Kadın perspektifinden feminizm ve red pill

Bugün ilginç bir konuk yazı var. Tartışma yaratacak cinsten. Sitenin ziyaret verilerinden tahmin ettiğim kadarıyla toplam 6 bin kadar düzenli ziyaretçinin 500 kadarı kadın. Eğer toplamdaki oranı kadınlara uygularsak yarısının 25 yaş altı olması lazım. Bu ziyaretçilerden feminist olmayanlardan ve benimle iletişime geçenlerden, kırmızı hapı nasıl gördüklerini yazmalarını istiyorum. Freudyen böyle bir yazı gönderdi. Yazar çoğunuz gibi 25 yaş altında (23) ve üniversite öğrencisi.

Kendisine teşekkür ediyorum ve sizi kadın gözünden feminizm kırmızı hap yazısı ile başbaşa bırakıyorum:

Merhabalar, ben Kırmızı Hap öğretilerinden yaklaşık bir senedir haberdar olan ve bu konsepti konu edinmiş blogları/sayfaları takip eden bir bayanım (evet bayan diyorum çünkü kulağıma daha kibar geliyor ve dildeki zorlama feminist düzeltmeler bana saçma geliyor.). Öncelikle şunu söylemeliyim, ilişkiler konusunda hep sorunlar yaşadım ve çevremdeki insanlar da ilişkilerinde mutlu değillerdi. İlişkiler insanlar için mutluluk kaynağı olmaktan çok bir zorunluluk, devasa bir yük haline gelmeye başlamıştı. Bu sorunu irdelemeye başladığımda, özellikle Türkiye’de cinsiyetlerin birbirine düşmanca yaklaştığını gördüm. Maskülen hareket sayfalarını da, feminist bloglarını da okudum. Maskülen hareket sayfalarında erkekler Türk kadınının kezbanlığından, yetersiz cinsellikten, cinsel etkileşim için çok çaba sarf etmeleri gerektiğinden, yurtdışında bu işlerin çok daha kolay/rahat olduğundan, kadın problemlerinin feministler tarafından abartılarak erkek problemlerinin üstünü örttüğünden şikayetçiydiler. Maskülen formun en üst level’ı da tamamen kadın düşmanı olan ve asla evlenilmemesi gerektiğini savunan, kadınların şeytan olduğundan bahseden insanlardı. Bu insanlar muhtemelen bir iki sorunlu kadınla yaşadıkları ilişkilerini genelleyerek ‘Kadınlar kötüdür’ algısı oluşturup çevresindeki insanları da etkileyerek kadın düşmanlığını yaydılar.

Feminist sayfalara baktığımda da şunları gördüm: taciz olaylarına gereken cezalar verilmiyordu, toplumda kadın güçsüz olarak görülüyordu ve kadınlar çoğu yerde negatif ayrımcılığa maruz kalıyordu. Kadınlar erkeklerin onları sadece seks objesi olarak gördüğünü söylüyor, kezban/kaşar kadın ayrımına kızıyor, nasıl davranacağına karar veremiyor, toplumdaki ‘namus’ kavramından dolayı eğlenilecek kadın olarak görülmemek için cinsellikten çekiniyorlardı. Feminist dalganın da düşmancıl üst level’ı erkeklerin her hareketini düşmanca değerlendirerek davranışı ‘cinsellik/kadını aşağılama’ bazlı görenlerdi. Nasıl olur da bir erkek onlara ‘bayan’ diyebiliyor, ‘Kadınlar çiçektir’ diyerek onları güçsüz/narin olarak görüp aşağılıyordu? Mutlaka her sözün ardında bir art niyet olmalıydı. Ya da bir erkeğin amacı her zaman kadınları yatağa atmaktı ve erkekler kadınları sadece seks objesi olarak görürdü (Çünkü muhtemelen bunu iddia eden kişi erkeklerle kötü deneyimler yaşamıştı ve deneyimini genelleyip erkek düşmanlığını yaymaya çalışıyordu). Bu yüzden erkekler kötü varlıklardı ve erkeklerden uzak durulmalıydı.

Her iki tarafı da okuyup anlamaya çalıştıktan sonra şunu fark ettim: bu iki cinsiyetin birbirlerini düşman olarak görüp aldığı tavırlar, toplum olarak düzgün ilişkilerin kurulmasını engelliyor ama aslında iki tarafın da şikayetleri birbirlerini tamamlayıcı cinsten. Kadınlar ve erkekler geçmişte yaşadıkları sorunları genellemek yerine, kendi sorunlarını çözmeye ve karşı cinsi anlamaya yönelik hareket etse, her iki taraf adına da mutluluğu baz alarak davranışlarına yön verse sorunların yavaş yavaş azalacağını düşünüyorum. Çünkü negatif duygular çoğu zaman kişinin kendisine olan özsaygısındaki eksiklikten gelir ve bu negatif duygular bir süre sonra karşılıklı olur, bulaşıcıdır; tıpkı pozitif yaklaşımların da karşılıklı/bulaşıcı olduğu gibi. Özetle Red Pill bazlı gidersek, karşı cinse düşmanca yaklaşmak ve bu düşmanlığı genelleyerek yaymak yerine; herkes öncelikle kendini geliştirmeye ve özgüvenini yükseltmeye adasa, hobiler edinse, kitaplar okusa, statüsünü yükseltmeye çalışsa, spora başlayıp kilo vererek düzgün bir fiziğe sahip olsa, özsaygısını ve sınırlarını farkında olsa, karşı cinsle ilişkilerini düzeltse ve karşı cinsi anlamaya çalışsa sorunlar büyük ölçüde azalır. Kendisine saygı duymayan insan ne başkasını sevebilir ne de ilişkilerinde mutlu olabilir. Kendisine saygı duyan ve kendisini seven insan ise etrafına pozitif enerji verir, pozitif ilişkiler kurar. Bu döngünün devamlılığı için ilk önce kendimize odaklanmalı ve daha sonra diğer insanları anlamaya çalışmalıyız. Herkesin birbirine pozitif yaklaştığı bir toplumda ilişki sorunlarının da minimumda olacağını düşünüyorum.

Konuk Yazar : Freudyen

Disiplin eşittir özgürlük yazısına yorum …

Disiplin eşittir özgürlük yazısına bayıldım benim fikirlerim de buna paralel.

1) Güzel kardeşlerim duyguyla yapılan hiçbir şeyin sonu gelmez. Çünkü güçlü duygular genelde olumsuz bir olaydan sonra ortaya çıkar.Misal,sınava girmişsindir çok kötü geçmiştir sonra sınav çıkışı gazlanıp dersin ki,ulan yarından itibaren bütün gün ders çalışıp bir daha ki sınav öttüreceğim.Ama sonra ne olur bir gün çalışsın iki gün çalışırsın sonra salarsın.Çünkü hepimiz insanız ve duygularımız sürekli değişir.İşi duygulara döktün mü asla bir iş yapamazsın.Benim bugün moralim bozuk,canım istemiyor,yarın bakarız demek en kolayıdır.Önemli olan duyguları kabullenip işe koyulmaktır.

