Eski sevgilim ile bir buçuk sene önce ayrıldık, daha doğrusu o benden ayrıldı. Yaklaşık bir sene boyunca ara ara yazdım. Başlarda da çok ısrar etmiştim.
Eski sevgiliden ayrıldıktan sonra ne kadar erken iletişimi kes kuralı uygularsanız o kadar iyi. İlk 2-3 gün, siz daha zorlamayın ama bilemedin bir hafta, iletişime devam edip ısrar etmen, geri dönüşsüz değil ama bundan daha uzun süre ısrar ederseniz, geri dönüş ihtimalini pratik olarak sıfıra yakın bir noktaya indirdiğiniz gibi, kendi iyileşme sürecinizi de uzatırsınız.
Sizin ilişki ne kadar sürdü bilmiyorum ama eğer iletişimi keserseniz, iyileşme süreciniz ilişkinin üçte biri ya da en fazla 6 ay sürer. Eğer kesmez peşinde koşarsanız, daha fazla ayrılık yarası alırsınız, iyileşme sürecinizi uzatırsınız.
Ben bu dönemde kızı online stalkladığını da tahmin ediyorum ki, online stalk bir insanı aylarca hatta bazen yıllarca eski sevgilinin peşinde ya da gizli gizli yörüngesinde tutan, çok büyük bir bela.
En son 4 ay önce, uzun bir muhabbet olmuştu ve yine istemediğini belirtti.
14 ay boyunca peşinde koşmuşsun. Normalde 6 ayda atlatacağın ayrılık acısını atlatmak için senin daha 4-6 aya ihtiyacın var maalesef (iyileşme süreci bir umutla en son iletişim kurduğun zamandan başlar).
Sonra hiç ulaşmadım ve aramadım. Alışmıştım iki gün önce tesadüfen gördüm ve yanına gittim.
Şimdi gördüğün gibi iyileşme sürecine girmişsin ama büyük bir hata yaparak yanına gidip konuşmuşsun. Terk eden eski sevgili ile karşılaştığınızda, medeni bir şekilde selam verin ama yanına gidip konuşmayın. O size gelirse biraz muhabbet edin ama kısa kesin ve bir bahane ile kibarca sıvışın. Bu muhabbete asla ilişki, eski ilişki gibi konuları konuşmayın.
Kısa bir muhabbet oldu naber gibisinden ve “biri oldu mu diye sordum” ama uzatmadı.
İkinci ve aslında daha büyük hata da bu. İlişki konusu açmışsın. Bunlar iletişimi kes sürecini sıfırlayacak şeyler. Kazanımlarını koruman lazımdı.
Ben istekli davrandım sonrasında kısa kesti ve ayrıldık. Eve gittiğimde bir kere aradım ama dönüş yapmadı. Ben çok yanlış mı yaptım?
Şimdi bu kızın sana dönme ihtimali zaten sıfır. Sıfırı daha da sıfırlayamazsın. Yani “dönmesi için yanlış mı yaptım” diyorsan muhtemelen o konuyu artık etkileyemezsin. Gerçi, eğer gidip konuşmasan bir ihtimal yükselirdi ama senin gibi en ufak umut ışığına sarılan birine bunu söylememek lazım.
Yanlışın, gayet de iyi giden iyileşme sürecini baltalaman. Bir umuttur maymun eden insanı. Terk edilir edilmez, yeniden beraber olacağız umudunu öldürmeye bakın. O umut, terk edenin geri gelme ihtimalini düşürdüğü gibi, iyileşme sürecinizi de dondurur. Tam tersine “bu iş burada bitti asla başlamaz” deseniz, geri gelme ihtimalinin artmasının yanında, daha çabuk iyileşirsiniz.
Geri gelme ihtimali neden artar? Her şeyden önce terk edene ulaşmayı, terk edeni takip etmeyi bırakırsınız ya da bırakmanız daha kolay olur. Karşılaştığınızda, “terk ettim ama o da beni bırakmış yoluna bakıyor” sinyali verirsiniz ve bu sinyali içsel bir “bizden daha olmaz” inancı kadar sağlam gönderecek başka bir ruh hali yoktur.
Bir de sana tavsiyem sen artık bu insandan tamamen uzak dur. Yani artık görmezden gel. Zira sen konuşursan eskiye dönersin gibi.
Anlatmamışsın ama iletişimi kes kuralı mı uyguluyorsun yoksa sadece aramamayı mı beceriyorsun? İletişimi kes üç ayaklıdır ve üç ayağı ile de yapılmalıdır:
Birinci ayak, terk edene asla ulaşmıyorsun.
İkinci ayak ki bu devirde birincisi kadar önemli, terk edenden asla haber almıyorsun, onu stalklamıyorsun. Sadece whatsappta online mı ya da kaç takipçisi var, artıyor mu artmıyor mu diye bakmak, en az Instagramında hikayelerine ya da fotoğraflarına bakmak kadar stalk. Birilerinin onun Instagramına bakıp size haber uçurması da stalk.
Üçüncü ayak, kendi hayatınıza odaklanmak. Daha fazla sosyalleşmek, ilişki bitiminin ilk 2-3 ayı kendine dönüp sonra yeni limanlara açılmak, uzun süredir yapmak istediğin bir şeyi yapmak gibi.
Keşke önceden tanısaydım abi sizi.
Aslında evet, keşke bu kadar zaman kaybetmeseydin. İnsanlar bir daha onun gibisini bulamam gibi bir kafayla terk edenin peşinde koşup (açık açık ya da stalk ile gizli gizli), çok zaman kaybediyorlar.
Bir seneden uzun ilişkiler, insanın hayatına yaklaşık olarak 1.5 – 2 senede bir girerler. Ama bunun için sizin yola çıkmış olmanız lazım. Sen bu kızı o zaman bıraksaydın, şimdiye muhtemelen yeni sevgilin olurdu.
Yine de bir sonraki sevgilinden önce buldun yani o açıdan erken buldun.
Tepkini biliyorum abi ama yine de sormak istedim sessizlik ve unutmak bu durumda bile karşı taraftan sonuç aldırır mı?
Bu soru, unutmak ile zıt bir soru. Senin asıl sorduğun “sessiz kalır ve unutmuş gibi davranırsam bana geri döner mi?” Cevap, hayır. 1.5 sene geçmiş, dönmez. Zaten az önce belirttiğim gibi “terk edeni terk etme” zihin yapısında olmayan insan, karşısındaki geri dönse bile, 5-10 dakika konuştuğunda, itici hale gelir ve geri dönen yine kaçar.
Senin umudu öldürmen lazım. Umut, kimsenin olmadığı ve birini bulmak için çaba harcadığın dönemde tatlı bir hayal olarak sana zevk veriyor ama acıdan kaçıp ufacık zevke bağlanman, senin uzun vadede daha çok acı çekmene ve kaybetmene neden oluyor.
Bu kızla bir daha asla ama asla ama asla olmayacağını kabul et. Bu umudu öldür. Bu umudu öldürmen, asıl umudu yeşertecek yani seni seven başka biriyle karşılaşma umudunu. O umudun gerçekleşme ihtimali çok yüksek ama sen bu olmayacak umuda sarılıp, o umudu erteleyip duruyorsun.
Bu siteye yeni geldiyseniz, eski sevgili terk ettikten sonra uygulamanız için, no contact kuralını (iletişimi kes kuralını) şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca şu yazılarımıza da göz atmanızı tavsiye ederim:
İyi bir tavsiye size yardımcı olabilir ama yanlış bir tavsiye, sizin yanlış bir yolda yıllarınızı boşa harcamanıza neden olabilir. Bu bölümde, oldukça kötü olmalarına rağmen, sıklıkla tekrarlanan ve muhtemelen en az birini daha önce sıklıkla duyduğunuz beş tavsiyeden bahsedeceğim. Aynı zamanda, bu tavsiyeler yerine uygulayabileceğiniz ve pişmanlıkla değil gurur ile dolu olan bir yaşam yaratmanızı sağlayacak tavsiyeleri paylaşacağım.
#1 İstediğiniz her şey olabilirsiniz.
Hayır, ne kadar isterseniz isteyin, ne kadar çabalarsanız çabalayın, istediğiniz her şey olamazsınız. Gerçek şu ki siz, birçok şeyde iyi değilsiniz ve asla olamayacaksınız.
Tamam, insanların zayıflıklarını düzeltmek için tavsiyeler verilmesi normal ve insanların zayıflıklarını giderip güçlenmeleri, zayıflıkları tarafından potansiyellerinin çok altında bir yaşam sürmemeleri gerçekten önemli bir hedef. Ama bir insanın güçlü olduğu alanlarda uzmanlaşması, kendisi için çok daha iyi olacaktır.
Bazı alanlarda zayıf olduğunuzu ve ne kadar eğitim alırsanız alın o alanlarda iyi olamayacağınızı kabul etmeniz lazım. Siz muhtemelen 5 sene yoğun eğitim alsanız bile, NBA basketbolcusu olamayacaksınız ya da belki büyük bir şirket yönetemeyeceksiniz. Kendinizi fantezi dünyasında kaybetmek yerine, zamanınızı güçlü olduğunuz yanlarınıza uyan bir alan bulmaya ayırmak ve bu alanlarda gelişmek, sizin için çok daha iyi olacaktır.
Yanlış anlamayın, genç yaşlarınızda birçok şeyi deneyebilirsiniz ve denemeniz de iyi bir şey. Hayallerinizi kovalamanız da kötü bir şey değil. Ama açık fikirli, gerçekleri duygusallaşmadan görebilen biriyseniz, zaman içinde istediğiniz her şeyi olamayacağınızı öğreneceksiniz. Ama aynı zamanda, birkaç şeyde çok iyi olduğunuzu da keşfedeceksiniz.
Ben ikigai (Japonca “yaşamak için bir sebep” ya da “her gün yataktan kalkmak için bir sebep”) kavramını destekliyorum. Başarınız, mutluluğunuz ve her gün sizi yataktan kaldıracak motivasyon, 4 alanın kesişiminde:
Yapmayı sevdiğim şey
Dünyanın ihtiyacı olan şey
Bana para kazandıran şey
İyi yaptığım şey
Ikıgai size istediğiniz her şey olabileceğinizi söylemiyor. Tem tersine, dar bir alanda başarıyı, mutluluğu, motivasyonu ve parayı bulabileceğinizi söylüyor. Bu alan, sizin ideal alanınız ya da en etkili olduğunuz alan.
#2 Bir plan yapın ve o plana sadık kalın.
Yüzeysel olarak baktığınızda, bu tavsiye oldukça makul ve mantıklı görünüyor. Ama biraz derine inerseniz, bu tavsiyenin defolu olduğunu görüyorsunuz.
Çok büyük bir çaba ve titizlikle hazırlanmış planlara sahip olan genç insanlarla konuşuyorum. “Şu alanda üniversite okuyacağım, bu üniversite beni şu işe yerleştirecek ve 10 bilemedin 20 yılda nihai hedefimdeki vadedilmiş topraklara ulaşacağım!”
Bu insanlar hayata, satranç hamleleri serisi olarak bakıyorlar. Satranç taşlarını bir kareden diğerine dikkatle kaydırıyorlar ve hayatı şah mat etmek istiyorlar. Ama bu bir hata çünkü hayat bir satranç oyunu değil. Hayat daha çok, her zaman direksiyonunda olmadığınız bir çarpışan arabalar oyununa benziyor. Hayatınızla ilgili yapabileceğiniz iki tercih çeşidi var. Tercihlerinizi araçsal sebeplere göre yapabilirsiniz ya da temel sebeplere göre.
Araçssal sebepler, detaylı yaşam planlarının yapı taşları ve tamamen kararların sizi nereye doğru yönlendireceği ile ilgililer. “Çok ilgimi çekmese bile belli bir alanda üniversiteye gideceğim çünkü böylece iyi bir işim olacak” ya da “benim mizacıma uygun olmasa bile şu işe gireceğim çünkü bu iş bir sonraki fırsatı elde etmemi sağlayacak” gibi bir tercih, araçsal bir tercihtir.
Temel sebepler ise araçsal tercihlerin zıddıdır. Aslında temel sebeplere göre kararlar vermek, planlamanın karşıtıdır. “Bu bölümü beni nereye götüreceğini bilmesem bile okuyacağım zira ilginç bir bölüm” ya da “sonrasında beni nereye götüreceğini bilmesem bile bu işe gireceğim zira ilginç insanlarla çalışacağım ilginç bir iş” gibi kararlar, temel sebeplere göre verilen kararlardır.
Ben gençken araçsal sebeplere inanır, onlara tapardım. Büyük bir taktisyen ve uzman bir planlamacıydım. Ama çok geçmeden, bazen oldukça acı sonuçlar sonucu, şaşırtıcı bir şeyi keşfettim: araçsal sebepler sıklıkla istenilen sonuçları vermiyordu. Hayatınız araçsal sebeplerle yapılan planlar için çok karmaşık, hiç beklenmeyen şekillerde değişken bir yer.
Genç biriyseniz ve bana inanmıyorsanız, 40’larında ve 50’lerinde olan ve hayran olduğunuz birilerini bulun ve onlara, bulundukları noktaya nasıl geldiklerini sorun. %90’ı size “uzun hikaye” diye cevap verecektir.
Uzun hikaye zira bu insanlar temel sebepleri baz alarak kararlar verdiler ve sonrasında ortaya çıkan belirsizliklerle, o tercihlerin kendilerini götürdüğü yerde mücadele ettiler. Ama bu, onların güçlükler karşısında motive, fırsatlar konusunda uyanık kalmalarını sağladı ve geldikleri noktaya ulaşmak için denemeler yapmalarına, yollarını değiştirebilmelerine izin verdi.
Başarılı insanların bir noktadan büyük başarıya, düz, dikkatle planlanmış ve planlandığı gibi ilerleyen bir çizgi şeklinde ilerlediklerini düşünürüz ama asıl yol, zigzaglarla, bir sağa bir sola savrulmalarla, dolambaçlarla dolu. Ve hayat dolambaçlı bir yola girdiğinde dikkatiniz dağılırsa ya da modunuz düşerse, başarılı olmanız zor.
Hiç plan yapmayın demiyorum ama plan yapmaya daha az, bir şeyler yapmaya daha çok zaman ayırın.
#3 Tutkunun peşinden git.
Berbat tavsiyeler listesinin tartışmasız bir şekilde taçsız kralı bu. Bu tavsiyeyi yastıklara işliyorlar, tişörtlere basıyorlar, Instagram’da paylaşıp, mezuniyet törenlerinde kutsal sözler gibi fısıldıyorlar. Ama bu gerçekten berbat bir tavsiye.
Neden? Birincisi, bu oldukça baskı yaratan bir şey. Bana “peşinden gitmek istediğin tutkun ne?” diye sorduklarında, donup kalırdım. Mükemmel bir cevap vermem gerektiğini düşünürdüm ve böyle bir cevap bulamazdım. Bu soru insanı gerçekte ne olduğunun bir ifadesi olan değil de gösterişli tepki vermeye zorluyor.
