Pozitif cinsel gerilim konusu yine yeniden

Bir kadınla olan buluşmalarınızın duygusal ve cinsel bir yakınlığa gitmesi için gerekli en önemli şeylerden birisi, aranızda bir pozitif cinsel gerilimin oluşması. Bu pozitif cinsel gerilimi yaratma süreci ise genellikle erkeğin aktif olarak yönettiği ve kadının da istekli olması gereken bir süreç. Yani eğer siz bu adımları atmazsanız, çoğu kadın bu adımları sizin yerinize atmaz ya da başlatmaz. Ama çoğu kadın, bu adımları atmaya sizi teşvik eder ya da sizin bu adımlarınızı engeller.

Günümüzde maalesef çoğu erkek, kızı ürkütme ve kötü çocuk görünme korkusu ile sıfır pozitif cinsel gerilim yaratıyor ve her ne kadar altın günü tayfası teyzelerin takdirini kazanan birer efendi çocuk olsalar da kızlarla aralarında pek bir şey olmuyor. Ya da daha da beteri, kadınlar konusunda yaşadıkları hüsranın negatif enerjisini masaya getiriyorlar ve negatif cinsel gerilim yaratıyorlar, saldıray / abazan, kaba, düşük sınıf bir konuma düşüyor.

Pozitif cinsel gerilim bir erkeği maskülen, seksi ve elde edilmesi görece zor biri yapar ya da en azından öyle gösterir. Kadınlarda cinsel ve duygusal arzuyu ateşler, aranızdaki süreci daha heyecan verici yapar. Aranızdaki iletişimin bir duygusal bağa dönüşmesine yardımcı olur. Pozitif cinsel gerilim, bir kadınla iletişiminizin cinsel yakınlığa dönüşmesi için gerekli olan, “paylaşılan ortak duyguyu” yaratır.

Paylaşılan ortak duyguyu bir deneyle açıklayayım. Araştırmacılar, ilk defa buluşacak olan çiftlerin bir kısmını taş bir köprüde, bir kısmını da asma, sallanan bir köprüde buluşmaya yönlendirmişler. Taş köprü stabil, herhangi bir heyecan ya da korku yaratmıyor. Asma köprü ise, sallandığı için heyecan ve korku yaratıyor. Araştırma sonucunda, asma köprüde buluşan çiftlerin ikinci buluşmaya gitme oranlarının, taş köprüde buluşanlara göre çok daha yüksek olduğunu bulmuşlar.

Bu duyguyu, kızı bir aktiviyeye götürerek de sağlayabilirsiniz ama standart bir kahve ya da yemek buluşmasında, konuşma ile yapmanız gerekir. Fakat konuşma ile pozitif cinsel gerilim, cinsel içerikli şaka ve yorumlarla yapılmaz tabii ki. Pozitif cinsel gerilim, doğru tip espri anlayışı ile yaratılır.

Doğru tip espri anlayışı genellikle, doğru yer ve zamanda, şaka yollu sataşmadır. Şaka yollu sataşma, sizin bir kadına şaka yollu sataşma cesaretinizin olduğunu, onun güzelliği ya da kendi arzularınızın etkisi ile kaygıya ve korkuya savrulan, onay arayışına giren muhtaç bir erkek olmadığınızı gösterir. Daha da önemlisi, sizin kendi zihninizi bu tür zayıf modlardan uzak tutar.

Şaka yollu sataşma cesareti, aynı zamanda sizin bir kadınla buluşmasına aşırı yatırım yapmak zorunda olmayan yani kadınlar tarafından tercih edilen bir erkek olduğunuzu ima eder. Aslına bakarsanız, bu tip bir pozitif cinsel gerilim, sizin elinize kadın eli değmemiş olmasına rağmen, yeterince çekici ve kadınlar konusunda bolluk içinde biri olduğunuza işaret ederek, tecrübesizliğinizi örtebilir.

Doğru tip espri anlayışının çekiciliğinin önemli bir kısmı cesaret ise, önemli bir diğer kısmı da zeka gösterisidir. Kadınlar, erkeklerde zekayı çok çekici bulurlar ama kadın erkek ilişkilerinde zekanın espri yeteneği ve anlayışı ile sinyallenmesi çekicidir. Yani sizin roket mühendisi olmanız, kafadan 10 rakamlı sayıları çarpabilmeniz ya da masaya yüksek IQ test sonucunu koymanız cinsel çekim yaratmaz, espri anlayışınız yaratır. Birçok zeki erkeğin, asosyallik veya sosyal kaygı nedeniyle, espri yapabilecek biri iken esprili olamaması büyük tahlihsizlik aslında.

Doğru espri anlayışı da, birçok insani yetenek gibi, pratik ile geliştirilebilecek bir şey. Bir insan 180 IQ’ya sahip diye yıllarca eğitim alıp, pratik yapmadan soyut matematik profesörü olamadığı gibi, yıllarca pratik etmeden doğru espri anlayışını geliştiremez. (Tabii doğru espri anlayışı soyut matematik olmadığı için, yıllarca derken 1-2 yıldan bahsediyoruz, 10-15 seneden değil).

Doğru espri anlayışının en önemli şeklinin, kadınlara şaka yollu sataşmak olduğunu söylemiştik. Burada dikkat etmeniz gereken şey, bu sataşmanın kaba, medeniyetsiz, acımasız ve aşağılayıcı şekilde olmaması. Yaptığınız espride bunlardan biri varsa, yaratacağınız şey negatif aseksüel gerilim olur.

Eğer espri yapacağım diye kadını kaba ve acımasız bir şekilde alaya alırsanız, bu komik olmaz ve sizi oldukça kendine güvensiz biri olarak gösterir. Yanlış espri anlayışı sizin ERKEK ADAM olduğunuzu değil tam bir kaybeden olduğunuzu gösterir.

Mesela şu gerçek online örneğe bakalım. Kızın profilinde şu yazıyor:

Eğer sadece seks arıyorsanız aradığınız ben değilim. Önce arkadaş olalım beyler!!! Adem, Havva’n burada …)

Burada kadın bir taşla iki kuş vurmaya çalışıyor. Hem Fuckboy arkadaşlara gelmeyin diyor, hem de fuckboy görünmeyeyim, zararsız görüneyim diye yırtınan efendi adamların daha bir efendi olarak kendilerini elemelerini sağlıyor.

Diyalog şu:

Erkek : Selam. Demek cennetten atılma sebebim sensin. Ama sen şimdi tabii tüm suçu yılana atacaksın …

(Yarım saat kadar sonra)

Kadın: Hahahahahaaaa … Evet o benim.

Erkek : Bana cennette bir yaşama mal oldun kadın … O zaman bana bir buluşma borçlusun. Kahve mi, bira mı?

Kadın: Bira ?

Bakın burada beta tuzağına düşmeden esprili bir şekilde buluşma (arkadaşça olmayan, date olan) konusuna giriliyor.

Bir başka örnek.

Kız: Evli falan değilsin İnşallah?
Erkek: Aman diyim, daha iki muhabbet ettik hemen evlilik lafı açtın! Benim önce seni tanımam lazım ?
Kız: Ben evlenmek için ciddi birini arıyorum.
Erkek: Hımm, o zaman gizli aşık kadrosu boş mu? Ben oraya başvurayım. Umarım CVimde göreceğin tecrübe ve yetenekler yüz yüze bir mülakat yapmamızı sağlar.

