Sosyal oyunun üçüncü hali – ağ kurucu

Birçok insana ilişkiler konusunda tavsiye verirken önce sosyalleş dediğimde, “ben sosyalim abi, arkadaş çevrem var, onun çevresi var” diye karşı çıkıyor. Evet, arkadaş çevrenizin çevresi de bir sosyal oyun ama arkadaş çevrenizin bağlantı ağından pasif bir şekilde iş çıkarmaya çalıştığınız bir oyun. Yeterli değil.

Sosyal oyun dediğimiz şeyi üçe ayırabiliriz.

Birinci tip sosyal oyun, arkadaşlarınızın sizi uygun adaylarla tanıştırması. Bir arkadaşınızın ya da onun kız arkadaşının bekar bir arkadaşı ile tanıştırılmanız gibi. Burada “havuz” üzerinde pek bir kontrolünüz yok, arkadaşlarınızın ya da onların kız arkadaşlarının sizi münasip görmesine bağımlısınız. Bu geçersiz bir oyun değil ama dediğim gibi havuzu dar ve pasif kaldığınız bir oyun.

İkinci tip sosyal oyun, halihazırda organize olmuş sosyal gruplara katılmak ve orada yeni insanlarla tanışmak. Bu konudan önce sosyal hayatınızı geliştirin yazısında bahsetmiştik. Bir üniversite kulübüne katılmak, bir tiyatro kursuna ya da doğa sporları kulübüne katılmak, Roofnetwork ya da meetup.com gibi yerlerde aktivitelere katılmak gibi.

Üçüncü tip sosyal oyun ise daha çok sizin organizatör olduğunuz bir oyun tipi. Çoğu erkek, bu tip bir oyunu oynamıyor. İş, arkadaş, üniversite çevrenizi bir araya getirdiğiniz ev partileri, ev ve dışarıda yemek gibi aktiviteler. Bu tür organizasyonlar düzenliyorsunuz ve arkadaşlarınıza “benim tanımadığım birini getirebilirsiniz” diyorsunuz. Daha önceden bahsetmiştik, insanları tanıştıran biri olmak, sizin sosyal çevrenizde merkeze taşınmanızı sağlar.

Bu tür bir sosyal oyun, sizin sosyal oyununuzu hızlıca geliştirir, sizi daha merkezi bir insan yapar. Sizin her tanıştırmanız, sizin ileride birileri ile tanıştırılmanıza olanak sağlar.

Evet bu oyun uzun solukludur ama ne kadar erken başlarsanız, ekmeğini o kadar çok yersiniz.

Maalesef birçok erkek sosyal oyun fikrine direnç gösteriyor, bir sürü bahane ile bulaşmak istemiyor. Çünkü sosyal oyun bu erkeklerin gözünde, gidip bir kıza yürümeye göre “bir sürü (gereksiz) iş” olarak görünüyor. Ama bu çok yanlış bir matematik.

Soğuk yürüme, set açma, vs. her bir yürümede başarı oranınızın çok düşük olduğu, sürekli olarak yapmanız gereken bir oyun türü. Kötü bir oyun türü demiyorum ama sosyal oyundan daha az emek isteyen bir oyun değil. Sizin organize ettiğiniz sosyal oyun gibi,düzeni kurduktan sonra organizasyon yapmasanız bile,  hala size tanışabileceğiniz kız getirebilecek bir oyun değil. Ayrıca sosyal oyunda daha az yürüme yapsanız da, her bir yürümeden bir iş çıkma ihtimali daha yüksek.

Şimdi diyeceklerim tam olarak doğru olmayabilir ama benim gözlemlediğim, sosyal oyunu, özellikle üçüncüsünü ama genellikle hem ikincisini hem de üçüncüsünü “bir sürü iş”, “şu sebepten yapamam”, “bu sebepten olmaz” diye yapmak istemeyen birçok erkeğin, sosyal kaygısının yüksek olduğunu görüyorum. Çünkü normal kaygı seviyesine sahip bir erkek için, bu tür bir sosyal organizatörlük ya da eldeki organizasyonlara katılma, hiç kız gelmese de zevkli ve yük olmayan bir aktivite.

Biz eskiden kendi aramızda çok fazla ev organizasyonu yapar, çeşit çeşit çevremizden insanlar çağırırdık. Ben kendi iş ve üniversite çevremin, ben Türkiye’den 3 sene ayrı kaldığım dönem bile kendi kendilerine buluştuklarını hatırlıyorum.

Günümüzde insanların en büyük problemlerinden birisi, can sıkıntısının ellerinden alınmış olması. Ekran yüzünden herkes can sıkıntısını, birileri ile buluşmadan, bir organizasyon yapıp insanları çağırmadan kendi başlarına giderebiliyorlar. Bu çok kötü. 80’lerde ve 90’larda çocuk olanlar, 2010’lu yıllara kadar can sıkıntısı hissetmek için ne kadar çok fırsat ve zamanımızın olduğunu hatırlayacaktır.

Yeni neslin can sıkıntısı hissetme lüksü kalmadığı için, dopamin alıcıları mahvolduğu için, aslında sosyal olarak, ilişkisel olarak birçok sorunlarını çözecek aktiviteden zevk de alamıyorlar. Bu konuya artık neden hiçbir şeyden zevk alamıyorsunuz yazısında değinmiştik.

Ama bu tür organizasyonlar yapmaya ve bunlara katılmaya kendinizi zorlayın. Çok zor bir şey değil. İşten, üniversite arkadaşlarından, lise arkadaşlarından, kuzenlerden birkaçına, “Cuma akşam bende film izleyelim, yemekler benden içkiler sizden” gibi bir şey söyledikten sonra, “arkadaşlarınızı getirebilirsiniz hatta getirin, hoş gelirler” diye de ekleyin.

Merak etmeyin, 15 kişi çağırsanız, 5-6 kişi gelecek zaten. Bir ikisi yanlarında birilerini getirse, bu en fazla 10 kişiye çıkar. Sıklıkla, 1-2 kişi gelecek ama merak etmeyin. Bazen çok kişi gelecek, bazen az.

Küçük organizasyonlara katılmayı da ihmal etmeyin ya da küçümsemeyin.

Yıllar önce birgün 3 yazılımcı Cuma gecesi 12’ye kadar çalışmıştık. Bizim 55 yaşındaki yöneticimiz, “gençler Pazar bizim moruklarla mangal yapacağız, gelin size ziyafet çekeyim” diye bizi davet etti. Geliriz dedik.

Pazar sabahı diğer 2 elemanı aradım, “ya ne işimiz var 50-60 yaşındaki amcalarla, teyzelerle mangalda” diye gelmediler. “Gelin bedava et yiyeceğiz, ağ kurarız” falan dedim ama nafile.

Ben gittim. Bizim yöneticinin karısı da, 3 tane 20’lik delikanlı geliyor diye, kendi şirketinden 3 tane 20’lik kzı çağırmış. 3 kızla ben tek başıma kaldım. İlk eşimle orada tanıştım.

Bakın her gittiğiniz yerde birini bulamazsınız tabii ki. Ama diğer 2 eleman gibi her halta bahane ile kıçınızın üstünde beklemek yerine, “gideyim göreyim, eğleniriz” kafasıyla dışarı çıkarsanız, sosyalliğiniz ve ilişki hayatınız gayet doyurucu olur. Ben beni arayanlara, “evde oturup 4 saat YouTube izleyeceğinize, gidip dedelerle tombala oynasanız, eninde sonunda bir torun ya da hemşire tavlarsınız” diyorum şaka yollu.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

 

Tanımadığınız bir insanla karşılaştığınızda neden doğal bir şekilde konuşamıyorsunuz?

Bir arkadaşınızla muhabbet ediyorsunuz ve konuşma akıyor. Sonra ya tanımadığınız ya da sizi tedirgin eden, örneğin güzel bir kadın, yanınıza geliyor. Az önce kendiliğinden akan, eğlendiğiniz muhabbete devam etmek istiyorsunuz ama artık kilitlenmiş vaziyettesiniz ve bir şey söylemekte zorlanıyorsunuz.

Yalnızlık salgını ve ilişkiler krizi gibi problemlerle dolu günümüz dünyasında, insan etkileşiminin basit ama önemli öğelerini anlamak, inanılmaz derecede önemli. Bu nedenle, az önce size verdiğim senaryonun temelindeki bilimi konuşacağız. Burada beyninizde ve sinir sisteminizde çalışan mekanizmayı anladığınızda, bu problemi çözmek için bir yol haritası da ortaya çıkacak.