İkincisi, “tutkun olan şeyin peşinden git” tavsiyesi, kısa vadeli duygulara ağırlık verirken, uzun süreli çabaya çok az yer veriyor. Bu konuda bana güvenin. 25 yıldır aynı mesleği yapıyorum “bu senin tutkun mu?” diye sorduklarında, cevabım “bilmiyorum” oluyor. Yaptığım iş gerçekten zor. Bazı günler bundan zevk alıyorum, bazı günler kesinlikle yapasım gelmiyor. Ama bu benim işim.
Üçüncüsü, tutkunuz sizi evrenin merkezine koyuyor ve bu her zaman hata. En başarılı, en etkili insanlar, aynada kendilerine hayran hayran bakmakla vakit kaybetmezler.
Acı gerçek şu ki, sizin tutkunuz dünyanın umrunda değil. Belki sizin de umrunuzda olmamalı. Neyse ki, kendinize sorabileceğiniz daha iyi sorular var. Örneğin, kimse izlemiyorken ne yapıyorsunuz? Bahçenizde bitkilerle uğraşıp, gübreler ve tohumlar hakkında mı okuyorsunuz? Bitkilerle ilgili alışveriş yapmak için girdiğiniz dükkanlarda, o dekoratif deniz kabuklarına büyük bir arzu ile mi bakıyorsunuz? Bu sorunun cevabı, size bir ipucu verecek.
İkinci soru ise, hangi işkenceye katlanmaya gönüllüsünüz. Jerry Seinfield, büyük bir komedyen olmak için, her gün, tek kelime yazmak istemediği günlerde bile yazması gerektiğinin farkına vardı. Özellikle tek kelime yazmak istemediği günlerde yazması gerektiğinin farkına vardı.
Gerçek şu ki çaba, insanın kendisini keşfetmesine yol açar, insanın kendisini keşfetmesi çabaya değil.
Kendinize sorabileceğiniz son soru ise, en büyük katkıyı nerede yapabileceğiniz sorusu. Bu soru sizi narsist kısır döngüden çıkarıp dünyaya açar.
Katkı, iklim değişimini durdurmak gibi devasa bir şey olmak zorunda değil. Eğer gücünüz varsa bunu da hedefleyebilirsiniz ama katkı, iyi bir anne ya da baba olmak da olabilir, harika kahveler yapan bir kafe işletmek de.
Yani özetlersek, tutkunuzun peşinden gitmeyi unutun. Ne yaptığınızı gözlemleyin, tolerans gösterebileceğiniz bir işkence bulun ve dünyaya nasıl bir katkıda bulunabileceğinizi keşfedin.
#4 Her zaman pozitif olun.
Bu oldukça iyi niyetli bir tavsiye ve önemli bir gerçekten yola çıkıyor. Ama bunu tam olarak uygulamanız sizi kötü yerlere çıkarabilir. Çünkü hayatta, negatif duygularınızı davet etmeniz ve daha az pozitif olmanız gereken zamanlar olacak.
Bilimin gösterdiğine göre pozitif duygular önemliler, hayatı yaşanmaya değer kılıyorlar. Örneğin iyimser olmanız sizi daha sağlıklı biri yapıyor. Neşe, minnettarlık ve umut gibi duygular, esenliğinizi artırırlar.
Şüphesiz ki çoğu zaman pozitif olmanız sizin yararınıza ve pozitif duygularınız negatif duygularınızdan daha fazla yer kaplamalı. Ama her zaman pozitif olmamalısınız. Eğer dişiniz çekilirken gülümsüyorsanız, bu sizin aydınlandığınızı değil uyuşturulduğunuzu gösterir. Sürekli olarak pozitif olmak, yoga taytı giymiş inkardan başka bir şey değildir. Çünkü negatif duygular size yol gösterirler, dünyayı daha açık seçik hale getirirler ve önemli dersler verirler.
Hüsran, ileri doğru yürümek için alternatif yollar keşfetmenizi sağlar. Pişmanlık, hatalarınızdan ders almanızı ve bir dahaki sefere daha doğru davranmanızı sağlar.
Çok fazla negatif duyguyla dolmak istemezsiniz ama sürekli olarak da pozitif kalamazsınız.
Sorun şu ki bazen doğal olarak negatif olduğumuzda, bizde bir sorun olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Ama bu doğru değil. Bazen negatif olmak insan olduğumuzu gösteriyor.
Bir miktar negatif duyguya yer açmamız, bugün daha kötü hissetmemize neden olsa da, daha sonra daha fazla şey başarmamızı ve uzun vadede daha mutlu olmamızı sağlar.
#5 Neyi bildiğin değil, kimi tanıdığın önemli.
Ben bu tavsiyeden nefret ediyorum. İçinde yeterince doğru olan bir zehir bu. Dünyaya kocaman bir bağlantı kurma organizasyonu gibi bakmak sadece karanlık değil aynı zamanda kötü bir strateji.
Evet, bağlantılar önemli. Ama milyarder yatlarındaki partilere katılmak gibi takıntılarınız yoksa, bağlantılar sandığınız kadar önemli değiller. Çünkü tüm fırsatları yöneten ve bu fırsatları Cadılar Bayramında en iyi kostümü giyen çocuklara şeker dağıtır gibi dağıtan gizli bir grup insan yok.
Neyi bildiğin değil, kimi tanıdığın önemli zehirini içenler, kabiliyet geliştirme, tecrübe kazanma ve bir katkıda bulunma fırsatlarını tehlikeye atıyorlar.
Sağlam bağlantılar kurmanın en iyi yolu, yaptığınız işte çok iyi olmak ve güvenilir, bel bağlanabilir biri olarak nam salmanız. Ne bildiğiniz, bildiğiniz insanlar evrenini genişletebilir. Aynı zamanda bağlantılarınızı geliştirmeye devam etmenin en iyi yolu, bonkör olmak, başka insanlarla gerçekten ilgilenmek ve eğer elinizden geliyorsa onlara yardım etmektir.
Kimi tanıdığınız yan üründür, strateji değil. Gerçek strateji, yaptığınız şeydir. Eğer harika işler çıkarıyorsanız, sözlerinizi tutuyorsanız ve insanlara iyi davranıyorsunuz, doğru insanlar yörüngenize girmenin bir yolunu bulurlar. Pokemon kartları gibi kartvizit toplamayı bırakın ve emeğinizi bir şeyde çok iyi olmaya harcayın. Bunu yaptığınızda, kimi tanıdığınız kısmı kendi kendine gerçekleşir.
Evet, bunlar oldukça süslü, kulağa hoş gelen, doğru gelen ama ciddiye aldığınızda sizi darmadağın edebilecek 5 tavsiye.
Her şey olabileceğinize inanmak yerine, ilgi alanınızın, yeteneklerinizin, talebin ve paranın kesiştiği dar alanda yer alan bir şey olmaya odaklanın.
Bitmek bilmez planlar yapmak yerine, araçsal değil temel sebeplere dayanan kararlar vermeye başlayın.
Tutkunuzun peşinden gitmeyin. Bunun yerine ne yaptığınızı, hangi işkenceye toleransınız olduğunu ve en büyük katkıyı hangi alanda yapabileceğinizi keşfedin.
Çoğu zaman pozitif olun ama sürekli pozitif olmayın. Negatif duygularınızın da size bir şeyler öğretmesine izin verin.
Ne bildiğinize odaklanın. Tanıdığınız insanlar evrenini genişletmenin en iyi yolu bu.
Terk eden eski sevgili mesaj attığında ne yapmalı? Terk eden eski sevgili mesaj attığında cevap verilmeli mi? Eski sevgilinin mesajına cevap vermezsem ne olur?
Terk edildikten sonra eski sevgili ile ilgili sıklıkla sorulan bu soruların cevabı, aslında ilişkiye ve nasıl terk edildiğinize bağlı.
Öncelikle terk eden eski sevgili mesaj attığında cevap verilmeli mi sorusundan başlayalım. Şu durumlarda, eski sevgilinin size ulaşmasına izin vermeyin yani ne aramasına ne de mesajına cevap verin:
#Toksik ilişkinin toksik ve manipülatif olan eski sevgili – Toksik ilişkiler maalesef nazik bir şekilde bitmez. Çoğunlukla toksik taraf terk ettiğinde, özellikle bu taraf narsist biriyse, sizi yedekte tutmak için mesajla kırıntı atar ya da belki gerçekten dönmek ister. Her iki durumda da, toksik bir ilişkiyse, terk edeni tamamen görmezden gelin. Size mesaj atarsa, henüz engellemediyseniz engelleyin. Fake hesap ve başka numaradan devam ederse de o numaraları ısrarla engelleyin.
Uzun süredir eski sevgilinin manipülatif oyunlarına maruz kalan biriyseniz, size tavsiyem o mesajları kesinlikle okumayın. Bu insanın sizi nasıl manipüle edeceğini bilen ve sizi tuzağa düşürmekte usta biri olduğunu kabul edin, size yazılanları okursanız tuzağa düşebileceğinizi kabul edin ve o mesajları okumayın bile.
#Ayrıl – barış ilişki – Eski sevgili tarafından daha önce de terk edildiyseniz, özellikle de bu belki üçüncü belki onuncu terk ediş ise, artık bu insanın mesajına cevap vermeyin. Bu ilişkinin sonu, sizin tam olarak terk edileceğiniz yer olmasın, önce siz bu işe son verin. Kontrolü bir eski – bir yeni sevgilinin elinden alın ve bu insanı siz terk edin.
#Aldatan – daldan dala atlayan eski sevgili – Aldatan eski sevgiliye kesinlikle bir şans vermemeniz gerektiği gibi, sizinle konuşma veya mesajlaşma fırsatı da vermeyin. Aldatan kişiye en iyi cevap, onu tamamen hayatınızdan atmanızdır. O nedenle aldatan, aldatarak terk eden eski sevgiliye asla cevap vermeyin.
Daldan dala yani sizden hemen birkaç hafta sonra bir sevgiliye atlayan, eski sevgilisine dönen ya da bir iki ay sonra şüphelendiğiniz ama “ay saçmalama Rıfkı bir Sıtkı ile arkadaşız” olan adamla sevgili olan kızı geri almayın, mesajlarına ya da herhangi bir şekilde size ulaşmasına izin vermeyin.
Şimdi bunları aradan çıkardıktan sonra, eski sevgilinin mesaj atması ile ilgili en çok karşılaştığım senaryoya gelelim. Eski sevgili sizi normal bir ilişkiden sonra terk etti, geri almanızı engelleyecek bir şey yok ve size ulaştı. Siz onu geri almak istiyorsunuz. Ne yapmalısınız?
Öncelikle size mesaj attığını telefon statüsünden gördüyseniz, yaklaşık 30 dakika – 1 saat cevap vermeyin ve kendinizi sakinleştirin. Sakin olsanız bile sakinleştirin 🙂 Bir yürüyüş yapın, düşüncelerinizi toparlayın.
Bu süre zarfında mesajı geri çekerse, “selam ne haber? Bir mesaj attın sanırım ben okuyamadım onu” diye yine de mesaj atın.
Yapmanız gereken şey ne çok neşeli, ne çok üzgün ama neşeli tarafına daha fazla yakın bir modda, çok kısa bir şekilde mesajlaşmak. Eski sevgili çoğunlukla ilk mesajında “çok pişmanım, geri al beni” diye mesaj atmaz. Havadan sudan bir bahaneyle mesaj atar.
Karşılıklı beş ya da da on mesaj paslaşmasından sonra mesajlaşmayı daha fazla uzatmayın. Mesajlaşmayı, “şimdi bir işim var, senden haber almak güzel. Bu hafta buluşalım mı, X günü ya da Y günü akşam 7 gibi” tarzında buluşmaya çağırın. 2 gün vermenizin sebebi, iki günde de planı olma ihtimalinin daha düşük olması.
Burada yapabileceğiniz bazı geri dönüşü zor hatalar var.
#1 Çok üzgün ya da neşeli davranmaya çalışmak. Üzgün davranırsanız karşınızdaki size acır ve acıma duygusu uyandırmanız çekici değil itici bir hareket. İnsanlar, kendileri olmadan da normal bir yaşam sürdürebilecek insanları çekici bulurlar, kendileri olmadan dağılan insanları değil.
Aynı şekilde çok neşeli davranmanız da sizin olduğunuzdan iyi davranmaya çalıştığınıza işaret ki bu da itici bir şey.
#2 Çok uzun süre mesajlaşmak. Sanılanın aksine, eski sevgilinin ilk mesajla ulaşmasından sonra uzun süre mesajlaşırsanız, onun size ulaşmasını sağlayan özlem ve yokluk hissini tatmin edersiniz. Bırakın özlemi ve yokluğu buluşmada tatmin etsin. İlk mesajla birlikte uzun uzun mesajlaşıp sonra bu insan yine ortadan kayboldu diye şaşırmayın.
#3 Mesajına cevap vermemek – Terk edenin geri dönmesini istiyorsanız ve geri dönmesi sorun değilse, mesajına cevap vermemek, bu ihtimali azaltır. Mesajına cevap vermediğiniz zaman, “bana ulaşma” hatta “bana bulaşma” diyorsunuz. Bu “isteğinize” saygı duyarsa şaşırmayın.
#4 İlişki konusunu veya daha da kötüsü geri dönme konusunu açmak – Eski sevgili size ulaştığında, tek yapmanız gereken bir buluşma ayarlamak. İlişki konusunu o buluşmada bile konuşmamanız lazım ama ilk mesajdan sonra bu konuya girmeniz büyük hata. Bu mesajlaşmada “geri dön” moduna girmenizin ise çoğu durumda geri dönüşü yok.
İlk mesajlaşmalar hafif olmalı, ilişki hakkında olmamalı.
#5 İlk mesajdan sonra eski sevgiliye mesaj atmaya başlamak. Hayır, ilk 2-3 kez, terk eden ulaşmalı. Siz ona ulaşmayın. Kibar olun, size ulaşmasında sorun olmayacağını hissedeceği şekilde iletişime geçin ama ilk 2-3 kez o ulaşsın. Bunun istisnası belki buluşmayı teyit için birgün önceden ona mesaj atmanız olabilir. Bu teyidi de “yarın geliyor musun?” gibi bir soruyla değil, eski sevgiliyle çok kısa mesajlaşıp, “yarın görüşürüz” diye bitirerek yapın.
Birçok insanın yaptığı ve eski sevgili ile iletişimi koparan hata, eski sevgili kendisine ulaştıktan sonra sürekli ona ulaşmak.
Eski sevgili size 2-3 kez ulaştıktan sonra siz de ona ulaşabilirsiniz ama ona, onun size ulaştığından fazla ulaşmayın.
