Sosyalleşme ve sosyal ortamlarda nasıl davranmalı yayını

Patreon ve YouTube katıl üyelerimizle yaptığımız bu yayında, sosyalleşme kavramını ve günümüzde takipçilerimizin sosyalleşirken karşılaştığı zorlukları ele aldık, sosyalleşmenin ne olduğu, nasıl sosyalleşileceği ve bu süreçte yapılan hatalar ile bunlara karşı uygulanabilecek stratejiler üzerine konuştuk.

Sosyalleşme, genel olarak AVM’ye gitmek, bara gitmek, kafede oturmak, maç izlemek gibi aktiviteleri kapsasa da, biz bu yayında özellikle yeni insanlarla tanışmayı sağlayan, mümkünse kızlı erkekli ortamları hedef aldık.

Günümüzde birçok insan sosyalleşme problemi yaşıyor ve dar bir gruba tıkılıp kalıyor. Pandemi dönemindeki sokağa çıkma yasakları ve online yaşama geçiş, bu durumu derinleştirdi ve insanları sanki iki paralel evrene ayırdı: genel olarak online yaşayanlar ve hala sosyal yaşayanlar.

Yayında, sosyal kaygı (sosyalleşmekten korkma), ve kişisel psikolojik durumlar gibi sosyalleşme sorunlarının altında yatan çeşitli nedenlere değindik. Sosyalleşmeyi engelleyen hataları ve sosyalleşme becerilerini geliştirmek için tavsiyelerimizi konuştuk.

Katılan, soru soran, YouTube katıl ve Patreon aracılığı ile bize destek veren takipçilerimize teşekkür ederim.

Yayının Patreon destekçilerine özel linki.

Yayının YouTube katıl linki.

Instagram’dan tanışılan kızın seker bebek çıkması – vaka çalışması

Merhaba, ben 35 yaşında, iyi bir mesleği olan biriyim. Instagram’da 22 yaşında bir kızla tanıştım. 2 ay yazıştıktan sonra nihayet buluştuk. İlk buluşmamız arkadaş ortamına denk geldi.

Sevgiliniz olmayan kızla arkadaş ortamında buluşmamaya bakın. Etrafta arkadaşları varken ya da arkadaşlarınız varken, fiziksel ve duygusal hedeflerinize yaklaşacak adımlar atmanız hemen hemen imkansız olduğu için, buluşma boşa harcanır.

Buluşmadan sonra kızı evine bıraktım, arabadan inerken yanağımdan öptü. Gece de mesaj attı ve buluşmanın güzel olduğunu söyledi.

Arkadaş buluşmasını ve 2 ay çok uzun süre mesajlaşmayı saymazsak, buraya kadar iyi gidiyor gibi.

İkinci buluşmamız bir barda oldu. Barda eğlendik ve gece ikiye kadar sürekli sarıldık ve öpüştük. Gecenin sonunda evine bıraktım.

Dışarıda öpüştüğün kızı, “baş başa kalacağımız bir yere gidelim” diye hemen evine çağırman lazım. Gece ikiye kadar barda öpüşeceğinize, evde öpüşün. Evde yatay sporlara geçebilme ihtimalin var, barda hemen hemen hiç yok.

Kızı çağırmadıysan fırsat kaçmış, çağırdın ve gelmediyse onu bilemem.

Ertesi gün yakın bir akrabasının ölüm haberi geldi ve üzgün olduğunu söyledi. Ben de rahat bıraktım ve ne yapalım dedim. Yurt dışına gitmek istiyorum dedi, ben de okey dedim. Haftasonu tatil için Yunanistan’a gittik. Orada bana regl olduğunu söylediği için bir şey yapamadık.

Ya şanssızlık ya yalan.

Çok eğlendim ama regl olduğu için biraz soğumuştum. Gece sadece sarıldık ve biraz öpüştük.

Regl olması çok öpüşmenize ve hatta başka türlü sekse engel değil aslında.

Döndük ama biraz kırgındım.

Regl olmasına mı yoksa regl işi yalan diye hissettiğin için mi? Vermedi diye sinir olmak tamam ama kırılmak nedir?

Neyse, sonrasında birkaç kez buluştuk, hep soğuk yaptı. Ben de eksik olan şeyi yani seksi mesajlarımda açıkça dile getirdim.

Soğuk yaptı dediğin sanırım kız son noktaya hiç gitmedi. Pazarlıkla, lafla, ikna ile, dil dökerek, dilenerek, vs. seks yapamazsın. Kızın 2 aylık konuşma ve 3-4 buluşma ki biri yurt dışında (!), seks yapmadığını bir veri olarak alıp ona göre karar vermen lazım.

Kızla ara sıra mesajlaşıyorum ama buluşmaya ikna edemedim.

Bir kıza en fazla iki kere buluşma teklif edersin, buluşmuyor ise mesajlaşmayı bırakırsın. Eğer sen ona ulaşmadan o sana 2 kere ulaşırsa bir son buluşma şansı verirsin. Sen ise kızın peşinde koşuyorsun.

Bir iki kere gece çıplak fotoğraf ve video gönderip ilgimi çekmeye çalıştı, geliyorum deyince de paradan ibandan söz açınca olmaz dedim.

Oooo, kızımız sugar baby (şeker bebek) desene. Yani bundan zaten kız arkadaş olmaz ama paranın hakkını verecek olsa görüşebilirdin aslında. O gece o fotoğraflar tek bir şeker babacığa gitmedi muhtemelen. Parayı veren düdüğü öttürdü mü acep?

Babasıyla yazışmasını attı. Ev sahibi evden çıkarıp satmak istiyor şuan zor durumda kiradan dolayı.

Muhtemelen senden ve başka babacıklardan para koparmak için uydurduğu bir şey. Gerçek bile olsa senden ve başka babacıklardan para koparmak için paylaşıyor.

Yardımcı olurum dedim. Gerekirse ev satın alana kadar bende kalırsın kiraya faturaya karışmazsın dedim. 2 gün geçti ses yok.

Kız para istiyor, seninle kalmak değil.

Neyse nasıl iletişim kurayım nasıl davranayım anlamadım?

Kız şeker bebek ama en boktan olanından, yatmayanından şeker bebek. Eğer şeker bebek olayına tamam isen, yatanından şeker bebek bulsan daha iyi olur.

Bu cevabım üzerine arkadaş şunu yazdı:

Hiç para vermedim, vermem de. Sadece kızın karakterini ve davranışlarının nedenini psikolojisini merak ediyorum.

Tahmin ediyorum ki Yunanistan tatili %50-%50 olmadı yani muhtemelen para verdin ama farkında değilsin. Hem para vermene rağmen çokomel yemedin. Bölüştünüyseniz onu bilemem, hepsini ödediyse bordo berelisin. Ama tahimin doğru ise iki kere buluştuğun kızı pahalı tatile götürmek, para vermektir. Çokomel de yokken, çokomelsiz hem de.

Her neyse, bu tip kızlar her yaşta karşınıza çıkabilir ama özellikle 30 yaş üstünde bir erkekseniz ve 20-25 yaş arasında kızlarla etkileşime giriyorsanız karşınıza daha sık çıkar. Bazıları gerçekten alışverişin hakkını verirler. İşinizi biliyorsanız fena alışveriş de değildir. Böyle bir kızla hafif şiddet bir duygusal bağ da kurarsınız ama bu kulvarda koşan bir kızın sana aşık olduğunu, olacağını sanmak gibi bir hataya düşmemeniz lazım. Alışveriş olarak başlayan, alışveriş olarak devam eder. Pretty Woman fantezisine dalmamak lazım.

Bunların en tehlikeli olanları, başında çok az alan çok fazla veren, sonra aşamalı olarak artan şiddette para koparmaya çalışanlarıdır. Yaşınız ilerlemişse, yalnızsanız ya da genç ve güzel kadın ilgisine alışık değilseniz, bir tarafınız bu işte bir iş var diye bağırsa bile, 20’lik bir dilberin sunduğu hayale kapılmamayı beceremeyebilirsiniz.

Yalnış anlama, yaşın 20’lerinde bir kadının sana gerçekten aşık olamayacağı geçkinlikte değil. Ben kendim 37 yaşındayken 23 yaşında bir kızla sevgili oldum, sonra evlendim yani bu tür ilişkilerin hepsi şeker bebek – şeker babacık ilişkisi, sadece o şekilde olur demeyeceğim. AMA kızı internetten bulduysan, sana fazla para harcatıyorsa (Yunanistan tatilini sen ödedin diye tahmin ediyorum), üç beş yüz değil, daha yeni tanışmışken binlerce lira para istiyorsa, o kız altın avcıdır (gold digger), şeker bebektir (sugar baby). Şansına, bu amatör bir kızmış, daha çakalı çok daha beter oluyor. Bu nedenle de, eğer yalnızlık, geç kalmışlık, kadınsızlık psikolojisi içindeyseniz, bu kızlara bulaşmamanızı tavsiye ederim.

Bunlar sana değil, konu konuyu açtı.

20 sene önce Bangkok’ta yaşarken bu tür bir dalaverenin kurbanlarını çok duyardım, ara ara da görürdüm. Şimdi biraz önce baktım, hala dolu dizgin devam ediyormuş. 40 yaşında, 50 yaşında, boşanmış ya da doğru dürüst hiç kadın yüzü görmemiş adamların Tayland’a gelip, 22 yaşında, 23 yaşında bir güzelin aşk bombardımanı ve daha da dayanılmazı inanılmaz seks bombardımanı ile 100 binler kaybetmesi bilindik hikayedir, azıcık araştıran herkes görür. Ama işte o psikolojide adam, bu yalana inanmak istediğinden, bu dalavere yıllardır devam eder durur. Tayland’da bar kızlarına kapılan, bağı bahçeyi kaptıran Avrupalı dayıları görseniz, Türkiye cinsel açlığın zirvesi falan diyemezsiniz.

Bazen bu adamları dinlerken, onca para verdim, karşılığında hiçbir şey alamadım hikayesi dinliyorum ama içimden “yahu 1 ay, 3 ay, 6 ay belki bir sene hayatında yaşayamayacağın bir hayal yaşadın, aslında bayağı bir şey aldın”. Tabii 30 bin liralık hayale, 3 milyon ödedin yani dolandırıldın ama abiciğim bu kızlar hayal ticareti işindeler, ürünleri aşırı pahalı sadece.

Bu arada kısmetse yakın zamanda, Patreon’daki Mahmut Abi’den hikayeler bölümünde, Tayland yıllarında bir İngiliz beyefendisi Edward ile Alexis Zorba The Greek (ben oluyorum) hikayesini, çok beyefendi bir adamın yanlış arkadaş seçiminin hikayesini anlatacağım 🙂

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Hayata atılamama – Puer Aeternus – Yetişkin olmanın çok zor görünmesi

Bu konuda Dr.K’nın yaptığı detaylı yayını Patreon’a koydum: Puer aeternus – Ebedi oğlan çocuğu

Önemli noktalar

  • The Puer Aeternus (ebedi çocuk), büyüyemeyen, yetişkin olamayan genç erkek veya kadınları tanımlayan, modern Amerikan literatüründe Peter Pan sendromu denilen problemin ismi.
  • Beyin, kolay dopamin uyarımları tarafından tetikleniyor ve bu da kişinin zevki erteleme ve çok çalışma ihtimalini azaltıyor.
  • Bebek patlaması (baby boomer) neslinin çocuk yetiştirme şekli geri tepiyor: çocuklarımıza, hoşlarına gidecek işler söyledik ama bunu yapabilmek çok zor olabilir.

Çoğunuzun bildiği gibi Carl Jung, yirminci yüzyılın başlarında Sigmund Freud’un kanatları altında çalışan ama daha sonra çeşitli nedenlerle ondan koparak, Jungcu psikoloji adı verilen kendi psikoloji ekolünü yaratan bir psikologdu.

