Arzulanan bir erkek nasıl olunur?

Bir erkeği arzulanan bir erkek yapan şey nedir?

Bugün bunu konuşacağız. Ama doğrudan, “Şunu yapın, bunu yapın, kadınlar sizi arzulasın,” diye başlamayacağız. Önce arzuyu neyin söndürdüğüne bakacağız. Çünkü bir şeyi neyin oluşturduğunu anlamanın yollarından biri, onu hangi davranışların ortadan kaldırdığını görmektir.

Bazı erkekler, ilişkide kendilerini daha çok sevdirmenin yolunun daha fazla ulaşılabilir olmak, daha fazla uyum sağlamak, karşı tarafı hiçbir zaman üzmemek olduğunu düşünüyorlar. Sonra bir bakıyorlar, bütün bunları yaptıkları hâlde ilişkideki çekim azalmış. Üstelik sadece kadının kendilerine duyduğu arzu azalmamış; kendilerine duydukları saygı da azalmış.

Burada anlatacaklarımın her şeyi kapsadığı iddiasında değilim. Ama önce şu davranışlara bir bakalım. Bunların hangileri sizde var? Hangilerini geçmişte yaptınız? Hangilerini hâlâ yapıyorsunuz?

Birinci mesele: Sınırsız ulaşılabilirlik.

Bazı erkeklerin ilişki dışında doğru düzgün bir sosyal çevresi yok. Sağlam arkadaşlıkları yok. Kendi uğraşları yok. Böyle olunca da şöyle düşünüyorlar: “Ben bu kadına kendime ve zamanıma sınırsız erişim verirsem, beni daha çok ister.”

Yani kadın ne zaman isterse oradasınız. Ne zaman görüşmek isterse müsaitsiniz. Sizin programınızın bir önemi yok. Zaten çoğu zaman bağımsız bir programınız da yok.

Bu, başlangıçta güzel gelebilir. Bir süre hoşunuza da gidebilir. Ama zaman içinde aşırı rahatlık, rehavet, sıradanlaşma devreye girer. Siz ondan sıkılabilirsiniz, o sizden sıkılabilir. Fakat burada arzuyu azaltan asıl şey, sürekli beraber olmanızdan daha derin bir mesele.

Sizin sınırsız ulaşılabilir olmanız, ilişki dışında bir hayatınız olduğu algısını ortadan kaldırıyor.

Bu adamın bir amacı var mı? Peşinden gittiği bir şey var mı? İlgilendiği konular, tutkuları, arkadaşları, hobileri var mı? Yoksa bütün dünyası benim etrafımda mı dönüyor?

Bir erkeğin hayatında kadından başka şeylerin de bulunması çekimin bir parçasıdır. İlişkinin dışında kendisini besleyen, tatmin eden, anlam bulduğu alanların bulunması.

Kadınların romantik hikâyelerinde arzulanan erkek tiplerine bakarsanız, sık sık aynı temayı görürsünüz: Biraz ehlileştirmeye çalıştığı, bütünüyle avucunun içine alamadığı bir erkek. Biraz vahşi, biraz kendi bildiği gibi olan bir taraf.

Hani şu klişe vardır ya: Kadın, kendisine iyi davranan kötü çocuğu ister. Erkek de herkesin yanında uslu olan ama onunla baş başayken başka bir tarafını gösteren kadını ister. Bunu bütün kadınlara ve erkeklere uygulanacak bir kanun diye almayın; burada anlatılmak istenen, çekimin içindeki o farklılık ve gerilim.

Siz sürekli hazırda bekliyorsanız, kendi hayatını yaşayan bir erkek olduğunuz hissi kaybolur. Hayatınızın başka alanlarında da doyum bulduğunuz görülmez. Sanki bütün ihtiyaçlarınızı tek bir ilişkiden karşılamaya çalışıyorsunuzdur.

Dolayısıyla kendi kendinize bakın: Benim bu ilişkinin dışında bir hayatım var mı? Yoksa bütün zamanımı, bütün ilgimi, bütün varlığımı kadının kullanımına mı açtım?

İkinci mesele: İç dünyanızın tamamen onun nasıl hissettiğine bağlı olması.