Normal bir muhabbet içindeyken, rahat bir durumda oluyorsunuz yani dinlenmeyi, rahatlamayı ve sindirimi yöneten parasempatik sinir sisteminiz aktif. Böyle bir muhabbet içindeyken stresli değilsiniz, rekabet içinde değilsiniz, yargılanmıyorsunuz. Rahatsınız ve rahat olduğunuz için kelimeler akıyor. Bu nedenle örneğin sosyal kaygısı olan birinin alkol alırsa çenesi açılıyor çünkü sinir sistemi rahat bir duruma geçiyor.

Siz rahat bir muhabbet içindeyken yanınıza biri geliyor ve bu kişi yanınıza gelir gelmez sinir sisteminizde bir şeyler oluyor. Sinir sisteminiz, artık rahat olmadığınız bir duruma geçiyor yani parasempatik sinir sisteminden, sempatik sinir sistemine geçiyor. Sempatik sinir sisteminiz, tehlike anında devreye giren savaş – kaç – don tepkisini yöneten bir sistem. Örneğin insanlar sosyal etkileşimde genellikle donuyorlar.

Tanımadığınız biri konuşmaya dahil olduğunda sempatik sinir sisteminiz aktif hale geliyor çünkü bu insanın yanında güvende olup olmadığınızı bilmiyorsunuz. Bu güvensizliğin bazıları aynı anda bulunabilen birden fazla nedeni olabiliyor. Bu nedenlerden birisi, sosyal etkileşimlerde güçlük çeken birçok insanın, gelişimlerinin bir noktasında, ortalam bir insanın tehdit olduğunu öğrenmesi. Aslında bu insanların karşılaştıkları çoğu insan tehdit değildi ama örneğin bazıları çocuklukta akran zorbalığına uğradılar. İnsan beyni tehditlere öncelik verdiği için, konuşmaya giren bu insanın sizinle dalga geçme ihtimali %10 bile olsa, beyniniz bu tehdide öncelik veriyor.

Sosyal etkileşimlerde böyle bir tehdit algısına sahipseniz muhtemelen hayatınızın ilk 15 yılında, yeni bir insanı, aksi ispatlanana kadar tehdit olarak algılamayı öğrendiniz. Arkadaşınızla rahat rahat konuşurken size yabancı biri konuşmaya dahil olduğunda, sinir sisteminizin otomatik olarak sempatik sinir sisteminin kontrolüne girme sebebi bu. Yani geçmişte insanlarla sosyal etkileşimde yaşadığınız deneyimler yüzünden, savaş – kaç – don moduna giriyorsunuz.

İkinci olarak da, beynin tehdit yakalama, hayatta kalma, korku ve kaygı üretme merkezi olan amigdala devreye giriyor. Ortada konuşmaya size yabancı birinin dahil olması gibi oldukça zararsız bir uyaran var. Ama bu zararsız uyaran, geçmişiniz nedeniyle, amigdalanızı devreye sokuyor. Korku hissediyorsunuz ve kalp atışınız hızlanıyor. Ve bu noktada gerçekten enteresan bir şey oluyor: bunu durdurmaya çalışıyorsunuz. Beyninizin ön lobları devreye giriyor ve “tanrım, bu yine oluyor” diyor. “Normal bir muhabbet bu! Neden rahat olamıyorum?”.

Bu noktada beyinde bir içsel savaş başlıyor. “Rahatlamalıyım. Daha cezbedici olmalıyım, daha cezbedici olmalıyım, …”. Bu aşamada artık kendi kendinize konuşuyorsunuz, hem duyarlı hem de içe dönüksünüz. Doğal bir dürtünüz ortaya çıktı ve onunla savaşıyorsunuz. Ve o dakikadan sonra işiniz bitiyor. Neden? Çünkü, sağlıklı sosyal etkileşim, sizinle bir başka insan arasında akıcılık gerektirir. Siz karşı tarafa bir şey söylersiniz, o size bir şey söyler ve sonra siz ona bir şey söylersiniz.

Ama kendi içinizde savaşa tutuştuğunuzda, farkındalığınız kafanızın içine döndüğünde, karşı taraf ile aranızda kurulan akıcı bağı kaybedersiniz. Beyninizde frontal korteks aktif hale gelip amigdala ile güreşmeye başladığında, akıcı ve rahat bir şekilde konuşamamaya başlarsınız.

Bu konuyla ilgili oldukça ilginç bir tıbbi örnek var. Bir insan beynin ön loblarına kan taşıyan damarlarda felç geçirirse, beyin ön lobları doğru düzgün çalışamamaya başlar. Bu durumda,felç geçiren kişi, bir anlamı olsa da olmasa da konuşmaya başlar. Örneğin doktor bu kişinin avucuna hayali bir ip koyar ve kişiye ipi nasıl bulduğunu sorar. Kişi ise avucunda ip olmamasına rağmen, “çok güzel bir ip” der. Ön loblarımız sözleyeceğimiz şeyleri sınırlar, mantıksız veya alakasız şeyler söylememizi engeller. Ön loblar zarar gördüğünde, insan mantıklı olup olmasın bir şeyler söyler.

Biz burada, ön lobların devreye girerek bizi iç savaşa sürüklediği mekanizmayı kapatmayı öğreneceğiz. Sosyal ortamda donduğunuz zaman bunu yapabildiğinizde, yeniden akıcı bir şekilde konuşabileceksiniz.

Burada yapmanız gereken şey, sempatik sinir sisteminizi kapatmak. Bunun için de nefesinizi kullanmanız, derin ve yavaş nefes alıp vermeniz en etkili ve kolay çözüm.

Sempatik sinir sisteminiz aktif hale geldiğinde, hızlı nefes alıp vermeye başlarsınız. Nefes alışveriş hızınızı yavaşlatabilirseniz, sempatik sinir sisteminizi de kapatabilirsiniz, kendinizi sakinleştirebilirsiniz.

Kaygılı ve korkulu hissettiğinizde, 3 kez ve yavaşça derin nefes alın ve verin.

İkinci yapabileceğiniz şey ise, tehdit algınızı değiştirmek. Amigdalanızın bu insanı tehdit olarak algılayacak şekilde eğitildiğini hatırlayın.

Kedilerle ilgili bir örnek vereceğim. Birbirini bilmeyen 2 sokak kedisini aynı evde yaşamak üzere bir araya koyduğunuzda, birbirlerine tıslamaya başlarlar çünkü iki kedi de diğer kediyi tehdit olarak görür. Çünkü bu kediler sokaktaydılar ve sokakta yabancı kedi genellikle tehlike demekti. Bu kedilerin tehdit algısını rehabilite ederek onları sonunda birbirlerini kucaklayan iki kediye döndüren bir program var.

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, sosyalleşemeyen kedileri sosyalleştirmek için oldukça sofistike programlar geliştiriyoruz ama sosyalleşemeyen insanları sosyalleştirmek için bir programmımız yok.

Kedilerin tehdit algısını değiştirmek için kullanılan maruz kalma terapisini insanlar için de kullanabiliriz. Bir yabancıya verdiğiniz tehdit tepkisini söndürmek için, size yabancı insanlarla zararsız ama sizi stresli hissettirecek etkileşimlere maruz kalmalısınız.

Amigdalanız bir yabancı ile karşılaştığında aktif hale geliyor çünkü siz büyürken, yabancı insanların tehlikeli olduğunu öğrendiniz. Yapmanız gereken şey ise, sizi bir miktar strese sokacak şekilde, tanımadığınız insanlarla tekrar tekrar zararsız etkileşimlerde bulunmak. Bunu yaptıkça, amigdala tepkiniz doğal olarak sönmeye başlar.

Dale Carnegie’nin Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı (How to Win Friends and Influence People) kitabı, insanların mem konusu yapıp durduğu bir kitap ama bence aynı zamanda harika bir kitap. Kitabı harika yapan şey içindeki teknikler değil, Dale Carnegie’nin sizi, tekrar tekrar sosyal etkileşimlere maruz kalmanız için kandırması. Bu, yapmanız gereken en önemli şey. 4. Bölümde gülümsemekten bahsediyor ki bu da harika bir fikir.

Fakat günümüzde öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, bu konuda da dikkatli olmanız gerekiyor. İnsanlar yabancıların özellikle de yabancı bir erkeğin kendileri ile etkileşime girmesinden tedirgin oluyorlar. Bu nedenle size tavsiyem başlangıçta, sizin ilişki havuzunuzdan çok uzakta olan yabancılarla etkileşime girmeniz. Örneğin ben, ilk başta yaşlı insanlarla etkileşime girdim, örneğin onlarla asansörde konuştum. Mesela asansörde birini güzel bir tişört ile gördüğümde, “bu harika bir tişört, nereden aldın?” gibi sorular sordum. Bu şekilde küçük etkileşimlerle başlayın.