Jung, kişilik gelişimi ve arketip denilen, evrensel gibi görünen, mitolojik ve psikolojik yapılarla ilgileniyordu. İçe dönük – dışa dönük terimlerini Jung popüler hale getirdi. Gölge, Jung’un ortaya attığı ve daha önce duymuş olabileceğiniz terimlerden birisi.

Puer Aeternus ise, yetişkin olamayan kadın ya da erkek demek. Modern Amerikan literatüründe, Peter Pan sendromu dediğimiz şey, bu arketipin bir şekli. Puer Aeternus yani ebedi çocuk, yetişkin yaşamının gereklerini anlar ama bunlar onun için çok fazladır. Puer Aeternus sadece ebedi gençlik ile alakalı değil. Aynı zamanda kapana kısılma korkusu ile, her anlamlı yetişkin hayatında bulunan kuralların ve sorumlulukların korkusu ile alakalı.

Gelişim sürecine tüm insanlık katılır. Örneğin, anaokuluna başladığınızda, anaokulu sınıfına gitmek için servis otobüsüne binmeye başlarsınız. O yaşlarda anne ve babanıza çok bağlı olsanız bile, o sınıfa gitmenin bir yolunu bulmanız gerekir. Belki sınıfa gitmemek için ağlar ve annenize yapışırsınız ama zamanla kendinizi ana sınıfında veya ilk okulda bulursunuz ve orada arkadaşlar edinir, evden okula giderken sorun çıkarmayı bırakırsınız.

Anne ve babadan koparak okula gitmek, büyük bir gelişimsel başarı, çocukluğun normali olan bağlantılardan koparak ilerlemek anlamına gelir. İnsan hayatı, bunun gibi birçok gelişimsel an içerir. Bunlardan biri de yetişkin olma çağrısıdır.

Yetişkin olma çağrısı

Hayatımızın ilk 20 yılında, hemen her şey az ya da çok bizim önümüze serilidir. Eğer şanslı isek bir ya da iki ebeveynimiz bu süreçte yanımızdadır ve arkamızda bize destek olan bir komünite vardır.

Hayatın bu ilk 20 senesinde, ne yapmamız gerektiği bize söylenir, bizim için organize edilir. Okula gitmemiz, iyi notlar almamız, evde akıllı uslu davranmamız söylenir. Arkadaşlar edinmemiz, hızlı araba kullanmak gibi riskli davranışlardan, uyuşturuculardan, yıkıcı ilişkilerden uzak durmamız söylenir. Yatağa belli saatlerde girmemiz, uyanmamız ve gün içinde bunları tekrarlamamız söylenir.

Artık çocuk işçiliği yasak olduğu için, çocukluk döneminde para kazanmamız gerekmez, bir barınak bulmamız, yiyecek bulmamız gerekmez. Bunlar bize sağlanır ve yetişkinlik uzak gelecekte olan, birgün bir şekilde ulaşacağımız bir fikir olarak orada durur.

Derinlerde ise, bir kaygı vardır. Tüm gelişme anları, öncesinde bir miktar kaygı barındırır. Büyümek, evden ayrılmak isteriz ama aynı zamanda çocukluğun sağladığı tüm konforu bırakmaktan da korkarız. Bu korku kısmen bilinç seviyesindedir ama çoğu bilinç altındadır.

Genç bir insanı yıkabilecek birçok dikkat dağıtıcı var.

Örneğin yıkıcı ilişkiler. Birçok genç insan, buna hazır olmadan, draması oldukça zaman alıcı ve dikkat dağıtıcı olan ilişkilere girer. Böyle bol dramalı, bir fırtına bir sessizlik ilişki içindeyken, okula ve diğer sorumluluklara nasıl dikkat verebilirsiniz ki?

Bir diğer yıkıcı şey de uyuşturucu maddeler ve alkol. Birçok genç insan, aslında motivasyon açısından gerekli olan kaygıdan kaçmak için bu yıkıcı maddelere başvuruyor. Bu kaçış sonra daha fazla kaygı yaratıyor ve daha fazla kaygı da daha fazla uyuşturucuya ve kaçışa neden oluyor.

Son 20 yılda, gençler için yıkıcı olan dikkat dağıtıcılar listesine sosyal medya ve bilgisayar oyunları da eklendi. Dünya her geçen gün, genç insanların dopamin salgılamalarını, o bağımlılık yapıcı heyecan hissini tetikleyecek daha fazla yöntem icat ediyor. Birçok genç gecenin 2’sinde arkadaşlarına mesaj atıyor, sosyal medya kullanıyor veya oyun oynuyor ve bunu birçok gece tekrarlıyor.

Bütün bunlar, kovid karantinaları ve her geçen gün daha kullanışlı olan cep telefonları ile daha beter hale geldiler.

Dersleriniz için çok çalışmak, bir yetenek geliştirmek, bir alanda ustalaşmak, müzik ya da spor gibi alanlarda yükseklere çıkmak, istikrarlı bir çizelge ile adanmayı gerektirir. Fakat beyin kolay dopamin kaynakları ile daha fazla uyarıldıkça, bir insanın bir işe adanmak için zevki erteleme ve çok çalışma ihtimali, bir işi başarmakla zevk deneyimleme ihtimali azalır.

Bunlara bir de dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, duygu durumu bozukluğu ya da sadece yönetici işlev problemlerini ekleyin, yetişkinliğe çağrı çok daha zor bir hal alır.

Puer aeternus, gün geçtikçe büyüyen bir problem gibi görünüyor.

Değişen iş yaşamı

Başka bir problem daha var. İş yaşamı, tartışmaya gerek olmayacak şekilde, daha karmaşık bir hal aldı. Hayat boyu kolayca elinizde tutabileceğiniz 9 – 5 işler her geçen gün daha da azalıyorlar, basit stajyerlik bile eskisi gibi değil. Üniversite diploması artık bir iş garantisi sağlamıyor. Yani insanları kendilerini madde, bilgisayar oyunu, ilişki dramaları ile uyuşturdukları ya da sadece büyümenin zorluklarından kaçtıkları için kim suçlayabilir ki?

Covid-19 eve kapamaları ile bazı aileler bağlarını güçlendirdiler ve bu ailelerin çocukları online eğitimin nimetlerinden faydalandılar, izolasyona rağmen insanlardan kopmamanın bir yolunu buldular. Ama kapamala bir yandan da henüz yeni yeni duymaya başladığımız, hayatlarında bir yön bulamayan, öfke ve şüphe ile dolu, düşük özgüvene sahip, tükenmiş hisseden ve sorumluluk almaktan kaçan birçok genç insan ortaya çıktı.

Başka bir açıdan bakarsanız, bebek patlaması (baby boomer) neslinin çocuk yetiştirme stili geri tepiyor. Çocuklarımıza, hoşlarına gidecek işler bulmalarını söyledik ama bunu yapmak gerçekten çok zor ve bu, ulaşılması imkansız bir hedefe benziyor. Bu nedenle de birçok insan boşa uğraşacağıma gider kendimi uyuştururum, bilgisayar oyunu oynarım, ilişki dramalarına ve başka kaçış davranışlarına dalarım diyor. Benden beklenen şeyler çok fazla diye düşünüyor.

Bu modern puer aeternus ve gerçekten de çok acı verici bir şey.

Rekalibrasyon ihtiyacı

Artık rekalibrasyon, yeniden ayarlanma zamanı geldi. Hayatta olmak harika bir şey. Genç olmak harika bir şey. Ve büyümenin zorluğunun etrafından dolanmaya çalışmak yerine, her zor şeyde olduğu gibi içinden geçmeliyiz.

Muhtemelen genç insanlara çok fazla söz verdik. Bu konuda yeniden ayarlama yapma zamanı geldi.

Puer aeternus sınırlanmak, kendini tutmak, kurallarla bağlı olmak istememek demek. Özgür olmak istemek demek. Ama puer aeternus, insanı gerçekten özgür kılacak bir şeyler inşaa etmeden, bunun için gerekli irade ve adanmışlık olmadan özgür olmak istiyor.

Ebedi çocuk olarak kalmak, size mutluluk getirmiyor ve getirmeyecek. Büyümek diğer büyüme aşamaları gibi, birçok nedenden dolayı zor olabilir. Ama yetişkinlik, kendi özgürlüklerini de beraberinde getiriyor. Fakat büyümek, yetişkin biri olmak, kendiliğinden olacak bir şey değil.

İçinde puer aeternus bulunan her insan, aynaya bakmalı ve gördüğü insanı sevme tercihini yapmalı. O özel insanı, içinde büyüklük barındıran insanı sevme tercihini yapmalı. Çok iyi okullarda okumanız gerekmiyor. Dahi olmanız ya da çok varlıklı olmanız gerekmiyor. Sadece kendinizin iyi bir versiyonu olun. İçinizde bu yeri bulun ve ileriye doğru hareket edin. Bunu yapmakta çok büyük bir güç var.

Bkz. Jordan Peterson Türkçe – Peter Pan Sendromu, büyümek istemeyen erkekler

Bu tür konulara Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setinde ve bu kitaplardan derlenen Patreon daha iyi bir yaşam için yayın serisinde ayrıntılı değiniyoruz.

Kaynak: Failure to Launch: The Puer Aeternus

Saha Raporu Değerlendirmesi; 39’luk Zengin Milf

Selam millet, ben MrDeer. Bir süredir siteye yazı paylaşmıyorum (önceki yazılarım / saha raporlarım), aslında Youtube kanalıma da içerik atmıyorum :). İstanbul ‘da yaşamaya başladığım 5 senedir, eğitimlerle vs uğraşmak ve hayat koşturmasından ötürü içerik üretmeyi istikrarlı devam ettiremedim. 8 aylık ilişkim 1 ay önce bitti, pek olgunlaşamamış kız arkadaşım ile trilyonluk babasının iç güveysi beklentisinden kurtuldum. Geçen Ekim ayında trafik kazası ile  annemi kaybettim. Anlayacağınız mükemmel bir sıfırlanma sürecindeyim, biraz da yas.. Acı önce zorluyor mücadele ettikçe güçlendiriyor. Ama şimdiler de İyiyim. Özellikle ilişkimin son aylarında Mahmut Abi ile yaptığımız online görüşmeler de yardımcı oldu, kaos içinde kararlar almak çok zordu. İçerik üretmeye daha fazla zaman harcamaya başladım. Daha çok yazı, daha çok video, daha çok proje vs. Bir süredir tembelliğimden yüklemediğim, bir öğrencimin, bir dostumun ikonik saha raporu ile karşınızdayım.

Not; yazı Hermes ‘in attığı haliyle yayımlanıyor. En altta değerlendirmem de mevcut.

Saha Raporu : 39’luk Zengin Milf

Selam dostlar, ben Hermes. Dört seneden fazla süredir Mr. Deer’ın öğrencisiyim ve ondan çeşitli eğitimler aldım. Birçok dersine katılmış biri olarak bana öğrettiği rutinler, soğuk okumalar, yaşam felsefesi sayesinde hayal bile edemediğim şeyleri başarmamı sağladı. Öncelikle anksiyetemi yenmemi sağladığı için ve hayatıma kattıkları için ona teşekkür ederim.

Yakınlarda açtığım bir seti ve sonrasında yaşadığım şeyleri sizlerle paylaşmak istedim. Açıkçası açtığım en iyi set değildi ancak sonrasında iyi ve ikonik geçti. O gün Deer sayesinde tanıştığım başka bir öğrencisiyle Kadıköy’de 3-4 set açmıştık. Akşam saatlerinde Bahariye’de Deer ile karşılaştık ve biraz muhabbet ettik. Daha sonra dersinin olduğunu söyledi ve gitmeden geçen bir kadına set açmamı söyledi. Ben de biraz tereddütte kalıp sete gitmeye karar verdim.(Çünkü benden bayağı büyük gözüküyordu, daha sonradan kadın 39 yaşında olduğunu söyledi :D)

Hermes: Merhaba

(X) Kadın: (Şaşırarak) Merhaba

H:  Seni fark ettim, tarzın hoşuma gitti. Merhaba demek istedim.

