum ve terk edeceğim ama sen iyi bir insansın, değer verdiğim bir insansın bunu da bil” demek sadece. Kadınlar sadece “seni sevmiyorum” deseler çok kötü olacağını düşünerek söylüyorlar. Aslında bence baştan sağlam bir “seni sevmiyorum” tokatı vursa daha iyi ama işte kadın psikolojisi bu. Kadıncadan biraz anlamak lazım.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Neden onu düşünmeden duramıyorsunuz? – Gecenin üçü testi – travma bağı

Gecenin üçü. Uyanıksınız. Göğsünüzde bir sıkışma hissediyorsunuz. Zihniniz durmuyor. Her kavgayı, her mesajı, her “ya şöyle olsaydı” düşüncesini zihninizde döndürüp duruyorsunuz. Sabah kalktığınızda her şeyin farklı olacağı konusunda kendinize söz veriyorsunuz. Ama ertesi gece, yine aynı durumda oluyorsunuz. Bu durum size tanıdık geldi mi?

Ben buna “gecenin üçü testi” diyorum. Merak etmeyin, kafayı yediğiniz için bu durumda değilsiniz. Bu durumda olma sebebiniz, travma bağı (trauma bonding)(*).

Eğer bir erkekseniz, size adam ol, kendine çeki düzen ver ve arkanı dön git tavsiyeleri veriliyor. “Dışarıda bir sürü kız var” deniyor. Ama bu zihinsel girdaba kapılmış biriyseniz, bunun o kadar da kolay olmadığını biliyorsunuz. Bu durum, irade gücü ya da kafanızı dağıtma ile alakalı değil. Bu durum, beyninizdeki ödül yollarının rehin alınmasıyla ilgili. Yani yapmanız gereken şey, sinir sisteminizi yeniden kablolamayı öğrenmek.

Bu bölümde, “gecenin üçü testi” dediğim durumun ne olduğunu ve bunun neden, devam eden travma bağının en açık belirtilerinden biri olduğunu anlatacağım. Ayrıca bu acılı zihin fırtınasını durdurmak ve zihninizin kontrolünü yeniden elinize almak için kullanabileceğiniz, 5 güçlü teknikten bahsedeceğim.

Gerçek bir hikaye ile başlayalım. Hikaye, Bob’un hikayesi. Bob, hayatı yolunda giden bir erkekti ve sonra yeni bir ilişkiye girdi. İlk başlarda dünyanın zirvesinde gibiydi. İşi harika gidiyordu, spor salonunu aksatmıyordu. Kendine güven ve enerji ile dolup taşan biriydi.

Ama ilişki ilerledikçe, hayatına kaos sızmaya başladı. Drama, eleştiriler, birdenbire yok olan yakınlık, değersizleştirme başladı. Bob, işte duraksamaya ve gerilemeye başladı. Verimsiz çalışıyor, bütün gün daha çok boş boş ekrana bakıyordu. Zihninde fırtınalar koparken, teslim tarihlerini kaçırmaya, bitmemiş projelerin iş yükü altında ezilmeye, tüm çalışma azmini kaybetmeye başladı.

E-postalara bakmak yerine, masasında oturup kız arkadaşı ile eski mesajlaşmalarını okuyup duruyordu. Arkadaşları, onun sürekli kız arkadaşı hakkında konuşmaya, kız arkadaşı ile tüm etkileşimini analiz etmeye, aynı hikayeleri defalarca anlatmaya başladığını fark ettiler. Bazı arkadaşları sabırlıydı ama diğerleri kendine çeki düzen vermesini ve bu kızı bırakmasını söylüyorlardı. Bazıları ise onun kötü enerjisi ile baş edemediklerinden, ondan uzaklaşmaya başladılar. Bir zamanlar arkadaşlarına ilham kaynağı olan Bob, artık ne yaşadığını anlamak için sürekli olarak aynı girdabın içinde dönen birine dönüşmüştü.

Eskiden zevk aldığı hobileri, hafta sonları, arkadaş ve aile buluşmaları, artık Bob’a anlamsız görünmeye başlamıştı. Hiçbir şey, onun ilgisi ile karşılaştırılamaz, hiçbir şey, onun kendisini reddetmesinin acısı ile yarışamazdı.

İlişkinin sonuna vardığında, Bob artık kendisini tanıyamıyordu. Güçlü değildi, motive değildi, eski enerjisinden artık eser yoktu. Artık bomboş, takıntılı biriydi. Tüm benliği rehin alınmış gibiydi. Ama en kötüsü, gecelerdi.

Her gece 3 gibi, her şey ona tren gibi çarpıyordu. Tüm tartışmaları kafasında döndürüyor, sosyal medyaya, eski fotoğraf ve mesajlara bakıp duruyordu. Kendisini hiçbir zaman tatmin etmeyecek cevapları arayıp duruyordu. Eski kız arkadaşının sosyal medyasına, mesaj uygulamasına bakmayacağı, onu kafasında çevirip durmayı bırakacağı konusunda kendisine sözler veriyordu ama haftalar hatta aylar geçmesine rağmen, hiçbir şey değişmiyordu. Pardon, aslında bir şeyler değişiyordu. İşler daha da kötüye gidiyordu. Bob artık, eskiden olduğu adamın gölgesine dönüşmüştü. İşkence görüyor, aklını kaçırıyor gibi hissediyordu.

