Sitenin yorumlarında sorulan bazı soruları, yayın yaparak cevapladım.
Patreon’a özel üyelere ayrıca ayda iki kere 10 soru 10 cevap ilişkiler yayını da yapıyorum. Şu ana kadar 12 yayında 120 soru – cevap yapmışız.
Aşağıda yayının Youtube videosu var. Yayına Spotify kanalımızdan da ulaşabilirsiniz.
00:00 Tek gecelik ilişki sonrası hamile kalan kadın kürtaj olmak istemiyor. Ne yapmalıyım? 04:00 Sevgili ile kavga ettikten sonra aramasak trip atmak olmuyor mu? Arasak da gurur gitmiyor mu? 05:08 İlişki öncelikli erkeğin, ilişkilik kadın karşıma 10 senede 2 kere çıkıyorsa bu sayıyı nasıl arttıracağım? 09:09 Flört ettiğim kız beni ghostladı ama sebebi var. Ulaşıp destek mesajı atayım mı? 11:48 Bir kız sürekli kızlarla grup halinde. Tanışamıyorum. Instadan ekledim ama buluşmaya çağıramıyorum. 15:23 Eski sevgilim 5 ay sonra sözlendi. Alfa dul mu oldu? 18:44 Kız arkadaşım hiç hesap ödemiyor. Bu ne iş?
Yaptığım görüşmelerde birçok erkeğin ek gelir elde etmek için online satış, YouTube kanalı gibi işlerle uğraştıklarını görüyorum. Bazıları da gündüz işlerinin yanında geceleri başka firmalara yarı zamanlı işler yapıyorlar. Örneğin yazılım sektöründe çalışan birçok arkadaş bu şekilde ek para kazanıyorlar.
Benim gördüğüm, hemen hemen herkesin aklında ya borsa al sat gibi işler var ya da insanlar daha çok, Amazon’dan satış yapmak gibi işlere girmek var.
Benim tavsiyem biraz farklı. Diyelim ki ayda 40 bin TL ek gelir elde etmek istiyorsunuz. Genel olarak iki şekilde para kazanırsınız: Ürün satarak ya da servis satarak. Para kazanmak için asıl yapmanız gereken, ürün ya da servis olsun, karşılığını ödeyebilecek müşterilere, bir değer sağlamak. Para, değer alışverişi için kullanılan bir aracı sadece. Yani ayda 40 Bin Lira kazanmak için, ayda 40 Bin Liralık değer yaratmanız ve bu değere ihtiyacı olan ve karşılığını ödeyebilecek müşteri bulmanız lazım.
Çoğu insan, müşteri olarak şahısları düşünüyorlar ve her birine 200 TL değer sağlayarak 200 tane müşteri bulmaya çalışıyorlar. Fakat şahısların ödeme kapasitesi sınırlıdır. Ödeme kapasitesi yüksek şahıs sayısı da azdır. Örneğin 20,000 TL değer sağlayacağınız 2 şahıs bulmanız zordur.
Bir ürüne ya da servise kim 20 bin TL verir diyorsanız, sadece B2C (Business to Customer yani Şirketin bireylere satışı) şeklinde düşünüyorsunuz. 20 bin TL bireyler için büyük para ama çoğu işletme için üstünde düşünülecek bir miktar değil. Yani B2B (Business to Business, Şirketten Şirkete) satış, ek gelir için en iyi iş modeli. Bu tabii 10 bin X 4 de olur, iki ayda 3 tane 30 bin de olur.
ABD’de Amazon’da kozmetik mi satsam yoksa elektronik mi satsam, YouTube kanalı açsam üyelik mi satsam diye düşünmeden önce, büyük ya da küçük işletmelerin ihtiyacı olan ve benim de yapabileceğim ya da öğrenebileceğim bir servis var mı diye düşünün. Örneğin B2C bir ürün için online pazarlama, sosyal medya pazarlama yapacağıma, ürünü veya servisi olan ama online pazarlaması olmayan firmalara (çiçekçi olur, dişçi olur) sosyal medya yöneticiliği servisi satabilir miyim diye düşünün. Mesela İngilizce biliyorsanız yapmanız gereken tek şey, Google Maps ile ABD’de işletmelere bakıp bu servisi sunmak. Bilmiyorsanız bile, Türkiye’de müşteri olarak küçük işletmeleri bile hedefe alsanız, bu işletmelerin bireylere göre çok yüksek olan miktarlara küçük miktarlar olarak bakmaları çok olası.
Kim sizden neyi niye alsın? Eğer bir alanda 9-5 iş olarak tecrübeniz varsa alırlar. Benim bir arkadaşım örneğin oturdu Microsoft Power BI diye bir uygulamayı öğrendi, zaten o alanda 20 sene geçmişi var ve sonra İngiltere’de bile bunun bir günlük eğitimini sattı. Başka biri uzmanı olduğu pazarda satış danışmanlığı verdi ki mesela bir müşterisinden bir ara ayda 2500 Dolar kazanıyordu.
Ama ya bir tecrübeniz yoksa? Mesela öğrenci adamdan neden alsınlar? Bir iki referans yoksa almazlar doğru. Bu nedenle ilk bir iki işinizi bedava yapmanız ve bunlarda iyi iş çıkarmanız gerekecek. O kadar iyi iş çıkarmalısınız ki, adamlar sizden bu servisi bedava aldıklarına utanıp size çok iyi bir referans versinler. Bir iki referanstan sonra da zaten genellikle yolunuz açılır.
Bu pasif bir gelir değil. Ama bireylere online ürün ya da servis satışı yapmanız, bir Youtube kanalı yürütmeniz de pasif bir gelir değil. Fakat şirketlere değer katabilecek bir fikriniz varsa, bunu yüksek birim fiyatlara daha az sayıda şirkete satmak, çok sayıda bireye daha düşük birim fiyatla ürün veya servis satmaktan çok daha verimli. Bunun yanında eğer yüksek birim fiyatlara şirketlere servis satabilirseniz, zaman içinde asıl işi yapacak insanlar kiralamanız ve işi yarı pasif hale getirmeniz de mümkün. Bir şirkete ulaşmak, onları ikna etmek, vs. gibi faaliyetler, katma değeri yüksek ve belli bir tecrübe gerektiren faaliyetler. İşleri pasladığınız bireyler tabii ki sizden müşteri çalıp kendi yollarına bakabilirler ama referanslar sizin referanslarınız, yeni müşteri bulma kabiliyeti sizin kabiliyetiniz.
Diliniz yoksa bu işi Türkiye’de yaparsınız. Ama diliniz varsa size tavsiyem ABD ve Avrupa’yı hedeflemeniz. Yıllardır Asya pazarında gördüğüm bir şey var. Ürünlerini kullandığım çoğu yazılım şirketin cirolarına baktığımda hemen hemen hep aynı oranlar var: cironun %40’ı Kuzey Amerika’dan, %30 Avrupa’dan, %10 kadarı eğer hedeflerinde ise Japonya ve Kore’den ve kalan %20’si de dünyanın geri kalanından geliyor. Oranlar tabii ki değişir ama aslan payı her zaman ABD + Kanada, sonra da Avrupa.
Bu arada benim gözlemlediğim, ek gelir olmaktan çıkıp asıl işiniz olmaya en yatkın ek işler, B2B işler. Yani bu işi iyi yaparsanız, bu işi tam zamanlı olarak, hayatınızı kazandığınız iş haline getirebilmeniz, şirketleşebilmeniz ve hatta sonra satabilmeniz, B2C işlere göre daha kolay.
B2C işleri boşverin demiyorum ama konuştuğum çoğu insanın, B2B işleri aklına bile getirmediğini, bunu konuştuğumuzda ise yine birçoğunun böyle bir işi yapabileceğini görüyorum. Müşteri deyince, iş deyince, satış deyince sadece bireyleri düşünmeyin. Şirketlere daha büyük oynayabilirsiniz.
Bu bölümde, sanalda olan şeylere öfkelenmek ile, gerçek hayatta tıkanmak, çıkmazda olmak arasındaki ilişkiye bakacağız. Birçok insan bu iki şeyin birbiriyle bağlantısı olmadığını düşünüyor ve aslına bakarsanız ben de bu şekilde düşünüyordum.
İnternette sanal şeylere öfkelenme dediğimizde aklımıza öfke yemi gibi şeyler geliyor. CEO’nun biri herkesi öfkelendiren bir şey söylüyor ya da popüler biri herkesi öfkelendiren bir şey yapıyor, vs. Ya da dünyadaki çeşit çeşit adaletsizlik hakkında bilgi sahibi oluyoruz, tüm o Karen’ları görüyoruz ve gerçekten öfke hissediyoruz.
Bir yandan da motivasyon problemimiz var. Herkes motivasyon eksikliği ile mücadele ediyor ve Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) yükselişte gibi görünüyor. Yapmamız gereken birçok şey olsa da, bunları bir türlü yapmıyoruz ve isteklerimizi kontrol edemiyoruz. Bunların yanında bir de teknoloji bağımlılığı, oyun bağımlılığı gibi dopaminle alakalı problemler var.
Her geçen gün, gerçek hayatta motivasyonsuzluk ile mücadele eden daha fazla sayıda insanla çalışıyorum. Bu insanların teknoloji kullanımlarını değerlendirdiğimde, ilginç bir örüntü ile karşılaştım. Bir insanın gerçek hayatında tıkanmış, olduğu yere saplanıp kalmış olması ile internette ne kadar çok öfkelendiği arasında direkt bir ilişki var. Bu ilişkinin, dijital çağda kendisini yeni bir şekilde gösteren ama gerçekten klasik bir travma tepkisi olduğunu fark ettim.
Bunun bir travma tepkisi olduğunu söylemem size aşırı gelebilir. Travmaya uğramadığınızı ve bu nedenle bunun sizin için geçerli olmadığını düşünebilirsiniz. Ama bu bölümde anlatacaklarımdan sonra, umuyorum ki bu size biraz da olsa mantıklı gelecek.
Bunun neden klasik bir travma tepkisi olduğundan başlayalım. Travma konusunda birçok araştırma var. Örneğin savaş esirleri ya da toplama kamplarındaki esirler üzerinde yapılan araştırmalar var. Bunun yanında istismara uğramış çocuklar ile ilgili araştırmalar var. Bu tür araştırmalar bize, travmaya uğramış insanların belli bir içsel dinamiği olduğunu ve bu dinamiğin genellikle bu insanların güçsüz olduklarını gösteriyor. Hayatlarında biri tüm kontrolü ele alıyor ve bir insanın hayatı üzerinde herhangi bir kontrolü olmadığında, öfkelenmesi tamamen faydasız hale geliyor.
Bir savaş esiri gardiyana sinirlendiğinde ya da bir çocuk kendisine tamamen kayıtsız olan anne veya babasına sinirlendiğinde, bu sinir aslında kendisine zarar veriyor zira gardiyan ya da ebeveyn tarafından şiddetle cezalandırılmasına neden oluyor.
Hayatınız üzerinde kontrolünüz olmadığında ve öfke göstermenize izin verilmediğinde, öfkenizi güvenli yerlerde göstermeye başlıyorsunuz. Öfkelisiniz ve bu öfkenin bir şekilde dışa vurulması lazım. Bu durumdaki yetişkinler veya çocuklar, öfkelerini sadece güvenli yerlerde gösterebileceklerini öğreniyorlar. Bu aslında kendileri evde şiddet gören çocukların başka çocuklara zorbalık yapmalarının da sebebi. Evde zorbalığa uğruyorlar ve bu konuda hiçbir şey yapamadıkları için, öfkelerini başka yetişkinlere karşı da dışa vuramayacaklarından, en güvenli öfke dışa vurumu olarak, en küçük çocuğu seçiyorlar ve ona zorbalık yapmaya başlıyorlar.
