İyi bir tavsiye size yardımcı olabilir ama yanlış bir tavsiye, sizin yanlış bir yolda yıllarınızı boşa harcamanıza neden olabilir. Bu bölümde, oldukça kötü olmalarına rağmen, sıklıkla tekrarlanan ve muhtemelen en az birini daha önce sıklıkla duyduğunuz beş tavsiyeden bahsedeceğim. Aynı zamanda, bu tavsiyeler yerine uygulayabileceğiniz ve pişmanlıkla değil gurur ile dolu olan bir yaşam yaratmanızı sağlayacak tavsiyeleri paylaşacağım.
#1 İstediğiniz her şey olabilirsiniz.
Hayır, ne kadar isterseniz isteyin, ne kadar çabalarsanız çabalayın, istediğiniz her şey olamazsınız. Gerçek şu ki siz, birçok şeyde iyi değilsiniz ve asla olamayacaksınız.
Tamam, insanların zayıflıklarını düzeltmek için tavsiyeler verilmesi normal ve insanların zayıflıklarını giderip güçlenmeleri, zayıflıkları tarafından potansiyellerinin çok altında bir yaşam sürmemeleri gerçekten önemli bir hedef. Ama bir insanın güçlü olduğu alanlarda uzmanlaşması, kendisi için çok daha iyi olacaktır.
Bazı alanlarda zayıf olduğunuzu ve ne kadar eğitim alırsanız alın o alanlarda iyi olamayacağınızı kabul etmeniz lazım. Siz muhtemelen 5 sene yoğun eğitim alsanız bile, NBA basketbolcusu olamayacaksınız ya da belki büyük bir şirket yönetemeyeceksiniz. Kendinizi fantezi dünyasında kaybetmek yerine, zamanınızı güçlü olduğunuz yanlarınıza uyan bir alan bulmaya ayırmak ve bu alanlarda gelişmek, sizin için çok daha iyi olacaktır.
Yanlış anlamayın, genç yaşlarınızda birçok şeyi deneyebilirsiniz ve denemeniz de iyi bir şey. Hayallerinizi kovalamanız da kötü bir şey değil. Ama açık fikirli, gerçekleri duygusallaşmadan görebilen biriyseniz, zaman içinde istediğiniz her şeyi olamayacağınızı öğreneceksiniz. Ama aynı zamanda, birkaç şeyde çok iyi olduğunuzu da keşfedeceksiniz.
Ben ikigai (Japonca “yaşamak için bir sebep” ya da “her gün yataktan kalkmak için bir sebep”) kavramını destekliyorum. Başarınız, mutluluğunuz ve her gün sizi yataktan kaldıracak motivasyon, 4 alanın kesişiminde:
- Yapmayı sevdiğim şey
- Dünyanın ihtiyacı olan şey
- Bana para kazandıran şey
- İyi yaptığım şey
Ikıgai size istediğiniz her şey olabileceğinizi söylemiyor. Tem tersine, dar bir alanda başarıyı, mutluluğu, motivasyonu ve parayı bulabileceğinizi söylüyor. Bu alan, sizin ideal alanınız ya da en etkili olduğunuz alan.
#2 Bir plan yapın ve o plana sadık kalın.
Yüzeysel olarak baktığınızda, bu tavsiye oldukça makul ve mantıklı görünüyor. Ama biraz derine inerseniz, bu tavsiyenin defolu olduğunu görüyorsunuz.
Çok büyük bir çaba ve titizlikle hazırlanmış planlara sahip olan genç insanlarla konuşuyorum. “Şu alanda üniversite okuyacağım, bu üniversite beni şu işe yerleştirecek ve 10 bilemedin 20 yılda nihai hedefimdeki vadedilmiş topraklara ulaşacağım!”
