Birçok erkek kendisinden çok daha genç bir kadın ister ve bu gerçekleşmesi mümkün bir istek. Ama birçok erkek, kendisinden çok daha genç bir kadınla etkileşime girdiğinde, aralarında bir şeyler olma ihtimalini geri dönüşsüz mahveder. Özellikle de o meşhur “kaç yaşındasın?” sorusu geldiğinde.
Bu bölümde, erkeklerin kendilerinden çok daha genç kadınlarla konuşurken yaptıkları altı yaygın hatayı konuşacağız. Burada reşit kadınlarla konuştuğunuzu varsayıyorum, o nedenle kadın diyorum. 30’lı, 40’lı ve hatta 50’li yaşlarda olsanız bile, bu hataları yapmamak, sizin genç kadınlarla olan etkileşimde daha kendine güvenli, lider konumda olmanızı sağlayacak.
Bir numaralı hata, aranızdaki yaş farkını büyük bir sorun olarak görmek. Sizden çok daha genç bir kadınla konuşurken, derinlerde bir yerde “ben ondan çok daha yaşlıyım, bu çok rahatsız edici bir şey, insanlar onun babası olduğumu sanacaklar” gibi düşüncelere sahipseniz, kadın bu düşünceleri vücut dilinizde görür ve aranızdaki yaş farkının büyük bir sorun olarak görmeye başlar. Sizden daha genç bir kadınla ilişki istiyorsanız, öncelikle bunun büyük bir sorun olmadığına sizin kendiniz inanmanız, “ondan 10 yaş, 15 yaş büyüksem bunun ne önemi var” demeniz lazım.
Birçok erkek, kadın erkeğin yaşını sorduğunda kaygıya kapılır ve “42 yaşındayım ama insanlar daha genç gösterdiğimi söylüyorlar” gibi bir şey söyler. Yaşınızı bu şekilde savunmanız, sizin daha genç bir kadınla etkileşiminizi öldürür.
Bu soruyu “tahmin et” gibi bir oyunla da karşılayabilirsiniz ama eninde sonunda yaşınızı söyleyeceksiniz (belki direkt söyleyeceksiniz). O zaman sadece yaşınızı söyleyin. “42 yaşındayım, ya sen?” deyin.
Kadın sizin yaşınızla ilgili “sen fazla yaşlısın” anlamına gelecek bir yorum yaparsa, bunu ilk defasında test olarak algılayın. Savunmaya geçmeyin, “daha yaşlı bir erkek neden daha iyidir” gibi mantıklı açıklamalara falan girmeyin. İşi espriye dökün. “Sen çok gençsin, belki de ilk defa bira içiyorsun” gibi bir şey söyleyin. Konuşmayı sizin çok yaşlı olmanız konusundan çıkarıp onun çok genç olması bağlamına getirin.
Şu bir gerçek ki, birçok kadın, siz ne değer sağlarsanız sağlayın, sizinle arasındaki yaş farkından dolayı hiçbir ilişki türünü istemeyecek. Ama ilk defasında yaşınızla ilgili yorumları test olarak alırsanız, sizinle ilişki isteyebilecek kadınlarla shit testi geçebilirsiniz.
İkinci hata, yaş farkını, ilişkinin bir parçası yapmak. Birinci büyük hata ile ilişkili olarak, yaş farkını ima edecek davranışlardan uzak durun. “Benim zamanımda”, “ben senin yaşındayken”, “muhtemelen sen bunu hatırlamayacak kadar gençsin”, “ben senin baban olacak yaştayım” gibi kelimelerden tamamen uzak durun.
Genç bir kadınla görüşürken, kültür tarihçisi kesilmeyin. Bir müzik duyduğunuzda, “90’larda ben üniversitedeyken bu çok popülerdi” gibi şeyler söylemeyin. “Zamane gençlerinin dinlediği müzikler” gibi dayı dayı konuşmayın.
Kızcağız sizinle beğendiği bir müziği paylaşıyorsa ve bu size gürültü gibi geliyorsa, illa beğendiniz gibi davranmanıza gerek yok. Ama kızın babasının ya da daha kötüsü dedesinin vereceği tepkileri vermekten kaçının.
Bir kadının kendisinden yaşça büyük bir erkeğin çekici bulması, huysuz bir “ihtiyarı” çekici bulacağı anlamına gelmiyor.
Üçüncü hata, ilişkiler konusunda eski usül davranmak. Genç nesil için ilişkiler, sizin yaşınız daha gençken olduğundan oldukça farklı. Örneğin hoşunuza pek gitmese bile mesajlaşmayı öğrenmeniz gerekiyor. Evet eskiden telefon ediyordunuz ve konuşuyordunuz ama artık temel iletişim yolu mesajlaşma. Eskiden aramak daha erkeksi kabul edilirdi ama şimdi kadının hayatına çok erkenden çok fazla girmeye çalışmak gibi görünüyor.
Bir kızdan telefon numarası aldıktan sonra 2 gün beklemek, buluşmayı yeri, günü ve saati ile ayarladıysanız sonra teyit etmenin gereksiz olması gibi kurallar da tarihe karıştı. Artık 8-24 saat içinde kıza ulaşmanız, buluşmadan bir gün önce kıza ulaşıp buluşmayı dolaylı olarak teyit etmeniz gerekiyor (biraz mesajlaşıp sonra kıza yarın X’te görüşürüz demek gibi).
Genç nesil çok daha fazla ekiyor, çok daha fazla ghostluyor, bu tür şeylere de hazırlıklı olun.
Dördüncü hata, yaşlı görünmek. Yaşınızda görünmek için kendinize bakın. 30 yaşında 40 yaşında gibi, 40 yaşında 50 yaşında gibi görünmeyin. Sporu, kendinize bakmayı, cildinizi korumayı, sakalınızı saçınızı düzgün kestirmeyi ihmal etmeyin. Kendi yaş grubunuzdaki erkeklerden daha genç ve sağlıklı görünmeniz, bakımlı olmanız, sizin yaş grubunuzdaki erkekleri çekici bulan kadınlar için sizi en tepeye çıkaracaktır. Yani 20 yaşında gibi görünmenize gerek yok, yaşınıza göre iyi görünmeniz yeterli.
Beşinci hata, yaşlı gibi davranmak. Daha yaşlı insanlar sıkıcı olarak bilinir. Sıkıcı olmayın. Fakat çok daha gençmiş gibi davranmaya veya giyinmeye de kalkmayın. Bu oldukça arıza biri gibi görünmenize neden olur.
Daha ilginç, eğlenceli biri olmaya bakın. Hayatı daha az ciddiye alan, kendinden daha emin biri olmaya bakın.
Altıncı hata, cüzdanı konuşturmak. Birçok erkek yaşları konusunda güvensiz hissettikleri için, ilişkiyi para ile satın almaya çalışıyor. Hediyeler, pahalı tatiller ve yemekler ile kadınları etkilemeye çalışıyor. Bunu yaparsanız, kendinize bir sugar baby bulursunuz. Bu durumda da daha cüzdanlı bir sugar daddy geldiğinde, şeker bebeğiniz o adama atlamak için bir saniye kaybetmez.
Bu, paranızı kullanarak kadınlara çekici olamayacağınız anlamına gelmiyor. Ama paranızın çekimi, dolaylı olmalı. Paranızı, yaşamınızı ve stilinizi iyileştirmek için kullanmanız, iyi bir spor salonu üyeliği, iyi bir daireye sahip olmak, iyi giyinmek ve sizin karakterinize ilginç özellikler katacak aktiviteler yapmak gibi.
Yedinci hata, olduğunuzdan çok daha genç gibi davranmak. Buna biraz önce değinmiştik ama kendine ait bir maddede tekrarlamak istiyorum. Yaşınızdan çok daha gençmişsiniz gibi görünmeye ve davranmaya çalışmayın. Bu sizi hem itici, hem de gülünç yapar. Yaşınızdaki erkeklere göre daha fit ve iyi görünmeniz yeterli.
Birgün size kral, ruh ikizi gibi davranan ama ertesi gün sizi dünyanın en kötü insanı, düşman, hayatını mahveden insan olarak yaftalayan bir kadınla ilişki düşünün. Bu döngü o kadar yoğun ki, sadece ondan değil, kendinizden ve hatta akıl sağlığınızdan bile şüphe duymaya başlıyorsunuz.
Eğer siz de aynı vücutta yaşayan iki farklı kadınla başa çıkmaya çalıştığınızı hissediyorsanız, bu yazı dizisi bunun nedenlerini anlamanız konusunda size yardımcı olacak.
Bu serinin ilk bölümünde, bir kadının hem narsist hem de sınırda kişilik bozukluğu problemlerine sahip olduğunu gösteren ilk üç işaretten bahsetmiştik. Bu bölümü takip edebilmeniz için o bölümü okumuş olmanız gerekmiyor ama okumak isterseniz linki takip edebilirsiniz.
Şimdi, diğer beş belirtiye bakalım.
Dördüncü belirti, sizi tuzağa düşüren konuşmalar.
Sadece borderline bir kadın ile konuşmalar, duygular etrafında dönüp durur.
“Beni seviyor musun?”
“Beni bırakacak mısın?”
“Seninle güvende miyim?”
Burada borderline kadının travması aktif hale geliyor ve o da bu korkuları sizin üzerinize yansıtıyor. Anlamanız gereken şey, bu “korkuların” spesifik olarak sizi kaybetme ile ilgili olmadıkları. Burada borderline kadın, kendi temel yarasından gelen terk edilme korkusunu yeniden deneyimliyor. Yani siz ne kadar çok güvence verirseniz verin, bu çabanız o korkuyu iyileştirmeyecek. Yani sorular ve suçlamalar siz ne yaparsanız yapın bitmeyecek.
Sadece narsist olan kadınlarla konuşmalar, tamamen kontrol ve imaj hakkındadır.
“Senin gözündeki yerim ne?”
“Başkalarına iyi görünüyor muyum?”
“Burada kartlar hala bende mi?”
Sizin problem çözme sandığınız şey, onun egosunu beslemekten ya da imajını korumadan başka bir şey değil.
Hem borderline hem de narsist özellikler gösteren kadında ise, bu durum sürekli değişir. Bir dakika önce size muhtaç, güvence dilenen kadın, bir dakika sonra onun egosunu beslemenizi bekler ve mağdur kartını oynamaya başlar. Onu rahatlatmanızı ama onunla asla çelişmemenizi, onu onaylamanızı ama asla eleştirmemenizi bekler.
Sizin için, her konuşma bir tuzağa dönüştüğü için, bu ilişkide güvenli bir yol yoktur. Kurallar sürekli değişir ve ne derseniz deyin, ne yaparsanız yapın, testi her zaman kaybedersiniz.
Beşinci belirti, empatinin silaha dönüşmesidir.
Sadece sınırda kişilik bozukluğu olan kadın, hayvanlara, çocuklara ve başka insanlara karşı şaşırtıcı seviyede empatik olabilir. Aslında, duygusal olarak tetiklenmediği sürece, size karşı da oldukça empatik olabilir ve bu zaman dilimlerinde, size karşı çoğu insandan göreceğiniz empatiden daha fazla empati gösterebilir. Sakin zamanlarında, fırtınalı zamanların pişmanlığını içten bir şekilde hissedebilir ve işleri samimi bir şekilde düzeltmek için çabalayabilir.
Bu tür bir empatinin problemi, sürekli bir döngü içinde olmasıdır. Duygusal fırtınaya kapıldı mı, ne kadar çabalarsa çabalasın, aynı kırıcı şeyleri defalarca söylemekten ve yapmaktan kendini alamaz.
Sadece narsist olan kadının empatisi çok sığ ve stratejiktir. Böyle bir insan empatiyi genellikle, kendi imajını korumak ya da istediği bir şeyi almak için kullanır.
Hem borderline hem de narsist kadında empati oldukça kafa karıştırıcıdır. Çünkü sizi çok iyi okuyup, zayıflıklarınızı öğrenebilir ve sizin duygularınızı taklit edebilir, size hayatınız boyunca çok az gördüğünüz bir empati gösterebilir. Ama bu kadın tetiklendiğinde, öğrendiği bu şeyler size karşı kullanacağı birer silaha dönüşür. Ona güvenerek paylaştığınız tüm korkularınız, tüm güvensizlikleriniz ve tüm yaralarınız, size doğru hedef alınarak ateş edilebilecek silahlar olurlar. Böyle bir kadın bu silahları kullanırken bazen dürtüsel, bazen de oldukça hesaplı şekilde davranır. Size karşı nasıl davranacağını da asla kestiremezsiniz.
Altıncı belirti, kontrol aracı olarak kıskançlığın kullanılması.
Sadece borderline bir kadında kıskançlık, terk edilme korkusu kaynaklıdır. Bu öyle sıradan bir “beni terk etmenden korkuyorum” korkusu değil, patlamalar halinde ortaya çıkan yoğun ve ham paniktir. Bu patlamalarda ortaya çıkan dürtüsel davranışlar ise, sizin onu terk edip etmeyeceğinizi test etmek üzere tasarlanmıştır.
Hemen cevap vermediğinizde sizi arama ya da mesaj bombardımanına tutmak, ortada hiçbir sebep yokken sizi onu aldatmakla suçlamak ve hatta onun için savaşıp savaşmayacağınızı test etmek için başka biri ile flört etmek gibi davranışlat, kaotik, çaresiz ve terk edilme korkusunun terörü ile ortaya çıkarlar.
Narsist kadının kıskançlığı, sizi kaybetmekle alakalı değildir. Kanını emdiği kaynağı kaybetmekle alakalıdır. Başkasına ilgi ve hayranlık duymanız, zaman ve kaynak ayırmanız, onun egemenlik, sahip olma ve üstünlük algısını tehdit eder. Bu nedenle size gösterdiği tepkiler panikten değil, cezalandırma isteğinden gelir.
Narsist kadın sizi utandırabilir, diğer insanı küçük düşürmeye ya da aşağılamaya çalışabilir ya da siz hizaye gelene kadar ilgisini çekebilir.
Hem borderline hem de narsist kadının kıskançlığı, her iki taraftan da kaynaklanır. Böyle bir kadın bir an patlamış bir şekilde sizden sadakatinizi kanıtlamanızı isteyebilir, kafasında oluşturduğu ihanet yüzünden çılgına dönebilir ve sizi kendini savunma tuzağına çekmeye çalışabilir. Ama aynı kadın bir anda oldukça soğuk ve kasıtlı bir şekilde, sizin kiminle konuştuğunuzu takip etmeye, hikayeyi sizi güvenilmez biri gibi gösterecek şekilde çarpıtmaya ve onu küçük düşürdüğünüz için sizi cezalandırmaya başlayabilir.
Böyle bir kadınla ilişkide, sizin aşk ve sadakatiniz hiçbir zaman yeterli değildir ve her zaman size karşı kullanılabilecek birer silahtır.
Yedinci belirti, sınırları ihanete döndüren hak sanrısı.