Benim “gecenin üçü testi” dediğim şey tam olarak da bu. O, gecelerinize sahip oluyor ve sinir sisteminizi elinde tutmaya devam ediyorsa, siz alelade bir kalbi kırık değilsiniz. Hayır, siz travma bağı geliştirmiş birisiniz.

Gecenin üçünde içine düştüğünüz bu girdap, aslında sinir sisteminizin, olmayan bir tutarlılığı ve “kapanışı” dayatmaya çalışmasından kaynaklanıyor. Gecenin bir yarısı dünya sessizleştiğinde, dikkat dağıtıcılar ortadan kalktığında, savunma kalkanlarınız iniyor ve bilinçaltı zihniniz deli gibi çalışmaya başlıyor. Kaosun kaydını yeniden oynatıyor, bilmeceyi çaresiz bir şekilde çözmeye çalışıyor.

Siz bu durumda, onun iki versiyonu arasında sıkışıp kalıyorsunuz. Sizi capcanlı, sevilen, arzulanan bir erkeğe, neredeyse kahramana dönüştüren kadın bir tarafta, sizi sürekli eleştiren, aklınızla oynayan, kendi ruh sağlığınız hakkında şüpheye düşüren kadın bir tarafta oluyor. Bu, bilişsel çelişki (cognitive dissonance) ve çok zalim bir durum.

Siz her zaman onun iyi versiyonuna inanmayı tercih ediyorsunuz. Onun iyi versiyonunun gerçek ve aslında tek versiyonu olduğuna inanmayı, aranızdaki bağı güçlendirmeyi tercih ediyorsunuz. Beraber yaşadığınız zirvelerin peşinde koşarken, o berbat dipleri görmezden geliyorsunuz. Bu da sizi, tüm bunlar sadece sizin zihninizde olsalarda, bir çeşit umut döngüsüne hapsediyor.

Gerçek şu ki zihniniz, çözülmemiş bilmecelere dayanamaz. Çözülmemiş bilmeceyi çözmeniz için, sizi sürekli olarak ve zorla, o negatif düşünce döngüsünün (ruminasyonun) içine çekiyor. Sorun şu ki, ne kadar uğraşırsanız uğraşın, bu bilmeceyi çözemeyeceksiniz. Bu bilmecenin bir çözümü yok.

Yeniden huzur bulmanızın tek yolu, onu çözmeye çalışmayı bırakıp, sinir sisteminizi yeniden kablolamak. Çünkü gerçekte olan şey, sizin ödül devrelerinizin, dopamin yollarınızın rehin alınmış olması. Siz artık o zirvelerde ateşlenmeye, berbat diplerde debelenirken rahatlama arzusu ile yanıp tutuşmaya ve kaosa bağımlı olmaya programlamlandınız.

O sizi her idealize ettiğinde, sizi ilgiye boğduğunda, sizin seçilmiş kişi olduğunuzu söylediğinde, beyninizde dopamin şelale oldu. Ama size her duvar ördüğünde, sizi sessizlik ile cezalandırdığında ya da size öfke ile saldırdığında, vücudunuzda stres hormonları ile doldu, kortizol ve adrenalin şelale oldu.

Sonra özür dileyerek, kırılgan davranarak, sizi ilgiye boğarak geri geldiğinde, geçici bir rahatlama yaşadınız. Ve sonra bu döngü yine tekrarlandı ve yine tekrarlandı.

Yaşadığınız istismar döngüsünün farkına varmak yerine, sinir sisteminiz bu döngüye bağımlı hale geldi. Bu zirvelere ve diplere, ne zaman geleceği belli olmayan ve sadece onun size verebileceği ödüllere ve rahatlamalara  büyük bir arzu duymaya başladı. “Gecenin üçü testi”, sinir sisteminizin ona olan bağımlılığınızın ne durumda olduğunu gösteren bir belirti.

Yapmanız gereken şey, çözüm aramak yerine, şu adımları atmak.

Birinci adımda, gecenin üçünde uyandığınızda (ya da gecenin bir yarısı uyuyamadığınızda), burnunuzdan iki hızlı nefes alın ve ağzınızdan derin bir nefes verin. Bunu beş kez ya da gerektiği kadar yapın çünkü kalp atış hızınızı düşürmenin ve sinir sisteminizi yatıştırmanın, bilimsel kanıt temelli ve en hızlı yolu bu.

İkinci adımda, beyninizde onu döndürüp durmak yerine, 100’den geriye 7’şer eksilterek sayarak, negatif düşünce döngüsünü kesin.

