İlgim yetersiz diye terk etti, sonra beni ayrılığı kolay atlatmakla suçladı – Vaka çalışması

13 aylık bir ilişkim vardı, ilişkide ilgi de sevgi de yeterli olmasına rağmen kız arkadaşım daha fazlasını talep ediyordu. Hayatında genel olarak tatmin olma sorunu gözlemliyordum. Biraz popüler kültür romantizmi var üzerinde maalesef ilişkide yatırımımı sürekli artırmamı istiyordu ve ben de bunun sonucunun iyi olmadığını biliyorum o yüzden çizgiyi bozmadım.

Bu sadece popüler kültür romantizminden kaynaklanmıyor. Bununla ilgili, beta özelliği gösteren kadınlar yazısını yazmıştım. Beta özelliği gösteren erkek, ilişkide sürekli olarak ilgi, kaynak, hediye, vs. vermezse güvende hissedemez, sevilmeyeceğinden, bırakılacağından korkar. Beta özelliği gösteren kadın ise, ilişkide sürekli olarak ilgi, kaynak, hediye, vs. almazsa güvende hissedemez, sevilmediğinden, bırakılacağından korkar.

Aslına bakarsan bu, klasik kaygılı bağlanma stili özelliği olan yetersizlik hissi. Eski kız arkadaşın, kendisini yeterli hissedemediği için, bu yetersizlik hissini sürekli olarak dışarıdan – erkek arkadaşından (bazı kızlar erkeklerin ilgisinden) telafi etmeye çalışır. Fakat erkek bunu telafi etmek için ekstra çaba gösterdiğinde, yetersizlik içsel ve dışarıdan kapanamaz bir şey olduğundan, yetersizlik ve güvensizlik hissi geçmez.

Bu zihniyetteki çoğu kadın, bu güvensizlik hissinin kapanmamasını, “erkeğin yeterince çabalamamasına” bağlar ve siz verdikçe daha fazlasını talep eder. Siz verdikçe ve yetersizlik – güvensizlik hissi geçmedikçe, bir de “hala yeterince çabalamıyor” diye size öfkelenmeye başlar.

Çizgini bozmaman doğru karar ama maalesef böyle bir insanın, yetersizliğinin kaynağının ve çözümünün kendinde olduğunu kabul etmes zordur ve bu nedenle böyle biri kendi ilişkisini yok etmeye programlıdır.

Neyse, onu sevdiğimi bildiğini ama eksik hissettiğini ve benim değişmeyeceğimi anladığını (sözlerinden anladığıma göre daha beta yönlü birisi olmamı istiyor) ama çerçeveyi bırakmadım.

Bu nedenle ayrılmamızın doğru olduğunu söyledi, ben de ilişkide sorun yoktu sadece ilişki yaşama şeklini biraz fazla romantize ettiğini ve beklentilerinin doğal olmadığını söyleyip ayrılığı kabul ettim, kararın değişirse ulaşırsın dedim daha da ulaşmadım.

İlişkinde büyük bir sorun vardı. Karşında güvensiz – yetersiz hissedip bunun sürekli olarak senin tarafından giderilmesini talep eden bir partner var. Bu ilişkide senin çıkışa gitmen lazımdı.

Birkaç hafta içinde ulaştı telefonu açtım hiçbir şey olmamış gibi neşeli konuştum eski konuları açınca savuşturmaya çalıştım. Nasıl böyle mutlu olabilirsin? Hayatına böyle nasıl devam ediyorsun? Ben senin gibi yapamıyorum seni de anlamıyorum senin gibi birisini tanımadım çok umursamazsın dedi ve eski sorunları konuşmaya çalışıp, hiç değişmediğimi ayrılıktan sonra belki bazı şeyleri değiştirmek istersin diye ulaştım ama yok değişmemişsin dedi.

Birini terk edip sonra peşinden koşmuyor, ayrılığı iyi atlatıyor diye onu suçlamak, aşırı kalitesiz ve mide bulandırıcı bir davranış. Bu kızı geri almaman gerekiyor. Bu kız seni, peşimde koşar, ipleri tamamen elime alırım diye terk etmiş. Yani seni ayrılıkla sopalamaya çalışmış.

Ben de bunları yüz yüze konuşmanın doğru olduğunu söyleyip buluşma teklif ettim kabul etmedi gelsem bile aynı şeyler olacak tekrar kendimi üzemem bu sürece girip ayrılık fikri daha doğruymuş dedi.

Hayır, böyle biri ile ilişki, kendisini düzeltmediği sürece, kötü bir fikir. Bu kızdan aktif olarak kaçmalısın.

Ben de fikrin değişirse buluşmak istersen ulaşırsın dedim kapattım.

Hayır, böyle biri ile ilişki, kendisini düzeltmediği sürece, kötü bir fikir. Bu kızdan aktif olarak kaçmalısın.

Ayrılıktan pişman olmayıp benim değişip değişmediğimi sorgulayıp ona göre nabız yoklaması bana gözdağı vermek için ayrılığı yaşattığını düşündürmeye başladı ama yine de burda anlayamadığım bir terslik var.

Burada teşhisin doğru ve anlamayacak bir şey yok.

Hiç kendinde aşırılık görmüyor ona göre tek sorun benim davranışlarım. Senin fikrin nedir Mahmut abi?

Onun kendi dünyasında durum bu çünkü. Kendi yetersizlik – güvensizlik hislerini düzeltmesi gerekenin kendisi olduğunu kabul edemeyen bir insan, bir süre sonra yetersizlik – güvensizlik hissi ile baş edemeyip, bunu dışarı yansıtır. Tipik bir psikolojik yansıtma (projection).

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Eski sevgilimden sonra hayatıma çok kız girdi ama hiçbirini isteyemedim – Vaka çalışması

Klasik bir eski sevgilimi unutamıyorum, başka kızlara karşı bir şey hissetmiyorum vakasına daha bakacağız. Zaten soru, o yazının altına yazılmış.

Bu versiyonunda erkek, birçok kadınla beraber olabilmesine bakarak, bir kadını unutmayı başaracak güce sahip olmayan, düşük rütbeli bir erkek olduğunu göremiyor. Rütbesini yükseltmesi için, içinde bulunduğu durumu görmesi şart ama “çok kız var, ben onları istemiyorum hacı” bataklığında debeleniyor.

Mahmut abi selamlar. Hoş ve ilgimi çok çeken bir kızla lisede çok güzel bir ilişkiye başlamıştık. İnanılmaz güzel, dolu dolu geçen 2 yılın ardından üniversite yüzünden yollarımız ayrıldı. Maalesef biraz uzaktan denedik olmadı. Ben ayrıldım ama ilişkinin gidişatı beni mecbur bıraktı, istediğimden değil yani.

Hayatın akışında normal bir şey bu. Zaten yeni ortamda olduğun için, kendine yeni bir hayat kurarsın, eski ilişki de tarihin tozlu sayfalarına gömülür gider.

Hayatıma devam ettim. Yapmam gereken herşeyi yaptım. Üniversite için yeni bir şehre gelmiştim. Acıma yenilmeden sıfırdan güzel bir çevre kurdum, vücut yaptım, para kazandım istediğim şeyleri aldım derslerimde ilerledim ve ek olarak oldukça canlı bir ilişki hayatı yaşadım.

Acına yenilmediğine emin misin? Bu kadar şeyi arka arkaya sıralayan insanlar genellikle bir şey ispat etmeye çalışan insanlardır ve atlatamadıkları bir şeyi saklamak için böyle şeyler sıralarlar. Bu cümle kendini fazlaca ispatlama çabasına işaret ediyor.

Çok fazla kız hayatıma girip çıktı ama aklımdan eski sevgilim çıkmıyordu.

Ben bunu anlamıyorum. Çok fazla kız dediğin yerde, sayı arttıkça kalite azalır. Kızlar teker teker kaliteli de olabilirler – zor ama olabilirler – fakat senin çok ilişki kurduğun yerde duygusal derinlik, ilişki kalitesi azalır. Sen sanki eski kız arkadaşının acısı ile başbaşa kalıp bunu sindireceğine, kalitesiz ilişkilerle kendini uyuşturmayı seçmişsin. Acının bir süre sizi yakıp tükenmesini göze alamazsanız, acıyı bastırırsanız, acı yanıp tükeneceğine çoğalır.

İstemsiz, sürekli yeni kızlarla eski sevgilimi kıyaslıyor ve eski sevgilimin daha iyi bir kız olduğunu düşünüyordum. Hala da öyle geliyor bilmiyorum. Ben mi yüceltiyorum ama bu şekilde yani.

Hem sen yüceltiyorsun, hem ilişkileri uyuşturucu gibi kullanmaya çalıştığın için ilişki kaliten düşük hem de lise aşkını unutamayacak kadar zayıf, unutmak için gerekli yalnızlıktan korkan biri olduğun için, derin ve kaliteli ilişki kurabileceğin kızlar seni itici buluyorlar, onlara ulaşımın az.Ulaşımın olsa bile o kızların senden soğuduğunu önceden sezip, kovulmadan istifa eder, “hacı zaten ben soğudum” diye kendini kandırırsın.

İlişkilerim ise tek gecelik ilişkiler değil birisiyle tanışıyor birkaç hafta bazen 1 ay ama fazlası değil güzel vakit geçirip istemsizce kendimi sıcak hissedemiyor eski kız arkadaşımla hissettiğim kadar mutlu huzurlu hissedemeyip bitiriyordum.

Tek gecelik olmayabilirler ama çoklar ve çok = kalitesiz şeklindeler. Burada bahsettiğin şey, yaygın bir aptallık. Normalde, aşırı duygusallığın yüzünden çalışmayan kafan biraz çalışıyor olsa, çok kız paralel evreni ile ilişki evreninin farklı çöplükler olduğunu görebilirdin ama şu an göremiyorsun.

Ayrıca sen eski sevgilisini unutamayan bir erkek olarak, duygusal olarak düşük statülü bir erkeksin. İstediğin kadar tipin, paran, vs. olsun. Eski sevgilin seni aştı, hayatını yaşıyor. Sen ise onun bıraktığı yerde, duygusal olarak hala ona bağlı bekliyorsun. Bu seni düşük statülü erkek yapar. Sen muhtemelen kırılgan egon yüzünden bu kısmı göremiyorsun, içine sinebilecek kızları istemediğini sanıyorsun ama, sen içine sinebilecek kızların tepeden baktığı, itici bulduğu bir adamsın.

Tekrar edeceğim, burası önemli. Eski sevgilisi kendisini aşmışken eski sevgilisini unutamayan erkek, düşük rütbeli bir erkektir. Parası, statüsü, tipi ne olursa olsun düşük rütbeli bir erkektir. Kendini layık gördüğü kızlara itici gelir, kendi gerçek rütbesindeki kızları kendisi beğenmez.

Kendime sanırım bu benim ciddi ilişki yaşayabileceğim o aradığım kız değil diyordum. Bazı herkesin yapabileceği hatalar olan minik itici hareketler bile beni fazlasıyla itebiliyordu.

Burada bir başka sorun da, ilişki travmasını aşamama, aşmama nedeniyle kişinin kaçıngan bağlanan birine dönüşmesi. Yani çok yakınlaştın, çok acı çektin. Sonucunda da “yakınlaşırsam acı çekerim” gibi bir şey öğrendin. Şimdi ise bir kızla yakınlaşmaya başladın mı, korkuya kapılıp ondan uzaklaşıyorsun. En boktan sebeplerle.

“İlişkinin gidişatı beni mecbur bıraktı istediğimden değil” dediğin yer muhtemelen sana fena koyduğu için ve bu acıyı sindirmek yerine uyuşturmayı seçtiğin için, uzun süreli ilişkilere girip acı çekmekten kaçar hale gelmişsin. Uzun süreli ilişkiye girip acı çekmekten ödü kopan, kaçıngan bağlanan bir adam, ben korkuyorum, korkağım demek yerine sıkılıyorum, içimden gelmiyor, eski sevgili ile kıyaslıyorum diye çeşitli bahaneler uydurur. Senin muhtemelen korku nedeniyle ilişkiye girmekten kaçma problemin var. Ben korkağım diyemediğin için de “o kızlar eski sevgilim gibi değil, benim gibi kartanesi pırlanta paşaya layık değil” diyorsun.

Bir yerden sonra hayatıma girip çıkan insan sayısı oldukça çoğaldı ve artık düşünmeye başladım neden olmuyor eskisi gibi diye.

Hem çokluk kalite azlığına neden oluyor, hem sen düşük rütbeli bir erkek olarak istediğin seviyede ilişkiye giremiyorsun hem de yakınlaşmaktan korktuğun için her yakınlaşmadan kaçıyorsun.

Bunu halletmek istiyorum.

  1. sorum bu neden iyi kızlarla bile ilişki kuramıyorum sıcak hissedemiyorum eğlenemiyorum ve benlik bir kız değil bu kız hissi geliyor gerçekten benlik kız mı daha karşıma çıkmadı yoksa bende mi sorun var? ilişkilerimi iyi yönettiğimi genelde ben bitirirken karşı tarafın bitirmek istemediğini eklemek istiyorum yani seviliyorum da ama durum böyle. Güzel bir ilişki içinde bulunmak ve bunu halletmek istiyorum.

O zaman öncelikle en az 5-6 ay yalnız kalarak, kısa süreli ilişkilerde olmayacak şekilde, bu eski sevgilinin sana yüklediği acıyla başbaşa kal ve onu kadınsız atlat. Bu seni şu an düşük rütbeli yapan şeyden kurtarır.

İkincisi, bu süreçten sonra da ufak tefek nedenlerle yakınlaşmadan kaçmama çalış. Kaçtığın yerde kendini üstün taraf olarak konumlayan “ben istemiyorum hacı, bu kadıncıkların ufak tefek hataları gözüme batıyor hacı” diye egona 31 çektirmek yerine, korktuğunu kabul et. Korktuğunu hissedebilirsen ona meydan okuyabilirsin. Egoist “bunlar bana layık kızlar değil hacı” ayakları ile egonu sıvazlamak, seni olduğun durumda tutar.

2.sorum ise

eski sevgilimi artık rüyalarımda görmekten veya bi anda aklıma gelmelerinden sıkıldım. Ayrılalı 1 yıldan biraz fazla oldu ve hep şunu yaşıyorum aklımdan tamamiyle silemiyorum arada bir aklıma gelmeleri bitmedi gitti.

Eski sevgiliyi rüyada görmek demek, onu değil uzun süreli ilişkileri istiyorsun demek. Eski sevgilini her düşündüğünde, onun artık kendi hayatına baktığını, senin ise ilişkinin bittiği noktada bekleyip durduğunu düşünmen gerekecek. “Ben, beni aşıp fersah fersah ilerlemiş kızın bıraktığı yerde bekleyecek kadar düşük rütbeli miyim?” diye kendine sorman lazım.

Bazen sebepsiz geliyor bazen yeni bir kızla daha her şeyi bitiriyorum ve derin bir boşluk geliyor birkaç günlüğüne galiba hiçbir zaman eski sevgilimle olduğum kadar mutlu olamıcam gibi.

Sebepsiz değil. Ya kızın gerçekten eski sevgilisini unutamamış düşük rütbeli bir erkek olduğunu fark edip seni bırakmasına fırsat bırakmadan, kovulmadan istifa ediyorsun ya da yakınlaşmadan korktuğun için kaçıyorsun.

Kız hayatına bakarken sen onun bıraktığı yerde ölmüş ilişkinin nöbetini bekliyorsun ve bu nedenle de ilerlemek için atacağın her adımı kendin yok ediyorsun. Bu şekilde devam edersen tabii ki hiçbir zaman eski sevgilinle olduğun kadar mutlu olamayacaksın. Ama ileride bulabileceğin ilişkiler daha mutsuz olacağından değil. Sen kendin ölmüş ilişkinin nöbetini tutmakla meşgul olduğun, yakınlaşmaktan kıorktuğun için böyle olacak.

Bu durumda istemsizce acaba bir şekilde birleşmek için savaşmalı mıydım ayrılmak yerine veya şimdi tekrar görüşmeyi mi denemeliyim gibi soruları getiriyor ki bu senaryolar bana mantıklı gelmiyor.

Kız sana ulaşmıyorsa, seni çoktan aşıp hayatına bakıyordur. Ulaşsan bunu görüp yıkılma ve daha düşük rütbeli bir pozisyona düşme ihtimalin çok yüksek.

