Sevimli genç kadınla beraberken Don Juan’ın kafasında sadece bu var.
La Leydi La Güzellik! Oo la la! “Mösyö Pook! Oo la la!”
Ama çoğu erkeğin kafasında “oo la la” yok. Bunun yerine “yeterince eğlenceli miyim? Yeterince ilginç miyim? Hata yapmadan doğru şekilde oynuyor muyum? Tanrım, bana yardım et!”
Böyle bir erkeğin önünde bir kadın yok. Hayır, kadın başka bir şeye, kayıp rüyaların müjdecisi, duyguları için güvenli bir liman, onları cool yapacak sihirli bir makineye dönüşüyor. Erkeklerin kadınlara yürümekten korktuklarına inanamıyorum. Neyden korkuyorlar ki?
“Seks düşüncesi kafama girince taş kesiyorum!” Orada öylece durup, içinde bir korku ile Medusana baka kalmana şaşmamalı. Her şeyi uygun yerlerinde bırakın. Bir kadına yürüyüp konuşuyorsanız, konuşmaya odaklanın. Bir kadınla buluşmaya gidiyorsanız, buluşmaya odaklanın. Bir kadınla seks yapıyorsanız … o zaman …
Oo la la!
Kadınla konuşuyorken aynı zamanda seks düşünüyorsanız, ya da seks yaparken onunla konuşmaya odaklanırsanız, her iki aktiviteyi de iyi bir şekilde yapamazsınız! Kadını öperken, onu öpmekten başka bir şey düşünmeyin. Kadına yürürken, onunla konuşmaktan başka bir şey düşünmeyin.
Ama siz karşı çıkıyorsunuz …
Kadınlar ve Mutluluk
“Benim duygularım tamamlanmadı” diyorsunuz ve kadınlara dönüyorsunuz. Ama bir kadın kendi kendisini süt ile dolduran bir meme değil. Kadınların süt bezlerine “mutluluk” dışsal bir kaynaktan sağlanmıyor. Sizin kadının içine koyduğunuz şey sizin ondan aldığınız şeydir. Ve siz kadını “mutluluk suyu” ile dolu görüyorsunuz. Bu süt ile dolu devasa meme, sizi uçuruma sürükleyecek bir seraptan başka bir şey değil. Sizin “duygusal yaralarınız” var ve feminenliği emmek istiyorsunuz (sizin vücudunuzdan feminenlik aksa da) ve “yaralarınızın” kapanmasını umuyorsunuz. Ama kadınlar sizin anneleriniz değiller. Erkekler kadınlara bu pozisyondan yaklaştıklarında, başarısız olmalarına şaşmamalı. Bu başarısızlığı sonuna kadar hak ediyorlar.
Kadın ve Başarı
“Hayatım daireler çiziyor, bir yere gitmiyor” diyorsunuz ve kadınlara dönüyorsunuz. Ama kadın kendi başına, dışarı doğru parlayan bir görkem meşalesi değil. Ne kadar seks yaparsanız yapın, koynunuzdan ne kadar kadın geçerse geçsin, kiranızı ödemek, işe gitmek ve yaşamınızı kazanmak zorundasınız. Daha fazla kızla birlikte olmanız sizin acınası yaşamınızı dönüştürmeyecek. Kadınlar hiçbir hırs, plan, hedef ve hayale sahip olmayan vasat oğlanları hor görürler ve onları ERKEKLER için terk ederler.
Kadın ve Hayat
“Hayatın çok sıkıcı diyorsunuz” ve kadınlara dönüyorsunuz. Ama bir kadın ev eğlence sistemi değildir ki ne sesini kapama ne de iyi bir ses kontrolü düğmeleri var. Kadınlar bir düğmeye basarak açılıp kapanmıyorlar ve mantıklı bir çizelgeleri de yok. Sağlıklı bir kadın size “ne kadar da sıkıcısın” diye tepki verecektir ve kendi işlerini yoluna koymuş bir erkeğe gidecektir. İlginç insanların sırrı, her şeyde ilginç bir şey bulmalarıdır. Peki siz ne yapacaksınız? Oturup internette mi gezineceksiniz? Hayır. Yaşa, Gül ve Sev sıralaması hatırlayın. Problemlerin 99%u insanların bu sıralamayı karıştırmasından kaynaklanır. Yaşamadan önce Gülmeye, ya da Gülmeden önce Sevmeye kalkarlar. Hayatınızı yoluna koymak için kızlara odaklanacağınıza, hayatınızı yoluna koyun ve aşk işi kendi kendini halledecektir.
Kadınları elde etmek için Oo La La!
Önce, onlarla konuşmalısınız.
“Madam, nasılsınız?” “Çok iyiyim! Siz nasılsınız?”
Kadınlar yalnız kalmaktansa herhangi biriyle konuşmayı tercih ederler. Bu nedenle sizin onunla konuşmanıza açık olacaktır.
Ama ona olan ilginizi nasıl göstereceksiniz? Şiirle mi? Pick-up sözü ile mi? Hayır. Kadınla konuşmaya devam edin ama ona olan ilginizi gözlerinizle bildirin.
İlk Kanal: Göz Teması
“Tanrım, hava çok kötü.“ “Evet, hava gerçekten çok kötü!”
Çoğu kadın göz temasının farkındadırlar (Unutmayın, kadınların gözleri sevmelerinin bir nedeni var. Bu nedenin, erkek arzusunu ilk gözlerde fark etmeleri olduğunu biliyoruz.) “Bu bakışlar farklı,” diye düşüneceklerdir. “Bu adam göz teması kuruyor.” Çoğu erkek çok korkaktır. Bu nedenle kadın göz teması kurarak sizinle konuşacaktır, zira siz çoktan onun içinde bir şeye dokunmuşsunuzdur.
Göz teması çok önemlidir. Göz temasını BOZMAYIN. Kadının gözlerine kaçamak bir bakış atıp sonra gözlerinizi kaçırmayın. Göz temasını koruyun ve ona arzunuzu gösterin. Cinsel birleşme esnasında bile göz temasını koruyun (kadınların seks sırasında erkeğin gözlerine bakmasına bayılmasının bir nedeni var. Zira kadın tatmini erkeğin arzusundan etkilenir. Onunla göz teması kurmadan seks yaparsanız, kendisini kullanılmış hissedecektir. (Lezbiyenleri seks yaparken izlerseniz, kadınların sürekli olarak birbirlerinin gözlerine baktığını görürsünüz.)
Şimdi onunla ilgili sorular sormaya başladığınızda, kadın ilginizi gerçekten fark etmeye başlayacaktır.
İkinci Kanal: Onunla İlgili Sorular Sormak
“Blah blah blah. Blah blah blah.”
“Sen onu boşver tatlım, bana kendinle ilgili bir şeyler anlat.”
Eskiden kadınla ilgili sorular sorarak, ona konuşurken bencil olmadığınızı göstererek onu “etkilediğinizi” sanırdım. Bu tamamen yanlış. Siz onu tanımak isteyerek zaten TAMAMEN bencilce davranıyorsunuz. Onu değerlendiriyorsunuz. Bunu neden yapıyorsunuz? ÇÜNKÜ ONU İSTİYORSUNUZ.
Onunla ilgili sorular sormazsanız,kaybedersiniz zira “onu istiyorum” diye düşünmek yerine “onun beni istemesini istiyorum!” diye düşünürsünüz.
Erkek olmak İSTEMEK demektir, kadın olmak ise İSTENMEK. Evet, kadınlar erkeğin peşinden sürü gibi koşarlar ama bu kadınlar arası rekabettir, gerçek bir erkek çekimi değildir. Siz bir kızı GERÇEKTEN İSTEDİĞİNİZDE, onunla ilgili her şeyi bilmek isteyeceksiniz: hobileri neler, gelecek planları neler, ayakkabı numarası ne, kuşkonmaz yese sindirebilir mi, vs. Bunları bilmek isteyeceksiniz.
Kız sıklıkla soruları size paslayacaktır. Elinizden geldiğince basit ve normal bir şekilde cevaplayın. “Peki şu an nerede çalışıyorsun?” “Ben çalışarak, çalışmaktan kurtuldum”. Sonra diğer soruya geçin. Merak etmeyin, daha fazlasını bilmek istiyorsa yeniden soru soracaktır. Kızların sorularına evet cevabı vermeyi severim. “Üniversiteye mi gidiyorsun?” “Evet.” Ertesi sene, beni gördüğünde “hangi üniversiteye gidiyorsun?” Bir kadın bir erkekten hoşlandığında, onunla ilgili her şeyi bilmek ister.
