Yıkıcı içsel sesinizi içsel koç ile değiştirmek

Giriş

Bir hata yaptığınız zaman, anında “her zaman her şeyi yanlış yapıyorum” ya da “herkes benim beceriksizin teki olduğumu düşünecek” gibi şeyler düşünüyor musunuz? Şimdi, bu hatayı yakın bir arkadaşınızın yaptığını hayal edin. Ona da aynı şeyleri söylüyor musunuz? Muhtemelen hayır. Ona “herkes hata yapar, bunu düzeltebileceğine eminim” gibi şeyler söylüyorsunuz. Peki kendinizle bu şekilde konuşmak neden daha zor?

Bir önceki bölümde, zihnin ruminasyon ve felaket senaryosu döngülerine, enerjinizi sömüren ve kaygı seviyenizi arttıran zihinsel zaman yolculuklarına hapsolmasını konuşmuştuk. Bu bölümde, içsel sesinizin kalitesi, ne zaman sizi sabote eder bir hal aldığı ve bu sesi nasıl daha destekleyici olacak şekilde değiştirebileceğimiz hakkında konuşacağız. Çünkü içsel sesiniz sadece bir yorumcu değil. Aynı zamanda beyninizi ve zor durumlarla başa çıkma kabiliyetinizi şekillendiren bir güç.

Acımasız içsel ses – içsel eleştirmen

Bir şeye odaklanmadığınız zaman, beyniniz varsayılan mod ağını (default mode network) aktif hale getiriyor. Burası, zihninizin gezinip durduğu ve kendinize yönelttiğiniz “benim sorunum ne?” gibi düşüncelerin yaşadığı yer. Aynı çeşit içsel konuşmayı her tekrarladığınızda, beyniniz bu düşünce kalıbı ile ilgili nöron devrelerini güçlendiriyor. Bu, aynı yolda defalarca yürümek gibi bir şey. Bir yolda ne kadar çok yürürseniz, o yolda yürümeniz ve sonuçta vardığınız yerin size yararlı mı, zararlı mı fark etmeksizin gideceğiniz yeri bulmanız o kadar kolaylaşıyor.

Öncelikle şunu bilmeniz gerekiyor: içsel negatif sesler çoğunlukla size ait değiller. Bunlar içselleştirdiğiniz, ebeveynlerinizden, öğretmenlerinizden ve sizin hayatınıza etki eden başka kişilerden aldığınız mesajlar. Ama bunları o kadar çok tekrarladınız ki, otomatik hale geldiler ve artık size sanki “gerçeklikmiş” gibi geliyorlar.

İçsel eleştirmeniniz çok güçlüymüş gibi hissediyorsunuz çünkü olumsuz özellik yanlılığı (negativity bias) denilen bir şeyi kullanıyor. Evrimsel olarak bir fırsatı kaçırmanın hayal kırıklığı yaratmasına nazaran, tehdidi kaçırmanın ölüm – kalım meselesi olabileceği için beyniniz, negatif bilgiye daha fazla dikkat veriyor. Bu nedenle eleştirel düşünceler, destekleyici düşüncelere göre doğal olarak daha acil ve önemliler.

Yani acımasız içsel sesiniz, çoğu zaman beyninizin sizi tehlikelerden koruma çabasından başka bir şey değil. Beyniniz “başkası yapmadan önce sana eksiklerini, arızalarını benim göstermem daha iyi” diyor. Ama bu sıklıkla geri tepen bir mekanizma çünkü kendinizi acımasızca eleştirdiğinizde, beyniniz bunu tehdit ile eşleştiriyor ve sisteminizi kortizol gibi stres hormonları ile dolduruyor. Bu da daha berrak bir şekilde düşünmenizi, duygusal kontrolünüzü elinizde bulundurmanızı ve olaylardan ders çıkarmanızı zorlaştırıyor.

Bir yandan da piyasada, acımasız içsel sesin motivasyonu iyileştirdiğini düşünen saçma bir inanış var. “Kendime karşı acımasız olursam, gelecek sefere daha da çok çaba harcayabilirim” düşüncesi. Ama araştırmalar istikrarlı bir şekilde, gerçeğin bunun tam tersi olduğunu gösteriyor. Kendinize karşı acımasız eleştirileriniz, motivasyonunuzu arttırırken, işleri erteleme eğiliminizi güçlendiriyor ve işler zorlaştığında pes etme ihtimalinizi arttırıyor.

İçsel koç – İçsel rehber

Bunun alternatifi, içsel koçunuzu inşa etmeniz. İçsel koç, içsel eleştirmene göre ayakları yere daha sağlam basan, yapıcı ve gelişime odaklanan bir süreç. Sizi utandırmadan olanların sorumluluğunu üstlenmenizi sağlıyor. İçsel eleştirmeniniz sizi mahkum eden bir yargıçken, içsel sesiniz sizi doğru yola, öğrenmeye ve ilerlemeye yönlendiren bir rehber işlevi görüyor.

Düşüncenizi rehin alan yaygın içsel eleştiri kalıpları

Şimdi gelin, düşüncelerinizi ele geçiren yaygın ve acımasız içsel eleştiri kalıplarına bakalım.

Birinci düşünce kalıbı, mükemmeliyetçi. Bu ses size “mükemmel olmazsa beş kuruş değeri olmaz” diyor ve mükemmelden daha az her şeyi yenilgi olarak gören “ya hep – ya hiç” kalıbı içerisinde hareket ediyor.

Mükemmeliyetçi içsel ses, hiç aksiyon almamanıza neden olacak şiddette yenilgi korkusu yaratabiliyor.

İkinci düşünce kalıbı ise, karşılaştırmacı. Bu içsel ses sizin değerinizi sürekli olarak başkalarının değeri ile karşılaştırıyor ve genellikle “herkes bir yolunu bulmuş ama sen …” ya da “herkesten çok geridesin” şeklinde düşünüyor.

Karşılaştırmacı içsel sesinizin farkında olmadığı ama yaptığı en büyük hatalardan biri, sizin arka plandaki gerçekliğinizi, başkalarının ön plana yansıttığı ambalaj ile karşılaştırması. İkinci en büyük hatası da, sizin kötü özelliklerinizi teker teker, başka insanların sizden iyi özellikleri ile karşılaltırıyor. Biri sizden uzun ama tembel ve içe dönük fakat o kişi ile sadece boyunuzu karşılaştırıyor. Çalışkanlığınızı, bu konuda sizden iyi birini bulup onunla karşılaştırıyor. Dışa dönüklüğü ise sizden daha iyi birini bulup onunla karşılaştırıyor.

Bu kalıp, sosyal karşılaştırma aracılığı ile stres yaratan ve aslında birçok konuda iyi olmanıza rağmen sizi yetersizlik hissine boğan bir ses.

Üçüncü düşünce kalıbı, falcı. Bu negatif içsel sesin uzmanlık alanı, felaket senaryoları tahmin etmek. “Bu iş kesinlikle kötü sonuçlanacak”, “kendini rezil edeceksin” gibi kalıplar içinde düşünüyor.

Falcı sesiniz, beklentisel kaygı yaratıyor ve maalesef bu kaygı genellikle kendi kendini gerçekleşen kehanete dönüşüyor. Tahmini felaketten kaçmak için o felaket senaryosuna o kadar çok odaklanıyorsunuz ki, o senaryonun gerçekleşme ihtimalini arttırıyorsunuz.

Dördüncü düşünce kalıbı, utanç sarmalı.

Bu negatif içsel ses, negatif içsel seslerin en yıkıcısı çünkü davranışınıza değil de direkt olarak sizin kimliğinize saldırıyor. “Berbat bir şey yaptın” demek yerine “berbatsın” diyor. “Arıza bir hareketti” demek yerine “arızasın” diyor.

Bu kalıp, öğrenmeyi ve gelişimi engelleyen bir güç çünkü problemlerin görece kolay değiştirilebilir davranışlarınız değil de değiştirilemez karakter bozukluklarınız olduğunu söylüyor.

Öz şefkat

Bu düşüncelerin alternatifi, öz şefkat. Acımasız eleştirmen içsel sesinden, öz şefkat içsel sesine geçtiğinizde, araştırmacıların bakıcı sistemi dedikleri sistem aktif hale geliyor. Bu sistem aslında çocuklarımıza bakmamız ve sosyal bağlantıları korumamız için gelişmiş bir sistem. Aktif hale geldiğinde, oksitosin salgılanıyor ve parasempatik sinir sisteminiz aktif hale geliyor. Bu da güvende ve sakin hissetmenizi sağlıyor.

Öz şefkat aynı zamanda iş yapma fonksiyonlarınızı, duygusal düzenlemenizi ve bilge bir şekilde karar verebilmenizi yöneten prefrontal korteks fonksiyonlarını iyileştiriyor. Yani kendinize karşı nazik olduğunuzda, daha berrak bir şekilde düşünüyorsunuz ve daha iyi tercihler yapıyorsunuz.

Dr. Kristen Nef ve başka araştırmacıların yaptıkları çalışmalar, öz şefkat pratiği yapan insanların daha düşük kortizol seviyesine, yenilgi sonrası gelişim için daha fazla motivasyona, zorluklara karşı daha fazla dayanıklılığa ve genel olarak daha iyi ruh sağlığına sahip olduklarını gösteriyor.

İçsel koçunuzu nasıl geliştirirsiniz? Pratik ve dönüştürücü üç teknik

İçsel eleştirmeniniz sizi yargılıyor ve lanetliyor. İçsel koçunuz ise daha pratik, daha destekleyici. Aynı zamanda sonuçlardan çok sürece ve öğrenmeye odaklanıyor. Kıçınıza gökkuşağı üflemiyor, sizi olanların sorumluluğunu almaya itiyor ama aynı zamanda size destek ve cesaret de veriyor.

Şimdi size içsel sesinizi içsel eleştirmenden içsel koça çevirmenize yardımcı olacak üç pratik ve dönüştürücü teknik vereceğim.

Birinci teknik, ton/nüans kayması. Bu teknik, içsel sesinizin duygusal kalitesini acımasız ve talepkar tondan, sıcak ve cesaretlendirici tona değiştirmenizi içeriyor. Bunu basit bir egzersiz ile açıklayayım.

Kendinizi içsel eleştirmeninizin ağzından düşünürken yakaladığınızda kendinize, bunları aynı süreçten geçen yakın ve iyi bir dostunuza nasıl bir tonda söyleyeceğinizi sorun. Sonra bu tonu alın ve kendinize bu tonla yaklaşın. Örneğin “bu hatayı yapacak kadar embesil birisin” diyeceğinize “bu çok kötü oldu ama herkes hata yapar. Bu hatayı bir daha yapmamak için ne ders çıkarabilirim” deyin. Hatayı yine kabul ediyorsunuz ama acımasız değil daha nazik bir tonda kabul ediyorsunuz.

İkinci teknik, dil güncellemesi tekniği. Bu teknik, mutlak dilinizi daha spesifik ve doğru bir dille değiştirmenizi içeriyor.

İçsel sesiniz ya da içsel eleştirmeniniz, “her zaman”, “asla”, “tamamen” gibi mutlak kelimeler ile konuşmaya bayılıyor. Ama bu kelimeler nadiren doğrular ve içinde bulunduğunuz durumu umutsuz hale getiriyorlar.

Bunun yerine daha spesifik bir dil kullanın. “Ben her sunumu batırıyorum” demek yerine “bu spesifik sunumda zorlanıyorum” deyin. ”Bu işte berbatım” yerine “bu kabiliyeti hala öğreniyorum” deyin. “Henüz”, “şu ana kadar” ya da “öğreniyorum” gibi kelimeler gelişim ve değişim ihtimalini güçlendirirler.

Bunun yanında kişilik temelli eleştiriden, davranış temelli geri bildirim diline geçmelisiniz. “Ben bir kaybedenim” diye düşünmek yerine “bu spesifik konuda başarısız oldum” diye düşünün. Bu şekilde düşündüğünüzde, kim olduğunuz hakkında değil, davranışınız ve çabanız hakkında yorum yapıyorsunuz. Bu ayrım önemli çünkü davranışlar değiştirilebilir ama kimlik daha değiştirilemez bir şey gibi hissedilir.

Üçüncü teknik, bakış açısı değiştirme tekniği. Bu teknik, yargıç rolünden rehber rolüne geçmenizi içeriyor.

İçsel koçunuz, acımasız demeçler vermek yerine size yardımcı olacak sorular sorar. “Yine yenildin” demek yerine “bundan ne ders çıkarabilirsin?” der. “Bunu asla başaramayacaksın” demek yerine “bir dahaki sefere daha iyi yapmak için ne yapabilirsin?” diye sorar.

İçsel yargıç geçmişe odaklıyken, içsel koç geleceğe odaklıdır. İçsel koç sizi kötü giden şeyler için cezalandırmaktan çok, ileri yönelik geliştirmeye odaklıdır.

Bu konuda kullanabileceğiniz, benim en iyi arkadaş testi dediğim bir teknik var. İçsel eleştirmeni konuşurken yakaladığınızda, bunu en iyi arkadaşıma bu şekilde söyler miydim deyin. Cevabınız hayırsa, en iyi arkadaşınıza nasıl söylerseniz, kendinize de o şekilde söyleyin. Aynı bilgiyi ve sorumluluğu, acımasızdan ziyade nazik bir şekilde nasıl iletebileceğinizi düşünün.

Günlük olarak yapmanızı tavsiye edeceğim şey, güvendiğiniz koçunuz ile sabah toplantıları yapmanız. Akşam da kısa bir gözden geçirme yapın. Gün içinde içsel eleştirmeninizi dinlediğiniz anları hatırlayın ve o sözleri içsel koçunuzun nasıl söyleyeceğini düşünün. Sonra da kendinize o şekilde söyleyin.

Beyninizi resetleyecek bir söz kalıbına sahip olmanız da işe yarayan bir yöntem. Yani içsel sesiniz acımasız bir şekilde konuştuğunda onu “bir dakika, bunu şimdi daha nazik söyleyelim” deyin. Ya da “içsel sesim bunu nasıl söylerdi” gibi.