Üçüncü adım, ayak tabanlarınızı sağlam bir şekilde yere basın, derin bir nefes alın ve kendinize “güvendeyim” deyin.

Dördüncü adım, bir deftere, bir iki düşünceyi çabucak yazın. Birkaç satır yeterli. “Özgürüm”, “daha iyisini hak ediyorum”, “bu ilişki bitti” gibi. Sonra da defteri kapatın.

Beşinci adımda, yatağınıza yakın bir yerde bir kitap bulundurun. Çok heyecan içeren bir şey olmasın. Uykudan gözleriniz ağırlaşana kadar kitap okuyun. Ya da kısa bir yönlendirmeli meditasyon yapın. Bu iki seçenek de, sizin zihninizi sakinleştirirken, bedeninize uykuya sürüklenmeyi öğretir.

Gecenin üçü testi, sinir sisteminizin hala kaosu, çelişkileri anlamaya çalıştığına işaret. Bu zihinsel girdaba girmeyi her reddettiğinizde, zihinsel girdaba girmeye karşı koyduğunuzda, beyninizi yeniden kablolayacaksınız. Bunun sonunda da, onun sizi artık kontrol edemediğini göreceksiniz.

(*) Travma bağı, bir kişinin kendisine duygusal, psikolojik veya bazen fiziksel zarar veren bir kişiye olağanüstü güçlü bir bağ geliştirmesidir. Bu bağ, normal sağlıklı sevgi bağı değildir; acı, korku, suçluluk ve arada verilen küçük sevgi/şefkat kırıntılarının karışımından oluşur.

Travma bağına neden olan toksik ilişkide genellikle döngü vardır:

Aşırı ilgi / sevgi (idealize etme, “sen bensiz yaşayamazsın” duygusu)
Kötü muamele / eleştiri / soğukluk / terk tehdidi
Kişinin korku, suçluluk, yalnız kalma paniği hissetmesi
Failin tekrar şefkat göstermesi / özür dilemesi / “bir daha olmayacak” demesi
Beynin, bu azıcık sevgi kırıntılarını ödül gibi algılaması

Bu döngü tekrarlandıkça, tıpkı kumarda sürekli kaybedip ara ara kazanmanın bağımlılık yapması gibi, beyin bağımlılık geliştirir.

Travma bağı = Kırıntı sevgi + yoğun acı + kopamama hali. Bu, “aşk” değil, beyinde oluşan bağımlılık döngüsüdür.

Toksik ilişkiler rehberine de bakmayı unutmayın.

Çeviri: The 3 AM Test: Why You Can’t Stop Thinking About Her

Kadınları nasıl etkileriz? – Kadınları etkileme yolları

“Cinsel çekim bir tercih değildir.”

Giriş

Cinsel arzunuz, temel içgüdülerinize sıkı sıkıya bağlı, büyük oranda otomatik ve düşünceye, tercihe pek yer bırakmayan bir his. Tabii ki beyninizin gelişmiş, düşünceye, planlamaya ve temel dürtüleri kendi geleceğiniz için dizginlemeye dayalı bölümlerini kullanarak, bu hissi kontrol etmeniz mümkün ve birçok durumda da kontrol etmeniz gerekli. Ama birçok durumda kontrol etmeniz gereken bu hissin ortaya çıkması, yemek yemeye ihtiyacınız varken (ve hatta çoğu durumda yemek yeme ihtiyacınız bile yokken), yüksek kalorili bir yiyecek gördüğünüzde, ağzınızın suyunun akması ve o yiyeceğe ulaşıp yeme dürtüsü kadar otomatik.

Peki bir erkek, bir kadında bu temel içgüdüyü nasıl uyandırabilir? Bir kadını nasıl etkilersiniz? Kadınları etkilemenin yolları nelerdir?

Kadınları etkileyen özellikler, erkekleri etkileyen özelliklerden farklıdır.

Bu konuda ilk anlamanız gereken şey, kadınların cinsel olarak etkilenme mekanizmasının, erkeklerin cinsel olarak etkilenme mekanizmasından çok farklı olduğu. Bir erkek bir kadına baktığında, o kadın güzel ise, anında cinsel çekim duyabilir, onunla hemen seks yapmak ya da sevgili olmak isteyebilir.

Modern bir toplumda yaşamamıza rağmen, erkek temel içgüdüsü, fiziksel olarak çekici, yetişkin bir vücuda sahip, çocuk yapma yaşlarında, sağlıklı bir kadını hamile bırakmak. İnsanın üreme ve çocuk yetiştirme süreci oldukça özel olduğu için, bir kadını hemen hamile bırakma dürtüsü, çalışan tek dürtü değil tabii ki. İnsan çocuğu çok uzun yıllar boyunca bakım gerektirdiği için, eş bağı dürtüsü de çok güçlü. Eş bağı dürtüsü nedeniyle, bir kadını tanıma, onunla iyi bir ilişki yaşama, sarılma, beraber bir şeyler yapma arzuları da güçlü ama cinsel dürtü hem daha önce ve daha güçlü çalışan bir dürtü.