Sadece sınırda kişilik bozukluğu olan kadında hak sanrısı genellikle duygusaldır. Sizin ona zaman, ilgi ve sürekli olarak onaylama ve güven borcunuz olduğunu hisseder. Size ulaştığında hemen cevap vermezseniz, her şeyi bırakıp onu teselli etmek için koşmazsanız, bunu terk edilme işareti olarak görür.
Sadece narsist kadında hak sanrısı daha geniş bir yelpazede çalışır. Siz ona sadece ilginizi ve onayınızı değil, tüm kaynaklarınızı, hayranlığınızı ve itaat etmeyi borçlusunuzdur. Eğer hayır derseniz, bunu hemen ezilmesi ve cezalandırılması gereken bir başkaldırı olarak görür.
Hem narsist hem de borderline kadın, sadece onun duygusal ihtiyaçlarını karşılamanızı beklemez, aynı zamanda ona finansal da dahil kaynaklarınızı vermenizi de bekler. Onun duygusal durumundan, imajını korumaktan, onun ihtiyaçlarını en öne koymaktan sorumlusunuzdur. Onun için siz terapist, cüzdan ve amigosunuzdur.
Eğer sınır çizmeye çalışırsanız, bunu hem terk etme hem de ihanet olarak görür. Önce borderline panik gelir. “Umrunda değilim”, “beni terk mi ediyorsun?”, vs. Sonra da narsist savunma devreye girer. “Bana saygısızlık yapıyorsun, sana gününü göstereceğim!”
Sekiz numaralı belirti, idealizasyon ve aşk bombardımanı. Sadece borderline kadında idealizasyon ham, filtresiz ve yoğun bir şekilde duygusaldır. O anlarda kadın, sizin gerçekten de ruh ikizi olduğunuza inanır ve tüm benliğini size vermeye çalışır. Böyle anlarda borderline kadın hem size ihtiyaç duyar hem de sizi duygusal olarak besler. Size kendini tamamen teslim eder ve onun tüm dünyası sizden ibaret olur.
Borderline kadında bu davranışlar planlı değildir, size olan yakınlığı gerçekten yoğundur. Bu yakınlığı, iki ruhun birleşmesi gibi hisseder çünkü içindeki boşluğu geçici olarak da olsa sizinle doldurabilir, hiç durmayan terk edilme korkusunu sizinle yatıştırabilir. Fakat bu yoğunluk düğmeye basılmış gibi tersine dönebilir ve idealizasyon anında devalüasyona dönebilir.
Sadece narsist kadının aşk bombardımanı, yüzeysel olarak, borderline kadının aşk bombardımanına çok benzer ama temelde çok farklıdır. Narsist kadının aşk bombardımanı sizden hayranlık sömürmek, sizin güveninizi hızlıca kazanmak ve sizi en kısa süre içerisinde kontrol altına almak için planlı yapılan bir şeydir.
Size ettiği iltifatlar, aldığı hediyeler ve şiirsel mesajlar, sizinle bağ kurmak için değil, sizi sömürebileceği bir kaynağa dönüştürmek içindir. Sizi baştan çıkarması, sizin iplerinizi eline almak içindir.
Hem borderline hem de narsist kadın, bir an ulvi bir bağlantı ve sahte olamayacağını bildiğiniz çok yoğun duygular hisseder ama sonra klasik, planlı aşk bombardımanına döner.
Bir kadında hem narsizm hem de borderline kişilik bozukluğu varsa, kendinizi iki ateş arasında kalmış gibi hissedersiniz. Size yapışan ve ham panik, çaresizlik ve duygusal dengesizlik ile hareket eden bir taraf ve sizi planlı bir şekilde kanını emebileceği taşıyıcıya döndürmeye çalışan narsist parazit arasında kalırsınız. Panik halinde bir ilkel canavar ile sakin ve hesaplı bir robotun, kırılganlık ile kontrol manyaklığının savaşı arasında kalırsınız.
Bu çatışmalar sizi yıpratmakla kalmaz, tüm benlik hissinizi ve gerçeklik algınızıdarmadağın eder. Birinci bölümde bahsettiğim erkeği hatırlayın. Sürekli olarak onu idealize etme, onu aşağılama ve çöpe atma arasında gidip gelen bir kız arkadaşı var. Bu kadın, her terk ettiğinde yalvararak geri dönüyor ve sonra yine aynı döngü başlıyor. Ama her seferinde bu döngü daha hızlı, daha ekstrem ve yoğun oluyor. Sonunda erkeğin daha önce hiç deneyimlemediği bir panik atak geçireceği bir noktaya geliyor.
Erkek sonunda kızı terk etmeye karar verdi ve iletişimi kes kuralı uygulamaya başladı. Tabii ki beklenen oldu ve büyük bir mesaj bombardımanı başladı. “Hiç kimseyi senin kadar sevmedim”, “sen benim herşeyimsin” ve “ilerde nasıl da mükemmel bir çift olabilirdik” gibi mesajların ardı arkası kesilmedi. Bunlar tabii ki idealizasyon, suçluluk tuzağı ve hiç olmayacak, hayal ürünü bir geleceğe övgü gibi tipik davranışlar.
Erkek “artık narsizm ve borderline hakkında çok şey biliyorum, bu sefer onu daha iyi idare edebilirim” diye düşünmeye başladı ve ona geri döndü. Bu hikayenin nasıl biteceğini tahmin etmişsinizdir. Başkasının ilişkisi olduğunda, bunları görmek ve tahmin etmek hiç de zor değil.
Üçüncü ve son bölümde, bu erkeğin hikayesinin nasıl bittiğine değineceğiz. Ayrıca sizinle, yalan umut tuzağı da dahil 2 belirti daha paylaşacağım, bu toksik döngüden nasıl kurtulacağınızı ve iyileşeceğinizi anlatacağım.
Merhaba, sitenizi yeni keşfettim, keşke daha önce keşfetseydim.
Kız arkadaşım (27) ve ben (28) 2 yılı aşkın süredir beraberiz. Haziran gibi evlilik konuşmaya başladık ama son 2 aydır bir sürü kavgamız oldu, ikimiz de mutlu değiliz.
Kavga sebeplerimizden birisi, artık sevgiliden çok arkadaş gibi hissetmem. Buluşuyoruz, görüşüyoruz, mesajlaşıyoruz ve telefonda konuşuyoruz ama aramızdaki cinsellik neredeyse bitti. Artık bana hiç sarılmıyor ve ben ona sarıldığımda rahatsız hissediyor gibi. Tüm ilişki ataklarımı, çeşitli bahanelerle geçiştiriyor. Tamam, ikimiz de çok yoğun çalışıyoruz ve stresliyiz ama, aylardır seks yapmadık! Bu normal mi?
Normal değil. Yani, bir iki hafta seks yapmasanız belki bir ay seks yapmasanız olabilir ama aylardır seks yapmamanız normal değil. Bir kere, bir kadın da normalde seks isterler ve sen uzak dursan 2-3 hafta geçmeden üstüne atlar.
Şimdi sebep muhtemelen bu değil ama senin artık seks dilenme seviyesine gelen atakların da işleri kötüleştirir. Bunları kesmen lazım.
9 Kasım’da işler çığrından çıktı. Ona artık sevgili gibi değil de arkadaş gibi olduğumuzu söyledim. Hiçbir şey demedi. Bunun üzerine “beni seviyor musun?”dedim.
Bu soruyu sormayın. Bu soru, ilişkide kadının sorabileceği, erkek sordu mu erkeği kadın rolüne sokan bir soru. Ne olduğunu görüyorsun, cevap belli değil mi? Sorunun cevabının “hayır” olduğunu anlayıp ona göre bir şeyler yapman lazım.
Bana “seni seviyorum ama sana aşık değilim” dedi!
“Seni seviyorum ama sana aşık değilim” ya da “seni seviyorum ama kafam karışık” kelimeleri, hemen her zaman “seni insan olarak seviyorum ama cinsel ve romantik partner olarak sevmiyorum” demek. Kısacası, “seni sevmiyorum” demek. İngilizce’de de buna benzer bir kalıp var: “I love you but I am not in love with you”.
Ona onu sevdiğimi, bu kötü dönemi beraber aşabileceğimizi söyledim.
Partnerin sana “seni sevmiyorum” dedikten sonra “seni seviyorum” demen çok itici ve zayıf bir hareket olmuş. Kız çıkışa giderken “bunu aşabiliriz” demen de itici ve zayıf bir hareket. Kız (en azından şu an) bir şey halletmek istemiyor. Sana seni sevmediğini ve bitişe yöneldiğini söylüyor. Bunu kabul etmek zor ama bu konuşmaya gelmeden önce, yaşadıklarınıza bakıp kendini bu konuşmaya hazırlamalıydın. Zira refleksif tepki “hayır seni seviyorum gitme” olsa da, bu tepki senin amaçladığın sonuca ulaşma ihtimalini zayıflatan bir tepki. Ne kadar zor ve ters görünürse görünsün, “ben de beni sevmeyen biriyle zorla devam edemem ama fikrin değişirse haber ver” deyip orada ayrılmanız en iyisi. Bunu diyemiyorsan en azından sessiz kalsan daha iyi.
Biraz daha muhabbet ettikten sonra bugün “devam etmeyelim” yarın konuşuruz dedim.
Bu doğru bir hareket. Duygularının soğuması için hiç çekinmeden sonra konuşuruza getirmen aslında en iyisi.
Ertesi gün telefonda konuştuk. Ona son aylarda yaşadığımız son dönem yüzünden 2.5 senelik ilişkiyi bitirmenin saçma olduğunu, iletişim sorunlarını çözebileceğimizi, duygularının tekrar canlanabileceğini söyledim.
Maalesef karizma karizma yapmaya çalışsan da “seni seviyorum Gönül, lütfen beni terk etme” diye yalvarmış oluyorsun 🙁
“Eski sevgiliniz sizden ayrıldı zira artık size karşı eskisi kadar çekim hissetmiyor. … Bir insanın size olan cinsel / duygusal çekimi azaldıysa, bu azalmaya sebep olan şeyi düzeltmeniz, çekimin eski seviyesine çıkmasını sağlamaz.”
Burada kız henüz ayrılmamış ama doğru hareket, onu kendi haline bırakmak ve bu iş bitti varsayıp arkanı dönüp gitmek. Çünkü karşındaki insan seni terk ederse bir kayıp yaşayacağını hissetmeli.
Bir saat kadar konuştuk ve onu ilişkimiz için çabalamaya ikna ettim.
Bu genellikle istediğinin tam tersi etki yapar. Kız şu an seni istemiyor. Aslında yapman gereken seni özlemesi ve yokluğunu hissetmesi için ona fırsat vermekti.
Sonraki bir hafta çok çabaladım, iletişimi pozitif tutmaya çalıştım, onu iyi bir yemeğe götürdüm, çiçek gönderdim, vs.
Bu aşamada kıza verebileceğin en iyi hediye, senin yokluğun olurdu aslında, ölü bitki değil.
Arkadaşlarım bana bunun düzelmesinin zaman alacağını söylediler o nedenle kız arkadaşım hala mesafeli olsa da umutluydum. Fakat bu “haftasonu, olmuyor, yapamıyorum” dedi ve terk etti.
Maalesef beklenen son. Geçen hafta sonuna kadar kızın sana ilgi seviyesi on üzerinden 5 seviyesine inmiş. Altına inseydi terk ederdi. Fakat bir hafta içinde on üzerinden beşin altına inmiş.
Bu kızı çok seviyorum ve evlenmek istiyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum.
Ayrılık konuşmasına ne cevap verdin yazmamışsın ama şu an ne kadar zor ve sana mantıksız gelse de, kıza sensizliği vermen lazım. Kızla iletişimi tamamen kes, kızı stalklama ve zor olacak ama kendi hayatına odaklanmaya bak.
Bir insan için karşısındakinin onu ne kadar sevdiği ve onunla evlenmek isteyip istemediğinden çok, o insanın kendisine ne hissettirdiği önemlidir. Senin eski kız arkadaşın sana karşı bir şey hissetmediği için, senin onu ne kadar çok sevdiğinin şu an bir önemi yok maalesef.
Son aylarda kız senden soğudukça sen kıza batmaya başlamışsın. Muhtemelen kavgalar o nedenle çıkmaya başladı. Zaten felaket tellalı olarak cinselliğin bitmesi ya da bitme noktasına gelmesi olayı da var.
Şu an yapman gereken şey, seni sevmediğini söyleyen birine arkanı dönüp gitmek. Her ne kadar mantığına ters gelse de, böyle yapman yeniden birlikte olma şansınızı arttıracaktır.
Bizim burada no contact kuralı diye bir şey var. Onu oku ya da dinle. O kurala göre hareket et.
Sevgilinizden “seni seviyorum ama aşık değilim” benzeri bir şey duyduğunuzda, kendinizi geri çekin. Kız size “seni sevmiyorum” dedi ve siz, sizi sevmeyen birini ikna etmeye çalışacak, onun peşinde koşacak kadar değersiz değilsiniz. Kaldı ki olay, “ya abi değersizleştim ve ikna için çabaladım ve oldu” şeklinde de devam etmiyor. Genellikle ikna için çabalamayıp bu işin bitişe gittiğini kabul etmeniz, kızı ikna etmek yerine kendinizi ayrılığa hazırlamanız, ayrılığı sakin ve köprüleri yakmayacak şekilde karşılamanız, eğer devam etmek istiyorsanız yapabileceğiniz en doğru hareket. Maalesef çoğu durumda olduğu gibi burada da doğru olanı yapmak zor, yanlış olanı yapmak çok kolay.
Birçok erkek “seni seviyorum ama aşık değilim” lafının “seni sevmiyorum” anlamına geldiğini bilmediğinden, “ama bak hala sevgi var, seviyor ama işte biraz zamana ya da çabaya ihtiyacı var” diye düşünüyor. Oysa bu laf, “seni aşık olarak sevmiyorum ve terk edeceğim ama sen iyi bir insansın, değer verdiğim bir insansın bunu da bil” demek sadece. Kadınlar sadece “seni sevmiyorum” deseler çok kötü olacağını düşünerek söylüyorlar. Aslında bence baştan sağlam bir “seni sevmiyorum” tokatı vursa daha iyi ama işte kadın psikolojisi bu. Kadıncadan biraz anlamak lazım.
Sosyal medyada toksik ilişki terimini defalarca duymuş olmalısınız. Ben de dahil birçok kişi kırmızı alarmlardan (red flag), aşk bombardımanından ve narsisizmden bahsedip duruyor.
Sürekli olarak yanlış insanları seçmenin temelinde ise, beyin kimyası var. Kaotik bir ilişkiyi terk edememeniz ya da sizin için gerçekten kötü olan insanları seçip durmanız zayıflıktan ya da insanları değerlendirememenizden değil, beyninizin kablolanış şeklinden kaynaklanıyor.
Sağlıksız bağlanmaların yakıtı olarak dopamin hormonu
Bu bölümde, ilişki için elverişli ya da istekli olmayan, zararlı partnerleri, size çok çekici gösteren dopamin mekanizmasından bahsedeceğiz. Ve bu bölüm, ilişki tavsiyesi ile değil, nöron bilimi ile ilgili olacak. Bu mekanizmayı anlamanız, yıllardır kurtulamadığınız ilişki şeklinden kurtulmanız için ilk adım olacak.
