Erkek Düşmanlığı Balonu (The Misandry Bubble) – Bölüm 2 – Ekonomik Tez

Birinci Bölüm olan Kültürel Kriz‘in ardından Ekonomik Tez ile devam ediyoruz.

Camdan Tavanlar ve Zeminler : Erkek düşmanları, büyük şirketlerin CEO’larının yüzde 50sinin kadın olmamasını, her tarafa sinen cinsiyetçiliğin “camdan tavanları” ile bas bas bağırarak açıklıyorlar. Hiçbir zaman değinilmeyen ise aynı derecede geçerli “camdan zeminler”, mahkumların, intiharların ve sakat bırakan iş kazalarının kurbanlarının yüzde 90ının erkek olması. Eğer bu sonuçlar, sonuçların acısını çeken erkeklerin tercih ve hareketlerinin sonucu ise, “camdan tavanın” yukarısına çıkan erkekler için de aynı şey geçerli değil mi? Erkek düşmanlarının bu gerçekleri samimi bir şekilde konuşamama sebepleri, bu insanların tamamen irrasyonel hak sanısı hakkında bize bir şeyler söylüyor.

En yalan mitlerden bir tanesi de kadınların aynı iş için erkeklerin yüzde 75’i ödeme aldıklarıdır. Bu miti darmadağın etmeme izin verin ve bu süreçte de bu insanlar için böyle yalan inançlar yaymanın neden karlı ve çekici olduğunu görelim.

Kadınların ortalama olarak yıllık bazda erkeklerden daha az kazandığı doğrudur. 22 yaşında birinin ortalamada 40 yaşında birinden daha az kazandığı da doğrudur.  Neden ikincisi yaş ayrımcılığı değil iken birincisi cinsiyet ayrımcılığına örnek olarak gösterilir?

Eğer kadınlar gerçekten aynı iş için erkeklerden daha az çalışıyor olsalardı, cinsiyetçi olmayan her CEO sadece kadınları işe alarak maaşlardan 25% tasarruf sağlayıp rakiplerini alaşağı edebilirdi. Tüm CEO ve yönetim kurulu üyelerinin milyarca dolar kar imkanını çöpe atacak kadar cinsiyetçi olduğuna mı inanacağız? Rahibeler cemaatinin “Sosyal Sorumluluk Direktörü” Cypress Semiconductor şirketinin CEO’su TJ Rodgers’a yönetim kurullarında daha fazla kadın olması gerektiğini yazdığında, Rodgers kar etmeye çalışan bir müessesede bu tür politik doğrucu şeylerin neden yeri olmadığını açıklayan bir mektup ile cevap vermişti. Bir rahibeler cemaatinin birine “Sosyal Sorumluluk Direktörü” adı altında ekonomik gerilemeden etkilenmeyen bir maaş ödemesi kendi başına bu şımarık varoluşa örnek. Ve ben rahibelerin seküler Marksist inançları yaydığının da farkında değildim.

Amerika’da 2008’de iş kazasından ölenlerin yüzde 92.7 si erkek.

Eğer maaş farkı varolsa idi, kadın girişimciler kadın çalışan alarak rakiplerinin önüne geçebilirlerdi ama dünyada hiçbir ülkede böyle bir şeyin olduğunu görmüyoruz. Serbest pazar güçleri kadın maaşlarında böyle bir yanlış fiyatlamayı düzeltirdi, eğer gerçekten böyle bir yanlış fiyatlama olsa idi. Ama yanlış fiyatlama yok ve bunu iddia edenler ekonomi cahili olduklarını ilan ediyorlar ama büyük bi mutlulukla da aynı şekilde ekonomi cahili kadınları da olmayan bu adaletsizlik konusunda öfke ile dolduruyorlar. Halka açık firmalarda CEO olarak görev yapan / yapmış kadınların, yarattıkları değere nazaran kadınlara daha az ödeme yaptıran bir komplo ile ilgili konuştuklarını hiç duymadım.

Eğer mahkumların yüzde 50sinin, ağır makine kullanımı gereken işlerin yüzde 50sinin, dışarda çalışmayı gerektiren ya da zehirli gazlarla çalışmayı ya da tehlikeli suçlulara gardiyanlık yapmayı gerektiren işlerin yüzde 50sinin de kadın olmasını zorlayacak yasalar geçirecek isek, Fortune 500 CEOlarının yüzde 50sinin kadın olmasını zorlayacak yasalar geçirmeye varım. Adil ise adil bu. Var mısınız?

‘Erkekdurgunluğu’ ve ‘Dişikonomi’ : Bir kadının ekonomik başarısı kendi meziyetleri sayesinde ise, bu başarıdan mutluluk duyarım. Birçok kadının ekonomik başarısı kendi meziyetleri sayesinde var. Ama çok fazlası da serbest pazar güçleri ya da meritokrasi değil de politik rüşvet ve ideoloji temelli yolsuzluk sayesinde.

Yakın zamandaki ekonomik durgunluk ve işsiz toparlanma da, erkek işsizlik oranı kadın işsizlik oranından çok daha yüksek. Bu durum basitçe piyasa güçlerinin sonucu olsa idi tamam. Ama ‘feminist’ gruplar, devlet teşvik fonlarının erkeklere yardım aleyhine kadınların iş bulmasını arttırmak üzere kullanılması için çok yoğun çalıştılar. Solcu Obama yönetimi itaat etmeye dünden razıydı ve servetin zorla transferi gerçekleşti. Bu, paranın ekonomi için en iyi kullanımı anlamına gelmese de.

Önce dedesi sonra da kocası tarafından kazanılan devasa servet ile dünyanın en şanslı kadınlarından biri olan Maria Shriver, geçenlerde yayınladığı recently ‘A Woman’s Nation : The Shriver Report’ (Bir Kadının Devleti : Shriver Raporu) adlı raporda, kadınların artık nasıl erkeklerden daha iyi ekonomik performans gösterdikleriyle ilgili böbürleniyordu. Tüm rapor baştan aşağı yalan feminist mitlerle, yanlış istatistiklerle dolu ve “kadınlar erkeklerden daha iyi yöneticilerdir” gibi açıkça cinsiyetçi söylemlerle dolu (bir erkeğin tersini söylediğini hayal edin). Bunun yanında rapor “kadınlara daha az ödeme yapılıyor” miti ya da işletmeler kar etmek için değil de  sosyak mühendislik için varlarmış gibi ekonomik cahilliklerle dolu.

Bütün bu yalan raporlar ve organize erkek katşıtı lobi faaliyeti başarılı oldu. Bugün erkek işsizliği, kadın işsizliğinden çok daha kötü durumda ve arada büyük bir uçurum var. ‘Erkekdurgunluğu’, ABD ‘dişikonomi’ye evrilirken devam ediyor. Ve milyonlarca işsiz erkek arasında, kendi çocuklarını iki ebeveynli evden mahrum eden kendileri olmasa da korkunç seviyede iştirak nafakası borcu olan ve kendilerini hapiste bulan erkekler de var. Dahası, tekrar vurgulamak isterim ki çalılan Amerikan erkek nüfusunun 10 – 30%sini efektif olarak 70% vergi altında ezmek, onların yeni teknolojiler geliştirme ya da yeni şirketler kurma şevklerini ortadan kaldırıyor. İşgücünün bir dilimi 70% vergi yükü altında iken gelir vergisi 35% mi olsun 39.6% mi tartışması komik duruyor.

Bu zorbalığın ötesinde, işsiz erkeklerin bir bölümünü hapiste tutmak da vergi verenlere yük oluyor. Artan oranda erkeği vergi yaratan kategorisinden vergi tüketen kategorisine atmak devlet bütçesinde iki kere delik açacak. “ABD dünyanın en büyük hapishane nüfusuna sahip” lafını bir daha duyduğunuzda, bu erkeklerin bir çoğunun orada olma sebebinin iradeleri dışında boşanmış ve işlerini kaybetmiş olmak olduğunu hatırlayın. Kadınlar ise bu arada teşvik üstüne teşvik alıyorlar.

Devlet Balonu : Devlet özel sektör işgücü dağılımı cinsiyet ile yüksek derecede ilişkili olmasa da, 100,000 Doların üstünde kazanan kadınlara odaklandığımızda ilişki görürüz. Aşağıdaki çizim Cato Enstütüsünden ve toplam kazanca (maaşlar ve maaş harici imkanlar) bakıldığında, bu on yılda devlet sektörünün özel sektörü fazlaca aştığını görürsünüz. Devlet çalışanının verimliliği özel sektör çalışanından daha fazla mı arttı ki devlette çalışan özelde çalışanın iki katı kazanıyor? Vergi verenler ödediklerinin karşılığını alabiliyorlar mı?

Bitmedi. Sosyal sigorta vergilerinin çoğu erkekler tarafından ödeniyor ama kadınlar tarafından kullanılıyor (kadınlar ortalama 7 yıl daha fazla yaşadığı için). Bu tek başına problem değil ama kadınların ABD sağlık harcamalarının üçte ikisini kullandığı ve bu 2.5 Trilyon Dolarlık yıllık harcamanın çoğunun erkekler tarafından ödendiği gerçeği mutlaka tartışılmalı. Kadınların doğum yaptıkları için daha fazla sağlık harcaması kullanmaları ‘doğal’ olabilir. Ama erkeklerin bunu kadın milleti için değil de sadece kendi karıları için ödemeleri daha ‘doğal’ olurdu. Sağlık sektörü aynı zamanda devasa bir kadın işgücüne sahip. Hemşirelik gibi katmadeğeri olan işlerde değil sadece, bürokratik ve yönetim pozisyonlarında da. Aslında Medicare’den Obamacare’e, devlet sigortasından kamu işlerine ve hapishanelerin genişletilmesine savunma ve altyapı hariç tüm devlet harcamaları ya erkeklerden kadınlara net servet transferi ya da Evlilik 1.0ın direk sonuçları. Her iki durumda da suçlu feminizm.

Bu Cato Enstütüsü çizgisi, savunma hariciFederal Devlet harcamalarının 1960lardan beri nasıl arttığını gösteriyor. Savunma harcamalarındaki azalış vergi verenlere “barış karı” olarak geri dağıtılmamış, daha fazla sosyal programa aktarılmış. Artan masraflara rağmen kimse Amerikan kamuoyunun 2010 yılında 1960lara göre daha iyi savunma harici yönetim aldığını iddia edemez. Daha önce belirttiğimiz gibi artışın çoğu ‘feminizm’in dolaylı ya da dolaysız sonucudur. Eyalet ve yerel hükümet israflarını da ekleyin, GSMH’nin yüzde 20sinin devleti Evlilik lurumunun yerine geçirmek için kullanıldığını görürsünüz ama bu da başarılı bir yerine geçirme değil. Erkeklerin gelirlerinin vergilerin 70 – 80%sini ödediğini hatırlayın.

Solcular sonunda zorba bir devlet yaratmak için mükemmel bir truva atı buldular. ‘Feministler’ servetin erkeklerden kadınlara ve özelden devlete transferi için lobi yapabilirler ve bunu yaparken kendilerine karşı çıkan herkesi “kadın düşmanı” diyerek, kendilerinden önceki askeri ajanların ve düz sosyalistlerin kendilerine muhalefet edenleri susturabildiklerinden çok daha etkili bir şekilde susturabilirler. Muhafazakarların bu utandırma diline özel bir zaafı var ve birçok muhafazakar, muhalefet etmenin “kadın düşmanlığı” olacağı “centilmenlik / şövalyelik” şeklinde paketlendiği sürece her türlü sosyalizmi sonuna kadar savunmak üzere vurguladıkları prensiplerinden vazgeçebilirler. Fakat ABD’nin birçok yerinde (Kaliforniya, New York, New Jersey gibi eyaletlerde) toplanılan vergi miktarının doyuma ulaştığına inanmamız için nedenler var. Optimal nokta çoktan geçildiği için, bundan sonra her vergi artışı, vergi gelirini arttırmayıp azaltacak. Ve Federal vergilerdeki artış bugünden tam bir yıl sonra, 1/1/2011 tarihinde, zaten fakirleşmiş erkeklere kolayca yüklenemeyek başka bir ekonomik durgunluk yaratabilir.

Erkekler boşanmayı durdurma hakları olmadan çocuklarından koparıldıklarında, iş pazarından serbest piyasa eli ile değil de sosyal mühendislik ile dışlandıklarında, bir zamanlar inandıkları ve bazı durumlarda korumak uğruna askeri oldukları toplumun kendi isteklerine zerre saygısı olmadığını gördüklerinde, bu erkeklerin toplumu desteklemek için bir nedenleri kalmayacak.

Cinsiyetler Arasındaki Anlaşma : Bekar bir erkeğin hayatta kalması için fazlaca bir şeye ihtiyacı yoktur. Çoğu bekar erkek yılın sadece 2 ayı çalışarak kendini rahatça geçindirebilir.  Bir erkeğin çok çalışarak çok daha fazlasını kazanma motivasyonu, rekabetin çok olduğu alanda kendine bir eş çekebilmek, bir evi geçindirebilmek ve birkaç çocuk sahibi olabilmek ve evli ve toplumun direği bir erkek olarak saygı görebilmektir.    Eskiden yüksek ekonomik potansiyel gösteren ve sosyal dokunun desteklediği genç bir erkek, kızın anne ve babasını etkileyerek kız ile evlenebilirdi. Bunun sonucunda erkek çok çalışmak zorunda kalırdı ve emeğinin karşılığının 80 -90%si  devlete, işverene ve ailesine giderdi ama karşılığında bir aile ve yüksek statü elde ederdi. Bu nedenle de kazancının çoğu başkalarına gitse de durumdan mutlu idi.

Dört Canavar Düdüğü bunu değiştirdi ve kadınların beta erkekleri tamamen görmezden gelerek, alfa erkeklerle evlenme şansları matematiksel olarak çok az olsa da alfa erkeklerin peşinde koşmalarına olanak sağladı. Sorumluluk sahibi ve üretken bir yaşam sürmeleri öğütlenen beta erkekler ise dolandırıldıklarını anladılar.

Sadece 20 yıl önceki sosyal kurallar altında başarı kazanan erkekler bugünün kurallarının ihanetine uğradılar. Bu da onların üretkenliğine ve becerilerine bağımlı olan toplumu desteklemeyi reddetmelerine yol açtı.Kadınlar kendilerini tüm geleneksel sorumluluklarından özgürleştirirken (komikdir ki bu onları eskiye göre daha mutsuz yaptı) erkeklerin tüm geleneksel rollerini harfiyen yerine getireceklerini sanıyorlardı. Özellikle de kadınlara kaynak veren ve onları koruyan rollerini. Belirtmeye gerek yok ki centilmenlik / şövalyelik doğalarının bir parçası olmasına rağmen erkekler, centilmenliğin karşılığında bir takdir gerektirdiğini ve kadınlardan bu takdirin gelmediğini hissedecekler.

Kocaların ve babaların rollerinin değersizleştirilmesinin ve yerlerine devletin geçmesinin sonucunun ne olacağını görmek için çok uzaklara bakmaya gerek yok. ABD siyah topluluğuna bakmak yeterli. Detroit’te ortalama ev fiyatları daha 2003’te 98,000 Dolar iken bugün sadece 14,000 Dolar. Otomotiv sektörü işleri.Detroit’i 2003’ten çok daha önce terk etti ve bu nedenle düşüş endüstrinin gitmesine bağlanamaz.  Baltimore, Oakland, Cleveland, ve Philadelphia gibi şehirler de çok daha iyi durumda değiller. Bunun beyazlarda olmayacağını düşünenler, İngiltere’nin alt tabakasına baksınlar.  Beyaz nüfusun alttaki yarısı siyahlarla aynı kadere mahkum. Los Angeles gibi şehirler de ‘Detroitleşebilir’.

Buna ek olarak insanlar toplumun fiziksel güvenliğini unutmuşa benziyorlar. Toplumun ve özellikle kadınların fiziksel güvenliği,tamamen ‘saldırgan’ erkek – ‘koruyucu’ erkek oranının belli bir seviyenin altında kalmasına bağlıdır. Daha çok erkek işgücünden dışlandıkça, suç bir alternatif haline gelir. En eğitimli erkek bile eğer ihanete uğradığını düşünürse şiddete başvurabilir. Batıdaki her toplu silahlı saldırı ve hatta terör teşebbüsü eğitimli ve iyi iş potansiyeli olmasına rağmen sevgisiz kalan erkeklerce yapıldı.

Profesyonel işi olan erkekler hemen hiçbir zaman suça bulaşmasalar da, saldırıya uğrayan bir kadına yardım etmemeyi tercih edebilirler. Birçok erkek basitçe kurtarıcı olmak istemeyecekler ve bu erkek düşmanlığı tarafından horlanan polisleri de kapsayabilir. Güvenlik oksijen gibidir – sadece kalmadığı zaman farkedilir. Büyük miktarda umursamayan erkek yaratarak kadınlar çok şey kaybedecekler.

Ataerkil sistem çalışır zira erkek ve kadınların güçlerinin birbirlerini tamamlayarak işbirliği yapmalarını sağlar. ‘Feminizm’ ise kadınları, eninde sonunda en dayanıklı betadaki şövalyeliği bile yok edebilecek kadında ahlaksız davranışlara teşvik ederek, iki cinsiyeti de çürütür. Bekar anneliğin teşvik edilmesi sır değil. Daha az görüneni ise bekar kız kuruluğunun da sürdürülemez ve karşılıksız yollarla teşvik edildiği. Erkek düşmanı bir topluma doğal çözüm, bu toplumun düşürülüp ele geçirilmesidir.

Nüfus kaydırımı : Sonunda büyük oranda erkekler tarafından ödenen vergilere ve anayasal olmayan gölge devletin  erkeklerden zorbaca aldığı nafaka ve iştirak nafakasına, erkekler tarafından sürdürülen alt yapıya, erkekler tarafından icat edilen tekonolojilere ve erkekler tarafından sağlanan güvenliğe göbekten bağlı ‘feministlerin’ ‘güçlenmiş’, ‘bağımsız’ ve ‘kendine güvenli’ hissettiği bir topluma ulaştık. Peki dünyanın şimdiye kadar gördüğü en ayrıcalıklı insan sınıfı olan bu kadınlardan toplum ne fayda gördü?

Açıkça söyleyeyim bence bir kadın ne kadar çocuk yapacağına, çocuk yapıp yapmayacağına kendi özgür iradesi ile karar verebilmelidir. Ama, çocuksuz yaşlı bir kadın başka kadınların çocuklarından kaynak elde edememelidir. Adil olalım, çalışma yaşındaki insanların yaşlılara bakma yükümlülüğü, ürememeyi seçmiş kadınları desteklemek için kamulaştırılmamalıdır.

20 yaşında 3 adet hayali kadını ele alalım. Biri şehirli solcu ‘feminist’, diğeri kırsal muhafazakar ve üçüncüsü de inançlı bir müslüman. Aşağıdaki tablo, 3’ü de paralel yaşlanırken hayat çizgilerini gösteriyor. İnsanlar Batı’daki doğum oranlarındaki düşüşü konuşurken çocuğu 23 yaşında yapmakla 33 yaşında yapmak arasındaki ek farkı dikkate almıyor. Tabloda görüleceği gibi, 3 genç kadının 1:1:1 olan oranları 40 yıl içinde 12:4:0 toruna dönüşüyor.  Bu 40 yıllık sürecin 20 yılının geride kaldığını da düşünürseniz, bu 3 kadın da şu an 40 yaşında.

Şehirli solcu feminist çocuksuz. Taşra muhafazakarı 30 yaşında evli ve 1 çocuklu ve 40 yaşında evli ve 2 çocuklu. Müslüman kadın ise 30 yaşında, evli ve 3 çocuklu. 40 yaşında evli ve 4 çocuklu. 60 yaşlarında iken feministin sıfır torunu var. Taşra muhafazakarının 4 torunu var. Müslüman kadının ise 12.

Kısacası, genç kadınların bardan bara atlamaktan, 300 dolarlık cüzdan almaktan ve devlette bürokrat olarak çalışmaktan ve devleti koca yerine koymaktan ibaret hayatı seçmesi şeklinde organize olan toplumun ilerde çıkaracağı değeri nasıl tahmin ederiz? Acınası 60 yaşında code pink (aktivist) bir nenenin 12 müslüman ergene ‘cinsiyet toplumsal bir kurgudur’ diye ders vermesinin hayali çok komik görünüyorsa, olaya bir de makro bakalım.  Aşağıdaki haritada 15 yaş altı çocukların (1990 – 2005 arası doğanların) nüfusa göre ülkelere nasıl dağıldığı görülüyor.  Meksika ve ABD’de aynı sayıda çocuk var iken Pakistan ve Bangladeş’teki toplam çocuk sayısı tüm Batı Avrupa’daki çocuk sayısına eşit.  Gelişmekte olan ülkelerin doğurganlık oranı her ne kadar Batı seviyelerine düşmeye başlasa da, 1990 – 2005 doğumları bazı gerçekleri sabitleştirdi. Zamanı 15 yıl ileri aldığımızda, bu çartlardaki değerlerin 2025 yılında 20 – 35 yaş arası (kadınların doğurganlık yaşları) yetişkin oranları olacağını söylemeye gerek yok.  Yakın gelecek bile işe koyulanların.

Solcu ‘feministler’in soyları tükenecek ve kısa sürede nefret ettikleri muhafazakarlar tarafından değil, ‘feminizme’ tamamen zıt başka kültürler yerlerini alacak. Solcu ‘feministler’in hayran oldukları devlet, bu kadınların ne yeni vergi veren ne de yeni teknoloji üretmediklerini anladığında, hızlıca onlara karşı pozisyon alacak ve onları ‘güçlenmiş’ hak sanısı pozisyonlarından indirecek. Bir kocaya karşı yükümlülüklerin berbat bir olasılık olduğunu düşünüyorlarsa, bir de koca yerine koydukları devlete karşı yükümlülüklerini görsünler.

İnsanlığın Dokusu Yırtılacak

Bize benzeyen insanlar 100,000 yıldır hayattalar ve bize benzeyen daha önceki insansılar da ondan önceki 1 – 3 milyon yıldır varlar. İnsansı tarihinin ilk 99.9%sinde, türümüzün ana amacı diğer tüm türlerle aynı olmuş – üremek. Dişiler daha kıt üreme kaynakları idiler zira çoğu erkek ölse doğabilecek çocuk sayısında düşüş olmaz ama her kadın öldüğünde doğabilecek çocuk sayısı azalır. Geçmişte insanların da 40 – 45 yaşına yaşadığını daha önce belirtmiştik. Bu nedenle insan beyni atalarımızın evrimsel devrelerini devam ettirdi ve kadınların esenliğini erkeklerin esenliğinden daha üstün tuttu ve erkekler harcanabilir cinsiyet olarak görüldü. Eldeki kaynakların mümkün olduğunca kadınlara aktarılması, çocukların hayatta kalması demek olduğu için, hem erkekler hem de kadınlar bu statükoyu normal görecek şekilde evrimleşti. Feminen Buyruk, insanlığın buyruğu idi.