Kadınların temel cinsel dürtüsü ise, erkekler kadar görsel değil. Erkeklerin özellikle anlık yeşeren cinsel isteği hemen hemen %100 görsel ama kadınların ilk yükselen cinsel dürtüsü sadece, erkeğin sağlıklı, çocuk yapacak yaşta ve iyi görünümlü olmasına bağlı değil.

Kadın için daha önemli olan şeyler, erkeğin sosyal olarak diğer insanlarla ile nasıl geçindiği, sosyal olarak istenen mi yoksa dışlanan mı biri olduğu, kendine güvenen biri mi yoksa güvensizliklerle mi dolu olduğu, hayatta başarı potansiyelinin olup olmaması, duygusal olarak güçlü, zor zamanlarda bel bağlanabilecek biri olup olmaması, zor zamanları kendi başına aşabilecek biri mi yoksa kadına bel bağlamaya, ondan annesiymiş gibi sürekli olarak duygusal destek aramaya meyilli mi olduğu gibi faktörlere bağlı. Bir kadının bu özellikleri tartması için de, erkekle konuşması gerekli.

Yani bir kadını etkilemeniz ya da tam tersine itmeniz, onun temel içgüdülerini ateşlemeniz ya da söndürmeniz, onunla konuşurken söylediklerinize ve yaptıklarınıza, daha çok yaptıklarınıza yani vücut dilinize ve ses tonunuza bağlı.

Örneğin bir kadınla konuşurken kendinizden şüphe duyuyorsanız, güvensizlik hissediyorsanız, onun cinsel dürtülerini tetiklemeniz çok zor. Böyle bir konuşma, kadının sizi bel bağlanamayacak, güçsüz ve yük olarak görmesini sağlar. Siz hayatın başka alanlarında kendine güvenli bir erkek olabilirsiniz, başarılı olabilirsiniz, yakışıklı ve uzun boylu olabilirsiniz ama kadının temel dürtüleri, bunları görmezden gelir, sadece konuşma esnasında aldığı sinyallere göre değerlendirme yapar. Düşünceye, analitiğe ve dürtü kontrolüne dayalı beyin bölümleri sizi iyi bir tercih, harika biri olarak görebilir ama kadının temel içgüdülerini ciddi oranda söndürürseniz, bu beyin bölümlerinin değerlendirmeleri çöpe gider.

Aynı şey erkekler için de geçerli. Bir kadın ne kadar iyi, sevecen, sevgililik ve annelik için uygun olsa da, eğer erkek için yeterince güzel değilse, üst beyniniz “bu kız iyi, bir şans ver” demeye çalışsa bile, sıklıkla temel içgüdünüz galip gelir.

Tem tersi de geçerli. Bir erkek kötü bir partner, çirkin olabilir. Ama kendine güvenen, duygusal olarak güçlü, sosyal olarak tercih edilen, başarı potansiyeli yüksek biri ise, temel içgüdüler galip gelebilir. Bir kadın bildiğin pavyon gülü olabilir, kafadan kontak olabilir, arkanı dönsen başkasının kucağına atlayan biri olabilir ama eğer güzel bir kadınsa, temel içgüdüleri yine de ateşler. Dayılara tarla sattırır, ergenlerin ekran başında kimyasını bozar, yetişkin bir erkeği herkes yapma sakın derken cehennem gibi bir ilişkide mahveder.

Evet, bir kadının sizden etkilenmesini sağlayan temel içgüdü, otomatik ve düşünceye bağlı değil. Tercihe de bağlı değil. Tabii ki, bir kadının temel içgüdüsü sizi istiyor diye o kadın sizin kucağınıza atlamaz. Çoğu insan, dürtülerini kendi yararlarına kontrol edebilir ama eğer bir kadının sizden etkilenmesini istiyorsanız, kontrol etmeye çalışmak için çabalamak zorunda kalacağı bu içgüdüyü yaratmanız gerekli.

Bu temel içgüdü ise evrensel olarak, kendine güvenli, duygusal olarak güçlü, sosyal ve esprili (zeka, sosyal zeka göstergesi), maskülen (güçlü, cesur, yetkin ve onurlu) olmak ile ateşlenir. Yani kadınları etkilemenin yolları bunlardır.

Bir erkek bu özellikleri kadınla konuşurken gösterir. Bir erkek bir kadına bakıp, onunla hemen yatmak isteyebilir ama bir kadın bir erkeğe baktığında, erkek görsel olarak çekici özellikler yansıtıyorsa, öncelikle onunla konuşmak ister. Evet, bazı kadınlar sadece tipe bakarak erkekle seks yapmak isterler. Ama bu kadınlar azınlıktır.

Kadın erkekle konuşurken, kadının bilinç altı şunları değerlendirir:

Bu adam kendine güvenen biri mi yoksa güvensiz biri mi?

Eğlenceli, esprili mi yoksa sıkıcı biri mi?