Burada şunu unutmayın. İçsel eleştirmeninizi susturmaya veya bastırmaya, size verdiği bilgiyi görmezden gelmeye çalışmıyorsunuz. Tek yaptığınız bu bilgiyi yakalamak, yumuşatmak ve yeniden düzenlemek. İçsel eleştirmen genellikle çocuklukta öğrenilen ve daha iyisi ile değiştirilebilir bir düşünce süreci. Yeterince tekrar ile, beyniniz içsel koçu otomatik hale getirebilir (yıllar önce yeterince tekrar ile içsel eleştirmeni otomatik hale getirdiği gibi).

Bu alıştırmaları hergün yapmaya çalışın. Bu üç tekniği hergün birer kere kullanmaya çalışın. İçsel sesinizdeki küçük iyileşmelerin bile sizi nasıl da daha değişik bir moda soktuğunu görünce şaşıracaksınız.

Bir sonraki bölümde, düşüncelerinizi sistematik bir şekilde gözden geçirme tekniklerini, içsel eleştirmeninizi besleyen bozuk düşünce kalıplarını nasıl sorgulayacağınızı konuşacağız.

Bazı düşüncelerinizin gerçek olup olmadığını düşündüğünüz oldu mu? Bazı şeylere neden bu kadar güçlü bir şekilde inandığınızı sorguladınız mı? Bir sonraki bölümde, bunlara değineceğiz.

Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setine de bakmanızı tavsiye ederim.

Kaynak: Silence Your Inner Critic: How to Activate Your Brain’s ‘Inner Coach

Arkadaş grubunun en önemsiz insanı olmaktan nasıl kurtulursunuz?

“Sosyal durumlarla ilgili zorluk çekiyorum. Arkadaşlarım var ama ben arkadaşlarım için çok da önemli değilim. Beni bir partiye ya da hafta sonu gezisine çağırıyorlar. Ama eğer davet ettikleri etkinliğe katılmazsam, bu onlar için hiç önemli olmuyor. Yani arkadaşlarım var ama beni pek umursamıyorlar. Onların hayatında merkezi bir rolüm yok. Ben onları çok düşünüyorum ve bir yerlere davet ediyorum. Ama onlar beni pek düşünmüyorlar.

Bazen bir grup insanın içindeyken, oraya ait değilmişim gibi hissediyorum. Kendimi garip hissediyorum ve bu konu hakkında ne yapacağımı bilmiyorum.”

Bu danışana ilk sorduğum soru şu oldu: Bu senin için ilk ne zaman problem haline geldi?

Danışanın cevabı şu oldu:

“Bir ay önce doğum günümdü, bir parti düzenledim ve arkadaşlarımı davet ettim. Yemek hazırlayacağımı, çok iyi bir parti olacağını söyledim. Hepsi mutlaka geleceklerini söylediler. 3 gün boyunca yemek hazırladım, tatlı hazırladım, sosları bile ben yaptım. Ama partiye kimse gelmedi! Bu konuda ne yapacağımı, ne düşüneceğimi bilemedim.”

Bu danışanla biraz daha konuşunca, insanları yakınında tutmak için çok fazla şey yaptığını, hatta onlara dolaylı olarak rüşvet bile verdiğini fark ettim. Bir etkinliğe davet edilmeyi istediği her zaman, o etkinliğe davet edilmek için aşırı çaba gösteriyordu. Mesela bir haftasonu gezisi planlandığında, “ben şunu yapacağım, şunu halledeceğim” diye bir sürü söz vererek gruptaki değerini yükseltmeye çalışıyordu.

Bu kişi, bilinçaltında, gruptan dışlanacağı paranoyası ile yaşıyordu. Gruba, grubun dış hatlarında tutunmaya çalışıyor, grupta kalmak için çok fazla çaba gösteriyordu.

Bu kişinin temel sorunu, özdeğer, sosyal bağlantı ve sosyal yetenek eksikliği. Ve bunlar iyileştirilebilir şeyler. Birçok insan maalesef, aslında patoloji olmayan ve görece kolay iyileştirilebilecek ama hayatlarında büyük problem yaratan şeylerle boğuşuyor.

Bu danışan ile çalışmaya devam ettim ve problemini nasıl çözebileceğimi buldum.

Burada temel sorun şu: bir grubun dış çevresinde o gruba tutunan insanlar, gruptan dışlanmamaya yönelik çok fazla şey yapıyorlar. Bunu yaparken de çok fazla kendilerini küçülten espri yapıyorlar, grubun merkezindeki insanların önüne geçmemek için özel çaba harcıyorlar ve genel olarak aşırı uysal davranıyorlar. Bu tür davranışların hepsi, tutunmaya yönelik davranışlar ama tüm enerjinizi tutunmaya harcarsanız, yükselmeye enerjiniz kalmaz.

Asıl sorun şu ki, bir gruptan dışlanmamak için büyük bir çaba harcadığınız sürece, o grupta kalmayı başarabilirsiniz ama size duyulan saygı asla artmaz.

Sosyal ağ geliştirme ile ilgili birçok araştırma var. Bu alanda ise Özvektör Merkeziliği (Eigenvector Centrality) denilen bir kavram var.

İnsan bağlantıları ile ilgili diyagramlara bakarsanız, bazı insanların diğerlerinden daha merkezi, bazı insanların ise diğerlerine göre daha merkezden uzak, uçlarda olduğunu görürsünüz. Gruplarda genellikle bir veya birkaç lider kişi olur ve örneğin etkinlikleri genelde bu insanlar ayarlarlar. Bu insanlar grubun bir etkinliğine gelmezlerse, o etkinliğin değeri çok azalır ve bu insanlar bir parti düzenlediğinde, herkes bu partiye gitmek için çaba gösterir. Yani bazı insanlar grup içinde sosyal olarak saygı gören, herkesin arkadaş olmak istediği insanlardır. Tabii bazen bu insanlardan gerçekten de hoşlanmayız ama grupta önemli insanlardır.

Peki, bir sosyal grup içinde daha merkezi bir pozisyona gelmek, artık tutunmaya enerji harcayıp durmamak için neler yapabilirsiniz?

İlk yapmanız gereken şey, toplam bağlantı sayınızı arttırmak. Sosyal olarak güçlü, saygı gören, sevilen ve yaptıklarının karşılığını alana insanlar olmakta zorlanan danışanlarıma baktığımda, genellikle temel bir karşılıklılık aradıklarını görüyorum. Örneğin birine bir doğum günü hediyesi aldıklarında, o insandan da doğum günü hediyesi bekliyorlar. Bu insanlar genellikle bir grup içinde daha sayılan ve sevilen biri olmak için çok büyük çaba harcıyorlar.

Yapmanız gereken şey ise, bu enerjinin büyük bir kısmını başka ağlar kurmaya yöneltmek. Bir grup içinde daha sayılan ve sevilen biri olmak tabii ki mümkün ve bu konuya geleceğiz. Ama bunu yapmadan önce, dışsal gruplarla zayıf bağlantılar geliştirmeye başlamanız gerekiyor.

Burada birçok insan, “yahu benim zaten zayıf bağlantıdan bol neyim var?” diye itiraz edecektir. “Daha fazla zayıf bağlantı oluşturmanın ne anlamı var? Şu an kendi grubumda da insanlarla bağım zayıf, bana saygı ve sevgi duydukları yok. O diğer insanlar da saygı ve sevgi duymayacaklar ki! Kötü bir gün geçirdiğimde beni aramayacaklar ki.”

Başka gruplardan insanlarla zayıf bağlantılar kurmak ilk adım. Ama olay burada bitmiyor. Zayıf bağlantıları, bir şekilde güçlü bağlantılara dönüştürmeniz gerekiyor. Siz ne kadar çok güçlü bağlantılar kurarsanız, o kadar sayılan ve sevilen biri olursunuz.

Özellikle grubun dış çevresindeki insanlarla birebir ya da küçük gruplar halinde daha fazla vakit geçirmeye başlayın. Bu sizin o insanlarla bağlarınızı ve etrafınızdaki insanlardan aldığınız desteği arttırır.

Üçüncü prensip, başka insanlar arasında bağlantı kurmak.

Özvektör Merkeziliği yüksek olan, örneğin merkezde olan grup üyesine duyulan saygı, başka herkese olan bağlantısından gelir. Sosyal olarak, başka insanların da bağlantıda olduğu insanlara değer veririz. Bu da, ağ/bağlantı kurmanın özüdür.

Bağlantılar kurma konusunda yapılan çok büyük bir hata var. İnsanlar bağlantı kurmak için etkinliklere gittiklerinde, insanlara “bu kişinin bana nasıl faydası olur?”, “şu kişinin bana ne yardımı olur?” şeklinde bakıyorlar.

Benim gördüğüm en faydalı ağ kurma yolu, iki insan arasında bağlantı kurmak. İki insan arasında her bağlantı kurduğunuzda, onların zihnindeki statünüz artar çünkü bunu yaparken karşılığında bir şey istemezsiniz, bir şey almazsınız. Araştırmalar da, insanlar arasında bağlantı kurmanın, sosyal olarak merkezde olmanıza büyük katkı sağladığını gösteriyor.

Size tavsiyem, insanlarla bağlantılarınızı geliştirmek için büyük bir parti düzenleyip, insanların o partiye gelmesi için çabalama yolunu bırakmanız. Bunun yerine küçük bir organizasyon yapın ve buna A grubundan birkaç kişiyi, B grubundan birkaç kişiyi ve C grubundan birkaç kişiyi çağırın.

Sosyal gruplarda daha merkezi ve saygı duyulan biri olmanızın yolu, grubun dış sınırlarındaki insanlarla bağlantı kurmak, tekrarlanan etkileşimler kurmak ve farklı gruplardan insanları bir araya getirmektir. Peki bunları pratikte nasıl yapacaksınız?

Yeni insanlarla tanışın. Küçük, kendi sosyal grubunuzun parçası olmayan insanları da içeren organizasyonlar yapın.

Dördüncü olarak, grubun dış çevresindeki insanların sıklıkla yaptığı ve kendilerine olan saygıyı azaltan davranışlar. Burada gruba yapışmak ile grup içinde tırmanmak arasındaki farka geri dönüyoruz.

Bu konuda yardım etmeye çalıştığın çoğu insanın, sosyal grubun merkezindeki insanlardan korktuklarını, aynı zamanda kendilerine saygıyı azaltan davranışlar içine girdiklerini görüyorum. Bu davranışlardan birisi, kendilerini küçük düşüren espriler. Grup kendisine gülüyorsa, gruba katılıp kendilerine gülüyorlar çünkü grubun merkezindeki insanlara “ben tehdit değilim” mesajı vermeye çalışıyorlar.

Grubun çevresinde olan insanların kendilerini daha zararsız göstermek için yaptıkları bir başka şey de kendi uzmanlıklarını olduğundan daha önemsiz göstermeye çalışmak. Grubun merkezinde olan insanlardan belli alanlarda daha iyi olduklarında, bu insanlar için tehdit oluşturup dışlanmaktan korkuyorlar.

Grubun merkezindeki insanlar tarafından gruptan atılma korkusu ile kendini küçük ve zararsız göstermeye çalışmak, gruba yapışma amaçlı bir davranıştır. Bu davranış sizi grubun dış çevresinde tutabilir ama merkeze yaklaşmadan orada durmanıza neden olur.

Burada size çok ama çok önemli iki tavsiye vereceğim. Mikroskopik perspektiften bakarsak, kendinizle dalga geçmeyi, kendinizi küçük gösterecek davranışlardan uzak durun. İkincisi, eğer bir şeyde iyiyseniz bunu gösterin. Eğer insanlar bunun değerini bilmiyorlarsa, bunu tehdit olarak görüyorlarsa, bu onların problemi.

2024 tarihli bir araştırmanın gösterdiği, kendiniz hakkında nasıl hissettiğiniz, kendi etkinliğinize olan inancınız, başka insanların size nasıl tepki vereceklerini belirliyor. Yani eğer siz kendinizi küçültürseniz, başkaları da sizi küçük görürler.

İyi olduğunuz konuları gösterin, bu sayede grup içinde size duyulan saygı artar. Eğer sosyal grubunuzda merkezi olan insanlar bunu tehdit olarak görürlerse, unutmayın ki o grup dışında bağlantılar da geliştirdiniz.

Yetkinliklerinizi göstermeniz ile, kendinize olan inancınız da artar. Çeşitli gruplardan insanların çevresinde olduğu yeni bir merkez yaratırsınız ve artık grubun en önemsiz elemanı olmazsınız.

Daha iyi bir yaşam için nöron bilimi ve psikoloji temelli pratik ipuçları setinde derlediğimiz Dr.K’nın sette olmayan son yayınlarından birini çevirdik.

Kaynak: Why You’re The Least Valuable Friend

 

Geçmiş ve gelecekle ilgili düşünceleri durduramadığınızda kullanabileceğiniz teknikler

Masanızda oturmuş, işinize konsantre olmaya çalışıyorsunuz ama zihniniz, dün yaptığınız o garip konuşmayı yeniden oynatıp duruyor. Söylediğiniz her kelimeyi analiz ediyorsunuz, karşı tarafın yanlış anlayıp anlamadığını merak ediyorsunuz. Sonra birdenbire, beyniniz geleceğe atlıyor ve yarın yapacağınız sunuma gidiyor. Sunumun ters gidebileceği her senaryoyu düşünmeye başlıyorsunuz. Ne olduğunu anlamadan, 20 dakikanızı boyunca bir geçmişe bir geleceğe atlayarak, hiçbir gerçek şey yapmadan geçiriyorsunuz.

Bu durum size tanıdık geliyorsa, yalnız değilsiniz. Beyninizin bu mental zaman yolculuklarını yapmaya eğilimi var. Ve bunlar size rastgele atlamalar gibi görünse de, bu yolculukların arka planında oldukça karmaşık, nörolojik bir süreç var.