Öfkenin dışa vurulabileceği güvenli alan demek, öfkeyi istediğiniz kadar dışa vurabileceğiniz, bunun sonucunda başınıza kötü bir şey gelmeyecek yer demek. İnternet tam olarak bu alanı sağlıyor. İnternet zaten öfke yemi dolu ve sürekli olarak bir yerlere öfkenizi kusabiliyorsunuz. İnsanlara çok kötü, yıkıcı yorumlar yazabiliyorsunuz. Onlara “hadlerini bildirebiliyorsunuz”, “senin duyguların gerçeklerin umrunda değil” gibi şeyler söyleyebiliyorsunuz. İstediğiniz kadar öfke kusuyorsunuz ve bunun bir sonucu olmuyor. Sonuçta internette öfke kusmanın en kötü cezası, genellikle bir topluluktan atılmak veya engellenmek. Ama yeni bir hesap açıp başka yerlerde öfke kusmaya devam edebiliyorsunuz.
Şimdi “tamam internette öfke kustuğum oluyor ama ben hiç travmaya uğramadım ki?” diyebilirsiniz. Ama travma tepkisi vermeniz için savaş esiri ya da istismar edilen bir çocuk olmanız gerekli değil. Öfkenizi güvenli bir şekilde dışa vuramadığınız ve bu nedenle öfkenizi dışa vurmak için başka yollar bulmanız gereken bir ortamda büyümeniz yeterli. Örneğin aşırı kontrolcü ebeveynler, sizin ne düşündüğünüzü zerre umursamayan bakıcılar gibi ortamlar sandığınızdan çok daha fazla yaygın. Bunu özellikle motivasyon problemi yaşayan insanlarda daha sık görmeye başladım.
Travma tepkisi vermeniz için Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) gibi bir teşhis almanıza gerek yok. Bu tepki örneğin biri sizi tehdit etse bile öfkenizi dışa vuramadığınız, hatta saygılı bir şekilde bile olsa karşı bile gelemediğiniz bir iş ortamı yüzünden de ortaya çıkabilir. Bu tür ortamlarda yaşayan ve çalışan insanları düşündüğünüzde, aslında travma tepkisi verecek durumda olan insan sayısı çok yüksek.
Peki bütün bunların motivasyon ile alakası ne? Travma literatürüne bakarsanız, öfkelerini güvenli bir şekilde dışa vuramayan insanların aynı zamanda motivasyonsuzluk ile mücadele ettiklerini de görürsünüz. Bu durumun bir ismi bile var: başlama felci (paralysis of initiation). Başlama felci, insanların iş yapmaya başlamakta çok zorlandıkları durumu ifade ediyor.
Öfkenin işlevini ve öfkenin beynimize ne yaptığını düşünürseniz, bunun neden böyle olduğunu anlamanız çok daha kolay olacak.
Öfke ve utanç gibi bazı duygularımız bizim bir şeylerden kaçınmamıza neden olurlar. Bunun yanında diğer bazı duygular ise motive edici duygulardır ve öfke, motive edici duygular listesinin en tepesindeki duygudur. Bunu filmlerde ya da hikayelerde de görebilirsiniz. Bir haksızlık karşısında kahramanın meydan okumak üzere şaha kalkmasına neden olan, kahramanı motive eden duygu öfkedir.
Evrimsel açıdan düşünürseniz, öfkelendiğinizde kendinizi tehlikeli bir duruma sokma iştahınız artar. Öfke, korkuyu, tehlikeyi ve utancı yenen duygudur. Öfke insanın gerçekten odaklanmasını, çok tehlikeli savaşa atlamasına ya da tehlikeli bir hayvanla bile boğuşmasına olanak sağlar.
Öfkenizi motivasyona kanalize edemediğinizde ve bunun yerine internette rastgele insanların üstüne kustuğunuzda, motivasyon için itkinizi kaybedersiniz.
Sizin de hayatınızda bir şeyler yapmanız gerektiğini bildiğiniz ama bir şeyler yapamadığınız için öfkelendiğiniz zamanlar olmuştur. İnsanlar bu durumun irade gücü ile alakalı olduğunu düşünürler. “Erken kalkmalıyım”, “şu şeye başlamalıyım” diye düşünürler. Ama burada olan aslında bir travma tepkisi.
Gerçek hayatlarında motivasyonları olmayan ve internette öfke kusan insanlarla çalışmalarımda gördüğüm, bu insanlardaki bahsettiğim travmaya odaklanıp, öfkeyi gerçek hayatlarına sağlıklı bir şekilde entegre ettiğimizde, ilerlemeye başlayabildikleri.
İlk anlamanız gereken şey, burada anlattığım kalıba girip girmediğiniz. Bunu anlamak için kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Öfke hissettiğim ve bu konuda hiçbir şey yapmadığım zamanlar var mı?”
Eğer bunun cevabı evet ise, kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Öfkelendiğimde zihnimin bir parçası bana, bu insana öfkelenmenin tehlikeli olduğunu, işleri daha da beter edeceğini söylüyor mu?”
Öfkeye doğal olarak korku ile mi tepki veriyorsunuz yani öfke patlamanızı korku patlaması mı takip ediyor? Bu korku, öfkenizi yeniyor ve size “harekete geçme” diyor mu?
Bu korku sonrası bir miktar kaygınız olabiliyor ve sonra da internete girip bir şeylere öfkeleniyorsunuz, telefonunuzda video kaydırıyorsunuz, öfke yemlerini tıklıyorsunuz, vs. Bu kalıba dikkat edin. Bu gibi bir ruh halinde, şirin kedi videolarından daha çok sizi öfkelendiren şeylere yöneliyor olabilirsiniz.
Eğer kendinizde bu kalıbı görüyorsanız, travma konusunda çalışan bir terapist görebilirsiniz. Ama size şiddetle tavsiye edeceğim bir başka şey, öfke ile sağlıklı bir ilişki geliştirmeye başlamanız.
Önce öfkelendiğinizin ve korktuğunuzun farkına vararak başlayın. Korkunuzun size neyi yapma diyor? Bunların farkına vardıktan sonra kendinize “başka biri bu durumda olsaydı ona ne tavsiye verirdim?” diye sorun. Bundan sonra yapmaya çalışacağınız şey, öfkenizi de korkunuzu da tatmin edecek bir plan kurmak. Bunu maalesef hiç yapmıyoruz. Bu şekilde geri adım atıp plan kurmak yerine, hemen kaçış mekanizmalarına atlıyoruz. Ama biraz düşünürseniz belki de birine “bu yaptığın adil değil” demenin saygılı bir yolunu bulabilirsiniz. Sorun şu ki, beyniniz böyle bir durumdan korkuyor olacak zira çok uzun bir süre önce, saygılı bir fikir ayrılığının bile cezalandırılacağını öğrendi. Ama şimdi belki 10 yaş, 15 yaş daha büyüksünüz ve durumunuz farklı. Artık o istismarcı aile ortamında değilsiniz. Daha fazla saygının işlediği gerçek bir çalışma ortamındasınız.
Burada yapmanız gereken şey, bir orta yol bulmak. Bu orta yol hem otomatik olarak ortaya çıkan ilk reaksiyona kapılmamayı hem de aynı zamanda ileri doğru hareket etmeyi sağlayacak bir yol.
“Eğer ayrılmak istiyorsan söyle” ya da “ayrılmak istiyorsan ayrılalım” gibi kelimeleri çok kolay kullanan insanlar var. Bu insanlar genellikle kendi terk edilme korkularını artık kontrol edemediklerinden, yatıştırmaları için partnerlerinin suratına fırlatıyorlar. “Ayrılmak istediğini düşünüyorum, belirsizliğe dayanamıyorum, lütfen bana ayrılmak istemediğini söyle, rahatlat beni” demeye çalışıyorlar. Bazen de üstü kapalı karşı tarafı tehdit ediyorlar, “böyle devam edersen ayrılacağız” demeye çalışıyorlar.
Ayrılmak istiyorsan söyle diyen sevgili sıklıkla istediği rahatlamayı alıyor. Ya da tehditi kısa ve orta vadede işe yarayabiliyor. Ama bu yaptığının bir bedeli var. Ayrılık kelimesini birkaç kere bu şekilde kullanmanız, karşı tarafta ayrılığa gidecek birkaç süreci başlatabiliyor.
Birinci süreç, karşı tarafın, ayrılmak istiyorsan söyle diyen sevgilinin ayrılma planları yaptığını düşünerek kendisini ayrılığa hazırlaması ve bu hazırlama sürecinde soğuyup kendisinin ayrılması. İkinci süreç ise, ayrılmak istiyorsan söyle diyen sevgilinin bunu terk edilme korkusundan, zayıflığından yaptığını anlamaya başlaması ve bu zayıflık nedeniyle partnerinden soğuması. Bir de tabii bir şeyi yeterince söyleyip karşı tarafı ikna etme durumu da var. Yani ayrılmak istiyorsan söyle diye tekrarlayınca partnerin “evet ya, galiba ayrılmak istiyorum” diye düşünmeye başlaması.
Uzun süreli ilişki içinde olanlara tavsiyem, gerçekten ayrılık kelimesini, gerçekten ayrılmak istediğinize az çok karar verdiğiniz bir süreçten geçmeden kullanmayın. Kesinlikle kullanmayın. Ayrılık kelimesini bir iki kere kullanmanız, ayrılık korkunuzun kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşeceği süreci başlatmak için yeterli olabilir.
Peki bir şekilde o hatayı yaptınız ve “ayrılmak mı istiyorsun” diye sordunuz. Cevap olarak da “bilmiyorum” diye bir şey söyledi. Bu ne demek? Bu genellikle, senden ayrılmak istiyorum ama henüz ayrılığa hazır değilim biraz daha bekle ayrılacağım” demek. Zaten bu nedenle çoğu durumda, kişi bilmiyorum cevabını görmezden gelip devam ederse, karşı tarafın değişmediğini, daha doğrusu daha kötüye gittiğini ve hazır olunca ayrıldığını görüyor.
Ayrılmak mı istiyorsun sorusunu sormasanız daha iyi ama sordunuz ve bilmiyorum cevabı aldınız diyelim. Ne yapacaksınız? Siz ayrılacaksınız. Orada hemen ayrılmak zorunda değilsiniz, 2-3 hafta hazırlanarak, kendinizi çekerek bekleyip ayrılabilirsiniz ama sizin ayrılmanız daha iyi. Yoksa genellikle size bunları sorduran davranışları çekmeye devam edersiniz.
Blöf ayrılığı
Konumuzla az çok alakalı bir başka kavram da blöf ayrılığı. Bu tip bir ayrılıkta ayrılan partner aslında karşı tarafın kendisini çok da istemediğini, kısa süre içerisinde terk edeceğini anlamaya başlıyor. Kendisi ayrılmak istemiyor olsa bile ondan ayrılırsam benim peşimden koşar umuduyla ayrılıyor. Karşı taraf özellikle de henüz vicdanen buna hazır olmadığı için ayrılmıyorsa, birden önüne gümüş tepsi ile sunulan ve vicdan azabı çekmeden ayrılığı sağlayacak teklifi cebine koyup gidiyor. Belki giderken tiyatro niyetine bir iki damla gözyaşı da döküyor.