2) Aksiyon adamı olun güzel kardeşlerim.Çünkü önemli olan işin kendisidir,senin düşüncelerin değil.Örnek vereyim,diyelim sigara içiyorsun ve bırakmak istiyorsun,girdin internete 1 hafta sigaranın zararlarıyla ilgili yazılar okudun ama hala sigara içmeye devam ediyorsan bu kadar araştırıp düşünmenin bir anlamı yok.Düşünmeyin yapın.Ben size düşünmeyin derken düşünmeden hareket edin demiyorum.Yapılacak bir iş varsa düşünmek bu işin yapılmasını sağlamaz.Aksiyon alın.Bütün hafta , kitap okumaya başlasam iyi olur , diye düşünüp kitap okumadıktan sonra kitap okumayı düşünmenin bir anlamı yok,tamamen vakit kaybı.Aynı şekilde spor,aylarca sporla ilgili makaleler,yazılar oku gidip spor yapmadıktan sonra bunların bir anlamı yok.Aksiyon,aksiyon,aksiyon.Teoride çok tatlıdır,pratikte bir boka yaramaz.O zaman da teorinin bir anlamı kalmaz çünkü uygulayamadın.

3) Kendinizi eğitin.Kendinizi eğitmekten kastettiğim şey şudur:Sen hayatında yapmadığın bir şeyi bir kerede mükemmel bir şekilde yapamazsın.Örnek:Hayatında hiç koşuya çıkmadın gaza geldin,ben yarından itibaren günde 20 km koşmaya başlayacağım,dedin.Bok koşarsın.Önde 3-5 km hafif hafif koşarsın 1-2 ay sonra arttırmaya başlarsın.Hayatında hiç düzenli ders çalışmadın.Seneye de üniversite sınavı var,dedin ki, ben yarından itibaren günde 12 saat ders çalışacağım.Bok çalışırsın.Bir defa sen daha önce yarım saat bile oturup ders çalışmamışsın ki bir anda nasıl 12 saat çalışabilirsin.Yavaş yavaş aksiyon alıp,kendinizi eğitin.Bir sefer yaptın diye usta olamazsın.

4) Eğlence dünyası fakirin uyuşturucudur.Fakiri mecazi olarak al.Sabah akşam dizi seyretmek,oyun oynamak,manga okumak,anime seyretmek,film seyretmek senin hayatını daha güzel yapmayacak.Senin el alemin hikayelerini izlemek yerine kendi hayatını tuğla tuğla inşa edip,kendi hikayeni yazman gerek.Steam’de kazandığın achievementların gerçek hayata bir etkisi yok.

5) Asla şikayet etmeyin,sızlanmayın,bahane bulmayın.Bir kere bahane bulursan gerisi gelir.Eğer sen gözünü yükseklere dikmişsen çalışmaktan,emek vermekten gocunmayacaksın.Örnek:Okul birincisi olmak istiyorsan ders çalışmaktan şikayet edemezsin.Diğer bir örnek :Futbolcusun ve kendini Real Madrid’de görüyorsun o zaman antrenman yapmaktan sızlanmayacaksın. Genç kardeşlerimiz belki hatırlamazlar,Sergen Yalçın Türkiye’nin gelmiş geçmiş en yetenekli futbolcusuydu ama yurt dışında oynayamadı.Neden ?Çünkü tembeldi.Yetenek ve zeka çalışmadıktan sonra bir anlam ifade etmez.Diyelim ki piyanoya doğuştan yeteneğin var,ama hayatında hiç piyanoya dokunmadın.O zaman piyanoya doğuştan yetenekli olmadın bir anlamı var mı?

6) Stoacı Epiktetos’un güzel bir lafı vardır çok severim: Önce nasıl bir insan olmak istediğine karar ver,sonra o insan olmak için ne gerekiyorsa yap.Bence çağımızın sorunu tamamen bu.Herkes her şeyin en iyisini hak ettiğini düşünüyor ama o hak ettikleri düşündükleri şey için hiç emek vermek istemiyorlar.

Biraz uzun oldu ama yazı tam benlik ,yorum yapmadan geçmek istemedim, çünkü bütün olay disiplindir başka bir şey değil.

Konuk Yazar : Patorikku

Bekaret

Bekaret ile ilgili yazmam çok istendi. Bu konuya pek girmedim zira ben kişisel olarak önemsemiyorum.  Bekareti önemseyenlere sözüm yok ama ben bunun sizi hipergamiden koruyacak bir gücü kalmadığını düşünüyorum. Nedenini anlatayım.

Bekaret ve namus konularının geleneksel toplumda neden bu kadar önemli olduğunu anlamak çok zor değil. Daha 30 yıl öncesine kadar on binlerce yıl, bir erkeğin, kadınından doğan çocuğunun kendinden olup olmadığını gerçekten bilmesinin hiçbir yolu yoktu (kadın hızını alamayıp başka ırktan birinden hamile kalmadığı sürece). Hipergami ve adet döngüsünün alfa dönemi gibi “tehlikeler”e karşı, kadınlar üzerinde oldukça sıkı uygulanan “bakaret” ve “namus” kodları konulmuşa benziyor. Yani kadını baba evinden bakire almak, sonra namus kodları ile çevirmek, başkasının çocuğunu yetiştirmemek için önlemler.

(Bakın bu nedenle de feministler ne derse desin, kadınlar ile erkeklerin aldatması arasında fark var. Erkeğin aldatması iyi birşey demeye çalışmıyorum, ama erkek aldatsa da kadın yine çocuğunun kendinden olduğuna emin, ama erkeklerin böyle bir lüksü yok).

Bekaret konusunda şöyle bir varsayım var: bakire kadın, alfa dulun ya da 30una kadar her haltı yiyip sonra evlenmek isteyen kadının zıttır. Bu nedenle de eğer kızı bakire alırsak, hipergamiden korunuruz. Ben bunun yanlış bir varsayım olduğunu düşünüyorum. Bu düşünce, erkeklerin üzerine kabus gibi çöken “beni böyle anam gibi seven bir kadın bulayım, hayat boyu onunla ideal ilişkimizde yan gelip yatayım” idealizminin kolaycılığı maalesef. Betalığın bir parçası.

Öncelikle şunu söyleyeyim : Benim gözlemlediğim çoğunlukla spesifik seviyede bir narsisizme sahip ve önüne gelenle yatma performansı gösteren kadınlar alfa dul olmaya meyilliler. Yoksa yanılıp şaşırıp bir kere bir alfayla yatmış bir kadının yüzde 100 alfa dul olacağını söyleyemezsin. İkincisi, 30una kadar her haltı yemiş kadın, Sceptico’nun da yazdığı gibi “sefam olsun” modeli sayıca çok partnere sahip, uzun dönemli ilişkileri beceremeyen, ekstrem denebilecek deneylerde bulunmuş (grup seks, tek gecelik ilişkiler, uyuşturucu, illegal aktiviteler vs)”. Yoksa kadın 20lerinde bekaretini kaybetmiş, uzun dönemli 3- 5 ilişkisi olmuş ise ona bu yaftayı yapıştıramazsınız.