Siz kendinizi ona kanıtlamaya çalışmıyorsunuz. Kadın kendisini size kanıtlamaya çalışıyor! Eğer sizden hoşlanıyorsa, kendisi ile ilgili bilgileri size sıralayacaktır. Nelerden hoşlanır, hırsları neler, vs. vs.
Üçüncü Kanal: Dokunma
Eğer bunu yapma zamanınız geldiğini hissediyorsanız, yapın! Eğer kafanızda “Oo la la” yoksa, tamamen uygunsuz bir şey yapacaksınızdır. Ona dokunmanızın uygun olduğunu düşünürseniz, ona dokunun. Onu öpmenin uygun olduğunu düşünürseniz onu öpün.
Pook kızın çok tatlı göründüğünü fark etti ve onu kollarına aldı.
Kız “oo la la!” diye ciyakladı.
Pook kızın orada oturarak hiç durmadan konuştuğunu fark etti ve kızı susturup öptü.
Kız “oo la la!” diye güldü ve kendisini geri çekti.
Oo la la! Benim felsefem bu! Bunu gökyüzüne ve yıldızlara yazalım ki eskinin zehirli analizciliğini yıkayıp atsın.
Oo la la! Bu sizin misyonunuz ve kaderiniz. Bazı insanlar, Emniyetli Yolu seçip sürekli bıçak sırtında olmanın hayatı kolaylaştıracağını sandıklarından, kolay yaşam ile zor yaşam açısından büyük kafa karışıklığı yaşarlar. Ama ancak kendinizi ateşe attığınızda neyin ne olduğunu görebilirsiniz.
Güle güle analizcilik! Ve kendinden şüphe etme, sana da güle güle! Bu ikisinin sırtında hiçbir güzellik yükselemez. Ve Don Juan, hayal kurmaya devam. Hayat seni bekliyor!
Oo la la! Beyler gelin ve size sunduğum bu iksiri için. Artık şüphe, “ya öyleyse”, kız manipüle mi ediyor gibi aptal kuşkular yok. İçin ve içinizde olgunlaşmasına izin verin.
Oo la la! Bayanlar, bana katılın ve hadi hep beraber söyleyelim.
Kadınlar bir araya geldiler ve ciyakladılar,
“Oo la la!”
Hadi gelin bir daha. Tekrar!
“Oo la la!”
Ah, bir İyi Çocuğun yolu bu yazıya düştü. Bakın bakın. Hüsran terlerinin alnında birikişine bakın. Gel beraber söyleyelim İyi Çocuk. Hadi söyle!
“Oo la la!”
Tekrar!
“Oo la la!”
Ve başka birkaç melankoli dolu varlığın yolu yazıya düştü. Bakın! Üzgün ve yaşlı gözlerle, hayatın anlamını bilmeyen bir filozof geliyor. Onun ardından analizleri ve akıp duran elektronik metinleri ile, kadınlarla ilgili gerçeklerin “korkunç” olmasından “öfkeli” bir baştan çıkarma ustası geliyor. Onun ardından da hayallerinin kadınını kaybetmiş, kadının hayalleri değil hayallerin kadını ulvileştirdiğinin farkında olmadan, kıskançlıktan yemyeşil, bir daha asla “hayallerinin kadını olacak başka birini bulamayacağından” emin bir genç erkek geliyor.
Beyler gelin, benim keyfimi kaçırıyorsunuz. Gelin hep beraber söyleyelim!
“Oo la la!”
Tekrar! Tekrar!
“Oo la la!”
Bir kadına yürüyeceksiniz ve kafanızdan ne geçecek?
“Oo la la!”
Ve kadın sizinle konuşmaya açık. Şimdi ne düşüneceksiniz?
“Oo la la!”
Onu buluşmaya davet ettiniz ve evet dedi! Şimdi bu harika ve büyülü buluşmada aklınızdan ne geçecek?
“Oo la la! Oo la la! Oo la la!”
Onu öpüyorsunuz! Onunla yiyişiyorsunuz! Soyunuyor! Tanrım! Aklınızda ne var?
“Oo la la!”
Aşklarını analizciliğin hesap kitabına feda eden aptallara acıyın! Şimdi dudaklarınızda bir gülümseme ile sahaya çıkın ve ilk adımı atın! Yaşamın bu Emrini aklınızda tutun. Hadi hep beraber!
Kızlar ve bildiğim herkes, benim “gizemli” biri olduğumu söylüyorlar. Gizemli olmaya çalışmıyorum. Gizemli olmak gibi bir niyetim yok. Hatta onlara bunu anlatmaya da çalışıyorum. Buna rağmen, onlara gizemli görünmeye devam ediyorum. Gizem, sizin başkalarına gösterdiklerinizden çok daha fazlası.
Görünen o ki insanlar, karşılaştıkları herkesi tanımlamaya çalışıyorlar. Nereye gittiklerini anlamak için insanları özenle ayrılmış raflara koymaya çalışıyoruz. Kızlar bunu sürekli yapıyorlar. Kendi fantezilerinde ne rol oynayacağınıza karar vermek için, sizi çözmek istiyorlar. Siz ilişki materyali misiniz yoksa arkadaş materyali misiniz, vs. (AŞIK, ARKADAŞ ya da KAYBEDEN). Eğer onların size biçtiği kalıba sığmamaya devam ederseniz, sizi gizemli diye tanımlarlar.
Çoğu insan statiktir. Bundan bir yıl sonra, muhtemelen bugünküyle aynı halde olacaklardır, aynı şekilde davranacaklardır. Ama sürekli akış halindeyseniz, kişisel gelişim ile (ya da öyle demeyi tercih ederseniz kendini- keşfetme ile), sizi hangi rafa koymaya çalışırlarsa çalışsınlar başarısız olacaklardır.
İnsanlar Pook’u görüyorlar.
“Bak! Atletik biri. Spor hakkında konuşmaktan hoşlanıyor. Muhtemelen bir sporcu.”
Pook sonra felsefe konuşuyor.
“Şuna bak! Kitap okuyor olmalı! O zaman Pook inek bir sporcu.”
Pook kadınları dinliyor.
“Ah, çok tatlı. İyi Çocuk olmalı!”
Pook daha sonra hatundan hatuna atlıyor.
“Nasıl ya!? Pook İyi Çocuk ve aynı zamanda oyuncu!”
Pook daha sonra bir kadını kızdırıyor.
“Ne! Pook piç gibi bir şey!”
Pook sonra bir konuşma yapıyor.
“Pook’a bakın! Pook bir hatip! Kendi radyo programı olmalı.”
Pook daha sonra bir dergiye makale yazıyor.
“Way be! Pook bir yazar olmalı! Pook’a bakın hele!”
Ve bu böyle devam ediyor. Sonunda, Pook’un İyi Çocuk/ Oyuncu/ Piç ve yazar/hatip bir inek/sporcu. Kafalarının karışmasına şaşmamalı.
Beni ne kadar çok tanırlarsa, onlara o kadar gizemli görünüyorum zira daha fazla değişim görüyorlar. Kadınlar Pook’u sevebilirler ama tanımlayamazlar.
Anti-Dump, utangaç çocuklara, utangaçlıklarını kendileri hakkında fazla bilgi vermeyerek avantajlarına kullanmalarını tavsiye etmişti. Terminator911 şöyle demişti, “Kadın senin hakkında ne kadar az şey bilirse, o kadar çok şey bilmek ister”. İkisi de, buluşmalarını Oprah Şova çeviren ve bu buluşmalarda kendi acınası hayat hikayelerini anlatan erkeklere cevaben konuşuyorlardı.
Kadınlar, katman katman ama sağlam bir dağ gibi olan erkekleri severler. Zira tüm kadınlar altın avcısıdırlar. Ya sizin potansiyelinizin ya da şimdi sahip olduğunuz altının peşindedirler. Bu katmanlar boyunca kazmaya bayılırlar. Sizden bilgi alırlar ama her zaman bilinmeyen çok şey olduğunu da bilirler. Sizi tanımlayamamak kadını hayal kırıklığına uğratır. Sizi bu yüzden daha çok sevecektir.
Siz ondan bilgi gizlemezsiniz, onun bilgi almak için çaba göstermesini sağlarsınız (kıza hayat hikayenizi anlatmazsınız). Ama siz sürekli olarak değişiyorsunuz. Yani o bir katmanı kazdığında, dağ üç katman yükseliyor. Bu nedenle ikiniz de hiç sıkılmazsınız ve beraber yıldızlara doğru yükselirsiniz.
Bunu bir de yerinden sayan erkeklerle karşılaştırın. Kız katmanları kazarken dağ olduğu yerde oturup bekler. Kısa süre sonra hatun, diğer dağların daha yüksek, büyük ve tırmanmaya değer olduğunu düşünmeye başlar. Kız “ben sıkıldım” der ve bir sonraki dağa geçer.