Bugün beyninizin mental zaman yolculuğu yapmasını neden durduramadığınızı ve daha da önemlisi bu yolculukları durdurarak kendinizi şimdiki zamana nasıl demirleyeceğinizi konuşacağız.

Zihinsel zaman yolculuğu, beyninizin geçmişi ziyaret edebilme ve geleceği hayal edebilme kabiliyetidir. Bu kabiliyet aslında evrimleşmiş bir beyne işaret eder, geçmiş deneyimlerimizden bir şeyler öğrenmemizi ve geleceği planlayıp üzerinde düşünülmüş kararlar verebilmemizi sağlar.

Problem şu ki, beyin bu özelliğini her zaman akıllıca bir şekilde kullanmaz. Geçmiş olayları ya da acılı olayları defalarca ziyaret eder. Garip konuşmaları defalarca oynatır, hata yaptığınız bir anı defalarca yeniden yaşar ya da gelecekte olabilecek bir olayla ilgili felaket senaryoları yazar.

Beyninizin bu döngülere saplanıp kalması sadece zihinsel değil aynı zamanda nörolojik bir alışkanlık. Çünkü beyindeki döngüler büyük oranda varsayılan mod ağı (default mode network) tarafından yönetiliyorlar.

Varsayılan mod ağı, dış dünyaya odaklı olmadığınız, örneğin gündüz düşü gördüğünüz ya da bir olayı düşündüğünüz, zamanlarda devreye giren beyin bölgelerine deniyor. Varsayılan mod ağı, bir işe aktif olarak odaklanmadığınızda devreye giriyor ve zihinsel manzarayı sürekli olarak tarayarak çözümlenmemiş problemler, potansiyel tehditler ya da daha önce kaçırmış olabileceğiniz önemli bilgiler aramak gibi spesifik bir görevi var.

Varsayılan ağ modu, yaratıcılık ve öz değerlendirme için oldukça faydalı bir özellik. Temel olarak geçmişin ve geleceğin canlı simülasyonlarını üretiyor ve beyniniz bu simülasyonlara sanki şu an oluyorlarmış gibi duygusal tepkiler veriyor. Ama varsayılan ağ modu aşırı aktif hale geldiğinde, ruminasyon (durduramadığınız negatif düşünce döngüleri) ve kaygıya neden olabiliyor. Aynı zamanda şimdiki zamanda yapmanız gereken şeylere ayıracağınız beyin kaynaklarını tüketiyor.

Araştırmalar ruminasyona ve kaygılanmaya daha fazla zaman harcayan insanların çalışma belleklerinin (working memory) – bilgiyi geçici olarak tuttuğumuz ve aynı zamanda bu bilgi üzerinde aktif olarak işlem yaptığımız bilişsel sistem – düştüğünü gösteriyor. Bu kötü bir şey. Beyninizde sanki birçok ağ tarayıcısı sekmesi açmışsınız ve her biri işlem gücünden yiyor, beyninizi ve elinizdeki işi yavaşlatıyor gibi.

Bunun aynı zamanda psikolojik maliyetleri de var. Zihinsel zaman yolculuğu, stres ve kaygı da içeriyorsa, kortizol seviyelerinizi yüksek tutuyor. Kronik stres tepkisi ise sizin bağışıklık sisteminizden uyku kalitenize birçok şeyi olumsuz etkiliyor. Yani ya geçmişte kalmış ya da gelecekte belki hiç olmayacak bir şey için vücudunuzu stres altında tutuyorsunuz. Kendinizi zihinsel zaman yolculuğundan şimdiki zamana nasıl getireceğinizi bilmediğinizde, bir yandan da zaman içerisinde duygusal dayanıklılığınızı kaybediyorsunuz.

Peki, zihninizin şimdiki zamanı terk ettiğinin nasıl farkına varacaksınız? Bunun için geçici farkındalık dediğimiz bir farkındalık türünü geliştirmeniz gerekiyor.

Geçici farkındalık, pratik ile öğrenebileceğiniz bir yetenek. Yapmanız gereken şey, düşüncelerinizin kalitesine dikkat etmeye başlamak. Geçmişte olmuş bir şeyi analiz mi ediyorsunuz? Gelecekteki bir şeyi planlamaya çalışıyor, gelecekteki bir şey hakkında endişeleniyor musunuz?

İlk yapmanız gereken şey, bu tür bir zihinsel zaman yolculuğu yapmakta olduğunuzun farkına varmak.

Beyniniz bu yolculuğu yaparken, aynı zamanda bazı fiziksel işaretlerin de farkına varın. Bu yolculuk sırasında nefes alışverişiniz sığlaşabilir, omuzlarınız gerginleşebilir, karnınızda kaygı ya da pişmanlık ile gelen tanıdık bir gerginlik hissedebilirsiniz. Vücudunuzda hissettiğiniz bu şeyler, beyninizin şimdiki zamandan çıktığını işaret edebilirler.

Bazı insanlar, özellikle zor deneyimlerden ya da duygusal olarak düştükten sonra geçmişle ilgili ruminasyona yatkınlar. Bazı insanlar ise, özellikle gelecekle ilgili belirsizlik veya değişim durumlarında, daha geleceğe yönelik kaygılara yatkınlar. Birçok insan ise duygusal durumlarına ve hayatlarında olan şeylere bağlı olarak her ikisine de yatkınlar.

Zihinsel zaman yolculuğu yaptığınızı fark ettiğinizde, yeniden şimdiki zamana demir atabilirsiniz.

Demir atmak önemli çünkü böylece düşünceleriniz ile reaksiyonunuz arasına mesafe koyabilirsiniz. Demir atmak aynı zamanda sinir sisteminizi sakinleştirir ve yeniden çerçeveleme veya düşüncelerinize meydan okuma gibi bilişsel araçları kullanmak için ihtiyacınız olan zihin açıklığını sağlar.

Demir atmak, zihniniz kontrolden çıktığında acil durum frenlerine basmaya denktir. Şimdi size bunu,  varsayılan mod ağını sekteye uğratan ve beyninizin başka bölümlerini harekete geçiren üç teknik ile nasıl yapabileceğinizi göstereceğim.

Birinci teknik: Zaman aralığını etiketlemek

Beyninizin yapmakta olduğu şeye bir isim verin. Örneğin şöyle diyebilirsiniz:

“Bunlar geçmişe odaklanan düşünceler.”

“Bunlar gelecek ile ilgili kaygılar.”

Size önemsiz görünebilir ama bunu yaptığınızda, beyninizin meta algıdan yani düşünceleriniz hakkında düşünme kabiliyetinden sorumlu bölümlerini aktif hale getiriyorsunuz. Aynı zamanda duygusal düzenlemenizden ve rasyonel düşünceden sorumlu prefrontal korteksinizi işin içine sokuyorsunuz.

Yani zihinsel zaman yolculuğu yaptığınız zaman aralığını etiketlediğinizde, otopilot modundan gözlem moduna geçiyorsunuz. Bu düşüncelerle kavga etmiyor, sadece bunları tanımlayıp bir adım geriye çekiliyorsunuz. Sadece bu bile, bu kontrol dışı düşüncelerin gücünü azaltıyor.

İkinci teknik: Vücut temelli çapalar kullanarak dikkatinizi şimdi ve buraya çekmek 

Bunu yapmanın birçok yolu var. Örneğin yere basan ayak tabanlarınızı hissetmek. Ayak tabanlarınızı yere basın ve basıncı hissedin.

Ya da ellerinizi birleştirip parmak uçlarınızın dokusunu hissedin.

Bu konuda kullanabileceğiniz bir başka teknik de stres ve kaygı yönetimi için geliştirilen 5-4-3-2-1 tekniği.

Görebildiğiniz 5 şeyi söyleyin. Sonra dokunabildiğiniz 4 şeyi söyleyin. Sonra duyabildiğiniz 3 şeyi söyleyin. Sonra kokusunu alabildiğiniz 2 şeyi söyleyin. Sonra tadabildiğiniz 1 şeyi söyleyin.

Bu duyusal pratik, dikkatinizi zihinsel hikayeden çıkarıp şimdi ve burada fiziksel deneyiminize odaklar.

Yapabileceğiniz bir başka harika egzersiz de dikkatinizi nefesinize demirlemek. Yavaşça nefes alın ve daha yavaş bir şekilde nefes verin. Bu arada içinizden “nefes al” – “nefes ver” deyin. Bu pratik de sizin varsayılan modadan bilinçli düzenleme moduna geçmenizi sağlar.

Üçüncü teknik: Örüntü durdurma

Bu, zihinsel düşünce girdabını durdurmak için yapacağınız kısa ve fiziksel bir şey. Birkaç örnek vereceğim.

Sesli bir şekilde “dur!” deyin ve ayağa kalkıp vücudunuzu esnetin.

Ya da bileğinize lastik bant takın ve onu gerip bırakın. Ya da yüzünüze soğuk su çarpın. Bir odadan başka bir odaya yürümek bile işe yarar.

Bunlar size basit görünebilirler ama çalışır teknikler. Çünkü bunlar zihinsel döngü hız kazanmadan döngüyü durdururlar.

Bu tekniklerin hiçbirinde, o düşünceler orada değilmiş gibi davranmıyorsunuz. Tek yaptığınız şey, beyninize odaklanabileceği başka bir şey vermek ve böylece beyin o düşüncelere geri döndüğünde bu düşüncelerin daha açık bir şekilde değerlendirebilmek.

Demirleme alıştırmalarını her gün yapın, sadece zihinsel döngülerin altında edildiğiniz zamanlarda değil. Duygusal olarak yoğun olmadığınız zamanlarda demirleme çalışmaları yapmanız, bu teknikleri duygusal olarak yüklü olduğunuz zamanlarda uygulamanızı kolaylaştırır çünkü bu teknikler, hatırlamak zorunda kalacağınız ve zihin enerjisi ile zorlayacağınız şeyler olmak yerine refleks haline gelirler.

Bunlara günde bir saat ayırmanıza gerek yok. Günde 2 dakika bile yeter. Örneğin bu günlük alıştırmaları dişinizi fırçalarken ya da sabah kahvesi içerken yapabilirsiniz. Bu zamanlarda 60 saniye nefesinize odaklanabilir sonra çevrenize ve sonra vücudunuza odaklanabilirsiniz.

Sakin zamanlarda pratik yaparsanız, stresli olduğunuzda beyninizi bu zihin modunu daha kolay bulabileceği şekilde egitebilirsiniz. Bu biraz kas gelistirmeye benzer. Kriz gelene kadar spor salonuna gitmemezlik etmiyorsunuz. Kaslarınızı düzenli olarak, önceden geliştiriyorsunuz. Ihtiyacınız olduğunda da kas kapasitemiz oluyor.

Özet

Beyniniz geçmişi ve geleceği düşünebilecek şekilde tasarlanmış. Bu normal bir beyin fonksiyonu. Problem, bu düşünce döngülerine saplanıp kaldığınızda ortaya çıkıyor.

Kendinizi şimdiki zamana demirlemek, düşüncelerinizi kapatmanız anlamına gelmiyor. Beyni şimdiki zamana demirlemek, zihninizin gereğinden fazla bir süre geçmiş ya da geleceğe yolculuk yaptığının farkına varıp, onu nazik bir şekilde şimdiki zamana getirmeyi öğrenmek demek.

Düşünce kalıplarınızı yeniden kablolamak için ilk adım bu. Bu şekilde otomatik pilottaki zihinsel alışkanlıklara reaksiyon göstermek yerine bilinçli kararlar verecek farkındalığı ve zihin açıklığını elde edebilirsiniz.

Bir sonraki bölümde, içsel konuşmanızı değiştirmeyi konuşacağız. Çünkü bu ses sizin en büyük eleştirmeniniz ya da olabilir en büyük destekçislniz olarak duygusal dayanıklılığınız üzerinde çok büyük rol oynuyor.

Bu konuyla alakalı şu yazımıza da bakabilirsiniz: Hayal tuzağı ile gerçek hayattan kaçmak

Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setine de bakmanızı tavsiye ederim.

Kaynak: How to Anchor Yourself in the Present When Your Brain Won’t Stop

Sosyal Ortamda Yapmaman Gereken Yasaklı Hareketler

Youtubeda 2 adet yayın gerçekleştirdim, ilk olarak sosyal ortamda nasıl davranılır konusuna açıklık getirdim. Bence erkeklerin %80’i bu bilgileri bilmiyor ve izleyen birçok kişi de bunların kanalın en iyi videolarından olduğunu söyledi.

Sosyal ortamda yapmaman gereken hareketler videosunda şu konuları işledik:

  • Esprili olmak mı ciddi olmak mı?
  • Kız ilgi gösterdi diye hemen düşmemelisin
  • Kızın senden hoşlanması çok önemli değil
  • Kadınlar aynı anda birçok erkekten hoşlanıyorlar
  • Aşk kavramını erkekler zor şeyleri düşünmemek ve yapmaktan kaçmak için benimsiyorlar
  • Sosyal ortamda hızlı davranmanın zararı
  • Sosyal olarak istikrarlı olmanın önemi
  • Kadın ilgisine alışık olmayan erkek
  • Efendi erkekliğin çözümü
  • Acemi erkek davranış şekli
  • Tecrübeli erkek davranış şekli
  • Benimsemen gereken zorunlu davranış şekli
  • Diğer insanların sana nasıl davrandığı çok önemli
  • Issız bir adaya düşseydin kızların ilgisini nasıl çekerdin?
  • Kendini başka erkeklerle karşılaştırmayı nasıl bırakırsın?

İkinci videoda ise daha çok bir ilişkinin analizini yaptım ve bu örnek üzerinden ilişkilerde nasıl davranman gerektiğiyle alakalı önemli tavsiyelerde bulundum.