Kırmızı hap camiasında son yıllarda, kadının cinsel partner sayısı ile evlilikteki mutluluğunu ve boşanma oranlarını gösteren iki yazı meşhur oldu. İlki 2014’te çıkan bir araştırmaya göre, kadınların cinsel partner sayısı arttıkça, evlilikte mutluluk oranları azalıyor. Bu araştırmalar çok kullanılıyor ama ben bu araştırmaların kullandıkları istatistik yöntemlerin sağlam olduğuna ikna olmadım.

Yanlış anlamayın. Evlenilecek kadın – evlenilmeyecek kadın ayrımı yok demiyorum. Bu ayrım bariz var ve buna çok iyi dikkat etmeniz lazım. Yine, kadının geçmiş cinsel partner sayısı önemsiz de demiyorum. Ara ara 20lerinin başında ve “ben muhtemelen senden daha fazla sayıda kişiyle” yatmışımdır diyen, örneğin 22 – 23 yaşında 40 erkekler yatmış kadınlarla karşılaşıyorum ki bunu övünerek anlatıyorlar. Bunlarla evlenecek mericin vay haline.  Alfa dul ve geçmişindeki seks hayatı gözlerine 1000 Yarrak Bakışı olarak düşmüş hatun sayısı hızla artıyor, bu gerçeği de gözardı etmiyorum hatta bu blogda bu konuda bolca uyarı da var.

Ama bekaret artık çok yanıltıcı bir kriter. Şöyle ki :

Çok tecrübesiz ve genç bir kızla evleneyim de kafam rahat etsin diyen çok erkek var. Fakat bu erkekler, kızın artık 21. yüzyılın internet çağında yaşadığımızı, evlendikten sonra kızın gözünün açılıp (televizyon tek başına bunu yapmaya yeter), “ben hayatımı yaşamadan evliliğe kapandım” deme tehlikesini es geçiyorlar. Yani bekaret artık diğer tüm ayakları yıkılmış bir sosyal kültürün kalan tek ayağı ise, ona pek güvenmeyin derim.

Günümüzde erkeklerin feminen beyin yıkaması o kadar güçlü ki,içindeki betayı öldüremeyen bir erkeğin bakire ya da tecrübesiz kızdan ciddi bir NAWALT / ONEitis yaratma tehlikesi var. Böyle bir erkek, en anne eliyle seçilmiş, en el değmemiş, en saf kadının içindeki hipergamiyi bile azdırır.

Bekaret konusunda birçok erkeğin şöyle bir varsayımı daha var: bakire olmayan kadın kaşardır, evlenilmeye müsait değildir.”Daha önceden erkek arkadaşları olmuş, kendi halinde yaşayan bazen uzun dönem bazen kısa dönem ilişkisi olan ama sorumluluk bilinciyle hareket eden, mutluluğu arayan, özetle aslında “kaşar” olmayan ama geleneksel kuralları pek sallamayan kadınları” evlilik materyali değil diye es geçemezsiniz. Kriterini böyle ayarlayan bir erkek, bu devirde partner havuzunu ciddi oranda daraltır ve sonunda istemediği halde yalnız kalabilir.

Ve başında dediğim gibi, namus  ve bekaret, erkeğin doğan çocuğun kendinden olmasına emin olması için var. Ama toplumun bu kadar dinamik olduğu ve kadın – erkek sosyal / iş ortamlarının birbirine karıştığı bu zamanda işler daha karmaşık. Kısacası, yıl 2017 olmuşken, sizin maskülin ve oyunu olan, ilişkisini aktif olarak yöneten ve dominant bir erkek olmanıza bir alternatif yok.

 

 

 

 

Nasıl disiplinli olunur?

Dünkü Disiplin eşittir özgürlük yazımızdan sonra disiplin ile ilgili sorular geldi. Bu nedenle bugün Nasıl disiplinli olunur? sorusuna cevap arayacağız.

Öncelikle disiplin tam olarak ne demektir onu açıklayalım. Disiplin, aslında tek gerçeklik olan “şu anki” zevki, sanal bir “gelecekteki” yarara kurban etmek demektir. Bu nedenle zordur zira feda ettiğin şey somut gerçeklik aleminde birşey iken, beklediğin yarar ise henüz olmayan bir gelecektedir.

Cennet ve Cehennem

Disiplinli olmak için, öncelikle kendinize şu iki soruyu sorun :

  • Yapmam gerektiğini bildiğim halde yapmadığım ya da yapmayı sürekli ertelediğim şeyler neler?
  • Yapmamam gerektiğini bildiğim halde yapmaya  devam ettiğim şeyler neler?

Bu listeyi kimse size dikte edemez, ancak siz kendiniz yazabilirsiniz. Ve bu satırları okurken farkındasınız ki bu listedeki öğeleri zaten biliyorsunuz. Yine de kendinize zaman ayırın ve aklınıza gelenleri kağıda yazın. Daha sonra kendinize şu soruyu sorun :

  • Eğer yapmam gerektiğini bildiğim halde yapmadığım şeyleri yapmaya başlarsam ve yapmamam gerektiği halde yaptığım şeyleri bırakırsam; ve bunu da 5 sene boyunca disiplinli bir şekilde devam ettirirsem, 5 sene sonra nerede olurum?

Bu sorunun cevabını oturup kompozisyon yazar gibi yazın. Bunun sadece size değil, çevrenize nasıl iyi yansıyacağını ayrıntılandırın. Bu sizin cennetiniz. Motivasyonunuz.  Ama işte çoğu insanın disipline olamamasının sebebi, bunun ötesine gitmemeleri.

Disiplinin kaynağı motivasyon ve korkudur.

 Şimdi kendinize şu soruyu sorun :

  • Eğer yapmam gerektiğini bildiğim halde yapmadığım şeyleri yapmamaya ve yapmamam gerektiği halde yaptığım şeyleri yapmaya devam edersem; ve bunu da 5 sene boyunca yaparsam, 5 sene sonra nerede olurum?

Bu sorunun cevabını oturup kompozisyon yazar gibi yazın. Bu sizin cehenneminiz. Disiplinli olmazsanız, başınıza gelecek kötü şey. Bunun nasıl sadece sizin değil, çevrenizdekilerin de cehennemi olacağını ayrıntılı yazın.

Disiplinli olmak için hem cennete koşmaya, hem de cehennemden kaçmaya ihtiyacınız var. Disiplin sadece ödül ile olmaz. Disiplin için cezanın da tanımlı olması gereklidir. Korkusuz disiplin olmaz.

Askerlerin disiplini daha rahat içselleştirmeleri biraz da bundan. Sadece tanımlı bir cennetleri yok, eğer disiplini elden bırakırlarsa içine düşecekleri somut cehennemleri (düşmana yenilmek ve hatta ölüm) de sürekli enselerinde. Sivilde ise biz, cehennem kısmını tamamen es geçmeye meyilliyiz.