Burada kadının olayı fazlaca arkadaşlığa çekmesine izin vermiyorsunuz, baştan fazlaca ilişki moduna çekmesine izin vermiyorsunuz. Bunu da kabalık yapmadan, espri ile yapıyorsunuz.

Birçok erkek burada kızın arkadaşlık, ciddi ilişki isteğine bakarak, efendi erkek moduna girer ve sıkıcılaşır. Yine birçok erkek, “ben sekiz istiyom, sekiz olmadan beni kullanacaksın, beta öder yapacaksın” modunda negatif gerilim yaratır. Ya da fazlaca saldıray olur, hızlıca cinselliğe gitmeye çalışır.

Şaka yollu sataşmanın en kolay şekli, kadının söylediklerinden eğlenceli – ukala cevaplar üretmektir. Tabii bunu yapabilmeniz için öncelikle kadını dinliyor olmanız lazım. Birçok erkek gibi ne söylesem de etkilesem diye, iletişimi dinleyemiyor durumda olmamanız lazım.

Örneğin kızla yeni tanıştınız ve kız size “spor salonuna gideceğim” dedi. “Benim gözüme güzel görünmek için çalışmaya şimdiden başladın ha?” demek, şaka yollu sataşmadır. “Bu çok güzel, sporu sakın aksatma” diye ekleyebilirsiniz.

Kadın size “aman Allahım çok ukalasın” gibi bir şey söylerse özür dilemeyin. Çünkü kadınlar bunu genellikle sizin gerçekten dominant bir erkek olup olmadığınızı, en küçük karşı çıkmasında hemen geri vitese takıp takmayacağınızı test etmek için yaparlar.

Bunun yerine ona “İltifatın için teşekkür ederim” diyebilirsiniz.

Şimdi tam bu noktada belirtmemiz gereken bir şey var. Espri, esprili şekilde sataşma, kaba ve aşağılayıcı olmasanız bile risklidir. Espri risktir, arkadaşı oynamak risk içermez. Bu nedenle de birçok erkek esprili şekilde sataşamaz zira bu riski göze alamaz. Ama risksiz diye oynadıkları arkadaş oyunu da kendilerini bir yere çıkarmaz.

Hayatınızın tamamını bu tür bir espri anlayışı ile doldurmanız çok önemli. James Bond’u düşünün. James Bond, durum ne kadar zor olursa olsun her zaman söyleyecek eğlenceli – ukala bir şey bulur. Her zaman kontrolü elinde tutan ve kendine güvenen bir erkektir. James Bond’un daha yeni tanıştığı bir kadınla nasıl konuştuğunu, kinaye ve ince zeka kullandığını hatırlayın.

Bu tip bir espri anlayışı kadınla (ve aslında herhangi bir kişi ile) aranızdaki iletişimin eğlenceli olmasını sağlar, tuzu biberi olur ve her şey için strese girmenin ne kadar anlamsız olduğunu anlamanızı sağlar. Bu ise sizi daha da seksi yapar.

Bir başka deyişler, bu tip bir espri anlayışı sizin ERKEK ADAM olmanıza yardımcı olur. Pozitif cinsel gerilim yaratan doğru espri anlayışını pratik ettikçe, kendine güvenen duruşunuzun sonucu olarak, bu kabiliyet sizde doğal hale gelecektir.

FAKAT, önemli bir uyarı yapmam gerekiyor.

Pozitif cinsel gerilim yaratmak üzere kullandığınız şaka yollu sataşma, doğru espri anlayışı, çorbanın tuzu, biberidir. Birçok erkeğin bu kavramı öğrendiği zaman yaptığı en önemli hata, tuzluğu ve biberliği açıp, içinde ne varsa çorbaya dökmektir.

erkekadam.org sitesinde, YouTube kanalında ve Patreon’da yorumlamam için gönderilen mesajlaşma ya da sözlü diyalog metinlerinde en çok gördüğüm hata, doğru espri anlayışının bokunun çıkarılması.

Kadın efendi erkek olduğumu görmez, beni onaylamaz korkusu ile sıfıra yakın espri ve sataşma ile, etkileşimi mülakata çeviren ve sıkıcı olan bir adam ne kadar kaybederse, işi tamamen espriye ve eğlenen ustalığa vuran adam da o kadar kaybeder.

Bunun matematik bir formülü yok ama bir kadınla iletişiminizde, doğru espri anlayışını, sataşmayı yani eğlenen ustalığı, %30 seviyesinde tutun. Eğer bu seviyeyi fazla geçerseniz, karizma ve çekici değil, sulu ve cıvık olursunuz. Kadın sizden birkaç nedenle, tüm bu nedenler ayrı ayrı çok kötü iken hep bir arada çalıştığından, hızlıca soğur:

Birincisi, dediğim gibi karizma değil, cıvık görünürsünüz. Yetişkin bir erkek gibi değil, oğlan çocuğu gibi görünürsünüz.

İkincisi, kadını ciddiye almıyor gibi görünürsünüz. Kısa süreli ilişki arayan kadınların bile çoğu sizden diğer iki nedenle soğur ama o piyasada belki belki iş yaparsınız. Ciddi ilişki konusunda ise bu hata her zaman ayağınıza sıkar.

Üçüncüsü ve bence en önemlisi, yarı yarıya ya da daha fazla espri, eğlenen ustalık, sizin kadını eğlendirerek onun onayı peşinde koşmanız, kadınla olmak için aşırı kasmanız demek. Bu da sizin değersiz ve ancak soytarılık ile bir şeyler başarmaya çalışan biri olduğunuzu gösterir.

Dördüncüsü, espri yapacağım diye kasarken, kızın konuşma yemlerini kaçırırsınız ve oldukça sığ, bir bağ yaratmayan, akılda kalmayan ya da çok kötü bir şekilde kalan yazışmalara ya da buluşmalara imza atarsınız.

Beşincisi, espri risktir ve ne kadar çok espri yaparsanız, yanlış bir şey söyleme ihtimalini o kadar arttırırsınız. Efendi erkek, iyi çocuk, bu riski göze alamadığından espri yapamaz, aptal olduğundan değil. Ama eğer espriyi abartırsanız, gereksiz risk alırsınız.

Maalesef ben birçok etkileşimde bırakın %50-%60 gibi ciddi itici olabilecek bir oranı, neredeyse %100 espri kasmayı görüyorum. Kız bir şey söylüyor, adam “eki eki” diye espri. Kız başka şey söylüyor yine espri. Kız 10 mesaj atsın, 10 mesaj espri kasıyor. Buluşmada kız ne söylerse, espri kasıyor. Sonra da en çok karşılaşılan ve sorulan soru: “bu kız bana niye görüldü attı, engel attı?” ya da “neden ikinci buluşma olmadı?”

Az önce dediğim gibi, efendi adamın espriden korkan (kıza espri yaparsam, şaka yollu sataşırsam beni onaylamaz, bana kızar, beni kaka çocuk sanar) diyaloğu, sıkıcıdır, içinde tuz ve baharat olmayan çorba gibidir. Doğru espri anlayışı, tuz ve baharattır. Çorbanın özü hala kızla birbirinizi tanımak ve bir bağ kurmak ama tuz ve baharat şart, bunu çorbaya atın diyoruz. Ama nedense bazı arkadaşlar, tuzluğun ve biberliğin kapağını çıkarıp, tüm tuzu ve biberi çorbaya döküyorlar!