Ayrıca bu “istemsizce” lafını çok kullanan erkekler genellikle kendilerini gözlemleyemeyen ya da gözlemlerinin sonucunu kabul edemeyen erkeklerdir.

Onca kızdan hiçbiri onun gibi hissetiremedi.

Bunun nedeni kısmen “onca kız” olması ama daha çok senin o zamankinden çok daha düşük rütbeli biri olman.

Genel hayatımda mutsuz değilim veya sürekli eski sevgilimi düşünmüyorum aşk acısı çekmiyorum hayatım akıyor gidiyor ama arada bir böyle aklıma gelip beni boğmasından da sıkıldım. Bir gün evlenmek istiyorum bu hayal bana güzel geliyor ama hayatımda evlenirim dediğim eski kız arkadaşım dışı bir kişi bile olmadı bu durum da beni korkutuyor bir daha olmucak mı diye çünkü hayatımda gerçekten yanında sıkılmadığım her gün görüşüp yine de eğlendiğim tek kız oydu bana inanılmaz uyumlu bir insandı. Bu yüzden zaten ayrılmak hata mıydı sorusu geliyor hep ama şunu da biliyorum ki mantıksız bir ayrılık yapmadım hedeflerimiz farklıydı ve ilerleyen dönemlere birbirimizin yanında olmak için hedeflerimizi esnetmemiz gerekiyordu belki de vazgeçmemiz.

Bazen eski sevgilimi özlüyorum bazen de o güzel eski zamanları. Düşüncelerini merak ediyorum abi.

Şu an eski sevgilini ara ara hatırlamandan çok, stratejik zamanlarda onun arkasından onu bekleyerek kendini düşük rütbeli bir erkek yapman sorun. Bunu kabul etmen ve bu kızın arkasından bekleyen düşük rütbeli bir erkek olmaya hayır demen lazım.

Senin derdin, sen kendini kafanda yükselttiğin bu kıza layık ve diğer kızlardan daha yüksek bir mertebede sanmak. Sen bu kızı kafanda yükseltip onun bıraktığı yerde otlayarak, çoğu kızın burun kıvırdığı, düşük statülü bir erkek olduğunu göremiyorsun. Kendini, diğer kızları boktan sebeplerle eleyebilen yüksek statülü erkek sanıyorsun. Korktuğunu kabul edemeyip, diğer kızlardan sıkılan biri olduğunu sanıyorsun.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

Looksmaxxing nedir? Çoğu erkek için neden işe yaramaz?

Looksmaxxing, fiziksel görünüşü en iyileme, bir erkeğin dış görünüşünü, en detaylı ve radikal şekilde en iyilemesi (maxing) anlamına geliyor. Aslen 2010’lu yılların ikinci yarısında incel forumlarında ortaya çıkan bu kavram, sosyal medya üzerinden genel nüfusa da yayılmaya başladı.

Bir erkeğin fiziksel görünüşünü olabileceği en iyi seviyeye çıkarmasında bir yanlış olmadığı gibi, aslına bakarsanız ortalama bir erkek belli bir yaştan sonra patatese dönüşme eğiliminde olduğu için, yapılması gereken bir şey.  Belki bazı erkekler için burun estetiği, saç ektirme gibi cerrahi müdahaleler de oldukça makul tercihler. ,

Fakat looksmaxxing denilen şeyin pratiğine baktığımızda, çok aşırı uçlara gitmenin, terime içsel olduğunu görüyoruz. Bu, neredeyse dinsel bir ritüel şeklinde spor salonlarında profesyonel sporcuların harcayabileceği saatleri harcamaktan (gymcel), estetik cerrahi ile köşeli çene yaptırmaya hatta oldukça acılı ve riskli cerrahi boy uzatmaya kadar gidiyor. Bu durumda birçok erkek, zayıflama takıntısı olan bir kadının vücut dismorfik bozukluğu denilen ruhsal bozukluğa yakalanıp, fiziksel çekiciliği arttıran inceliğin çok ötesine geçip bir deri bir kemik kalması gibi, fiziksel çekiciliğin çok ötesinde kaslı, kendi sırtını kaşıyamayan adam dediğimiz balona dönüşebiliyor.

Bir erkeğin gerçekten de fiziksel olarak en iyilendiği şekilde looksmaxxing yaptığını düşünelim. Böyle bir erkek genellikle asıl amacına da ulaşamıyor. Fiziksel görünümüne harcadığı o kadar emeğe ve zihinsel enerjiye rağmen ve hatta bu sebeple (birazdan buna değineceğim) kadınlarla daha başarılı da olamıyor.

Fiziksel olarak daha çekici olmanız, kadınların size daha fazla bakmasını ve sizin gidip onunla konuşmanıza daha fazla davetiye çıkarmasını sağlar. Instagram’da ve buluşma uygulamalarında daha fazla cevap ve eşleşme almanızı da sağlar. Ama yine de kadınlar size gelip “selam, tanışabilir miyiz?” demezler ya da sizin looksmaxxing için harcadığınız zaman sonucunda kapandığınız iş – spor salonu – ev mağarasında sizi bulmak için hazine avına çıkmazlar.

Kadınlardan daha fazla bakış, dönüş, beğeni ve eşleşme almak ayrı şeyler, bir kadınla yatmak ya da kız arkadaşı yapmak ayrı şeyler! Bunlar kadının size kapıyı açmasını sağlar ama o kapıdan geçip işi sonuca götürmek için kendine güvene, cesarete, kaygı ve korkularınızı yatıştırabilecek duygusal güce/dengeye, onaya muhtaç olmamanızı sağlayacak bir özdeğere sahip olmanız lazım. Son cümledeki özelliklere paket halinde isim verirsek, duygusal çekiciliğe sahip olmanız lazım.

“İyi de, hem fiziksel çekicilikte en iyileme yaparız, hem duygusal çekicilikte en iyileme yaparız, bunlar birbirlerine alternatif değiller ki” diyebilirsiniz. Evet, duygusal ve fiziksel olarak çekici bir erkek, duygusal olarak çekici bir koltuk patatesinden çok daha kolay bir şekilde yatağa ya da sevgili ilişkisine gidebilir. Ama maalesef looksmaxxing yapan erkeklerin hemen hemen tamamının gerçekliğine baktığınızda, iki nedenden dolayı duygusal çekiciliğin olmadığını ya da olanın da köreldiğini görebilirsiniz.

Birinci neden, duygusal çekiciliği arttırmak ile fiziksel çekiciliği arttırmanın aynı kısıtlı kaynaklar için rekabet eden aktiviteler olmaları. Looksmaxxing çok fazla zaman, enerji ve sıklıkla para tükettiği için, kişinin duygusal çekiciliğini, sosyal çekiciliğini arttıracak tecrübeye vakti kalmıyor. Okumak ve çalışmak zorunda değilseniz belki ikisine de her türlü kaynağınız olur ama çoğumuzun böyle bir lüksü yok.

Daha vahim olan neden ise, looksmaxxing yapan insanların çoğunun, zaten tam olarak da duygusal çekiciliği arttırmaktan kaçmak için looksmaxxing yapmaları. Bir insan neden duygusal ve sosyal çekiciliği arttırmaktan kaçsın ki? Incel komünitesinde bu neden daha bariz çünkü araştırmalara göre %40’ında otizm var (bu oran genel nüfusta %2-3), %50’den fazlası depresyon, sosyal kaygı gibi problemlere sahip. Daha da kötüsü, önemli bir kısmında bunların iki ya da üç tanesi birden var. Yani kendini incel olarak tanımlayan birinin, duygusal ve sosyal çekiciliğini arttırması zor ve acılı bir süreç.

Fakat incel olmayan birçok erkekte de sebep, o kadar bariz olmasa da biraz derine indiğinizde aynı. Çocukluğundan yetişkinliğine güvenli bağlanma stili ile geçmemiş, duygusal dengesi düşük bir erkek için de bu zor ve acılı bir süreç.

Gerçekten gayet boylu poslu, yakışıklı olduğu için bakış alan, kapıyı daha kolay açtıran ama güvensizlikleri yüzünden 5-10 dakikalık bir konuşma sonrasında bile kadınları iten birçok erkek görüyorum. Böyle bir erkek, fiziksel olarak güçlü olmasına rağmen hoşuna giden bir kadının yanında kendinden şüphe ediyor, bilinçaltından bu kadın için yeterli olmadığını düşünüyor, onun onayını kazanmaya çalışıyor ve sonuç olarak, kadına itici gelecek şekilde zayıf davranıyor. Bu erkek, sonra neden böyle davrandığını, aslında böyle biri olmadığını düşünüyor ama o zaman zaten iş işten geçmiş oluyor.

Bir erkeğin böyle zayıf davranmasının nedeni, gerekli duygusal çekicilik öğelerine sahip olmaması. Odaklanması gereken en iyileme de duygusal çekicilik alanında en iyileme.

Looksmaxxing akımına kapılan erkekler, “yüksek değerli erkek olursan sana gelecekler” mantığı ile hareket ediyorlar. Bunun nedenlerinden birisi de, kadınlar konusunda duygusal güç – çekicilik kazanmayı olduğundan çok zor bir şey olarak görüyorlar. Bu erkekler için bu gerçekten zor olabilir, özellikle de kaygılı bağlanma problemine sahiplerse. Ama sandıkları kadar zor değil. Sonuçta cephede savaşmak için çelik gibi sinirlere, sarsılmaz bir özgüvene ve cesarete sahip olmaktan bahsetmiyoruz. Alt tarafı hoşunuza giden, arzuladığınız ama yine de bir insan olan bir kadınla iletişimde özgüvenden, cesaretten bahsediyoruz. Alt tarafı reddedilmekten bahsediyoruz. Bu alanda cesaret ve özgüven yoksa kazanması uzun sürebilir, ama içinden geçeceğiniz ve karşısında güçleneceğiniz korku cephede ölüm korkusu değil, kaçınılmaz olan reddedilme korkusu değil mi? Değil maalesef. “Nasıl ya?” diyorsanız açıklayayım.

Kaygılı bağlanma çocukluktan kalma bir problem ve çocuk için kaygılı bağlanma gerekli bir hayatta kalma stratejisi. İnsan çocuğu tarih boyunca ihmal edilmekten, ebeveynleri tarafından dışlanmaktan ya da reddedilmekten dolayı hayatını kaybedebilecek bir şekilde yaşamış (bir de eskiden her ailenin 6-10 çocuğu olduğunu düşünün). Daha az sevgi ve cesaretlendirme ile büyüyen çocuk, kıtlık zamanlarında bir sürü kardeş arasında ölüme daha yakın olmuş, ateşin etrafından uzaklaştığında daha az dikkat görmüş ve karanlıkta bir yırtıcı hayvan tarafından kapılma ihtimali daha yüksek olmuş. Son 150 yıldır dünya böyle bir yer değil ama bunlar eski zamanlardan kalma bir kodlama.

Kısacası çocukluktan gelen kaygılı bağlanma gerçekten ölüm korkusu gibi hissedilebiliyor. İyi haber şu ki artık yetişkin bir erkeksiniz. Yetişkin bir erkek olarak, anneniz de dahil bir kadın tarafından reddedilmek, onaylanmamak, terk edilmek sizin için bir ölüm riski içermiyor. Beyninizdeki kablolama hala çocukluk tehdidine göre düzenlenmiş ama artık bu kablolamanın bir işlevi yok. Sizi geçmişte kalmış bir şeyden korumaya çalışıyor. Böyle bir erkekseniz günümüzde yapmanız gereken şey, bu sanal ama güçlü korkuya meydan okuyarak, defalarca fakat aşamalı olarak maruz kalarak, sonunda bu korkunun çok uzak geçmişinizde kaldığını yaşayarak görmek (*).

Peki ya iş yaşamı, sosyal yaşamda elde edecekleriniz? Araştırmalar daha çekici erkeklere iş yaşamında daha fazla kapı açıldığını gösteriyor ama ilişkiler alanındaki problemler burada da geçerli. Looksmaxxing sizi bir yere taşır, oradan ileriye gitmeniz ise çalışkanlığa, ince zekanıza, sosyal becerilerinize, stres ve korku karşısında sakin kalabilmenize, vs. bağlı.

Kısaca tekrar edersek, fiziksel çekiciliğinizi arttırmak için elinizden geleni yapın ama bunun size kapıyı açtıktan sonra tek başına bir başarı getirmeyeceğini bilin. Fiziksel çekiciliğinizi maksimum seviyeye çıkarmanın, kısıtlı zaman, enerji ve finansal kaynakları fazla tüketerek, duygusal çekiciliğinizin aleyhine çalışmasına izin vermeyin. En önemlisi de bunu, kazanması kolay olmayan duygusal çekicilikten, eninde sonunda maruz kalacağınız reddedilme, terk edilme, istenmeme deneyimlerinden kaçmak için amaç haline getirmeyin.

Looksmaxxing teoride, zaten yeterince duygusal çekiciliği olan erkeği daha ileri taşıyabilir ama yaşamın pratiğinde, birçok erkeğin duygusal çekicilik de dahil birçok alanda gerilemeden looksmaxxing yapacak zamanı, enerjisi ve parası yok maalesef.

Bana sorularınızı uygun yazı altında sorabilirsiniz, benimle görüşme ayarlayabilirsiniz ya da ilişkiler setimize bakabilirsiniz. Youtube, Spotify ve Patreon kanallarımızı da takip etmeyi unutmayın.

(*) Bu nüfusun küçük ama önemli bir kısmı için çalışır bir durum değil. Yani bazı erkekler korkularına sürekli olarak maruz kaldıklarında, güçlenmek yerine travmaya uğrayabiliyorlar. Bundan kendine güven kazanmanız neden imkansız yayınında bahsetmiştik.

Kendini sevmek için ne yapmalı?

Bir takipçi şöyle yazmış:

“Konu yalnızlık ve ilişkiler olduğunda, “öz-sevgi” sıklıkla öne çıkıyor. “Bir ilişkiye girmeden önce kendinizi sevin” deniyor. “İnsan kendisini sevmedikten sonra, başkalarını nasıl sevebilir?” deniyor. Bu söylemin mantığını anlıyorum. Siz eğer çaresiz biriyseniz ve bu şekilde ilişkiye girerseniz, ilişki bu sorununuzu çözmeyecek. Bunun yerine sizin çaresizliğiniz partnerinize bulaşacak, partneriniz sürekli olarak sizi onaylamak ve karşılığında pek bir şey alamadan sizi destekleyip durmak zorunda kalacağından, enerjisi sömürülecek. 

Sorun şu ki, öz sevgi konusu ile ilgili internette üretilen içeriğe baktığınızda, sanki ilişkiler piyasasına girmeden önce, nirvanaya ulaşmış bir rahip gibi kendinizi gerçekleştirmeniz gerekli hissine kapılıyorsunuz. Ama dışarı çıkıp biraz yürüdüğünüzde, çekici olmayan ya da kötü karakterlere sahip birçok insanın ilişki içinde olduğunu görüyorsunuz. Tamam bu ilişkiler aşk dolu da olabilirler, istismar dolu olabilirler. Asıl konu, bu insanların nazik ya da çekici insanlar olmamalarına rağmen ilişki içinde olmaları.

Benim bundan çıkardığım, ilişkilerin de hayatta birçok şey gibi bir şans oyunu olduğu. Daha varlıklı, daha statülü ve fiziksel olarak daha çekici olma çabanız, çekici biri ile ilişki şansınızı arttırıyor ama bu garanti değil. Bazı insanlar ne olursa olsun kaybedecekler. Burada kendini geliştirsen bile şansın yok diyen blackpill söylemini ima etmiyorum. Ama herkes “kendi başına da rahat olmalısın” diyor ve ben bunu anlamıyorum. İnsanlar içsel olarak sosyal yaratıklarken, insani bağlar ve sizi olduğunuz gibi seven insanlar olmadan nasıl kendinizden memnun olabilirsiniz ki?”

Şimdi şu soruyu sorarak başlayalım: kendini sevmek gerçekten çözüm mü? İnsanlar “kendinizi sevmiyorsanız, başka birini nasıl seveceksiniz?” diye soruyorlar. Ben bunu gerçekten anlamıyorum. Bence kendini sevmeden başka birini sevmek çok kolay bir şey. Başka nazik, üretken, vs. insanları kolayca sevebilirsiniz. Siz kendinden nefret eden, dünyanın en berbat insanı olabilirsiniz ama yolda bir kedi yavrusu gördüğünüzde, o kedi yavrusunu çok kolay sevebilirsiniz. Kendinizi sevmeseniz bile, çocuklarınızı sevebilirsiniz. Kendinizi sevmeseniz bile başka birine aşık olup sevebilirsiniz.