Kadın üzüldüğünde siz dağılıyorsunuz. Hayal kırıklığı yaşadığında siz çöküyorsunuz. Öfkelendiğinde korkuyorsunuz. Onun duyguları karşısında kendi duruşunuzu kaybediyorsunuz.

Bu, ilişkide ciddi bir güç dengesizliği oluşturabilir. Aynı zamanda çekimi de azaltabilir.

Erkek kadının duygularından korktuğunda, kadın sadece öfkelenmiyor ya da ona içerlemiyor. Bazen kendisi de güvensiz hissediyor. Çünkü kendi duygularıyla erkeği yönetebildiğini, onun duruşunu kolayca bozabildiğini görüyor.

Kadın bir şeye kızıyor, siz hemen çözülüyorsunuz. Hemen özür. Hemen geri adım. “Tamam, haklısın, arkadaşlarla dışarı çıkmıyorum.” Daha ortada sakin sakin konuşulmuş bir mesele bile yok. Siz, onun duygusunu gördüğünüz anda kendi kararınızı çöpe atıyorsunuz.

Bu sürekli yaşandığında, karşı tarafta şöyle bir his oluşabilir: “Benim duygularımı bile taşıyamıyor. Benim üzülmemle, öfkelenmemle baş edemiyor.” Kadın kendisini size fazla geliyormuş gibi hissedebilir. Bu da içerlemeye, hayal kırıklığına, uzaklaşmaya dönüşebilir.

Şimdi burayı yanlış anlamayın. “Kadını dinlemeyin, nasıl hissettiğini umursamayın,” demiyorum. Duygusal zekânız olmasın, empati kurmayın, odun gibi durun demiyorum.

Bir insanın ne hissettiğini anlamaya çalışmakla o insanın duygularından korkmak farklı şeyler.

Burada konuştuğumuz, kadının öfkelenmesinden, üzülmesinden, hayal kırıklığı yaşamasından o kadar korkmanız ki bütün davranışlarınızı onu hiçbir zaman rahatsız etmeyecek şekilde düzenlemeniz.

İşte insanları memnun etmeye çalışan erkeklerin, şu meşhur iyi çocukların yaptığı şey bu. Sürekli kendilerini değiştiriyorlar. Sürekli şu soruyu soruyorlar: “Senin olmamı istediğin erkek nasıl olabilirim?”

Oysa sormanız gereken soru şu: “Ben nasıl bir erkek olmak istiyorum? Benim saygı duyacağım erkek kim? Ben o erkek olayım; sonra bakalım sen o erkeği seviyor musun?”

Bunlar çok farklı iki yaşam biçimi.

Birinde sürekli karşı tarafın yüzüne bakıp şekil değiştiriyorsunuz. Bir bukalemun gibi. O ne istiyorsa ona dönüşmeye çalışıyorsunuz.

Çünkü sevildiğinizi düşündüğünüz koşul şu oluyor: Onun ihtiyaç duyduğu şekilde davrandığım sürece seviliyorum. Onun istediği kişi olduğum sürece sorun yok.

Peki siz neredesiniz? Sizin karakteriniz, sizin istekleriniz, sizin duruşunuz nerede?

Üçüncü mesele: Sürekli dikkatinizin dağınık olması.

Birliktesiniz ama aslında orada değilsiniz. Oyun oynuyorsunuz. Bir yere çıkmışsınız, sürekli telefonunuza bakıyorsunuz. Kadın sizinle konuşuyor, siz başka şeylerle meşgulsünüz.

Hatta ortada telefon da olmayabilir. Bilgisayar da olmayabilir. Ama kafanızda bin tane başka konu var. Kadın karşınızda bir şey anlatıyor, siz zihninizde Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü inceliyorsunuz. Napolyon’un savaşlarını düşünüyorsunuz. Bedenen oradasınız, zihnen başka bir kıtadasınız.

Sizin dikkatinizin, varlığınızın bir kısmı sürekli başka yere çekiliyor.

Oysa ilişkide verebileceğiniz güçlü şeylerden biri, gerçekten orada bulunmanızdır. Karşınızdaki insanı duymanız. Ne düşündüğüne, ne yaşadığına, ne istediğine, nasıl hissettiğine dikkat etmeniz.

Kadın sizinle beraberken sizin de onunla olmanızı ister. Sadece aynı koltukta oturmanızı değil; dikkatinizin de orada olmasını.