Gerektiğinde kollarına sığınabileceğim, duygusal olarak güçlü biri mi yoksa zor zamanlarda duygusal olarak yük olacak biri mi?

Duygusal olarak benden güçlü mü yoksa ben ondan daha mı güçlüyüm?

Burada doğru özellikleri sergilerseniz, temel içgüdüyü ateşleyebilirsiniz. Bir anda çikolatalı pastaya, baklavaya dönüşebilirsiniz. Tekrar ediyorum, siz çikolatalı pastasınız diye kadın sizi yiyecek diye bir şey yok. Toktur (ilişki içindedir) yemez, çilekli pasta tercih ediyordur (tipi değilsinizdir) yemez, diyettedir (kendini kocasına saklıyordur) yemez. Ama sizi yemesi için o temel arzunun orada olması, sizin bozulmuş yemek değil baklava olmanız lazım. Siz bozuk yemekseniz, en aç, en iradesiz kadın bile sizi yemek istemez.

Bir kadın, esprili, karizmatik, maskülen bir erkek ile etkileşime girdiğinde, açken çikolatalı pasta görmüş gibi dopamin salgılar. Dopamin, insanın dopamin salgılatan şeyden zevk almasını, onu yeniden istemesini ve onu yeniden yapmak için motive olmasını sağlayan bir hormon. Kadın sizinle konuşurken dopamin salgıladığında, sizinle konuşmaktan zevk alır, sizinle yeniden etkileşime girme arzusu duyar ve sizinle yeniden etkileşime girme eğiliminde davranır (örneğin size telefon numarasını verir).

Etkileşim devam ettiğinde, kadın beyni oksitosin de salgılamaya başlar ki bu da kadının erkeğin yanında güvende hissetmesine, erkeğe yakın hissetmesine neden olur.

Cinsel çekimi kontrol edip etmemek bir tercih olabilir ama cinsel çekimin kendisi bir tercih değildir. Kadın ya da erkek, bu insana cinsel çekim duysam mı, duymasam mı diye düşünmez. Cinsel çekimi, kendinizi analizler yapıp ikna ederek ortaya çıkaramazsınız.

Eğer bir kadını nasıl etkilerim diye düşünen, kadınları etkilemenin yollarını arayan bir erkekseniz, birden fazla sayıda kadınla seks istiyor olsanız da, ilişki istiyor olsanız da, yapmanız gereken şey, bu cinsel çekimi yaratacak şekilde hareket etmek, duygusal güce, sosyalleşmeye, espri yeteneğinize, kendine güveninize çeki düzen vermek.

Kadınları etkilediği sanılan ama asıl çekimi yaratmayan şeyler

Çoğu erkek daha fazla kendine güvenen, duygusal olarak güçlü, gerçekten maskülen olmak (kaslı ve poz kesen bir erkek değilde güçlü, cesur, yetkin ve onurlu olmaktan bahsediyorum) yerine “önce arkadaş olalım, ona duygusal tampon olayım, bilgisayarından virüs ayıklayayım, musluklarını tamir edeyim, ona hediyeler alayım, benim değerimi anlar” stratejisi uyguluyor. Bu efendi adam pozları bir işe yaramadığında ya da bu pozlarla ilişkiye girseler bile ilişki travması yaşadıklarında, en kaslı gymcel ben olayım, en yüksek değerli olayım, kızlar bana gelecek deliliğine yelken açıyorlar. Bu stratejiden ve zararlarından burada sıklıkla bahsettik. Yüksek değerli erkek ol sana gelecekler, biz buna hipergami diyoruz bro, gymcel yazılarına bakabilirsiniz.

Çoğu erkeğin kullandığı, “önce arkadaş olalım, değerimi anlasın” yöntemi, kadında cinsel dürtü yaratmaktan çok, onun onayını alma mekanizması içeriyor. Kadının onayını arayan bir erkek ise, güçlü ve kendine güvenen erkeğin tam tersi maalesef. Bundan Size acımasız görünse de, bunu yapmazsanız kadınlara çekici gelmezsiniz yazısında bahsettik. Ona çiçekler, çikolatalar alarak, sürekli jestler yaparak ve iltifatlar düzerek, Efendi Erkeğin Toksik Kırılganlığı kitabında bahsedilen birinci gizli sözleşmeyi çalıştırmaya uğraşıyorlar. Yani, “ben insanlar için, onlar bana sormadan bir şeyler yapıp durursam, onlar da ben söylemeden, benim istediğim şeyleri yaparlar” mantığı ile hareket ediyorlar.

Bu tür bir yaklaşım pek çalışmaz. Çalışsa bile, ilişkiyi devam ettirmek için sürekli olarak sormadan vermek zorunda kalırsınız, söyleseniz de pek bir şey alamazsınız.

Aslında yapmanız gereken, önce çekimi arttırmak ki bunu nasıl yapacağınıza geleceğiz, sonra da sonra daha fazla yakınlık, iyi vakit geçirme gibi şeylere odaklanmak.