#6 Buluşma için ısrar etmek – Kısa mesajlaşmadan sonra buluşma teklifinizi geri çevirirse, asla ısrar etmeyin. “Tamam, sonra görüşürüz o zaman” diye mesajlaşmayı kapatın ve o size ulaşana kadar ona ulaşmayın. Bir daha ulaştığında ilk defa ulaşmış gibi, başta anlattığım şekilde mesajlaşın.
2 buluşma teklifinizi reddederse, bir daha siz buluşma teklif etmiyorsunuz. Bundan sonra ya size ulaşmayı kesecek, ya da buluşma teklifini o edecek. Buluşma teklif etmeden size ulaşıyorsa, kibarca başınızdan savın. Bahanenin önemi yok, bir şey bulun ve çok fazla mesajlaşmadan başınızdan savın.
Bu siteye yeni geldiyseniz, eski sevgili terk ettikten sonra uygulamanız için, no contact kuralını (iletişimi kes kuralını) şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca şu yazılarımıza da göz atmanızı tavsiye ederim:
Merhaba, sitenizi yeni keşfettim, keşke daha önce keşfetseydim.
Kız arkadaşım (27) ve ben (28) 2 yılı aşkın süredir beraberiz. Haziran gibi evlilik konuşmaya başladık ama son 2 aydır bir sürü kavgamız oldu, ikimiz de mutlu değiliz.
Kavga sebeplerimizden birisi, artık sevgiliden çok arkadaş gibi hissetmem. Buluşuyoruz, görüşüyoruz, mesajlaşıyoruz ve telefonda konuşuyoruz ama aramızdaki cinsellik neredeyse bitti. Artık bana hiç sarılmıyor ve ben ona sarıldığımda rahatsız hissediyor gibi. Tüm ilişki ataklarımı, çeşitli bahanelerle geçiştiriyor. Tamam, ikimiz de çok yoğun çalışıyoruz ve stresliyiz ama, aylardır seks yapmadık! Bu normal mi?
Normal değil. Yani, bir iki hafta seks yapmasanız belki bir ay seks yapmasanız olabilir ama aylardır seks yapmamanız normal değil. Bir kere, bir kadın da normalde seks isterler ve sen uzak dursan 2-3 hafta geçmeden üstüne atlar.
Şimdi sebep muhtemelen bu değil ama senin artık seks dilenme seviyesine gelen atakların da işleri kötüleştirir. Bunları kesmen lazım.
9 Kasım’da işler çığrından çıktı. Ona artık sevgili gibi değil de arkadaş gibi olduğumuzu söyledim. Hiçbir şey demedi. Bunun üzerine “beni seviyor musun?”dedim.
Bu soruyu sormayın. Bu soru, ilişkide kadının sorabileceği, erkek sordu mu erkeği kadın rolüne sokan bir soru. Ne olduğunu görüyorsun, cevap belli değil mi? Sorunun cevabının “hayır” olduğunu anlayıp ona göre bir şeyler yapman lazım.
Bana “seni seviyorum ama sana aşık değilim” dedi!
“Seni seviyorum ama sana aşık değilim” ya da “seni seviyorum ama kafam karışık” kelimeleri, hemen her zaman “seni insan olarak seviyorum ama cinsel ve romantik partner olarak sevmiyorum” demek. Kısacası, “seni sevmiyorum” demek. İngilizce’de de buna benzer bir kalıp var: “I love you but I am not in love with you”.
Ona onu sevdiğimi, bu kötü dönemi beraber aşabileceğimizi söyledim.
Partnerin sana “seni sevmiyorum” dedikten sonra “seni seviyorum” demen çok itici ve zayıf bir hareket olmuş. Kız çıkışa giderken “bunu aşabiliriz” demen de itici ve zayıf bir hareket. Kız (en azından şu an) bir şey halletmek istemiyor. Sana seni sevmediğini ve bitişe yöneldiğini söylüyor. Bunu kabul etmek zor ama bu konuşmaya gelmeden önce, yaşadıklarınıza bakıp kendini bu konuşmaya hazırlamalıydın. Zira refleksif tepki “hayır seni seviyorum gitme” olsa da, bu tepki senin amaçladığın sonuca ulaşma ihtimalini zayıflatan bir tepki. Ne kadar zor ve ters görünürse görünsün, “ben de beni sevmeyen biriyle zorla devam edemem ama fikrin değişirse haber ver” deyip orada ayrılmanız en iyisi. Bunu diyemiyorsan en azından sessiz kalsan daha iyi.
Biraz daha muhabbet ettikten sonra bugün “devam etmeyelim” yarın konuşuruz dedim.
Bu doğru bir hareket. Duygularının soğuması için hiç çekinmeden sonra konuşuruza getirmen aslında en iyisi.
Ertesi gün telefonda konuştuk. Ona son aylarda yaşadığımız son dönem yüzünden 2.5 senelik ilişkiyi bitirmenin saçma olduğunu, iletişim sorunlarını çözebileceğimizi, duygularının tekrar canlanabileceğini söyledim.
Maalesef karizma karizma yapmaya çalışsan da “seni seviyorum Gönül, lütfen beni terk etme” diye yalvarmış oluyorsun 🙁
“Eski sevgiliniz sizden ayrıldı zira artık size karşı eskisi kadar çekim hissetmiyor. … Bir insanın size olan cinsel / duygusal çekimi azaldıysa, bu azalmaya sebep olan şeyi düzeltmeniz, çekimin eski seviyesine çıkmasını sağlamaz.”
Burada kız henüz ayrılmamış ama doğru hareket, onu kendi haline bırakmak ve bu iş bitti varsayıp arkanı dönüp gitmek. Çünkü karşındaki insan seni terk ederse bir kayıp yaşayacağını hissetmeli.
Bir saat kadar konuştuk ve onu ilişkimiz için çabalamaya ikna ettim.
Bu genellikle istediğinin tam tersi etki yapar. Kız şu an seni istemiyor. Aslında yapman gereken seni özlemesi ve yokluğunu hissetmesi için ona fırsat vermekti.
Sonraki bir hafta çok çabaladım, iletişimi pozitif tutmaya çalıştım, onu iyi bir yemeğe götürdüm, çiçek gönderdim, vs.
Bu aşamada kıza verebileceğin en iyi hediye, senin yokluğun olurdu aslında, ölü bitki değil.
Arkadaşlarım bana bunun düzelmesinin zaman alacağını söylediler o nedenle kız arkadaşım hala mesafeli olsa da umutluydum. Fakat bu “haftasonu, olmuyor, yapamıyorum” dedi ve terk etti.
Maalesef beklenen son. Geçen hafta sonuna kadar kızın sana ilgi seviyesi on üzerinden 5 seviyesine inmiş. Altına inseydi terk ederdi. Fakat bir hafta içinde on üzerinden beşin altına inmiş.
Bu kızı çok seviyorum ve evlenmek istiyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum.
Ayrılık konuşmasına ne cevap verdin yazmamışsın ama şu an ne kadar zor ve sana mantıksız gelse de, kıza sensizliği vermen lazım. Kızla iletişimi tamamen kes, kızı stalklama ve zor olacak ama kendi hayatına odaklanmaya bak.
Bir insan için karşısındakinin onu ne kadar sevdiği ve onunla evlenmek isteyip istemediğinden çok, o insanın kendisine ne hissettirdiği önemlidir. Senin eski kız arkadaşın sana karşı bir şey hissetmediği için, senin onu ne kadar çok sevdiğinin şu an bir önemi yok maalesef.
Son aylarda kız senden soğudukça sen kıza batmaya başlamışsın. Muhtemelen kavgalar o nedenle çıkmaya başladı. Zaten felaket tellalı olarak cinselliğin bitmesi ya da bitme noktasına gelmesi olayı da var.
Şu an yapman gereken şey, seni sevmediğini söyleyen birine arkanı dönüp gitmek. Her ne kadar mantığına ters gelse de, böyle yapman yeniden birlikte olma şansınızı arttıracaktır.
Bizim burada no contact kuralı diye bir şey var. Onu oku ya da dinle. O kurala göre hareket et.
Sevgilinizden “seni seviyorum ama aşık değilim” benzeri bir şey duyduğunuzda, kendinizi geri çekin. Kız size “seni sevmiyorum” dedi ve siz, sizi sevmeyen birini ikna etmeye çalışacak, onun peşinde koşacak kadar değersiz değilsiniz. Kaldı ki olay, “ya abi değersizleştim ve ikna için çabaladım ve oldu” şeklinde de devam etmiyor. Genellikle ikna için çabalamayıp bu işin bitişe gittiğini kabul etmeniz, kızı ikna etmek yerine kendinizi ayrılığa hazırlamanız, ayrılığı sakin ve köprüleri yakmayacak şekilde karşılamanız, eğer devam etmek istiyorsanız yapabileceğiniz en doğru hareket. Maalesef çoğu durumda olduğu gibi burada da doğru olanı yapmak zor, yanlış olanı yapmak çok kolay.
Birçok erkek “seni seviyorum ama aşık değilim” lafının “seni sevmiyorum” anlamına geldiğini bilmediğinden, “ama bak hala sevgi var, seviyor ama işte biraz zamana ya da çabaya ihtiyacı var” diye düşünüyor. Oysa bu laf, “seni aşık olarak sevmiyorum ve terk edeceğim ama sen iyi bir insansın, değer verdiğim bir insansın bunu da bil” demek sadece. Kadınlar sadece “seni sevmiyorum” deseler çok kötü olacağını düşünerek söylüyorlar. Aslında bence baştan sağlam bir “seni sevmiyorum” tokatı vursa daha iyi ama işte kadın psikolojisi bu. Kadıncadan biraz anlamak lazım.
Sosyal medyada toksik ilişki terimini defalarca duymuş olmalısınız. Ben de dahil birçok kişi kırmızı alarmlardan (red flag), aşk bombardımanından ve narsisizmden bahsedip duruyor.
Sürekli olarak yanlış insanları seçmenin temelinde ise, beyin kimyası var. Kaotik bir ilişkiyi terk edememeniz ya da sizin için gerçekten kötü olan insanları seçip durmanız zayıflıktan ya da insanları değerlendirememenizden değil, beyninizin kablolanış şeklinden kaynaklanıyor.
Sağlıksız bağlanmaların yakıtı olarak dopamin hormonu
Bu bölümde, ilişki için elverişli ya da istekli olmayan, zararlı partnerleri, size çok çekici gösteren dopamin mekanizmasından bahsedeceğiz. Ve bu bölüm, ilişki tavsiyesi ile değil, nöron bilimi ile ilgili olacak. Bu mekanizmayı anlamanız, yıllardır kurtulamadığınız ilişki şeklinden kurtulmanız için ilk adım olacak.
“Bu şey bana dopamin zirvesi yaşattı” sözünü duymuşsunuzdur. Birçok insan dopaminin mutluluk veya zevk kimyasalı olduğunu, bir şeyden zevk alma ile ilgili olduğunu düşünüyor. Ama bu tam olarak doğru değil.
Dopamin, istediğiniz şeyi elde etmek ile değil onun peşinde koşmak ile alakalı
Dopamin beklenti, motivasyon ve ödül arama ile ilgili bir hormon. İstediğinizi elde ederek bundan zevk almanız ile değil, istediğiniz şeyin peşinde koşma ile ilgili bir hormon. Toksik çekiciliği anlamanız açısından, bu fark çok önemli.
Dopamin zirvesi, bir ödülün mümkün olduğu ama kesin olmadığı zamanlarda en yüksek seviyesine çıkar. Ödülü aldığınızdaysa, dopamin azalmaya başlar. Bu nedenle, “mesaj atacak mı?” beklentisi yaratan biri, mesaj atacağı belli birinden daha yüksek dopamin zirvesi yaratıyor.
Beyniniz tahmin edilemez olana daha fazla dikkat etmek üzere kablolanmış çünkü evrimsel olarak tahmin edilemez ödül, sizin daha fazla çaba harcamanızı gerektiriyor. Kumarhanelerdeki tek kollu makineleri (slot makinesi) düşünün.
İlişkilerde kumar etkisi
Dopamin, slot makinesinde kazanma hissi ile ilgili değil. Dopamin, size kazanma umuduyla sürekli olarak oynamaya itme ile ilgili yani dopamin, belirsiz durumlarda zirve yapan bir hormon.
Toksik bir ilişkide de beyninizde çalışan mekanizma bu. Toksik bir ilişki, kumar gibidir. Telefonunuzu her kontrol ettiğinizde, bugün acaba hangi versiyonu ile karşılaşacağım diye merak ettiğinizde, beyniniz slot makinesinin kolunu çekiyor.
İlgisi ve sevgisi ulaşılır olmayan veya istikrarsız partner, çok büyük bir belirsizlik yaratır. Beyniniz bu partnere, aralıklı pekiştirme yapan slot makinesi gibi davranır. Bir sıcak bir soğuk, öngörülemez davranışlar, karmaşık sinyaller, dopamin büyük ikramiyesi yaratırlar.
Bunun yanında sağlıklı, istikrarlı ilişkiler, öngörülebilir ödül yani daha düşük seviyede dopamin zirveleri yaratır ve bazı insanlara sıkıcı gelir. Ama sağlıklı ilişkiler, oksitosin ve serotonin gibi başka hormonları zirveye çıkarırlar. Bu hormonlar, uzun süreli bağ, güven ve tatmin inşa ederler.
Belirsizliğin bağımlılık yaratması
Eğer toksik ilişkilere girip duran ya da toksik ilişkilerden çıkamayan biriyseniz probleminiz, yüksek dopamini ”doğru insan” ile; yoğun açlığı ve isteği, derin bağlantı ile karıştırmanız. Ama sorun bundan daha karmaşık çünkü olay sadece kimyasallar ile de ilgili değil. Olayın bir kısmı da, beyninizin ilerde olacak şeylere nasıl tepki vereceği ile ilgili tahminlerini öğrenme şekli ile ilgili. Dopamin, sizin bu tahminlerinizi güncelleyen bir hormon.
Bir şey tahmin ettiğinizden daha iyi bir sonuca ulaşırsa, dopamin zirve yapar ve beyninizi, sizi bu sonuca ulaştıran şeyleri hatırlamaya teşvik eder. Bir şey tahmin ettiğinizden daha kötü bir sonuca ulaştığında, dopamin seviyesi dibe iner ve beyni, bu sonuca ulaşmanızı sağlayan yolu bırakmaya teşvik eder. Ama sonuçlar tahmin edilemez olduğunda, dopamin aktivitesi sürekli olarak yüksek seviyede kalır, beyniniz belirsizlikten dersler çıkarmaya çalışırken sizi tetikte tutar. Bu sürece, ödül tahmin hatası (reward prediction error) denir.
Toksik partnere değil, tahmin edilemez durumlara bağımlısınız
Ödül tahmin hatası kavramı, belirsiz durumların neden oldukça çekici ve bağımlılık yapıcı olabileceğini açıklayan bir kavram. Ama beyniniz, karşınızdaki insana bağımlı değil. Beyniniz, tahmin edilemez örüntülere, durumlara bağımlı.