“Bu şey bana dopamin zirvesi yaşattı” sözünü duymuşsunuzdur. Birçok insan dopaminin mutluluk veya zevk kimyasalı olduğunu, bir şeyden zevk alma ile ilgili olduğunu düşünüyor. Ama bu tam olarak doğru değil.
Dopamin, istediğiniz şeyi elde etmek ile değil onun peşinde koşmak ile alakalı
Dopamin beklenti, motivasyon ve ödül arama ile ilgili bir hormon. İstediğinizi elde ederek bundan zevk almanız ile değil, istediğiniz şeyin peşinde koşma ile ilgili bir hormon. Toksik çekiciliği anlamanız açısından, bu fark çok önemli.
Dopamin zirvesi, bir ödülün mümkün olduğu ama kesin olmadığı zamanlarda en yüksek seviyesine çıkar. Ödülü aldığınızdaysa, dopamin azalmaya başlar. Bu nedenle, “mesaj atacak mı?” beklentisi yaratan biri, mesaj atacağı belli birinden daha yüksek dopamin zirvesi yaratıyor.
Beyniniz tahmin edilemez olana daha fazla dikkat etmek üzere kablolanmış çünkü evrimsel olarak tahmin edilemez ödül, sizin daha fazla çaba harcamanızı gerektiriyor. Kumarhanelerdeki tek kollu makineleri (slot makinesi) düşünün.
İlişkilerde kumar etkisi
Dopamin, slot makinesinde kazanma hissi ile ilgili değil. Dopamin, size kazanma umuduyla sürekli olarak oynamaya itme ile ilgili yani dopamin, belirsiz durumlarda zirve yapan bir hormon.
Toksik bir ilişkide de beyninizde çalışan mekanizma bu. Toksik bir ilişki, kumar gibidir. Telefonunuzu her kontrol ettiğinizde, bugün acaba hangi versiyonu ile karşılaşacağım diye merak ettiğinizde, beyniniz slot makinesinin kolunu çekiyor.
İlgisi ve sevgisi ulaşılır olmayan veya istikrarsız partner, çok büyük bir belirsizlik yaratır. Beyniniz bu partnere, aralıklı pekiştirme yapan slot makinesi gibi davranır. Bir sıcak bir soğuk, öngörülemez davranışlar, karmaşık sinyaller, dopamin büyük ikramiyesi yaratırlar.
Bunun yanında sağlıklı, istikrarlı ilişkiler, öngörülebilir ödül yani daha düşük seviyede dopamin zirveleri yaratır ve bazı insanlara sıkıcı gelir. Ama sağlıklı ilişkiler, oksitosin ve serotonin gibi başka hormonları zirveye çıkarırlar. Bu hormonlar, uzun süreli bağ, güven ve tatmin inşa ederler.
Belirsizliğin bağımlılık yaratması
Eğer toksik ilişkilere girip duran ya da toksik ilişkilerden çıkamayan biriyseniz probleminiz, yüksek dopamini ”doğru insan” ile; yoğun açlığı ve isteği, derin bağlantı ile karıştırmanız. Ama sorun bundan daha karmaşık çünkü olay sadece kimyasallar ile de ilgili değil. Olayın bir kısmı da, beyninizin ilerde olacak şeylere nasıl tepki vereceği ile ilgili tahminlerini öğrenme şekli ile ilgili. Dopamin, sizin bu tahminlerinizi güncelleyen bir hormon.
Bir şey tahmin ettiğinizden daha iyi bir sonuca ulaşırsa, dopamin zirve yapar ve beyninizi, sizi bu sonuca ulaştıran şeyleri hatırlamaya teşvik eder. Bir şey tahmin ettiğinizden daha kötü bir sonuca ulaştığında, dopamin seviyesi dibe iner ve beyni, bu sonuca ulaşmanızı sağlayan yolu bırakmaya teşvik eder. Ama sonuçlar tahmin edilemez olduğunda, dopamin aktivitesi sürekli olarak yüksek seviyede kalır, beyniniz belirsizlikten dersler çıkarmaya çalışırken sizi tetikte tutar. Bu sürece, ödül tahmin hatası (reward prediction error) denir.
Toksik partnere değil, tahmin edilemez durumlara bağımlısınız
Ödül tahmin hatası kavramı, belirsiz durumların neden oldukça çekici ve bağımlılık yapıcı olabileceğini açıklayan bir kavram. Ama beyniniz, karşınızdaki insana bağımlı değil. Beyniniz, tahmin edilemez örüntülere, durumlara bağımlı.
Dopamin tuzağına düşmenize neden olan istikrarsız ilişki kalıpları
Şimdi gelin, sizi dopamin tuzağına düşüren bu istikrarsız ilişki kalıplarına bakalım.
Birinci kalıp, aralıklı pekiştirme. Toksik bir partner bazen harika biridir ve bu insan harika biri gibi davrandığında, dopamin zirvesi yaşarsınız. Bazen de soğuk ve uzaktır. Bu zamanlarda da dopamin seviyeniz dibe çakılır ve siz dopamin zirvesine büyük bir özlem duyarsınız. Bu değişkenlik, bir yukarı bir aşağı döngü, istikrarlı davranışa göre çok daha fazla bağımlılık yaratan bir durumdur. Örneğin, bir aşk bombardımanı yapıp bir ortadan kaybolan bir partneri terk etmek, bu nedenle zordur. Beyniniz, biraz daha fazla beklerseniz, daha fazla çabalarsanız, bu kişinin iyi versiyonunun tekrar ortaya çıkacağını öğrenir. Ve bu tahmin her doğrulandığında, bu davranış kalıbı güçlenir.
İkinci kalıp, ıskalama etkisi. Neredeyse harika bir haftasonu geçirecektiniz ya da en son yaptığınız konuşma neredeyse tam ihtiyacınız olan rahatlamayı sağlayacaktı hissi. Neredeyse kazandığınız zamanların sağladığı dopamin, kazandığınız zaman sağlanan dopaminden daha fazladır. Beyniniz neredeyse kazandığınız durumları, “hedefime yaklaşıyorum, hedefe varmak üzereyim” olarak yorumlar. Bu da sizi gerçeklikten koparırken, olmayan bir potansiyele odaklar. Siz, onun kim olduğuna değil, geçen Salı tam da olmak üzere olduğu kişiye aşık olursunuz.
Üçüncü kalıp, yatırımın yükselmesi. Siz ilişkiye ne kadar çok zaman, enerji, duygusal yatırım harcarsanız, dopamin sisteminiz o kadar çok “bu kadar yatırım yaptın, kazanacağın günün yakın olması lazım” der. Bu nedenle de toksik ilişkide ne kadar çok kalırsanız, ilişkiyi bırakmanız o kadar zor olur. Evet, batık maliyet safsatasının (sunk cost fallacy) nörolojik bir versiyonundan bahsediyoruz. Beyniniz, tüm o emeğinizin boşa gittiğini kabul etmek istemez.
Burada anlamanız gereken önemli bir şey var. Eğer siz çocukken kaos size aşk gibi göründüyse, beyniniz öngörülmez olmayı bağlanma ile eşleştirmiş olabilir. Belki anne – babanız istikrarlı insanlar değillerdi, belki size olan sevgileri koşullu ya da öngörülemezdi.
Bu durumda biriyseniz, sahip olduğunuz şey bir karakter bozukluğu değil bir koşullanma. Ödül sisteminiz, dramayı normal karşılamak üzere kablolandı ve bu kablolama da arka planda canlı bir şekilde çalışıyor, sizin kimi çekici ve heyecanlı, kimi sıkıcı ve itici bulacağınızı belirliyor.
Bunun yanında bir de tolerans etkisi var. Dopamin zirveleri, beyninizin dopamine olan toleransını arttırıyor ve aynı dopamin zirvesi sizde artık aynı etkiyi yaratmamaya başlıyor. Zaman içerisinde daha fazla belirsizliğe ve dramaya ihtiyaç duyar hale geliyorsunuz. Sağlıklı ve istikrarlı kişiler ve ilişkiler, size sıkıcı gelmeye başlıyorlar çünkü sinir sisteminiz, ilişkide kaos beklemeye koşullanmış durumda.
Bu sizin sağlıklı bir ilişki istemediğiniz anlamına gelmiyor. Bu, beyninizin sağlıklı ilişkileri ve kişileri, ödül olarak göremediği anlamına geliyor.
Bu mekanizmayı anlamanız önemli ama bu tuzağın içinde olduğunuzu, tuzağın içine düştüğünüz zamanlarda fark etmeniz yine de zor. Bu nedenle size, dopamin tuzağına düştüğünüzü anlamanızı sağlayacak, 5 ipucu vereceğim.
#Birinci işaret, peşinde koşmanın sizin için yakalamaktan daha iyi olması. Peşinde koşmak, mesajlaşmalar, merak edip durmak, umut etmek, bu kişiyle beraber geçirdiğiniz zamanlardan duygusal olarak daha yoğun mu? Bu insanın ve bu insanla ilişkinin nasıl da güzel olabileceği fantezisi, bu insanın ve ilişkinin gerçekliğinden daha mı çekici?
#İkinci işaret, kırmızı alarmları, çekici ve derin konular olarak mı rasyonalize ediyorsunuz?
Mesela duygusal olarak mesafeli olmasını, “geçmişte canı yanmış” diye mi açıklıyorsunuz?
Bir soğuk bir sıcak olmasını kendinize, “duygularından emin değil”, “duyguları ile mücadele ediyor” diye mi yutturuyorsunuz?
Karşınızdakinin davranışlarını analiz etmeye ve anlamaya çalışmak için geçirdiğiniz süre, gerçek bir bağlantı hissettiğiniz süreden daha mı fazla?
#Üçüncü işaret, istikrarlı insanları sıkıcı buluyor ve kolay görüyorsunuz. Bir insan istikrarlı ve ulaşılabilir ise ona olan ilginiz sönüyor mu? Dramasız, kaossuz olmayı, “elektrik” ya da “kimya” yokluğu olarak mı yorumluyorsunuz? Hatta belki drama ve kaos yaratmak için, istikrarlı ve ulaşılır insanı kendinizden uzaklaştırıp, duygusal yoğunluk yaratmaya mı çalışıyorsunuz?
#Dördüncü işaret, işler yolunda giderken kaygı duymanız. Saatli bombanın her an patlayacağını mı bekliyorsunuz? İyi zamanlar geçici ve güvenilmez mi? Belki de işler kötüleşsin de belirsizlik gitsin diye, iyi zamanları sabote mi ediyorsunuz?
#Beşinci işaret, ilişkiniz zihninizde oldukça orantısız ölçüde büyük bir yer mi kaplıyor? İlişki hakkında düşünmeyi durduramıyor, sürekli ilişkiyi analiz ediyor ya da konuşmaları, kavgaları, mesajları kafanızda yeniden oynatıyorsunuz.
Sizi toksik ilişkilere çeken davranış kalıplarından nasıl kurtulursunuz?
Bu kalıplara kapılıyorsanız, sonunuz felaket olacak diye bir zorunluluk yok. Beyniniz bu kalıpları öğrendi ve davranış kalıplarının kabloları sökülerek yeni davranış kalıpları yaratılabilir. Ama maalesef bu davranış kalıplarından, bir düğmeye basarak veya sadece değişmeye istekli olarak kurtulamayacaksınız. Beyninizdeki ödül sistemini yeniden eğitmeniz gerekiyor. Bu eğitim ise zaman alan bir süreç olduğu için, bu konuda sabırlı olmalısınız.
Şimdi size bu konuda yardımcı olacak bazı adımları anlatacağım.
#Birinci adım, dopamin şelalesi hissettiğinizde durun ve olmakta olanı tanımlayın. Örneğin size ekmek kırıntısı mesajlar attığı zaman heyecan ya da umut hissettiğinizde, durun ve o an ne olduğunu tanımlayın. Bunu sesli söyleyin, yapamıyorsanız beyninizde düzgün cümleler şeklinde canlandırın. “Bu dopamin zirvesi, gerçek bir bağ değil” deyin.
Bunu yapmanız, kimyasal reaksiyon ile tepki olarak yapacağınız davranış arasında bir boşluk yaratır. Ödül sisteminiz sizi girdaba çekmeye başlamadan, beyninizin prefrontal korteksini canlandırır.
#İkinci adım, karşınızdaki insanın değil, kendi davranış kalıplarınızın izini sürün.Günlük tutmaya başlayın. Karşınızdaki kişiye ne zaman daha fazla çekim duyuyorsunuz? Sizden uzaklaştığında mı yoksa çatışma sonrası mı? Ona ulaşamadığınız zamanlar neler? Sürekli ulaşılır olduğunuzda ilgi seviyenize ne oluyor?
Sizin ona duyduğunuz çekimin, kişiye özel değil belli kalıplara göre değiştiği hakkında de delil toplayın. Bunu yaptığınızda, yanlış kişiyi seçtiğiniz için kendinizi suçlamak yerine, işin mekanizmasını, beyninizin belli uyaranlara tepki verdiğini görmeye başlarsınız.
#Üçüncü adım, dopamin sisteminizi daha sağlıklı tercihlere yönlendirin. Beyninizin yeniliğe ve öngörülmezliğe ihtiyacı var ama bunları ilişkilerden almak zorunda değilsiniz. Size düzenli ve sağlıklı dopamin sağlayan aktivitelere yönelin. Örneğin yeni yetenekler edinin, yaratıcı projeler yapın, fiziksel olarak sizi zorlayan şeyler yapın ya da yeni yerler keşfedin.
Bunlar sizin dikkatinizi dağıtma araçları değiller. Bunlar sizin ödül sisteminizi, kaos yerine gerçek heyecan ve gelişimden ödül almaya yönlendiren aktiviteler. Bunları yaparak beyninize, dopamini size acı vermeyen şeylerden de alabileceğinizi öğretebilirsiniz.
#Dördüncü adım, yoksunluk sendromu dönemine hazırlıklı olun. Toksik veya size zararlı partneri terk ettiğinizde, onunla iletişimi kestiğinizde, yoksunluk sendromu yaşayacaksınız. Dopaminin dibe çakılması ile büyük bir özlem, takıntılı düşünceler ve ilişkiyi romantize eden fanteziler ile dolacaksınız.
Bu durum, nörolojik yoksunluk sendromu yaşadığınıza, davranış kalıplarınızın derin bir şekilde kablolandığına işaret, onu terk ederek yanlış bir şey yaptığınıza değil. Bunu önceden bilmek, yoksunluk sendromunun içinden geçmenize yardımcı olur. Gecenin üçünde yatakta uzanıp kendinizi ona bir mesaj atmaya ikna ettiğinizde, o an yoksunluk sendromu çektiğinizi, bunun gelip geçen bir dalga olduğunu kendinize hatırlatabilirsiniz.