(X) : Teşekkür ederim, çok ilginç bir tanışma oldu 🙂

H: Evet. İlginç biriyim. Ben Hermes.

(X): Ben de X.

Bir bankayı arıyordu ve daha sonra arkadaşlarıyla buluşacağını söyledi. Biraz sohbet ettik ve aynı sektörde çalıştığımızı fark ettik(Müdürmüş bir firmada). Aynı sektörde çalıştığımızı ve numaralaşıp kahve içebileceğimizi söyledi. Ben de numaramı verdim ve ayrıldık.

Aradan 2-3 gün geçmişti ve hafta başı yazdım. Normal şartlarda aynı gün için yazmayı tercih ederim ancak çok uzun bir set olmadığı için önemsememiştim.

H: Selam X, seninle tanışmak keyifliydi. Enerjin hoşuma gitti 🙂

(X): Ben de aynı şekilde memnun oldum.

(X): Profil fotoğrafın neden yok ?

H: Seksi yüz hatlarımı dünyayla paylaşmaya hazır değilim 😉

(X): Anladım. Müsait olduğunda bir kahve içmek isterim aynı sektörde çalışıyoruz sonuçta.

(X): Linkedin profil linki.. (Hatunun)

H: Sıkıcı bir iş görüşmesi vaat etmiyorsan kabul edebilirim

(X): Kendimden böyle bir şey beklemiyorum

H: Buna sevindim. O zaman cumartesi saat 7 Kadıköy ?

(X): Anlaştık

Linkedinden bağlantı kurmadım. İş görüşmesi gibi değerlendirmek istemedim. Aradan birkaç gün geçti ve Kadıköy yerine otopark yerinin daha müsait olduğu bir yerde buluşmanın daha mantıklı olacağını söyledi. (Seti açtığım gün park yeri bulamamış ve kavga etmiş). Ben de o gün maç olduğu için öyle olduğunu, her zaman park yeri bulduğumu söyledim. Peki dedi ve bir terslik olduğunu anladım. Kadıköyde buluşmaya çekindiğini düşündüm(Avrupa yakasında oturduğunu bu tarafı pek bilmediğini söylemişti). Buluşmamızda gerçekten de böyle olduğunu söyledi ve bir arkadaşının bilmediğin yere gidiyorsun adam seni sokağa falan çeker demiş. “O zaman bu seferlik senin istediğin bir yer olsun ama kahveler senden ;)” dedim. Tabi ki dedi ve Bebek’te bir mekan önerdi. O mekanda buluşmak için anlaştık. Saat içinse akşam 9 gibi arkadaşının doğum günü olduğunu daha erken müsait olup olmadığımı sordu. Akşam saat 5’e aldık. Bu durum da daha önceden karşılaştığım bir durum. Kadınlar yeterince tanımadığı erkeklerle çıktığı datelerde sıkıcı geçmesi ihtimaline karşı kaçış planı yapıyorlar 😀

Buluşma gününe kadar konuşmamıştık. Bana mesaj attı durumumu öğrenmek için. Buluşacağımızı söyledim. O yazmasaydı bir miktar geç kalacağımı söyleyip durumu kontrol edecektim 😀 Mekana daha önce gitmemiştim. Buluşacağımız saatten biraz daha erken buluşacağımız mekana gittim. Böylece oturacağımız masayı seçme fırsatım oldu. Mülakat pozisyonunda oturmayacağımız yuvarlak bir masa seçtim (Kino yapma fırsatım olmalı 🙂 ). Daha sonradan masayı sevdiğini söyledi 😉

Yaklaşık 15 dakika sonra mekana geldi. Biraz sohbet ettik ve tabi ki shit testler gelmeye başladı. Kaç yaşında olduğunu tahmin etmemi söyledi. 40 dedim. Hemen sonrasında “Kaç yaşında olduğunu biliyorum ve buradayım” dedim. Flört edebileceğimizi ancak başka bir şey olmayacağını söyledi (shit test). Ne güzel dedim ve yüzük rutinine başladım. Yüzük rutini Kino yapmak için güzel bir fırsattır dostlarım 😀 Yüzük rutinini yaparken biraz şakalaştık ve gülerken kolumu sıktı. Kolumu sıkınca X’cim bu işler bedavaya olmaz ödeme yapmalısın dedim. 2 kat gülmeye başladı.  Daha sonra mekandan kalktık ve biraz yürüdük sahil tarafında kadın-erkek ilişkileri, toplum vs muhabbet ettik. Bu arada o tarafta çok mekan bilmediğimi söyledim(gerçektende bilmiyordum.) Bugün kontrol sende dedim. Tabi ki bulamadı mekan. “Ben sana bulucam şimdi mekan tut elimi” diyip elimi uzattım. Kahkaha attı ama elim de hava kaldı. Hiçbir şey olamamış gibi konuyu değiştirdim. Bir mekan seçtim ve oraya geçtik. Mekanda hep karşılık oturuluyordu 4’lü masa şeklinde. Mülakat pozisyonu sevmiyorum ben diyip yanına oturdum güldü. Muhabbet ettik ve ederken ara ara kino yaptım. Her hangi bir kötü tepki yoktu beden dilinde, göz kısması vs. Sırtına dokunurken gülümseyerek “Hayırdır noluyor” dedi. Biraz doğrulup “Bir şey olduğu yok arkadaşımın sırtına dokunuyorum” kolunu sıkıp “şimdi de kolunu sıkıyorum” dedim. Gülümsedi. Daha sonra fanteziler hakkında konuştuk. Laf arasında iyi masaj yaptığımı söyleştim(Deer ‘ın eğitimini almıştım bir ara). Önceden vaktinin olmadığını söylemişti. O kalkalım demeden ben kalkalım dedim. Ben arabayla gelmiştim seni bırakayım dedim ancak kabul etmedi. Üstelemedim ve ayrıldık.

Akşam ayrıldıktan sonra bana mesaj attı ve benimle tanıştırmak istediği bir arkadaşının olduğunu söyledi.

(X): Seninle bir arkadaşımı tanıştırmak istiyorum

H: Ne için tanıştırmak istiyorsun

(X): Tanışır konuşursunuz 🙂

(Numarasını attı ve benim yaşlarımda olduğunu söyledi biraz bilgi verdi kız hakkında)

H: Olur üçümüz takılırız bi ara 😉

(X): İyi şakaydı 😀

Aradan 1-2 gün geçti aradım ve konuştuk. Yüzüklerin (yüzük rutini) çok etkili olduğunu söyledi. Etkili olduğunu biliyorum dedim. Muhabbet ettikten sonra bir sonraki Cumartesi için buluşmaya karar verdik. Daha sonra ekildim 😀 buluşacağımız gün mesaj attı.

(X): Bu şekilde buluşmamız hiç rasyonel değil

H: Hangi şekilde

(X): Flirt şeklinde 🙂

H: Resmen kandırıldım bana arkadaş olduğumuzu söylemiştin

Bu mesajlaşmadan cumartesi günü geçmişti. Üstüne bir şey yazmadım. Pazar günü bana mesaj attı.

(X): Arkadaş olup olmadığımıza karar vermek için ne zaman buluşuyoruz.

H: 3 saat sonra, hazırlanmak için çok vaktin yok acele et 🙂

(X): (Yine mekan attı)

(X): Buranın birası çok başarılı. Üşürsek de bana geçeriz

H: Olur ama çok zamanım yok yarın iş var

(X): Tabi ki benim de öyle

Yine mekana biraz erken gittim. Kadın geldi bira aldık ve bana bir şey sormak istediğini söyledi. Ben de istediğini sorabileceğini söyledim. Biraz anlatmakta güçlük çekti rahat ol dedim. “Bir arkadaşımın başına gelmiş biraz farklı bir masaj yaptırmış ve daha sonra para istenmiş böyle bir şey gerekiyor mu” dedi. Beni bir gülme aldı 😀  Şakayla “biraz alındım ben kendi ayakları üzerinde durabilen bir erkeğim” dedim. Sonra evine geçtik. İyi bir konumda lüks bir sitede oturuyordu. Eve girerken bana daha önce tanımadığın birinin evinde kaldın mı dedi.  Gülümseyerek “Cevabını bildiğin soruları sorma” dedim. Evini dolaştırdı. İçki hazırladı ve muhabbet ederken öpüşmeye başladık. Masaj yapacak mısın bana diyordu öpüşürken. Ben de önce hak etmen gerekiyor diyordum. Gerçekten hak etti masajı, (Güzel bir seks ile 🙂 ) Daha sonra yemek hazırladı ve beni metroya bıraktı.

Biraz ilginç bir saha raporu oldu değerli erkekadam üyeleri. Umarım verimli olmuştur. Kalın sağlıcakla..

Mr. Deer dan Değerlendirme;

Genel hatları ile güzel ve etkili buldum.. Hermes çok uzun süredir öğrencim, wingmanım ve daha önemlisi dostum. Saha eğitimi sonrası artık kendi oyununu oluşturdu. O yüzden oynunlarımız temel ahlaki ve sosyal prensipler olarak aynı ama kendimize özel bir çok farklılık içeriyor.

... bir kadına set açmamı söyledi. Ben de biraz tereddütte kalıp sete gitmeye karar verdim.(Çünkü benden bayağı büyük gözüküyordu, daha sonradan kadın 39 yaşında olduğunu söyledi :D)

Bu kısım bir çok arkadaştan soru aldığım bir  konu; hatunu beğendim ama yaşı büyük, ya bana bakmazsa. Bu o kadar kafaya takılacak bir şey değil bence, dene gör diyorum. (Eğer 16 yaşıda göstermiyorsan!) Ben ilk set açmaya başladımda 19-20 yaşlarında falandım. Özellikle 25-35 arası kadınlar daha çok dikkatimi çekiyordu ve onlara daha çok yüremeye çalışıyordum. Aslında arzu duymamın yanında birazda uyanıklık yapıyordum, çünkü o yaşlardaki hatunlar cinselliğinin farkında olduğu için daha kolay yakınlık kurabiliyordum. Ve kadınlar için genç ve dinamik bir erkeğin dikkatini çekebilmek, yaş ilerledikçe zordur;. Erkekler genelde daha doğurgan olmaları ile alakalı genç kızları tercih ederler. Özellikle 30+kadınlar, genç ve toy erkeklere ( 25 yaş altı ) cinsellik öğretme arzusu duyabiliyorlar. Bunu yaşadım bu arada, az önce bahsettiğim ilk zamanlarımda yaşadağım bölgede bir kozmetik dükkanı vardı. Orada çalışan olgun bir kadın benim sosyal yaklaşıma fazla flörtöz yaklaşıyordu. Çalışanlarla daha yumuşak bir flört etmeyi tercih ederdim hep çünkü hatun toplumsal baskı hissedebilir. Neyse gele gide bu hatunla sohbetimiz artmıştı, 39 yaşındaydı (minyondu ve max 32 derdim) ve sana herşeyi ben öğretmek istiyorum diyordu. Ben de çok ses çıkarmadım. Öyle de olmuştu, allah razı olsun ablamızdan. Sayesinde klitoris, G noktası vs baya öğrenmiştim :D.  Ama bu her zaman okey olacakları anlamına gelmiyor. Aynı zamanlarda Adana da 35 yaşlarında olduğunu düşündüğüm bir hatuna yaklaşmıştım ve daha açılışı yaparken biraz dinleyip bana ” yalnız ben senin annen yaşındayım” kahkaha atarak. Ben de o anlık küçük bir mavi ekran verdikten sonra hemen ”annem 40 yaşında” demiştim ama çoktan gidiyordu. Artık 28 yaşındayım ve 18-25 yaş daha cazip benim için 😀

Hermes: Merhaba

(X) Kadın: (Şaşırarak) Merhaba

H:  Seni fark ettim, tarzın hoşuma gitti. Merhaba demek istedim.