İlişkide kız gibi davranan adam videosunda da bu konuları işledik:

  • Hata yapmak problem değil ancak
  • Kızın kanka demesi
  • Kızın sana bozulması iyi bir şeydir
  • Kızın senden hoşlanması çok önemli bir şey değildir
  • “Ödül benim” düşüncesinin zararları
  • Koyununun nerede otladığını bilmelisin
  • İlişki yaşanmayacak kızlardan bunları bekleme
  • İlişkiler vahşi birer arenadır
  • Kıza surat yapmanın büyük zararı
  • Strateji taktikten üstündür
  • İlişkilerde 1 hata 3 doğruyu götürür

Bu videolardan üst düzeyde memnun kalacağını düşünüyorum. Desteğini kanalı takibe alıp, burada ve youtubeda yorum bırakarak gösterebilirsin.

Toksik ilişkilerde umut tuzağı

Sizi her geçen gün darmadağın eden bir ilişkiye yapıştınız ve bu ilişkiyi bırakamıyorsunuz. Sizi ilişkide tutan işlerin gerçekten iyiye gitmesi ya da onun gerçekten değişiyor olması değil. Sizi ilişkide tutan, onun bir gün değişeceği umudu, çünkü karşınızdaki ara ara iyi bir modda oluyor, size biraz ilgi, sıcaklık ve huzur veriyor, yani açlıktan ölmeyin diye size ekmek kırıntıları atıyor. Bu ekmek kırıntıları da sizi berbat ilişkinize aylarca, belki yıllarca ve daha da kötüsü hayat boyu mahkum olarak tutuyor.

Bu bölümde, umudun sizi çok uzun bir süre berbat, toksik ilişkilere saplanıp kalmış halde tuttuğunu konuşacağız. Bölümün sonunda da size gerçekten oldukça acımasız bir gerçekten bahsedeceğim.

#Birinci neden, onun hiçbir zaman gerçek olmamış bir versiyonuna aşık olmanız. Bu insanla flört etmeye başladığınızda, onun gerçek, sabit kişiliği ile karşılaşmadınız. Onun kısa ama sizi ilişkide tutmaya yetecek kadar uzun bir süre oynayabildiği, idealize bir versiyonu ile karşılaştınız. Bu süre boyunca o, sizin beyaz atlı prensi, her şeyi yoluna koymak ve onu kurtarmak için gönderilmiş şövalye olduğunuz fantezisi içinde yaşadı.

Duygusal fırtınalar ve dengesizlikler yüzeye çıkmadan önce sizinle çok hızlı bir şekilde bağ kurmak üzere, bu versiyonunu yaşadı ve size gösterdi. Size yoğun bir ilgi, kimya, sıcaklık, kırılganlık, tutku ile geldi. Siz bunu gerçekmiş, içtenmiş ve bu dünyaya ait olamayacak kadar güzelmiş gibi hissettiniz. Ama onun bu versiyonu dengeli ve sürdürülebilir değildi. Bu versiyon onun sadece en iyi yönlerini sergilediği reklam filmiydi.

Umut sizi bu nedenle kapanın içinde tutabiliyor çünkü duygusal dengesizlikler, suçlamalar, kaos, bir sıcak – bir soğuk dinamikleri yoğunlaştığında, zihniniz sürekli olarak onun idealize versiyonunu, sizin aşık olduğunuz ve ruh ikiziniz gibi hissettiğiniz kadını arıyor. Ve bir noktada, bu insanın gerçekten kim olduğunu hiç bilebildim mi?” diye soruyorsunuz.

Bu da tam bir bilişsel çelişki yaratıyor zira aşk bombardımanı sırasında oradaydınız, aşk bombardımanını hissettiniz, tüm vücudunuz o ilk zamanlardaki kimyayı ve bağı kaydetti. Ama aynı zamanda manipülasyonu, saygısızlığı,  çifte standardı da hissettiniz.

Size bilmeniz gereken şeyi söyleyeyim. İlişkinin başlarındaki tüm o sıcak, sevgi dolu, aşık versiyonu, o zamanın içinde gerçekti. Ama bu versiyonu, onun asıl versiyonu değildi, değil ve olmayacak. O idealize persona çöktükten sonra, aşık olduğunuz kadın ile şu an gerçekten ilişkide olduğunuz manipülatif kadını bağdaştıramadınız.

Bakın, siz özel olduğunu hisseden ilk erkek değildiniz, son erkek de olmayacaksınız. Anlamanız gereken şey, onun bağımlılık yapan versiyonu, hızlıca bağ kurmak, güven kazanmak, duygusal olarak yatırım yapmanızı sağlamak için devreye sokulan geçici bir versiyon.

#İkinci neden, siz sadece ona değil, onunlayken nasıl biri olduğunuza da aşık oldunuz. İlk tanıştığınız zamanlarda, size yoğun bir ilgi, kimya, seks ve duygusal yakınlık verdi. Ama aynı zamanda sizin en iyi versiyonunuzu, güçlü olduğunuz yanlarınızı, sadakatınızı, zekanızı, vizyonunuzu yani ideal versiyonunuzu size yansıttı. Sizin olmak istediğiniz erkeği size yansıttı, sizin olmak istediğiniz erkek gibi hissetmenizi sağladı.

Yani ilişkinin başlarında sadece ona değil, onunlayken kendiniz hakkında nasıl hissettiğinize de düştünüz. Ve o ara ara sizi idealize edip yansıtınca, size nasıl da hayran olunan, anlaşılan, canlı, dünyanın tepesinde hissettirdiğini de hatırlatıyor.

Ama bu bir tuzak. Size sadece kendisinin değil, sizin de idealize bir versiyonunuzu da gösteriyordu. O versiyonunuzu görmek size çok iyi hissettirdiği için, size başlarda verdiği kahraman kimliğini bırakamıyorsunuz. Hala, içinizdeki o ideal erkeği yeniden ortaya çıkaracağını umuyorsunuz.

#Üçüncü neden, zirvelerin ve diplerin, sinir sisteminizi darmadağın etmesi. Onunlayken hiçbir şey dengede değil. Sizi günlerce eleştirdikten sonra, birdenbire çok yumuşak davranabiliyor. Hiçbir işaret vermeden birden bire soğuk ve mesafeli oluyor ve sonra yine hiçbir işaret vermeden duygusal ve özürler dileyen birine dönüşebiliyor. Birgün öfke patlaması yaşarken, birgün ağlama krizine girebiliyor.

Burada farkında olmayabileceğiniz şey, vücudunuzun bu zirve – dip döngülerine bağımlı olduğu gerçeği. Uzun süre devam eden bu gerilim ve dengesizlik içinde, en ufak bir sıcaklık, gülümseme ya da huzur bile size büyük bir ödül ve rahatlama gibi, umut gibi görünüyor.

Ama bunlar işlerin sonunda düzelmeye başladığına, onun durumu kabul ettiğine ve değişeceğine işaret değiller. Bunlar gerilimin, bir sonraki zirveye doğru çıkmadan önce yaşadığı geçici düşüşler sadece.

Siz bağımlı olduğunuz için bekliyorsunuz. Bir sonraki sakin zamanı, ödülü bekliyorsunuz. Kendinizi, bunların bir anlamı olduğuna ikna etmeye çalışıyorsunuz ama bunların hiçbir anlamı yok. İyi zamanlar, mağduru olduğunuz toksik istismar döngüsünün birer parçası sadece. Ve iyi zamanlar birer tuzaklar.

Bu ilişkide kalmaya devam ediyorsunuz, bu ilişkiden çıkamıyorsunuz zira siz bir bağımlısınız. O rahatlamayı ve ödülü, bir sonraki iyi zamanı kovalıyorsunuz.

Umut sizi bu şekilde saplanıp kalmış bir şekilde tutabilir.

#Dördüncü neden, sorumluluk almaması. Sizi her kırdığında, hikaye bir şekilde ters yüz oluyor ve siz onu kırmış oluyorsunuz. Aşırı tepki gösteren, tetiklenen, onun bu şekilde davranmasına neden olan siz oluyorsunuz. Bu anlarda oldukça ikna edici davranabiliyor ve ağlayabiliyor. Hatta yıkılmış görünebiliyor. Hatta söylediklerine kendi bile inanabiliyor.

Anlamanız gereken şey, sorumluluk almayan biri değişemez. Yüksek derecede borderline ya da narsist özelliklere sahip biri için yansıtma ve suçu karşı tarafın üstüne yıkma sadece birer taktik değil, birer refleks ve hayatta kalma mekanizması.

Borderline bir partner, kendisinin oldukça farkında olabilir. Kendisini tetikleyen şeyleri söyleyebilir, travması hakkında konuşabilir. Ama kendisinin farkında olması ile sorumluluk alması aynı şeyler değiller. Çünkü yoğun terapi ve uzun süreli çaba olmadan, refleksleri ve hayatta kalma içgüdüsü, kendisi ile ilgili iç görüsünü her zaman ezecekler.

Yoğun terapi ve uzun süreli çaba olmadan uzun vadeli değişim olmayacak. Ama bu iç görü, kırılganlık ve duygusallaşma anları, size umut veriyor. “Değişmeye başladı, bu bir ilerleme” diye düşünüyorsunuz.

Fakat bunlar geçici anlar çünkü yaptıklarının sorumluluğunu üzerine almadığı sürece değişim olmayacak.

#Beşinci neden, çok çabalarsanız, size vaad edilen fantezi geleceğe eninde sonunda ulaşabileceğinize inanmanız.

Ne kadar kötü olursa olsun ilişkiyi bırakamıyorsunuz çünkü bu işin sonunda sizi bir hazine beklediğine inanmaya koşullandınız. Eğer daha fazla çabalarsanız, daha iyi severseniz, daha fazla sabırlı olursanız, onu tetiklemeyi bırakırsanız, her şeyi doğru yaparsanız, sonunda o fantezi geleceğe ulaşabileceğinizi sanıyorsunuz.

Başından beri, sadece görmek istediğini şeyi gördünüz. Sonra da o şeyi kaybetmenin sizin suçunu olduğuna ve o şeyi yeniden kazanmanız gerektiğine inandırıldınız. Böylece hamsterlerin üzerinde koşturdukları tekerleğe bindiniz ve bir fanteziyi kovalayıp duruyorsunuz ve gerçeği kabul etmeyi reddediyorsunuz. Arada ekmek kırıntısı şeklinde o versiyonunun kısa süreli reklamını izlediğinizde beyniniz, “gördünüz mü, ödüle daha yakınız, belki de sonsuza kadar mutlu yaşayacağımız bir bitiş çizgisi var” diyor. Ama hiçbir zaman var olmamış ve olmayacak bir şeyi kovalıyorsunuz, biraz daha fazla çaba ile, biraz daha hızlı koşarak sonunda finale ulaşabileceğiniz yanılgısı içinde debeleniyorsunuz.

Peşinde koştuğunuz ilişki, gerçek dünyada var olan bir şey değil ve hiçbir zaman da var olmayacak.

#Altıncı neden, onun travması size bir ilerleme gibi görünüyor. Size çocukluğunu, yaralarını, acısını açtığında, tüm gardınız yere iniyor. Öfkeniz diniyor ve “bana açılıyor” diyorsunuz. Ama bu duygusal kırılganlık, size takılmak üzere hazırlanmış bir kancadan başka bir şey değil. Çünkü siz ne zaman ağlasa ya da acı bir hikaye paylaşsa, tüm o kaosu, saygısızlığı ve manipülasyonu unutuyorsunuz. Ve bir anda o kurtarıcı rolünüze geri dönüyorsunuz ve kendinizi ondan sorumluymuş gibi hissediyorsunuz.

Ama biraz dikkatli bakarsanız, sizinle travmalarını ondan uzaklaştığınızda, yaptığı şeylerin sonuçlarını ödeme ile karşı karşıya kaldığında ya da kontrolü kaybediyor olduğunda paylaşıyor. Yani sorumluluk almaktan, sonuçları yaşamaktan kaçmak için bir taktik olarak size açılıyor.

#Yedinci neden, değişmeyi teşvik edecek bir şeyin olmaması. Siz bu ilişkide, ilişki harika olduğu için değil, o aşık olduğunuz versiyonunun geçici ve gelmeyecek bir versiyon olduğunu defalarca ispatlasa da, değişecek umuduyla kalıyorsunuz. Ve sizin umudunuz onun sözlerine, potansiyeline, ilerleme ihtimaline bağlı kaldığı sürece, bu döngüye saplanıp kalacaksınız.

Şunu kendinize sorun: Bu insan neden değişsin? Onun bakış açısından bakarsanız, ilişki çalışıyor. O ilgiyi, güveni ve kontrolü alıyor, siz ise kaosu, suçluluk duygusunu ve tüm sorumluluğu. Bu kadının değişmesi, kendisine fayda sağlayan bu durumu değiştirmesi için hiçbir mantıklı neden yok.

Bu noktada da, sizinle paylaşacağımı söylediğim acımasız gerçeğe geliyoruz: onu şu an olduğu gibi sevip kabul edemiyorsanız, onu sevdiğiniz falan yok. Siz bir fanteziye aşıksınız, onun başlangıç versiyonuna mı dersiniz, potansiyel versiyonuna mı dersiniz bilmem ama gerçekten beraber olduğunuz kadını sevdiğiniz falan yok. Ve bu kadın şu ana kadar değişmediyse, ya değişme kapasitesi yok ya da değişme isteği. NOKTA.

Belki yaralı, belki hayatın altında ezilmiş belki de stresli. Belki sinir sistemi hayatta kalma moduna saplanmış vaziyette. Belki travması var. Ama bu durumun sorumluluğunu yüklenmediği sürece, onu ve ilişkiyi kurtarmak için yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

Bu gerçeği kabul ettiğiniz anda, umudunuz kafesiniz olmaktan çıkar ve bir dönüm noktası olur. Bu noktadan itibaren gücü elinize almaya başlarsınız.

Şunu unutmayın: toksik ilişkiler daha iyi ilişkilere dönmezler. Daha berbat yıkım getirecek ilişkilere evrilirler.

Toksik ilişkiler rehberimize de bir göz atabilirsiniz.