Bölf ayrılığını, genellikle terk eden tarafın karşısındaki insanın peşinden koşmadığını görmesi ile terk ettiği insanın peşinden koşması izliyor. Ama bu kolay ayrılığı cebine koymuş olan taraf tabii ki geri gelmiyor.
Böyle bir durumda benim tavsiyem kendinizi geri çekmeniz ve eğer işler bu şekilde düzelmezse diye kendinizi ayrılığa hızlıca hazırlamanız. Bu süreç zor olacağı için mümkün olduğu kadar kısa olsun ama mümkün olduğunca hazırlanın.
Bir insan blöf ayrılığına sıklıkla, karşı tarafın artık sürekli olarak, çok küçük nedenlerle kavga çıkarmasına tepki olarak gidiyor. Karşı taraf artık sevgilisine tahammül edemediği için küçük şeylerden bile rahatsız olabiliyor ya da daha beteri, karşı tarafı ayrılığa sürüklemek, terk edilmek için kavga çıkarıyor.
Bu durumda karşınızdakinden ayrılmayın demiyorum. Blöf olarak ayrılmayın diyorum. Mümkünse o terk etsin ama hem terk etmiyor hem de kavgalara devam ediyorsa bir yerde sizin kendinizi tamamen geri çekmeniz gerekecek. İşte bu süreçte ayrılığa hazırlanın ve gerektiğinde gerçekten terk edin. Blöf yapmayın.
Hayatı mükemmel görünen bir Facebook arkadaşım var. Çok güzel bir evde yaşıyor, çok iyi bir kariyeri var, ailesi ile haftasonları sürekli olarak heyecan verici deneyimler yaşıyor. Sanki yanlarında profesyonel fotoğrafçı gezdiriyorlar gibi fotoğraflar çekilip paylaşıyorlar zira nereye giderlerse gitsinler ya da ne yaparlarsa yapsınlar, her fotoğraflarında çok güzel görünüyorlar. Bu arkadaşım sürekli olarak ne kadar şanslı olduğunu ve hayatı için şükran duyduğunu yazıp duruyor.
Bana öyle geliyor ki bunları sadece Facebook’ta yazmış olmak için yazmıyor, gerçekten söylüyor.
(Not: Sana öyle geliyor çünkü hayatımız ne kadar şahane diye sürekli olarak hava atma ihtiyacındaki narsist kişiler genellikle içsel olarak çok aşağı hissedip durduklarından sürekli böyle şeyler yazmak, paylaşmak ve onay toplamak zorunda kalıyorlar).
Kaçınızın böyle Facebook arkadaşları var? Kaçınız bu tür arkadaşlarınız gıcık oluyorsunuz? Gıcık olmamak zor değil mi? Ama bu şekilde düşünmenin bize bir maliyeti var ve bugün bu maliyeti konuşacağız. Kötü alışkanlıklarımızın bize olan maliyetleri hakkında konuşacağız.
Belki Facebook’ta geziniyorsunuz ve arada bir birilerine gıcık oluyorsam bunun ne zararı var diyorsunuz. Alt tarafı 5 saniye boyunca gözlerimi deviriyorum, ne zararı var ki diyorsunuz. Ama araştırmalar bize, Facebook’ta arkadaşlarınıza imrenmenin depresyona yol açtığını gösteriyorlar. Ve bu zihnimizin bizi içine düşürmek için kurabileceği tuzaklardan sadece birisi.
Hiç patronunuzdan şikayet ettiniz mi? Ya da arkadaşlarınızın hayatına bakıp neden çok şanslılar diye düşündüğünüz oldu mu? Böyle düşüncelere engel olamayabilirsiniz ve bunlar an içinde önemsiz düşünceler gibi görünebilirler. Ama bu tip düşünceler sizin zihinsel gücünüzü, dayanıklılığınızı kemiren düşünceler.
Bizi daha az etkili yapan ve zihinsel gücümüzü düşüren 3 çeşit yıkıcı inanç var. Bunlardan birincisi kendimizle ilgili sağlıksız düşüncelerimiz.
Kendimize üzülmeye eğilimliyiz ve her ne kadar başımıza kötü bir şey geldiğinde üzülmemiz normal olsa da, kendimize acımamız, aşırıya kaçmamıza neden oluyor. Kendimize acımamız, şanssızlığımızı büyütmemizle ve şöyle şeyler düşünmemizle başlıyor:
“Bunlar neden hep benim başıma geliyorlar?”
“Böyle şeylerle uğraşmak zorunda olmamalıydım!”
Bu şekilde düşünmek hayatta ilerlemenizi engelliyor, problemlere odaklanıp kalmanıza neden oluyor. Mükemmelden uzaklaştırırken, çözüm bulmaktan alıkoyuyor. Bir çözüm bulamasanız bile her zaman, kendi hayatınızı ya da başka birinin hayatını daha iyi yapmak için bazı adımlar atabilirsiniz ama kendinize acımakla meşgulken bunları tabii ki yapamazsınız.
Hayatta ilerlemenize engel olan ikinci tip yıkıcı inanç ise başkaları hakkındaki sağlıksız inançlarımız. Başka insanların bizi kontrol edebildiklerini düşünüyoruz ve gücümüzü başkalarına teslim ediyoruz. Ama özgür bir ülkede yaşayan yetişkin biri olarak, zorla yaptırıldığınız çok az şey var.
Gece geç saatlere kadar çalışmak zorundayım dediğinizde, gücünüzü başkalarına veriyorsunuz. Evet, gece geç saatlere kadar çalışmazsanız bunun ciddi sonuçları olabilir ama bu yine de bir tercih.
Kaynanam beni deli ediyor dediğinizde de gücü başka birine veriyorsunuz. Kaynananız nazik bir insan olmayabilir ama kaynananıza nasıl tepki vereceğiniz tamamen sizin elinizde zira tepkilerinizin kontrolü tamamen sizin elinizde.
Hayatta ilerlemenize engel olan üçüncü tip yıkıcı inanç ise, dünya ile ilgili sağlıksız inançlarımız. Dünyanın bize bir şeyler borçlu olduğunu düşünme eğilimindeyiz. Örneğin çok çalışırsak başarıyı hak ettiğimizi düşünme eğilimindeyiz. Ama başarının kozmik bir ödül gibi ayağınıza geleceği inancı sizi büyük bir hayal kırıklığına sürükleyebilir.
Kötü zihinsel alışkanlıklarımızı bırakmanın zor olduğunu biliyorum. Çok uzun süre taşıdığımız sağlıksız inançları bırakmak gerçekten de zor. Ama bunları bırakmamanın maliyeti çok yüksek ve bu maliyeti yüklenemezsiniz. Zira hayatınız sizi er ya da geç, toplayabileceğiniz tüm zihinsel güce ihtiyacınız olacak bir noktaya getirecek.
23 yaşında mezun olduğumda, hayatı çözdüm diye düşünüyordum. Terapist olarak ilk büyük işime başlamıştım, evlenmiştim ve bir ev bile almıştım. Hayat harika olacak diyordum, çok başarılı bir başlangıç yapmıştım. Ne kötü gidebilir ki diyordum.
Birgün bir telefon aldım ve her şey tamamen değişti. Kız kardeşim annemin bilinci kapalı bir şekilde bulunduğunu ve hastaneye kaldırıldığını söyledi. Kocam Lincoln ile arabaya atlayıp hastaneye gittik. Ne olduğunu hayal bile edememiştik. Annem sadece 51 yaşındaydı ve herhangi bir kalp problemi yoktu. Doktorlar bize beyin anevrizması olduğunu söylediler ve her sabah “bugün hayatta olmak için harika bir gün” diye uyanan annem 24 saat içinde vefat etti.
Annemin ölümü beni yıktı. Annem ile çok yakındık. Bir terapist olarak entelektüel seviyede acının nasıl yaşanacağını biliyordum ama bir şeyi bilmek ile yapmak çok farklı şeyler olabiliyorlar. Gerçekten iyileştiğimi hissetmeye başlamam çok uzun sürdü.
Annemin ölümünün 3. Yıldönümünde Lincoln ile beni bir basketbol oyununa davet ettiler. Tesadüf şu ki, annemi öldüğü günden bir önceki gece en son o basketbol salonunda görmüştüm ve o salona o zamandan beridir ilk defa gidiyordum. Oraya gitmek istediğimden emin değildim ama Lincoln ile konuştuk ve bunun belki de annemin anısını onurlandırmak için iyi bir şey olacağını düşündük. Oyuna gittik ve arkadaşlarımızla gerçekten de iyi vakit geçirdik. Eve dönerken sonunda oraya gidebilmenin, onca acı yerine annemi gülümserken hatırlamanın ne kadar iyi bir şey olduğunu konuştuk.
Aynı akşam Lincoln iyi hissetmediğini söyledi ve birkaç dakika sonra da bayıldı. Ambülansı aradım ve ailesi benimle acilde buluştu. Sonsuzluk gibi gelen bir beklemeden sonra bir doktor geldi ama bizi Lincoln’un yanına götürmek yerine bir odaya aldı. Lincoln tanıdığım en maceracı adamdı ve o zaman bilmiyorduk ama sadece 26 yaşında olmasına rağmen kalp krizi geçirmişti. Hiç kalp rahatsızlığı olmamıştı.
26 yaşında dul kaldım. Annem de yanımda yoktu. Bu acının üstesinden nasıl geleceğimi düşündüm. Bu dönemi hayatımın acılı dönemi diye tanımlamak çok hafif kalır. O acılı dönemden geçerken, gerçekten zor zamanlardan geçerken iyi alışkanlıkların yeterli olmadığını fark ettim. Sadece bir iki küçük kötü alışkanlık bile hayatta ilerlemenize engel olabilirler.
Bu dönemde çalışabildiğim kadar çok çalıştım. Bunu sadece iyi alışkanlıklar edinmek için yapmadım, ne kadar küçük görünürlerse görünsünler, bazı küçük alışkanlıklardan kurtulmak için de yaptım. Bütün bu süreç boyunca hayatın birgün daha iyi olacağını umdum ve sonunda hayat daha iyi oldu da. Steve ile karşılaştım, yeniden evlendim. Lincoln ile aldığımız evi sattık ve yeni bir mahallede yeni bir ev aldık. Ben de yeni bir işe girdim.
Ama tam rahat bir nefes almıştım ki, Steve’in babasının ölümcül bir kansere yakalandığı haberini aldık. Bu haberden sonra ben bunlar neden benim başıma gelip duruyor diye düşünmeye başladım. Neden sevdiğim insanları kaybedip duruyorum diye düşünmeye başladım. Bunun hiç de adil olmadığını düşünmeye başladım. Ama bütün bu süreçte öğrendiğim bir şey varsa, o da bu düşünce şeklinin beni hayatta ilerlemekten alıkoyacağıydı. Neye ihtiyacım olacağını biliyordum: kendimde bulabildiğim kadar çok zihinsel güç.