Örneğin sitede bazı yerlerde, kadının size sorduğu her soruya mulakat yapar gibi cevap vermeyin, arada bir tahmin oyunu oynayın tavsiyesi veriyoruz ki bu da pozitif cinsel gerilim yaratacak, doğru espri anlayışının bir parçası. Ama bu tavsiye nedense “kadının hiçbir sorusuna direkt cevap vermeyin, bir soruya bile direkt cevap veren beta olsun, kurt kapsın” gibi algılanıyor ve kadının her sorusuna “tahmin et” diye yanıt veren facia mesajlaşmalar görüyorum ? Bu da mesela, tuzluğun kapağını söküp, içindeki tüm tuzu çorbaya boşaltmak gibi bir şey.

Bir başka örnek de neg. Neg, PUA camiasında Mystery tarafından yaratılmış bir terim ve dolaylı olarak kadınların içindeki güvensizliğine hafifçe dokunarak özgüvenlerini sarsmak için tasarlanan iltifata denir. Neg kız ukala tavırlar içindeyse ve genellikle erkek yalakalığından başka bir şey görmeyen 8/10 ve üstü kızlara uygulanır ve hakaret içermez.

Ama bazı mesajlaşma ve buluşma konuşmalarında, neg’in bokunun çıktığını görebiliyorsunuz. “O kocaman kolye o kıyafete gitmemiş” diyebilecek iken “o kocaman kolye, kocaman vücudunla çok uyumlu” derseniz, hakaret etmiş ve tokadı da hak etmiş oluyorsunuz.

Son olarak pozitif cinsel gerilim, doğru espri anlayışından başka şeylerle de yaratılabilir. Mesela ikinizin de zevk aldığı bir deneyim. Yani kızı latin dansına götürürseniz ve kız dans edemezse kendisini kötü hisseder. Kızı bowlinge götürüp, hiç oynayamadığını görünce maçı eğitime çevirmek pozitif cinsel gerilim yaratır, kızı ezici bir şekilde yenmek ise embesilliktir.

Gülümseme, doğru miktarda göz teması, hafif dokunuşlar da pozitif cinsel gerilime giden ama abartıldığında sizi embesil ile sapık uçlarında birine çevirecek şeyler. Dediğim gibi, pozitif cinsel gerilim yaratan şeyler, miktarına göre lezzet ya da zehir olabilir.

Bitirmeden şunu da ekleyeyim. Pozitif cinsel gerilim bir kimya yaratma mucizesi değil. Bazı kadınlar hatta çoğu kadın, pozitif cinsel gerilim yaratsanız bile sizden hoşlanmayacaktır. Yani siz esprili olabilirsiniz, gülümseyebilirsiniz, doğru dozajda pozitif cinsel gerilim katabilirsiniz ama, kadın eğer size karşı “hayırcı” ise, onda kimya yaratamazsınız. Pozitif cinsel gerilim ile evet diyebilecek kadınların topuk topuk kaçmasını engellersiniz, %100 olmasa da, “belkici, olabilirci”kadınların evetçi olmasını sağlayabilirsiniz.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

 

Nişanlım evlenmeden ev almadım diye sorun çıkarıyor – vaka çalışması

Mahmut Abi merhaba. Nişanlım ve ben 29 yaşındayız ve gayet güzel giden bir ilişkimiz vardı. Önümüzdeki 2 ay içerisinde evlenecektik ama daha önceden de ilişkiye ara vermemize neden olan bir sorun tekrar gündeme geldi ve bu konuda tartışma yaşadık. Konu, benim bir evimin olmaması.

Türkiye’de 20’li yaşlarında ev sahibi olmak zor. Her zaman zordu. Ben ilk ev aldığımda çocuğum doğmuştu, 33-34 yaşındaydım, tüm arkadaşlarım ve bildiğim diğer insanlar gibi, evlenince kiraya çıktım. Gerçek hayatta bir kere bile, “evin yok” diye sorun çıkaran kız görmedim. Bunun sorun olabileceği, şu sitede soru cevaplamadan önce aklıma gelmezdi. Bu tip kızları ilk defa burada bana yazan erkeklerden duydum ve aşırı derecede anormal, azınlık, evlenmek için seçilmemesi gereken kızlar olduklarını düşünüyorum.

İstanbul’da yaşıyoruz ve ikimiz de çalışıyoruz. Kira ödeyerek yaşayacağımız bir ev halihazırda mevcut ve evlilik sonrası için eve eşyalar alınıyor şu an.

“İkimizin de işi var, ilerde çalışıp alırız, şu an almamız imkansız” diyorum, “durumumuz ve imkanlarımız sınırında hareket etmeliyiz” diyorum. Bunları dememe rağmen dün yine kavga çıkardı. Bir arkadaşımızın evi olması üzerinden tartışmaya başladık ve bana karşı ağır kelimeler kullandı.

Bir kere senin 29 yaşında bir kadına bunları anlatman, kendini açıklaman çok saçma. İkincisi, böyle saçma sapan bir nedenle ilişkiyi ara vermeye süren, nişandan önce tartışmalar çıkaran kadın ile iyi bir ilişkin olduğunu nasıl düşünüyorsun anlamış değilim.

Bu kızla evlenme. Bu nedenle sana ağır şeyler söyleyen kızla evlenme.

“Cesaretli olamadık, evleniyoruz ama şansa” dedi.

Cesaretli olamadık dediği, “benim için ağır borç altına girmedin” demek. Bu kız sana o evi aldırır, boşanır ve o evi de senden alır, haberin olsun.

“Kızdaki (evlenen arkadaşımızın karısı) şans benim yüzüme bakmadı. Ev yok ortada konuyu açmadan her şeye kafamı mı sallayacağım , Sen diyorsun ki kusurumu eksiğimi yüzüme vurma. Sen de birikim yapabilirdin , 30 yaşındasın 30 biraz birikimimiz olsaydı ev için çabalardık.”

Seni başkaları ile karşılaştırdığı için hiç acımadan, geri dönüşsüz at nişanı. Bu kız ya aptal ya da seni aptal sanıyor. Bu devirde babadan zengin değilsen ya da çok para kazanan bir azınlığa mensup değilsen, 20’li yaşlarda ev alamazsın. Bu her nesil böyleydi ama şu an çok daha zor.

Bu laflardan sonra ona ‘git o zaman evi olan birini bul benim imkanlarım bu’ dedim. O da bana ‘bana ikidir başkasını bul diyorsun bu lafları asla unutmayacağım .. ‘ diye söylendi.

Söylediğin şey aptalca ve tamamen kızın neden bu kadar kafana çıktığını gösteriyor. Sen, kızın çerçevesini yani sende ev olmadığı için eksik olduğunu kabul etmişsin, içselleştirmişsin. Kıza benden iyisini bul diyorsun.

İkincisi, kıza “beni terk et (o zaman)” demek, “ben sen bana ne yaparsan yap, ne dersen de, seni bırakamam” demektir.