Dopamin tuzağına düşmenize neden olan istikrarsız ilişki kalıpları
Şimdi gelin, sizi dopamin tuzağına düşüren bu istikrarsız ilişki kalıplarına bakalım.
Birinci kalıp, aralıklı pekiştirme. Toksik bir partner bazen harika biridir ve bu insan harika biri gibi davrandığında, dopamin zirvesi yaşarsınız. Bazen de soğuk ve uzaktır. Bu zamanlarda da dopamin seviyeniz dibe çakılır ve siz dopamin zirvesine büyük bir özlem duyarsınız. Bu değişkenlik, bir yukarı bir aşağı döngü, istikrarlı davranışa göre çok daha fazla bağımlılık yaratan bir durumdur. Örneğin, bir aşk bombardımanı yapıp bir ortadan kaybolan bir partneri terk etmek, bu nedenle zordur. Beyniniz, biraz daha fazla beklerseniz, daha fazla çabalarsanız, bu kişinin iyi versiyonunun tekrar ortaya çıkacağını öğrenir. Ve bu tahmin her doğrulandığında, bu davranış kalıbı güçlenir.
İkinci kalıp, ıskalama etkisi. Neredeyse harika bir haftasonu geçirecektiniz ya da en son yaptığınız konuşma neredeyse tam ihtiyacınız olan rahatlamayı sağlayacaktı hissi. Neredeyse kazandığınız zamanların sağladığı dopamin, kazandığınız zaman sağlanan dopaminden daha fazladır. Beyniniz neredeyse kazandığınız durumları, “hedefime yaklaşıyorum, hedefe varmak üzereyim” olarak yorumlar. Bu da sizi gerçeklikten koparırken, olmayan bir potansiyele odaklar. Siz, onun kim olduğuna değil, geçen Salı tam da olmak üzere olduğu kişiye aşık olursunuz.
Üçüncü kalıp, yatırımın yükselmesi. Siz ilişkiye ne kadar çok zaman, enerji, duygusal yatırım harcarsanız, dopamin sisteminiz o kadar çok “bu kadar yatırım yaptın, kazanacağın günün yakın olması lazım” der. Bu nedenle de toksik ilişkide ne kadar çok kalırsanız, ilişkiyi bırakmanız o kadar zor olur. Evet, batık maliyet safsatasının (sunk cost fallacy) nörolojik bir versiyonundan bahsediyoruz. Beyniniz, tüm o emeğinizin boşa gittiğini kabul etmek istemez.
Burada anlamanız gereken önemli bir şey var. Eğer siz çocukken kaos size aşk gibi göründüyse, beyniniz öngörülmez olmayı bağlanma ile eşleştirmiş olabilir. Belki anne – babanız istikrarlı insanlar değillerdi, belki size olan sevgileri koşullu ya da öngörülemezdi.
Bu durumda biriyseniz, sahip olduğunuz şey bir karakter bozukluğu değil bir koşullanma. Ödül sisteminiz, dramayı normal karşılamak üzere kablolandı ve bu kablolama da arka planda canlı bir şekilde çalışıyor, sizin kimi çekici ve heyecanlı, kimi sıkıcı ve itici bulacağınızı belirliyor.
Bunun yanında bir de tolerans etkisi var. Dopamin zirveleri, beyninizin dopamine olan toleransını arttırıyor ve aynı dopamin zirvesi sizde artık aynı etkiyi yaratmamaya başlıyor. Zaman içerisinde daha fazla belirsizliğe ve dramaya ihtiyaç duyar hale geliyorsunuz. Sağlıklı ve istikrarlı kişiler ve ilişkiler, size sıkıcı gelmeye başlıyorlar çünkü sinir sisteminiz, ilişkide kaos beklemeye koşullanmış durumda.
Bu sizin sağlıklı bir ilişki istemediğiniz anlamına gelmiyor. Bu, beyninizin sağlıklı ilişkileri ve kişileri, ödül olarak göremediği anlamına geliyor.
Bu mekanizmayı anlamanız önemli ama bu tuzağın içinde olduğunuzu, tuzağın içine düştüğünüz zamanlarda fark etmeniz yine de zor. Bu nedenle size, dopamin tuzağına düştüğünüzü anlamanızı sağlayacak, 5 ipucu vereceğim.
#Birinci işaret, peşinde koşmanın sizin için yakalamaktan daha iyi olması. Peşinde koşmak, mesajlaşmalar, merak edip durmak, umut etmek, bu kişiyle beraber geçirdiğiniz zamanlardan duygusal olarak daha yoğun mu? Bu insanın ve bu insanla ilişkinin nasıl da güzel olabileceği fantezisi, bu insanın ve ilişkinin gerçekliğinden daha mı çekici?
#İkinci işaret, kırmızı alarmları, çekici ve derin konular olarak mı rasyonalize ediyorsunuz?
Mesela duygusal olarak mesafeli olmasını, “geçmişte canı yanmış” diye mi açıklıyorsunuz?
Bir soğuk bir sıcak olmasını kendinize, “duygularından emin değil”, “duyguları ile mücadele ediyor” diye mi yutturuyorsunuz?
Karşınızdakinin davranışlarını analiz etmeye ve anlamaya çalışmak için geçirdiğiniz süre, gerçek bir bağlantı hissettiğiniz süreden daha mı fazla?
#Üçüncü işaret, istikrarlı insanları sıkıcı buluyor ve kolay görüyorsunuz. Bir insan istikrarlı ve ulaşılabilir ise ona olan ilginiz sönüyor mu? Dramasız, kaossuz olmayı, “elektrik” ya da “kimya” yokluğu olarak mı yorumluyorsunuz? Hatta belki drama ve kaos yaratmak için, istikrarlı ve ulaşılır insanı kendinizden uzaklaştırıp, duygusal yoğunluk yaratmaya mı çalışıyorsunuz?
#Dördüncü işaret, işler yolunda giderken kaygı duymanız. Saatli bombanın her an patlayacağını mı bekliyorsunuz? İyi zamanlar geçici ve güvenilmez mi? Belki de işler kötüleşsin de belirsizlik gitsin diye, iyi zamanları sabote mi ediyorsunuz?
#Beşinci işaret, ilişkiniz zihninizde oldukça orantısız ölçüde büyük bir yer mi kaplıyor? İlişki hakkında düşünmeyi durduramıyor, sürekli ilişkiyi analiz ediyor ya da konuşmaları, kavgaları, mesajları kafanızda yeniden oynatıyorsunuz.
Sizi toksik ilişkilere çeken davranış kalıplarından nasıl kurtulursunuz?
Bu kalıplara kapılıyorsanız, sonunuz felaket olacak diye bir zorunluluk yok. Beyniniz bu kalıpları öğrendi ve davranış kalıplarının kabloları sökülerek yeni davranış kalıpları yaratılabilir. Ama maalesef bu davranış kalıplarından, bir düğmeye basarak veya sadece değişmeye istekli olarak kurtulamayacaksınız. Beyninizdeki ödül sistemini yeniden eğitmeniz gerekiyor. Bu eğitim ise zaman alan bir süreç olduğu için, bu konuda sabırlı olmalısınız.
Şimdi size bu konuda yardımcı olacak bazı adımları anlatacağım.
#Birinci adım, dopamin şelalesi hissettiğinizde durun ve olmakta olanı tanımlayın. Örneğin size ekmek kırıntısı mesajlar attığı zaman heyecan ya da umut hissettiğinizde, durun ve o an ne olduğunu tanımlayın. Bunu sesli söyleyin, yapamıyorsanız beyninizde düzgün cümleler şeklinde canlandırın. “Bu dopamin zirvesi, gerçek bir bağ değil” deyin.
Bunu yapmanız, kimyasal reaksiyon ile tepki olarak yapacağınız davranış arasında bir boşluk yaratır. Ödül sisteminiz sizi girdaba çekmeye başlamadan, beyninizin prefrontal korteksini canlandırır.
#İkinci adım, karşınızdaki insanın değil, kendi davranış kalıplarınızın izini sürün.Günlük tutmaya başlayın. Karşınızdaki kişiye ne zaman daha fazla çekim duyuyorsunuz? Sizden uzaklaştığında mı yoksa çatışma sonrası mı? Ona ulaşamadığınız zamanlar neler? Sürekli ulaşılır olduğunuzda ilgi seviyenize ne oluyor?
Sizin ona duyduğunuz çekimin, kişiye özel değil belli kalıplara göre değiştiği hakkında de delil toplayın. Bunu yaptığınızda, yanlış kişiyi seçtiğiniz için kendinizi suçlamak yerine, işin mekanizmasını, beyninizin belli uyaranlara tepki verdiğini görmeye başlarsınız.
#Üçüncü adım, dopamin sisteminizi daha sağlıklı tercihlere yönlendirin. Beyninizin yeniliğe ve öngörülmezliğe ihtiyacı var ama bunları ilişkilerden almak zorunda değilsiniz. Size düzenli ve sağlıklı dopamin sağlayan aktivitelere yönelin. Örneğin yeni yetenekler edinin, yaratıcı projeler yapın, fiziksel olarak sizi zorlayan şeyler yapın ya da yeni yerler keşfedin.
Bunlar sizin dikkatinizi dağıtma araçları değiller. Bunlar sizin ödül sisteminizi, kaos yerine gerçek heyecan ve gelişimden ödül almaya yönlendiren aktiviteler. Bunları yaparak beyninize, dopamini size acı vermeyen şeylerden de alabileceğinizi öğretebilirsiniz.
#Dördüncü adım, yoksunluk sendromu dönemine hazırlıklı olun. Toksik veya size zararlı partneri terk ettiğinizde, onunla iletişimi kestiğinizde, yoksunluk sendromu yaşayacaksınız. Dopaminin dibe çakılması ile büyük bir özlem, takıntılı düşünceler ve ilişkiyi romantize eden fanteziler ile dolacaksınız.
Bu durum, nörolojik yoksunluk sendromu yaşadığınıza, davranış kalıplarınızın derin bir şekilde kablolandığına işaret, onu terk ederek yanlış bir şey yaptığınıza değil. Bunu önceden bilmek, yoksunluk sendromunun içinden geçmenize yardımcı olur. Gecenin üçünde yatakta uzanıp kendinizi ona bir mesaj atmaya ikna ettiğinizde, o an yoksunluk sendromu çektiğinizi, bunun gelip geçen bir dalga olduğunu kendinize hatırlatabilirsiniz.
#Beşinci ve son adım, kendinizi aşama aşama istikrara maruz bırakın. Stabil insanlar size sıkıcı geliyorsa, bunun o insanların sıkıcı olmasından değil sizin dopamin sisteminizin çarpıklığından olduğunu unutmayın.
Kendinizi normal insanlara azar azar maruz bırakın. Sizi eleştirdiğinden çok yükselten insanlarla kahve içmeye tolerans göstermeye çalışın. Sizinle bir şeyler yapmaktan heyecan duyan biriyle ikinci buluşmaya şans verin. Ödül sisteminize dramatik zirve ve dipler olmadan da, oksitosin kaynaklı bağın, güvenin, güvenliğin ve istikrarın, değerli şeyler olduğunu öğretin.
Zaman içerisinde, belki haftalar belki aylar içerisinde, beyniniz kendini yeniden ayarlayacak ve istikrar size yavan ve sıkıcı gelmek yerine, güvenli ve doyurucu gelmeye başlayacak.
Toksik ilişkinin yoğun çekimi kişisel bir yenilgi değil, ödül sisteminizin güçlü kalıplar tarafından ele geçirilmesinin sonucu. Beyninizin yeni davranış / tepki kalıpları öğrenmesi mümkün.
Bu mekanizmaları anlamak, utancı ve kendini ezmeyi durdurabilir. Dopamin tuzağına düştüğünüzü her fark ettiğinizde, dopamin tuzağının gücü azalır. Bu durumu tanımlayarak, takip ederek, yeni davranış kalıplarının pratiğini yaparak, beyninizi istikrara değer verecek şekilde yeniden kablolayabilirsiniz. Bunu yaptığınızda ise, tüketici olmayan, sizi besleyen aşk ilişkilerine girme şansını kazanabilirsiniz.
Sizi sürekli merakta, kafası karışık bir şekilde bırakan birine çekim veya özlem duyduğunuzda, durun ve bir düşünün. Bu bir bağ mı yoksa beynin dopamin zirvesinin peşinden koşması mı? Bu farkındalığın kendisi bile, değişimin başlangıç noktası olabilir.
Toksik bir ilişki, uzun süreli duygusal diplerinden sonra, ne zaman geleceği belli olmayan yüksek zevk zirveleri ile, kişide bağımlılık yaratır. Bittiğinde ise, bağımlılık yaratan her şeyde olduğu gibi kişi, yoksunluk sendromu yaşar.
Bu bölümde, toksik ilişkinin bitmesinden sonra sıklıkla gelen duygusal tetiklenmeleri nasıl yöneteceğinizi, özellikle de yoksunluk döneminde gelen tetiklenmelerle nasıl başa çıkabileceğinizi konuşacağız.
Toksik bir ilişkinin ardından, ilişkinin duygusal enkazı altında kalakalmış birçok erkekle görüşüyorum. Bu erkekler ya terk edilmiş oluyor ya da ayrılmaya çalışıyor ama sürekli olarak toksik ilişki çukuruna geri düşüyor. Sizin durumunuz hangisi olursa olsun, duygularınızı kontrol altına, gücü yeniden elinize almak için uygulayabileceğiniz 10 tavsiye vereceğim.
Bu kadının da, bu kadınla ilişkinin de sizin için hiç de iyi olmadığını biliyorsunuz. Bu ilişkiye devam etmenin sizin için her zaman kötü sonuçlandığını ve sonuçlanacağını biliyorsunuz. Ama bunları bilmeniz, takıntılı düşünceleri, duygusal çalkantıları, ona ulaşmak için yanıp tutuşmanızı ya da çok derin duygusal dipleri engellemiyor.
Duygusal tetikleyiciler de tam olarak bu noktada önemli. Eğer onları yönetmeyi öğrenmezseniz, duygusal tetikleyiciler sinir sisteminizi rehin alırlar ve sizi aslında kurtulmak istediğiniz yıkıcı girdaba geri çekerler.
Duygusal tetikleyici, size yoğun bir duygusal reaksiyon yaratan bir şeydir. Duygusal tetikleyici harekete geçtiğinde, sinir sisteminizin geçmişteki bir acıya yoğun bir tepki verir. Bu acı, toksik ilişkide yaşanmış olmak zorunda değildir, çok daha eski geçmişinizden de gelebilir.
Sinir sisteminiz, duygusal anıları depolar, özellikle de çözümlenmemiş travmaların ya da bağlanma yaralarının acılarını depolar. Bugün bu geçmiş acıya benzeyen bir deneyim yaşadığınızda, bu deneyim bilinçaltınızda devasa bir duygusal reaksiyonu ateşleyebilir. Bu patlama da sinir sisteminizi tamamen ele geçirebilir, vücudunuzu savaş – kaç – don moduna sokabilir. Siz bir kez bu moda girdiniz mi, bu moddan çıkana kadar beyninizin mantık tarafı kapanır, düzgün düşünememeye başlarsınız. Sadece reaksiyon veren birine dönüşür, gittikçe dibe sürüklendiğiniz bir girdaba kapılırsınız.