Bu insanlar hayata, satranç hamleleri serisi olarak bakıyorlar. Satranç taşlarını bir kareden diğerine dikkatle kaydırıyorlar ve hayatı şah mat etmek istiyorlar. Ama bu bir hata çünkü hayat bir satranç oyunu değil. Hayat daha çok, her zaman direksiyonunda olmadığınız bir çarpışan arabalar oyununa benziyor. Hayatınızla ilgili yapabileceğiniz iki tercih çeşidi var. Tercihlerinizi araçsal sebeplere göre yapabilirsiniz ya da temel sebeplere göre.
Araçssal sebepler, detaylı yaşam planlarının yapı taşları ve tamamen kararların sizi nereye doğru yönlendireceği ile ilgililer. “Çok ilgimi çekmese bile belli bir alanda üniversiteye gideceğim çünkü böylece iyi bir işim olacak” ya da “benim mizacıma uygun olmasa bile şu işe gireceğim çünkü bu iş bir sonraki fırsatı elde etmemi sağlayacak” gibi bir tercih, araçsal bir tercihtir.
Temel sebepler ise araçsal tercihlerin zıddıdır. Aslında temel sebeplere göre kararlar vermek, planlamanın karşıtıdır. “Bu bölümü beni nereye götüreceğini bilmesem bile okuyacağım zira ilginç bir bölüm” ya da “sonrasında beni nereye götüreceğini bilmesem bile bu işe gireceğim zira ilginç insanlarla çalışacağım ilginç bir iş” gibi kararlar, temel sebeplere göre verilen kararlardır.
Ben gençken araçsal sebeplere inanır, onlara tapardım. Büyük bir taktisyen ve uzman bir planlamacıydım. Ama çok geçmeden, bazen oldukça acı sonuçlar sonucu, şaşırtıcı bir şeyi keşfettim: araçsal sebepler sıklıkla istenilen sonuçları vermiyordu. Hayatınız araçsal sebeplerle yapılan planlar için çok karmaşık, hiç beklenmeyen şekillerde değişken bir yer.
Genç biriyseniz ve bana inanmıyorsanız, 40’larında ve 50’lerinde olan ve hayran olduğunuz birilerini bulun ve onlara, bulundukları noktaya nasıl geldiklerini sorun. %90’ı size “uzun hikaye” diye cevap verecektir.
Uzun hikaye zira bu insanlar temel sebepleri baz alarak kararlar verdiler ve sonrasında ortaya çıkan belirsizliklerle, o tercihlerin kendilerini götürdüğü yerde mücadele ettiler. Ama bu, onların güçlükler karşısında motive, fırsatlar konusunda uyanık kalmalarını sağladı ve geldikleri noktaya ulaşmak için denemeler yapmalarına, yollarını değiştirebilmelerine izin verdi.
Başarılı insanların bir noktadan büyük başarıya, düz, dikkatle planlanmış ve planlandığı gibi ilerleyen bir çizgi şeklinde ilerlediklerini düşünürüz ama asıl yol, zigzaglarla, bir sağa bir sola savrulmalarla, dolambaçlarla dolu. Ve hayat dolambaçlı bir yola girdiğinde dikkatiniz dağılırsa ya da modunuz düşerse, başarılı olmanız zor.
Hiç plan yapmayın demiyorum ama plan yapmaya daha az, bir şeyler yapmaya daha çok zaman ayırın.
#3 Tutkunun peşinden git.
Berbat tavsiyeler listesinin tartışmasız bir şekilde taçsız kralı bu. Bu tavsiyeyi yastıklara işliyorlar, tişörtlere basıyorlar, Instagram’da paylaşıp, mezuniyet törenlerinde kutsal sözler gibi fısıldıyorlar. Ama bu gerçekten berbat bir tavsiye.
Neden? Birincisi, bu oldukça baskı yaratan bir şey. Bana “peşinden gitmek istediğin tutkun ne?” diye sorduklarında, donup kalırdım. Mükemmel bir cevap vermem gerektiğini düşünürdüm ve böyle bir cevap bulamazdım. Bu soru insanı gerçekte ne olduğunun bir ifadesi olan değil de gösterişli tepki vermeye zorluyor.