Bunun bile size korkutucu gelebileceğini biliyorum. Ama bu tür küçük etkileşimleri yaptıkça, korku – tehdit tepkiniz sönmeye başlayacak.

İkinci yapabileceğiniz şey ise etkileşime merakla girmek. Yabancı biri konuşmaya katıldığında ve donduğunuzda, aynı zamanda bu kişiyi gözlemliyorsunuz. Tehlike sisteminiz aktif hale geliyor yani bu insanla etkileşime girmek yerine bu insanı ölçüp biçiyorsunuz, değerlendiriyorsunuz. Beyniniz, bu kişinin vücut diline, ne dediğine dikkat veriyor. Bu da empatik karşılıklı etkileşime engel oluyor. Ya zihninizde takılı kalmış ya da karşınızdakine odaklanmış oluyorsunuz ve karşılıklı etkileşim olmuyor.

Bu durumu yönetmenin en iyi yollarından birisi merak. Merak, parasempatik sinir sisteminizi aktif hale getiren bir duygu. Bu nedenle, yabancı biri ile karşılaşıp donduğunuzda, bu insana merak duyun. “Bu insan kim?”, “onu buraya getiren ne?” gibi soruları düşünün. Bunu konuşma olarak yapmanıza da gerek yok, zihninizde bu kişiyle ilgili merak ettiğiniz soruları sorun. “Bu insanlar belki 5 dakika etkileşeceğim ve onu muhtemelen bir daha hiç görmeyeceğim. Bu insanı anlamaya çalışayım” deyin. Bu insandan öğrenebileceğiniz, bu insana sorabileceğiniz bir şey var mı diye düşünün.

Burada konuşmamız gereken bir şey de, yabancı biri ile karşılaştığımızda, bu insanın bizim hakkımızda düşündüğü şeyleri neden önemsediğimiz. Çünkü karşılaştığımız çoğu yabancıyı, çoğu güzel kadını muhtemelen bir daha hiç görmeyeceğiz. Böyle birinin sizden hoşlanmaması o kadar da sorun değil. Özellikle sosyal kaygıya sahip biriyseniz, bu insanın sizden hoşlanmaması, sizi gece bile bu olayı düşünmeye iten bir tetikleyici olabilir ama günün sonunda, büyük resim içinde, bu çok da önemli bir şey değil. Eğer bir yabancı ile etkileşimde kaygı hissetmeye başlıyorsanız, derin ve yavaş nefes alıp verin, “şu an kaygılanıyorum” diye düşünün. Bu şekilde nefes alıp vermeniz ve kaygı hissine isim vermeniz, beyin ön loblarınızda aktif olmasını istemediğiniz bölümleri kapatırken, aktif olmasını istediğiniz bölümleri devreye sokar.

Son olarak da bilişsel yeniden çerçevelemeye bakacağız. Yabancı biri ile etkileşiminizi “bu insanla etkileşim için bir fırsat” olarak görün. Amigdalanız bu insanla etkileşimi tehdit olarak görürken bu şekilde bir yeniden çerçeveleme yapmanız, ön beyin aktivitesini değiştirebilir. Ön loblar tehlikeyi ölçüp biçme modundan, merak moduna geçebilir. Bu etkileşimi tehdit değil, fırsat olarak görebilir. Bunun sonucunda da parasempatik sisteminiz yeniden devreye girer ve konuşma akmaya başlar.

Yayınlarını daha iyi bir yaşam için serisinde derlediğimiz, ailemizin psikiyatristi Dr.K’nın şu yayınından çeviri: How To Act Natural In Conversations

 

Arkadaş grubunun en önemsiz insanı olmaktan nasıl kurtulursunuz?

“Sosyal durumlarla ilgili zorluk çekiyorum. Arkadaşlarım var ama ben arkadaşlarım için çok da önemli değilim. Beni bir partiye ya da hafta sonu gezisine çağırıyorlar. Ama eğer davet ettikleri etkinliğe katılmazsam, bu onlar için hiç önemli olmuyor. Yani arkadaşlarım var ama beni pek umursamıyorlar. Onların hayatında merkezi bir rolüm yok. Ben onları çok düşünüyorum ve bir yerlere davet ediyorum. Ama onlar beni pek düşünmüyorlar.

Bazen bir grup insanın içindeyken, oraya ait değilmişim gibi hissediyorum. Kendimi garip hissediyorum ve bu konu hakkında ne yapacağımı bilmiyorum.”

Bu danışana ilk sorduğum soru şu oldu: Bu senin için ilk ne zaman problem haline geldi?

Danışanın cevabı şu oldu:

“Bir ay önce doğum günümdü, bir parti düzenledim ve arkadaşlarımı davet ettim. Yemek hazırlayacağımı, çok iyi bir parti olacağını söyledim. Hepsi mutlaka geleceklerini söylediler. 3 gün boyunca yemek hazırladım, tatlı hazırladım, sosları bile ben yaptım. Ama partiye kimse gelmedi! Bu konuda ne yapacağımı, ne düşüneceğimi bilemedim.”

Bu danışanla biraz daha konuşunca, insanları yakınında tutmak için çok fazla şey yaptığını, hatta onlara dolaylı olarak rüşvet bile verdiğini fark ettim. Bir etkinliğe davet edilmeyi istediği her zaman, o etkinliğe davet edilmek için aşırı çaba gösteriyordu. Mesela bir haftasonu gezisi planlandığında, “ben şunu yapacağım, şunu halledeceğim” diye bir sürü söz vererek gruptaki değerini yükseltmeye çalışıyordu.

Bu kişi, bilinçaltında, gruptan dışlanacağı paranoyası ile yaşıyordu. Gruba, grubun dış hatlarında tutunmaya çalışıyor, grupta kalmak için çok fazla çaba gösteriyordu.

Bu kişinin temel sorunu, özdeğer, sosyal bağlantı ve sosyal yetenek eksikliği. Ve bunlar iyileştirilebilir şeyler. Birçok insan maalesef, aslında patoloji olmayan ve görece kolay iyileştirilebilecek ama hayatlarında büyük problem yaratan şeylerle boğuşuyor.

Bu danışan ile çalışmaya devam ettim ve problemini nasıl çözebileceğimi buldum.

Burada temel sorun şu: bir grubun dış çevresinde o gruba tutunan insanlar, gruptan dışlanmamaya yönelik çok fazla şey yapıyorlar. Bunu yaparken de çok fazla kendilerini küçülten espri yapıyorlar, grubun merkezindeki insanların önüne geçmemek için özel çaba harcıyorlar ve genel olarak aşırı uysal davranıyorlar. Bu tür davranışların hepsi, tutunmaya yönelik davranışlar ama tüm enerjinizi tutunmaya harcarsanız, yükselmeye enerjiniz kalmaz.

Asıl sorun şu ki, bir gruptan dışlanmamak için büyük bir çaba harcadığınız sürece, o grupta kalmayı başarabilirsiniz ama size duyulan saygı asla artmaz.

Sosyal ağ geliştirme ile ilgili birçok araştırma var. Bu alanda ise Özvektör Merkeziliği (Eigenvector Centrality) denilen bir kavram var.

İnsan bağlantıları ile ilgili diyagramlara bakarsanız, bazı insanların diğerlerinden daha merkezi, bazı insanların ise diğerlerine göre daha merkezden uzak, uçlarda olduğunu görürsünüz. Gruplarda genellikle bir veya birkaç lider kişi olur ve örneğin etkinlikleri genelde bu insanlar ayarlarlar. Bu insanlar grubun bir etkinliğine gelmezlerse, o etkinliğin değeri çok azalır ve bu insanlar bir parti düzenlediğinde, herkes bu partiye gitmek için çaba gösterir. Yani bazı insanlar grup içinde sosyal olarak saygı gören, herkesin arkadaş olmak istediği insanlardır. Tabii bazen bu insanlardan gerçekten de hoşlanmayız ama grupta önemli insanlardır.

Peki, bir sosyal grup içinde daha merkezi bir pozisyona gelmek, artık tutunmaya enerji harcayıp durmamak için neler yapabilirsiniz?