Siz sürekli başka şeyler düşünüyorsanız, o eksikliği hisseder. Sizin bir parçanızın orada olmadığını hisseder. Bu durum ilişkide farklı şekillerde ortaya çıkabilir ama altında aynı şey vardır: Berabersiniz, fakat tam olarak beraber değilsiniz.

Az önce ilişki dışında hayatınız olsun dedik. Burada da beraber geçirdiğiniz zamanın içinde gerçekten bulunmanızdan bahsediyoruz. İkisi de gerekli.

Dördüncü mesele: Biriktirdiğiniz içerlemenin davranışlarınıza sızması.

İlişkide birtakım şeylere kızmışsınız. İçerlemişsiniz. Hayal kırıklığı birikmiş. Ama bunu açıkça konuşmak yerine davranışlarınızın arasından sızdırıyorsunuz.

Mesela cinsel isteklerinizin sıklığı farklı. Siz daha fazla yakınlık istiyorsunuz, o sizin kadar istemiyor. Buna içerliyorsunuz.

Ya da bir sürü şeye evet dediniz. İçlerinden bazılarına aslında hayır demeniz gerekiyordu. İstemediğiniz hâlde kabul ettiniz. Sonra da kendi söylediğiniz evetlerin öfkesini kadından çıkarmaya başladınız.

Bakın, siz evet dediniz. Fakat içinizde sanki size zorla yaptırılmış gibi bir hesap tutuyorsunuz.

Bu içerleme sonra nasıl dışarı çıkıyor? Pasif agresif davranışlarla. İğnelemelerle. Suratsızlıkla. Sürekli şikâyet etmekle. Eleştirmekle. Karşı tarafın her davranışında kusur bulmakla.

Hatta bazı erkekler, şikâyet ederek ya da eleştirerek daha fazla cinsel yakınlık elde etmeye çalışıyor. Sizce bu davranışın çekici bir tarafı var mı?

Burada kendinize biraz sert ama işe yarayan bir soru sorun: Siz kadın olsanız, sizinle birlikte olmak ister miydiniz? Sizinle sevişmek ister miydiniz?

Sürekli söylenen, iğneleyen, kızgınlığını dolaylı yollardan çıkaran, her şeyde kusur bulan bir adamla yakınlık kurmak ister miydiniz?

Ya da karşınızdakiyle hiçbir gerçek bağ kurmayan, sürekli kopuk duran bir adamla?

Bu soruyu, “Kadının istediği kılığa gireyim,” diye sormuyorsunuz. Kendinize dürüstçe bakmak için soruyorsunuz. Ben nasıl bir erkeğim? Davranışlarıma ben saygı duyuyor muyum? Olmak istediğim adama uygun mu davranıyorum?

Şimdi bu dört maddeyi düşünün. Hangisinde kendinizi gördünüz? Hangisini sık yapıyorsunuz? Hangi davranış şu an ilişkinizin içinde var?

Bunu kendinizi dövmek için yapmayın. “Ben zaten işe yaramazın tekiyim,” demek için kullanmayın. Kendinizi utandırmak, yargılamak için yeni malzeme toplamıyorsunuz.

Yapacağınız şey, davranışı fark etmek. Sorumluluğunu almak. “Tamam, değiştirmem gereken davranış bu,” diyebilmek.

Arzulanan bir erkek olmanın adımları

Peki, arzulanan bir erkek olmak için asıl çalışma nerede başlıyor?

İlk olarak, kendinizin saygı duyacağı şekilde yaşamaya başlayacaksınız.

İyi bir erkek olduğunuzun, iyi bir sevgili ya da eş olduğunuzun onayını sürekli dışarıdan almaya çalışmayı bırakacaksınız. Kendi kendinize soracaksınız: “Ben bu dünyada nasıl bir erkek olarak yaşamak istiyorum? Nasıl davranmak istiyorum?”

Sonra da buna uygun davrandığınızda kendi emeğinizi kendiniz teslim edeceksiniz.

Bakın, burası önemli. Erkeklerin bir kısmı ilk adımı atıyor ama ikinci adımı atlamış oluyor.