Erken Kalkmak

Disiplin için sonraki adım erken kalkmaktır. Birazdan yazacağımız hedefler ve korkular kısmı ilk adım gibi görünebilir ama bunları ortaya koymadan önce bile bu adımı harekete geçirebilirsiniz.

Erken kalkmak çok önemlidir zira onsuz disiplin olmaz. Erkenden kalkarak, günün disiplin tonunu belirlersiniz. Bunu bir rituel olarak da düşünün. Her güne, çok sevgili uykunuzu kurban ederek başlıyorsunuz ve güne kurban vererek başlayarak, disiplini yaratıyorsunuz. Disiplinin yukarıdaki tanımını anımsayın.

Egzersiz

Disiplin için ikinci adım egzersizdir. Kalktıktan sonra yapacağınız fiziksel egzersiz sizi günün içine, doğru enerji ile ateşleyecektir. Uykudan sonraki o tatlı tembelliği de kurban etmeniz, bonus olarak da ritueldir.

Çizelge

Dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü merici zamanında demiş ki : “hayat siz başka planlar yaparken başınıza gelenlerdir”. Bok yemiş. Plan yapmak önemli ve bunu uygulanabilir bir çizelgeye çevirmek daha da önemli.

Evet, disiplinli bir yaşam için yapmanız gereken diğer adım ise çizelge. Ama çizelgeyi şunu şunu ve şunu yapacağım listesi olarak algılamayın. Çizelgeyi yapmanın en iyi yolu, yapılması istenen şeyleri isteyen tarafınızla, yapması gereken tarafınızı birbirinden hayali olarak ayırmaktır. Daha sonra da kendinizle, sizin için çalışan biri gibi pazarlık yapmalısınız. Yani sizin yapmak istediğiniz şeyler yanında, kendinize ödüller ve boş zamanlar da çizelgelemelisiniz.

Sizin için doğru iş yapılacak zaman / dinlenilecek zaman oranını bulun. Bir yerden başlayın ve onu azar azar arttırın. Mesela günde 7 saat iş, 9 saat boşluk diye başlarsanız, iş kısmını azar azar arttırarak hedeflediğiniz rakama çıkarın. Asla, hergün 16 saat diye girmeyin, hemen tükenir ve 1 haftaya kalmaz salarsınız.

Çizelgenizi kağıda yazabileceğiniz gibi Google Calendar kullanabilirsiniz. Bu adımı sabah rutininden sonra saydık ama bunu yapmanız için en iyi zaman gece yatmadan önceki yarım saat.

Gece yatmadan bir saat önce tüm elektronik aletleri bırakın ve yarım saat önce, ertesi gün için çizelgenizi yapın. Sabah uyanınca, yatakta dik oturun ve kalkmadan çizelgenizi gözden geçirin.

Çizelgenizi yaparken kenarda ihmal ettiğiniz ve siz ihmal ettikçe büyüyen işler konusunda uyanık olun. Bu tür işleri küçükken halletmeyi alışkanlık haline getirin. Bunlar sonradan çok ciddi boyutlara çıkabilir. Örneğin arabanızın motorundan gelen sesi ihmal ede ede birgün saatlerce yolda kalabilirsiniz.

Zayıflıklardan kurtulmak

Zayıflıklarınızdan kurtulmanızın tek yolu, onların üzerine gitmektir. Zayıflıklarımızı gözardı etmek onları yok etmediği gibi, büyütebilir de.

Egzersiz yapmaktan hoşlanmıyorsanız, gidin egzersiz yapmaya başlayın. Telefonla potansiyel müşterileri aramaktan mı korkuyorsunuz? Telefonu kapıp potansiyel müşterileri arayın. Kızlara yürümekten mi koruyorsunuz. Kızlara yürüyün.

 

 

 

Disiplin eşittir özgürlük

Çoğu insan kendisini geliştirmek için yapabileceği o tek değişimi arıyor. Hayallerini gerçeğe dönüştürecek o tek değişim. Fişten çekilmek ve kırmızı hap öğretisini öğrenmek, böyle bir değişim gibi görünebilir.

Fakat hayatınızı istediğiniz hale getirmek, sizi kafanızdaki potansiyel kişiye çevirmek için gerekli şey sadece bir tane değil. Ya da 10 veya 100 tane şey değil. Bu hızlıca koşup aşabileceğiniz bir yol değil ve maalesef kısa yol da yok.

Meditasyon sizi oraya ulaştırmayacak, ya da mucize bir hap. Sadece kırmızı hapı okumak ve zihninizde evirip çevirmek örneğin sizi daha maskülin bir erkek yapmayacak.

Daha iyiye evrilmek baş koymanız; gün-gün, hafta-hafta, ay-ay vermeniz gereken bir savaştır. Bu savaş tembelliğe, zayıflığa, nefsinize yenik düşmeye karşı hiç durmayacak olan bir savaştır.

Bu savaş, disiplin gerektirir. Çok çalışma ve kendini adama gerektirir. Erken kalkmanızı, geç yatmanızı ve bu ikisi arasındaki her dakika disiplinli bir şekilde çok çalışmanızı gerektirir. Hem de HER GÜN!

Eğer daha iyiye evrilmek istiyorsanız, bunun kısa yolunu aramayı bırakın. Hemen disiplin ve çok çalışma savaşına girişin. Kırmızı hapı bilgisayar başında okuyarak ve yazarak mı yutmaya uğraşıyorsunuz? Yapmayın. Bu fiziksel bir savaş. Hergün saat 6’da kalkmanızı, 11’de yatmanızı ve aradaki zamanda ağırlık kaldırmanızı, işinize ve daha fazla kazanmaya odaklanmanızı gerektiren bir savaş. Eğer bilmiyorsanız disiplinli bir şekilde İngilizce öğrenmenizi, eğer İngilizce biliyorsanız üçüncü bir dili öğrenmeye başlamanızı gerektiren bir savaş. Hergün, hayatınızın her anında dominant ve maskülin konuşmaya ve davranmaya çalışmanızı gerektiren, kadınlar tarafından reddedilme korkunuzu aşmak için oyunu pratik etmenizi gerektiren bir savaş.

<<Motivasyon
Motivasyon hakkında fazla endişelenmeyin.
Motivasyon kaypaktır. Arada gelir gider.
Motivasyon güvenilmezdir ve hedeflerinizi başarmak için motivasyona bel bağlarsanız yarı yolda kalırsınız. (*)

Her sabah kalkmak ve işe
koyulmak için motive olmayı beklemeyin. Sırtınızı motivasyona dayamayın.
Sırtınızı disipline dayayın. Ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz.

Yani :

KENDİNİZİ YAPMAYA İTİN.

Bunu da disiplinle yaparsınız.

Herkes iş yapmadan amaçlarını elde ettirecek mucize hapı arar.
Fakat böyle birşey yok.