Bu süreçte oturup zihinsel olarak güçlü insanların yapmadığı tüm şeylerin bir listesini yaptım ve o listeyi okuyup durdum. Bu liste, zamanında belli dönemlerde yaptığım ve hayatta olduğum yere saplanıp kalmama neden olan tüm o kötü alışkanlıkları hatırlatıyordu. Bu listeyi okuyup durdum. Buna ihtiyacım vardı zira Steve’in babası, bu listeyi bitirdikten birkaç hafta sonra vefat etti.
Bu hayat yolculuğu bana, zihinsel olarak güçlü olmanın sırrının, kötü zihinsel alışkanlıklarımızdan kurtulmak olduğunu öğretti.
Zihinsel güç, fiziksel güce çok benziyor. Fiziksel olarak güçlenmek için spor salonuna gitmeniz ve ağırlık kaldırmanız gerekiyor. Ama gerçekten sonuç almak istiyorsanız, abur cubur yemek gibi kötü alışkanlıklarınızdan da kurtulmanız gerekiyor. Zihinsel güç için de şükretmek gibi iyi alışkanlıklar gerekiyor ama aynı zamanda başkalarının başarılarını kıskanmak gibi kötü zihinsel alışkanlıklardan da kurtulmanız gerekiyor. Başkalarının başarılarını kıskanmak gibi sağlıksız zihinsel alışkanlıklar ne sıklıkta yapılırsa yapılsınlar, sizi aşağı çekerler.
Peki çok uzun yıllardır taşıdığınız sağlıksız zihinsel alışkanlıklardan nasıl kurtulacaksınız? Bunu yapmaya, sağlıksız inançlarınıza sağlıklı inançlar ile karşı koyarak başlarsınız.
Örneğin kendimizle ilgili sağlıksız inançlarımızın çoğu, duygularımızdan rahatsız olmamızdan kaynaklanır. Üzüntü, acı, kızgınlık veya korku gibi duygular rahatsız edicidirler ve bu duyguların verdiği rahatsızlıktan kaçmak için her şeyi yaparız.
Örneğin kendimize acıyıp durarak bu duyguların rahatsız ediciliğinden kaçmaya çalışırız. Bu her ne kadar geçici bir dikkat dağıtma sağlasa da, acıyı uzatır. Rahatsız edici duyguları aşmanın tek yolu, onlarla baş etmenin tek yolu, onları yaşamaktır. Üzüntü duygusunu yaşamanıza izin verin ve sonra da kendine güven kazanmak için hayatınıza devam edin.
Başka insanlar hakkındaki sağlıksız inançlarımız, kendimizi onlarla karşılaştırmamızdan kaynaklanır. Onları kendimizden yukarıda ya da aşağıda görürüz. Bizim nasıl hissettiğimizi kontrol edebildiklerini ya da onların nasıl davranacaklarını kontrol edebileceğimizi düşünürüz. Onları bizim ilerlememize engel olmakla suçlarız. Ama bütün bunlara kendi kararlarımız neden olurlar. Sizin ayrı bir insan olduğunuzu, diğer insanların sizden ayrı insanlar olduğunu kabul etmeniz gerekiyor. Kendinizi karşılaştırmanız gereken tek insan, sizin dünkü haliniz.
Dünya hakkındaki sağlıksız düşünceler, en derinlerimizde dünyanın adil bir yer olmasını istememizden gelir. Eğer yeterince iyilik yaparsak, başımıza iyi şeyler geleceğini düşünmek isteriz. Ya da yeterince kötü zamana göğüs gerersek, bir şekilde ödüllendirileceğimizi düşünmek isteriz. Ama hayatın adil olmadığını kabul etmeniz gerekiyor ve bu oldukça özgürleştirici şey olabilir. Bu sizin iyiliğinizin ödüllendirilmeyebileceği anlamına gelir ama aynı zamanda ne kadar acı çekerseniz çekin, hayat boyu acı çekmeye mahkum olmadığınız anlamına da gelir. Dünya böyle çalışmıyor. Dünyanızı siz inşaa ediyorsunuz ama dünyanızı değiştirmeniz için öncelikle dünyanızı değiştirebileceğinize inanmanız lazım.
Zamanında şeker hastası biri danışanım olmuştu. Bu adamın sağlıksız zihinsel alışkanlıkları, fiziksel sağlığını da kötü etkiliyordu ve bu nedenle de doktoru kendisini terapiye göndermişti.
Bu adamın annesi o çok küçük yaşlardayken şeker hastalığından vefat etmişti ve kendisinin de aynı kaderle lanetlendiğine inanıyordu. Kan şekerini yönetmeyi bırakmıştı ve kan şekeri son zamanlarda o kadar çok artmıştı ki, görme duyusu zarar görmeye başlamıştı ve sürücü ehliyetini kaybetmişti.
Bana ilk geldiğinde dünyası hızla daralıyordu. Kan şekerini yönetmek için yapması gereken her şeyi biliyordu ama bunları yapmaya değeceğini düşünmüyordu. Ama sonunda sadece bir küçük değişiklik yapmaya razı oldu ve günde iki litre Pepsi içmeyi bıraktı. Günde iki litre diyet Pepsi içmeye başladı.
Pepsi içmeyi bıraktıktan sonra kan şekerinin ne kadar hızlı düzeldiğine kendi bile şaşırdı. Bana geldiği her hafta, diyet Pepsinin ne kadar kötü bir tadı olduğundan şikayet etse de, diyet Pepsi içmeye devam etti.
Bir iyileşme gördükten sonra, bazı başka alışkanlıklarını da değiştirmenin, işe yarayabileceğini düşünmeye başladı. Her gece yediğim dondurmayı daha sağlıklı bir şeyle değiştirebilirim dedi. Birgün arkadaşları ile bir dükkandayken, kırık dökük bir egzersiz bisikleti buldu ve bunu çok ucuza satın aldı. Bisikleti televizyonun önüne koydu ve favori programlarını izlerken pedal çevirmeye başladı. Bunun sonucunda sadece kilo kaybetmedi, aynı zamanda görme duyusunun düzeldiğini de fark etmeye başladı. Gözlerindeki hasarın kalıcı olmayabileceğini düşündü ve sürücü ehliyetini geri almak gibi yeni bir hedef belirledi.
Terapi sürecinin sonlarında, her hafta bana gelip, bu hafta ne yapabiliriz diye soruyordu. Artık dünyasını değiştirebileceğine, dünyasını değiştirmek için gerekli zihinsel güce sahip olduğuna, kötü zihinsel akışkanlıklarından kurtulabileceğine inanıyordu. Tüm bu değişim ise sadece küçük bir adımla başlamıştı.
Sağlıksız zihinsel alışkanlıklarınız sizi, sahip olabileceğiniz kadar zihinsel güçten mahrum bırakıyorlar. Sizi ilerlemekten alıkoyan, gerileten kötü zihinsel alışkanlıklarınız nelerdir, bugün bunlardan kurtulmak için hangi küçük adımı atabilirsiniz diye düşünmeye davet ediyorum.
Başında oldukça cazibeli ve şefkatli davranan kız arkadaşınız, daha sonra her pozitifi negatife dönüştürebilen, asabi, kaygılı, kızgın ve çoğu zaman sizin hakkınızda şikayet eden, sürekli sizden iğrenir gibi bakışlar atan, size ne kadar aptal ve umutsuz olduğunuzu söyleyen birine mi dönüştü? Artık sizi sıklıkla aşağılayan, alay eden, size karşı saygısızlık yaparken sürekli olarak sizi ona karşı saygısızlık yapmakla suçlayan biri haline mi geldi? O zaman kız arkadaşınız, buna sebep olabilecek tek rahatsızlık bu olmasa da, bir kırılgan narsist olabilir.
Bu bölümde kırılgan narsist bir kadının bazı spesifik manipülasyon taktiklerinden bahsedeceğiz. Kimsenin böyle toksik bir insan ile ilişkide kalmasını tavsiye etmem ama bu ilişkide kalma zorunluluğunuz varsa, bu manipülasyonları nasıl yönetebileceğinizi de konuşacağız. Ama tabii siz yine de bu ilişkiden kaçarak uzaklaşın.
Kırılgan narsist bir kadının ilk ve en temel manipülasyonu, kurtarılmayı bekleyen mahsun prensesi oynamaktır. Kırılgan narsist kadın mağduru oynar. Aslında buradaki oynar kısmı aslında tam olarak oyun da değildir zira kırılgan narsist kadın genellikle, durum ne olursa olsun, o duruma kaç kere düşerse düşsün, kendisini gerçekten de masum bir kurban olarak görür. Bir kere bile oturup “belki sürekli tekrarlanan bu problemlerde benim de bir payım var” diye düşünmez. Bunun yerine kendisini çaresiz, kronik olarak kötü davranılan ve yanlış anlaşılan biri olarak görür. Kendini tüm o zorbalardan ve kötülüklerle dolu dünyadan korumak dışında bir şansı olmadığına inanır.
Kırılgan narsist bir kadın, başına gelen tüm çatışma ve kaosu, mağdur kimliğini pekiştirmek ve güçlendirmek, bunun sonucunda da bu mağdur kimliğini onaylayan insanları kendisine çekmek ve kahramanı oynayacak bir partner bulmak için genellikle kendisinin yarattığının farkına varamaz. Bu “kahraman” partner tabii ki kısa bir süre sonra kahramandan koca bir pisliğe sürüleceğinin farkında değildir.
Kırılgan narsist kadının mağdur zihniyetini onaylamayan herkes kötü adamdır. Aslına bakarsanız, kırılgan narsist kadının algısını az da olsa sorgularsanız ya da problemlerini çözmesi için ona çözüm önerirseniz ya boşu boşuna kavgalara tutuşursunuz ya da önünüzde koca bir duvar örülür ve o duvara toslarsınız. Kırılgan narsist kadını değersizleştirmekle, empati kapasitesi olmamakla, bir kadını anlama kapasitesi olmamakla ve hatta psikolojik şiddet ile suçlanırsınız.
Kırılgan narsist kadınla ilgili anlamanız gereken şey, bu insanın mağdur zihniyetinin, psikolojik bir savunma mekanizması olduğudur. Mağdur zihniyetinin, başkalarından ilgi, sempati, onay ve kaynak alma, tüm davranışlarının sorumluluğundan kendini azad etme, hiçbir şeyin suçlusu olmama, aynaya bir kere bile bakıp temel probleminin kendi ruhunda olduğu gibi çok sıkıntılı bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalmama gibi bir sürü işlevi vardır. Yani kırılgan narsist kadının kendi hatasını kabul etmesinin, çok derin utanç, güvensizlik ve yetersizlik duygularını tetikleyeceğini ve bu tetiklemenin de kırılgan narsist kadının dehşetle korktuğu, tüm kimliğini mahvedecek bir çöküntüye yol açacağını anlamalısınız.
Kırılgan narsist zaten kırılgan kişiliğini korumak için yıllar boyunca tüm bu savunma katmanlarını inşaa eder ve bu nedenle de, böyle bir çöküntüden kaçmak için elinden geleni yapar. Kırılgan narsistin elinde, sahte kimliğini korumak için kullanacağı bir sürü silah vardır. Eğer onun “hatasız” olmasını ya da davranışlarını sorgularsanız, bu aşırı kırılgan balona iğne batırırsınız ve bu nedenle de kadın hemen saldırıya ve savunmaya geçer. Gaslihting, suçu saptırma, yansıtma gibi manipülasyonlarla, kendi mağdur edebiyatlarına uyacak şekilde olayları ve geçmişi yeniden yazma çalışmasına başlar. Sizin kafanızı karıştırmak, enerjinizi emmek, size yönünüzü kaybettirmek için elinden geleni yapar.