Disiplinli davranıyor. Yapması gerektiğini düşündüğü şeyleri yapıyor. Olmak istediği adam gibi davranmaya çalışıyor. Fakat içeride hâlâ bir beklenti var: “Hadi, biri bunu görsün. Hadi, kadın bunu fark etsin. Hadi, bana doğru yaptığımı söylesin.”

Yani davranışınız değişmiş ama onay ihtiyacınızın adresi değişmemiş.

Yine dışarıya bakıyorsunuz. “Gördün mü, ben bugün ne kadar iyi davrandım? Ne kadar doğru yaptım?” Kadının bunu söylemesini bekliyorsunuz.

Oysa kendinize saygı geliştirecekseniz, yaptığınız şeyi sizin de görmeniz gerekiyor.

Zor bir konuşmayı ertelemeden yaptınız mı? Söz verdiğiniz gibi spora gittiniz mi? Düzgün beslendiniz mi? Paranızı yönetirken, birikim yaparken sorumlu davrandınız mı? Olabileceğinizi bildiğiniz ve olmak istediğiniz erkek gibi hareket ettiniz mi?

O zaman bunu kendinize söyleyin: “Bugün yapacağım dediğim şeyi yaptım. Bunun için kendime saygı duyuyorum.”

Bu kadar basit bir şeyden bahsediyorum. Kendinizi dünyanın en müthiş adamı ilan etmekten değil. Somut bir davranışın hakkını teslim etmekten.

“Bugün şu üç işi yaptım. Kendimle gurur duyuyorum.” “Beş gündür düzenli olarak oturup nefes çalışmamı yapıyorum. Kendi verdiğim sözü tutuyorum.”

Kendi emeğinizi siz görmüyorsanız, bir noktada o boşluğu başkasına doldurtmaya çalışacaksınız. Kadının sizi takdir etmesini sağlamak için birtakım dolaylı davranışlara gireceksiniz. Zaten yapmak istediğiniz, doğru bulduğunuz şeyi yapmanın ödülünü ondan almaya çalışacaksınız.

Bu nedenle içinizde bir mekanizma oluşturmanız gerekiyor: Kendi davranışınızı görmek, değerlendirmek ve hak ettiğinde takdir etmek.

Burada size yardımcı olabilecek şeylerden biri, olmak istediğiniz erkeğin net bir resmini çıkarmak.

Nasıl bir erkek olmak istiyorsunuz? Daha disiplinli mi? Daha formda mı? Sağlıklı beslenen biri mi? Kendisine ve başkalarına saygılı biri mi? Sınırlarını ifade edebilen, bir standardı olan, hoşlanmadığı şeyi söyleyebilen biri mi? İhtiyaçlarını ve isteklerini açıkça dile getirebilen biri mi?

Bunu olabildiğince ayrıntılı yazın. “Benim olabileceğimi bildiğim adam bu.”

Sonra o tariften hareket ederek yaşamaya başlayın. Davranışınızı ona göre düzenleyin. Ve bunu yaptığınızda kendinizin farkında olun, kendinize hakkınızı verin.

Yazmanızın sebebi de elinizde bir ölçü olması. “Ben böyle davranmak istiyorum. Ben bu adama dönüşüyorum. Benim potansiyelimdeki adam bu.”

İlk mesele bu: Kendinize saygı duyacağınız şekilde yaşayın ve bunu yaptığınızda takdirin tamamını dışarıdan beklemeyin.

İkinci mesele: Biraz ehlileştirilemez olun.

Hayırınıza sahip çıkın.

İnsanları memnun etmeye alışmış erkekler için burası zor olacak. İyi çocuk için zor olacak. Çünkü sizin alışkanlığınız hayır demekten kaçmak. Hayır dediğinizde birisi rahatsız olacak, birisi üzülecek, birisi sizden hoşlanmayacak diye korkuyorsunuz.

Ama ilişkide zaman zaman şöyle bir süreç yaşanır: Partneriniz, bazen bilerek bazen farkında bile olmadan, sizi kendi kafasındaki erkeğe dönüştürmeye çalışır. Şuranızı düzeltmek ister, buranızı değiştirmek ister. Sizi biraz kendisinin uygun bulduğu biçime sokmaya çalışır.