Birazdan kendini sevmemenin ilişkilerde yarattığı problemlerden bahsedeceğiz ama birçok insanın kendisini sevmesinin ne kadar da zor olduğunu, birçok insan için sevmesi en zor kişilerden birisinin kendisi olduğunu unutuyoruz. İçsel olarak kendine kızmayı deneyimlememiş insanlar, bu gerçeği anlamakta zorlanıyorlar. Bu insanlar “kendini sevmeyi öğren dostum, ancak ondan sonra başkasını sevebilirsin” diyorlar.

Kendini sevmeyi keşfetmesi gereken insanlar da var, kendinden zaten nefret etmeyen insanlar da. Bu insan tipleri birbirinden çok farklılar değil mi? Bazı insanlar kendilerini nasıl seveceklerini bilmiyorlar ama kendilerinden nefret de etmiyorlar. Bazı insanlar ise kendilerinden nefret ediyorlar. Her akşam yatağa yattıklarında “yarın farklı olacak” diyorlar ama yarın bir önceki gibi boktan bir gün oluyor. Bu insanlar kendilerini sevmekte zorlanıyorlar çünkü çok daha iyisini olma potansiyellerinin olduğunu ama daha iyi olmayı seçmediklerini görüp duruyorlar. Birçok insan kötü günler geçiriyorlar ve internette oyun oynayıp ya da sonsuz tartışmalara girip sanal hayatları düzeltmeyle uğraşırken ya da yiyecekle, p**noyla kendilerini uyuştururken, “lütfen ben kendimi uyuştururken hayatım bir şekilde düzelsin” diye dua etmekten başka bir şey yapmıyor.

Bence “kendini sevmeden başkalarını sevmek zor” argümanı yanlış. Kendini sevmeden başkalarını sevmek çok kolay. Ve burada aynı derecede korkunç başka bir gerçek daha var. Kendini sevmek öğrenilemez. Kendini sevmek ancak başkaları tarafından öğretilebilir! Ve maalesef bu korkutucu gerçeği destekleyen çok fazla bilimsel veri var.

Bu yazıda size kendinizi sevmeyi nasıl başaracağınızı ve bu başarıya giden süreci anlatacağım ama bir odaya kapanıp kendinizi sevmeyi öğrenmeyi başaramazsınız. Maalesef çoğu insan, kendini sevmeyi sosyal koşullanma ile öğrenebilir. Bu, bu konuda siz hiçbir şey yapamazsınız anlamına gelmiyorum. Ama yalnızlık salgını yaşadığımız modern dünyada, sizi umursayan kimse yoksa, sosyal olarak izole yaşıyorsanız, boku yediniz mi? Hayır. Bu konuda yapabileceklerinizi konuşacağız ve bence yapabileceğiniz çok şey var.

Size bunu söylemekten nefret etsem de, insanlar biyolojik olarak sosyal bir varlık olmak üzere yaratılmışlar. Kendini sevmenin bilimi de bize, öz sevginin sosyal bir koşullanma olduğunu gösteriyor.

Bağlanma teorisini duydunuz mu bilmiyorum. Bağlanma teorisi, insanların ilişkilerini nasıl kurdukları ve özellikle de ilişkilerimizin erken yaşlarımızda bizi büyüten kişiler tarafından nasıl belirlendiğini çalışan, oldukça sağlam bir psikoloji teorisi. 3 çeşit bağlanma var: güvenli bağlanma (nüfusun %50 kadarı buna sahip), kaygılı bağlanma ve kaçıngan bağlanma.

Kaygılı bağlanan insanlar, başka insanların kendilerinden hoşlanmayacağı kaygısına sahipler. Bir ilişkide olsalar bile, o ilişkide rahat ve güvenli hissetmiyorlar. Nüfusun %25 kadarı, kaygılı bağlanma stiline sahip.

Kaçıngan bağlanan insanlar, duygusal bağların korkutucu ve kaçınılması gereken şeyler olduğunu öğrenen insanlar. Nüfusun yaklaşık %20 kadarı, kaçıngan bağlanma stiline sahip.

Bir de %5 kadar düzensiz bağlanma stiline sahip insanlar var ki bu insanlar büyürken çok ciddi problem yaşamış oluyorlar.

3 ana bağlanma stilini anlamanın gerçekten iyi bir yolu, onlara seks ve yakınlık açısından bakmak. Güvenli bağlanan biriyseniz seks, duygusal yakınlığın bir dışavurumu haline gelir. Çiftler birbirlerine karşı derin bir sevgi hissederler. Bir yandan eğlenceli ve tutkulu ama bir yandan birbirlerine destek olurlar. Cinsel aktivite de bunların yansıması olur. Seks bazen tutkulu, bazen eğlencesine, bazen görev icabı şeklinde olur ve bu da çift için normaldir.

Kaygılı bağlanan insanlar için seks, yakınlık için atılan bir kancadır. Bu insanlar sıklıkla, başka bir insanı duygusal yakınlığa çekmek için seks yaparlar. Mantık, “seninle seks yapacağım ve bu sayede de sen beni terk etmeyeceksin” şeklindedir. “Lütfen kal, beni bırakma. Ne istersen yaparım” şeklindedir.

Kaçıngan bağlanan insanlar ise seksi, yakınlıkla aralarında bir bariyer olarak kullanırlar. Seks neredeyse tamamen fizikseldir ve duygusal şeyler içermez. Seks ilişkisinde karşı taraf sadece cinsel nesnedir, ilişki durumsallık yani tanımsız ilişkidir, seks içeren arkadaşlıktır. Böylece kişi tüm o duygularla, duygusal bağlantı ile uğraşmak zorunda kalmaz.

Bağlanma stilleri ve kendini sevmek arasında şöyle bir korkutucu gerçek var. Güvenli bağlanan insanlar, en yüksek seviyelerde kendilerini sevmeye eğilimliler. Ve güvenli bağlanmanın kendisi, kişinin koşullanmasından, anne ve babasının kendisini yetiştirme şeklinden geliyor. Ebeveynleriniz sizi saygı ile, sizi koşulsuz severek büyüttüyse, sizi kendinizi sevmeye koşulladılar.

Bir çocuğu sürekli zorbalarsanız, o çocuk o zorbalamayı içselleştirir. Bir çocuğu sürekli severseniz, o çocuk o sevgiyi içselleştirir. Yani bu konuda ilk anlamamız gereken şey, insanda öz sevgi, o insana davranıldığına göre koşullanıyor.

Bu büyük bir problem. Çünkü eğer size çocukken kötü davranıldıysa, kendinizi sevmiyorsanız, kendinizden belli derecede nefret ediyorsanız ki bu nefret genellikle haklı bir nefret, ne yapacaksınız? Haklı çünkü insan kendinden hayatı kötü olmasına rağmen birçok şey yapabileceğini gördüğü halde, hiçbir şey yapmadığı için nefret ediyor.

Fakat bu nefret haklı bile olsa, bu nefretin tamamını kendinize yöneltmeniz sizin için faydalı değil. Yani kendinizden nefret etme nedenlerinizde haklı bile olsanız, bunu yapmanız sizin için verimli değil.

Bu uzun süreli koşullama sonucu içinde bulunduğunuz bir durum olduğu için, düzeltmesi kolay değil ve düzeltmek için zamana ihtiyacınız var. Aynı zamanda kendini sevmemeyi başkalarından öğrendiniz ve kendinizi sevmeyi de tek başına öğrenemeyeceksiniz.

Peki bu durumda ne yapabilirsiniz? Kendini sevme konusunda terapi, oldukça iyi çalışan bir yöntem. Terapide terapist, sizin kendiniz hakkında nasıl konuştuğunuza, kendinizi nasıl eleştirdiğinize bakıp sizi analiz eder.

Kendinden nefret etmenin problemi, nefret etmenize neden olan şeyler doğru bile olsa, bunları dinlemenin sizin durumunuzu düzeltmeye en ufak bir katkısının olmaması. Bu durum korkutucu zira birçok insan kendisinden nefret etmeyi, kendisinin mutlu olmayı hak etmediğini düşündüğü bir noktaya kadar getiriyor ki bu seviyede bir öz nefreti düzeltmek de çok zor bir iş. “Ben mutlu olmayı hak etmiyorum” bölgesine geçilen çizgi, bir çeşit psikolojik olay ufku, geri dönüşü zor nokta gibi. Çünkü bu çizgiyi geçtiğinizde, artık yaşamınızın bir ceza olduğunu ve sizin de bu cezayı hak ettiğinizi düşünüyorsunuz.

Bu noktayı geçmiş birçok insan “başkaları benden çok daha fazlasını hak ediyor, ben pek bir şey hak etmiyorum” şeklinde düşünüyor. Ve bir şeyi hak etmiyorsa, o şey için çaba göstermeyi de bırakıyor. Bu şey için ortaya çıkan en ufak motivasyonu bile ezmeye başlıyor.

Bu noktaya gelmek, ilişkilerde çok büyük sorunlar çıkarır. Eğer kendinizi sevmeden bir ilişkiye girerseniz, bir çeşit mayın tarlasına, savaş bölgesine giriyorsunuz. Bazı insanlar kendilerinin cezayı hak ettiğini düşündüklerinden, her türlü istismarı, manipülasyonu sineye çekiyorlar, kendilerinden faydalanılmasına izin veriyorlar.

Bunu biz kaygılı bağlanma stiline sahip insanlarda sıklıkla görüyoruz. Kaygılı bağlanan bir insan sıklıkla, kaçıngan bağlanan bir insanla ilişkiye giriyor. Yani asla ilişkiye girmemesi gerekenler listesindeki bir numaralı insan tipi, kaygılı bağlanan insan için en çok çekim duyduğu, bazen tek çekim duyduğu insan tipi oluyor.

Aynı durumu borderline kişilik bozukluğuna sahip birinin, narsist kişilik bozukluğuna sahip biri ile ilişkisinde de görüyoruz. “Ben dünyanın görüp görebileceği en iyi şeyim” diyen insan, tamamen kendisine göre şekilden şekile giren bir insanla ilişkiye giriyor.

Yani kendinizi sevmeden ilişkiye girmenin kötü bir fikir olmasının nedeni, sizi kullanan, sizi manipüle eden insanlara çekim duyup (ve onları kendinize çekip), onlarla ilişki içinde acı çekip, kullanılıyor olmanız. Bu duruma da sesinizi çıkarmıyorsunuz çünkü size kötü davransa bile, bir tarafınız daha iyi davranılmayı hak etmediğinizi düşünüyor.

Kendini sevmeyen bir insan, yanlış bir partner ile ilişkiye girdiğinde, partneri bir süre sonra bilinçaltında da olsa şunu fark edebiliyor: “ben bu insana onay verdiğimde bu insan mutlu oluyor, onay vermediğimde o onayı almak için ne istersem yapıyor”.

Gördüğüm en istismarcı ilişkiler, en az bir partnerin kendisini sevmediği ilişkilerden çıkıyor. Çünkü eğer kendinizi sevmeyi bilmiyorsanız, sınırlar nedir, kırmızı çizgiler nedir bilmiyorsunuz. Gerçekten neyi hak ettiğinizi bilmiyorsunuz. En uç durumlarda artık kişinin kendisini şehit gibi hissettiği oldukça garip bir ruh haline giriyor. “Ben berbat biri olduğuma göre en azından başkaları için kendimi feda edeyim. Belki böylece bir değerim olur. Başka birine yardım eden insan olarak bir kimliğim, bir egom olur. En azından böyle bir değerim olur” demeye başlıyor.

Bu insanlar kendilerini en sona koymaya, sürekli olarak fedakarlık yaptıkları ilişkilerde yaşamaya başlıyorlar. Öyle ki, bu ilişkilerde karşılarındaki partner sıklıkla, bu insanın fedakarlıklarına bağımlı hale geliyor.

Bu tür bir fedakarlık duygusu, evrimsel olarak çok derinlerimize kodlanmış bir şeyden besleniyor. Biz insanlar, topluluk için kendimizi feda etmeye programlıyız. Hepimiz fedakarlığa değer veriyoruz ve bir değeri olmayan bir insanın bile, kendini başka birileri için feda ederek değer kazandığına inanıyoruz.

Kendini sevmeme problemini nasıl düzeltebileceğimize gelelim. Eğer kendini sevmekte zorlanan biriyseniz ve bunu çözmek için kendi kendinize bir şeyler yapmaya çalışıyorsanız, sevgiden daha çok kendinizi yatıştırmaya, cesaretlendirmeye öncelik verin.

Bu konuda “tamam dostum” yöntemini kullanabilirsiniz. Yani kendinizle, sanki daha genç ve tecrübesiz bir insanla konuşuyor ve ona cesaret veriyormuş gibi, “tamam dostum, bunun zor olduğunu anlıyorum”, “tamam dostum, sen bunu yapabilirsin”, “tamam dostum, bu sandığından kolay olacak”, “hadi dostum, böyle oturamazsın kalk” şeklinde konuşabilirsiniz.

İnsanların kendilerini sevme ile ilgili düşünceleri %100 nezaket gerektiği şeklinde. Ama içinizdeki mızmız, yeterince çabalamayan tarafa bir miktar tatlı-sert sevgi göstermeniz gerekli. Çocuklarınızı seviyor olsanız bile, onları sürekli olarak şımartmıyorsunuz. Bazen şımartıyorsunuz, bazen tatlı sert cesaretlendirip orada öyle istedikleri şeyi yapmalarına izin vermiyorsunuz.

Kendinize de böyle davranmanız lazım. Kendinizle “tamam dostum, zor olduğunu biliyorum ama bunu öğrenmemiz lazım. Kendimizi zorlamamız lazım. Şu an çok zor olduğunu biliyorum ama bu zamanla daha az zor olacak” şeklinde konuşmalısınız.

Maalesef çoğu zaman, kendinizle konuşmamızda kendimizi pataklayıp, cezalandırıp duruyoruz. “Birader sen hiçbir işe yaramazsın, sen şöylesin, sen böylesin” şeklinde konuşuyoruz. “Hadi dostum, kalk kendine sağlıklı bir yemek pişir” demek yerine “sen orada otur göbek büyüt şişko” gibi şeyler söylüyoruz. Kendinizle sürekli aşağıladığınız bir şamar oğlanı gibi değil de, mentörlük yaptığınız daha genç biri gibi konuşmak iyi bir başlangıç.

Şimdi daha zor bir yönteme gelelim. Kendinizi sevip sevmemenizde, sosyal koşullanma çok önemli. Ve burada sosyal etkileşimleri zorlaştıran şeylerden bahsedeceğiz. Kendinden nefret eden, kendini sevmekte zorlanan insanların sıklıkla, kendilerine karşı yorumlamaya girdiklerini görüyorum. Örneğin böyle biri, bir grup insan tarafından bir etkinliğe çağrıldığında, o etkinliğe gitmek yerine “beni sırf nezaket olsun diye çağırıyorlar, onlara bir iyilik yapacağım ve bu etkinliğe gitmeyeceğim” diye düşünme eğiliminde oluyor. Böyle bir insan, başka insanlara kendilerinden hoşlanma şansı bile vermiyor!

Kendini sevmeyen insanın aldığı tüm belirsiz sosyal uyaranlar, onun kendine olan nefreti tarafından yorumlanıyor. Bu insan, insanların kendisine nasıl davrandığından çok, onların kendisi ile ilgili düşünceleri ve hisleri ile ilgili kendi varsayımlarına bakıyor. Bu nedenle eğer kendini sevmekte zorlanan bir insansanız, sosyal etkileşimlerinizi karanlık bir şekilde renklendiren öz nefretinize ve onun yorumlarına karşı uyanık olmanız gerekli. Diğer insanların gerçek davranışlarını, davetlerini, kendi yorumlarınız ile negatife çevirdiğiniz zamanları yakalamayı öğrenmeniz gerekli.

Kendinizi sevmeyi öğrenmenin en iyi yolu, sosyal insanlar bulmanız ve insanlarla etkileşim içindeyken, onların sizinle ilgili düşünceleri ve hisleri ile ilgili kendi varsayımlarınıza göre değil, onların size davranışlarına göre hareket etmeniz.

Kaynak: Why You Can’t Love Yourself

2026 yılında artık yapmayı bırakmanız gereken 10 şey

Bugün 2026 yılının hayatınızın en iyi yıllarından biri olması için yapmayı bırakmanız gereken 10 şeyden bahsedeceğiz.

