Fedakarlık ve çalışmak arasında bir fark yoktur. İkisi de sadece insanlara özgüdür. Bazen hayvanlar da sanki çalışıyorlarmış gibi davranırlar ama yaptıkları sadece doğalarının dikte ettiği hareketleri yapmalarıdır. Su samurları barajlar inşaa ederler. Su samurları, su samuru oldukları için barajlar yaparlar. Barajı yaparken akıllarından “şu an kız arkadaşımla bir sahilde olmak isterdim” diye düşünmezler.
Fedakarlık, çalışmak, basitçe hazzın ertelenmesidir ama bu fedakarlığın ruhu paramparça edebilecek ciddiyetini anlatmaya yeterli olmayan bir tanımlamadır. İnsanlık için hazzın / ödülün ertelenebileceğinin keşfi, zamanın ve sebep – sonuç ilişkisinin keşfi ile beraber oldu. Ya da en azından bilinçli insan davranışlarının nedensel gücünün keşfi ile.
Çok çok geride kalan geçmişte, gerçekliğin sanki kendisi ile pazarlık edebileceğimiz bir şeymiş gibi kurulu olduğunu farkettik. Şimdi doğru davranarak, dürtülerimizi kontrol ederek, başkalarının durumunu da göz önüne alarak gelecekte, henüz daha varolmayan bir zaman – mekanda, ödüllendirilebileceğimizi keşfettik. Anlık zevklerimizi kontrol altına almaya ve organize etmeye başladık ki diğer insanlarla ve gelecekteki kendimizle çatışmayalım.
Bunu yapmak, toplumu organize etmekten ayrıştırılamayacak bir davranıştır. Bugünkü çabalarımızla geleceğin kalitesi arasındaki neden – sonuç ilişkisinin farkına varmamız, sosyal sözleşmeyi motive etti. Bugünün emeğinin çoğunlukla başkalarının verdiği “söz / vaat” olarak güvenilir bir şekilde stoklanmasını sağlayan organizasyonu oluşturdu.
Bir şeyi anlamak, çoğunlukla onu söze dökebildiğimizden çok önce anladığımız şeye göre davranmak şeklinde ifade edilir. Bir çocuğun anne veya baba rollerinin ne olduğunu anlatabilecek kelimeleri kazanmasından çok önce anne – baba taklidi yapabilmesi gibi. Tanrıya kurban vermek, ertelemenin yararlılığını göstermek için ilk zamanlarda oluşturulan karmaşık bir ritueldi.
Avı öldürünce dibine kadar lapur lupur yemekle etin bir kısmını ateşte buhulayıp akşama yemek ya da orada olmayan birine vermek üzere kenara ayırmak arasında çok uzun bir zaman dilimi vardır.
***
İnsanın bir şeyi kendi kullanımın ya da başkası ile paylaşmak için kenara ayırmayı öğrenmesi çok uzun zaman aldı. Aslına bakarsanız bu ikisi aynı şey zira kendi kullanımınız için saklamanız aslında başka biri olan gelecekteki kendiniz ile paylaşmak için kenara ayırmanız demektir. Elinin altına gelen her şeyi bencilce hemen mideye indirmek çok daha kolay ve daha büyük ihtimalle yapılacak şeydir.
Ödülün ertelenmesi ve bunun bir konsept haline getirilmesinin her adımı arasında uzun bir zaman dilimi vardır. Kısa dönemli paylaşım, gelecek için stoklamak, o stoğun kayıt olarak temsili, gelecekte para olarak temsili en sonunda da bunun bankada para biriktirmek şeklini alması adımları arasında uzun yüzyıllar vardır.
Atalarımız kaderi tayin eden gücü, sanki başka bir insanmış gibi kendisiyle pazarlık yapılabilecek, takas yapılabilecek bir ruh olarak kişiselleştirdiler. Ve inanılmaz olan şu ki bu işe yaradı. Bunun nedenlerinden biri, geleceğin genellikle sizin geçmiş davranışlarınızın her ayrıntısını izleyen insanlardan oluşmasıdır. Buradan yükseklerde oturan ve insanın her hareketini takip edip sonradan başvurmak üzere kaydeden tanrıya ulaşmak zor olmadı.
Peki neyi feda edeceğiz? Küçük fedakarlıklar, küçük ve tekil problemleri çözmek için yeterli olabilir. Ama daha büyük fedakarlıklar, daha büyük ve karmaşık bir dizi problemi aynı anda çözebilirler. Bu tür fedakarlıklar daha zordur ama daha yararlı olabilirler.
Tıp okulunun gerektirdiği disipline adapte olmak, üniversiteli genç parti hayvanının zevk dolu hayat stili ile çok ciddi bir şekilde çatışabilir. Gençliğinin tadını çıkarmak yerine disiplinli bir şekilde çalışmak, genç üniversiteli için büyük bir fedakarlıktır ama bir doktor gerçekten de ilerde evine yemek götürebilir. Uzman bir doktor olmak için yapılan fedakarlık, uzun süreli ve büyük bir fedakarlıktır.