İlişkinin önemli sınavlarından biri de şudur: Siz kim olduğunuzu saklamadan, varlığınız için özür dilemeden, kendinizden utanmadan orada bulunabilecek misiniz? Kendinizde sevdiğiniz tarafların karşı tarafça ezilmesine izin vermeyecek misiniz?

Evli bir çifti ele alalım. Adamın mizah anlayışı eşininkinden çok daha açık saçık, daha kaba saba. Eşinin yapmayacağı şakaları yapıyor. Eşi de zaman zaman bundan rahatsız olup bu tarafını biraz törpülemeye çalışıyor.

O da bunu sevgiyle, şakayla, oyunbaz bir şekilde hatırlatıyor: “Beni değiştiremezsin. Bu tarafımı tamamen ortadan kaldıramazsın.”

Adamın eşi bu tarafını da sevip kabul etmeye başlıyor. Bazen bir şaka yapıyor, kadın gülümseyerek, “Ah, yine başladın,” der gibi karşılık veriyor. Bu farklılık, aralarında bir yakınlığın parçası oluyor.

Adam sırf eşi hoşlanmıyor diye kendini tamamen başka bir kalıba soksaydı, içinde ona karşı içerleme biriktirecekti.”

Tabii adam bunu sürekli karısını kızdırmak, sinir uçlarına basmak ya da onu kışkırtmak için yapmıyor. Ölçüyü kaçırmıyor. Kendisinde doğal olarak bulunan bir tarafını bütünüyle ortadan kaldırmıyor.

Buradaki örneği alın, kendi hayatınıza bakın. Sizin kendinizde sevdiğiniz ama sırf birisi istemiyor diye kafese koyduğunuz bir tarafınız var mı?

İçinizde biraz dizginlenmeyen, biraz daha içgüdüsel, biraz daha vahşi bir taraf olabilir. Biraz hayvan, biraz canavar bir taraf olabilir. Bunu bir benzetme olarak düşünün: Bütünüyle yontulup etkisiz hâle getirilmemiş, kendisine ait bir gücü olan tarafınız.

Kadınların okuduğu romantik ve erotik kurgu kitaplarına bakın. Bu hikâyelerde erkekler sık sık biraz tehlikeli, biraz keskin, biraz ele avuca sığmaz özelliklere sahipler. Bazen karakter gerçekten fantastik bir canavar bile oluyor. Bazen de sadece karakterinin içinde o kenar, o sertlik bulunuyor.

Siz bütün köşeleri törpülenmiş bir erkek olduğunuzda, mesele sadece kadının size duyduğu arzunun azalması değil. Kendi kapasitenizin de altında yaşamaya başlıyorsunuz. Çünkü kendinize ait bütün keskin tarafları ortadan kaldırmışsınız.

Hatta sürekli meditasyon yapan bir keşişin bile taviz vermediği bir tarafı olabilir. Adam diyor ki: “Ben bu sabah oturup meditasyonumu yapacağım.” Siz ne söylerseniz söyleyin, onu yapacak. Çünkü bu onun disiplini, onun yönü, onun bağlı olduğu şey.

Yani buradaki keskinlik illa kavga çıkarmakla ilgili değil. Kendi duruşunuzun bulunmasıyla ilgili.

Sizin de ilişkinin içinde var olmaya devam eden, tamamen ehlileştirilmemiş bir tarafınız olsun. İlişkiye girince kendinizi bütünüyle kafese koymayın.

Çünkü bunu yaptığınızda sevgi devam edebilir. Ama aradaki o çekim, o cinsel gerilim, o farklılıktan doğan enerji azalabilir.

Üçüncü mesele: Sonuç beklentisine bağlanmamış arzu.

Beklentisiz arzu, yani arzunuzun mutlaka bir sonuç vermesini beklememek.

Ne demek bu? Partnerinizi arzuluyorsunuz. Bedeninizde cinsel bir enerji hissediyorsunuz. Onu çekici buluyorsunuz. Bu arzuyu ona gösteriyorsunuz ama bunun mutlaka seksle sonuçlanması gerekmiyor.

Erkeklerin birçoğunda cinsel istek kendiliğinden ve hızlı biçimde ortaya çıkabiliyor. Kadını duştan çıkarken görüyorsunuz, bir anda arzunuz uyanıyor. Bir kıyafet giymiş oluyor, bir anda etkileniyorsunuz. O yazlık elbiseyi giyiyor, sizin kafada ampul yanıyor.