İnsanlar, konuşmadıkları ve karşılaşmadıkları insanlarda gizem görmezler. Neden? Zira konuşmadıkları tonla insan vardır ve bunda bir gizem yoktur. Hayır, o insanlar kişinin kafasında “çevre” veya “figüran” şeklinde etiketlenmişlerdir. Siz, bir kadınla o ya da bu şekilde gerçekten iletişime geçtiğiniz andan itibaren gerçek biri olursunuz. Sizden ne kadar zaman ve değer alırsa, sizi bir rafa koymaya o kadar fazla çalışacaktır. Eğer sürekli değişiyorsanız, sizinle ilgili merakı artacaktır. “Çok gizemli bir adam!”
Bu şekilde gizemli olmayı istersiniz, hayatınızı saklayarak değil. Tabii hayatınızı saklamayın derken kızı Oprah’a çevirmeyin. Bu şekilde, sizi ne kadar çok insan tanırsa, o kadar insan gizemli bulacaktır. Bu da kızın sizden sıkılmayacağı anlamına gelir. İlgi seviyesi her zaman yüksek olacaktır.
Ve bunu da kendisi yapacaktır! “Gizem” aklından bile geçmeyecektir. Sizi düşünecek, ölçüp biçecek ve durduk yere drama yaratacaktır (kadınlar durduk yere drama yaratmakta ustadırlar). Kadın sizin hakkınızda düşündükçe, sizden daha fazla hoşlanacaktır.
Görüyor musunuz? Kadının zihnini sizden hoşlanmaya zorlamaya kalkmayın. O sizden hoşlanmak isteyecek. Kendi kendine sizden hoşlanmak için sebepler bulması ile, sizin değerli olduğunuza kendi kendisini ikna edecektir.
Beş yıldır, forumda olmadığım zamanlarda bile, dünyanın düzeni için insanların kendilerine baktığım için eleştirildim.
Siz çocukken, ebeveynleriniz ve arkadaşlarınız, size dünyanın düzenini verdiler. Okula gitme, kızın birini mezuniyet balosuna götürme, angarya işler yapma, işinizi yapma, vs. gibi rollerinizi biliyordunuz. Okuldan sonra, hayata atıldınız. Şimdi nasıl bir düzen olmalı?
Şu açık ki, erkeklerin 98%i ve muhtemelen kadınların 99.5%i, düzen için dışsal bir sese ihtiyaç duyuyor. Kızlar annelerinin izinden giderler. Eğer hayatlarında anaç bir figür yoksa, toplum (medya) kendilerine ne diyorsa onu benimserler.
Bu site çoğunlukla genç erkeklere yönelik. Hemen her zaman, bu erkekler dışsal bir ses (kadınların sesi) duyuyorlar ve dişi düzeni benimsiyorlar.
Kendinizi nasıl ölçersiniz? Bu “muhteşem bir soru.”
İyi Çocuklar kendilerini centilmenlik derecelerine göre ölçerler. “Ben ona karşı çok iyiyim!” demekten gurur duyarlar. Kadınlara karşı gerçekte olduklarından daha iyi olmak tek istekleridir.
Materyalistler, kendi maskülenitelerini maaş çekleri ile ölçerler. “Bana bak!” der, berbat saatler boyunca çalışan bir satışçı. “Çok para kazanıyorum!”. Eğer biri kendilerinden daha az para kazanıyorsa, o kişi aptaldır. Bir kişi kendilerinden daha fazla kazanıyorsa, o kişi yarı tanrıdır.
Dildo Vatandaşlar (benim baştan çıkarıcı/oyunculara taktığım bir isim), maskülenitelerini kaç tane kızla yattıklarına göre ölçerler. “Fetihlerini” ispatlamaları için herkesten “kanıt” ve “rapor” beklerler.
Parlayan Yıldızlar, sosyal olarak herkesten üstün olmak isteyen tipte insanlardır. Bu tip insanlar hayata ispiyoncu olarak başlarlar. Ama sonunda gazetecilik, hukuk ve politika gibi alanlara kayarlar. Bunu istediklerinden değil, kendilerini başkalarının gözünde nasıl göründükleri ile ölçtükleri için bu alanlara kayarlar. Bu insanlar bir miktar ünlüdürler ama bu ün kısa sürelidir. Çoğu önemsiz rock yıldızı, aktör ve sanatçı bu kategoridedirler. En iyi ihtimalle bir Ben Jonson olurlar, bir Shakespeare değil. Başarıları kısa ömürlüdür. Ayrıca düştükleri için de ünlenirler zira tüm parlayan yıldızlar yazısı birgün kayıp gitmektir.
Beyler, bu dört tipin ortak noktası nedir? Bunların hepsinin dünya düzeni, kadın merkezlidir.
Bir kadın hayatında, bu dört tiple de birlikte olur zira bu dört tip de kadının amaçlarına hizmet eder. İyi Çocuk çok kolay kullanılır (kadın ve toplumun geri kalanı tarafından). Materyalist kadına hediyeler ve ihtiyacı olduğunu düşündüğü başka şeyler alır. Parlayan Yıldız ona başarı ilizyonu sağlar (bir profesörle evlenmek varken neden doktora yapasın?). Ve Dildo Vatandaşlar ise karşılıklı mastürbasyondur.
Tüm bu erkekler mutlu olduklarını, hayatı “gerçek anlamda” bir kendilerinin yaşadığını ve diğer herkesin utanç verici hayatları olduğunu iddia ederler. Bu adamlar mutludurlar ama neşeli değillerdir. Mutlulukları bir tür bağımlılıktır, kadın onayına olan bağımlılık. Bu onay olmadığı zaman, bu erkekler depresyona girerler. Bu dört “düzen” de o ya da bu şekilde temel olarak kadın onayı/takdiri alma üzerine kuruludurlar.
Ben bu dört düzenden de geçtim. Her biri bana acı ve zevk verdi. Zevk tabii ki kadınları memnun etme zevkiydi. Daha fazla kadın onayı alacağımı fark ettiğimde, bir düzenden diğerine geçtim.
İnsanlar amacın seks olduğunu söylüyorlar. Amaç seks ise bakir bir İyi Çocuk neden hiç (a) fahişeye gitmiyor, (b) kolayca yatabileceği kızlara yönelmiyor, vs. Amaç seks değil, amaç kadın takdiri kazanmak. Kadın takdirine bağımlı olan erkekler, hayatlarının sıradanlığa kaydığını göremeyecek kadar hissisleşmişlerdir.
Ben, kadın merkezli yaşam düzeninin başlangıcının, Rousseau’ya çıktığını gördüm. Rousseau, sonunda anaerkil-soy ağacının ve anaerkil sistemin çıkacağı tohumları atan kişidir. Bugün biz bu düzene tamamen körüz zira başka bir sistem görmedik.
Benim yazılarım ve fikirlerim sadece her gün gözlemlediğim şeylerden gelmiyor. Tarih, din ve edebiyat gibi bizi bağlayan ve uzun bir geçmişi olan disiplinlerden de geliyor. Ünlü şahsiyetlerin biyografilerinden, bilinen ve bilinmeyen başarılı insanlarla yapılan konuşmalardan ve başkalarının başarısızlıklarından çıkarılan derslerden de geliyor.
Yenilgi nedir? Bu dört kişilik tipi de yenilgiyi farklı tanımlarlar. Ben yenilgiyi kendi ruhunuza ihanet etmek, ondan feragat etmek olarak tanımlarım. Başkalarının hayallerini yaşamak, hayatta hiçbir yönü olmamak yenilgidir.
Başarı nedir? Başarı sevgidir. Hayır, centilmence bir ilişki için olan sevgi değil (İyi Çocuk), am için olan sevgi değil (Dildo Vatandaş), para için olan sevgi değil (Materyalist) ya da zafer için olan sevgi değil (Parlayan Yıldız). Yaşam için duyulan gerçek sevgiden bahsediyorum. Sevdiğiniz şeyi bulun ve tutkunuzu ona yönlendirin. Doğru partneri bulduğunuzu, ortak hobileriniz olmasından anlamayacaksınız. İkinizin de yaşam yolunda beraber yürüdüğü yolu sevdiğinizi görünce anlayacaksınız.
Eğer hayatınızı para için çalışmak, kadınlara karşı iyi olmak, am avlamak veya toplum tarafından saygı görmek için yaşamak istiyorsanız, o zaman korkmayın ve yolunuza devam edin.Yaşam bir deneydir ve ben yanılıyor olabilirim. Umarım kendiniz ve ruhunuz için yanlış bir yol seçmezsiniz. Eğer seçtiğiniz yol yanlış ise, bunu bileceksiniz. İsa’nın Napoleon rolü oynasa nasıl hissedeceğini düşünün. Sonuç, bölünmüş bir ruhtur ve birçok eserin klasik konusudur. Bu eserlerden en başta gelenlerinden biri Hamlet’tir. İyi huylu ve sanatçı ruhlu bir genç, babası tarafından vahşi bir intikam rolüne zorlanır. Dünya üzerinde kaç aile çocuklarını, uygun olmadıkları bir role zorluyor?