Kaynak: The Harsh Truth: Why She’s Not Going to Change (Hope Is a Trap)

Terk eden ve peşinden çok koştuğum eski sevgilim ile karşılaştım – Vaka çalışması

Eski sevgilim ile bir buçuk sene önce ayrıldık, daha doğrusu o benden ayrıldı. Yaklaşık bir sene boyunca ara ara yazdım. Başlarda da çok ısrar etmiştim.

Eski sevgiliden ayrıldıktan sonra ne kadar erken iletişimi kes kuralı uygularsanız o kadar iyi. İlk 2-3 gün, siz daha zorlamayın ama bilemedin bir hafta, iletişime devam edip ısrar etmen, geri dönüşsüz değil ama bundan daha uzun süre ısrar ederseniz, geri dönüş ihtimalini pratik olarak sıfıra yakın bir noktaya indirdiğiniz gibi, kendi iyileşme sürecinizi de uzatırsınız.

Sizin ilişki ne kadar sürdü bilmiyorum ama eğer iletişimi keserseniz, iyileşme süreciniz ilişkinin üçte biri ya da en fazla 6 ay sürer. Eğer kesmez peşinde koşarsanız, daha fazla ayrılık yarası alırsınız, iyileşme sürecinizi uzatırsınız.

Ben bu dönemde kızı online stalkladığını da tahmin ediyorum ki, online stalk bir insanı aylarca hatta bazen yıllarca eski sevgilinin peşinde ya da gizli gizli yörüngesinde tutan, çok büyük bir bela.

En son 4 ay önce, uzun bir muhabbet olmuştu ve yine istemediğini belirtti.

14 ay boyunca peşinde koşmuşsun. Normalde 6 ayda atlatacağın ayrılık acısını atlatmak için senin daha 4-6 aya ihtiyacın var maalesef (iyileşme süreci bir umutla en son iletişim kurduğun zamandan başlar).

Sonra hiç ulaşmadım ve aramadım. Alışmıştım iki gün önce tesadüfen gördüm ve yanına gittim.

Şimdi gördüğün gibi iyileşme sürecine girmişsin ama büyük bir hata yaparak yanına gidip konuşmuşsun. Terk eden eski sevgili ile karşılaştığınızda, medeni bir şekilde selam verin ama yanına gidip konuşmayın. O size gelirse biraz muhabbet edin ama kısa kesin ve bir bahane ile kibarca sıvışın. Bu muhabbete asla ilişki, eski ilişki gibi konuları konuşmayın.

Kısa bir muhabbet oldu naber gibisinden ve “biri oldu mu diye sordum” ama uzatmadı.

İkinci ve aslında daha büyük hata da bu. İlişki konusu açmışsın. Bunlar iletişimi kes sürecini sıfırlayacak şeyler. Kazanımlarını koruman lazımdı.

Ben istekli davrandım sonrasında kısa kesti ve ayrıldık. Eve gittiğimde bir kere aradım ama dönüş yapmadı. Ben çok yanlış mı yaptım?

Şimdi bu kızın sana dönme ihtimali zaten sıfır. Sıfırı daha da sıfırlayamazsın. Yani “dönmesi için yanlış mı yaptım” diyorsan muhtemelen o konuyu artık etkileyemezsin. Gerçi, eğer gidip konuşmasan bir ihtimal yükselirdi ama senin gibi en ufak umut ışığına sarılan birine bunu söylememek lazım.

Yanlışın, gayet de iyi giden iyileşme sürecini baltalaman. Bir umuttur maymun eden insanı. Terk edilir edilmez, yeniden beraber olacağız umudunu öldürmeye bakın. O umut, terk edenin geri gelme ihtimalini düşürdüğü gibi, iyileşme sürecinizi de dondurur. Tam tersine “bu iş burada bitti asla başlamaz” deseniz, geri gelme ihtimalinin artmasının yanında, daha çabuk iyileşirsiniz.

Geri gelme ihtimali neden artar? Her şeyden önce terk edene ulaşmayı, terk edeni takip etmeyi bırakırsınız ya da bırakmanız daha kolay olur. Karşılaştığınızda, “terk ettim ama o da beni bırakmış yoluna bakıyor” sinyali verirsiniz ve bu sinyali içsel bir “bizden daha olmaz” inancı kadar sağlam gönderecek başka bir ruh hali yoktur.

Ama siz umudu “prenses / prens beni bıraktı gitti, ilişkimizi çöpe attı, artık buradan çıkarmaz” gibi kendinizi ezen bir kafada değil, “ilişki bittiyse bitti, ben de çöpe attığı ilişkinin başında bekleyecek kadar onursuz değilim, ben de bırakır giderim” şeklinde olmalı.

Bir de sana tavsiyem sen artık bu insandan tamamen uzak dur. Yani artık görmezden gel. Zira sen konuşursan eskiye dönersin gibi.

Anlatmamışsın ama iletişimi kes kuralı mı uyguluyorsun yoksa sadece aramamayı mı beceriyorsun? İletişimi kes üç ayaklıdır ve üç ayağı ile de yapılmalıdır:

Birinci ayak, terk edene asla ulaşmıyorsun.

İkinci ayak ki bu devirde birincisi kadar önemli, terk edenden asla haber almıyorsun, onu stalklamıyorsun. Sadece whatsappta online mı ya da kaç takipçisi var, artıyor mu artmıyor mu diye bakmak, en az Instagramında hikayelerine ya da fotoğraflarına bakmak kadar stalk. Birilerinin onun Instagramına bakıp size haber uçurması da stalk.

Üçüncü ayak, kendi hayatınıza odaklanmak. Daha fazla sosyalleşmek, ilişki bitiminin ilk 2-3 ayı kendine dönüp sonra yeni limanlara açılmak, uzun süredir yapmak istediğin bir şeyi yapmak gibi.

Keşke önceden tanısaydım abi sizi.

Aslında evet, keşke bu kadar zaman kaybetmeseydin. İnsanlar bir daha onun gibisini bulamam gibi bir kafayla terk edenin peşinde koşup (açık açık ya da stalk ile gizli gizli), çok zaman kaybediyorlar.

Bir seneden uzun ilişkiler, insanın hayatına yaklaşık olarak 1.5 – 2 senede bir girerler. Ama bunun için sizin yola çıkmış olmanız lazım. Sen bu kızı o zaman bıraksaydın, şimdiye muhtemelen yeni sevgilin olurdu.

Yine de bir sonraki sevgilinden önce buldun yani o açıdan erken buldun.

Tepkini biliyorum abi ama yine de sormak istedim sessizlik ve unutmak bu durumda bile karşı taraftan sonuç aldırır mı?

Bu soru, unutmak ile zıt bir soru. Senin asıl sorduğun “sessiz kalır ve unutmuş gibi davranırsam bana geri döner mi?” Cevap, hayır. 1.5 sene geçmiş, dönmez. Zaten az önce belirttiğim gibi “terk edeni terk etme” zihin yapısında olmayan insan, karşısındaki geri dönse bile, 5-10 dakika konuştuğunda, itici hale gelir ve geri dönen yine kaçar.

Senin umudu öldürmen lazım. Umut, kimsenin olmadığı ve birini bulmak için çaba harcadığın dönemde tatlı bir hayal olarak sana zevk veriyor ama acıdan kaçıp ufacık zevke bağlanman, senin uzun vadede daha çok acı çekmene ve kaybetmene neden oluyor.

Bu kızla bir daha asla ama asla ama asla olmayacağını kabul et. Bu umudu öldür. Bu umudu öldürmen, asıl umudu yeşertecek yani seni seven başka biriyle karşılaşma umudunu. O umudun gerçekleşme ihtimali çok yüksek ama sen bu olmayacak umuda sarılıp, o umudu erteleyip duruyorsun.

Bu siteye yeni geldiyseniz, eski sevgili terk ettikten sonra uygulamanız için, no contact kuralını (iletişimi kes kuralını) şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca şu yazılarımıza da göz atmanızı tavsiye ederim:

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

İyi sanılan ama aslında tehlikeli 5 yaşam tavsiyesi

İyi bir tavsiye size yardımcı olabilir ama yanlış bir tavsiye, sizin yanlış bir yolda yıllarınızı boşa harcamanıza neden olabilir. Bu bölümde, oldukça kötü olmalarına rağmen, sıklıkla tekrarlanan ve muhtemelen en az birini daha önce sıklıkla duyduğunuz beş tavsiyeden bahsedeceğim. Aynı zamanda, bu tavsiyeler yerine uygulayabileceğiniz ve pişmanlıkla değil gurur ile dolu olan bir yaşam yaratmanızı sağlayacak tavsiyeleri paylaşacağım.

#1 İstediğiniz her şey olabilirsiniz.

Hayır, ne kadar isterseniz isteyin, ne kadar çabalarsanız çabalayın, istediğiniz her şey olamazsınız. Gerçek şu ki siz, birçok şeyde iyi değilsiniz ve asla olamayacaksınız.

Tamam, insanların zayıflıklarını düzeltmek için tavsiyeler verilmesi normal ve insanların zayıflıklarını giderip güçlenmeleri, zayıflıkları tarafından potansiyellerinin çok altında bir yaşam sürmemeleri gerçekten önemli bir hedef. Ama bir insanın güçlü olduğu alanlarda uzmanlaşması, kendisi için çok daha iyi olacaktır.

Bazı alanlarda zayıf olduğunuzu ve ne kadar eğitim alırsanız alın o alanlarda iyi olamayacağınızı kabul etmeniz lazım. Siz muhtemelen 5 sene yoğun eğitim alsanız bile, NBA basketbolcusu olamayacaksınız ya da belki büyük bir şirket yönetemeyeceksiniz. Kendinizi fantezi dünyasında kaybetmek yerine, zamanınızı güçlü olduğunuz yanlarınıza uyan bir alan bulmaya ayırmak ve bu alanlarda gelişmek, sizin için çok daha iyi olacaktır.

Yanlış anlamayın, genç yaşlarınızda birçok şeyi deneyebilirsiniz ve denemeniz de iyi bir şey. Hayallerinizi kovalamanız da kötü bir şey değil. Ama açık fikirli, gerçekleri duygusallaşmadan görebilen biriyseniz, zaman içinde istediğiniz her şeyi olamayacağınızı öğreneceksiniz. Ama aynı zamanda, birkaç şeyde çok iyi olduğunuzu da keşfedeceksiniz.

Ben ikigai (Japonca “yaşamak için bir sebep” ya da “her gün yataktan kalkmak için bir sebep”) kavramını destekliyorum. Başarınız, mutluluğunuz ve her gün sizi yataktan kaldıracak motivasyon, 4 alanın kesişiminde:

  • Yapmayı sevdiğim şey
  • Dünyanın ihtiyacı olan şey
  • Bana para kazandıran şey
  • İyi yaptığım şey

Ikıgai size istediğiniz her şey olabileceğinizi söylemiyor. Tem tersine, dar bir alanda başarıyı, mutluluğu, motivasyonu ve parayı bulabileceğinizi söylüyor. Bu alan, sizin ideal alanınız ya da en etkili olduğunuz alan.

#2 Bir plan yapın ve o plana sadık kalın.

Yüzeysel olarak baktığınızda, bu tavsiye oldukça makul ve mantıklı görünüyor. Ama biraz derine inerseniz, bu tavsiyenin defolu olduğunu görüyorsunuz.

Çok büyük bir çaba ve titizlikle hazırlanmış planlara sahip olan genç insanlarla konuşuyorum. “Şu alanda üniversite okuyacağım, bu üniversite beni şu işe yerleştirecek ve 10 bilemedin 20 yılda nihai hedefimdeki vadedilmiş topraklara ulaşacağım!”

Bu insanlar hayata, satranç hamleleri serisi olarak bakıyorlar. Satranç taşlarını bir kareden diğerine dikkatle kaydırıyorlar ve hayatı şah mat etmek istiyorlar. Ama bu bir hata çünkü hayat bir satranç oyunu değil. Hayat daha çok, her zaman direksiyonunda olmadığınız bir çarpışan arabalar oyununa benziyor. Hayatınızla ilgili yapabileceğiniz iki tercih çeşidi var. Tercihlerinizi araçsal sebeplere göre yapabilirsiniz ya da temel sebeplere göre.

Araçssal sebepler, detaylı yaşam planlarının yapı taşları ve tamamen kararların sizi nereye doğru yönlendireceği ile ilgililer. “Çok ilgimi çekmese bile belli bir alanda üniversiteye gideceğim çünkü böylece iyi bir işim olacak” ya da “benim mizacıma uygun olmasa bile şu işe gireceğim çünkü bu iş bir sonraki fırsatı elde etmemi sağlayacak” gibi bir tercih, araçsal bir tercihtir.

Temel sebepler ise araçsal tercihlerin zıddıdır. Aslında temel sebeplere göre kararlar vermek, planlamanın karşıtıdır. “Bu bölümü beni nereye götüreceğini bilmesem bile okuyacağım zira ilginç bir bölüm” ya da “sonrasında beni nereye götüreceğini bilmesem bile bu işe gireceğim zira ilginç insanlarla çalışacağım ilginç bir iş” gibi kararlar, temel sebeplere göre verilen kararlardır.

Ben gençken araçsal sebeplere inanır, onlara tapardım. Büyük bir taktisyen ve uzman bir planlamacıydım. Ama çok geçmeden, bazen oldukça acı sonuçlar sonucu, şaşırtıcı bir şeyi keşfettim: araçsal sebepler sıklıkla istenilen sonuçları vermiyordu. Hayatınız araçsal sebeplerle yapılan planlar için çok karmaşık, hiç beklenmeyen şekillerde değişken bir yer.

Genç biriyseniz ve bana inanmıyorsanız, 40’larında ve 50’lerinde olan ve hayran olduğunuz birilerini bulun ve onlara, bulundukları noktaya nasıl geldiklerini sorun. %90’ı size “uzun hikaye” diye cevap verecektir.

Uzun hikaye zira bu insanlar temel sebepleri baz alarak kararlar verdiler ve sonrasında ortaya çıkan belirsizliklerle, o tercihlerin kendilerini götürdüğü yerde mücadele ettiler. Ama bu, onların güçlükler karşısında motive, fırsatlar konusunda uyanık kalmalarını sağladı ve geldikleri noktaya ulaşmak için denemeler yapmalarına, yollarını değiştirebilmelerine izin verdi.