Bir başka grup erkek de, haftada 5 gün spor salonuna gidip kas yaparak daha fazla fiziksel çekiciliğe sahip olmaya, yıllarını harcayarak büyük bir finansal birikime ve çok iyi bir kariyere sahip olmaya çalışıyor. Bunun sonucunda da birgün, kadınların kendisine akacağını umuyor.

Bir erkeğin daha iyi bir fiziğe, daha fazla finansal birikime ve iyi bir kariyere sahip olması çok iyi bir şey. Ama bir kadını etkilemek için mükemmel bir kariyere, finansal birikime ve harika bir vücuda ihtiyacınız yok. Bunlara aşırı derecede önem veren, hatta bunlara tapan kadınlar var ama bu kadınlar azınlıklar. Asıl ihtiyacınız olan şey, kendine güvenli, maskülen, eğlenceli, duygusal olarak dengeli bir erkek olarak ve bunu vücut dilinizden yansıtarak konuşmak.

Ne yani, daha fazla kas, daha fazla para, daha statülü bir iş, çok çekici değil mi? Bunlar çekiciliğinize pozitif etki eden şeyler ama yeterli değiller. Mükemmel bir vücut, çok para, statü, sizin kendine güvenli olmanıza katkı sağlayabilir ama özgüvensizliklerinizi dolaysız bir şekilde düzeltmezseniz, özgüvenli olmanızı sağlamaz. Daha fazla esprili ve ince zeka sahibi biri olmanızı sağlamazlar. Tam tersine, bunlara çok vakit ayırırken, sosyal zekanızı geliştirecek etkileşimlerden mahrum kalırsanız, sizin daha itici biri olmanıza neden olabilirler.

Bir erkeğin çekici olmak için yapabileceği şeyler

Şimdi dilerseniz, gerçekten etkileyici olmanızı sağlayacak şeylere gelelim. Bunlarla ilgili burada ayrıntılı yazılarımız var. O nedenle ben size kısa başlıkları vereceğim ve bu yazılara link göndereceğim.

Hoşlandığınız bir kadınla iletişime girdiğinizde, kadının onayını aramaya çalışmayı bırakın. Çoğu erkeğin, hoşlanmadığı kızlarla rahat davranırken, hoşlandığı kızla konuşurken embesil olmasının nedeni bu. Hoşlanmadığı kızlarla rahat çünkü onların onayını aramıyor.

Bunun tam tersine, umursamaz olun. Umursamaz olmak, tanıştığınız kadını umursamamak değil. Ona, “sen kimsin?” tavrında davranmak hiç değil. Umursamaz olmak demek, tanıştığınız ve hoşunuza giden kadınla “olursa güzel olur, olmazsa bir ara başkası ile nasıl olsa olur” zihin yapısında kalmak demektir.

Pozitif cinsel gerilim, kadınları etkilemenin en güçlü yollarından biridir. Pozitif cinsel gerilim nasıl yaratılır öğrenin, bu kabiliyeti öldüren özelliklerinizden kurtulun.

Duygusal güç ya da duygusal bağımsızlığınızı geliştirin. Duygusal güç, bir erkeğin sahip olabileceği en büyük güçtür.

Sosyalleşin. Hem daha az sıkıcı biri olursunuz hem de kadınlarla iletişim pratiği yaparsınız. Özellikle yeni kadınların girip çıktığı etkinliklere, sosyal ortamlara girin. Kankalarınızla kafede oturmak ya da dayılarla dağlarda avcılık yapmak da sosyalleşmek ve yapmak istiyorsanız yapabileceğiniz şeyler. Ama bir taşla iki kuş vurmak için, içinden tanımadığınız kadınların geçtiği sosyal ortamlar edinin. Yakın kız arkadaşlarınızla, kuzenlerinizle, işteki kadın arkadaşlarınızla esprili muhabbet sizi, hoşunuza giden bir kadınla etkileşime hazırlamaz. Ama tanımadığınız kadınlarla etkileşim, onlara yürümeseniz bile, sizi hoşunuza giden bir kadınla etkileşime hazırlar.

Birçok erkek, balık tutmak istiyor. Ama en yakın su kütlesinden binlerce kilometre uzakta yaşıyor. Balık tutmak için, bu konuda tecrübe için, nehir kenarına gitmeniz lazım.

Pratik yapın. Hergün bir kadına yürümeniz gerekmez ama istikrarlı bir şekilde, düzenli bir şekilde yürümeniz gerekir. Birçok erkeğin hatası, yalnızlıktan bunalınca piyasaya çıkıp hızlıca tükenmek ve yine aylarca kabuğuna çekilmek. Bu şekilde bir kazanım elde edemezsiniz. Dur kalk, dur kalk ile bir ilerleme sağlayamazsınız.