#Beşinci ve son adım, kendinizi aşama aşama istikrara maruz bırakın. Stabil insanlar size sıkıcı geliyorsa, bunun o insanların sıkıcı olmasından değil sizin dopamin sisteminizin çarpıklığından olduğunu unutmayın.
Kendinizi normal insanlara azar azar maruz bırakın. Sizi eleştirdiğinden çok yükselten insanlarla kahve içmeye tolerans göstermeye çalışın. Sizinle bir şeyler yapmaktan heyecan duyan biriyle ikinci buluşmaya şans verin. Ödül sisteminize dramatik zirve ve dipler olmadan da, oksitosin kaynaklı bağın, güvenin, güvenliğin ve istikrarın, değerli şeyler olduğunu öğretin.
Zaman içerisinde, belki haftalar belki aylar içerisinde, beyniniz kendini yeniden ayarlayacak ve istikrar size yavan ve sıkıcı gelmek yerine, güvenli ve doyurucu gelmeye başlayacak.
Toksik ilişkinin yoğun çekimi kişisel bir yenilgi değil, ödül sisteminizin güçlü kalıplar tarafından ele geçirilmesinin sonucu. Beyninizin yeni davranış / tepki kalıpları öğrenmesi mümkün.
Bu mekanizmaları anlamak, utancı ve kendini ezmeyi durdurabilir. Dopamin tuzağına düştüğünüzü her fark ettiğinizde, dopamin tuzağının gücü azalır. Bu durumu tanımlayarak, takip ederek, yeni davranış kalıplarının pratiğini yaparak, beyninizi istikrara değer verecek şekilde yeniden kablolayabilirsiniz. Bunu yaptığınızda ise, tüketici olmayan, sizi besleyen aşk ilişkilerine girme şansını kazanabilirsiniz.
Sizi sürekli merakta, kafası karışık bir şekilde bırakan birine çekim veya özlem duyduğunuzda, durun ve bir düşünün. Bu bir bağ mı yoksa beynin dopamin zirvesinin peşinden koşması mı? Bu farkındalığın kendisi bile, değişimin başlangıç noktası olabilir.
Toksik bir ilişki, uzun süreli duygusal diplerinden sonra, ne zaman geleceği belli olmayan yüksek zevk zirveleri ile, kişide bağımlılık yaratır. Bittiğinde ise, bağımlılık yaratan her şeyde olduğu gibi kişi, yoksunluk sendromu yaşar.
Bu bölümde, toksik ilişkinin bitmesinden sonra sıklıkla gelen duygusal tetiklenmeleri nasıl yöneteceğinizi, özellikle de yoksunluk döneminde gelen tetiklenmelerle nasıl başa çıkabileceğinizi konuşacağız.
Toksik bir ilişkinin ardından, ilişkinin duygusal enkazı altında kalakalmış birçok erkekle görüşüyorum. Bu erkekler ya terk edilmiş oluyor ya da ayrılmaya çalışıyor ama sürekli olarak toksik ilişki çukuruna geri düşüyor. Sizin durumunuz hangisi olursa olsun, duygularınızı kontrol altına, gücü yeniden elinize almak için uygulayabileceğiniz 10 tavsiye vereceğim.
Bu kadının da, bu kadınla ilişkinin de sizin için hiç de iyi olmadığını biliyorsunuz. Bu ilişkiye devam etmenin sizin için her zaman kötü sonuçlandığını ve sonuçlanacağını biliyorsunuz. Ama bunları bilmeniz, takıntılı düşünceleri, duygusal çalkantıları, ona ulaşmak için yanıp tutuşmanızı ya da çok derin duygusal dipleri engellemiyor.
Duygusal tetikleyiciler de tam olarak bu noktada önemli. Eğer onları yönetmeyi öğrenmezseniz, duygusal tetikleyiciler sinir sisteminizi rehin alırlar ve sizi aslında kurtulmak istediğiniz yıkıcı girdaba geri çekerler.
Duygusal tetikleyici, size yoğun bir duygusal reaksiyon yaratan bir şeydir. Duygusal tetikleyici harekete geçtiğinde, sinir sisteminizin geçmişteki bir acıya yoğun bir tepki verir. Bu acı, toksik ilişkide yaşanmış olmak zorunda değildir, çok daha eski geçmişinizden de gelebilir.
Sinir sisteminiz, duygusal anıları depolar, özellikle de çözümlenmemiş travmaların ya da bağlanma yaralarının acılarını depolar. Bugün bu geçmiş acıya benzeyen bir deneyim yaşadığınızda, bu deneyim bilinçaltınızda devasa bir duygusal reaksiyonu ateşleyebilir. Bu patlama da sinir sisteminizi tamamen ele geçirebilir, vücudunuzu savaş – kaç – don moduna sokabilir. Siz bir kez bu moda girdiniz mi, bu moddan çıkana kadar beyninizin mantık tarafı kapanır, düzgün düşünememeye başlarsınız. Sadece reaksiyon veren birine dönüşür, gittikçe dibe sürüklendiğiniz bir girdaba kapılırsınız.
Siz bu durumu, onun sosyal medyasını gizlice kontrol ederek, eski mesajları yeniden okuyarak, eski fotoğraflara bakarak, geçmişteki güzel günlerin gündüz düşlerine dalarak, hem tüm o kaotik, yalanlarla ve duygusal dayakla dolu kötülükleri unutursunuz hem de zihninizi daha kötü bir duruma sokarsınız.
Travma bağı size tam olarak bunu yapar. İlişkide arada bir gelen zirvelerin peşinde koşmanıza ve kendinizi mahvetmenize neden olur.
Şimdi, duygularınızın kontrolünü elinize almanız, daha da önemlisi gücü yeniden elinize almanız için vereceğim 10 tavsiyeye gelelim.
İlk adım, sizi tetikleyen şeyleri bilmenizdir. Sizde yoğun duygusal reaksiyon yaratan tetikleyicilere dikkat vermeye başlayın. Bu bir metin olabilir, bir şarkı olabilir ya da sadece geceleri yalnız kalmanız olabilir. Bu tür bir ayrılıkta, basabileceğiniz mayın bol maalesef.
Ne kadar çok tetikleyicinin farkında olursanız, pusuya düşme ihtimaliniz de o kadar azalır.
Bu tetikleyicileri sadece düşünce seviyesinde bilmekle yetinmeyin. Tetikleyicilerin vücudunuzda yarattığı reaksiyonu da gözlemleyin. Duygusal olarak tetiklendiğinizde,vücudunuzda ne hissettiğinize dikkat edin. Bu hislerin göğsünüzde mi, çenenizde mi yoksa karnınızda mı olduğuna dikkat verin. Bunların nasıl hisler olduğunu gözlemleyin. Bir sıkışma şeklinde mi hissediyorsunuz yoksa bir ağırlık şeklinde mi?
Vücudunuz, duygusal tetikleyicilere, beyninizden önce reaksiyon verir. Kendi sisteminizi öğrenirseniz, uyarı işaretlerini erkenden yakalayabilir ve duygusal girdaba kapılmaya başlamadan önce kontrolü elinize alabilirsiniz.
İkinci adım, bu duyguyu yok etmek için ona bir isim verin. Tetiklendiğinizin farkına vardığınızda, hissettiğiniz duyguyu adlandırın. Bu çok basit ama duygusal girdaba kapılmanızı en hızlı ve etkili bir şekilde durdurabilecek tekniklerden biri.
Hissettiğiniz duyguyu, basit bir dille adlandırın. “Şu an kızgın hissediyorum”, “korku hissediyorum”, “reddedilmiş hissediyorum”, “çöpe atılmış hissediyorum”, “aşağılanmış hissediyorum”, vs.
Bunu yapmanız, beyninizin mantıklı düşünce merkezini, prefrontal korteksini harekete geçirir. Prefrontal korteksiniz harekete geçtiğinde ise, duygusal şelaleyi en aza indirebilir.
Üçüncü adım, vücudunuzun kontrolünü elinize alın. Duygusal olarak tetiklendiğinizde, zihniniz ya geçmişe ya da geleceğe sıçrar. “Ya beni tamamen unutur giderse?” “Ya bir daha asla normal hissedemezsem” gibi korkulara kapılırsınız.
Bu durumun ilacı, zihninizi şimdiki zamana geri çekmektir ve vücudunuzun kontrolünü elinize almanız, bu konuda oldukça etkili bir tekniktir.
Duygusal olarak tetiklendiğinizde, ayaklarınızı sağlam bir şekilde yere basın ve derin ama yavaş bir şekilde nefes alıp verin. Etrafınıza bakın ve gördüğünüz 5 şeyi adlandırın.
Kendinizi şimdiki zamana çekmek için, rahatlatıcı bir müziği ya da size güvende hissettiren bir kokuyu ya da nesneyi, acil durum çantanızda bulundurabilirsiniz. Avcunuzu göğsünüze vurmak, parmaklarınızla bir şeye vurarak ritim tutturmak ya da bir stres topunu sıkmak da bu amaçla kullanılabilir.
Bunlar sinir sisteminize, o an o yerde bir tehlike, bir tehdit olmadığını sinyaller. Sadece çok yoğun duygular hissediyorsunuz ve bu baş edemeyeceğiniz bir tehdit değil.
Dördüncü adım, duygusal dayanıklılık geliştirin. Acı, özlem, ajitasyon ve öfke hissedeceksiniz. Bunlar, yoksunluk sürecinin birer parçası ve sizin gerilediğiniz anlamına gelmiyorlar. Tam tersine, detoks sürecinde olduğunuza işaret ediyorlar.
Bu stresli süreçte duygusal dipler yaşayacaksınız ve bu dipler ne yazık ki belli bir süre devam edebilirler. Böyle zamanlarda fiziksel olarak oturaklılık geliştirmenin yanında, duygusal tolerans için araçlara da ihtiyacınız var.
Burada amaç acıdan kurtulmak değil, acı tarafından ele geçirilmemeniz için kendinize zaman aralıkları yaratmak, duygusal dalgaları, dalgalar tarafından yutulmadan atlatmak.
Soğuk duş, egzersiz, nefes çalışması ve hatta dışarı çıkıp yürümek gibi araçları kullanın. Bunlar, duygusal seli durdurabilecek küçük değişiklikler yaratabilecek, sinir sisteminize bu seli aşabileceğinizi, zor şeyleri başarabileceğinizi, gücü yeniden elinize alabileceğinizi hatırlatacak araçlar.
Saatlerce nefes egzersizi ya da meditasyon yapmanıza gerek yok. Günde birkaç kez, 2-5 dakika farkındalık meditasyonu ya da vücut taraması yapmanız, sinir sisteminizi güçlendirir. Böylece gerçek tetiklenme size çarptığında, girdaba kapılmak yerine güçlü kalma ihtimaliniz artar.
Beşinci adım, duygusal girdabı durdurmak için mantığınızı kullanın. Duygusal olarak tetiklendiğinizde, beyninizin duygusal tarafı, mantıklı tarafını rehin alır. Bu durumu tersine çevirmek için, mantık kullanmanız gereken bir şeyler yapın. Örneğin, 100’den geriye doğru yedişer azaltarak sayın, basit bir matematik problemi çözün ya da satranç oynayın. Bunlar sizin duygusallıktan çıkıp, rasyonel tarafa geçmenize yardımcı olabilir.
Altıncı adım, temel uyku, beslenme ve spor düzeninizi sağlayın. Bu konu sıkıcı ama önemli. Uykusuzluk zihin sisine neden olabilir, duygusal düzeninizi daha da çalkantılı hale getirebilir. Kötü beslenme, kan şekeri değerlerinizi, enerjinizi ve ruh halinizi bozabilir. Hareketsizlik ise, stres hormon seviyelerinin düşmesini engelleyebilir. Günde 10 dakika yürüyüş veya egzersiz bile, sinir sisteminizi resetleyebilir.
Eğer acı ile başa çıkmak için alkol ya da madde gibi şeylere yöneliyorsanız, kendinize karşı dürüst olun. Kendinizi uyuşturmak, iyileşmek değil. Bunlar duygularınızı düzeltmek yerine, geçici olarak bastırırlar ve sizin bozuk duygusal dengede kalmanıza neden olurlar. Sinir sisteminizi sürekli olarak uyuşturursanız, sinir sisteminiz denge durumuna dönemez.
Yedinci adım, bilinen tetikleyicilere karşı hazırlıklı olun. Gözleriniz kapalı bir şekilde mayın tarlasına dalmayın. Onun doğum gününe çok zaman kalmadıysa ya da bir arkadaş toplantısında onunla karşılaşacaksanız, durumu önceden planlayın, gözünüzde canlandırın. Nasıl tepkiler vereceğiniz üzerinde çalışın, gerekirse kafanızdaki senaryoyu yazın. Tetikleyici gelmeden, sınırlarınızı belirleyin. Fiziksel ve duygusal stabilizasyon için kullandığınız teknikleri aklınızda tutun ve aynı zamanda bir çıkış planı da yapın.
Tetikleyicileri tamamen yok edemezseniz, onlara karşı hazırlıklı olun.
Sekizinci adımda, tetiklenmeniz geçtikten sonra, olanların bir muhakemesini yapın. Tetiklendiniz, duygusal bir dalgalanma ya da sel geldi. Beş dakika kadar durun ve sizi neyin tetiklediğini kendinize sorun. Neyi doğru yaptığınızı, neyi bir dahaki sefere daha doğru yapacağınızı ve daha doğru davranmak için neleri değiştirmeniz gerektiğini düşünün ya da yazın. Bu konuda günlük tutun ve bu şekilde sürekli tekrarlanan döngüyü kırın.
Muhakeme yapmanız, duygusal kaosu, yararlı veriye çevirir, bir dahaki sefere dalgayı daha başarılı aşmanızı sağlar.
Dokuzuncu adım, yardım alın. Rastgele birine ulaşmayın. Sizi yukarı taşıyacak birine ulaşın, sizi daha da fazla duygusal girdaba itecek insanlardan uzak durun. Öfkenizi körükleyen ya da sağlıksız davranışlarınızı destekleyen insanlardan uzak durun.
Duygusal tetiklenmeler çok sık tekrarlanan şeylerse, terapi ya da bir bilen zamanı gelmiş olabilir. Bu tür bir yardım, işin köküne inmenizi ve kalıcı değişiklikler yapmanızı sağlayabilir.
Onuncu adım, bir acil durum planı yapın. Tetiklendiğinizde beyniniz doğru düzgün çalışmadığı için, tetiklenmeden önce yazılı bir plan yapmanız lazım.
En çok işe yarayan fiziksel kontrol teknikleri neler? Bunların yanına bazı yardımcı notlar da yazın. “Bu daha önce de olmuştu ve bunu aşabilmiştim. Şimdi de aşacağım” gibi notlar koyun.
Bu plana, bu insanı bir daha hayatınıza almamanız için geçerli tüm nedenleri yazın.
Bu planı kısa ve kullanışlı bir şekilde yazın. Duygusal olarak yoğun bir girdaba kapılmaya başladığınızda, bu planı çıkarın. Burada yazdığınız şeyleri, duygusal bir fırtınanın içinde, rasyonel beyninizi tamamen kapanmış bir halde yapmaya çalışmak yerine, önceden yapılmış planı çıkarın ve uygulayın.