Hayır.

Çok çalışmak zorundasınız.
Çizgiyi tutmak zorundasınız.
İşleri yapmak zorundasınız.
Yani hemen çalışmaya başlayın.
Disiplinli olun. Disiplinin kendisi olun.

BAŞARIN.

Hepsi bu.

Joko Willink >>

Yorgunluk, isteksizlik, yarın yaparım abicilik asıl düşmanlarınız. Feminizm, hipergami, vs … Bunlar tembelliğin, motivasyonsuzluğun ve işleri ertelemenin yanında hiçbir şey değiller.

<<  Artık yok.

Artık bahaneler yok.
Artık “yarın yaparım” yok.
Artık “bir seferlikten birşey olmaz” yok.
Artık kendi nefsimin zayıflıklarını kabullenmek yok.
Artık kolay yolu konuşmak yok.
Artık zihnimi işgal eden sağlıksız ve verimsiz düşüncelere  boyun eğmek yok.

Hayır!

Artık yok.
Artık doğru zamanı beklemek yok.
Artık kararsızlık yok.
Artık daha fazla yalan yok.
Artık zayıflık yok.

Hayır!

Artık yok.
Şimdi güçlü olmanın zamanı.
Ve güç ile, kararlılık ile, mutlak bir disiplin ile
Olmak istediğim kişiye dönüşeceğim.
Ve ancak o dönüşüm tamamlandığında oturup
Artık yok diyeceğim

Joko Willink >>

Kendinizi hergün istisnasız sabah saat 6’da o yataktan kaldıracak disiplini elde etmediğiniz sürece başarılı olma şansınız yok. Haftanın 3 – 4 günü salona gidip ağırlık kaldırmadıkça başarılı olma şansınız yok. Hergün bilgisayar oyunlarına, internette sörf yapmaya, film veya dizi izlemeye, pornoya saatlar ayırdıkça gelişme şansınız yok. Bu alanlarda disiplini ele alacak kadar maskülin değilseniz, gidip kızlara yürümenin pek bir faydası yok.

<< Hergün

Bu yarı – zamanlı bir iş değil.
Bu mesaiyi bitir ve artık evine git işi değil.
Bu, haftasonu tatil yaptığınız bir iş değil.

Hayır.

Bu işte haftasonu tatili diye birşey yok.
Bu hergün yapmanız gereken bir iş : Hergünün Pazartesi olduğu bir iş.
Ve bu hoşunuza gitmeyebilir.

Ben? Ben buna bayılıyorum.
Benim için hergün yeni bir başlangıç.
Yeni bir gün.
Yeni bir hafta.
Hayata yeni bir başlangıç.
Kapıdan erkek gibi çıkıp, güne acımasızca saldırmak ve sahip olmak için yeni bir fırsat.

Bugün kelleler alacağım.
Baskı kuracağım.
Saldıran taraf benim.

Tabii ki yorulacağım.
Dayak yiyeceğim hatta nakavt olup yere serileceğim.
Kötü günlerim de olacak.

Ama DURMAYACAĞIM.

Joko Willink >>

Disiplin eşittir özgürlük nereden çıktı diyeceksiniz. Burada yazdıklarım emekli komando Jocko Willink’in felsefesi ve disiplin konusunda yazılmış en iyi kitaplardan biri olan Discipline Equals Freedom: Field Manual kitabının konusu. İngilizce biliyorsanız mutlaka okuyun. Bilmiyorsanız öğrenin ve sonra bu kitabı okuyun. Kitap iki kısımdan oluşuyor. İlk kısımda teori var ve ikinci kısımda ise pratik. Joko, ikinci kısımda, bu konuda ne yapacağını ve nereden başlayacağını bilemeyenler için çok sağlam bir yapılacaklar listesi veriyor.

Gerçi Joko’nun oldukça sağlam podcastlarını dinlerseniz, kitaptaki çoğu şeyin orada anlatıldığını göreceksiniz.

(*) – Motivasyon neden kaypaktır nasıl disiplinli olunur yazısında değindik.

Maskülen benliğini geliştirmek

Storm, Kadınları para ile elde etmek yazısında sormuş :

Senin deyiminle “kendi maskülen benliğini geliştirmek” nasıl olacak?

Bu konuda kitap yazılır aslında ama bir yazıya sığdırmaya çalışayım. Maskülen benliği geliştirmek, aslında kırmızı hap öğretisinin temel amaçlarından biri. Bu sadece kızlara yürümek için değil, hatta kırmızı hap için kızlara yürümek yan ürün olmaya başladı. Bir erkeğin maskülen benliğini geliştirmesi, hayatının merkezine kendisini koyması ve kararlarını kendini, isteklerini ve duygularını odağa koyarak vermesi ve daha başarılı bir insan olması için yapması gereken birşey.

Birinci olarak, ikinci olarak, , üçüncü olarak vs. vs. kendinize odaklanın. Sonra kadınları düşünün.

Kırmızı hap çok fazla teorik bilgi içeriyor gibi görünse de, maskülen benliği geliştirmek için pratik olarak ortaya çıkan yok haritası çok karmaşık değil. Sadece yapması zor ve disiplin isteyen birşey ve bu nedenle birçok erkek böyle bir yola gireceğine kolay yol ya da mucizevi bir hap arıyor.

Maskülen benliği geliştirmek için yapılması gereken ilk şey, bu benliği kendi kendinize bastırmanızı sağlayan safsatalardan kurtulmaktır. Bu zihinsel detoks için bir tur Rollo Tomassi Türkçe çevirisi serimizi okumanız ve anlamanız, işin çoğunu halledecektir.

İkincisi ise hemen Kırmızı Hap Öğretisinin pratiğine başlamaktır :

Birincisi ve en önemlisi ağırlık kaldırmak.  Ağırlık kaldırın, kardiyoya asıl amaç değil. Evet şişmansanız zayıflamanız lazım ama spor salonunun asıl verdiği şey adeleler değil testosteron

İkincisi, iyi ve sağlıklı beslenin ve iyi uyuyun. Sabahlara kadar parti yapmak, hamburgerle beslenmek ve bira fıçısına düşmek 20lerin ilk yıllarına kadar yapılabilir ama sonrasında tamamen erkekliğinizden yer. 

Üçüncüsü, eğer çalışmıyorsanız, kendinize bir iş edinin. Eğer boktan bir işiniz varsa daha iyisini bulun. Eğer işiniz iyi ise ve siz bir süredir yükselmiyorsanız, işte yükselmenin yollarını arayın.

Bazen kırmızı hap pratiğini yoğun uygulamanız gereken bir sürece ihtiyacınız olabilir. Buna camiada Rahip Modu derler. Hank Moody bu konuda şu yazıları yazmıştı, bunları uygulamanız maskülen benliğe hızlı bir geri dönüş sağlamak için çok önemli : Rahip Modu (Monk Mode) – Giriş, Gelişim ve Hatunlarla İletişim.