İkincisi, “tutkun olan şeyin peşinden git” tavsiyesi, kısa vadeli duygulara ağırlık verirken, uzun süreli çabaya çok az yer veriyor. Bu konuda bana güvenin. 25 yıldır aynı mesleği yapıyorum “bu senin tutkun mu?” diye sorduklarında, cevabım “bilmiyorum” oluyor. Yaptığım iş gerçekten zor. Bazı günler bundan zevk alıyorum, bazı günler kesinlikle yapasım gelmiyor. Ama bu benim işim.
Üçüncüsü, tutkunuz sizi evrenin merkezine koyuyor ve bu her zaman hata. En başarılı, en etkili insanlar, aynada kendilerine hayran hayran bakmakla vakit kaybetmezler.
Acı gerçek şu ki, sizin tutkunuz dünyanın umrunda değil. Belki sizin de umrunuzda olmamalı. Neyse ki, kendinize sorabileceğiniz daha iyi sorular var. Örneğin, kimse izlemiyorken ne yapıyorsunuz? Bahçenizde bitkilerle uğraşıp, gübreler ve tohumlar hakkında mı okuyorsunuz? Bitkilerle ilgili alışveriş yapmak için girdiğiniz dükkanlarda, o dekoratif deniz kabuklarına büyük bir arzu ile mi bakıyorsunuz? Bu sorunun cevabı, size bir ipucu verecek.
İkinci soru ise, hangi işkenceye katlanmaya gönüllüsünüz. Jerry Seinfield, büyük bir komedyen olmak için, her gün, tek kelime yazmak istemediği günlerde bile yazması gerektiğinin farkına vardı. Özellikle tek kelime yazmak istemediği günlerde yazması gerektiğinin farkına vardı.
Gerçek şu ki çaba, insanın kendisini keşfetmesine yol açar, insanın kendisini keşfetmesi çabaya değil.
Kendinize sorabileceğiniz son soru ise, en büyük katkıyı nerede yapabileceğiniz sorusu. Bu soru sizi narsist kısır döngüden çıkarıp dünyaya açar.
Katkı, iklim değişimini durdurmak gibi devasa bir şey olmak zorunda değil. Eğer gücünüz varsa bunu da hedefleyebilirsiniz ama katkı, iyi bir anne ya da baba olmak da olabilir, harika kahveler yapan bir kafe işletmek de.
Yani özetlersek, tutkunuzun peşinden gitmeyi unutun. Ne yaptığınızı gözlemleyin, tolerans gösterebileceğiniz bir işkence bulun ve dünyaya nasıl bir katkıda bulunabileceğinizi keşfedin.
#4 Her zaman pozitif olun.
Bu oldukça iyi niyetli bir tavsiye ve önemli bir gerçekten yola çıkıyor. Ama bunu tam olarak uygulamanız sizi kötü yerlere çıkarabilir. Çünkü hayatta, negatif duygularınızı davet etmeniz ve daha az pozitif olmanız gereken zamanlar olacak.
Bilimin gösterdiğine göre pozitif duygular önemliler, hayatı yaşanmaya değer kılıyorlar. Örneğin iyimser olmanız sizi daha sağlıklı biri yapıyor. Neşe, minnettarlık ve umut gibi duygular, esenliğinizi artırırlar.
Şüphesiz ki çoğu zaman pozitif olmanız sizin yararınıza ve pozitif duygularınız negatif duygularınızdan daha fazla yer kaplamalı. Ama her zaman pozitif olmamalısınız. Eğer dişiniz çekilirken gülümsüyorsanız, bu sizin aydınlandığınızı değil uyuşturulduğunuzu gösterir. Sürekli olarak pozitif olmak, yoga taytı giymiş inkardan başka bir şey değildir. Çünkü negatif duygular size yol gösterirler, dünyayı daha açık seçik hale getirirler ve önemli dersler verirler.