Üçüncüsü, bu lafla haklı iken haksız duruma düşersin. Yapman gereken kızın kumaşının bu olduğunu anlamak ve kendin tamam mı devam mı kararı vermek.

Evliliğimize 2 ay kalmışken bütün güvenimi inancımı kaybettirdi ve onunla kuracağım evlilikte endişelerim var.

İyi olmuş, evlilikten bir sene sonra bütün güvenini ve inancını kaybettirse daha iyi mi olacaktı? Bazı takipçilerime söylüyorum, “Allah’ın ne ballı kulusunuz ki, köprüden önce çıkışı ısrarla kaçırsanız bile ısrarla köprüden önceki son çıkış gönderiyor”.

Kadının kafasında ev talebi hep var inkar etse de ‘önceliğim ev değil sensin’ dese de bu bir gerçek sanki.

Bence de gerçek sanki.

Yoksa 3-4 kere bu mevzu açılmazdı.

Kafam çok karışık ve ayrılmayı düşünüyorum çünkü bu konunun gelecekte de karşıma gelmesini istemiyorum. Siz ne düşünürsünüz Mahmut Abi?

Bu konu gelecekte karşına gelecek. O evi alacaksın, Fatma’nın kocası ona şunu almış, bunu almış diye başka şey gelecek. Onu almazsan kavga, alırsan daha fazlası. Hele bir de çocuk olursa gör, aman pardon beddua gibi oldu, umarım görmezsin.

Bu kızla evlenmeye kalkma. Şimdiden nişanı at. Bu kızın düzeleceğini falan da bekleme.

Bundan sonra da, bundan daha iyisini bulmak için kendi kafa yapını değiştir. Gördüğüm kadarıyla biri sana eksiksin dediğinde bunu sorgulamadan içselleştirmeye meyillisin. “Bu devirde kimin evi var, ne saçmalıyorsun” diyemiyorsun sanki. Eğer efendi adam eğilimlerin varsa, sürekli bu tip kadınlara kalırsın.

Tabii bitirmeden, kibarca düz adam diyeceğim elemanlar için söylemem gerekiyor. Bir kadın evlenmeden ev isteyebilir, kim istemez ki. Ama senin imkanlarına bakıp bunu 3-4 kere açmaz, arada belki iç çeker, belki keşke biz de alabilseydik der. Öyle bir kızı terk edin demiyorum ve bu kız öyle değil. Burada senin kız, seni sürekli rencide ediyor, senden daha önce bunun için ayrılmış, şimdi de ağır sözler söylüyor.

Konuyla alakalı olarak bkz Podcast – Modern, iyi kocalar ve erkeğe psikolojik şiddet uygulayan kadınlar cehennemi

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Öğrenilmiş çaresizlikten nasıl kurtulursunuz?

Bu bölümde, aslında başarılı olabileceğiniz durumlarda bile, beyninizi yanlışlıkla nasıl pes etmek üzere eğittiğinizi konuşacağız.

Hayatta problemler ile karşılaştığınızda, beyniniz bir değerlendirme yapar. Örneğin işinizde yükselmek veya yeni bir iş bulmak için başvuru yaptığınız, ya da birini buluşmaya davet ettiğiniz durumu düşünelim. Beyniniz bu durumda size, “bu işe yarayabilir” ya da “denemeye bile çalışma” diyebilir.

Beyniniz size “45 yaşında, bilemedin 50 yaşında asla emekli olamazsın” dediğinde, bu size garip gelebilir ama, buna hemen inanıyorsunuz değil mi? Beyniniz size “denemeye bile çalışma” dediğinde, doğru olup olmadığını sorgulamadan, buna inanıyorsunuz.

Etrafınızda başka insanların, bu hatayı sürekli olarak yaptıklarını görüyorsunuz. Örneğin bilgisayar oyunu oynayan bazı insanların, “bronz seviyesine saplanıp kaldım, burdan daha yukarı çıkmak için yapabileceğim hiçbir şey yok” dediğini duyuyorsunuz. Bu insanlara neden böyle düşündüklerini sorduğunuzda, size bir sürü neden sayabiliyorlar. Ama siz, bunları dinlerken, bilgisayar oyunu dünyasında bronz seviyesinden yukarı çıkmak için yapabileceği bir şeyler olduğunu, bronz seviyesine saplanıp kalma nedeninin kötü takım arkadaşları değil, kişinin bu konuda yapabileceği şeylerin farkında olmaması olduğunu bilirsiniz.

İnsan kendi zihninin içinde, bunun mümkün olmadığını varsayabilir çünkü zihni ona böyle söyler. Kişi, bu varsayımın doğru olduğunu düşünür.

Peki beynimizin durumu doğru değerlendirip değerlendirmediğini nasıl bilebiliriz?

Beynimiz sonuçta iki düşünceye çıkıyor. Birinci düşünce, “çabalamaya değmez” düşüncesi. Örneğin bir işe başlamanız gerekiyor ama beyniniz size “bu iş için emek harcamaya değmez” diyor. Bu düşünce şekli çok yaygın değil mi?

İkinci düşünce şekli ise, “çabalasan bile başarılı olamazsın” düşüncesi. Birçoğumuz, birçok konuda bu düşüncelere sahibiz.

Ama bir konuda “çabalamaya değmez” ya da “başaramazsın” düşüncelerine sahip olduğunuzda, başka birinin bu konuda doğru bir değerlendirme yapıp yapmadığını nasıl bilebilirsiniz? Sonuçta başka biri, sizin yaşadığınız yaşamı yaşamıyor, sizin yaşamınızı bilmiyor ve anlamıyor.

Sizi anlıyorum. Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıtları gerektirir. Bugün bu kanıtlara, öğrenilmiş çaresizliğin psikolojisine bakacağız.

Eskiden öğrenilmiş çaresizliğin, beynin bir konuda yapabileceği hiçbir şeyin olmadığını düşünmesinin, sadece ağır travma kurbanlarında olduğunu düşünüyorduk. Bu insanlar çaresiz oldukları ağır travma durumlarından sonra, aslında kontrolleri olan durumlara girseler bile, çaresizliklerini bu yeni durumlara da aktarıyorlar.

Korkutucu olan şey şu ki, öğrenilmiş çaresizlik sadece ağır travmalara özgü değil. Tepkisiz ebeveynler, iş başarılarınızın görmezden gelinmesi ile tükenmişlik yaşamak, kronik ağrı ya da tıbbi rahatsızlık sonucunda yorgunluk gibi nedenlerle bile, beyninizde bazı devreleri darmadağın edebiliyorsunuz. Daha da kötüsü, muhtemelen başka birçok durumun da öğrenilmiş çaresizlik yarattığını keşfedeceğiz gibi görünüyor.

Eğer nesnel olarak doğru düşündüğünüze inanıyorsanız, beyninizin bir parçası yanlış çalışıyor ve şansınızı yanlış tahmin ediyor olabilir. Bu durumu düzeltmenin yolunu öğrenmek için, bazı bilimsel deneylere dalacağız.