Açılış konusudan da çok aldığım bir soru; ne diyeceğim? Girişte sade ve anlaşılır olmak daha önemli, zaten ilk bir kaç dk ne dediğini anlamayacak ve hatırlamayacak. Tanışıp hemen arkasına kahve içtiğim hatunlardan da, günler sonra buluştuğum hatunlardan da ”sen bana ilk ne demiştin” vs gibi soruları çokça aldım. Girişte sade ve anlaşılır olup gelişme kısmına süsleme ve farklılık katmak daha mantıklı olacaktır.

Aradan 2-3 gün geçmişti ve hafta başı yazdım. Normal şartlarda aynı gün için yazmayı tercih ederim ancak çok uzun bir set olmadığı için önemsememiştim.

Bu da çok sorulan bir konu, ne zaman yazayım. İlk zamanlarımda saha raporlarımda bahsettiğim gibi numaramı vermez, 2 gün bekler ve pat diye arardım. Artık tanışıp ayrıldıktan sonra, numara mı kaydetsin diye 3-4 saat arasında ya yazar yada ararım. Eğer çok çabuk cinsel yakınlık kurduysam ve o anki duruma bağlı olarak, hatun biraz yürür ve yaklaşık 100 metre sonra görüş açımız varsa ararım ve ”ben Deer ve buradan popon harika gözüküyor” derim. Ama bunun için mutlaka kalçası ve fizigi için bir neg atmış olurum öncesinde..

(X): Profil fotoğrafın neden yok ?

H: Seksi yüz hatlarımı dünyayla paylaşmaya hazır değilim ;)

Bu tarz kasıntı ve ezbere cümlelere normalde hep karşıydım. Hermeste bu zamanla gelişti ve kendi sözleri olduğu için ona gidiyor ve kendisi anlık üretebiliyor. İlk zamanlarımda bende ezberlemeye çalışırdım ve mutlaka kullanmalıyım derdim. Doğal olmayınca mal (cool oduğunu sanan kasıntı) gibi gözüküyordum ve kadını kafada fazla büyütmüş oluyordum. Sonra zamanla alıştım ama ezber yapmaya çalışmanın yanlış olduğunu anlayınca ve bırakınca gelişti. Bu hataya düşen çok gördüm. GEREK YOK, DOĞALLIK DAHA İYİ. Kasıntı gözükmektense ”hoşuma gitmiyor” deyip geçmek daha okey bir durum. Yada ”biraz utagacım” de gül.. Yoo baya arsız gözüküyorsun derse, mavi ekran verme ama 😀

Kadınlar yeterince tanımadığı erkeklerle çıktığı datelerde sıkıcı geçmesi ihtimaline karşı kaçış planı yapıyorlar :D

Bu çokca denk geldiğim ve soru aldığım bir konu, burada erkekler korkuya kapılmaya musait. Beni beğenmedim mi? Neden böyle yapıyor? Acaba benden ilgi alıp akşam tokmakcısı olan kötü çocuğa mı gidecek? vs. Bu hiçbir şey demek değil, gidip buluş ve sonrasında çoğu zaman gitmiyorlar yada gerçekten işi oluyor ve sonra tekrar buluşuluyor. Ha her seferinde gidiyorlar ve gelmiyorlarsa o zaman problem sende, neyi yanlış yaptığını bulmalısın. Sakın ”abi bir kere buluştu sonra kayboldu neden” gibi genel bir soru sormakla kendini yorma, nedenini nerden bilebilirim ki ben orada değildim. Şu net ama, seninle görüşmek istememiş ama neden? Onu ben net tahmin edemem. Büyücü değilim :D.

Flört edebileceğimizi ancak başka bir şey olmayacağını söyledi (shit test).

Bunun benzeri ”arkadaş olarak buluşuyoruz değil mi?” Bu tarz shit testlerden geçmek için yapılması gereken ilk şey, daha hatunla buluşurken hayallere girip, daha tanımadan kesin almalıyım bu hatunu kafasına girmemek. İster bolluk zihniyeti de ister çerceve.. Termoloji mastürbasyonuna gerek yok. Kendine saygı duy, nefes alsın yeter deme! Zaten zamanla neyi isteyip neyi istemediğini anlar tartar biçersin hatunu. He de geç, ne dediğine değil nasıl davranığına bak, oynunu oyna. En fazla hatun, öpmeye yaklaştığında ”aa ben bu yüzden gelmedim” der. Sende ”ne var arkadaş arkadaşı öpemez mi, ne bu hanzoluk” der ve kahkaha atarsın. Şu da var bunu diyebilmen için önce efendi erkekliği bırakman lazım, onun içinde başta cevap vermeye çalış 4-5 ezilirsin sonra alışırsın.

Benden değerlendirme bu kadar, daha çok değinilebilir kısım var ama onlarıda Mahmut abi ile değerli okuyuculara bırakmak istiyorum. Tekrardan en başta anlattığım destekleri ve bugüne kadar ki emeği için de Mahmut abiye gönülden teşekkür ederim. Erkek adam blogu sakinleri başka bir içerikte görüşmek üzere..

 

Boşanmış babalara bir tavsiye

Boşanmış babalarla yaptığım görüşmelerde sıklıkla gördüğüm bir problem, babaların anneler ile yaşayan çocuklardan uzaklaşmaya başlaması. Bunun neden böyle olduğunu sorduğumda genellikle şu cevabı alıyorum: “aradığımda kızım / oğlum benimle konuşmaya pek istekli değil”.

Arkadaşlar boşandığınız zaman çocuk anne ile kalıyorsa ki genellikle durum bu, çocuk sizden uzaklaşmaya başlar. Çocuk bunu istemez ama bu akıntıya karşı hiçbir şey yapmaz. Dahası, aslında size mesafeli, soğuk davransa bile, için için sizin buna rağmen aranızdaki mesafeyi ortadan kaldıracak şeyler yapmanızı bekler. Bu konuda bir şeyler yapması gereken sizsiniz, çocuk değil.

Bu konuda baba, çocukla daha fazla ve kaliteli vakit geçirmek için çaba harcadığında, hemen her zaman çocukların baba ile görüşmeye istekli olmayan, görüşmeye pek meraklı görünmeyen yüzünün ortadan kalktığını, görüyoruz. Bu hemen olmuyor, özellikle çocuğun yaşı arttıkça daha fazla zaman alıyor ama özellikle ergenlik öncesi çocuklarda hemen her zaman çalışıyor, ergenlerde de çoğunlukla çalışıyor.

Bazen boşanma sonrası çocuk ve baba ayrı şehirlerde yaşamaya başlıyor. Bu durumda baba genellikle çocuğu ayda ya da iki ayda bir görüyor. İstediğiniz kadar görüntülü konuşun, bu kadar az gördüğünüz çocuğun sizden uzaklaşmasına şaşırmayın. Bunun çok maliyetli olduğunu biliyorum ama eğer gücünüz yetiyorsa ayda iki kere, idealinde 3 kere çocuğu almaya bakın. Sevgiliniz varsa, yeniden evlendiyseniz? Sevgiliniz ve karınız sizi böyle kabul edecek (ya da etmeyecek) maalesef. Ben boşandığım yıllarda benim için haftasonu kadın madın yoktu. Haftasonu çocukla %100 vakit geçirmek için görüşemeyeceğimizi kabul eden bir kadınla sevgili oldum. Hafta içi bekar, haftasonu tek başına küçük bir çocuk bakan bekar baba modları arasında gidip gelmek sıkıntılı bir deneyim olsa da buna değdiğini düşünüyorum, siz de ne kadar zor olursa olsun değeceğini bilerek bunu yapın. Çoğumuzun eski karısı, mazoşist olmadığı için çocuğu istediğimiz zaman bize bırakıyor.  Bunu kullanın ve çocuğu sadece haftasonları değil, hafta içi de almaya çalışın.

Yurt dışında yaşayan bir takipçim ile görüşmüştüm. Kızı ile aynı ülkede yaşıyor (annesi o ülkenin yerlisi, kendisi ise seneler önce göçmüş ve orada yerleşik yaşıyor) ama ayrı şehirlerdeler. İki şehir arası tren ile 3 saat. Biz görüşmeye başladığımızda, kızının telefonlarına gelmek istemediğini söylüyordu. “Sıklıkla arıyorum ama konuşmaya gelmiyor, gelse de çok soğuk, fazla konuşamıyorum” diyordu. Kendisine çocuğu gerçekten ne kadar gördüğünü sorduğumda iki ayda bir görüyorum dedi.

Çocuğu daha sık görmeye giderse ve beraber zaman geçirmek için çaba harcarsa (yani oraya gidip çocuğu telefonuna gömülmüş şekilde bırakmak yerine beraber vakit geçirirse), çocuğun muhtemelen böyle soğuk davranmayacağını söylediğimde pek inanmadı. Aslında kendisi eski eşi toksik bir kadın olduğu için, çocuğu kendisine karşı doldurduğunu, çocuğun bu yüzden böyle davrandığını düşünüyordu ama bu konuda elinde herhangi bir kanıt da yoktu. Ben çocuğun annesi tarafından doldurulmasa bile, 2 ayda bir gördüğü babaya soğuk davranacağını iddia ettim ve kendisi için zor da olsa, çocuğu ayda 2 kere 2 gün olacak şekilde görmeye başladı. 6 saat yolculuk, 2 gece otel zorlayıcı olsa da çocuğun kendisine karşı sıcak davranmaya ve telefonda bile sıcak konuşmaya başlaması bir ay sürdü.

Şunu unutmayın ki boşandıktan sonra çocuğu çok sık görmediğinizde, çocuk kendisini istemediğinizi düşünüyor ve maalesef çocuklar bunun sebebinin kendileri olduğunu düşünüyorlar. Yani çocuk özellikle de küçük bir çocuk, “annem – babam ayrıldı, babam İzmir’de çalışıyor, annem beni alıp Zonguldak’a yerleşti, bu nedenle babam beni 3-4 ayda bir görebiliyor” demiyor. “Bende bir yanlış, eksik var ki babam beni istemiyor” diyor ve neredeyse hayat boyu taşıyacağı bir eksiklik ediniyor.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize özellikle de toksik ilişkiler rehberi kitabına bakabilirsiniz.

Mahmut Abi ile 10 Soru 10 Cevap İlişkiler Derlemesi #3 (Erkek Adam Patreon)

Erkek Adam Patreon kanalında ortalama olarak ayda 2 kere yaptığımız 10 Soru – Cevap İlişkiler yayınlarında, her 10 yayından sonra, o 10 yayından birer soruyu alıp YouTube derlemesi yapıyorum. Patreon’daki 10 soru 10 cevap yayınlarının üçüncü 10 tanesinden de birer soru aldım, bu yayını derledim.

Yayını aşağıda izleyebilirsiniz. İkinci ve birinci yayınları da izleyebilirsiniz.