Henüz özdeğersizliklerinden kurtulamamış biriyseniz, bunların vücut dilinize nasıl yansıdığına dikkat edin ve bu yansımaların farkında olun. Farkında olun ve engellemeye çalışın. Aslına bakarsanız, bu yansımaları yani davranışları engellemeniz bile, fizyoloji ve duygu örtüşmesi prensibi sayesinde, daha rahat ve kendine güvenli biri olmanıza büyük katkı sağlar.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Bir sıcak bir soğuk (Pull – Push) manipülasyonu nedir?

Bir kızla tanıştım ve buluştum. Buluşma zevkli geçti, güzel bir enerji aldık. Ama çok ön yargılıydı. Ben birileriyle çok nadir buluşuyorum dedi. Sonra tekrar görüşecek miyiz diye sordum, kız da “ben görüşmek isterim ama dating uygulamasından tanışmamız güven vermiyor, gerçekte tanışmayı tercih ederim” dedi.

Bir buluşmada, bir sonraki buluşmayı konuşmayın. Ayrıca, “bir daha görüşecek miyiz” sorusu, sizin kendinize güvenmediğinizi gösterir. Bir daha buluşmak istiyorsanız, ertesi gün ulaşın ve ikinci buluşmaya çağırın.

Kendisi dating uygulamasında olan birinin, “dating uygulamasından tanışmamız güven vermiyor” demesi gülünç. Kendisi de o uygulamada iken, sanki senin ona kendini ispatlaman gerekiyor gibi konuşmuş. Bu zokayı yutmazsın umarım.

İkinci buluşmaya kadar, her gün yaklaşık 30 dakika kadar telefon görüşmesi ve mesajlaşma oldu. Kız sonra “ben şu partidenim, sen necisin” dedi. “Ben siyasetle ilgilenmiyorum ama o partiyi de savunmuyorum” dedim. “O zaman olmaz, ben o parti destekçileri dışındakilere saygı duymuyorum” dedi. Ben de, “O partili biri olunca daha mı mutlu olacaksın?” dedim ve “saygı duyarım” deyip kapadım.

Kız üstü kapalı olarak “sana saygı duymuyorum” dedikten sonra kıza “saygı duyarım” demen gülünç olmuş.

Kız, “bana değer verseydin, bu kadar çabuk bitirmezdin” dedi.

Burası senin bu manipülatif kızı salman gereken yerdi diyorum. Görüşmeyelim, ayrılalım dedikten sonra “beni sevsen çabalardın” diyen insan muhtemelen kötü niyetli, kesinlikle manipülatif biridir. Özellikle yeni tanışıyorsanız hemen başınızdan savmanız gereken biridir.

Ben de “çok net bir çizgi çektin bana da diyecek fazla söz kalmadı” dedim. Tekrar buluştuk.

Doğru demişsin ama tekrar buluşarak hata etmişsin.

Kız bugün bana “annene beni anlattın mı?” dedi. Ben de “adını koymadığımız bir şeyi anneme anlatmam, zamanla bakacağız vakit geçirdikçe” dedim. “Sen anlattın mı?” dedim,  “hayır” dedi. Sonra kız “benim zaten biraz düşünmeye ihtiyacım var” dedi.

Kız aşırı dengesiz ve güven sorunu yaşıyor. Hiç ilişkisi olmadığı için hiç güvenmiyor ve ön yargıları var.

Hiç ilişkisi olmadığına hemen inanman aşırı saf bir davranış olur. Kızın dengesiz olduğu kesin ama ben buna daha çok manipülatif derdim.

Tüm kararı kızın eline bırakmak istemediğim için “benim de düşünmem gereken bir kaç şey var, bu aşamada ikimiz de düşünelim” dedim. “Tamam” dedi.

Çok mu yalnızsın bilmem ama bu kızı bırakman, senin hayrına.

15 dk sonra tekrar “napıyosun?” yazdı ve Kuran okurken fotoğraf falan almış. Açıkcası bu kızı hiç anlamadım. 10 dk önce “ben vazgeçtim senden etkileniyorum” galiba diyor. 25 dk sonra “tamam sana güvenmeye başladım” diyor. Bu kızın güven vermez ani değişimleri bende konuşma isteği bırakmadı.

Normali zaten bu kızdan soğuman. Soğumaman kötü olurdu.

Bu kızı hiç anlamadım diyorsun ama kız en bilinen manipülasyonlardan birini yapıyor. Bir sıcak – bir soğuk (Pull – Push) manipülasyonu. İlişkiler dünyasında olan her erkeğin bilmesi gereken manipülasyonlardan biridir bu.

Bir sıcak – bir soğuk manipülasyonu, kişinin partnerine ya da flört ettiği kişiye bir yaklaşıp bir uzaklaşması şeklinde olan ve döngü tekrarlandığında partneri duygusal olarak kararsız, kafası karışık ve bağımlı hale getirebilen bir duygusal manipülasyondur.

Örneğin manipülatif taraf önce “seni çok özledim, sen çok özelsin” (sıcak – çekme) gibi bir şey söyler ama sonra birden “biraz uzak duralım, düşünmem gereken şeyler var” (soğuk – itme) der.