Siz bu durumu, onun sosyal medyasını gizlice kontrol ederek, eski mesajları yeniden okuyarak, eski fotoğraflara bakarak, geçmişteki güzel günlerin gündüz düşlerine dalarak, hem tüm o kaotik, yalanlarla ve duygusal dayakla dolu kötülükleri unutursunuz hem de zihninizi daha kötü bir duruma sokarsınız.
Travma bağı size tam olarak bunu yapar. İlişkide arada bir gelen zirvelerin peşinde koşmanıza ve kendinizi mahvetmenize neden olur.
Şimdi, duygularınızın kontrolünü elinize almanız, daha da önemlisi gücü yeniden elinize almanız için vereceğim 10 tavsiyeye gelelim.
İlk adım, sizi tetikleyen şeyleri bilmenizdir. Sizde yoğun duygusal reaksiyon yaratan tetikleyicilere dikkat vermeye başlayın. Bu bir metin olabilir, bir şarkı olabilir ya da sadece geceleri yalnız kalmanız olabilir. Bu tür bir ayrılıkta, basabileceğiniz mayın bol maalesef.
Ne kadar çok tetikleyicinin farkında olursanız, pusuya düşme ihtimaliniz de o kadar azalır.
Bu tetikleyicileri sadece düşünce seviyesinde bilmekle yetinmeyin. Tetikleyicilerin vücudunuzda yarattığı reaksiyonu da gözlemleyin. Duygusal olarak tetiklendiğinizde,vücudunuzda ne hissettiğinize dikkat edin. Bu hislerin göğsünüzde mi, çenenizde mi yoksa karnınızda mı olduğuna dikkat verin. Bunların nasıl hisler olduğunu gözlemleyin. Bir sıkışma şeklinde mi hissediyorsunuz yoksa bir ağırlık şeklinde mi?
Vücudunuz, duygusal tetikleyicilere, beyninizden önce reaksiyon verir. Kendi sisteminizi öğrenirseniz, uyarı işaretlerini erkenden yakalayabilir ve duygusal girdaba kapılmaya başlamadan önce kontrolü elinize alabilirsiniz.
İkinci adım, bu duyguyu yok etmek için ona bir isim verin. Tetiklendiğinizin farkına vardığınızda, hissettiğiniz duyguyu adlandırın. Bu çok basit ama duygusal girdaba kapılmanızı en hızlı ve etkili bir şekilde durdurabilecek tekniklerden biri.
Hissettiğiniz duyguyu, basit bir dille adlandırın. “Şu an kızgın hissediyorum”, “korku hissediyorum”, “reddedilmiş hissediyorum”, “çöpe atılmış hissediyorum”, “aşağılanmış hissediyorum”, vs.
Bunu yapmanız, beyninizin mantıklı düşünce merkezini, prefrontal korteksini harekete geçirir. Prefrontal korteksiniz harekete geçtiğinde ise, duygusal şelaleyi en aza indirebilir.
Üçüncü adım, vücudunuzun kontrolünü elinize alın. Duygusal olarak tetiklendiğinizde, zihniniz ya geçmişe ya da geleceğe sıçrar. “Ya beni tamamen unutur giderse?” “Ya bir daha asla normal hissedemezsem” gibi korkulara kapılırsınız.
Bu durumun ilacı, zihninizi şimdiki zamana geri çekmektir ve vücudunuzun kontrolünü elinize almanız, bu konuda oldukça etkili bir tekniktir.
Duygusal olarak tetiklendiğinizde, ayaklarınızı sağlam bir şekilde yere basın ve derin ama yavaş bir şekilde nefes alıp verin. Etrafınıza bakın ve gördüğünüz 5 şeyi adlandırın.
Kendinizi şimdiki zamana çekmek için, rahatlatıcı bir müziği ya da size güvende hissettiren bir kokuyu ya da nesneyi, acil durum çantanızda bulundurabilirsiniz. Avcunuzu göğsünüze vurmak, parmaklarınızla bir şeye vurarak ritim tutturmak ya da bir stres topunu sıkmak da bu amaçla kullanılabilir.
Bunlar sinir sisteminize, o an o yerde bir tehlike, bir tehdit olmadığını sinyaller. Sadece çok yoğun duygular hissediyorsunuz ve bu baş edemeyeceğiniz bir tehdit değil.
Dördüncü adım, duygusal dayanıklılık geliştirin. Acı, özlem, ajitasyon ve öfke hissedeceksiniz. Bunlar, yoksunluk sürecinin birer parçası ve sizin gerilediğiniz anlamına gelmiyorlar. Tam tersine, detoks sürecinde olduğunuza işaret ediyorlar.
Bu stresli süreçte duygusal dipler yaşayacaksınız ve bu dipler ne yazık ki belli bir süre devam edebilirler. Böyle zamanlarda fiziksel olarak oturaklılık geliştirmenin yanında, duygusal tolerans için araçlara da ihtiyacınız var.
Burada amaç acıdan kurtulmak değil, acı tarafından ele geçirilmemeniz için kendinize zaman aralıkları yaratmak, duygusal dalgaları, dalgalar tarafından yutulmadan atlatmak.
Soğuk duş, egzersiz, nefes çalışması ve hatta dışarı çıkıp yürümek gibi araçları kullanın. Bunlar, duygusal seli durdurabilecek küçük değişiklikler yaratabilecek, sinir sisteminize bu seli aşabileceğinizi, zor şeyleri başarabileceğinizi, gücü yeniden elinize alabileceğinizi hatırlatacak araçlar.
Saatlerce nefes egzersizi ya da meditasyon yapmanıza gerek yok. Günde birkaç kez, 2-5 dakika farkındalık meditasyonu ya da vücut taraması yapmanız, sinir sisteminizi güçlendirir. Böylece gerçek tetiklenme size çarptığında, girdaba kapılmak yerine güçlü kalma ihtimaliniz artar.
Beşinci adım, duygusal girdabı durdurmak için mantığınızı kullanın. Duygusal olarak tetiklendiğinizde, beyninizin duygusal tarafı, mantıklı tarafını rehin alır. Bu durumu tersine çevirmek için, mantık kullanmanız gereken bir şeyler yapın. Örneğin, 100’den geriye doğru yedişer azaltarak sayın, basit bir matematik problemi çözün ya da satranç oynayın. Bunlar sizin duygusallıktan çıkıp, rasyonel tarafa geçmenize yardımcı olabilir.
Altıncı adım, temel uyku, beslenme ve spor düzeninizi sağlayın. Bu konu sıkıcı ama önemli. Uykusuzluk zihin sisine neden olabilir, duygusal düzeninizi daha da çalkantılı hale getirebilir. Kötü beslenme, kan şekeri değerlerinizi, enerjinizi ve ruh halinizi bozabilir. Hareketsizlik ise, stres hormon seviyelerinin düşmesini engelleyebilir. Günde 10 dakika yürüyüş veya egzersiz bile, sinir sisteminizi resetleyebilir.
Eğer acı ile başa çıkmak için alkol ya da madde gibi şeylere yöneliyorsanız, kendinize karşı dürüst olun. Kendinizi uyuşturmak, iyileşmek değil. Bunlar duygularınızı düzeltmek yerine, geçici olarak bastırırlar ve sizin bozuk duygusal dengede kalmanıza neden olurlar. Sinir sisteminizi sürekli olarak uyuşturursanız, sinir sisteminiz denge durumuna dönemez.
Yedinci adım, bilinen tetikleyicilere karşı hazırlıklı olun. Gözleriniz kapalı bir şekilde mayın tarlasına dalmayın. Onun doğum gününe çok zaman kalmadıysa ya da bir arkadaş toplantısında onunla karşılaşacaksanız, durumu önceden planlayın, gözünüzde canlandırın. Nasıl tepkiler vereceğiniz üzerinde çalışın, gerekirse kafanızdaki senaryoyu yazın. Tetikleyici gelmeden, sınırlarınızı belirleyin. Fiziksel ve duygusal stabilizasyon için kullandığınız teknikleri aklınızda tutun ve aynı zamanda bir çıkış planı da yapın.
Tetikleyicileri tamamen yok edemezseniz, onlara karşı hazırlıklı olun.
Sekizinci adımda, tetiklenmeniz geçtikten sonra, olanların bir muhakemesini yapın. Tetiklendiniz, duygusal bir dalgalanma ya da sel geldi. Beş dakika kadar durun ve sizi neyin tetiklediğini kendinize sorun. Neyi doğru yaptığınızı, neyi bir dahaki sefere daha doğru yapacağınızı ve daha doğru davranmak için neleri değiştirmeniz gerektiğini düşünün ya da yazın. Bu konuda günlük tutun ve bu şekilde sürekli tekrarlanan döngüyü kırın.
Muhakeme yapmanız, duygusal kaosu, yararlı veriye çevirir, bir dahaki sefere dalgayı daha başarılı aşmanızı sağlar.
Dokuzuncu adım, yardım alın. Rastgele birine ulaşmayın. Sizi yukarı taşıyacak birine ulaşın, sizi daha da fazla duygusal girdaba itecek insanlardan uzak durun. Öfkenizi körükleyen ya da sağlıksız davranışlarınızı destekleyen insanlardan uzak durun.
Duygusal tetiklenmeler çok sık tekrarlanan şeylerse, terapi ya da bir bilen zamanı gelmiş olabilir. Bu tür bir yardım, işin köküne inmenizi ve kalıcı değişiklikler yapmanızı sağlayabilir.
Onuncu adım, bir acil durum planı yapın. Tetiklendiğinizde beyniniz doğru düzgün çalışmadığı için, tetiklenmeden önce yazılı bir plan yapmanız lazım.
En çok işe yarayan fiziksel kontrol teknikleri neler? Bunların yanına bazı yardımcı notlar da yazın. “Bu daha önce de olmuştu ve bunu aşabilmiştim. Şimdi de aşacağım” gibi notlar koyun.
Bu plana, bu insanı bir daha hayatınıza almamanız için geçerli tüm nedenleri yazın.
Bu planı kısa ve kullanışlı bir şekilde yazın. Duygusal olarak yoğun bir girdaba kapılmaya başladığınızda, bu planı çıkarın. Burada yazdığınız şeyleri, duygusal bir fırtınanın içinde, rasyonel beyninizi tamamen kapanmış bir halde yapmaya çalışmak yerine, önceden yapılmış planı çıkarın ve uygulayın.
Herkesin duygusal tetiklenmeleri vardır ve kimse tüm duygusal tetiklenmelerden kaçamaz. Ama beyninizi, duygusal tetiklenmelere daha farklı şekilde tepki vermek üzere eğitebilirsiniz. Duygusal fırtına her vurduğunda, irrasyonel tepkiler vermek ya da bu kişiye ulaşmak yerine duygularınızı kontrol altına alırsanız, her fırtınadan daha güçlü çıkarsınız. Kendinize güveniniz artar ve gücü elinize alırsınız.
Gecenin üçü. Uyanıksınız. Göğsünüzde bir sıkışma hissediyorsunuz. Zihniniz durmuyor. Her kavgayı, her mesajı, her “ya şöyle olsaydı” düşüncesini zihninizde döndürüp duruyorsunuz. Sabah kalktığınızda her şeyin farklı olacağı konusunda kendinize söz veriyorsunuz. Ama ertesi gece, yine aynı durumda oluyorsunuz. Bu durum size tanıdık geldi mi?
Ben buna “gecenin üçü testi” diyorum. Merak etmeyin, kafayı yediğiniz için bu durumda değilsiniz. Bu durumda olma sebebiniz, travma bağı (trauma bonding)(*).
Eğer bir erkekseniz, size adam ol, kendine çeki düzen ver ve arkanı dön git tavsiyeleri veriliyor. “Dışarıda bir sürü kız var” deniyor. Ama bu zihinsel girdaba kapılmış biriyseniz, bunun o kadar da kolay olmadığını biliyorsunuz. Bu durum, irade gücü ya da kafanızı dağıtma ile alakalı değil. Bu durum, beyninizdeki ödül yollarının rehin alınmasıyla ilgili. Yani yapmanız gereken şey, sinir sisteminizi yeniden kablolamayı öğrenmek.
Bu bölümde, “gecenin üçü testi” dediğim durumun ne olduğunu ve bunun neden, devam eden travma bağının en açık belirtilerinden biri olduğunu anlatacağım. Ayrıca bu acılı zihin fırtınasını durdurmak ve zihninizin kontrolünü yeniden elinize almak için kullanabileceğiniz, 5 güçlü teknikten bahsedeceğim.
Gerçek bir hikaye ile başlayalım. Hikaye, Bob’un hikayesi. Bob, hayatı yolunda giden bir erkekti ve sonra yeni bir ilişkiye girdi. İlk başlarda dünyanın zirvesinde gibiydi. İşi harika gidiyordu, spor salonunu aksatmıyordu. Kendine güven ve enerji ile dolup taşan biriydi.
Ama ilişki ilerledikçe, hayatına kaos sızmaya başladı. Drama, eleştiriler, birdenbire yok olan yakınlık, değersizleştirme başladı. Bob, işte duraksamaya ve gerilemeye başladı. Verimsiz çalışıyor, bütün gün daha çok boş boş ekrana bakıyordu. Zihninde fırtınalar koparken, teslim tarihlerini kaçırmaya, bitmemiş projelerin iş yükü altında ezilmeye, tüm çalışma azmini kaybetmeye başladı.
E-postalara bakmak yerine, masasında oturup kız arkadaşı ile eski mesajlaşmalarını okuyup duruyordu. Arkadaşları, onun sürekli kız arkadaşı hakkında konuşmaya, kız arkadaşı ile tüm etkileşimini analiz etmeye, aynı hikayeleri defalarca anlatmaya başladığını fark ettiler. Bazı arkadaşları sabırlıydı ama diğerleri kendine çeki düzen vermesini ve bu kızı bırakmasını söylüyorlardı. Bazıları ise onun kötü enerjisi ile baş edemediklerinden, ondan uzaklaşmaya başladılar. Bir zamanlar arkadaşlarına ilham kaynağı olan Bob, artık ne yaşadığını anlamak için sürekli olarak aynı girdabın içinde dönen birine dönüşmüştü.
Eskiden zevk aldığı hobileri, hafta sonları, arkadaş ve aile buluşmaları, artık Bob’a anlamsız görünmeye başlamıştı. Hiçbir şey, onun ilgisi ile karşılaştırılamaz, hiçbir şey, onun kendisini reddetmesinin acısı ile yarışamazdı.
İlişkinin sonuna vardığında, Bob artık kendisini tanıyamıyordu. Güçlü değildi, motive değildi, eski enerjisinden artık eser yoktu. Artık bomboş, takıntılı biriydi. Tüm benliği rehin alınmış gibiydi. Ama en kötüsü, gecelerdi.