İnsan toplumu geliştikçe, öncelikler değişti. Öncelikle, teknolojik ilerleme ve zenginlik sayesinde çocuk ölüm oranları 50% gibi bir orandan çok düşük seviyelere indi. Bu nedenle artık 6 tane yetişkinliğe ulaşan çocuk için 12 doğum yapmaya gerek kalmadı.  İkincisi, insanlar tarımdan bilgi toplumuna geçti ve istenen çocuk sayısı düştü. Bugün yüksek ve orta gelirli tüm ülkelerde doğurganlık oranı 2%den daha aşağıda ve birçok kadın hiç çocuk yapmıyor. Üçüncüsü, artık bariz ki insanlar çocuktan başka birşey üreten ilk tür oldular; insanlar artık teknoloji üretiyorlar. Sonuç olarak, daha önceki 99.9%lik zamanda varolan kadınlara kaynakları aktarmanın çocukların hayatta kalması ile ilişkisi artık geçerli değil.

Buna rağmen gömülü beyin devreleri bu çok yeni dönüşüme adapte olmadı, belki de olamıyor. Kadınlar doymak bilmeden kaynak elde etmeye programlanmışlar ve birçok erkek de kaynak sağlamaya. Bu bir zamanlar geçerli ama şimdi geçerli olmayan biyolojik neden sebebi ile toplum hala soru sormadan, kaynaklarının çoğunu kadınlara yönlendiriyor. Ama çocuklara gitmek yerine, bu para kadınlara yönelik tüketim malzemelerine giderken, gölge devlet bütün masraf ve sonuçların kadınlardan uzağa taşınmasını sağlıyor. Birçok insan şu anki toplumu normal görebilir ama bu insanlar paranın kadınlara yönlendirilmesinin artık gereksiz olduğunu göremiyorlar. 21. yüzyılda böyle bir kaynak yeniden dağılımına hiçbir neden yok. Eğer varsa bile bu 50 – 50% olmalıydı.

Bugün herhangi bir mağazaya ya da alışveriş merkezine gidin. Sergilenen malların yüzde 90ını almayı, sıradan bir erkek aklının ucundan bile geçirmez. Buna rağmen bu mallar çok değerli raf alanı kaplıyorlar yani bu ürünler büyük hacimlerde satılıyor. Bu ürünleri alıyor? Refah içinde herhangi bir ülkede etrafa bakın, toplumun kadınlara kanalize ettiği para ile alınan ve kadınlara hitap eden ürünler görürüz. Mağazalardaki ürünlerden, paket servisi restoranların yaygınlaşmasına, ev kredisi faizlerinden, yargı sisteminin kadın hipergamisini teşvik edecek şekilde bozulmasına herşey kadınların artık çoğunlukla yerine getirmedikleri bir fonksiyon için kadınlara kaynak aktarımının sonucu. Bu tarihin en büyük kaynak yanlış kullanımı ve bu tür bir yanlış yatırım her zaman balonun patlaması şeklinde düzelir.

12 çocukluk doğum oranlarına dönelim demiyorum, bu ne arzı edilir ne de gerekli bir şey. Burada büyük resim şu : insan ruhunun ana yönlerinden birisinin, hem kadınlar hem de erkekler nedeniyle artık miadı doldu. Düzeltme geldiğinde, bu insanlığın gördüğü en yıkıcı olay olacak. Bazıları bunun ‘Teknolojik Singularite’nin bir varyasyonu olacağını ve 2020’den çok sonra (muhtemelen 2060 – 65 civarında) olacağını düşünüyorlar. Ama başlıca düşünürler bile, bariz cinsiyete yönelik kaynak akımı düzelmesi konusundan uzak duruyorlar.

Erkek Kurtuluşunun 4 Atlısı

Daha önceki bölümde, Feminizmin 4 Canavar Düdüğünün hiç beklenmeyen şekilde bir araya gelerek kadınlara daha önce hayal bile edemeyecekleri tercihler sağladığından bahsetmiştik. Bazı kadınlar topluma pozitif katkı yaptılar ama azımsanamayacak sayıda kadın da erkek düşmanlığının ve dizginsiz bir açgözlülüğün kendilerini ele geçirmesine izin verdiler. Bu kadınlar şu an şahit olduğumuz felakete yol açtılar. Teknoloji statükoyu her zaman yıkar ve her dalgada yeni kazananlar ve kaybedenler yaratır. Yüzyıllar sonra, Gloria Steinem bir öğretmen ve Mystery ise bir sarah soytarısı olabilir.

Bu yazının başlığı “Erkek Düşmanlığı Krizi” ve hatta “Erkek Düşmanlığına Karşı Savaş” değil. Başlık “Erkek Düşmanlığı Balonu” zira erkeklere kötü davranılmasına neden olan güçlerin sonu ufukta belirdi bile. Erkek Kurtuluşunun Dört Atlısını tanıtmama izin verin. Bunlar bahsettiğimiz birçok gücün birleşimi ve bugünün sürdürülemez hiyerarşik düzenini 2020 yılına kadar yırtıp atacaklar :

1) Oyun:Kadın zihninin nasıl çalıştığını öğrenmek, her erkek için paha biçilmez ve yüce bir bilgi bütünüdür. Erkek bu bilgiyi tamamen adanmış bir Pick-up-Artist olarak da kullanabilir, bir ömür boyu evlilikte ruh ikizini yaratmak ya da kısa süreli ilişkiler için de. Oyun ile bir erkek, olaydan bihaber betaların altında ezildikleri yüklerden bağımsızdır.

Bir erkek, mantıklı tüm finansal analizlerin aksine 50,000 Dolarlık bir araba, 20,000 Dolarlık bir yüzük, 50,000 Dolarlık bir gelinzilla festivali ya da aşırı pahalı bir ev alması için (toplamda 2 Milyon Dolarlık bir mahvoluş) hiçbir neden olmadığını öğrendiğinde hem özgürleşir hem de büyük bir sevinçle dolar. Bir erkek gelirini yarıya düşürmesinin cinsel adayların sayısını çok az düşürdüğünü anladığında, daha kolay, evine daha yakın ve daha az stresli bir işe geçebilir. Bir erkek, kadını tatmin etmenin, kadını baştan çıkarma sürecinde yapması gerekenin tam tersi olduğunu öğrendiğinde, o aşağılayıcı ritüellerin tamamını çöpe atabilir.

Zirveye ulaşan erkek için iki ya da üç paralel ilişkinin zevki çok zor değil. Bu, talihsiz betaları daha çok kadınsız bırakacaktır (erkeklerin kadına olan ilgisi sıfır toplamlıdır ama kadınların erkeklere olan ilgisi sıfır toplamlı değildir). Erkeklerin yüzde 80inin Oyunu anlayıp Oyunda ustalaşacak entellektüel kapasitesi olmasa da, Oyunun sağlam uygulayıcılarının sayısının yüzde 20ye yaklaşması ile bile, otlakçı kadınlardan vergi emen devlete, yolsuzluğa batmış emlaktan, boşanma avukatı endüstrisine tüm parazit yaratıkları açlıktan öldürecektir.

2) 2020’de Yetişkin Eğlence Teknolojileri : Peki Oyunun temel prensiplerini içselleştiremeyen ve bu konuda ustalaşamayan 80% ne yapacak? Onlar hayalkırıklığı dolu bir hayata, aşağılanmaya ve neredeyse köle durumunda ikinci sınıf vatandaşlığa mı mahkum? Neyse ki bu zavallı ruhlar, teknoloji sayesinde doyum sağlayabilecekleri bir özgürlük yaşayabilecekler, kadınların doğum kontrol hapı, çamaşır makinesi ve elektrik süpürgesi ile yaptıkları gibi.

Birçok nedenden dolayı, internet pornosu, VHS kasetlere ve 90ların Skinimax içeriğine göre daha fazla bağımlılık yaratıcı. Fakat başka çeşit bir teknoloji piyasaya sürüldüğünde,  cinsel pazarı dağıtacak ölçüde büyük etkiler yaratacaklar.

Bu sitede daha önce, dokunma duyusu, hareket algısı ve grafik teknolojilerinin 2012’den itibaren video oyunlarını eğlencenin en yüksek formu haline sokacağını anlatmıştık. 3-D/ hologram görüntüler, dokunma duyulu arayüzler ve yeterince yapay zeka ile henüz olgunlaşmamış olan “sanal seks” teknolojileri 2020’den önce birçok erkeğin ulaşabileceği bir teknoloji olacak ve 2020 sonrasında ise bu teknolojilerin piyasaya doğum kontrol hapları ve İnternet pornosundan çok daha fazla etki eden bir noktayı geçtiğini göreceğiz. Erkek nüfusunun büyük bir kısmı farkında olmadan sanal sekse bağımlı hale gelecek.

2020lerin sanal seksinin gerçek seksin yerine geçemeyeceğini söyleyenler (çoğu kadın) için şunu diyeceğim : sanal seksin eksiklikleri, sanal kadının HB10/10+ bir güzellikte olması ve gerçek dünyada bir beta erkeğin HB 4 – 7 arası ile idare etmesi gerektiği gerçekliğinin yanında önemli olmayacak. Gerçek HB10 > sanal HB10 > gerçek HB7. Bu nedenle sanal HB10’un gerçek HB10 (gerçek kadın nüfusunun yüzde 1’i) yerine geçemeyeceğini söylemek anlamsız zira sanal 10, gerçek kadınların çoğundan (7 ve altı) daha iyi olacaktır. Bekar erkekler Cuma akşamı işten eve geldiğinde, sanal aleme dalacaklar ve ‘beta testing’ kavramına yeni bir boyut katacaklar. Bu münzevi erkekler bariz şekilde bar ve gece klüplerinden çekilecekler ve birçok işletmenin kapanmasına neden olacaklar. Bu erkeklerin beyinleri, gerçek kadınların çoğuna libido ayıramayacak kadar yamulacak. Bu durum, gerçek cinsel pazarda kadınların değerinde büyük düşüşe neden olacak ve HB8 kadınların HB5ler gibi davranılmasına ve 35 yaşında bir kadının 55 yaşında bir erkeğin bile ilgisini çekememesine neden olacak. Roadrunner ve çakal anı birçok kadı için birkaç yıl öne çekilecek ve Oyunun alfaları ise çaresiz kadınların daha da kolay avlandığını görecekler.

Japonya’da geliştirilen bir başka teknoloji ise gerçek boyutlada ‘dişi’ robotlar. Seks robotlarının yazılım / oyun türevi çözümlere göre ekonomik ve pratik olacağına inanmıyorum.  Çünkü bu robotlar fiyat, çok yönlülük, kişiye özellik ve bir üst modele geçme konusunda sanal  ile rekabet edemezler.

Bazı ‘feministler’ bu teknolojilerin piyasaya çıkması ile tufan gibi gelen kadınların cinsel değer azalmasına kör değiller ve şimdiden bunları yasaklamaya çalışıyorlar. Böyle yasaklar tabii ki mümkün değil ve sanal seks teknolojileri video oyunlardan ve home theatre tekonolojilerden ayrılamaz. Fakat onların yasak için lobi denemeleri öğretici olacak.

İleri yetişkin eğlencesi teknolojilerinin bir diğer pozitif sonucu da kadınların bu tür teknolojilerin sağlayamayacağı tek özelliklerini geliştirmelerine neden olması – bir erkeği seviliyor hissetirme kapasitesi. Modern kadınların rekabet edebilmek için bu antik kavrama yeniden aşina olmaları gerekecek. Bu gereksinim, pragmatik kadınların bugünkü durumu yaratan ve ‘feminizm’ maskesi altında yapılan erkek düşmanlığını reddeden bir harekete başlamalarına neden olabilir. Bu da hem erkekler hem de kadınlar için faydalı olabilir.

3) Küreselleşme : Dördüncü atlı ise birçok alt başlık içeren büyük bir konu. Ana tema şu : serbest piyasa güçleri, eninde sonunda bir ülkenin yasal sınırlarının etrafından dolanacak bir yol bulacaktır :

a) İslam : Feministlerin yaşadıkları Batı şehirlerdeki müslümanların yüksek doğum oranlarının yanında, genelde solcuların ve özelde kadın düşmanlarının yumuşak karnı, kadınlar üzerinde gerçekten baskı kuran diğer kültürlere meydan okumaya isteksizlikleridir. İngiltere’de, İslamcı Mahkemeler şu an çalışır haldeler ve Şeriat Yasalarına göre kararlar veriyorlar. İngiltere boşanma yasaları ABD’dekilerden bile daha erkek düşmanı ve bu nedenle birçok erkek, İngiliz yasaları tarafından yokedilmemek için şeriat yasalarına dönüyor. Şeriat mahkemeleri bu erkeklere kucak açıyor ve ‘feministler’ ise bu konuda hiç ses çıkarmaya cesaret edemiyorlar. İngiliz erkeklerini şeriat mahkemelerinin kucağına atarak erkek düşmanlığı kendi ayağına kurşun sıkıyor. Geçen yüzyılın krizinde düşman olan grup, bu yüzyılda mütteffikimiz. Bunu sırf kendim de müslüman olduğum için söylemiyorum.

b) Yabancı ülkede çalışmak : Amerika büyük yetenekleri ve yüksek hacimde (yasal) gçöçmeni kendine çekmeye devam etse de, Asya ve Latin Amerika’ya yerleşen erkeklerin hemen hemen tamamı, yeni hayatlarının kalitesi konusunda övgü dolu sözler söylüyorlar. Daha erkek dostu bir ülkede yaşayan ve orada yerel bir kadınla evlenen erkekler, ABD’deki 3 paraziti sırtlarından atıyorlar – vergilerini toplayan devlet, hayatını elinden alabilecek müstakbel eş ve parasını harcaması beklenen endüstriler (düğün, tek taş, emlak ve boşanma avukatları). Bu durum, ABD’de yaşayan erkek sayısı da azaltıyor. Kendi erkek düşmanlıklarını kadın düşmanlığı olarak yansıtan erkek düşmanları ise bu erkeklerin göçünü kızgınlıkla izliyorlar. Kadın düşmanları gidiyor diye ‘feministler’ seviniyor olmalıydı değil mi? Burada bir kez daha erkeklere karşılığından bir şey vermeden erkeklerden herşeylerini alma beklentisindeki ‘feministlere’ örnekler görüyoruz.

Bir yer ne kadar adaletsiz olursa, yetenekli insanların başka yerlere göç ettiğini görürüz. ABD boşanma yasalarının korkunçluğu Hindistan ve Çin’de fark edilirse, bazı erkekler buraya göç etmekten vazgeçecek ve ABD gelecekteki vergi verenlerini de kaybedecektir.

c) Tıp Turizmi : ABD’de bağışlanmış yumurta + tüp bebek + taşıyıcı anne toplam 150,000 USD tutarken, bu iş Hindistan’da en iyi kliniklerde 20,000 Dolara yapılabiliyor. Bu herkese göre bir yöntem değil ama 20,000 Dolara (paralelede iki yaparsanız 35,000 Dolara) ama artık erişimi görece kolay bir yöntem. Hindistan’daki müşterilerin çoğu çiftler olsa da, kendi bebeklerini bu şekilde yapmaya karar veren az da olsa yalnız erkekler var. Hindistan’da fakir taşıyıcı anne 10 yılda kazanabileceği parayı sadece 9 ayda kazanıyor. Herkes için kazan – kazan durumu olan bir sistem. Aşırı yüksek masrafları yüzünden erkeklerle evlenme pazarının dışında kalan Batılı kadınlar hariç.

Tıp turizmi bazı prosedürlerde ABD sağlık sisteminin devre dışı bırakabiliyor. ABD sağlık sistemi ise yönetimsel ve bürokratik sisteminde, özel sektörde kazanabileceklerinin 2 katını kazanan büyük sayıda kadın çalıştırıyor. Bu kadınlar, sanayii işlerinde çalışan erkeklerin yaşadıklarını yaşayacaklar, yüksek maaşlaraı gittikçe pahalılaşan devlet balonu tarafından korunuyor olsa da.

Gördüğünüz gibi küresel güçler, şimdiki statükodan çok daha güçlüler.

4) Erkeklerin Ekonomiden Çekilmesi ve Vergi Kaybı : Daha önceki bölümlerde, en egomanyak ‘feministin’ bile erkek emeğine ne kadar bağımlı olduğunu gördük. Tekrar edeyim : erkeklerin üretici ve girişken kapasitelerinin tamamını kullanmaya zerre motivasyonları olmadığı hiçbir toplum, ayakta kalamaz.

Şehirli ABD’de erkekler ve kadınlar arasındaki anlaşma bozuldu (taşrada hala bir miktar devam etse de). Aşamalı vergi sisteminin varsayımı, erkeklerin aileleri için her zaman kendi ihtiyaçlarının 10 katını kazanacakları varsayımı üzerine kurulu. Bu tür ailesel motivasyonu olmayan bir erkek, daha kolay ve az para ödeyen bir iş seçerek, devlete kazandırdığından daha fazlasına mal olabilir. Daha az vergi demek, sadece bekar anneler ve kadınlar için devlet işlerine değil, polis gücü için de daha az para demek. Daha az polis memuru ve gardiyan demek. Feminist hipergamik ütopya, kendi kendini finanse edecek güce sahip değil. Her beta erkeğin tam potansiyeline ulaşacak şekilde çalışmasına bağımlı. Beta erkeklerin böyle çalışmaması ise erkek düşmanlığı balonuna göbekten bağlı devlet balonunu patlatacaktır. Bu nedenle erkek düşmanlığının uzun süre finanse edilebilmesi matematik olarak mümkün değil.  Küçük bir delet gücü, sürekli yayılan büyük bir devlet gücünden daha sürdürülebilirdir. Sürekli büyüyen devlet finanse edilemez ve toplu çelişkiler çukuruna düşer. Günümüz Rusya’sına hakim olan mafya kapitalizmine bakmanız yeterli.

Bu Dört Atlı on yılın sonunda erkek düşmanlığının yükünü erkeklerden kadınlara yönlendirecek şekilde birleşecekler. 1/1/2020 tarihinde, erkek düşmanlığı balonunun nasıl patladığını ve kadınların kaderlerinin kontrolünü ‘feministler’e yükleyerek nasıl acı çekeceklerini göreceğiz. Dikkat ederseniz, herhangi bir Erkek Hakları grubunun ortaya çıkışını Dört Atlı içinde saymadım. Saydığım nedenlerle bunun mümkün olacağını sanmıyorum.

Dört Atlı’yı eleştirecekler için (benim tahminlerime karşın kendi tahmin geçmişlerini görmek isterim) : Kadınlar kendi Dört Canavar Düdüklerine sahip oldular ve artık dengeler karşı tarafa geçiyor. Bu yüzyılda 4 atlıyı aklınızda tutun ve 2010’un bu ilk gününde okuduğunuz bu yazıyı aklınızdan çıkarmayın.

Kimi ilgilendiriyor?

ABD’nin güvenliği ve refahı için tehditin İslamcı Terörizm olduğu 10 yılı geride bırakıp asıl tehlikenin erkek düşmanlığı olduğu 10 yıla girerken, aşağıdaki konulardan herhangi biri ile ilgili bir kişinin bu tehlikeyi ciddiye alması gerek :

  • Oğlu, erkek kardeşi, erkek yeğeni evlenecekler ya da kendisi evlilik yapacak erkekler (özellikle de evlilik anlaşması olmayanlar). Daha önce anlattığımız gibi, bu erkeğin hayatı mahvolabilir, çocuklarından ayrılabilir ve ileri demokraside olabileceği çok az kişinin aklına gelecek şekilde hapse atılabilir. Boşanmış erkeklerin intihar oranı şoke edecek kadar yüksek
  • İki ebeveynli ailelerde büyüyen insanların daha çok olduğu toplumların, yetişkinlerin çoğunun iki ebeveynli sağlam ailelerden gelmeyen toplumları yok edecekleri konusunda hem fikir olanlar.
  • Küçük torunu, torununun çocuğu , yeğeni ya da kuzeni olanlar. Boşanma yasaları kadınlara çocukları rehine olarak kullanma şansı veriyor ve bunun çocuğu boşanmadan sonraki uzun yıllar kötü etkileyeceğini kimse inkar edemez. ‘Feministler’ sahte araştırmalarla babanın rolünü hiçleştirmeye çalışsa da, gerçek hayat örnekleri bunun tersini gösteriyor.
  • Pahalı evi olanlar. Erkeklerin aile kurmaktan sakınmaları, ev talebini azaltacak. Evinin konut kredisinin %80’i duranlara hatırlatayım, ev fiyatları %20 düşerse, evde sizin payınız %100 siliniyor. Beta erkeklerin iş bulma şanslarının yok olduğu ilk ABD şehri olan Detroit’te ev fiyatları 2003’te ortalama 98,000 USD iken bugün sadece 14,000 USD. Eğer eviniz varsa, servetiniz iki ebeveynli ailelerin oluşup kalıcı olmasına bağlı.
  • Artan suç oranlarından endişeli olanlar. ABD’de siyah çocukların %72’si bekar annelere doğuyor ve bu sayı beyaz çocuklarda %30lara geldi. Erkek ekonomik gerilemesi de eklenince birçok erkek için hayatta kalmanın tek yolu mafyaya katılmak olacak. Sevgi görmeyen erkekler, eskiden evlenebiliyorlardı ama şimdi mafya için kolay avlar.
  • Federal ve devlet bütçesindeki sağlık hacamalarında artan açıktan endişe duyanlar. Devlet bu açığı kapamak için harcamaları düşürmek yerine vergileri arttırmakta diretiyor. Yüksek maaş kazanmak için çok çalışmayı seçen erkek sayısı azaldıkça, vergilerin %75’ini tepe %10 öder modeli kırılacak. Nafaka, yatakta iyi olmamak veya kendini kadın şiddetinden korumak yüzünden hapsi boylayan erkek sayısı arttıkça, vergi geliri düşecek. Bir mahkümu parmaklıklar ardında tutmanın maliyetinin yılda 60,000 USD olduğunu hatırlatalım.
  • ABD anayasasının değerli bir döküman olduğunu düşünen herkes. ‘Suçlu olduğu kanıtlanana kadar herkes masumdur’ ilkesi, feminist ağırlıklı birçok yasada işlemiyor. Daha önceden üzerinde durduğumuz ‘gölge devlet’, masum erkekler üzerinde her türlü zorbalık için ‘feminizm’i kullanıyor. Bu da ABD’nin özgürlükler ülkesi olduğu savını savunulmaz kılıyor.
  • Ulusal güvenlik konusunu ciddiye alan herkes. Bu toplumun kendisine ihanet ettiğini düşünen erkek sayısı arttıkça, kendisi görevdeyken boşanma avukatlarının karısını boşanmaya teşvik ettiğini görmek için orduda hizmet etmeyi göze alacak erkek sayısı azalacak. Savaş meydanlarından eve dönen erkekleri hemen başka türlü bir savaşın içine atmak, en iyi erkeklerimize yapılan başka bir utanç verici ihanettir. Dahası, İngliz erkeklerinin, erkek düşmanı İngiliz boşanma mahkemelerince mahvedilmemek için nasıl şeriat yasalarına döndüğünü anlatmıştım. Bunlardan bazıları, İslam’ın kendilerine kendi toplumlarından daha fazlasını sağladığını düşünecektir.
  • ‘Feminist’ doktrinden sapan her kadının uğradığı saldırılardan ve kendilerini ‘feminist’ ilan edenlerin söz ve davranışlarından bıkan her kadın. Her etkinin aynı şiddette ve eşit tepki ile karşılaşacağına inanan biriyseniz, ‘feministler’in canayakın köpeği sürekli tekmelemelerinden endişe duymanız lazım.
  • Son olarak da genç kızı ve kızkardeşi olan herkes. Aklını yitirmiş ‘feministler’in yaptıklarının bedelinin erkeklerden kadınların sırtına yüklenmesi (feminizmin nefret doktrini ile alakaları olmasalar bile) ile artık sadece en güzel kadınların evlenebileceği bir dünyaya gidiyoruz. Baştaki yönetim özetinde bahsettiğim gibi, feministler kadınları felakete sürüklüyorlar.