Bu nedenle, kırılgan narsist kadının kurban zihniyetine meydan okumak ya da onun problemlerini çözme rolüne bürünmek her ne kadar karşı konulmaz bir istek olsa da, bunlar onun kendisini iyi hissetmesini sağlamayacaktır. Bu insanla, özellikle sizi düşman olarak çizdiği durumlarda, temel fikir ayrılıklarınız olsa da, kadının bizzat kendi eliyle yarattığı sorunu çözmek için uğraşmanın hiçbir faydası olmayacağını anlamanız lazım.
Eğer kırılgan narsist kadının şikayetleri size yönelik değilse, en iyisi şefkatli ama mesafeli durmak. Kadının duyguları ile hemfikir olmanıza gerek yok ama bu duygulara sahip olduğunu gördüğünüzü gösterin. Tartışmaya girmek yerine, “bana anlattıkların senin için gerçekten zor olmalı” gibi bir şey söyleyin.
Maalesef kırılgan narsist kadının mağdur zihniyeti sıklıkla sizi hedef alır. Kırılgan narsist kadın, sizi rahatsız eden bir şeyi onunla konuştuğunuzda genellikle “inkar et – saldır – kurban saldırgan rolünü ters yüz et” (Darvo – Deny, Attack, and Reverse Victim and Offender) tekniği ile kendi kurban duruşunu pekiştirmeye çalışır.
Diyelim ki saat 7’de restoranda buluşacaksınız ama partneriniz sürekli olarak geç kalan bir tip ve saat 7:30 olmasına rağmen gelen giden yok. Bu canınızı sıkıyor ama eğer bu konuyu açarsanız bütün akşamın berbat olacağını da biliyorsunuz. Sonunda partneriniz restorana geliyor ve tabii ki hiçbir şey olmamış, geç kalması problem değilmiş gibi davranıyor. Kendi sorunlarından konuşuyor ve tabii ki sizin gününüz hakkında tek bir soru sormazken, sizi yediğiniz veya giydiğiniz şeyler ile eleştirmekten de geri durmuyor.
Eve dönerken geç kaldığı aklınıza geliyor ve “bugün neden geç kaldın?” diye soruyorsunuz. Tabii ki hemen savunmaya geçiyor ve geç kaldığını inkar ediyor ve zaten “7:30’da buluşacaktık” diyor. Kendisine mesajlaşmanızı gösterdiğinizde ise sinirleniyor ve “bu kadar basit bir şeyden neden problem yaratıyorsun” diye size çıkışıyor. “Ya senin geç kaldığın tüm o buluşmalara ne demeli?” diye saldırıya geçiyor.
Burada “sadece neden geç kaldığını merak ettim, işte mi takıldın, trafikte mi? Sorun etmiyorum ama geç kalacağını söyleyen bir mesaj atman iyi olur” diye cevaplıyorsunuz diyelim. Bu aşamada kırılgan narsist kadın kurban – saldırgan rolünü ters yüz etme yoluna giderek “hep böyle yapıyorsun, benim sadece birkaç dakika geç kalmamı bahane edip berbat biri gibi hissetmemi sağlamaya çalışıyorsun” diyor. “Beni sürekli eleştiriyorsun, sürekli nerede olduğumu bilmek istiyorsun!”.
“Bak sorun yaratmaya çalışmıyorum, sanırım ikimiz de eğer geç kalacaksak bunu birbirimize haber vereceğimiz konusunda hemfikir olabiliriz” diyorsunuz. Tabii ki özür dileyip bu çözümü kabul edeceğine, sorumluluğu üzerine almamaya ve sizi manipüle etmeye devam ediyor.
Böyle bir durumda ne yapabilirsiniz?
Farkına varmanız gereken ilk şey, kırılgan narsist insanların yapacaklarını tahmin etmenin aslında çok kolay olduğu. Bu insanlar hemen hemen her zaman aynı davranış kalıpları ile tepki verirler. Bu nedenle de olayda duygusal olarak yükselmek, kafa karışıklığına düşmek ve karşı tarafın sorumluluk alması için uğraşmak yerine, bunun bir davranış kalıbı olduğunun farkına varın. Problemlerinizi, ihtiyaçlarınızı ya da endişelerinizi ne kadar ince bir şekilde konuşmak isterseniz isteyin, kırılgan narsist kadın bunu kendisine yönelik kişisel bir saldırı olarak görecek.
Kırılgan narsiste meydan okuduğunuzda, söyleyeceğinizi açık bir şekilde söyleyin, davranışlara odaklanın, savunmaya geçmekten kaçının ve narsistin sizi konudan uzaklaştırmasına izin vermeyin. Asıl konuya dönün ve kendisine aynı takımda oynadığınızı hatırlatın. Fakat o an içinde, onun gözünde “düşman” olduğunuzu unutmayın. Belki de sizi sürekli olarak “düşman” olarak görüyor ve konuşmadan en kısa sürede çıkmanız gerekebilir. Bu nedenle sakin kalın ama kararlı olun. Bir yandan da bu insanın bakış açısını değiştiremeyeceğinizi bilin. Kendinizi savunmaya ya da karşınızdakinin onayını almaya veya haklı olmaya çalışma tuzağına düşmeyin. Sadece ve sadece kendi esenliğinize önem verin.
Benim ve aslında yayını yapan terapistin tavsiyesi, kırılgan narsist partner ile ilgili tavsiyem, ne kadar zor olursa olsun bu insanı geri dönüşsüz terk etmeniz ve tamamen ghostlamanız. Her yerden engelleyin ve size ulaşmasına izin vermeyin. Ama maalesef bu bazen mümkün olmuyor. Örneğin bu kişiden çocuğunuz varsa ya da boşanma aşamasındaysanız kendisi ile muhatap olmanız gerekiyor. Hem bu nedenle, hem de burada anlatılanların böyle bir insanla birlikte olduğunuzu anlamanız için faydalı olacağından çevirisini yaptım.
Bu arada bunu kırılgan narsist erkekler de yapıyorlar ama kurtarılmayı bekleyen mahsun kurban bir erkeğe çok çekici geldiğinden özellikle efendi erkekler bu tuzağa düşerlerken, kadınların çoğuna itici geldiğinden, kırılgan narsist erkeklerin çoğu incel geziyorlar (sesi çok çıkan incellerin de aynı şekilde kurban psikolojisinde olduklarına ve problemlerini çözmeye yönelik en ufak tavsiyeye bile nasıl şiddetle saldırdıklarına dikkat edin.)
Yanlış olduğunu biliyorum ama rastgele girdiğim bir üniversite grubundan birkaç kıza yazdım ve bu kızla işleri ileriye götürebildim.
Evet, üniversitede görece dar bir grupta çok kısa süre içerisinde birkaç kıza yürümen, bu grupta adının çıkmasına neden olabilir. Bu tür gruplarda isminizin çıkması ne kadar yayılır tabii şüpheli ama belli de olmaz. Bir sınıfta ya da kulüpte bunu yapmanız, o sınıfta ya da kulüpte bir daha hiç kız bulamamanıza neden olabilir bu arada onu zaten yapmayın. Bir kulübe girer girmez hızlıca 2-3 kıza yürüyen ve tüm kulüp tarafından dışlanan çok adam var. Bunu bir de kendi sınıfında yapan var ki tam facia.
2 gün içinde 1 hafta sonraya buluşma ayarladım. Buluşma gününe kadar az mesajlaştım birkaç kere de araştık. Sizin ilk buluşma ile ilgili olan yayınınızı da izledim. Buluşma sırasında da bunları uygulamam gerçekten sizin bahsettiğiniz gibi rahat bir buluşma geçirmemi sağladı. Oturduğumuz kafede ufaktan öpüştükten sonra bir parka gittik ve orada devam ettik. Kız klasik sen libidomu yükseltiyorsun çok güzel öpüşüyorsun gibi şeyler söylese de ben kafamda “lan bıragg ?” diyordum. Ben bu sırada senin yapmayın dediğin ama sonradan öğrendiğim, yatmadığım kızın orasına burasına ellememe olayını gerçekleştirmeyip baya elledim.
Bu seni aç abazan gösterir. Aşırı abartırsan arıza gösterir. Karşı taraf sana karşı korku ve küçümseme karışımı bir şeyler hisseder ki hiç de iyi bir şey değil.
Kız bana “keşke ev olsaydı” dedi.
Ev olsaydı daha fazlasını yapabilirdin ama genç yaşlarda ev lüks oluyor.
Biraz daha kızla böyle oturduktan sonra vedalaşırken yurda varınca yaz dedi. Alay eder gibi cevap versem de kız ciddi ciddi yaz diye diretti. Mesajlarda da ilgisi çok yüksekti. 3 gün sonra akşam aradım onu ve ilk buluşmanın 1 hafta sonrasına ev tutabileceğimi gelip gelmeyeceğini sordum. Gelirim dedi. Normalde kıza böyle sormamak gerekiyor ama kız kendisi bu kadar istekli davranınca ben de sormak istedim.
Sormamak gerekiyordan ziyade risk alıyorsun. Ters tepebilir ama bazen risk alırsın. Risk aldığını ve ters tepebileceğini bilerek yapıyorsan büyük dert değil. Yani eğer son anda çark ederse ya da bazen son anda “sen beni sadece şey için istiyorsun görüşmeyelim” falan derse sakin kalmayı bileceksin.
Ayrıca o sıra ne bir arkadaşım evde kalıyor ne de ben. Kızın evi var ancak aile evi ve pek boş kalmıyor. Kız eve gelmeyi kabul edince arayı fazla açmamak için o güne gelmeden bir buluşma daha ayarladım. Normalde buluşacağımız yere gelemeyeceğini annesinin sıkıştırdığını söyledi ve biz de ikimize de orta mesafede olan başka bir yerde buluştuk. Buluşma sırasında annesiyle telefonda falan konuştu ve kafası çok başka yerlerdeydi. Kahveleri içtikten sonra ayak üstü bir yerde öpüştük (kız uygun ortamı bulunca dudaklarıma yapıştı) ve kızı yolladım. Sonrasında ev buluşmasının bir gün öncesi yazdım ona çok geç cevap verdi hasta olduğunu söyledi ben de geliyorsun dimi yazdım.
Geliyorsun değil mi yazılmaz. Yarın görüşürüz yazılır. Bir zamanlar kadının gelip gelmediği kontrol edilmezdi, isteyen kadın gelir denirdi ama günümüzde iletişim o kadar kolay ki, kontrol etmediniz mi, kadın sizin gelmeyeceğinizi düşünüyor. O nedenle buluşma öncesi bir kontrol gerekiyor ama bunu “gelecek misin?” diye yapamazsın. Ulaşırsın, muhabbet edersin ve yarın görüşürüz dersin. Eğer gelmeyeceği varsa o zaman sana söyler.
O mesaja bakmadı.
Kötü.
Buluşma günü 2 3 kere aradım bakmadı.
Peşinden koşar duruma düşmüşsün. Kötü.
En son aradığımda bir erkek açıp “gelmiycek” dedi ve suratıma kapattı.
Hahaha. Bunu beklemiyordum. Kızın arkadaşı, kuzeni falan olabilir. Riski aldın patladı. Burada bırakacaksın. Bu kıza hiç ulaşmaman lazım. O sana ulaşacak. Peşine düşerek çok abazan duruma da düşüyorsun.