Sonra ne oluyor? Arzu uyanıyor, harekete geçiyorsunuz ve bir sonuç istiyorsunuz.

Şimdi bu ilişkinin içinde sürekli böyle yaşanırsa, kadın sizin arzunuzu her hissettiğinde arkasında bir beklenti olduğunu da hissetmeye başlayabilir.

“Beni istiyor; demek ki şimdi seks bekliyor.” “Bana böyle yaklaşıyorsa bunun devamında bir şey istiyor.” “Bu temasın mutlaka bir yere varması gerekiyor.”

Zaman içinde sizin arzunuzun yanında bir yük de hissetmeye başlayabilir. Çünkü her yakınlaşma sanki yerine getirilmesi gereken bir beklentiye dönüşüşüyor.

Böyle olunca seks, kişinin özgürce seçtiği ve kendiliğinden gelişen bir şey olmaktan çıkıp bir görev gibi hissedilebilir. Bu da arzuyu azaltabilir.

İlişkinizde kendiliğinden yakınlaşmanın azaldığını hissediyorsanız, bu noktaya bakabilirsiniz. “Her şeyin suçlusu sizsiniz,” demiyorum. Sizin değiştirebileceğiniz bir yaklaşım anlatıyorum.

Peki nasıl yapacaksınız?

Partnerinizi görüyorsunuz, hoşunuza gidiyor. İçinizden, “Çok güzel görünüyor,” diyorsunuz. Onu istediğinizi hissediyorsunuz. Bunu hemen çözülmesi gereken bir meseleye çevirmeden, o hissin sizde bulunmasına izin veriyorsunuz.

Bakışınızdan görebilir. Yaklaşımınızdan hissedebilir. Karşılıklı olarak istediğiniz bir anda yanınıza çekip öpebilirsiniz. Sarılabilirsiniz. Sizin onu çekici bulduğunuzu, arzuladığınızı hissetsin.

Fakat bu hissin içinde, “Şimdi mutlaka seks yapmamız gerekiyor,” baskısı olmasın.

“Seni istiyorum,” duygusu var. “Bunu şimdi gerçekleştirmek zorundayız,” beklentisi yok.

Elbette bazen o anki güçlü arzu, iki tarafın da istediği tutkulu bir yakınlaşmaya dönüşebilir ve bu çekici bir şey. Fakat demeye çalıştığım, arzuyu her seferinde anında bir sonuca bağlama alışkanlığını, evli / sevgilisi olan bir abazan tavrını gevşetmeniz gerektiği.

Günde bir kez, partnerinize duyduğunuz çekimi fark etmeyi ve o çekimi hiçbir şey olması gerekmeksizin ona hissettirmeyi deneyin. Sonra nasıl karşılık verdiğine bakın.

Kadınların birçoğunda da uyarılma, bir yakınlığa, bir temasa, bir ortama karşılık olarak gelişebiliyor. Yani sizin arzunuzu hissediyor, aranızdaki etkileşime karşılık veriyor.

Bu yaklaşım bazı çiftlerde şöyle bir değişim oluşturuyor: Kadının zihninde yeniden bir merak oluşmaya başlıyor. “Acaba ne zaman yakınlaşacağız? Ne zaman olacak?”

Sürekli aynı takvim, aynı beklenti, aynı otomatik süreç yerine arada yeniden bir alan açılıyor.

“Çarşamba akşamı oldu, yapacak mıyız?” “Yatmadan önce yapmamız gerekmiyor mu?” “Benim canım istedi, şimdi olması lazım.”

Arzunun her defasında böyle bir taleple gelmesi gerekmiyor.

Bazen yakınlaşmaya dönüşür, bazen dönüşmez. Ama arzunuzu gösterebilirsiniz. Zaman içinde karşı taraf sizin arzunuza daha rahat güvenebilir; çünkü o arzunun kendisine otomatik olarak bir mecburiyet yüklemediğini görür.

Yalnız buranın ruhunu kaçırmayın. Adı beklentisiz arzu. İçinizden, “Ben şimdi beklentisizmiş gibi davranayım da sonunda istediğimi alayım,” diye hesap tutarsanız, yine aynı beklentiyi başka bir yoldan taşımış olursunuz.