İlk yapmanız gereken şey, toplam bağlantı sayınızı arttırmak. Sosyal olarak güçlü, saygı gören, sevilen ve yaptıklarının karşılığını alana insanlar olmakta zorlanan danışanlarıma baktığımda, genellikle temel bir karşılıklılık aradıklarını görüyorum. Örneğin birine bir doğum günü hediyesi aldıklarında, o insandan da doğum günü hediyesi bekliyorlar. Bu insanlar genellikle bir grup içinde daha sayılan ve sevilen biri olmak için çok büyük çaba harcıyorlar.

Yapmanız gereken şey ise, bu enerjinin büyük bir kısmını başka ağlar kurmaya yöneltmek. Bir grup içinde daha sayılan ve sevilen biri olmak tabii ki mümkün ve bu konuya geleceğiz. Ama bunu yapmadan önce, dışsal gruplarla zayıf bağlantılar geliştirmeye başlamanız gerekiyor.

Burada birçok insan, “yahu benim zaten zayıf bağlantıdan bol neyim var?” diye itiraz edecektir. “Daha fazla zayıf bağlantı oluşturmanın ne anlamı var? Şu an kendi grubumda da insanlarla bağım zayıf, bana saygı ve sevgi duydukları yok. O diğer insanlar da saygı ve sevgi duymayacaklar ki! Kötü bir gün geçirdiğimde beni aramayacaklar ki.”

Başka gruplardan insanlarla zayıf bağlantılar kurmak ilk adım. Ama olay burada bitmiyor. Zayıf bağlantıları, bir şekilde güçlü bağlantılara dönüştürmeniz gerekiyor. Siz ne kadar çok güçlü bağlantılar kurarsanız, o kadar sayılan ve sevilen biri olursunuz.

Özellikle grubun dış çevresindeki insanlarla birebir ya da küçük gruplar halinde daha fazla vakit geçirmeye başlayın. Bu sizin o insanlarla bağlarınızı ve etrafınızdaki insanlardan aldığınız desteği arttırır.

Üçüncü prensip, başka insanlar arasında bağlantı kurmak.

Özvektör Merkeziliği yüksek olan, örneğin merkezde olan grup üyesine duyulan saygı, başka herkese olan bağlantısından gelir. Sosyal olarak, başka insanların da bağlantıda olduğu insanlara değer veririz. Bu da, ağ/bağlantı kurmanın özüdür.

Bağlantılar kurma konusunda yapılan çok büyük bir hata var. İnsanlar bağlantı kurmak için etkinliklere gittiklerinde, insanlara “bu kişinin bana nasıl faydası olur?”, “şu kişinin bana ne yardımı olur?” şeklinde bakıyorlar.

Benim gördüğüm en faydalı ağ kurma yolu, iki insan arasında bağlantı kurmak. İki insan arasında her bağlantı kurduğunuzda, onların zihnindeki statünüz artar çünkü bunu yaparken karşılığında bir şey istemezsiniz, bir şey almazsınız. Araştırmalar da, insanlar arasında bağlantı kurmanın, sosyal olarak merkezde olmanıza büyük katkı sağladığını gösteriyor.

Size tavsiyem, insanlarla bağlantılarınızı geliştirmek için büyük bir parti düzenleyip, insanların o partiye gelmesi için çabalama yolunu bırakmanız. Bunun yerine küçük bir organizasyon yapın ve buna A grubundan birkaç kişiyi, B grubundan birkaç kişiyi ve C grubundan birkaç kişiyi çağırın.

Sosyal gruplarda daha merkezi ve saygı duyulan biri olmanızın yolu, grubun dış sınırlarındaki insanlarla bağlantı kurmak, tekrarlanan etkileşimler kurmak ve farklı gruplardan insanları bir araya getirmektir. Peki bunları pratikte nasıl yapacaksınız?

Yeni insanlarla tanışın. Küçük, kendi sosyal grubunuzun parçası olmayan insanları da içeren organizasyonlar yapın.

Dördüncü olarak, grubun dış çevresindeki insanların sıklıkla yaptığı ve kendilerine olan saygıyı azaltan davranışlar. Burada gruba yapışmak ile grup içinde tırmanmak arasındaki farka geri dönüyoruz.

Bu konuda yardım etmeye çalıştığın çoğu insanın, sosyal grubun merkezindeki insanlardan korktuklarını, aynı zamanda kendilerine saygıyı azaltan davranışlar içine girdiklerini görüyorum. Bu davranışlardan birisi, kendilerini küçük düşüren espriler. Grup kendisine gülüyorsa, gruba katılıp kendilerine gülüyorlar çünkü grubun merkezindeki insanlara “ben tehdit değilim” mesajı vermeye çalışıyorlar.

Grubun çevresinde olan insanların kendilerini daha zararsız göstermek için yaptıkları bir başka şey de kendi uzmanlıklarını olduğundan daha önemsiz göstermeye çalışmak. Grubun merkezinde olan insanlardan belli alanlarda daha iyi olduklarında, bu insanlar için tehdit oluşturup dışlanmaktan korkuyorlar.

Grubun merkezindeki insanlar tarafından gruptan atılma korkusu ile kendini küçük ve zararsız göstermeye çalışmak, gruba yapışma amaçlı bir davranıştır. Bu davranış sizi grubun dış çevresinde tutabilir ama merkeze yaklaşmadan orada durmanıza neden olur.

Burada size çok ama çok önemli iki tavsiye vereceğim. Mikroskopik perspektiften bakarsak, kendinizle dalga geçmeyi, kendinizi küçük gösterecek davranışlardan uzak durun. İkincisi, eğer bir şeyde iyiyseniz bunu gösterin. Eğer insanlar bunun değerini bilmiyorlarsa, bunu tehdit olarak görüyorlarsa, bu onların problemi.

2024 tarihli bir araştırmanın gösterdiği, kendiniz hakkında nasıl hissettiğiniz, kendi etkinliğinize olan inancınız, başka insanların size nasıl tepki vereceklerini belirliyor. Yani eğer siz kendinizi küçültürseniz, başkaları da sizi küçük görürler.

İyi olduğunuz konuları gösterin, bu sayede grup içinde size duyulan saygı artar. Eğer sosyal grubunuzda merkezi olan insanlar bunu tehdit olarak görürlerse, unutmayın ki o grup dışında bağlantılar da geliştirdiniz.

Yetkinliklerinizi göstermeniz ile, kendinize olan inancınız da artar. Çeşitli gruplardan insanların çevresinde olduğu yeni bir merkez yaratırsınız ve artık grubun en önemsiz elemanı olmazsınız.

Daha iyi bir yaşam için nöron bilimi ve psikoloji temelli pratik ipuçları setinde derlediğimiz Dr.K’nın sette olmayan son yayınlarından birini çevirdik.

Kaynak: Why You’re The Least Valuable Friend

 

Sosyal Ortamda Yapmaman Gereken Yasaklı Hareketler

Youtubeda 2 adet yayın gerçekleştirdim, ilk olarak sosyal ortamda nasıl davranılır konusuna açıklık getirdim. Bence erkeklerin %80’i bu bilgileri bilmiyor ve izleyen birçok kişi de bunların kanalın en iyi videolarından olduğunu söyledi.

Sosyal ortamda yapmaman gereken hareketler videosunda şu konuları işledik:

  • Esprili olmak mı ciddi olmak mı?
  • Kız ilgi gösterdi diye hemen düşmemelisin
  • Kızın senden hoşlanması çok önemli değil
  • Kadınlar aynı anda birçok erkekten hoşlanıyorlar
  • Aşk kavramını erkekler zor şeyleri düşünmemek ve yapmaktan kaçmak için benimsiyorlar
  • Sosyal ortamda hızlı davranmanın zararı
  • Sosyal olarak istikrarlı olmanın önemi
  • Kadın ilgisine alışık olmayan erkek
  • Efendi erkekliğin çözümü
  • Acemi erkek davranış şekli
  • Tecrübeli erkek davranış şekli
  • Benimsemen gereken zorunlu davranış şekli
  • Diğer insanların sana nasıl davrandığı çok önemli
  • Issız bir adaya düşseydin kızların ilgisini nasıl çekerdin?
  • Kendini başka erkeklerle karşılaştırmayı nasıl bırakırsın?

İkinci videoda ise daha çok bir ilişkinin analizini yaptım ve bu örnek üzerinden ilişkilerde nasıl davranman gerektiğiyle alakalı önemli tavsiyelerde bulundum.