2025 yılı belki yoğundunuz ama sizi tatmin etmedi. Belki disiplinliydiniz ama emeğiniz tam olarak doğru yönde harcanmadı. Belki de kendinizi inanılmaz seviyede çalışırken buldunuz ama istediğiniz alanlarda kazançlar elde edemediniz. Eğer bunlardan birkaçı sizi tanımlıyorsa, bu yazı tam size göre.

Bu bölümde motivasyondan ve daha fazla motivasyondan bahsetmeyeceğiz. Tatmin edici bir hayata ve hayatı doğru yönde yaşamaya giden en etkili yöntemlerden birinden, yapmamanız gerektiğini bildiğiniz halde yaptığınız şeylerden kurtulma sürecinden bahsedeceğiz. Ve bu bölümde, bir erkeğin 2026 yılında hayatından çıkarması gereken 10 şeyden bahsedeceğiz.

#1 Hareketi ilerleme ile karıştırmayı bırakın.

Meşgul olmak ile ilerlemek, gerçek bir ilerleme kaydetmek aynı şeyler değiller.

Birçok erkeğin tükenmiş bir halde olduğunu görüyorum. Bunun sebebi de hayatın zor olmasından çok bu erkeklerin çok fazla alana dağılmış olmaları. Enerjileri, emekleri birçok alanda harcanıyor.

Takviminizin sürekli dolu olmasına rağmen hayatınız istediğiniz yönde gitmiyorsa, istediğiniz ve elde etme kapasitesine sahip olduğunu bildiğiniz sonuçları vermiyorsa, ihtiyacınız olan şey daha fazla disiplin değil. İhtiyacınız olan şey daha fazla odak, enerjinizi daha az yönde kanalize etmek.

2026 yılında, hayatınızı istediğiniz yönde ilerletmeye katkısı olmayan şeylere “evet” demeyi bırakın. Günlerinizi, sonuç almanıza katkı sağlayacak ama aynı zamanda rahatsız edici sorulardan, sıkıntı veren işlerden kaçmak için bir sürü gereksiz şeyle doldurmayı bırakın. Amacınız için çalışmaktan kaçmak için, verimliliğin arkasına saklanmayı bırakın.

Bazen inanılmaz ölçüde meşgul ama istedikleri yönde sonuç almalarını sağlayacak işler onları kötü hissettirdiği için yapmaları gereken zor şeylerden kaçan ve istedikleri sonuçları alamayan erkeklerle karşılaşıyorum.

Başarı istiyorsanız, rahatsız edici duygulardan, bu duyguları uyandıran işlerden kaçmayı bırakın. Rahatsız edici duygulara gönüllü olarak göğüs gerin.

Şimdi söyleyeceğim soruyu bir kenara yazın ve bu konuda en geç yarın günlüğünüze cevap yazın:

Kendimi hangi yönde ilerlemeye adamak istiyorum?

Bu yön finansal bolluk ya da özgürlük olabilir. Fiziksel olarak sağlığınızı tepeye çıkarmak olabilir. Çok iyi bir ilişki bulmak ya da ilişkinizi iyi bir seviyeye çıkarmak olabilir. 2026 yılında, hangi yönde ilerlemeye kendinizi daha öncelikli olarak adayacağınızı yazın.

#2 Zor konuşmalardan kaçmayı bırakın.

Birçok erkeğin sorunu, cesaret eksikliği değil. Birçok erkeğin sorunu, anlaşmazlık yönetme ve çözme eksikliği. Korktuğu, endişelendiği, kaygı duyduğu şeylerle yüzleşememek.

Birilerinin sizi yargılamasından korkuyorsunuz, size kızmasından korkuyorsunuz, hayal kırıklığına uğramasından korkuyorsunuz. Bu nedenle örneğin karınıza ya da kız arkadaşınıza gerçeği söylemekten kaçıyorsunuz. İş yerinde ve evde sınırlarınızı çizmekten kaçıyorsunuz. Size yıkılan bazı sorumluluklara, ihtilaf yaratacağı belli olduğu için hayır demekten kaçıyorsunuz. İçinizde yükselen öfkeyi, patlamadan önce dile getirmekten kaçıyorsunuz.

Anlaşmazlıklardan kaçmak size barış getirmez, kaos ve çürüme getirir. Bu nedenle 2026 yılında o kadar da yumuşak başlı olmayı bırakın. Bazı insanları hayal kırıklığına uğratmak, belki de kaybetmek pahasına da olsa standartlarınız olsun. Bunu yapmamak, size bütünlüğünüze mal oluyor.

Unutmayın. Barış açıklıktan gelir, sessizlikten değil. Evet bazen doğada sessizliği bulmak barış getirebilir. Ama ilişkilerde, işte ve misyonunuzu gerçekleştirmek için çıktığınız yolda, barış sessizlikten değil, açıklıktan ve gerçeği konuşmaktan gelir.

#3 Dopaminin hayatınızı yönetmesine izin vermeyin.

Ne yaptığınızı, nasıl yaşadığınızı görüyorum, biliyorum.

Ben de oradaydım, sizin gibi oldum.

Yaptığım her şeyin kontrolü dopamin hormonundaydı.

Eğer yerinizde duramıyorsanız, kendinizi kontrol edemiyorsanız, örneğin bu yazıda buraya gelene kadar başka internet tarayıcı sekmeleri açıp onlara baktıysanız, bir yandan başka şeyler yapıyorsanız, telefonda mesaj atıyorsanız, hayatınızın ipleri muhtemelen dopaminin elinde. Bir yayını yorumları okumadan başından sonuna dinleyemiyorsanız, o yayından o yayına atlıyorsanız, aynı yayını metin olarak okumak sizin için işkence ise, hayatınızın ipleri muhtemelen dopaminin elinde.

Bir zaman diliminde bir şeye odaklanamıyorsunuz. Dikkatiniz sürekli olarak dağınık.

Sonu gelmeyen ekran kaydırmalarına, p**noya, şekere, alkole, sürekli olarak uyarılmaya saplanıp kalmış bir şekilde yaşıyorsunuz. Bunlar sizi rahatlatmıyorlar. Bunlar sizi uyuşturuyorlar.

2026 yılında, sinir sisteminizi, sizin hayatınıza ne yaptığını zerre umursamayan sosyal medya şirketi algoritmalarına, p**rno endüstrisine ya da madde tüccarlarına köle etmeyi bırakın. Can sıkıntısı sizin düşmanınız değil. Sizin derinliğe açılan kapınız.

Ben bunu kendi çocuğumla yapıyorum. Bazen doğada bir iki saat öylesine yürüyoruz. Cep telefonlarımızı yanımıza almıyoruz, müzik dinlemiyoruz, kitap okumuyoruz. Sadece öylesine yürüyoruz. 80’lerde ve 90’ların başında büyüyenler, o zamanlar can sıkıntısı için bol bol vakit olduğunu hatırlayacaktır.

Kendi sinir sistemini düzenleyebilen, sakinleştirebilen bir erkek, güçlü bir erkektir. Odaklanabilen, disiplinli kalabilen, dürtülerini kontrol edebilen erkek, geleceği domine eder çünkü günümüzde erkeklerin çoğunun sinir sistemi, sürekli olarak dopamin peşinde koşmanın kölesi olmuş vaziyette.

#4 Vücudunuza, zihninizden ayrıymış gibi davranmayı bırakın.

Vücudunuz bir yan proje değil, zihinsel gücün üzerinde yükseldiği somut temellerin ta kendisi. Psikolojide, fil ve fil binicisi denilen, vücudunuzu ve zihninizi temsil eden bir şey var. Vücudunuz, bilinçaltınız, duygularınız ile beraber fil, zihniniz ise fil binicisi.

Bu neden önemli? Çünkü eğer fil ile binicisi arasında iyi bir ilişki varsa, binici nereye gidebileceklerine karar verip istediği gibi kontrol edebilir. Ama fil kontrol dışı ve vahşi bir hayvansa, sürekli kaygı içindeyse, sürekli olarak nereden bir kaplan zıplayacak, nerede bir çukur olacak diye endişe edip duruyorsa, binicinin ne dediğinin, ne istediğinin bir önemi kalmaz. Fil çok daha büyük ve güçlü bir hayvan olarak, kontrolü eline alacaktır.

Bu nedenle vücudunuza zihninizden ayrı bir varlık gibi değil de, zihin sürecinizin bir parçası gibi davranın. Eğer sağlam biri olmak, amaç sahibi olmak, özgüvenli olmak, iyi hissetmek istiyorsanız, vücudunuzla sağlıklı ve direkt bir ilişkinizin olması lazım. Birçok insan, aslında güç, duygusal düzenleme, nefes egzersizi gibi şeyler gerektiren sorunları, düşüne düşüne çözmeye çalışıyor.

2026 yılında, vücudunuza bir makine gibi davranmayı bırakın. Vücudunuzu tükenene ya da bozulana kadar zorlamayı bırakın. Zayıf bir vücut, cesareti çok maliyetli hale getirir. Güçlü bir vücut, disiplini daha da kolaylaştırır. Henüz yapmıyorsanız düzenli spor yapmaya başlayın. Nefes egzersizleri, meditasyonu yapmaya başlayın. Düzenleme (embodiment) egzersizleri yapın (bedensel hisleri gözlemleyerek, onları yorumlamadan, öz farkındalık kazanma alıştırmaları).

#5 Şimdi içinde bulunduğunuz durum için geçmişi suçlamayı bırakın.

Geçmişiniz gerçekten de sizin ne olduğunuzu belirler. Yaptığınız tercihleri, hoşunuza giden ve gitmeyen şeyleri belirler. Ama bunu, bundan sonra da sizin için yanlış olduğunu bildiğiniz şeyleri tercih etmeye bahane olarak kullanmayın.

Evet, çocukluğunuz önemli, sizin üzerinizde etkili. Acınız, varsa travmanız gerçek ve katlanması zor. Ne yaşadıysanız, başınıza ne geldiyse, bunu kabul etmeniz lazım. Bunun üzerinde çalışmanız lazım. Ve bir noktada da, kendinizi iyileştirmeniz, kendinize liderlik etme moduna geçmeli, kendini analiz edip durma modunda kalmamalı.

Sadece analiz edip duramazsınız. Bir noktada kendinizi daha iyi bir noktaya yönlendirmeniz, kendinize liderlik etmeniz lazım.

Ve lütfen 2026 yılında, harekete geçmeden önce iyileşmeyi beklemeyi bırakın. Bunu yapan o kadar çok erkek görüyorum ki! Kendilerini iyi hissetmeyi, sevmeyi bekliyorlar. Sanki bir şekilde kendilerini iyi hissedip kendilerini sevmeye başlayacaklar ve sonra harekete geçecekler gibi.

Dünya, insan, doğa böyle çalışmıyor. Davranışlarınız sizi iyileştirir, sizin iyileşmeniz davranışlarınızı değil. Bu özellikle de erkekler için geçerli. Kendinizi uzun süre boyunca bok gibi hissetmeye devam edecek olmanıza rağmen, sevmeyecek olmanıza rağmen, omzunuza oturmuş olan o şeytan sürekli olarak “herkes yapar sen yapamazsın?” diye size işkence etmesine rağmen harekete geçmelisiniz. Doğru yönde aylarca yürüdükten sonra o şeytan pes edecek, kendinizi iyi hissetmeye başlayacaksınız ve hatta kendinizi sevmeye başlayacaksınız.

#6 Başka herkes gibi olmaya çalışmayı bırakın.

Onaylanma ihtiyaçlarını dışarıdan karşılamaya çalışan erkeklere genellikle saygı duyulmaz, kendileri de kendilerine saygı duymazlar. Her şeye nötr olmak için inşa edilmediniz. Prensip sahibi olmak üzere inşa edildiniz.

2026 yılında, onay peşinde koşayım derken, kendi gerçeklerinizi eğip bükmeyi bırakın. Eğer modern anlatıdan sapan herhangi bir gerçekliğiniz varsa, bu nedenle saldırıya uğrayabilirsiniz. Bazı insanlar sizinle arkadaşlık etmeyi bırakabilirler, sizin böyle düşündüğünüze ay inanamıyorum olabilirler.

Standartlarınız olduğu için özür dilemeyi bırakın. Gerilimlerden kaçmak için kendi değerlerinizi sulandırmayı bırakın. Bir miktar gerilim, anlaşmazlık, hayatın bir parçası. Güçlü erkekler, aslına bakarsanız erkekler, gerektiğinde – gereksiz değil gerektiğinde – sürtüşme yaratırlar ve bu sürtüşme ise kendilerine duyulan saygıya katkı sağlar.

#7 Düzenlenmemiş, yatıştırılmamış bir sinir sistemi ile yaşayıp durmayı bırakın.

Aslına bakarsanız, bu madde birinci ve en önemli madde olmalıydı. Çünkü diğer her şey, bu maddenin gerçekleştirilmesine bağlı. Stres altında bile rasyonel düşünebilen, muhakeme yeteneğini muhafaza edebilen ve ayakları yere sağlam basabilen bir erkek, geleceği kazanan erkektir. Çünkü insanlar her geçen gün daha fazla reaktif, duygu ve dürtü patlaması yaşayan, sinir sistemleri kaos içinde olan varlıklara dönüşüyorlar.

Bunun sonucunda düzenin çatlayıp yıkılmaya başladığını görebiliyoruz. Bildiğimiz yapı ve altyapı, çözülmeye başladı. Dünya bir geçiş dönemine girdi. Buradan nereye gideceğimizi analiz etmeye, adlandırmaya gerek yok. Bu geçiş dönemini, eskinin yok olmaya başladığını herkes hissedebiliyor.

Olanlar karşısında reaktif, kaygılı, aşırı analiz yapan, panik içinde biriyseniz, ayaklarınız yere sağlam basmıyorsa, kendinize liderlik edemeyeceksiniz.

2026 yılında, herkesin ve her haberin, sinir sisteminizi rehin almasına izin vermeyi bırakın. Ayaklarınızı yere basmaya, eleştirel düşünmeye ve muhakeme yeteneğinizi geliştirmeye odaklanın.

2026 yılında, içinizde olan şeylere odaklanarak, şimdi ve burada kalmaya daha fazla önem verin. Vücudunuzdan gelen işaretlerin, sinir sisteminizin rehin alındığını anlamanıza yardım etmelerine olanak verin.

Günlük nefes alıştırmaları ile, ayaklarınızı yere sağlam basmayı, zihninizi sakinleştirmeyi öğrenin.  Sinir sistemizi sakin- rahat modundan (parasempatik), savaş – kaç – don moduna, hayatta kalma moduna (sempatik sinir sistemi) fırlatan şeyleri anlamaya başlayın.

Stres karşısında bile kendini sakinleştirmeyi, sinir sistemini düzenlemeyi bilen biri, gelecekte çok güçlü bir pozisyonda olacak. Bu yeteneğe bugün çok daha az insan sahip ve çok az insan bunu kazanmak için çalışıyor. Çoğu insan, sinir sistemini yatıştırmayı, düzenlemeyi öğrenemiyor ve bunun yerine, sinir sistemini uyuşturarak, patlamaya hazır bir negatif basınç biriktiriyor.

#8 Anlamı kadınlara, onaylanmaya ve belki de işe havale etmeyin.

İlişkiler önemliler ama hiçbir ilişki, hayatınızdaki amacı taşımayacak. Partnerinizi hayatınızın anlamı yaptığınız an, muhtaç ve güvensiz biri olmaya başlarsınız.

2026 yılında, içinizde üretmeniz gereken takdir edilmeyi ve onaylanmayı dışarıdan ithal etmeyi bırakın. Özdeğer ve özgüveni ancak böyle inşa edebilirsiniz.

Birçok erkeğin, kendi başarılarını, dışardan takdir ve onay almadığı sürece takdir edemediğini, kendilerini bu başarı ile onaylayamadıklarını görüyorum.

Hayatta anlam sorumluluk almaktan, başarısızlıklarınızın da sorumluluğunu almaktan ama aynı zamanda hem emeğiniz hem de başarılarınızı kendi kendinize takdir edip onaylamanızdan geçer.

#9 Her şeyi yalnız yapmayı bırakın.

Bağımsızlık, izolasyon anlamına gelmemeli. Her geçen gün daha fazla erkek, kendi köşesinde ve izole bir şekilde hayatta bir yerlere gelmeye çalışıyor. Çoğu erkeğin diğer erkeklerle ilişkileri yüzeysel. Havadan sudan şeyleri konuşuyorlar ama daha derin konuları, felsefi ve manevi şeyleri konuşmuyorlar.