Herkesin duygusal tetiklenmeleri vardır ve kimse tüm duygusal tetiklenmelerden kaçamaz. Ama beyninizi, duygusal tetiklenmelere daha farklı şekilde tepki vermek üzere eğitebilirsiniz. Duygusal fırtına her vurduğunda, irrasyonel tepkiler vermek ya da bu kişiye ulaşmak yerine duygularınızı kontrol altına alırsanız, her fırtınadan daha güçlü çıkarsınız. Kendinize güveniniz artar ve gücü elinize alırsınız.
Merhaba millet, ben Mr.deer. Eski yazılarımdan tanıyanlara selamlar. Bu yazıyla beni tanıyacaklara da selamlar; eski yazılarıma bakmanızı şiddetle tavsiye ederim. 😊 Her seferinde daha fazla yazı yazacağım diyorum ama İstanbul’a taşındığım son 6 senedir sürekli bir şeylerle uğraşıyorum: eğitimler, sosyal ortamlar, kadınlar vs. derken sürekli erteliyorum. Yeni bir saha raporu ile karşınızdayım. Biraz sosyal ortam oyununa ve dinamiklerine de değineceğim. Önceki yazılarımda da olduğu gibi, sadece “bir kızla yattım”dan ziyade tavsiye niteliğinde bazı çözümlemeler ve taktikler de barındıracağım. Bu sefer fazla cinsel ayrıntı vermeyi düşünmüyorum; odak noktam daha farklı bu yazıda (eski yazılarıma kıyasla).
Hareketli Bir Sosyal Ortam Gecesi ve Mr.deer
Geçen akşam, oyunda eski bir dostum olan Zorro’nun yönettiği bir sosyal etkinliğe davetliydim. Ara ara gittiğim etkinliklerden biriydi. Son 2 yıldır sosyal ortamlarda daha aktifim; sosyal topluluk yöneticiliği vs. de üstleniyorum. Ortamdakilerin neredeyse yarısını tanıyordum. Yaklaşık 50 kişiye yakın insan vardı. Masa masa gezip insanlarla sohbet ediyordum, yeni insanlarla tanışıyordum. Genelde mesleğimi söylediğimde ya merak ediyorlar, açıklıyorum ya da kızlar beni beğeniyor ve shit test atıyor; gülüp anlık cevaplar veriyordum. İnsanlara takılıyor, sosyalleşiyordum. Ara ara hatunlarla flört ediyordum: neg, eğlenen ustalık, arsız-komik vs. vs.
Sosyal oyunun kendine özel dinamikleri vardır. Daygame gibi sonradan geliştirilmesi gereken, görece daha kolay dinamikler. İlk kural; ortama sadece kız düşürmeye gitme! 10 senedir değişik sosyal klüplerde takıldım, son 2 senedir de yöneticilikle ilgileniyorum. Erkeklerin en büyük hatası, fazla cinsel dürtü ile ortama girip ‘bugün mutlaka birini bulmalıyım’ düşüncesine kapılmalarıdır. Bu kafadaki çoğu kişi sosyalleşirken kasılır veya fazla dikkat çeker; kısa sürede ya dışlanır ya da yalnız kalır. Avuntuları genelde ‘ben Alfaydım, beni kıskandılar’ olur. 30 kişilik bir gecede yürümek amacıyla 4 kızdan numara veya Instagram almak hem çok dikkat çeker hem de kızlar birbirlerinden haberdar olacağı için işleri zorlaştırır. Bu, en az iki haftada bir buluşan sosyal klüpler ve üniversite klüpleri için geçerlidir. Böyle aidiyet gerektiren ortamlarda önemli olan soru şudur: Ben buraya ne katabilirim? Burası bana ne katabilir? Sadece kadınlar var diye gitmek zaman kaybı olur, boş vakit harcanır. Oyunun her alanında kadına eğlence fırsatı sunulur; bunun için önce sizin eğleniyor olmanız gerekir. Nasıl yapılacağı, raporun ilerleyen kısımlarında detaylı olarak anlatılacak.
‘’Duygularıyla hareket edenler için hayat bir trajedi, aklıyla hareket edenler için bir komedidir.’’ ~ Jean de La Bruyere ~
Etkinlik 1-2 saat sonra sosyalleşme kısmından canlı müzik dinlemeye geçti. Yan yana yuvarlak masalara oturduk. Benim masamda 2 erkek vardı. Solumdaki masada Ebru, onun yanında şirin başka bir kız ve masada 3 erkek daha vardı. Ebru, saha raporumuzun kadın başrollerinden ilki. 20 yaşlarında, uzun boylu, sarı saçlı; crop (beli ve göbeği kapatmayan kısa tişört) ve mini şort giymiş, aşırı flörtöz, eğlenceli bir kızdı. Arada laf atıyor, neg (negatif iltifat) yapıyordum, hoşuna gidiyordu. Özellikle yaşıyla alay ediyordum. Ama sıkıntı şuydu; sadece bana değil, masadaki diğer erkeklerin kızıştırmalarına da aynı tepkileri veriyordu. Diğerleri flört konusunda pek yetenekli değildi; ortalama-altı bilgiyle, ufak kızıştırmalarla flört etmeye çalışıyorlardı. Benimki flörtöz kızıştırmaydı, onlarınki ise zorbalığa yakındı. Sohbet devam ediyordu ama bir sorun vardı; hatunun abartı bir egosu vardı. Benim neg’lerime, eğlenen ustalık takılmalarıma veya arsız-komik kışkırtmalarıma ne utanıyor ne de çerçeveme giriyordu, aksine daha da şımarıyordu. Kadınların duygusal mekanizmaları zayıftır; bu tarz kızıştırmalara ayak uyduramazlar ve saygısızlığa varan şakalara kalkışabilirler. O yüzden iyi bir baştan çıkarma için bir noktada egosunu sarsmanız gerekir. Ama bu hatunun egosu dolu bir özgüvene değil, altı boş bir özgüvene dayanıyordu. Bu yüzden egosunu yanlış zamanda sarsarsam çirkefleşebilir veya ortamda istenmeyen durumlar doğabilirdi. Ben egosunu ufak ufak sarsıyordum ama diğer erkekler sürekli geri şişiriyordu. Bir noktada sıkıldım, geri çekildim ve müziği dinlemeye başladım. Önümdeki pos fişinden düşüncelere dalıp üç tane küçük origami tekne yaptım. Ebru gördü, ‘bana da öğret’ dedi. Biraz beklettim, sonra gösterdim. Kino ve yüksek değer göstergesi sağlandı. Kino (dokunmak) rahatlık ve cinsel çekim yaratır; yüksek değer göstergesi ise saygı ve hayranlık uyandırır. Utanma ve çerçeve derken aslında anlatmak istediğim buydu; kadının aşkı saygıya ve hayranlığa dayanır. O yüzden egosunu indirmen gerekir ama kadını aşağılayarak değil. Sohbetin devamında Ebru şarkıya eşlik ederken, ben boynumdaki kulak üstü kulaklığı taktım ve ona korkulu bir yan bakış attım. O anda egosu sarsılabileceği son noktadaydı. Unutmayın, ben flörtöz takılıyordum; diğerleri zorbalık yapıyordu. Ebru gülerek ‘Eee yeter, beni çok zorbalıyorsunuz, bak giderim ha!’ dedi. Bana bakarak söyledi. Ben de ‘sen bilirsin’ dedim. Gitme dememi bekliyordu, diğerlerinin yapacağı gibi. Ama birkaç boş ego hareketi ve saygısız davranışından sıkılmıştım; gülerek ‘git gidebiliyorsan’ dedim. Sonra bizim topluluktan tek başına duran bir erkeğin masasına geçti, onunla konuşmaya başladı. Yanımdaki diğer erkekler, Ebru’nun gittiği masadaki adama ‘sende kov!’ diye seslendi. Ebru orada kaldı, sonra birkaç kişi daha masalarına geçti. Ebru’nun eski masasına nükleer bomba düşmüş gibiydi; herkes sustu, telefonlarına gömüldü. Benim keyfim yerindeydi, kendi masamdaki arkadaşlarla sohbete devam ettim. Çünkü ben sadece sosyal flört ediyordum. Ebru’yu almam için oyuna uygun değildi, o yüzden izole etmemiştim. İzole edersem asıl romantik flört başlardı.
Grubun neredeyse yarısından fazlası kalkmıştı. Ben de diğer masaları gezmeye devam ettim. Tanımadığım birkaç kişinin olduğu bizim masalardan birini fark ettim ve geçtim. Masada yazımızın diğer iki kadın başrolüyle tanıştım: Gamze ve İpek. Gamze uzun boylu, kumral, 22 yaşında. İpek kısa boylu, sarışın ve 21 yaşında; daha sosyal. Neyse, önce İpek’le tanışmıştım. O okulundan ve bölümünden bahsetti; ben de işimden anlayabileceği bir dille bahsettim. Sosyal ortamlarda yeni tanıştığım her kadın gibi, günümüz erkeklerinden yakındı ve onlarda anlayamadığı bazı şeyleri sordu: “Genel ilişki” konuları. Bu arada, çok nadir özel ilişki dinlerim; genelde hemen “taksimetreyi açıyorum vs.” deyip savuştururum. İpek, “İnsanları hemen çözebilen biri misin?” diye sordu. Bu sorunun alt mesajı aslında “kadınları anlayabilir misin?” gibidir ve flörtöz bir sorudur. Birkaç tane soğuk okuma cümlesi söyledim: “Aceleci bir yapın var, ayrıntılar seni sıkar” vs. Gözleri fal taşı gibi açıldı, daha yakın konuşmaya başladı. Biraz geçmişe dayalı duygularından ve anılarından konuşturdum. Bu “geçmişinden bahsetme” işi, duygusal bağ kurmayla alakalı. Bu noktada İpek ilgimi çekmeye başlamıştı. Attığım neg’lerde ve “eğlenen ustalık” takılmalarımda utangaç ve masum gözüktü. Altı boş bir egosu yoktu ve hayatı konusunda anlattığı şeyler hoşuma gitti. “Hayatsız” bir kız gibi değildi. Sonra muhabbet biraz daha devam etti. İpek ile Gamze’nin arasındaki arkadaş kalktı, ben oraya geçtim; hem Gamze’yi hem de masanın diğer ucundaki arkadaşları duyabilmek için. Gamze’nin farklı bir aksanı ve 1–2 milisaniye geç tepki verme gibi çocuksu, garip hareketleri vardı. (Henüz sarhoş da değildi.) Gamze ile İpek bu arada çok eski arkadaş ve beraber yaşıyorlar. Gamze topluluğa üye değil, İpek misafir olarak getirmiş. Gamze daha sessiz ama daha ilgiliydi. 2–3 dakika sohbet ettikten sonra tamamen sandalyede yan oturmuştu ve bedeni tamamen bana dönmüştü. Ben yandan konuşuyordum ve masaya dönüktüm. Müzik fazla olduğu için fazlasıyla bana eğilerek konuşuyor, vücudunu bana yaslıyordu. O anda, tam Gamze bana eğilmiş bir şeyler anlatırken, kafasının arkasında imalı imalı bana bakan bir surat gördüm; Ebru. Ebru masasına dönmüş, oradan beni kesiyordu. İçimden kahkaha attım. Gamze de “Kadınları bir bakışta çözebilir misin?” diye sordu. Birkaç tane soğuk okuma cümlesi salladım ve etkilendi, bakışları değişti. Biraz geçmişinden değerli anılarını anlattırdım vs. Allah kahretsin, Gamze de hoşuma gitmeye başladı konuşurken. Diğer ilgili kızlar da vardı ama genelde en fazla sosyal flört eder, mesafemi korurum.
İkinci Kural: Seçici ve mesafeli ol! Sosyal ortamda bahsettiğim negatif şeyleri yapmamanız durumunda illaki bir kız size yürür. Yani belki farkında olmazsın ama yürür. Ha, yaşlı, bakımsız veya kilolu olabilir; kriterlerinin dışında olabilir, ona bir şey diyemem. Sosyal ortam, kadınların rahat olabildiği ortamdır ve emin olun, daha fazla fırsat yaratırlar. Bir de ortama bir şeyler katan bir insansanız, insanların size karşı sevgi ve saygısı artacaktır. Bu durum size statü katacaktır ve bu daha fazla beğenilmenize olanak sağlar. En basiti, uyumlu olmak da bir şeyler katmaktır. Ortama kendini kullandırmak değil söylediğim şey; dürüst ve samimi bir şekilde sosyalleşmek de bir şeydir. Yetenekleriniz doğrultusunda (kendini kullandırmadan) insanlara yardım etmek ya da topluluk için gönüllü bir şeylerde görev almak da olur. Ortama bir şeyler katabilmek sizi daha çekici yapar ve daha fazla fırsat gelir. Dikkatli olun. Sosyal toplulukta tek gecelik ilişki zordur, her kadın okey olmaz. Olsa da sen her kadına okey olma. Çünkü kız ortama güvenir ve kafasında hayaller kurar, seninle takılır; ilişki istemezsen adını çıkarabilir. Bu konuda kızları izole ettiğimde, bu konuda pek bir şeyler vermeyeceğimi şaka yollu da olsa söylerim ben. Yani en azından “Şu an emin değilim” veya “Zaman ne getirir bilemem” derim. Çünkü benim için o an öyledir. Rol değil, gerçek hislerim. Bir de sosyal topluluklarda ilgi orospusu kız çoktur. Ya sadece ilgini veya paranı kullanır ya da seni zevk için veya salaklığından başka bir erkekle karşı karşıya getirir. Yaşandı 😀 Bir kampta 6 erkekle öpüşüp, sabahına başka bir erkeğin arabasından çıkan bir kız görmüştüm. İkisi yakın arkadaş, 6 erkek birbirine girdi. Ben ne yaptım? Kızın davranışlarını çok önceden fark edip çok başta mesafe koydum; gece partide bana yaklaşmaya çalışınca hep uzak tuttum. Mide sahibiyim, teşekkür ederim 😀 Bu aslında her koşulda lazım olan “bolluk zihniyeti.” Bolluk zihniyeti, cebin dolunca değil; kriterlerin olunca oluşur. Öğrencilerime de mutlaka öğretmeye çalıştığım yeti: İstemediğin yerde oyundan çık, etkileşimi bitir, sen reddet. Beğenmediğin kızla ileri gitmeye çalışırsan bir yerde tıkanırsın; tıkandığında üzülürsün. Kafanda “Bu düşük değerli kız beni nasıl reddeder?” diye kırık egonla yataktan çıkamaz, tavanı izlersin bütün gün.