Sonrasında benim aklıma inanılmaz senaryolar geldi ve aşırı sinirlendim.
Ne gibi?
Tekrar aradım ve bu sefer kız açtı.
Sana cevap vermeyen kızın peşinde koşuyorsun. Sadece ezik ve abazan değil, bu aşamada arıza ve korkutucu oldun. Risk aldın, patladı. Sakin kalman gerekiyor. Kız o eve gelmedi diye bir daha bir yere gelmez değil ama sen kafayı yiyerek kızı korkutuyorsun, kendini küçültüyorsun.
Kıza çok yüksek sesle bağırdım.
Ohanesburger!
Yuh. Kız gelmiyor işte, hala neyin peşindesin 😮 Son anda çark etti. Normal. Bir arkadaşı ne yapıyorsun sen demiştir, sonradan “slut defense” (hafif kız kalkanları) aktif hale gelmiştir, vs. Başını, tam da hak ettiğin gibi, belaya sokacaksın. Ayrıca bu olayda kendini kaybederek, duygusal zayıflık göstererek, kızın gelme ihtimalini de sıfırladın.
Kız hastaydım sabahtan beri masada uyuyordum o yüzden bakmadım. En son tuvalete gitmiştim o sırada arkadaşım bakmış. Dedim işte geliyor musun falan o da bilmiyorum vs. Dedi. Ben bunlar olunca geceyi geçirmese bile cinsellik yaşansın da sonra evine giderse gitsin diye birkaç saatliğine gel o zaman dedim.
Abazanlık başa bela. Az önce bağırdığın kıza bunu teklif ettin.
Kız da deneyeceğim dedi.
Gelmez, telefonu kapamak için öyle diyor.
Sonra kapattık 5 10 dakika sonra kız aradı ve açtığımda aynı çocuk cevap verdi. Bana küfretmişsin şöyle böyle falan biraz gerginlik oldu. Pek uzatmadan kapattık.
Seni iyi bir dayak kendine getirir aslında.
Ben yola çıktım bu sırada kızın gelmeme durumunu düşünerek evi de tutmuşken boş geçmesin diye arkadaşımla falan konuştum. Kız gelmezse takılalım içelim vs. Diye. Kızı aradım yine dedi işte annem telefonda seni görmüş babama da söylemiş babam okuldan almaya geldi senin için ailemi karşıma aldım falan. Ben de dedim dikkat et ne yapıyorsan yap bir şekilde bana olumlu veya olumsuz haber ver dedim. O gün 2 tane arkadaşımı davet ettim sağ olsunlar geldiler yemek içecek ne varsa onlar karşıladılar. Bir gün sonra kız yazdı bana artık konuşamayız diye.
Beklenen son.
Ben de peki yazdım. Sonrasında bu kadar mıydı gerçekten yazınca girdim konuya seni arıyorum ulaşamıyorum sonra bir tane erkek açıyor ve o cevap veriyor. Arkasına senin telefonundan arayıp beni tehdit ediyor vs. Kız da bir şeyler söyledi sonrasında bağırdığım için çocuk duymuş küfürleri ve kız da korkmuş belli bir süre konuşmayalım dedi. Ve bir daha hiç yazmadı da aramadı da.
Beklenen son.
Burada benim yaptığım hatalardan birisi öpüşürken fazla orasına burasına ellemek ve abazan davranmak olabilir diye düşünüyorum.
Hayır. Riskli bir teklif yaptın, ters tepebileceğini, son dakika direnci olabileceğini öngörüp sakin kalacaktın.
Ki zaten hayatımda öpüştüğüm 2.kızdı ve gerçekten ilkine göre çok çok deneyimli duruyordu. İlkine göre de daha hızlı ilerlemişti her şey. Başka birisi de ev tutma işini çok erken yapmak ve acele etmek diye tahmin ediyorum. Ayrıca ilk buluşma sırasında yanlış olduğunu bilsem de eski ilişkiler hakkında kaç kere öpüştün kaç kere cinsel ilişki yaşadın gibi sorular da sorduk. Kız bakire olmadığını söyledi. O 18 ben 20 yaşındayım. Kızın instagram hesabında takip takipçi dengesi normaldi annesi babası belliydi etiketlenenlerde eski fotoları ve aile fotoları da vardı.
Ortada problem olabilecek ama yeni tanıştığımızda problem olmayacak bir şey vardı ki o da kızın ekonomik durumunun benden 3 kat falan iyi olmasıydı. Şimdiden teşekkür ederim abi kolay gelsin.
Bu olayı senin bağırıp çağırman bitirdi. Yoksa muhtemelen daha görüşür ve ilerlerdiniz. Cüretkar bir teklif yapacaksanız, sonunda olabilecek negatif durumlarda sakin kalmayı bilin, bilmiyorsanız cüretkar teklifler yapmayın diyeceğim ama arada cüretkar teklif riskini göze almanız akıllıca olabilir o nedenle siz en iyisi işler istediğiniz gibi gitmedi mi sakin kalmayı öğrenin.
“Benim hoşlandığım kişiler benden hoşlanmıyor . Benden hoşlananlardanda ben hoşlanmıyorum? Ben o kadar da hoşuma gitmeyen kızlara karşı umursamaz davranabiliyorum ve bu kızlar benimle görüşmeye daha istekli oluyorlar ama bir kız hoşuma giderse o kıza kontrol edemeyeceğim duygular besliyorum ve kızı kendimden uzaklaştırıyorum. Ne yapmalıyım?”
Öncelikle burada sorun olan “benden hoşlananlardan da ben hoşlanmıyorum” kısmı değil. Hoşlandığı kişi ile beraber olabilen birinin “yahu benden hoşlanandan neden hoşlanamadım?” diye dert ettiğini sanmam.
Bu soruyu soranlar sanki değişik bir durumları varmış gibi soruyorlar hatta bazıları “abi benim durumum farklı” gibi bir şey söylüyorlar. Özel bir durum yok, hoşlanmadığı kadına herkes umursamaz davranabilir. Mesele hoşlandığın kadına aynı şekilde davranmak.
Devam etmeden bir parantez açayım ve umursamamayı kendisini umursamayan kadınların hıncını, kendisinden hoşlanan kızcağızdan çıkarmaya çalışacak şekilde kıza kötü davranma olarak yapanlar var yani aynı şekilde davranmak gerek derken hoşlandığın kızlara da götlük yapın demeye çalışmıyorum.
Benim lugatımda “umursamamak” kadını umursamamak değil, kadın ile işlerin iyi ya da kötü gitmesini pek umursamamaktır. “Bu kız hoş, olsa iyi olur, olmazsa talihsizlik ama sonra başkası ile olur” gibi bir zihin yapısında ve rahatlıkta olmaktır.
“Çoğu insanın, başka bir insanla etkileşiminde muhtaç davranmasının sebebi, karşısındaki kişiyi, yoğun bir duygusal ihtiyacını karşılayacak kişi olarak seçmesi. Saatlerce mesajlaşman, hemen günaydın mesajları atarak ya da iltifat ederek aynı yoğun etkileşimi devam ettirmeye çalışman, uzun süredir açlığını hissettiğin samimiyet, yakınlık ve cinsel istek gibi duyguların hemen ve anında karşılanmasını istemen ve karşındakini bunları karşılayacağın, daha doğrusu yapışıp somuracağın kaynak olarak ataman nedenli. Çok açım ve bana ihtiyacım olanı hemen ver diye yakasına yapışıyorsun. Ne zamandır böyle hissetmiyordum, ne zamandır yalnızlık hissimden bu kadar uzaklaşmamıştım, bana hemen şimdi daha fazlasını ver!
Sen hemen ve çok fazla ihtiyacını karşılamak için yoğun duygusal yatırım yapıyorsun. Karşındaki ise aynı yoğunlukta değil ve senin ihtiyacın olan ve hemen talep ettiğin yoğunlukta verecek seviyede değil. Karşısında, kendisinde henüz olmayan yoğun açlık görünce de kız, normal her insanın yapacağı gibi bundan rahatsız olmaya ve senden uzaklaşmaya başlıyor.”
Burada önemli bir nokta da, hoşunuza giden bir kadının kısa sürede çok hoşunuza giden bir kadın olmaya başlaması ve artık bu kadına karşı kontrol edemeyeceğiniz duygular hissetmeye başlamanız.
Bunun en önemli nedenlerinden birisi, bu kadına duygusal yatırım yapmanız. Bunu davranış ve düşüncelerle yapıyorsunuz.
Başından çok hoşlanmadığınız bir kadını sürekli düşünmüyorsunuz ama başından hoşlandığınız kadını sıklıkla düşünüyorsunuz.
Başından çok hoşlanmadığınız bir kadının mesajınıza nasıl cevap verdiği sizin için pek fark etmiyor ama başından hoşlandığınız kadın geç yazarsa kaygı duyuyorsunuz.
Başından hoşlandığınız kadınla ilgili hayal kurmaya başlıyorsunuz.
Başından hoşlandığınız kadınla daha fazla vakit geçirmeye çalışıyorsunuz.
Başından hoşlandığınız kadının Instagram’ına daha sık bakıyorsunuz, Whatsapp mesajına cevap verdi mi diye daha sık kontrol ediyorsunuz.
Bütün bu eylemleriniz ise, kontrol edemediğiniz duygu seline neden oluyor. Yani kontrol edemediğiniz duygu seli yüzünden düşünüyor, kaygılanıyor, hayal kuruyor, bakıyor, vs. değilsiniz. Düşünüyor, kaygılanıyor, hayal kuruyor, bakıyor, vs. olduğunuz için kontrol edilemez duygu seli yaratıyorsunuz!
Dikkat ederseniz duygusal yatırımın çoğunu, maalesef teknoloji nedeniyle, kadınla yan yana değilken, durduğunuz yerde ve gayet kontrol altında tutabileceğiniz bir durumda, kontrol etmek için bir çaba göstermeden yapıyorsunuz. Başından duygu selini engelleseniz, sonradan ortaya çıkan seli dizginlemek için çabalamanıza gerek kalmayacak. Ateşi kontrol etmediğinizden, ateş her tarafı sarıyor.
Siz tavsiyem, ateşin her tarafı sarmasına başından izin vermeyin. Aslında kendi başınızayken, özellikle başlarda az ama bilinçli bir çaba ile ateşin kontrolden çıkmasına izin vermeyebilirsiniz, bu çoğu erkek için bu aşamada gayet yapılabilir bir şey. Ateş bacayı bir kere sardı mı, o yangının her şeyi mahvetmesini engellemek çok zor.
Çok hoşlanmadığınız bir kızı umursamadığınız gibi hoşlandığınız kızı da umursamayın derken ne dediğimi artık daha iyi anlıyorsunuzdur umarım. “Güzelim sen kimsin, benim elimin altında senden çok var, sen bana layık mısın?” götlüklerinden bahsetmiyorum. Şunun gibi şeylerden bahsediyorum:
Hoşlandığınız kadını düşünmeye karşı koyun.
Hoşlandığınız kadın cevap verdi mi diye sıklıkla kontrol etme dürtüsüne engel olun. Geç yazarsa “beni istemiyor mu” kaygıları yerine “işi vardır” diye düşünmeye eğilim gösterin.
Hoşlandığınız kadınla ilgili hayal kurmaya karşı koyun.
Hoşlandığınız kadınla daha fazla vakit geçirme dürtünüze engel olun.