00:00 Giriş
00:27 Terk etti, “bir daha ilişki yok, gençliğimi yaşayacağım” dedi ve gitti. Geri döner mi?
5:15 Kız buluşmadan sonra uyuşmadık dedi, tamam dedi. 2 gün sonra aradı bir yere davet etti. Neden?
07:26 Kız arkadaşım ailem görür diye instagrama fotoğrafımızı koymuyor. Ne yapmalıyım?
10:31 Baba parası olmayana meme yok ya, öyle değil mi?
15:35 İnancım gereği evlilik dışı seks yapmıyorum ama arkadaşlarım laf sokuyorlar. Ne yapmalıyım?
21:30 5-6 aydır sosyalleşiyorum sevgili yapamıyorum. Depresifleşiyorum. Ne yapmalı?
25:58 Sevgilim fotoğrafımızı Instagram’a koymamama bozuldu. Bu durumu nasıl yönetirim?
28:07 Dans gibi sosyal ortamlarda kızı dışarı nasıl davet edeceğim?
30:47 Kız buluşma teklifimi reddetti, sen beni ararsın dedim, bir hafta boyunca aramasam mı?
32:45 Kadınlar daha parçalı vücudu daha az çekici buldukları konusunda yalan mı söylüyorlar?

Algınız motivasyonunuzu yok ediyor.

Yayınlarının en önemlilerini Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Seti içinde derlediğimiz Dr.K’nın son yayınlarından birisini çevirdik.

Farkında mısınız bilmiyorum ama, motivasyondan vazgeçmiş gibi görünüyoruz. Günümüzde herkes disiplin peşinde çünkü motivasyona bel bağlayamayız değil mi?  Motivasyon dediğin gelip geçici bir şey ama disiplinli biriysen, her gün bir şeyler yapabilirsin.

Sadece disiplin de değil. Aynı zamanda alışkanlıklara da abayı yaktık çünkü ruhsal olarak yorgun hissediyor olsak bile, vücudumuzdaki otopilot yazılımının bizi istediğimiz yönde hareket ettirmesini istiyoruz.

Benim motivasyondan vazgeçmenin yeni versiyonları içindeki favorim, broizm. 

Broizm, stoizmin modern, belli teknoloji biraderleri ve erkek odakli online topluluklarda yaygın olan, genellikle eleştirilen bir yorumunu tanımlamak için kullanılan bir kelime. Broizm, duyguları bastırma, kişisel başarı, öz disiplin odaklı olan, temel stoizm prensiplerinin sığ ve çarpıtılmış bir şekli olarak görülen bir akım.

Stoik olmak istiyoruz. İçsel duygu ve motivasyon dalgalanmalarından etkilenmemek istiyoruz. Ve eğer bu üç şeyi, disiplini, alışkanlığı ve gerçekten iyi bir stoik olmayı becerebilirsek, motivasyona ihtiyacımız olmadığını düşünüyoruz.

Sorun şu ki, biyoloji ve nöron bilimi açısından bakarsanız, belli davranışları gerçekleştirmenin en güçlü yolu, o davranış yönünde motivasyona sahip olmaktır. Motivasyondan vazgeçme sebebimiz ise, motivasyonu nasıl aktif hale getireceğimizi, hemen şimdi nasıl yeşerteceğimizi bilmememiz. Bunları yapamama nedenimiz ise, motivasyonun ne olduğunu, nereden geldiğini anlamamamız.

Motivasyon bir algıdır

Motivasyonun kökleri, algıdır. Benim kimseden duymadığım şey ise, algınızı nasıl doğru yönde oluşturup yükseltebileceğiniz.

Şimdi “bir dakika, motivasyon algı değil ki, bunlar iki farklı şey” diyor olabilirsiniz. “Algı benim neyi algıladığımdır, motivasyon ise içimde olan bir şeydir” diyor olabilirsiniz. Burada size birkaç basit örnek vermek istiyorum.

Hepiniz teknoloji kullanımınızı azaltma konusunda zorluk yaşıyorsunuz, ekran başında çok fazla zaman harcıyorsunuz. Şimdi size, günlük telefon kullanımını ortalama olarak 37 dakika kadar düşürecek basit bir hile söyleyeceğim: cep telefonu ekranını gri skalaya (greyscale) çevirmek.

Burada tek yaptığınız şey, algısal girdiyi değiştirmek. Ve bunu yaparak cep telefonu kullanımınızı hiçbir çaba harcamadan, disipline veya alışkanlıklara ihtiyaç duymadan, stoik biri olmadan azaltabiliyorsunuz. Bazı insanlar sadece bu değişiklik ile cep telefonu kullanımlarını %50 azaltabiliyorlar. Sadece algımızı değiştirdiğimizde, cep telefonu kullanmaya yönelik doğal eğilimimizi azaltıyoruz.

Şimdi daha da iyi bir örnek vereceğim. Diyelim ki lisede bir kızdan hoşlanıyordunuz. Bu kızı buluşmaya çağırıp çağırmamazı ne belirliyordu? Bu kızı buluşmaya çağırma motivasyonunuzu ne belirliyordu?

Bu kızdan hoşlanıyorsunuz, yani arzu zaten var. Nükleus akumbens (NAc), yani beynin limbik sistemi içinde bulunan ve özellikle ödül, motivasyon, zevk ve bağımlılık gibi davranışsal süreçlerin düzenlenmesinde kritik bir rol oynayan yapı, kızı buluşmaya çağırmanızı istiyor. Duygusal merkezleriniz bu kızdan etkilenmiş vaziyette.

Bu kızla ilişki istiyorsunuz ama bu kızla ilişkiye yönelik adımlar atma konusunda motive misiniz? Tabii ki hayır. Bu kızla ilişkiye yönelik adımlar atmaktan deli gibi korkuyorsunuz. Arkadaşlarınıza “bu kızın arkadaşına, kızın bana ilgisi olup olmadığını sorsana” diyene kadar bu adımları atmaktan korkuyorsunuz. “O da benden hoşlanıyor mu?”

Sizin bu kıza karşı arzunuz sabit seviyede ama arkadaşınız kızın da sizden hoşlandığı bilgisini size ilettiğinde, birden bire kızı buluşmaya çağırmak çok kolaylaşıyor. Bu kızın nasıl tepki vereceği ile ilgili algınız, bu kızı buluşmaya çağırma motivasyonunuzu belirliyor.

Bu senaryoda arzu var, arzu hep var. Ama kızla ilişkiye yönelik harekete geçme ya da geçmeme motivasyonu, kızın ne hissettiği ile ilgili algınız tarafından belirleniyor.

Burada algının motivasyonu nasıl artırıp azalttığı ile ilgili iki ilginç örnek gördük. Ama bu iki örnek çok basitler ve problem şu ki, hayatımızın diğer motivasyonel alanları ile ilgili yapmamız gereken şeyler o kadar da basit değiller. Sabah kalkar kalkmaz bilgisayar ekranına geçme motivasyonunuzu azaltacak algısal durumu düzenlemek hiç de basit değil. Tüm yaşamımızı gri skalaya koyamayız, bunu yapmak bile istemeyiz. O zaman soru şu: Bu iki basit durumdaki genel prensip nedir ve bunu nasıl anlayabiliriz? Ondan da önce, hayatımızın her boyutuna uyarlayabileceğimiz genel bir prensip var mı? Bu sorunun cevabı evet. Böyle bir prensip var ve ben bu bölümde size bu prensibi öğreteceğim.

Beyindeki motivasyon devreleri

Öncelikle, beyindeki motivasyon devrelerini anlamakla başlayalım.

Nükleus akumbens (NA) yapısı, dopamin merkezi. Dopamin bize üç şey veriyor. Zevk veriyor, bir şey için arzu veriyor ve aynı zamanda o şeye yönelik davranışsal pekiştirme veriyor.

Çoğu zaman, motivasyonunuzun NA yapısından geldiği söylenir, hatta bunu nöron bilimciler bile söylerler. Bir şeyi yapma arzusu motivasyondur değil mi? Ama gerçek bu kadar basit değil.

Bir yandan da amigdala ve limbik sistemimiz var ve bunlar, beynimizin duygusal merkezleri. Duygular ise, çok güçlü motivasyon kaynakları. Örneğin, bir insan size utanç hissettirirse, o insanla birlikte vakit geçirme motivasyonunuz önemli derecede azalır değil mi? Ya da birine öfke duyarsanız, bu konuda bir şey yapma motivasyonunuz çok yüksektir.

Motivasyon kaynağı olan başka beyin yapıları da var. Örneğin daha üst yapılar olan ön loblar ve korteks. Bu yapılar planlama ve hesaplama yaptığımız yapılar. Örneğin bir şeyin başarılı olma ihtimalini yüksek olarak hesaplarsak, o şeyi yapma motivasyonumuz artar.

Şimdi “Dr.K, motivasyonun karmaşık bir şey olması normal zira motivasyon, bir sürü beyin yapısından kaynaklanabilir” diyebilirsiniz. Bazen bu yapılar arasında çatışma olabilir. Bazen duygusal olarak bir şeye motive iken, dopaminerjik olarak tam tersine motive olabilirsiniz. Utanç duyduğunuz için bir şeyi yapmak istemeyebilirsiniz ama o şeyi yapmak için büyük bir arzu hissedebilirsiniz. Entelektüel açıdan bir şeyin iyi bir fikir olduğunu hesaplayabilirsiniz, örneğin bugün ders çalışmanın iyi bir fikir olduğunu hesaplayabilirsiniz ama başka bir şey için arzu duyuyor olabilirsiniz. Günümüzde motivasyondan vazgeçme sebebimiz ise tam olarak bu. Beynimizdeki tüm devrelerin birbirleri ile savaş halinde olması.

Fakat beynimizde, bu üç değişik bölgeyi de kontrol eden başka bir bölge var: talamus. 

Talamus, koku duyusu hariç, tüm sistemlerden gelen afferent (duyusal) sinyaller için bir kapı olarak kabul edilir. Ayrıca amaca yönelik bilinçli davranışlardan sorumludur.

Talamusu bilincimizin beynimizde durduğu yapı olduğunu gösteren araştırmalar var. 

Peki, talamus ve motivasyon ilişkisi nasıl çalışıyor?

Bunu anlamak için, çok bilinen bazı üretkenlik hilelerini yani üretkenliğinizi arttıran yöntemleri ele alacağız. Bunu yaparken de algının, insanların bu şeyleri yapmalarını nasıl etkilediğine bakacağız.

Düşünce Yapısı (mindset)

İlk bakacağımız şey düşünce yapısı. Amerikalı psikolog Carol Dweck’in bu konuda 15-20 yıl önce yaptığı harika araştırmalar var ve bu araştırmalar, düşünce yapısı konusunda, iki çeşit insan olduğunu gösteriyor. Bazı insanların performans düşünce yapısı var ve bazı insanların da büyüme düşünce yapısı (growth mindset) var.

Performans düşünce yapısına eğilimli insanlar, belli bir şeyi başarmaya çalışıyorlar. Sınavlardan hep A almaya ya da çok iyi notlar almaya çalışıyorlar. Büyüme düşünce yapısına eğilimli insanlar ise, notlardan çok, dersleri iyi bir şekilde öğrenmeye çalışıyorlar. “Ben öğrenmek ve gelişmek için buradayım, başarmak için değil” diyorlar.

Bir öğrencinin A almaya çalışırken B aldığı senaryoyu düşünelim. Bu gerçekliğe karşı, iki düşünce yapısının verdiği tepkiler farklı oluyor. Performans düşünce yapısına sahip bir öğrenci A almak için çok çalışıp B aldığında, kendisi ile ilgili büyük bir hayal kırıklığına uğruyor. “O kadar çok çalıştım ama bunun sonucunda gösterebileceğim iyi bir sonuç yok” diyor. Böyle biri hayatta bir başarısızlık ile karşılaştığında, daha çok çalışmaya değil pes etmeye meyilli oluyor.

Büyüme zihin yapısına sahip bir öğrenci çok çalışıp B aldığında, “A alacağımı düşünüyordum, bu dersi iyi öğrendiğimi düşünüyordum ama durum bu değilmiş” diyor. “O zaman daha fazla çalışmalıyım” sonucunu çıkarıyor. “Bir şey eksik, öğrenme şeklimi iyileştirmeliyim” diyor.

