Harekete geçmek, düşünce, duygu ve algı

Önceki bölüm: Dopamin ve “sınırsız” zihinsel enerji

Bir önceki bölümde, insanın yapmak istediği şeyleri ulaşılabilir köşe taşlarına bölerek bu köşe taşlarına ulaşması ve ulaştığında ise kendisini takdir etmesinin, dopamin salgılayarak insanı bir işi yarı yolda bırakmaya iten adrenalinsayacını sıfırladığından ve bunun da insana sınırsız bir “enerji” verdiğinden bahsetmiştik. Dopamin hormonunun içsel bir ödül mekanizması sağladığını ve bunu içsel olarak harekete geçirmenin dışsal ödülden çok daha kolay ulaşılır ve sağlam olduğunu söyledik.

Kısacası insanlar eğer daha büyük bir hedefi küçük ve genelde ardışık hedeflere bölebilirlerse ve bunların herbirine ulaştıklarında kendilerini takdir ederlerse, hedeflerini başarma konusunda sınırsız bir enerji ve odaklanma elde edebileceklerini anlattık.

Bunu en iyi Özel Kuvvetlere asker seçiminde görebiliriz zira bu süreç tamamen bahsettiğimiz mekanizmaya ihtiyaç duyar. Seçim sürecinde askerler asıl yapılacak işle alakasız ve işkence sınırlarında gezen şeyler yaparlar. Ağır kütükler taşırlar, soğuk suda yüzmeleri istenir, vs. Seçim sürecinin başında herkes oldukça fit ve süreci başarıyla geçeceğine emin bir şekilde gelir. Ama buna rağmen bu askerlerin çok azı seçim sürecini başarıyla tamamlar.

Kazananların sağlam ve azimli olduklarına şüphe yok. Bunlar gerekli önkoşullar ama yeterli değiller.  Öyle olsaydı çok daha fazla sayıda asker seçim sürecini başarıyla tamamlardı. Süreci tamamlayanların hilesi, muhtemelen buraya kadar bahsettiğimiz ödül sistemini kullanmaları. Zira bu adamlar kendileri tarafından kontrol edilmeyen çok çetin bir çevrede, içsel bir şeyi çok iyi kontrol edebiliyorlar.

Özel Kuvvetler seçmelerinde sizi birileri elemiyor. Tek yapmanız gereken pes etmemek. Yani insanlar süreçten çıkmaya kendi kendilerine karar veriyorlar. Bence pes edenler fiziksel durumlarından çok (yaralanmaları saymıyorum) beyinlerindeki nörotransmitter hormonları yönetemediklerinden pes ediyorlar. Kazananlar ise bir şekilde süreci ulaşılabilir hedeflere bölüp o hedeflere ulaştıklarında kendi kendilerini takdir ederek ödüllendiriyorlar. Zira çevrede dışsal bir ödül de yok.

Bu seçmelerde insanı en çok zorlayan şeyler uykusuzluk ve çok soğuk / sıcak hava. Rahat bir odada, karnı tok ve yeterince uyumuş bir haldeyken odaklanmak ve içsel ödül sistemini yönetmek görece daha kolay.

Birini uykusuz bırakmak, onun odaklanma kabiliyetini darmadağın etmek için en iyi yöntem. Uykusuzluk sinir sistemini darmadağın eden bir şey.

Bu süreci geçen herkes bunu değişik şekillerde yaptılar ama ben size nasıl yapmadıklarını söyleyeyim. Sadece azim ve kararlılık ile yapmadılar. Kazananlar sürece bir anlam atadılar ve günü geçilmesi gereken hedef dilimlerine böldüler. Mesela günü bir şeyler yedikleri zamanlardan böldüler ve her yemeği ulaşılacak mikro hedef haline getirdiler. Kazanana eşiği aşıran fiziksel güçleri değil bu hedef yönetim şekli oldu.

Laboratuvarda David Goggins (ultra maraton sporcusu) ile çalışma fırsatı buldum. Biz burada cesaret/korku, dayanıklılık/pes etme gibi konuları araştırıyoruz. Örneğin korku yaratmak için insanları köpekbalıkları ile dalış yaptıkları bir sanal gerçekliğe sokuyoruz. Tamam gerçek değil ama insanı içine çeken bir deneyim. Ya da yükseklik ya da kapalı mekan korkularına yönelik sanal gerçeklik ortamlarımız var.

David laboratuvara geldiğinde ona ne yapacağımızı anlattık ve ilk söylediği şey “köpekbalıklarını hiç sevmem” oldu. Daha sonra deneklere ilk kim yapmak istiyor diye sorduk. David hemen öne çıktı. Ama hareketleri “ilk ben yapacağım tabii ki” mesajını yansıtıyordu.

Benim dikkatimi çeken köpekbalıklarından hoşlanmadığı konusunda da, deneyi ilk yapanın kendisi olması konusunda da oldukça açıktı. Size David ile ilgili veriyi açıklayamam ama şunu söyleyebilirim ki David temel zihinsel tekniği çözmüşe benziyor. Yani adrenalinin görevinin bizi bir yerde çakılı kalmak yerine harekete geçirmek olduğunu ve davranışlarını kullanarak hissettiklerini ve algılama şeklini modifiye ediyor. Yani köpekbalıklarını sevmediğini biliyor ama sanki köpekbalıklarını kucaklayan biri gibi ilk sıraya geçme hareketini yapıyor. Hissettikleri hareketlerini yönetmiyor, hareketleri hissettiklerine meydan okuyor ve belki de onları modifiye ediyor.

Çoğu insan bunun tersini yapar. Hissettiklerinden oldukça rahatsızlık duyarlar ve çevre ile resmen algı pazarlığı yaparlar. Başka şekilde hissetmeye kasarlar ama bu çok zordur.

Burası önemli. David nöroplastisitenin temelini çözmüşe benziyor. Beyni modifiye etmenin, yeniden programlamanın yolunun insanın kendisini bilinçli ama kontrollü bir şekilde oldukça rahatsız edici bulduğu durumlara maruz bırakması olduğunu anlamışa benziyor. David köpekbalıklarından korkuyor ama korkmayan biri haline gelmenin yolunun (1) kendisini isteyerek köpekbalığı ortamına sokmak, (2) bu ortamın ateşlediği adrenalini kullanarak harekete geçmek, (3) bu davranışların odaklanma yardımıyla beyni yeniden programlaması olduğunu çözmüş.

David’in çözdüğü şeylerden biri de bir hedefe ulaşmak için yapmak zorunda olduğunuz şeyleri illa severek ve aşk ile yapmanızın gerekmediği. Evet bu süreci aşk ile yapıyorsanız ne mutlu ama bu süreci başarılı bir şekilde geçmenin tek yolu zevk veya aşk değil. Örneğin yapmazsanız ne olacağını kafanızda canlandırarak yaratacağınız korku hatta terör de işinize yarar. David gibiler burada hissettiklerinden değil davranışlarından başlıyorlar. Köpekbalıkları ile yüzmeyi sevmiyorlar ama kendilerini suya atıyorlar ve sanki köpekbalıklarıyla yüzmeye can atan biriymiş gibi davranıyorlar. Zevk değil korku ile gelen adrenalin ile harekete geçiyorlar ve davranışları hissettiklerini belirliyor.

Hissetmek – algılamak – duygular – düşünmek – davranmak sıralamasını düşünün. Dışardan gelen sesi algılarız, bu bizde duygu ve düşünce oluşturur ve davranırız. AMA sinir sisteminizi kontrol etmenizin yolu bu süreci tersten çalıştırmaktır. Eğer davranışlarınızı değiştirirseniz, düşünce ve duygularınız ve daha sonra algılarınız da bu davranışlarınıza göre değişir. Herkes önce algı – duygu – düşünce üçlüsünü değiştirmeye çalışıyor ama işin özü değişim davranışlardan başlar.

Nöron bilimi size kimyasal mekanizmaları açıklıyor ama sizin başarı için farkına varmanız gereken şey algı – duygu – düşünce üçlüsünün çok karmaşık, neredeyse soyut ve kontrolü zor mekanizmalar oldukları ama davranışların daha elle tutulur ve kontrol edilebilir olduğu. Farkına vermeniz gereken şey davranışlarınızın algı – duygu – düşünce sistemini kontrol edebileceğiniz kumanda mekanizması olduğu.

Bakın duygular, algılar ve düşünceler önemsiz demiyorum, bunlar çok önemliler. Ama daha iyi davranışlar sergileyen biri olmak, daha verimli ve iyi performansa sahip olmak, alışkanlıklardan kurtulmak ve açıkçası daha iyi biri olmak için yapmanız gereken şey nasıl düşündüğünüzü, hissettiğinizi ve algıladığınızı değiştirmek değil. Önce bunlar değişsin, sonra zihin yapım sonra da davranışlarım. Bu zihnin mekanizmalarıyla alakası olmayan bir saçmalık.

Nöroplastisiteyi harekete geçirmek için önce davranmanız, harekete geçmeniz gerekiyor. Köpekbalıkları ile yüzmek ve havuzun öbür ucundan çıkmak için köpekbalıklarını sevmeye, onlardan korkmamaya ya da onları yunusmuş gibi algılamaya çalışmak ve sonra da bir aşk ile havuza atlamak değil olay. Olay şu an korkmana, sevmemene rağmen o havuza atlamak ve korkuna davranışlarınca dayak atmaktır. Bir kere suya atladığınızda sanki köpekbalıkları ile bir sorunu olmayan insan gibi yüzmek zorundasınız. Böyle yüzmeniz ise beyninizi değiştirmeye başlamanın yoludur.

(Köpekbalıkları ekstrem ve tehlikeli bir örnek, en yakın okyanusta denemeye kalkmayın ama tehlikeli olmayan diğer korkularınızı düşünün.)

Beyninizin şu anki kablolaması sizi bir durumun önünde ona bakarak geviş getirmeye, o şeyi yapacak isteği, motivasyonu ve aşkı aramaya itiyor. Bu şekilde eski kablolamayı koruyorsunuz. Eğer beyninizi değiştirmek istiyorsanız fiziksel dünyada, vücudunuzla harekete geçmeniz gerekli. Beyninizi yeni kablolama yapmak zorunda bırakmalısınız.

2018 yılında bizim laboratuvarda lisanüstü öğrencileri bir deney yapıp yayınladılar. Biliyorsunuz fiziksel bir tehlike karşısında üç şekilde tepki verebilirsiniz: donup kalabilirsiniz, geri çekilebilirsiniz ya da ileriye doğru harekete geçebilirsiniz. Araştırma sonuçlarına göre ileri hareket etmek sizin dopamin devrelerinizi harekete geçiriyor ve ilerde aynı durumda ileri doğru hareket etme ihtimalinizi arttırıyor. Araştırmanın gösterdiği bir şey de en yüksek stres ve isteksizlik seviyesinin ileri doğru hareket etmekle bağlantısı. Kültürümüzde stresin kötü bir şey olduğuna dair yaygın bir inanış var ama stres sizi harekete geçiren bir şey. Susayan geyik eğer susuzluğundan rahatsızlık ve stres duymasa neden yattığı yerden kalkıp su arasın?

Change Your Brain podcastından derlendi.

Eski Sevgili ile Arkadaş Kalmak

Ayrılık sonrası eski sevgiliniz size arkadaş kalalım diyorsa bunu sıklıkla sadece kibarlık olsun diye söylüyor. Aslında sizinle arkadaş olmak gibi bir niyeti olduğundan değil. Ayrılık kararının sizin için ne kadar zor olduğunu bildiğinden ve sizi tamamen ortada bırakıp gitmek istemediğinden arkadaş kalalım diyor. Sizin altınızdaki halıyı tamamen çekip sizin yere kapaklanmanızı istemediğinden arkadaş kalalım diyor.

Buna rağmen eski sevgiliniz size arkadaş kalalım dediğinde, muhtemelen samimi olarak sizinle arkadaş kalmak istediğini düşünüyor. Genellikle sizin karnınıza inen ayrılık acısını hafifletmek için arkadaşlık teklif ediyor. Aslında sizinle romantik olmayan bir arkadaşlık ilişkisi yürütmeye, sizinle ara sıra kahve içip tavla atmaya niyeti yok. Dediğim gibi arkadaşlık teklifini yaparken öyle istediğini sanıyor ama arkadaşlık gibi bir niyeti yok. Bir süre sonra zaten sizinle arkadaş kalmak da istemeyecek.

Bazı terk edenler gerçekten arkadaş kalmayı deneyebilirler. Ama bu durumda da arkadaşlık işi uzun sürmez ve iyi sonuçlanmaz.

Yine bazı ama azımsanamayacak sayıda terk eden, bu özellikle terk eden kadınsa daha sık görülür, eski sevgilisinin bıraktığı boşlukla başbaşa kalmak istemediklerinden arkadaşlık teklif edebiliyorlar. Bu kişiler genelde “arkadaş kalalım, seni kaybetmek istemiyorum” gibi bir şey söylerler. Bu aslında “arkadaş kalalım, seni unutana kadar seni kaybetmek istemiyorum” anlamına gelir. Eğer arkadaş kalırsanız, siz ne kadar yakınında olursanız sizi unutmayacak sansanız da, onun sizi hızlıca unutmasına yardımcı olursunuz. Ve maalesef o, sizin onu unutmanıza yardım etmez.

Eski sevgiliniz size arkadaş kalmayı teklif ederse, bu teklifi geri çevirin. ASLA kabul etmeyin. Geri çevirdikten sonra da İletişimi Kes Kuralı uygulamaya başlayın, eski sevgilinizin yörüngesinde kalmayın.

Eski sevgilinizin arkadaşlık teklifini neden reddetmeniz gereklidir? Bu sizin istediğiniz şeyden çok daha ucuz bir teklif olduğu için. Siz bundan daha değerlisiniz ve daha fazlasını istiyorsunuz.

Bir eviniz var ve bunu satmak istiyorsunuz diyelim. Bu ev, 500,000 TL değerinde olsun. Biri size gelip ev için 100,000 TL teklif etse, bunu kabul eder misiniz?

HAYIR.

Bu ev senin teklifinin 5 katı eder dersiniz ve teklifi reddedersiniz. Romantik bir ilişki içinde olduğunuz kişinin ayrıldıktan sonra arkadaş kalmayı teklif etmesi de benzer bir şey. Siz kendiniz için 500,000 TL istiyorsunuz ama o size 100,000 TL öneriyor.

Peki eski sevgilinizin arkadaşlık teklifini nasıl reddedeceksiniz? Kibarca şuna benzer diyerek:

“Ben seninle arkadaş kalmak değil, ilişkiye devam etmek istiyorum. Arkadaş kalmak benim için mümkün değil maalesef. Eğer fikrin değişir de arkadaşlıktan daha fazlasını istersen beni ara.”

Bunu sakin ve kibar bir dille yapın. Sinirlenmeyin ya da sesinizi yükseltmeyin. Bu çok önemli.

Ve bunu dedikten sonra İletişimi Kes Sürecine girin.

Eğer ayrılık sürecinde fazlaca duygusal, sinirli veya yıkık davranırsanız, eğer yalvarırsanız, eski sevgiliniz ilerde sizinle tekrar denemeyi düşünürse, bu davranışlarınızı hatırlayacak. “Eğer yeniden beraber olursak ve yine yürümezse yine o davranışlara maruz kalacağım” diye düşünecek ve belki de sizinle tekrar birlikte olmak fikrinden vazgeçecek. Eski sevgilinizin ilerde bu şekilde düşünmesine neden olmayın.

Aslına bakarsanız ayrılığı öyle karşılamalısınız ki, eski sevgiliniz geriye dönüp baktığında “hımm, çok kolay oldu” demeli.

“Seviyorum” bahanesini öne sürmeyin. Birini seviyorsanız, onu gerektiğinde serbest bırakabilmelisiniz. Eğer size nezaketen teklif edilmiş arkadaşlık teklifini kabul eder ve eski sevgilinizin çevresinde olmaya devam ederseniz, onu serbest bırakmamış oluyorsunuz. Eski sevgiliniz size arkadaş kalalım teklifini samimi olarak söylemiş olsa bile, bu “arkadaşlık” kısa zamanda oldukça absürt bir hal alacaktır.

Son olarak da eski sevgilinizle arkadaş kalmak sizin için oldukça yıpratıcı ve zor olacak. Eğer sizden gerçekten ayrılmak istiyorlarsa ve ilerde başka biriyle beraber olursa bu gözünüzün önünde olacak. Ayrıca siz çevresinde arkadaş kaldığınız sürece sizin onunla yeniden beraber olmak istediğinizi düşünecek ve bu sizi oldukça zayıf bir insan olarak gösterecek. Ve eğer onun çevresinde arkadaş olarak kalırsanız, kendi hayatınıza ve kendinizi geliştirmeye, başka birini bulup yolunuza devam etmeye enerjiniz kalmayacak.

Eski Sevgili Nasıl Geri Döner? İletişimi Kes Kuralı kitabından alıntıdır.

Efendi Erkek Sendromu – 3

Önceki Yazı: Efendi Erkek Sendromu – 2

Efendi erkek sendromundan kurtulurken, kendi eksikliklerine karşı daha sağlıklı bir bakış kazandıkça ve kendi içsel onayına öncelik vermeyi öğrendiğinde şu önemli gerçekleri fark edeceksin:

  • Diğer insanlardan daha fazla kusurlu olmadığını
  • Diğer insanların onayını kazanmak zorunda olmadığını
  • Kusurlarını ve hatalarını saklamak zorunda olmadığını
  • İnsanların seni olduğun gibi sevebileceklerini

Kusurlar bize insan olduğumuzu hatırlatan kucaklamamız gereken gerçeklerdir. Kusurlarımız diğer kusurlu insanlarla bağ kurmamızı sağlar. Kusursuz olmaya çalışan insanlar kimseyle yakın ilişki kuramazlar. Çünkü kasıntı, yapay ve sıradışı görünürler.

Efendi erkek olmama hali bencil, sadece kendini düşünen, kimseye faydası olmayan biri olarak algılanmamalı. Maalesef çoğu efendi erkeğin kafasında buna benzer bir tablo oluşabiliyor. Böyle düşündükleri için de kendilerini değiştirirlerse doğal olarak insanların onlara kızacağını, bencil olduğunu düşüneceğini sanıyorlar.

Aslında bu hiç de böyle değil. Kendi isteklerini ön plana koymak sana şunları katacak:

  • İstediğin şeyi dolaylı yoldan değil, direkt yollardan elde etme olanağına sahip olacaksın
  • İsteklerini dolaylı olarak yansıtarak insanlardan bunu anlamalarını beklemekle uğraşmayacaksın. Bunun yerine isteklerini baştan belli edeceksin ve amacına hizmet etmeyen insanlarla zaman kaybetmeyeceksin
  • İnsanlara bir şey vereceksen bunu karşılık beklemeden verme imkanın olacak
  • Birine yardım edeceksen bunu karşılık beklemeden yaptığın için emeğinin boşa gittiğini düşünmeyeceksin
  • Kendi ihtiyaçlarını kendin elde ettiğin için daha az muhtaç davranacaksın
  • Kendi ihtiyaçlarını kendin elde ettiğin için kendine güvenin gelecek
  • Çevrende saf, muhtaç, iyi biri olarak algılanmak yerine, gerektiğinde sivri tarafını gösterebilen, kendine yeten, çevresine faydalı, çekici biri olarak algılanacaksın
  • Başkalarının ihtiyaçları için kullanılabilir biri olarak görülmek yerine, insanlara değer katacak biri olarak görüneceksin

Kendine önceliği vermek hayatta istediklerini almanın ilk şartıdır:

Alıştığın iyi çocuk davranışlarını tam tersini yapmak bünyende büyük bir stres, korku yaratabilir. Çünkü burada efendi erkek beyin paradigman sana zarar göreceğini ve dışlanacağını söyler. Ancak bu eski işe yaramayan paradigmanın da seni getirdiği yer belli olduğu için artık ona karşı çıkmanın zamanı geldi.

Mesela kızlarla görüştüğünde büyük çoğunlukla yemeği sen ısmarlıyorsan içinde erkek gene eğer bunu teklif etmezsen yanlış anlaşılacağını, kızdan onay alamayacağını söyleyecektir. Ama bu saçma düşüncene diren ve tersini yap. Sadece kendi payını öde ve geç (Kızı davet ettiğin ilk buluşmada değilsen).

Ya da insanların senden isteklerine karşı “hayır” demekte zorlandığın bir noktadaysan bir sonraki isteklerden birkaçını bahane üretmeden sadece şuan bunu yapmak istemediğini, yani cevabının “hayır” olduğunu net bir şekilde bildir. Ve ne olacağını gözlemle.

Ya da sadece arkadaş olduğun kızların senin ilgini kullanmalarına izin verme. Çünkü sınırları olmayan adama kız arkadaşı dahil kimse saygı duymaz, aksi şekilde sınır belirttiğin zaman kız arkadaşından saygı ve onay almış olursun. Zaten bu gibi durumda sana gereksiz tepki gösteren ve hayatından giden insanlar seni sömürmek için, senden bir çıkar uğruna seninle beraber olan insanlardır. Bu insanların hayatından gitmeleri iyi olur. Bu süreçte kendini öncelik yaptığın için kıza daha az bağımlı olduğun ve daha az korkuya göre hareket ettiğin için kendine olan saygın artacak ve insanlarla zaman geçirme kaliten artacaktır.

Efendi erkekler için kendilerine önceliği vermek zor bir görevdir. Çünkü var olan efendi erkek beyin paradigmasına terstir. Ama en gerekli şeydir. Önceliği kendine vermeye bir kere alıştıktan sonra aslında sonrası daha kolaylaşır çünkü artık hayatta tek sorumlu sadece kendisidir. Artık başka birini hesaba katmaya gerek yoktur, bir şey yaparken kimseyi dinlemek zorunda değildir. Artık kararlarda muhalefet edecek ya da kararları beraber almak zorunda olduğu birileri yoktur. Artık başkalarının akıllarını okuyup, tahmin edip, onları memnun etmeye çalışmayacaktır. Yapmak istediğini yapıp geçecektir. Bu efendi erkeğin hayatını çok daha kolay bir hale getirir.

  • Korkuyla yüzleş

Korkudan kaçınmak aslında korkunun kendisinden daha büyük zarar verir. Üstelik korktuğun şeyi yaparken belki bir an için acı çekersin ama korkudan kaçınmak bu acı çekme sürecini uzun vadeye yayar. Ve daha fazla acı çekmene neden olur. Efendi erkekler acı çekiyorlar çünkü yeniliklere açılamıyorlar ve aşina oldukları kalıplarda kalıyorlar. Acı çekiyorlar çünkü korktukları için erteliyorlar, kaçınıyorlar, başladıkları işi bitirmiyorlar. Acı çekiyorlar çünkü zaten işe yaramayan eski davranışlarını tekrarlıyorlar. Acı çekiyorlar çünkü zaten kontrol edemeyecekleri belli olan karmaşık hayatı aşırı bir şekilde kontrol altında tutmaya çalışıyorlar.

Mesela uzun süreli artık mutsuz hissettiren bir ilişkiden ayrılmaya korkmak efendi erkeklerin çokça yaptıkları bir hatadır. Çünkü kendilerini bu ilişkinin katili gibi hissedip korkarlar, ileride pişman olacaklarından korkarlar ve ilişkiyi bitirdikleri için suçlanacaklarından, sonrasında pişman olup mutsuz olacaklarından korkar. Ve bu kadar korku içinde sonunda donup kalırlar.

Ya da aynı şeyi bir kızla tanışmaya çalıştıklarında yaşıyorlar. Bir şey deyip kendini rezil etmekten, kızın olmadık bir şey demesinden, normal bir erkek için çok da problem olmayan tüm bu şeylerden fazla bir şekilde korkarlar.

Bu gibi durumlarda olayın üstesinden gelebileceğine, olayın sana negatif bir sonucu olsa bile bunu atlatabileceğine ve güçlü olduğuna inanmak gerekiyor. Böylece korku varsa bile onunla yüzleşecek cesareti bulmuş oluyorsun. Ve artık içinde bulunduğun durumu o kadar tehdit edici algılamazsın.

  • Bütünlük inşa et

Efendi erkekler dürüst ve güvenilir olmalarıyla övünürler. Ancak yakından bakıldığın efendi erkekler dürüst görünmüyorlar dedik. Dürüst olmaları korku temelli hareket etmelerinden kaynaklanıyor. Zorunlu dürüstlük gibi bir şey.

Mesela sevgilisi kızacak diye olayları eksik anlatan bir efendi erkek, reddedilmemek için arkadaş gibi davranan efendi erkek, tepki almamak için düşüncelerini ifade etmeyen bir erkek ilişkilerini korku temelli devam ettiriyordur. Bu korku temelli hareket etme de efendi erkeğin özsaygısını zayıflatarak içinde hissettiği kişisel gücünden çalar. Bu yüzden insan ilişkilerinde mümkün olduğunca şeffaf olmanı tavsiye ederim. Bu eğilip bükülmeni engeller, omurgalı davranmanı ve kişisel bütünlüğünü muhafaza etmeni sağlar.

Bunun yanında kendi kendine yetebilmen ve kendi başına kaliteli, verimli zaman geçiriyor olman diğer insanların onayına, senin hakkında ne düşündüklerini umursamaya olan mental bağımlılığını çok fazla azaltacaktır.

  • Sınırlarını çiz

Sınırlar koymak efendi erkeklerin kişisel güçlerini geri kazanmalarına yardım eder. Böylece çaresiz kurbanlar gibi hissetmezler ve kişisel güçlerini kazanabilirler. Efendi erkekler herkesi kendilerini gibi sandıkları için karşıdaki kişinin sınırlarını geçince bunu kendisinin fark edebileceğini ve gerekli yerde duracağını düşünür. Sürekli bir kendinden şüphe hali içinde olduğu için gerektiği yerde gerekli müdahaleyi edemez.

Mesela sevgilinin hoşuna gitmeyen, tolere edemeyeceğin bir davranışı varsa bunu kabul etmeyeceğini açıkça belirt. Kız arkadaşın hiç elini cebine atmıyorsa, çatışma yaşamamak ve cimri görünmemek için bunu ona söylemekten kaçınma. Ve inandığın düşüncenin arkasında dur. Bir kere tepki gösterdiğinde tekrar geri adım atıp lafının etkisini hafifletme. Tolere edilemez durumları tolere etmeye çalışma.

  • Diğer erkeklerle tekrardan bağ kur

Bu çok önemlidir. Eğer kızlarla ilişkini geliştirmek istiyorsan öncelikle yapacağın en iyi şey erkeklerle ilişkilerini geliştirmektir.  Erkeklerle kaliteli zaman geçirmek kendini karşı cinsin erkek tanımına göre tanımlamam ve kadın onayı aramaya daha az meyilli olman açısından çok önemli. Maskülen bir erkek için kızlarla ve erkek arkadaşlarıyla takılmak çok ayrı dünyalardır. Ve bu erkeklerin çoğu erkek arkadaşlarıyla zaman geçirirken çok daha fazla eğlenirler. Bu erkekler kız arkadaşlarıyla o gün sürtüşürlerse gidip erkek kankalarıyla takılıp, iyi zaman geçireceklerini bilirler. Bu durumda kız arkadaşıyla çatışmaya girmekten korkmazlar.

Erkekler arasındaki bu bağ maskülen enerjin için çok önemlidir. Nasıl ki bir kız “benim pek kız arkadaşım yok çünkü erkeklerle daha iyi anlaşıyorum” dediğinde bu bizim için kırmızı alarmsa, aynı şekilde erkek arkadaşlarıyla sağlam ilişkiler geliştirememiş bir erkek için de benzer sağlıksız bir durum söz konusudur.

Diğer erkeklerle bağları kopmuş efendi erkekler bu konuda şu yorumları yapabilirler:

  • Diğer erkeklerle rahat olmuyorum
  • Diğer erkekler ne konuşacağımı bilmiyorum
  • Diğer erkekler kaba saba
  • Kız arkadaşım erkek arkadaşlarımla takılmamı istemediği için nadiren görüşüyoruz

Bunların hiçbiri diğer erkeklerle maskülen, güçlü bağlar kurmamak için bahane değil. Aslında bu maddeler problemin nedenini oluşturuyor. Efendi erkek bu sorunları yaşıyorsa, diğer erkeklerle rahat olamıyorsa muhtemelen karşısındaki erkeğin maskülen enerjisi onu korkutuyordur ve yeterince özgüvenli değildir.

Diğer erkeklerle ne konuşacağını bilmiyorsa, bu da çok büyük bir problemdir. Diğer erkeklerle az-çok muhabbet çevirmeyi bilmek bir erkekte olması gereken çok temel bir beceridir. Bu beceri elde edilmeden kızlarla da yakınlık kurmak zordur.

Bu konuda farkındalık kazanmak, daha önce o kadar da dikkat etmediği bu sorunu çözmekte ilk adım olacaktır. Sen de bu konularda sorun yaşıyorsan artık erkeklerle ilişki geliştirmeye biraz daha mesai harcaman gerektiğini artık biliyorsun. Sana diğer erkeklerle ilişkilerini geliştirmede birkaç tavsiye vereyim: Öncelikle her gittiğin yerde erkeklerle kısa da olsa iletişime geç ve basit muhabbetler yapmak konusunda deneyim kazan. Gittiğin yerler dışında spor salonu bunun için ideal bir yerdir. Takım sporları yapmak da diğer erkeklerle kaynaşmak ve ilişki geliştirmek için biçilmiş kaftandır.

  • Güçlen

Efendi erkek kendi maskülanitesinden ve gücünden korkmaya koşullandırılmıştır. Bunun sonucu olarak duygusal ve fiziksel olarak yumuşak bir oyun hamuru kıvamına gelmiştir. Bu yüzden kendini güçlendirmek efendi erkeklikten kurtulma yolunda önemlidir.

Efendi erkek kendi maskülen doğasından uzaklaştıkça güçsüzleşir. Çünkü maskülenlik bir erkeğin bireysel olarak hayatta kalmasını sağlayan bir özdür. Maskülen enerji olmadan erkek güçten düşer ve hayatını düzgün idame ettiremez. Maskülanite erkeği yaratma ve üretmeye teşvik eder. Maskülenlik içinde güç, disiplin, cesaret, tutku, istikrar ve bütünlüğü içerir. Aynı zamanda gerektiğinde kullanmak üzere agresiflik, yıkıcılığı da bulundurur. Bu son saydıklarım çoğu efendi erkeği ve kadını korkuttuğu için bu özellikleri bastırmaya çalışırlar.

Ancak erkekler maskülenliklerinin bu agresif tarafını bastırırken şuanki anti-erkek yapay kültüründe puan topluyorlar gibi görünseler de gerçek insan ilişkilerinden bir kaybeden olmayı garantilerler. Kadınlar kolayca bu erkeklerdeki maskülanite eksikliğinden kaynaklanan hayat enerjisi eksikliğini gözleriyle görebilir. Üstelik saldırgan yönü var diye baskıladıkları maskülen enerjinin kendine güvenen, mücadeleci, yaratıcı, başarı için risk alabilme gibi diğer birçok faydalı yönünü de baskılamış oluyorlar.

Peki, nasıl güçlenirsin? Öncelikle fiziksel olarak güçlü ol. Bir efendi erkek mutlaka vücuduna iyi bakmalı, sıkı antrenman yapmalı ve sağlıklı beslenmelidir. Bedenini fit ve aktif tutarsan zihnin beynindeki tüm o seni yumuşatan, korku hissetmene neden olan saçma koşullandırmaları daha zor kabul edecektir. Çünkü bedenin güçlendikçe, zihnin de güçlenir. Vücudunun direncini arttırmaya muktedir olursan beynindeki efendi erkek paradigmasına olan direnç de artar. Hayatının diğer alanlarındaki özgüvenin gelişir. Bir dünya bağımlılığı olan bir erkeğin güçlü olması zordur.

Güçlenmenin diğer yolu ise kişisel başarı kovalama yolunda bencil olmaktır. Bencil ol ve zamanının çoğunu iş hayatında/hobilerinde/ilgi alanlardan seni başarılı kılacak şekilde harca. Bu alanlarda daha iyi olmak kendi içinde güçlü hissetmeni sağlar.

  • Doğru rol modeller edin

Erkeklik görerek, gözlemeyerek öğrenilir. Efendi erkekler evde anneleriyle, okulda feminen eğitim sistemde çok fazla zaman geçirdikleri için erkekliği gözlemleyerek öğrenecekleri yeterli zamanları olmamıştır. Çevrendeki gerçek erkekleri gözlemleme şansın olmadığı için feminist öğretinin sana her dayattığı şeyi norm kabul edersin ve erkek adamın başarabileceği şeylere gözünle görmediğin için bunlara ihtimal dahi vermezsin.

Doğru erkekler arasında olmak erkekliğin neye benzediğini görmek için öğretici birer fırsattır. Çünkü bu erkekler hayatta bir erkeğe lazım olan doğru beyin paradigmalarına sahiptirler. Feminist öğretinin tersine kendini ön plana koyarak, kendin için çalışarak ve dik durarak nelerin başarılabileceğini sana gösterirler.

Belli bir yaşa gelmiş doğru kafa yapısındaki abiler, arkadaşlar bu anlamda kişiye çok şeyler katabilirler. Çünkü onların olaylara verdikleri tepki, insanlarla iletişim kurma tarzları daha fazla hayat deneyiminden süzülerek oluştuğu için daha doğru olabilir. Bu rol modelleri seç ve onlarla vakit geçir.

Bahsettiğim abi tipindeki erkekler de muhtemelen geçmişte seninle benzer sorunları yaşadılar. Ama zamanla beyin paradigmalarını düzeltebildiler. Onların tecrübelerinden öğrenmek süreci hızlandırır.

  • İstenmeyen davranışı ödüllendirmeyi bırak

Bir köpek halıya pislediğinde ona kızarsın ve hatasına hemen bir tepki verirsin ki bundan vazgeçmeye koşullansın. Eğer bir şey demezsen hatta bu davranışı ödüllendirme anlamına gelebilecek bir şey yaparsan köpek istemeyen davranışı yapmaya devam eder. Biz insanlarda da aynı mekanizma var.  Efendi erkekler kızlar istenmeyen bir davranış sergilediklerinde bu mekanizmayı anlamadıkları için kızı adeta ödüllendirerek aynı hoş olmayan davranışı tekrarlamasını sağlıyorlar.

Hoş olmayan davranışa tepki koymak efendi erkek için zordur çünkü kafalarında hala o problemsiz hayata inanıyorlardır. Eğer kız mutsuzsa, kızgınsa ve problem yaratıyorsa ilgi ve dikkat göstererek hemen bunu çözmeye çalışırlar. Bunu yaparak problemi ortadan kaldırabileceklerini düşünürler. Ancak bu kızdaki kötü davranışı pekiştirir. Kız gereksiz kızgınlık, mutsuzluk sergiliyorsa efendi erkekler kendini yetersiz hissedip kıza ilgi göstermeye başlarlar. Ya da kız sürekli işinden dert yanıyorsa, onu saatlerce dinleyip çözüm üretmeye çalışırlar. Bunları yapma. Yoksa kızı bu kötü davranışından dolayı ödüllendirmiş olursun. Ödül burada ilgin ve dikkatin oluyor. Kıza daha fazla dikkat ayırmayı bırak. Burada kızı nazik bir şekilde geri çevirmen (Kusura bakma başka bir işim var demek gibi) gerekiyor.

  • Farklı ilişkiler seç

Efendi erkekler kendi güvensizliklerinden dolayı biraz kusurlu partnerleri seçmeye eğilimli olurlar. Çünkü çok sağlıklı, sorunsuz kızlarla ne yapacaklarını bilemezler. Bu yüzden küçüklüğünde kendileri gibi sorunlar yaşamış, kötü ilişkiler geçirmiş, bazı problemleri olan, belki depresyonda olan kişilerle kendilerini daha rahat hissederler. Bu onlar için daha az meydan okuyucu bir durumdur. Bu seçimin arkasında kızlara yardımcı olma, düzeltme girişimiyle puan toplama, onay alma arzusu da vardır.

Eğer düzeltilecek bir şeyi olmayan bir kızla takılırlarsa sevilme ihtimallerinin az olduğunu düşünürler. Çünkü kendilerini eksik olarak görürler. Bunu kendine yapma. Bazen karşına öyle kızlar çıkar ki, bu kız bu sorunlarından mezara kadar kurtulamaz dersin, bunlardan uzak dur. Sorunlu kızların karşısında kendini tornavida ya da alet çantası olarak görmemen gerekiyor. Eğer ilişkilerinde böyle durumlar yaşadıysan artık farklı tarzda insanları seçmeyi öğrenmen gerekiyor.

  • Seni memnun etmekten sorumlu tek kişi kendinsin

Bir hafta boyunca bunu dene. Beynin her zaman uyguladığın eski paradigmaya dönmek isteyecektir. Ama ısrarla tersini uygula. Kadınlar onları memnun etmeye uğraşan erkekleri zayıf kişiler olarak etiketlerler ve bu erkekleri küçük görürler. Kadınlar onları memnun etmeye çalışan erkekleri değil kendisini memnun etmeyi bilen erkekleri isterler. Aksi halde onlar için bu erkekler pasif, pısırık ve adeta testisleri olmayan bir erkek gibidir.

Seni memnun etme sorumluluğunu kıza yükleme, beklentiye girme. Seni mutlu eden neyse git ve onları yap. Kendi mutluluğunu kendin kazan.

  • Otomatik davranışları yakala

Eski düşünce şeklin ve zihin kalıpların uzun bir süredir seninle olduğu için bir anda silinmeyeceklerdir. Bunun için eski, işe yaramaz zihinsel kalıplara karşı farkındalığını geliştir. Bundan sonra kafandan şuna benzer şeyler geçtiğinde hemen gözlerini aç ve bu duruma bilinçli olarak müdahale et:

  • İnsan ilişkilerinde sürekli sağlama mı almak istiyorsun?
  • Sürekli bir şeyleri düzeltmeye, başkalarının beynine girip düşünüyor musun?
  • Her şeyi berbat etmekten korkar bir tavırda mısın?
  • Korku temelli mi hareket ediyorsun?
  • Kafanda insan ilişkileriyle alakalı gizli sözleşmeler mi var?
  • Almak için mi veriyorsun?
  • İnsanları memnun etmeye mi çalışıyorsun?
  • Duygularını bastırıyor musun?
  • Zor durumlardan kaçınıyor musun?
  • Yine kendinden çok başkalarını mı düşünüyorsun?

Bunlar seni sabote eden şeylerdir. Tespit ettiğin yerde yapmayı hemen bırak.

  • Hayatın problemli doğasıyla barış

Sorunsuz hayatın bir anahtarı yoktur. İyi olmak, doğru olanı yapmak bu kaotik, sürekli devinimde olan dünyadan seni kurtarmaz. Sadece sorunlardan kaçtığı sanrısını yaşayan ama kaçtığı için onları hiçbir zaman çözemeyecek adam olmanı sağlar. Problemli hayatı kabul edip göğüslemediğin için hata yapmaktan fazlasıyla korkmaya ve sonuçta pısırık olmaya başlarsın.

  • Erkekliği, kadınlardan, medyadan öğrenmeyi bırak

Artık erkekliğin ne olduğunu kadınlardan öğrenmeyi bir kenara bırakacağımız konusunda anlaştık sanıyorum. Erkekliği buralardan öğrenemezsin çünkü bunların hepsi kendi çıkarlarına olacak ya da onlara çok ürün sattıracak erkeği dizayn etmeye çalışıyorlar. Erkeğin nasıl olması gerektiğini modelleyerek ve içindeki maskülen enerjiyi dinleyerek öğren.

  • Babanla ilişkini değerlendir

Babanın tam tersi olmaya çalışma çünkü muhtemelen bu senin başka bir aşırı uca gitmene neden olur. Ve bu da sağlıksızdır. Bunun yerine babanın da bir insan olduğunu, ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını hatırla ve eğer bir kusuru varsa herkesin çocuk yetiştirmede o kadar bilinçli olamayacağını kabul et.

Pek çok erkek küçüklüğünde sağlıklı bir iletişimde olmamıştır ama babalarıyla tekrar bağ kurup onlara bir yetişkinin gözünden bakmaları çok şey fark eder. Bir yetişkin gözüyle baktığınızda babanızın da insan olduğunu ve kendi kusurlarının, hatta ihmallerinin olmasının çok normal olduğunu anlayacaksınız. Baba sağsa bir araya gelmek özel zaman geçirmek çok etkili olacak.

Buna ek tavsiyeler şunlardır:

  • Hayatta önem verdiğin ve senin için doğru olan şeyleri belirle ve tüm enerjini onları başarmaya harca
  • Çıkarları senin yaptığın şeylerle çelişen insanlara “güle güle” de
  • Kendi kurallarını oluştur
  • İstediğin bir şeyi yapmak seni korkutuyorsa yine de yap gitsin, olası olumsuz sonuçlarla bile başa çıkabilecek güçtesin
  • Her zaman yaptığın davranışları yaparsan, her zamanki sonuçları alırsın
  • Hayır demeyi öğren
  • Bahane üretme
  • İnsanlarla iletişimde açık ve direkt ol
  • İnsanların sana kötü davranmasını tolere etme
  • Şikâyet etme çünkü şikayet edenler asla başarılı olamazlar
  • Kendini farklı durumlara sok ve karşına çıkan problemleri çözmeye gönüllü ol
  • Bir şeyleri gizlice yapmakla uğraşma
  • Mükemmeliyetçi olma
  • Başladığın şeyi bitir, bahane üretme
  • Diğer insanların problemlerinden kendini arındır
  • İşe yaramayan, problemli ilişkileri, arkadaşları, insanları düzeltmeye uğraşma. Bunları hayatından çıkar
  • Hayatta kontrol denilen şey bir yanılgıdır. Bırak olsun, eğlenmene bak.

Yazar: Secret

Kızlarla başarının gerçeklerini anlattığım kitap setime buradan ulaşabilirsin, senin için aşağıya bana gelen yüzlerce okuyucu yorumundan bir örnek sunuyorum.

Dopamin ve “sınırsız” zihinsel enerji

Bir önceki yazıda nöroplastisiteden ve yeni bir davranış geliştirmek için geçilmesi gereken aşamalardan bahsettik.

Rutin ve alışkanlık dışı herhangi bir şey için beyinde yeni bir nöron devresi oluşturma sürecinin başında, isteksizlik ve stres olarak kendini gösteren bir giriş olduğundan bahsettik. Modern toplumda bir şeyi öğrenmeye başlarken büyük bir heyecan duyulması gerektiğine dair bir yanlış görüş var ama gerçekte bir yenilik her zaman isteksizlik ve stres kapısından geçmenizi gerektiriyor. Bu hormon nedenli kapıdan geçmek ve sonra devam etmek için ise uzakta ve soyut olan hedefleri gündelik küçük köşe taşlarına bölmek, bu köşe taşlarına ulaştıkça dopamin salgılayarak adım adım ilerlemek en iyi strateji.

Şimdi biraz düşünceleri konuşalım. İnsanın gün içinde düşündüğü şeylerin çoğu internet sitelerinde gezinirken fırlayan küçük pencereler gibi birden ortaya çıkıyor ve çoğunlukla kontrol dışı düşünceler. Eğer negatif düşünceleri alırsak bunlar da kontrolümüz dışında aklımıza gelip duruyorlar.

Negatif düşünceleri ya da genel olarak hoşumuza gitmeyen düşünceleri bastırmaya çalışmak nafile bir çaba. Bu konuda benim tavsiyem şu: Bu düşünceleri bastırmaya veya kafanızdan atmaya çalışıp boşa enerji tüketmeyin. Daha pratik bir yaklaşım istiyorsanız, yavaş yavaş başka düşünceleri ortaya çıkarın.

Bunun için de Gelişim Zihin Yapısı (Growth Mindset) öneriyorum. Carol Dweck tarafından ortaya atılan bu teori, sonuçta başarılı olamasalar bile zor bulmacaları çözmeye çalışmaktan zevk alan çocukların gözlemlenmesi üzerine ortaya çıkmış. Bu çocuklar bir şekilde bulmacaların çözülmesini beklemeden bu çözün sürecinden zevk alan çocuklar. Temel özellikleri, dopamin salgısını köşe taşları olarak bile olsa başarılara değil sürece bağlamış olmaları. Çocuklar daha sonra gözlemlendiklerinde, diğer çocuklara göre çok daha başarılı yetişkinlere dönüşmüşler.

Gelişim Zihin Yapısına sahip insanların kafasında “ben doğru yoldayım” fikri var. Bu, insanın kendisini pozitif içses ile motive etmesi değil. Zira pozitif motivasyon, “aslında çok iyisin” telkini, her zaman pozitif sonuca bağlı. Oysa şu an çok kötü bir durumdaysam ama kendime “merak etme iyisin, aslansın, kaplansın” diye telkinde bulunuyorsam, kendi kendime yalan söylediğimi biliyorum. Bu durumda dopamin salgısı olmaz.

80lerin ve 90ların kişisel gelişim dalgasında çok duyduğumuz “eğer gülümsersen depresyon gider” lafını hatırlayın. Elbette ki yüz kaslarının zihne verdiği bir geri besleme var ama olay o kadar basit değil.

Asıl güçlü olan süreç içindeyken gösterdiğiniz çabayı takdir etmektir. Önce bir sürece girerken hissettiğiniz isteksizlik ve kaygının bir kapı olduğunu ve bunları hissediyorsanız doğru kapıdan geçtme ihtimalinizin yüksek olduğunu anlayın. Bu kapı sizi durdurmasın zira eğer biraz zorlarsanız fark edeceğiniz şey, bu kapının kolayca açılabildiği olacak.

Sonra ise süreç içinde harcadığınız çabayı takdir etmenin bir yolunu bulun. Eğer uzun mesafe koşusuna hazırlanıyorsanız, sınırlarınızı bir iki tık zorlayarak ulaşabileceğiniz bir nokta belirleyin ve bu noktaya vardığınızda kendinizi ödüllendirin. Henüz maraton için çok yolunuz olsa da. Bu size dopamin salgılatacaktır.

Dopamin ise toplam adrenalin miktarını baskılayarak size daha fazla çaba harcamak için “enerji” sağlayacaktır. Bu bilimsel bir şey. Bir araştırma, insanların neden bir işi yarıda bıraktığına bakıyor. Tamam her şeyi yapamayız mesela bir otomobili sırtlayamayız. Eğer bu çabaya girişiyorsanız eninde sonunda bir yerde bırakırsınız. Ama biz burada koşmak, spor yapmak, ders çalışmak, iş yapmak gibi yapılabilir şeyleri neden yarıda bıraktığımızı konuşuyoruz.

Beyin her nöroadrenalin salgıladığında beyin kökünde bir sayaç bunun kaydını tutuyor ve bir noktada “bu kadar yeter” deyip yaptığımız şey üzerindeki bilinçsel kontrolü kaldırıyor. Ama eğer bu süreçte dopamin salgılarsanız, dopamin bu sayacı geriye alıyor ve size daha fazla çabalamak için istek ve zihinsel kontrol veriyor.

Bir şeyi bırakmadan yapabilen insanların sırrı, sürece harcadıkları emeği dopamin ile ödüllendirmektir. Bu size enerji verir. Fiziksel glikoz ya da keton enerjisinden bahsetmiyorum, o enerjiden herkeste yeterince var. Olay dopamin’in beyin kökünün bu kadarı yeter diyen sayacını geriye alması.

Güzel olan şey de bunun öğrenilebilir bir şey olması. Hem de bunu bir alanda öğrenip hayatımızın diğer alanlarına da yayabiliriz. Zira dopamin sistemi genel bir sistem, spesifik bir çabayı veya hedefe varmayı ödüllendirmiyor. Bir kitabı yazma sürecinde de, bir maçta da salgılanan aynı kimyasallar, çalışan sistemler aynı sistemler.

Örneğin spor salonundasınız ve tüm setleri tamamlamadan bırakmak üzeresiniz. Acınıza ve yorgunluğunuza ya da kalan setlere değil “iyi ama bak buraya kadar geldim” kısmına odaklanın. Bir set daha yapayım diye hedef koyun ve yapınca kendinizi takdir edin. 10 set yapmak isterken 5.de tıkandığınızda 7’yi hedefleyin ve yapınca kendinizi takdir edin. 10 taneyi bitiremezseniz 5 tanede durmadığınız için kendinizi takdir edin. Çoğu zaman 5te durmaz 7yi hedeflerseniz 10’u da yaparsınız.

Nöropinefrin miktarını azaltıp size ekstra zihinsel enerji veren dopamin. Sizin kendi salgıladığınız bir şey. Kendinizi kek ya da biraz tembellikle ödüllendirmenize bile gerek yok. Dışsal bir ödüle ihtiyacınız yok.

Bing Anaokulunda yapılan bir Stanford araştırması var. Bu araştırmada çocuklara istedikleri resmi tamamlamaları durumunda “altın” yıldız veriyorlar. Bu dışsal ödül ise ortalamada çocukların resim çizme isteklerini arttırmıyor ama azaltıyor. Eğer dopamini dışsal ödüllere bağlarsanız, insanların birçok şeyi dışsal bir ödül olmadan yapabilme kabiliyetlerini azaltırsınız. Dışsal ödül kötü bir şey değil ama bunları kullanırken kendi kendinizi ödüllendirme kabiliyetinizi güdük bırakmayın.

Bir şeyi yapmanız için sizi iten değer sisteminiz ve amacınız da burada önemli rol oynar. Zor bir şeyi yaparken tıkandığınız yerde şimdi bu şeyi neden yaptığınızı ve başarırsanız ne beklediğinizi düşünün. Bundan sonra da sadece bir sonraki hedef taşını düşünün ve sürecin tamamına değil o hedef taşına odaklanın. Çoğu durumda o hedef taşına vardığınızda durmadığınızı ve aksine az önce yapamayacağınızı düşünseniz de şimdi daha fazlasını yapabileceğinizi düşündüğünüzü (dopamin salgılanması nedeniyle) göreceksiniz. Az önceki zihin halinde olmadığınızı (nöropinefrin kotasına takıldığınız) göreceksiniz (dopamin sayacı geriye aldığı için).

İnsanlar ödül mekanizmasının içsel olduğunu farkettiklerinde, içsel ödüllerini süre – yol – çıktı üçlüsü ile ilişkilendirdiklerinde ilginç bir sürece giriyorlar.

Bir insanın öğrenebileceği en güçlü şeylerden biri, süreç – yol – çıktı (yüksek odaklanma) üçlüsünü içsel bir ödül hissine bağlamaktır. Doğru yolda olduğunuz için kendinizi ödüllendirmektir. Toplam 1000 kilometrelik doğru yolun 4 kilometresini doğru yolda yürüdüyseniz kendinizi takdir etmektir. Özellikle de düzenli olarak bunu yapıyorsanız. 1000 kilometreye değil de 4 kilometrelik köşe taşlarına odaklanarak (yolu yürüme süreci – yolun kendisi ve yönü – 4 kilometreyi yürümek kısmına odaklanarak) nöropinefrin seviyesinin sınıra çıkmasını ve yolu yürümeyi bıraktıran zihinsel durumu sürekli ileri atarsınız. Başka deyişle eğer büyük amacınızın içinde küçük hedefler belirler ve her defasında önünüzdeki hedefe ulaşıp onu başarınca kendinizi takdir ettiğinizde, sınırsız zihinsel enerjiye sahip olursunuz.

Sonraki Yazı: Harekete geçmek, düşünce, duygu ve algı

Change Your Brain podcastından derlendi.

Efendi Erkek Sendromu – 2

Bir onceki bölüm: Efendi Erkek Sendromu – 1

Efendi erkeklerin temelde sevilmek için yaptıkları kişisel önceliklerinden taviz veren hareketler ne yazık ki istedikleri kadınlar tarafından arzulanma halinin tam tersini doğuruyor. Üstelik bu davranış efendi erkeklerin özsaygısı için de kötü bir şey. Bu kabul görme temelli hareketler silsilesi kişisel bütünlüklerine zarar veriyor ve erkeğin kendi beynindeki güçsüzlük algısını pekiştirip duruyor.

Efendi erkeklerin hali zorunlu bir efendilik ve iyilik durumudur. Efendi erkekler hayatta hem başka stratejilere yabancılar hem de kendilerine öncelik verme temelli davranışların oluşturduğu duygusal gerilime katlanamıyorlar. Bu tıpkı “çirkin kadın ahlakı” gibidir. Çirkin kadın karşı cinsle haşır neşir olmamak anlamında ahlaklı olmakla övünebilir ama bu çok anlamlı değildir. Çünkü istese de cinsel anlamda ahlaksız olması zordur. Ya da kızların görmezden geldiği, istese de bir kızla tanışamayacak bir erkeğin kızlarla ilişkiye girmemeyi bir erdem olarak sunması gibi. Burada efendilik / iyi çocukluk beyin paradigmasını değiştirip tersi şekilde davranmayı öğrenene kadar zorunlu tek rotadır.

Efendi erkeklerin beyin paradigması sorunların temelini oluşturur. Efendi erkekler duygusal güçleri olmadığı için problemden yalıtılmış, sorunsuz bir yaşam ararlar. Ama bu şuan içinde bulunduğumuz dünyada imkânsızdır. Çünkü dünya ve içinde bulunduğumuz medeniyet doğası gereği kaotik, düzensiz bir yerdir. Hayat beklenmedik şekilde gelişir ve kontrole alınamaz. Hayatta beklendik senaryolar birer illüzyondur. Tahmin edilebilir şekilde planlanan bir hayat masal dünyasında olur. İşte böyle bir dünyada iyi çocuklar risksiz, dertsiz, çatışmasız bir yaşamın olabileceğine inanıyorlar. Bu düzensizliği kabul etmeme ve sürekli düzen arayışı efendi erkeklerin insanlardaki ve hayattaki bu problemli + çelişkili doğayı anlayıp buna uygun çözümler geliştirmek konusunda becerileri olmalarını engelliyor.

Efendi erkek şunu kabul etmekte zorlanır: Gün içinde berbat şeyler mi yaşadın? İnsanlar yaptığın ya da söylediğin bir şeyi beğenmediler mi? Yaptığın bir davranış birinin işine gelmedi mi? Kız sana bakmadı mı? Kız onunla tanışmak istediğin için seni ayıpladı mı ? Kız arkadaşın gene saçma taleplerle geldi ve bir ton şikâyet mi etti? Şunu yaparsan insanlar senin hakkında kötü düşünebilirler mi ? Her şey zihninin aldığından çok daha karmaşık mı görünüyor?

İçinde yaşadığımız dünyada tüm bunlar tamamıyla normal! Dünya zaten böyle bir yer. Bunları bir problem olarak görüp, kişisel hayatını düzen içinde bir duruma getirmek için birilerini memnun etme odaklı hareket etmek seni bok çukuruna daha da yaklaştırıyor. Bunu yerine bozuk paranın diğer yüzünü çevirmelisin. Bu bencil ol, sadece kendini düşünen biri ol demek değil. Zaten başkalarına faydalı olmak için önce kendine hayrının olması gerekir. Bozuk paranın diğer yüzünde insanlar ne düşünürlerse düşünsün günlük hayatında kendi inandığı şeyleri ileri sürebilen biri olmak vardır. Neye inandığını bilmesen de bir süre sonra öğreneceksin. İnandığın kadarını uygula. Bundan rahatsız olan varsa bu onların problemidir.

Sonuçta diğer insanların algısını olumlu pozisyonda tutmayı kendini iş edinirsen bu iş bir yerden sonra senin üzerine kalacak, görevin haline gelecek. Bunu kaç sene devam ettirebilirsin ki? Bu kazanamayacağın bir uğraşa girişmek olur.

Eski bir efendi erkek / iyi çocuk olarak şunu söyleyebilirim:

Hayatta uygulaması stresli olsa bile kendi doğrularına göre hareket etmeye çekinmiyorsan zorlu durumlar içinde bile kendini iyi hissedersin. Ama meseleye başka insanları odağa alarak bakıp kendi doğrularını ileri sürmeyi geciktirirsen iyi koşullar altında bile boktan hissedeceksin

Efendi adam yaşamın stresi karşısında erken kırılan, her türlü çatışmada meydan okumanın stresini kaldıramayıp mutlu olmak için mağarasına kaçan adamdır. Bu mağarada onu bu stresli ortamdan alıp çıkartan, uyuşturan onay bağımlılığı, kendini ispatlama çabası, toplumsal olarak doğru davranma takıntısı vardır. Bunların hepsi hayatın kaotik yapısında yüzmeyi beceremediği için tutunduğu şeylerdir.

Oysa bu mağaradaki şeyler onu yaşamın stresinden kaçıran, sadece bir süreliğine uyuşturan yüzeysel şeylerdir. Ancak kendi doğruları olan ve bu doğruları başkalarından tepki çekme uğruna ileri süre adamın cesaretine ulaşamadığı için hayattaki bu güçlü duruşun tatminini hiç sağlayamaz.

İnsanlar kendi davranışlarına o kadar alışırlar ki, efendi erkek de kendini istismara açan bu davranışları evinde sürekli tıkırdayan bir saat sesi gibi bir yerden sonra hissetmemeye başlar. Bizim dikkat edip onları bulmamız gerekir. Onay temelli çalışan beyin paradigmasının değişmesinin ilk adımı budur.

Efendi erkek serisinin son yazısında çözüm yollarından bahsedip bu seriyi bitireceğiz.

Yazar: Secret

Efendi erkek olmaktan kurtulup nasıl çekici bir erkeğe dönüşebileceğini bu kitap setinde detaylı işledim.

Nöroplastisite ve beyni yeniden kablolamak

Nöroplastisite, beynimizdeki nöron (beyin hücresi) ağlarının yeniden organize olabilmesi anlamına geliyor. Sinir sistemi, insanın deneyimlerine tepki olarak değişebiliyor. Beynin deneyim sonucunda kendisini yeniden “kablolayabilmesi” doğumdan 25 yaşına kadar oldukça kolay yapabildiği bir şey. Özellikle çocukların beyinleri, deneyimlerine göre sürekli ve neredeyse kendiliğinden yeniden kablolanabiliyor. 25 yaşına kadar beyin kendisini, çevre ile uyumlu olacak şekilde sürekli güncelliyor.

Çocuklar mesela 3 dili aksansız konuşabilecek kadar yüksek nöroplastisiteye sahipler. Bunu 25 yaşından sonra yapmak ise oldukça zor. Beyin hayatın ilk 25 yılında çevreye adapte olmak ve sonrasında da bu kablolamayı sürekli olarak kullanmak üzere evrim geçirmiş gibi.

Fakat beynin sinir ağlarını 25 yaşından sonra yeniden şekillendirmek zor olmasına rağmen imkansız değil. Ama bunun için yaptığınız şeye odaklanmanız gerekiyor. Örneğin yetişkin birinin, daha kaygısız biri olmaya ya da yeni bir dil öğrenmeye çalışıyorsa, öğrenme sürecine odaklanması gerekiyor.

Bunun kimyasal bir altyapısı var. Bütün gün düşünmeden refleksif bir şekilde hareket ediyorsunuz ama yapmaya başladığınız şeye yoğun bir şekilde dikkat edip ona odaklandığınızda beynin nucleus basalis adlı iki çekirdeğinden o an kullanmakta olduğunuz sinir hücrelerine asetilkolin kimyasalı salgılanıyor. Bu kimyasal da yeni şeyde aktif rol oynayan sinirleri uyku esnasında değişmek üzere işaretliyor.

Bu nedenle yeni bir şey öğrenmek ya da bir davranışlarını değiştirmek isteyenler için odaklanmak ilk yapmaları gereken şey. İkincisi ise bu odaklanmaların ardından gece iyi ve derin bir uyku çekmek. Zira nöroplastisite yoğun bir odaklanma ile harekete geçiyor olsa da asıl değişim uyku esnasında gerçekleşiyor.

Beyniniz en fazla sayıda davranışı otomatik hale geçirmeye meyilli. Fakat beynin yeni bir davranışı otomatik hale getirmesi için süresine (bu şey ne kadar sürüyor), yoluna (nasıl oluyor) ve sonuçlarına odaklanması gerekiyor.

Yeni bir dil, yeni bir spor, yeni bir konsept öğrenmede ya da bir travmayı atlatmak için terapi sürecinde bu kavramlar önemli: Süre – Yol – Sonuç. Bunlar beynin yapabileceği şeyler ama yetişkin birinin bunun için çaba harcaması gerekiyor ve bu çabaya girişmek maalesef başlangıçta her zaman acı ve isteksizlik duyguları uyandırıyor.

Bunun nedeni ise asetilkolin salgılanmadan hemen önce harekete geçen sistemin stres sistemi olması. Yeni bir şey öğrenmek istediğimizde beyin köküne norepinefrin yani nöradrenalin salgılıyoruz. Bu kimyasal insanın dikkat kesilmesine neden oluyor. Dikkat bir çeşit el feneri gibi bir süre – yol – sonuç dizgisini aydınlatıyor. Bu dikkat zahmetli bir iş ve yetişkin beyni ise eldeki zahmetsiz algoritmaları kolayca değiştirmeye direnç gösteriyor. Ama siz bu acı ve isteksizliğe karşı koyup devam ederseniz beyin direnç gösterse de yeni davranışın veya düşüncenin gerektirdiği sinir hücrelerini değişim için işaretliyor.

Tekrar etmek gerekirse eğer yeni bir davranış, düşünce ve hatta duygu geliştirmek istiyorsanız:

1 – Yeniliğin getirdiği acı ve isteksizliğe rağmen yeniliği yapmanız.

2 – Yeniliğin süresine, yoluna ve sonuçlarına olabildiğince odaklanmanız.

3 – Sonra da tam tersi odağı tamamen bırakıp iyi ve derin bir odaksızlanmaya (uyku) dalmanız lazım.

Stanford Üniversitesinden Eric Knudsen’in araştırmalarına göre odaklanma olduğu sürece yetişkin beyni de çocuk beyni kadar değişime açık olabiliyor.

Burada odak kadar önemli bir şey de bir çeşit aciliyet hissi. UCSF’ten Mike Mirza’nın araştırmalarına göre örneğin odaklanmanız gereken şey sizin için günlük ciddi bir sorun çözüyorsa mesela o şeyi yaptığınız sürece günlük yemeğinizi alıp yoksa aç kalıyorsanız, beynin bu şeyi öğrenmedeki esnekliği oldukça yüksek oluyor. Zira doğa gerçek bir ihtiyaç sonucunda beyni adapte olmaya zorlayacak şekilde geliştirmiş.

Peki bir şeye aciliyet hissi getirmek için o şeyi aşkla mı korkuyla mı yapmalısınız? Cevap ise ikisinden biri olabilir, beynin değişimi için fark etmez. Yani ödül sistemi dopamin sonra işin içine giriyor.

Bu bilgi aynı zamanda bize bir şeye başlamanın neden o şeyi yapmaktan daha zor olduğunu da gösteriyor. Yeni bir şeye başlarken beynin salgıladığı norepinefrin ve adrenalin başlangıçta sıkıntı ve isteksizlik hissi yaratıyor.

Asetilkolin dikkat ile alakalı norepinefrin ise bir nevi başlama stresi ile. Burada önemli bir diğer hormon ise dopamin. Dopamin doğanın tüm hayvanlara doğru yolda olduklarını bilmeleri ve onları doğru yolda tutmak için geliştirdiği bir hormon. Birçok insan dopamini bir işi başarınca salgılanan bir hormon olarak biliyor ve evet dopamin bu durumlarda da salgılanıyor. Ama dopamin hormunu asıl hedefe giden her köşe taşına ulaştığınızda veya kendinizi o hedefe doğru yürüyor hissettiğinizde salgılanıyor.

Örneğin toplam 300 sayfa bir kitabı bitirme hedefiniz olsun. Evet, o kitap bittiğinde de dopamin salgılıyorsunuz ama asıl örneğin kendinize günde 5 sayfa yazacağım hedefi koyup hergün 5 sayfa yazdığınızda da hergün dopamin salgılıyorsunuz. Süre (günde 2 – 3 saat) – yol (yazma) – sonuç (5 sayfa) üçlüsüne odaklanmayı hatırlayın. Süre – yol – sonuç üçlüsüne yoğun odaklanma da diyebilirsiniz.

Susamış bir geyik düşünün. Susuzluk ona büyük bir rahatsızlık duygusu olarak geliyor. Bu geyik bir su kokusu aldığında (geyikler suyun kokusunu alabilirler) ve onu takip edip bir su kaynağı bulup bir iki yudum içtiğinde dopamin salgılıyor. Bu dopamin ise onu daha büyük bir su kaynağı arama yoluna koyuyor.

30 kilo verme hedefi koyduğunuzda haftada 1 kilo vereceğim şeklinde köşe taşları koymalısınız. Her hafta 1 kilo vermeye odaklanıp verdiğinizde her hafta dopamin salgılarsınız ve bu da sizi 30 kilo verme yolunda tutar.

Burada bir parantez açıp alkol, uyuşturucu, oyun, vs. gibi bağımlılıkların tehlikesine dikkat çekmek gerekiyor. Hedefleriniz yolunda yürümeniz özellikle de başlangıçta stres demek. Bu stres kapısını geçmek yerine uyuşturucu gibi dopamin kaynaklarına kapılırsanız, dopamini tek bir yerden sağlıyorsunuz ve diğer kaynakları sallıyorsunuz. Bu da “mutlu” ama yıkık bir yola girmenize neden oluyor.

Stres sisteminize dayanmayı öğrenmeniz lazım. Evet o sistem rahatsız edici olsa da sizi yataktan kaldırmak, bir şey yapmaya zorlamak gibi bir işlevi var. Stres sisteminin zorladığı yola girip köşe taşlarında dopamin salgılamak yerine oldukça dar dopamin kaynaklarına bağımlı olmak çok ciddi bir problem.

Bu üç hormonun sırayla çalışması gerekiyor:

Rutin dışı bir şeye başladığınızda norepinefrin ile stres.

Bu şeyi odaklanarak yaptığınızda asetilkolin ile yeni bir kablolamanın işaretlenmesi (ve uyku ile o kablolamanın inşaa edilmesi)

Doğru yolda ilerlediğiniz sürece salgıladığınız dopamin.

Sonuç? Beyninizin yavaş yavaş, yeni davranış – düşünce biçimini otomatik hale getirecek kablolamayı inşaa edip sağlamlaştırması.

Burada şu önemli şeye daha açık bir şekilde dikkat çekeceğim:

Yeni bir şeye başladığınızda hissettiğiniz ve çoğu insanı yeni bir şeyi öğrenmeye başlamaktan alıkoyan stres/acı/isteksizlik hissi, odaklanma ve yeniden kablolama evresine ulaşmak için içinden geçmeniz gereken bir kapı ya da aşmanız gereken bir engel. Bu nedenle sizin için önemli bir şeyi öğrenmeye başladığınızda bu size zevk vermeyecek. Acı verecek! Bu şeye büyük bir istek duymayacaksınız. Tam tersi isteksizlik duyacaksınız. Bu acı, isteksizlik ve stres, ilk köşe taşlarına ulaşmaya başladığınızda dopamin ile mutluluğa dönüşecek.

Bu nedenle bir hedefi akıllıca köşe taşlarına bölüp bu taşlara ulaştınız mı kendinizi kutlayın. Örneğin gitar çalmayı öğrenme hedefini önce şu parçayı çalacağım gibi seyrek taşlara değil günde en az 2 saat pratik yapacağım gibi köşe taşlarına bölün. Hergün 2 saat pratik yaptığınızda bu pratiğe odaklanın ve işiniz bittiğinde kendinizi kutlayın. Gitar çalmaya olan büyük isteğinizin elinize gitar alınca isteksizliğe dönüşmesinin sürecin giriş kapısı olduğunu anlayıp bu kapıyı geçecek kadar sabırlı olun. İlk başta kendinizi gitar çalarak elde edebileceklerinizle motive edebilirsiniz ya da bunu da yapmayarak sıkışacağınız hayat ile korkutabilirsiniz. Ama asıl isteği, hergün yaptığınız küçük başarılardan (2 saat pratik) alacaksınız.

Sonraki Yazı: Dopamin ve “sınırsız” zihinsel enerji

Change Your Brain podcastından derlendi.

Çarpıtılmış Kadın Algısı ve Erkeğin hayal dünyası

Birçok konuda olduğu gibi kadın- erkek ilişkilerinde de yapay bir gerçeklik yaratarak biz erkekleri kandıran bir mekanizma var. Kadınmerkezli sistem ya da feminizm, adı ne olursa olsun, kadını erkeğin gözünde vazgeçilmez ve biricik kılan bu yapı bana kalırsa tüm kötülüklerin anası. Filmlerde ve dizilerde ışıklandırmayla, makyajla yaratılan görsellik, instagram’da bir ton filtre, edebiyatta aşırı idealize edilen kadın karakterler… Bunların hepsi aslında kadınlar üzerinden milyonları cebe indiren sistemin biz erkeklere dayattığı çarpık algının ürünü.

Sinemada izlediğimiz o mutlu sonlu filmler, Okuduğumuz hikayelerde ve romanlarda kızın peşinden koşarak en sonunda kızı kendisine aşık eden genç, kadınların salya sümük üzerine atladığı ve sevişmek için sıraya girdiği o erkek tamamen hayal ürünü. Malesef gerçek hayatta işler böyle yürümüyor. Çok zengin olsanız da, çok iyi görünseniz de sizi reddeden milyonlarca kadın olacak. Hatta bazıları yüzünüze bile bakmayacak. Şaşırdınız mı? Bu, tavşan deliğinin sadece görünen kısmı.

Erkek beyni, karşı cinsin görselliği üzerine kendi hayal gücünü inşa eder. Elbisenin altındakini tam olarak görememesi onu heyecanlandırır ve tahrik eder. Bir erkeği kadına çeken en önemli şeylerden biri budur. Gerçekte olan değildir. Erkeğin kendi kafasında kurduğudur. Bu yüzden biz erkekler mini etek severiz. Taytla vücut hatları az çok belli olmuş kadınlar bizi etkiler. Çıplaklar kampına gitsek halk plajındaki kadar karı- kız kesmeyiz. Dolgulu sütyen, burun estetiği, makyaj, korseler, kalçayı diri gösteren tayt vs vs. Burada sayamayacağım daha bir çok şeyin dışında kadını maskeleyen ve biz erkeklere düzenli olarak mavi hap aldıran elementler vardır.

Ben bu zamana kadar hiçbir filmde ya da dizide tabak çeviren, sevgilisi varken 2-3 adamla flört eden, ilişkilerinde yalan söylemeyi hayatının bir parçası haline getirmiş kadın görmedim. Varsa yoksa pişman olup af dileyen, erkeğin ayaklarına kapanan kadınlar, sevgilisini annesi yerine koyan ve çok mutlu olan erkekler gördüm. yani bu filmler, betaları duygusal açıdan tatmin edecek şekilde dizayn ediliyordu. İnstagram’da tanışıp buluştuğum kadınlar nadiren fotoğraflardaki gibiydi. Hoşuma giden birkaç youtuber’ı makyajsız gördüğümde soğudum. Hatta daha da çarpıcı olanı, geçen gün arkadaşım komik bir anısını anlatırken ” sevgilisinin çocukları” tabirini kullandı. O ne demek, lan? Diye sorduğumda ” kadın boşanmış. önceki eşinden de 2 çocuğu varmış. Ne güzel işte, hazır paket olarak iki çocuk da hatunla beraberinde geliyor” dedi. Şöyle bir suratına baktım. Bir şey demek bile içimden gelmedi.

 

 

Kırmızı Hap Kimliği

Şu pandemi süreci en çok hangi sektörü vurdu, diye sorsalar, hiç duraksamadan ” hatunculuk sektörünü” cevabını verirdim. Evde kaldığım süreçte sitedeki derslerin üzerinden tek tek geçtim. Okumadığım yazıları okudum. Hatunlarla online konuşmalar yaptım ama buluşma olayına pek girmek istemedim. Bununla birlikte, burada sayamayacağım birçok şeyle uğraştım.

Pook’un Kitabını okuduktan sonra fark ettiğim şey, kırmızı haplı zannettiğim ama aslında mavi haplı olan birçok davranışımın olduğuydu. Örnek verecek olursam, maskülenlik göstergesi olan bazı davranışları göze parmak sokar gibi yapmam, kadınların yüzlerine karşı onları eleştirmem, bunu yaparken de ” aa ne güzel, demek ki meriç değilmiş bu! ” gibisinden takdirle karşılanacağımı düşünmemdi fakat anladım ki hatuna karşı kendimi ispatlama derdine düşmem bile mavi hapın daniskasıymış. Sonra ” ulan, peki nedir bu kırmızı hap? ” diye sordum kendime. Fikir mi? İnanç mı? Paradigma mı? Ütopya mı? Hayır. Hiçbiri değil. Sonra Pook’un şu sözü geldi aklıma: Kırmızı hap’ın amacı üzerinize kadın yağmasını sağlamak değildir. Böyle bir beklentiniz varsa daha çok beklersiniz. Kırmızı hap’ın amacı, size ilgisi olan kadına ilgi duymanızı sağlamak, size soğuk olan kadınla ise bağları koparmaktır. Yani kişinin sağlıklı bir ilişki kurmasını sağlamaktır. Kulağa gayet basit geliyor değil mi? Feminen tahakkümün hayatımızda söz sahibi olduğu bu dönemde bir erkeğin kendi iç sesini dinleyip doğru olanı bulması, Mars’a koloni kurmak kadar zor bir şey.

Belki binlerce defa yazılmıştır ama ben bir kez daha yazmak istiyorum. Red pill’in erkeğe kazandırmaya çalıştığı şey, bir kimliktir. Değer gören, saygı duyulan erkek kimliği… Yalnız, bu kimlik kolay kolay kazanılmaz. Her şeyden önce uzuuun bir tecrübe sürecinden geçmek gerekir. Bu süreçte erkeğin anlaması gereken şey, değer yaratması gerektiği ve bu değer sayesinde diğer erkeklerin önüne geçeceğidir. Peki, nedir bu değer? Öncelikle zihniyetin değişmesi gerekli. Kıtlık zihniyetinden çıkıp öğrenilmiş çaresizliği köşeye atmak ve bolluk zihniyetini içselleştirmekten bahsediyorum. Bence erkeklerin en büyük sorunu, kendilerini ezmeye yer aramaları.

Türkiye’deki gelir dağılımını incelediğimde kendimize ciddi anlamda haksızlık ettiğimizi anladım. Ortalama gelirin biraz üzerinde kazanan, eğitimli, kadınlar konusunda tecrübeli, kırmızı haplı erkeklerin, her zaman arzulanan %20’lik dilimde olduğunu görmek beni şaşırttı. Mali durum, eğitim, kariyer gibi önemli maskülen unsurlar kadar özgüvenin de önemli olduğunu anladım. Özgüvenden kastım, ilgi duyduğu kadının gönlünü çelebilen, ilgisi olmayan kadını da kolayca nextleyebilen, alternatifi bol tutan erkek modeli. Bu tip bir erkek zaten ister istemez kadınları kendisine çekecek.

Kadın- erkek mevzularını fazla dillendirmeyen, kadının beğenilerine hitap etmek için çabalamayan, kendi beğenilerine hitap eden kadınlara yürüyen, istenmediğini anladığında nazikçe kadının hayatından çıkan o elit erkek olmaktı red pill. Sempati kazanmak için kedilere sarılıp fotoğraf çektiren tüysüz tiplere gülerek bakmaktı. Şüphesiz, öfke fazını aşıp sükunetin en büyük saldırı olduğunu anlayabilenler, söylediklerimi haklı bulacaklardır.

Efendi Erkek Sendromu – 1

Sosyal yapıda ve geleneksel aile yapısındaki hızlı değişmeler günümüzde diğer insanların onayı peşinde koşan bir erkek türü yarattı. Bu erkeklere efendi erkekler (iyi çocuklar) diyoruz. Bu efendi erkeklerin temel ortak noktaları şunlar:

  • Başkalarının onayı peşinde koşarlar.
  • Kendi kusurlarını birer defo olarak görür ve gizlemeye çalışırlar. Çünkü kusurları açığa çıkarsa sevilmeyeceklerini düşünürler.
  • Diğer insanların önceliklerini ve ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyalar.
  • Hemcinsleriyle (özellikle babaları) ve kendi maskülen doğalarıyla olan bağlarında kopukluk yaşarlar.

Bu iyi çocuklar dışarıdan nasıl göründüklerini ve hata yapmamayı fazla önemserler. Başkalarını memnun etmek onlar için hayati bir mesele haline gelmiştir. İnsanlarla çatışma yaşamaktan, anlaşmazlığa düşmekten coronadan korktukları gibi korkarlar.

İyi çocuklar özellikle kadınları memnun ederek, kadınların yakındıkları “kötü, umursamaz” erkek sürüsünden kendilerini olumlu anlamda farklılaştırarak kadınlar tarafından fark edilmeyi, kabul görmeyi strateji edinmişlerdir. Kendilerine mantıklı gelen bu strateji aslında son derece kötü ve insan çiftleşme ritüelinin acımasız savanasında bu erkekleri yem edecek cinstendir.

Kim bu efendi erkekler ?

Bu erkekler bazen en yakın arkadaşlarımız, bazen abilerimiz, kardeşlerimiz, bazen de ta kendimizizdir. Bu erkekler her kimseler hepsi birbirinden çok farklı, şahsına münhasır kişiler ancak ortak bir inanç onların kesişim kümesini oluşturuyor : “Eğer yeterince iyi olurlarsa ve her şeyi doğru yaparlarsa, sevilecekler, kabul görecekler, özellikle kadınlar onları fark edecek, ihtiyaçları karşılanacak ve problemsiz, rahat bir hayat yaşayacaklar”.  Bu kafa yapısı onları kendi hatalarını gizlemeye, kendi ihtiyaçlarını ve duygularını arka plana atıp diğerlerinin ihtiyaçlarına öncelik veren bir anlayışı kılavuz edinmelerini sağlıyor.

Efendi erkekler tam da bu yüzden hayatta, özellikle de ilişkilerde yüzleri gülmemeye en büyük adaylar. Çünkü bu erkekler kendi isteklerini ikincil öncelik yapmaya devam ettikçe kimse onların yerine bunu yapmayacak ve toplumda istekleri göz ardı edilen görünmez biri gibi yaşamaya devam edecekler.

Efendi erkeğin karakteristiği

Efendi erkekliğin temelleri erken yaşlarında içselleştirdikleri bir inanç sisteminden gelir. Ve bu yanlış inanç sistemi hayatları boyunca onlara önderlik eder. Normal erkeklerde şimdi sayacağım özelliklerin birkaç tanesi var olabiliyorken, efendi erkekler bu özelliklerin çoğuna sahiptirler:

  • Efendi erkekler onay ararlar: Efendi erkeklerin evrensel değeri başkalarının onayını aramaktır. Efendi adamın yaptığı ve söylediği çoğu şey birinin onayını alma ve almama meselesidir. (Bunu birçok erkek farkında olmadan da yapıyor)
  • Efendi erkekler çatışmadan kaçarlar: Efendi erkekler kendi dünyalarını problemden soyut bir şekilde tutmak isterler. Çünkü tersine dayanacak duygusal güçleri yoktur. Bunu sağlamak için insanları sinirlendirecek şeyler yapmaktan korkarlar.
  • Efendi erkekler kişisel hassaslıklarını, kusurlarını gizlemeleri gerektiğini düşünür: Kişisel kusurları sevilmeme nedeni olarak algılarlar. Kendilerini kusurlarıyla sevmeyi başaramazlar.
  • Efendi erkekler için hata yapmak tehlikelidir: Hataları dışlanma ve yalnız kalma nedeni olarak algılarlar.
  • Efendi erkekler fazla düşüncelidirler: Bu erkekler başkalarının önceliklerini ön plana alıp iyi davranışlarda bulunmanın diğer insanların onları sevmelerini sağlayacağı inancı içindedirler. Eğer birinin bir ihtiyacı varsa ya da kızgınsa, depresyondaysa kendine böyle bir talep gelmese bile iyi çocuklar o kişinin problemini çözmeye çalışırlar.
  • Efendi erkekler babalarından farklı olmaya çalışırlar: Pek çok efendi erkek pasif, kızgın ya da ilgisiz babaları olduğunu söyler. Bu yüzden bu erkeklerin babalarından 180 derece daha farklı olmaya çalıştıkları çok görülen bir şeydir. Babalarıyla bağ geliştirip, yeterli paylaşım yapamayan erkekler zaten rol model bulmakta zorlanır ve anneleriyle çok vakit geçirdikleri için dünyaya feminen bir gözlükten bakarlar.
  • Efendi erkekler erkek hemcinsleriyle problemli iletişim yaşarlar: Diğer erkeklerle iletişim kopukluğu kendi maskülen özlerinden kopukluğun bir sonucudur. (Zaten bir erkek kızlarla başarılı olmak istiyorsa önce erkeklerle iletişiminde belli oranda başarılı olması şarttır.)
  • Efendi erkekler kendi ihtiyaçlarını öncelik haline getirmekte zorlanırlar: Eğer kendi ihtiyaçlarını ön plana koyarlarsa kendilerini bencil, suçlu hissederler.
  • Efendi erkekler partnerlerini kendi dünyalarının merkezi yaparlar: Çoğu efendi erkek mutluluklarını partnerlerinin mutluluğuna bağlamış durumdadır. Bu yüzden sıklıkla ilişkilerine orantısız bir enerji harcarlar.

Sorarsanız eğer çoğu efendi erkek size “iyi erkek olmakta yanlış nedir ki ?” diyecektir. Bu erkeklerin uyumaya devam etmesi toplum ve feminizm tarafından destekleniyor. Mesela hassas erkeklerinin toplumumuzda birer komedi unsuru olarak kullanılması az görünür bir durum değil. Ancak Tvde gösterilen şapşal, kızı görünce eli ayağına dolaşan efendi erkek filmin sonunda gene de kızı kapabiliyor. Fakat gerçek hayatta bu senaryonun sonunun böyle gelişmesi söz konusu değil. Tüm bu ve benzeri beyin yıkamalar sayesinde çoğu efendi adam kalıplarını, inançlarını sorgulama gereği bile duymuyor.

Aslında sözlükteki “iyi” tanımıyla efendi erkeklerin dünyasında “iyi” tanımı birbirine uyuşmuyor. Bir erkeği iyi, efendi erkek diye etiketlemekle aslında onun pek az iyilik barındıran gerçek davranışlarına doğru bir referans yapmış olmuyoruz.  Bu erkekler toplum, ana akım medya, feminizm ve yüzeysel kadın söylemleri tarafından manipüle edilmişler ve başkalarının, özellikle de kadınların karşılıksız faydasını gözetmeyi kafalarında “iyi” olarak tanımlamışlar.

Efendi erkek adlandırılması bu söz konusu erkekler için aslında yanlış bir tanımlamadır. Çünkü efendi erkeklere aslında iyi demek yanlış bir tanımlama olur. İyi den ziyade bu erkekler düşünce bozukluğuna ve yanlış beklentilere sahipler. İşte “iyi, efendi” erkeklerin hiçte iyi olmayan ! özellikleri:

  • İyi, efendi erkekler gerçek değillerdir: İnsanların onları nasıl göreceklerini çok umursadıkları için kendilerini farklı göstermeye çalışırlar. Varsa hatalarını, kusurlarını sürekli gizlerler.
  • İyi, efendi erkekler karşılık umarak yardım ederler: Efendi erkekler karşılık bekler şekilde “iyi” olurlar. Bu karşılık çoğu zaman bir materyal değildir. O kişinin ona minnet duyması, o kişinin ona bir dahaki sefer kızmaması, kendisini kabul etmesi, diğer erkeklerden daha iyi bir sevgili adayı olduğunu anlaması gibi şeylerdir. Sonuç olarak efendi erkeğimiz çok fazla şey verir ve karşılığında çok az şey alır ve bu durum içinde hayal kırıklıkları birikmesine neden olur. Mesela bir kızın dertlerini dinleyip, yardımına koşup, hatta adet sancısı duyduğunda masaj yapıp sonra o kız başka bir adama gittiğinde buna yakınması klasik bir efendi adam davranışıdır. Bu hareketlerin hepsi özde iyi olduğundan değil, çıkar amaçlı yapılan şeylerdir.
  • İyi, efendi erkekler kapalı kutudurlar: Onay arayışı temelli hareket etmeleri, normalde ifade etmeleri gereken şeyleri bastırmalarına neden olur. Olası tepkilerden dolayı dışarı yansıtmadıkları o içlerindeki kopan fırtınalar en olmadık yerde birikip patlayınca herkesi şaşırtırlar.
  • İyi, efendi erkekler manipülatiftir: Efendi erkekler kendi isteklerini öncelik haline getirmedikleri ve istekleri konusunda açık olamadıkları için istediklerini almaları için ellerinde tek bir çare kalır. Bu çare de yan yollara dalıp manipüle ederek onu dolaylı yoldan elde etmeye çalışmaktır.
  • İyi, efendi erkekler pasif-agresiftirler: Efendi erkekler kendi hayal kırıklık ve içerlemelerini direk olarak yansıtmak için yeterince güçlü değillerdir. Bu yüzden de bu biriken olumsuz duyguları dolaylı yollardan, geç bir şekilde muhatabına yansıtırlar.  Bu mesajın karşıdaki kişi tarafından anlaşılması mümkün değildir ve iletişim bozulur. Pasif agresiflik aynı zamanda kişisel sınır çizmeyi becerememenin bir sonucudur.
  • İyi, efendi erkekler kızgınlık doludurlar: Efendi erkekler hayat boyu “iyi” çabaları sonucu elde ettikleri karşılığın çok az olduğunu görürler. Ve içine düştükleri bu durum bünyelerinde kızgınlık, umutsuzluk biriktirir. İçlerinde bastırılmış bu duygular her an düdüklü tencere gibi patlayacak halde gezmelerine neden olur.
  • İyi, efendi erkekler bağımlılıklara eğilimlidirler: Bağımlılıklar stresi azaltma, ruh halini değiştirme amaçlı kullanılır. Efendi erkekler içlerinde çok fazla şey biriktirdikleri için bu biriken enerjinin bir yerden çıkması gerekir. Diğer maddeler gibi efendi erkekler arasında cinsellik takıntısı da bağımlılık seviyesinde görülebilir. En efendi görünen erkeklerin bile internet geçmişlerinin başkalarına tarafından görülmesi fikri tüylerini diken diken edebilir.
  • İyi, efendi erkekler kişisel sınırlarını çizmekte zorlanırlar: Çoğu efendi erkek “hayır”, “şunu yapmak istemiyorum”  gibi şeyler söylemekte zorlanır. Bu yüzden kendilerini çaresiz kurbanlar olarak görebilirler. Bu onları pasif-agresif bir düdüklü tencere yapar.
  • İyi, efendi erkekler yalnızdırlar: Sevilme ve beğenilme arzularından dolayı kendileri olamazlar ve doğal olmayan hareketlerinden dolayı diğer insanların onlarla gerçekten bağ kurması zorlaşmıştır.
  • İyi, efendi erkekler samimi ilişkilerde problemler yaşarlar: Efendi erkekler kendileriyle çok meşgul oldukları için, berbat dinleyicilerdir ve muhtemelen o an kendilerini nasıl koruyacaklarını, ne derlerse iyi etki bırakacaklarını falan düşünüyorlardır.
  • İyi, efendi erkekler cinsel sorunlara eğilimlidirler: Efendi, iyi erkeklerin tatminsiz bir cinsel yaşamları vardır. Çünkü iyi bir cinsel yaşam feminen enerjiyle maskülen enerjinin birbirini ateşlemesiyle oluşur. Bluetooth cihazının eşleşmesi gibi düşünün. Feminen enerji karşısında eşleşecek yeterli güçte bir maskülen enerji bulamadığı için evliliklerde dahi son derece isteksiz bir partnerle karşılaşırlar.

Bu yazıyı “No More Mr Nice Guy” kitabından faydalanarak kendi eklemelerimi ve yorumlarımı katarak yazdım. Devam yazısında efendi erkek sendromunun kökenlerine iniyoruz.

Devam yazısı: Efendi Erkek Sendromu – 2

Yazar: Secret

Kızlarla başarının gerçeklerini anlattığım kitap setime buradan ulaşabilirsin, senin için aşağıya bana gelen yüzlerce okuyucu yorumundan bir örnek sunuyorum.

 

 

İlişkilerde kıskançlık nedenleri ve çözümü

Daha kendine güvenli biri olmanın büyük problemleri nasıl çözebileceğine iyi bir örnek kıskançlıktır. Kadınlar erkekleri kıskandırmaya, erkeklerin kadınları kıskandırmaya çalıştığından çok daha fazla çalışırlar. Ama erkeğini kıskandırmaya çalışan kadınların bunu yapma nedeni, çoğunlukla erkeği cezalandırmak değil. Kadınların erkeklerini kıskandırmaya çalışmalarının birinci nedeni, erkeklerinin kendilerini kıskanacak kadar önemseyip önemsemediklerini test etmektir.

Sizin buna verebileceğiniz en güzel tepki ise gülüp geçmek! Ona “çok komik” olduğunu söyleyin. Neden güldüğünüzü sorarsa, onun sizin için deli divane olduğunu bildiğinizi söyleyin. Bu onu sarsacak ve sizin için daha da fazla deli olmasına neden olacak. Ve aynı zamanda bu şekilde sizden bir reaksiyon alamayacağını öğrenecek.

Yukarıdaki şekilde davranmak, bir taşla iki kuş vurur: KENDİNE GÜVENİNİZ sizi onun gözünde daha seksi yapar ve aynı zamanda sizi manipüle edemeyeceğini öğrenir.

Eğer abartı şekilde sizi kıskandırmaya çalışıyorsa, yukarıdaki yaklaşıma ek olarak, siz de onu kıskandırın. Mesela sizi elde etmek isteyen başka bir kızdan bahsedin. Ama bunu daha inanılır kılmak için birkaç gün bekleyin ki kuyruk acısından intikam için söylüyor gibi görünmeyin. Tekrar ediyorum, bunu sadece gerçekten aşırıya kaçarsa kullanın, yoksa boş yere kavga çıkarırsınız.

Bir kadın sizi sürekli kıskandırmaya çalışıyorsa, sebebi ne olursa olsun, O KADINI TERK EDİN. Bu aslında bu tür problemleri önceden tespit etmek için, kadının başlangıçtaki davranışlarını gözlemlemenizin önemine bir örnek.

Unutmayın ki eğer kız güzelse ilişkinin ilk aşamalarında hatuna birçok erkek yürüyor olacak (sizin ERKEK ADAM olduğunuzu anladıklarında kızların sizinle flört etmeye çalışacakları gibi). Mesela diyelim ki bir restorandasınız ve tuvalete gittiniz. Geri geldiğinizde bir erkeğin kızla konuştuğuna şahit oldunuz. UNUTMAYIN, SİZ BİR SÜRÜ KIZI ELDE EDEBİLİRSİNİZ VE O DA BUNU BİLİYOR. Sizi kaybetmemek için aptalca bir şey yapmayacaktır. Hiçbir kadın ERKEK ADAMı kaybetmek istemez.

ERKEK ADAM kendine güvenir ve arzu edilir. Herhangi bir ENDİŞE sinyali vermez zira ENDİŞELİ DEĞİLDİR!

Çoğu erkek bu aşamada sıçar zira kendini yetersiz hissetmeye başlar ve aynı zamanda söz konusu kadının gerçekte olduğundan daha İYİ BİR AV olduğunu düşünmeye başlar.

Kadınlar bu kendine güvensizlik sinyallerini, sizin endişeli davranış ve yüz ifadelerinizden anlar. Bu nedenle bundan sonra, böyle bir şey başınıza geldiğinde yani bir erkek sizin kıza yürürse, şöyle düşünün:
EĞER HATUNUN BENİ DELİ GİBİ İSTEDİĞİNİ VE BAŞKASINI GÖZÜNÜN GÖRMEDİĞİNİ BİLSEM NE YAPARDIM?

Muhtemelen kendi yanlarında kız olmayan ve başkasının yanındaki kızı “kazanmaya çalışan” bu erkeklerin acınası denemelerine bakıp gülerdiniz. Kadın sizin bu kadar kendinden emin olduğunuzu görünce, SİZE DAHA FAZLA ARZU DUYAR!

Ama eğer kız başkalarının ilgisinden BESLENEN tip bir kızsa, KIZI SAKİNCE TERK EDİN. KIZGINLIK GÖSTERMEYİN.

Onu yüzünüzde bir gülümseme ile terk edin. Gülümsemeniz “bir ERKEK ADAM ile şansını kendi ellerinle mahvettin, senin için üzüldüm” mesajı versin.

Böyle bir kadından daha iyisini çok kolay bulursunuz, hiç merak etmeyin.

Komik olan şu ki, böyle bir kızı sakince terk ettiğinizde, bunlar size sürünerek, koşarak vs. geri gelirler. Telefonunuz susmaz, mesaja boğulur, vs.

Ama onun için artık çok geç. Bu kadını geri almayın. NE OLURSA OLSUN BİTTİ.

Size kötü davranan bir kadına geri dönmeyin. ASLA.

Kendi beyninize “ben bundan daha iyisini bulamam” gibi yanlış ve zehirli bir mesaj gönderirsiniz.

BUNDAN DAHA İYİSİNİ BULABİLİRSİNİZ.

Kıskançlık: Kadın ve Erkek Arasındaki Temel Fark

Yol açabileceği problemler nedeniyle, kıskançlık konusuna özel bir kısım ayırdım. Hem kadınlar hem de erkekler kıskançlık gösterirler ama farklı sebeplerle.

İnsan evriminde kadınlar, erkeklerinin kaynaklarını başka bir kadına aktarma ihtimali belirdiğinde kıskançlık hissedecek şekilde adapte oldular. Bu erkeğin başka bir kadınla gerçekten seks yapmasından ziyade böyle bir ihtimalin yarattığı tehditti. Kadınlar, bebeklerinin kendilerinden olup olmadığını 100% bilirler. Bu nedenle seksin kendisinden ziyade erkeklerinin kaynaklarını başka bir kadına yönlendirmesi sorundur.

Erkekler ise kadınlarının başkaları ile seks yapmasından korkarlar zira bu kendi genlerinin geleceğe aktarılmasını riske sokar. Bir erkeğin yakın zamana kadar çocuğunun kendisinden olup olmadığını bilme şansı yoktu. Bu nedenle de erkek kıskançlığı seks aktivitesine odaklanır.

Kıskançlık çirkin yüzünü gösterdiğinde, bunu düşünün.

Ama bir kadın sizi kıskandırmaya çalışıyorsa, amacının muhtemelen sizin onu ne kadar önemsediğinizi görmek olduğunu hatırlayın. Eğer bunun çalışmadığını görürse, bu tekniği kullanmanın hiçbir zevki kalmaz.

Eğer kadının kıskandırma denemesini sizin canınızı acıtmak için yaptığını görüyorsanız, ki bu nadirdir, onu kıskançlıktan deli edecek şeyi düşünün – bir başka kadına duygusal olarak ilgi duymanız, sadece onunla gerçekten seks yapmanız değil.

Eğer siz masumken sizi kıskandırmaya çalışıyorsa, bunun sizi etkilemediğini gösterin ve bir iki denemeden sonra sizi kıskandırmaya çalışmayı bırakacaktır.

Ama eğer kıskançlığı, onun önünde bir kıza bakmak gibi bir olay ile yanlışlıkla ortaya çıkmışsa, aranızdaki sevginin ve bağın ne kadar derin olduğu konusunda ona güven verin. Kadına “sanki seks yapmışım gibi abartma” gibi bir karşılık vermeyin. Ama eğer masumsanız ve kadın sizi test etmek için kıskançlık yapıyorsa, ONA GÜVEN FALAN VERMEYE KALKMAYIN zira hatun size yalakalık yaptırmaya çalışıyor. Kadınlar drama çıkarmaya ve çok üzgünlermiş gibi davranmaya bayılırlar. Ama amaçları genellikle, sizin bu duygusal manipülasyonlar altında ezilip ezilmediğinizi test etmektir. Ve bu tür manipülasyonlara sıklıkla düşerseniz, size olan ilgisini kaybeder.

Kaynak: İlişki Sihirbazı – Kadınlarla Başarının Sırları Kitabı (Bu kitaptan bir bölümdür).