Listeyi daha da uzatabilirdim ama anlatmak istediğim çok açık. Önümüzdeki on yılın en büyük problemini anlattık.

Sonuç

Ben sadece bir gözlemciyim ve herhangi bir çeşit aktiviste dönüşmeyeceğim. Ama daha önce de söylediğim gibi, Gandhi ruhlu bir ‘aktivist’ olmak da çok güçlüdür. Bir Gelecekçi olarak, bunlar çoğunluk tarafından farkedilmeden önce bazı şeyler tahmin ettim. Düzenli okurlar, benim tahminlerimin gerçekleşme oranlarını bilirler. Bana inanın, erkek düşmanlığı balonunun şişmesi ve ardından patlaması, ABD’de gelecek 10 yılı tanımlayacak. 2010lu yılların bu ilk gününde, daha binlerce makaleye neden olacak makaleyi yazıyorum.

Yukarıda da belirttiğim gibi bu yazıyı okumak, birinin 1997 yılında 2000li yılların Terörle Savaşını detaylı anlattığı bir yazıyı okumak gibidir. Bu sitenin emlak balonunu 2 yıl önceden ve hisse senedi balonunu 6 ay önceden bilmesi gibi, burada detaylıca yazdığım Erkek Düşmanlığı Balonunun çöküşü de büyük bir doğrulukla gerçekleşecek. Ben balonu görünce tanırım ve erkek düşmanlığı da bu çağın en büyük balonu. Tahminlerimin aksine yatırım yapmanız riskli.

Bu site 2030’da ABD’nin hala süper güç olacağını tahmin etti. Bu tahmini modifiye etmek istemiyoruz ama ABD’nin 2030’da süper güç kalmasının önünde bir tehlike olduğunu söylemek istiyorum. Erkek Düşmanlığı Balonu tatmin edici ve düzenli bir şekilde atlatılmazsa tehlike var. Hangi toplumun, iki cinsiyet de iyi davranış görürken refahını arttırmaya devam edeceğini göreceğiz ama ABD şu an doğru yolda yürümüyor. Bu nedenle ben Erkek Düşmanlığı Balonunun güzelce sönme ihtimalini düşük buluyorum. Sönecek ama şiddetli bir kasırga şeklinde sönebilir. Sadece taşra Amerikası ulusu barışçı bir geçişe taşıyabilir. İngiltere ise maalesef artık kurtarılacak durumda değil.

Bitti

Kaynak : The Misandry Bubble

Disiplinin Pratiği – Bölüm 3 – Yeniden şarj etmek

Yazının ikinci bölümünde küçük ve aşamalı değişikliklerin gücünü görmüştük.

Hayatınızın kontrolünü elinize almak istiyorsanız, dikkat etmeniz gereken çok önemli bir şey daha var. Yorgun düşmeyin ve stres olmayın. Demesi kolay biliyorum ama merak etmeyin. Nasıl yapacağınızı size göstereceğim.

Zihinsel olarak tükendiğinizde, yaptığınız ya da yapmadığınız şeyler sizin bilinçli ve en iyi yargı gücünüze dayanmaktan uzaklaşır. İyi alışkanlıklar kazanmak istiyorsanız, kendinizi yeniden şarj etmeyi öğrenmeniz lazım.

Eğer bunun yumurta – tavuk olayı olduğunu düşünüyorsanız – yani stresi ve yorgunluğu engellemek için hayatınızın kontrolünüz altında olması gerekirken, kişinin hayatını daha iyi kontrol etmesi için stresli ve yorgun olmaması gerekliliği durumu – tamamen haklısınız. Ama stresli bir hayata, efektif bir yeniden şarj pratiği ekleyerek, döngüyü en zayıf noktasından kırabilirsiniz. Aslına bakarsanız, eğer stresli bir hayatınız varsa, bunu özellikle yapmalısınız. Bu pratik kolay ve sadece 10 dakikanızı alır.

Bu pratiğin pratiği hızla artmakta – internet yavaşça bu tavsiye ile dolmaya başladı ama çok az tavsiye disiplin bağlamında veriliyor – özellikle egoyu söndürmek ve “yorgunluk” hakkında. Bu şaşırtıcı zira bahsedeceğimiz pratiğin en önemli ikinci kullanımı, bu bahsettiğimiz alanlar (birincisi genel olarak ruhsal sağlık).

Bu pratik (alkışlar gelsin) meditasyondur. En basit haliyle (ki bence en iyi hali bu), oturun, kafanızı temizleyin, nefesinizi sakinleştirin ve “boş” zihninizi doğal haliyle gözlemleyin – hepsi bu. Başka her şey opsiyonel.

(Çevirenin notu : eleman meditasyonu anlamamış maalesef. Siz başka kaynaklardan nefes meditasyonuna bakın. Basitçe olay şimdiye / ana odaklanmaktır. Şimdi gibi sıkıcı ama hep orda olan nefese odaklanabilirsiniz. Amacınız zihninizi nefes alıp vermelerinize odaklamak. Odak noktanız nefesinizi nerde en iyi hissediyorsanız orası olabilir. Örneğin burun deliklerinin ucu. Sakin bir şekilde nefes alıp verin ve zihninizde bir şey düşünmeden nefese odaklanın.

Budistlerin maymun beyin dediği ve sürekli düşünceden düşünceye atlayan içsel konuşma tabii ki odağı hemen saçma sapan bir şeye çevirecektir. Bu içsel konuşmayı yakalayın, orada bırakıp zihninizi nefese çevirin. Kızmayın ve kasmayın. Halı üstünde oynaması gerekirken beton zemine emeklemiş yaramaz bir bebeği yeniden halı üzerine getirir gibi sakin olun. Maymun beyin 100 kere başka dala atasa, 100 kere nefese geri getirin.

Önceleri günde sadece 5 dakika ile başlayın. Her 3 haftada 5 dakika ekleyerek minimum 15 dakikaya çıkarın. Mümkünse 30 dakikaya. Başlangıçta zihin nefeste en fazla 5 – 10 saniye kalacaktır. Zamanla bu meditasyon süresine kadar artabilir. )

Söz veriyorum bu size bilinçli tercih ve planlarınızı yürütmek için daha fazla güç verecek ya da en azından bunu yapabilme şansınızı önemli oranda arttıracak. Meditasyon, zihnin pit stopudur, irade kuyusudur.

Bu, içsel olarak yapmanız gereken şey. Bunun yanında çevrenizdeki ilgi dağıtan ya da sizi işinizden alıkoyacak şekilde cezbeden şeyleri kaldırın. Bu şekilde zihniniz (bilinçaltında bile) bir sürü küçük şeyle meşgul olmayacak ve o an yapmakta olduğunuz şeye daha iyi odaklanacaktır. Efektif multitasking diye bir şey yoktur. Multitasking için dikkati dağıtmak, sıfır toplamlı bir oyundur.

Çevre yönetiminin temelleri

Düzenli bir yaşam alanı size çok yardımcı olacaktır. Darmadağın bir ev sizin felaket döngünüzün bir parçası ise arkadaşlarınızdan yardım dilenin (“evimi toplamaya çalışıyorum. Lütfen bana yardım et. Sana bira ve pizza alırım ve aynı şekilde sana yardım ederim). Ya da temizlikçi tutun. Çevrenizdeki stres kaynaklarını kaldırın ki hayatınızdaki diğer herşeyle başa çıkacak gücünüz kalsın.

Cezbedici şeyleri kaldırın. Diyet yapıyorsanız, gözünüzün önündeki Nutella kavanozlarını ve pizza sipariş ilanlarını kaldırın. Sigarayı bırakmaya çalışıyorsanız, çakmakları kaldırın. Gözden ırak, zihinden ırak. Bunlar yerine sizi dürtecek ve gaza getirecek yaratıcı hatırlatmaları göz önüne koyun. Mesela donunuzdan başka bir şey giymeden çekilmiş fotonuzu buzdolabına asın. Aslına bakarsanız benim vücut ölçüm buzdolabının kapağında duruyor. Fareler üzerinde özenle hazırlanmış deneyler gibi ama burada özellikle sizin davranışlarınızı kontrol etmek için.

Stresi azaltmak istiyorsanız, size gelen bilgi akışını düşürün. Kendinizi mağaraya kapatmayın ama kaliteyi sayıya tercih edin. Yüksek kaliteli haber kaynakları bulun ve sadece onları takip edin. Magazin ve sansasyonel yayın yapan kaynaklardan uzak durun. Eğer haber sizi sinirlendiriyorsa, muhtemelen orada kötü gazetecilik vardır ve bu kaynak sizin zihin sağlığınız için iyi değildir.

Disiplinin altta yatan mantığı,sizin yüksek yönetim fonksiyonlarınız olan rasyonel yetişkin zihniniz ile sizin oldukça fazla kararınızı yöneten içinizdeki 3 yaşındaki çocuk arasında yapıcı bir ilişki kurmak ve gücü dengelemektir.

Hiç kendinizi kandırmayın, o küçük göt hala içinizde. İnsan kişiliği ağaç gibidir – dışa doğru büyür, yeni katmanlar ekler ama derinlerdeki her zaman derinlerde kalır (aslında yaşlı ağaçların içinde boşluk oluşurken insanlar yaşlanınca dış katmanlar kalkar ve kişi ikinci çocukluğuna geriler … her benzetmenin bir sınırı var). Bütün impulsif davranışları, düşük dikkat süresi ve ani zevkler peşindeki miyop koşuşu ile içinizdeki çocuk hala orada. Genellikle siz yetişkin fonksiyonların kontrolü elinde tutmasını tercih edersiniz. Bu, stresli ve yorgun iken çok zordur ve bu nedenle de zihin meditasyonu ve çevre yönetimi önemlidir.

Bitti

Çeviri : Practical Discipline

Disiplinin Pratiği – Bölüm 2 – Küçük ve aşamalı değişiklikler

Yazı serisinin başlığının “pratik” olmasına rağmen oldukça teorik olan birinci bölümün devamında, pratikte iyi alışkanlıklar elde etmek için yararlı olacak tavsiyeler vereceğiz :

Küçük adımlar

Beyniniz ani değişikliklere direnir. Eğer kendinizi “yarından itibaren, yepyeni bir insan olacağım” gibi dev bir işe motive ederseniz, kendinizi tüketmek ve hızlıca eskiye dönmekten başka bir şey beceremezsiniz. Büyük ve ani değişiklikler işe yaramazlar, yavaş ve istikrarlı değişiklikler işe yararlar. Bu, disiplinin yo – yo etkisidir.  Konfor bölgenizin tam sınırına gitmelisiniz, sürdürülebilir tek tutum budur.

Küçük adımlarla ilerlerseniz, bir sene içinde bambaşka biri olduğunuzu farkedeceksiniz ama dönüşümün ne zaman ve nasıl olduğunu tam olarak bilemeyeceksiniz.

İşin sırrı küçük bir değişiklik yapmak ve beyninizin bunu yeni baz çizgisi olarak kabul etmesine izin vermektir. Bu, bir sonraki adımı daha kolaylaştıracaktır çünkü baz çizgisi az da olsa yükselmiştir. Bunu yeni değişiklik için tekrarlayın. Sonra bir daha tekrarlayın …

Şimdi söyleyeceğim şey size çok banal gelebilir ama öyle değil : Büyük şeyler küçük şeylerden meydana gelir. Israrla yaptığınız ve hergün takip ettiğiniz küçük değişiklikler, şaşırtıcı derecede büyük sonuçlar doğurur.

Hergün merdivenleri kullanın. Belki günde 5 – 10 kalori yakarsınız ama bir yılda bu rakam bir büyü pizza kalorisine denktir.  Evde küçük toparlamalar yapmaya günde 2 dakika ayırırsanız, bir ay içinde evinizin ne kadar derli toplu olduğuna şaşırırsınız.

Küçük ama istikrarlı şeyler. Merdivenleri kullanın. Beyniniz ani değişikliklere direnir ama aşamalı değişiklikler bu direnci bypass eder. Bu da bizi bir sonraki noktaya getiriyor.

Kademe Prensibi

Büyük değişiklikleri, daha küçük ve aşamalı, yönetilebilir adımlara bölerek gerçekleştirebilirsiniz. İşin sırrı, beyninizdeki değişim – karşıtı trolle, büyük bir değişim geçirmekte olduğunuzu farketirmemenizdir. Direnç, değişimin büyüklüğü ile katlanarak artar, aralarındaki ilişki doğru orantılı değildir. Bu prensip, hayatın birçok alanında işe yarar :

Casus edinmek örneğin öyle adaya gidip “bayım merhaba, kendi ülkenize ihanet etmek üzere, yabancı bir devlet için çalışmak ister misiniz?” diyerek olmaz. Zararsız ve savunulabilir bir dizi adımla – yemekler, küçük hediyeler ve çok hassas olmayan bilgiler istemeler ile olay sonunda büyük bir ihanete doğru gider. Porno sektöründe de sokaktan çevirdikleri kıza gidip “5 tane siyahi vücut geliştirici ile anal seks yapacaksın” diye sormazlar. Olay oldukça hoş ve yarı-çıplak fotolarla başlar (bak işte normal bir modellik işi bu) ve yarı – hoş ve çıplak fotoğraflara gider ve sonra … anladınız siz. Bunlar sinsi şeyler.

“Kaynayan sudaki kurbağa” zihin egzersizini bilirsiniz – hurafe gibi dursa da söylendiğine göre bir kurbağanın içinde bulunduğu tencereye kaynar su dökerseniz, kurbağa tencereden sıçarayarak kaçar ama soğuk su dökseniz ve yavaşça kaynatsanız, kurbağa tencerede kalır ve haşlanarak canverir. Kim böyle bir deney yapmak ister ya da bu gerçek mi bilmem ama içinizdeki tembel, sabotajcı, bahaneci trole yapmanız gereken budur. Siktiğimin trolünü canlı canlı haşlayın. Yavaş yavaş, farkına varmasına müsade etmeden.

Biz bu mekanizmayı iyi bir amaç için kullanmak istiyoruz.

Daha fazla spor mu yapmak istiyorsunuz? Yürüyün.  Yediğinize içtiğinize dikkat etmek mi istiyorsunuz? Önce sadece bir tane en kötü şeyi hayatınızdan çıkarın – tatlı / şeker muhtemelen. Sigarayı mı bırakmak istiyorsunuz? Günün o son sigarasını alın, kırıp üstüne sifonu çekin. Bu da bizi bir sonraki konumuza getiriyor :

İstisnaların Planlı Yönetimi

Kötü alışkanlıklarınızı yönetmenin en iyi yolu onları kabul edip çizelgelemektir. Kötü alışkanlıkların yokolmasını dileyemezsiniz, fakat onları kontrol edebilir ve onları planlarınıza katarak ataletlerini yönlendirebilirsiniz. Bu Judo metodudur.

Burada anahtar zamanlamayı ve dozajı kontrol edebilmektir. Diyet mi yapıyorsunuz? Diyet yapmadığınız günler planlayın (mesela haftada birgün). Hayatınızın değerli saatlerini Facebook’ta mı heba ediyorsunuz? “Tamam artık Facebook yok” – yanlış. “Arkadaşlarla iletişimi devam ettirmek için her akşam sadece 20 dakika Facebook” – doğru yöntem.

Beyninizin ani değişikliklere direndiğini unutmayın, özellikle de bu değişiklikler anlık zevklerden mahrum eden cinsten ise. Psikolojik bir bağımlılığı aniden bırakmak size hüsran, başarısızlık ve kendinden nefret etmek olarak geri dönecektir.

Bunu, istisnasız istisnaları kabul edip planlayarak (planlanmamış istisna olmayacak şekilde) bypass edebilirsiniz. “Bugün benim kaytarma günüm ve evde kalıp don atlet bilgisayar oynayacağım ve pizza yiyeceğim” demeniz tamamen kabul edilebilir. Ama bunu planlı yapın, az yapın ve bilinçli yapın – birden bire başınıza gelmesine izin vermeyin. Herhangi bir planınızın olması plansız ne yapacağınızı bilememenizden iyidir.

Paradoks şu ki hoşgördüğünüz kaytarmalar zevkli bile değiller. Suçluluk ve değersizlik hissetmeniz neden olurlar. Ama bilinçli ve planlı yaptığınız kaytarmalar rahatlatıcı ve zevklidir. Pijamalar, dondurma ve Gilmore Girls bölümlerini arka arkaya izlemek için de günler olacak. Ama bunun başınıza plansız gelmesine izin vermeyin.

İtelemeler ve Taahhütler

Bir başka güçlü hile de şu : Kendiniz için iyi bir şey yapmanıza engel olan dirençleri engellemek için, doğru yönde ama daha az dirence neden olacak “itelemeler” yapın. Açıklayayım.

Burada amaç, trolü harekete geçirmeden, doğru yönde ve beyinde direnç oluşturmayacak sembolik adımlar atmaktır. Bu konsepti Scott Adams’tan öğrendim. Eğer spor yapacak havada değilseniz ama yapmanız gerekli ise, spor kıyafetlerini giyin. Bu kolay değil mi? Bu beyninizin vites değiştirmesi ve kendinizi spor yaparken bulmanız için yeterli olacaktır.

Amaçladığınız değişim yönünde küçük ve sembolik adımlar atın. Bu tür itelemeler ve hatırlatmalar konusunda, Dan Ariely’nin çalışmalarını tavsiye ederim. Eğer spor salonu şortu ve gıda alacaksanız, tam bu sırada alın. Böylece sağlıklı seçim yapmaya öncelik vermiş olursunuz.

Bunun çalışmasının iki nedeni var – iteleme öncelendirmesi (ve burası çok çok çok çok önemli), tutarlılık ihtiyacı. Beyninizi “daha yeni spor malzemeleri aldım, ben sağlıklı tercihler yapan bir insanım. Bu nedenle abur cubur reyonuna girmemeliyim.”

Tutarlılık işe yarar zira tutarsızlık egonun bütünlüğünü tehdit eder. Geçmiş tercihlerimiz bizim kimliğimizi oluşturur ve biz bunu muhafaza etmek isteriz. Siz burada resmen kendi bütünlüğünüz için sağlıklı tercihler yapıyorsunuz. Ego-savunması sizin için çalışıyor.

Bir daha tekrar etmeme izin verin : tutarlılık, benlik algınızın hayatta kalması için gereklidir. Bunu basit, küçük, akıllıca ve direnç yaratmayan şeyler yaparken kullanabilirsiniz ve kendinizi yararlı bir yöne kilitleyebilirsiniz. Bu hayat yönetiminin nükleer silah deposudur. Akıllıca kullanın.

Üçüncü bölümde, yeniden sarj etme konusu ile devam ediyoruz.

Çeviri : Practical Discipline

Disiplinin Pratiği – Bölüm 1 – Motivasyonu siktir edin sizin disipline ihtiyacınız var.

Çevirenin Notu : İşleri sürekli erteleyen insanların temel paradigma problemini özetleyen güzel bir yazı. Ben şahsen motivasyon gibi duygu ve hislerle ilgili bir şeyin disiplin gibi iş yapmakla ilgili bir şeyin önüne geçmesinin, toplumun feminenleşmesi ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Gerçeklerden, iş yapmaktan önce hisler ve ruh hali!

Bir şey yapmanız gerektiğinde bunu kendinize yaptırmanın temelde iki yolu var :

Birincisi, daha popüler ama kahredici şekilde yanlış opsiyon, kendinizi bu işi yapmaya motive etmeye çalışmak.

İkincisi, hiç popüler olmayan ama tamamen doğru opsiyon ise disiplin kazanmak.

Bu, değişik bir perspektif kazandığınız anda hemen daha iyi sonuçlar aldığınız şeylerden birisi. Paradigma değişimi kavramının kullanıldığı çok az yer, bu kavramın hakkını verir. Motivasyon – disiplin paradigması, bu yerlerden biridir.

Peki motivasyon ve disiplinin farkı nedir?

Motivasyon, çok kabaca söylersek, bir işi tamamlamak için belli bir zihinsel ve duygusal halin gerekli olduğu gibi bir yanlış varsayım üzerinde hareket eder.  Bu tamamen yanlış bir varsayımdır.

Disiplin ise tam tersine, dışsal fonksiyonaliteyi ruh halinden ve duygulardan ayırır. Bunun yarattığı fark ise çok büyüktür.

Bir işin başarılı bir şekilde tamamlanması, işleri sürekli erteleyenlerin işe başlamak için gerektiğini düşündüğü ruh halini sağlar! Şöyle bir benzetme yapalım : antrenmana başlamak için mükemmel sporcu vücuduna sahip olmayı bekleyemezsiniz. Antrenman ile sporcu vücuduna sahip olursunuz.

Eğer harekete geçmenin ön koşulu duygular olursa, doğru ruh halini beklemenin kendisi işleri ertemelenin sinsi bir versiyonu haline gelir.Bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyorum maalesef. Keşke zor yoldan kendim keşfedeceğime, 20, 15 ya da 10 yıl önce biri bana bunu öğretse idi.

Eğer bir şeyler yapabilecek ruh hali gelene kadar beklerseniz, sıçarsınız. Bu tam olarak korkunç erteleme döngüsünün ortaya çıkmasını sağlayan şeydir.

İşleri erteleme döngüsü

Motivasyonu beklemenin temelinde, sadece yapmayı istediğimiz şeyleri yapmamız gerektiğini düşünen çocukça bir fantazi vardır. Bu nedenle de problemi şöyle tanımlarız : “Mantiki olarak yapmam gerektiğine karar verdiğim şeyleri yapacak havaya nasıl girerim?” YANLIŞ!