Durum her iki öğrenci için de aynı ama durumu algılayış şekilleri, daha fazla çalışmayı mı yoksa pes etmeyi mi seçeceklerini belirliyor.

Pomodoro Tekniği

İkinci olarak ele alacağımız şey, Pomodoro tekniği. Pomodora tekniği, büyük işleri aralarında kısa dinlenme araları olan, sabit süreli parçalara bölmeyi içeriyor. Araştırmalar, tez yazmak gibi büyük işleri, küçük parçalara bölmenin, kişiyi işi bitirmek için motive etme konusunda büyük etkiye sahip olduğunu gösteriyor.

Bunun neden çalışır bir teknik olduğuna bakalım.

Diyelim ki bir tezi yazmak için, bin saat gerekiyor. Eğer haftada 40 saat çalışırsanız, bu tezi yazmanız 25 hafta sürer. Tezi yazmaya beyin açısından bakalım. Eğer 10 saat yoğun bir şekilde çalışırsanız, beyniniz bu çabaya baktığında, “bütün gün çalıştın ve işin sadece %1’ini yaptın” der. Yani 10 saat çalışmak beyni tüketirken beyin, önemli bir ilerleme göremez. “Bunu 100 kere daha mı yapman gerekiyor?” der. “Bir kere yapmak bile tüketici, bunu daha kaç kere yapabilirim ki?” der.

Bir yandan da internette “her gün şu kadar saat yolda, şu kadar saat işte geçiyor ve ben bunu 40 sene daha yapmak zorundayım!” gibi protesto içerikleri okuyoruz. Bu iki durum arasındaki benzerliği görebiliyor musunuz? Yapmanız gereken işin tamamına, 25 haftaya ya da 20 yıla bakıp, pes etmek istiyorsunuz. Bunun yerine yapmanız gereken şey, bir günlük hedef belirlemek. “Bugün sadece 3 bölümün üstünden geçeceğim” ya da “bugün 3 sayfa yazacağım” gibi bir hedefe odaklanmak. Böyle yaparak, büyük bir işi, küçük parçalara bölüyorsunuz. Günde 5 saat çalışmayı hedefliyorsunuz ve o 5 saati çalıştığınızda, bir şey başarmış, iyi bir iş çıkarmış, o günlük işinizi tamamlamış hissediyorsunuz.

1000 saatlik işi 5 saatlik adımlara böldüğünüzde beyniniz , “şu kadar iş yapmam lazımdı ve bunu tamamladım, işim bitti, günün geri kalanında dinlenebilirim” diyor. “Çok verimli bir gün geçirdim, sabah 8’de başladım, öğle yemeği yemedim ama saat 2 ve ben işimi bitirdim” diyor. “Şimdi spor salonuna gidebilirim, oyun oynayabilirim ve yarın yine 5 saat çalışırım” diyor.

1,000 saate odaklandığınız durumda da, 5 saate odaklandığınız durumda da, aynı miktarda iş yapıyorsunuz. 5 saat ya da 10 saat fark etmez. Ama bu iki duruma beynin verdiği tepki çok farklı ve bu tepkiler de tamamen farklı motivasyonlara neden oluyorlar.

Düşünce yapısında da, pomodoro tekniğinde de ortak olan şey nedir? Olayı algılayış şeklimiz.

Ego

Üçüncü konumuz, benim en favori konularımdan birisi, ego.

Teknik olarak ego nedir? Ego, kendinizi algılayış biçiminizdir. Egoist biriyseniz, dünyanın en harika insanı olduğunuzu düşünürsünüz. Ya da ben dünyanın en işe yaramaz, en değersiz, en kaybeden insanıyım diye de düşünebilirsiniz. Bu iki zıt durumda da kişilerin, kendileri ile ilgili çok güçlü algıları var. “Ben buyum, ben kesinlikle buyum, ben dünyanın en iyi/en kötü insanıyım” gibi.

Bu iki durumda da, ego algısının ne kadar katı olduğunu görebiliyorsunuz değil mi?

“Ama Dr.K, kim olduğum konusunda en ufak bir fikrim yok” diyebilirsiniz. Bu doğru değil. Böyle düşünüyorsanız, sizin “ne olduğu konusunda en ufak bir fikri olmama” egonuz var. “Herkes kim olduğunu biliyor ama ben bilmiyorum!” Bu hala çok güçlü bir ego.

Ego güçlü bir algı ve tüm hesaplamalarımızı şekillendiriyor. Neyin çalışıp neyin çalışmayacağını hesaplayan beyin ön loblarınız, bu hesaplamaları yaparken kim olduğunuz konusundaki algınızı da denkleme katıyorlar.

Örneğin kendisini kanadı kırık, değersiz olarak gören bir insan, kanadı kırık ve değersiz hisseden birini bulup, böyle bir insanla ilişkiye girmeye çalışıyor. Normal, kendisi ile az çok barışık biri ile etkileşime girdiğinde, “bu insan benimle asla ilişkiye girmez” hesaplaması yapıyor ve beni sadece benim gibi bir insan kabul eder hesaplaması yaparak böyle birini arıyor. Ama erkek “yaralı”, kadın “yaralı” iken ilişkinin başarı şansı çok düşük.

Bağlanma stili ile ilgili çalışmaları, kaçıngan ya da kaygılı bağlanan birinin yapabileceği en sağlıklı şeylerden birinin, güvenli bağlanan biriyle ilişkiye girmek olduğunu gösteriyor. Bunun kulağa çok garip geldiğini biliyorum ama araştırmalara göre bu gerçekten çalışan bir strateji.

Ben üniversiteden 2.5 ortalama ile 5.5 senede mezun oldum. 100 kadar giriş seviyesi araştırma pozisyonuna başvurdum ve sadece bir görüşmeye çağrıldım. Giriş seviyesi pozisyonlarda rekabet çok yoğun özellikle de 4 yıl deneyim ve master ya da doktora istiyorlarsa. Sonra Harvard Tıp Okulunda araştırma asistanı pozisyonuna başvuru yaptım ve bu işe alındım çünkü başvuru yapan tek kişi bendim. 

Ne yapabileceğimiz ile ilgili algımız, aslında bizi olduğumuz yerde döndürüp duran şey. Ve bu bölümde başarıyı bile konuşmuyoruz, konumuz motivasyon. 3.2 ortalamalı bir üniversite mezununun Harvard Tıp Okuluna başvuru yapma motivasyonu çok az ama UT El Paso’ya (Teksas Üniversitesi El Paso) başvuru yapma motivasyonu çok yüksek. Bunun sonucunda da bir sıradanlık yığını ile karşı karşıya kalıyoruz. Herkes ortanın altı segmentte olmaya çalışıyor çünkü bunu başarmanın daha kolay olacağını düşünüyor. Evet, öz algımızın motivasyonumuz üzerindeki etkisi oldukça yüksek. 

Ruhsal bozukluklarda algı problemleri

Bu arada bir narsistin neden birine çok acı verecek şekilde yaşadığını merak ediyor olabilirsiniz. Bir narsistin sizin canınızı bu kadar yakmasının nedeni, sizin duygularınızı algılayamaması. Sizin duygularınızı görmemesi de narsistin motivasyonunu %100 açıklıyor ki algı problemi sadece narsisme özgü de değil.

Hemen her ruhsal bozukluğun kökeninde, algı problemi görebilirsiniz. Kaygı bozukluğunda, tehlike algısının abartılı bir şekilde yükseldiğini görebilirsiniz. Kaygı bozukluğu olan bir insan, her şeyi olduğundan tehlikeli algılar, her şeyin ters gidebileceğini düşünür.

Sosyal kaygısı olan bir insan, negatif sosyal işaretleri olduğundan daha yüksek algılar. Örneğin bir insanın yaptığı espriye gülmemesini, o insanın kendisinden hoşlanmadığına işaret olarak algılar.

Depresyonda olan bir insan, pozitif duygusal girdilere karşı negatif ve önyargılı bir algıya sahipken, negatif duygusal girdileri olduklarından çok daha yüksek algılar.

Psikoterapi alanında narsizm, sosyal kaygı, depresyon, vs. problemlerin tedavisi, hastanın algılarının yeniden şekillendirilmesini içerir.

Algınızı nasıl düzeltirsiniz?

Algının motivasyonu şekillendirdiğini konuştuk. Peki o zaman, algınızı nasıl düzeltirsiniz?

Fiziksel olarak daha güçlü olmak için, ağırlık kaldırmanız gerektiğini biliyorsunuz. Dikkatinizi ya da odaklanmanızı iyileştirmek için, meditasyon yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Peki algınızı düzeltmek için ne yapmanız gerekiyor?

Burada yogaya döneceğim çünkü yogada, zihnin doğasını Batılı düşünce yapısına göre çok daha  iyi anlayan bir teknik var.

Batılı düşünce yapısı, bilişsel önyargı denilen şeyi anlıyor ve bilişsel önyargıyı azaltmak için kullanılabilecek bazı yöntemler de biliyor. Ama bu yöntemlerin çoğu, kişinin bir terapist ile çalışmasını gerektiriyor yani Batı kültüründe algınızı düzeltmek için, başka bir insanın sizin bu çabanıza katılması gerekiyor.

Ruhsal bir bozukluğunuz varsa, elinizden geldiğince bir uzmana görünün. Ama benim anlatmaya çalıştığım problem, Batı bilimi temelli yöntemlerin, bir psikiyatrist tarafından size uygulanacak şekilde geliştirildiği. Burada soru, kendi başınıza yapabileceğiniz şeylerin ne olduğu ki, yoga da tam olarak burada devreye giriyor. Yoga kendi başınıza yapmanız üzere tasarlanmış bir çalışma.

Yogilerin keşfettiği ve klistha adını verdikleri bir şey var. Klistha renklendirme demek.

Dünyada var olduğumuz her an, bize dışarıdan, gerçeklikten gelen, gerçekliğin gözlenlenmesi sonucu gelen bir gerçek girdi var ve insan zihni, bu girdiye renk ya da ek bir şeyler ekliyor, girdinin gerçekliğine bir bağlantı ekliyor. Biz bu renklendirmeyi ne kadar çok yok edersek, gerçekliği o kadar daha iyi algılar hale geliriz. Gerçekliği ne kadar daha iyi algılar isek, motivasyonumuz o kadar çok doğru yönde akar.

Birkaç örnek vereyim.

Diyelim ki bir arkadaşınıza mesaj attınız ve bu arkadaşınız size geri dönmedi. Bu durumun gerçekliği nedir? Gerçeklik, 4 saat önce birine mesaj attığınız ve 4 saattir bu mesaj cevap verilmediği. Bu kadar, sadece mesajınıza geri dönülmedi. Peki insanlar bu duruma bu şekilde mi tepki verirler? Tabii ki hayır. Bunun bir anlamı olmalı değil mi? 

Mesajlaşma teorisi denilen bir sistem var ve buna göre gerçek kelimelere bakmak yerine, bir şekilde adapte olarak, bu kelimelere her türlü anlamı yükleyebiliyoruz. Örneğin biri mesajınıza geri dönmediğinde, bunun o kişinin sizden hoşlanmadığı, size saygısı olmadığı anlamına geldiğini düşünebiliyorsunuz. Bir kişi mesajınıza geri dönmediğinde, o kişinin size değer vermediğini, size saygısızlık yaptığını, kendisinin sizden daha üstün olduğuna inandığını düşünebiliyorsunuz. İnsanlar basit ve zararsız şeylere her türlü anlamı yükleyebiliyorlar. Ama belki bu arkadaşınız o gün telefonunu evde unuttu ya da birine ödünç verdi. Belki telefonu çalışmıyor.

Bir insanın sizin mesajınıza 4 saat boyunca dönmemesinin birçok sebebi olabilir. Ama zihniniz, bunu düşünmek yerine, gerçekliğe bağlantılar ekliyor, gerçekliği başka şekilde algılıyor. Peki zihniniz bunu neden yapıyor? Çünkü birçok senaryoda, gerçekliği bu şekilde algılamak, hayatta kalma şansımızı artıran bir şey.