(Hatunlarla İletişim konusunda birçok kırmızı haplıdan ayrıldığımızın farkındayız. Kırmızı hapın kanaat önderlerinin önemli bir kısmının felsefesi, “siz kırmızı hapın gereklerini, yatırımlarını yapıp erkek egemenlik hiyerarşisinde yükselin, kızlar size zaten gelecektir”dir. Biliyorum çok fazla basitleştirdim. Kırmızı hap öncesi PUA takipçiliğinden gelen kol ise, kızlara aktif olarak yürümenin, bu olayın önemli bir parçası olduğunu düşünür. İki yoldan hangisini seçtiğiniz önemli değil ama biz burda ikinci kola daha yatkın olarak yazıyoruz.)

Bir sonraki adımda çerçeveyi korumayı ve dominant olmayı hayatınızın bir parçası haline getirin. Testosteron bunun için önemli ama sadece spor ve iyi beslenme ile yeterli testosteron seviyesine çıkamazsınız. Hareketleriniz ile de testosteron salgılamanız lazım.

Çerçeveyi korumayı ve dominant olmayı başaramayan erkeklerin en büyük problemi, bunu sadece kızların önünde yapmaya çalışmalarıdır. Kızlar etrafta yokken bile çerçeveyi ve dominant zihniyeti sürekli pratik etmeniz lazım. Bunun için de bu iki özelliğe sahip bir adamın vücut dilini, bilinçli bir çaba ile göstermeniz lazım.

Çerçevesi ve dominant karakteri sağlam bir erkek rahat, yavaş, kendinden emin ve yumuşak şekilde hareket eder. Bunlara sahip olmayan bir erkek ise tedirgin, hızlı, ürkek ve sert hareketler yapar. Bu gerçeği hemen hemen herkes bilir. Çok az kişinin bildiği ise, insanın ruh hali ile hareketlerinin birbirini iki yönlü etkilediğidir.

Şimdi bunu dikkatli okuyun :

Maskülen bir ruh hali ile maskülen erkek gibi hareket edeceğiniz gibi, maskülen bir erkek gibi (rahat, yavaş, kendinden emin ve yumuşak) hareket ederek, ruh halinizi maskülene çevirebilirsiniz.

Nasıl? Yapana kadar yapıyor gibi yapmak yazımızda açıkladık :

Bizim duygu diye hissettiğimiz şeylerin hormon salgılanması ile alakalı olduğu artık bilinen birşey. Yeni yeni keşfedilen şey ise hareketlerle hormon salgısının değişebileceği ve bunun da duygu yaratabileceği. Belgeselin aşağıdaki Fake It To Make It (Yapana kadar yapıyormuş gibi yapmak) bölümünde, alfa maymun hareketleri yapmanın (örneğin kollar havada açık V duruşu) testosteron seviyesini 20% arttırdığı ve tam tersi itaatkar ve boyun eğer hareketlerin ise 10% azalttığı verisinden yola çıkarak bir deney yapılıyor.

Testosteron, erkeklik hormonu ve yüksek seviyeleri erkeklerin egemenlik ve hırs dürtüsü ile alakalı. İşin ilginci, bu tür özgüven hareketleri sadece testosteronu arttırmak ile kalmıyor, kortizol seviyesini de (stres hormonu) azaltıyor. Bu da alfa erkekliğin sadece agresif bir hırsla değil, stres karşısından serinkanlı bir şekilde davranmayla da ilişkisini açıklıyor.

Maskülen erkeğin hem dominant hem de rahat olması, bu iki hormonun etkisi.

Eğer doğal olarak maskülen ve rahat biri değilseniz, bunu pratik etmek için bir kadının yakınında olmayı beklemeyin. Gündelik hayattaki, sıradan şeyleri maskülen ve rahat bir şekilde yapın. Hızlı yemek yiyen biri iseniz, yavaş yemek yeyin, lokmalarınızı yavaş ve sonuna kadar çiğneyin, koltukta tek başınıza otururken bile alfa oturun, her zaman sırtınız dik, göğüs ilerde ve omuzlar hafifçe geri yürüyün, vs.

Bir kıza yürürken, ne dediğinize ve nasıl dediğinize dikkat ettiğiniz kadar vücut dilinize de dikkat edin. Ağır, sakin ve rahat bir şekilde hareket edin, kıçınızda kurt varmış gibi kıpırdanmamaya özen gösterin.

Ve bu çok önemli : ruhunuzu aşk temalı diziler ve romantik komediler ile zehirlemeyi bırakın. Hayatının kadınını, hayatının odağı yapan erkeklerin “kahraman” olduğu bu tür senaryolar, siz fark etmeseniz de sizin kadın – erkek ilişkilerinde beta çukuruna batmanıza oldukça yardımcı oluyor.

Aynı şekilde aşk şarkısı dinlemeyi de bırakın. Hele hele kendini terk eden kadının ardından salya – sümük ağlayan adam arabeski ve kuyruk acısı ile kadına lanetler yağdıran adam protestinden uzak durun.

İlişkiler konusunda, zihin yapınızı ONEitis‘ten kurtarıp, bir sonrakine ayarlayın. Bir erkeğin gücünün opsiyonlarından ve kendine opsiyon yaratma kapasitesinden geldiğini unutmayın.

Bunları yaptığınız zaman, maskülen benliğiniz kendiliğinden gelişir, merak etmeyin. Başka bir açıdan aslında maskülen benliğiniz içinizde fakat sizi feminen yapan sosyal koşullamanın altında gömülü. Tek yaptığınız, onun üstündeki enkazı kaldırmak ve onu açığa çıkarmak.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.

Hipergamiyi lehine kullanmak

Bolluk zihniyetinin dorukları  yazısında dreex şu yorumu bırakmış :

hocam selam, ben bu bolluk zıhnıyetını kendıme asılamak ıcın suan kendı sevıyemın altında gordugum 3 farklı kızla takılıyorum. 3 ude 10 uzerınden gozumde 4-5 lık kızlar. Bunlardan ıkısı ile fbyım istediğim zaman sevisebılıyorum …

Orada yazdım ama yorumlarda kalmasın diye buraya aktarıyorum zira bu önemli. Hipergami hakkında o kadar yazıp çizdik ve bunu da genelde erkeklere uyarı olarak yaptık. Dedik ki, kızlar statü olarak kendilerinden aşağıda erkeklere ilgi duyamazlar o nedenle ilişkiye girince salıp kendi statünü düşürme, hipergaminin farkında ol, riskleri bil, alfa siker beta öder denkleminin sağ tarafı olma, vs … Oysa hipergamiyi bilmenin bir yararı da, nasıl çalıştığını bilirsen, yararına kullanabilecek olman.