Doğru soru şudur : “Duygularımı takmadan, bilinçli olarak yapmaya karar verdiğim şeyleri, mızmızlanmadan nasıl yaparım?”

Demek istediğim, duygular ile hareketler arasındaki ilişkiyi kesin ve ne hissettiğinize aldırmadan sadece yapın! Ancak yaptıktan sonra iyi, enerji dolu ve istekli hissedeceksiniz.

Motivasyon yanlış bir yöntem. Bu yanlış çerçevenin, gelişmiş ülkelerde hızla yayılan “iç çamaşırlarıyla odada oturup bilgisayar ya da sikiyle oynama” salgın hastalığının sebebi olduğuna 100% eminim.

Motivasyona dayanmanın psikolojik problemleri de var.

Gerçek hayatta, gerçek dünyada insanların yapması gereken şeylerin çoğu, aklı başında hiç kimsenin büyük bir istekle yapmak isteyeceği şeyler değiller. “Motivasyon”, kendi başına hiçbir istek yaratma şansı olmayan işleri yapmak için büyük bir engel yaratır. Bu soruna kaytarmak haricindeki tek çözüm ise, insanlara istemeseler de yapmaya yönlendirmek. Bu korkunç görünen ama neyse ki aldatıcı bir ikilem.

Temelde ruh sıkıcı ve kasvetli bir aktiviteye büyük bir istek boca etmeye çalışmak, bir çeşit kendi kendine psikolojik zarar vermek ve gönüllü deliliktir. BU EXCEL DOSYALARINI DÜZENLEMEK İÇİN ÖYLE BÜYÜK BİR İSTEK DUYUYORUM Kİ, YILLIK MAAŞLARIN GELECEK YILLARDA DEĞERİNİ HESAPLAYACAK FORMÜLLERİ YAZMAK İÇİN SABIRSIZLANIYORUM. İŞİMİ ÇOK SEVİYORUM!!!!”

Orta şiddette manik depresif ruh halini kendi kendine dayatmanın optimal bir insan aktivitesi olduğunu düşünmüyorum. Bunun depresif episodlarla dengelenmesi kaçınılmaz zira insan beyni süresiz olarak zorlanmaya dayanamaz. Güvenlik vanaları açılacak, hormonal akşamdan kalmalar yaşanacaktır.

Başınıza gelebilecek en kötü şey, yanlış şeyi başarmaktır – geçici olarak. Daha üstün bir senaryo ise, ruh sağlığınızı korumaktır ama bu maalesef ahlaki bir problem olarak algılanır. “Yine de bütün gün kağıtları destelediğim işimi sevmiyorum, bende bir sorun olmalı.” “Hala pastayı salataya tercih ediyorum ve kilo veremiyorum. Ben zayıf biriyim.” “Motivasyon hakkında başka bir kitap almalıyım”. Saçmalık. Temel problem zaten bu sorunlara motivasyonun varlığı veya yokluğu çerçevesinde yaklaşmak. Cevap disiplin, motivasyon değil.

Motivasyonun bir problemi daha var : raf ömrü kısa ve sürekli yenilenmesi gerekli. Motivasyon, krank milini sürekli elle çevirmeye benzer. En fazla bir miktar enerji depolayabilir. Bazen başından ciddi bir zihinsel enerji depolamanın gerekli olduğu uç durumlar tabii ki var. Olimpik bir müsabakadan veya hapishaneden kaçmadan önce mesela. Ama bu, gündelik yaşam için kötü bir strateji.

Disiplin ise motor gibidir. Bir kere çalıştırıldı mı, sisteme sürekli enerji sağlar.

Verimliliğin ön koşulu olan bir ruh hali yoktur. Sürekli ve uzun vadeli sonuçlar için, disiplin motivasyona galip gelir, toz yutturur, nal toplatır, anasını siker.

Özetlersek, motivasyon bir şeyler yapacak gibi hissetmeye çalışmaktır. Disiplin ise yapmayı istemesen de yapmaktır. Yaptıktan sonra iyi hissedersin.

Disiplin bir sistemdir, motivasyon ise hedeflere benzer. Aralarında simetri vardır. Disiplin az çok kendi kendini besleyen ve sabit bir güçtür, motivasyon ise parlayıp sönen bir şey.

Peki nasıl disiplin kazanırız? Alışkanlıklar kazanarak – önce yönetebileceğiniz küçük alışkanlıklar, ne kadar göze görünmez olursa olsun kazanmak ve oradan kazanılan momentumu başka ve bir tık daha büyük bir alışkanlığa yatırarak olur. Azar azar rutininizde daha büyük, daha zor değişiklikler yaparsınız ve pozitif geribesleme döngüsü yaratırsınız.

Motivasyon, verimliliğe karşıdır. Aslolan disiplindir.

Devamı 2. bölümde : Disiplinin Pratiği – Bölüm 2 – Küçük ve aşamalı değişiklikler

Çeviri : Screw motivation, what you need is discipline.

Özdisiplin ve kendinize uyguladığınız “acı” kendinizi geliştimenizin en güçlü aracı.

Acı güzeldir. Sadece fiziksel acıdan bahsetmiyorum, o da bu işin parçası ama ben rahatınızı bozan herşeyden bahsediyorum.

Son 2 yıldır  farkediyorum ki acı gerçekten harika ve güçlü bir araç. Acı sayesinde, hayatımızı heykel gibi şekillendirebilir ve hem kendimizi hem de çevremizi kontrol edebiliriz. Gün boyunca kendinizi küçük zevklerden mahrum bırakarak, irade gücünüzü spor salonunda çalışarak kaslarınızı geliştirdiğiniz gibi geliştirebilirsiniz.

Hayır, o patates cipslerini bu sefer yemeyeceğim; paketi kapatıp uzağa koyacağım.
Hayır, duşa ılık su ile başlamayacağım; banyoyu başından sonuna buz gibi suyla yapacağım.
Hayır, yeni mesaj gelmişmi diye telefonumu açmayacağım; telefonumu cebimde bırakacağım.
Hayır, bacaklarım yorgun olsa da oturmayacağım; 5 dakika daha fazla ayakta kalacağım.
Hayır, yarın işe gitmeyeceğim için engel olmamasına rağmen bu partide içmeyeceğim. Ayık kalacağım.

Acı, acıdan doğal olarak kaçtığımız için güzel bir şey.  Kendimizi bilerek ve isteyerek küçük rahatsızlıklara maruz / zevklerden mahrum bıraktığımızda, doğal olarak hoşlanmadığımız bi şeyin üstüne gidiyoruz ve doğaüstü oluyoruz. Zevk dürtümüze hayır diyoruz. Hayvan beynimize, bilinçaltımıza, insanaltı dürtülerimize hayır diyoruz. Hayır, kendi hareketlerimi ben kontrol ederim, dürtülerim değil diyoruz.

•••

Varmaya çalıştığım yer şu : gün boyunca sırf “hareketlerimi ben kontrol ederimi” kendi kendine ispatlamak için küçük zevkleri reddederek, olağanüstü bir özgüven ve kontrol geliştirmeye başlarsınız. Sıradan gündelik yaşamınızın tüm küçük detaylarının kontrolünüz altında olduğunu farkettiğinizde, aynı kontrolü hayatınızın her alanına yayabileceğini farketmeye başlarsınız. İnsan kendi kaderinin yöneticisidir, ve bunu gerçekten takdir etmenin en iyi yolu acı yoldan yürümektir.

Bu yazıyı yazma sebebim, daha öncesine göre çok münzevi bir hayat yaşaman ve bunun harika bir şey olması. NoFap’ın (mastürbasyondan uzak durmak) sağladığı süper güçler aslında yeni keşfedilen kontrol hissinin ürünü.  Kendi hareketlerinizin sizin kontrolünde olduğuna gerçekten inanırsanız, bu kontrolün hayatınızın her alanında kurulabileceğini farkedersiniz.

Dölü salmamak değerli bir şey, şüphe yok. Ama samimi şekilde düşünüyorum ki NoFap’ın bu kadar kendine güven üretmesinin asıl sebebi kendi hayatınızı kontrol edebileceğiniz duygusu.

•••

Yani kendime şunu öğrettim : NoFap ile “süper güçler” kazandıktan sonra, neden aynı kontrolü her dürtüm üzerinde elde edemeyeyim ki? Bunu yaptım ve HA SİKTİR dedim. Aynı kontrolü diğer tüm dürtülere uyguladığımda, NoFap ile deneyimlediğim “süper güçler” 100 kat arttı.

Size söylüyorum arkadaşlar, bu harika bir şey. Kendi kaderimin 100% kontrolümde olduğunu biliyorum ve bunu 100% acıyı takdir etmeme ve yeni münzeviliğime bağlıyorum. Her fırsatta rahat olmayanı kabul etmenin ne kadar harika bir şey olduğunu anlatamam. Hayatımda hiç bu kadar olumlu ve kendi kaderimi ellerimde hissetmemiştim. Hiçbir zaman.

Ben bunun kendime istediğim şeyi yapabilirim mesajı vermek olduğunu düşünüyorum. Bunu yapmak için bir neden olmasa ve sırf yapabileceğim için yapmış olsam bile. Bu bana sürekli zevkli yolu seçmem gerektiğini ve başka şansım olmadığını söyleyen dürtülerime kocaman bir siktir git demek.

HAYIR. Burada patron benim. Ve ben daha az zevkli yolu seçiyorum. Çünkü, siktirin gidin dürtülerim. Siktir git hayvan beynim. Siktirin gidin içgüdülerim. Hayır, hiçbiriniz beni kontrol etmiyorsunuz.

•••

Uyarı:

Hiçbir şeklide kendine zarar vermeyi teşvik etmiyorum. Kendine zarar vermekten ve hatta kalıcı hasar bırakmaktan değil, geçici rahatsızlıklardan bahsediyorum. Bunların farkı büyük ve lütfen bu farkı ıskalayıp beni yanlış anlamayın.

Sanırım kendine zarar  verenler de hayatlarını kontrol etmeye çalışıyorlar ama maalesef yanlış yolu seçmişler.

Eminim çok daha az olsa da kendine zarar vermenin bir nedeni de mazoşizm. Ben acıdan zevk almıyorum. Bu yazının amacı acıyı acı olduğu için kutsamak değil.

Rahatsızlıkları hala rahatsız buluyorum. Emin olun rahat / zevkli şeyler yapmayı tercih ederdim. Ama daha önce belirttiğim gibi acının değeri tam da bu acıdan kaçınma / nefret etme duygusu.

•••

Kısacası, münzevi hayata girmeden önce insanın belli bir zihinsel seviyeye gelmesi lazım. Öncelikle, kendinizi geliştirmeye niyet etmelisiniz. Aynı zamanda kendi kontrolünüzü tamamen elinize almayı ve ruhunuzla bedeninizi uyumlu bir bütün haline getirmeyi niyet etmelisiniz. Ve son olarak da zevkten arınmış sürece olgunlaşmak için girmelisiniz.

Acı için acı çekmek değil büyümek için acı çekmek. Fark önemli. Eğer siz acının getireceği olgunlaşmadan değilde acının kendisinden hoşlanıyorsanız, mazoşistsiniz ve neden münzevi hayatı tercih ettiğinizi sorgulamalısınız.

EK (TRP Destekli Yorum):
İnsanların anlamadığı şu : özdisiplin pratiği ile zihnimize ve beynimize, hepimizin bağımlısı olduğumuz dopamin artışı olmadan da harekete geçmeyi öğretiyoruz. Dopamin beyninizin ödül hormonu ve abur cubur yediğinizde, uyuşturucu ve alkol aldığınızda, kumar oynadığınızda, porno izlediğinizde, seks yaptığınızda ve bilgisayar oyunu oynadığınızda salgılanır. Zor yolu ve özdisiplini seçtiğinizde kişi kısa vadeli dopamin vuruşları yerine uzun vadeli ödüller peşinde koşabilir. Bu, kişinin ilerlemesini ve gelişmesini sağlar. Biz abur cubura, video oyunlarına ve masturbasyona savaş açmadık. Biz beynimizdeki kısa vadeli zevk peşinde koşma mekanizmasına savaş açtık. Buda bunu 2,500 yıl önce bulmuş. Eğer zevk peşinde koşarsanız daha fazla acı ve ızdırap çekersiniz. Her türlü arzu eninde sonunda ızdıraba neden olur.

Kaynak : Self-discipline and self-induced suffering are you most powerful tools for self-improvement. Use pain to make yourself better.

Çevirenin Notu : TRP destekli yorumu yapan dopaminin rolünü benim bildiğim kadarıyla biraz yanlış tanımlamış ama bu mesajını etkilemiyor. Dopamin ödül (hedefe varma) değil doğru hedefte olma hormonu (bu nedenle bağımlılık hormonu diye de biliniyor) :

Sizin için, fareler ve diğer memeliler gibi, seks arzunuzu harekete geçiren şey dopamin adlı bir nörokimyasal. Dopamin beynin ödül devresi (reward circuit) ismi verilen bir kısmını ateşleyen bir kimyasal. Bu devre sizin arzu ve zevk hissettiğiniz ve aynı zamanda bir şeye bağımlı olduğunuz bölge.

Dopamin’in evrimsel görevi sizi genleriniz için iyi olan şeyi yapmaya itmek. Ne kadar çok dopamin salgılarsanız isteğiniz de o kadar şiddetli oluyor. Hiç dopamin yoksa, karşınızdaki şeyi / kişiyi tamamen es geçiyorsunuz. Çikolata, kremalı kek ve dondurma ile dopamin seviyesi tavan yaparen kereviz dopamin salgılatmayacaktır bile. Cinsel uyarı ise ödül devrenizde en çok dopamin salgılanması sağlayan doğal uyaran.

Dopamin’in göbek adı “bağımlılık molekülü” zira bağımlılık konusunda merkezi bir rolü var. Dopamin “zevk molekülü” olarak da bilinse de bu isim teknik olarak pek uygun değil aslında. Dopamin aslında tamamen ödül arama, tahmin ve isteme ile alakalı bir kimyasal. Dopamin uzun dönemli hedefler için potansiyel ödülü arama istek ve motivasyonu sağlıyor sadece. Bu konu tartışmalı olsa da, ödül ve zevk ise opioid denilen kimyasallar sayesinde.

Erkek olmanın zorlu yolu – Yürüme korkusu nasıl yenilir?

Bu yazı asktrp’de yürüme korkusu (approach anxiety) yaşayan birine cevap olarak başladı.

Karakter

Kırmızı hapa yeni başlayan erkeklerin yanlış anladığı şeyleden biri, kendi CPDlerini inşaa etme tavsiyemizin sadece yüksek CPD’nin faydaları ile alakalı olduğu. Yani birçok yeni başlayan bizim burada, kızlar şişen kaslarını ve parlak yeni arabalarını görerek artan CPDlerini takdir edecek diye, Mia Khalifa’ya attırmak veya saatlerce Netflix izlemek yerine ağırlık kaldırma ve çok çalışma öğrettiğimizi sanıyor.

Hepsi bu kadar değil. Bunları öğretiyoruz zira bu karakterinizi de inşaa eder. Karakteri olmayan bir erkek oğlan çocuğudur. Yeterince acı çekerek tam pişmediği, hayatını disiplin altına almadığı ve yeteri sayıda korkusuyla yüzleşmediği için kendine daha erkek diyemeyecek bir oğlan çocuğu. Bu ‘çocuk’ hayatında ‘anlam’ olmaması gerçeğiyle yüzleşmemek için, her geçen gün vurucu etkisi azalan kısa süreli zevkler peşinde koşarak kendini uyuşturan bir boşgezendir.

Bir erkek ve bir “oğlan çocuğunun” kadına yürüdüğünde farklı tepkiler almasının nedeni budur.

Çözüm :

Ağırlık kaldırın. CPD’nizi arttırın. Kırmızı hap kavramlarını içselleştirin. Olmakta olduğunuz ve henüz olduğunuz erkeğin farkında olun.

Kolay ve zevkli yolu seçmek yerine zor yolu seçtiğiniz zaman verdiğiniz tüm kararların sonucunda sadece CPDsi yüksek bir erkek değil, karakter sahibi bir erkek de olacaksınız.

Karakter, diğer tüm özelliklerinizin üzerinde yükseldiği temeldir. Burada çokça bahsettiğimiz iyi bir çerçeve, karakterin bir parçasıdır. Bolluk zihniyetini bu karakter içinde bulursunuz.

Gerçekleştirme

Çevrenize baktığınızda, çoğunlukla sıska ya da şişman, kadınları donlarının içinde ıslatma kavramından habersiz erkekler göreceksiniz. Sizin ağırlık altında kıçınız yırtılırken ve spor salonunda canınız çıkarken, siz bağımlılıklarınızı hayatınızdan atıp akademik ya da profesyonel hayatınızda yükselmek için deli gibi çalışırken, büyük insanların yazdıklarını okuyup korkularınızla yüzleşirken, rakiplerinizin hayatlarını League of Legends oynayarak ve Netflix izleyerek geçirmeyi seçtiğinin farkına varın. Onlar Oyunu bıraktılar ama siz çok kimsenin olmadığı bir şey oldunuz. Erkek oldunuz.

Eğer bunları yapmıyorsanız, kadınlara yürürken içinizden bir şey direnç gösteriyordur. Derinlerde o kızı almaya hakkınız olmadığını biliyorsunuz. Vücudunuz biliyor, beyniniz biliyor.

Hala erkek değilseniz ona yürümeyin, kızın size diyeceği, daha oğlan çocuğu olduğunuzdur. Geçen yılkı en büyük başarısı Diomand elo (LoL) kazanmak ve Stranger Things bölümlerini bir oturuşta izlemek olan bir oğlan çocuğunda ne gibi bir özellik olabilir ki?

Son Düşünceler

Zor yolu seçin ve bir dahaki sefer kız size IOI (Indication of Interest – İlgi Göstergesi) verdiğinde o kızla başedebilecek kapasitede olduğunuzu bilin. 200 kilo deadlift kaldıran adamsınız, 55 kiloluk aptal bir küçük kızla mı başa çıkamayacaksınız?

Sonuçta o kız, sizden başka herkesi kandırmayı başaran genç şıllığın teki. Siz onun sırrını biliyorsunuz. Rollo size onun dominant erkeklere olan hayranlığını, dr_warlock etkileşimde hissetmek istediği duyguları ve GayLubeOil ise kıçına şaplak atmanın tekniklerini öğretti.

İçinde bulunduğunuz ortamla ilgili bir şey söyleyin. Eğer IOI verdi ise size pozitif tepki verecektir. Kızı biraz tanıyın ve olayı kapatın. Bu kadar.

Çeviri : The Hard Path to becoming a Man – How to get through Approach Anxiety

Bir kadının çerçevesini dayatmasına izin vermeyin

Her etkileşimde bir kişinin değerlendirme ve yargılama yaptığı ve diğerinin ise memnun etmeyle uğraştığı bir çerçeve bulunur. Daha yüksek değerli kişi doğal olarak değerlendirme çerçevesine girerken, daha düşük değerli olan ise kendini ispat ve memnun etme çerçevesine girer. Birçok erkek bir kadınla iken, üzerinde pek fazla düşünmeden, etkileşimin o şekilde gelişimine izin vererek ast çerçeveye düşer.

Çocukluğumuzdan beridir bize, soruları cevaplamak öğretildi. Okulda, soruları doğru cevapladığımızda öğretmenlerimizce ödüllendirildik ve üniversitede bile sınıfa katılım üzerinden, profesörü konuya hakimiyetimizle etkileyerek not aldık. Sorun şu ki onaylanma ihtiyacımızı yetişkinlik dönemimize de taşıyoruz ve başkalarına davranışlarımızı ve düşüncelerimizi açıklayarak onların üzerimizde hakimiyet kurmalarına izin veriyoruz. Gerçekte birçok insan soru sorulduğunda cevaplamak için fazlaca istekli. Ama bunu yaparak ast çerçeveye düşmeyi kabul ediyorlar.

Örneğin, kadınların sıklıkla sorduğu bir soru da “ne iş yapıyorsun?”dur. Kadının bu sorusunu hızlıca cevaplayarak, otomatik olarak onun “kendini bana ispatla” çerçevesine girersiniz. Bu nedenle kitabım Bang’de, çekiciliğinizi inşaa ettiğiniz etkileşimin ilk zamanlarında, kadınları asla direk cevaplamamanız gerektiğini öğretiyorum. Daha iyisi, ona sizi değerlendirmekte olduğunu takmadığınızı gösteren şaka ile karışık bir cevaptır. Mantığa aykırı bir şekilde bu kadının size olan ilgisini arttırır, zira sizden önceki çoğu erkeğin hevesle yaptığı şeyi yapmayı reddettiğinize göre sizin değeriniz daha yüksek olmalıdır.

Bir başka örnek de patronunuz olmayan bir iş arkadaşınızın size “bunu neden bu şekilde yaptın?” diye sormasıdır. Bu durumda iş arkadaşınız, sizi kendinizi savunma durumuna sokarak daha üst bir çerçeve kurmaya çalışıyor. Onun çerçevesini reddeden cevap, ona bu işi neden böyle yapmayı tercih ettiğinizi açıklamamaktır. Size “nasıl yaptın?” sorusu sormadığı sürece. Nasıl sorusu onun ast çerçeveye girmesidir ki sizden bir şey öğrensin. Bunun yanında sizden niteliği ufak ufak artan iyilikler isteyen iş arkadaşları ile de karşılaşacaksınız.

Bir kadınla ilk defa seks yaptığınızda ve performansınız kötü olduğunda nasıl hissedersiniz? O an aşağı hissettiğiniz için, “gelecek sefer daha uzun olacak” ya da “o kadar içmemeliydim” gibi bir şey söyleyebilirsiniz. Bu sizi tatmin etmesi beklenen kişi haline sokar. Kadın muhtemelen sizi zayıf bir erkek olarak görecektir. Kendi değerine güveni olan erkek bir tane kötü cinsel deneyimde bozuntuya vermez, ya da en azından bu durumu açıklama / savunma gereği hissetmez.

Kendini herhangi bir şekilde açıklamaya çalışmak, çerçeveyi kaybetmenin en kolay yoludur. Bu sadece karşıdaki insan kendi ast çerçevesini defalarca gösterene kadar yapılmamalıdır. Örneğin bir kadın sizin önünüzde sürekli kendini kanıtlamaya çalışıyorsa, arada bir onu doyurmak için bir kemik atabilirsiniz. Ama bunu sadece istediğiniz için yapmalısınız ki kadın ilişkide temel bir güven duygusu hissedebilsin.