Peki biz kendi düzenimizi, kadın takdirinden tamamen bağımsız bir şekilde kurarsak? Kadınların hayallerini gerçekleştirmek yerine KENDİ hayallerimizin peşinde koşarsak? Ya gerçekten zeki olanlar sayısız kitap okuyanlar değil de kendi kalplerini ve ruhlarını okuyabilenlerse?
Beş yıldır aralıklı olarak bu forumdayım. Beş yıl boyunca üzerime bolca çamur atıldı. Hakkımda 5 yıl önce konuşulanları kopyalayıp yapıştırsam, bugün yazılanlara aynen uyarlar. Peki benim aynı eski söylencelere neden olan “temalarım” neler?
Siz kendi dünyanızın odağısınız. Kadınlar değil. Gençliğinizi kadınları “memnun” etme yolunda heba edeceğinize, neden o zamanı kendinize yatırmıyorsunuz? Ne kadar da radikal bir kavram! Gençliğin hayatlarını kurban ettikleri Dişi Tanrıçalarımıza ne cüretle küfrederim!?!
Seks sizi özgün yapmaz. Ne kadar da radikal bir kavram! Zira seks, kadınların “dişi takdir” olarak sıklıkla verdiklerinin farkında oldukları şeydir. Kaç erkek, seks yüzünden, kendilerini dünyanın fatihi sanıyor?
İstediğiniz hayatı yaşayın.
Materyalist – Eğer bir erkek hayatını ruh katili bir işte harcıyorsa, o erkek topluma model olarak gösterilir.
İyi Çocuk – Bir erkek “muhteşem aşkı” keşfeder ve kendisini kıza atar. Kızı tepesine çıkarıp bir kaideye koyup tapar, onun önünde diz çöker ve kız onun yeni tanrıçası olur.
Parlayan Yıldız – Dedikodu türküsü söylemek ister. Televizyonda olsun, radyoda olsun, gazetede olsun ya da nerede olursa olsun. Ne kadar senaryo gibi görünürlerse görünsünler, gerçekten erkek olmadıklarını gizlemek için bağıran manşetler isterler.
Dildo Vatandaş – Hatun sikmek ve bunun sayısını tutmakla dolu bir hayat. Ama peki başka ne var?
Dördü de bağımlılık yaratır zira dördü de vücudu uyaranlarla doldururlar. İyi Çocuğun “aşk” bağımlılığı bir uyaran değil de nedir? Git bir iğne al ve aşkı kolundan yap. En azından o şekilde o kadar absürt görünmeyeceksin.
Ben tipik İyi Çocuk – Baştan Çıkarıcı skalasında olmadığım için, herkes benim tamamen bunlardan biri gibi hareket etmemi istiyor. Ama ben ikisi de değilim. Çoğu internet sitesi, 4 kategoriden birine girer. Bu site, güçlü bir rüzgara kapılmış bayrak gibi o yönden o yöne sallanıyor ve nereye gideceğini bir türlü bulamıyor ama bir yandan da Dildo Vatandaş yönüne gitmeye meyilli. Başka alternatiflerden bahseden sayfa sayısı çok az.
Bu sitede yüzlerce yazı yazdım ama bu bakış açısı üzerinde daha fazla yazı yazan bir site buldum. Bu sitede yazan her yazıyı ben de yazmış olabilirdim.
https://mirrorofthesoul.blogspot.com/(not: Yazarın dili birçok erkeğe itici geliyor. Ayrıca buradaki bazı fikirler düpedüz izolasyonist. Ama yazarın kalbi doğru yerde; kadınlar için yaşayacağına, kendi hayatını yaşa.)
Bu çok garip ama cinsellik çok hızlı bir şekilde politik ve kültürel bir problem haline geliyor. Bekar kadınların sayısı artıyor, doğum oranları düşüyor, daha çok insan kısır oluyor ve bunlar ikincil reaksiyonlara neden oluyor. Mesela göç fazlalaşıyor, emeklilik programları tehdit altında, devletler evliliği ve çocuk yapmayı teşvik etmek için para harcıyorlar, vs.
Çağımızın ufuklarında kara bulutlar toplandı ve ufukta büyük bir fırtına belirdi. Çok fazla sayıda erkeğin derdi bir kadın bulup yatamamak, evlenememek, vs. Çok azı ufukta beliren ve ülkeleri, kültürleri, aileleri parçalayarak gümbür gümbür üstümüze gelen tırı dert ediyor (anaerkil sistem, düşen doğum oranları, vs. gibi daha büyük dertler).
Kırmızı Hap – Fişten Çekilme hazır! Sitemizdeki yazıların önemli bir kısmını konu sırasına göre dizdik ve PDF haline getirerek bir “başlangıç kiti” hazırladık!
“Güzel kadınlarla başarının kaynağı, sizin kendi derinliklerinizde gizli. Doğuştan gelen ve doğal “ilkel erkek” beyninizde ama kalın sosyal koşullanma tabakalarının altında gömülü. Tam şu anda bile, kadınları baştan çıkaracak doğru anlayışa sahipsiniz. Ama, bu anlayışın yanlış ve kötü bir şey olduğuna inandırılmış durumdasınız.
Ben sizin yıllardır gömülü halde bekleyen bu önemli yanınızı uyandırırken, sadece güzel kadınları etkilemekle kalmayacaksınız. Onlarla her seviyede başarılı olacaksınız. Her seviyeden bahsediyorum – tek gecelik ilişki, buluşma, ilişki ya da evlilik.
Erkek doğanızı uyandırmanın en önemli etkilerinden biri, kadınların size karşı koyması zor bir çekim hissetmeleri olacak. Ve bir kadın sizin için karşı konulmaz bir çekim duyduğunda, başka hiçbir şey konusunda endişelenmeniz gerekmeyecek. Kadın size doğru şekilde davranacak. Ve bir kadın eğer size karşı çekim duymuyor ise, yapabileceğiniz hiçbir şey işe yaramayacak – kadın size bok gibi davranacak.
Bu kitabın ilerleyen bölümlerinde, bir kadına gerçekten yürümek, onun emailini ya da telefon numarasını almak ya da onu buluşmaya çağırmak için yapmanız gereken şeyleri göstereceğim. Size tüm bunları öğreteceğim. Ama size karşı gerçekten dürüst olmam gerekirse, bu tür şeyler işin kolay kısmı. Ve eğer siz kadında karşı koyması zor bir arzunun nasıl yaratılacağını anlamazsanız, bunların pek bir anlamı yok.
Doğal erkek benliğinizin ne olduğunu gerçekten BİLMEDEN ve HİSSETMEDEN sadece teknik ve taktik öğrenirseniz, telefon numarasını aldıktan ya da buluştuktan hemen sonra dirençle, engellerle ve kadınların size saygısızca davranması ile karşılaşacaksınız.
Bu kitap boyunca, MASKÜLENİTENİN ve kadınların istediği erkeğin simgesi olan erkeğe, “ERKEK ADAM” diyeceğim.
Bu kitabın tüm amacı, “ERKEK ADAM” olmanız için size yardımcı olmak.”
Michael W
Erkek Adam sitesinin kurulma sürecine giden yolun başındaki “İlişki Sihirbazı – Kadınlarla Başarının Sırları” kitabını, yoğun istek üzerine çevirdik
Bu kitap beni uykudan uyandırdı. O günden sonra bu kitabı verdiğim birçok erkek de fişten çekildi. 2017 yılında Hank Moody’ye kitabı verip de onun fişten çekilme sürecini izlediğimde, Hank ile bu bilginin daha da yayılması gerektiğine karar verdik ve Erkek Adam sitesini bu kitabın önemli bölümlerinden biri olan “En büyük hata : O çok özel kadının peşinde koşup durmak” yazısı ile başlattık.
Kitap kadınlardan çok, feminen öncelikli beyin yıkamanın derinlere gömdüğü Erkek Adam (The Man) benliğinizi açığa çıkarma yolculuğunu anlatıyor. Sadece kadınlarla değil, her alanda sağlam temellere sahip başarı için bu maskülen benliği serbest bırakmanın yok haritasını çiziyor.
Kitap biraz eski. Emailden, chat roomlardan bahsediyor. Kırmızı Hap yokken yazılan bir kitabın 100% kırmızı haplı olmasını da beklemeyin. Buna rağmen 15 yıldır ara ara açar okurum. Bildiğim kadarıyla Hank’de aynı şekilde ara ara okuyor. Yani bu öyle bir kere okunan bir kitap değil bu. Ara ara okuyacaksınız. Defalarca okuyacaksın.