“Baştan çıkarmadaki en büyük gücün, geri çekilme yeteneğindir; başkalarının peşinden gelmesini sağlamak, tatminlerini geciktirmektir.” ~ Robert Greene ~ The Art of Seduction ~
Biraz zaman geçti. Etkinlik bitti. Birkaç kişi beraber after için cluba gittik. Ben alkolümü içiyorum, eğleniyorum, kafa dağıtıyorum, arkadaşlarımla dans ediyorum. Ebru’yu zaten çoktan uzaklaştırdım kendimden, kaçamak bakış atıyor dans ederken ama ben hiç oralı olmuyorum. Neyse bir ara İpek dans ederken yanıma geldi. Tuttum elinden, dans ediyoruz. Arada Gamze geliyor yanımıza ama doğruya doğru İpek daha çok ilgimi çekiyordu. İşte asıl önemli konu geliyor. Biraz dans bilgim ile kızla dans ederken bedenini bedenime yaklaştırıyorum, gözler ve surat yaklaşıyor, 1-2 affalaşmış gibi boş boş gözlerine bakıp duruyorum, sonra tekrar uzaklaşıyorum. Bu, duygusal itme-çekmenin dansa eklenmiş hâli. Yılların tekniğidir. Bu benim oynum ve ben ne zaman istersem o zaman yakınlaşır ve öperim. Arada belinden tutuyorum ve bedenlerimizi yaslıyorum, ayağımı ayaklarının arasına sokuyorum ve üst bacağımla hafif hafif vajinasına bastırıyorum, hafif eğilip kalkıyorum; “yukarı-aşağı” sürtünme ve baskı sırasında ufak bir titretme. Tabi bunları yaparken elim belinde ve bazen sırtında, bazen biraz daha aşağıda ve elim sadece orada öylece durmuyor. Bazen parmaklarım bastırıyor bedene, bazen tırnaklarımı batırıyorum, pençe atar gibi. Bunların hepsi birleşince kadın rahatsız olmadan ve nasıl olduğunu tam olarak anlamadan yükselir, nefes alışverişi değişir. Tabi ilk “izole” için arkasını dönmeli. Evet, bu 2’li setlerde de geçerli; daygame’de, izole etmek her zaman bedensel uzaklıkla olmaz, bakışlarla da olur. Arkadaşları ile göz teması kurmamalı, kurarsa ahlaki baskı hisseder.
Üçüncü kural, Görünmez ol! Doğru zaman geldiğinde, doğru şekilde yapacağın oyun sessiz olmalı. Acemiler hem çok dikkat çeker hem de çapkın (yavşak) olarak nitelendirilir çünkü fazla dağınık takılır. Çok dar bir farkındalıkla yaklaştığı için hem fazla dener hem de dikkat çektiğini fark etmez. Doğru zamanda, doğru kişiye fırsatı sunarsın. Sürekliliği olan ortamlarda kural budur. Benim bahsettiğim dans kısmında bizi yakın dans ediyorlar sanıyorlar. Onlar dans görür ama hatun ıslanır ve orgazma yaklaşır. Fark ettiysen temelde hatuna baskı kurmuyorum, o devam ettikçe ve rahat oldukça ileri taşıyorum; bu hatunun beklediği bir şey değil çünkü erkekler hemen dans imkanı bulduğunda “dayamaya” çalışıyor, yani fiziksel teması temellendirmeden arttırmaya çalışıyor. Burada bir şeyler oluyor ve kadın “büyülendim” diyor. Tamam, bu yıllarımı verdiğim, emek ettiğim ve geliştirdiğim şeyler; bunu okuyan dostlarımın hepsi yapabilir değil ama örnek olabilir ve yürüyebilecekleri yolları çizebilirler. Beni doğuştan yetenekli sananlar olursa, ilk yazımı (Saha Raporu – Daygame ve yaklaşma korkum) okumalarını tavsiye ederim.
Bu görünmez olma kısmı çok önemli; örneğin geçen başka bir buluşmada yeni bir arkadaş (erkek) vardı. Biraz mesleğimden bahsedince “Daygame falan mı?” dedi. “Evet” dedim. “Seni bu gece izleyebilecek miyiz?” dedi. “Mümkün değil, yani izlersin de anlamazsın” dedim. Karşımızda Merve vardı, topluluktan uzun süredir tanıdığım bir kız. Samimiyetim var ama eh işte. Neyse, kız kulak misafiri oldu ve araya girdi: “Bu arada gerçekten göremezsin. Deer piçtir, çapkın falandır ama öyle yavşak değildir. Belli etmez. Geçen bir after’da Deer bizim yanımızda bizle takılıyor, masanın diğer ucuna gidiyor geliyor; bir ara kayboldu. Millet ‘Deer nerede?’ falan dedi. Arkamı bir döndüm, bu piç sen ne ara arka masadaki kızla tanıştın da o hale geldin. Şerefsiz, ayakta bildiğin sevişiyorlardı.” Sonra “Biz gidiyoruz” dedi, çıktı. “İhtimal verirsin ama göremezsin” dedi. Arkadaşlarım o geceki kızla beni çekmişlerdi; ben sabah, kızın yatağında yatarken Zorro videoyu gönderince gördüm. Reels olarak atmıştım, gece oyunu hakkında bilgilendirme altyazısıyla. O geceyi de umarım erinmeden yazarım yakında; orada garip bir son var. Kızın arkadaşı da çocuğun birini alıyor. Kızın arkadaşının evine gidiyoruz. Kızlar uykuya geçiyor, biz salonda donla otururken sohbet ediyoruz; çocuk da oyuncu çıkıyor vs. İki senedir topluluk yönetiyorum, çoğu sadece eski sevgilimi (8 aylık) biliyor. Dışındakiler Vegas’ta oldu, Vegas’ta kaldı 😀 Bu sadece sosyal ortam içinde geçerli değil; ben genel olarak çok anlatmayı sevmem birlikte olduğum kızları; işim gereği göstermem gereken kısmı yer yer rahatsız ediyor beni. En azından saha raporlarım birilerinin gelişimine fayda sağlıyor.
‘‘Baştan çıkarmanın doruk noktası, baştan çıkarmaya çalışmıyormuş gibi bir izlenim yaratmaktır.” ~Mathias Malzieu~
Tabi dans ederken direkt grubun içinde değildik, yaklaşık 2 metre kenara açığa götürmüştüm. Yaklaşık 20 dakika böyle dans ettik; arada bir tuvalete gitti, bara gidip alkol aldı vs. Ama anlayamadığım bir şeyler oluyordu. İlk masalarına geldiğim andan beri genç bir erkek; İkkan. İkkan birkaç kere yanına çekti İpeği, biz dansı bırakınca vs. Sonra dans ederken, aramıza girmeye çalışıyordu arada. (Amguard erkek, beta) İşin garibi, kız bunu görmezden gelince çocuk efkarlanıyor, mala bağlıyor. Neyse, beni alakadar etmez, ben eğlencemdeyim. Arada Gamze yandan kedi gibi geliyor, bana yanaşıyor ama istemiyorum. Bi dur ablacım, diyorum içimden 😀 Diğer bir anlam veremediğim şey de, İpek benimle yakınlaşınca Gamze; İpeğin kulağına bir şeyler söyledi. İpek de “banane, umurumda değil” gibi bir şey söyledi. Sonra bir ara tuvalete gittim, geldim. İpek ile İkkan karşılıklı dans ediyor, aralarında bistro masa var. Havadan birbirlerine figürler yapıyorlar. Orta yanda da Gamze vardı. Neyse, ben İpeği elinden tutup dansa çekiyorum, İkkan triplere giriyor vs. Birkaç dakika sonra İpek, İkkan ile ilgilenmeye başladı. İçimden dedim, “ablacım bi karar ver, böyle bir o yana bir bu yana olmaz.” En son baktım kız ikili oynuyor veya belki de cesaret edemiyor, toplumsal baskı hissediyor. Gamze yandan kedi gibi yaklaşıyor bana; içimden ”eee yeter be dedim”, çektim belinden. Zaten sekizinci bardaktayım, olmuşum pilot. Dans ettik, aynı yakınlaşmalar devam etti. Gamze tırnaklamaya geçti, sarılma kadar hafif değildi. Bir ara dik dans edince içimden “uzun hatun başka be” dedim, çünkü fark etmemişim, İpek ile dans ederken boynum ağrımış. Gamze’yi bir ara çektim, mekanın arka tarafında dans ediyoruz. İzole etmeye devam. Bir yerde bedenler birbirine yapışmış, yanak yanağayız İşte buradan, birçok dostuma lazım olan bilgi: öpücüğe nasıl gidiyoruz?
Kadın burada son dakika direnci atacak, izin vermeyecek, işi yokuşa sürecek. Bak şimdi, bedenler yapışmış, sarılıyorsun, kız orada olmaktan mutlu. Yanağına bir öpücük konduruyoruz. Ters tepki yok, devam. Biraz bekle, bir tane daha, sonra yavaş yavaş araya duraklamalar ve beklemeler koyarak dudak kenarına kadar birer öpücük. Hatun hala seni itmedi ve sana sarılmaya devam ediyor. Ya bir iki tane daha aynı yere öpücük kondur, ya çekil, gözlerine bak, yakınlaş; o sana yapışsın. Bir de şey var: dans ederken müziği kulağına romantik tonda nefesini vererek söylemek; bu, ilk dans sırasında yakınlaştığın andan buraya kadar işe yarar. Nefesini kulağın altı ve boyuna doğru; sevişirken verilen nefes gibi ver, diyeceğim ama o zor olabilir. Şimdilik bunlar yeter. Beni bir öpmeye başladı, dedim içimden “herhalde zombi gibi yiyecek beni” 😀 Neyse, ateşli ateşli 30–40 saniye öpüştük, sonra öpmeyi bıraktım, kafasını göğsüme aldım ve biraz soft dans ettik. Başta dedim, oyunun kontrolü bende, abartıp devam edersem onun çekmesini sağlar; “sen mola ver.” Sonra bir iki öpüşme vs. Dedim, hadi üst katta hava alalım. Sigara ve biraları aldık, yukarı çıkacağız. İpek hemen koştu yanımıza: “Nereye gidiyorsunuz?” dedi. Gülerek dedim, “Arkadaşını kaçırıyorum.” Gamze araya girdi: “Hava almaya yukarı çıkıyoruz, geleceğiz.” dedi. İşte burada bir şeyler sarpa sarmaya başladı.
Yukarı çıktık. Masanın birine oturduk. Tatlı tatlı sohbet ediyoruz. Hatunun B12 eksikliği kendini gösterdi. “Ya senin adın şuydu dimi? Senin mesleğin neydi? Aaa, ilişki koçumu, vayyy” falan, bir kaç kere tekrara düştü. Sinirlendim. Hadi dedim, aşağı iniyoruz. İpeği yanına götürdüm, dedim “Bu fazla içmiş, yanınızda tutun şunu.” O an kendimi kötü hissettim; sanki kız alkollü olduğu için yakınlaştı gibi hissettim. Bu belki garip gelecek kulağa ama adımı bile hatırlamayan bir kızla bir şey yaşamak çok istemedim o an. Zaten durumlar ortada; gece İpek hayatta bırakmaz Gamzeyi, boşa vakit harcarım. “Eve geçerim, yatarım, yarın saha dersi var,” diye geçiriyorum aklımdan. Kızın numarasını almıştım, ayılınca bakılır. Bu başta bahsettiğim eski oyunculardan olan Zorro’ya bahsettim; o da alkolü fazla kaçırmış, çakmağı çaksam havaya uçacak. Müzikte çok, duymuyor. Mesaj olarak attım, dedim, telefona bak. Bu sırada Gamze de aramıza girdi, bana sokulmaya çalışıyor. Ben yüz vermiyorum vs. Arkadaşım “Ya siktir git, sen sanki çok ayıksın; kızın baştan da ilgisi vardı, abartma, eğlencene bak, herkes uçuyor zaten,” dedi. Dedim, hadi biraz daha kalayım. Kızla dans etmeye devam ettim. Bu sefer kız beni mekanın arka tarafına dans ederek çekti, öpüşme vs. Biraz daha dans ettik ve yukarı çıktık sonra. Geri inince izole etmeyi bıraktım, kolumun altına aldım kızı, grubun yanına gittim. İlk Ebru’nun masadan genç bir dostum (erkek) vardı. O geldi önüme, böyle taparcasına ellerini kaldırmış, ayakta kollarını ve kafasını eğiyor, şirinlik yapıyor, elimi sıkıyor vs. 😀 Bizim gruptakiler “Süper match olmuşsunuz,” der gibi hareketler yapıyor. 😀 Sonra bir iki arkadaşım daha geldi topluluktan, beni gördü, imalı imalı bakıp başparmak kaldırıyor, başarılı gibisinden. O sırada kız bana yandan sarılmış, boynumu öpüyor, emiyor vs. Neyse, gece böyle uzadı. O gece için İpek, Gamzeyi bırakmadı. Sonra kızlar gitti, Gamze ile görüşmeye devam ediyoruz. 😉
“Bir adamın büyü dediği şey, diğer adamın tekniğinden ibarettir.” ~ Robert Heinlein ~
Son Tavsiyeler;
Sosyal ortamda direkt cinsel dürtü ile sosyalleşmeyin, önüne gelene okey olmayın. Rol yapmayın, gerçek olun; “alfa olacağım” diye kasılıp durmayın. Her ortam size uygun olmayabilir ama yakın zamanda 2-3 gruptan atılıyorsanız, bir zahmet “acaba neden?” diye kendinize sorun. Biraz samimiyet ve çekim oluşunca kızı dışarı çağırabilirsin ama lütfen; “Seni çok beğendim, seninle ciddiyim” vs. gibi şeyler yazarak değil. Ortak bir ilgi alanınıza yönelik bir yere çağırabilirsin. Ya da etkinlik sonrası vakit varsa “Ayak üstü bir şeyler yiyelim veya içelim” denenebilir. Ayaküstü yenecek şeyler daha iyi, ilk zamanlarda. Kibarlık adı altında, dikkat çekmek için kıza gereksiz şeyler ısmarlamaya çalışma hemen. Açık bir flört içinde olunca olabilir ama devamı karşı taraftan gelmiyorsa, devam etmen gereksiz olur. Sosyal ortamda çok farklı insanlar görebilirsin; hemen samimi olan kadınlar, haftalarca mesafeli olan kadınlar; her şey senle ilgili olamaz. Açık, rahat kadınlar cinsel konularda şakalaşma yapabilir ve imalarına karşılık gülme vs. yapabilir; hemen izole etmeye çalışma, hatun herkese karşı böyle olabilir. Yakınlaşmayı kadın zaten yapar; sosyalleşmene bak. Kızla bağıra çağıra şarkı söyle, anı yaşa; sürekli çiftleşmeye çalışan iki kobra yılanı gibi ortada dikelenmenin bir anlamı yok.
Evet dostlarım, uzun zaman sonra kalemimden bir yazı döküldü. Niyetim, yazılarıma devam etmek ve bilgilerimi aktarmak. Kafada oturmayan, anlaşılmayan yerler olursa ve genel olarak her türlü sorularınızı lütfen yorum olarak bırakın. Özel sorularınızın için instagramdan yazabilirsiniz.