Başarılı insanların bir noktadan büyük başarıya, düz, dikkatle planlanmış ve planlandığı gibi ilerleyen bir çizgi şeklinde ilerlediklerini düşünürüz ama asıl yol, zigzaglarla, bir sağa bir sola savrulmalarla, dolambaçlarla dolu. Ve hayat dolambaçlı bir yola girdiğinde dikkatiniz dağılırsa ya da modunuz düşerse, başarılı olmanız zor.

Hiç plan yapmayın demiyorum ama plan yapmaya daha az, bir şeyler yapmaya daha çok zaman ayırın.

#3 Tutkunun peşinden git.

Berbat tavsiyeler listesinin tartışmasız bir şekilde taçsız kralı bu. Bu tavsiyeyi yastıklara işliyorlar, tişörtlere basıyorlar, Instagram’da paylaşıp, mezuniyet törenlerinde kutsal sözler gibi fısıldıyorlar. Ama bu gerçekten berbat bir tavsiye.

Neden? Birincisi, bu oldukça baskı yaratan bir şey. Bana “peşinden gitmek istediğin tutkun ne?” diye sorduklarında, donup kalırdım. Mükemmel bir cevap vermem gerektiğini düşünürdüm ve böyle bir cevap bulamazdım. Bu soru insanı gerçekte ne olduğunun bir ifadesi olan değil de gösterişli tepki vermeye zorluyor.

İkincisi, “tutkun olan şeyin peşinden git” tavsiyesi, kısa vadeli duygulara ağırlık verirken, uzun süreli çabaya çok az yer veriyor. Bu konuda bana güvenin. 25 yıldır aynı mesleği yapıyorum “bu senin tutkun mu?” diye sorduklarında, cevabım “bilmiyorum” oluyor. Yaptığım iş gerçekten zor. Bazı günler bundan zevk alıyorum, bazı günler kesinlikle yapasım gelmiyor. Ama bu benim işim.

Üçüncüsü, tutkunuz sizi evrenin merkezine koyuyor ve bu her zaman hata. En başarılı, en etkili insanlar, aynada kendilerine hayran hayran bakmakla vakit kaybetmezler.

Acı gerçek şu ki, sizin tutkunuz dünyanın umrunda değil. Belki sizin de umrunuzda olmamalı. Neyse ki, kendinize sorabileceğiniz daha iyi sorular var. Örneğin, kimse izlemiyorken ne yapıyorsunuz? Bahçenizde bitkilerle uğraşıp, gübreler ve tohumlar hakkında mı okuyorsunuz? Bitkilerle ilgili alışveriş yapmak için girdiğiniz dükkanlarda, o dekoratif deniz kabuklarına büyük bir arzu ile mi bakıyorsunuz? Bu sorunun cevabı, size bir ipucu verecek.

İkinci soru ise, hangi işkenceye katlanmaya gönüllüsünüz. Jerry Seinfield, büyük bir komedyen olmak için, her gün, tek kelime yazmak istemediği günlerde bile yazması gerektiğinin farkına vardı. Özellikle tek kelime yazmak istemediği günlerde yazması gerektiğinin farkına vardı.

Gerçek şu ki çaba, insanın kendisini keşfetmesine yol açar, insanın kendisini keşfetmesi çabaya değil.

Kendinize sorabileceğiniz son soru ise, en büyük katkıyı nerede yapabileceğiniz sorusu. Bu soru sizi narsist kısır döngüden çıkarıp dünyaya açar.

Katkı, iklim değişimini durdurmak gibi devasa bir şey olmak zorunda değil. Eğer gücünüz varsa bunu da hedefleyebilirsiniz ama katkı, iyi bir anne ya da baba olmak da olabilir, harika kahveler yapan bir kafe işletmek de.

Yani özetlersek, tutkunuzun peşinden gitmeyi unutun. Ne yaptığınızı gözlemleyin, tolerans gösterebileceğiniz bir işkence bulun ve dünyaya nasıl bir katkıda bulunabileceğinizi keşfedin.

#4 Her zaman pozitif olun.

Bu oldukça iyi niyetli bir tavsiye ve önemli bir gerçekten yola çıkıyor. Ama bunu tam olarak uygulamanız sizi kötü yerlere çıkarabilir. Çünkü hayatta, negatif duygularınızı davet etmeniz ve daha az pozitif olmanız gereken zamanlar olacak.

Bilimin gösterdiğine göre pozitif duygular önemliler, hayatı yaşanmaya değer kılıyorlar. Örneğin iyimser olmanız sizi daha sağlıklı biri yapıyor. Neşe, minnettarlık ve umut gibi duygular, esenliğinizi artırırlar.

Şüphesiz ki çoğu zaman pozitif olmanız sizin yararınıza ve pozitif duygularınız negatif duygularınızdan daha fazla yer kaplamalı. Ama her zaman pozitif olmamalısınız. Eğer dişiniz çekilirken gülümsüyorsanız, bu sizin aydınlandığınızı değil uyuşturulduğunuzu gösterir. Sürekli olarak pozitif olmak, yoga taytı giymiş inkardan başka bir şey değildir. Çünkü negatif duygular size yol gösterirler, dünyayı daha açık seçik hale getirirler ve önemli dersler verirler.

Hüsran, ileri doğru yürümek için alternatif yollar keşfetmenizi sağlar. Pişmanlık, hatalarınızdan ders almanızı ve bir dahaki sefere daha doğru davranmanızı sağlar.

Çok fazla negatif duyguyla dolmak istemezsiniz ama sürekli olarak da pozitif kalamazsınız.

Sorun şu ki bazen doğal olarak negatif olduğumuzda, bizde bir sorun olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Ama bu doğru değil. Bazen negatif olmak insan olduğumuzu gösteriyor.

Bir miktar negatif duyguya yer açmamız, bugün daha kötü hissetmemize neden olsa da, daha sonra daha fazla şey başarmamızı ve uzun vadede daha mutlu olmamızı sağlar.

#5 Neyi bildiğin değil, kimi tanıdığın önemli.

Ben bu tavsiyeden nefret ediyorum. İçinde yeterince doğru olan bir zehir bu. Dünyaya kocaman bir bağlantı kurma organizasyonu gibi bakmak sadece karanlık değil aynı zamanda kötü bir strateji.

Evet, bağlantılar önemli. Ama milyarder yatlarındaki partilere katılmak gibi takıntılarınız yoksa, bağlantılar sandığınız kadar önemli değiller. Çünkü tüm fırsatları yöneten ve bu fırsatları Cadılar Bayramında en iyi kostümü giyen çocuklara şeker dağıtır gibi dağıtan gizli bir grup insan yok.

Neyi bildiğin değil, kimi tanıdığın önemli zehirini içenler, kabiliyet geliştirme, tecrübe kazanma ve bir katkıda bulunma fırsatlarını tehlikeye atıyorlar.

Sağlam bağlantılar kurmanın en iyi yolu, yaptığınız işte çok iyi olmak ve güvenilir, bel bağlanabilir biri olarak nam salmanız. Ne bildiğiniz, bildiğiniz insanlar evrenini genişletebilir. Aynı zamanda bağlantılarınızı geliştirmeye devam etmenin en iyi yolu, bonkör olmak, başka insanlarla gerçekten ilgilenmek ve eğer elinizden geliyorsa onlara yardım etmektir.

Kimi tanıdığınız yan üründür, strateji değil. Gerçek strateji, yaptığınız şeydir. Eğer harika işler çıkarıyorsanız, sözlerinizi tutuyorsanız ve insanlara iyi davranıyorsunuz, doğru insanlar yörüngenize girmenin bir yolunu bulurlar. Pokemon kartları gibi kartvizit toplamayı bırakın ve emeğinizi bir şeyde çok iyi olmaya harcayın. Bunu yaptığınızda, kimi tanıdığınız kısmı kendi kendine gerçekleşir.

Evet, bunlar oldukça süslü, kulağa hoş gelen, doğru gelen ama ciddiye aldığınızda sizi darmadağın edebilecek 5 tavsiye.

Her şey olabileceğinize inanmak yerine, ilgi alanınızın, yeteneklerinizin, talebin ve paranın kesiştiği dar alanda yer alan bir şey olmaya odaklanın.

Bitmek bilmez planlar yapmak yerine, araçsal değil temel sebeplere dayanan kararlar vermeye başlayın.

Tutkunuzun peşinden gitmeyin. Bunun yerine ne yaptığınızı, hangi işkenceye toleransınız olduğunu ve en  büyük katkıyı hangi alanda yapabileceğinizi keşfedin.

Çoğu zaman pozitif olun ama sürekli pozitif olmayın. Negatif duygularınızın da size bir şeyler öğretmesine izin verin.

Ne bildiğinize odaklanın. Tanıdığınız insanlar evrenini genişletmenin en iyi yolu bu.

Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setine de bakmanızı tavsiye ederim.

Kaynak: Life Advice That Sounds Good But Will Destroy You

Terk eden eski sevgili mesaj attığında ne yapmalısınız?

Terk eden eski sevgili mesaj attığında ne yapmalı? Terk eden eski sevgili mesaj attığında cevap verilmeli mi? Eski sevgilinin mesajına cevap vermezsem ne olur?

Terk edildikten sonra eski sevgili ile ilgili sıklıkla sorulan bu soruların cevabı, aslında ilişkiye ve nasıl terk edildiğinize bağlı.

Öncelikle terk eden eski sevgili mesaj attığında cevap verilmeli mi sorusundan başlayalım. Şu durumlarda, eski sevgilinin size ulaşmasına izin vermeyin yani ne aramasına ne de mesajına cevap verin:

#Toksik ilişkinin toksik ve manipülatif olan eski sevgili – Toksik ilişkiler maalesef nazik bir şekilde bitmez. Çoğunlukla toksik taraf terk ettiğinde, özellikle bu taraf narsist biriyse, sizi yedekte tutmak için mesajla kırıntı atar ya da belki gerçekten dönmek ister. Her iki durumda da, toksik bir ilişkiyse, terk edeni tamamen görmezden gelin. Size mesaj atarsa, henüz engellemediyseniz engelleyin. Fake hesap ve başka numaradan devam ederse de o numaraları ısrarla engelleyin.

Uzun süredir eski sevgilinin manipülatif oyunlarına maruz kalan biriyseniz, size tavsiyem o mesajları kesinlikle okumayın. Bu insanın sizi nasıl manipüle edeceğini bilen ve sizi tuzağa düşürmekte usta biri olduğunu kabul edin, size yazılanları okursanız tuzağa düşebileceğinizi kabul edin ve o mesajları okumayın bile.

#Ayrıl – barış ilişki – Eski sevgili tarafından daha önce de terk edildiyseniz, özellikle de bu belki üçüncü belki onuncu terk ediş ise, artık bu insanın mesajına cevap vermeyin. Bu ilişkinin sonu, sizin tam olarak terk edileceğiniz yer olmasın, önce siz bu işe son verin. Kontrolü bir eski – bir yeni sevgilinin elinden alın ve bu insanı siz terk edin.

#Aldatan – daldan dala atlayan eski sevgili – Aldatan eski sevgiliye kesinlikle bir şans vermemeniz gerektiği gibi, sizinle konuşma veya mesajlaşma fırsatı da vermeyin. Aldatan kişiye en iyi cevap, onu tamamen hayatınızdan atmanızdır. O nedenle aldatan, aldatarak terk eden eski sevgiliye asla cevap vermeyin.

Daldan dala yani sizden hemen birkaç hafta sonra bir sevgiliye atlayan, eski sevgilisine dönen ya da bir iki ay sonra şüphelendiğiniz ama “ay saçmalama Rıfkı bir Sıtkı ile arkadaşız” olan adamla sevgili olan kızı geri almayın, mesajlarına ya da herhangi bir şekilde size ulaşmasına izin vermeyin.

Şimdi bunları aradan çıkardıktan sonra, eski sevgilinin mesaj atması ile ilgili en çok karşılaştığım senaryoya gelelim. Eski sevgili sizi normal bir ilişkiden sonra terk etti, geri almanızı engelleyecek bir şey yok ve size ulaştı. Siz onu geri almak istiyorsunuz. Ne yapmalısınız?

Öncelikle size mesaj attığını telefon statüsünden gördüyseniz, yaklaşık 30 dakika – 1 saat cevap vermeyin ve kendinizi sakinleştirin. Sakin olsanız bile sakinleştirin 🙂 Bir yürüyüş yapın, düşüncelerinizi toparlayın.

Bu süre zarfında mesajı geri çekerse, “selam ne haber? Bir mesaj attın sanırım ben okuyamadım onu” diye yine de mesaj atın.

Yapmanız gereken şey ne çok neşeli, ne çok üzgün ama neşeli tarafına daha fazla yakın bir modda, çok kısa bir şekilde mesajlaşmak. Eski sevgili çoğunlukla ilk mesajında “çok pişmanım, geri al beni” diye mesaj atmaz. Havadan sudan bir bahaneyle mesaj atar.

Karşılıklı beş ya da da on mesaj paslaşmasından sonra mesajlaşmayı daha fazla uzatmayın. Mesajlaşmayı, “şimdi bir işim var, senden haber almak güzel. Bu hafta buluşalım mı, X günü ya da Y günü akşam 7 gibi” tarzında buluşmaya çağırın. 2 gün vermenizin sebebi, iki günde de planı olma ihtimalinin daha düşük olması.

Burada yapabileceğiniz bazı geri dönüşü zor hatalar var.

#1 Çok üzgün ya da neşeli davranmaya çalışmak. Üzgün davranırsanız karşınızdaki size acır ve acıma duygusu uyandırmanız çekici değil itici bir hareket. İnsanlar, kendileri olmadan da normal bir yaşam sürdürebilecek insanları çekici bulurlar, kendileri olmadan dağılan insanları değil.