15 yıl önce bende yarattığı etkiyi sizde de yaratması dileğiyle. Şiddetle tavsiye ederim.
Anahtar Kelimeler: Erkekler için flört etme sanatı, Maskülenite, Erkek Adam, Erkeklik, Kadınlar Ne İster, Kadın Erkek İlişkileri, Kız Arkadaş, Kişisel Gelişim, İlişkiler, İlişki Tavsiyesi, İlişki Koçu, Baştan Çıkarma, Sevgili, Uzun Süreli İlişki, Duygusal Güç
Sevgilinizden/eşinizden ayrıldınız daha doğrusu terk edildiniz. Sizden önce sayısız insanın deneyimlediği bir şeyi yaşıyorsunuz ve hissettiği şeyi hissediyorsunuz.
Eski sevgiliniz size nasıl geri dönecek? Bu kitapta size bunun garantili yolunu yani yalan vaadetmiyoruz ama sayısız kere denenmiş ve başarıya ulaşmış bir yöntemi (İletişimi Kes Kuralı – No Contact Rule) kullanmayı öğretiyoruz.
Bu kitapta eski sevgilinizin ayrılık sonrasında sizi özlemesi ve daha sonra sizi araması için neler yapacağınızı, o aradıktan sonra nasıl buluşacağınızı ve buluşmada aranızdaki ilişkiyi yeniden alevlemek için neler yapacağınızı anlatıyoruz. Ama bunlar bu sürecin temel problemleri değiller.
Biz problemin kökenine ineceğiz. Ayrılığınız muhtemelen bir hastalık belirtisi idi, hastalığın kendisi değil. Hastalığın belirtisini değil kendisini iyileştirmeye odaklanarak hem eski sevgilinizin size dönme ihtimalini en üst seviyeye çıkaracağız hem de yeniden başlayan ilişkinizin daha sağlam temeller üzerine oturmasını sağlayacağız.
Bu kitapta öğrenecekleriniz cinsiyetinizden ve cinsel eğiliminizden bağımsız olarak işinize yarar. Yani eski kız arkadaş için de çalışır, eski erkek arkadaş için de. Heteroseksüel ilişki için de çalışır, homoseksüel ilişki için de. Ve yine bu kitapta öğrenecekleriniz eski sevgiliniz, eski nişanlınız ya da eski karınız için de çalışır.
Bu öğrenecekleriniz uygulaması zor şeyler. Sabır ve disiplin kadar duygusal olarak güçlü olmanızı da gerektiriyor. Fakat bir kez neden böyle davranmanız gerektiğini anlarsanız, size gerekli olan sabır ve disiplin için gerekli motivasyonu da kazanacaksınız.
Hadi, daha fazla vakit kaybetmeden, siz daha fazla yanlış adım atmadan başlayalım ve çok geç olmadan eski sevgilinizi size döndürebilecek bu sürece başlayalım.
Terk edildim nasıl davranmalıyım?
İletişimi Kes Kuralı
Ayrılık Acısı Nasıl Atlatılır?
Ayrılık Süreci
Eski Sevgilim Mesajlarıma Cevap Vermiyor
Eski Sevgilim Beni Engelledi
Zihin Okuma (Eski Sevgilim Ne Düşünüyor?)
Gizli Ajan (Eski Sevgiliyi Stalklamak)
Eski Sevgili ile Arkadaş Kalmak
Eski Sevgili ve Özel Günler
Eski Sevgili ile Aynı Yerde Çalışmak
Eski Sevgili Nasıl Geri Döner?
Eski Sevgilinizi Sonsuza Kadar Kaybetmenize Neden Olacak Hatalar
İletişimi Kes Süreci
Eski Sevgilinin Geçtiği Aşamalar
Yüceltmek
Eski Sevgilim Beni Düşünüyor mu?
Eski Sevgilim Beni Arayacak mı?
Eski Sevgilim Yeni Limanlara Yelken Açar Mı?
Eski Sevgilinin Yeni Sevgili Yapması
Rebound İlişki, Kıskandırma İlişkisi, Daldan Dala Atlayan Maymun İlişkisi
Eski Sevgilinin Araması
Eski Sevgilinin Aramasına / Mesajına Cevap Vermemek
İletişimi Kes Sürecinde İlk Arama / Mesajlaşma
Buluşma Teklifinizin Reddedilmesi
Eski Sevgili İle Buluşma
Eski Sevgili ile Yeniden … Peki Şimdi Ne Yapacağım?
— “İnsan Doğasının Yasaları” için insan doğası üzerine on yıllarca çalışıp araştırma yaptınız. İnsan doğası üzerine daha önce anlamadığınız veya insanların anlayamadığını düşündüğünüz neler öğrendiniz?
Yazması eziyet verici bir kitaptı, çünkü insanlar o kadar anlaşılması güç ve kompleks ki, ne zaman bir şey yazsam veya bir fikir bulsam derhal istisnalar aklıma gelir – “bu böyledir ama şu şekilde de olabilir” gibi. Her şeyin algoritma ve formüllerden ibaret olduğu bir bilgisayar çağında yaşıyoruz, fakat insanlar herhangi bir makina veya bilgisayardan çok daha komplekstir. Reaksiyonlarını öylece hesaplamaya başlayamazsınız. Her insan birbirinden farklı ve komplekstir fakat onları basitleştirmeye meylederiz. İnsan davranışını basite indirgeriz. Her şeyin tek bir sebebe dayandığını düşünürüz – “şunu yapmalarının sebebi budur” gibi.
Kendi davranışlarımıza baktığımız zaman, “kötü davrandım çünkü şartlar beni buna zorladı” demeye istekliyizdir. Fakat diğer insanlara bu hakkı vermeyiz. Sadece kötü biri olduklarını söyleyemeye eğilimliyizdir. İnsanları çizgi filmlere ve karikatürlere dönüştürürüz, fakat herkes hayatta son derece kendine özgü bir konumdan gelir. Bütün değişkenleri hesaba katarsanız, tarihin belirli bir anında, belirli bir sosyal tabakada, onların da kendi ailelerinden devraldıkları tuhaflıkları olan belirli bir ailede doğmuşlar ve kendi hayatları üzerinde etkileri olan farklı insanlarla karşılaşmışlardır. İki insan birbirinin aynı değildir.
Sonuçta insan doğasının yasaları üzerine bir kitap yazmak neredeyse beyhude bir uğraş ve ümitsiz bir görevdir. Kalkıştığım şeyi perçinlemeye çalışmıyorum, fakat tam da bu yüzden çok dikkatli davranmak ve her şeyi derinlemesine düşünmek zorundaydım. Benim bile insanları basite indirgediğimin farkında olduğum bir yolculuktu bu. Verdikleri tepkinin sebebinin bu olduğunu her zaman söylüyorum. Ama bu huyum değişti. Bu keşfettiğim temel şeydi.
Kitap benim için oldukça yorucuydu çünkü sadece basit konular üzerinde durmak istemedim. Sebepleri gerçekten anlamak istedim. Örneğin, narsisizmi ele alalım, narsistleri belli bir kalıba oturturuz. Onların kendilerine âşık veya sadece kendi dünyalarında yaşayan insanlar olduklarını düşünürüz. Sonra onlar hakkında teşhisler koyarız. Fakat bunlar doğru değil, konu bundan çok daha karmaşık. Her insan, doğamız gereği, narsisttir. Bununla savaşamayız. Sonuçta neden böyle olduğunu ve narsisizmin köklerini görmek istedim. Narsisizm herkes için aynı şekilde geçerli değil. Fakat bir özbenlik bilincinin olması, kendinle olan ilişkin ve bu ilişkinin seni nasıl tanımladığı, insanları yüzeysel şekilde narsist olarak etiketlemekten çok daha karmaşık bir konudur.
— Stocılar, muhakeme yeteneği ve mantığın önemi, akla başvurmak ve akılcılığın önemi gibi şeylerden bahsediyorlar, fakat bariz şekilde kitabınızın teması insanların nasıl da irrasyonel ve akılsız oldukları üzerine. Bunu nasıl bağdaştırıyorsunuz?