Saligman adlı bir bilim adamı, 1960’larda, köpeklere elektrik şoku verdiği çeşitli deneyler yaptı. Örneğin birinci senaryoda, yerde bazılarında elektrik akımı olan paneller var ve köpek bu panellerden birine basarsa, elektrik akımına maruz kalıyor. Yani köpek, zamanla hangi panellere basmaması gerektiğini, elektrikli panellerden elektriksiz panellere kaçabilmeyi öğreniyor.

İkinci senaryoda ise, tüm paneller elektrikli ama bir panelin elektriği rastgele açılıp kapanıyor. Birinci durumda köpek şoka uğrayıp uğramayacağını yönetebiliyor ama ikinci senaryoda, köpek bunu yönetemiyor ki bu duruma kaçınılmaz şok deniyor.

Bu iki senaryodan birini yaşamış köpekleri, daha sonra ortasında elekrikli bir alan bulunan, ama köpeğin bu alanın üzerinden kolayca atlayıp güvenli alana geçebildiği bir odaya alıyorlar. Birinci senaryoyu yaşamış olan köpekler, elektrikli alanın üstünden atlayıp güvenli alana geçebiliyorlar. İkinci senaryoyu yaşamış köpekler ise hiçbir şey yapmadan öylece oturup elektrik şokuna maruz kalmaya devam ediyorlar.

Kaçınılmaz şoka maruz kalan köpeklerin beyinlerinde bir şeyler değişiyor ve hiçbir şey yapamayacaklarını, şoktan kaçmanın bir yolu olmadığını öğreniyorlar. Ve bu öğrenimi, başka durumlara da taşıyorlar.

“Tamam ama, benim hayatımda işler bundan çok daha karmaşık” diyebilirsiniz. “Bir alanda yenildim diye beynim başka alanlarda da yenileceğimi var saymayacak” diyebilirsiniz. Ama yanlış düşünüyorsunuz. Bilim adamları bu tür deneylerden daha fazla yaptılar ve iki korkutucu şey keşfettiler. Öğrenilmiş çaresizlik, durumdan duruma, uyarandan uyaran aktarılıyor. Yani belli bir durumda öğrenilmiş çaresizlik “kazandıysanız”, tamamen alakasız bir durumda da öğrenilmiş çaresizliğe sahip oluyorsunuz. İşinizde ciddi problemleriniz varsa, ilişkiler alanına geçtiğinizde, bu öğrenilmiş çaresizliği ilişkiler alanına da aktarıyorsunuz. Uyarandan uyarana aktarım da, örneğin elektrik şoku ile öğrenilmiş çaresizlik kazanan biri, ateşten, sudan veya her türlü şeyden korkmaya başlıyor.

Bir köpeğin tamamen yeni ve kolayca kaçabileceği bir duruma girdiğinde bile, öğrenilmiş çaresizlik ile hemen pes etmesi, bilim adamlarını daha fazla meraklandırdı ve bu konuda oldukça fazla sayıda araştırma yapıldı. Bu çalışmalarda, öğrenilmiş çaresizlik mekanizmanın nasıl çalıştığını, beynin pes etmeye nasıl adapte olduğunu araştırdılar. Beynin birçok değişik bölgesi üzerinde çalıştılar ve sonunda, beynin dorsal rafi çekirdeği (DRÇ) (dorsal rafi nucleus) bölgesinin, öğrenilmiş çaresizlik konusunda anahtar bölge olduğunu buldular.

DRÇ aktif hale geldiğinde, serotonin salgılıyor. Serotonin, amigdalaya ulaşıyor ve korku algısını arttırıyor. Bilim adamlarının hipotezi, DRÇ aktif hale geldiğinde canlı organizmanın, durum veya tetikleyici ne olursa olsun kendisini çaresiz hissettiği.

Bilim adamları bu hipotezi, oldukça yaratıcı bir şekilde test etmişler. Orjinal deneyde hatırlarsanız birinci köpeğe kaçınabileceği bir şok, ikinci köpeğe kaçınamayacağı bir şok veriyorlardı. Birinci köpek, durduğu yere göre şoka uğrayacağını ya da uğramayacağını öğreniyor ve üzerinden atlayarak kaçabileceği şok alanı olan deneyde, şoka uğramayacağı alana atlıyor.

Peki birinci köpeğin DRÇ alanını, yapay bir şekilde aktive ederseniz ne olur? Bilim adamları birinci köpeği alıyorlar ve üzerinden atlayarak kaçabileceği şok alanı olan deneye sokuyorlar. Ama bu sefer, bu köpeğin DKÇ alanını ilaç ile aktif hale getiriyorlar. Bu köpek bu sefer, ikinci deneydeki köpek gibi oturduğu yerde duruyor, karşıya atlamıyor ve şok yiyip duruyor. Yani bilim adamları, çevresini kontrol edebileceğini öğrenmiş köpekte, yapay olarak öğrenilmiş çaresizlik yaratabiliyorlar.

Bilim adamları, DRÇ alanının rolünü ispatlamak için, ikinci köpeğin DKÇ alanını yapay olarak kapatabilirlerse, bu köpeğin son deney alanındaki engelin üstünden atlayacağını, orada öylece şok yiyip durmayacağını yani kontrol edemediği çevrede kazandığı öğrenilmiş çaresizliği kaybedeceğini tahmin ediyorlar ve bu deneyi yaptıklarında, olayın aynen tahmin ettikleri gibi ilerlediğini görüyorlar.

Peki o zaman, DRÇ alanının aktif hale gelip gelmeyeceğini ne belirliyor? Burada rol oynayan, mediyal prefrontal korteks (MPFK) adlı bir başka beyin bölgesi var. MPK, yönetici fonksiyonlarla, disiplin ve sebat gibi irade gücüile ilgili fonksiyonlar ile ilişkili ve bilim adamları, DRÇ alanının aktif olup olmayacağının, MPFK alanı tarafından kontrol edildiğini bulmuşlar.

Beynimizin bize, durumun gerçekliği nedeniyle “başaramayacaksın” dediğini var sayıyoruz. Durumun gerçekliğinde, başarmak için bir şans olmadığını var sayıyoruz. Ama deneyleri hatırlarsanız, öğrenilmiş çaresizlik ile durumun gerçekliğinin alakası yok. İkinci deneydeki köpek, şoktan kaçma şansı varken bile, birinci deneyde maruz kaldığı kaçınılmaz şok nedeniyle, ikinci deneyde de şoktan kaçmak için hiçbir şansı olmadığına inanıyor.

Biz bu durumu günümüz dünyasında çok görüyoruz değil mi? İncellere bakarsanız, ne yaparlarsa yapsınlar, kadınlarla beraberlik için yapabilecekleri hiçbir şey olmadığına inanıyorlar.

Hayatındaki bazı alanlarda belli zorluklar karşısında, yapabileceği hiçbir şey olmadığına inanan çok fazla sayıda insan var. Böyle durumlarda ise iki anahtar düşünce çeşidi var. Ya yapmaya değmez düşüncesi ya da yapmaya çalışsan bile yapamazsın düşüncesi.

Öğrenilmiş çaresizlik üzerine yapılan araştırmalar bize, fonksiyonel çaresizlik ile motivasyonel çaresizlik arasındaki farkı gösteriyorlar. Fonksiyonel çaresizlikte, yapılması gereken şeyi yapacak fonksiyona sahip değilsiniz. Motivasyonel çaresizlikte ise, yapılması gerekeni yapacak fonksiyonlara sahip olsanız bile, beyniniz hiçbir şey yapamayacağınızı ya da yapmaya değer olmadığını söylüyor.