Çevrenizde sizi arada bir kalibre edecek erkek grubu olmazsa, kendi kötü alışkanlıklarınızı rasyonelize etmeye, bahaneler üretmeye başlarsınız. Sizi eleştirecek, size gerektiğinde rahatsız edici yanlarınızı söyleyecek birileri olmadığında, çoğu zaman perspektifinizi kaybetmeye başlarsınız.

2026 yılında, kendinize dürüst olabileceğiniz ama sizi gerektiğinde hunharca eleştirebilecek bir komünite bulun. Başka erkeklerin sizin hayatınıza katkı sağlamasına, gerektiğinde sizi pataklayarak, rahatsız ederek de olsa hizaya sokmalarına izin verin.

Güçlü erkekler kardeşlikler yaratırlar, komüniteler yaratırlar. Yalnız kurt olmak romantik bir çekiciliğe sahip olsa da, hemen her zaman tükenmeye, yoldan sapmaya gider. Kurdun gücü, kurdun sürüsünden gelir.

#10 O bir günü beklemeyi bırakın.

“Bir gün spor salonuna gitmeye başlayacağım.”

“Bu konuyu onunla bir gün mutlaka konuşacağım.”

“Bir gün o kadına merhaba diyeceğim.”

O günü beklemeyi bırakın.

O kadar çok erkek, o kadar çok şey için, o kadar çok bekliyor ki!

“Bir gün X, Y ve Z olursa evleneceğim.”

“A, B ve C olduğunda, bir gün o tatile çıkacağım.”

Hayır. Bugün başlamanız lazım. Belki bugün evlenmeyeceksiniz, işi gücü bırakıp tatile çıkmayacaksınız ya da merhaba demek için hemen okula gidip o kızı aramayacaksınız. Ama bu yolda çalışmaya hemen başlayın. X, Y, Z, A, B, C olacak diye beklemeyin.

Somut bir plan yapmaya başlayın. Çalışmak için plan yapın, planı yolda çalışın. Kervanı düzmeye başlayın ve kervanı yolda düzün.

En iyi yılınız, daha fazla şey yapmanızla yaşanmayabilir. En iyi yılınız, yapmamanız gerektiğini bildiğiniz halde yaptığınız şeyleri yapmayı bırakarak da yaşanabilir. Sizi zayıflatan şeylerden kurtulun.

Yeterince motivasyonum yok diyebilirsiniz. Belki de yeterince motivasyonunuz yok değil, yanlış yönde çok fazla motivasyonunuz var. Belki zor şeylerden kaçmak için boş şeyler yapmaya, dopaminerjik zevkler kovalamaya, onay peşinde koşmaya çok fazla motivesiniz. Belki de ihtiyacınız olan, doğru yönde daha çok değil, yanlış yönde daha az motivasyon.

Daha iyi bir yaşam için psikoloji ve nöron bilimi temelli ipuçları setine de bakmanızı tavsiye ederim. Bu setten bölümleri YouTube katıl alanında ve Patreon’da seslendiriyorum.

Kaynak: 10 Things Men Need to STOP Doing in 2026 to Have Their Best Year Yet

Tanımadığınız bir insanla karşılaştığınızda neden doğal bir şekilde konuşamıyorsunuz?

Bir arkadaşınızla muhabbet ediyorsunuz ve konuşma akıyor. Sonra ya tanımadığınız ya da sizi tedirgin eden, örneğin güzel bir kadın, yanınıza geliyor. Az önce kendiliğinden akan, eğlendiğiniz muhabbete devam etmek istiyorsunuz ama artık kilitlenmiş vaziyettesiniz ve bir şey söylemekte zorlanıyorsunuz.

Yalnızlık salgını ve ilişkiler krizi gibi problemlerle dolu günümüz dünyasında, insan etkileşiminin basit ama önemli öğelerini anlamak, inanılmaz derecede önemli. Bu nedenle, az önce size verdiğim senaryonun temelindeki bilimi konuşacağız. Burada beyninizde ve sinir sisteminizde çalışan mekanizmayı anladığınızda, bu problemi çözmek için bir yol haritası da ortaya çıkacak.

Normal bir muhabbet içindeyken, rahat bir durumda oluyorsunuz yani dinlenmeyi, rahatlamayı ve sindirimi yöneten parasempatik sinir sisteminiz aktif. Böyle bir muhabbet içindeyken stresli değilsiniz, rekabet içinde değilsiniz, yargılanmıyorsunuz. Rahatsınız ve rahat olduğunuz için kelimeler akıyor. Bu nedenle örneğin sosyal kaygısı olan birinin alkol alırsa çenesi açılıyor çünkü sinir sistemi rahat bir duruma geçiyor.

Siz rahat bir muhabbet içindeyken yanınıza biri geliyor ve bu kişi yanınıza gelir gelmez sinir sisteminizde bir şeyler oluyor. Sinir sisteminiz, artık rahat olmadığınız bir duruma geçiyor yani parasempatik sinir sisteminden, sempatik sinir sistemine geçiyor. Sempatik sinir sisteminiz, tehlike anında devreye giren savaş – kaç – don tepkisini yöneten bir sistem. Örneğin insanlar sosyal etkileşimde genellikle donuyorlar.

Tanımadığınız biri konuşmaya dahil olduğunda sempatik sinir sisteminiz aktif hale geliyor çünkü bu insanın yanında güvende olup olmadığınızı bilmiyorsunuz. Bu güvensizliğin bazıları aynı anda bulunabilen birden fazla nedeni olabiliyor. Bu nedenlerden birisi, sosyal etkileşimlerde güçlük çeken birçok insanın, gelişimlerinin bir noktasında, ortalam bir insanın tehdit olduğunu öğrenmesi. Aslında bu insanların karşılaştıkları çoğu insan tehdit değildi ama örneğin bazıları çocuklukta akran zorbalığına uğradılar. İnsan beyni tehditlere öncelik verdiği için, konuşmaya giren bu insanın sizinle dalga geçme ihtimali %10 bile olsa, beyniniz bu tehdide öncelik veriyor.

Sosyal etkileşimlerde böyle bir tehdit algısına sahipseniz muhtemelen hayatınızın ilk 15 yılında, yeni bir insanı, aksi ispatlanana kadar tehdit olarak algılamayı öğrendiniz. Arkadaşınızla rahat rahat konuşurken size yabancı biri konuşmaya dahil olduğunda, sinir sisteminizin otomatik olarak sempatik sinir sisteminin kontrolüne girme sebebi bu. Yani geçmişte insanlarla sosyal etkileşimde yaşadığınız deneyimler yüzünden, savaş – kaç – don moduna giriyorsunuz.

İkinci olarak da, beynin tehdit yakalama, hayatta kalma, korku ve kaygı üretme merkezi olan amigdala devreye giriyor. Ortada konuşmaya size yabancı birinin dahil olması gibi oldukça zararsız bir uyaran var. Ama bu zararsız uyaran, geçmişiniz nedeniyle, amigdalanızı devreye sokuyor. Korku hissediyorsunuz ve kalp atışınız hızlanıyor. Ve bu noktada gerçekten enteresan bir şey oluyor: bunu durdurmaya çalışıyorsunuz. Beyninizin ön lobları devreye giriyor ve “tanrım, bu yine oluyor” diyor. “Normal bir muhabbet bu! Neden rahat olamıyorum?”.

Bu noktada beyinde bir içsel savaş başlıyor. “Rahatlamalıyım. Daha cezbedici olmalıyım, daha cezbedici olmalıyım, …”. Bu aşamada artık kendi kendinize konuşuyorsunuz, hem duyarlı hem de içe dönüksünüz. Doğal bir dürtünüz ortaya çıktı ve onunla savaşıyorsunuz. Ve o dakikadan sonra işiniz bitiyor. Neden? Çünkü, sağlıklı sosyal etkileşim, sizinle bir başka insan arasında akıcılık gerektirir. Siz karşı tarafa bir şey söylersiniz, o size bir şey söyler ve sonra siz ona bir şey söylersiniz.

Ama kendi içinizde savaşa tutuştuğunuzda, farkındalığınız kafanızın içine döndüğünde, karşı taraf ile aranızda kurulan akıcı bağı kaybedersiniz. Beyninizde frontal korteks aktif hale gelip amigdala ile güreşmeye başladığında, akıcı ve rahat bir şekilde konuşamamaya başlarsınız.

Bu konuyla ilgili oldukça ilginç bir tıbbi örnek var. Bir insan beynin ön loblarına kan taşıyan damarlarda felç geçirirse, beyin ön lobları doğru düzgün çalışamamaya başlar. Bu durumda,felç geçiren kişi, bir anlamı olsa da olmasa da konuşmaya başlar. Örneğin doktor bu kişinin avucuna hayali bir ip koyar ve kişiye ipi nasıl bulduğunu sorar. Kişi ise avucunda ip olmamasına rağmen, “çok güzel bir ip” der. Ön loblarımız sözleyeceğimiz şeyleri sınırlar, mantıksız veya alakasız şeyler söylememizi engeller. Ön loblar zarar gördüğünde, insan mantıklı olup olmasın bir şeyler söyler.

Biz burada, ön lobların devreye girerek bizi iç savaşa sürüklediği mekanizmayı kapatmayı öğreneceğiz. Sosyal ortamda donduğunuz zaman bunu yapabildiğinizde, yeniden akıcı bir şekilde konuşabileceksiniz.

Burada yapmanız gereken şey, sempatik sinir sisteminizi kapatmak. Bunun için de nefesinizi kullanmanız, derin ve yavaş nefes alıp vermeniz en etkili ve kolay çözüm.

Sempatik sinir sisteminiz aktif hale geldiğinde, hızlı nefes alıp vermeye başlarsınız. Nefes alışveriş hızınızı yavaşlatabilirseniz, sempatik sinir sisteminizi de kapatabilirsiniz, kendinizi sakinleştirebilirsiniz.

Kaygılı ve korkulu hissettiğinizde, 3 kez ve yavaşça derin nefes alın ve verin.

İkinci yapabileceğiniz şey ise, tehdit algınızı değiştirmek. Amigdalanızın bu insanı tehdit olarak algılayacak şekilde eğitildiğini hatırlayın.

Kedilerle ilgili bir örnek vereceğim. Birbirini bilmeyen 2 sokak kedisini aynı evde yaşamak üzere bir araya koyduğunuzda, birbirlerine tıslamaya başlarlar çünkü iki kedi de diğer kediyi tehdit olarak görür. Çünkü bu kediler sokaktaydılar ve sokakta yabancı kedi genellikle tehlike demekti. Bu kedilerin tehdit algısını rehabilite ederek onları sonunda birbirlerini kucaklayan iki kediye döndüren bir program var.

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, sosyalleşemeyen kedileri sosyalleştirmek için oldukça sofistike programlar geliştiriyoruz ama sosyalleşemeyen insanları sosyalleştirmek için bir programmımız yok.

Kedilerin tehdit algısını değiştirmek için kullanılan maruz kalma terapisini insanlar için de kullanabiliriz. Bir yabancıya verdiğiniz tehdit tepkisini söndürmek için, size yabancı insanlarla zararsız ama sizi stresli hissettirecek etkileşimlere maruz kalmalısınız.

Amigdalanız bir yabancı ile karşılaştığında aktif hale geliyor çünkü siz büyürken, yabancı insanların tehlikeli olduğunu öğrendiniz. Yapmanız gereken şey ise, sizi bir miktar strese sokacak şekilde, tanımadığınız insanlarla tekrar tekrar zararsız etkileşimlerde bulunmak. Bunu yaptıkça, amigdala tepkiniz doğal olarak sönmeye başlar.

Dale Carnegie’nin Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı (How to Win Friends and Influence People) kitabı, insanların mem konusu yapıp durduğu bir kitap ama bence aynı zamanda harika bir kitap. Kitabı harika yapan şey içindeki teknikler değil, Dale Carnegie’nin sizi, tekrar tekrar sosyal etkileşimlere maruz kalmanız için kandırması. Bu, yapmanız gereken en önemli şey. 4. Bölümde gülümsemekten bahsediyor ki bu da harika bir fikir.

Fakat günümüzde öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, bu konuda da dikkatli olmanız gerekiyor. İnsanlar yabancıların özellikle de yabancı bir erkeğin kendileri ile etkileşime girmesinden tedirgin oluyorlar. Bu nedenle size tavsiyem başlangıçta, sizin ilişki havuzunuzdan çok uzakta olan yabancılarla etkileşime girmeniz. Örneğin ben, ilk başta yaşlı insanlarla etkileşime girdim, örneğin onlarla asansörde konuştum. Mesela asansörde birini güzel bir tişört ile gördüğümde, “bu harika bir tişört, nereden aldın?” gibi sorular sordum. Bu şekilde küçük etkileşimlerle başlayın.

Bunun bile size korkutucu gelebileceğini biliyorum. Ama bu tür küçük etkileşimleri yaptıkça, korku – tehdit tepkiniz sönmeye başlayacak.

İkinci yapabileceğiniz şey ise etkileşime merakla girmek. Yabancı biri konuşmaya katıldığında ve donduğunuzda, aynı zamanda bu kişiyi gözlemliyorsunuz. Tehlike sisteminiz aktif hale geliyor yani bu insanla etkileşime girmek yerine bu insanı ölçüp biçiyorsunuz, değerlendiriyorsunuz. Beyniniz, bu kişinin vücut diline, ne dediğine dikkat veriyor. Bu da empatik karşılıklı etkileşime engel oluyor. Ya zihninizde takılı kalmış ya da karşınızdakine odaklanmış oluyorsunuz ve karşılıklı etkileşim olmuyor.

Bu durumu yönetmenin en iyi yollarından birisi merak. Merak, parasempatik sinir sisteminizi aktif hale getiren bir duygu. Bu nedenle, yabancı biri ile karşılaşıp donduğunuzda, bu insana merak duyun. “Bu insan kim?”, “onu buraya getiren ne?” gibi soruları düşünün. Bunu konuşma olarak yapmanıza da gerek yok, zihninizde bu kişiyle ilgili merak ettiğiniz soruları sorun. “Bu insanlar belki 5 dakika etkileşeceğim ve onu muhtemelen bir daha hiç görmeyeceğim. Bu insanı anlamaya çalışayım” deyin. Bu insandan öğrenebileceğiniz, bu insana sorabileceğiniz bir şey var mı diye düşünün.

Burada konuşmamız gereken bir şey de, yabancı biri ile karşılaştığımızda, bu insanın bizim hakkımızda düşündüğü şeyleri neden önemsediğimiz. Çünkü karşılaştığımız çoğu yabancıyı, çoğu güzel kadını muhtemelen bir daha hiç görmeyeceğiz. Böyle birinin sizden hoşlanmaması o kadar da sorun değil. Özellikle sosyal kaygıya sahip biriyseniz, bu insanın sizden hoşlanmaması, sizi gece bile bu olayı düşünmeye iten bir tetikleyici olabilir ama günün sonunda, büyük resim içinde, bu çok da önemli bir şey değil. Eğer bir yabancı ile etkileşimde kaygı hissetmeye başlıyorsanız, derin ve yavaş nefes alıp verin, “şu an kaygılanıyorum” diye düşünün. Bu şekilde nefes alıp vermeniz ve kaygı hissine isim vermeniz, beyin ön loblarınızda aktif olmasını istemediğiniz bölümleri kapatırken, aktif olmasını istediğiniz bölümleri devreye sokar.

Son olarak da bilişsel yeniden çerçevelemeye bakacağız. Yabancı biri ile etkileşiminizi “bu insanla etkileşim için bir fırsat” olarak görün. Amigdalanız bu insanla etkileşimi tehdit olarak görürken bu şekilde bir yeniden çerçeveleme yapmanız, ön beyin aktivitesini değiştirebilir. Ön loblar tehlikeyi ölçüp biçme modundan, merak moduna geçebilir. Bu etkileşimi tehdit değil, fırsat olarak görebilir. Bunun sonucunda da parasempatik sisteminiz yeniden devreye girer ve konuşma akmaya başlar.

Yayınlarını daha iyi bir yaşam için serisinde derlediğimiz, ailemizin psikiyatristi Dr.K’nın şu yayınından çeviri: How To Act Natural In Conversations

 

İlişkilerde Bağlanma Stilleri

bağlanma stilleri güvenli bağlanma kaygılı bağlanma kaçıngan bağlanma
(E-Kitap – 149 sayfa – PDF/EPUB)

Kitabı Türkiye’den almak için tıklayınız.
(Alım güvenilir Shopier ödeme sisteminden olup sizin ödeme bilgileriniz bize gelmiyor.)