Her zaman %100 bilgiye sahip değiliz. Bu nedenle beyniniz bazen eldeki bilgiden sonuç çıkarmak, boşlukları doldurmak zorunda kalıyor.

Bir başka örnek de iş performansınızın gözden geçirilme süreci. Patron bu sene çok iyi performans gösterdiğini söyleyerek görüşmeye başladığında, 10 dakika boyunca çalışanın çok iyi yaptığı 3-4 şeyden bahsediyor ve kalan 20 dakika boyunca kötü yaptığı tek bir şeyden bahsediyor. Bu kişi toplantıdan çıktığında, görüşmenin kötü geçtiğini söylüyor zira kişi 20 dakika boyunca negatif geri bildirim aldığı için, görüşmenin kötü geçtiğini algılıyor, ilk 10 dakika boyunca çok iyi performans gösterdiğini söylediğini unutuyor.

Patronun görüşmenin üçte ikisi boyunca negatif bir şeyden konuşma sebebi, kişinin harika bir çalışan olduğunu düşünmesi ve bir sonraki seviyeye tırmanmak için yardım etmeye çalışması. Ama çalışan durumu bu şekilde görmüyor.

Bu çalışan, patronun yapmaya çalıştığı şeyi doğru algılasa, motivasyonu çok değişik olurdu değil mi? Patronun sizin bir zayıflığınızı düzeltmek için 20 dakika harcadığını ve bunu sizin harika bir çalışan olduğunuza inandığı için yaptığını bilseniz, çalışma motivasyonunuz ateşlenirdi. Bu toplantıyı negatif, kovulmak üzere olduğunuza bir işaret olarak algıladınız ve çalışma motivasyonuz dibe çöktü.

Klistha nasıl yok edilir?

Peki bu klistha denilen şeyi nasıl yok edeceksiniz? Klisthaları ortadan kaldırmanın yolu aslında çok basit, gerçekliği ve gerçekliğe eklediğimiz şeyi gözlemlemek. Durumun gerçekliği ne ve o gerçekliğe zihin tarafından bağlanan ne?

Herhangi bir durumu ele alıp, bu durumun gerçekliği ne diye sorabilirsiniz. Bu durumun anlamı ne, durum ile ilgili yaptığım bağlantılar ne?

Şimdi birçok insanın ayağı tam bu noktada kayıyor. Bu noktada birçok insan, durumdan çıkardıkları anlamın neden doğru olduğunu göstermek için mantıksal argüman üretmeye başlıyor. “Burada durum şu, bağlantı şu, anlam şu” diyorlar ve hemen sonrasında da, bu bağlantı ve anlamın neden doğru olduğunu göstermeye, kendi inançlarını doğrulamaya çalışıyor.

Örneğin bir incel ile tartıştığınızda, yaptıkları bağlantıları konuştuğunuzda, zihinleri otomatik olarak bu bağlantıların neden doğru olduğu konusunda argüman sıralamaya başlıyor. “Anladık, şöyle diyorsun ama bu benim için geçerli değil” diyor. “Motivasyon ve algı ile ilgili şeyler başka insanlar için geçerli olabilir ama benim için geçerli değil” diyor. “Şimdi bak sana tüm nedenleri sıralayacağım” diye devam ediyor. “Sen hatalısın, sen hatalısın, sen hatalısın … Tüm o talamus, NA, ön loblar, pomodoro tekniği, büyüme düşünce yapısı, vs başka insanlar için geçerli olabilir ama incelimiz özel bir kar tanesi.

Fakat burada olay sizin yaptığınız bağlantıların doğru ya da yanlış olması değil. Olay, algınızın gerçeklikte mi yoksa yürüttüğünüz mantıkta mı olduğu. Çünkü motivasyon, içinde bulunduğunuz durumun gerçekliğini mantıksal bağlantılardan ayırma kabiliyetinden geliyor. Günümüzde hemen herkesin motivasyon eksikliği çekme nedeni de bu çünkü herkes “mantık(lı)” bağlantılarına gömülmüş durumda. Liberaller şuna şuna inanıyorlar, muhafazakarlar şuna şuna inanıyorlar. Mantıklı açıklamaları da şunlar, bunlar. 

Herkesin algısı, bu mantık kutusu içinde. Dünyayı doğru algılamanın yolu bu değil. Bu, yaptığınız bağlantıları haklı çıkarmanın yolu. Ama algınızı yükseltmenin, yaptığınız bağlantıları haklı çıkarmak ile alakası yok. Kelime anlamı ile algınızı yükseltmek ile alakalı. Dünyayı olduğu gibi görebilme kabiliyetinizle alakalı.

Dünyayı olduğu gibi görmek için yapmanız gereken şey, içinde bulunduğunuz durumun gerçekliğini görmek. Bu alıştırmayı ne kadar çok yaparsanız, algınız da o kadar yükselir. Algınız ne kadar yükselirse, doğru yönde o kadar çok motive olursunuz.

Neden ve nasıl doğru yönde? Doğru yönde çünkü motivasyon, durumun gerçekliğine tepkidir. Çoğu insanın temel problemi, motivasyonlarının, dünyanın bir yansımasına yönelmiş olması. Tüm liberaller muhafazakarlardan, tüm muhafazakarlar liberallerden nefret ediyorlar çünkü hepsi kendi dünya yansımalarında yaşıyorlar.

Politikadan çıkıp ilişkiler dünyasına baktığımızda da bu sorunu görüyoruz. Eğer çok düşük özdeğere sahipseniz, sizin hastalıklı olduğunuzu söyleyen güçlü bir egoya sahipseniz, gerçekliğe dayanan bir dünyada yaşamıyorsunuz, zihninizin yarattığı, gerçek dünyanın modifikasyonu olan bir dünya yansımasında yaşıyorsunuz. Bu durumda da doğru yönde motive olmanız çok zor.

Ben disiplinli biri değildim, harika alışkanlıklarım yoktu. Ama bunlara ihtiyacım da olmadı. Neden? Çünkü Hindistan’a gittim, bazı yoga kavramlarını öğrendim ve bunların bana inanılmaz faydaları oldu. Dünyaya, yapabileceğim en temiz şekilde tepki vermeye başladım.

Ben sizden daha iyi olduğumu iddia etmiyorum. Söylemek istediğim şey, bu tekniği öğrenirseniz, bunları sizin de başarabileceğiniz.

Gerçekliğe eklediğimiz bağlantılara dolandığımızda, dünyayı olduğu gibi görmeyi bırakırız. Gerçekliği olduğu gibi görmeyi bıraktığımızda ise, motivasyonumuz dünyaya tepki vermeyi bırakır. Ne yapacağımızı bilemeyiz ya da dünyaya doğru şekilde nasıl tepki vereceğimizi bilemediğimiz için, başka şeylere yöneliriz.

Motivasyonsuzluğumuzun birinci nedeni, motivasyonumuzu nereye koyacağımızı bilmememiz. Dünyayı olduğu gibi görme pratiği yaptıkça, zihnin gerçekliğe eklediği tüm o şeyleri gerçeklikten ayırmayı öğrendikçe, motivasyon doğal olarak yükselir. Disipline, alışkanlıklara ihtiyacınız olmaz. Motivasyon, hareket etme yönündeki doğal eğiliminizdir ve sizin gerçeklik algınız temizlendikçe kendiliğinden gelir.

Kaynak: How Your Perception is Destroying Your Motivation?

Uzun süreli ilişkiden “sıkılan” erkek – ıssız adam

Abi selam, benim sorunum biraz farklı. 28 yaşındayım ve İstanbul’da iyi bir maaş ile çalışıyorum. Fiziğim iyi, sosyal bir insanım ve işimde başarılıyım. Benim kısa ya da uzun süreli ilişki bulmakta bir sorunum yok. Fakat uzun süreli ilişkiye girdikten sonra, başlangıçta çok heyecanlı olsam da, 2-3 ay içerisinde ilişkiden sıkılıyorum, kızın düzenli olarak hayatımda olması bana batmaya başlıyor ve kızdan ayrılıyorum. Bir iki kere değil, bugüne kadar bu yüzden 5 ayı geçen ilişkim olmadı, hep kısa süreli ilişkiler ya da uzun süreli situationship denilen ilişkilerden yaşadım. Eskiden bu durumu takmazdım hatta kariyerime odaklanıyorum, uzun süreli ilişkiye vaktim yok derdim. Ama bu durum artık canımı sıkmaya başladı. Kendimi sürekli bir arayışta hissediyorum ve bu durum beni yoruyor. Ne yapmamı önerirsin?

Sen muhtemelen “sıkılmıyorsun” ama korkuyorsun. İlişkilerde ilk 2-3 ay balayı aylarıdır, hafiftir, çok ciddi değildir ama sonrasında yakınlaşma artık iyice artar. Sen yakınlaşma belli bir seviyeye geldiğinde korkmaya başlıyorsun muhtemelen. Neyden korkuyorsun?

Popüler kültürde senin gibi bir ıssız adamın (bu tip erkeğin filmidir) sorumluluk almaktan, karşısındakine söz verip tutamamaktan, büyümekten, olgunlaşmaktan korktuğu söylenir. Benim literatürde ve kendi konuşmalarımda gördüğüm şey, korkunun temeli, yakınlaşınca acı çekmek, duygusal olarak yaralanmak.

Literatürde buna kaçıngan bağlanma diyorlar ve burada birkaç yerde bahsi geçiyor. Ben zamanında kırmızı hapın temel probleminin, kaygılı bağlanan ve bu nedenle büyük bir ilişki travması yaşayan efendi erkekleri, başka bir sağlıksız bağlanma stili olan kaçıngan bağlanmaya çekmek olduğunu yazmıştım ama kaygılı bağlanma genellikle çocukluktaki olaylardan gelir.

Kaçıngan bağlanan bir insan, uzun süreli ve duygusal olarak yakın bir ilişki ister ve hatta buna açtır. Ama girdiği ilişkide yakınlaşma arttığında, geçmişte çok yakın ilişkilerde ya da bir ilişkide acı çektiği için (dediğim gibi ilişki travması değil de anne ve baba ile ilişki de olabilir), korkar ve ilişkiden kaçar.

Eskiden bu durumu takmazdım hatta kariyerime odaklanıyorum, uzun süreli ilişkiye vaktim yok derdim.

Çok fazla iş odaklı yaşamak, bildiğim kadarıyla bu bağlanma stiline sahip insanlarda sık rastlanan bir durum. Dr. K. bağlanma stilleri yayınında şunu diyordu:

Örneğin 20’lerinde, “şu an kariyerime odaklanıyorum, ilişkiler benim için öncelik değil” derler. Aslında bu, 20’lerinde bir insan için oldukça makul bir zihin yapısı olabilir. Zaten bağlanma stilleri ile ilgili zorluk da budur. Birçok sağlıksız bağlanma davranışı kulağa mantıklı ve makul gelir ama geri planda, sağlıksız bir bağlanma stili vardır. “20’lerimde kariyerime odaklanacağım, ilişkiler öncelik değil” diyen insanların %20’si, bunu karşı cinsle yakın ilişki kurmaktan kaçmak için bir bahane olarak kullanırlar.