Kitabım insanların, basitleştirilmiş bir ifadeyle, bir “alt benlik” bir de “üst benlik” taşıdıkları varsayımı üzerine kurulu. Stoacıların da benzer şekilde bunu ifade ettiklerine inanıyorum. Alt benlik bizim hayvani ve ilkel doğamız. Şempanzelerle ortak bir atadan türedik. Gözümüzün önünde olan şeye derhal reaksiyon göstermeye meyilliyiz, tıpkı bir inek veya bir köpek ya da başka bir hayvanın yaptığı gibi. Sadece havlıyoruz ve biz buyuz. Ve en az direnç gösterecek yolu seçmek için her şeyin her zaman daha kolay olmasını istiyoruz. Hepimizde doğamızın bu alt parçası var ve çok daha güçlü, fakat aynı zamanda ulaşmak için büyük çaba harcadığımız bir üst benlik var. Belki optimist bakıyorum ama herkeste üst benliğine ulaşma arzusu bulunmaktadır.
Hepimiz zaman zaman rasyonelizdir. Fakat hayatta genel olarak duygularımızın kölesiyiz. Çünkü insan beyni bu şekilde tesis edilmiştir. Mantık ve idrak kabiliyeti, beynin duyguları işleyen kısmından tamamen farklı bir yerdedir. Öfkeli olduğumuzda, bu, beynimizin düşünceleri işleyen kısmına kaydedilmiyor. Neden gerçekten öfkeli olduğumuzu hiçbir zaman bilemeyiz. Bu bilinçdışı bir yerden geliyor ve bu yüzden bunu analiz etmemizin bir yolu yok. Her zaman duygularımıza tepki veriyoruz. Sonuçta duygular önce geliyor ve düşünceler onu takip ediyor, düşündüklerimizin çoğu duygularımızı destekleme işlevi yürütüyor. Bir durumu veya insanı sevmediğimizde, bunu desteklemek için sebepler buluyoruz.
Rasyonel olmak bir idealdir. Bunun için, duygularınızdan bir adım uzaklaşabilmek ve onları analiz edebilmek gerekir, “bu şekilde hissetmek zorunda değilim ve belki de dünyada neler olup bittiği benim düşündüğüm gibi değildir” diyebilmek gerekir. Meditasyon yaparken, hissettiğim şeylerin dünyada gerçekten olan bitenle bir ilgisi olmadığı düşüncesine kapılırım. Dünya dediğimiz, milyonlarca, milyarlarca yıldır var olan bu yerdir. Hayat devam etmektedir. Her şey değişir ve hiçbir şey kalıcı değildir, ve duygularımın gerçeklikle hiçbir ilgisi yoktur. Duygular ve gerçeklik iki ayrı dünyadır. Sokrates bilgisizlik varsayımıyla başladı. Merak ediyor ve sorguluyordu, Sokratesçi bilgeliğin ve Sokratesçi metodun kaynağı budur.
Gerçek hayatta böylesi bir rasyonelliğe başvuran, bilgisizlik varsayımından başlayan kaç kişiyi şahsen tanıyorsunuz? “Bu fenomeni tam olarak anlamıyorum. Aslında yanılıyor olabilirim. Tüm fikirlerim yanlış olabilir. Her birinde kendimi eğitmem gerekiyor.” diyen kaç tane insan var? Son derece nadir. İnsanlar bin tane andan sadece birinde böyle bir rasyonelliğe başvurur. Bu şekilde düşünenlere örnek gösterebileceğimiz, Abraham Lincoln gibi insanlar, tarihte çok nadir bulunur. Sonuçta, rasyonel olduğumuzu sandığımız fakat aslında öyle olmadığımız, yine de rasyonelliğin ulaşmayı arzuladığımız bir ideal olduğu fikriyle konuya başlamak istiyorum.
Marcus Auerlius
— Marcus Aurelius’un sıklıkla bahsettiği şeylerden biri de sizi çıldırtan insanları anlamaya çalışmak. Onların doğasını ve motivasyonlarının ne olduğunu kavramak. Biri size bir şey yaptığı zaman, aynı şeyi sizin de daha önce başkalarına yaptığınızı düşünmenizden bahsediyor. Kitabınızda buna benzer bir yorumla empati kavramından bahsediyorsunuz. Bu kavram neden bu kadar önemli? Size nasıl bir faydası var?
İnsan doğasının temel yasasından başlayalım. İnsan doğasının temel yasasının ne olduğunu söylemem gerekseydi, insan doğasının temel yasasının insan doğasını inkâr etmek olduğunu söylerdim. Bu yasalara tabi olduğumuzu inkâr etmek. Daima aksi yönden düşünür ve “Ben mantıksız değilim, ben saldırgan değilim, kıskanç değilim, narsist değilim” deriz. Sorun Cumhuriyetçilerdedir, Spartalılardadır ya da Ethiopyalılardadır, saldırgan ve mantıksız olanlar onlardır. “Ben? Hayır.” Bu içimizde kökleşen pis huydan kurtulmanız için uğraşıyorum aslında.
Gerçek şu ki aynı kaynaktan, ufak sayıda bir grup insandan evrimleştik. Beyinlerimiz temel olarak aynı, birbirine benzer şekilde kodlanmış durumda. Duygusal düzlemde, dünyayı, avcı-toplayıcıların algıladığına benzer şekilde algılıyoruz. Bu açıdan çok az şey değişti. Eğer aynı kaynaktan geliyorsak, neden insanların sadece az bir kısmı mantıksız veya saldırgan olsun ki? Hepimiz aynıyız. Stoacılar bundan bahsediyor, logos’tan. Logos “her şeyi birleştiren (anima mundi)” anlamına gelir. Bu da insan doğasının logos’udur. Marcus Aurelius’un favori deyişlerimden biri de şudur: “Kovana zarar veren şey arıya da zarar verir.”
Hepimiz birbirimize bağlıyız ve hepimiz aynı doğaya sahibiz. İşin uygulama kısmı bunu diğer insanlarda da görebilmek. Örneğin, onların şartlarında bulunsaydınız, onların anne-babasına, onlara has yaşam tecrübelerine sahip olsaydınız, muhtemelen onların davrandığı gibi davranıyor olacaktınız. Bu farkındalık size bir nebze alçak gönüllülük katacaktır.
Kolay değil. Bunu anlamak çaba gerektirir, çünkü doğal olarak kendimizin üstün olduğunu var sayarız. Kendimizi başkalarından ayırırız. “Ben daha zekiyim, ben daha ahlâklıyım, ben daha rasyonelim, ben daha iyi görünüyorum, ben doğru kişiye oy veriyorum” diye düşünürüz. Bu o kadar kökleşmiş ve fena bir şey ki, kendim şahsen bundan dolayı suçluyum; bu daha önce bahsettiğim üst benliğe giden yoldaki başlıca engeldir.
— Birkaç hafta önce bir sürpriz yaşadınız, ölümcül olabilecek bir felç geçirdiniz. Bu muazzam bir engel. Ve tam da kitabınızı yayımlamaya başlarken. Engellenmek, hayal kırıklığı ve korkuyla nasıl başa çıktınız?
Elbette kolay değil ve bunu yaşayanlar muhtemelen anlayacaktır. Sabırsızlık ve engellenme hissi çok kuvvetliydi. Sol elimin serçe parmağını kımıldatmayı öğrenmek 200 pound bench-press yapacak kadar bir efor gerektiriyor gibiydi, şaka yapmıyorum. Serçe parmağımı kaldırmaya çalışıyorum ve ter içindeyim, o kadar zor ki gittikçe sabırsız, yılgın, kızgın bir hale geliyorsunuz ve kendinizi suçluyorsunuz. Neden bu benim başıma geldi? Veya eğer böyle bir şey olmasaydı diyorsunuz. Ama hayat böyle değildir.
Ve kitabımın açısından bakarsak, okuyucuyu suçladığımı söylemiyorum. Okuyucunun narsist veya kötü biri olduğunu söylemiyorum. Belli durumlara belli tepkiler vermenin doğal olduğunu söylüyorum. Toksik bir insanla veya benimki gibi kötü bir durumla uğraştığınız zaman, kendinize acımak, neden ben demek, yılgın ve sabırsız hale gelmek doğaldır. Fakat tüm kitaplarımda bahsettiğim süreç, bunun ötesine geçip kendinizi analiz etmeniz ve “böyle olmak zorunda değil” diyebilmenizdir, böylece başka bir yüksek gaye edinmenize ön ayak olabilirim.
Muazzam miktarda bir sabırsızlığa karşı mücadele ediyorum, çabalıyorum ve bazen onun karşısında mağlup oluyorum. Daha önce hiç böyle bir şeyle uğraşmak zorunda kalmamıştım çünkü her zaman sağlıklı ve fiziksel olarak aktif bir insan oldum. Bu yüzden bu oldukça can sıkıcı ve aşağılayıcı, bu tür bir sorunla başa çıkmakta sandığım kadar iyi değilmişim.
Felç geçirdiğimde hastanedeydim ve gayet pozitif bir tutumum vardı, başlangıçta iyi yönde tepki veriyordum. Fakat sonra haftalar geçtikçe, yürüyemedikçe veya kendi kendime idrara çıkamadıkça, bu oldukça aşağılayıcı bir hal aldı. Halen bunun üzerinde çalışıyorum.