Gecenin üçü. Uyanıksınız. Göğsünüzde bir sıkışma hissediyorsunuz. Zihniniz durmuyor. Her kavgayı, her mesajı, her “ya şöyle olsaydı” düşüncesini zihninizde döndürüp duruyorsunuz. Sabah kalktığınızda her şeyin farklı olacağı konusunda kendinize söz veriyorsunuz. Ama ertesi gece, yine aynı durumda oluyorsunuz. Bu durum size tanıdık geldi mi?
Ben buna “gecenin üçü testi” diyorum. Merak etmeyin, kafayı yediğiniz için bu durumda değilsiniz. Bu durumda olma sebebiniz, travma bağı (trauma bonding)(*).
Eğer bir erkekseniz, size adam ol, kendine çeki düzen ver ve arkanı dön git tavsiyeleri veriliyor. “Dışarıda bir sürü kız var” deniyor. Ama bu zihinsel girdaba kapılmış biriyseniz, bunun o kadar da kolay olmadığını biliyorsunuz. Bu durum, irade gücü ya da kafanızı dağıtma ile alakalı değil. Bu durum, beyninizdeki ödül yollarının rehin alınmasıyla ilgili. Yani yapmanız gereken şey, sinir sisteminizi yeniden kablolamayı öğrenmek.
Bu bölümde, “gecenin üçü testi” dediğim durumun ne olduğunu ve bunun neden, devam eden travma bağının en açık belirtilerinden biri olduğunu anlatacağım. Ayrıca bu acılı zihin fırtınasını durdurmak ve zihninizin kontrolünü yeniden elinize almak için kullanabileceğiniz, 5 güçlü teknikten bahsedeceğim.
Gerçek bir hikaye ile başlayalım. Hikaye, Bob’un hikayesi. Bob, hayatı yolunda giden bir erkekti ve sonra yeni bir ilişkiye girdi. İlk başlarda dünyanın zirvesinde gibiydi. İşi harika gidiyordu, spor salonunu aksatmıyordu. Kendine güven ve enerji ile dolup taşan biriydi.
Ama ilişki ilerledikçe, hayatına kaos sızmaya başladı. Drama, eleştiriler, birdenbire yok olan yakınlık, değersizleştirme başladı. Bob, işte duraksamaya ve gerilemeye başladı. Verimsiz çalışıyor, bütün gün daha çok boş boş ekrana bakıyordu. Zihninde fırtınalar koparken, teslim tarihlerini kaçırmaya, bitmemiş projelerin iş yükü altında ezilmeye, tüm çalışma azmini kaybetmeye başladı.
E-postalara bakmak yerine, masasında oturup kız arkadaşı ile eski mesajlaşmalarını okuyup duruyordu. Arkadaşları, onun sürekli kız arkadaşı hakkında konuşmaya, kız arkadaşı ile tüm etkileşimini analiz etmeye, aynı hikayeleri defalarca anlatmaya başladığını fark ettiler. Bazı arkadaşları sabırlıydı ama diğerleri kendine çeki düzen vermesini ve bu kızı bırakmasını söylüyorlardı. Bazıları ise onun kötü enerjisi ile baş edemediklerinden, ondan uzaklaşmaya başladılar. Bir zamanlar arkadaşlarına ilham kaynağı olan Bob, artık ne yaşadığını anlamak için sürekli olarak aynı girdabın içinde dönen birine dönüşmüştü.
Eskiden zevk aldığı hobileri, hafta sonları, arkadaş ve aile buluşmaları, artık Bob’a anlamsız görünmeye başlamıştı. Hiçbir şey, onun ilgisi ile karşılaştırılamaz, hiçbir şey, onun kendisini reddetmesinin acısı ile yarışamazdı.
İlişkinin sonuna vardığında, Bob artık kendisini tanıyamıyordu. Güçlü değildi, motive değildi, eski enerjisinden artık eser yoktu. Artık bomboş, takıntılı biriydi. Tüm benliği rehin alınmış gibiydi. Ama en kötüsü, gecelerdi.
Her gece 3 gibi, her şey ona tren gibi çarpıyordu. Tüm tartışmaları kafasında döndürüyor, sosyal medyaya, eski fotoğraf ve mesajlara bakıp duruyordu. Kendisini hiçbir zaman tatmin etmeyecek cevapları arayıp duruyordu. Eski kız arkadaşının sosyal medyasına, mesaj uygulamasına bakmayacağı, onu kafasında çevirip durmayı bırakacağı konusunda kendisine sözler veriyordu ama haftalar hatta aylar geçmesine rağmen, hiçbir şey değişmiyordu. Pardon, aslında bir şeyler değişiyordu. İşler daha da kötüye gidiyordu. Bob artık, eskiden olduğu adamın gölgesine dönüşmüştü. İşkence görüyor, aklını kaçırıyor gibi hissediyordu.
Benim “gecenin üçü testi” dediğim şey tam olarak da bu. O, gecelerinize sahip oluyor ve sinir sisteminizi elinde tutmaya devam ediyorsa, siz alelade bir kalbi kırık değilsiniz. Hayır, siz travma bağı geliştirmiş birisiniz.
Gecenin üçünde içine düştüğünüz bu girdap, aslında sinir sisteminizin, olmayan bir tutarlılığı ve “kapanışı” dayatmaya çalışmasından kaynaklanıyor. Gecenin bir yarısı dünya sessizleştiğinde, dikkat dağıtıcılar ortadan kalktığında, savunma kalkanlarınız iniyor ve bilinçaltı zihniniz deli gibi çalışmaya başlıyor. Kaosun kaydını yeniden oynatıyor, bilmeceyi çaresiz bir şekilde çözmeye çalışıyor.
Siz bu durumda, onun iki versiyonu arasında sıkışıp kalıyorsunuz. Sizi capcanlı, sevilen, arzulanan bir erkeğe, neredeyse kahramana dönüştüren kadın bir tarafta, sizi sürekli eleştiren, aklınızla oynayan, kendi ruh sağlığınız hakkında şüpheye düşüren kadın bir tarafta oluyor. Bu, bilişsel çelişki (cognitive dissonance) ve çok zalim bir durum.
Siz her zaman onun iyi versiyonuna inanmayı tercih ediyorsunuz. Onun iyi versiyonunun gerçek ve aslında tek versiyonu olduğuna inanmayı, aranızdaki bağı güçlendirmeyi tercih ediyorsunuz. Beraber yaşadığınız zirvelerin peşinde koşarken, o berbat dipleri görmezden geliyorsunuz. Bu da sizi, tüm bunlar sadece sizin zihninizde olsalarda, bir çeşit umut döngüsüne hapsediyor.
Gerçek şu ki zihniniz, çözülmemiş bilmecelere dayanamaz. Çözülmemiş bilmeceyi çözmeniz için, sizi sürekli olarak ve zorla, o negatif düşünce döngüsünün (ruminasyonun) içine çekiyor. Sorun şu ki, ne kadar uğraşırsanız uğraşın, bu bilmeceyi çözemeyeceksiniz. Bu bilmecenin bir çözümü yok.
Yeniden huzur bulmanızın tek yolu, onu çözmeye çalışmayı bırakıp, sinir sisteminizi yeniden kablolamak. Çünkü gerçekte olan şey, sizin ödül devrelerinizin, dopamin yollarınızın rehin alınmış olması. Siz artık o zirvelerde ateşlenmeye, berbat diplerde debelenirken rahatlama arzusu ile yanıp tutuşmaya ve kaosa bağımlı olmaya programlamlandınız.
O sizi her idealize ettiğinde, sizi ilgiye boğduğunda, sizin seçilmiş kişi olduğunuzu söylediğinde, beyninizde dopamin şelale oldu. Ama size her duvar ördüğünde, sizi sessizlik ile cezalandırdığında ya da size öfke ile saldırdığında, vücudunuzda stres hormonları ile doldu, kortizol ve adrenalin şelale oldu.
Sonra özür dileyerek, kırılgan davranarak, sizi ilgiye boğarak geri geldiğinde, geçici bir rahatlama yaşadınız. Ve sonra bu döngü yine tekrarlandı ve yine tekrarlandı.
Yaşadığınız istismar döngüsünün farkına varmak yerine, sinir sisteminiz bu döngüye bağımlı hale geldi. Bu zirvelere ve diplere, ne zaman geleceği belli olmayan ve sadece onun size verebileceği ödüllere ve rahatlamalara büyük bir arzu duymaya başladı. “Gecenin üçü testi”, sinir sisteminizin ona olan bağımlılığınızın ne durumda olduğunu gösteren bir belirti.
Yapmanız gereken şey, çözüm aramak yerine, şu adımları atmak.
Birinci adımda, gecenin üçünde uyandığınızda (ya da gecenin bir yarısı uyuyamadığınızda), burnunuzdan iki hızlı nefes alın ve ağzınızdan derin bir nefes verin. Bunu beş kez ya da gerektiği kadar yapın çünkü kalp atış hızınızı düşürmenin ve sinir sisteminizi yatıştırmanın, bilimsel kanıt temelli ve en hızlı yolu bu.
İkinci adımda, beyninizde onu döndürüp durmak yerine, 100’den geriye 7’şer eksilterek sayarak, negatif düşünce döngüsünü kesin.
Üçüncü adım, ayak tabanlarınızı sağlam bir şekilde yere basın, derin bir nefes alın ve kendinize “güvendeyim” deyin.
Dördüncü adım, bir deftere, bir iki düşünceyi çabucak yazın. Birkaç satır yeterli. “Özgürüm”, “daha iyisini hak ediyorum”, “bu ilişki bitti” gibi. Sonra da defteri kapatın.
Beşinci adımda, yatağınıza yakın bir yerde bir kitap bulundurun. Çok heyecan içeren bir şey olmasın. Uykudan gözleriniz ağırlaşana kadar kitap okuyun. Ya da kısa bir yönlendirmeli meditasyon yapın. Bu iki seçenek de, sizin zihninizi sakinleştirirken, bedeninize uykuya sürüklenmeyi öğretir.
Gecenin üçü testi, sinir sisteminizin hala kaosu, çelişkileri anlamaya çalıştığına işaret. Bu zihinsel girdaba girmeyi her reddettiğinizde, zihinsel girdaba girmeye karşı koyduğunuzda, beyninizi yeniden kablolayacaksınız. Bunun sonunda da, onun sizi artık kontrol edemediğini göreceksiniz.
(*) Travma bağı, bir kişinin kendisine duygusal, psikolojik veya bazen fiziksel zarar veren bir kişiye olağanüstü güçlü bir bağ geliştirmesidir. Bu bağ, normal sağlıklı sevgi bağı değildir; acı, korku, suçluluk ve arada verilen küçük sevgi/şefkat kırıntılarının karışımından oluşur.
Travma bağına neden olan toksik ilişkide genellikle döngü vardır:
Aşırı ilgi / sevgi (idealize etme, “sen bensiz yaşayamazsın” duygusu) Kötü muamele / eleştiri / soğukluk / terk tehdidi Kişinin korku, suçluluk, yalnız kalma paniği hissetmesi Failin tekrar şefkat göstermesi / özür dilemesi / “bir daha olmayacak” demesi Beynin, bu azıcık sevgi kırıntılarını ödül gibi algılaması
Bu döngü tekrarlandıkça, tıpkı kumarda sürekli kaybedip ara ara kazanmanın bağımlılık yapması gibi, beyin bağımlılık geliştirir.
Travma bağı = Kırıntı sevgi + yoğun acı + kopamama hali. Bu, “aşk” değil, beyinde oluşan bağımlılık döngüsüdür.
Kız arkadaşınız size sarılmış, ağlıyor, size kralım diyor. Hemen ardından düğmeye basılmış gibi gözyaşları kuruyor. Sesi sertleşiyor ve size gerçek bir erkek olmadığınızı, onun gibi bir kadını hak etmediğinizi söylüyor. Sonra aniden nişan yüzüğünü suratınıza fırlatıyor ve sizinle bir daha asla hiçbir şey yapmak istemediğini haykırıyor.
Bu yazı, aynı anda hem borderline hem de narsist olan kadınlar adlı üç bölümlük bir dizinin ilk yazısı.
Bu yazıda, hem borderline hem de narsisistik kişilik bozukluğuna sahip olan veya en azından her iki bozukluğun da çok belirgin özelliklerini taşıyan bir kadının, en temel üç belirtisini ele alacağım. Ve yazının sonunda, neden aynı bedende iki tamamen farklı kadınla uğraşıyormuşsunuz gibi hissettiğinizi açıklayacağım.
Gerçek hayattan somut bir örnek vererek başlayayım. Anonimliği ve gizliliği korumak için ayrıntıları değiştirdim.
Hikayenin erkek tarafı, kız arkadaşıyla buluşuyor. Bardan içki alıyor ve garson, ki çok güzel bir kadın. Erkek, içkilerini uzatırken garsona kibarca gülümsüyor. Garson da erkeğe gülümsüyor. Erkek teşekkür ediyor ve bu kısa etkileşimi hiç düşünmeden doğrudan masaya geri dönüyor. Ama masaya dönmeden önce, kız arkadaşının yüzündeki ifadeden bir şeylerin ters gittiğini anlıyor. Ve erkek masaya yaklaşır yaklaşmaz, kız arkadaşı ona sert bir şekilde saldırıyor, garsonla flört etmekle ve onu herkesin içinde küçük düşürmekle suçluyor. İki içkiyi de adamın elinden alıp ona fırlatıyor ve rezalet çıkarıyor.
Erkek kız arkadaşını sakinleştirmek için büyük bir çaba harcıyor. “Bebeğim, hadi dışarı çıkıp konuşalım. Hadi eve gidelim.” diyor. Ama kadın tamamen kontrolden çıkmış vaziyette, her şeyin bittiğini ve onu bir daha asla görmek istemediğini haykırıyor. Tüm bunlar, evlenme planları yaptıktan, ona daha önce başka bir erkeği hiç bu kadar derinden sevmediğini, onun ruh eşi olduğunu söyledikten sonra yapıyor.
Bu olay, çift yaşadığı ve buna benzer ilk olay değil. Ama bu sefer, her zamankinden çok daha aşırı bir deneyim yaşıyorlar. Bu yüzden sonraki birkaç gün boyunca iletişime geçmiyorlar.
Erkek, ilk başta rahatlama hissediyor ama bu rahatlama kısa bir süre sonra yoksunluğa dönüşüyor ve erkek kendini, kadını derinden özlerken buluyor.
Erkek, kafasını rahatlatmak için bir seyahate çıkmaya karar verdi. Ve seyahatteyken, kız arkadaşından mesajlar yağmaya başladı. Özürler, gözyaşları içinde verilen “değişeceğim” sözleri, erkeği sonsuza dek kaybetmenin verdiği acı panik. Kadın, dünyanın en iyi aktrisinin bile taklit edemeyeceğini gerçek duygularını dile getirerek, geri dönmesi ve ona bir şans daha vermesi için erkeğe yalvardı.
Erkek, kadına hala aşıktı, onunla daha önce hiç kimseyle hissetmediği bir bağ hissediyordu. İlişkideki duygusal yoğunluk olağanüstüydü ve erkek, ilişkiye bir şans daha vermek zorunda hissediyordu. Bu sefer gerçekten farklı olacağına, önemli farkındalıklar yaşadığına inanıyordu.