Aynı şekilde çok neşeli davranmanız da sizin olduğunuzdan iyi davranmaya çalıştığınıza işaret ki bu da itici bir şey.

#2 Çok uzun süre mesajlaşmak. Sanılanın aksine, eski sevgilinin ilk mesajla ulaşmasından sonra uzun süre mesajlaşırsanız, onun size ulaşmasını sağlayan özlem ve yokluk hissini tatmin edersiniz. Bırakın özlemi ve yokluğu buluşmada tatmin etsin. İlk mesajla birlikte uzun uzun mesajlaşıp sonra bu insan yine ortadan kayboldu diye şaşırmayın.

#3 Mesajına cevap vermemek – Terk edenin geri dönmesini istiyorsanız ve geri dönmesi sorun değilse, mesajına cevap vermemek, bu ihtimali azaltır. Mesajına cevap vermediğiniz zaman, “bana ulaşma” hatta “bana bulaşma” diyorsunuz. Bu “isteğinize” saygı duyarsa şaşırmayın.

#4 İlişki konusunu veya daha da kötüsü geri dönme konusunu açmak – Eski sevgili size ulaştığında, tek yapmanız gereken bir buluşma ayarlamak. İlişki konusunu o buluşmada bile konuşmamanız lazım ama ilk mesajdan sonra bu konuya girmeniz büyük hata. Bu mesajlaşmada “geri dön” moduna girmenizin ise çoğu durumda geri dönüşü yok.

İlk mesajlaşmalar hafif olmalı, ilişki hakkında olmamalı.

#5 İlk mesajdan sonra eski sevgiliye mesaj atmaya başlamak. Hayır, ilk 2-3 kez, terk eden ulaşmalı. Siz ona ulaşmayın. Kibar olun, size ulaşmasında sorun olmayacağını hissedeceği şekilde iletişime geçin ama ilk 2-3 kez o ulaşsın. Bunun istisnası belki buluşmayı teyit için birgün önceden ona mesaj atmanız olabilir. Bu teyidi de “yarın geliyor musun?” gibi bir soruyla değil, eski sevgiliyle çok kısa mesajlaşıp, “yarın görüşürüz” diye bitirerek yapın.

Birçok insanın yaptığı ve eski sevgili ile iletişimi koparan hata, eski sevgili kendisine ulaştıktan sonra sürekli ona ulaşmak.

Eski sevgili size 2-3 kez ulaştıktan sonra siz de ona ulaşabilirsiniz ama ona, onun size ulaştığından fazla ulaşmayın.

#6 Buluşma için ısrar etmek – Kısa mesajlaşmadan sonra buluşma teklifinizi geri çevirirse, asla ısrar etmeyin. “Tamam, sonra görüşürüz o zaman” diye mesajlaşmayı kapatın ve o size ulaşana kadar ona ulaşmayın. Bir daha ulaştığında ilk defa ulaşmış gibi, başta anlattığım şekilde mesajlaşın.

2 buluşma teklifinizi reddederse, bir daha siz buluşma teklif etmiyorsunuz. Bundan sonra ya size ulaşmayı kesecek, ya da buluşma teklifini o edecek. Buluşma teklif etmeden size ulaşıyorsa, kibarca başınızdan savın. Bahanenin önemi yok, bir şey bulun ve çok fazla mesajlaşmadan başınızdan savın.

Bu siteye yeni geldiyseniz, eski sevgili terk ettikten sonra uygulamanız için, no contact kuralını (iletişimi kes kuralını) şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca şu yazılarımıza da göz atmanızı tavsiye ederim:

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Sosyal ortamlarda beğendiğimiz kıza nasıl yürüyebiliriz?

Bir takipçi, üniversiteye yeni başlayanlar için tavsiyeler yazısında sormuş:

Mahmut Abi, öğrenci kulübünde yürüme işini nasıl yapacağız? Sohbetimiz olan herhangi bir kaç kıza direk kahve içelim mi diyeceğiz? Bu konuda kafam karıştı. Direkt kahve içelim mi biraz saldıray mod gibi geliyor.

Öğrenci kulübü olsun, kurs olsun, seçmeli ders olsun, arkadaş grubunun arkadaşları olsun, dar alanlarda kızlara nasıl yürüneceği konusu nedense birçok insanın kafasını karıştırıyor. Piyasada direkt yürüme ile ilgili tavsiyeler ve teşvik çok olduğu için, insanın aslında doğal olarak yapabildiği bu yürümeler konusunda birçok erkeğin kafası karışık.

Dar sosyal gruplarda bir kıza yürümenin birinci kuralı, bu işin zamana yayılması gerektiğidir. Bu tür ortamlarda iletişim, arkadaş gibi başlar.

Arkadaş mı? Friendzone olmaz mı abi?

Olmaz. Friendzone olacağım diye ödü kopup, bodoslama yürüyen ve bir çuval inciri berbat eden, olabilecek işi oldurmayan birçok genç var maalesef. Friendzone, sizi istemediği artık belli olan bir kadının yörüngesinde, “arkadaş diye döneyim, birgün benim kıymetimi anlar” diye döndüğünüzde olur. Sosyal ortamda yavaş yavaş yürümekle olmaz. Ayrıca siz kızdan hoşlantınızı, “hoş kız, bir şans verelim” modunda tutarsanız, konuştukça saf efendi erkek modunda duygusal yatırım yapmazsanız, friendzone’a düşmezsiniz.

Şimdi devam etmeden şu kahve içelim konusuna gelelim. Bence “bir kahve içelim” çok bayat ve neredeyse çıkma teklifi gibi olan bir teklif. Hiçbir yerde kullanmanızı tavsiye etmem. En fazla “bir şeyler içelim” deyin. Sonuçta gidip kımız içmeyeceksiniz. İzdivaç programlarından mıdır nedir, “kahve içelim” teklifi, “seni tanımak istiyorum” tadında açık bir çıkma teklifine döndü. Tabii bazen bir şeyler içelim dediğinizde kız “ben alkol kullanmıyorum” diyebilir siz de o zaman “alkol değil bir şeyler” dersiniz.

Bence sosyal ortamda böyle yürünmez. Sosyal ortamda şöyle yürünür:

Gözünüze kestirdiğiniz kızla aynı sosyal ortamda olduğunuz için tanışmak ve konuşmak görece kolaydır. Kız grup içindeyse de kolaydır ve hatta kız sürekli grup içinde takılıyorsa daha kolaydır. Çünkü gider grupla muhabbet edersiniz.

Benim tavsiyem kendinizi çaktırmadan, abartmadan kızın yakınında konumlayın ve başka insanlarla yaptığınız gibi hafif muhabbet edin. Bu muhabbette özgüvenli, umursamaz (sonucu umursamaz, kızı değil) ve eğlenceli olun. Ama eğlence kısmını abartmayın.

Kızı bir daha görebilecekseniz, kızdan telefon ya da instagram istemeyin. Muhabbeti kısa tutun ve kendi işinize bakın. Sonraki günlerde, (kızı her gördüğünüzde değil), kızla muhabbete devam edin ve kızın sizinle konuşmaya istekli olup olmadığını tartın. Kız eğer sizinle konuşmaya istekliyse ve daha iyisi siz çaktırmadan yakınında konum alıp beklediğinizde sizinle konuşuyorsa, idealinde üçüncü ya da dördüncü konuşmada, bir şeyler yapmayı teklif edebilirsiniz.

Bir şeyler yapmak ne demek? Bakın işte burada sosyal ortamda önemli bir kural öne çıkıyor. Direkt daygame ya da nightgame gibi yürümeler haricindeki yürümelerde, her hoşunuza giden kıza yürüyemezsiniz. Bir kızla konuşmak istersiniz, konuşma fırsatı olmayabilir. Konuşma fırsatınız olursa, kızla konuşmanızdan kızla ilgili, kıza buluşma teklif etmek için bilgi alamayabilirsiniz.

Yapmanız gereken şey, kızla konuşurken kızın hoşlandığı, ya da sizin hoşlandığınız ve kızın ilgi gösterdiği ya da ortak hoşlantılı bir şeyler yakalamak. Bunu yakaladıktan sonra, eğer kız da sizinle konuşurken sıcaksa, daha da iyisi sizinle konuşmaya istekliyse, kızı bu üç kategoriden birinde bir şeyler yapmaya davet edin.

Diyelim ki konuşurken kızın bilardo oynamayı sevdiğini öğrendiniz. Sonraki muhabbetlerden birinde, “ben şurada bilardo oynayacağım, sen de gelsene” diye dışarı çağırabilirsiniz. Ya da siz motorsiklet sürüyorsunuz ve kız buna ilgi gösterdi. “Bir ara gel seni atayım terkime” gibi bir şey söyleyin. Sonra da kızı spesifik olarak motorsiklete binmeye çağırın. Ya da ikiniz de bağımsız film seviyorsanız, bağımsız film festivali ya da gösterimi arayın ve kızı film izlemeye çağırın.

Okul veya kurs gibi ortamlarda, buna ihtiyacınız bile olmayabilir. Okulda mesela biraz muhabbet ettikten sonra, “ben kantine gidiyorum, gelsene” gibi bir teklifte bulunun ve orada muhabbet edin. En iyisi dışarda buluşmak ama bu da mesela bir kere yapılabilecek bir şey. Kantinden kampüste yürüyüş ve bir köşede muhabbet de çok iyi bir ikinci adım olur.

Kursta ise çıkışta biraz muhabbet eder ve bir yere oturup bir şeyler yersiniz.

Burada ölçü önemli. Sürekli kızın kuyruğunda dolanmayın, yörüngesinde dönmeyin.

Benim size tavsiyem, biraz da alternatifli ve esnek olun. Bunu bir üniversite arkadaşımdan öğrenmiştim. Çocuk genelde hoşuna giden kızlarla muhabbet eder, çok bariz yürümez ve en istekli diye ölçtüğü kızı buluşmaya çıkarır ve olayı bitirirdi. Bir kıza odaklanmazdı. Bunu uyguladığım dönemler oldu ve sonucu da hiçbir zaman hüsran olmadı diyebilirim.

Üniversitedeyken bir ara hem öğrenci kulübünden bir kızdan hem de sınıfta bir kızdan hoşlanıyordum. İki kızla da muhabbeti kurdum ama ikisini de buluşmaya çağırmamıştım. Birgün ders bittiğinde sınıftaki kızı kantine çağırdım. Çay aldık, kampüse çıktık ve o pişman edici hatayı yapıp kıza açıldım 🙂 Kız “ben seni arkadaş olarak görüyorum” tokadını bastıktan sonra çaylar taze olduğundan mecburen bitirdik. Kızı dolmuşa bırakacağım diye kapıya yürürken, karşımızdan kulüpteki kız ve en yakın arkadaşı geldi (o kız da kulüpteydi). Ben aslında bu yakın arkadaşla daha samimiydim.

“Kızlar nereye?”

“Kampüsün X alanına.”

“Ben de gelem mi?”

“Gel tabii.”

“Tamam, Merve’yi bırakayım geliyorum. İçki alayım mı?”

“Al evet.”

Merve’yi bıraktım ve kampüsün X noktasına gittim. Benim kız yok, en yakın arkadaşı var. “Tüh ya” dedim ama en yakın arkadaşla içtim, iki üç saat sonra da dudaklarına yapıştım. Kız meğer benden hoşlanırmış ve “benim kız” bizi yalnız bırakmak için kaçmış. Biz bu kızla sevgili olduk ve gayet de iyi bir ilişki oldu. Sonra terk edildim ama ilişki kısmı iyiydi 🙂

Benim asıl hoşuma gidenin zaten erkek arkadaşı varmış. One Aslı diyelim. En yakın arkadaş ve benim okuldaki önemli dönemlerimden birinin baş rol oyuncusu kıza ise Didem diyelim.

O gün Merve ile sınıftan çıkarken sınıf arkadaşım ve bu iki kızdan da hoşlandığımı bilen, üç kızı da tanıyan Kadir, sonra beni Merve’yi bırakırken gördü ve ona “kampüse dönüyorum, Aslı X’te” demiştim. Ertesi gün beni Didem ile el ele görünce, “lan bu şimdi nasıl oldu, ne oldu da bu oldu!” diye şaşkın şaşkın sormuştu.

Yani biraz esnek olun. Direkt yürümeyin, Merve’de en aptalcasını yaptım. Aslı’ye direkt yürümeyerek de iyi etmiştim, Didem’le olmazdı. İki kızla olmayınca Didem’e yöneldiğim için de iyi bir ilişkim oldu. Bu Aslı – Didem – ben üçgenini bu kızlar ve kızların kız grubu (Didem yurt dışına gitti ama diğer kızlarla 40’larıma kadar arkadaştım) hiç bilmediler.

Şimdi konuyu dağıttım ama bitirmeden Pook’tan öğrendiğim ve çalıştığını gördüğüm bir teknikten bahsedeceğim. Bu tekniği iş yeri için yazmış ama ben size sosyal ortam için tavsiye edeceğim:

Ben iş yerinden hatun kaldırıyorum (Bu iş yerini eğlence alanına çeviriyor!) Ama, iş yerinde dikkatli olmalısınız zira namınız üzerinize yapışabilir. Eğer tüm kızlarla dışarı çıkarsanız, adınız playboya çıkar (ki kadınlar bundan nefret ederler). Tüm kızlara yürürseniz, anında “Bay Aç Muhtaç” damgasını yersiniz ve tüm kızlar sizinle dalga geçerler (bunun bazı zavallı kaybedenlere olduğunu gördüm). Bunun yerine EĞLENCELİ kişiliğinizi ortaya koyun ve siz bir adım geride bekleyin. Kimin sizinle iş dışında da buluşmak için YANIP TUTUŞTUĞUNU anlayacaksınız. Bazen bu kadınlar, sizin onları dışarı çıkarmanızı sağlayabilirler.

Pook’un Kitabı – Öldürün şu muhtaçlığı!