Her gece 3 gibi, her şey ona tren gibi çarpıyordu. Tüm tartışmaları kafasında döndürüyor, sosyal medyaya, eski fotoğraf ve mesajlara bakıp duruyordu. Kendisini hiçbir zaman tatmin etmeyecek cevapları arayıp duruyordu. Eski kız arkadaşının sosyal medyasına, mesaj uygulamasına bakmayacağı, onu kafasında çevirip durmayı bırakacağı konusunda kendisine sözler veriyordu ama haftalar hatta aylar geçmesine rağmen, hiçbir şey değişmiyordu. Pardon, aslında bir şeyler değişiyordu. İşler daha da kötüye gidiyordu. Bob artık, eskiden olduğu adamın gölgesine dönüşmüştü. İşkence görüyor, aklını kaçırıyor gibi hissediyordu.
Benim “gecenin üçü testi” dediğim şey tam olarak da bu. O, gecelerinize sahip oluyor ve sinir sisteminizi elinde tutmaya devam ediyorsa, siz alelade bir kalbi kırık değilsiniz. Hayır, siz travma bağı geliştirmiş birisiniz.
Gecenin üçünde içine düştüğünüz bu girdap, aslında sinir sisteminizin, olmayan bir tutarlılığı ve “kapanışı” dayatmaya çalışmasından kaynaklanıyor. Gecenin bir yarısı dünya sessizleştiğinde, dikkat dağıtıcılar ortadan kalktığında, savunma kalkanlarınız iniyor ve bilinçaltı zihniniz deli gibi çalışmaya başlıyor. Kaosun kaydını yeniden oynatıyor, bilmeceyi çaresiz bir şekilde çözmeye çalışıyor.
Siz bu durumda, onun iki versiyonu arasında sıkışıp kalıyorsunuz. Sizi capcanlı, sevilen, arzulanan bir erkeğe, neredeyse kahramana dönüştüren kadın bir tarafta, sizi sürekli eleştiren, aklınızla oynayan, kendi ruh sağlığınız hakkında şüpheye düşüren kadın bir tarafta oluyor. Bu, bilişsel çelişki (cognitive dissonance) ve çok zalim bir durum.
Siz her zaman onun iyi versiyonuna inanmayı tercih ediyorsunuz. Onun iyi versiyonunun gerçek ve aslında tek versiyonu olduğuna inanmayı, aranızdaki bağı güçlendirmeyi tercih ediyorsunuz. Beraber yaşadığınız zirvelerin peşinde koşarken, o berbat dipleri görmezden geliyorsunuz. Bu da sizi, tüm bunlar sadece sizin zihninizde olsalarda, bir çeşit umut döngüsüne hapsediyor.
Gerçek şu ki zihniniz, çözülmemiş bilmecelere dayanamaz. Çözülmemiş bilmeceyi çözmeniz için, sizi sürekli olarak ve zorla, o negatif düşünce döngüsünün (ruminasyonun) içine çekiyor. Sorun şu ki, ne kadar uğraşırsanız uğraşın, bu bilmeceyi çözemeyeceksiniz. Bu bilmecenin bir çözümü yok.
Yeniden huzur bulmanızın tek yolu, onu çözmeye çalışmayı bırakıp, sinir sisteminizi yeniden kablolamak. Çünkü gerçekte olan şey, sizin ödül devrelerinizin, dopamin yollarınızın rehin alınmış olması. Siz artık o zirvelerde ateşlenmeye, berbat diplerde debelenirken rahatlama arzusu ile yanıp tutuşmaya ve kaosa bağımlı olmaya programlamlandınız.
O sizi her idealize ettiğinde, sizi ilgiye boğduğunda, sizin seçilmiş kişi olduğunuzu söylediğinde, beyninizde dopamin şelale oldu. Ama size her duvar ördüğünde, sizi sessizlik ile cezalandırdığında ya da size öfke ile saldırdığında, vücudunuzda stres hormonları ile doldu, kortizol ve adrenalin şelale oldu.
Sonra özür dileyerek, kırılgan davranarak, sizi ilgiye boğarak geri geldiğinde, geçici bir rahatlama yaşadınız. Ve sonra bu döngü yine tekrarlandı ve yine tekrarlandı.
Yaşadığınız istismar döngüsünün farkına varmak yerine, sinir sisteminiz bu döngüye bağımlı hale geldi. Bu zirvelere ve diplere, ne zaman geleceği belli olmayan ve sadece onun size verebileceği ödüllere ve rahatlamalara büyük bir arzu duymaya başladı. “Gecenin üçü testi”, sinir sisteminizin ona olan bağımlılığınızın ne durumda olduğunu gösteren bir belirti.
Yapmanız gereken şey, çözüm aramak yerine, şu adımları atmak.
Birinci adımda, gecenin üçünde uyandığınızda (ya da gecenin bir yarısı uyuyamadığınızda), burnunuzdan iki hızlı nefes alın ve ağzınızdan derin bir nefes verin. Bunu beş kez ya da gerektiği kadar yapın çünkü kalp atış hızınızı düşürmenin ve sinir sisteminizi yatıştırmanın, bilimsel kanıt temelli ve en hızlı yolu bu.
İkinci adımda, beyninizde onu döndürüp durmak yerine, 100’den geriye 7’şer eksilterek sayarak, negatif düşünce döngüsünü kesin.
Üçüncü adım, ayak tabanlarınızı sağlam bir şekilde yere basın, derin bir nefes alın ve kendinize “güvendeyim” deyin.
Dördüncü adım, bir deftere, bir iki düşünceyi çabucak yazın. Birkaç satır yeterli. “Özgürüm”, “daha iyisini hak ediyorum”, “bu ilişki bitti” gibi. Sonra da defteri kapatın.
Beşinci adımda, yatağınıza yakın bir yerde bir kitap bulundurun. Çok heyecan içeren bir şey olmasın. Uykudan gözleriniz ağırlaşana kadar kitap okuyun. Ya da kısa bir yönlendirmeli meditasyon yapın. Bu iki seçenek de, sizin zihninizi sakinleştirirken, bedeninize uykuya sürüklenmeyi öğretir.
Gecenin üçü testi, sinir sisteminizin hala kaosu, çelişkileri anlamaya çalıştığına işaret. Bu zihinsel girdaba girmeyi her reddettiğinizde, zihinsel girdaba girmeye karşı koyduğunuzda, beyninizi yeniden kablolayacaksınız. Bunun sonunda da, onun sizi artık kontrol edemediğini göreceksiniz.
(*) Travma bağı, bir kişinin kendisine duygusal, psikolojik veya bazen fiziksel zarar veren bir kişiye olağanüstü güçlü bir bağ geliştirmesidir. Bu bağ, normal sağlıklı sevgi bağı değildir; acı, korku, suçluluk ve arada verilen küçük sevgi/şefkat kırıntılarının karışımından oluşur.
Travma bağına neden olan toksik ilişkide genellikle döngü vardır:
Aşırı ilgi / sevgi (idealize etme, “sen bensiz yaşayamazsın” duygusu) Kötü muamele / eleştiri / soğukluk / terk tehdidi Kişinin korku, suçluluk, yalnız kalma paniği hissetmesi Failin tekrar şefkat göstermesi / özür dilemesi / “bir daha olmayacak” demesi Beynin, bu azıcık sevgi kırıntılarını ödül gibi algılaması
Bu döngü tekrarlandıkça, tıpkı kumarda sürekli kaybedip ara ara kazanmanın bağımlılık yapması gibi, beyin bağımlılık geliştirir.
Travma bağı = Kırıntı sevgi + yoğun acı + kopamama hali. Bu, “aşk” değil, beyinde oluşan bağımlılık döngüsüdür.
Kız arkadaşınız size sarılmış, ağlıyor, size kralım diyor. Hemen ardından düğmeye basılmış gibi gözyaşları kuruyor. Sesi sertleşiyor ve size gerçek bir erkek olmadığınızı, onun gibi bir kadını hak etmediğinizi söylüyor. Sonra aniden nişan yüzüğünü suratınıza fırlatıyor ve sizinle bir daha asla hiçbir şey yapmak istemediğini haykırıyor.
Bu yazı, aynı anda hem borderline hem de narsist olan kadınlar adlı üç bölümlük bir dizinin ilk yazısı.
Bu yazıda, hem borderline hem de narsisistik kişilik bozukluğuna sahip olan veya en azından her iki bozukluğun da çok belirgin özelliklerini taşıyan bir kadının, en temel üç belirtisini ele alacağım. Ve yazının sonunda, neden aynı bedende iki tamamen farklı kadınla uğraşıyormuşsunuz gibi hissettiğinizi açıklayacağım.
Gerçek hayattan somut bir örnek vererek başlayayım. Anonimliği ve gizliliği korumak için ayrıntıları değiştirdim.
Hikayenin erkek tarafı, kız arkadaşıyla buluşuyor. Bardan içki alıyor ve garson, ki çok güzel bir kadın. Erkek, içkilerini uzatırken garsona kibarca gülümsüyor. Garson da erkeğe gülümsüyor. Erkek teşekkür ediyor ve bu kısa etkileşimi hiç düşünmeden doğrudan masaya geri dönüyor. Ama masaya dönmeden önce, kız arkadaşının yüzündeki ifadeden bir şeylerin ters gittiğini anlıyor. Ve erkek masaya yaklaşır yaklaşmaz, kız arkadaşı ona sert bir şekilde saldırıyor, garsonla flört etmekle ve onu herkesin içinde küçük düşürmekle suçluyor. İki içkiyi de adamın elinden alıp ona fırlatıyor ve rezalet çıkarıyor.
Erkek kız arkadaşını sakinleştirmek için büyük bir çaba harcıyor. “Bebeğim, hadi dışarı çıkıp konuşalım. Hadi eve gidelim.” diyor. Ama kadın tamamen kontrolden çıkmış vaziyette, her şeyin bittiğini ve onu bir daha asla görmek istemediğini haykırıyor. Tüm bunlar, evlenme planları yaptıktan, ona daha önce başka bir erkeği hiç bu kadar derinden sevmediğini, onun ruh eşi olduğunu söyledikten sonra yapıyor.
Bu olay, çift yaşadığı ve buna benzer ilk olay değil. Ama bu sefer, her zamankinden çok daha aşırı bir deneyim yaşıyorlar. Bu yüzden sonraki birkaç gün boyunca iletişime geçmiyorlar.
Erkek, ilk başta rahatlama hissediyor ama bu rahatlama kısa bir süre sonra yoksunluğa dönüşüyor ve erkek kendini, kadını derinden özlerken buluyor.
Erkek, kafasını rahatlatmak için bir seyahate çıkmaya karar verdi. Ve seyahatteyken, kız arkadaşından mesajlar yağmaya başladı. Özürler, gözyaşları içinde verilen “değişeceğim” sözleri, erkeği sonsuza dek kaybetmenin verdiği acı panik. Kadın, dünyanın en iyi aktrisinin bile taklit edemeyeceğini gerçek duygularını dile getirerek, geri dönmesi ve ona bir şans daha vermesi için erkeğe yalvardı.
Erkek, kadına hala aşıktı, onunla daha önce hiç kimseyle hissetmediği bir bağ hissediyordu. İlişkideki duygusal yoğunluk olağanüstüydü ve erkek, ilişkiye bir şans daha vermek zorunda hissediyordu. Bu sefer gerçekten farklı olacağına, önemli farkındalıklar yaşadığına inanıyordu.
Sonunda yeniden bir araya geldiler ve tekrar bir araya geldikten sonraki ilk 24 saat boyunca, yoğunluk, kimya ve bağ inanılmazdı. Ama birkaç gün sonra erkek, bar sahnesi ve garsonla yaşadıkları ayrılık hakkında sakince konuşmak istediğinde, kadın birden çıldırdı ve bir anda tekrar erkeğe büyük bir öfke kustu, bağırıp çağırmaya başladı.
Erkek her zaman yaptığı gibi, durumu sakinleştirmeye çalıştı. Kadına, “eğer bu işi yürüteceksek, gerçekten konuşabilmemiz ve sorunları sağlıklı bir şekilde çözebilmemiz gerekli” demeye çalıştı. Ama kadın sakinleşmek yerine, daha da öfkelendi ve bu ilişkinin bittiğini haykırdı. Kapıdan bir fırtına gibi çıktı gitti.
Erkek yine her zaman olduğu gibi, ilk başta, rahatlamış hissetti. Ama birkaç günlük sessizlikten sonra, her zaman olduğu gibi yoksunluk kaygıya dönüştü. Erkek, konuşmaları kafasında tekrar tekrar döndürmeye, kadının sosyal medyasını stalklamaya, ona takıntılı hale gelmeye ve kendini sorgulamaya başladı. İşte o zaman, kız arkadaşının onu yürekten sevmekten, derin bir duygu ve bağ ifade etmekten, ona nefretle öfkelenmeye ve sanki kendisi için hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi onu terk etmeye nasıl geçebildiğini anlamak için araştırmaya başladı. Acı dayanılmazdı ve kendi durumundaki birçok erkeğin sorduğu aynı soruları merak ediyordu. Bu kız borderline mı? Narsist bir kadın mı?
Gerçek şu ki, toksik bir kadın, her ikisi de olabilir. Araştırmalar, borderline kişilik bozukluğu teşhisi konan kişilerin %40’ının narsisistik kişilik bozukluğu kriterlerini de karşıladığını gösteriyor. İşte bu yüzden aynı bedende tamamen farklı iki kadınla birlikteymişsiniz gibi hissedebiliyorsunuz. Bu kadınlardan biri sizi daha önce hiç hissetmediğiniz bir yoğunlukla seviyor, diğeri ise sizden aynı güçle nefret ediyor gibi.
Şimdi gelin, bir kadının hem borderline, hem de narsist özelliklere sahip olduğu zaman gösterdiği temel belirtilere bakalım.
İlk belirti, kimlik algısı ile ilgili. Sadece borderline kişilik bozukluğu olan birinin benlik duygusu istikrarsızdır ve sürekli değişir. Borderline, bağlandığı insanı taklit eden bir bukalemun gibidir. Yani sizinle bütünleşmeye çalışır.
Borderline kadının rehberliğinize ihtiyacı vardır ve kendisinin kim olduğunu bilmez, kaybolmuştur. Ve bu hesaplanmış bir strateji değildir. O içsel boşluk ve o istikrarsız benlik duygusu tarafından yönlendirilir.
Sadece narsist kadın ise, özenle inşa ettiği bir benliğe sahiptir. Başkalarının onu nasıl gördüğünü kontrol etmek ve aşağılık duygusunu gizlemek için, katı bir maske geliştirir.