Hüsran, ileri doğru yürümek için alternatif yollar keşfetmenizi sağlar. Pişmanlık, hatalarınızdan ders almanızı ve bir dahaki sefere daha doğru davranmanızı sağlar.
Çok fazla negatif duyguyla dolmak istemezsiniz ama sürekli olarak da pozitif kalamazsınız.
Sorun şu ki bazen doğal olarak negatif olduğumuzda, bizde bir sorun olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Ama bu doğru değil. Bazen negatif olmak insan olduğumuzu gösteriyor.
Bir miktar negatif duyguya yer açmamız, bugün daha kötü hissetmemize neden olsa da, daha sonra daha fazla şey başarmamızı ve uzun vadede daha mutlu olmamızı sağlar.
#5 Neyi bildiğin değil, kimi tanıdığın önemli.
Ben bu tavsiyeden nefret ediyorum. İçinde yeterince doğru olan bir zehir bu. Dünyaya kocaman bir bağlantı kurma organizasyonu gibi bakmak sadece karanlık değil aynı zamanda kötü bir strateji.
Evet, bağlantılar önemli. Ama milyarder yatlarındaki partilere katılmak gibi takıntılarınız yoksa, bağlantılar sandığınız kadar önemli değiller. Çünkü tüm fırsatları yöneten ve bu fırsatları Cadılar Bayramında en iyi kostümü giyen çocuklara şeker dağıtır gibi dağıtan gizli bir grup insan yok.
Neyi bildiğin değil, kimi tanıdığın önemli zehirini içenler, kabiliyet geliştirme, tecrübe kazanma ve bir katkıda bulunma fırsatlarını tehlikeye atıyorlar.
Sağlam bağlantılar kurmanın en iyi yolu, yaptığınız işte çok iyi olmak ve güvenilir, bel bağlanabilir biri olarak nam salmanız. Ne bildiğiniz, bildiğiniz insanlar evrenini genişletebilir. Aynı zamanda bağlantılarınızı geliştirmeye devam etmenin en iyi yolu, bonkör olmak, başka insanlarla gerçekten ilgilenmek ve eğer elinizden geliyorsa onlara yardım etmektir.
Kimi tanıdığınız yan üründür, strateji değil. Gerçek strateji, yaptığınız şeydir. Eğer harika işler çıkarıyorsanız, sözlerinizi tutuyorsanız ve insanlara iyi davranıyorsunuz, doğru insanlar yörüngenize girmenin bir yolunu bulurlar. Pokemon kartları gibi kartvizit toplamayı bırakın ve emeğinizi bir şeyde çok iyi olmaya harcayın. Bunu yaptığınızda, kimi tanıdığınız kısmı kendi kendine gerçekleşir.
Evet, bunlar oldukça süslü, kulağa hoş gelen, doğru gelen ama ciddiye aldığınızda sizi darmadağın edebilecek 5 tavsiye.
Her şey olabileceğinize inanmak yerine, ilgi alanınızın, yeteneklerinizin, talebin ve paranın kesiştiği dar alanda yer alan bir şey olmaya odaklanın.
Bitmek bilmez planlar yapmak yerine, araçsal değil temel sebeplere dayanan kararlar vermeye başlayın.
Tutkunuzun peşinden gitmeyin. Bunun yerine ne yaptığınızı, hangi işkenceye toleransınız olduğunu ve en büyük katkıyı hangi alanda yapabileceğinizi keşfedin.
Çoğu zaman pozitif olun ama sürekli pozitif olmayın. Negatif duygularınızın da size bir şeyler öğretmesine izin verin.
Ne bildiğinize odaklanın. Tanıdığınız insanlar evrenini genişletmenin en iyi yolu bu.
Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setine de bakmanızı tavsiye ederim.