Burada iki gösterge var. Birincisi sonucun algılanan değeri ve ikincisi ise aksiyon – sonuç üzerindeki etki derecesi. Sonucun algılanan değeri, “yapsan bile yapmaya değmez” düşüncesi. Diğeri ise “yapmaya çalışsam bile yapamam” düşüncesi.

Bu düşüncelerin gerçekliğin doğru bir değerlendirmesine göre değil, DRÇ  bölgesinin aktif olması nedeniyle ortaya çıktığını biliyoruz. DRÇ bölgesini deaktive etmek için ise MPFK bölgesini aktif hale getirmemiz gerekiyor.

Burada ilginç olan, zorluklarla karşılaştığınızda, belli bir kontrol seviyesini yakalamak için, yapmanız gereken tek bir şey var.

Ümitsiz bir durumla karşılaştığınızda, beyniniz hiçbir şey yapamayacağınızı söylüyorsa, başarma veya başaramama ihtimallerini unutun ve ne derecede olursa olsun elinizden geldiğince durumu yönetmeye çalışın.

Bu konuda çok güzel bir örnek biliyorum. Ben stajyer olarak çalışırken, dördünce evre kanser bir hastam vardı. Bu hastanın ailesi hergün bize, hastanın yeterince beslenip beslenmediğini soruyor, “enerjisini yüksek tutmak için yemesi lazım” diyorlardı.

Bu durum benim aklımı çok karıştırıyordu zira hem hastanın zaten bir bilemedin iki hafta ömrü kalmıştı, hem de bu süre boyunca ihtiyacı olanı zaten damardan alıyordu. Yani bir şeyler yemeye ihtiyacı yoktu.

Ama hastanın ailesi, tamamen ümitsiz bu durum karşısında bile bir miktar kontrol uyguluyorlardı. %100 çaresizlik karşısında bile, bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı.

Öğrenilmiş çaresizliğe karşı yapmanız gereken de tam olarak bu. Karşı karşıya olduğunuz durumun ne kadar ümitsiz olduğunu düşünüyor olursanız olun, sonuçta işe yarayacak olup olmadığına bakmaksızın, bir şeyler yapın, durumu az da olsa kontrol etmeye çalışın.

Bir miktar bilinçli çabada, kontrolde ısrar ederseniz, MPFK bölgesi aktif hale gelir ve DRÇ bölgesini kapatır.

Ölümcül kanser durumu, gerçekten çaresiz bir durum. Ama sizin içinde bulunduğunuz durumun çaresiz olduğunu, beyninizin durumu doğru bir şekilde değerlendirdiğini nereden biliyorsunuz? “Biliyorum çünkü bu konudaki tüm bilgiye nesnel bir şekilde sahibim” diyecekseniz, bu cevabı kabul etmiyorum.

Burada işin felsefesine gireceğiz ama durumunuzun gerçekliği ile ilgili inandığınız şey gerçek değil. Durumun gerçekliği ile ilgili inançlarınıza beyniniz karar veriyor. Siz ise beyninizin bilişsel önyargılardan bağımsız olup olmadığını, bilişsel olarak adil olup olmadığını bilmiyorsunuz.

Tam burada, “çabalasan bile değmez” ve “çabalasan bile başaramazsın” düşünceleri çok önemliler. Bu iki düşünce şekli, DRÇ alanı aktif hale geldiğinde ortaya çıkan düşünceler. Bu düşünceleri yakalamanız ve nasıl, ne miktarda olursa olsun bir şeyler yapmanız, durumu kontrol etmek için bir miktar çaba göstermeniz gerekiyor.

Çaresiz bir durumda olduğunuzda, dünden biraz daha iyi olmak için, şansımız az da olsa arttırmak için ne yapabilirim sorusunu sorun.

Bazı insanlar çaresiz durumlarda bile, az daha olsa yapabileceğim bir şey var mı sorusunu sormayı bırakmıyorlar. Kazananlar, şampiyonlar, bu insanlar arasından çıkıyor.

Bir durum karşısında “boş ver, çabalasan bile değmez, başaramazsın” düşünceleri ile dolduğunuzda, küçücük de olsa, elinizden geldiğince bir şeyler yapın, pes etmek yerine kontrolü tamamen elden bırakmayın. Bunu yaparsanız, MPFK alanı aktif hale gelecek ve DRÇ alanı deaktive olurken, sizin başarıp başaramayacağınız ile ilgili algınız dönüşüme uğrayacak.

Daha iyi bir yaşam için nöron bilimi ve psikoloji temelli pratik ipuçları setinde derlediğimiz Dr.K’nın sette olmayan son yayınlarından birini çevirdik.

Kaynak: You Accidentally Trained Yourself To Be Helpless

Instagram’dan tanışılan kızın seker bebek çıkması – vaka çalışması

Merhaba, ben 35 yaşında, iyi bir mesleği olan biriyim. Instagram’da 22 yaşında bir kızla tanıştım. 2 ay yazıştıktan sonra nihayet buluştuk. İlk buluşmamız arkadaş ortamına denk geldi.

Sevgiliniz olmayan kızla arkadaş ortamında buluşmamaya bakın. Etrafta arkadaşları varken ya da arkadaşlarınız varken, fiziksel ve duygusal hedeflerinize yaklaşacak adımlar atmanız hemen hemen imkansız olduğu için, buluşma boşa harcanır.

Buluşmadan sonra kızı evine bıraktım, arabadan inerken yanağımdan öptü. Gece de mesaj attı ve buluşmanın güzel olduğunu söyledi.

Arkadaş buluşmasını ve 2 ay çok uzun süre mesajlaşmayı saymazsak, buraya kadar iyi gidiyor gibi.

İkinci buluşmamız bir barda oldu. Barda eğlendik ve gece ikiye kadar sürekli sarıldık ve öpüştük. Gecenin sonunda evine bıraktım.

Dışarıda öpüştüğün kızı, “baş başa kalacağımız bir yere gidelim” diye hemen evine çağırman lazım. Gece ikiye kadar barda öpüşeceğinize, evde öpüşün. Evde yatay sporlara geçebilme ihtimalin var, barda hemen hemen hiç yok.

Kızı çağırmadıysan fırsat kaçmış, çağırdın ve gelmediyse onu bilemem.

Ertesi gün yakın bir akrabasının ölüm haberi geldi ve üzgün olduğunu söyledi. Ben de rahat bıraktım ve ne yapalım dedim. Yurt dışına gitmek istiyorum dedi, ben de okey dedim. Haftasonu tatil için Yunanistan’a gittik. Orada bana regl olduğunu söylediği için bir şey yapamadık.

Ya şanssızlık ya yalan.

Çok eğlendim ama regl olduğu için biraz soğumuştum. Gece sadece sarıldık ve biraz öpüştük.

Regl olması çok öpüşmenize ve hatta başka türlü sekse engel değil aslında.

Döndük ama biraz kırgındım.

Regl olmasına mı yoksa regl işi yalan diye hissettiğin için mi? Vermedi diye sinir olmak tamam ama kırılmak nedir?