Hem borderline hem narsist kadın ise bir dakika önce kaybolmuş ve kim olduğunu arıyor, sizden yardım istiyor görünürken, bir dakika sonra maskesini şiddetle koruyor ve ona meydan okuduğunuz için sizi cezalandırıyor hale geçebilir. Çaresiz bağımlılık, sizinle birleşme isteği ile katı, savunmacı tavırlar arasındaki bu geçiş, neden bir an yapışkan ve savunmasızken, bir an size tanrısı, ruh eşi derken, bir sonraki anda soğuk bir şekilde sizden uzaklaşıp sizi cezalandırdığını, sizinle hiçbir şey yapmak istemediğini açıklıyor.
İkinci belirti ise duygusal durum ile ilgili. Sadece sınırda kişilik bozukluğu olan bir kadında, terk edilme korkusu inanılmaz derecede yoğundur. Panik duyguları beynini ele geçirdiğinde, borderline kadın sizi bir anda kahramandan kötü adama dönüştürebilir. Saldırıları genellikle acımasız, yaralayıcı ve son derece kişiseldir, ancak bunlar saf panik ve duygusal taşkınlıktan kaynaklanır.
Sadece narsist kadın için tetikleyici, utanç ve gerçek kişiliğinin ifşa olması korkusudur. Eleştirildiği, utandığı, küçük düştüğü veya savunmasız hissettiği anda aranıza duvarlar çeker, duygusal olarak kapanır. Sizi küçümsemeye başlar, ve aniden o kurban, siz de suçlu olursunuz. Gerçekte ne olursa olsun.
Hem borderline hem de narsisizm bir arada olduğunda, bu iki sistem çarpışır. Terk edilme korkusu neredeyse anında utanç ve ifşa olma korkusuna dönüşür. Ve kadın bunaltıcı bir panik modunda kalmak yerine, narsisistik savunma mekanizmalarını devreye sokar. Kendinden utancını suçlama, küçümseme ve soğuk ceza yoluyla size yansıtır.
Üçüncü belirti, öz farkındalığın inkara dönüşmesidir. Sadece borderline kişilik bozukluğu olan kişilerde, şaşırtıcı seviyelerde öz farkındalık olabilir. Sakin olduğunda, duygularını doğru bir şekilde yansıtabilir. Duygusal fırtına geçtikten sonra genellikle aşırı tepki verdiğini kabul edebilir ve çizgiyi aşabilir. Pişmanlık gösterebilir. Hatta “Bunu neden yaptığımı bilmiyorum. Seni incitmek istemiyorum. Seni herşeyden çok seviyorum.” gibi şeyler söylediğini bile duyabilirsiniz. Borderline kadın fırtına geçtiğinde, sizi idealleştirmeye geri döner.
Sadece narsisizm söz konusu olduğunda, gerçek öz farkındalık neredeyse yoktur ve buna dair en ufak bir bakış bile, öz imajını koruyan bir hikâyeye dönüşür. Kırılgan/gizli narsisist, empatik, kendisinin derin bir şekilde spiritüel veya herkesin zulmünün kurbanı olduğuna ikna olmuş olabilir. Ama bu bir içgörü değil, narsistin maskesini korumak için tasarlanmış, çarpıtılmış bir anlatı.
Ama hem borderline hem de narsisizm söz konusu olduğunda, olay çok kafa karıştırıcı oluyor çünkü bir an hatasını kabul ediyor, belki özür diliyor, gerçekten değişeceğine söz veriyor ve o anda kendine inanıyor. Ama sonra narsistik savunmalar devreye giriyor ve hikayeyi tamamen yeniden yazılıyor. O kurban, siz ise kötü adam oluyorsunuz.
Hikayedeki erkeğin ilişkisinde, olan da buydu. Kadının özür dileyen mesajları ona umut vermişti. Ama sakince konu hakkında konuşmaya çalıştığında, kadının pişmanlığı yok oldu. Anlatı tamamen tersine döndü ve erkek, konuyu açmaya ve daha derin bir düzeyde çözmeye çalıştığı için cezalandırıldı.
Bunlar hem borderline hem de narsistik özelliklere sahip olabilecek bir kadının ilk belirtileri. Ama asıl mesele şu ki, hikaye burada bitmiyor. Eğer böyle bir kadının neden ortadan kaybolduğunu ve geri dönüp dönmeyeceğini merak ettiyseniz, ikinci bölüme bakabilirsiniz.
Kadınlarla etkileşiminizin doğal olması gerektiğini, kadınlarla iletişim kurarken kendin olman gerektiğini söylerler. Peki kadınlarla doğal olmak ne demektir? Kendin olmak ne demek?
Bunu anlamanız için, ilişkilerde doğal olmamanın, kendin olmamanın ne olduğunu anlamamız gerekli. Bir ilişkiye, bir etkileşime ne kadar çok duygusal bagaj getirirseniz, o kadar az doğal olursunuz, o kadar az kendiniz olursunuz.
Bir kadınla ilk buluşmanız olduğunu düşünün. Eğer siz bu buluşmaya, örneğin sosyal medya çöplüğünden ve kendi deneyimlerinizin çözemediğiniz hüsranından çıkan, yüklü miktarda duygusal bagaj getirirseniz, doğal olamazsınız, kendiniz olamazsınız. Örneğin buluşmaya, “tüm kadınlar şöyle böyle”, “kadınlar gerçekten sevemezler”, vs. gibi duygusal yüklerle gelirseniz, tüm bu yükü, buluştuğunuz gerçek insana “yansıtırsınız”.
Doğal ilişki demek, sizin karşı tarafa bir şey verdiğiniz ve onun da size bir şey verdiği ve karşılıklı olarak al-ver oynadığınız bir oyundur. Doğal biriyseniz, sizin tenis topunu kadının tarafına atmanız, onun sizin tarafınıza göndermesi ve sonra sizin yeniden onun tarafına göndermeniz gibi oynanır. Eğer duygusal bagajınız zihninizde dönüp duruyorsa, oyunun bu ritmi bozulur. Karşınızdaki insan mesajlarınıza geç cevap verdiğinde, onun sizi istemediğini düşünürsünüz ve onun tarafına atlayıp topa vurmaya kalkarsınız (cevap beklemeden mesajlar atarsınız). Umarım burada, önemsiz bir gecikmeye, duygusal bağajınız yüzünden, çok fazla anlam yüklediğinizi görebiliyorsunuzdur.
Eğer bu bağajı kafanızdan atabilirseniz, karşınızdaki insanı bu bagajın ete kemiğe bürünmüş hali değil de direkt bir insan olarak görürseniz, kadınlarla etkileşiminiz doğal olmaya başlar. Karşınızdaki size bir tenis topu gönderdiğinde, ona 15 tane tenis topu fırlatmayı, ya da tenis topu göndermeden beklemeyi bırakırsınız.
Günümüzde bu çok zor zira sosyal medyada çok fazla öfke var ve birçok insan karşı cinse karşı bir öfke biriktiriyor. Bu öfkeyi yine internette kusup dursa bile, öfkenin çoğunu, kendisi ile eşleşen şanssız insanın üzerine kusuyor.
Bunun tersi de doğru. Siz bir buluşmaya gidiyorsunuz ve karşınızdaki insan öfkesini size kusuyor. Burada bağırıp çağırmaktan ya da sinirli hareketlerden bahsetmiyoruz. Daha çok o öfke yükünün penceresinden bakıp, karşınızdaki insana değil de kendi kadın/erkek yansımanızı göre davranmanızdan bahsediyoruz.
Kısacası, siz karşı cinsle iletişiminize ne kadar çok psikolojik yansıtma (projeksiyon) yaparsanız, bu insana bir insan olarak değil, çoğunu sosyal medyadan öğrendiğiniz fikirlerin vücut bulmuş hali gibi davranırsınız. Bu da sizin doğal ve “kendiniz” gibi olmanızı engeller.
Bunu daha da iyi anlamak için, psikolojik yansıtmanın ne olduğunu anlayalım. Birçok alfa/sigma erkek, redpill sitesinde, kadınların çıkarcı olduğunu, şunu aradığını, bunu aradığını, en yüksek değerli erkeği aradığını okursunuz. Kadınların “gerçek sevgi” kapasitesi olmadığını okursunuz(*). “Kadınlar eskiden öyle bir sevgiye sahipti ama feminizm geldi ve bu sevgiyi bitirdi. 1950’lerdeki kadınlar severlerdi ama modern kadınlar sevme kapasitesine sahip değiller” gibi şeyler okursunuz.
Bu aslında, tam olarak klasik anlamda projeksiyon! Projeksiyon nasıl çalışır?
Hoşlanmadığınız, başa çıkamadığınız kadar yüklü bir negatif duygusal yükünüz olduğunu düşünün. Projeksiyon yaptığınızda, bunu alır ve başka insanların üstüne yansıtırsınız ve bu negatif yük için o insanları suçlarsınız.
“Kadınlar gerçekten sevemezler” diyen bir erkeğin asıl hissettiği şey, “ben sevilemeyecek, sevilmeye layık biri değilim, (bir daha) kimse beni sevmeyecek” duyguları. Ama bir insanın, “sevilmeye layık olmadığı” hissi ile, böyle temel bir negatif hisle başa çıkması çok zor, çok acı verici.
Birçok erkek, “ben sevilemem, sevilmeye layık değilim” hissini alıp, kadınlara yansıtıyor ve “sizin sevme kapasiteniz yok” diyor. Buradaki hileyi anlayabiliyorsunuz değil mi? Erkek, “ben sevilemem” hissi ile başbaşa kaldığı sürece, bu onun “suçu”, bunun için onun bir şeyler yapması lazım. Tabii ki bu erkeğin suçu olmayabilir, anne – babasının ya da geçmişte kendisini terk eden bir kadının suçu olabilir ama erkek bunu kendi “suçu” olarak görür.
Bu hissi sağlıklı bir şekilde iyileştirmek zor iş. Bunun yerine erkek ne yapıyor? “Hayır, siz gerçek sevgi nedir bilmezsiniz? Sevilmeme nedenim bu, benim suçum değil. Siz kadınların suçu”.
Bu tam anlamıyla bir projeksiyondur. Erkeğin o ağır “sevilmeye layık değilim” yükünü hafifleten ama ilişkilerde doğallığını tamamen bitiren, sağlıklı ilişki kurmasını engelleyen bir projeksiyon.
“Kadınlar para ister, paran yoksa kadın yok” düşüncesi de başka bir projeksiyon. Burada erkek aslında “yeterince para kazanamazsam, ya beklentileri yerine getiremezsem” korkusu ile boğuşuyor ve bununla başa çıkamadığında ise, bu korkuyu kadınlara yansıtabiliyor.
Doğal ve kendiniz olmak için, bu bagajdan kurtulmanız lazım. Bunun için ilk yapmanız gereken şey, internetten temel inanç edinmeyi ya da temel inançlarınızı beslemeyi bırakmak.
İkincisi, karşı cinsle ilgili negatif düşüncelerinize dikkatli bakın ve neyin yansıtmasını anlamaya çalışın. Sevilmeye layık olmadığınız hissi mi?, Beklentileri karşılayamazsam korkusu mu?
Üçüncüsü, bunlar için kendinizi suçlamayı bırakın. Evet, bunlar sizin probleminiz, sizin çözmeniz gereken şeyler. Ama suçlusu muhtemelen siz değilsiniz. Bu uyanışı kendi başınıza yapamıyorsanız, terapi alın ama bu uyanış için çaba harcayın. Kendinize yalan söylemeyi bırakın. Siz sevilmeye layık olmayan biri değilsiniz, bu bir yalan. Siz, başkalarının beklentilerini gerçekleştirmeye çalışmak zorunda değilsiniz ve muhtemelen kendinize hayatta iyi kötü bir yer edineceksiniz. Bu korku gerçeklerden çok, başkalarının beklentilerinden geliyor.
Aynı şeyden bahsetmiyoruz. Orada bahsedilen “kendin” de aslında bir projeksiyon. Sevilmeye layık olmadığını düşünen bir erkeğin, “sevilemez biri olabilirim ama bir ruh ikizim var ve o beni sevecek, anne gibi sevecek” yansıtması. Bu “ruh ikisi – melek” idolü, etten kemikten kadının üstüne yansıtarak kendisini rahatlatmaya çalışması.
(*) “Kırmızı hap kadınların gerçek sevgi kapasitesi olmadığını söyler” iddiasını çok duyuyorum. Kırmızı hapı sıklıkla eleştirsem de, burada savunmasını yapacağım. O sözün aslı “kadınlar sizi, onların sizi sevmesini istediğiniz gibi sevemezler” olacak. Rollo Tomassi’nin sözü olarak bilinir ama eskiden beri forumlarda söylenir. Asıl anlamı, “kadınlar sizi sevemezler, sevgi kapasiteleri yoktur” değil, “kadınlar sizi, annenizin sizi sevmesini istediğiniz gibi sevemezler, yetişkin erkek olun ve o tür oğlan çocuğu fantezilerini bırakın” şeklindeydi. Ne ara, kim, bunu “kadınlar sevemezler” yaptı bilmiyorum. Belki de bu çocuklar bu önermeyi, kendilerine göre okuyorlar.
Cinsel arzunuz, temel içgüdülerinize sıkı sıkıya bağlı, büyük oranda otomatik ve düşünceye, tercihe pek yer bırakmayan bir his. Tabii ki beyninizin gelişmiş, düşünceye, planlamaya ve temel dürtüleri kendi geleceğiniz için dizginlemeye dayalı bölümlerini kullanarak, bu hissi kontrol etmeniz mümkün ve birçok durumda da kontrol etmeniz gerekli. Ama birçok durumda kontrol etmeniz gereken bu hissin ortaya çıkması, yemek yemeye ihtiyacınız varken (ve hatta çoğu durumda yemek yeme ihtiyacınız bile yokken), yüksek kalorili bir yiyecek gördüğünüzde, ağzınızın suyunun akması ve o yiyeceğe ulaşıp yeme dürtüsü kadar otomatik.
Peki bir erkek, bir kadında bu temel içgüdüyü nasıl uyandırabilir? Bir kadını nasıl etkilersiniz? Kadınları etkilemenin yolları nelerdir?
Bu konuda ilk anlamanız gereken şey, kadınların cinsel olarak etkilenme mekanizmasının, erkeklerin cinsel olarak etkilenme mekanizmasından çok farklı olduğu. Bir erkek bir kadına baktığında, o kadın güzel ise, anında cinsel çekim duyabilir, onunla hemen seks yapmak ya da sevgili olmak isteyebilir.
Modern bir toplumda yaşamamıza rağmen, erkek temel içgüdüsü, fiziksel olarak çekici, yetişkin bir vücuda sahip, çocuk yapma yaşlarında, sağlıklı bir kadını hamile bırakmak. İnsanın üreme ve çocuk yetiştirme süreci oldukça özel olduğu için, bir kadını hemen hamile bırakma dürtüsü, çalışan tek dürtü değil tabii ki. İnsan çocuğu çok uzun yıllar boyunca bakım gerektirdiği için, eş bağı dürtüsü de çok güçlü. Eş bağı dürtüsü nedeniyle, bir kadını tanıma, onunla iyi bir ilişki yaşama, sarılma, beraber bir şeyler yapma arzuları da güçlü ama cinsel dürtü hem daha önce ve daha güçlü çalışan bir dürtü.