Sonunda yeniden bir araya geldiler ve tekrar bir araya geldikten sonraki ilk 24 saat boyunca, yoğunluk, kimya ve bağ inanılmazdı. Ama birkaç gün sonra erkek, bar sahnesi ve garsonla yaşadıkları ayrılık hakkında sakince konuşmak istediğinde, kadın birden çıldırdı ve bir anda tekrar erkeğe büyük bir öfke kustu, bağırıp çağırmaya başladı.
Erkek her zaman yaptığı gibi, durumu sakinleştirmeye çalıştı. Kadına, “eğer bu işi yürüteceksek, gerçekten konuşabilmemiz ve sorunları sağlıklı bir şekilde çözebilmemiz gerekli” demeye çalıştı. Ama kadın sakinleşmek yerine, daha da öfkelendi ve bu ilişkinin bittiğini haykırdı. Kapıdan bir fırtına gibi çıktı gitti.
Erkek yine her zaman olduğu gibi, ilk başta, rahatlamış hissetti. Ama birkaç günlük sessizlikten sonra, her zaman olduğu gibi yoksunluk kaygıya dönüştü. Erkek, konuşmaları kafasında tekrar tekrar döndürmeye, kadının sosyal medyasını stalklamaya, ona takıntılı hale gelmeye ve kendini sorgulamaya başladı. İşte o zaman, kız arkadaşının onu yürekten sevmekten, derin bir duygu ve bağ ifade etmekten, ona nefretle öfkelenmeye ve sanki kendisi için hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi onu terk etmeye nasıl geçebildiğini anlamak için araştırmaya başladı. Acı dayanılmazdı ve kendi durumundaki birçok erkeğin sorduğu aynı soruları merak ediyordu. Bu kız borderline mı? Narsist bir kadın mı?
Gerçek şu ki, toksik bir kadın, her ikisi de olabilir. Araştırmalar, borderline kişilik bozukluğu teşhisi konan kişilerin %40’ının narsisistik kişilik bozukluğu kriterlerini de karşıladığını gösteriyor. İşte bu yüzden aynı bedende tamamen farklı iki kadınla birlikteymişsiniz gibi hissedebiliyorsunuz. Bu kadınlardan biri sizi daha önce hiç hissetmediğiniz bir yoğunlukla seviyor, diğeri ise sizden aynı güçle nefret ediyor gibi.
Şimdi gelin, bir kadının hem borderline, hem de narsist özelliklere sahip olduğu zaman gösterdiği temel belirtilere bakalım.
İlk belirti, kimlik algısı ile ilgili. Sadece borderline kişilik bozukluğu olan birinin benlik duygusu istikrarsızdır ve sürekli değişir. Borderline, bağlandığı insanı taklit eden bir bukalemun gibidir. Yani sizinle bütünleşmeye çalışır.
Borderline kadının rehberliğinize ihtiyacı vardır ve kendisinin kim olduğunu bilmez, kaybolmuştur. Ve bu hesaplanmış bir strateji değildir. O içsel boşluk ve o istikrarsız benlik duygusu tarafından yönlendirilir.
Sadece narsist kadın ise, özenle inşa ettiği bir benliğe sahiptir. Başkalarının onu nasıl gördüğünü kontrol etmek ve aşağılık duygusunu gizlemek için, katı bir maske geliştirir.
Hem borderline hem narsist kadın ise bir dakika önce kaybolmuş ve kim olduğunu arıyor, sizden yardım istiyor görünürken, bir dakika sonra maskesini şiddetle koruyor ve ona meydan okuduğunuz için sizi cezalandırıyor hale geçebilir. Çaresiz bağımlılık, sizinle birleşme isteği ile katı, savunmacı tavırlar arasındaki bu geçiş, neden bir an yapışkan ve savunmasızken, bir an size tanrısı, ruh eşi derken, bir sonraki anda soğuk bir şekilde sizden uzaklaşıp sizi cezalandırdığını, sizinle hiçbir şey yapmak istemediğini açıklıyor.
İkinci belirti ise duygusal durum ile ilgili. Sadece sınırda kişilik bozukluğu olan bir kadında, terk edilme korkusu inanılmaz derecede yoğundur. Panik duyguları beynini ele geçirdiğinde, borderline kadın sizi bir anda kahramandan kötü adama dönüştürebilir. Saldırıları genellikle acımasız, yaralayıcı ve son derece kişiseldir, ancak bunlar saf panik ve duygusal taşkınlıktan kaynaklanır.
Sadece narsist kadın için tetikleyici, utanç ve gerçek kişiliğinin ifşa olması korkusudur. Eleştirildiği, utandığı, küçük düştüğü veya savunmasız hissettiği anda aranıza duvarlar çeker, duygusal olarak kapanır. Sizi küçümsemeye başlar, ve aniden o kurban, siz de suçlu olursunuz. Gerçekte ne olursa olsun.
Hem borderline hem de narsisizm bir arada olduğunda, bu iki sistem çarpışır. Terk edilme korkusu neredeyse anında utanç ve ifşa olma korkusuna dönüşür. Ve kadın bunaltıcı bir panik modunda kalmak yerine, narsisistik savunma mekanizmalarını devreye sokar. Kendinden utancını suçlama, küçümseme ve soğuk ceza yoluyla size yansıtır.
Üçüncü belirti, öz farkındalığın inkara dönüşmesidir. Sadece borderline kişilik bozukluğu olan kişilerde, şaşırtıcı seviyelerde öz farkındalık olabilir. Sakin olduğunda, duygularını doğru bir şekilde yansıtabilir. Duygusal fırtına geçtikten sonra genellikle aşırı tepki verdiğini kabul edebilir ve çizgiyi aşabilir. Pişmanlık gösterebilir. Hatta “Bunu neden yaptığımı bilmiyorum. Seni incitmek istemiyorum. Seni herşeyden çok seviyorum.” gibi şeyler söylediğini bile duyabilirsiniz. Borderline kadın fırtına geçtiğinde, sizi idealleştirmeye geri döner.
Sadece narsisizm söz konusu olduğunda, gerçek öz farkındalık neredeyse yoktur ve buna dair en ufak bir bakış bile, öz imajını koruyan bir hikâyeye dönüşür. Kırılgan/gizli narsisist, empatik, kendisinin derin bir şekilde spiritüel veya herkesin zulmünün kurbanı olduğuna ikna olmuş olabilir. Ama bu bir içgörü değil, narsistin maskesini korumak için tasarlanmış, çarpıtılmış bir anlatı.
Ama hem borderline hem de narsisizm söz konusu olduğunda, olay çok kafa karıştırıcı oluyor çünkü bir an hatasını kabul ediyor, belki özür diliyor, gerçekten değişeceğine söz veriyor ve o anda kendine inanıyor. Ama sonra narsistik savunmalar devreye giriyor ve hikayeyi tamamen yeniden yazılıyor. O kurban, siz ise kötü adam oluyorsunuz.
Hikayedeki erkeğin ilişkisinde, olan da buydu. Kadının özür dileyen mesajları ona umut vermişti. Ama sakince konu hakkında konuşmaya çalıştığında, kadının pişmanlığı yok oldu. Anlatı tamamen tersine döndü ve erkek, konuyu açmaya ve daha derin bir düzeyde çözmeye çalıştığı için cezalandırıldı.
Bunlar hem borderline hem de narsistik özelliklere sahip olabilecek bir kadının ilk belirtileri. Ama asıl mesele şu ki, hikaye burada bitmiyor. Eğer böyle bir kadının neden ortadan kaybolduğunu ve geri dönüp dönmeyeceğini merak ettiyseniz, ikinci bölüme bakabilirsiniz.
Beni arayan ya da bana soru soran birçok takipçim, ayrıl – barış ilişki içerisindeler. Bu takipçilerin büyük bir kısmı için, ayrıl – barış, terk edilme – terk edenin peşinde koşma – yeniden başlama ve yine terk edilme demek. Daha az oranda ise, terk edilme – iletişimin kesilmesi – terk edenin yeniden dönmesi – yine terk edilme demek. Bir kısmı ise, bu saçma sapan ilişki türünün, terk eden tarafı.
İlişki hayatınızda, sizi böyle gereksiz ilişkileri sürdürüp vakit kaybetmekten koruyacak bir kural var ve bu kuralı prensip edinmenizi tavsiye ederim:
“Bir insanın sizi sadece 2 kere terk etmesine izin verin.”
Yani ilk terk edildiğinizde, yeniden birleşebilirsiniz ama yine terk edilirseniz, karşınızdaki ne yaparsa yapsın geri almayın.
Bu tavsiyenin motivasyonu, karşı tarafı cezalandırmak değil. İki kere terk edip geri dönen bir insanın, hemen her zaman, “terk ederim gelirim, bu da burada beni bekler” fikrine kapılması. Bundan sonra da o ilişkinin iflah olma ihtimali çok düşük oluyor. Siz ne kadar çok kendinizi kandırırsanız kandırın, bu tip bir ilişki, iyi ve sağlam bir ilişkiye dönüşmüyor. Genellikle şu iki şekilde sona eriyor:
– Terk edip duran taraf son defa terk ediyor ve bir daha asla geri dönmüyor.
– Terk edilen taraf bir yerde yeter diyor ve terk eden tarafı bir daha asla geri almıyor.
Şimdi, konuyla ilgili bir vaka çalışması ele alacağım.
“Mahmut Abi, eski sevgilimle 8 aydır beraberdik. Bu süreçte kaç kere ayrılıp barıştık saymadım. Birkaç kez ben de ayrılmış olsam da, çoğunlukla o beni terk ediyordu.”
Saymana gerek yoktu. 2 kere terk edildikten sonra bir daha almaman gerekiyordu. Ayrıl – barış ilişkiler, bitmeye mahkum ve en azından ayrıl barış başladıktan sonra boktan ilişkilerdir. Ne kadar erken biterse, o kadar iyi. Ama işte bu tür bir ilişki genellikle, yalnız kalmaktansa, boktan bir ilişkide acı çekmeye razı olan iki insan arasında olduğu için, uzar gider.
“Kendisinin manipülatif ve toksik biri olduğunu, buradaki yazı ve kitaplardan sonra anladım. Ama ilişki iyiyken de gerçekten çok iyiydi.”
Toksik bir ilişkinin, iyiyken çok iyi olması, ayrılmama bahanesi olmamalı. Çünkü toksik ilişkilerin bağımlılık yapma nedeni bu zaten. Toksik ilişkilerdeki hedonist zevk zirvelerini, sağlıklı ilişkilerde bulamazsınız ama sağlıklı bir ilişkide, toksik ilişkilerin insanı bir zavallıya dönüştüren diplerini de bulamazsınız. Toksik ilişki, 200 metre zirveye çıkar, sonra -300 metre dibe düşer. Toplamda, eksi on yüz bin dipte bitirirsiniz. Sağlıklı ilişkinin zirvesi 50 metreye çıkar, eksi 10 metreye düşer. Toplamda, artı yüz binde devam eder ya da biter.
Bu arada şunu da söyleyeyim, toksik bir ilişki olmasaydı bile, 2 kereden fazla terk etmesine izin vermemeliydin.
“Terk ettiğinde, çoğunlukla peşinden koşuyordum. Sonunda, iletişimi kes kuralı uygulamaya başladım.”
Bu kızla iletişim kesilir ama iletişimi kes kuralı uygulanmaz. İletişimi kes kuralı, geri dönmesini isteyebileceğin kızlara uygulanır. Bu tür terk edip duran kızlarla (kadınsanız erkeklerle), iletişimi tamamen ve geri dönüşsüz kesmeniz, size ulaştığında başınızdan savmanız ve asla görüşmemeniz lazım.
“İletişimi kestiğim zamanlarda, bana ulaşıp, “ayrılığa dünden razıymışsın”, “senin sevgin yalan” gibi şeyler söylemeye başladı. Bunlara ne cevap vereceğimi bilemedim açıkçası.”
Terk eden insanın, peşinden koşmadığınız zaman bu soruyu sormaya hakkı yok. Bunu söylüyorsa hak ettiği tek cevap, “evet dünden razıydım bana bir daha ulaşmazsan sevinirim” ya da “evet yalandı, bana bir daha ulaşmazsan sevinirim” olmalı. Üstüne de engel. Bu laflar, karşınızdaki insanın sizi ayrılık ile sopalayan ya da en azından test eden, kötü niyetli ya da aptal biri olduğunu gösterir. Nazik bir cevap gerektirmez.
“Bu ilişkinin düzelmesi için çok uğraştım, çok çabaladım. Onu çok sevdim, onun için çok fedakarlık yaptım.”
Geçenlerde bir yerde görmüştüm. Kız, “finansal bir ilişki istiyorum, ödemelerime ve kirama yardım etmeni bekliyorum” deyince adam, “orospuyum demeden orospu olduğunu ne güzel söyledin gız” diyordu. Sen de muhtaçtım demeden muhtaç olduğunu ne kadar güzel söyledin yahu 😊 He Aziz Sikolas, hepsi onun içindi. Tamamen hayrına, yüce gönüllü olmandan(!)
“Sonunda ne oldu?”
Son terk edişi oldu ne olacak? Bunun başka çıkışı yok ki! Hemen hemen yarısında da, daldan dala veya aldatma ile olur hem de, tadından yenmez.
“Beni terk etti ve üstelik aynı iş yerinden bir adamla çıkmaya başladı.”
Bu çok normal. Sürekli ayrılıp geri geliyor, muhtemelen o da senin kadar yalnız kalmaktan çekiniyor. Yalnız kalmaktan çekinen biri ne zaman tam terk eder? Tabii ki, yalnız kalmayacağı zaman.
“Onca çabamın boşa gitmesi bir yana, büyük bir öfke ve intikam hissi ile doluyum.”
Bu hüsran senin ve senin kendi başına sindirmen gereken bir şey. Kızın hiç suçu yok demiyorum ama bitmeye mahkum bir ilişkiyi sen bitiremezsen kim bitirecekti sanıyorsun? Seni bırakamayan biri, ne zaman bırakabilir hale gelecekti?
Bu öfkenin ve intikam hissinin ateşini, hüsrana, hüsranı da yakıta çevirmen gerekecek. Yani hüsranı değişim için bir fırsat olarak kullan. Yanlış bir insanla beraberdin, ve yanlış bir insan ile beraber olma konusunda ısrarın, çıkması gereken kapıya çıktı. Bundan sonra, yanlış bir insanla beraber olmaya devam etmekteki ısrarının nereye çıkacağını biliyorsun. Yalnız kalmanın, böyle bir ilişkiden daha iyi olduğunu da biliyorsun. Üstelik yalnız kalmayayım diye böyle bir ilişkiye devam ettin mi, yine de yalnız kaldığını ve üstüne küçük düştüğünü de biliyorsun. Bu acının seni bir daha böyle bir şey yapmamayı öğretmesi için, erkek gibi acını çek, sindir ve önüne bak. O ateşi bir değişim fırsatına yakıt yaparsan, acıda geçiyor, intikam hissi de geçiyor, öfke de geçiyor.