Dördüncü ve son mesele: Kadının duygularıyla kendi değerinizi birbirinden ayırın.

Onun nasıl hissettiğini, sizin sevgili ya da koca olarak nasıl bir performans gösterdiğinizle ve kim olduğunuzla tek bir şey hâline getirmeyin.

Birçok erkek bunu birbirine dolamış durumda.

“Kadın mutluysa ben iyi bir kocayım.” “Bana kızdıysa ben yanlış bir şey yapmış olmalıyım.” “Üzgünse bunu benim düzeltmem gerekiyor.” “Hayal kırıklığı yaşadıysa benim bir eksiğim var.”

Ve sonra şuraya geliyor: “Bu duyguyu düzeltemezsem, bu mesele çözülmezse, bu benim hakkımda kötü bir şey söylüyor.”

Sizin benlik algınız kadının ruh hâline bağlanmış oluyor.

Burada bir mesafe oluşturmanız gerekiyor. Olanı görebileceğiniz bir alan.

“Şu an üzgün. Tamam. Bu, benim kötü bir sevgili olduğum anlamına gelmiyor.” “Şu an kızgın. Bu, benim kötü bir erkek ya da berbat bir koca olduğumu tek başına göstermiyor.”

Mesela bir şeyi unuttunuz, kadın da hayal kırıklığına uğradı. Tamam, bir şeyi unuttunuz. Unutmanızın sorumluluğunu alabilirsiniz. Ama buradan, “Ben korkunç bir insanım,” sonucuna atlamanız gerekmiyor.

Bu ayrımı yapabildiğinizde hayır demeye de alan açılıyor. İhtiyaçlarınızı söyleyebiliyorsunuz. İsteklerinizi, arzularınızı ifade edebiliyorsunuz. Sırf onun duygusal tepkisinden korktuğunuz için bunları sürekli küçültmüyorsunuz.

Kendi değerinizi, ihtiyaçlarınızı, isteklerinizi, kim olduğunuzu karşı tarafın o anki hissinden ayırıyorsunuz.

O nedenle kendinize ilk soracağınız sorulardan biri şu olsun: Ben nasıl bir erkek olduğuma, ilişkide ne kadar iyi olduğuma, onun nasıl hissettiğine bakarak mı karar veriyorum?

O mutluysa kendimden memnunum. O mutsuzsa kendimden utanıyorum. O gülerse rahatlıyorum. O surat asarsa bütün iç dünyam çöküyor.

Sizde bu varsa, çalışmaya başlayacağınız yer burası olabilir.

“Ben ihtiyacımı söyleyeceğim. Bunu duymak onu biraz rahatsız edebilir ama yine de söyleyeceğim.” “Cumartesi akşamı o iş davetine gitmek istemiyorum. Bu konuda konuşacağım. Biraz hayal kırıklığı yaşayabilir ama benim de öncelik vermem gereken şeyler var.”

Böyle böyle bir alan oluşturuyorsunuz. Hem onun bir duygu yaşamasına hem kendinizin bir birey olarak var olmasına yer açıyorsunuz.

Sonuç

Bugün konuştuklarımız, ilişkide arzuyu güçlendirmeye yardımcı olabilecek temel noktalar. Elbette daha çok şey eklenebilir. Ama şimdilik sizin bunlardan hangisine ihtiyacınız var, ona bakın.

Sizce ilişkinizde arzuyu artıran ne oldu? Bugün anlatılanlardan hangisi size en fazla dokundu? Daha önemlisi, hangisini uygulayacaksınız?

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz.  Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımısaplantilizı da takip etmeyi unutmayın.

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Notify of

Yazıyla alakasız veya 500 kelimeyi geçen yorumlar cevaplanmıyorlar. "Yazıyla alakasız ama ..." ya da "en son yazı bu olduğundan buraya yazdım" diye başlamanız kurtarmıyor. Mahmut Abi ile özel görüşme yapmak isterseniz Erkek Adam Sanal Görüşme sayfasından sanal görüşme ayarlayabilirsiniz. Not: Burada soru sırası çok yüksek, Patreon destekçilerini, Patreon'da cevaplamaya öncelik veriyorum.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments