“Bir kadın bir erkek için ağlıyorsa sevmiştir. Ama ağlayan erkekse, o kadını hiç kimse bir daha o erkek kadar sevemeyecek demektir.” “Aşkta gurur olmaz” kadar gerçek dışı olan bu saçmalığı duymuşsunuzdur. Bugün bir kadının ağlaması daha doğrusu ağlama şiddeti hakkında konuşacağız. Bu biraz kısa bir yazı olacak ama konu, kendi yazısını hak edecek kadar önemli.
Gördüğüm kadarıyla birçok erkek, bir kadının ağlama şiddetin çok yanlış ve genellikle manipülasyona uğramasına neden olan anlamlar çıkarıyor.
Devam etmeden önce, hangi bağlamda konuştuğumu, maalesef bazı düz adamlar için, açıklamam gerekecek. Burada konuştuğumuz bağlam, ilişkide bir anlaşmazlık ya da çatışma durumu. Yoksa bir kadının çok sevdiği bir arkadaşının ölüm haberini alması gibi durumlardan bahsetmiyoruz tabii ki. Ve aynı zamanda bir kadının sizin için sizin görmediğiniz şekilde çok ağlamasından da bahsetmiyoruz. Öyle bir şey kulağınıza geliyorsa burada bir hile olabileceğini de düşünmenizi tavsiye ederim ama konumuz önünüzde ağlanması ya da size sürekli ağladığını söylemesi.
Bir erkeğin ilişki bağlamında bir kadının ağlaması ile ilgili yapacağı en büyük hatalardan biri, ağlamanın şiddetinin kadının üzüntüsü veya sevgisi ile doğru orantılı olduğunu sanmaktır. Şimdi size vereceğim tavsiyeyi ilke olarak edinirseniz, en sinsi ve karşı konulması manipülasyonlardan birine düşmezsiniz:
Bir kadın ile ilişkinizde anlaşmazlık ya da çatışma olduğu durumlarda, kadın ne kadar çok ağlıyorsa ona o kadar az acıyın. Eğer illa birine acıyacaksanız, ağlasa bile ağlamasına karşı koymaya çalışan kadına acıyın. Kadının ağlama şiddetinin çoğu durumda üzüntüsünün veya size olan sevgisinin göstergesi olmadığını, ağlama şiddetinin çoğu zaman sizi manipüle etme çabası ile doğru orantılı olduğunu bilin.
Bakın burada kadın ilişki çatışmalarında her ağladığında sizi manipüle etmeye çalışıyor demiyorum. Ama aşırı, göstere göstere, sizi suçlu hissettirmek için tasarlanmış gibi duran ağlamalardan bahsediyorum. Yoksa kadınlar hormonal nedenlerle ortada bir şey yokken durduk yere de ağlayabilirler, gerçekten üzgün ya da kızgın olduğu için ağlayabilirler.
Burada özellikle ciddi tartışmalarda karşılaşacağınız ve sizi ne kadar sevdiğini ya da onu ne kadar üzdüğünüzü gözünüze sokmaya çalışan ağlamalardan bahsediyorum. Birçok erkek bu ağlamaları yoğun sevginin ya da üzüntünün göstergesi sanıyor. Bazen kadın ne yapmış olursa olsun, “beni bu kadar seven birini nasıl bırakırım” ya da “ben onu çok üzdüm, onu bırakırsam çok büyük bir suçluluk hissederim” diyerek kadını bırakamıyor.
Bunu ben özellikle bir erkeğin, kadının ciddi bir hatasını yakalayarak terk ettiği durumlarda görüyorum. Örneğin adam kızın geçmişte evli biriyle olduğunu yani birinin metresi olduğunu öğreniyor ve kızı terk ediyor. Sonra bana danışırken “abi sürekli ağlıyor, geçen gece sabaha kadar ağlamış, beni aradığında da ağlıyor. Ne yapacağımı şaşırdım, tamam büyük bir hata ama beni çok seviyor”. Seni çok sevdiğini nereden biliyorsun diye sorduğumda da sanki barizmiş gibi “ama abi çok ağlıyor, bu beni çok sevdiğini göstermez mi?”
Ciddi bir hatası ortaya çıkan kadının çok ağlayarak ayrılığa direnmesi, onun sizi çok sevdiğini değil, muhtemelen çok ağlayarak en aleyhine durumlardan bile yırtmayı öğrendiğini gösterir. Bu gibi durumlarda çok ağlamak bana göre kırmızı alarmdır. Siz kıza yanlış yapıyor olsanız bile normal bir kadın biraz ağlar, biraz karşı koyar ama sonra “ne halin varsa gör” diye sizin peşinizi bırakır. Sürekli ağlayan, çok ağlayan ise genellikle normal bir kadın değil, manipülatif bir kadındır.
Bunu erkekler de yapıyorlar bu arada. Burada ve konuşmalarda kızın önünde ağlayıp sızlayan çok erkekle karşılaştım. Ama erkek ağladığında (bağlamımız hala ilişki anlaşmazlıkları ve çatışmalar), kadınlarda dürtüsel bir şekilde o erkekten soğurlar. Yani erkeğin popüler kültürden öğrendiği ve “bana acırsa beni sever” tarzında bir ahmaklıkla, kadınların çocuklar için varolan anaçlığını yetişkin bir erkek olarak kullanabileceğini sanarak ağlaması, kadınlarda ters teper ve çoğu kadın bu manipülasyona düşmez. Ama kadının ağlaması maalesef erkekteki dürtüsel “koruma” içgüdüsünü harekete geçirir ve erkeğin kadına daha da fazla çekim duymasına neden olabilir. Fakat bu çekimin asıl kısmı suçluluk duygusudur.
Bir kadın aşırı şiddette ağladığında, ona karşı acımasız olun derken, “vurun gahpeye” tarzı bir şey yapın demiyorum. Yapmanız gereken iki şey var. Birincisi, “ah beni ne kadar seviyor, ne kadar çok üzülüyor” varsayıp erimekten kaçınmak. İkincisi, aşk bombardımanında olduğu gibi ağlama krizinde de, “bu kadın beni çok seviyor” diye erimek yerine soğumayı öğrenmek.
“Erkek Adam sitesinde beta özelliklere sahip kadınlarla ilgili bir yazı var mı?”
Bunun üzerine Second Life rumuzlu kullanıcı “kadınlarda alfa – beta olayı yok, ilişki materyali olan/olmayan olarak ayırıyoruz genelde” demiş.
Ahmet, beta özelliklere sahip kadınlar demiş ki beta erkek dediğimiz adam da genellikle beta özelliklere sahip erkektir. Kadınlar da beta davranışlar sergilerler ama buna alfa – beta demek yerine kaygılı davranışlar da diyebiliriz.
Bu arada devam etmeden belirteyim, Second Life bunu söylemiyor olabilir ama birçok erkek ilişki materyali olan/olmayan ayrımını sadece sadakat, geçmişinde (çok) erkek olmaması veya çok sevmesi kriterlerine göre yapıyor. Ama sadık ve geçmişinde çok erkek olmayan bir kadın, aynı zamanda toksik ve karın ağrısı olabilir ve bunun da onu bir erkek için ilişki materyali olmayan kadın kategorisine sokması lazım. Fakat bilinç altında sevilmeye değer biri olmadığına dair temel bir inanç olan erkek, kendisini çok seven kız ne kadar toksik olursa olsun onu bırakamayabiliyor. Ya da “piyasada sadık kız kalmadı” sanan adam, kız adamı duygusal şiddet manyağı yapsa bile kızı ilişki materyali sanabiliyor.
Benim “beta erkeğin kadın versiyonu” dediğim bir kadın tipi var. Bu kadınlar, narsizm ya da borderline gibi duygu durumu bozuklukları olmasa bile kaygılı bağlanma stiline sahipler (gerçi çoğu beta kadın ve erkekte sürekli olarak kırılgan narsizm kokusu alıyorum):
“Düşük özsaygı, şiddetli reddedilme veya terk edilme korkusu ve ilişkilerde yapışkanlık, bu bağlanma şeklinin yaygın belirtileridir … kaygılı bir kişi ilişkide hangi konumda durduğu ve partnerinin onu kendisi kadar sevip sevmediği konusunda güvensiz olabilir. Sonuç olarak, partnerin en ufak bir hayal kırıklığı ya da reddedilme belirtisi, zaten düşük olan özgüvenine zarar verebilir.”
Genel olarak beta özellikler gösteren (kaygılı bağlanan) erkek, sıklıkla tetiklenen bir “acaba beni sevmiyor mu / gerçekten istemiyor mu?” kaygısı ile karşı koyamadığı ya da (kaygısını silecek bir rahatlamanın getirdiği hazza bağımlılık nedeniyle) karşı koymadığı şekilde fazlaca ilgi gösterme, kaynak harcama ve arama dürtüsü hisseder. Burada amaç, partnere ulaşarak ya da fazlaca ilgi, kaynak ve arama ile, partnerinin onayını görmek ve kaygısını rahatlatmaktır. Biz erkeklere burada, kaygılarını, flört ya da partnerlerinin üzerine kusmadan yönetmelerini öğretiyoruz. Zira birinin sırtına çocukluğunuzdan ve daha önceki ilişki başarısızlıklarınızdan gelen kaygıyı yükleyemezsiniz, çoğu kişi bunu görünce kaçar. Daha da kötüsü, insanlar genellikle empatik yaratıklar olduklarından, sizin kaygı kusmanız, “ben sevilmeye layık değilim sanırım” gibi bir sinyal verir ki bunu birkaç kez tekrarlarsanız, karşınızdakinin sizinle aynı fikirde olmasını sağlayabilirsiniz.
Ek olarak, kaygı nedenli davranışları yapmanız, kaygınızı geçici olarak rahatlatırken, toplam olarak kaygınızı arttırır. Bunun tersine kaygının sizi ittiği şeyleri yapmazsanız, geçici olarak daha kötü hissetseniz bile, toplam kaygınız azalır ve daha sonra bir miktar daha güçsüz bir kaygı dalgasına maruz kalırsınız. Örneğin, 1 saat mesaj atmadı diye rahatlamak için bir önceki mesajınıza ek bir mesaj atma itkisine karşı koymazsanız, ikinci mesaja aldığınız cevap ile geçici rahatlarsınız ama biraz daha kaygılı biri olursunuz. Bu isteğe karşı koymanız, sizi geçici rahatlamadan mahrum bırakırken, toplam kaygınız bir miktar azalır. Bu mekanizmadan retroaktif kıskançlık yazısında bahsetmiştik.
Beta özellikler gösteren kız dedik, bu konuya neden girdik? Öncelikle birçok erkeğin problemini bir tekrar etmek istedim ve ayrıca beni arayan birçok kadının temel problemi bu olduğu için onlara da konuyu özet geçmek istedim. Fakat kadınların kaygı yönetimi sorunu erkeklerden farklı ortaya çıkar.
Genel olarak beta özellikler gösteren (kaygılı bağlanan) kadın, sıklıkla tetiklenen bir “acaba beni sevmiyor mu / gerçekten istemiyor mu?” kaygısı ile karşı koyamadığı ya da (kaygısını silecek bir rahatlamanın getirdiği hazza bağımlılık nedeniyle) karşı koymadığı şekilde fazlaca ilgi isteme, kaynak talep etme ve aranma dürtüsü hisseder. Burada amaç, partnerin kendisine ulaşması ya da fazlaca ilgi, kaynak vermesi ile onay görmek ve kaygısını rahatlatmaktır.
Biz bu tip kızlara burada genellikle karın ağrısı kızlar diyoruz. Yeterince ilgi ve alaka göstermenize rağmen, sürekli olarak yeterince aranmamaktan, ilgi görmemekten şikayet eden bu kızlar, eğer siz yeterince ilgi gösteren biriyseniz, muhtemelen karın ağrısı insanlardır.
Beta özellikler gösteren kadın da erkek gibi, kendi ilişkisini baltalamaya programlıdır ve ilişkisini mahvetmesine partneri de dahil kimse engel olamaz. Böyle bir kadının özgüven ve özdeğer eksikliği sürekli ilgi talep eder ve bu aşırı ilgi gelmezse çok büyük sorunlar çıkarır. Bu aşırı ilgi gelirse de, bu sefer içgüdüsel kadın tarafı erkeğin boyun eğmesinden dolayı erkeğe çekim duymayı bırakır ve kadın yine sorun çıkarır. Ve hayır, yeterince alfa erkek, yüksek değerli erkek vs. olmanız bir şeyi değiştirmez. Böyle bir karın ağrısını, hiyerarşide zirvede bir erkek olarak normal bir kadına çeviremezsiniz. Zaten bu kadını normal bir kadına çevirme, kurtarma, vs. fantezisini, kadın erkek ilişkilerinde rütbesi düşük erkekler kurarlar, yüksek erkekler ise bu kadınları hayatlarından çıkarırlar.
Beta özellikler gösteren kadınlar, erkekler için daha büyük bir sorun zira erkeklerde kadınlara yönelik bir arketip kurtarıcı rolü var. Yani beta erkek çok erken aşamalarda kadını itebilirken, beta kadın tam tersi muhtaçlıkları ile bir erkekte kurtarıcı içgüdüsünü tetikleyebilir. Bu kadın zaten bir de narsist ise, bunu özellikle yapar.
“Bakın tekrar ediyorum. İlgisizseniz ayrı konu. Ama günde 3-4 saat iletişimde olduğun kız ilgisizlikten şikayet ediyor ve fazlasını vermiyorsunuz diye soğuyorsa, bu karakterde bir kadının kendi ilişkisini baltalamasına engel olamazsınız. İlgiyi arttırmazsınız soğur, arttırırsınız daha fazlasını talep eder ve/veya yine soğur. Beta erkekler de böyle, kendi ilişkilerini baltalamaya programlılar (özgüven ve özdeğer krizine girdikleri için) ve karşılarındaki kadın bu konuda pek bir şey yapamaz.”
Şimdi tabii bir de bazı kadınlar normalde bu kadar kaygılı bağlanmasalar bile, erkek çok omurgasız, efendi adam olarak davranınca, bu hale gelebiliyorlar. Fakat çoğu normal kadın erkeği terk eder, kalıp da daha fazlasını talep etmez. Yine de yeterince sayıda görece normal kadın, yalnızlık korkusu ile hem gidemeyip hem de eksik olan çekimi zaman – ilgi – para ödeme olarak talep edebilir.
Burada eğer kadın karın ağrısı ise o kadını bırakmanızı tavsiye edeceğim. Zira dediğim gibi, böyle bir kadın ilişkisini baltalamaya programlı. Bir kadın sizin davranışlarınızdan mı böyle yoksa içsel olarak mı karın ağrısı nereden anlayacaksınız? Karın ağrısı kadın gerçekten manasız bir ilgi ve ulaşım talep eder. Öyle gri çizgi falan değil. Örneğin iş yerindesiniz, mesajına 15 dakika dönmediniz diye problem çıkarır. Adam çalışıyor, 15 dakika dönememesi normal diye düşünmez, kaygıya kapıldığı için düşünceleri değil duyguları yönetimdedir. Sabah işiniz gücünüz yok gibi gece saatlerine kadar konuşmak ister, kendine hediyeler aldırmaya çalışır, başkalarına ayırdığınız zamanı sabote etmek için uğraşır.
Bu site yorumlarında bu şekilde düzinelerce vaka var aslında. Bir ara onlardan örnekler bulup buradan linklemek lazım.
Mahmut abi merhabalar. 8 yıl önce 2 yıllık bir birlikteliğim oldu. İlk kez aşık olmuştum ve gerçekten değer veriyordum. İlk sene aynı şehirdeydik ama 2.sene farklı şehirlerde üniversiteye başladık.
İlişki 18 yaşında başlasa, bittiğinde 20 yaşı civarındaydınız.
Her şey güzel devam ediyordu, evlilik hayallerimiz vardı,onun sınırlar koyduğu bir cinsel hayatımız da vardı.
Şirin ama o yaşlarda iki öğrencinin ilişkisi, genellikle 2-3 seneyi geçmez.
Neyse zamanla tartışmalarımız arttı, ben de biraz saçmaladım ve bolca hata yaptım ve ayrıldık. O benden ayrılmaya cesaret edemedi ama artık beni bitirdiğini hissettiğim için ben ayrıldım. Susan kadın için bitmişsinizdir olayını tam anlamıyla yaşadım yani.
Bittiğinde bazı kadınlar susar, bazı kadınlar seslerini açarlar.
1 ay gerçekten dibine kadar aşk acımı yaşadım ve sonra içime gömerek devam ettim. O, biraz zaman geçince; fake hesaplardan yazdı bana ama çok sallamadım ilk zamanlar. Aslında canım çok acıyordu ama gurur yapıyordum sanırım.
Bence Fake hesaptan yazılıyorsa, “o” yazıyor diye düşünmeyin. O yazıyor olsa bile.
Aradan 6-7 ay geçti bir vefat ile iyice duygusallaştım ve ona baya destan yazarak içimi döktüm. O,beni kötü hatırlamadığını,üzmek istemediğini falan söyleyerek reddetti. Ben de onun için aynı dilekleri ileterek hayatıma devam ettim.
Sonradan öğrendiğime göre o bu sürede yeni bir ilişkiye başlamış. Üstelik ayrılmak üzere iken instagramda görüp kim bu diye sorduğumda arkadaşım dediği biriyle. Bu beni biraz soğuttu ve uzunca bir süre çok düşünmeyip işlerime odaklandım. Elbetteki ara sıra aklıma geliyordu ve benim için çok özeldi tabi orası ayrı.
Neyse aradan yıllar geçti ve evlendiğini öğrendim, hafif bir burukluk yaşadım ama çok da sallamadım. Ancak; bundan 14 gün önce kocası ile el ele bir AVM’de karşılaştık. Bambaşka şehirlerdeyken nasıl denk geldik bilmiyorum ama sanırım benim yaşadığım şehre yerleşmişler. Bu görüntü ilk 2 gün bendeki bütün eski travmaları,aynı ayrılık acısını geri getirdi. 3.günden sonra kendimi iyi hissetmeye başladım,bir yazılım mühendisi olarak işlerime odaklandım ama online çalıştığım ve çok sosyal bir ortamım olmadığım için sık sık aklıma geliyor.
Yaklaşık 28 yaşlarında, karısı ve çocuğu olmayan bir adamsın. Akşam eve karına ve çocuklarına gitmen gerekmiyor. Gelirinin önemli bir kısmı ailene gitmiyor. Evden çalışmak bahane değil, evden çalışmak aslına bakarsan sosyal hayat için avantajlı. Senin profilinde bir adamın sosyal hayat edinememesinin sebebi zamansızlık, evden çalışma falan değil, asosyalliktir.
Senin sorunun, sosyal olarak, belki de ilişkisel olarak kızın bıraktığı yerde donmuş vaziyette olman. Derdin bu kız değil. Bu kız sana ne kadar renksiz, duygusal ve sosyal olarak çöl bir hayatın olduğunu hatırlattı. Hem de bunu, gerçeği suratına kamyon gibi çarparak hatırlattı.
Bu süreçte ben hep kısa ilişkiler yaşadım ve ciddi ilişkiye mesafeleydim ama artık ben de ciddi bir ilişki istediğimi ve o duyguları tekrar hissetmek istediğimi anladım.
Kısa süreli ilişkiler belli bir tecrübe ve doyum yaratabilirler ama özellikle 25 yaşın üstündeki çoğu erkek için, uzun süreli ilişkinin yerine geçmezler. Kısa süreli ilişkilerde, hemen hemen her zaman sizden 5 kat daha fazla erkekle yatan bir grup kadınla yatarsınız ve bu kadınlarla duygusal bağ kurmazsınız, kuramazsınız.
Sen, alt tarafı 2 senelik bir ilişkiden travmaya uğrama başarısı(!) göstermişsin. Bu nedenle uzun süreli ilişkilere girmekten korkar hale gelmişsin ve hayatın duygusal çöle dönmüş.
Bu kız masum,anlayışlı,iyi biriydi ve onun gibi birini bulamayacağımı düşündüm sanırım uzun bir dönem.karşıma da hayalimdeki gibi biri çıkmadı zaten.
Son günlerde ilk gördüğümde hissetiklerimi tekrar hissetmeye başladım. Sanki ayrılık acısı gibi acı çekiyorum.
Sanmam. Olay 8 sene önce olup bitmiş. Daha çok yerinde saymış olduğunun farkına varmak acı veriyordur.
Saçmalık olduğunun farkındayım ama keşkeler, pişmanlıklar kafamdan çıkıyor. Hayatımda başka kimseye aşık olmadım.
Ve bu tamamen senin suçun. 2 sene ilişki sonrası 8 sene geçmiş. Benim sık söylediğim bir şey var. Piyasada ve böyle bir ilişkiye açık bir adamsanız, uzun süreli ilişkilik ve aynı zamanda anlaşabildiğiniz kız karşınıza 1.5 senede bir çıkar. Yani sen bu tür bir ilişkiye açık olsaydın, 3-4 kere daha “aşık olabilirdin”.
Onları 2 sene önce de görmüştüm ve 5 dk şaşırıp sonra çok sallamamıştım. Bu sefer böyle olmadı,sanki bütün acılarım flashback ile geri döndü.
2 sene önce 25-26 yaşında daha kafana dank etmemiş demek ki.
Ben bu bataktan nasıl çıkarım çok huzursuzum. Evde bile duramıyorum duvarlar üstüme üstüme geliyor. Günümüzdeki kadınları gördükçe onun gibi birini bulamayacağımı düşünüyorum.
Eskiden, kısa süreli ilişkileri abartan adamlar bile “günümüz kadınları şöyle böyle” diye düşünmezdi. Beraber oldukları kadınların, kadın milletini temsil etmediğini bilirlerdi. Siz kısa süreli ilişkiler yaşadığınızda, çoğunlukla sizden daha da çapkın kızlarla beraber oluyorsunuz. Bana bazen çok genç çocuklar gelip ağlaşıyorlar. “Abi adam 100 kadınla yatıyor, onun gibi 10 bin adam olsa 1 milyon kadın böyle kötü çocuklarla yatıyor” gibi absürt matematikler öne sürüyorlar.
Her biri 100 kadınla yatan 10 bin adam genellikle, her biri 200 adamla yatan kadınlarla yatarlar. Yani sizin 10 bin kötü çocuğunuzu, 5 bin kötü kız çeviriyor. Arada tabii ki bu olayla alakasız kızlar da olur ama bu adamların elinden geçen kız sayısı, bu adamların sayısından azdır! Yani bunu bu “özde” kötü çocuklar da bilirler ama nedense aslen efendi erkek olan ve kafası hep öyle kalan elemanlar, fazla sayıda kızla olurken bu gerçeği göremiyorlar.
Son zamanlarda sosyal medyada ciddi bir redpill mankafa akım çıktı, yıllarca dejenere kısa süreli ilişki yaşayıp, oradan kadınlarla ilgili bilgelik çıkarmaya çalışan adamlar türedi.
Günümüz kadınları arasında senin eski kız arkadaşından çok var ama sen yaşam tarzın, uzun süreli ilişkiden kaçarak dejenere olan zihin yapın nedeniyle o kızlara ulaşamazsın, ulaşsan da onlar seni istemezler. Yaşam tarzını ve zihin yapını değiştirmen lazım. “Ya hacı günümüzde öyle kız yok” demek kolay ve egonun kıçına gökkuşağı üflüyor ama hem gerçek değil hem de gerçek olsa zaten yapacak bir şey yok. Günümüzde az sayıda “iyi kız varsa” o az sayıdaki iyi kızın senin gibi birine kalma ihtimali SIFIR. “Günümüzde kızların birçoğu böyle, ben ulaşamıyorum” dediğinde, olduğun düşük seviyeyi kabul edip acı çekmen lazım ama bu durumda güç sende zira bunu değiştirebilirsin.
Sen şu an böyle kızlardan çok az var diye kendini kandırıyorsun, az ise zaten hayatta bir kere karşına çıkar, o zaman bir daha asla bulamayacağına emin olduğundan duvarlar üstüne üstüne geliyor. Zira senin zihninde o kızı kaçırdın, bir daha asla olmayacak.
“Günümüz kadınları bozdu, düzgün kız çok az” olayına bir inandıktan sonra bunun nasıl kendi kendini gerçekleştiren kehanete dönüşeceğini bir düşünsenize! Buna inanan adam, bir şekilde düzgün bir kız bulduğunda, ona bulunmaz Hint kumaşı gibi davranacak, onu büyük bir ödül olarak görecek ve önünde efendileşip terk edilecek (bu tür masallara inanan çocukların, sonradan “kötü çocuğu” oynayan iyi çocuklar olduklarını unutmayın). Hem de zayıf davranışları yüzünden muhtemelen kaba bir şekilde terk edilecek. Ve “bu kız düzgün sanmıştım, ama o da değilmiş” diyerek, “günümüz kadınları çok bozdu, düzgün kız çok az” inancını pekiştirecek.
Tekrar ediyorum. Senin derdin bu kız değil. Senin derdin, asosyalliğin, kısa süreli ilişkilere kapılıp duygusal olarak doyamadığın ilişki hayatın. Eskiden mutlu olduğun bir kızın seni aşıp kendi hayatına devam etmesi, yaşının gerektirdiği ilişki aşamalarından geçmesi, senin 20 yaşından beridir olduğun yerde saydığını suratına çarptı.
Mahmut Abi, 28 yaşındayım ve şu ana kadar hiç sevgilim olmadı. Son zamanlarda bu konuda, senin sosyalleşme ile ilgili tavsiyelerini uyguluyorum ve yavaş yavaş ilerleme de kaydediyorum. Sorum şu. Annem bir yandan da bana kız bakıyor. Geçen gün bana üniversite mezunu, 23 yaşında bir kız bulmuş. Kızın ailesini tanıyor ve aynı zamanda üçüncü kaynaklardan da kız hakkında bilgi almış. Kızın fotoğrafını gösterdi ve kız güzel, iyi bir bölümden mezun.
Sana sorularımı yazayım. Birincisi görücü usulü evliliğe nasıl bakıyorsun?
Ben bu kızla tanışmalı mıyım?
28 yaş evlilik için erken mi?
Tanışıp da bu kızla ilerlersem ve evlenirsem, kendimi ilişkiler konusunda başarısız hissedeceğim. Sonuçta hiç sevgilim olmadı ve kızı da kendim bulmadım. İlerde pişman olur muyum?
Şimdi anektod gibi olmasın, tek vakadan örnek alamazsın ama ben kendi bulduğum kadınla değil de, annemin bulduğu ve “ya 26 yaşında ne evliliği” diye görüşmeye bile gitmediğim kadınla evlenseydim, muhtemelen çok daha iyi bir evlilik yapardım ? Fakat benim şimdi yazacaklarımda bu olaydan dolayı bir ön yargı yok, daha çok çevremde gözlemlediğim şeyleri ve bazı araştırma sonuçlarını konuşacağım.
Önce, görücü usulüne nasıl baktığım sorusunu cevaplayayım. Ben, görücü usulüne olumlu bakıyorum. Bugüne kadar görücü usulü evlenmiş bir sürü çifti tanıdım, aynı zamanda birbirlerini sevgili olarak bulmuş bir sürü çift de tanıdım. Görücü usulü çiftlerin daha mutsuz, kötü durumda, vs. olduklarını görmedim. Aslına bakarsan, bir miktar daha iyi durumda olduklarını bile söyleyebilirim.
Benim birçok danışanım beni görücü usulü tanıştığı bir kızla olan etkileşimi konusunda arıyor. Hemen hepsinde gördüğüm, tanışma olduktan sonra işin evlilik hedefli sevgililik gibi olması. Beni görücü usulü tanıştığı kızla ilgili arayan erkeklerin çoğunda, kız sonradan ilgisini kaybettiği için vazgeçmiş oluyor yani bilmeyen varsa söyleyeyim, görücü usulü öyle “babam uygun görmüşse bana söz düşmez” şeklinde olmuyor. Çift tanıştıktan sonra, erkeğin yine çekici kalması, burada bahsettiğimiz oyuna sahip olması gerekiyor.
Görücü usulünde tabii ki evlilik odaklı buluşmalar yapıyorsunuz ve bizim tavsiye ettiğimiz buluşmadan nikaha minimum 18 ay kuralını uygulamanız çok zor. Ama kızı tanımak için gereken sürenin kısalmasının dezavantajını, ailelerin kızı ve ailesini bilmesi ile kapayabilirsiniz.
Evlenmeye niyetiniz varsa, istediğiniz kadar modern olun, görücü usulüne de bir şans verin derim. Yalnız görücü usulü evlilik, günümüz insanının sahip olduğundan farklı bir zihin yapısı gerektiriyor.
Dr.K buna kararsızlık ile ilgili yayınında değinmişti. İnsanlar bir ilişkinin veya evliliğin çalışması için, en baştan en doğru kişiyi bulup, işin olurunu daha çok tercihin iyiliğine bırakmaya meyilliler. Görücü usulünde ise, münasip birini seçip, onunla ilişkinin çalışması için emek harcamak gerekiyor. Kararın “doğru” olmasının yarısı münasip kişiyi doğru seçmek ise, yarısı seçimin çalışması için emek harcamak.
Ben bu kızla tanışmalı mıyım? 28 yaş evlilik için erken mi?
Bence bir erkek için ideal evlilik yaşı 30 – 32 arası ama 33 – 35 yaş evlenmek için nasıl geç değilse, 27-29 yaş da evlenmek için erken değil (şimdi ha desen 29 yaşında evleneceksin, 28 değil).
Ben aslında 30-32 yaşı, günümüz erkeklerinin geç olgunlaşmasından ve 30 yaş altında yanlış kararlar verme riskinin yüksek olmasından söylüyorum. Yoksa “30’una kadar girebildiğiniz kadar ilişkiye girip tecrübe kazanın” olayından değil. Bir insan ilişki tecrübesini 2-3 sevgilide kazanabilir. 20 tane kadınla yatmanızın uzun süreli ilişki ve evlilik dinamiği konusunda size sağlayacağı tecrübe ve bilgi de kısıtlı. Yani bana göre bir erkek 25 yaşında duygusal ve zihinsel olarak olgunsa, 25 yaşında evlenmesi de erken değil. Günümüzde maalesef çoğu erkek 25 yaşında ama zihin ve duygu dünyası 18 yaşında.
Bu kızla tanışmalı mısın? Yani kız evlenmek için uygun birine benziyor ise tanışman iyi olur bence.
Tanışıp da bu kızla ilerlersem ve evlenirsem, kendimi ilişkiler konusunda başarısız hissedeceğim. Sonuçta hiç sevgilim olmadı ve kızı da kendim bulmadım. İlerde pişman olur muyum?
Şimdi bu zor bir soru. Aslında eğer görücü usulü iyi bir kız bulup evlenirsen, iyi bir evlilik yaparsan, ilişkiler konusunda başarılı olursun, başarısız değil. Yani iyi bir ailen varsa, geçmişte 2-3 sevgilin olmadı diye neden başarısız olacaksın ki? Ayrıca kızla arkadaş çevrenin çevresinde tanışman başarı, aile tanıştırınca neden başarısızlık olsun.
“Kızı kendim bulmadım, bu başarısızlık mı” derken kafanda kızın görücü usulü tanıştırıldığı için, sana hemen evet diyeceğini sanmak gibi bir yanılgı var sanırım. İlk telefonlaşmadan itibaren, kızla bir etkinlikte tanışan adamın oyunu neyse, sen de onu oynuyorsun. Yani tamam, birinde evlilik odaklı olduğundan oyun daha farklı ama oyun zorluğu farklı değil.
İlerde pişman olur musun? Olabilirsin ama ben evlilik konusunda kendi bulup evlenenlerin daha iyi durumda olduklarını görmiyorum ama öyle evlenen hiç kimse “acaba görücü usulü olmadığı için pişman olur muyum?” diye sormuyor nedense.
Şimdi soru neden zor ona gelelim. 28 yaşına kadar hiç sevgilinin olmaması bazı spesifik nedenler dışında normal değil. Kadınlarla olan bu başarısızlığın yüzünden, uzun süreli bir açlık içinde olman kaçınılmaz. Bu açlık, senin görücü usulünde tanıştığın kızı doğru değerlendirmene engel olabilir. “E abi kendi tanışsa da engel olmaz mı” diyebilirsin ama kendi tanışmandan hemen evliliğe atlamıyorsun.
Benim kendi görüşmelerimde çok karşılaştığım bir problem var. Oğlan 30’una dayandı, hemen evlendirelim acelesi ile, aileler kızı gerçekten araştırmadan buluyorlar, aceleden birçok kırmızı alarm gözlerine görünmüyor. Yani görücü usulünde “bizimkiler tanıyorlar, bilgi almışlar, o konu dert değil” diye salmayın hemen. Bu kulaklar, herkesin “çok feminen, sadık, tecrübesiz” diye bildiği kızın erkek arkadaşının, oğlumuzu “birader bu hatun 2 senedir sevgilim, bana ailem görücü buldu ama buluşmadım dedi, siz görüşüyor hatta yatıyormuşsunuz” diye araması tadında ne hikayeler dinledi 😮 Ya da “ya bizim Mustafa’nın kızı, elimizde büyüdü, çok şekerdir” diye bilinen kızın, adama bıçakla saldırıp “seni bana tecavüz etti diye polise şikayet ederim, hayatını kaydırırım” diye tehditler savurması tadında hikayeler. Bana anlatılan bu hikayelerin hepsinde, kırmızı alarmlar aylardır orada çalıyorlar ya da aile azıcık ciddi sorup soruştursa olayı bilecek ama hem adam hem de ailesi kafalarını kuma gömmüş vaziyette evliliğe gidiyorlar.
Yani birincisi aileni kızı iyi araştırıp araştırmadıkları konusunda sıkıştırıp işe koyacaksan, kendin de toksikliğe gözlerini kapamayacaksan, hemen tanışır tanışmaz 2-3 ayda nişan yaparız diye atlamayıp en az bir 6 – 8 ay kızı tanımak için zaman koyacaksan, açlığının farkında olup onun gözünü boyamasına izin vermeyeceksen bence bu işe girebilirsin. Sana nacizane tavsiyem, bu süreci dışarıdan gözlemleyebilecek, ailenin dışında bir bilen adam bulman ve ona danışman. Güvendiğin bir büyüğün en iyisi, o yoksa bir iki kere bana ulaşıp durum değerlendirmesi yapabilirsin ve böylece ilk görüşmemizin “Mahmut Abi afedersin sıçtım” şeklinde olma ihtimalini azaltabilirsin.
Yani kısacası, hiç kız arkadaşın olmasa bile, görücü usulü iyi bir evlilik yaparsan başarısız sayılmazsın, pişman olma ihtimalin de kendin bularak bir iki sevgiliden sonra evlensen pişman olma ihtimalinden fazla olmaz. AMA, görücü usulü, senin 28 yaşına kadar sevgilisiz bırakan “şeytanların” ile yüzleşmekten kaçman için bir fırsat değil. O şeytanlarla yüzleşmen yine gerekecek, bu sefer daha ciddi bir ilişki yolunda yüzleşmen gerekecek. Ama merak etme, günümüzde görücü usulü ile tanışıp evlilik yoluna girdin diye, hemen hiçbir kadın senin zayıflıklarına tolerans göstermeyecektir. Yani bu kızla görücü usulü tanış ama daha ilk buluşmadan elektrik alamaması ya da iki ay sonra ben hissetmiyorum diye çark etmesi gibi olaylara hazırlıklı ol.
Uzun süredir görüşmelerde rastladığım bir konu var. Pek makalelik bir şey çıkmayacağı için yazmamıştım ama önemli bir konu olduğu için, kısa bile olsa burada değineceğim.
Bazı erkeklerde, bakire = temiz, bulunmaz hint kumaşı gibi saçmasapan bir romantizm var. Kız duygu durumu bozukluğuna sahip, triplerle, kavgalarla, vs. adamın hayatını cehenneme çeviriyor. “Abiciğim bırakman lazım” dediğinde “abi ama bakire kız (hiç ilişkisi olmamış), ben onun gibisini bir daha nereden bulacağım” diyor! Böyle düşük seviye boktan bir kızı bulamamayı nasıl başaracak hiçbir fikrim yok ama adam “bakire” kısmına takmış bir kere, bırakamıyor.
Bunun daha çok rastladığım versiyonu da “bakire ama yollu” kızlar. Kız bakire, adamla da yatmıyor. Ama geçmişi seri veya bazen paralel flört dolu, bazen sosyal medyası erkek dolu, adam onunla bununla konuşurken yakalıyor. Böyle bir kız, önüne gelenle yatan kızdan pek de fazla güvenilir değil, sağlam ayak değil. Birçok durumda kız bakire ama penis vajinaya girmemiş, başka her şey olmuş bakiresi. Yani yersen, saftiriksen bakire. Ama diyelim ki gerçekten hiçbir şey yapmamış bir bakire olsun. 20 yaşında 20 adamla flört etmiş ya da hala ara ara ne olduğu belirsiz erkekler ekliyor, bazen konuşuyor, vs. Bu kız temiz, bulunmaz hint kumaşı, onun gibisini nasıl bulacağım bir kız değil. Yahu 20 yaşındaki kızların kaşar olanlarının yarısı böyle kaşar zaten, neyi nereden bulamıyorsunuz?
Bakın bakire kız isteyebilirsiniz, ben bunu istemeyin demiyorum. Ama bir kız bakire diye o kız bulunmaz hint kumaşı denklemine sahipseniz, bundan bir an önce kurtulun. Adam bir iki tane erkek arkadaşı olmuş, bunlardan biri ile seks yapmış kıza “kirli” diyor, 10 tane flörtle anal sekse varan şeyler yapmış kız “temiz” çünkü bakire! Bakın bakire olmayan kızı istemiyorum diyebilirsiniz ama bu flörtlerin efendisi bakire kız temiz, bir iki erkek arkadaşı olmuş kız kirli falan değil.
Ya da adam erkek arkadaşından başka erkeğe bakmayan, flört geçmişi kabarık olmayan kıza bakire değil diye burun kıvırıyor ama gidiyor önüne gelenle “flört” etmiş ve ediyor gibi görünen kız bakire diye bırakamıyor. Kıza güveni yok, acı çekiyor ama kız bakire diye bırakamıyor.
Bana itiraz etmeden önce, böyle bir kafa yapısının sizi nasıl büyük bir yokluğa sürükleyeceğini, ruhsal problemlere sahip kızların elinde oyuncak edebileceğini bir düşünün. Asosyal medyadan zehirlendiyseniz size göre zaten piyasada “bakire” kız kalmadı. Bu az bulunur sandığınız kızlardan birini bulduğunuzda, onu tepenize çıkarmama, kaybetme korkusu ile yaşamama ve bu nedenle de ezilip büzülüp kaybetmeme şansınız çok düşük zaten. Bulunmaz bir prenses önünde eğilip büzülerek kızın gerçekten size saygı duymamasını sağladığınızda, ilişkiniz canınız yanarak, saygısızlığa uğrayarak bittiğinde, “bak işte iyi kız gerçekten yok” diye, kendi kendini gerçekleştiren kehanetin kabusunda debelenip gidiyorsunuz.
Bakın arkadaşlar, örneğin borderline ya da narsist kişilik bozukluğuna sahip bir bakire, sırf bakire olduğu için iyi bir eş olmayacak ve çok muhtemel ki hayatınızı kabusa çevirecek. Önüne gelenle flört eden kız, bakire olduğu için ya da ilk defa sizinle yattığı için, güvenilir bir iyi kıza dönüşmeyecek. Bir kadın, bakire olarak ve kalarak da sokaklara ait olabilir.
Bakın tekrar ediyorum, bakire kız istiyor olabilirsiniz, sorun bu değil. Sorun, “bakire = yeşil bayraklı / bulunması zor kız” fikrini aklınızdan çıkarın. Bence Türkiye’de bulunması en kolay kız (sayıca en çok olduklarından değil piyasada çok aktif olduklarından) “yollu bakire” kızlar. O yüzden adam bana “instada bir sürü erkek eklemiş, çıkarmadı kavga ettik” diye anlattıktan sonra “ama abi kız bakire, bakire kızı nasıl bulacağım” dediğinde bana bir gülme geliyor. Abiciğim böyle “gönlü zengin” kızlar, sen bul, o bulsun, o da bulsun diye piyasada 2-3 tanenizi idare ediyorlar merak etme.
Kadınlarla iyi kötü bir şeyler yaşayabiliyorum. Genelde Elizabeth dolaşıyorum ama 20’li yaşlarımın ortalarında olmama rağmen, bu zamana dek 20’den fazla hanımefendi ile öpüşmeden tut bir şeyler yaşadım iyi kötü. Bazen düşürüyorum, genelde ise yalnız takılıyorum.
Eğer çok uzun süreli bir ilişkin yoksa, 20 – 25 yaş arası daha çok yalnız olman anormal değil. Çoğu erkek öyle. Kız arkadaşlarım ve arada daha kısa süren şeyler olsa da, ben de öyleydim.
Sürekli düşürebilen, çekici ve başarılı bir erkek olabilmek için elimden gelen bütün çabayı vermeyen, sadece ara sıra düşeni edeni, tutanı kaçanı yakalamaya çalışan bir tipim. Kendimce çok yetersiz olsam da ortalama kitleye göre biraz daha kadın geçmişim var.
Neyse soruma gelelim. Ben hanımefendilerle cinsellikten, ilişkilerden, sohbet-muhabetten, tanışmaktan ve görüşmekten zevk alan birisi olsam bile, bir yuva kurmak, ilişkinin aşırı ciddileşmesi, onunla birlikte evlenmek fikirleri bana aşırı derecede korkutucu geliyor. Çünkü kendi çıkarlarım açısından oldukça batık bir “yatırım” gibi algılıyorum ben bu durumu.
İlişkiler emeklilik yatırımı gibi şeyler değiller. Daha başından bitimine kadar, alırsın verirsin. İlişki iyi ise genellikle aldığın, verdiğini geçer (kadına verdiğini değil, ilişki verdiğini çoğaltan bir şey ya da öyle olmalı). Sonra ilişki boktan şekilde bitse de, ayların ya da yılların pozitifte geçmiş olur. İlişki bitimine, almadan sürekli vererek yatırım yaptığın ve sonra da batan bir emeklilik hesabı gibi bakmak, genellikle ilişki için sürekli vermesi gerektiğine inanan efendi erkek kafasının eseridir. Efendi adam genellikle gizli sözleşmeler ile, karşısındakinin de kendisine vereceğini umarak verir de verir.
Çok sevdiğim, çok iyi anlaştığım, ilişkimizde bana hep iyi hissettiren ve sadece bana ait olduğunu, gözü çok dışarıda gezmeyen bir hanımefendiyle uzun süreli bir ilişki yaşadığımı varsayalım.
Şimdi buraya dikkat edin. Aşırı mükemmel bir senaryodan başladı. Sevdiğim, iyi anlaştığım değil, çok sevdiğim ve çok iyi anlaştığım. Bana iyi hissettiren değil, hep iyi hissettiren (bir kadın ya da ilişki size hep iyi hissettirmez. Hayatın zorlukları, anlaşmazlıklar olur). Bembeyaz bir tablo çizdi zira zihni oradan simsiyah bir tabloya atlayacak.
Hadi 4-5 sene olsun bu ilişki. Evlilik vakti gelmeye başladı, birbirimizden hoşlanıyoruz, artık birbirimizle olan ilişkideki beklentileri artırıp daha da ileri ve ciddi safhalara geçmek için ikimiz de hazır hissediyoruz. Bu kadının, evlendikten sonra karakterinin değişmeyeceği, bana ters hareketler yapmayacağı, benim canımı sıkıp, psikolojimi bozup, kafamı attıracak derece ‘arıza’ hareketler sergilemeyeceği, bana hayatı zindan ettirmeyeceği ne malûm?
“Siyah – beyaz düşünme şekli amigdalada (limbik sistemde yer alan, kişinin korku, kaygı, öfke ve endişe gibi duygu alanlarını yöneten beyindeki bir bölge) ve hipokampusda (yaşanılan anıların olaylarla ilişkilendirilmesinde ve kişinin yön bulma duyusunu kontrol etmede de önemli bir rol oynayan beynin hafıza merkezi) duygusal aktiviteye işaret eder. Bu da, duygusal olarak yüklendiğiniz ve mantıklı düşünemediğiniz anlamına gelir yani duygusal düşündüğünüz anlamına gelir.
Çok fazla oranda siyah – beyaz dili kullanan insanlar duygusal düşünürlerdir. Mantıklı konuştuklarını, acı gerçekleri söylediklerini düşünürler ama gerçekten mantıklı düşünemezler. Çünkü gerçek dünya nüanslarla doludur ve çok az şey siyah – beyazdır. Siyah – beyaz düşünce gerçeklikten kopuktur.
Siyah – beyaz düşünen insanlara meydan okuduğunuzda, itiraz ettiğinizde, karşıt görüş bildirdiğinizde, aşırı derecede duygusal tepkiler verirler. Sözlerinde mantık kullanırlar ama mantığın arkasında büyük bir duygusal yük vardır. Bu duygusal yükü boşaltmanız gerekiyor.
Siyah beyaz düşünce şeklinizin farkına varın ve böyle kötü hissetmeye nasıl başladım diye kendi kendinize sorun.”
Şimdi soruna gelelim. Ne malum?
Bana mı soruyorsun? Bilmiyorum, ne malum? Ama onun riski, bunun riski diye adım atamayan adamların hayat boyu iyi ilişkiden ve çocuklardan mahrum yaşayacağı %100.
Hipergamisi çok azan birisi olmasa bile, oldu ben saçma sapan birine dönüştüm, ezik-büzük, depresif ve duygusal bir moda aldım hayatı, götüme tekmeyi koyup dış dünyaya gözlerini açarak, başka erkeklere kuyruk sallamayacağı ne malûm?
Söyle bana Mahmut Abi, ne malum? 😀 Bilmiyorum ne malum? Ben anlamıyorum, hayatın normal ve olması gereken adımlarına geçmek için başkalarından garanti mi bekliyorsun? Ben sana söyleyeyim, kimse hiçbir alanda sana garanti veremez. En iyisi sen bu işlere bulaşma. Otobüs bileti alacaksın, 2000 kilometre gideceksin, kaza yapmayacağı ne malum diye sorup duruyorsun gibi. Bilmiyoruz ne malum? Sen söyle.
Hayatta hiçbir şeyin kesinliği yok ama (1) erkek adam ol, dönüşme ve alma ve (2) kadın bunu yaptın mı anında terk eder diye bir şey yok. Geri sayım başlar. Hipergami nedeniyle yolda yürürken tökezleyip duvarı tuttunuz ve kafanızı kaldırınca hatun yoldan geçen bir yakışıklı ile yalaşıyor gibi bir şey mi canlanıyor kafanızda? Kırmızı hap mankafalılığı bu.
Özgüveni aşırı yüksek birisi olmasam bile, yeterince özgüvenli değilim, ama özgüvensiz de değilim.
Oldukça özgüvensiz laflar ediyorsun ama daha kötüsü, düşünce yapın çok duygusal. Biz erkekler duygusallık deyince ağlamayı, üzülmeyi düşünüyoruz ama birçok erkek öfke, kaygı ve korku ile duygusal olabiliyor.
Ortalama yurdum insanıyım, hâliyle hayatta her şeyin olabileceğini göz önünde bulundurarak kendimde de düşüş olma ihtimalini düşündüğüm için bu soruyu soruyorum. Yoksa ben ileride kesin malın önde gideni olurum diyerek özgüvensiz bir zihniyetim ve kişiliğim yok yanlış anlaşılsın istemem.
Çocuğu da yaptık diyelim, ..
Çocuk mu? Bittin abiciğim sen 😀
çocuktan sonra iyice huyu suyu değişti, bana iyice ters yapmaya, beni itin götüne sokmak için adeta şeytanlaşmaya başladı mesela. Ulan ben bu ihtimalleri düşündükçe aşırı korkuyor ve çıldırıyorum.
O zaman, hayatın önemli zevklerinden ve amaçlarından birinden mahrum kalacaksın.
Bence sen genel olarak zaten korku ve kaygı içindesin, düşünce şeklin ondan siyah beyaz. Tabii bu düşünceler de korkunu ve kaygını besliyorlar ve bir geri besleme döngüsüne hapsoluyorsun.
Senin durumunda olanların temel derdi de, daha uzun süreli bir ilişkisi yokken, bu sarmalda boğulmaları. Önce bir ilişki yapabil de sonra bunları düşün.
Çünkü kanunlarımıza göre boşanınca benim g*tüme girecek. Benim aylık kazandığıma, varlıklarıma çökecek, hayatta yarım yamalak kalan birisi olarak yaşayacam, çocuk olsa onu da elimden alacak resmen, kendi daha fazla hak sahibi olacak, ben daha az göreceğim.
Sosyal medyada boşanmaların bu tür en kötü uçları çok öne çıkıyor. Zaten senin durumunda birinin bu sarmaldan çıkmasını güçlendiren şeylerden birisi de, gerçek olaylara dayanıyor olması.
Bir kere boşanırsan böyle bir tecavüze uğrama ihtimalin az. İkincisi, çocuğu babasına göstermeyecek kadar manyak kadın da az. Düşünsene bir. Çocuk babasındayken kadın istediği gibi yaşayabilir. Benim ve birçok bildiğim adamın eski eşi, çocuğu ne zaman istesek o zaman görmemize engel olmaz. Çocuk ne kadar çok bizimleyse, o kadar özgür çünkü. Ayrıca çoğu kadın, babayı görmemenin kazık kadar adamdan çok, çocuğun psikolojisini altüst ettiğini de bilir. Eski kocasından intikam almak için çocuğun psikolojisini hiçe sayan narsist kişilik bozukluğu tipinde kadınlar var ama çoğu kadın bunu göze alamaz. Aslında çoğu kadın, çocuğun psikolojisi için eski kocasına ağır finansal yük de bindirmeye çekinir.
Ama dediğim gibi böyle boşanmalar var ve eğer senin zihnin %3 ihtimali, %3000 yapıyorsa, sana bunu kabul ettirmek çok zor.
Bu ihtimalleri düşündükçe ettikçe, evlilik fikrinin bir erkek için, mantıklı, tutarlı, faydalı hiçbir yanı olmadığını hissediyorum.
O zaman nasıl çocuk yapacaksın? Daha doğrusu çocuk evlilik olmadan da yapılır ama nasıl sağlıklı çocuklar yetiştireceksin. Geçmişi ağır efendi erkek olan adamlar, asosyal medyada “haplanınca”, eski zihinlerini negatif kulvarda da olsa devam ettiriyorlar. Evliliği, ilişkiyi, kendilerini bir kadın için feda ettikleri bir kurum olarak algılıyorlar. Oysa fedakarlığı bir kadın için değil çocuklarını yetiştirmek için yapıyorsun.
Acaba bu düşüncelerim, benim sadece “cesur, bir kadın ile hayatını birleştirmeye g*tü yemeyen, bir şeyleri geçindirmekten, idare etmekten aciz, çocuk bile yetiştirmeye bahaneler üreten, cesur kararlar alamayan pasif” birisi olduğumu, yani beta bir kişilik olduğumu mu gösterir, yoksa kendini düşünen, akıllı, iyi kötü ekmeğinde (kadın anlamında) olan, çok da ilişkiler konusunda ciddi olmayan biri olduğumu mu gösterir?
Pembe masallardan fişi çekilip, simsiyah masallara fişi takılan, hala iliklerine kadar bir beta erkek olduğunu gösterir. Evlilik – ilişki için, kendini kadına feda etmeye hazır betadan, yine feda edecek ama bunu istemeyen betaya dönüşüyorsun.
Nasıl bir tiplemeyim ben çözemedim doğrusu. Belki senin bana sunacağın perspektif sayesinde kendimi biraz daha iyi tanımlayabilme ve düşüncelerimde değişikliğe gitme fırsatım olur.
Asosyal medyada kafanızı sikiyorlar, oradan bir çık bence. Sonra da bu tür sitelerden çık. “Böyle riskler var, dikkat edin, önlem alın” diye anlatılan şeylerle kafayı yakıp, %5’lere indirebileceğiniz riskten korkmaktan evden çıkamaz hale gelmişsin. Kimse sana hiçbir şeyin garantisini veremez. Yarın hayatta olacağının garantisi yok, gelmiş burda o ne malum, bu ne malum diye ciddi ciddi soruyorsun ?
Hayat risktir, riski göze alamayan kendi mağarasında çürür gider. Riski bilmeyen pembe masallarda yaşayan adam olmak 10 kötü ise, riski 1000 ile çarpıp kara masallarda yaşayan senden olmak 1000 kötü.
Ben evlendim, iki kez de evlendim, çocuk da yaptım. Yarın terk edilmeyeceğim, aldatılmayacağım, evde oturmak varken karımın ısmarladığı ekmekleri alırken ölmeyeceğim, vs. vs. ne malum? Bilmiyorum hepsi olabilir. Ama hayatın akışında tatması güzel, hem manevi, hem dopaminerjik hem de evrimsel olarak tatmin edici şeylere atılmadan beklediğimde, hiçbir şey yapmadan çürüyeceğimi, her geçen sene daha da yaşlanıp çıkışa yürüdüğümü de biliyorum.
Bir de kafayı, kadının sana yapabileceği şeylerle bozmuşsun zira tek önemsediğin, inanılmaz şişkin ama kırılgan egon. Bunca şey döşemişsin mesela çocuğuma bir şey oldu, aileme bakamaz oldum gibi daha kötü şeyler aklında bile değil. Gerçek bir aile babası asıl böyle şeylerden korkar. Ama sen bunları şeklen bile yazmıyorsun. Bana ne olacak, bana ne yapılacak, bana zart, bana zurt. Bu kadar bencil, narsist adamlar evlenmesin zaten, ya da bu tür bir bencillikten kurtulmadan evlenmesin. Çocuklarına yazık.
Twitter’da Alexander’ın bir tweeti üzerinde başlayan tartışmada, “genç erkeklerin önemli bir kısmının hayatları boyunca tek bir kadına bile yürümedikleri” verisine bir yorum yapılmış:
“Bence bu berbat bir çıkarım (erkeklerin kontrolün kendi dışlarında olduğunu düşündüklerini söyleyen bir yoruma yazılmış). Bunun (genç erkeklerin önemli bir kısmının hayatları boyunca tek bir kadına bile yürümemelerinin) sebebi, tüm medyada kadınların yıllardır hatta on yıllardır “bizden uzak durum ucubeler” deyip durmaları. Bu nedenle de erkekler zaman içinde, kadınlara yürümemeye koşullandılar.
Google’da iki saniye araştırma ile, kadınların “bizden uzak durun” dediği, hepsi son aylarda yapılmış 500 tane video bulabilirim.”
İnsanlar, sosyal medyada duydukları en aşırı sesler üzerine (“Google’da iki saniye araştırma ile, kadınların “bizden uzak durun” dediği, hepsi son aylarda yapılmış 500 tane video bulabilirim.”) inanç inşa ediyorlar. Bu şekilde inanç geliştirmek, eğer seçim önyargısı (selection bias) denilen şeyi anlıyorsanız aptalca bir şey. Kızgın feministlerin internete yükledikleri atıp tutmalarının, genel kadın nüfusunu temsil ettiğini sandığınızı düşünsenize!
Peki en aşırı seslerin (diğerleri bastırdığı) öz seçim olmadan, gerçek bir örnek nüfusa baktığınızda ne görüyorsunuz? Çoğu kadının, kendilerine daha fazla yürünmesini istediğini görüyorsunuz.
Gen Z’nin (1995 – 2010 arası doğanlar) yarısı, tek bir kıza bile yüz yüze yürümemiş, yani gerçek tek bir tane bile reddedilme tecrübeleri yok. Reddedilme korkusunu tamamen sosyal medyadan öğreniyorlar! Bu en korkak nesil, insanlarla gerçek etkileşimlere girmeden, internetten hayattan korkmayı öğreniyorlar.
“Anti feminist” erkeklerin bir alt kümesinin, herkesten çok radikal feminist azınlığı dinlemesi gerçekten ironik bir şey. TikTok’ta rastgele kadınların, erkeklerin kendilerine yürümelerinden şikayetlerini dinleyip, bunun davranışlarınızı etkilemesine veya değiştirmesine izin verdiğinizi düşünsenize!
İnsanlar, ilişkiler ve buluşmalar üzerine basit araştırmalar yapmama deli oluyorlar. Bence bunun nedeni, onların dertlerini paylaşmamam. Bu insanlar, toplumun ne kadar bozuk olduğunu, yalnız olmalarının sebebinin toplum olduğunu duymak istiyorlar. Kendi davranışlarının en ufak sorumluluğunu bile üzerlerine almak istemiyorlar. Yaşamlarının geldiği yeri, kendilerine bağlama yeteneğinden yoksunlar.
Bu tam olarak dışsal kontrol odağı (external locus of control) ile ilişkili. Dışsal kontrol odağı düşüncesine daha yatkın erkeklerin, hayatta her alanda daha başarısız olduklarını biliyoruz. Yalnız olma, incel olma, ilişkilerinin kötü olması, işsiz olma, ruhsal problemlere sahip olma ve daha az kazanma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu biliyoruz.
İçsel kontrol odağına değil dışsal kontrol odağı düşüncesine yatkın olmak, sizin kötü bir hayata sahip olmanıza neden olur. Sadece romantik ilişkilerde değil, arkadaşlık ilişkilerinde de bocalarsınız, daha az arkadaşınız olur. Daha az dışa dönük, daha az sosyalleşen biri olursunuz.
Günümüzde genç erkeklerin zorlandığı tek ilişki alanı romantik ilişkiler değil. Genç erkeklerin ilişkiler konusunda bocalamaları, kendisini ağ kurma, arkadaşlık, hobiler, vs. alanlarında da gösteriyorlar.
Birbirlerine zıt uçlarda, iki tip insan var ama sonuçta hepimiz aynı toplumda yaşıyoruz. Bir grup insan, bardağın yarısını dolu olarak görüyor. Bu insanlar iyimserler ve zorlukları, aşılması gereken şeyler olarak görüyorlar. Risk almaktan korkmuyorlar. Bir grup insan ise, bardağın yarısını boş görüyor. Bu insanlar zorluklarla karşılaştıklarında, oldukları yere yatıp orada çürüyüp gidiyorlar. “Toplumun” üstlerinde tepinmesine izin veriyorlar ve bunun için “toplumu” suçluyorlar. Bu insanlar korku içindeler ve risk almaktan kaçınıyorlar.
Evrimin temel prensibini düşünün: çevrelerine uyum sağlayan organizmalar, genlerini gelecek nesillere aktarırlar, daha az uyum sağlayanlar ise aktaramazlar ya da daha az aktarırlar. Çevre değişirse, evrimsel seçim baskıları da değişir.
Hepimiz, 2 milyon yıllık geçmişi olan ve hiçbir halkada kopmamış bir insan üreme zincirinin ürünüyüz. Ama bunun yanında her nesilde, bazı soy zincirleri ölürler. Hepimiz ait olduğumuz zinciri devam ettiremeyeceğiz. Sahip olduğumuz özellikler ve bunların içinde bulunduğumuz çevreye uyumu, hangimizin devam edeceğini, hangimizin etmeyeceğini belirleyecekler.
30 yaşına kadar tek bir kadına bile yürümemiş bir erkeğin soy zinciri devam edecek mi? Muhtemelen hayır. Eğer böyle bir erkeğin hayatını korku ve çaresizlik yönetiyorsa, böyle bir erkeğin aleyhine seçilim göreceğiz. Ama bir şey kesin: Kadınlara yürümeyi daha az korkutucu hale getirmek için, tüm toplum sizin keyfinize göre eğilip bükülmeyecek. Kimse elinizden tutmayacak. Feministlerin “erkekler bizi rahat bırakın” videoları atmalarına kimse engel olmayacak. İçinde yaşadığınız çevre içinde nasıl hareket edeceğinize, sizin karar vermeniz gerekecek.
Bonus:
Bu yazının üzerine biri, bu yazıyı ispatlamak istercesine yorum yazmış:
themountaingoat: Evet, çoğu kadın kendilerine yürünmesini istiyor. Ama erkeklere yıllardır, “kadınlara her türlü yürümek tacizdir” deniliyor. Eğer spesifik bir kadın, sizin ona yürümenize taciz diyorsa, çaresiz kalıyorsunuz.
Alexander: Hayatım boyunca kimse bana, bir kadını buluşmaya çağırmanın taciz olduğunu söylemedi. Bu lafı sadece ve sadece sosyal medyada duydum. İnsanlar tüm o “yasak” yerlerde karşılaşıyorlar, buluşuyorlar, seks yapıyorlar ve evleniyorlar.
İlişkinize ya da flörtünüze, potansiyel olarak geri dönüşsüz zarar vermenizin en kolay yollarından birisi, partnerinizi aslında herhangi bir suçu ya da kusuru yokken suçlamaktır. Bunu partnerinize öfkeli bir şekilde çıkışarak da yapabilirsiniz, ya da olmayan bir şeyi kafanızda büyütüp davranışlarınızı buna göre ayarlayarak da. Her iki durumda da, duygusal olarak kontrolsüz ve güçsüz olursunuz ve görünürsünüz. Duygusal olarak kontrolsüz olmak da, bir erkeği son derece itici yapar.
Bu bölümde bu hataya düşmemek için kullanabileceğiniz üç prensipten bahsedeceğim. 24 saat kuralı, sabahı bekle kuralı ve 3 defa kuralı.
24 saat kuralından başlayalım. Ben bu kuralı, beni ilişkiler konusunda gerçeklere uyandıran İlişki Sihirbazı Kitabından öğrendim ki o kitabın bölümlerinden biri bu kurala ayrılıyor. Bölümün ismi “Güvensizlik: İlişki Parazitleri”.
Burada kural şu: ilişkinizde herhangi bir konuda güvensizlik hissederseniz, bu şey sizi kaygıya, korkuya veya öfkeye itiyorsa, 24 saat beklemeden bu konuda hiçbir şey yapmayın. “Tamam, bunu görüyorum, sinirliyim ama tepki vermeden, hesap sormadan ve hatta soru sormadan önce 24 saat bekleyeceğim. Tepki vereceğim ama önce soğuyup sonra tepki vereceğim.”
Burada konu, size karşı açıkça yapılan bir yanlış değil. Örneğin size açıkça küfür eden ya da önünüzde biriyle flört eden kız arkadaşa tepki vermeden 24 saat bekleyin demiyorum. Kendi güvensizlikleriniz yüzünden ortaya çıkan negatif duygulara kapılmadan önce 24 saat bekleyin diyorum. Neden?
Çünkü 24 saat kuralını uygulamaya başladığınızda, çoğu durumda, 24 saat içerisinde aslında rasyonel düşünmediğinizi ya da bir şeyi yanlış anladığınızı anlıyorsunuz ve negatif düşünceleri kendinize sakladığınıza şükrediyorsunuz. Peki haklıysanız? Haklıysanız da sadece 24 saat beklemiş oluyorsunuz, yani yine tepki verebiliyorsunuz. Jordan Peterson’un birazdan daha geniş şekilde alıntılayacağım Kişilik ve Dönüşümleri dersinde söylediği gibi, bu şekilde aşırı tepkisel olmak ile dik durmak arasındaki dengeyi tutturursunuz. Her şeye tepki gösteren biri de olmak istemezsiniz, itilip kakılabilen biri de”.
Bu kuralın en önemli yanı, insanı duygusal olarak daha dengeli ve güçlü yapan bir egzersiz olması.
Duygusal olarak güçlenmek, kaslarınızı güçlendirmeye benzer. Duygusal ağırlık altına girip bu ağırlığı kaldırdığınızda, duygusal olarak güçlenirsiniz. Güvensizlikleriniz yüzünden rasyonel düşünemediğinizde ve duygularınız sizi ele geçirmeye başladığında, duygularınıza sadece 24 saat gem vurmanız bile, başarılı bir şekilde ağırlık kaldırmanıza neden olur. Duygularınıza kapılmanız ise, elinize aldığınız ağırlığı hiç kaldırmadan yere bırakmanız gibi bir şey.
Güvensizliklerinize hemen kapılmak yerine 24 saat beklemeyi alışkanlık haline getirdiğinizde, duygularınız üzerinde kontrolünüzün arttığını ve güvensizliklerinizin azaldığını hissedeceksiniz.
Bu kural ilişkinin başından sonuna kadar uygulanmalı ama en çok ilişkinin başlarında, karşılıklı güven tesis edilirken ve bir de ilişkinin o kadar da iyi gitmediği durumlarda çok işe yarar. Eğer ilişkinin başlarında sürekli olarak soğukkanlılığınızı kaybederseniz, karşınızdaki insana duygusal olarak zayıf biri olduğunuzu gösterirsiniz. Duygusal olarak zayıf olmak da özellikle bir erkeği, işi, tipi ve statüsü ne olursa olsun, düşük değerli bir erkek yapar. İtici yapar.
Güçlü negatif duygular, güvensizlikler, siz onlara kapıldıkça daha da güçlenirler. Siz onlara kapılmadıkça güçsüzleşirler. Güçlü negatif duygular, beynin amigdala denilen ilkel ve rasyonel düşünmeyen bir bölgesinden gelir ve beynin yönetimini rasyonel düşüncenin, korteksin elinden alır. Tepki vermeden önce bu güçlü duyguların soğumasına izin verirseniz, beynin kontrolünü rasyonel düşüncenin ele almasına fırsat verirsiniz. Hayvani bir dürtüsellikten ziyade, insani bir rasyonellik ile tepkiler verirsiniz.
İkinci kural ise tepki vermeden önce sabahı bekle kuralı. 24 saat kuralına benzer kural ve hem nöroplastisite hem de daha iyi bir yaşam serilerini yazarken öğrendiğim bir kural. Burada mantık, insanın beyin korteksinin yani rasyonel düşünce ve dürtü kontrolünü sağlayan bölümünün, gün içinde yorulması ile gece saatlerinde zayıflaması üzerine kurulu. Birçok insan en dürtüsel ve sonradan pişman olacağı hareketleri, gece saatlerinde özellikle de uyuması gereken saat 11 ve sonrasında yapıyor. Eski sevgiliye mesajı genelde öğlen 2’de değil gece ikide atıyor. Ciddi miktarda para kaybettiği al-satı daha çok gece yapıyor.
Güvensizlik hissettiğinizde, tepkinizi ya da iletişiminizi gece saat 10’dan sonra yapmayın. Uyuyun, dürtü kontrolünüzü ve rasyonel düşüncenizi sağlayan beyin bölgelerini şarj edin ve gündüz ya da akşam saatlerinde yapın.
Son olarak da 3 defa kuralına değinelim. Bunu da Jordan Peterson’un üniversitede verdiği psikoloji derslerinden öğrendim ki Kişilik ve Dönüşümleri kitabında da yer alıyor. Direkt oradan alıntılayacağım:
“Partnerinizle dışarı çıktınız diyelim ve partneriniz oldukça gergin davranıyor. Yani diyelim ki şaka yapıyorsunuz veya gülümsüyorsunuz ama partneriniz buz gibi davranıyor ya da sinirli bir şekilde karşılık veriyor. Bu durumda siz de kendinizi buna göre ayarlarsınız. İşler bir miktar bozulur ve tüm gece mahvoldu diyeceğiniz bir hale gelir. Ama bu olduğunda tüm ilişki bitti demezsiniz. Gerçi bunlar sık oluyorsa o noktaya da gelebilirsiniz.
Bu durumda ona “tüm gece mahvoldu” diyebilirsiniz ve bu muhtemelen bir miktar aşırı reaksiyon göstermek anlamına gelir. Klinik psikolog olarak izlenimim, eğer insanlar katlanması zor bir şekilde davranıyorlarsa, siz bunu gözlemlerken üç kere bu şekilde davranmasına izin verin. Üçüncü kere aynı şekilde davrandığında “bak böyle davranıyorsun” deyin. Bunu söylediğinizde size “hayır öyle davranmıyorum” diyecektir. Siz de “Hayır böyle davranıyorsun. Bak şurada ve şurada böyle davrandın” dersiniz.
Bu durumda temelde kaybetmiş olur ve siz de direkt kazanan olursunuz. Ama sadece bir kerelik bir şeyse, dert etmemeniz daha iyi. Bir kere olduysa, bunun tek bir kez ve spesifik bir problem olmadığına dair elinizde bir delil yok. Ama üç kere olduysa artık elinizde güçlü bir delil var. Bu şekilde aşırı tepkisel olmak ile dik durmak arasındaki dengeyi tutturursunuz. Her şeye tepki gösteren biri de olmak istemezsiniz, itilip kakılabilen biri de. Yani fazla toleranslı olma ile tepkisel olup gereksiz kavgalar etme arasındaki denge için üç kere kuralı iyi işler.”
Bu üç kural, sizin bazen kötü niyetli ya da en azından gerçekten hatalı birini az bir süre de olsa tolerans göstermenize, kısa bir süre de olsa bu kişinin sizi aptal yerine koymasına neden olabilir ama toplamda, sizi birçok haksız çıkışmadan, aptal durumuna düşmekten ve iyi gidebilecek bir ilişkiyi baltalamaktan korur. Daha önce de dediğim gibi benim bu üç kuralla ilgili en sevdiğim şey, ilişkinizi ve hatta ilişki yaşamınızı bile aşan bir duygusal güç kazanmanızı sağlaması. Aslında dikkat ederseniz bu üç kuralı, iş yaşamında, arkadaşlık ilişkilerinde ve aile ilişkilerinde, kısaca tüm insani ilişkilerde kullanabilirsiniz.
Merhaba, ben 38 yaşındayım ve 12 yıldır evliyim. 8 yaşında bir oğlum var.
Allah bağışlasın. 26 yaşında evlendin ve 32 yaşında baba oldun yani. Devam edelim.
Baba olduğumda bunalıma girdim. Baba olmaya hiç ama hiç hazır değildim ve baba olmanın getirdiği duygusal, maddi ve fiziksel yükle baş etmekte çok zorladım. Kendi çocukluğumdan kalma birçok güvensizliğim ortaya çıktı özellikle de kendi alkolik babamla ilgili şeyler. Babamla özellikle ergenlik yıllarımda çok ciddi sorunlarım vardı. Şimdi bir sorunumuz yok ama sanırım aşamadığım şeyler var.
Aşamadığın şeyler olduğu kesin zira 6 sene evlilikten sonra 30 yaş üstünde de çocuğa hazır değilim anormal bir durum. Hani 32 yaşından sonra da baba olabilirsin ama bir erkek 27-28 yaşından itibaren zihinsel ve fiziksel olarak baba olacak güçte olmalı.
Babanla olan ilişkinden dolayı, baba olmak ile ilgili düşüncelerin oldukça çarpık olabilir yani “aşamadığım şeyler var” derken haklısın.
Oğlum doğduktan birkaç ay sonra, beraber çalıştığım bir kadınla duygusal bir ilişki yaşamaya başladım. Depresyondaydım, yakınlık arıyordum ve bana duymaya ihtiyacım olan şeyleri söylüyordu. Bu kadın arkadaşlığımızı kullanarak, arkadaşlık sınırlarını ihlal etti.
Bana karşılıklı yapılmış, senin de sorumluluğun olan ve senin evli olman nedeniyle daha da suçlu olduğun bir duygusal ilişki gibi geldi. İlginç bir şekilde yaptığının sorumluluğunu almıyorsun. Daha çok kurban gibi konuşuyorsun.
Bu ilişkiden sonra insanlara güven problemi yaşamaya başladım, özellikle kadın arkadaşlarıma şüphe ile yaklaşıp durdum.
Aldatan sensin ama sen mi güven sorunu yaşadın?!? Kurban psikolojisinden çık. Sorumluluk alıp büyük yanlış yaptığını kabul etmek yerine, manipülatif bir kadının kurbanı oldum diye psikolojik buhran yaşamayı tercih ediyorsun.
Şu an karımla ilişkim harika. Kendime iyi bakıyorum, spor yapıyorum, vs.
Spor salonunda tanıştığım bir kadınla zaman içinde arkadaş olduk. Beraber çok iyi vakit geçiriyoruz.
Hayda! Bir erkek ile bir kadın arkadaş grubu içinde birbirlerine arkadaşça davranabilir ama evli bir erkekle bir kadın, beraber çok iyi vakit geçirecekleri şekilde “arkadaş” olmazlar. Yine aldatma işindesin ve karınla ilişkin harika falan değil.
Bu kadına karşı arkadaşça ama yoğun duygular besliyorum.
Kendini kandırma potansiyelin çok yüksek. Arkadaşça yoğun duygu diye bir şey yoktur. Bu kadınla deliler gibi seks yapmak istiyorsun, bunu bastırmak için zihin jimnastiği yapıyorsun.
Sürekli onu düşünüyorum. Sadece arkadaş olmak istiyorum ama bazen zihnime istenmeyen düşünceler doluyor ve bunlara engel olamıyorum.
İstenmeyen düşünceler çeşitli pozisyonlarda geliyor galiba. Sadece arkadaş olmak istemiyorsun. Sadece arkadaş da olamazsın zaten.
Beraberken çok iyi vakit geçiren iki iyi arkadaşız. Saatlerce konuşuyoruz ve aramızda çok derin bir ilişki var. Arkadaşlığımız hergün daha da sağlamlaşıyor.
Ne diyeceğimi bilemedim. Yuh ile “tüh senin kalıbına” arasında gidip geldim. Sen sanırım her türlü aldatma olayını (duygusal aldatma da aldatmadır) “manipüle edildim”, “sadece arkadaşız” diye kendinden bile saklamaya çalışıyorsun sanırım. 40’ına merdiven dayamış adamsın ama çok çocukça bir tarafın var.
Terapiye gidiyorum ve terapistim, evlilik dışında arkadaşlarımın olmasının ruh sağlığım için çok önemli olduğunu söylüyor.
Evet ama erkek arkadaşlara ve arkadaş gruplarına ihtiyacın var. Seninkisi bir kadınla uzun süre beraberce vakit geçirmek, özellikle de arkadaşlığınızı zihninde değişik pozisyonlarda derinleştirdiğin bir kadını. Evli bir erkeğin böyle bir kadın arkadaşı olmaz.
Karım da arkadaşlarım olmasını destekliyor.
Karın spor salonundan bir kadınla saatlerce başbaşa kaldığını biliyor mu? Sanmam.
Bu kadınla ilgili istemediğim düşüncelerimden nasıl kurtulabilirim?
Kadınla tüm iletişimini keserek. Spor salonunu da değiştirmen gerekecek.
Böyle düşünceler olmadan bir arkadaşlık kurmak istiyorum.
Olmaz, mümkün değil. Etik değil. Bu kadınla tüm iletişimini kesmen gerekecek. Spor salonunu da değiştirmen gerekecek.
Bu kadınla arkadaşlığımı kaybetmek istemiyorum, böyle arkadaşlar kolay bulunmuyor.
Bu kadınla arkadaş değilsin. Bu kadınla deliler gibi seks yapmak istiyorsun, onu yapamayınca da fantezilere boğuluyorsun. Yahu aklından bir şey geçmese bile böyle arkadaşlık olmaz, evli erkek teke tek bir kadınla buluşmaz. Hani eski bir arkadaşın olur bir iki buluşursun da değil. Yeni tanıştığın bir kadın ve sürekli buluşuyorsunuz!
Birgün bir sevgili bulmasından ve arkadaşlığımızı kesmesinden çok korkuyorum.
Sen arkadaşı değilsin, friendzone vatandaşısın. Kadın senin evli olduğunu biliyor mu? Evli olduğunu saklayan çok adam var çünkü. Ama şu lafın bile senin onu arkadaş olarak görmediğine işaret.
Şuna bahse girerim ki bu kadın seni birgün evine çağırsa ve üzerine atlasa, hiç düşünmeden seks yaparsın. Sonra da “arkadaşlık sınırlarımızı aştı, beni kullandı, güvenim kalmadı” diye kendini avutursun. Bahse girerim, sizin seks yapmamanızın tek sebebi kadının seninle seks yapmaması.
Konuştuğun şeyler ile yaptığın şeyler arasında büyük uçurum var. Bir yandan bir kadınla görüşüyorsun, kadını ciddi şekilde arzuluyorsun, bir yandan bunu kendine arkadaşlık olarak yutturuyorsun.
Bu konuda ne yapmam lazım?
Senin yapman gereken şey, yapmak istediğin şeyin tam tersi. Birebir “arkadaş” olarak görüştüğün kadınla tüm iletişimi kesmelisin. Bir yandan için için cinsel ve duygusal olarak arzulayayım, bir yandan da bu kadınla arkadaş gibi görüşeyim diye bir şey yok. Özellikle de evli bir erkek için böyle bir şey yok.
Sen burada olmayacak bir şeyi elde etmeye çalışıyorsun. Burada işin tek oluru, senin bu kadını hayatından tamamen çıkarmak. Kadın seni cinsel olarak arzuluyor olsaydı, friendzone’da olmasaydın da yapman gereken buydu ama bir de friendzone olayı var.
Bazı şeyleri yaşayamadan erkenden evlenmişe benziyorsun ve gözün sürekli olarak dışarıda. Benim tahminim, eğer anlattığın iki kadından daha fazlasını bulacak kapasiten olsa, eşini birçok kez fiziksel ve duygusal olarak aldatırdın.
Erkenden evlenmiş ve bir şeyleri yaşayamamış bile olsan, artık o kararı verdin, üstüne çocuk da yaptın. Eğer karın iyi bir eş ise, piyasaya çıkıp 12 sene önce yaşayamadığın şeyleri yaşamaya çalışma. Bunu boşanarak bile yapmanı tavsiye etmem zira baba olarak sorumlulukların olduğunu da unutma. Zaten karınla aran sandığın kadar iyi olmasa bile, iyi görünüyor. Öyle olmasa oradaki “kurban” durumunu da burada detaylı anlatırdın ama görünen o ki evliliğinde sana karşı yapılan bir yanlış yok.
İlişki 18 yaşında başlasa, bittiğinde 20 yaşı civarındaydınız.
Şirin ama o yaşlarda iki öğrencinin ilişkisi, genellikle 2-3 seneyi geçmez.
Bittiğinde bazı kadınlar susar, bazı kadınlar seslerini açarlar.
Bence Fake hesaptan yazılıyorsa, “o” yazıyor diye düşünmeyin. O yazıyor olsa bile.
Yaklaşık 28 yaşlarında, karısı ve çocuğu olmayan bir adamsın. Akşam eve karına ve çocuklarına gitmen gerekmiyor. Gelirinin önemli bir kısmı ailene gitmiyor. Evden çalışmak bahane değil, evden çalışmak aslına bakarsan sosyal hayat için avantajlı. Senin profilinde bir adamın sosyal hayat edinememesinin sebebi zamansızlık, evden çalışma falan değil, asosyalliktir.
Senin sorunun, sosyal olarak, belki de ilişkisel olarak kızın bıraktığı yerde donmuş vaziyette olman. Derdin bu kız değil. Bu kız sana ne kadar renksiz, duygusal ve sosyal olarak çöl bir hayatın olduğunu hatırlattı. Hem de bunu, gerçeği suratına kamyon gibi çarparak hatırlattı.
Bu çektiğin çileyi hüsranı, fırsata çevir ve asıl problemini, sosyalleşmeyi hallet. Burada bu konuda yazdım, Patreon’da devam yayını da yaptım.
Kısa süreli ilişkiler belli bir tecrübe ve doyum yaratabilirler ama özellikle 25 yaşın üstündeki çoğu erkek için, uzun süreli ilişkinin yerine geçmezler. Kısa süreli ilişkilerde, hemen hemen her zaman sizden 5 kat daha fazla erkekle yatan bir grup kadınla yatarsınız ve bu kadınlarla duygusal bağ kurmazsınız, kuramazsınız.
Sen, alt tarafı 2 senelik bir ilişkiden travmaya uğrama başarısı(!) göstermişsin. Bu nedenle uzun süreli ilişkilere girmekten korkar hale gelmişsin ve hayatın duygusal çöle dönmüş.
Bu kız masum,anlayışlı,iyi biriydi ve onun gibi birini bulamayacağımı düşündüm sanırım uzun bir dönem.karşıma da hayalimdeki gibi biri çıkmadı zaten.
Sanmam. Olay 8 sene önce olup bitmiş. Daha çok yerinde saymış olduğunun farkına varmak acı veriyordur.
Ve bu tamamen senin suçun. 2 sene ilişki sonrası 8 sene geçmiş. Benim sık söylediğim bir şey var. Piyasada ve böyle bir ilişkiye açık bir adamsanız, uzun süreli ilişkilik ve aynı zamanda anlaşabildiğiniz kız karşınıza 1.5 senede bir çıkar. Yani sen bu tür bir ilişkiye açık olsaydın, 3-4 kere daha “aşık olabilirdin”.
2 sene önce 25-26 yaşında daha kafana dank etmemiş demek ki.
Eskiden, kısa süreli ilişkileri abartan adamlar bile “günümüz kadınları şöyle böyle” diye düşünmezdi. Beraber oldukları kadınların, kadın milletini temsil etmediğini bilirlerdi. Siz kısa süreli ilişkiler yaşadığınızda, çoğunlukla sizden daha da çapkın kızlarla beraber oluyorsunuz. Bana bazen çok genç çocuklar gelip ağlaşıyorlar. “Abi adam 100 kadınla yatıyor, onun gibi 10 bin adam olsa 1 milyon kadın böyle kötü çocuklarla yatıyor” gibi absürt matematikler öne sürüyorlar.
Her biri 100 kadınla yatan 10 bin adam genellikle, her biri 200 adamla yatan kadınlarla yatarlar. Yani sizin 10 bin kötü çocuğunuzu, 5 bin kötü kız çeviriyor. Arada tabii ki bu olayla alakasız kızlar da olur ama bu adamların elinden geçen kız sayısı, bu adamların sayısından azdır! Yani bunu bu “özde” kötü çocuklar da bilirler ama nedense aslen efendi erkek olan ve kafası hep öyle kalan elemanlar, fazla sayıda kızla olurken bu gerçeği göremiyorlar.
Son zamanlarda sosyal medyada ciddi bir redpill mankafa akım çıktı, yıllarca dejenere kısa süreli ilişki yaşayıp, oradan kadınlarla ilgili bilgelik çıkarmaya çalışan adamlar türedi.
Günümüz kadınları arasında senin eski kız arkadaşından çok var ama sen yaşam tarzın, uzun süreli ilişkiden kaçarak dejenere olan zihin yapın nedeniyle o kızlara ulaşamazsın, ulaşsan da onlar seni istemezler. Yaşam tarzını ve zihin yapını değiştirmen lazım. “Ya hacı günümüzde öyle kız yok” demek kolay ve egonun kıçına gökkuşağı üflüyor ama hem gerçek değil hem de gerçek olsa zaten yapacak bir şey yok. Günümüzde az sayıda “iyi kız varsa” o az sayıdaki iyi kızın senin gibi birine kalma ihtimali SIFIR. “Günümüzde kızların birçoğu böyle, ben ulaşamıyorum” dediğinde, olduğun düşük seviyeyi kabul edip acı çekmen lazım ama bu durumda güç sende zira bunu değiştirebilirsin.
Sen şu an böyle kızlardan çok az var diye kendini kandırıyorsun, az ise zaten hayatta bir kere karşına çıkar, o zaman bir daha asla bulamayacağına emin olduğundan duvarlar üstüne üstüne geliyor. Zira senin zihninde o kızı kaçırdın, bir daha asla olmayacak.
“Günümüz kadınları bozdu, düzgün kız çok az” olayına bir inandıktan sonra bunun nasıl kendi kendini gerçekleştiren kehanete dönüşeceğini bir düşünsenize! Buna inanan adam, bir şekilde düzgün bir kız bulduğunda, ona bulunmaz Hint kumaşı gibi davranacak, onu büyük bir ödül olarak görecek ve önünde efendileşip terk edilecek (bu tür masallara inanan çocukların, sonradan “kötü çocuğu” oynayan iyi çocuklar olduklarını unutmayın). Hem de zayıf davranışları yüzünden muhtemelen kaba bir şekilde terk edilecek. Ve “bu kız düzgün sanmıştım, ama o da değilmiş” diyerek, “günümüz kadınları çok bozdu, düzgün kız çok az” inancını pekiştirecek.
Tekrar ediyorum. Senin derdin bu kız değil. Senin derdin, asosyalliğin, kısa süreli ilişkilere kapılıp duygusal olarak doyamadığın ilişki hayatın. Eskiden mutlu olduğun bir kızın seni aşıp kendi hayatına devam etmesi, yaşının gerektirdiği ilişki aşamalarından geçmesi, senin 20 yaşından beridir olduğun yerde saydığını suratına çarptı.
Sorularınızı bana uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.