İlişkide kız gibi davranan adam videosunda da bu konuları işledik:

  • Hata yapmak problem değil ancak
  • Kızın kanka demesi
  • Kızın sana bozulması iyi bir şeydir
  • Kızın senden hoşlanması çok önemli bir şey değildir
  • “Ödül benim” düşüncesinin zararları
  • Koyununun nerede otladığını bilmelisin
  • İlişki yaşanmayacak kızlardan bunları bekleme
  • İlişkiler vahşi birer arenadır
  • Kıza surat yapmanın büyük zararı
  • Strateji taktikten üstündür
  • İlişkilerde 1 hata 3 doğruyu götürür

Bu videolardan üst düzeyde memnun kalacağını düşünüyorum. Desteğini kanalı takibe alıp, burada ve youtubeda yorum bırakarak gösterebilirsin.

Sosyalleşme ve sosyal ortamlarda nasıl davranmalı yayını

Patreon ve YouTube katıl üyelerimizle yaptığımız bu yayında, sosyalleşme kavramını ve günümüzde takipçilerimizin sosyalleşirken karşılaştığı zorlukları ele aldık, sosyalleşmenin ne olduğu, nasıl sosyalleşileceği ve bu süreçte yapılan hatalar ile bunlara karşı uygulanabilecek stratejiler üzerine konuştuk.

Sosyalleşme, genel olarak AVM’ye gitmek, bara gitmek, kafede oturmak, maç izlemek gibi aktiviteleri kapsasa da, biz bu yayında özellikle yeni insanlarla tanışmayı sağlayan, mümkünse kızlı erkekli ortamları hedef aldık.

Günümüzde birçok insan sosyalleşme problemi yaşıyor ve dar bir gruba tıkılıp kalıyor. Pandemi dönemindeki sokağa çıkma yasakları ve online yaşama geçiş, bu durumu derinleştirdi ve insanları sanki iki paralel evrene ayırdı: genel olarak online yaşayanlar ve hala sosyal yaşayanlar.

Yayında, sosyal kaygı (sosyalleşmekten korkma), ve kişisel psikolojik durumlar gibi sosyalleşme sorunlarının altında yatan çeşitli nedenlere değindik. Sosyalleşmeyi engelleyen hataları ve sosyalleşme becerilerini geliştirmek için tavsiyelerimizi konuştuk.

Katılan, soru soran, YouTube katıl ve Patreon aracılığı ile bize destek veren takipçilerimize teşekkür ederim.

Yayının Patreon destekçilerine özel linki.

Yayının YouTube katıl linki.

Kendinizi sosyal ortamdaki en sosyal adamlarla karşılaştırmayın.

Sosyalleşme konusunda problem yaşayan insanlarla konuştuğumda, sıklıkla dinlediğim bir davranış kalıbı var. Sosyalleşme konusunda güdük, tecrübesiz veya kaygılı bazı arkadaşlar, sosyal ortamlara girdiklerinde, kendilerini o sosyal ortamın en sosyal kelebek, en dışa dönük, en rahat insanları ile karşılaştırıyorlar. “Bu adam ya da adamlar buradayken kim dönüp bana bakar” gibi bir düşünceye kapılıyor ya da minimumda böyle bir sosyal kelebek ile aralarındaki devasa farka odaklanıp, bu farkı asla kapatamayacakları düşüncelerinde boğuluyorlar. Bana da “ben bu farkı nasıl kapatacağım?” diye soruyorlar ya da bu adamları görünce morallerinin ve motivasyonlarının kaybolduğunu anlatıyorlar.

Sosyal olarak güdük bir yerden başlıyorsanız, sosyal ortamın kaymağı adamlarla aranızdaki farkı nasıl kapatacaksınız? Muhtemelen bu farkı hiçbir zaman tamamen kapatamayacaksınız ve o adamlar gibi olamayacaksınız. Sosyal olarak oldukça başarılı insanların büyük bir kısmına ailesi, sosyalleşmeyi öğretmiş oluyor, başarısız insanların büyük bir kısmı ise bunu aileden öğrenmiyor. Böyle birinin, çocukluktan beri sosyalleşme öğretilen adamı yakalaması çok güç.

Şimdi aileden bu çeşit bir sosyalleşme öğrenmeyen bir adam, bu çeşit sosyalleşen bir adama yetişmesi zor. Ama iyi olan şey şu ki, yetişmesi gerekmiyor.

Sosyalleşmeye yeni başlayan birinin yapması gereken ilk şey, kendisini en iyisi ile karşılaştırmayı bırakmak ve kendisini ortamın ortalaması ile karşılaştırıp, önce onu yakalamak ve sonra ondan iyi olmayı hedeflemek olmalı. Zira sosyalleşme korkusu olan biriyseniz, ortalamadan da kötüsünüz ama ortalamayı yakalamak ve geçmek gibi gerçekçi bir adımı bypass edip, en iyi ile karşılaştırma yapıyorsunuz.

Dikkat edin, kendinizi sizden daha kötü durumda olanlarla karşılaştırıp, duygusal mastürbasyon yapın demiyorum. Siz ilk başladığınızda muhtemelen ortalama sizden daha iyi ve hala daha iyi ile karşılaştırıp, daha iyi olmak için yol haritası edinin diyorum.

Daha iyi bir yaşam serisinin üçüncü kitabında, “kendimizi başkaları ile karşılaştırmak” başlıklı bir yazı var. Oradan alıntı:

Kendimizi yukarı doğru karşılaştırmamız normalde bize daha iyi olmamız için yol haritası verebilecek bir şey iken ya da aşağı doğru karşılaştırmamız bir duygusal başa çıkma mekanizması iken, karşılaştırmalar kontrolden çıktıkça asıl amaçlarından uzaklaşıyorlar. Yukarı doğru karşılaştırma yapmak motivasyonumuzu azaltıyor ve kendimizi olduğumuz yere saplanıp kalmış gibi hissetmemize neden oluyor. Aşağı doğru karşılaştırma ise, kendimizi bir sürü çaylakla karşılaştırıp üstün, iyi hissederken, gerçek bir gelişim göstermememize neden oluyorlar. 

Bu konuya asosyal ve yalnız biriyseniz bunları yapın yazısında da değinmiştik:

Şimdi en büyük etkiye sahip olanı ile başlayalım. Sosyal etkileşimleri baltalayan şeylerden birisi ego ve karşılaştırma yapmak. İnsanlarla muhabbet ettiğiniz, örneğin politika konusunda konuştuğunuz, etkileşime canlı bir şekilde katıldığınız bir durumu düşünün. Bu etkileşim esnasında zihniniz karşılaştırmalar yapmaya başladığı an, sosyal etkileşimden daha az zevk almaya başlarsınız. “Bu kişi çok güzel noktalara değiniyor, düşüncelerini çok daha iyi bir şekilde dile getiriyor, onun yanında benim konuşmam bir mandanın konuşmasından hallice” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Zihniniz karşılaştırma yapmaya başladığı için de, bu noktaya kadar zevk aldığınız konuşma, bu noktadan sonra da sizin için kötüleşmeye başlıyor.

Sosyal etkileşim esnasında yaptığınız her karşılaştırma, sizin o etkileşimden aldığınız zevki tahrip eder. “Arkadaşım ve ben bu iki kızla konuşuyoruz ama arkadaşım benden daha uzun boylu, daha yakışıklı!” diye düşünmeye başladığınızda, bu iki kızla konuşmaktan zevk almak yerine, kendi kafanızın içine sıkışırsınız. Bu nedenle de sosyalleşirken yaptığınız karşılaştırmalar konusunda tetikte olmalısınız. Birincisi bu karşılaştırmaların hiçbir faydası yok. Yani tam o anda karşılaştırma yapmanızın ne anlamı var ki? Karşılaştırmaların tek başarabileceği şey, sizin kendinizi aşağı hissetmenizi sağlamak.

“Bu adam ya da adamlar buradayken kim dönüp bana bakar” yanılgısına da değinmek istiyorum. Bir insan sosyal ortamı ne kadar domine ederse etsin, tüm sosyal ortamın havuzunu sizin ya da ortamdaki diğer insanların aleyhine kapatamaz. Bazı arkadaşlar nedense, ortamda öne çıkan, karizmatik insanlar olduğunda, tüm kızların onun çevresinde döndüğünü ya da en azından için için onu arzuladığını, ya da kendi gerçek ya da potansiyel erkek arkadaşlarını o insanlarla karşılaştırdıklarını sanıyorlar. Sosyal ortamlarda rahat bir şekilde bulunan ve hatta öne çıkan arkadaşların da bildiği gibi, sosyal ortamda böyle bir dinamik mevcut değil. Sırf öne çıkabiliyorsunuz diye herkese hitap etmiyorsunuz ve aynı zamanda herkese hitap etme derdiniz de yok zaten. Eğer bu tür fantezi dinamiklerle zihninizde kendinizi demoralize etmezseniz, insanların çeşit çeşit olduğunu, öne çıkan insanların herkes tarafından sevilmediğini ya da her kız tarafından arzulanmadığını kendiniz de görebilirsiniz. Aslına bakarsanız daha önce bir yazıda değindiğim gibi, ne kadar öne çıkar ya da erkek hiyerarşisinde yükselirseniz, sizi çekici bulan kadın sayısı ve sizin gibi olmak isteyen erkek sayısı artarken, sizi gerçekten içten bir şekilde itici bulan erkek ve kadın sayısı da o kadar artar.