Şu ana kadar ilişkilerde hep başarısız mı oldunuz?
İlişkileriniz hep aynı noktada mı tıkanıyor?
Başlangıçta her şey iyiyken, bir süre sonra neden bozuluyor?
Neden hep yanlış insanları seçtiğinizi hissediyorsunuz? Ya da bu sefer farklı deyip hep aynı tip insanları?
İlişkiler sizin için neden bu kadar yorucu ve karmaşık?

Ya da,

Kadınlarla tanışıyorsunuz ama bir türlü ilerlemiyor mu?
Flört aşamasında her şey varken, bağ bir noktada kopuyor mu?
Yakınlaşma ihtimali ortaya çıktığında içinizde bir şey mi geri çekiliyor?
“Bir şeyler eksik ama ne?” duygusuyla mı yaşıyorsunuz?

Peki ya,

  • Mesajlara geç cevap gelince içinizi bir huzursuzluk mu kaplıyor?
    Sevilmek için fazla mı çabaladığınızı hissediyorsunuz?
    İlişkide daha çok seven, daha çok isteyen taraf hep siz misiniz?
    Terk edilme ihtimali zihninizi ele mi geçiriyor?
    “Ya giderse?” korkusu yüzünden kendinizden mi ödün veriyorsunuz?

    Ya da,

    Yakınlaşma arttıkça geri çekilme isteği mi duyuyorsunuz?
    “Henüz hazır değilim” cümlesi size tanıdık mı geliyor?
    Ciddi ilişki fikri ortaya çıktığında boğulmuş gibi mi hissediyorsunuz?Bağımsızlık adına duygusal mesafe mi koyuyorsunuz?
    İlişkiler size özgürlüğünüzü elinizden alacakmış gibi mi geliyor?

Her türlü ilişki probleminizin altında, yıllar önce öğrendiğiniz ve sizi sürekli olarak tetikte tutan güvensiz bir bağlanma stilinin olabileceğini biliyor muydunuz?

Bu kitapta, bu bağlanma stillerini yalnızca tanımlamakla yetinmeyip, onların nasıl oluştuğunu, yetişkin ilişkilerinde nasıl tezahür ettiğini ve nasıl dönüştürülebileceğini ele aldım. Güvenli, kaygılı, kaçıngan ve korkulu bağlanma stillerini; soyut kişilik etiketleri olarak değil, erken dönem deneyimlerin sinir sistemi üzerinde bıraktığı izlerin doğal sonuçları olarak inceledim.

Bağlanma teorisinin temelleri, John Bowlby’nin klinik gözlemleri ve Mary Ainsworth’un deneysel çalışmalarıyla atılmıştır. Daha sonraki yıllarda nörobilim alanında yapılan araştırmalar, bu teorik çerçevenin biyolojik karşılıklarını da ortaya koymuştur. Beyin görüntüleme çalışmaları, hormon ölçümleri ve sinir sistemi regülasyonu üzerine yapılan araştırmalar, bağlanmanın yalnızca psikolojik bir kavram olmadığını; fizyolojik ve nörokimyasal bir temele sahip olduğunu göstermektedir.

Bu kitap, söz konusu bilimsel birikimi merkeze alırken, onu gündelik ilişki deneyimleriyle ilişkilendirmeyi amaçlıyor. Romantik ilişkilerde yaşanan tekrar eden döngüleri, yoğun kaygıyı, yakınlıktan kaçınmayı, terk edilme korkusunu, mesafe ihtiyacını ve duygusal kopukluğu; bu çerçevede ele aldım. Amacım, okuyucuya kendisine bir etiket yapıştırması için yeni kavramlar sunmak değil, yaşadığı deneyimleri daha net bir şekilde anlamasını sağlamak.

Özellikle vurgulanması gereken noktalardan biri şu: Bağlanma stili, karakter kusuru değil. Güçsüzlük, irade eksikliği ya da bilinçli tercih sonucu oluşan bir şey değil. Bağlanma stilleri, erken dönem bakım ilişkilerinde öğrenilen ve zamanla otomatikleşen sinir sistemi tepkileri. Bu nedenle, “neden böyleyim?” sorusu yerine “bu nasıl öğrenildi?” sorusu çok daha işlevsel.

Kitabın önemli bir bölümünü, bağlanma stillerinin romantik ilişkilerde nasıl etkileşime girdiğine ayırdım. Aynı zamanda bağlanma problemlerinin nasıl çalışıldığını da ele aldım.

Güvensiz bağlanma stillerinden güvenli bağlanmaya geçişin mümkün olduğu, hem klinik hem de nörobilimsel verilerle desteklenmekte. Nöroplastisite kavramı, bu noktada merkezi bir rol oynuyor. Beynin, tekrarlanan deneyimler yoluyla kendini yeniden düzenleme kapasitesi, bağlanma örüntülerinin değişebilir olduğunu gösteriyor.

Bilgilendirme amaçlı olan bu kitap, terapi yerine geçmez. Amacım, kendi bağlanma dinamiklerinizi fark edebilmeniz, otomatik tepkileri ayırt edebilmeniz ve daha güvenli ilişki örüntüleri geliştirebilmeniz için gerekli kavramsal altyapıyı sunmak. Aynı zamanda da bu amaçla kullanabileceğiniz pratik teknikleri öğretmek.

Son olarak şunu belirtmek gerekir: Bazı bölümler, kendinizle ilgili hoşunuza gitmeyen yönlerle yüzleşmenizi gerektirebilir. Fakat bağlanma ile ilgili gerçek dönüşüm, ancak bu tür bir açıklık ve dürüstlükle mümkün.

İyi okumalar.

Mahmut Abi

İçindekiler

Bağlanma Stilleri 9
Giriş 9
Klasik bağlanma teorisi deneyi 10
Bağlanma teorisi ve yakın / samimi ilişkiler 11
Bağlanma stilleri 14
Kaçınma / kaçınganlık ekseni 16
Kaygı ekseni 16
Güvenli bağlanma stili 18
Kaygılı bağlanma stili 18
Kayıtsız kaçıngan bağlanma stili 19
Korkulu kaçıngan bağlanma stili 20
Bağlanma stilleri ve ilişki problemleri 20
Bağlanma stilleri ve romantik ilişkiler 22
Giriş 22
Bağlanma stillerinin temelleri 23
Kaçıngan Bağlanma ve ilişkiler 26
Kaçıngan bağlanan kişinin aradığı hayali idealizasyon 29
Kaçıngan bağlanma ve anlaşmazlıklar 31
Kaçıngan Bağlanan insanın çocukluğu 32
Kaçıngan bağlanma, seks ve oyuncu aşk (ludus) 33
Kaygılı bağlanma ve ilişkiler 35
Kaygılı bağlanma ve duygu durumu bozuklukları 37
Zihin Kuramı (Theory of Mind) 39
Güvenli Bağlanma Stili 42
Bağlanma stilinizi nasıl düzeltirsiniz? 46
Kaygılı bağlanan – kaçıngan bağlanan ilişkisi 47
Güvensiz bağlanma stilinden güvenli bağlanma stiline nasıl geçersiniz? 51
Kaygılı bağlanma stilini iyileştirmek 51
Protesto Davranışı 54
Kaygılı bağlanma ve maskülenitenin çelişmesi 56
Kaçıngan bağlanma ve ilişkiler 57
Kaçıngan bağlanma stilini iyileştirmek 59
Sağlıklı bağlanan insanlardan alınacak dersler 60
Mentalizasyon 60
Öznelerarasılık 61
Kaygılı bağlanma stili ve hiç ilişkinizin olmaması 62
Kaygılı bağlanan insanlar bukalemun gibidir. 64
İçsel algınızı değiştirmek 66
Erkekler için Kaygılı Bağlanma Stilini Düzeltme Rehberi 69
Kaygılı bağlanmanın özündeki düşünce / inanç 69
Kaygılı bağlanmanın çocukluktaki temelleri 69
Kaygılı bağlanmaya neden olan deneyimler 70
Tutarsız anne – baba tepkileri 71
Aşırı müdahaleci ya da korumacı ebeveyn 72
Duygusal bağımlılığı teşvik eden anne – baba 73
İhmalkar ya da ulaşılmaz ebeveynler 74
İstismarcı, travma ve travma sonrası stres bozukluğu yaratan ebeveynler 75
Kaygılı Bağlanmadan Güvenli Bağlanmaya Geçiş 75
Kaygıyı düzenlemek için kullanabileceğiniz nefes teknikleri 77
Fizyolojik iç çekiş: Kaygıyı azaltmanın en hızlı yolu 77
Kaygı zincirinden çıkmak için 60 saniyede 3 + 3 nefes tekniği 78
Kaygıyı azaltmak için kan şekerini yakmak 79
Maruz Kalma Terapisi 80
Dürtü sörfü (urge surfing) ile duygusal güç kazanma 81
Mesafe ve ilişki dışı duygusal düzenleme ile kaygılı bağlanmadan kurtulma 85
Birinci adım: Negatif hislerinizi kabul edin ama kaynağını bulmaya çalışmayın. 87
İkinci adım: Partnerinize yapışmak yerine, ondan bir iki adım uzağa çıkın. 89
Üçüncü adım: Sağlıklı bir ilişkinin sürekli yakın olmak değil, uzaklaşmak da olduğunu kabul edin. 91
Dördüncü adım: Duygularınızı dolambaçsız bir şekilde konuşun. 92
Beşinci adım: Sizi sakin bir duruma getirecek anlaşmaları bulun. 93
Efendi Adamın Toksik Kırılganlığı olarak kaygılı bağlanma 96
Giriş 96
Kaygılı bağlanan erkek, cinsel/duygusal çekimi nasıl sabote eder? 99
Gizli Sözleşmeler 101
Gizli sözleşmeler 101
Geleneksel terapinin kaygılı bağlanan erkeği daha kötü yapması 107
Terapi ve olumlama işe yaramıyorsa ne işe yarar? 109
Erkek depresyonu kadın depresyonundan çok farklı 111
4 Adımlık Güvenli Bağlanma Planı 112
Birinci adım, ihtiyaçlarınızı direkt olarak dile getirin. 112
İkinci adımda, maskülenitenizi terk edip durmayı bırakın. 113
Üçüncü adım, bir alanda yetkinlik inşa edin. 114
Dördüncü adımda, sizi korkutan şeyleri yapın. 114
Erkeklerde Anne Sorunları (Mommy Issues) 116
Anne sorunları (mommy issues) ve bağlanmanın bilimi 118
Anne sorunları yaratan 4 anne tipi 120
#1 Duygusal ihtiyaçlarını oğlu üzerinden karşılayan anne 121
#2 Soğuk, duygusal olarak mesafeli anne 123
#3 Sürekli eleştiren, mükemmeliyetçi anne 125
#4 Bir sıcak bir soğuk, istikrarsız anne 127
Anne sorunları neden baba sorunlarından (daddy issues) daha derin 128
Anne sorunlarını çözmek ve güvenli bağlanmak için 4 adımlık program 130
Özet ve sonuç 136
Erkekler için Kaçıngan Bağlanma Stili Rehberi 138
Kaçıngan Bağlanma Çeşitleri 139
Kaçıngan bağlanmanın sebepleri 140
Kaçıngan bağlanan biriyseniz ne yapabilirsiniz? 144
Sıkılma, isteksizlik sandığınız şeyin korku olduğunun farkına varmak 144
Kaçmayın, maruz kalın 145
24 Saat Kuralı 146
Maruz Kalma Terapisi

Arkadaş grubunun en önemsiz insanı olmaktan nasıl kurtulursunuz?

“Sosyal durumlarla ilgili zorluk çekiyorum. Arkadaşlarım var ama ben arkadaşlarım için çok da önemli değilim. Beni bir partiye ya da hafta sonu gezisine çağırıyorlar. Ama eğer davet ettikleri etkinliğe katılmazsam, bu onlar için hiç önemli olmuyor. Yani arkadaşlarım var ama beni pek umursamıyorlar. Onların hayatında merkezi bir rolüm yok. Ben onları çok düşünüyorum ve bir yerlere davet ediyorum. Ama onlar beni pek düşünmüyorlar.

Bazen bir grup insanın içindeyken, oraya ait değilmişim gibi hissediyorum. Kendimi garip hissediyorum ve bu konu hakkında ne yapacağımı bilmiyorum.”

Bu danışana ilk sorduğum soru şu oldu: Bu senin için ilk ne zaman problem haline geldi?

Danışanın cevabı şu oldu:

“Bir ay önce doğum günümdü, bir parti düzenledim ve arkadaşlarımı davet ettim. Yemek hazırlayacağımı, çok iyi bir parti olacağını söyledim. Hepsi mutlaka geleceklerini söylediler. 3 gün boyunca yemek hazırladım, tatlı hazırladım, sosları bile ben yaptım. Ama partiye kimse gelmedi! Bu konuda ne yapacağımı, ne düşüneceğimi bilemedim.”

Bu danışanla biraz daha konuşunca, insanları yakınında tutmak için çok fazla şey yaptığını, hatta onlara dolaylı olarak rüşvet bile verdiğini fark ettim. Bir etkinliğe davet edilmeyi istediği her zaman, o etkinliğe davet edilmek için aşırı çaba gösteriyordu. Mesela bir haftasonu gezisi planlandığında, “ben şunu yapacağım, şunu halledeceğim” diye bir sürü söz vererek gruptaki değerini yükseltmeye çalışıyordu.

Bu kişi, bilinçaltında, gruptan dışlanacağı paranoyası ile yaşıyordu. Gruba, grubun dış hatlarında tutunmaya çalışıyor, grupta kalmak için çok fazla çaba gösteriyordu.

Bu kişinin temel sorunu, özdeğer, sosyal bağlantı ve sosyal yetenek eksikliği. Ve bunlar iyileştirilebilir şeyler. Birçok insan maalesef, aslında patoloji olmayan ve görece kolay iyileştirilebilecek ama hayatlarında büyük problem yaratan şeylerle boğuşuyor.

Bu danışan ile çalışmaya devam ettim ve problemini nasıl çözebileceğimi buldum.

Burada temel sorun şu: bir grubun dış çevresinde o gruba tutunan insanlar, gruptan dışlanmamaya yönelik çok fazla şey yapıyorlar. Bunu yaparken de çok fazla kendilerini küçülten espri yapıyorlar, grubun merkezindeki insanların önüne geçmemek için özel çaba harcıyorlar ve genel olarak aşırı uysal davranıyorlar. Bu tür davranışların hepsi, tutunmaya yönelik davranışlar ama tüm enerjinizi tutunmaya harcarsanız, yükselmeye enerjiniz kalmaz.

Asıl sorun şu ki, bir gruptan dışlanmamak için büyük bir çaba harcadığınız sürece, o grupta kalmayı başarabilirsiniz ama size duyulan saygı asla artmaz.

Sosyal ağ geliştirme ile ilgili birçok araştırma var. Bu alanda ise Özvektör Merkeziliği (Eigenvector Centrality) denilen bir kavram var.

İnsan bağlantıları ile ilgili diyagramlara bakarsanız, bazı insanların diğerlerinden daha merkezi, bazı insanların ise diğerlerine göre daha merkezden uzak, uçlarda olduğunu görürsünüz. Gruplarda genellikle bir veya birkaç lider kişi olur ve örneğin etkinlikleri genelde bu insanlar ayarlarlar. Bu insanlar grubun bir etkinliğine gelmezlerse, o etkinliğin değeri çok azalır ve bu insanlar bir parti düzenlediğinde, herkes bu partiye gitmek için çaba gösterir. Yani bazı insanlar grup içinde sosyal olarak saygı gören, herkesin arkadaş olmak istediği insanlardır. Tabii bazen bu insanlardan gerçekten de hoşlanmayız ama grupta önemli insanlardır.

Peki, bir sosyal grup içinde daha merkezi bir pozisyona gelmek, artık tutunmaya enerji harcayıp durmamak için neler yapabilirsiniz?

İlk yapmanız gereken şey, toplam bağlantı sayınızı arttırmak. Sosyal olarak güçlü, saygı gören, sevilen ve yaptıklarının karşılığını alana insanlar olmakta zorlanan danışanlarıma baktığımda, genellikle temel bir karşılıklılık aradıklarını görüyorum. Örneğin birine bir doğum günü hediyesi aldıklarında, o insandan da doğum günü hediyesi bekliyorlar. Bu insanlar genellikle bir grup içinde daha sayılan ve sevilen biri olmak için çok büyük çaba harcıyorlar.