Sende muhtemelen bu durum var ama her kariyere odaklı adam tabii ki sağlıksız bağlanma stili nedeniyle kariyerine odaklanmıyor. Dr. K. şöyle devam ediyor:

İnsanlar kariyer odaklı olamazlar demeye çalışmıyorum, insanlar tabii ki kariyer odaklı olabilirler. Bazı insanlar bu oldukça geçerli nedeni, bilinçsiz bir şekilde de olsa romantik, yakın bir bağ kurmamak için bahane olarak kullanıyorlar diyorum. Yani kariyer odaklı biri olmanız ve kariyer için ilişkilere öncelik vermemeniz, sizi otomatik olarak kaçıngan bağlanan biri yapmaz. Bir insan kaçıngan bağlanan biriyse, bu gibi özelliklerden daha fazlasına sahip olur ve tek bir özelliğe bakarak değil de, sergiledikleri tüm bu özelliklere bakarak kaçıngan bağlanma var diyebiliriz.

Kendimi sürekli bir arayışta hissediyorum ve bu durum beni yoruyor.

Bu da bildiğim kadarıyla ıssız adamların ortak özelliklerinden birisi. Bilinçaltında bir mükemmel, ideal partner var. Bunu mesela dolaylı olarak kırmızı hap camiasında çok görüyorum. Bu insanlar söylemlerinde, uzun süreli ilişkiye ve evliliğe ancak her sözlerini dinleyecek, %100 feminen, %100 itaatkar, %100 boşamayacak kadın bulurlarsa girebileceklerini ama böyle bir kadını henüz bulmadıkları için giremediklerini ima ediyorlar. Kadınlarla ilgili bir sürü kötü şeyi sıraladıktan sonra, tabii ki tüm kadınlar böyle değil (bunu kadınların %0.1’i böyle değil anlamına gelecek şekilde) diyorlar. Ya da sürekli bir en iyisini arama, bekleme var.

Oysa burada da temel problem, bu bağlanma stiline sahip insanın, gerçek kadınlarla yakınlaşmada acı çekmekten korkması ve bu yakınlaşmadan kaçmak için ideal kadın fantezisine sarılması.

Bu arada genellikle kaygılı bağlanan adamların içine düştüğü oneitis ile kaçıngan bağlanan adamların içine düştüğü idealitis mi desek ideal kadın fantezisi aynı şey değiller. Oneitis, beta / kaygılı bağlanan erkeğin ruh ikizidir, kimse onun gibi değildir ama kusurları olan bir kadındır, erkek genellikle onun idealden uzak olduğunu bilir. İdealitis durumunda ise gerçekte olmayan kusursuz bir kadındır. Kısa bir süre önce bir yorumda bunu söylemiştim:

Kaçıngan bağlanan mükemmel eşi, gerçek insan partnerlerden kaçmak için bahane olarak kullanır. Kaygılı bağlanan oneitisi gerçek insan partnere sülük gibi yapışmak için.

Kaçıngan bağlanan insan, geçmişinde kurmaya çalıştığı yakın insani bağlardan ve hüsrandan gelen büyük bir hayal kırıklığına sahip. Bu bağlar geçmişte canını yaktığı için, bir insanla yakınlaştığında kendisini korumak için, hissiz olmaya, dikkatini dağıtmaya ve duygularından kaçmaya çalışır. Bunun en kestirme yolu ise, insanlarla hiç yakınlaşmamaktır.

Kaçıngan bağlanan biri eninde sonunda gerçek bir insanla ilişkiye girer ve gerçek bir insanla ilişkinin hem pozitif, hem de negatif tarafları vardır. Bu negatif taraflar nedeniyle, kaçıngan bağlanan biri, gerçek insanlarla gerçek ilişkilerden korkarlar. “Bu insanın kusurları var ama kusursuz bir insan bulursam, duygusal olarak mükemmel hissedebilirim” derler. Fakat kimi bulurlarsa bulsun, kendi içsel sağlıksız bağlanması değişmediği için, mükemmel hissedemez. Bunun sonucunda ise, mükemmeli arar durur, bir partnerden diğerine atlar.

Ne yapmamı önerirsin?

Şimdi ben ne psikoloğum ne de seninle konuştum. Bunları bilgi amaçlı paylaşıyorum. İlk yapman gereken şey eğer imkanın varsa bu alanda uzman bir terapistle çalışmaya başlamak. Sağlıksız bağlanma stilini, sağlıklı bağlanma stiline çevirmek. Bu zor ama gayet mümkün.

Kendi başına yapabileceğin en önemli şey, bu işin de üçte biri, öncelikle sorunun buysa bunu anlamak zira kaçıngan bağlanan biriysen bunu bilmek, işin önemli bir kısmını kendiliğinden hallediyor.

Örneğin “sıkılıyorum” dediğin şeyin “korku” olduğunu anlamak ve kabul etmek çok önemli. Sıkılıyorum dediğinde olayı narsist bir bakıştan tanımlıyorsun, güç sende gibi hissediyorsun. Sen partnerinden sıkıldığında, gücü daha fazla elinde tutan taraf gibi hissediyorsun. Egon rahat hissediyor ama egon kırılmayacak diye problemi doğru tanımlamadığın için, problemini çözemiyorsun.

Ayrıca insan sıkıldım dedi mi, çözüm ne olabilir? Oysa korktuğunu görürsen onun çözümü hemen akla geliyor, korkuna meydan oku, korkundan güçlü ol, vs. Neden kaçıyorsun, neden korkuyorsun? Korkunun işlevi ne? Bunları düşünmen lazım.

Benim gördüğüm, bireysel olarak yapabileceğin en önemli şey, cesaret gösterip, duygusal acı çekmeyi göze alıp yakınlaşmaya devam etmen ve “sıkıntı” dediğin şeyin geçtiği yere kadar gitmeye çalışman. Belki 3-4 ayda kaçmasan, 5-6 ay beklesen, 1 sene beklesen, bu korku geçecek.

Bunu söyleme sebebim, sen yazmamışsın ama, senin durumundaki birçok erkeğin beni “ayrıldım ama sonra onu özlemeye başladım ve onu düşünüyorum” diye araması. Kaçıngan bağlanmada en acı şey, hiç istemesen, hiç umrunda olmasa neyse ama kaçtığın şeye aç oluyorsun. Sürekli olarak açsın, yemek masasına büyük bir heyecan ile oturuyorsun, ilk birkaç lokmada büyük tad alıyorsun ama sonra birden miden bulanıyor ve kusuyorsun, masadan kalkıyorsun gibi. Aç olmasan neyse ama hala açsın.

Bu sorunlarını doğru teşhis edip hızlıca çözsen iyi olur. Dünya seni beklemiyor.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize özellikle de İlişkilerde Bağlanma Stilleri kitabımıza bakabilirsiniz.

Yapay zeka meslekleri nasıl etkileyecek? Yapay zeka balonu ve patlayan yazılım sektörü balonu

En son podcast içinde yapay zeka meslekleri nasıl etkileyecek diye tartışmıştık. Bazı takipçiler, bu bölümü ayrı bir yayın olarak koymamızın daha faydalı olacağını söylediği için, yayının o bölümünü ayırdım.

Yazılım sektöründe çalışan ya da bu sektöre adım atmaya çalışan arkadaşlar, ABD’de inşaat sektörü balonu patladıktan sonra inşaat sektörü, 2001 yılında dot-com balonu patladığında internet ve yazılım sektörü yok olmadı yani bize ne olacak diye çok endişelenmeyin. Balon patladığında, balon patlar, sektörün çekirdeği kalır ve oradan yeniden büyür.

Onunla ilişkinin ya da evliliğin yolunda gideceğini, mutlu olacağımı nasıl bilebilirim?

“Onunla ilişkinin ya da evliliğin yolunda gideceğini, mutlu olacağımı nasıl bilebilirim?”

Bunu kesin olarak bilemezsin, hiçbir zaman da bilemeyeceksin.

Ama riski yanlış şekilde değerlendirme.

Harekete geçmenin, karar almanın riskleri var. Ama HAREKETE GEÇMEMENİN, karar alamamanın da riskleri var.

Beklemenin güvenli olduğu fikri bir ilüzyon. Beklerken dünya sizi beklemiyor, yaşlanıyorsunuz. Belli bir noktadan sonra, seçebileceğiniz alternatifleriniz azalmaya ve yok olmaya başlıyor. Uzun süreli bir ilişkinin getireceği büyüme ve deneyim fırsatlarını kaçırıyorsunuz. Gelecekteki çocuklarınız ve torunlarınızla geçirebileceğiniz zamanı kaybediyorsunuz. Peki bütün bunları neden yapıyorsunuz? Teorik olarak belki daha iyisini bulabileceğiniz için?

Bu rasyonel düşünmek değil, kumar oynamaktır.

Gerçek şu ki siz beklerken, tüm bu deneyimleri kaçırıyorsunuz. HAYAT GARANTİ DEĞİL Kİ. Birkaç yıl içinde ölebilirsiniz, ya da beklediğiniz o özel kadın birkaç yıl içinde ölebilir.

Yanlış anlamayın, kimse size rastgele birini seçin, yüzünüze gülen, size zamanını veren ilk kıza nikahı basın demiyor. Kimse size standartlarınız olmasın, kadını değerlendirmeden geçirme demiyor.

Ama bir kadından hoşlanıyorsanız, o kadınla değerleriniz, vizyonunuz ve görüşleriniz uyuşuyorsa, beraber iyi vakit geçiriyorsanız, beraber vakit geçirmekten zevk alıyorsanız, neyi kaçırdığınızı düşünüyorsunuz, hiçbir fikrim yok.

Değerlendirmelerinizi yapın, önlemlerinizi alın, ama eğer kadın bu değerlendirmeleri geçiyorsa, bir sonraki adıma geçin, kararlı olun.

ERKEK olun.

Bunu “erkekler kadınlara istediklerini verirler” diye yapmayacaksınız. Hayır. Bunu “o sizin ona söz vermenizi hak ediyor” diye yapmıyorsunuz. Bu zihin yapısı, kaybeden zihin yapısıdır ve ilişkinizde daha sonra sorunlar çıkarır. Bir kadınla devam etme kararını, asla ama asla suçluluk duygusu üzerinden vermeyin.

Bu sizinle ilgili, sizin hayatı korkmadan yaşamanızla ilgili. Hayatınızın bir sonraki sayfasına olgunluk ile geçecek kadar cesur musunuz yoksa eski ve bilindik olana çaresizce tutunmaya devam mı edeceksiniz?

Gerçek şu ki, bir kadın mükemmel mi diye kaygı duymak utanç verici bir şey. Bilinmezlikle başa çıkamayacağınızı mı söylüyorsunuz? En kötüsü başınıza gelse bile, bununla başa çıkamayacağınızı mı söylüyorsunuz? Başarısızlıktan, başarıyı aramayı reddedecek kadar mı korkuyorsunuz?

Evliliği bir macera olarak düşünün – inişleri ve çıkışları olan bir macera. Bu iyi bir şey. Bu, birbirinizi zorladığınız ve geliştiğiniz anlamına gelir. Siz geliştikçe, aranızdaki dinamik de gelişecek. İlişki yerinde sayıyorsa, bu sizin yerinizde saydığınıza işaret.

Beraber büyümek demek, sürekli olarak beraber ölmek ve yeniden doğmak, bu süreçte de hayat enerjinizi yenilemek demek. İlişki, yakınlık çıkmaz sokak değil, yüzeyselde yayılmaktan çok derinlikleri keşfetmek demek.

Ana fikir şu: Evet, biriyle evlenerek fırsatlardan vazgeçiyorsunuz. Ama biriyle evlenmediğinizde de fırsatlardan vazgeçiyorsunuz. Fırsatlardan sadece her karar verdiğinizde değil, her karar vermediğinizde de vazgeçiyorsunuz. Çünkü dünya sizin karar vermenizi beklemiyor. Eğer siz ileri doğru ilerleyeceğiniz yolu kendiniz kucaklamazsanız, kader o yolu sizin için seçer.

Ama Tanrı, kendi kaderini seçen erkekleri ödüllendirir.

Onunla devam edin ya da etmeyin. Ama bu konuda kararlı olun.

Çeviri: Pad Stedman