Birçok erkek, sosyalleşirken o ortamın şimdi ve buradasında olmak yerine, kendi kafasının içinde bu tür negatif düşüncelerle, karşılaştırmalarla, insanların kendi hakkında ne düşündüğü ile vs. debelenip duruyor. Bu da kendi başına, erkeğin sosyalleşme çabasını baltalıyor. Asosyal ve yalnız biriyseniz bunları yapın yazısından:

Sosyal etkileşimlerinizi sabote etmenizin bir diğer yolu da, sosyal etkileşime katılmak yerine kendi kafanızın içinde olmanız. Kendi kafanızın içinde olduğunuz zaman sosyal etkileşimlerden zevk alamazsınız.

Bu konuda yapabileceğiniz en önemli şey, sosyal etkileşime katılmak yerine kendi kafanızın içinde dönmeye başladığınızı yakalamak. Daha önce irade konusunda değinmiştim, bir şeyin farkında olmak ile o şeyi kontrol edip bastırmak beraber çalışan şeyler. Kelime anlamı ile, beyninizde şeylerin farkında olan bölüm aynı zamanda onları kontrol eden bölüm. Yani bir şeyin farkında olduğunuzda, o şeyin gücü ciddi oranda azalıyor. Yani karşılaştırma yapmaya başladığınızın farkına vardığınızda, karşılaştırma yapma seviyeniz otomatik olarak azalmaya başlar. Bu belki ilk farkına vardığınızda olmaz ve biraz zaman alabilir ama zamanla kesinlikle olur. İşin güzel tarafı, karşılaştırma yapmayı bıraktığınızda, sosyal etkileşimden biraz daha fazla zevk almaya başlarsınız. Etkileşime daha çok katıldığınız ve dikkatinizi verdiğiniz için, daha çok pozitif geri bildirim alırsınız. Bu da sizin daha az asosyal hissetmenizi sağlar.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.

Dışarı çık ve sosyalleş, gerisi gelir bro

Bu yazı, Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları – 501 kitabındaki, 24 yaşında kendini geliştiren adam bölümünden alıntıdır.

Herkes “dışarı çık ve hayatın içinde çabala” diyor. “Dışarı çık, sosyalleş, gerisi gelir”, “dışarı çık kızlara yürü, gerisi gelir”, vs. diyor. Ama kimse dışarı nasıl çıkılacağını ve dışarıya neden çıkmamız gerektiğini söylemiyor.

Eğer dışarı çıkıp aksiyon almakta zorlanıyorsanız, belli duyguları uyandıracak, kendinizi yargılamanıza ya da başkaları ile karşılaştırmanıza neden olacak belli durumlara giremiyorsanız, stres toleransınızı geliştirmeniz gerekiyor. Yani bir başka deyişle, sorun dışarı çıkıp aksiyon almaya başlamakta değil, dışarda kalıp aksiyon almaya (kaygıya rağmen) devam etmekte.

Sizde negatif duygular uyandıran bir çevreye girdiğinizde, eğer dikkatli davranmazsanız, hemen kendi konfor alanınıza, mağaranıza geri çekilirsiniz. Kaygılı hissettiğinizde beyniniz, “kaç” diye size sinyal gönderir ve siz de kaçarsanız beyninize, kaygı hissettiğinizde göstereceğiniz doğru tepkinin, kaçmak olduğunu öğretirsiniz.

İnsanlık mağaralarda yaşarken ve kaplanlar tarafından avlanırken, kaçmak oldukça mantıklı ama günümüz dünyasında bu tepki oldukça uyumsuz (maladaptif) bir tepki. Beyniniz, içinde yaşadığımız modern dünya için tasarlanmadı, 600 bin yıl önce varolan bir dünya için tasarlandı.

İnsanlar “bilinçsiz bir şekilde dışarı çıkayım ve bu, daha iyi olmam için yeterli” diye düşünüyorlar ama işin mekanizması bu değil. Yapmanız gereken şey, kendinizi dışarı çıkarıp, rahatsız hissettiğiniz bir duruma maruz bırakmak ve bu rahatsızlığı tolere etmek yani reaksiyon vermeden, kaçmadan, bu rahatsızlıkla etkileşime geçmeden durmak. Stres ile başbaşa kalıp bir şey yapmamanız bile, ilk başta stres seviyesi artsa bile sonra aşamalı olarak azaltır. Soğuk suya atladığınızda ilk başta çok soğuk hissedip sonra vücudunuzun suya alışması ile soğuk hissinin azalması gibi.

Sosyal durumlarda kaygılı bile olsanız, düşüncelerinizi beslemediğiniz sürece – bunun ne demek olduğuna geleceğiz – kaygıya alışırsınız ve sonra kaygı kaybolur. Yapmanız gereken şey, zor bir duruma tolerans göstermeyi becermek.

Sosyal bir ortama gittiğinizde, dışarı çıkıp aksiyon alma işinin yarısını yapmış oluyorsunuz. Dışarı çıkıp aksiyon almanın işinize yaraması için, diğer yarısını da yapmalısınız yani insanlarla etkileşime girmeniz ve stresi, stresten kaçmadan tolere etmeniz de lazım.

Burada stresi tolere ederken bundan hoşlanmak ya da bir sorun çözmek zorunda değilsiniz. Yapmanız gereken tek şey, soğuk suya atladığınızda soğuğa rağmen suda kalmak gibi, strese rağmen sosyal durumdan kaçmadan orada insanlarla etkileşim içinde kalmak. Bunun sonucunda havuzda biraz kaldığınızda vücudunuzun soğuğa alışması gibi, vücudunuz strese, sosyal duruma intibak edecek.

Beyniniz sosyal durumlara ve onların stresine intibak ettikçe ve siz daha az negatif duygu hissettikçe, insanlarla konuşmaya, onlara merhaba demeye, toplanıp konuşan gruplara karışma gibi etkileşimler yapacaksınız. “Bugünkü dersi anlamak zordu” ya da “bu oyunu ilk defa mı oynuyorsunuz?” gibi açılışlar yapacaksınız.

Kaygı dopamin devrelerini kapatır

Beyninizin kaygıya maruz kalıp kaygıya intibak etmesi çok önemli zira kaygılı olduğumuz zaman, dopaminerjik devrelerimiz devre dışı kalır. Belli bir durumda strese intibak edip stres hissetmemeye başladığınızda, bu durumdan zevk alma kapasiteniz artar. Örneğin daha önce kaçtığınız sosyal ortamlarda olmak istersiniz çünkü orada olmaktan zevk almaya başlarsınız. Akşam eve gittiğinizde, beyninizde bir bölüm, bu sosyal ortamlara yeniden girmenizi istemeye başlar. İstekli bir şekilde dışarı çıkıp aksiyon almaya, pozitif bir değer biçmeye başlarsınız.

Her dışarı çıktığınızda aynı süreç çalışır. Önce kaygınız artar, strese rağmen strese intibak edene kadar ortamda aksiyon almaya devam edersiniz ve stres azalır. Stres azaldığında, zevk için kapı açılır ve aldığınız zevk de, sosyalleşme davranışınızı pekiştirir, daha sonra yine sosyalleşmek istemenizi sağlar.

Size dışarı çıkın ve aksiyon alın diyen insanlar, bu stratejiyi bilinçaltı bir şekilde de olsa çözmüş insanlar. Ve dışarı çıkıp aksiyon almanın bazı insanlar için kolayken, bazı insanlar için çok zor olmasının sebebi, her insanın taban stres tolerans seviyesinin farklı olması.

Stres toleransı düşük biriyseniz, ortama intibak etmeniz zor olur ve ortamdan kaçmaya meyilli olursunuz. Dışa dönük ve daha dışa açık bir insansanız, kendinizi ortama koymanız daha kolay olur.