Yapmanız gereken şey ise, bu enerjinin büyük bir kısmını başka ağlar kurmaya yöneltmek. Bir grup içinde daha sayılan ve sevilen biri olmak tabii ki mümkün ve bu konuya geleceğiz. Ama bunu yapmadan önce, dışsal gruplarla zayıf bağlantılar geliştirmeye başlamanız gerekiyor.

Burada birçok insan, “yahu benim zaten zayıf bağlantıdan bol neyim var?” diye itiraz edecektir. “Daha fazla zayıf bağlantı oluşturmanın ne anlamı var? Şu an kendi grubumda da insanlarla bağım zayıf, bana saygı ve sevgi duydukları yok. O diğer insanlar da saygı ve sevgi duymayacaklar ki! Kötü bir gün geçirdiğimde beni aramayacaklar ki.”

Başka gruplardan insanlarla zayıf bağlantılar kurmak ilk adım. Ama olay burada bitmiyor. Zayıf bağlantıları, bir şekilde güçlü bağlantılara dönüştürmeniz gerekiyor. Siz ne kadar çok güçlü bağlantılar kurarsanız, o kadar sayılan ve sevilen biri olursunuz.

Özellikle grubun dış çevresindeki insanlarla birebir ya da küçük gruplar halinde daha fazla vakit geçirmeye başlayın. Bu sizin o insanlarla bağlarınızı ve etrafınızdaki insanlardan aldığınız desteği arttırır.

Üçüncü prensip, başka insanlar arasında bağlantı kurmak.

Özvektör Merkeziliği yüksek olan, örneğin merkezde olan grup üyesine duyulan saygı, başka herkese olan bağlantısından gelir. Sosyal olarak, başka insanların da bağlantıda olduğu insanlara değer veririz. Bu da, ağ/bağlantı kurmanın özüdür.

Bağlantılar kurma konusunda yapılan çok büyük bir hata var. İnsanlar bağlantı kurmak için etkinliklere gittiklerinde, insanlara “bu kişinin bana nasıl faydası olur?”, “şu kişinin bana ne yardımı olur?” şeklinde bakıyorlar.

Benim gördüğüm en faydalı ağ kurma yolu, iki insan arasında bağlantı kurmak. İki insan arasında her bağlantı kurduğunuzda, onların zihnindeki statünüz artar çünkü bunu yaparken karşılığında bir şey istemezsiniz, bir şey almazsınız. Araştırmalar da, insanlar arasında bağlantı kurmanın, sosyal olarak merkezde olmanıza büyük katkı sağladığını gösteriyor.

Size tavsiyem, insanlarla bağlantılarınızı geliştirmek için büyük bir parti düzenleyip, insanların o partiye gelmesi için çabalama yolunu bırakmanız. Bunun yerine küçük bir organizasyon yapın ve buna A grubundan birkaç kişiyi, B grubundan birkaç kişiyi ve C grubundan birkaç kişiyi çağırın.

Sosyal gruplarda daha merkezi ve saygı duyulan biri olmanızın yolu, grubun dış sınırlarındaki insanlarla bağlantı kurmak, tekrarlanan etkileşimler kurmak ve farklı gruplardan insanları bir araya getirmektir. Peki bunları pratikte nasıl yapacaksınız?

Yeni insanlarla tanışın. Küçük, kendi sosyal grubunuzun parçası olmayan insanları da içeren organizasyonlar yapın.

Dördüncü olarak, grubun dış çevresindeki insanların sıklıkla yaptığı ve kendilerine olan saygıyı azaltan davranışlar. Burada gruba yapışmak ile grup içinde tırmanmak arasındaki farka geri dönüyoruz.

Bu konuda yardım etmeye çalıştığın çoğu insanın, sosyal grubun merkezindeki insanlardan korktuklarını, aynı zamanda kendilerine saygıyı azaltan davranışlar içine girdiklerini görüyorum. Bu davranışlardan birisi, kendilerini küçük düşüren espriler. Grup kendisine gülüyorsa, gruba katılıp kendilerine gülüyorlar çünkü grubun merkezindeki insanlara “ben tehdit değilim” mesajı vermeye çalışıyorlar.

Grubun çevresinde olan insanların kendilerini daha zararsız göstermek için yaptıkları bir başka şey de kendi uzmanlıklarını olduğundan daha önemsiz göstermeye çalışmak. Grubun merkezinde olan insanlardan belli alanlarda daha iyi olduklarında, bu insanlar için tehdit oluşturup dışlanmaktan korkuyorlar.

Grubun merkezindeki insanlar tarafından gruptan atılma korkusu ile kendini küçük ve zararsız göstermeye çalışmak, gruba yapışma amaçlı bir davranıştır. Bu davranış sizi grubun dış çevresinde tutabilir ama merkeze yaklaşmadan orada durmanıza neden olur.

Burada size çok ama çok önemli iki tavsiye vereceğim. Mikroskopik perspektiften bakarsak, kendinizle dalga geçmeyi, kendinizi küçük gösterecek davranışlardan uzak durun. İkincisi, eğer bir şeyde iyiyseniz bunu gösterin. Eğer insanlar bunun değerini bilmiyorlarsa, bunu tehdit olarak görüyorlarsa, bu onların problemi.

2024 tarihli bir araştırmanın gösterdiği, kendiniz hakkında nasıl hissettiğiniz, kendi etkinliğinize olan inancınız, başka insanların size nasıl tepki vereceklerini belirliyor. Yani eğer siz kendinizi küçültürseniz, başkaları da sizi küçük görürler.

İyi olduğunuz konuları gösterin, bu sayede grup içinde size duyulan saygı artar. Eğer sosyal grubunuzda merkezi olan insanlar bunu tehdit olarak görürlerse, unutmayın ki o grup dışında bağlantılar da geliştirdiniz.

Yetkinliklerinizi göstermeniz ile, kendinize olan inancınız da artar. Çeşitli gruplardan insanların çevresinde olduğu yeni bir merkez yaratırsınız ve artık grubun en önemsiz elemanı olmazsınız.

Daha iyi bir yaşam için nöron bilimi ve psikoloji temelli pratik ipuçları setinde derlediğimiz Dr.K’nın sette olmayan son yayınlarından birini çevirdik.

Kaynak: Why You’re The Least Valuable Friend

 

Geçmiş ve gelecekle ilgili düşünceleri durduramadığınızda kullanabileceğiniz teknikler

Masanızda oturmuş, işinize konsantre olmaya çalışıyorsunuz ama zihniniz, dün yaptığınız o garip konuşmayı yeniden oynatıp duruyor. Söylediğiniz her kelimeyi analiz ediyorsunuz, karşı tarafın yanlış anlayıp anlamadığını merak ediyorsunuz. Sonra birdenbire, beyniniz geleceğe atlıyor ve yarın yapacağınız sunuma gidiyor. Sunumun ters gidebileceği her senaryoyu düşünmeye başlıyorsunuz. Ne olduğunu anlamadan, 20 dakikanızı boyunca bir geçmişe bir geleceğe atlayarak, hiçbir gerçek şey yapmadan geçiriyorsunuz.

Bu durum size tanıdık geliyorsa, yalnız değilsiniz. Beyninizin bu mental zaman yolculuklarını yapmaya eğilimi var. Ve bunlar size rastgele atlamalar gibi görünse de, bu yolculukların arka planında oldukça karmaşık, nörolojik bir süreç var.

Bugün beyninizin mental zaman yolculuğu yapmasını neden durduramadığınızı ve daha da önemlisi bu yolculukları durdurarak kendinizi şimdiki zamana nasıl demirleyeceğinizi konuşacağız.

Zihinsel zaman yolculuğu, beyninizin geçmişi ziyaret edebilme ve geleceği hayal edebilme kabiliyetidir. Bu kabiliyet aslında evrimleşmiş bir beyne işaret eder, geçmiş deneyimlerimizden bir şeyler öğrenmemizi ve geleceği planlayıp üzerinde düşünülmüş kararlar verebilmemizi sağlar.

Problem şu ki, beyin bu özelliğini her zaman akıllıca bir şekilde kullanmaz. Geçmiş olayları ya da acılı olayları defalarca ziyaret eder. Garip konuşmaları defalarca oynatır, hata yaptığınız bir anı defalarca yeniden yaşar ya da gelecekte olabilecek bir olayla ilgili felaket senaryoları yazar.

Beyninizin bu döngülere saplanıp kalması sadece zihinsel değil aynı zamanda nörolojik bir alışkanlık. Çünkü beyindeki döngüler büyük oranda varsayılan mod ağı (default mode network) tarafından yönetiliyorlar.

Varsayılan mod ağı, dış dünyaya odaklı olmadığınız, örneğin gündüz düşü gördüğünüz ya da bir olayı düşündüğünüz, zamanlarda devreye giren beyin bölgelerine deniyor. Varsayılan mod ağı, bir işe aktif olarak odaklanmadığınızda devreye giriyor ve zihinsel manzarayı sürekli olarak tarayarak çözümlenmemiş problemler, potansiyel tehditler ya da daha önce kaçırmış olabileceğiniz önemli bilgiler aramak gibi spesifik bir görevi var.

Varsayılan ağ modu, yaratıcılık ve öz değerlendirme için oldukça faydalı bir özellik. Temel olarak geçmişin ve geleceğin canlı simülasyonlarını üretiyor ve beyniniz bu simülasyonlara sanki şu an oluyorlarmış gibi duygusal tepkiler veriyor. Ama varsayılan ağ modu aşırı aktif hale geldiğinde, ruminasyon (durduramadığınız negatif düşünce döngüleri) ve kaygıya neden olabiliyor. Aynı zamanda şimdiki zamanda yapmanız gereken şeylere ayıracağınız beyin kaynaklarını tüketiyor.

Araştırmalar ruminasyona ve kaygılanmaya daha fazla zaman harcayan insanların çalışma belleklerinin (working memory) – bilgiyi geçici olarak tuttuğumuz ve aynı zamanda bu bilgi üzerinde aktif olarak işlem yaptığımız bilişsel sistem – düştüğünü gösteriyor. Bu kötü bir şey. Beyninizde sanki birçok ağ tarayıcısı sekmesi açmışsınız ve her biri işlem gücünden yiyor, beyninizi ve elinizdeki işi yavaşlatıyor gibi.

Bunun aynı zamanda psikolojik maliyetleri de var. Zihinsel zaman yolculuğu, stres ve kaygı da içeriyorsa, kortizol seviyelerinizi yüksek tutuyor. Kronik stres tepkisi ise sizin bağışıklık sisteminizden uyku kalitenize birçok şeyi olumsuz etkiliyor. Yani ya geçmişte kalmış ya da gelecekte belki hiç olmayacak bir şey için vücudunuzu stres altında tutuyorsunuz. Kendinizi zihinsel zaman yolculuğundan şimdiki zamana nasıl getireceğinizi bilmediğinizde, bir yandan da zaman içerisinde duygusal dayanıklılığınızı kaybediyorsunuz.

Peki, zihninizin şimdiki zamanı terk ettiğinin nasıl farkına varacaksınız? Bunun için geçici farkındalık dediğimiz bir farkındalık türünü geliştirmeniz gerekiyor.

Geçici farkındalık, pratik ile öğrenebileceğiniz bir yetenek. Yapmanız gereken şey, düşüncelerinizin kalitesine dikkat etmeye başlamak. Geçmişte olmuş bir şeyi analiz mi ediyorsunuz? Gelecekteki bir şeyi planlamaya çalışıyor, gelecekteki bir şey hakkında endişeleniyor musunuz?

İlk yapmanız gereken şey, bu tür bir zihinsel zaman yolculuğu yapmakta olduğunuzun farkına varmak.

Beyniniz bu yolculuğu yaparken, aynı zamanda bazı fiziksel işaretlerin de farkına varın. Bu yolculuk sırasında nefes alışverişiniz sığlaşabilir, omuzlarınız gerginleşebilir, karnınızda kaygı ya da pişmanlık ile gelen tanıdık bir gerginlik hissedebilirsiniz. Vücudunuzda hissettiğiniz bu şeyler, beyninizin şimdiki zamandan çıktığını işaret edebilirler.

Bazı insanlar, özellikle zor deneyimlerden ya da duygusal olarak düştükten sonra geçmişle ilgili ruminasyona yatkınlar. Bazı insanlar ise, özellikle gelecekle ilgili belirsizlik veya değişim durumlarında, daha geleceğe yönelik kaygılara yatkınlar. Birçok insan ise duygusal durumlarına ve hayatlarında olan şeylere bağlı olarak her ikisine de yatkınlar.

Zihinsel zaman yolculuğu yaptığınızı fark ettiğinizde, yeniden şimdiki zamana demir atabilirsiniz.

Demir atmak önemli çünkü böylece düşünceleriniz ile reaksiyonunuz arasına mesafe koyabilirsiniz. Demir atmak aynı zamanda sinir sisteminizi sakinleştirir ve yeniden çerçeveleme veya düşüncelerinize meydan okuma gibi bilişsel araçları kullanmak için ihtiyacınız olan zihin açıklığını sağlar.

Demir atmak, zihniniz kontrolden çıktığında acil durum frenlerine basmaya denktir. Şimdi size bunu,  varsayılan mod ağını sekteye uğratan ve beyninizin başka bölümlerini harekete geçiren üç teknik ile nasıl yapabileceğinizi göstereceğim.

Birinci teknik: Zaman aralığını etiketlemek

Beyninizin yapmakta olduğu şeye bir isim verin. Örneğin şöyle diyebilirsiniz:

“Bunlar geçmişe odaklanan düşünceler.”

“Bunlar gelecek ile ilgili kaygılar.”

Size önemsiz görünebilir ama bunu yaptığınızda, beyninizin meta algıdan yani düşünceleriniz hakkında düşünme kabiliyetinden sorumlu bölümlerini aktif hale getiriyorsunuz. Aynı zamanda duygusal düzenlemenizden ve rasyonel düşünceden sorumlu prefrontal korteksinizi işin içine sokuyorsunuz.

Yani zihinsel zaman yolculuğu yaptığınız zaman aralığını etiketlediğinizde, otopilot modundan gözlem moduna geçiyorsunuz. Bu düşüncelerle kavga etmiyor, sadece bunları tanımlayıp bir adım geriye çekiliyorsunuz. Sadece bu bile, bu kontrol dışı düşüncelerin gücünü azaltıyor.

İkinci teknik: Vücut temelli çapalar kullanarak dikkatinizi şimdi ve buraya çekmek 

Bunu yapmanın birçok yolu var. Örneğin yere basan ayak tabanlarınızı hissetmek. Ayak tabanlarınızı yere basın ve basıncı hissedin.

Ya da ellerinizi birleştirip parmak uçlarınızın dokusunu hissedin.

Bu konuda kullanabileceğiniz bir başka teknik de stres ve kaygı yönetimi için geliştirilen 5-4-3-2-1 tekniği.

Görebildiğiniz 5 şeyi söyleyin. Sonra dokunabildiğiniz 4 şeyi söyleyin. Sonra duyabildiğiniz 3 şeyi söyleyin. Sonra kokusunu alabildiğiniz 2 şeyi söyleyin. Sonra tadabildiğiniz 1 şeyi söyleyin.

Bu duyusal pratik, dikkatinizi zihinsel hikayeden çıkarıp şimdi ve burada fiziksel deneyiminize odaklar.

Yapabileceğiniz bir başka harika egzersiz de dikkatinizi nefesinize demirlemek. Yavaşça nefes alın ve daha yavaş bir şekilde nefes verin. Bu arada içinizden “nefes al” – “nefes ver” deyin. Bu pratik de sizin varsayılan modadan bilinçli düzenleme moduna geçmenizi sağlar.

Üçüncü teknik: Örüntü durdurma

Bu, zihinsel düşünce girdabını durdurmak için yapacağınız kısa ve fiziksel bir şey. Birkaç örnek vereceğim.

Sesli bir şekilde “dur!” deyin ve ayağa kalkıp vücudunuzu esnetin.

Ya da bileğinize lastik bant takın ve onu gerip bırakın. Ya da yüzünüze soğuk su çarpın. Bir odadan başka bir odaya yürümek bile işe yarar.

Bunlar size basit görünebilirler ama çalışır teknikler. Çünkü bunlar zihinsel döngü hız kazanmadan döngüyü durdururlar.