Neyse, sonrasında birkaç kez buluştuk, hep soğuk yaptı. Ben de eksik olan şeyi yani seksi mesajlarımda açıkça dile getirdim.

Soğuk yaptı dediğin sanırım kız son noktaya hiç gitmedi. Pazarlıkla, lafla, ikna ile, dil dökerek, dilenerek, vs. seks yapamazsın. Kızın 2 aylık konuşma ve 3-4 buluşma ki biri yurt dışında (!), seks yapmadığını bir veri olarak alıp ona göre karar vermen lazım.

Kızla ara sıra mesajlaşıyorum ama buluşmaya ikna edemedim.

Bir kıza en fazla iki kere buluşma teklif edersin, buluşmuyor ise mesajlaşmayı bırakırsın. Eğer sen ona ulaşmadan o sana 2 kere ulaşırsa bir son buluşma şansı verirsin. Sen ise kızın peşinde koşuyorsun.

Bir iki kere gece çıplak fotoğraf ve video gönderip ilgimi çekmeye çalıştı, geliyorum deyince de paradan ibandan söz açınca olmaz dedim.

Oooo, kızımız sugar baby (şeker bebek) desene. Yani bundan zaten kız arkadaş olmaz ama paranın hakkını verecek olsa görüşebilirdin aslında. O gece o fotoğraflar tek bir şeker babacığa gitmedi muhtemelen. Parayı veren düdüğü öttürdü mü acep?

Babasıyla yazışmasını attı. Ev sahibi evden çıkarıp satmak istiyor şuan zor durumda kiradan dolayı.

Muhtemelen senden ve başka babacıklardan para koparmak için uydurduğu bir şey. Gerçek bile olsa senden ve başka babacıklardan para koparmak için paylaşıyor.

Yardımcı olurum dedim. Gerekirse ev satın alana kadar bende kalırsın kiraya faturaya karışmazsın dedim. 2 gün geçti ses yok.

Kız para istiyor, seninle kalmak değil.

Neyse nasıl iletişim kurayım nasıl davranayım anlamadım?

Kız şeker bebek ama en boktan olanından, yatmayanından şeker bebek. Eğer şeker bebek olayına tamam isen, yatanından şeker bebek bulsan daha iyi olur.

Bu cevabım üzerine arkadaş şunu yazdı:

Hiç para vermedim, vermem de. Sadece kızın karakterini ve davranışlarının nedenini psikolojisini merak ediyorum.

Tahmin ediyorum ki Yunanistan tatili %50-%50 olmadı yani muhtemelen para verdin ama farkında değilsin. Hem para vermene rağmen çokomel yemedin. Bölüştünüyseniz onu bilemem, hepsini ödediyse bordo berelisin. Ama tahimin doğru ise iki kere buluştuğun kızı pahalı tatile götürmek, para vermektir. Çokomel de yokken, çokomelsiz hem de.

Her neyse, bu tip kızlar her yaşta karşınıza çıkabilir ama özellikle 30 yaş üstünde bir erkekseniz ve 20-25 yaş arasında kızlarla etkileşime giriyorsanız karşınıza daha sık çıkar. Bazıları gerçekten alışverişin hakkını verirler. İşinizi biliyorsanız fena alışveriş de değildir. Böyle bir kızla hafif şiddet bir duygusal bağ da kurarsınız ama bu kulvarda koşan bir kızın sana aşık olduğunu, olacağını sanmak gibi bir hataya düşmemeniz lazım. Alışveriş olarak başlayan, alışveriş olarak devam eder. Pretty Woman fantezisine dalmamak lazım.

Bunların en tehlikeli olanları, başında çok az alan çok fazla veren, sonra aşamalı olarak artan şiddette para koparmaya çalışanlarıdır. Yaşınız ilerlemişse, yalnızsanız ya da genç ve güzel kadın ilgisine alışık değilseniz, bir tarafınız bu işte bir iş var diye bağırsa bile, 20’lik bir dilberin sunduğu hayale kapılmamayı beceremeyebilirsiniz.

Yalnış anlama, yaşın 20’lerinde bir kadının sana gerçekten aşık olamayacağı geçkinlikte değil. Ben kendim 37 yaşındayken 23 yaşında bir kızla sevgili oldum, sonra evlendim yani bu tür ilişkilerin hepsi şeker bebek – şeker babacık ilişkisi, sadece o şekilde olur demeyeceğim. AMA kızı internetten bulduysan, sana fazla para harcatıyorsa (Yunanistan tatilini sen ödedin diye tahmin ediyorum), üç beş yüz değil, daha yeni tanışmışken binlerce lira para istiyorsa, o kız altın avcıdır (gold digger), şeker bebektir (sugar baby). Şansına, bu amatör bir kızmış, daha çakalı çok daha beter oluyor. Bu nedenle de, eğer yalnızlık, geç kalmışlık, kadınsızlık psikolojisi içindeyseniz, bu kızlara bulaşmamanızı tavsiye ederim.

Bunlar sana değil, konu konuyu açtı.

20 sene önce Bangkok’ta yaşarken bu tür bir dalaverenin kurbanlarını çok duyardım, ara ara da görürdüm. Şimdi biraz önce baktım, hala dolu dizgin devam ediyormuş. 40 yaşında, 50 yaşında, boşanmış ya da doğru dürüst hiç kadın yüzü görmemiş adamların Tayland’a gelip, 22 yaşında, 23 yaşında bir güzelin aşk bombardımanı ve daha da dayanılmazı inanılmaz seks bombardımanı ile 100 binler kaybetmesi bilindik hikayedir, azıcık araştıran herkes görür. Ama işte o psikolojide adam, bu yalana inanmak istediğinden, bu dalavere yıllardır devam eder durur. Tayland’da bar kızlarına kapılan, bağı bahçeyi kaptıran Avrupalı dayıları görseniz, Türkiye cinsel açlığın zirvesi falan diyemezsiniz.

Bazen bu adamları dinlerken, onca para verdim, karşılığında hiçbir şey alamadım hikayesi dinliyorum ama içimden “yahu 1 ay, 3 ay, 6 ay belki bir sene hayatında yaşayamayacağın bir hayal yaşadın, aslında bayağı bir şey aldın”. Tabii 30 bin liralık hayale, 3 milyon ödedin yani dolandırıldın ama abiciğim bu kızlar hayal ticareti işindeler, ürünleri aşırı pahalı sadece.

Bu arada kısmetse yakın zamanda, Patreon’daki Mahmut Abi’den hikayeler bölümünde, Tayland yıllarında bir İngiliz beyefendisi Edward ile Alexis Zorba The Greek (ben oluyorum) hikayesini, çok beyefendi bir adamın yanlış arkadaş seçiminin hikayesini anlatacağım 🙂

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sevgili gibiyiz ama sevgili değiliz – Vaka çalışması

Mahmut abi selamlar. 5 ay önce benimle tanışan kızla sonrasında ilişki kurduk. Sevgili gibiydik ama sevgili değildik.

“Sevgili gibiyiz ama değiliz” cümlesi aklınızdan geçtiği anda durup bir ben ne yapıyorum demeniz lazım. Özellikle de 5 ay bir süre geçmişken bunu söylüyorsanız. Sevgili gibiyiz ama değiliz, genellikle sizin uydu erkek / friendzone olduğunuza, sizin size karşı cinsel ve duygusal isteği olmayan ya da çok düşük bir kadının yörüngesinde döndüğünüze işarettir.