Evet, fedakarlıklar, geleceği daha iyi yapmak için gereklidirler. Ve daha büyük fedakarlıklar daha iyi olabilirler.
***
Hazzın ertelenmesinin faydalı olacağının bilsek de, bu erteleme en antik ve temel hayvani dürtülerimizle çatıştığı için uygulamada büyük güçlükler yaşarız. Hayvani dürtülerimiz bizi her zaman anında ve zaman kaybetmeden tatmin olmaya zorlarlar. Özellikle de uzun süreli olarak bir şeyden mahrum kaldığımız zamanlarda. İşi daha da karmaşıklaştıran bir şey de, bu tür bir haz ertelemenin, ilerdeki ödülü garanti edecek bir sosyal stabilizasyona ihtiyaç duymasıdır. Kenara attığınız herşey ilerde yok olacak ya da çalınacak ise, tasarruf etmenin bir manası yoktur. İşte bu nedenledir ki bir kurt, tek seferinde 9 kilo eti mideye indirecektir. Kurt, “böyle hayvan gibi yediğim için kendimden nefret ediyorum, birazını gelecek hafta için saklamalıydım” demez.
Peki bu kadar imkansız görünen iki başarı, ödülün ertelenmesi ve toplumun stabilizasyonu, nasıl oldu da aynı anda meydana geldi. Hayvandan insana doğru gelişimsel ilerlemeyi yazalım. Yazacaklarımız detaylarda yanlış olabilir ama buradaki temayı açıklamak için doğru bir yaklaşımdır.
Birincisi, elde fazladan yiyecek olması gereklidir. Mamutların ve diğer büyük otçulların etleri bunu sağlayabilir. Zamanında çok mamut yedik. Muhtemelen hepsini yeyip tükettik.
Büyük bir hayvanın avlanmasından sonra elde fazladan et kalır. Bu başlangıçta kazara olabilir ama zamanla “daha sonrası için”in yararı takdir edilmeye başlar. Bununla paralel belli bir fedakarlık fikri de oluşmaya başlar. “Eğer bir kısmını sonra yemek için bırakırsam, şu an canım hepsini yemek istese bile, ilerde aç gezmek zorunda kalmam”.
Bu fikir sonraki aşamaya evrilir. Eğer bir kısmını sonraya saklarsam, aç gezmem gerekmeyecek. Yakınımdakiler de aç kalmayacak. Buradan da şuna evrilir : “bütün bu mamutu tek başına yiyemem ama hepsini saklayamam da. Belki bir kısmını başkaları ile paylaşabilirim. Belki bu başkaları, onlarla mamutu paylaştığımı hatırlayacaklardır ve kendilerinde fazla mamut olduğunda ve bende mamut eti olmadığında benimle paylaşacaklardır. Böylece şimdi de yemek yerim, sonra avlanamasam bile yemek yiyebilirim. Hiç fena alışveriş değil.”
“Belki bu şekilde paylaştığım insanlar bana güvenmeye başlayacaklar. Belki sürekli olarak alışveriş yapabileceğiz. Böylece mamut gelecekte mamut olur. Gelecekteki mamut ise kişinin itibarı olur.” Bu sosyal sözleşmenin ortaya çıkışıdır.
Paylaşmak, değer verdiğin bir şeyi verip karşılığında hiçbir şey almamak değildir. Aslında paylaşmayı reddeden her çocuk, bunun olacağından korktuğu için paylaşmayı reddeder. Paylaşmak, doğru şekilde yapıldığında, ticareti ateşler. Paylaşamayan, alış veriş yapamayan çocuk, arkadaş edinemez. Zira arkadaş sahibi olmak bir çeşit alışveriştir.
***
İnsanlık başarılı insanların başarılarını ve başarısız insanların yenilgilerini binlerce yıl boyunca gözlemledi. Bu gözlemlerimizden şu sonucu çıkardık :
- Başarılı olanlarımız hazzı / ödülü erteleyebilenlerimizdir.
- Başarılı olanlarımız gelecekle pazarlık yapanlarımızdır.
Başarılı olanla başarısız olan arasındaki fark nedir? Gelecekte daha iyi bir ödül için, hemen şimdi duyabileceğin hazdan ve ödülden fedakarlık edebilmektir.
Bunun bir de sevgili olan çiftlerin biyolojik olarak erkek ama ilişkide zihinsel olarak dişi olan taraflarından geleni var. Kız bana geç mesaj yazıyor, beni şundan bundan daha az önemsiyor, ders çalışırken beni unutuyor, vs … Eskiden ilişkide erkek kendisini odağa koyar ve kendi hayatıyla daha meşgul olurdu ve bu tür şikayetler kız muhabbetlerinde kızların ağzından çıkan şeylerdi. Erkeklerden duyamazdın. Bugün birçok erkek hala böyle ama çok fazla sayıda erkek de artık feminenleşmekten dolayı bu kız şikayetini yapar oldu. Balık sürekli içinde olduğundan suyun varlığından haberdar olmaz misali, artık yeni nesil tamamen feminen yetiştirilişin içinde olduğundan, utanıp sıkılmadan “abi kuzeni geldi diye beni unuttu” yazabiliyor.