Bu tekniklerin hiçbirinde, o düşünceler orada değilmiş gibi davranmıyorsunuz. Tek yaptığınız şey, beyninize odaklanabileceği başka bir şey vermek ve böylece beyin o düşüncelere geri döndüğünde bu düşüncelerin daha açık bir şekilde değerlendirebilmek.

Demirleme alıştırmalarını her gün yapın, sadece zihinsel döngülerin altında edildiğiniz zamanlarda değil. Duygusal olarak yoğun olmadığınız zamanlarda demirleme çalışmaları yapmanız, bu teknikleri duygusal olarak yüklü olduğunuz zamanlarda uygulamanızı kolaylaştırır çünkü bu teknikler, hatırlamak zorunda kalacağınız ve zihin enerjisi ile zorlayacağınız şeyler olmak yerine refleks haline gelirler.

Bunlara günde bir saat ayırmanıza gerek yok. Günde 2 dakika bile yeter. Örneğin bu günlük alıştırmaları dişinizi fırçalarken ya da sabah kahvesi içerken yapabilirsiniz. Bu zamanlarda 60 saniye nefesinize odaklanabilir sonra çevrenize ve sonra vücudunuza odaklanabilirsiniz.

Sakin zamanlarda pratik yaparsanız, stresli olduğunuzda beyninizi bu zihin modunu daha kolay bulabileceği şekilde egitebilirsiniz. Bu biraz kas gelistirmeye benzer. Kriz gelene kadar spor salonuna gitmemezlik etmiyorsunuz. Kaslarınızı düzenli olarak, önceden geliştiriyorsunuz. Ihtiyacınız olduğunda da kas kapasitemiz oluyor.

Özet

Beyniniz geçmişi ve geleceği düşünebilecek şekilde tasarlanmış. Bu normal bir beyin fonksiyonu. Problem, bu düşünce döngülerine saplanıp kaldığınızda ortaya çıkıyor.

Kendinizi şimdiki zamana demirlemek, düşüncelerinizi kapatmanız anlamına gelmiyor. Beyni şimdiki zamana demirlemek, zihninizin gereğinden fazla bir süre geçmiş ya da geleceğe yolculuk yaptığının farkına varıp, onu nazik bir şekilde şimdiki zamana getirmeyi öğrenmek demek.

Düşünce kalıplarınızı yeniden kablolamak için ilk adım bu. Bu şekilde otomatik pilottaki zihinsel alışkanlıklara reaksiyon göstermek yerine bilinçli kararlar verecek farkındalığı ve zihin açıklığını elde edebilirsiniz.

Bir sonraki bölümde, içsel konuşmanızı değiştirmeyi konuşacağız. Çünkü bu ses sizin en büyük eleştirmeniniz ya da olabilir en büyük destekçislniz olarak duygusal dayanıklılığınız üzerinde çok büyük rol oynuyor.

Bu konuyla alakalı şu yazımıza da bakabilirsiniz: Hayal tuzağı ile gerçek hayattan kaçmak

Daha İyi Bir Yaşam İçin Psikoloji ve Nöron Bilimi Temelli Pratik İpuçları Kitap Setine de bakmanızı tavsiye ederim.

Kaynak: How to Anchor Yourself in the Present When Your Brain Won’t Stop

Toksik ilişkilerde umut tuzağı

Sizi her geçen gün darmadağın eden bir ilişkiye yapıştınız ve bu ilişkiyi bırakamıyorsunuz. Sizi ilişkide tutan işlerin gerçekten iyiye gitmesi ya da onun gerçekten değişiyor olması değil. Sizi ilişkide tutan, onun bir gün değişeceği umudu, çünkü karşınızdaki ara ara iyi bir modda oluyor, size biraz ilgi, sıcaklık ve huzur veriyor, yani açlıktan ölmeyin diye size ekmek kırıntıları atıyor. Bu ekmek kırıntıları da sizi berbat ilişkinize aylarca, belki yıllarca ve daha da kötüsü hayat boyu mahkum olarak tutuyor.

Bu bölümde, umudun sizi çok uzun bir süre berbat, toksik ilişkilere saplanıp kalmış halde tuttuğunu konuşacağız. Bölümün sonunda da size gerçekten oldukça acımasız bir gerçekten bahsedeceğim.

#Birinci neden, onun hiçbir zaman gerçek olmamış bir versiyonuna aşık olmanız. Bu insanla flört etmeye başladığınızda, onun gerçek, sabit kişiliği ile karşılaşmadınız. Onun kısa ama sizi ilişkide tutmaya yetecek kadar uzun bir süre oynayabildiği, idealize bir versiyonu ile karşılaştınız. Bu süre boyunca o, sizin beyaz atlı prensi, her şeyi yoluna koymak ve onu kurtarmak için gönderilmiş şövalye olduğunuz fantezisi içinde yaşadı.

Duygusal fırtınalar ve dengesizlikler yüzeye çıkmadan önce sizinle çok hızlı bir şekilde bağ kurmak üzere, bu versiyonunu yaşadı ve size gösterdi. Size yoğun bir ilgi, kimya, sıcaklık, kırılganlık, tutku ile geldi. Siz bunu gerçekmiş, içtenmiş ve bu dünyaya ait olamayacak kadar güzelmiş gibi hissettiniz. Ama onun bu versiyonu dengeli ve sürdürülebilir değildi. Bu versiyon onun sadece en iyi yönlerini sergilediği reklam filmiydi.

Umut sizi bu nedenle kapanın içinde tutabiliyor çünkü duygusal dengesizlikler, suçlamalar, kaos, bir sıcak – bir soğuk dinamikleri yoğunlaştığında, zihniniz sürekli olarak onun idealize versiyonunu, sizin aşık olduğunuz ve ruh ikiziniz gibi hissettiğiniz kadını arıyor. Ve bir noktada, bu insanın gerçekten kim olduğunu hiç bilebildim mi?” diye soruyorsunuz.

Bu da tam bir bilişsel çelişki yaratıyor zira aşk bombardımanı sırasında oradaydınız, aşk bombardımanını hissettiniz, tüm vücudunuz o ilk zamanlardaki kimyayı ve bağı kaydetti. Ama aynı zamanda manipülasyonu, saygısızlığı,  çifte standardı da hissettiniz.

Size bilmeniz gereken şeyi söyleyeyim. İlişkinin başlarındaki tüm o sıcak, sevgi dolu, aşık versiyonu, o zamanın içinde gerçekti. Ama bu versiyonu, onun asıl versiyonu değildi, değil ve olmayacak. O idealize persona çöktükten sonra, aşık olduğunuz kadın ile şu an gerçekten ilişkide olduğunuz manipülatif kadını bağdaştıramadınız.

Bakın, siz özel olduğunu hisseden ilk erkek değildiniz, son erkek de olmayacaksınız. Anlamanız gereken şey, onun bağımlılık yapan versiyonu, hızlıca bağ kurmak, güven kazanmak, duygusal olarak yatırım yapmanızı sağlamak için devreye sokulan geçici bir versiyon.

#İkinci neden, siz sadece ona değil, onunlayken nasıl biri olduğunuza da aşık oldunuz. İlk tanıştığınız zamanlarda, size yoğun bir ilgi, kimya, seks ve duygusal yakınlık verdi. Ama aynı zamanda sizin en iyi versiyonunuzu, güçlü olduğunuz yanlarınızı, sadakatınızı, zekanızı, vizyonunuzu yani ideal versiyonunuzu size yansıttı. Sizin olmak istediğiniz erkeği size yansıttı, sizin olmak istediğiniz erkek gibi hissetmenizi sağladı.

Yani ilişkinin başlarında sadece ona değil, onunlayken kendiniz hakkında nasıl hissettiğinize de düştünüz. Ve o ara ara sizi idealize edip yansıtınca, size nasıl da hayran olunan, anlaşılan, canlı, dünyanın tepesinde hissettirdiğini de hatırlatıyor.

Ama bu bir tuzak. Size sadece kendisinin değil, sizin de idealize bir versiyonunuzu da gösteriyordu. O versiyonunuzu görmek size çok iyi hissettirdiği için, size başlarda verdiği kahraman kimliğini bırakamıyorsunuz. Hala, içinizdeki o ideal erkeği yeniden ortaya çıkaracağını umuyorsunuz.

#Üçüncü neden, zirvelerin ve diplerin, sinir sisteminizi darmadağın etmesi. Onunlayken hiçbir şey dengede değil. Sizi günlerce eleştirdikten sonra, birdenbire çok yumuşak davranabiliyor. Hiçbir işaret vermeden birden bire soğuk ve mesafeli oluyor ve sonra yine hiçbir işaret vermeden duygusal ve özürler dileyen birine dönüşebiliyor. Birgün öfke patlaması yaşarken, birgün ağlama krizine girebiliyor.

Burada farkında olmayabileceğiniz şey, vücudunuzun bu zirve – dip döngülerine bağımlı olduğu gerçeği. Uzun süre devam eden bu gerilim ve dengesizlik içinde, en ufak bir sıcaklık, gülümseme ya da huzur bile size büyük bir ödül ve rahatlama gibi, umut gibi görünüyor.

Ama bunlar işlerin sonunda düzelmeye başladığına, onun durumu kabul ettiğine ve değişeceğine işaret değiller. Bunlar gerilimin, bir sonraki zirveye doğru çıkmadan önce yaşadığı geçici düşüşler sadece.

Siz bağımlı olduğunuz için bekliyorsunuz. Bir sonraki sakin zamanı, ödülü bekliyorsunuz. Kendinizi, bunların bir anlamı olduğuna ikna etmeye çalışıyorsunuz ama bunların hiçbir anlamı yok. İyi zamanlar, mağduru olduğunuz toksik istismar döngüsünün birer parçası sadece. Ve iyi zamanlar birer tuzaklar.

Bu ilişkide kalmaya devam ediyorsunuz, bu ilişkiden çıkamıyorsunuz zira siz bir bağımlısınız. O rahatlamayı ve ödülü, bir sonraki iyi zamanı kovalıyorsunuz.

Umut sizi bu şekilde saplanıp kalmış bir şekilde tutabilir.

#Dördüncü neden, sorumluluk almaması. Sizi her kırdığında, hikaye bir şekilde ters yüz oluyor ve siz onu kırmış oluyorsunuz. Aşırı tepki gösteren, tetiklenen, onun bu şekilde davranmasına neden olan siz oluyorsunuz. Bu anlarda oldukça ikna edici davranabiliyor ve ağlayabiliyor. Hatta yıkılmış görünebiliyor. Hatta söylediklerine kendi bile inanabiliyor.

Anlamanız gereken şey, sorumluluk almayan biri değişemez. Yüksek derecede borderline ya da narsist özelliklere sahip biri için yansıtma ve suçu karşı tarafın üstüne yıkma sadece birer taktik değil, birer refleks ve hayatta kalma mekanizması.

Borderline bir partner, kendisinin oldukça farkında olabilir. Kendisini tetikleyen şeyleri söyleyebilir, travması hakkında konuşabilir. Ama kendisinin farkında olması ile sorumluluk alması aynı şeyler değiller. Çünkü yoğun terapi ve uzun süreli çaba olmadan, refleksleri ve hayatta kalma içgüdüsü, kendisi ile ilgili iç görüsünü her zaman ezecekler.

Yoğun terapi ve uzun süreli çaba olmadan uzun vadeli değişim olmayacak. Ama bu iç görü, kırılganlık ve duygusallaşma anları, size umut veriyor. “Değişmeye başladı, bu bir ilerleme” diye düşünüyorsunuz.

Fakat bunlar geçici anlar çünkü yaptıklarının sorumluluğunu üzerine almadığı sürece değişim olmayacak.

#Beşinci neden, çok çabalarsanız, size vaad edilen fantezi geleceğe eninde sonunda ulaşabileceğinize inanmanız.

Ne kadar kötü olursa olsun ilişkiyi bırakamıyorsunuz çünkü bu işin sonunda sizi bir hazine beklediğine inanmaya koşullandınız. Eğer daha fazla çabalarsanız, daha iyi severseniz, daha fazla sabırlı olursanız, onu tetiklemeyi bırakırsanız, her şeyi doğru yaparsanız, sonunda o fantezi geleceğe ulaşabileceğinizi sanıyorsunuz.

Başından beri, sadece görmek istediğini şeyi gördünüz. Sonra da o şeyi kaybetmenin sizin suçunu olduğuna ve o şeyi yeniden kazanmanız gerektiğine inandırıldınız. Böylece hamsterlerin üzerinde koşturdukları tekerleğe bindiniz ve bir fanteziyi kovalayıp duruyorsunuz ve gerçeği kabul etmeyi reddediyorsunuz. Arada ekmek kırıntısı şeklinde o versiyonunun kısa süreli reklamını izlediğinizde beyniniz, “gördünüz mü, ödüle daha yakınız, belki de sonsuza kadar mutlu yaşayacağımız bir bitiş çizgisi var” diyor. Ama hiçbir zaman var olmamış ve olmayacak bir şeyi kovalıyorsunuz, biraz daha fazla çaba ile, biraz daha hızlı koşarak sonunda finale ulaşabileceğiniz yanılgısı içinde debeleniyorsunuz.

Peşinde koştuğunuz ilişki, gerçek dünyada var olan bir şey değil ve hiçbir zaman da var olmayacak.

#Altıncı neden, onun travması size bir ilerleme gibi görünüyor. Size çocukluğunu, yaralarını, acısını açtığında, tüm gardınız yere iniyor. Öfkeniz diniyor ve “bana açılıyor” diyorsunuz. Ama bu duygusal kırılganlık, size takılmak üzere hazırlanmış bir kancadan başka bir şey değil. Çünkü siz ne zaman ağlasa ya da acı bir hikaye paylaşsa, tüm o kaosu, saygısızlığı ve manipülasyonu unutuyorsunuz. Ve bir anda o kurtarıcı rolünüze geri dönüyorsunuz ve kendinizi ondan sorumluymuş gibi hissediyorsunuz.

Ama biraz dikkatli bakarsanız, sizinle travmalarını ondan uzaklaştığınızda, yaptığı şeylerin sonuçlarını ödeme ile karşı karşıya kaldığında ya da kontrolü kaybediyor olduğunda paylaşıyor. Yani sorumluluk almaktan, sonuçları yaşamaktan kaçmak için bir taktik olarak size açılıyor.

#Yedinci neden, değişmeyi teşvik edecek bir şeyin olmaması. Siz bu ilişkide, ilişki harika olduğu için değil, o aşık olduğunuz versiyonunun geçici ve gelmeyecek bir versiyon olduğunu defalarca ispatlasa da, değişecek umuduyla kalıyorsunuz. Ve sizin umudunuz onun sözlerine, potansiyeline, ilerleme ihtimaline bağlı kaldığı sürece, bu döngüye saplanıp kalacaksınız.

Şunu kendinize sorun: Bu insan neden değişsin? Onun bakış açısından bakarsanız, ilişki çalışıyor. O ilgiyi, güveni ve kontrolü alıyor, siz ise kaosu, suçluluk duygusunu ve tüm sorumluluğu. Bu kadının değişmesi, kendisine fayda sağlayan bu durumu değiştirmesi için hiçbir mantıklı neden yok.

Bu noktada da, sizinle paylaşacağımı söylediğim acımasız gerçeğe geliyoruz: onu şu an olduğu gibi sevip kabul edemiyorsanız, onu sevdiğiniz falan yok. Siz bir fanteziye aşıksınız, onun başlangıç versiyonuna mı dersiniz, potansiyel versiyonuna mı dersiniz bilmem ama gerçekten beraber olduğunuz kadını sevdiğiniz falan yok. Ve bu kadın şu ana kadar değişmediyse, ya değişme kapasitesi yok ya da değişme isteği. NOKTA.

Belki yaralı, belki hayatın altında ezilmiş belki de stresli. Belki sinir sistemi hayatta kalma moduna saplanmış vaziyette. Belki travması var. Ama bu durumun sorumluluğunu yüklenmediği sürece, onu ve ilişkiyi kurtarmak için yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

Bu gerçeği kabul ettiğiniz anda, umudunuz kafesiniz olmaktan çıkar ve bir dönüm noktası olur. Bu noktadan itibaren gücü elinize almaya başlarsınız.

Şunu unutmayın: toksik ilişkiler daha iyi ilişkilere dönmezler. Daha berbat yıkım getirecek ilişkilere evrilirler.

Toksik ilişkiler rehberimize de bir göz atabilirsiniz.

Kaynak: The Harsh Truth: Why She’s Not Going to Change (Hope Is a Trap)