Stres toleransı yüksek, daha dışa açık insanların, “dışarı çık, aksiyon al” derken bunu çok kolay bir şeymiş gibi söyleme sebepleri, bunun onlar için gerçekten de daha kolay olmasıdır. Bazı insanlar için, dışarı çıkıp aksiyon almak, dışarıda etkileşime girip durmak zor ama bu insanların da dışarı çıkıp aksiyon alması gerekli.

İlişkilerde sosyal yaşamın sadece kız arkadaşa indirgenmesi

Normal bir evlilikte ya da ilişkide, sosyal hayatınız üçe ayrılır: Bir, sadece partnerinizle beraber sosyal hayatınız, iki, partnerle beraber katıldığınız ve başka insanların da olduğu sosyal hayatınız ve sadece sizin olan sosyal hayatınız. Yalnız olduğunuzda, birincisi sıfırlanır, ikincisi daralır ve üçüncüsü ile birleşir.

İlişkisinde sorunu olan ya da yeni ayrılmış birçok erkekte ise, sadece partneri ile sosyal hayatın hemen hemen tüm sosyal hayat haline geldiğini, ikincisinin ve üçüncüsünün çok az olduğunu görüyorum. Bu da, erkeği duygusal destek, sosyal hayat ve onay için kadına bel bağlar hale getiriyor.

Evliyseniz ya da uzun süreli ilişki içindeyseniz, arkadaşlarınızın doğum günleri, piknikler ne bileyim birinin ev partisi, diğerinin ev ziyareti gibi etkinliklere partneriniz ile katılırsınız. Ama tabii böyle etkinlikler varsa. Geçenlerde kız arkadaşından yeni ayrılmış ve İstanbul’da üniversite okuyan bir takipçi bana, etkinlikleri nereden bulacağım diye sorduğunda, “sadece arkadaş doğum günleri bile her ay en az bir etkinlik mesela” demiştim ve böyle etkinlikler yapan bir çevresi olmadığını söylemişti. Yeni nesil doğum günleri için bile buluşmuyorsa çok ilginç bir durum. Ama aynı takipçi ve daha birçok görüştüğüm takipçi bana, eski kız arkadaşlarının çevresi ile sosyalleşmediklerini, kızların kendi sosyal çevrelerine de pek girmediğini söylüyorlar. Bunu evli erkeklerden bile duyuyorum!

Takipçime benim ilk kız arkadaşımın sosyal çevresi ile ilişkimi örnek vermiştim. İlk kız arkadaşımın ki 24 sene öncesinde kız arkadaşımdı, çekirdek kız grubu ile sadece 7-8 aylık bir ilişki döneminde sosyalleşmiştim ve bu kızların bazıları ile hala görüşüyorum! Evli olanlarla ailecek, bekar olanlarla da sosyal arkadaş grupları içerisinde. Bana bir erkeğin kız arkadaşının sosyal çevresine girmemesi, kız arkadaşını kendi sosyal çevresine sokmaması çok garip geliyor.Yani o sosyal çevre ile kız arkadaşınız olmadan buluşmazsınız ama neden kız arkadaşınıza takılmazsınız bilemedim.

Birçok erkek kız arkadaşı olduğunda, kızın açabileceği yeni sosyal çevreden kesinlikle yararlanmadığı gibi, kızla ya da kız olmadan kendi sosyal çevresiyle buluşmak yerine, kendi sosyal çevresinden de kopuyor. Sonra yalnız kaldığında hayatından çıkan sadece kız olmuyor, aynı zamanda sosyal hayatının çoğu da kızla beraber hayatından çıkıyor.

Şunu da hatırlatmak isterim ki sadece partnerinizle sosyalleşmek çok sıkıcı bir şey. Örneğin çift olarak başka çiftlerle ve sevgilisi olmayan arkadaşlarınızla buluştuğunuzda, kızlar kendi aralarında, erkekler kendi aralarında sosyalleşiyor. Mesela kızlar içerde dedikodu yaparken, siz bir odada diğer erkeklerle en son oyun bilgisayarınıza bakıyorsunuz ya da balkonda içiyorsunuz. Tabii ki tüm buluşma haremlik – selamlık değil ama bu tür toplu buluşmalarla beraberken birbirinizden biraz uzaklaşma fırsatınız oluyor.

Günümüzde çoğu çift gerçekten de online mı tanışıyor yazısında, üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bir anketten bahsetmiştim:

2023 yılında 978 üniversite öğrencisi üzerinde yapılan bir başka araştırma ise, bu öğrencilerin %15’inin, şimdiki ya da en son partnerleri ile dating uygulamasında, %7’sinin ise başka online mecralarda tanıştıklarını bulmuş. Öğrencilerin yarısı ise şimdiki ya da en son partnerleri ile okul ya da arkadaşlar aracılığı ile tanışmış.

Bir sevgiliniz olduğunda onunla ya da onsuz sosyal hayatınızdan ciddi oranda koparsanız, birbirinizden sıkılma hızınızı artırmanın yanında, ayrıldığınızda yeni birini bulmanız için geçen süreyi de ciddi bir şekilde arttırırsınız.

Örneğin üniversite öğrencisisiniz ve 2 senelik ilişki sonrasında sınıfınızla yeterince muhabbetiniz kalmadı diyelim. Sınıftan Merve’yi kampüste gördüğünüzde yanına gidip 2 muhabbet edecek samimiyetiniz kalmadı diyelim. Merve’nin hiç tanımadığınız ve size çok beyaz gelen bir kızla kantinde oturduğunu gördüğünüzde, Merve’nin yanına gidip 5-10 dakika muhabbet etme ve bu arada da o kızla tanışma imkanınız da kalmıyor. Sınıfınızdaki kızlara yürümenizi tavsiye etmiyorum ama mümkünse önemli bir kısmı ile ayak üstü 5-10 dakika konuşacak bir muhabbetiniz olsun. Bu kızların aracılığı ile tanıştığınız kızlardan üniversite hayatınız boyunca en az 2-3 kız arkadaş potansiyeli rahat çıkar.

Ama bölümün bir etkinliği var, kız arkadaşım istemiyor diye gitmiyorsunuz, bölümden bir grup kütüphanede sabahlayacak kız arkadaşımla çıkacağım diye gitmiyorsunuz, birinin doğum günü gitmiyorsunuz, vs. vs. Bu tür samimiyetleri kaçırıyorsunuz ve ayrıldığınızda ise, koca bir sosyal çölde yapayalnız kalıyorsunuz.

Sorularınızı bana uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sosyalleşmeye üşeniyorum – Vaka Çalışması

Bir takipçi, sosyal hayatınızı geliştirin yazısının altında sormuş:

Merhaba, 27 yaşında bir bilgisayar mühendisiyim. 4 yıldır çalışıyorum ve işe giriş zamanım pandeminin başlarına denk geldiği için şirketimizde o zamandan beri home office olarak çalışılıyor. Rahatlık olarak çok güzel olmasına rağmen sosyalleşmek açısından da bi o kadar kötü denilebilir.

Beni arayanlar arasında bu şekilde çalışan çok sayıda insan oluyor. Bu takipçilere tavsiyem, mümkün olduğunca ofise gitmeleri. Mesela haftada 2-3 gün. Eğer bu mümkün değilse, paralarına kıyıp, evlerine yakın bir yerde coworking (beraber çalışma) ofislerinden birisinde sıcak sandalye (hot seat) tutsunlar. Buralarda boş bulduğunuz yere oturuyorsunuz ve birçok çalışan insanla tanışabileceğiniz bir ortam oluyor. Bu da mümkün değilse, çalışmanın en az dörtte birini, alışveriş merkezinde bir kafede yapın.

İş yerinden tanıştığım 1.5 yıllık bir ilişkim vardı, geçen sene Nisan’da ayrıldık. Yani 1 seneden fazladır ilişkim yok. Geçen seneden beri olan bu süreçte sosyal medyadan ve dating applerden tanıştığım 6-7 kişiyle buluştum. 2 kişiyle cinsel birliktelik yaşadım.

Evden çalışan ve büyük şehirde yaşayan birinin iş dışı sosyal hayatı olmalı ve buradan da insanlarla karşılaşmalı. Online tanışma buluşma sayın da çok az. Bekar bir erkek, çalışıyor olsa bile 6-7 kızla 2 ayda buluşur, 1 senede değil.

Ama ben düzenli olarak sosyal ortama girip yüz yüze yeni kişilerle tanışmak istiyorum. Kafamın uyuşacağı uygun bir kadını o şekilde tanımak istiyorum.

Yap o zaman. Görünen o ki şimdiye kadar hiç yapmamışsın.