Önemli not : doğal alfa erkekler ast çerçevesini otomatik olarak reddetmeye meyillidir. İçgüdüleri kendilerini açıklamamalarını söylerler. Bu erkeklerin kendilerini yüksek değerde gördüklerinden çerçeveyi korumaları kendiliğinden olur. Eğer doğal bir alfa değilseniz, sizin bunu kadın size her soru sorduğunda ya da sizden bir şey istediğinde, size çerçeve dayatıp dayatmadığını düşünerek yapmanız gerekecek (“çantamı tutabilir misin?”). Eğer kadın size çerçevesini dayatmaya çalışıyor ise, sorusunu saptırmalısınız. Bir şaka yapın ya da “onayla-ve-abart” uygulayın ki etkileşimde üst taraf siz olasınız. Bunu yapmazsanız kadın yavaş yavaş gücünüzü emer ve sizi ya ilgi için ya da birkaç yıldır evli erkeklerin karılarında görüldüğü üzere avucuna almak için kullanır.

Bir kadından yüksek beklentilerinizin olduğu ama onun sizden çok az beklentisi olduğu bir noktaya gelmeye çalışmalısınız. Siz istediğiniz gibi davranırken o size uymalı. Bu ciddi miktarda öz değer gerektirir ama o değeri kazanana kadar sizden bir şeyler isteyenlerin çerçevesine girmeyerek bunu simul edebilirsiniz.

Çeviri : Don’t Let A Girl Assert Frame Over You

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun

Türkiye dibine kadar ataerkil, bir avuç zavallı feministe ne yükleniyorsunuz, siz asıl muhafazakarlara, sokakta adam dövenlere yüklenin diyen bik biklere gelsin :

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile kadının anlık bir tartışma sonucu en basit şikayetiyle, herhangi bir darp olmasa dahi erkek 6 ay süreyle evden uzaklaştırılabiliyor. Kanun kapsamında, en ufak şikayetle ilgili olarak dahi delil ve belge aranmaksızın erkek aleyhinde kararlar veriliyor. Erkeğin evden uzaklaştırılma süresi de kadının şikayeti sonrası darp olsun ya da olmasın erkeğin 1 aydan 6 aya kadar evden uzaklaştırılması öngörülüyor.

Şikayetçi olan kadının mahkemeye gitmesine bile gerek olmadan polisi araması dahi erkeğin uzaklaştırılması için yeterli. Kadının ‘bana sesini yükseltti’ demesi dahi yeterli bir sebep. Darp raporu gibi herhangi bir belge de aranmıyor ve erkeğe başvurulmadan karar veriliyor.

Avukat Ali Cahit Polat demiş ki : “Şu an yılda 120 bin ila 130 bin aralığında evden uzaklaştırılan baba modelleriyle karşılaşıyoruz. ‘Eve yeteri kadar bakmıyor’, ‘Bana sesini yükseltti’, ‘Evdeki ışığı kapatmadı’ gibi oldukça basit nedenlerle evler, 6 ay boyunca babasız kalıyor.”

Boşanma niyeti bulunan eş örneğin şiddete uğrama tehlikesi olmayan eş tarafından diğer eş aleyhine otomatik olarak alınan koruma kararı, eşlerin boşanma davasında haksız yere ‘şiddet uyguladığına dair delil’ olarak sunulabilmektedir.

Ne güzel ya. Betayla evlen sonra adamı sudan sebeple evden attır ama tabii ki tüm masraflarını adama ödet. Bir beyanın yeter. Böyle neo-marksist bir şeyin muhafazakar bir hükümetin burnunun dibinde gerçekleşmesi de ayrı bir ilginçlik.

Edit : Hukukçu okur Law Lord bu yukarıdaki yazılanlar için şu yorumu yapmış :

Bir hukukçu olarak şunu söyleyebilirim ki karşı tarafın kusuru daha fazla ise yoksulluk nafakası ödemezsiniz.(TMK m.175) Bunun yanında çocukların velayeti de yüzde doksan kadına verileceğinden iştirak nafakası ödemeniz gibi bir durum söz konusu olabilir.(TMK m.182) Çözümü aslında o kadar zor değil: kesinlikle çalışan kadınla evlenin. Her halükarda işiniz kolaylaşır. Yoksulluk nafakasını alan taraf bile olabilirsiniz. Ayrıca bu yazıdaki gibi kimse kimseyi ışığı kapatmadı diye evden attıramaz, külliyen saçmalık, dayanağı varsa esas-karar numarasını da ekleselermiş kanıt olarak. Böyle şeyler mümkün değil, korkmayın o kadar da. Medyada abartıldığı kadar da korkunç değil.

O yargıç sizin davanıza kadar yüzlerce olayı çözüme kavuşturmuş böyle aptalca kararlar ender görülür. Onları da temyizde çözersiniz. Önemli olan kusurlu taraf olmamanız.

Tabi bunların yanında öyle boşanma davaları görüyoruz ki şaşırmamak elde değil. Kendi kocasını arkadaşına ayarttırıp nafaka-tazminat alanlardan tutun, çocuğuna öğretip öz babasına taciz iftirası attıranlar…

Ama ne olursa olsun red pill camiası olarak kadına şiddetin karşısında olmalıyız, bunu meriç olmak ya da beta olmakla bir tutamayız. Bugün hukukun bazı üstün değerleri vardır. Bu değerlerden birisi de kişi varlığı değerlerinin her şartta dokunulmaz olmasıdır. Dolayısıyla hiç kimsenin bir başkasının vücut bütünlüğüne karşı yaptığı ihlal savunulamaz.

İki konuda kendisine katılıyorum. Eğer evlenecekseniz ÇALIŞAN KADIN İLE EVLENİN. Ve kadına vurmayın ve eğer kadın şiddet uyguluyorsa onunla aynı ortamdan hemen uzaklaşın. Bu klasik kadın döven azınlığa hitap etmiyorum. Açıkçası onlar yasayı hakediyorlar. Kadının psikolojik şiddet uyguladığı durumlardan bahsediyorum. Ben çevremde psikolojik şiddete meyilli kadınlar gördüm hatta 1:50 boyu ile 1:80 adama tekme yumruk girenine de rastladım. Adam tabii sünepeliğinden sineye çekmiyor bunu kadının niyetinin tokat yeyip zabıt tutturmak olduğunun farkında ve kadın 1 saat vursa adamda morluk olmaz. İlginçtir ki psikolojik şiddeti kullanan kadınlar gördüm ama bu kadar tahriğe rağmen daha kadına bir fiske vuran adam görmedim. Kendinden güçsüz birine vurmak etik değil hem de yasal olarak bir anda tüm kartları ona verirsiniz. Kadın size vururken parmağını kısa sizi aile içi şiddetinden içeri aldırır. Psikolojik şiddete meyilli bir kadınlaysanız, kadınım saldırılarını gizlice kayıt yapın ve tek fıske vurmadan veya söz etmeden çekip gidin. Boşanırken işinize yarar.

Bunun nasıl ülke yıkabilecek ölçekte bir tehlike olduğunu anlamak için birinci bölümünü çevirdiğimiz Erkek Düşmanlığı Balonu yazısının çeviri aşamasındaki ikinci bölümüne bakalım :

Cinsiyetler Arasındaki Anlaşma : Bekar bir erkeğin hayatta kalması için fazlaca bir şeye ihtiyacı yoktur. Çoğu bekar erkek yılın sadece 2 ayı çalışarak kendini rahatça geçindirebilir.  Bir erkeğin çok çalışarak çok daha fazlasını kazanma motivasyonu, rekabetin çok olduğu alanda kendine bir eş çekebilmek, bir evi geçindirebilmek ve birkaç çocuk sahibi olabilmek ve evli ve toplumun direği bir erkek olarak saygı görebilmektir.    Eskiden yüksek ekonomik potansiyel gösteren ve sosyal dokunun desteklediği genç bir erkek, kızın anne ve babasını etkileyerek kız ile evlenebilirdi. Bunun sonucunda erkek çok çalışmak zorunda kalırdı ve emeğinin karşılığının 80 -90%si  devlete, işverene ve ailesine giderdi ama karşılığında bir aile ve yüksek statü elde ederdi. Bu nedenle de kazancının çoğu başkalarına gitse de durumdan mutlu idi.

Dört Canavar Düdüğü bunu değiştirdi ve kadınların beta erkekleri tamamen görmezden gelerek, alfa erkeklerle evlenme şansları matematiksel olarak çok az olsa da alfa erkeklerin peşinde koşmalarına olanak sağladı. Sorumluluk sahibi ve üretken bir yaşam sürmeleri öğütlenen beta erkekler ise dolandırıldıklarını anladılar.

Sadece 20 yıl önceki sosyal kurallar altında başarı kazanan erkekler bugünün kurallarının ihanetine uğradılar. Bu da onların üretkenliğine ve becerilerine bağımlı olan toplumu desteklemeyi reddetmelerine yol açtı.Kadınlar kendilerini tüm geleneksel sorumluluklarından özgürleştirirken (komikdir ki bu onları eskiye göre daha mutsuz yaptı) erkeklerin tüm geleneksel rollerini harfiyen yerine getireceklerini sanıyorlardı. Özellikle de kadınlara kaynak veren ve onları koruyan rollerini. Belirtmeye gerek yok ki centilmenlik / şövalyelik doğalarının bir parçası olmasına rağmen erkekler, centilmenliğin karşılığında bir takdir gerektirdiğini ve kadınlardan bu takdirin gelmediğini hissedecekler.

Kocaların ve babaların rollerinin değersizleştirilmesinin ve yerlerine devletin geçmesinin sonucunun ne olacağını görmek için çok uzaklara bakmaya gerek yok. ABD siyah topluluğuna bakmak yeterli. Detroit’te ortalama ev fiyatları daha 2003’te 98,000 Dolar iken bugün sadece 14,000 Dolar. Otomotiv sektörü işleri.Detroit’i 2003’ten çok daha önce terk etti ve bu nedenle düşüş endüstrinin gitmesine bağlanamaz.  Baltimore, Oakland, Cleveland, ve Philadelphia gibi şehirler de çok daha iyi durumda değiller. Bunun beyazlarda olmayacağını düşünenler, İngiltere’nin alt tabakasına baksınlar.  Beyaz nüfusun alttaki yarısı siyahlarla aynı kadere mahkum. Los Angeles gibi şehirler de ‘Detroitleşebilir’.

Buna ek olarak insanlar toplumun fiziksel güvenliğini unutmuşa benziyorlar. Toplumun ve özellikle kadınların fiziksel güvenliği,tamamen ‘saldırgan’ erkek – ‘koruyucu’ erkek oranının belli bir seviyenin altında kalmasına bağlıdır. Daha çok erkek işgücünden dışlandıkça, suç bir alternatif haline gelir. En eğitimli erkek bile eğer ihanete uğradığını düşünürse şiddete başvurabilir. Batıdaki her toplu silahlı saldırı ve hatta terör teşebbüsü eğitimli ve iyi iş potansiyeli olmasına rağmen sevgisiz kalan erkeklerce yapıldı.

Profesyonel işi olan erkekler hemen hiçbir zaman suça bulaşmasalar da, saldırıya uğrayan bir kadına yardım etmemeyi tercih edebilirler. Birçok erkek basitçe kurtarıcı olmak istemeyecekler ve bu erkek düşmanlığı tarafından horlanan polisleri de kapsayabilir. Güvenlik oksijen gibidir – sadece kalmadığı zaman farkedilir. Büyük miktarda umursamayan erkek yaratarak kadınlar çok şey kaybedecekler.

Ataerkil sistem çalışır zira erkek ve kadınların güçlerinin birbirlerini tamamlayarak işbirliği yapmalarını sağlar. ‘Feminizm’ ise kadınları, eninde sonunda en dayanıklı betadaki şövalyeliği bile yok edebilecek kadında ahlaksız davranışlara teşvik ederek, iki cinsiyeti de çürütür. Bekar anneliğin teşvik edilmesi sır değil. Daha az görüneni ise bekar kız kuruluğunun da sürdürülemez ve karşılıksız yollarla teşvik edildiği. Erkek düşmanı bir topluma doğal çözüm, bu toplumun düşürülüp ele geçirilmesidir.

Erkek Düşmanlığı Balonu (The Misandry Bubble) – Bölüm 1 – Kültürel Kriz

Imran Khan

Neden Amerikan toplumu geriliyor görünüyor? Neden adalet ve edep çöküşte? Gerçek temel nedenin anlaşılması zor olsa da, neden toplumun büyük çoğunluğu karşı olsa da bayağılık ve tiranlık yükselişte? Ya sürdürülemez sağlık sistemi ve sosyal güvenlik masraflarından, artmayan maaşlara ve yükselen suç oranlarına; dökülen altyapı ve matastazda olan sosyalizmden, Detroit, Cleveland, Pittsburgh ve Baltimore gibi düşüşte olan ana Amerikan şehirlerine kadar tüm problemler, her tarafa sinen ama ulusal diyalogdan ve aslında bütün Batı Dünyasının diyalog alanından kendini saklayan ortak bir temel nedenden kaynaklanıyor ise? Bugün, 201Xli yılların ilk gününde, size bütün bunların nedenini anlatacağım. Böylece de önümüzdeki 10 yılda Amerika Birleşik Devletleri’nin en önde gelen problemi ile ilgili ulusal tartışmayı da tetikliyeyeceğim. Bu problem bizim boğuşuyor göründüğümüz diğer birçok problemin de temel nedeni. Az sonra okuyacaklarınız, 1997 yılında birinin çıkıp 2001 – 2009 arasındaki Terör ile Savaş (War on Terror) dönemine hakim olan güçleri oldukça detaylı bir şekilde anlatmasına denk geliyor.

Bu çok uzun bir yazı, The Futurist’te şimdiye kadar yazılan en uzun yazı. Gelecek 10 yılın sosyal, politik ve cinsel çatışmaları hakkında bir rehber olduğu için, bir oturuşta okunması için değil de destekleyen bağlantıları ile birlikte uzun bir sürede yavaş yavaş sindirilmek üzere yazıldı. Bu 10 yılın ayları ve yılları geçtikçe, bu yazı kehanet gibi görünmeye başlayacak.

İdari Özet : Batı Dünyası sessiz bir şekilde, kadın erkek ilişkilerinin zehirlendiği, devlet güçlerinin, başka türlü aslında iyi kadınların ailelerine büyük zarar vermesi pahasına çeşitli şekillerde teşvik edilmesi ile, erkeklerden kadınlara zorla kaynak transferi yaptığı, erkek doğasının kötülenirken kadın doğasının kutsandığı bir uygarlığa dönüştü.  Bu, her iki cinsiyet için de adil değil ve aynı zamanda sonuçları erkeklerin değil de, 2020 gibi yakın bir zamandan itibaren gelecekteki masum kadın nesillerinin omzuna yüklenecek, hızlı bir uygarlık gerilemesi ve çöküşü için bir reçete.

Şimdi, bu yazının temel aksiyomu, kadın ve erkeklerin değişik önceliklere sahip ve değişik alanlarda güçlü ve zayıf olsalar da, eşit şekilde değerli olduğudur. Bir toplum, kadın ve erkeklerin birbirleri ile çatışmak yerine birbirlerini tamamlayan rollere sahip olduğunda en güçlü zamanını yaşar. Üstelik, bir cinsiyet (hangisi olduğu farketmez) kötü muamele gördüğünde, diğeri de birçok hakkından mahrum edilir. Bu aksiyoma katılmıyorsanız, buradan ötesini okumak istemeyebilirsiniz.

Kültürel Kriz

Kadınların Baskı Altında Olduğu Miti : Bütün istatistiki ve mantıki delillere karşın bir insana baskı altında olduğunu söylediğiniz zaman, o insanda cesaretsizlik ve kızgınlık yaratarak ona zarar verirsiniz. Bu tehlikeli etki, gereksizce empoze edilen birçok kadın mutsuzluğunun ve dayanaksız bir şekilde erkeklerden öç alınmasının temelidir.

Hepimize, kadınların insanlık tarihi boyunca sözümona nasıl baskı altında tutulduğu, ve bu baskının aynı seviyede zorluklarla karşılaşmayan sıradan erkeklerce nasıl yaygın, sistemli ve teşvik edilen bir şey olduğu öğretildi. Bu, gerçekte tamamen yanlış bir anlatı. Ortalama erkek savaş meydanlarında, denizlerde ve madenlerde ölüme zorlanırken, çoğu kadın evinde kalıp çocuklarına bakıyor ve ev işleri yapıyordu. Erkek hayatta kalma beklentisi her zaman kadınlara göre ciddi oranda düşüktü ve hala da öyle.

Modern devirden önce savaş insan toplumunun sürekli devam eden bir parçası idi. İki kabile ya da krallık ne zaman savaşsa, kaybeden tarafın savaşabilecek yaştaki erkekleri yok edilirdi ama kadınlar işgal eden toplumun içinde asimile edilirdiler. Tamam, cariye ya da hizmetçi olmak oldukça talihsiz bir kader ama erkekler gibi savaş meydanında boğazlanmak kadar kötü bir kader değil. Benimle hemfikir olmayanlara soruyorum, kadınların boğazlanması ve erkeklerin asimile olmasını mı tercih ederdiniz?

Bu anlatının önemli bir kısmı, “feministlerin” ortalama bir kadının kötü durumunu, ortalama erkeklerle değil de en tepedeki erkeklerle (monarşi ve aristokrasi) karşılaştırmalarından kaynaklanıyor.Buna apex fallacy (doruk yanılgısı) denir, kazara ya da bilinçli bir şekilde de olsa gerçekliği tamamen yanlış temsil eder. Ortalama bir kadının durumunu ortalama bir erkeğin durumu ile karşılaştırmak için (burada anahtar kelime ‘ortalama’), en fakir ülkelerdeki en fakir köylülerin hayatlarına bakmanız yeterli. Hem kadınlar hem de erkekler ağır işler yapmak zorundalar, yeteri kadar yemek ve elbiseleri yok ve yaşadıkları durumdan yukarı çıkma yolları oldukça kısıtlı.

Oy verme hakkı gibi cımbızla seçilmiş anektodlarda ise unutmayın ki çoğu yer ve zamanda erkekler de oy veremiyorlardı. Aslına bakarsanız, tüm yüzyıllardan tüm ulus devletleri karşılaştırırsanız, tüm hepsinde kadın ve erkeklerin aynı oy verme (ya da verememe) hakkına sahip olduğunu görürsünüz. Bugün bile, 200 adet devlet içinde, kadın ve erkeklerin oy verme hakkının farklı olduğu tek devlet yoktur. Kadınların erkeklere verilen haklardan mahrum olduğu iddiası, tarihi durumun sadece yüzde 1’inde olan bir şeydir.

Bu, kadın sünneti gibi kadınlara yönelik barbarlıkları göz ardı etmek demek değil; bu tür şeyler hep varoldular ve hala varlar. Ama erkekler de aynı şiddette barbarlıklara maruz bırakıldılar. Bu hiçbir şekilde gündeme gelmiyor. Aslında, bir erkeğin cinsel organı bir kadın tarafından kesildiğinde, başka bazı kadınlar bunu komik bulabiliyorlar ve bunu da açık açık gururla söylemekten de çekinmiyorlar.

Yaşayan bir grubun yüzyıl önce, artık hayatta olmayan insanlara yapılan barbarlığın tazminatını almaya çalışıyor olması zaten hatalı. Ama bu baskının kurgu olması işi daha da kötüleştiriyor. Kadınların erkekler tarafından baskı altına alındığı anlatısı reddedilmeli ve oldukça seçici ve tarihi olarak yanlış bir anlatı olduğu için kabul edilmemeli. Aslında, bu mit tarihi bir baskının değil, iki cinsiyetin şikayet etmeye yatkınlığı arasındaki farkın bir örneği.

Eğlence Dünyasındaki Maskülinite Boşluğu : Aşağıdaki eğlence dünyası figürlerine bir bakın. Bu kişiler ancak 30 yaş üstünde iseniz size tanıdık gelecektir.Bütün bu kişiler 80lerde çok meşhurdu ve bazıları o 10 yılın iki tarafında da varlardı. Hepsi birbirlerinden açıkça farklı tiplerdi. Ama aralarında ortak bir nokta var – Hollywood bugün bu adamlara denk çok çok az karakter üretiyor.

Bir zamanlar dizi ve film erkekleri

Bu karakterle çeşitli idi ve mükemmellikten uzaklardı ama hepsi maskülinitenin birer örneği idiler. Hepsi başka arketipleri temsil ediyorlardı, aile babasından lidere, çapkınlardan, maceracı gezginlere ve koruyucu erkeklere. Hepsi farklı olmaktan çok aynı idi. Zamanın erkek çocuklarına rol modelleri idiler ki çoğunlukla aynı erkek çocuğa birden fazla karakter rol modeli idi. Bill Cosby ve Mr. T gibi birbirinden çok farklı karakterlerin hayran kitlesi büyük oranda kesişirdi. Aynı şekilde Jean-Luc Picard ve maço erkek Randy Savage karakterlerinin hayran kitlesinin kesiştiği gibi.

Bu noktada, modern eğlence dünyasındaki gururlu ve rol modeli maskülin erkek kıtlığı daha açıkça göründüğü için, içinizde çoktan uçup gitmiş bir zamana ağıt yakan bir boşluk hissediyor olabilirsiniz. 80lerden önce ,başka çeşit bir maskülinite vardı ama bugün, maskülinite dikkat çekici bir şekilde yok. Erkeklere ya mayfa tipli kokuşmuşlar ya da efemine androjenler gösteriliyor. Star Trek ve A-Takımı filmlerin devamları ya da Rocky ve Indiana Jones gibi serilerin son filmleri yapılmıyor değil. Ama yeni karakterler neredeler? Boşluk neden sadece nostalji ile dolduruluyor? Jack Bauer gibi tek tük örnekler, maskülinitenin temizlenmesi gibi daha büyük bir trende karşı yeterli bir karşı çıkış değil.

Modern eğlence dünyasında iş adamları kötü adamlar olarak gösterilirken kocalar ise hiç hata yapmayan, güçlü karılarının parmağının ucunda olan salaklar olarak resmediliyorlar. Oprah Winfrey’in platformu her zaman yanlış yapan kadınlara sempati yağmuru sağlarken, büyük adaletsizliklere uğrayan erkeklere değinilmiyor bile. Kadınların aynı çıktı ve aynı iş için erkeklerden daha az para kazandığı gibi absürt şekilde yanlış feminist mitleri ya da aldatma ve aile içi şiddet sadece erkeklerin yaptığı bir şeymiş gibi gösterilmesi sitcom diyaloglarına ve hukuk dramalarına bile iliştiriliyor.