Hoşlandığınız kadının Instagram’ına hemen hiç bakmayın, Whatsapp durumuna bakmayın.
Bunların çoğu sizin kadınla ilişki pahasına kadını hedonist, dopaminerjik zevkler için kullanmanız şeklinde hareketler. Kadını düşünmek, hayal kurmak, daha fazla vakit geçirmeye çalışmak size ekstra zevk veriyor. Cevabını kontrol etmek, cevap verdiyse “dopamin şelale” diye zevklenmek için. Ama bu ucuz zevkleri kullanırken yanlışlıkla kadına bağımlı oluyorsunuz, simp oluyorsunuz ve gerçek zevklerden mahrum kalıyorsunuz.
Simp, kadınlar için aşırı çaba gösteren, kadınlara sürekli ilgisini gösteren, kadınların dikkatini çekmeye çalışan, kadınların onayı için onlara yaranmaya çalışan ve kadınları şımartmak için her şeyi yapan adamlar için kullanılan yabancı bir kelime. Türkçe’ye kılıbık, ahmak ya da amsalak olarak çevriliyor. Ben bu kelimeyi bazen amsalak olarak kullandım mı, ona buna simp diyenler hakaret ediyorsun diyorlar ama anlamı bu 🙂 Simp aslında avanak, alık, keriz, aptal, saf gibi anlamları olan simpleton kelimesinin kısaltılmışı.
Bir simpseniz, simp olmaktan sağlıklı bir şekilde kurtulmanız, bu sağlıklı kısmına geleceğiz, doyurucu bir ilişki yaşamına sahip bir erkek olmanız açısından çok önemli. Simp olmaktan kurtulduğunu düşünen bir erkekseniz ve simp erkek görünce öfkeleniyorsanız, simp erkeklerden ve genel olarak kadınlardan nefret ediyorsanız, simplerden ve kadınlardan nefret etmeyi bırakmayı öğrenmeniz de çok önemli zira bu öfke aslında simp erkeğin gıyabında kendinize duyulan bir öfke. Simp olmaktan kurtulamadığınıza, sadece simp olmanın kaka bir şey olduğunu öğrendiğiniz için simp çukuruna düşmeyecek şekilde kadınlardan uzak durmayı becerebildiğinize işaret. Bu uzaklık kadınlarla artık doyurucu ve duygusal bir ilişkiye girmemek de olabilir, incelleşip tamamen uzak durmak da. Simp bir erkek olmaktan kurtulmanın yollarından biri de sevmekten uzak durmak ama bu sağlıklı bir kurtuluş değil, size de büyük haksızlık.
Simplikten kurtulmak ve manosphere
Bugün manosphere diyarına gelen insanların çoğu bu yolculuğa, kadınlar ya da bir kadın ile travmatik bir deneyimden başlıyorlar. Bu travma terk edilmek olabiliyor, reddedilmek olabiliyor, kullanılmak olabiliyor ya da aldatılmak olabiliyor. Bu erkekler bu duruma nasıl düştüm diye sorgulamaya başlıyorlar. “Hayatımın 3 yılını bu kadınla nasıl harcayabildim?”, “Nasıl oldu da kız arkadaşım bile olmayan ve sonunda başkasına giden bu kadına onca zaman ve para harcayabildim?”, vs.
Problem şu ki sevmek ve simp aptallığı ayrı şeyler olsalar bile, seven, aşık olan tarafınız ile, simp olup sizi yakan tarafınız birbirlerinden ayırması zor taraflarınız. Yani simp tarafınız en azından iyi olarak bildiğiniz tarafınıza çok yakın, birini öldürmeden diğerini nasıl kesip atacaksınız? “Aşk ile çok zavallı duruma düştüm, zayıf bir beta oldum, simp oldum” diyorsunuz. Bu çözmesi kolay olmayan bir problem.
Manosphere camiasında bu konuda işinize yarayabilecek birçok tavsiye mevcut. Öncelikle destek alabileceğiniz bir topluluk var, başkalarının da aynı şeyleri yaşadığını ve sonra kurtulduğunu görüp ilham alıyorsunuz. Kendinizi merkeze koymayı ve kendinize fiziksel, finansal ve ruhsal olarak bakmayı öğreniyorsunuz. Tek bir kadına odaklanmayın, sizi istemeyenin peşinde koşmayın, yüzünüze gülen her kadınla çocuklarınız kime benzeyecek hayallerine dalmayın, muhtaçlık – zayıflık iticidir, vs. Ama bu yardımın yanında manosphere içinde travmasını ve öfkesini aşamamış birçok kaynak olduğu için, duygusal olarak tatmin edici ilişki kuran, sevme kapasitesi olan tarafınızı, sağlıksız çalışıyor diye, tamamen çöpe atmanın iyi bir fikir olduğunu da öğrenebiliyorsunuz.
Başka insanlarda en çok nefret ettiğiniz şeyler, genellikle kendinizde en çok nefret ettiğiniz şeyler. Sizin canınızı yaktığı için nefret ettiğiniz bir yanınızı dışardaki insanlarda gördüğünüzde, kendinizden nefret etmek yerine o insanlardan nefret edebiliyorsunuz. Eğer tüm o “siz olmayan” kaybedenlerden nefret ederseniz, kendi içinizdeki kaybedenden nefret etmeniz gerekmiyor. Bu insanın içindeki kaybeden ile başa çıkma mekanizması olarak, kötü hissetmekten kaçmak için işe yarayan bir mekanizma ama oldukça uyumsuz ve aynı zamanda, orta ve uzun vadede zararı büyük ve sizi daha da kötü hissettirecek bir mekanizma.
Simp olmaktan nasıl kurtulurum?
İçinizde sevme kapasitesi olan tarafınızın bazı arızaları yüzünden yanıp durduğunuz için, bu tarafı “kötü” diye etiketlediğinizde, belki kötü çocuk olup daha fazla seks yapabiliyorsunuz ya da ilişki hüsranının toksik yakıt olarak kullanıp, hayatınızı diğer alanlarda iyileştirmeye başlıyorsunuz. Başka insanlarla aynı fikirde olduğunuz topluluklar bulabiliyorsunuz. Ama bu sefer de gerçekten sevgi dolu bir ilişki fırsatı karşınıza her çıktığında, bundan kaçıyorsunuz.
Sevme kapasitesi olan tarafınızı her kullandığınızda kontrolü elinizden kaçırıp yanıyorsunuz. Onu kullanmamaya başladığınızda, kontrolü elinizden kaçırıp yanma senaryosundan kurtuluyorsunuz ama hala sağlıklı ilişkiler yaşayamıyorsunuz.
Peki seveyim derken her defasında ipin ucunu kaçırıp simpleştiğiniz durumu, simpliğinizi, sağlıklı bir şekilde düzeltmenin yolu nedir? Yapmanız gereken en önemli şeylerden birisi, belki de en önemlisi, simpliğin sevgi ile değil bağımlılık ile alakalı olduğunu anlayıp, bağımlılığı tetikleyen dopaminerjik davranış, düşünce ve hayallerden uzak durmak. Çünkü örneğin sizi sadece arkadaş olarak gören bir kadını romantik şekilde hayal etmek, onu sürekli düşünmek, karşılık almadan bir şeyler yapmak, beyninizi aşık olduğunuza inandırırken sizi aslında bağımlılığa sürüklüyor.
Romantik sevgi karşılıklıdır ve karşılıklı olmayan romantik sevgi durumunda karşınızdaki insanla samimi olmak (arkadaşlık), ona duygusal yatırım yapmak, onu düşünüp durmak, hayal kurmak, vs. aşırı uyarana maruz kalmaktır. Aynı zamanda karşılıklı olsa bile, sizin partnerinize olan “sevginiz”, partnerinizin size olan sevgisinin çok üstüne çıktığında, bütün bunlar yine aşırı uyaran halini alırlar. Sevgi dengesizliği durumlarında karşınızdaki insanla ne kadar çok görüşürseniz, ne kadar çok mesajlaşırsanız, onu ne kadar çok düşünür ve onunla ilgili ne kadar çok hayal kurarsanız, onu sosyal medyada ne kadar çok stalklarsanız, ona o kadar çok bağımlı olursunuz.
İletişimi kesmek, nextlemek bu nedenle işe yarar. Sizi bağımlılığa sürükleyen dopaminerjik şeyleri hayatınızdan atıyorsunuz. İletişimi kestiğinizde ya da azalttığınızda, bunun sevgi değil de bağımlılık olduğunu kendiniz de görebilirsiniz zira bunları yaptığınızda hissettiğiniz şeye dikkat ederseniz, bunun bağımlılık yapıcı maddeden uzak durma ile ortaya çıkan yoksunluk sendromuna benzediğini görürsünüz.
İletişimi kestiğinizde, arkanızı dönüp kendi yolunuza baktığınızda hissettiğiniz şeye dikkat ederseniz, bunun aslında tamamen sizin ihtiyaçlarınızla alakalı olduğunu da göreceksiniz. “Onsuz olmuyor”, “onsuz yapamıyorum” dediğinizde tamamen ondan aldıklarınıza odaklanıyorsunuz, ona verdiklerinize değil. “Benimle ilişki istemiyor o zaman onun isteklerine saygı duyup ondan uzak durayım” deseniz bile bunu yapamıyorsunuz ve kendi isteklerinizin yoğunluğu ile ona ulaşıp duruyorsunuz.
Bir keresinde bir takipçi şöyle bir şey demişti:
“Abi benim onu sevdiğimin onda biri kadar sevseydi, o kadar mutlu olurdum ki!”
Bu sevgi değil arkadaşlar, bu kendini düşünen, karşısındakini düşünmeyen bağımlının sözleri. Arkadaşın kendi isteğine, ihtiyacına odaklanmış hali.
Bu istediklerinizi alamadığınız için sinirleniyorsunuz, hüsrana uğruyorsunuz, ağlıyorsunuz ve yine bu nedenle karşınızdakinden nefret etmeye başlayabiliyorsunuz. Belki daha da ileri gidip bütün kadınlardan nefret etmeye başlıyorsunuz zira size ihtiyacınız olduğunu düşündüğünüz şeyi, bağımlılığınızı tatmin edecek şeyi vermiyor ya da vermiyorlar. İpin ucunu kaçırıp belki de “neden bağımlı oldum, neden bundan kurtulamıyorum, her şeyi veriyorum ama hiçbir şey alamıyorum” diye kendinizden nefret etmeye başlıyorsunuz. Öfke ve nefretiniz büyüyüp sizi ele geçirebiliyor ama bunun sevgi değil bağımlılık portresi olduğunu anlamanız çok önemli.
“Seven sikilir, siken sevilir” denilen bir “bilgelik” var biliyorsunuz. Ama sikilen taraf sevdiğinden değil bağımlı olduğunuzdan sikiliyor. Her bağımlının bağımlılık maddesi tarafından sikilmesi gibi.
Klasik olacak ama olay sadece sevgi olsa, karşınızdaki insanın sizi bırakma, sizi kabul etmeme kararını kabul edip o kişiden uzak durursunuz. Ama o kişiye yaptığınız aşırı yatırım, karşılığında hissettiğiniz aşırı uyarılma ve dopamin yani bağımlılık sizi bunu yapmaktan alıkoyuyor.