Skeptico Kızlarla Özgüvensizlik Problemi Nasıl Aşılır? yazısında yazmıştı :

Erkekler için reddedilmeleri azaltmak içinse sürekli söylediğimiz Hipergamiyi tatmin etme hadisesi var. Yani yazdığınız kızın hipergamisini ne oranda tatmin ediyorsanız o kadar az reddedilirsiniz. Maslak plazalarda beyaz yakalı olarak çalışan hafif kilolu 170lik erkek Levent Zorlu center’da gezinen manken kızlara yazdığı zaman reddedilecektir, ama Bağcılarda kafede kızlara yazsa daha az reddedilecektir. Hipergamiyi kendi avantajınıza çevirin – kendinizi her açıdan geliştirerek hiyerarşide yukarı tırmanmaya böylece reddedilmeyeceğiniz karşı cins havuzunu mümkün mertebe büyütmeye çalışın.

Katılıyorum.  Hipergamiyi kullanmanın bir yolu, kendini geliştirerek erkek egemenlik hiyerarşisinde daha yukarı çıkmak. Böyle yaparak, kendinize daha geniş bir avsahası yaratırsınız.

Hipergamiyi kullanmanın bir başka yolu da, kendi rahat alanından, sosyal çevrenden çıkarak, statünün daha yüksek olduğu alanlarda avlanmaktır. Bize mesaj atan arkadaşların çoğu kendi sosyal çevresinde avlanıyor. Bu çok kısıtlı bir av sahası ve eğer kızlarla başarılı değilseniz, sosyal statünüzün lehinize çalışacağı ortamlarda avlanın. Üniversite öğrencisi iseniz üniversite mezunu olmayan ve o yaşlarda çalışan kızlara yürüyün. Ya da örneğin 25 yaşında işi, arabası olan bir adamsanız ve Maslak’da Plaza hatunlarına hitap edemiyorsanız, gidin 20 yaşında, aynı yaşta akranları ev, araba ve maaşın getirdiği rahatlıklar sağlayamayacak üniversite öğrencilerine yürüyün.

The Last Samurai şöyle bir yorum yapmış :

Benim tavsiyem; ligini yükseltmeye başla. Rahibelerle de uğraşma (eğer çok sıradışı bir fantazin yoksa). Bir erkeğin zamanı değerlidir.
Rastgele “Day game” olayına gir. Tinder kullan. Daha üst seviyelerde yeni tabaklar edin.

Katılıyorum ama 2 tane uyarı koyacağım :

1) Ligi hemen başında yukarda tutmak ama elinde tabak yokken geleni HB7 değil diye reddetmemek lazım. Yani hedefi başından yukarda tutun ama HB 5 – 9 arasına yürüyün, 5 – 6 değil.

2) Burada dreex’in bahsettiği spesifik kızları bilemem ama özellikle kızlarla başarı geçmişi olmayan erkekler HB seviyelerini çok karıştırıyor. Tamam HB görece bir kavram, özellikle erkeğin kendi CPD‘sine göre göreceli değerlendirilen birşey.  Ortalama bir erkek HB7 ve üstü olmayan kızlara bakmama ve HB 6.5 görse HB 4.5 görme eğiliminde. Öyle adamlar var ki, İrina Shayk’dan aşağı olmaz diye diye yıllarca ellerine kadın eli değmez. Benden söylemesi, kriterleriniz olmasın demiyorum hatta olsun. Ama yıllarca yalnız gezip, ellerinizde nasırlar, gözünüzde yaşlar denize doğru sigara tüttürmek size ne kadar çekici gelirse gelsin, biraz büyük de olsa çıplak kalçalara yaslanıp uyumak, çok daha iyidir.

Altı üstü bir adam olacaksın

Aşağıdaki Tweet’i görünce aklıma Okan Bayülgen’in “adam ol” temalı virtue signalling (duyar kasma) şaheseri geldi. Zira bu zihin yapısı (ya da zeka geriliği mi desek) kadınlara özgü değil :

 

Okan Bayülgen’in akıl dolu (!) sözleri şunlar :

 

Geçenlerde 12 saatlik bir uçuşun son saatinde, uçağın sol motoruna bakarken birden yine kafama dank etti. Bana arada böyle geliyorlar ve nasıl bir teknolojik mucize içinde yaşadığımızın farkına varıp şaşırıyorum. Kocaman bir Boeing 777, içinde neredeyse 300 kişi okyanus üstünde uçuyor. Bu aletin 2 adet turbofan jet motoru, tam 11 saattir hiç durmadan çalıştı, ki ciddi bir fırtına içinden de geçerek, ve bugün aynı şekilde 12 saat daha çalışacak. Uçaktaki sayısız sistem gibi. Ve o saatte havada olan 5,000 uçak gibi (ABD uyandığında havadaki uçak sayısı 10,000’e ulaşıyor). Bu devasa sistemi tasarlayan, yapan ve yürüten orduyu düşünün. Sadece pilotları, hostesleri ve havaalanı görevlilerini değil. O uçağa, motorlarına ve yerdeki radarlara servis yapan on binlerce kişiyi de. Ezici çoğunluğu erkek olan bu ordunun neferleri Mr. Bayülgen, diğer tüm sistemleri mucizevi bir şekilde saat gibi çalıştıran adamlar gibi, emin ol altı üstü adam olmaktan çok daha fazla şey yapıyorlar.

Altı üstü bir adam olacaksınmış. Son zamanlarda, özellikle feministlerde ve onların feminen işbirlikçilerinde bu inanılmaz körlük (ki bir çoğunda kötü niyetli görmezden gelme aslında) başladı. Bu kar taneleri, süper marketten aldıkları mısır gevreğinin, iyilik perilerince raflarda yaratıldığına, duyar kastıkları bilgisayarlarını taktıkları fişteki elektriğin doğal kaynağından evlerine ulaştığına inanıyorlar sanki. Fındık fındık sıçtıkları pembe boklarını evlerinden uzaklaştırsın diye çektikleri sifonunu suyu, kanalizasyon sistemi, vs … bunların kendiliğinden çalıştığını düşünüyorlar.

Bu kar taneleri gezmese de görmese de, fildişi kulelerinde yiyip içip sıçtıkları rahatı sağlayan petrolün, elektriğin, suyun, tükettiğimiz malların hemen hepsinin üretiminden, bize ulaştırılmasına, servisinden, tamirine tüm işleri yapanların ezici çoğunluğu, şeytani ataerkil sistemin, pis maskülin minionları olan erkekler. Arada bir, bir maden çöküp, bir gaz tesisi patlayınca duyar kasmak için kararmış suratlarını paylaşsalar da, sonra duyar kasma puanlarını toplar toplamaz unuttukları ve aslında da zaten hiç de umurlarında olmayan erkekler.

Feministlerin son on yılda dillendirmeye başladığı artık erkeklere ihtiyaç yok fikri o kadar embesilce ki. Erkekler olmasa, klimalı / ısıtmalı ofislerinden çıkıp, Kuzey Buz Denizideki petrol rafinelerinde, ellerindeki parmakları kaybetme pahasına kendileri ve erkek feminist işbirlikçileri çalışacak sanki. Çünkü bu nadide çiçeklerin tırnakları kırılmasın diye dikkatle marşına bastıkları arabalarının petrolü, o zehirli maskülinite sembolü erkekler olmazsa, okyanus tabanından kendiliğinden çıkmayacak.