Çerçeve işte budur, daha doğrusu çerçevenin olmaması. Çerçevesi olan adamın zihin odağında kendisi, ekran başında olmayan hobileri, işi / dersleri, misyonu falan vardır. Hayatında bunlar olan ve bunları merkezde tutan adam zaten böyle şeylere vakit bulamaz. Ama kendisini kadına feda etmek üzere yetişen nesil için böyle şeyler çok korkutucu, zira eğer kendisini merkeze koyarsa kızı kaybedeceğinden ödü kopuyor. Şu soruya samimi olarak cevap verin, kendini merkeze alan ve çoğu erkeğin kadınların aslında hiç de şikayetçi olmadıkları şikayetleri nedeni ile piç sandığı adam mı kızı elinde tutuyor, kızı merkeze koyan adam mı?
Tabii bir de kendini merkeze koy lafını “kendini merkeze koy ve başka kimseyi düşünme” olarak algılayan (sanki sen merkezde iken başkasına ilgi gösteremezmişsin gibi) tayfa var ki onlar ayrı konu. Yarın “kırmızı haplı baba” yazıları yazdığımızda “çocuklarınızla bile çerçeve sizde olmalı, onlar sizin çerçevenize girmeli” diyeceğiz, bu tayfa Allah korusun baba ise çocuklarını siklememeye başlayacak!
Burada yapana kadar yapıyormuş gibi yapmak olayının da yanlış anlaşılması durumu var sanırım. Buradaki mış gibi yapmak kızlara mış gibi görünmek değil. Örneğin kıza mesaj attınız cevap gelmiyor. Kızın mesajını beklerken ona bir mesaj atmamaya çalışmak ve kızı aklından çıkaramamak, eğer siz kızın cevabını bekleyecek kadar sabrettiyseniz bile “mış gibi yapmak” değil “mış gibi görünmektir”. Bu sizin damarlarınızdaki kutsal testosteron seviyesini arttırmaz ya da kortizol seviyesini azaltmaz. Tamam kız mesaj yazdı mı testosteron artar ve kortizol azalır ama 3 saatlik tam tersi hormon salgılamadan sonra ne kadar işe yarar?
Burada mış gibi yapmak, tamamen sizinle alakalı. Tamamen ekran dışında bir hobinize ya da işinize, dersinize dönmek ve kıza nasıl imaj çizdiğinize değil sizin kendi kendinize nasıl imaj çizdiğinizle, kendinize nasıl odaklandığınızla ilgili.
Bu tür konularda kendinizi her zaman sizi izleyen bir üçüncü şahıs gibi düşünün. Kıza cool imajı çizdiniz ama orada kaygı duyarken (vücudunuzu durduk yere kortizol pompalarken) sizi izleyen o üçüncü şahıs gözündeki imajınıza ne oldu? Yapana kadar yapıyormuş gibi yapmak olayını her zaman sizin içinizdeki o üçüncü şahısa mış gibi yapmak olarak düşünün. Önemli olan o kaygıyı duymayan adam olana kadar kendinize mış gibi yapmanız. Kız ne düşünmüş çok önemli değil. Şöyle anlatayım, siz kızı tamamen unutmuş iken kız bir nedenden dolayı “ya aramadığımı siklemiyormuş gibi görünmeye çalışıyor ama aslında orada telefon başında kasıyor” diye düşünsün size hiçbir zararı olmaz. Ama siz telefon başında kasarken kız “bak aramadım ama zerre siklemiyor” diye düşünsün, siz sonra o kaygıyı bir yerde patlatır, o imajı darmadağın edersiniz, merak etmeyin.
Son olarak da bu mesaj olayına özel yorumum : mesajlaşma, kadın işi bir şey. Tamam, mecburen yapacaksınız, ben de kullanıyorum. Ama o telefonda mesaj beklemek, 2 saat, yarım gün, birgün yazmadı mı diye süre tutmak, sizin masküleniteden uzaklığınızın ipuçları. Normalde bir erkeğin kız arkadaşı (tabağı demiyorum) aramadı mı, erkeğin kızı uzun süre unutması lazım ve hatırlamak için ekstra çaba göstermesi lazım. Nasıl böyle olmasın ki? Gym, iş / dersler, arkadaşlarla içmek, fazla mesai, belki gece yaptığınız ikinci iş, vs … ile hayatı ellerinde olan bir erkek çok çalışır ve böyle kaygılar onun için lükstür. Eğer bu tür kaygılara vaktiniz olacak kadar boşsanız öncelikle o boşluğu doldurun.
Daha önce de söyledik, erkeklik yan gelip yatma yeri değildir. Maalesef, ciddi miktarda çalışmayı gerektirir. Hem de yaşla beraber artan oranda.