Bütün bunlar kadınlara erkeklere saygısız olmayı, karılara kocalarına tepeden bakmayı, kızlara babalarının önemini es geçmeyi öğretiyor ve sonuçta da bekar annelik (tabii ki vergi verenlerin parasıyla) normalleştiriliyor. Çoğu bekar annenin kurban değil de erkeklerin kucağından kucağına atlarken umarsızca hamile kalan kadınlar olmasına rağmen. Bu ise, artan sayıda genç erkeğin babasız büyümesine ve doğal erkek davranışlarının yanlış, feminizasyonun normal olduğunu öğrenmesine neden oluyor. Bu aynı zamanda, medyanın bekar anneliği ve “cougarlığı” (genç erkek avcısı yaşlı kadın) oldukları gibi kötü değil de normal göstermesinin de etkisiyle,  kadınların cinsel pazarın gerçekleri konusunda kendilerini kandırmalarına neden oluyor.

Kadın ve Erkeklerin İlkel İç Güdüleri : Genetik araştırmalar gösteriyor ki, modern zamanlardan önce, kadınların yüzde 80’i çoğalabilmiş iken erkeklerin sadece yüzde 40’ı çoğalabilmiş. Bundan çıkarılacak en bariz sonuç, en tepedeki erkeklerin birden fazla kadını varken, alttaki yüzde 60’ın hiçbir çiftleşme şansı yoktu. Kadınlar açıkça tepedeki erkeği birden fazla kadınla paylaşmaktan gocunmadılar ve ‘alfa’nın dört karısından biri olmayı, ‘beta’nın hiç bölünmeyen ilgisine tercih ettiler. Kadınlar için çekiciliklerine göre erkeklerin en tepe yüzde 20’sindeki erkekleri, ‘alfa’ erkek olarak tanımlayalım ve ortadaki yüzde 60’a da ‘beta’ erkek diyelim. Dipteki yüzde 20’nin ise bu konuda bir fonksiyonu yok.

Goriller, şempanzeler ve ilkel insan kabileleri üzerindeki araştırmalar gösteriyor ki erkek, önüne gelenle yatan ve çok eşli cinsiyet. Bu, modern okuyucu için süpriz değil. Ama aynı araştırmalar gösteriyor ki, kadınlar tek eşli değil de hipergamikler. Başka deyişle, bir kadın belli bir zamanda tek bir erkeğe çekilmiş olsa da, değişik erkeklerin statü ve servetleri dalgalandıkça, kadının ilgisi düşüşteki erkekten yükselmekte olan erkeğe kayabilir. Alfa erkek saflarında devir (saflardan düşme – saflara girme) çok fazla ve kadınlar da bunun şiddetli bir şekilde farkındalar.

Bu nedenle kadınlar tek eşli ilişkiye ilk girmek isteyen olmalarına rağmen ilişkiden ilk çıkmak isteyenlerdir. Bu doğru ya da yanlış değil, tamamen doğal. Yanlış olan, kadınları evliliği bozduğu için utandıran geleneksel baskılar tamamen kalkmış iken, bir erkeği sosyal ve kültürel baskı ile, utandırarak, ‘bağlanmaktan korkmakla’ suçlayarak ya da ‘Peter Pan Kompleksi’ gibi uyduruk şeylerle evlenmeye zorlamaktır. Boşanmaların yüzde 90’ı kadınlar tarafından başlatılmasına rağmen. Dahası, bir kadın bağlılığı yokettiğinde, çocuklar büyük zarar görürler ve kadın şimdi ve gelecekte terk ettiği erkekten para talep eder. Evlenmeyi reddeden bir erkek ne masum küçüklere zarar veriyor ne de yıllarca bir kadına para ödemek zorunda kalıyor. Bu absürt çifte standardın, topluma gözle görünmeyen ama büyük zararları var.

‘Beta’ erkekleri, kendilerini idare edecek kadarından çok daha fazlasını üretmeye teşvik etmek ve aynı zamanda kadınların hipergami dürtüsünü kontrol altında tutarak çocukların biyolojik babalarından kopmamasını sağlamak için, tüm ana dinler, iki cinsiyetin birbirleri ile yapıcı bir şekilde beraber olmasını zorlayan ve ilkel dürtüleri cezalandıran bir kurum inşaa etmişlerdir. Bu kurumun adı “evlilik”tir.  Tek eşli evliliği dayatan toplumlar, tüm beta erkeklerin eş sahibi olmasını garantileyerek, modern zaman öncesi üretken olmak için hiçbir motivasyonları olmayan bu erkekleri üretken olmaya teşvik etmişlerdir. Bunun karşılığında da kadınlar kendilerine kaynak sağlayacak, koruyacak bir erkek ve çoğunlukla yoksulluğa mahkum evlenmemiş kadınlardan daha yüksek sosyal statü kazanırlar. Bütün bir insan nüfusuna uygulandığında, bu sisteme “uygarlık” denir.

Bu formülü çok az sapma ile uygulayan bütün toplumlar büyük başarılar gösterip yüzyıllarca ayakta kaldılar. Tek eşli ilişkinin çeşitli insan topluluklarında nasıl benzer doğaya sahip oldukarı  oldukça çarpıcı bir gerçek. Bu formülden sapan toplumlar, hızlıca yokedildiler. Cinsler arasındaki bu ‘anlaşma’ beta erkekler, 35 yaşının üstündeki kadınlar ve çocuklar için oldukça avantajlı olsa da, alfa erkeklerin ve 35 yaş altı kadınların (ilkine göre sayıca çok az bir topluluk) aktivitelerini sınırlandırdı. Bunun tersi olan uygarlık öncesi toplumda, alfa erkeklerin 3 ya da daha fazla kadını kapatması, yaşlananı atıp daha gencini alması ve bu arada beta erkek yığınlarının az sayıda arta kalan / yaşlı kadın için birbirini yemesi oldukça kaotik ve istikrarsızdı. Beta erkekleri saldırgan ve üretimsiz bırakan bu sistemde, alfa erkekleri tarafından çöpe atılan anneleri de ser sefil bir hayata mahkum ediyordu. Sonuç olarak, geleneksel uygarlık kontrollerini kaldırırsanız, erkeklere ve kadınlara ne olur?

4 Canavar Düdüğü : Birbiri ile alakasız dört güç, erkek ve kadınların biyolojik realiteleri üzerine inşaa edilmiş olan uygarlığın dengelerini, aynı anda sallamaya başladılar. Başkaları da 4 alarm konseptini daha önce yazdı ama ben 4 Canavar Düdüğünün biraz değişik bir versiyonunu seçeceğim :

1) Kolay Doğum Kontrolü (prezervatif, doğum kontrol hapı ve kürtaj) : Geçmişte, çok çok az kadının birden fazla cinsel partneri olurdu zira evlenmeden çocuk sahibi olmak bir kadını sefalete ve toplum tarafından dışlanmaya iterdi. Doğum kontrol yöntemleri, kadınları hipergami dürtülerini yaşayabilmelerini imkanlı kıldı.

2) Kusura dayanmayan boşanma, mal paylaşımı ve nafaka : Geçmişte, kocasından ayrılmak isteyen kadın, kocasının kusurunu kanıtlamak zorunda idi. Bugün yasalar değişte ve kadınlar kocalarını herhangi bir neden göstermeden boşayabiliyorlar ama aynı zamanda onlardan yıllarca nafaka almaya hak kazanıyorlar. Bu, yıkımı teşvik ediyor zira kadınların kendi sorumsuz davranışlarının bedelini erkeklere ve çocuklara yıkmalarına olanak sağlıyor.

3) Kadınların ekonomik bağımsızlığı : Feministler her ne kadar bunun kendi yoğun çalışmaları sayesinde olduğunu iddia ederlerse etsinler, kadınları ev işlerinden özgürleşip onları iş gücüne girebilir hale getiren asıl güçler elektrikli süpürge, çamaşır makinesi, fırın gibi icatlar. Bu icatlar, eskiden koca birgün alan işleri bir saat veya altı bir süreye sıkıştırdı. İşgücü arz fazlası maaşları düşürüp yeni tüketiciler yaratırken, kadınların işgücüne katılımına karşı tek bir organize erkek direnişi bile olmadı (Çin’de vergiler, kadın verimliliğini arttıracak şekilde toplandı). Ama kadınların evlenmesi için önemli nedenlerden biri olan finansal destek, eskisi gibi gerekli olmamaya başladı.

Kadınların işgücüne katılımı bir toplum için genellikle olumlu bir gelişme ve bu eğer eski toprak feministlerin gerçekten hedeflediği gibi tamamen hakediş üzerin ise bunu ilk övecek kişi de benim. Ne yazık ki, bunun şu an büyük kısmı, erkeklerden kadınlara kaynak transferi dayatan yozlaşmış politik lobi.

4) Kadın-merkezli sosyal mühendislik : Kadın yanlısı boşanma kanunlarının üstünde ve ötesinde olan diğer devlet müdahalaleri : bekar anneliğin sübvanse edilmesi, kadınlara yönelik şiddeti kriminalize ederken aynı oranda olmasına rağmen kadın şiddetine maruz kalan erkekler için hiçbir şey yapmayan yasalar ve kadınlara erkeklere istedikleri suçlamayı yaparken erkeklere hemen hemen hiç savunma hakkı vermeyen cinsel taciz yasaları.

Bu dört kuvvet kadınlara, daha önce eşi benzeri görülmeyen bir güç verdi. Teknoloji kadınlara istedikleri kariyere sahip olma ve önüne gelenle yatma şansı verdi. Feminist yasalar, kadınları kendi hatalarının sonuçlarından koruma konusunda çok iyi iş çıkardılar. Kadınlar bugün alfa erkeklerin peşinde koşup bunun masraflarını karşılığında birşey vermeden betalara ödetebilecekleri hipergami ütopyasına hiç olmadıkları kadar yakınlar. Kadınları geleneksel sorumluluklarından özgürleştiren bütün yeni özgürlüklere rağmen, erkeklerin hala geleneksel sorumluluklarına bağlı kalması bekleniyor.

Evlilik 2.0 : Batı toplumlarından Ortadoğu ve Asya’ya tüm çalışan toplumlarda evlilik, toplumun temel direklerinden biri olarak kabul edilir. Evlilik toplumun sağlıklı işleyişi için bu kadar önemli ise, Batı şu an intihar yolunda ilerliyor.

Daha önce, evliliğin neden varolduğuna değindik ama evlilik kurumunu devam ettiren ve amaçlarına uygun işleyişini sağlayan faktörler de aynı şekilde önemli. Daha çok uzak olmayan bir geçmişe kadar evlilik kurumunun çalışıyor olma sebepleri şunlardı :

1) İnsanlar 20 yaşında evleniyor ve 50 yaşında ölüyordu. İnsanlar evlendiklerinde bakirdiler ve kadınlar 20li yaşlarını 3 ya da daha fazla çocuğa bakarak geçiriyorlardı. Kadınlar güzelliklerini evliliğin ilk 15 yılında koruyorlardı ve bugünün abur cuburu olmadığı için ince kalabiliyorlardı. Bu konsept, günümüzün 10+ cinsel partnerden sonra 34 yaşında evlenen ve evlenir evlenmez şişmanlık kıyameti diyebileceğimiz bir olayla kozasından pörtleyen modern şehirli kadını konseptinden oldukça farklı.

2) Genç erkeklerin 10 – 20%sinin savaş meydanlarında ya da tehlikeli işlerde çalışırken ölmesi normaldi. Bu nedenle 20 – 40 yaş grubunda her zaman erkeklerden çok daha fazla kadın vardı ve bu nedenle de her kadın evlenemiyordu. Dullar çok göz önünde, yoksulluk ve suç kurbanı olmaya yatkın idiler. Bu nedenle, eli ayağı tutan bir erkekle evlenebilen bir kadınlar, evlenemeyen ve hayatta kalmak için zor şartlarda çalışan kadınlara göre ne kadar şanslı olduklarını bilirlerdi ve bu nedenle de evliliklerine saygı gösterirlerdi.

3) Doğum kontrol yöntemlerinin icadından önce, kadının önüne gelenle yatması çok büyük bir hamilelik riski ve sonucunda yoksulluk ve düşük sosyal statü tehlikesi taşıyordu. Bir kadının, kendisi de düşük sosyal statülü bir meslek olan fahişelik yapmadığı sürece hayat boyu 2 – 3 cinsel partnerden fazlasına sahip olması neredeyse imkansız idi.

4) Boşanma kadın için hem sosyal dışlanma hem de finansal kayıp demekti. Kadının boşanma sonrası yeniden evlenme şansı çok düşüktü. Dinsel kurumlar, kabileler ve daha geniş sosyal güçler, kadınların evliliklerine bağlı kalmalarını sağlayan baskı unsurları idiler ve sırf sıkıldığı için boşanmak görülmemiş bir şey idi.

Bugün ise tüm bu faktörler ortadan kalkmış durumda. Bu kısmen iyi güçlerin (ekonomik gelişme ve beta erkekler tarafından icat edilen teknolojiler) ama kısmen de topluma ciddi zarar veren yapay şemaların sonucu.

Bir kere evliliğin kendisi sadece yakın akraba ve arkadaşların katıldığı resmi bir merasim olmaktan çıkıp kadının zevki için talihsiz erkek tarafından finanse edilen bir gösterişli tüketim fantasizine dönüşmüş vaziyette. Evlilik yüzüğünün kendisi sülale içinde nesilden nesile aktarılan bir aile yadigarı iken bugün gelin bir kataloğa bakıp, erkeğin iki aylık maaşını bırakarak alması beklenen bir şey. Kadının bir şekilde evliliğe ikna edilmesi için şımartılması gerektiği varsayımının kendisi, biyolojik gerçekliklerden kaynaklanan yüzyılların geleneğinin tam karşıtı ve Amerikan erkeklerinin nasıl birer zayıf sünepeye dönüştüklerinin kanıtı. Bazı Doğu kültürlerinde, bugün bile gelinin babasının düğün masraflarını ödemesi ve tüm düğün altınlarının gelinin ailesi tarafından damadın ailesine verilmesi geleneği var. Bunun sebebi, damadın ailesinin gelinin son anda düğünden vazgeçmesi ya da evde ilk stresi görünce kaçması (yine yaygın bir kadın tepkisi) gibi olabilecek sorumsuz davranışlarına karşı güvenlik senedi olması. Hindistan kültürünün neden erkekleri değil de kadınları bu kadar baskı altında tuttuğunu merak edenlere : bazı topluluklarda erkekleri baskı altında tutmak denendi ama bu toplumlar hızla yokolup unutuldular.  Bir uygarlığın hayatta kalabilmesi için evliliğin erkek için cazibeli bir şey haline getirilmesi gerektiği gerçekliğinden kaçış yok. Bazı durumlarda kadına yönelik şantaj ve şiddet oldu tabii ki. Ama son tahlilde, bu gelenekler insan davranışının gerçeklikleri gözlemlenerek oluşturulmuş yapılar. Hindistan uygarlığı 5,000 sene, akla gelebilecek tüm saldırılara rağmen, bu gelenekler sayesinde hayatta kaldı. Daha yakın zamana kadar Hristiyan dünyası da, bireylerin davranışlarını yıkıcı eylemlerden uzak tutacak, bunların dengi mekanizmalara sahipti. Fakat, eğer evlilik gelinin canavarlaşan narsisizminin karnavalı haline gelirse, boşanma mekanizmaları daha fazla felaket halini alır.

Bir şirket ile çalışanı arasındaki kontrat, her ikisi tarafından da isteğe bağlı olarak her an iptal edilebilir. Ama birkaç haftalık tazminat yerine, işverenin işçiye yasal olarak 20 sene boyunca maaş ödemek zorunda bırakıldığını düşünün. İşverenin ne yapıp yapmadığından bağımsız olarak, CEO için hayat boyu bir mahkumiyet. Bunun üstüne bir de işçinin en küçük tatminsizlikte, bu şekilde işten ayrılmasının teşvik edildiği bir kültür düşünün. Böyle bir iş modeli hayatta kalabilir mi? Kim böyle bir durumda patron olmak ister? İşçi çalıştırmak bu kadar riskli iken işyeri bu şartlarda faaliyete geçip değer üretebilir mi? Okumaya devam ederken bu soruları aklınızda tutun.

Neden boşanmaların 70 – 90%si kadın tarafından başlatılıyor (kadınlar boşanmaların yüzde 70ini başlatıyor iken diğer yüzde 20’de erkeğin kadının aldatması veya şiddet uygulaması nedeniyle başlattığı boşanmalar)? Kadınlar her zaman hipergamik oldular ve çoğu da her zaman arzu duymadıkları beta erkekler ile evlilerdi. Ne değişti de bu boşanma oranlarına ulaştık?

Boşanma avukatları, diğer profesyoneller gibi, işleri için iyi şartların peşinde koşacaklardır. Avukatı örneğin mühendisten ya da satışçıdan farklı kılan ise a) seçmenleri ve anayasayı es geçerek sistemi değiştirmek ve daha fazla para kazanmak için nasıl lobi yapacaklarını bilmeleri ve b) onların çıkarına olan şeylerin genel olarak toplum örgüsüne, özellikle çocuklara çok zararlı olması. Erkeklerin yüzde 90ının yokedilmesi gerektiğini açıkça ifade eden kin dolu “feministler” ile kol kola girdiklerinde ise sonuç felaket olur.

Kusura dayanmayan boşanma konsepti kendi başına adaletsiz olmayabilir. Mal paylaşımı ve nafaka da kocanın ciddi suçlu olduğu durumlarda adaletli olabilir. Ama kusura dayanmayan boşanma ve mal paylaşımı / nafaka konseptlerini birleştirdiğinizde, insafsızca suistimale açık, oldukça adaletsiz bir ucube elde edersiniz. Kadının (hiçbir sebep olmamasına rağmen) canının istediği zaman boşanması ve erkeğin boşanmak istememesine rağmen yine de kadına yıllarca nafaka ödemesi adaletsizliktir ve hiçbir ileri demokraside olmaması gereken bir şeydir. Aslında erkekler kadın aldatsa bile kadına nafaka ödemek zorunda kalıyorlar hatta muhtemelen kadının psikiyatri masraflarını bile karşılıyorlar. Feministlerin kadınların boşanma sürecinde acı çektiklerine dair ortaya attıkları düzmece iddialar, kadının boşanmayı başlatan kişi olduğu gerçeğini perdelemek için varlar.  Nafaka savunucuları, boşanmak isteyen kadının hayat standartlarının düşmemesi gerektiğinde ısrar ediyorlar ama nedense koca boşanmak istememiş bile olsa boşanma sonrası erkeğin hayat standartlarının düşmesi kabul edilebilir bir şey. Kadınların kusura dayalı olmayan boşanmada nafaka hakettiğini söylemenin, kadın – erkek eşitliği söylemine karşı olduğunu söyleyeceğim. Bir kadın eşitlik iddia ederken aynı zamanda nafakayı nasıl hakeder? Nadir durumlarda yüksek maaşlı kadınların eski kocalarına nafaka ödemesi mümkün ama bu sadece 4% ve 96% erkek nafaka ödüyor. Fakat gerçekte işler bundan da kötü, çok daha kötü.

Kadın sırf canı sıkıldı diye boşansa bile, çocukların velayeti kadına veriliyor. Bu durum, kadın ve erkeklerin eşitliği istediklerini iddia eden feministlerin ikiyüzlülüğünü ortaya koyuyor. Dahası erkeğin gerçekte gerekli olandan çok daha yüksek hesaplanan iştirak nafakası ödemesi gerekiyor ve kadının bu paranın çocuk için harcandığını ispatlaması da gerekmiyor. İştirak nafakasının evlilik sözleşmesi ile önceden sabitlenmesi de mümkün değil. Burada mantık “çocuğun boşanma ile hayat standartlarında düşüş yaşamaması gerekliliği” ama çocuğun velayeti annede olduğu için aslında bu feministlerin kadının da alttan alta finansal bakımını erkeğe ödettiği bir kanun. Yani erkek boşanmak istemese bile çocuğunu kaybediyor, maaşının çoğunu kaybediyor. Ama bu bile en kötü senaryo değil.

Senatör Bill Bradley tarafından 1986 yılında hazırlanan Bradley Kanunu, zaten yüksek iştirak nafakası ödeyen erkeklerin acımasızca peşlerine düşerek, işlerini bile kaybetseler eğer ödeme yapamazlarsa pasaportlarına el koyduruyor ve onları hapse attırıyor. Düzmece “beleşçi babalar” (deadbeat dads) medya kampanyaları ile feministler, kadınların suçu olmayan kocalarını boşayarak evlilikleri ve çocuğun iki ebeveyn ile yaşama şansını bitirenler olduğu, oldukça yüksek nafaka ve çoğu çocuğun eline geçmeyen iştirak nafakaları istedikleri ve bu adamların hapis tehdidi altında yaşadıkları gerçeğini perdeliyorlar. Yani yasal süreçte çocuklar, kadına ekstra nafaka geliri elde etmek üzere rehin tutuluyor. Çok katmanlı bir kötülükten bahsediyoruz. “Ama bütün bunlar çocukların iyiliği için” sahtekar taktikleri, çocukların para yolmak için rehin alınmaları ile ilgili tüm soruları engellemek için kullanılıyor. Ve boşanmayı seçen ebeveynin çocukların iyiliğine öncelik vermediği gerçeğini kapatmaya çalışıyor.

Bugün hepsi namuslu birer vatandaş olan orta sınıf erkekler, kendi isteklerinin aksine boşanmak zorunda kalmış, çocuklarını kaybetmiş, çocukları için adı altında bazılarını arabalarında ya da akrabalarında yaşamaya zorlayacak kadar  yüksek nafaka ödüyorlar, işlerini kaybedip de paraları biterse hapse giriyorlar. Amerikan erkeklerinin sadece 10 – 30%si gelirlerinin yüzde 70’inin veya daha fazlasının hapishane tehdidi ile ellerinden alındığı şartlarda yaşarsa, bu erkeklerin yeni iş kurmak ve yeni teknoloji ve süreçler icat etmek için hiçbir teşvik primi kalmaz. Erkeklerin 10 – 30%sinin böyle kösteklenmesi ekonomi için iyi olamaz ve bu durum, bugünkü ekonomik problemlere illa ki katkı yapıyor. Bunun 21. yüzyıl köleliği olduğunu söylemeye gerek yok. Bazen, çocuklar biyolojik olarak kendinin olmasa bile.