Bu daha pasif bir oyun şekli ama aynı zamanda çaktırmadan birden fazla kadına aynı anda yürümenize olanak sağlıyor.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Hem borderline hem narsist kadınlar – Bölüm 3

İkinci bölüm için Hem borderline hem narsist kadınlar – Bölüm 2.

Bu ilişkinin sizi mahvettiğini kabul ettiğiniz bir noktaya geldiniz. Aynı toksik döngünün sürekli olarak tekrarlandığını gördünüz ve artık bu ilişkiyi bitirmeye karar verdiniz. Ama bu kararınızı uygulamaya başladığınız zaman, toksik partnerinizin çok radikal tepkileri ile karşılaştınız. Bir dakika önce size yalvarırken, değişeceğine dair sözler verirken, bir dakika sonra size öfke kusmaya, sizi tehdit etmeye ve utandırmaya başladı. Sonra birden bire düğmeye basılmış gibi değişerek, sizinle seks yapmaya çalıştı, bu da çalışmazsa sizi herkesin önünde küçük düşürmeye, imajınızı mahvetmeye ve sizden intikam almaya çalıştı.

Toksik eski sevgilinizi engellediniz ama bu onu durduramadı. Belki iş yerinizin, belki de evinizin kapısına dayandı, sürekli yeni numaralardan, sahte hesaplardan sizinle iletişime geçti. Ama sonra siz tam sonraki fırtınaya hazırlanırken, ortadan kayboldu ve sizi daha da kötü bir ruh halinde bıraktı.

3 bölümlük serimizin bu son bölümünde, sizinle hem borderline hem narsist bir kadına işaret eden son iki belirtiyi paylaşacağım. Bölümün sonunda da, birinci bölümden itibaren hikayesini paylaştığımız erkeğe ne olduğunu anlatacağım.

Birinci ve ikinci bölümü okumadıysanız, önce o bölümlere bakmanızı tavsiye ederim.

Bir kadının hem borderline hem de narsist olduğuna işaret eden dokuzuncu belirti, benim çifte çarpıtma tuzağı dediğim şey.

Sadece sınırda kişilik bozukluğu (borderline) olan kadının duyguları, gerçekliğini çarpıtır. Bir dakika önce sizi mükemmel bir erkek, hayatının aşkı olarak görürken, bir dakika sonra sizi düşmanı, ona ihanet ettiğinden emin olduğu biri olarak görür. Bunlar sizin gerçek davranışlarınızın değil, kadının duygu durumunun tamamen değişmesinden kaynaklanır.

Borderline kadın korku, utanç ve öfke ile dolup taştığında, algısı bu duygulara paralel olacak şekilde değişir. Sizin oldukça nötr sözleriniz bile, ona reddedilme gibi görünür. Örneğin basit bir sınır çizmeyi ya da kendinize ait bir süre istemeyi bile, onu terk edeceğinizin işareti olarak görür.

Borderline kadın bu anlarda sizi manipüle etmeye çalışmıyor ya da davranışları sahte değil. Hissettiği şeylere gerçekten inanıyor. Yani borderline kadının seven tarafı da gerçek, sizden nefret eden tarafı da.

Borderline kadının duygusal fırtınası geçtiğinde, sinir sistemi yatışır. Duyguları taban seviyesine döner ve algısı değişir. Duygu fırtınası sırasında nasıl da ekstrem davrandığını görebilir, bu konuda pişmanlık duyar ve bunu düzeltmek ister. Özür dileyebilir, içten bir mesaj gönderebilir ya da sizinle arasını düzeltmek için başka şeyler yapabilir. Sorun şu ki, borderline kadın duygularını etkili bir şekilde düzenlemeyi öğrenmediği sürece, bu döngü devam edecektir.

Sadece narsist kadında çarpıtma duygulardan değil egodan gelir. Narsistin kibri ve öz imajı, gerçeklik algısını şekillendirir. Narsist duygular tarafından değil, haklı olma, hayranlık duyulma ve kontrol ihtiyacı tarafından yönetilir. İmajına ya da kontrol hissine yönelik hiçbir tehdide tolerans gösteremez. Bu nedenle de kendini korumak için, hikayeyi çarpıtır.

Narsistin konuşmaları döngüseldir, suçlamaları savuşturmak ve kendine uymayan doğruları reddetmek üzerinedir. Patlamalar bittiğinde narsist pişmanlık duymaz, sorumluluk almaz ya da gerçek bir “ben ne yaptım?” eleştirisine girmez, özür dilemez. Narsist ya hiçbir şey olmamış gibi davranır ya da ısrarla karşısındakini suçlar. Sessizlik, soğukluk, birden bire yeniden başlamak, tamamen kontrol ve imaj koruma amaçlıdır.

Borderline kadının gerçekliği, duygularının, narsist kadının gerçekliği ise egosunun esiri olur. Ama hem borderline hem de narsist kadında iki çarpıtma kaynağı da aynı anda olur ve bu nedenle de partnerin kafası fena halde karışır. Borderline taraf duygularla dolup taşar, gerçek dışı bir algı yaratır, partnerinin modunu, niyetini, davranışlarını ve sınırlarını yanlış yorumlar. Ama fırtına dindiğinde, kadın sakinleşmek ve her şeyi olduğu gibi görmek yerine, narsist tarafın eline düşer ve narsist taraf çarpıtılmış gerçekliği savunmaya devam eder. Yanlış yaptığına dair suçlamaları kabul edemez, kendinden başka herkesin suçlu olduğunu düşünür.

Duyguların algıları çarpıtması olarak başlayan durum, ego savunmasına dönüşür. Duygular kanıta dönüşür ve narsist savunma bunları gerçeklikmiş gibi dayatır, hikayeyi zihinde somutlaştırır. Bundan sonra da çarpıtılmış gerçeklik bir silah olarak kullanılır, suçlamalara karşı kalkan olarak kullanılır. Borderline – narsist kadın, sizi hikayenin kötü adamı yapmak için başkalarını manipüle eder, mağdur rolünü oynar.

Onuncu ve son işaret, sahte umut tuzağıdır.

Sadece sınırda kişilik bozukluğu olan kadında, gerçek bir umut vardır. Borderline kadın çoğu zaman yanlışın kendisinde olduğunu bilir, duygusal patlamaları konusunda derin bir utanç hissedebilir, insanları kırdığı için pişmanlık hissedebilir ve gerçekten değişmek ve iyileşmek isteyebilir. Birçok borderline kadın, ciddi bir ruhsal bozukluğu olduğunu kabul edebilir, terapi yardımı arayabilir, araştırma yapabilir ve tedavi için çaba harcayabilir. Diyalektik Davranış Terapisi gibi kanıta dayalı teknikleri sabırla uygulayabilirse, gerçekten iyileşebilir, duygularını düzenlemeyi öğrenebilir ve daha stabil ilişkiler kurmayı başarabilir.

Borderline kadının değişme isteği, doğru yönde adımlarla birleşirse, zaman ve sabır gerektirse de, iyileşme mümkün.

Sadece narsist kadın için, bunu söylemekten nefret ediyorum ama, umut çok azdır.(*) Narsist kendisinde bir problem olduğunu kabul edemez çünkü bunu yaparsa, korumak için büyük bir yatırım yaptığı ve çaba harcadığı mükemmellik öz algısı darmadağın olur. Bu, narsist için aşırı korkutucu bir şeydir.

Narsist terapiye gidebilir ama bunu daha çok partneri veya başka insanlar hakkında yakınmak, onay almak ve haklı olduğuna dair kanıt aramak için yapar. Terapisti ve terapiyi, kendi anlatısını güçlendirmek için kullanmaya çalışır. Terapist kendisini zorlarsa,kendi tarafını tutacak birini bulana kadar terapist değiştirir. Narsist, gerçek bir içgörü, alçak gönüllülük ve sorumluluk gösteremez.

Hem borderline hem narsist kadında işler daha da çetrefilli çünkü içgörü ve sorumluluk işaretleri, göz yaşları, özürler ve yardım almak için somut adımlar görürsünüz. Bunlar size çözüm mümkün hisse verir ama narsist savunma devreye girdiği anda, hikaye değişir. Terapi alması gereken kişi siz olursunuz, o da yanlış anlaşılmış bir kurban olur. Size karşı davranışlarında %100 haklı olduğunu düşünür.

Bu oldukça acımasız bir tuzak çünkü borderline taraftaki kabulleniş ve normallik, sizi bir değişimin oldukça mümkün olduğuna, işlerin bu sefer farklı olacağına inandırır. Ama gerçekleri görebilen tarafı uzun süre devrede kalamaz. İçgörü gider, savunma devreye girer ve döngü tekrar eder durur. Bu durum da sizi hiçbir zaman gerçekleşmeyecek değişim umuduyla ilişkiye saplanıp kalmış bir durumda tutar.

Bu da bizi, hikayemizin kahramanı erkeğe geri getiriyor.

Erkek ilişkinin başından itibaren, evrenin onları bir araya getirmek için çalıştığı inancı hakim. Sanki beraber olmaları bir kader gibi. Bu nedenle kadın “sen benim gerçekten sevdiğim tek kişisin” dediğinde, erkek ona inanıyordu.

Ama bu sözlerden kısa bir süre sonra, erkek kahramandan kötü adama dönüşüyor ve öfke nöbetleri, sessizlikle cezalandırma, gaslighting hızlıca ve hiç uyarı vermeden devreye gidiyordu.

Erkek kendisini bu bitmeyen idealizasyon – değersizleştirme – terk edilme – yeniden iletişim – rahatlama – takıntı – bir araya gelme döngüsünde kapana kısılmış gibi hissediyordu.

Her döngüde erkeğin kendine güveni, gönül rahatlığı, benlik algısı daha da yok oluyordu. Düşünceleri hep onunla ilgili olmaya başlamıştı, sinir sistemi bir an için bile durmuyordu. Duyguları onun nasıl hissettiğine bağlı olarak yükseliyor ve dibe çakılıyordu.

İlk başlarda onun, kırılgan narsist bir kadın olduğunu düşündü. Davranışları, kırılgan narsizm ile uyumluydu. Gaslighting, suçu erkeğin üzerine atma, duygusal zorbalık gibi tüm davranışlar vardı. Ama bunlarla bitmiyordu. Aynı zamanda gözyaşları, çılgınca özür dileme, terk edilme korkusu, kavgadan sonra çaresizce yeniden iletişime geçmeye çalışma, idealizasyon da vardı. Bu davranışlar ise, sadece narsizm ile uyuşmuyordu.

Erkek, kadında sınırda kişilik bozukluğu olabileceğini düşünmeye başladı ama davranışlar sadece sınırda kişilik bozukluğuna da uymuyordu çünkü ortada sadece duygusal dengesizlik yoktu. Kadın aynı zamanda son derece hak sanrılı, kontrol manyağı biriydi.

Birgün erkek, sonunda her şeyi açıklayan bir şeyle karşılaştı. Borderline ve narsizm aynı anda olabiliyordu. Bu keşif, yap-bozun kayıp parçası gibiydi ve sonunda erkek her şeyi anladı. Bu, değişebilecek bir durum değildi.

Kız arkadaşının değişmeyeceğini görmek kalbini kırsa da, erkeğin özgür hissetmesine neden oldu. Kız arkadaşından ayrılmaya ve ne olursa olsun geri dönmemeye karar verdi.

Ayrılık sonrası içine düştüğü durum onu gerçekten mahvetti. Ne yemek yiyebiliyordu, ne uyuyabiliyordu ne de bir şeye odaklanabiliyordu. Bir dakika önce ona karşı derin bir öfke duyarken, bir dakika sonra tüm bu kırmızı alarmları görmezden geldiği ve bu kadar uzun süre ilişkide kaldığı için kendisine öfke doluyordu.

Haftalarca iletişimi kesmiş olmasına rağmen, sürekli olarak ondan bir mesaj gelir umuduyla ve aynı zamanda böyle bir mesajın korkusu ile telefonunu kontrol ediyordu. Bunlar, travma bağının sonucu. Travma bağı sizi, onu terk ettiğinizde mahvolacağınıza inandırır ama aslında terk etmek değil kalmak mahvedicidir.

Erkek çektiği yoğun acıya rağmen, iletişimi kesmeye kararlı bir şekilde devam etti. Bir kapanış aramadı, geri dönmedi. Bunun yerine, kendi iyileşme sürecine odaklandı. Arkadaşları ile daha çok görüştü, günlük tuttu, spor yaptı, duygularını işlemeye devam etti. Sonunda, gerçeklik algısı düzelmeye, travma bağı zayıflamaya başladı. Zihin sisi ortadan kalktı ve uzun zaman sonra ilk defa huzurlu hissetmeye başladı.

Tam her şeyi geride bırakmaya başladığını düşünürken, eski sevgilisi ona yeniden ulaştı. “Seni çok özledim” mesajlarını, beraber çekildikleri fotoğraflar takip etti. Kadın, değiştiğine dair sözler vermeye başladı. Terapiye gittiğini, Tanrıya döndüğünü söyledi.

Fakat erkek bu sefer bunları olduğu gibi gördü. Bunlar birer tuzak, aynı toksik döngünün yeni bir başlangıcıydı sadece. Gerçeği unutmadı, sınırlarını korudu ve onu değil kendini seçti.

Siz de belki bu döngüye defalarca, belki beş belki yüz kere girdiniz. Asıl soru, bu durumun değişmeyeceğine inanmak için, kaç toksik döngüye girmeniz gerekiyor? Çünkü ne kadar çok döngüye girerseniz girin hiçbir şeyin değişmeyeceği (daha doğrusu daha kötüye doğru değişeceği) gerçeğini kabul ederseniz, iyileşme süreciniz başlar.

Eğer bu durumdaysanız bu tür travmalarda uzman bir terapistle görüşebilirsiniz.

(*) Kaynağın ve birçok uzmanın görüşü ama değişimin çok zor olduğunu söyleseler de, çok düşük ihtimal olmadığını söyleyen uzmanlar da var.

Toksik ilişkiler rehberimize de bir göz atabilirsiniz.

Kaynak: When She Has Borderline and Narcissistic Traits — The Most Dangerous Combo