Kadınların temel cinsel dürtüsü ise, erkekler kadar görsel değil. Erkeklerin özellikle anlık yeşeren cinsel isteği hemen hemen %100 görsel ama kadınların ilk yükselen cinsel dürtüsü sadece, erkeğin sağlıklı, çocuk yapacak yaşta ve iyi görünümlü olmasına bağlı değil.
Kadın için daha önemli olan şeyler, erkeğin sosyal olarak diğer insanlarla ile nasıl geçindiği, sosyal olarak istenen mi yoksa dışlanan mı biri olduğu, kendine güvenen biri mi yoksa güvensizliklerle mi dolu olduğu, hayatta başarı potansiyelinin olup olmaması, duygusal olarak güçlü, zor zamanlarda bel bağlanabilecek biri olup olmaması, zor zamanları kendi başına aşabilecek biri mi yoksa kadına bel bağlamaya, ondan annesiymiş gibi sürekli olarak duygusal destek aramaya meyilli mi olduğu gibi faktörlere bağlı. Bir kadının bu özellikleri tartması için de, erkekle konuşması gerekli.
Yani bir kadını etkilemeniz ya da tam tersine itmeniz, onun temel içgüdülerini ateşlemeniz ya da söndürmeniz, onunla konuşurken söylediklerinize ve yaptıklarınıza, daha çok yaptıklarınıza yani vücut dilinize ve ses tonunuza bağlı.
Örneğin bir kadınla konuşurken kendinizden şüphe duyuyorsanız, güvensizlik hissediyorsanız, onun cinsel dürtülerini tetiklemeniz çok zor. Böyle bir konuşma, kadının sizi bel bağlanamayacak, güçsüz ve yük olarak görmesini sağlar. Siz hayatın başka alanlarında kendine güvenli bir erkek olabilirsiniz, başarılı olabilirsiniz, yakışıklı ve uzun boylu olabilirsiniz ama kadının temel dürtüleri, bunları görmezden gelir, sadece konuşma esnasında aldığı sinyallere göre değerlendirme yapar. Düşünceye, analitiğe ve dürtü kontrolüne dayalı beyin bölümleri sizi iyi bir tercih, harika biri olarak görebilir ama kadının temel içgüdülerini ciddi oranda söndürürseniz, bu beyin bölümlerinin değerlendirmeleri çöpe gider.
Aynı şey erkekler için de geçerli. Bir kadın ne kadar iyi, sevecen, sevgililik ve annelik için uygun olsa da, eğer erkek için yeterince güzel değilse, üst beyniniz “bu kız iyi, bir şans ver” demeye çalışsa bile, sıklıkla temel içgüdünüz galip gelir.
Tem tersi de geçerli. Bir erkek kötü bir partner, çirkin olabilir. Ama kendine güvenen, duygusal olarak güçlü, sosyal olarak tercih edilen, başarı potansiyeli yüksek biri ise, temel içgüdüler galip gelebilir. Bir kadın bildiğin pavyon gülü olabilir, kafadan kontak olabilir, arkanı dönsen başkasının kucağına atlayan biri olabilir ama eğer güzel bir kadınsa, temel içgüdüleri yine de ateşler. Dayılara tarla sattırır, ergenlerin ekran başında kimyasını bozar, yetişkin bir erkeği herkes yapma sakın derken cehennem gibi bir ilişkide mahveder.
Evet, bir kadının sizden etkilenmesini sağlayan temel içgüdü, otomatik ve düşünceye bağlı değil. Tercihe de bağlı değil. Tabii ki, bir kadının temel içgüdüsü sizi istiyor diye o kadın sizin kucağınıza atlamaz. Çoğu insan, dürtülerini kendi yararlarına kontrol edebilir ama eğer bir kadının sizden etkilenmesini istiyorsanız, kontrol etmeye çalışmak için çabalamak zorunda kalacağı bu içgüdüyü yaratmanız gerekli.
Bu temel içgüdü ise evrensel olarak, kendine güvenli, duygusal olarak güçlü, sosyal ve esprili (zeka, sosyal zeka göstergesi), maskülen (güçlü, cesur, yetkin ve onurlu) olmak ile ateşlenir. Yani kadınları etkilemenin yolları bunlardır.
Bir erkek bu özellikleri kadınla konuşurken gösterir. Bir erkek bir kadına bakıp, onunla hemen yatmak isteyebilir ama bir kadın bir erkeğe baktığında, erkek görsel olarak çekici özellikler yansıtıyorsa, öncelikle onunla konuşmak ister. Evet, bazı kadınlar sadece tipe bakarak erkekle seks yapmak isterler. Ama bu kadınlar azınlıktır.
Kadın erkekle konuşurken, kadının bilinç altı şunları değerlendirir:
Bu adam kendine güvenen biri mi yoksa güvensiz biri mi?
Eğlenceli, esprili mi yoksa sıkıcı biri mi?
Gerektiğinde kollarına sığınabileceğim, duygusal olarak güçlü biri mi yoksa zor zamanlarda duygusal olarak yük olacak biri mi?
Duygusal olarak benden güçlü mü yoksa ben ondan daha mı güçlüyüm?
Burada doğru özellikleri sergilerseniz, temel içgüdüyü ateşleyebilirsiniz. Bir anda çikolatalı pastaya, baklavaya dönüşebilirsiniz. Tekrar ediyorum, siz çikolatalı pastasınız diye kadın sizi yiyecek diye bir şey yok. Toktur (ilişki içindedir) yemez, çilekli pasta tercih ediyordur (tipi değilsinizdir) yemez, diyettedir (kendini kocasına saklıyordur) yemez. Ama sizi yemesi için o temel arzunun orada olması, sizin bozulmuş yemek değil baklava olmanız lazım. Siz bozuk yemekseniz, en aç, en iradesiz kadın bile sizi yemek istemez.
Bir kadın, esprili, karizmatik, maskülen bir erkek ile etkileşime girdiğinde, açken çikolatalı pasta görmüş gibi dopamin salgılar. Dopamin, insanın dopamin salgılatan şeyden zevk almasını, onu yeniden istemesini ve onu yeniden yapmak için motive olmasını sağlayan bir hormon. Kadın sizinle konuşurken dopamin salgıladığında, sizinle konuşmaktan zevk alır, sizinle yeniden etkileşime girme arzusu duyar ve sizinle yeniden etkileşime girme eğiliminde davranır (örneğin size telefon numarasını verir).
Etkileşim devam ettiğinde, kadın beyni oksitosin de salgılamaya başlar ki bu da kadının erkeğin yanında güvende hissetmesine, erkeğe yakın hissetmesine neden olur.
Cinsel çekimi kontrol edip etmemek bir tercih olabilir ama cinsel çekimin kendisi bir tercih değildir. Kadın ya da erkek, bu insana cinsel çekim duysam mı, duymasam mı diye düşünmez. Cinsel çekimi, kendinizi analizler yapıp ikna ederek ortaya çıkaramazsınız.
Eğer bir kadını nasıl etkilerim diye düşünen, kadınları etkilemenin yollarını arayan bir erkekseniz, birden fazla sayıda kadınla seks istiyor olsanız da, ilişki istiyor olsanız da, yapmanız gereken şey, bu cinsel çekimi yaratacak şekilde hareket etmek, duygusal güce, sosyalleşmeye, espri yeteneğinize, kendine güveninize çeki düzen vermek.
Kadınları etkilediği sanılan ama asıl çekimi yaratmayan şeyler
Çoğu erkek daha fazla kendine güvenen, duygusal olarak güçlü, gerçekten maskülen olmak (kaslı ve poz kesen bir erkek değilde güçlü, cesur, yetkin ve onurlu olmaktan bahsediyorum) yerine “önce arkadaş olalım, ona duygusal tampon olayım, bilgisayarından virüs ayıklayayım, musluklarını tamir edeyim, ona hediyeler alayım, benim değerimi anlar” stratejisi uyguluyor. Bu efendi adam pozları bir işe yaramadığında ya da bu pozlarla ilişkiye girseler bile ilişki travması yaşadıklarında, en kaslı gymcel ben olayım, en yüksek değerli olayım, kızlar bana gelecek deliliğine yelken açıyorlar. Bu stratejiden ve zararlarından burada sıklıkla bahsettik. Yüksek değerli erkek ol sana gelecekler, biz buna hipergami diyoruz bro, gymcel yazılarına bakabilirsiniz.
Çoğu erkeğin kullandığı, “önce arkadaş olalım, değerimi anlasın” yöntemi, kadında cinsel dürtü yaratmaktan çok, onun onayını alma mekanizması içeriyor. Kadının onayını arayan bir erkek ise, güçlü ve kendine güvenen erkeğin tam tersi maalesef. Bundan Size acımasız görünse de, bunu yapmazsanız kadınlara çekici gelmezsiniz yazısında bahsettik. Ona çiçekler, çikolatalar alarak, sürekli jestler yaparak ve iltifatlar düzerek, Efendi Erkeğin Toksik Kırılganlığı kitabında bahsedilen birinci gizli sözleşmeyi çalıştırmaya uğraşıyorlar. Yani, “ben insanlar için, onlar bana sormadan bir şeyler yapıp durursam, onlar da ben söylemeden, benim istediğim şeyleri yaparlar” mantığı ile hareket ediyorlar.
Bu tür bir yaklaşım pek çalışmaz. Çalışsa bile, ilişkiyi devam ettirmek için sürekli olarak sormadan vermek zorunda kalırsınız, söyleseniz de pek bir şey alamazsınız.
Aslında yapmanız gereken, önce çekimi arttırmak ki bunu nasıl yapacağınıza geleceğiz, sonra da sonra daha fazla yakınlık, iyi vakit geçirme gibi şeylere odaklanmak.
Bir başka grup erkek de, haftada 5 gün spor salonuna gidip kas yaparak daha fazla fiziksel çekiciliğe sahip olmaya, yıllarını harcayarak büyük bir finansal birikime ve çok iyi bir kariyere sahip olmaya çalışıyor. Bunun sonucunda da birgün, kadınların kendisine akacağını umuyor.
Bir erkeğin daha iyi bir fiziğe, daha fazla finansal birikime ve iyi bir kariyere sahip olması çok iyi bir şey. Ama bir kadını etkilemek için mükemmel bir kariyere, finansal birikime ve harika bir vücuda ihtiyacınız yok. Bunlara aşırı derecede önem veren, hatta bunlara tapan kadınlar var ama bu kadınlar azınlıklar. Asıl ihtiyacınız olan şey, kendine güvenli, maskülen, eğlenceli, duygusal olarak dengeli bir erkek olarak ve bunu vücut dilinizden yansıtarak konuşmak.
Ne yani, daha fazla kas, daha fazla para, daha statülü bir iş, çok çekici değil mi? Bunlar çekiciliğinize pozitif etki eden şeyler ama yeterli değiller. Mükemmel bir vücut, çok para, statü, sizin kendine güvenli olmanıza katkı sağlayabilir ama özgüvensizliklerinizi dolaysız bir şekilde düzeltmezseniz, özgüvenli olmanızı sağlamaz. Daha fazla esprili ve ince zeka sahibi biri olmanızı sağlamazlar. Tam tersine, bunlara çok vakit ayırırken, sosyal zekanızı geliştirecek etkileşimlerden mahrum kalırsanız, sizin daha itici biri olmanıza neden olabilirler.
Bir erkeğin çekici olmak için yapabileceği şeyler
Şimdi dilerseniz, gerçekten etkileyici olmanızı sağlayacak şeylere gelelim. Bunlarla ilgili burada ayrıntılı yazılarımız var. O nedenle ben size kısa başlıkları vereceğim ve bu yazılara link göndereceğim.
Hoşlandığınız bir kadınla iletişime girdiğinizde, kadının onayını aramaya çalışmayı bırakın. Çoğu erkeğin, hoşlanmadığı kızlarla rahat davranırken, hoşlandığı kızla konuşurken embesil olmasının nedeni bu. Hoşlanmadığı kızlarla rahat çünkü onların onayını aramıyor.
Bunun tam tersine, umursamaz olun. Umursamaz olmak, tanıştığınız kadını umursamamak değil. Ona, “sen kimsin?” tavrında davranmak hiç değil. Umursamaz olmak demek, tanıştığınız ve hoşunuza giden kadınla “olursa güzel olur, olmazsa bir ara başkası ile nasıl olsa olur” zihin yapısında kalmak demektir.
Pozitif cinsel gerilim, kadınları etkilemenin en güçlü yollarından biridir. Pozitif cinsel gerilim nasıl yaratılır öğrenin, bu kabiliyeti öldüren özelliklerinizden kurtulun.
Duygusal güç ya da duygusal bağımsızlığınızı geliştirin. Duygusal güç, bir erkeğin sahip olabileceği en büyük güçtür.
Sosyalleşin. Hem daha az sıkıcı biri olursunuz hem de kadınlarla iletişim pratiği yaparsınız. Özellikle yeni kadınların girip çıktığı etkinliklere, sosyal ortamlara girin. Kankalarınızla kafede oturmak ya da dayılarla dağlarda avcılık yapmak da sosyalleşmek ve yapmak istiyorsanız yapabileceğiniz şeyler. Ama bir taşla iki kuş vurmak için, içinden tanımadığınız kadınların geçtiği sosyal ortamlar edinin. Yakın kız arkadaşlarınızla, kuzenlerinizle, işteki kadın arkadaşlarınızla esprili muhabbet sizi, hoşunuza giden bir kadınla etkileşime hazırlamaz. Ama tanımadığınız kadınlarla etkileşim, onlara yürümeseniz bile, sizi hoşunuza giden bir kadınla etkileşime hazırlar.
Birçok erkek, balık tutmak istiyor. Ama en yakın su kütlesinden binlerce kilometre uzakta yaşıyor. Balık tutmak için, bu konuda tecrübe için, nehir kenarına gitmeniz lazım.
Pratik yapın. Hergün bir kadına yürümeniz gerekmez ama istikrarlı bir şekilde, düzenli bir şekilde yürümeniz gerekir. Birçok erkeğin hatası, yalnızlıktan bunalınca piyasaya çıkıp hızlıca tükenmek ve yine aylarca kabuğuna çekilmek. Bu şekilde bir kazanım elde edemezsiniz. Dur kalk, dur kalk ile bir ilerleme sağlayamazsınız.
Henüz özdeğersizliklerinden kurtulamamış biriyseniz, bunların vücut dilinize nasıl yansıdığına dikkat edin ve bu yansımaların farkında olun. Farkında olun ve engellemeye çalışın. Aslına bakarsanız, bu yansımaları yani davranışları engellemeniz bile, fizyoloji ve duygu örtüşmesi prensibi sayesinde, daha rahat ve kendine güvenli biri olmanıza büyük katkı sağlar.