Bir sıcak – bir soğuk ya da yaklaşma – uzaklaşma döngüsü, manipüle edilen tarafın “ne oldu?”, “ben ne yaptım?”, “onu nasıl tekrar kazanırım?” gibi düşüncelere dalmasına neden olabilir.

Bu duygusal manipülasyon bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde yapılabilir ve amacı, karşı tarafı kaosa sürükleyerek kontrol altında tutmak veya karşı tarafın ilgisini canlı tutmaktır.

Bir sıcak – bir soğuk manipülasyonu yapan taraf bunu, sağlıksız bağlanma stili yüzünden, özdeğer eksikliğinden ya da narsist bir kontrol ihtiyacından yapabilir.

Örneğin kaçıngan bağlanan birisi, yakınlık arttığında rahatsız olur ve karşısındakini iter ama karşısındaki fazla uzaklaştığında onu yeniden uygun mesafeye çeker. Burada amaç, kaçıngan bağlanan insanın kendine göre güvenli olan uzaklıkta kalarak ilişkiye devam etmesidir.

Kaygılı bağlanan bir insan ise sürekli olarak sevilmeye layık hissetmediği için, manipülatif tarafın “itme” hareketi ile paniğe kapılarak, karşısındakine daha da fazla bağlanabilir. Güvenli bağlanan bir insan, böyle oyunlara gelmez.

Bir sıcak – bir soğuk yapan kişi, bunu genellikle ilişkide kontrolü elinde tutmak için yapar.
Yaklaşarak karşı tarafın duygusal bağ kurmasını sağlar (çekme),
sonra uzaklaşarak diğerinin tepkisini ölçer (itme):

“Gerçekten beni istiyor mu?”

“Arkamdan gelir mi?

“Ne kadar değer veriyor?”

Bu şekilde aklınca, duygusal güç dengesini test eder durur. Ama bu davranış karşı tarafta güvensizlik, özdeğer sorgusu, duygusal yıpranma yaratır.

Bu manipülasyonu yapan insanlar genellikle, “çok bağlanırsam bırakılırım ve çok acı çekerim” korkusuna sahiptirler.

Şimdi, bu manipülasyonu gördüğünüz zaman, ne yapacağınızı söyleyeyim.

Öncelikle burada olduğu gibi daha başından, bu sıklıkta ve radikal bir sıcak – bir soğuk manipülasyonu yapılıyorsa, bu insanı hemen bırakmanızı tavsiye ederim. Radikal derken kastım, itme olayının “görüşmeyelim” noktasına gelmesi. Dikkat edersen bu kız hemen başından, yoğun sıklıkta ve radikallikte. Hemen “görüşmeyelim” noktasına geliyor. Hafif bir soğukluk, geç cevap verme falan olsa neyse. Burada üç bileşen de olduğundan, senin bu kızla iletişimi kesmen gerekiyor.

Bir sıcak – bir soğuk, bazen sizin aşırı ilginizden ve itme ile ilgiyi kesmenizden kaynaklanabilir. Yani kız size yakınken ilgiye boğuyorsunuz, buna engel olamıyorsunuz ve kız kaçıyor. Ama sonra kız kendini geri çekince, kendinizi geri çekmeyi biliyorsunuz ve kız size yaniden çekiliyor. Burada olay çekme – itme manipülasyonu değil, sizin davranışınıza verilen bir tepki.

Eğer yukarıdaki şeyi yapmıyorsanız, çekme – itme olayının sizinle alakası olmadığını, sizin suçunuz olmadığını, karşınızdakinin kendi içsel kaosu olduğunu bilin. Özellikle de şunlar varsa:

  • Bir sıcak, bir soğuk davranışların çok sık değişmesi
  • “Bilmiyorum”, “kafam karışık”, “hislerimden emin değilim”, “görüşmeyelim” gibi itme sözleri

Karşı taraf itme sürecine girdiğinde, özellikle kaygılı bağlanan / efendi adam / beta erkekler, paniğe kapılıp, peşinden koşmaya meyillidirler. Bunun yerine yapmanız gereken şey, eğer karşınızdaki sık ve radikal döngülere giriyorsa bırakmak, bırakacağınız noktada değilse, duygusal tetiklenmeye dayalı kaygı tepkileri vermek yerine, ona açık bir şekilde ne yaptığını gördüğünüzü söylemektir.

Sadece şunu söyleyin:

“Bir çok yakınsın, bir çok uzak. Neden böylesin?”

Karşınızdaki bunu söylediğinizde size karşı çıkacaktır. Başka bir şey söylemeyin, ikna etmeye çalışmayın. Eğer kişi bunu bilinçsiz yapıyorsa, belki bunun farkına varıp düzeltmeye çalışır. Bilinçli yapıyorsa, en azından oyununu gördüğünüzü bilir.

Eğer kişi sürekli aynı döngüyü yapıyor ve sizinle açık iletişime girmiyorsa, o ilişki “dengesiz bir güç ilişkisine” dönüşür ve o ilişkiyi bırakmanız gereklidir.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.