Şu tek sayfalık sitede, erkeğin yasal evlilik sözleşmesi altına girerse, çocukları kaybetmezse bile maruz kalabileceği acımasız zorbalıklarla ilgili çok daha fazla link var. Bir zamanlar toplumun temeli olan, hem erkeğe hem de kadına fayda sağlayan geleneksel kurum; feministlerin, boşanma avukatlarının, solcuların şeytani kurcalamaları ile şok edici derecede eşitliksiz, erkeğin resmi olarak ikinci sınıf vatandaş sayıldığı ve bir sürü sadist riske maruz kaldığı bir anlaşmaya dönüştü. Bu nedenle, asıl sözleşme değişikliklerle tanınmaz hale getirildiği için artık evlilik kelimesi bile kullanılmamalı. Boşanma sürecindeki erkekler arasındaki intihar oranı yüzde 20lerde seyrediyor ve hepimiz intihar etmiş ya da evli kalmayı istediği halde insanlıkdışı davranışla karşılaştığından intihar etmeyi ciddi ciddi düşündüğünü söyleyen bir erkek tanıyoruz.  Bunun Amerikan Anayasasını birçok seviyede ihlal eden bir şey olduğunu söylemeye gerek yok. Bu aynı zamanda, özgürlük ve liberallik ile övünen bir ileri demokrasinin değerlerine de aykırı. Amerika sınırları içinde işleyen ama Amerikan Anayasasından muaf bir şekilde fiilen faaliyet gösteren, erkeği Kuzey Kore standartlarında korkunçluklara maruz bırakan (boşanmak, çocuklarından ayrılmak, işini kaybetmek istemese de) zorba bir solcu gölge devlet var. Durumdan bi haber her erkek bu gölge devletin içine emilebilir.

İki ebeveynli ailelerin ileri uygarlığın devamı için önemli olduğuna inanan herkesin, son çeyrek yüzyılda, boşanma avukatları, mahkeme bilirkişileri ve ‘feminist’ organizasyonların cirolarındaki patlamaya odaklanması lazım.  Batı toplumu hayatta kalacak ise, bu ciroların bugünkü seviyelerinin 10’da birine, eğer Amerikan Anayasasına aykırı yanları kaldırılırsa olması gereken seviyeye, kırpılması lazım.

Daha sonra tartışacağımız gibi evlilik artık “kadın” yoldaşlığına açılan bir kapı değil. Bu nedenle, bir Gelecekçi (Futurist) olarak, bugün aldığı acayip parodi hali ile Amerika, İngiltere, Kanada ve Avustralya’da yaşayan hiçbir genç erkeğe evliliği öneremem. Bu erkeklerin finansal durumlarını, duygularını ve hayat standartlarını mahvedebilecek, kontrolü dışında çok fazla şey var.

En azından, bir erkek çocuk sahibi olmanın hayatındaki en önemli amaç olduğuna emin olmalıdır. Eğer böyle değilse, bu anlaşmaya girmek için yeterli nedeni yoktur. Eğer bu amaçta emin ise, boşanmış birkaç erkekle yasaları ve erkeklere yönelik kötü davranışları konuşarak ve birkaç boşanma duruşmasına girerek araştırma yapmalıdır. Bu bilgileri edindikten sonra eğer hala riski almak istiyor ise, sadece şu 3 şart yerine geldiğinde evlenmeli. Bu şartların hiç biri diğer ikisi yerine geçmez :

1) Kadın sizinle aynı ya da daha fazla kazanmalı.

2) Her iki tarafında avukatı eşliğinde yapılan sağlam bir evlilik anlaşması. (Fakat bu sizi boşanmanın en kötü bölümü olan ve kadının gizlice nafaka aldığı iştirak nafakasından ve hapis tehlikesinden koruyamayacaktır.)

3)Baştan Çıkarma Sanatında (Oyun) ustalaşmış olmalısınız ve karınızla ilişkinizi pek çaba harcamadan yönetebiliyorsunuz. Bu bile uzun iş. Buna ileride değineceğiz.

Risk hala büyük ama bu şartlar ile bir şekilde riski azaltabilirsiniz. Eğer evlilik bir erkek için çok önemli ise, gelişmekte olan bir ülkede yaşamayı düşünmeli. Boşanmayı da hesaba katarsan bu ülkelerde Amerika’dakinden daha iyi yaşam koşullarında yaşayacaktır.

Tekrar etmek gerekirse, Evlilik 1.0 ve Evlilik 2.0 arasındaki farklar şunlar :

a) Terk edilen eşin daha fazla kazandığı durumda, boşanmayı istemese de, şiddet görse de, aldatılsa da ödemesi gereken kusura dayalı olmayan boşanma ve nafaka. Bazı istisna durumlarda yüksek gelirli kadınlar da bu tuzağa düşüyorlar.

b) Kadınların eskinin 0 – 1 partnerinden farklı olarak artık 5 ya da daha fazla cinsel partnerden sonra evlenmesi. Bu kadının kocası ile eş bağı (pair bonding) kurmasını zorlaştırıyor.

c) Kadınların Evlilik 1.0’da olduğu gibi en güzel oldukları yaşların 10 ya da daha fazla senesi kalmışken değil de sadece birkaç yıl kaldığında evlenmesi.

d) Çocuğun velayetinin neredeyse hiçbir zaman erkeğe verilmemesi ve erkeğin kusuru olmamasına rağmen çocuğu kaybetmesi.

Geleneksel kültürler evliliği öyle titiz bir heyecanla pazarlıyorlar ki bugün birçok insan geleneksel gerçeklerin artık geçerli olup olmadığını sorgulamaya cesaret bile edemiyorlar. Evliliğin bugün eskiden olduğu konsepte benzeyip benzemediği konusunun yüzeyini kazısanız bile düşmanca bir tepki ile karşılaşıyorsunuz. Kendilerinin bile açıklayamadığı sebeplerle kadınlardan sadist sosyal muhafazakalara ve erkeğin kendi ebeveynlerine kadar herkes erkeğe baskı yaparak ve onu utandırarak evliliğe zorluyor. Ya da karısı kendisini sebep göstermeden ve kendi rızası olmadan boşadığında karşılaştığı korkunç derecede eşitliksiz ve dikkatlice yaratılmış yasaların ne olduğunu anlamaya bile çalışmadan, erkeğin evlilik sözleşmesi yapmak istemesini lanetliyorlar. Ama durumun farkında olan ve kendini korumak isteyen bazı erkekler, evlilikten kaçınıyorlar. Birçok kaynağa göre, erkeklerin yüzde 22’si evlenmemeye karar vermiş durumda. Erkeklerin sadece yüzde 20sinin evliliği cazip bulmadığı bir topluma ne olur?

Kadınlar, erkeklerden çok daha fazla evliliğe ilgilidir. Arz – talep dengesinin basit mantığının bize söylediği şu : kurumsal, tekeşli evliliğin sürdürülebilir olması için, erkeklerin en az yüzde 80’inin evlenmeye istekli olması lazımdır. Erkek katılımının yüzde 80’in altına düştüğü durumda, bütün kadınların başı derttedir zira artık her 80 erkek için rekabet eden 100 kadın vardır. Bu durum, kadınların erkeklere göre daha hızlı yaşlandığı ve doğurganlıklarını hızla kaybettikleri gerçeği ile beraber daha da vahimleşir. Böyle bir durum, bekar kadın nüfusu üzerinde ciddi stres yaratır. Eskiden, genç kadının annesi ve neneleri güzelliğin geçici olduğunu, en baştan çıkarıcı erkeğin en iyi koca adayı olmadığını bilir ve kızın uzun süre stabil bir koca olabilecek genç bir erkekle evlenmesini garantilerlerdi. Şimdi ise feminizm yüzünden, bu rehberlik genç kadınların hayatından çıkarılmış durumda ve genç kadınlar kendi cinsel hayatları için kötü birer kaptanlar. Güzelliklerinin yere çakıldığı 34 – 36 yaşına kadar alfa erkeklerin peşinde koştuktan sonra eskiden reddetmeye alıştıkları beta erkekler tarafından bile görmezden geliniyorlar. Kadının kısmetindeki bu ani çakılma,  Road Runner ve Çakal anı olarak biliniyor. Kadınların geçmişte uçurumdan bu şekilde düşmemeleri için bir sürü güvenlik ağı vardı.

Road Runner ve Çakal anı

‘Feminist’ medyanın, biyolojik gerçeklikler nedeniyle hiçbir zaman ana akım olamayacak “genç erkek avcısı (yaşlı) kadın” konseptini normalleştirme gayreti de bu yenilgiyi sanki istenen sonuçmuş gibi paketleme çabasından başka bir şey değil. Kadınlar çok fazla sayıda cinsel partnere sahip olmanın onlar için negatif bir şey sayılmaması gerektiğini iddia etseler de bu ikiyüzlülükten başka bir şey değil. Karmaşık cinsel geçmiş bir kadının aleyhinedir. Aynı durum bir erkeğin lehine çalışsa da. Bunun nedeni iki cinsiyetin birbirinden farklı olan doğal cinsel çekicilik mekanizmalarıdır. Bir bilgenin zamanında dediği gibi, “birçok kapıyı açabilen bir anahtar, değerli bir anahtardır. Birçok anahtar tarafından açılabilen bir kilit ise, işe yaramaz bir kilittir.”

Buradaki büyük ironi şu : “feminizm”, kadınların hayatını iyileştirmek yerine, Roadrunner ve Çakal anı ile karşılaşmalarını engelleyecek anne ve anneanne rehberliğini ellerinden alarak güvenlik ağlarını ortadan kaldırdı. Bu nedenle feminizm, ortalama bir kadını bir alanda daha tehlikeye attı.

Oyun ( Öğrenilmiş Çekicilik ve Baştan Çıkarma) :  4 Canavar Düdüğü ve feministlerin beta erkekleri tıkamak / engellemek için kurumsallaştırdığı yasal değişiklikler, erkeklerin daha da zorlaşan (cinsel) pazara adapte olmak için, kendi arzu beklentilerini bile aşan teknik ve stratejiler icat ettikleri bir ortam yarattı. Bu, kendi başına oyun bozan bir teknoloji. Hepimiz yakışıklı veya zengin olmadığı halde kadınlarla hayran edecek şekilde başarılı bir erkek biliriz. Bu erkeğin, kadınlar konusunda ortalama bir erkeğe sihirbazlık gibi görünen doğal bir yeteneği vardır. Peki, nedir bu erkeğin sırrı?

Bugünkü statükonun devamında çıkarı olduğu için aleyhte konuşanlar, “Oyun”u bile bile yanlış tanıtmak için vargüçleri ile çalışıyorlar. Bu alanda bolca bulunan şarlatan satıcılar da bu yanlış tanımlamaya yardımcı oluyor. Ama Oyunun tanımı şu :

“Erkeği kadına çekici yapan özellikler, pratikle gelişen, öğrenilebilir yeteneklerdir. Bir erkek bu yetenekleri öğrendiği zaman, bu alanda doğal yeteneği olan bir erkekten ayırt edilemez. Bir kez öğrendikten sonra bir erkeğin bu yetenekleri sağlam bir ilişki ya da bir sürü kısa süreli ilişki için kullanması, kendi takdiridir.”

Konu buraya sığdırımayacak kadar geniş ama özetlersek, internet erkek topluluklarının sahada test edilmiş ve geliştirilmiş bilgi parçacıklarını paylaşabilmesine olanak sağladı (örneğin bir erkek gündüz kadınlara yürüme konusunda uzman, diğeri adım – adım cinsel baştan çıkarmada uzman, yine bir diğeri de kalıcı aşk yaratmada uzman, vs …). Kolektif bilgi büyüdü ve evrim geçirdi ve değişik “Oyun” akımlarını öğreten büyük bir endüstri ortaya çıktı. Konsepti anlayabilen (azınlık) ve anladıktan sonra öğrenme eğrisinin bir parçası olarak maruz kaldıkları reddedilme yağmuru altında kişiliklerini yeniden inşaa eden erkekler (daha da küçük bir azınlık), erkeklerin çoğundan daha fazla çekici hale gelerek konseptin çokça ekmeğini yediler.  Her ne kadar medya daha çok ‘pick-up artist’ (PUA) uygulamasını gösterse de, prensipler uzun süreli ve tek eşli ilişki yürüten erkekle için de eşit derecede değerli. Şuradan Charlotte Allen’ın The Weekly Standard’da yayınlanan ve Oyun”a adanan yazısına bakabilirsiniz.

Bu bilgi külliyatından öğrenebileceğiniz en önemli bilgilerden biri de mantığa ters gelen şu ifşa : kadınların bir erkeğin yapması gerektiğini söylediği şeyler, genellikle erkeğe başarı getirecek şeylerin tam tersidir. Örneğin muhtaç, (sevgi) dilenen, memnun etmek için var olan erkek davranışı, erkeklerin yapması gerekenin tam tersi. Burada dominant, alaycı, eğlenen ama aynı zamanda iddialı olmak en optimum kişilik. Aynı derecede değerli bir başka ders ise bir kadının söylediği kelimeleri asla olduğu gibi anlamamaktır.  Kadının söylediklerinin çoğu “test”tir ve erkek “alfa” kişiliğini kormalıdır. Kadın burada aslında erkeğin isteğine boyun eğmemesini ummaktadır. Aynı şekilde, itaat etmeyen her erkeği “kadın düşmanı” olarak yaftalayan feminist Pavlov köpeği refleksi de ciddiye alınmamalıdır. Bu tür utandırma dili, kadını hesap vermekten ve sorumluluktan muaf tutmak için vardır. Çok çok fazla erkek bu hakaretleri ciddiye alarak erkek haklarının ve itibarının beş paralık olmasına izin veriyor.

Oyunun temellerini içselleştirme başarısı, Maslov Hiyerarşisinin en tepesinde, sağlam bir kalıpların dışında düşünme yeteneği gerektiriyor. Benim tecrübeme göre ise erkeklerin yüzde 80i ve kadınların yüzde 99.9’u, Oyun yeteneklerinin neden değerli ve efektif olduğunu anlayacak kapasitede değiller. Birçok kadın ve birkaç hastalıklı erkek, gerçekten ne olduğunu, hem erkek hem de kadınlar için faydalarını az da olsa anlamadan Oyunu lanetliyorlar. Oyun hakkında bildiklerini sandıkları şeylerin çoğu ise kendi temel araştırma eksikliğinin ve kişisel zayıflıklarının sonucu.

Bu materyali öğrenmek isteyenlerin hiç çiğnememesi gereken bir kural var. Bu bilgilerin etik bir şekilde kullanılmasının ve kadınlarla karşılıklı doyum içeren ilişkiler için kullanılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kadınları hor kullanmak ahlak dışı bir şey, onlar sayısız hor kullanmış olsa bile. Bir erkekler, kadınlar yapmıyor olsa bile yüksek yolu seçmeliyiz, bu benim inancım. Eğer Oyunu varsa iyi çocuklar da birinci olabilir.

Kontrolsüz Erkek Düşmanlığı ve Yansıtma Olarak ‘Feminizm’ : İnsan etkileşiminin altın kuralı, bir kişi ya da grubu söyledikleri değil yaptıkları ile değerlendirmektir. ‘Feminist’lerin yaptıkları, kadınlara geride kaldıkları birkaç alanda eşitlik sağlamak iken kadınların avantajlı oldukları oldukça fazla sayıdaki alanı saklamak (yargı sistemi, işe alımlar, hastaneye yatış kotaları, medya imajı, sosyal ortam) olan ideolojilerini açığa çıkarıyor. Feministler, artan oranda komikleşen kadınların baskı altında olduğu söylemlerini desteklemek için bir sürü şaibeli istatistiği de piyasaya sürüp duruyorlar.

Bir zamanlar, feministlerin kadınlara oy hakkı verilmesi, eşit eğitim olanakları ve kadınlara iş olanaklarını açmak gibi kutlu amaçları vardı. Ama bu amaçlara ulaşılıp aşıldıktan sonra, aktivistler kendilerine ihtiyaç kalmadığını kabul etmek istemediler. Bugün bu aktivistler,  yılmadan ve acımasızca, erkeklere karşı küstahça ayrımcılık yasaları çıkarmak için çalışıyorlar (bunların anayasaya aykırı ve düpedüz zalim yasalar olduğunu söylemeye gerek yok).  Bununla da tatmin olmayarak, kocaların ve babaların rollerini değersizleştirmek ve onların yerine vergi verenlerin parasını  koymak için sosyal program lobisi yapıyorlar.

Günümüz, ‘mağdur edebiyatı’nın para ettiği bir devir olduğundan, güya ezilenlerin ezenleri için söylediklerinin, ezenler için ezilenlere söylenip söylenmeyeceği iyi bir gösterge. Rahip Jeremiah Wright’ın beyazlar için söylediklerinin beyaz bir rahip tarafından siyahlar için söylenemeyeceğini biliyoruz. Ve bugün Amerika’da kadınların ve erkeklerin birbirleri ile ilgili söyleyebilecekleri konusunda artan oranda çifte standardı da görebiliyoruz. Bu, insan zihninin en karanlık derinliklerinden birini de açığa vuruyor – bir grup su götürmez şekilde bir diğer grubun kurbanı olduklarına inandıklarında, tarafından ezildiklerine inandıkları gruba yönelik her türlü kötülüğü rasyonelleştirebilir.

Bugün feministing.com veya Jezebel.com gibi herhangi büyük ‘feminist’ web sitelerinden birine gidin, boşanma yasalarının adaletsizliği ya da yargısız infaz edildikleri için tecavüz iddiası ile boşa hapis yatan erkekleri kibarca dile getirmeyi deneyin. Hızlıca ‘kadın düşmanı’ ilan edileceksiniz ve yorum yapmanız engellenecek. Bu, büyük erkek sitelerinde geçerli değil. Bu erkek sitelerinde en küstah ve erkek düşmanı yorumlar bile, insan onuru ve ifade özgürlüğü aşkına tolere edilir. Bir feminist kuramcının Camille Paglia, Tammy Bruce, veya Christina Hoff Somers gibi bir kadınla televizyonda tartışmaya girdiğini en son ne zaman gördünüz?

Sürekli darlaşan ve mağdur edebiyatı pompalayan grup düşüncesi, yansıtmanın (projeksiyon), erkek düşmanlığının normal modu olmasını garantiliyor. ‘Kadın  düşmanı’ yaftası öyle aşırı noktalara çekildi ki, bugün bu bir ‘feminist’e kendini kötü hissettiren her şeye karşı yetişkin biri gibi söze dökülemeyen Pavlovcu refleksi olarak kullanılıyor. Bu, karşınızdaki ‘feminist’in cinsiyet yobazlığının bir yansıması ki bu durumda bahsettiğimiz ‘erkek düşmanlığı’nın yansıtılması.  Örneğin daha yaşlı bir erkeğin kendisinden 10 yaş küçük bir kadınla çıkması, daha yaşlı kadınlar tarafından ‘kadın düşmanlığı’ olarak yaftalanabiliyor. Obez bir kadını çekici bulmayan bir erkek de ‘kadın düşmanıdır’, kadınlar için para harcamayan homoseksüel erkekler de. Erkeklerin itaat etmemeleri ‘ kadın düşmanlığı’ olarak yaftalanır. Erkek başında kadınlara düşman hissetmese de üzerine karşı konulmadan yıllardır boca edilen ‘erkek düşmanlığına’ bir reaksiyon gösterir. Canayakın bir köpeği yeterince tekmelerseniz, saldırgan bir köpeğe çevirebilirsiniz.

Violence Against Women Act (VAWA – Kadına Yönelik Şiddet Yasası) gibi yasalar, kadına yönelik şiddetin erkeğe yönelik şiddetten çok daha kötü bir şey olduğunu küstahça ilan ediyor. VAWA sıradan şiddet yasalarından farklıdır zira VAWA ile bir erkek kadının tek telefonu ile, kendi evinden üzerine silah doğrultulmuş şekilde atılabilir. Yargı sürecinin işlemesine izin verilmeden erkeğin anayasal hakları ihlal edilir. Fakat, aile içi şiddetin yarısı kadın tarafından erkeğe yapılmaktadır. Tiger Woods karısı tarafından golf sopası ile dövüldüğünde ve yüzü yaralandığında ‘feministler’, “yürü be kızım” diye alkış tutmuştu. Yansıtma, barbarlığı normalleştirebilir.

Tecavüz yasaları da Amerikan Anayasasını bypass ediyor ve erkeği aksini ispatlayana kadar suçlu ilan ediyor. Bunun yanında suçlamayı yapan kadın eğer erkeği yalan ile 15 sene (içinde tecavüze uğrayacağı) hapse gönderdiğinde ise hiçbir ceza almıyor. Duke Lacrosse davası bu tür bir suistimalin meşhur bir örneği idi ama Amerika’da her yıl bu tür olayların yüzlercesi oluyor. Yasalar değiştirilerek mağdura tecavüze uğrayıp uğramadığına ‘karar vermek’ için 1 ay süre verildi. Bu esneklik ise tahmin edilebileceği gibi bir kadının kocasına onu aldattığını söylemek (tabii ki adamı boşamak karlı hale gelene kadar) yerine tecavüze uğradığını söylemesi gibi olaylara neden oluyor. Tecavüz ithamlarının 40 – 50%si yalan ama ‘feminist’ler tek bir suçlunun yakayı kurtarmasındansa yüzlerce masum erkeğin hapis yatmasını tercih ediyorlar. Bu, Amerikan Anayasal Hukuk sistemine tamamen karşı bir durum.

Fakat tahmin edebileceğiniz gibi, bundan da kötüsü var. Anketler gösteriyor ki erkeklerin tecavüze uğramaktan da çok korktukları bir şey var : boynuzlanmak (ve başkasının çocuğunu büyütmek).  Erkekler boynuzlanmayı aldatmanın en kötü hali olarak görüyorlar. Fakat buna karşın kadınların boynuzlama ve kocasının kaynaklarını kendisinin sandığı çocuğa harcatma hakkı için mücadele eden koca bir feminist hareket var. Bu erkek düşmanları, erkeğin babalık testi yapmasını dahi yasa dışı yapmak için mücadele ediyorlar.

Tekrar edersek, bir kadın birkaç gün önce şehvetle yaptığı bir şeyi yeniden gözden geçirerek, bir erkeği hiçbir hesap sorulmadan 15 seneliğine hapishaneye gönderebilir ve finansal olarak mahvedebilir. Bunun yanında bir erkek için boynuzlanmak tecavüzden de kötü iken feministler babalık testini yasaklayarak bunu kadınlar için kolaylaştırmaya çalışıyorlar. Yasaları çoktan değiştirdiler ve bir erkek kusura dayalı olarak boşandıktan sonra, kendisini boynuzlayan kadına nafaka ödemek zorunda kalıyor.

Bu saf kötülüktür ve geçen yüzyılın en kötü tiranlıkları ile aynı seviyededir. Kendisini ‘feminizm’ diye gizleyen modern erkek düşmanlığı, eşi olmayan şekilde, dünyanın en iki yüzlü ideolojisidir. Bir toplumun yasaları, o toplumun DNAsıdır.  Yasalar bir kere kirlendi mi, DNA bozulmuş demektir ve toplumsal mutasyonlar başlar. Erkekler “feminizm” yüzünden öldürüldüler. Çocuklar ve babalar finansal çıkar için “feminizm” eli ile birbirlerinden koparıldılar. Tüm bu erkek düşmanı yasalarlar ile şunu söyleyebiliriz ki erkek düşmanlığı yeni Jim Crow‘dur.