Tamam, özellikle gerçek hayatta, sosyal çevrede yeni tanıştığınız bir kızla sevgili olmadığınız ve arkadaş gibi olduğunuz bir dönem olur. Ama bu dönem belki 2-4 hafta sürer, aylar sürmez ve cinsel gerilim artarak nihayetine erer.

Birbirmize kanka diye hitap ediyorduk ve bu benim için çok bi sorun değildi.

Muhtemelen kız seni kanka olarak görüyor, sen ise fazla duygusal yatırım yapmış vaziyettesin. Zaten “sevgili gibiyiz ama değiliz” her zaman şöyle bir gündüz düşünün başlangıcıdır: “Sevgili gibiyiz ama değiliz AMA abi bir gün olabiliriz, tutmaz ama ya tutarsa, bir umuttur maymun eden … pardon yaşatan insanı değil mi abi?”

Tabaklarım olduğu için bu kızı da iyi vakit geçirdiğim kızlardan biri sayıyordum.

Umarım tabaklarım dediğin bundan hallicedir. Çünkü burada beş kızın uydusu olup da beş tane tabağı olduğunu sanan adamlardan çok görüyorum. Kıza karşı sevgili arzun olmasa, iyi vakit geçirdiğin halde bir kızla kanka takılman sana zararlı ama sen üstüne bir de kıza duygu besliyorsun. Onun sana beslemediği bariz zira o da sana karşı beslese, 5 aya ateş artı barut çoktan patlardınız.

Günler geçtikçe yakınlaştık ve bu olayın adı ne olur konusunu konuşmaya başladık.

Bu konuyu kim başlattı acaba ?

Ben uzatmadan benimle çıkar mısına getirdim konuyu.

Çıkma teklifi, açılmak pişmanlıktır. 5 ayda bir şey olmamış, olmayacağı bariz. Yörüngeden sessizce, onurunla çıkıp gitmek varken, illa saçmalamak niye? Hayır bir de sessizce çıksan ve ısrarla gitsen, kızın seni isteme şansı da daha fazla (ama sessizce çıkmayı kaçan balık büyük olur, kaçan kovalanır etkisi için değil, blöfsüz yapmanız lazım).

O da hayatının değişeceği bir yıla girdiğini ve bu durumun onu olumsuz etkileyebileceğini, ailesinin karşı olduğunı o nedenle ad koymaktan çekindiğini söyledi. 

Uydusun sen uydu kal, tut dedi mavi topları, uydusun sen uydu kal, uydusun sen uydu kal.

Okey deyip devam ettim.

Neye, mavi toplara mı?

2 ay önce beni yeterince sevemediğini aklının karışık olduğunu, ailesinin hayatında erkek mi var bu yılda diye baskı yaptığını söyleyerek benle flört etmeyi bıraktığını uzun bir yazıyla dile getirdi.

Beklenen son.

Ben de tamam deyip geçtim ve no contacta başladım.

Next. No contact eski sevgiliye olur. Bu sana 3 kere ulaşmadan, sen buna ulaşmazsın ve buluşmazsın. Tek istisnası, kendisi seninle buluşmak isterse bir şans daha kazanır.

1 hafta sonra pişman olduğunu ve bana aslında bağlandığını söyledi.

Peşinden koşmaman işe yaramış. İlk defa yörüngeden çıktın ve ilk defa bir miktar çekici oldun.

Ben de bunların çok kabul edilemez olduğunu onu hemencecik hayatıma kabul edemeyeceğimi anlattım.

Buna hiç gerek yoktu, sen kız mısın ki zoru oynuyorsun? Hemencecik sevişirdiniz, neyi kabul etmiyorsun?

Üzerine %80-%20 konuşmayı başlatma kuralına uygun olarak konuşmaya devam ettik.

Ben burada mavi ekran verdim arkadaş. Hemencecik kaynaşmak ve er meydanı varken eskiden uydu olduğun kıza telefon arkasında dönen uydu mu oldun? Gerçi görüşseniz de kaynaşmama ihtimali yüksek ama bu daha beter.

Bir süre sonra gerçekten hayatına bakması gerektiğini söyleyen uzunca bir mesaj atıp benimle konuşmayı bıraktı.

Yahu nextten sonra Corey Wayne’in gay male girlfriend (gay erkek kız arkadaş) dediği şeye dönmenin manası neydi şimdi? Gerçi muhtemelen kızla buluşunca vuruşma, vuruşunca kaynaşma ihtimaliniz de yüksek değil ama bunun gereği neydi?

Ertesi gün kapalı olan instagramını açıp açık denebilecek bir paylaşım yaptı. gülüp geçtim.

Ve tekrar no contacta devam ettim. 1 ay geçti ve arayıp nasıl olduğumu sordu. Ben de iyi olduğumu ve başka bi kızla konuştuğumu söyledim. 

Kız sana gelsin ve kaynaşın istiyorsan, suratına başka kız çarpman ters teper. Bir daha sana ulaşmasın istiyorsan, yaptığın şey doğru bir şey olabilir.

Buna bozulduğunı ve üzüldüğünü söyledi. akabinde arayıp arayıp bu kız hakkında bilgi aldı. kıskandığını belli etti.

Arkadaşlar, kıskanma tek başına bir şey ifade etmiyor. Uydu yapan kızlar uydularını kıskanırlar, başka bir kızla olsun istemezler. Sadece kendi yörüngelerinde dönsün isterler.

Bende ufaktan yüz verdim yalan yok. Akabinde ben hiç aramadım.

Niye yüz verdin de yüz bulamadın mı? Şu ana kadar kaç kere yüz verip bir aldın, daha devam etme bence.

Bir kez daha arayınca konu biraz cinselliğe kaydı ve onu evime çağırdım.

Ya hep ya hiç ?

Geleceğim dedi. Sonrasında arayıp gelip gelmeyeceğini sordum.

Bunu sorman gerekiyorsa gelmeyecektir zaten.

İstemiyorum deyip yüzüme kapattı.

Gereksiz bir ya hep ya hiç olayı ama hiç olduğunu kabul edip bu işi burda kesmen lazım.

Ardından yine no contact ve yine hayatımda kız olup olmadığını sormalar. Bu sefer yoktu ve yok dedim. Sonrasında whatsapp üzerinden şakayla karışık küfürleşmesi sonucu konuşmayı tamamen bıraktım. no contact işe yaradı ama kızın amacı geri dönmek olmadı. Anlayamadım.

Kız eski sevgilin değil. Nereye dönüyor anlamadım. Ama garip davranmışsın. Bir kere 5 ay birinin yörüngesinde “sevgili gibiyiz ama değiliz ama belki oluruz” diye dönmen başından işleri toparlanmaz hale getirir. İkincisi, iletişimi kestikten sonra kızla görüşmek yerine kıza telefon uydusu olman çok absürt. Sonra kız var diye kıskandırmaya çalışman.

Bir kızla ilişkiye 1 ayda geçmiyorsanız, sevgili gibiyiz ama değiliz düşünceleri beliriyorsa, şapkanızı alıp gitme vaktiniz gelmiş demektir.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.