Yani kısacası simp aslında kendi bağımlılığına, sabitlenmiş takıntısına odaklanmış bir insan. Arzu öznesi olan kişiye duyduğu ilgi sevgi değil bağımlılık. Karşılık görmeden yaptığı yatırım, sürekli düşünme, hayal, vs. ile yarattığı aşırı uyaran – dopamin ortamı içinde düştüğü bir bağımlılık.
Simp karşılıksız ilgisini, karşılıksız fedakarlıklarını, kendi duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için yapar. Simp kendi duygusal ihtiyaçlarını doyurmak için sürekli fedakarlık yapar, almadan verir. “Benimkisi trajik bir aşk”, “seni benim kadar seven olmaz”, “senin için her şeyi yaptım/yaparım” romantikliği içinde kendisini iyi hisseder. Ama bu sevgi değil, açlıktır.
Simp olmaktan kurtulmanın yolu, bu açlığınızı, bağımlılığınızı doyurmayı bırakmaktır. Bunu yaptığınızda ortaya çıkacak olan yoksunluk sendromunun acısını yaşayıp, yoksunluk sendromununu bağımlılık yapıcıya hiç bulaşmadan atlatmaktır.
Şu soruya bakalım:
“Mahmut abi uzun bir süredir yalnızım ve neredeyse karşı cinsle iletişimim yok denecek kadar azdı. Son haftalarda tekrar insan içine çıkmaya başladım ve geçen hafta gördüğüm ama konuşmaya cesaret edemediğim kıza sanırım oneitis? geliştirdim. Yani birkaç gündür kızla ilgili hayaller kuruyorum, birkaç fotoğrafına denk geldim onlara bakıyorum falan.
Liseden beri yaşamadığım (platonik ilgi duyduğun kızı kafanda meleklestirme) bu duygu tam olarak neden gerçekleşir sence? Uzun süreli yalnizliktan dolayı mıdır? çünkü liseden beri birçok kızla iyi kötü ilişkim oldu ve bu platonik ergen hisleri geçmişte bıraktığımı sanıyordum.”
Arkadaş kıza simplik yapmamış simp ile ne alakası var diyebilirsiniz. Ama dikkat ederseniz kıza bayağı yatırım yapıyor, sadece kızın haberi yok. Bu da bir çeşit ahmaklık.
Bu arkadaşa cevabım şu oldu:
“Liseden beri yaşamadığım (platonik ilgi duyduğun kızı kafanda meleklestirme) bu duygu tam olarak neden gerçekleşir sence?” Duygusal bir açlığı doyurmak için insan çeşitli sağlıksız bağımlılıklar geliştirir, bazıları senin gibi bir kızın hayalinden aldığı dopamin ile açlığını bastırır, bazıları başka uyuşturucularla. Bu tür bir oneitis bağımlılık olarak ele alınıp ona göre mücadele edilmeli.
Bu platonik şeyleri bırakmama nedenin alkoliğin alkolü bırakmaması ya da sigara tiryakisinin sigarayı bırakamaması ile aynı. Bırakmanın yolu da aynı. Bir biracıktan bir şey olmaz diye içtin mi, her gün içer hale gelmen birkaç gün sürer. Bir sigaradan bir şey olmaz diye başlarsın sonra yıllarca içersin. Bu durumda yapman gereken şey, gördüğün ve konuşmaya cesaret edemediğin kızın fotoğraflarına bakarak, onunla ilgili hayal kurarak yine bağımlılık kazanacağını bilip, en başında o tek sigarayı yakmamak yani hayali kafandan kovmak, fotoğrafa bakmamak. Bunu tetikte olup ilk başta o “masum” adımda engellersin.
Seninkisi sevgi değil, başlık sevgi ile ilgili. Seninkisi bildiğin sağlıksız başa çıkma mekanizması olarak bağımlılık.
Son olarak simp olmaktan kurtulduğunuzu düşünüyorsanız ama kadınlardan nefret ediyorsanız, bunun simp zayıflığına hala sahip olmanızdan kaynaklandığını kabul etmenizi tavsiye ederim. Yeniden sevmeye başladığınızda, kendinizi kontrol edemeyip simp olacağınızı ve yeniden bir kadına bağımlı olacağınızı hissediyorsunuz. Kadınlardan nefret etmek sizi onlara simp olmaktan koruyor mu? Evet. Ama bu sefer de sizin onlarla sağlıklı ilişkiler kurmanıza engel oluyor. Bir daha simp olmamak için sağlıklı ve anlamlı ilişki kurma kabiliyetinizi feda ediyorsunuz.
Bunun yerine, acınızın sizin kişisel zayıflığınızdan kaynaklandığını kabul edin. Bu zayıflığınız sonucu yaşadığınız acıdan, kadınlardan anlamlı ve duygusal ilişki kurmaktan uzak durarak kaçıyorsunuz, bu işe yarıyor ama maliyeti çok yüksek. Neyse ki, arızalı bir fonksiyonunuzu her kullandığınızda acı çekiyorsanız, acıdan kaçmanın tek yolu, o arızalı fonksiyonu kullanmayı bırakmak değil. Arızayı gidererek hem acıdan kurtulup hem de sağlıklı ilişkiler yaşamanız mümkün.
Merhaba. Ben 30 yaşındayım. Çalıştığım yerde (aynı şirkette değil binada) bir süre bakıştığımız bir kız vardı. Sonunda gidip çıkma teklif ettim ve beni direkt reddetti. Ben kendi işime baktım ama neredeyse 2 ay oldu, hala bana bakıp duruyor. Habersiz bakıyor ama ben baktığını fark ediyorum. Ben hiç ona bakmıyorum ve o yokmuş gibi davranıyorum. Bunu neden yapıyor? Benimle dalga mı geçiyor yoksa egosunu mu tatmin ediyor?
Birincisi, çıkma teklifi pişmanlıktır. Sadece uzaktan bakıştığın kızla gider konuşursun, birkaç konuşmada sıcaksa buluşmaya davet edersin. Eğer iki teklifini reddederse kızı bırakırsın. Şimdi sen pat diye çıkma teklif ederek işi başından kilitlemişsin, direkt reddedilmişsin.
İkincisi, iki aydır bakmasan bile dikkatin muhtemelen sürekli olarak kızda. Kız da arada sırada sana bakacağı için, koca 2 ayda her bakışını kendine yorumladın. Bu tür kızın amacı nedir sorularının cevabı hemen her zaman “yoksa beni istiyor da ondan mı yapıyor” şeklindedir. Sen “benimle dalga mı geçiyor yoksa egosunu mu tatmin ediyor” diye sorarken aslında cevabın “ne dalgası, ne egosu, seni istiyor, pişman oldu, gel yiğidim demeye çalışıyor” gibi bir şey olmasını umuyorsun.
Muhtemelen özel bir sebeple yapmıyor, kıza bakmamaya çalışıp bir yandan da onun sana bakıp bakmadığını hissetmeye çalışırken kasıntı durman gülünç olabilir. Senin yöne her baktığında kendi üzerine alınıyor olabilirsin.
Bu durumda gidip bir daha teklif etsem mi?
Çıkma teklif etmesen gidip konuşabilirdin ama bir kere öyle direkt reddedildiğin için bu kızı pas geçmeni tavsiye ederim. Bu durumda “sürekli bakıyor, belki de beni istiyor” diye gidenlerin %90’I hüsrana uğrıyorlar. Senin için de ihtimaller bunlardan daha iyi değil.
Ayrıca komik bir şekilde yok saydığın kızla birden nasıl konuşacaksın. Çıkma teklif et sonra arıza bir şekilde yok say davranışların gerçekten absürt ve dediğim gibi arıza. Eğer kıza pat diye çıkma teklif etmek yerine kızla biraz muhabbet, bağ kurmaya çalışsaydın da sonra reddedilseydin, kız seni istiyor hale gelseydi sana ulaşırdı, seninle konuşurdu zaten. Pat diye teklif ederek ve üstüne kızı görmezden gelerek bu tür bir dönüşün önünü kesmişsin.
Bu arada iş ve okul ortamında bu şekilde çıkma teklifli ya da hemen hemen aynı anlama gelen “seni tanımak istiyorum” şeklinde yürüme yaptınız ve reddedildiyseniz, bunu ikinci kez yapmayın. Alt tarafı iki kere reddedilirim diye düşünebilirsiniz ama bu şekilde şikayet edilen çok adam gördüm. Şirketine şikayet ediliyor mesela ya da kadın bir daha bana yaklaşırsan seni şikayet ederim diye tehdit edebiliyor. Bazen nadir olsa da öfkeli bir erkek arkadaş ya da kocayla da muhatap olma ihtimaliniz var.
Özellikle iş yeri ve okul çevresinde, ortaokul çocukları gibi çıkma teklif etmek yerine, sürekli olarak bir makul bir şekilde reddedebileceğiniz incelikte hareket edin. Mesela gidin normal muhabbet edin, hemen telefon istemeyin, sonra gördüğünüzde bir iki kere daha konuşun ve sıcaksa bir şeyler yapmaya çağırın ve tel alın. Tüm bu aşamalarda kadın sizi soğuk ve kısa cevap vererek olsun, buluşma isteğini reddederek olsun dolaylı olarak reddedebilsin. Hani kadın da, bunu anlattığı kişiler de sizin neden konuştuğunuzu biliyor ama siz bir yerde çıkıp “yok canım, yanlış anladı, öyle bir niyetim yoktu” diye makul bir şekilde olayı reddetseniz, gerçekten de karşıdaki pek bir şey söyleyemez.
Bu bakıyor, neden bakıyor olayının bir de online versiyonu var onu daha fazla duyuyorum: Abi beni reddetti / terk etti ama hikayelerime bakıyor. Neden?
Senin hikayelerin, diğer hikayeler arasında gelip geçiyor, büyük ihtimalle öyle bakıyor. Seni istediğinden, pişman olduğundan değil. Bu kız senin hikaye ya da fotoğraflarını beğeniyor bile olabilir. Ama bunlar genellikle, soran kişinin umduğu amaçlarla olmuyor.
Kısacası bu soruların tamamı aynı şekilde ve cevabı muhtemelen senin umduğun şey değil.
Beni reddetti ama bakıyor yoksa (yoksa beni istiyor mu)?
Beni reddetti ama numaramı silmedi (yoksa beni istiyor mu)?
Beni reddetti ama hikayelerime bakıyor (yoksa beni istiyor mu)?
Beni reddetti ama göndermeli hikayeler paylaşıyor (yoksa beni istiyor mu)?
Bir muhabbetin olmayan kız senden neden hoşlansın bilemeyeceğim ama seni reddetti zira senden hoşlanmıyordu. Niye bakıyor soruna cevap verdim ama burada sıkla verilen “acaba bana bakıyor mu? hala aklı bende mi? bana baksın da biraz egomu tatmin edeyim diyor” tadında cevaplara da değineyim. Zaten sen de burada “yoksa egosunu mu tatmin ediyor” diye sormuşsun.
Burada olan daha çok kızın sana bakıyor olması umudunun, kızın sana doğru baktığı her anı yakalayacak olan dikkatin ile birleşip sana oyun oynamasıdır.
Egoyu megoyu geç zira asıl sorun, seni reddetmiş kızı düşünüp duruyor, ona dikkat veriyor ve onunla ilgili hayal kuruyor olman (“bana bakiir demek beni seviiir”). Kıza duygusal yatırım yapıp duruyorsun. Bu da senin daha çok fanteziye boğulmana neden oluyor.