Utandırma Dili ve Rasyonel Tartışmanın Yerine Yansıtmanın Konulması : Daha önce değindiğimiz gibi, adalet sisteminde ve medyadaki erkek karşıtı gerçeklerin adil olup olmadığı konusunda kibarca sorulan her soru, “kadın düşmanı” ve “ezik” refleks yaftaları ile karşılanıyor. İzin verin bu utandırma dilinin sıkça kullanılan örneklerini ve erkek düşmanlarının meşru tartışmadan neden bu kadar korktuklarını çözümleyelim.

Sürekli boşalttıkları “kadın düşmanı” suçlamalarına karşın gerçekte birçok erkek kadınlara içgüsüsel olarak şövalyece davranır ve onları cennetten düşmüş melek yerine koyar. Hergün, erkeklerin kadınları savunmak veya onlara ayrıcalıklar yapmak için öne atladığını görürüz. Erkek nüfusu, kadın düşmanlığından milyon kere daha fazla şövalyelik yapıyor. Buna karşın, “feministler”in sürekli erkek karşıtı şeyler söylediğini duyuyoruz ve tüm erkeklerin, erkek nüfusunun çok küçük bir azınlığı tarafından işlenen suçların sorumlusu canavarlar olduğu önyargısını dinliyoruz. Tanınmış bir feminist erkek nüfusunun yüzde 90’ının yok edilmesi gerektiğini söylediğinde, desteksiz “kadın düşmanı” suçlamalarının aslında kendilerinin erkek düşmanlığının yansıması olduğunu görebiliyoruz.

“Kadınlarla yatamayan ezik” suçlamasına gelirsek : gerçek dünyada yapabileceğiniz kısa bir gözlemle, kadınlarla tecrübesi çok az erkeklerin aslında kadınları melek statüsüne koyduklarını görürsünüz. Kadınlarla yeterince cinsel deneyimi olan erkekler ise bunu yapmazlar. Feministlerin iddia ettiğinin aksine, daha fazla kadınla yatmak bir erkeğin kadınlara olan saygısını arttırmaz. “(Abazan) eziklik” suçlaması,  erkeklere olan sert nefretlerinin kendileri için sihirli bir şekilde sevgiye dönmemesine şaşırıp duran feministlerin, kendi psiko-cinsel başarısızlıklarının dışa yansıtılmasından başka bir şey değildir.

Erkek düşmanlarının karşısında hiçbir güç olmadığı için, feministler kendi zehir cephaneliklerine bu iki yaftadan daha fazlasını ekleme gereği bile görmüyorlar. Bu Pavlov reflekslerini açıklamama rağmen, yorum köşesi erkek düşmanlarının bu iki hakareti ile dolacak. Bu ise onların tartışmayı bitirme ve kendilerinin ifşaa edilmesini engelleme arayışlarını ispatlayacak. Benim önceden önlem almam bile onların bu silahlara sarılarak sınırlarını açığa vurmalarına engel olmayacak. Kendilerini tutamıyorlar ve bir fikir ayrılığını rasyonel bir şekilde tartışabilecek kapasiteye sahip değiller.

Erkekler, feministlerin tartışma yeteneklerinin neden sadece bu iki utandırma dili kelimesiyle sınırlı olduğunu anlamalı ve bunların kendilerine engel olmasına izin vermemeliler. Tekrar söyleyeyim : bu kelimeler, 10 yaşında bir çocuk tarafından söyleniyormuş varsayılıp o seviyede ciddiye alınmalılar. Bir erkeğin yanına kalmasına izin vermeyeceğiniz hiçbir şeyin feministlerin yanına kalmasına izin verme zorunluluğunuz yok. Eşitlik istiyorlardı değil mi?

Gerçek Kadın Düşmanlığı olarak ‘Feminizm’ : En büyük gerçek kadın düşmanlığı ise, tabii ki, farkında olmadan feministler tarafından yapıldı. Yalan tecavüz ithamlarını cesaretlendirerek, tüm tecavüz suçlamalarının gerçekliğini sorgulattılar ve gerçek tecavüz madurları bu nedenle acı çekecekler. Kadınların eski kocalarını insan yerine koymamalarını ve kendi çocuklarını rehine olarak kullanmalarını cesaretlendirerek, çocuklar için kötü rol modelleri yarattılar ve bu çocukların ilerde annelerinden nefret etmelerine neden olacaklar. Yeterli neden göstermeden asılsız “kadın düşmanlığı” suçlamaları yaparak, daha önce kadınlara karşı hiçbir negatif görüşü olmayan dost erkekleri kinle dolduruyorlar. Boynuzlamayı ve kadınların yaptığı aile içi şiddeti cesaretlendirerek, daha önceden uysal olan erkekleri, çaresizlikten çıldırmaya itiyorlar.

Kadın düşmanlığının geri tepmesinin hemen göze çarpan bir örneği evliliğin yıkılmasına paralel piyasaya sürülen ‘Sex in The City / Genç erkek avcısı yaşlı kadın’ fantazisi. Tek eşli evlilik sadece alfa erkek ile beta erkek arasındaki uçurumu maskelemedi. Aynı zamanda bir kadının Wile E. Coyote anı öncesi ve sonrası çekicilik uçurumunu da maskeledi. Kadınları 35 yaşından sonra da önüne gelenle yatan bir hayat yaşamanın bir amaç olabileceği mitine inandırarak, 30larının sonunda birçok kadını, sadece 10 yaş genç kadınlarla rekabet edemedikleri gerçeği ile başbaşa bıraktı. ‘Feminizm’ bu kadınlara kendi fiziksel ve zihinsel gerçekliklerine uymayan bir ahlaki değer sattı ve bu kadınların büyük ızdırap çekmelerine neden oldu.

Ama en önemlisi, ‘feminist’ler kadın uzmanlığının geleneksel alanlarını değersizleştirirken (gelecek vatandaş nesillerini yetiştirmek) ve sadece erkek uzmanlık alanlarını yücelttiler (yönetim kurulları, askeriye, önüne gelenle yatma). Kadınlara, erkek alanlarında başarılı olmalarını ve bunun geleneksel kadın alanlarında başarılı olmaktan daha önemli olduğunu söylediler. Kadınlara, annelerini ve nenelerini takip etmenin erkekleri taklit etmekten değersiz olduğunu söylemek, benim kulağıma “kadın düşmanı” gibi geliyor. Bütün bu kadın düşmanı şeylerin sonucunda ise kadınların daha önceye göre çok daha mutsuz olmaları şaşırtıcı değil.

Peki cinsler arası ilişki nasıl bu kadar kötüye gidebildi? ‘Feministler’ bu kadar güçlü değilse?

Sosyal Muhafazakarlar, Beyaz Şövalyeler ve Efemine Erkekler : Amerikan anayasasını ve seçmen tahkikini bypass edebilecek yetenek ve kuvvete sahip olmalarına rağmen, erkek düşmanlarının bugünkü durumu tek başlarına yaratabilecek güce sahip olduklarını söylemek yanlış olur. ‘Feministler’e sürekli evet – efendimci olmanın ve diğer erkeklere karşı durmanın kendilerine arta kalan kadın ilgisi olarak döneceğine inanan erkekler de aynı şekilde suçlular.

Centilmenlik, birçok insan kültüründe yüzyıllardır varolan ve birçok büyük uygarlığın edebiyatında yer alan bir olgu. Centilmenlik, (geçmişte) erkeğin evlilik şansını önemli ölçüde yükselten bir şey idi ama maalesef bunu nedenleri unutuluyor. Modern zamanlardan önce erkek, bir kızın elini evlilik ile tutabilmek için, onun anne ve babasını kazanmanız gerekirdi. Kızın babasının onayı, sürecin pazarlık konusu yapılamayacak bir şartı idi. Genç adam kızın anne ve babasına, kızlarına melek gibi davranacağını gösterebildiğinde, evlilik teklifine onay alırdı. Centilmenliğin asıl hedefi kızın kendisi değildi. Oyunun prensiplerinin gösterdiği gibi, kızın cinsel arzusu nadir olarak centilmenlik ile ortaya çıkardı.

Bu nedenle, Modern kadının cinsel tercihlerinin anne ve babası tarafından kontrol edilememesine ve genellikle evlilik dışında ve rastgele olmasına rağmen, birçok erkek hala bu günü geçmiş, dikkatsiz ve kendinden nefret ettiren “centilmenlik ve kıza hizmet etmek onunla seks yapmaya giden yoldur” kavramına saplanmış durumda. Bu erkeğin dini inancı yüzünden buna inanan bir sosyal muhafazakar ya da efemine bir solcu / kız gibi erkek olması fark etmez. Beyaz şövalye terimi bu iki grup için de kullanılabilir. Bunların şövalyeliği feminist yapmacıklığa maruz kaldığında, bu erkekler, kendilerinin asla yüzüne bakmayacak kadınlar için diğer erkeklere zarar vermekten çekinmiyorlar.

İş erkekleri cezalandırma açlığına geldiğinde, güya birbirine karşı olması gereken ‘sosyal muhafazakarlar’ ile ‘feministler’ arasındaki tuhaf fikirdaşlığın nedeni de budur. Acıklı bir şekilde fazla sayıda erkek, kadınlar tarafından beğenilmeme riski sebebi ile, masum erkeklerin yalan tecavüz iddiaları sonunda ya da iştirak nafakası ödeyemediği için hapis yatmasını destekliyor. Bu erkekler, fanatik feministlerin tüm kadınların resmi fikrini temsil ettiğini sanıyorlar. Bu erkekler hepsinden de zavallılar. Bunların at gözlüklü Oyun reddedişi, arzu nesneleri kadınları sürekli onaylamalarının ve onlar için bir şeyler yapmaya hazır olmalarının, kadınları erkeklere cinsel olarak çeken şeyin tam tersi olduğunu göremiyorlar. Hiçbir kadın, muhtaç bir erkeği arzulayamaz.

Bu nedenle günümüz Batı toplumunda, kafayı yemiş ‘feministler’den sonra en çok erkek düşmanı olan grup, kadına tapan Beyaz Şövalyeler. Sıradan kadınlar, erkekleri kötülemek ve dolandırmak için sinsi planlar yapmıyorlar. Bu kadınlar sadece kazanan tarafın yanında yer almak istiyorlar ve şu an kazanan taraf erkek düşmanları.  Fakat kadına tapan erkekler, ‘feministler’ kafalarını okşayacak umudu ile diğer erkeklere karşı kirli şeyler yapıyorlar. Sonuçta da erkek düşmanlığı hiyerarşisi, şu şekilde oluşuyor :

Tiz sesli ‘feminist’ler > kadına tapanlar / beyaz şövalyeler > sıradan kadınlar

Daha önce anlattığımız nedenlerle, erkek düşmanlığına birçok erkeğin sıradan kadınlara göre daha fazla katkıda yaptığının bildirmek bile, ‘feministleri’ bunun gibi metinlere “kadın düşmanı” refleksi vermesini engelleyemeyecek.

Ve son olarak da boşanmayı özendiren yasal değişiklikler konusunda hiçbir şey yapmaz iken “evliliğin kutsallığı” konusundaki boş vaazlarına devam eden dini ‘sosyal muhafazakarlar’ın sözde ahlaki duruşları ve gönüllü körlükleri ifşa edildiler. Onlar için en önemli olduğunu söyledikleri şey, ellerinin altında darmadağın edildi ve hala ahmakça nedenini bulmaya çalışıyorlar. Amerika’da başka hiçbir grup, açıkladıkları amaçları konusunda bu kadar büyük bir mağlubiyet yaşamadılar. Sadece bir yan sorun olan ‘homoseksüel evliliğin’ geleneksel evlilik kurumu için büyük bir tehdit olduğu konusunda aldanırlarken, boşanmayı teşvik eden yasalar ile boşanma oranları arasındaki ilişkiyi tamamen ıskaladılar. Evlilik kurumuna saldıran az sayıda homoseksüel değil boşanma idi. Bu, bir astronomun ayın varlığını farketmemesi gibi bir şey. Muhafazakarların, teşvikin davranışı özendireceğini anlayabilecek taraf olması gerekmiyor muydu? ‘Sosyal muhafazakarlar, isteklerini gerçekleştirme konusunda 100% başarısız olma rekorunu korumak için dikkatle çalışmaktalar’ diye bir The Onion başlığı atabilirsiniz.

Neden Erkek Hakları Hareketi yok : Bu noktada, okurlar şu soruyu soruyor olabilirler : “İşler bu kadar kötü ise, neden bu konuda hiçbir şey duymuyoruz?” Aslında bu çok geçerli bir soru ve cevap erkek psikolojisinin temellerinde gizli. Çoğu ‘beta’ erkek, kadınlar tarafından ‘ezik’ diye yaftalanmaktansa ölmeyi tercih eder (alfa erkekler kadınların ağızlarında çıkanı kelime anlamıyla almamayı bilirler). Beyaz Şövalyeler de diğer erkekleri utandırma korosuna katılırlar zira bu yolun şehvetlerini dindirmeye giden yol olduğuna inanırlar. Bu nedenle, adaletsiz bir şekilde hayatı mahvolan bir erkek, bu adaletsizliğe karşı çıkarsa, kadınlar ve büyük bir erkek topluluğu tarafından utandırılma ile yüzyüze kalır. Bu da onun erken yaşta hayatını kaybetmesine gidecek olan sessiz ızdırabına devam etmesine neden olur.  Amerikan Anayasası için cephede hayatını vermeye hazır milyonlarca genç erkek var ama boşanma sırasında adaletsiz davranılan 100 tane erkeğin bile yan yana gelip protesto ettiğini görmedik. Kadınları ahlaksız davranmaya teşvik ederek iki ebeveynli ailenin yıkılması, Amerikanın güvenliğine ve refahına;  Afganistan, Pakistan, İran ya da Suudi Arabistan’dan gelebilecek herşeyden daha büyük bir tehlike.  Çocuklarını ve geçmiş gelecek tüm mal varlıklarını kaybetseler bile erkekler, ‘ağlayan bebe’ olmaktan korkuyorlar. Alfa erkeklerin ise harekete geçmek için fedakarlık harici bir motivasyonları yok zira şimdiki durumdan fayda sağlıyorlar ve bu nedenle de benim fedakarlığım, bu fikirleri ortaya dökmekle sınırlı olacak.

Ciddi bir hareketin ise bir iki think tank ya da araştırma raporu, sempozyum ve spesifik siyaset tavsiyeleri ile işe başlaması lazım. Gücün karanlık tarafında yaşamaktan tiksinmiş birkaç boşanma avukatı da bilirkişi olarak görevlendirilmeli. Bundan sonra, en iyi tıp, iş ve mühendislik fakültelerinde (iş yaşamına ve evliliğe yaklaştığı ama yasalardan bir haber genç erkeklerin yoğunlaştığı yerlerde), televizyonda yayınlanacak  paneller düzenlenmeli. Belgeseller çekilmeli, Mel Gibson, Paul McCartney, Hulk Hogan, ve Tiger Woods gibi ünlü mağdurlar temsilci atanmalı.Boşanma mahkemeleri dışında protesto gösterileri yapılmalı. Web 2.0 / sosyal medya / viral araçlar çağında, bütün bunlar kolay olmalı, hele solcu grupların en absürt amaçlar için ne kadar hızlı toplanabildiklerini düşünürseniz.

Bunun yerine eldeki tek şey, Erkek Hakları Yazarlarının yönettiği birkaç web sitesi ve bloglarda fikir alışverişi yapmaları. ‘Bir şey, hiçbir şeyden iyidir’, bu çabalar için söyleyebileceğim en bonkör şeyler ve The Futurist sitesinde yayınladığım bu makale, muhtemelen bu konuda şimdiye kadar yazılmış tek ve en büyük analiz. Bu sitenin bu konu hakkında olmamasına ve ben de sitenin esas yazarı olmamama rağmen. Bu nedenle, yakın gelecekte gerçek bir Erkek Hakları Hareketi olmayacak. Erkek düşmanlığı balonu ise muhtemelen milyonlarca ayrı pazar gücü tarafından patlatılacak.

Uygarlığın Fay Hatları :  Modern toplumun tüm arızalarını ve bunları şişiren yasaları gözden geçirdikten sonra, uygarlığımızın sürekli gelişen mi, yoksa döngü içinde mi olacağına karar verecek iki yasal / tüzel düşünce bölgesi öne çıkıyor. Bu iki yasal alan a) babalık haklarının ele alınışı ve b) tecavüz iddialarında  yargı sürecinin işleyişi. İnsan beyni, kadınların esenliğine erkeklerin esenliğinden çok daha fazla önem verecek şekilde gelişmiş (zamanında geçerli olan ama bugün hiçbir geçerliliği olmayan nedenlerle). Bu nedenle de yalan tecavüz iddiası ile suçlanan erkeğin adil yargı süreci, normalde adil yargı sürecine önem veren insanların umrunda değil. Aynı şekilde, babaların tüm babalık haklarını ellerinden alan ‘feminist’ yasalara da çok fazla direnç olmadı. Bu iki yasal alan, toplumumuzun yükselmeye devam mı edeceği ya da çökmeye mi başlayacağına karar verecek alanlar. Göçmenlik, ırk ilişkileri ve hatta terörizm gibi diğer tüm konular bile politik yan oyunlar ve hiç biri bu yasalar kadar bir toplumu yok edecek güçte değiller.

İkinci bölüm,  Ekonomik Tez, İnsanlığın Dokusunun Yırtılması ve Erkekliğin Kurtuluşu ile devam ediyor.

Kaynak : The Misandry Bubble

Bill Maher Feminizme Karşı

Bill Maher’in komedi şovundan feminizm ve feminenleşme karşıtı efsane bölüm …

Metni :

Lütfen, kadınlar hakkında konuşmak kadın düşmanlığı değildir, tamam mı? Şimdi bunu yapacağız. Çünkü ben burası “feminenleşmiş bir ülke” derken öncelikle şunu söyleyeyim ki orada dışarıda milyonlarca şahin bakışlı, realist kadın var ve yine milyonlarca erkek de böyle değil. Ama, daha iyi bir terim bulamadığım için şöyle söyleyeceğim : feminen değerler bugün Amerika’nın değerleri oldular :

“Duyarlılık, gerçeklerden daha önemli.”

“Duygular, hakikatlerden daha önemli.”

“Bağlılık, bireysellikten daha önemli.”

“Çocuklar, insanlardan daha önemli.”

“Güvenlik, eğlenceden daha önemli.”

Hep duyuyorum kadınları sürekli “biliyorsun evli erkekler daha uzun yaşıyor” diyorlar. Evet … evden dışarı adım atmayan kedi de … daha … uzun yaşıyor … Her ne kadar ruhu ölmüş bir tüy yumağı olarak hiçbir zaman tadını çıkaramayacağı dünyayı pencereden izlerken … ama evet teknik olarak daha uzun yaşıyor.

Görüyor musunuz, bu benim için çok kişisel. Evlenmiş arkadaşlarımın karıları kocalarının benimle takılmalarını istemiyorlar. Ben kaçmış köle gibi bir şeyim. Özgürlük muştuluyorum. Biliyorsunuz … benim etrafta olmam iyi bir şey değil. “Kocalarımızı karanlıkta tutalım, onlar böyle daha mutlu.”

Biliyorsunuz tüm evli arkadaşlarım … ben bu adamların gençliğini biliyorum … hepsi birer aygırdı. İstedikleri şeyleri, istedikleri zaman yaparlardı. Ya şimdi? Birer aygır değiller. Central Park’ta fayton çeken, atgözlüklü, stresli, sinek sürüsü içinde daireler çizen ve kovaya sıçan beygirler …

Tamam Amerika kadınlar için kolay değil ama bu ülkede erkek olmanın kendisi bile politik olarak doğru değil. Televizyona bakın, sitcomlara bakın. Kadın her zaman parlak zekalı, erdemli ve her konuda haklı ve koca da her zaman onu bulduğu için “çok şanslı” olan sikik embesil. Televizyondaki tek akıllı erkekler Fraiser ve kardeşi ki onlar da Küçük Richard’ın donundan bile daha gayler.

Anlıyorum, kadınlar da acı çekiyorlar ama Amerika da bir sürü erkeğin sessizce sefil hayatlar yaşadıklarının, lipidolarının söküp atıldığı, kendilerini maçlar ve porno ile uyuşturduklarının gündem geldiğini düşünmüyorum. Ve kadın bakış açısı ile hemfikiriz gibi davranmak zorunda kaldığımız, Orwellci bir dünyada yaşıyoruz. Amerika’da herhangi bir TV programında biri kalkıp “biliyorsunuz kadınlar erkeklerden daha zeki” dese alkış kıyamet. Biri çıkıp “erkekler kadınlardan daha zekidir” dese, sahneden yuhalanarak atılır. Bir cinsiyet diğerinden daha zekiymiş gibi düşünüyor görünmek zorundayız, bu kültürümüz hakkında ne diyor sizce?

“Kadınlar erkeklerden zekidirler” … alkış kıyamet

“Eğer dünyayı kadınlar yönetse, dünyada savaş olmaz” … alkış kıyamet

“Hamile olmak çok seksi” … alkış kıyamet

Bir sürü şeye gerçekten inanmadığımız halde inanıyormuş gibi yapıyoruz zira kadından onay almak gece köpek klübesinde yatmaktan daha kolay.

Geçen gün sabah programında duydum. Bunu sadece bir kadın söyleyebilir. Tabii herkes doğruymuş gibi yapıp alkışladı : “Çiftler, müşterek fantazilerini keşfetmeliler” dedi.

Ortak fantaziler diye bir şey yok. Sizinkiler bizi sıkar, bizimkiler sizi rencide eder. Hanımlar inanın bana. Şöyle bir fantazi yok : “Yakışıklı prens çayıdan koşarak gelip, sizi kollarına alıp, size olan ölümsüz aşkı için ant içer … ve sonra suratınıza attırır. Tamam mı? Bakın bu “müşterek fantazi” olurdu, eğer hiç porno filmi izledi iseniz.

Bence erkekler, erkek oldukları için özür dilemekten bıktı ve kadınlar bizi sürekli erkek olduğumuz için özür dilemek zorunda bırakmazlarsa daha mutlu olacaklardır. Kendilerini de bir sürü külfetten kurtarırlar. Bakın bir örnek.  Amerika’da hiçbir kadın memelerine silikon taktırmazdı. Eğer erkeklerin zihnine gerçekten girebilseniz … anlayacaksınız ki olay hiçbir zaman büyük – küçük, kısa – uzun, esmer – sarışın olayı değil. Olay sadece yaşlı ve tazeden ibaret. Hugh Grant, evde Elizabeth Hurley var iken canı peruklu Marvin Hagler çekti!

Biyolojiyi ıslah edemezsiniz. Bu arada, erkeklerin tohumlarını saçma dürtüsü sayesinde başarılı bir türüz. Bu sayede şu an burada oturuyoruz. Peki kimse teşekkür ediyor mu? Hayır. Onun yerine mahkemeye veriliyoruz.