(BONUS = Feministlerin altın kuru, popon rahat ofis işleri dışındaki işler için bir kere bile “neden bunlarda yeterince kadın yok!” diye çığırttığını duyduk mu? Duymadık tabii ki.)

Bu kartanelerinin farkında olmadığı, şeytani diye kakaladıkları ataerkil sistemin, bütün bu devasa modern makineyi çalıştıran sistem de olduğu. Onu yıkarken, modern dünyayı da yıkmakta olduklarının farkında değil. Bu makinenin ne kadar büyük bir mucize olduğunu ve yıkılırsa nasıl bir barbarlık içinde kalacağımızı unutmayın.

Aklımıza Rollo Tomassi‘nin şu sözleri geldi :

 

 

 

Yörüngeye kameralar önünde fırlatılan uydu erkek

Bir kadının erkek arkadaşı ve kız arkadaşları vardır. Bir kadının erkek arkadaşı değilseniz, kız arkadaşısınız.

Uydu erkek (ya da Umut Sarıkaya’nın Türkçeye kazandırdığı ismi ile meriç), erkek dünyasında en çok yerilen ama ezici çoğunluğun yine de içine düştüğü bir durum. Bu konuya biz de çok değindik ve mekanizmasını az çok anlatmaya çalıştık. Meriç, sadece kendisine değil, kadınları karşılıksız ilgiye boğarak kadın milletinin ruhunu, kişiliğini bozduğu için tüm erkek milletine kötülük eden bir mahlukattır.

Dün kiss cam’de alfa kurtların nasıl davrandığını göstererek, alfa erkeklere örnek vermiştik. Şimdi de kiss cam’de koca bir ülkenin gözü önünde yörüngeye fırlatılan şu aşağıdaki merice bakalım.

 

3 … 2 … 1 … and lift off! 😀

Kimsenin görmediği bir yerde uydu erkek yörüngesine fırlatılmak zaten taşaklara iyi bir tekme etkisi yaratır, ama böylesi … erkeğin ruhundaki masküliniteyi söker atar 🙁

Bu elemanın vücut diline ve özellikle de suratındaki gülüşe bakın. Bu sahibinden bir dal muz almış sirk şempanzesi sırıtışı, iyi çocukların güzel kadının yanında olmakla bile sergiledikleri bir kepazeliktir. Vücut dili ile ilgili biz yazmayalım. Size bolluk zihniyetinin doruğundaki alfa kurtlarla karşılaştırın. Alfa vücut dilinin ve oturuşunun önemini daha önce anlatmıştık. Bu vücut dilinin tek başına testosteron salgılatacağna değinmiştik. Bu elemanın düşük omuzlarla oturuşu beta vücut dilinin en önemli öğelerinden ve bol bol kadınlık hormonu salgılatıyordur.

Kıssadan hisse : Bir kızla beraberken her hareketiniz sanki televizyondan canlı yayınlanıyormuş gibi hareket edin. Sokaktaki sade vatandaş seyredince sizin için utanacağı hareketler yapmayın.

 

 

Bolluk zihniyetinin dorukları

Farkettim de, alfa aşağı, alfa yukarı konuşuyoruz ama etten kemikten alfalara pek örnek vermiyoruz. Bugünden başlayarak açığı kapatalım ve hatta bugün iki tane verelim. Amerika’da maçlarda kiss cam (öpücük kamerası) diye bir olay var. Çiftlere odaklandı mı, çiftler büyük ekranda çıkıyor ve öpüşmeleri bekleniyor.

Aşağıdaki abinin ise bolluk zihniyetinin tepe noktalarındaki hareketi de bizi kopardı. Hatunu da koptu. Abinin başındaki alfa oturuşuna dikkat edin :

  • kızın beklentilerine meydan oku
  • cazibeli serseri ol
  • sıkıcı bir beta / efendi çocuk olma

Arada bu kiss camlere böyle elemanlar çıkıyor. Bir de dondurmasını hatundan cengaverce koruyan aşağıdaki alfa elemana bakın.

Hatun elemanın dondurmasından kaşıklamaya çalışıyor ama eleman dondurmayı çekince kaşık havada kalıyor. Hatun hemen surat yapıyor ama eleman kıza bakmıyor bile. Tüm dikkati oyunda. Kız bir atak daha yapıyor ama eleman dondurmasını yine başarı ile kaçırıyor. Eleman yine hatunun sormaya bile yeltenmeden “hakkı” saydığı bir kaşık dondurmayı geri çekiyor. Özür yok, kızgınlık yok. Dikkatle bakarsanız elemanın suratında belli belirsiz bir sırıtış var.

Hatunun suratındaki “bana bunu yaptığına inanamıyorum, ben bir kızım” bakışına dikkat edin. Eleman sonrasında hatuna dondurmadan tattırıyor ama dikkat edin o kaşıklama anında bile hatuna bakmıyor.

Eleman gayet eğleniyor. Kız da. Standart iyi çocuk kadınına böyle birşeyi yapmayı aklından bile geçiremez ama aslında bu tür kötü çocuk anları kadınların çok hoşuna gider. Bu çift viral olduktan sonra beraber televisyona çıkmışlardı ve “bu olay bizim için hiç önemli birşey değil ama olay oldu” demişlerdi.

Sizin için önemli olmayabilir birader fakat şu kısacık video ortalama iyi çocuğa kadın – erkek ilişkisi dinamiği konusunda beta akım medyada çıkan binlerce taviyeden daha fazla bilgi veriyor.

Video İngilizce ve çevirmeye üşendim ama medyaya neden beta akım dediğimi bu videodaki spikerler çok iyi gösteriyor. Biraz ingilizce biliyorsanız “she”‘nin kadın için, “he”nin erkek için kullanıldığını bilirsiniz. Adamlar neredeyse tamamen “she” diyor ve aslında tamamen kızın tepkilerine odaklanmış ve beta perspekstifinden “kadının suratındaki ifadeye bak, eve gidince başın dertte diyor” yorumları yapıyorlar. Adamın perspektifi yok tabii. Feminizasyon o kadar derine işledi ki, bu videoda yorum yapan adamların kendilerini ışık hızıyla kadınla özdeşleştirmeleri ( yani kadınlaştırmaları) neredeyse hiç kimseye garip gelmiyor.

Ortalama bir beta erkek bu elemanın bir ayı olduğunu ve eve gidince dırdır yiyeceğini düşünür. Oysa kırmızı hapı yutmuş bir erkek o gecenin nasıl duvardan duvara bittiğini tahmin etmiştir 😀

Bu iki adamın da ortak özelliklerine dikkat :

İkisi de kız arkadaşlarından onay aramayan tipler

İki erkek de sosyal baskıya boyun eğmiyor

İki erkek de ne kızın ne de toplumun bu antika hareketlerini nasıl değerlendireceğini umursamıyor

İkisi de sonuçtan bağımsız (bolluk zihniyeti ile olur ancak)