— Kitabınızda ölüm hakkında bir bölüm var; ölümü ya tümden inkâr edişimiz ya da ona son derece kaygılı bakmamızdan söz ediyorsunuz. Marcus Aurelius, Seneca ve Epictetus’un bahsettiği şeylerden biri de faniliği kabullenmek ve böylece onunla tanımlanmamak. Kitapta bunun hakkında neler söylüyorsunuz, neden bunu yapmamız gerekiyor?
Orası kitabımın son bölümü. Bütün kitaplarımda son bölüm en önemli bölümdür. Ölüm korkumuzun sadece bir ölüm korkusu olmadığını söylemeye çalışıyorum. Bu, olduğumuz her şeye sirayet ediyor. Yaşam korkusuna yol açıyor. Bu gizli, kronik anksiyete faniliğimizle yüzleşebilme acziyetimizden kaynaklanıyor. Ölümü inkâr etmenin had safhada olduğu bir kültürde yaşıyoruz. Ölümden korkmak insanlar için tabiidir, kim korkmaz ki?
Fakat ilkel insanların bu korkuyla başa çıkabilme yöntemi dinleri icat etmekti. Dinleri alçaltmıyorum, öyle biri değilim, dinlere büyük saygım var, fakat ölümden sonra hayat, mitoloji ve ritüeller bu şoku yumuşatma amacını taşır. Eğer bir cennetin var olduğuna veya ölümden sonra bir şeyler olacağına inanırsanız, ölüm daha az nahoş bir hal alır.
Son derece insani bir dürtü olan ölüm korkusu ezici derecede korkunç bir düşüncedir, fakat biz rasyonel ve modern insanlar bu tür batıl şeyleri artık geçmişte bıraktığımızı düşünürüz. Gerçekte yaptığımız tek şey ise inkârın başka bir türlüsünü yaratmaktır, süper kahramanın 30 kişiyi öldürdüğü bir filmdeki gibi ölümü karikatürize etmek ve böylece ölümü anlamsızlaştırmak. Adeta bir çizgi film gibi, öldürdüğümüz hayvanları veya sokaklarda ölen insanları asla görmeyiz.
Bütün hayatımı göz önüne alırsam, 60’ıma yaklaşırken, sadece tek bir insanı ölürken gördüm, o da babamdı. Geçmiş çağlarda ise, ölüm her taraftaydı. Bütün ailenizin ölümünü görürdünüz, sokaklarda ölümü görürdünüz, ölümün farkındaydınız. Şiddetli bir inkâr içindeyiz, ölümü reddettiğinizde yaşamı da reddedersiniz çünkü ikisi birbirine eşlik ederler. Söylemeye çalıştığım şey şu ki, böyle bir engele sahibiz. Ölüm korkunuz onun ötesine geçmemize engel oluyor. Kendinizi ölümün ötesine geçebilecek şekilde hazırlamak ve ölümün gözünün içine bakmak olağanüstü derecede özgürlük verici bir his.
Memento Mori
Bu, devasa bir okyanusun kıyısında durmaya benziyor. Karanlık okyanusa duyduğunuz korkudan dolayı geri çekiliyor ve ona sırtınızı dönüyorsunuz. Bense sizden küçük teknenize binip okyanusa açılarak onu keşfetmenizi istiyorum. Ve nasıl keşfedeceğinizi söylüyorum. Kendi faniliğinize bakın. Ölüm ile derinde yatan bir bağ hissedeceksiniz.
Meditasyon yaparken şunu düşünürüm, Samuray savaşçılarının yaptığı gibi: Onlar ölümün yerinin Hara(miğde) olduğunu düşünmüşlerdir ve bu Seppuku’nun bir parçasıdır. İntihar ederlerken, ölümün yeri miğdedir, böylece kendi ölümünüzü tam manasıyla kendi bedeninizde hissedersiniz. Bazen de uyuyakaldığınız veya bilincinizi yitirdiğiniz anlarda bunu hissedersiniz. Böyle anlarınız vardır. Sizden, korkmamanızı, gözünün içine bakmanızı ve o okyanusu keşfetmenizi istiyorum. Ve bunun için alıştırmalar veriyorum. Bu temel korkuyu aşmak için kendinizi zorlamak olağanüstü bir güç ve terapidir, çünkü ölüm korkusu yüzbinlerce yıldır insanlığa azap veren şeydir. Bizi sapkın bir şeye dönüştürmüştür ve bunun üstesinden gelmek özgürlüğün nihai formudur. Kitabın sonunda Montaigne’den yaptığım bir alıntı var: “Ölüm korkusunu yenmedikçe özgürlüğün anlamını bilemezsiniz.”
Ölüme yakın tecrübeler yaşamış insanların yazdıkları kitaplar vardır ve ben onları büyüleyici bulmuşumdur. Fakat hepimiz kendi yaşamımızda buna benzer tecrübeler yaşamışızdır. Bir insana elveda derken, bu da biraz ölüme benzer çünkü onu bir daha hiç göremeyebilirsiniz.
Öte yandan, ölüm empatiyi geliştirmek için nihai vasıta olmalıdır. Böyle bir alıştırmam var. New York’tayken yapmıştım ve oldukça güçlüydü. Her tarafta birçok farklı yerden gelen yığınla insanın olduğu New York’ta yürürken herkesin ölümünü hayal ettim, onları kendi ölüm korkularıyla yüzleşen biri gibi gördüm. Tıpkı Xerses’in kendi ordusuna bakarak “Şu insanlara bak, hiçbiri yüz yıl sonra hayatta olmayacak.” demesi gibi.
Kalabalığın ortasında insanlara bakmak onlarla entelektüel seviyede olmayan derin bir bağ kurmanızı sağlar ve bu çok güçlüdür. Böylece, faniliği bir realite olarak görmek (memento mori), onu midenizde ve derinde bir şey olarak addetmek, insanlarla ve hayatla daha derin bir bağ kurmanızı ve hayatın ne kadar kıymetli olduğunu anlamanızı sağlar.
— Ölümden olabildiğince kaçınmak veya onu tamamen ortadan kaldırmak şeklindeki günümüz Silikon Vadisi saplantısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bence bu aptallık ve buna yıllardır karşı çıkıyorum. Bu var olan tek gerçeklikten kaçmaya benziyor. Gerçekliğin ne olduğunu tartışabiliriz. Kendi gerçekliğimiz vardır. Bizim gerçekliğimiz bir yarasanın veya sineğin gördüğü gerçeklik değildir. Yankıya dayanarak yer-yön belirleyemeyiz. Her yaratığın kendi gerçekliği vardır. Fakat söyleyebileceğimiz tek bir şey varsa, o da nasıl doğduysak öyle öleceğiz. Bunu inkâr etmek ve buna karşı savaşmak insan aptallığının nihai formudur ve insan doğasına hakarettir, sanki doğanın üstesinden gelebilecekmişiz gibi. Doğayı aşamazsınız, doğa sizi tanımlar.
Kitapta sizi tanımlayan 18 tane yasa var. Sen busun ey okuyucu. Bundan kaçamazsın. Kıpırdayıp kaçmak istiyoruz, “ben saldırgan değilim, ben mantıksız değilim” demek istiyoruz. Hayır, kusura bakma, unut bunu. Biz buyuz. Bundan kaçış yok. Tıpkı bir koyunun veya keçinin belli durumlarda belli şekilde davranması gibi, biz de kendi hayvani doğamızla tanımlandık. Biz daha komplikeyiz, ama bundan kaçamayız. Biz buyuz.
Yani ölümden kaçma ve yaşamı uzatma konusu – öncelikle, kim 150 yıl yaşamak ister ki? Hayat zorluklarla dolu. Ölmek istemiyorum, ama tanıdığım herkesin yok olduğunu görmeyi ve bir yığın yabancının arasında yapayalnız olmayı da istemiyorum. Bir ailem var, öyleyse neden 100 yıl, 500 yıl yaşamayı isteyeyim? Bu bir kâbus olurdu. Ölüm bir gerekliliktir, bir senettir. Ölürsünüz çünkü sizden sonra başka insanlar yaşayacaktır.
Daha fazla enerji tüketmeye, yeryüzünde daha fazla yer kaplamaya devam mı edeceksiniz? 8 milyar yerine, şimdi yeryüzünde 15 milyar insan mı olacak? Bu ne tür bir çılgınlık? Bu aptallığın ve çılgınlığın son raddesidir. Bundan nefret ediyorum, beni daima öfkelendirmiştir.