Bir kadının sosyal medyada profilimi görüp etkileneceği bir fiziksel görüntüye sahip değilim, tamamen ortalama bir tipim var diyebilirim.

Ben de dahil buradaki çoğu erkek öyle zaten. Online uygulamalarda erkeğin çekiciliğinin en önemli göstergeleri olan kişiliği kısmen sergilenebiliyor ki ilk bakışta hiç sergilenemiyor. Erkeğin duruşu, vücut dili zaten buluşmaya kadar sergilenemiyor. Tip öne çıkıyor. Zaten sosyal özürlü, tanışmak için sosyal medyaya bağımlı erkeklerin, tip en önemli, ultra önemli şey sanmalarının sebebi de bu. O çöplükte tip daha önemli.

Statüm iyi, kültürlü bir insanım. Sosyal becerilerimin genel olarak iyi olduğunu düşünüyorum. Muhabbet açıp yönlendirebiliyorum, bulunduğum her arkadaş ortamında mizahımın iyi olduğu hakkında övgü aldım.

Ama görünen o ki, yeni insanlarla tanışacak şekilde sosyal bir şeyler yaptığın falan yok. O zaman bunları kullanıma sokamıyorsun.

Benim sorunum üşengeçlik. Son birkaç yılda gelen bir durum bu aslında. Üniversite yıllarımda böyle bir durumum yoktu. Şimdi evime yarım saat uzaklıkta bi yerde arkadaşlar buluşmaya çağırdığında hiç gidesim gelmiyor, o çekeceğim git-gel yol gözümde büyüyor ve külfet geliyor.

Bu üşengeçlik değil korkaklık. Arkadaşımla buluşmanın neresinden korkayım diyorsun ama o ilk adım. Senin o adımdan sonrasını atıp yeni insanlarla ve kadınlarla tanışacağın sosyal ortamlara girmen, sosyal paslanmanı aşana kadar, negatif ve nahoş duygulara maruz kalman gerekiyor.  Yüksek değerli erkek ol, kadınlar sana gelecekler yazısında bundan bahsetmiştim:

İnsanlarla nasıl sosyalleşmeniz gerektiğini bilmenize gerek yok. Sosyal kaygıya sahip, sosyal yetenekleri kullanılmadığı için körelmiş ya da hiç gelişmemiş insanların en büyük hatası da bu düşünce şekli. Sosyalleşmek için önce sosyalleşmeyi öğrenmeye ihtiyacınız yok zaten bu mümkün de değil. İhtiyacınız olan tek şey, sosyal beceriksizliğiniz yüzünden hissedeceğiniz negatif duygularla başa çıkabilmek! Başarmanız gereken tek şey bu.  Sosyal beceriksizliğiniz ortadan kalkana kadar yaşayacağınız negatif duygularla başa çıkabilecek güç. Gerisini beyniniz halleder zira insan beyni sosyalleşmeye programlı zaten. Çocuklara sosyalleşme matematik gibi derslerde öğretilmiyor. Çocuklar bir araya konuluyorlar ve sosyalleşmeyi kendiliklerinden öğreniyorlar.

Sosyalleşmeyi önceden okuyarak, bilgilenerek öğrenmeniz gerekmiyor ve böyle öğrenemezsiniz. Nasıl sosyalleşeceğinizi Mamut Abi’nin size söylemesi gerekmiyor ve söyleyemez. Sizin probleminiz sosyalleşmeyi bilmemek değil, sosyalleşmenin başında, sosyal güdüklüğünüz nedeniyle yaşayacağınız stresi kaldıramayıp erkenden pes etmek.

Şimdi sen bundan da kötü durumdasın. İlk adımları atıp pes etmeyi bırak, ilk adımları atmıyorsun. Neden? Üşendiğinden değil. “Üşenmek”, “içinden gelmemek” veya işleri ertelemek, bir başa çıkma mekanizması, daha spesifik olarak söylersek duygusal başa çıkma mekanizması. Kısa vadede nahoş duygulardan kaçmanı ve iyi hissetmeni sağlıyor ama çoğu duygusal başa çıkma mekanizması gibi uzun vadede kendini daha da kötü hissetmene neden oluyor.

Yani o ortamda olmak istiyorum, oraya direkt ışınlansam, keyifli zamanımı geçirsem sonra da tekrar eve ışınlansam ben muhtemelen her gün bir sosyal ortama girmek isterdim. Mesela arkadaşım bana “sizin evin oraya geleyim orda kafede takılalım” dediğinde keyifleniyorum.

Bu arada 1.5 sene önce kendime araba aldım. Toplu taşıma ile vs de uğraşmama gerek yok ama bu üşengeçlik hissi nerden geliyor tam çözemedim. Kendimi 40 yaşındaki bezmiş bi adamın ruh halindeymiş gibi hissediyorum. Ama tabii ki hayat böyle bir şey değil, oraya buraya gitmek gerekecek elbet. Ara ara gittiğim bir psikoloğum var, bana bazen çık arabayla tek başına random bi cafeye git tek başına otur kahve iç sonra da dön eve dedi. Sanırım zamanımın çok büyük kısmı evde geçtiği için ev konforuna alışmaktan dolayı bir yerlere gitmek bana yük gibi geliyor olabilir.

Psikoloğun daha iyi bilir ama senin “üşengeçlik” sandığın şey, duygusal başa çıkma mekanizması. Çok uzun süredir sosyal ortama çıkamamış ve çıkması gereken birinin, ilk acemilik aylarında yaşayacağı nahoş duygulardan kaçma bahanesi. Zira sen sosyalleşmeye çalıştığında bir sürü şeyi çözmen gerekecek. “Hangi aktiviteler, nereye gideyim? İnsanlarla nasıl tanışayım? Kızlara gerçek hayatta nasıl yaklaşayım?” Aynı zamanda bir espri yapacaksın kimse gülmeyecek, kıza yürüyeceksin tersleyip gidecek, bir ortama gireceksin kimse seni ortama katmayacak, vs. gibi bir sürü nahoş durumu aşman gerekecek.

Ama dediğim gibi aslında asosyal bir insan değilim, sosyal ortamda bulunmaktan, sohbet etmekten, insanları güldürmekten ve yeni insanlarla tanışmaktan zevk alıyorum.

Ama yapmıyorsun. Uzun süredir yapmıyorsun. Nasıl yapacağını da bilmiyorsun. Bunlar katlanman gereken negatif duygular üretiyor ve senin refleks tepkin “üşeniyorum bro” diye mağarana kapanmak oluyor.

Tabii sosyal enerji için gerekli enerjiyi iş ve online boş işlerle de yiyor olabilirsin. Geceleri çok geç yatmak, porno, vs. Depresif olma ihtimalin de yüksek.

Senden bu durumdan sıyrılıp tekrar 20lerimde gibi hareket etmek için tavsiyeler istiyorum.

Burada ilk adım, gerçekten neden yapmadığının farkına varmak. Üşeniyorum, istemiyorum, içimden gelmiyor vs. gibi sahte bahaneler, korkuyorum demekten kolaylar ama seni çözümsüz bırakıyorlar. Psikoloğun dediği gibi en azından otur gel ama daha da iyisi yukarıda söylediğim şeyleri yap.

Mesela İngilizce seviyem gayet iyi olmasına rağmen acaba sırf sosyal ortam olması açısından (tabi ingilizcem daha da gelişirse de iyi olur) bir İngilizce kursuna mı yazılsam diye düşünmeye başladım.

Olabilir ama ben, ortak aktivitenin tahtaya bakıp diğerleri ile etkileşim olmadan sürdüğü resim, dil, vs. kurslarından çok, trekking, doğa sporları, tiyatro, dans, vs. gibi çoğu diğerleri ile etkileşim gerektiren kursları tavsiye ederim.

Senin konu hakkında düşüncelerini de merak ediyorum.

Aslında konu hakkındaki düşüncelerimi sosyal hayatınızı geliştirin ve yüksek değerli erkek ol onlar gelecekler yazılarında söyledim. Ayrıca asosyal ve yalnız biriyseniz bunları yapın yazısı var. Geçenlerde Patreon’da Daha fazla sosyalleşmeniz için tavsiyeler yayını yapıp, sosyal hayatı geliştirmek için daha fazla alternatif öneri verdim. Orada birkaç kadınlı erkekli organizasyon tavsiyesi de verdim ama ipini koparan da gitmesin, kadın çoğunluklu bu yerlerde erkek çoğunluk olmasın diye burada bahsetmiyorum, Patreon’a koydum.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Sorularınıza Patreon chat alanında daha hızlı cevap verebiliyorum.