— Kitaplarınıza yöneltilen eleştirilerden biri de, etik dışı olmaları, güç, başarı ve baştan çıkarıcılığın peşinde koşmanın felsefi, iyi ve ahlaki bir yaşamla uyumsuz olduğu savı. Bu eleştiriler hakkında ne diyorsunuz?
Bu yeni kitabımda işleniyor. Biz buyuz. Bu kitap Gücün 48 Yasası kadar Makyavelist değil, bu nedenle insanlar “Robert, biraz yumuşadın” diyebilirler. Hayır. İnsanlar güç ister.
İnsanlar, kontrol edebilme gücünden yoksun hissetmeyi sevmezler. Dolayısıyla kitaplarımın etik olmadığını düşünebilirsiniz, veya güce sahip olma ve insanları manipüle etme dinamiğinden kendinizi her nasılsa kurtarmışsınızdır. Ama bundan kaçamazsınız çünkü kendi doğanıza hapsolmuş durumdasınız. Olduğunuz kişiye hapsolmuş haldesiniz. Yaratıldığınız halin kapanına kısılmış durumdasınız.
İnsanın en temel gereksinimlerinden birinin başka insanlara etki etmek olduğunu söyleyen psikologlar vardır. Çocuklarınıza, eşinize, meslektaşlarınıza ve etrafınızdaki dünyaya etki edememe hissi büsbütün bir ızdıraptır. Güce sahip olmak isteriz. İnsanları etkilemek isteriz. İnsanları baştan çıkarabilmek isteriz. Bir eş bulmak ve onu büyülemek isteriz. Kaderimize hükmetme gücü isteriz. Dolayısıyla kitaplarım etik dışı değildir. Gerçeği anlatır. Kitaplarım gerçekçidir ve ben bu tür eleştirileri bir kompliman veya onur nişanı sayarım.
Red Pill & Blue Pill
Bu gibi inkâr ve saçmalıklarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Televizyon izlediğinizde ya da televizyondaki şovlar ve reklamlarla dünyayı tüketen insanlara baktığınızda gördüğünüz şey koca bir saçmalıktır. Her şey hakikati, gerçeği reddetmek üzerine kuruludur. İnsanlar dünyada gerçekten neler olup bittiğinden kaçmakla meşguldür. İnsanların kendi güce aç, manipülatif, saldırgan hayvani doğalarının gözünün içine bakmalarını istiyorum. İnsanların içlerinde iyi kalpli bir melek var olduğuna ve aydınlanmış olduklarına inanarak bu gerçekten kaçmalarını istemiyorum.
— Lafı ağzınıza tıkmak gibi olmasın ama 48 yasanın hepsini uygulamamız gerektiğini söylemiyorsunuz. Düşmanlarımızı yok etmek zorunda olmasak da bu dinamiğin farkında mı olmak zorundayız?
Evet bu eleştirinin farkındayım, “düşmanını tamamen yok et” mevzusu. Herkes bunu öne sürebilir. Bunun bir licentia poetica olduğu bariz. Çıkıp size düşmanınızı tamamen yok etmenizi söylemiyorum. Bu sadece belli bir durum için geçerlidir.
Açıklamam gerekirse, örneğin Facebook, Amazon veya diğer Silikon Vadisi şeylerine bakın. Öncelikli motivasyonları nedir? Rakiplerini tamamen ortadan kaldırmak ve düşmanlarını tamamen yok etmek. Böylece rekabet edebilecekleri hiçbir şey kalmaz. Büyük işlerin arkasındaki monopolcü güdü budur. İnsanlık adına üzgünüm ama bunun adı “düşmanını tamamen yok et”tir. Bu iş dünyasındaki asıl unsurdur.
Bunu savunmuyorum. Sadece dünya böyle bir yerdir diyorum ve bunu anlamak zorundasınız. Sıfır toplamlı bir oyunun adamı olduğumun farkındayım, ama size çıkıp bu yasaları kullanın demiyorum. Bunların farkında olun diyorum. Bu, inkâr içinde olmamakla, kendi doğanızı reddetmemekle ilgilidir.
Zihnimde taşıdığım belirli bir “ideal insan” vizyonu var. Bu kendisiyle barışık olan bir insandır. Bu insan, bir melekmiş gibi davranmaya, her şeyi biliyormuş, şu veya bu konuda üstünmüş gibi davranmaya ihtiyaç duymayan insandır. Kendi hataları, zaafları ve kusurlarıyla barışık olan insandır. Bunlar, bu ideal insanın tamamlayıcı unsurlarıdır. Lincoln ve Pericles gibilerini bunu bünyesinde taşıyan kişiler olarak düşünebilirim.
Robert Greene: 1959 doğumlu Amerikalı yazar. Gücün 48 Yasası, Baştan Çıkarma Sanatı, 33 Stratejide Savaş, 50.Yasa, Ustalık kitaplarının yazarıdır. 6 yıldır üzerinde çalıştığı son kitabı İnsan Doğasının Yasaları'nı yayınlamadan önce 2018 Eylül'ünde ağır bir felç geçirdi ve sol kolu ile sol bacağı geçici olarak paralize oldu.
Çevirenin notu: U.G. Krishnamurti, Alan Watts, Jaggi Vasudev, Richard Feynman videoları, konu üzerinde farklı açılardan derinleşmek isteyenler için röportajı çevirirken eklediğim bonuslardır.
Bugün farkına vardım. Eski PUAlardan (evlendi sanırım) Mark Manson’un “The Subtle Art of Not Giving a F*ck” (Sikine Takmamanın İnce Sanatı) daha edepli bir isimle Türkçe’ye çevrilmiş : Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı. Ben bu kitabı İngilizcesinden okudum o nedenle Türkçe çevirisi nasıl bilemeyeceğim ama mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Mark Manson’un kitabı sıradan bir self – helf kitabı sanılabilir ama Napoleon Hill’den beridir (Secret akımı diyorum ben buna) devam eden Polyanacılık tadındaki self – help akımından farklı olarak bizim burda Jordan Peterson’ın Mutluluk ve Hayatın gerçeği videosundaki gibi daha ayakları yere basan bir düşünce sahip. Ayrıca yine Jordan Peterson’un üstünde çok durduğu sorumluluk kavramı üzerinde inşaa edilmiş bir kitap. Kitabın tanıtımı, kitabın iyi bir özetini sunmuş.
“Büyük Güç Büyük Sorumluluklar Getirir.” Doğru. Ama bu sözün daha iyi bir akış açısı var, ve gerçekten derin bir bakış açısı. Tek yapmanız gereken sözlerin yerini değiştirmek: “Büyük sorumluluklar büyük güç getirir.”
…
“Her şeyi iyi tarafından görmek” gibi bir şey iyi gibi görünse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir. Negatif duyguları inkâr etmek daha derin ve daha uzun ömürlü negatif duygulara ve duygusal bozukluğa neden olur. Sürekli pozitif olmak hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkâr biçimidir.
…
Doğru değerleri seçerseniz, bu sorunlar size zindelik, kuvvet ve şevk verir. Dedemin zamanına dönersek, kendini çok kötü hissettiğinde şöyle düşünürdü, “Bugün berbat bir günümdeyim. Ama n’apalım hayat böyle, ben samanları havalandırmaya devam etmeliyim.” Ama ya şimdi? Şimdi beş dakikalığına bile kendinizi çok kötü hissetseniz son derece mutlu ve harika hayatları varmış gibi sunan insanların 350 fotoğrafıyla bombardıman ediliyorsunuz, bu durumda hatanın sizde olduğunu hissetmemeniz imkânsız kuşkusuz.
…
Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir. Dünyayı kurtaracak olan şey budur. Dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek yaşamak gerek. Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak.
…
Sosyal medyada her gün milyonlarca kere paylaşılan “Nasıl Mutlu Olunur” tarzı saçmalıklarda yanlış olan ve kimsenin fark etmediği şey şudur: Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir.
…
Pokerde elinde korkunç kağıtlar olan biri çok güzel eli olan birini yenebilir. Elbette eli güzel olanın kazanma ihtimali daha büyüktür, ama sonunda kazanan her oyuncunun oyun süresinde yaptığı seçimlerle belirlenir. Hayatı da aynı şekilde görüyorum. Hepimize dağıtılmış bir el var. Bazılarının eli daha iyi. Sadece kağıtlara bakarak berbat durumda olduğumuzu söylemek kolaysa da, gerçek oyun o kağıtlarla yapacağımız seçimlere, almaya karar verdiğimiz risklere ve birlikte yaşamayı seçtiğimiz sonuçlara bağlıdır. İçinde bulundukları duruma göre sürekli en iyi seçimleri yapanlar tıpkı pokerde olduğu gibi hayatta da öne çıkarlar ve illa da eline en iyi kağıtlar gelmiş olmaları gerekmez.